<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:media="http://search.yahoo.com/mrss/" version="2.0">
         <channel>
         <title>SAĞLIK</title>
         <link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/saglik/</link>
         <description>sağlık ile ilgili güncel haberler</description><item>
			<title><![CDATA[DSÖ AÇIKLADI]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), son günlerde özellikle Atlas Okyanusu’nda karantinaya alınan bir kruvaziyer gemisinde ortaya çıkan vakaların ardından hantavirüs konusunda dikkat çeken açıklamalarda bulundu. DSÖ yetkilileri, virüsün kuluçka süresinin uzun olması nedeniyle önümüzdeki günlerde yeni vakaların ortaya çıkabileceğini belirtti. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hollanda bayraklı “MV Hondius” isimli gemide şimdiye kadar çok sayıda şüpheli vaka incelenirken, bazı vakaların laboratuvar testleriyle doğrulandığı açıklandı. Salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin olduğu belirtilirken, gemide bulunan yolcuların kabinlerinde izole edildiği öğrenildi.

Hantavirüs nedir?

Hantavirüs, çoğunlukla fare ve diğer kemirgen türleri tarafından taşınan tehlikeli bir virüs grubu olarak biliniyor. İnsanlara genellikle enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğüyle temas sonucu bulaşıyor. Özellikle kurumuş fare dışkılarının havaya karışmasıyla virüs solunum yoluyla insan vücuduna girebiliyor.

Uzmanlara göre hantavirüs vakalarının büyük bölümü doğrudan kemirgen temasıyla ortaya çıkıyor. Ancak Güney Amerika’da görülen “Andes” türü hantavirüsün, yakın temas halinde insandan insana bulaşabileceği de değerlendiriliyor. DSÖ, kruvaziyer gemisindeki vakalarda bu ihtimalin araştırıldığını açıkladı.

Belirtileri neler?

Hantavirüsün ilk belirtileri çoğu zaman grip ile karıştırılıyor. Hastalık genellikle:

* Yüksek ateş
* Şiddetli kas ağrısı
* Baş ağrısı
* Halsizlik
* Mide bulantısı ve kusma
* Karın ağrısı
* Titreme
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2026/05/dso-acikladi-8917.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2026/05/dso-acikladi-8917.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2026/05/dso-acikladi-8917-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2026/05/dso-acikladi-8917.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/dso-acikladi/12383/</link>
			<pubDate>Fri, 08 May 2026 10:57:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Faydalarını duyan kilo kilo satın alıyor]]></title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş’ın coğrafi işaretli tescilli acı biberinde hasat dönemi başladı. Ağrı kesici özelliğiyle ön plana çıkan kırmızı acı biber, genel sağlık üzerindeki diğer faydalarıyla da dikkat çekiyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk mutfağının vazgeçilmez tadı, aynı zamanda ilaç ve kimya sektöründe de kullanılan biber, tarlada toplandıktan sonra kurutulmaya bırakılıyor.


Tarlada makinelerle ve elle tek tek toplanan biberler sergilerde kurtulup kentteki fabrikalarda işlendikten sonra sofraları süslüyor. Türkiye’nin biber üretiminin yüzde 13,10'unu Kahramanmaraş karşılıyor.


Pazarcık Narlı ve Türkoğlu ilçesinin birçok köyünde 25 bin dekarda ekilen acı Maraş biberinden 50 bin ton yaş biber elde edildi.


Fabrikalara gönderilerek belirli işlemlerden geçen 50 bin ton yaş biberden 12 bin 500 ton baharatlık pul (yaprak) biber elde edildi. Tescilli Maraş biberi aroması, rengi ve farklı tadıyla sofralarda yerini almaya başladı.


İlkel tarımdan modern tarıma geçen kentte bibercilik önemli bir sektör. Binlerce çiftçinin ekim yaptığı bereketli topraklarda, çevre illerden gelen tarım işçileri de istihdama katkı sağlıyor.


Maraş biberinin yüzde 50’si ihracata giderken, geri kalan kısmı Türkiye’nin tüm illerine pazarlanıyor. Çiftçi Hakan Elmalı, ''Tarladan toplanan biber şu anda sergide kurutma halinde, daha sonra fabrikadan geçirilen işlem sonrası sofralara gider. Yemeklere ayrı bir lezzet veriyor. Sahte ürünlerin toplanması ve vatandaşların almaması lazım. Biber dünyanın dört bir yanına da gönderiliyor'' dedi.


Kırmızı acı biber, kapsaisin adı verilen bir bileşik içerir. Kapsaisin, metabolizmayı hızlandırarak kilo vermeye yardımcı olur.


Aynı zamanda ağrıyı dindirir ve bağışıklık sistemini güçlendirir. Bunların yanında acı biber, doğal bir ağrı kesici olarak migren ve eklem ağrılarını hafifletmede de etkilidir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/faydalarini-duyan-duyan-kilo-kilo-satin-aliyor-675.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/faydalarini-duyan-duyan-kilo-kilo-satin-aliyor-675.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/faydalarini-duyan-duyan-kilo-kilo-satin-aliyor-675-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/faydalarini-duyan-duyan-kilo-kilo-satin-aliyor-675.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/faydalarini-duyan-duyan-kilo-kilo-satin-aliyor/11365/</link>
			<pubDate>Thu, 31 Oct 2024 12:33:20 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Milyonlarca fatura ve reçete gözden geçirilecek]]></title>
			<description><![CDATA[Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ‘geri ödeme’ istismarına karşı yapay zekalı kontrol sistemini devreye alıyor. ‘CO-PİLOT’ adlı programla, milyonlarca fatura ve reçete gözden geçirilecek. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Özel hastanelerin geri ödeme sistemi istismarına karşı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan yapay zekâlı kontrol sistemini duyurmuştu.

Edinilen bilgiye göre, bu yılın ilk çeyreğinde hazırlık çalışmaları başlayan proje kapsamında geliştirilen “CO-PİLOT” adlı programla, yapay zekâdan faydalanılarak milyonlarca fatura ve reçetenin gözden geçirilmesi sağlanacak. Sağlık, sigorta ve emeklilik verilerinin yapay zekâ destekli sistemle entegrasyonu sağlanarak, denetime destek verilecek. SGK tarafından belirlenecek risk senaryoları üzerinden risk analizi yapılırken; kayıp-kaçak, suistimal, anomali tespiti, veri ile karar alma, risk odaklı denetim, akıllı asistan, veri ile tahmin modelleme uygulamaları etkinleştirilecek.

SGK’ya tahakkuk ettirilen geri ödeme tutarların yapay zekâ algoritmalarıyla incelenmesiyle, “riskli alan”, “riskli sağlık hizmet sunucusu” ve “riskli davranışların” tespit edilmesi ve bu tespitlerin fatura inceleyici hekimlere sunulması öngörülüyor. Projenin hayata geçmesi ile geri ödeme fatura maliyetlerinin düşürülmesi, fatura inceleme operasyon süreçlerinin kısaltılması, iş gücü ile maliyetlerin verimli kullanılması amaçlanıyor.


Proje sürecinde, “MEDULA Fatura İnceleme ve Risk Odaklı Denetim” senaryosu pilot senaryo olarak seçilerek ön çalışmalara başlandı. Projenin pilot çalışmaları kapsamında, “branş ve hastane bazında risk skorlaması”, “işlem bazında usulsüz işlem tahmini”; “hastane, hasta, doktor, eczane, ilaç ve ilaç firmaları arasındaki riskli ağ analizi” ile “fatura inceleyici uzman hekim ekran tasarımı” da yer alıyor.


Özel hastanelerin geri ödeme kapsamında fatura ettiği ve kesinti yapılıp yapılmaması için karar alınan ödeme kalemlerinin yanı sıra hastaya ilişkin tanı, ilaç, tahlil gibi fatura detay bilgilerinin öğrenme verisi olarak kullanıldığı sistem ile doktorların karar mekanizmasının modellenmesi hedeflendi.

 

ANORMAL BAĞLANTILAR

Daha sonra branş bazında hekim ve tesis davranışlarını öğrenen model, işlemlerin uygun olup olmadığını tahmin edebilir hale geldi. Bu şekilde hastane, hasta, doktor, eczane, ilaç ve ilaç firmaları arasındaki anormal bağların tespit edilmesi mümkün hale gelirken, ön çalışma test sonuçlarının da fatura inceleyici hekimler tarafından yeniden değerlendirilmesi sağlandı. Sistem ile ilgili farklı çözüm ve sonuçlar ile uygulanabilirlik ile ilgili çalışmaların ise devam ettiği bildirildi. Gerekli insan kaynağı ve sistem altyapısı kurulmasının projenin  birim taleplerini karşılanabilir hale getirilmesi hedefleniyor.

 

TEDAVİ, İLAÇ VE MALZEME BİLGİLERİ SİSTEMDE

Halihazırda SGK tarafından kullanılan sistemle, SGK tarafından sigorta kapsamındaki kişilere sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin bilgilerin elektronik ortamda gönderilmesi, “MEDULA” sistemi ile sağlanıyor. Bu kapsamda uygulanan tüm tedavi, ilaç ve malzeme bilgileri sisteme kaydediliyor. Hastaneler tarafından SGK’ya gönderilen faturaların görevli hekimler tarafından değerlendirilmesinde; tıbbi uygunluk, evrak bütünlüğü, işlem yapma gerekçeleri dikkate alınıyor. Bu çerçevede SGK tarafından hizmetler incelenip, gerekli durumlarda kesinti yapılabiliyor.


MİLYONLARCA FATURA GÖZDEN GEÇİRİLECEK

Bakan Işıkhan, yapay zekâ destekli programı şöyle duyurmuştu:

“Sosyal Güvenlik Kurumumuzda özellikle yapay zekâdan da faydalanarak geliştirdiğimiz, arkadaşlarımızın üzerinde ciddi emek verdiği CO-PİLOT adını verdiğimiz program ile; nerede ayrıcalık var, sapma var, hata var gibi birçok sorunu, çağın gerektirdiği yapay zekâ desteğiyle ele alacağız. Faturaların incelenmesi için SGK bünyesinde oluşturulmuş inanılmaz bir ekip var. Ayrıca CO-PİLOT uygulamamızla yapay zekâdan faydalanılarak milyonlarca fatura ve reçetenin gözden geçirilmesi sağlanacak. Bu uygulama bize bir hata payı verecek. Hani standart sapma diyoruz ya, bazen bu sapmaya bağlı olarak da bu tür aykırı uygulamalarda, kaçak, kayıp, tekrar gerek duyulmayan incelemeler ve tetkikler yapıldığı zaman da bunları rahatlıkla gözlemleyebileceğiz. Bilgi Teknolojileri Genel Müdürlüğümüz tarafından bu hizmet yakın zamanda gündeme alınacak. Böylece çağın gerektirdiği denetim mekanizmalarını da uygulamış olacağız. Burada risk odaklı denetimler daha da genişleteceğiz.”

Kaynak: Mithat Yurdakul
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/milyonlarca-fatura-ve-recete-gozden-gecirilecek-2806.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/milyonlarca-fatura-ve-recete-gozden-gecirilecek-2806.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/milyonlarca-fatura-ve-recete-gozden-gecirilecek-2806-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/milyonlarca-fatura-ve-recete-gozden-gecirilecek-2806.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/milyonlarca-fatura-ve-recete-gozden-gecirilecek/11332/</link>
			<pubDate>Fri, 25 Oct 2024 08:40:16 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Hobi edinmek sağlığa iyi geliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Çalışmalara göre, bir hobiye sahip olmak hem beyin hem de fiziksel sağlığı artırıyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ 

ABD, Japonya, Çin ve 13 Avrupa ülkesinde 4 ila 8 yıl süren çalışmalarda 93 binden fazla yaşlı insan takip edildi. Hobileri olan katılımcıların hobileri olmayan katılımcılara göre daha az depresyon belirtisi ve daha fazla sağlık, mutluluk ve yaşam memnuniyeti bildirdi. Uzmanlar, özellikle fiziksel aktiviteye yönlendiren hobileri tavsiye ediyor. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/hobi-edinmek-sagliga-iyi-geliyor-9993.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/hobi-edinmek-sagliga-iyi-geliyor-9993.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/hobi-edinmek-sagliga-iyi-geliyor-9993-t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/10/hobi-edinmek-sagliga-iyi-geliyor-9993.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/hobi-edinmek-sagliga-iyi-geliyor/11320/</link>
			<pubDate>Thu, 24 Oct 2024 08:01:12 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kulak Çınlamasının Altında Yatan  7 Sebep]]></title>
			<description><![CDATA[Hepimiz zaman zaman kulak çınlaması, vızıltı veya şırıltı gibi sesler duymuşuzdur. Peki, kulak çınlaması neden olur, nereden geliyor bu sesler? Tıp dünyasında “tinnitus” olarak da bilinen kulak çınlaması, bazen basit bir durum olsa da bazen de bir rahatsızlığın habercisi olabilir. Bu yüzden de kulak çınlaması tedavisi ve nedenleri gibi her detayı bilmekte fayda var.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çoğu zaman dışarıdanmış gibi algıladığımız bu sesler aslında kulağımızın içinden gelir. Dışarıdan herhangi bir ses gelmeksizin kişinin kendi kulağında sesler duyması durumu oldukça yaygın bir durum.
Hem geçici hem kalıcı olabilen kulak çınlaması, tek taraflı olabileceği gibi çift taraflı da yaşanabilir. Çoğu zaman yanlış anlaşılan, yaşam kalitenizi bozabilecek kulak çınlaması nedenleri hakkında bilmeniz gerekenler bulunuyor.
Kulak çınlaması nedir?

Kulağınız çınladığı zaman “Biri beni anıyor.” gibi espriler yapsak da aslında bunun daha fazlası var. Yaygın bir sorun olan kulak çınlaması, insanların yaklaşık yüzde 15 ila 20’sini etkiliyor ve özellikle yetişkinlerde görülüyor. Bu tabii ki çocuklarda görülmeyeceği anlamına gelmiyor.

 
Çınlama, uğultu, tıslama, cıvıltı, ıslık sesi ve diğer sesleri duyma hissi olarak tanımlanan kulak çınlaması, kimi zaman sürekli olabileceği gibi kimi zaman gürültülü ve aralıklı da olabilir. Arka plan gürültüsü düşük olduğunda genellikle daha kötü olur. Özellikle geceleri sessiz bir odada uyumaya çalışırken bunun farkına daha çok varabilirsiniz.

Kulaklarda gürültüyü yaratan nedir?

“Kulak çınlaması neden olur?” sorusuna net bir cevap vermek mümkün değil ancak bazı teoriler var. Bunlardan biri de iç kulaktaki hasarın, sinirler tarafından beynimizin sesi işleyen kısımlarına taşıyan sinyalin değişmesi durumu.

Diğer teori ise işitsel korteks ile diğer sinir devreleri arasındaki anormal etkileşimler. Dikkati ve duyguları kontrol eden işitsel korteks, beynin diğer bölümleri ile iletişim hâlindedir ve bazı çalışmalarda görülmüş ki kulak çınlaması yaşayan kişilerin bu işitsel olmayan beyin bölgelerinde bazı değişiklikler var.


Kulak çınlamasının iki yaygın türü var: Subjektif ve objektif

Yaygın olarak görülen tür subjektif kulak çınlaması. Sesleri yalnızca siz duyabilirsiniz. Nadir de olsa ses, kalp atışınıza uygun ritmik olarak titreşir. Eğer bunu doktor, stetoskopla duyuyorsa nesnel kulak çınlaması tanımı yapılır. Ancak bilim insanları, hâlen daha bunun nasıl olabildiğini anlamış değiller.

Objektif kulak çınlaması ise nadir görülen bir durum. Atardamarlardan veya toplardamarlardan akan kanın ürettiği gürültü gibi kulağa yakın yapıların yarattığı gerçek gürültü temsil edilir. Diğer insanlar bazen o kişiye çok yakınsa çınlama seslerini duyabilir.

Peki kulak çınlaması nedenleri nelerdir? Madde madde bakalım.


	Yaşa bağlı işitme kaybı
	Ses kirliliği
	Kulak enfeksiyonları ve hastalıklar
	Kulak kiri birikimi
	Baş ve boyun travmaları
	Bazı ilaçların yan etkileri
	Stres ve anksiyete


Yaşa bağlı işitme kaybı (presbycusis)

Yaş ilerledikçe, iç kulaktaki sinir hücrelerinin zarar görmesi sonucu işitme kaybı yaşanabilir. Bu durum, özellikle 60 yaş üstü bireylerde kulak çınlamasına neden olabilir.

Ses kirliliği

Uzun süreli yüksek ses seviyelerine maruz kalmak (konserlerde, kulüplerde veya iş yerinde) iç kulağa zarar verebilir.

Kulak enfeksiyonları ve hastalıklar

Orta kulak enfeksiyonları, Meniere hastalığı gibi kulak hastalıkları veya eustaki tüpünün işlev bozukluğu da tinnitusa yol açabilir.

Kulak kiri birikimi

Kulak kiri her ne kadar kulağımızı koruyan bir madde olsa da fazlası kulak kanalını kapatabilir ve ses dalgalarının iç kulağa ulaşmasını engelleyerek çınlamaya neden olabilir.

Baş ve boyun travmaları

Kafa ve boyun bölgesinde yaşanan travmalar; iç kulak yapısını, işitme sinirlerini veya beyinle ilgili bölgeleri etkileyerek kulak çınlamasına sebep olabilir.

Bazı ilaçların yan etkileri

Aspirin, bazı antibiyotikler ve kanser ilaçları gibi ilaçların yüksek dozları, kulak çınlamasını ortaya çıkarabilir.

Stres ve anksiyete

Psikolojik faktörler, özellikle stres ve anksiyete, kulak çınlamasının şiddetini ve sıklığını artırabilir.

Bu nedenlerin her biri, kulak çınlamasının potansiyel tetikleyicileri olarak görülebilir. Ancak tinnitus genellikle birden fazla faktörün birleşimi sonucu ortaya çıkar. Bu nedenle, kesin nedenin belirlenmesi ve uygun tedavi yönteminin seçilmesi için bir sağlık profesyoneline danışmak gerekir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/03/kulak-cinlamasinin-altinda-yatan-7-sebep.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/03/kulak-cinlamasinin-altinda-yatan-7-sebep.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/03/kulak-cinlamasinin-altinda-yatan-7-sebep_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/03/kulak-cinlamasinin-altinda-yatan-7-sebep.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kulak-cinlamasinin-altinda-yatan-7-sebep/11200/</link>
			<pubDate>Wed, 06 Mar 2024 18:08:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Eski Mısırlılar Ölülerini Ne Zaman Mumyalamaya Başladılar?]]></title>
			<description><![CDATA[Eski Mısırlılar belki de en çok, devasa piramitler inşa etmek, yeraltı mezarlarını cömert eserler ile doldurmak gibi ölülere karşı davranış biçimleriyle tanınıyorlar. Mısırlılar ayrıca ölen kişilerin çoğunun vücutlarını korumak için mumyalıyordu.

Peki Eski Mısır’daki insanlar ne zaman ölülerini mumyalamaya başladı?

Konuyla ilgili iki makalenin ortak yazarı olan York Üniversitesi’nden araştırmacı Stephen Buckley, “Bilimsel olarak açık bir şekilde kanıtlanan Mısır mumyalamasının kökeni MÖ 4.300 civarına dayanıyor. Daha da eskiye uzandığına dair bulgular ortaya çıkabilir” diyor.

Bu kanıt, Kahire’nin yaklaşık 320 kilometre güneyindeki Mostagedda bölgesindeki eski bir Mısır mezarlığında bulunan 6.300 yıllık mumya sargılarını da içeriyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Buckley ve meslektaşlarının 2014 yılındaki PLOS One çalışmasında belirttiği gibi, söz konusu mezarlar 20. yüzyılın başlarında kazıldı ve sargıları İngiltere’ye getirildi. Şu anda ise Bolton Müzesi’nde tutuluyor.

Bu çalışmada bilim insanları sargıları test etti ve bunların genellikle mumyalamada kullanılan reçineler içerdiğini buldu. Testler, bu reçinelerin bitkisel yağ, hayvansal yağlar, balmumu ve bitkisel sakız gibi çeşitli bileşenlerden yapıldığını gösterdi. Bilim insanları, benzer reçinelerin daha sonraki dönemlerde eski Mısırlılar tarafından mumyalama amacıyla da kullanıldığını belirtti.

MÖ 4.300 tarihini bağlam içine oturtmak gerekirse, bu, Mısırlıların hiyeroglifleri geliştirmesinden yaklaşık 1.000 yıl ve piramit inşa etmeye başlamalarından yaklaşık 1.500 yıl öncesine denk geliyor. Aynı zamanda Mısır’ın tek bir firavun altında birleşmesinden yaklaşık 1.000 yıl öncesine tarihleniyor.


Doğal mumyalama

Cesetleri mumyalamak için yapay yöntemlerin kullanıldığına dair en eski kanıt MÖ 4.300 yıllarına kadar uzanırken, Mısırlılar daha da eski zamanlarda doğal mumyalamaya başvurmuşlardı.

Buckley, doğal mumyalamanın sıcak, kuru kuma gömülmek gibi uygun gömme koşullarının neden olduğu tesadüfi bir süreç olduğunu söylüyor. Buckley, “Mısırlılar bilinçli bir eylem açısından ölülerini herhangi bir zamanda doğal olarak mumyalamaya başlamadılar” diyor.

Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden Mısır Bilimi profesörü Salima Ikram, doğal olarak mumyalaşmış bedenlerin en eski örneklerinin MÖ 5000’den önceye ait olduğunu söylüyor.

Yapay mumyalama geliştirildikten sonra bile birçok Mısırlı, yapay mumyalamaya paraları yetmediği için hâlâ doğal yollarla mumyalanıyor ve çöle gömülüyordu. Buckley, Eski Mısırlıların çoğunluğunun hiçbir hazırlık yapılmadan basitçe yerde bir çukura konulduğunu ve kazara doğal olarak mumyalaşabileceğini söylüyor.

Ikram, eski Mısırlıların aklında ne olduğunu bilmediğimizi söylüyor. Ancak kim sudan uzak, tabutla veya deriyle kapatılmamış kumlu bir mezara konursa doğal olarak mumyalanıyordu.

Royal Ontario Müzesi’ne göre MS 2. ve 5. yüzyıllar arasında Hıristiyanlık Mısır’da yayıldıkça yapay mumyalamanın kullanımı azaldı. Müze, eski Mısır dininin bedeni öbür dünya için korumanın önemini vurgularken, Hıristiyanlığın bunu yapmadığını belirtiyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/eski-misirlilar-olulerini-ne-zaman-mumyalamaya-basladilar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/eski-misirlilar-olulerini-ne-zaman-mumyalamaya-basladilar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/eski-misirlilar-olulerini-ne-zaman-mumyalamaya-basladilar_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/eski-misirlilar-olulerini-ne-zaman-mumyalamaya-basladilar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/eski-misirlilar-olulerini-ne-zaman-mumyalamaya-basladilar/11121/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Feb 2024 10:34:06 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[İş Hayatında Sağlıklı Beslenmenin 7 Kuralı]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlıklı beslenme alışkanlıklarının iş hayatında da edinilmesi, çalışanların yalnızca fiziksel sağlığı için değil, aynı zamanda zihinsel sağlıkları, üretkenlikleri ve iş tatminleri açısından da büyük önem taşıyor. Günümüz iş hayatı; masabaşında, bilgisayar karşısında geçirilen uzun çalışma saatlerini ve sık seyahat etmeyi gerektiriyor. Bu durum stresi de beraberinde getiriyor. Yaşam tarzı, obezite görülme sıklığının çalışanlar arasında her geçen gün artmasına neden olduğu gibi, kötü beslenme alışkanlıkları kalp hastalığı, diyabet ve kanser gibi çeşitli sağlık sorunlarına da yol açıyor. Memorial Antalya Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Dyt. Berna Ertuğ, iş hayatında sağlıklı beslenmenin püf noktalarını anlattı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Doğru besin tüketmek stresi azaltır

Tüketilen yiyecekler vücut tarafından glikoza dönüştürülerek vücuda ve beyne güç sağlayan enerji yaratılır. Vücudun ve beynin glikozu azaldığında, odaklanmakta ve konsantre olmakta güçlük çekilir. Yapılan araştırmalar, sağlıklı beslenen çalışanların gün içerisinde enerjisinin arttığını ve daha verimli olduklarını ortaya koymaktadır. Sağlıklı besinler beyin fonksiyonlarını iyileştirerek iş zorluklarıyla baş etmeyi kolaylaştırır. Araştırmalara göre, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını sürdüren kişilerin strese maruz kalma olasılıkları daha düşüktür. Bu da performanslarının artmasına neden olur.

Olumsuz beslenme alışkanlıklarınızın farkında olun

Ofis çalışanlarında obezite görülmesinin başlıca nedeni uzun süre hareketsiz masabaşında oturmaktır. Olumsuz beslenme alışkanlıkları olarak; toplu çalışma alanlarında aralarda abur-cubur besinler atıştırmak, öğle yemeğini masada fast-food tarzı yağlı ve kalorili besinlerden oluşan bir mönüyle yapmak, masada su yerine sürekli çay, kahve, meşrubat tarzı içecekler tüketmek, ofis içerisinde ara öğün bulundurmamak, toplantıların sık ve uzun saatler sürmesi sonucunda ara veya ana öğünleri atlamak olarak sıralanabilir.

İş hayatında bunlara dikkat ederek sağlıklı beslenebilirsiniz;

1- Sabah güne mutlaka kahvaltıyla başlayın.

2- İş stresini azaltmak için işyerinde gün içinde 5 dakikalık yürüyüşler yapın.

3- Öğle yemeği şirkette servis ediliyorsa karbonhidratlı, ağır gıdalar yerine hafif ve düşük kalorili yemekler tercih edin. Özellikle salata ve protein içeren bir besin sizi uzun süre tok tutacak, atıştırmaları engelleyecek ve öğleden sonra daha verimli çalışmanızı sağlayacaktır.

4- Meşrubat tarzı içecekleri tüketmek yerine masalarınıza bir sürahi su alın ve bol bol su tüketin.

5- Çay, kahve yerine bitki çaylarını tercih edin. Özellikle stresi azalttığı için rezene, bağışıklık sistemi içinse adaçayı ve ıhlamur tüketin.

6- Sık seyahat etmek zorunda olan kişiler kilolarını korumak ve sağlıklı beslenmek için az ve sık yemek zorundadır. Yağsız kraker ile ayran, kuru kayısı, ceviz veya badem, 1 meyve, 1 avuç leblebi, yarım simit ile peynir, yağsız tost ve ayran her yerde bulabilecek, pratik ve sağlıklı tercihlerdir. Bulunulan şehir veya ülke koşullarına göre her gün 5-6 porsiyon sebze ve meyve tüketilmelidir.

7- Toplantılarda ikram edilen kurabiyelerden uzak durun. Bunlar yerine yağsız kraker, çeyrek simit, kuru kayısı, ceviz, peynirli kepekli sandviçler, çiğ sebzeler ve bitki çayları tercih edebilirsiniz.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/is-hayatinda-saglikli-beslenmenin-7-kurali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/is-hayatinda-saglikli-beslenmenin-7-kurali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/is-hayatinda-saglikli-beslenmenin-7-kurali_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/is-hayatinda-saglikli-beslenmenin-7-kurali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/is-hayatinda-saglikli-beslenmenin-7-kurali/11116/</link>
			<pubDate>Mon, 19 Feb 2024 17:58:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kim Korkar Matematikten!]]></title>
			<description><![CDATA[Olimpiyat matematik öğretmeni Ramazan Aydın, çocukların seviyesine göre ve doğru yöntemlerle eğitim verildiğinde, her öğrencinin matematikte daha iyisini başarabileceğini söyledi. Matematikte istediği başarıyı yakalayan öğrencilerin velileri de, çocuklara matematikten korkmamaları tavsiyesinde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Pozitif Eğitim’in kurucusu ve Olimpiyat matematik öğretmeni Ramazan Aydın, ortaokul ve lisede çocukların karma bir eğitimden geçtiğini, seviyesi ne olursa olsun sınıftaki öğrencilerin hepsinin aynı matematiği gördüğünü belirterek, bu durumun çocukların matematikte gerçek potansiyellerini ortaya çıkarmasını engellediğini söyledi.

Zayıf olan çocukların geride kalıp öğrenemediğini-özgüvenlerinin kaybolduğunu, matematiğe yeteneği olan çocukların ise kendi seviyelerine göre kolay olan programdan sıkıldığını ifade ederek, bu nedenle öğrencilerin gerçek potansiyellerini ortaya koyamadığını dile getirdi.


Yıllardır ulusal ve uluslararası matematik olimpiyatlarına öğrenci hazırladıklarını ve dereceler elde ettiklerini kaydeden Ramazan Aydın, doğru matematik eğitimi gören her öğrencinin matematik netlerini artıracağını belirterek şunları söyledi:

“Sınıf gözetmeksizin çocukların seviyesine göre eğitim verilmesi gerekir. Çünkü matematiğin sınıfı yoktur. Biz burada onu yapıyoruz. Nereye kadar biliyorsa, nereye kadar öğrenmişse onun üstüne koyarak ilerliyoruz. Burada çok fazla matematik sorusu çözüyorlar. Farklı soru türlerini görüyorlar. Onların matematiği daha kolay öğrenebilmeleri ve soruları daha kolay çözebilmeleri için bazı teknikler kullanıyoruz. Neye ihtiyaçları varsa onu veriyoruz. Doğru yüklemeler, doğru kaynaklar ve bunu doğru modelleyebilecek iyi bir eğitmenle her çocuk matematiği yapar. Hedef her çocuğun matematikte kendi potansiyeline ulaşabilmesi olmalı. Çocuk yetenekliyse full çeker. Sözele daha yatkınsa 40’da 40 yapamasa bile 20-30 soru yapar, kendi potansiyeline ulaşır.”

Matematik olimpiyatları çocukları başka bir boyuta taşıyor

Çocukları matematik olimpiyatlarına hazırlanan bazı veliler de, matematik dersi ile ilgili görüşlerini şöyle dile getirdi:

Ayşenur Çolak:

Eymen Çolak’ın annesiyim. Oğlum Nevzat Karaalp Anadolu Lisesi 9. Sınıf öğrencisi. Matematiğe olan ilgisi ortaokulda ortaya çıktı. 7. Sınıfta Pozitif Eğitim’in düzenlediği Pisagor Matematik Sınavı’na katıldı. Soruyu çözme şekli hocamızın dikkatini çekti. Burada matematikle ilgili seviyesini daha net görmüş olduk. Olimpiyat takımına alındı. 3 yıldır matematik olimpiyat takımında çalışmalarına devam ediyor. Okuldaki matematik eğitimi ile olimpiyat matematiğinin eğitimi çok farklı. Burada üst sınıfların konularını görmeleri, daha üst düzey bir matematik eğitimi olması okul başarısını da olumlu etkiledi. Matematik alanında iyi ilerleme sağladı. Matematik olimpiyat öğretmeni Ramazan Aydın hocamızla da frekansları tuttu, severek geliyor. Matematik denemelerinde full çekiyor. Katıldığı Akdeniz Matematik Olimpiyatlarında da Türkiye 2.si oldu. Kendisinin üniversitede hedefi Endüstri veya Bilgisayar mühendisliği.

Neriman Örki:

Aydem Fen Lisesi 9. sınıf öğrencisi Ceylin Örki’nin annesiyim. Kızım 7. sınıftan beri matematik olimpiyat sınıfında eğitim alıyor. Çok memnunuz. Matematiğe karşı ilgimiz vardı, anaokulunda sayılara ilgisi vardı. İlkokul öğretmenimizin de desteği oldu. Temelini güzel oluşturduk. Ortaokulda

olimpiyat çalışmaya başladı, olimpiyat takımına katılınca daha da gelişti. Hiçbir matematik sorusunu kaçırmıyor. Bence matematiği sevdiren öğretmendir. Çocukta da yetenek varsa ilerliyor. Çocuklar matematikten korkmasınlar. Yaptıkça yapabileceklerini anlıyorlar. Yapamadıklarının üzerine giderlerse başaracaklardır. Kızım Ceylin Akdeniz Matematik Olimpiyatlarında Türkiye 3.sü oldu. Hedefimiz Tıp Fakültesini kazanmak.

Gülten Gürpınar:

Durmuş Ali Çoban Lisesi 9. Sınıf öğrencisi Erdem Gürpınar’ın velisiyim. Oğlumun baştan beri matematiğe karşı ilgisi çok fazla. Kendine güveni çok fazlaydı. Matematik sorularını hemen yapabileceğini düşünüyordu. Çok irdelemeden üstünkörü yapıp geçiyordu. Pozitif Eğitim’in düzenlediği Pisagor Matematik sınavına girince daha zorlayıcı sorularla karşılaştı, yapamadığı sorular oldu. Fakat yine birçok soruyu yapması olimpiyat sınıfına girmesini sağladı. Matematikte oldukça ilerleme kaydetti. Benim üniversite sınavında yaptığım 7-8 soruyu daha 8. Sınıfta yapmayı başardı. Burada öğretim teknikleri farklı. Zorlayıcı bir soruyu bile kolayca çözebiliyorlar.

Kim korkar matematikten

Matematik olimpiyat sınıfında olmayan ama aldıkları matematik eğitimi ile seviyelerini artırarak matematikte gerçek potansiyellerini ortaya koyan öğrencilerden bazıları ise şunları söyledi:

Melike Nisa Dursun (8. Sınıf)

Matematikte zorlanıyordum netlerim azdı. Ama şimdi daha iyiyim. Okulda gördüğüm konuları burada pekiştirdim, daha iyi öğrendim. Şimdi matematik genellikle tüm soruları doğru yapıyorum.

Tuana Turkan (8. Sınıf)

Okuldaki matematik eğitiminden çok fazla verim alamıyorum. Matematiği aslında seviyorum ama yapamadığım zaman moralim bozuluyordu. Pozitif eğitime geldikten sonra matematiği yapamayacağıma dair önyargım değişti. Netlerimi artırdım, özgüvenim tekrar yerine geldi.

Hasan Alper (8.sınıf)

Metamatik zorlandığım bir dersti ama sevmeye başladım. Pozitif’e gelmeden 11-12 net yaparken, burada çalışmaya başlayalı 1 ay gibi kısa bir süre olmasına rağmen netlerimi şimdiden 15-16’ya çıkardım. Kimse matematiği yapamam diye düşünmemeli, korkmasınlar çalışsınlar.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/kim-korkar-matematikten.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/kim-korkar-matematikten.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/kim-korkar-matematikten_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/kim-korkar-matematikten.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kim-korkar-matematikten/11098/</link>
			<pubDate>Fri, 16 Feb 2024 15:15:38 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Belgrad Ormanını Geyikler Bastı!]]></title>
			<description><![CDATA[13 yıldır artık bir gelenek haline gelen İstanbul’un en güzel patika koşu organizasyonu olan Geyik Koşuları, 24 Mart tarihinde sevenleri ile tekrar buluşuyor…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2011 yılından beri aralıksız devam eden ve artık bir gelenek haline gelen Geyik Koşuları, 24 Mart’ta Belgrad Ormanı’nda, “Geyik gibi koş” sloganıyla 36. kez gerçekleşecek. Koşu ile eğlenceyi bir araya getirerek sadece profesyonel sporcuların ve yetişkinlerin değil, çocukların da 13 yıldır ilgiyle takip ettiği İstanbul’un en güzel patika koşu organizasyonu olan Geyik Koşuları için 24 Mart kayıt dönemi başladı.

Her seviyedeki koşucuya uygun parkur seçenekleri ile sadece profesyonel koşucuların değil, ailelerin hatta hayvan dostu katılımcıların da severek takip ederek katılım gösterdiği Geyik Koşuları yine yurt dışından ve yurt içinden yüzlerce sporseveri bir araya getirecek.

Macera Akademisi - MCR Racesetter tarafından düzenlenen ve katılımcılarına doğa dostu, sürdürülebilir, eğlenceli ve unutulmaz bir patika yarışı deneyimi sunan Geyik Koşuları, Falih Rıfkı Atay Tabiat Parkı’ndaki 28K, 14K, 8K ve 4K yarışlarının yanı sıra, Bambi Koşusu da yer alıyor. Bambi Koşusu kapsamında 4-12 yaş arası çocukları sporla buluşturuyor.
 İHM(İstiklalhabermerkezi)-Nur Kaya
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/belgrad-ormanini-geyikler-basti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/belgrad-ormanini-geyikler-basti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/belgrad-ormanini-geyikler-basti_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/belgrad-ormanini-geyikler-basti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/belgrad-ormanini-geyikler-basti/11084/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 09:40:23 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Çocukluk çağı kanserlerinin 13 belirtisine dikkat!]]></title>
			<description><![CDATA[Memorial Şişli ve Ataşehir Hastaneleri Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü’nden Prof. Dr. Betül Tavil15 Şubat ‘Dünya Çocukluk Çağı Kanseri Günü’ kapsamında çocukluk çağı kanserleri hakkında bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Dünyada her yıl 15 yaşın altındaki 350 bin çocuk, Türkiye’de ise yaklaşık 3.500-4000 çocuk kanser tanısı alarak tedavi görüyor. Çocukluk çağı kanserleri tüm kanserlerin % 1’ini oluşturuyor. Dünyada her yıl oluşan kanserlerin %2-4 kadarı 19 yaş altı çocuk yaş grubunda gelişiyor ve giderek daha sık görülüyor. Erken tanı ve tedavi alanındaki teknolojik gelişmeler çocukluk çağı kanserlerinin tedavi başarısını artırıyor.

Çocukluk çağı kanserlerinin birçoğunun nedeni belirlenemiyor

Günümüzde gelişmiş ülkelerde her 900 erişkinden biri çocukluk çağı kanseri geçirmiş ve iyileşmiş/ kurtulmuş durumdadır. Çocukluk çağında erişkinlerden farklı olarak daha çok embriyonel tipte kanserler görülmektedir. Çocukluk çağı kanser tanısı alan olguların yaklaşık %5’inde kanser oluşması/gelişmesinde genetik nedenler rol oynamaktadır. Bu kalıtsal hastalıklar arasında Down sendromu, nörofibromatozis (vücutta sütlü kahve lekeleri ile karakterize), tüberoskleroz, kromozom kırık sendromları (Fanconi anemisi, Bloom sendromu, Ataxi-Telenjiektazi vb.) ve vücudun bir yarısının diğer yarısına göre daha büyük olması (hemihipertrofi) sayılabilir. Ancak çoğu çocukluk çağı kanserinin nedeni belirlenememektedir. Bu yüzden çocukluk çağı kanserleri için bir tarama programı yoktur.


Dünyada ve Türkiye’de lösemi ilk sırada yer alıyor

Halk arasında kan kanseri olarak bilinen lösemiler en sık görülen çocukluk çağı kanserleri arasında ilk sırada yer almaktadır. Türkiye ve dünyada çocukluk çağında görülen kanserlerin %30’unu lösemiler oluşturmaktadır. Beyin tümörleri ikinci sırada ve lenfoma adı verilen lenf bezi kanserleri (Hodgkin ve Hodgkin dışı lenfoma) ise üçüncü sırada yer almaktadır. Onu sırası ile nöroblastom (böbrek üstü bezinden köken alan bir tümör), Wilms tümörü (böbrek tümörü), yumuşak doku sarkomları (Rabdomiyosarkom ve Ewing sarkoma) izlemektedir. Kemik kanseri (osteosarcoma), cilt kanseri (malign melanoma), göz kanseri (retinoblastoma), karaciğer kanserleri (hepatoblastoma ve hepatoselüler karsinoma) ise daha az sıklıkta görülen diğer çocukluk çağı kanserleri arasında sayılabilir. Çocukluk çağı kanserleri her yaşta görülebilmesine rağmen özellikle embriyo dönemindeki kalıntılardan köken alan embriyonel kanserler hayatın ilk beş yılı içerisinde daha sık görülmektedirler.

Erken tanı tedavilerin başarı oranını artırıyor

Çocukluk çağı kanserlerinde kanser tipine göre kemoterapi, radyoterapi, cerrahi tedaviler, kök hücre nakilleri ve bunların değişik kombinasyonları kullanılmaktadır. Erken tanı konulması, son yıllarda tanı ve tedavi alanındaki teknolojik gelişmeler, takip olanakları, destek tedavilerdeki gelişmelerle birlikte standart riskli lösemiler ve lenfomalarda iyileşme oranları %90 ve solid tümörde iyileşme oranları %70’lere ulaşmıştır. Bu başarılı sonuçları sağlayabilmek için önemli basamaklardan biri çocukluk çağı kanserlerindeki farkındalığı artırarak erken tanının sağlanmasıdır.

Düzenli doktor kontrolü ve koruyucu önlemler çok önemli

Kanser bulaşıcı bir hastalık değildir. Fakat hem hastalığın kendisi hem de uygulanan tedavilerin bağışıklık sistemini etkilemesi nedeniyle hastalar enfeksiyonlara daha yatkın hale gelmektedir. Bu nedenle kanser tedavisi gören çocukların tedavi süresince maske takmaları ve hijyen tedbirlerine uymaları enfeksiyonlardan kaçınmak için önem taşımaktadır.

Çocukluk çağı kanserlerinde kesin bir korunma yolu yoktur. Ancak kansere karşı koruyucu olabilecek önlemler aşağıdaki gibi sıralanabilir;

· Sağlıklı yaşam açısından iyi beslenmek ve paketli hazır gıdaların tüketimini azaltmak,

· Enfeksiyonlardan korunmak,

· Bağışıklık sistemini güçlendirmek,

· Fiziksel aktiviteyi artırmak ve spor yapmak,

· Kimyasal karsinojen maddelerden uzak durmak,

· Radyasyon ve manyetik alandan uzak durmak,

· Güneş ışınlarına aşırı maruziyetten kaçınmak ve her mevsim güneş koruyucu kullanmak.

Özetle; tüm çocukların düzenli doktor kontrolünde olmaları önemlidir. Ailelerin herhangi bir kanser şüphesi durumunda tam teşekküllü bir sağlık kurumuna başvurmaları gerekmektedir. Çocukluk çağı kanserleri günümüzde tedavi başarısı yüksek hastalıklardır. Bu başarı ancak erken tanı ile mümkündür.

Bu belirtiler varsa dikkat!

Sevgili anneler-babalar; çocuğunuzda aşağıdaki belirtiler varsa mutlaka bir çocuk hematoloji-onkoloji hekimine başvurmayı ihmal etmeyin.

1. Açıklanamayan kilo kayıpları

2. Lenf bezelerinde büyüme

3. Antibiyotik tedavisine yanıt vermeyen ateş

4. Kemik ağrısı, yürümeye başlamış bir çocuğun yürümeyi reddetmesi

5. Halsizlik, yorgunluk, kansızlık

6. Son dönemde sık enfeksiyon veya iyileşmeyen enfeksiyonlar

7. Travma olmaksızın veya travmayla orantısız şekilde kolay morarma

8. Karın şişliği

9. Vücudun herhangi bir yerinde ele gelen şişlik veya kitleler

10. Özellikle sabahları olan şiddetli baş ağrısı ve eşlik eden fışkırır tarzda kusma

11. Son dönemde olan kişilik değişiklikleri ve okul başarısında düşme

12. Yürüme bozukluğu, denge problemleri

13. Göz bebeği ortasında/pupillada mat renk değişimi, gözde kayma, çift görme
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/cocukluk-cagi-kanserlerinin-13-belirtisine-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/cocukluk-cagi-kanserlerinin-13-belirtisine-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/cocukluk-cagi-kanserlerinin-13-belirtisine-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2024/02/cocukluk-cagi-kanserlerinin-13-belirtisine-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/cocukluk-cagi-kanserlerinin-13-belirtisine-dikkat/11083/</link>
			<pubDate>Thu, 15 Feb 2024 09:26:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlıkta sağlıklı yemek yok: Elbistan'da hastane yönetiminden açıklama yapılmadı!]]></title>
			<description><![CDATA[Elbistan Devlet Hastanesi'nde yaşanan bayat yumurta skandalının ardından hastane yönetimi tarafından açıklama yapılmaması vatandaşın tepkisine neden oldu. İşte detaylar...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Elbistan Devlet Hastanesi geçtiğimiz hafta hasta ve hasta yakınlarına dağıtılan sabah kahvaltısında bayat yumurta skandalı ile gündem olmuştu.

Tepki toplayan bayat yumurta skandalının üzerinden 4 gün geçmesine rağmen Elbistan Devlet Hastanesi yönetiminden açıklama yapılmaması vatandaşın tepkisine neden oldu.

Hastaneden açıklama gelmemesinin üzerine vatandaşlar, "Hastane neden bu konuda bir açıklama yapmıyor. Burası bir sağlık kurumu hijyen ve sağlıklı olması gerekirken daha önce yemeklerde yaşanan sorunlar halen devam ediyor. Maalesef sağlıkta sağlık yok." ifadelerine yer verdi.

VATANDAŞIN CANI BU KADAR UCUZ MU?

Sosyal medya hesabından tepki gösteren vatandaş, "Sağlık kurumlarında hijyen olmayacaksa nerede olacak? İnsan canı bu kadar ucuz mu?" ifadelerine yer verdi. Elbistan Devlet Hastanesine temizlik ve hijyen konusunda vatandaşlar tarafından büyük tepki gösterilirken yemeklerin aynı şekilde dağıtılıp dağıtılmadığı merak ediliyor.
Haber Kaynağı:Elbistan Olay
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/11/saglikta-saglikli-yemek-yok-elbistan-da-hastane-yonetiminden-aciklama-yapilmadi.jpeg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/11/saglikta-saglikli-yemek-yok-elbistan-da-hastane-yonetiminden-aciklama-yapilmadi.jpeg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/11/saglikta-saglikli-yemek-yok-elbistan-da-hastane-yonetiminden-aciklama-yapilmadi_t.jpeg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/11/saglikta-saglikli-yemek-yok-elbistan-da-hastane-yonetiminden-aciklama-yapilmadi.jpeg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/saglikta-saglikli-yemek-yok-elbistan-da-hastane-yonetiminden-aciklama-yapilmadi/10792/</link>
			<pubDate>Wed, 15 Nov 2023 22:45:48 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Son Dakika! Kızamık vakalarında artış var, vakaların yüzde 86'sı İstanbul'da.]]></title>
			<description><![CDATA[Son dakika: Sağlık Bakanı Fahrettin Koca şu an göç nedeniyle birçok ülkede kızamığın arttığına dikkati çekerek, "Bizde de bölgesel, İstanbul ağırlıklı olmak üzere vakalar var. Vakaların yüzde 86'sı İstanbul'da. Ama dediğim gibi kontrol altında. Mobil sağlık ekiplerimizle takibini yapıyoruz" dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, kızamık salgını iddialarının kontrol altında olduğunu ve tüm vakalar için gerekli tedavilerin uygulandığını belirtti. Koca, kızamık salgını iddialarına ilişkin, "Bizde de bölgesel, İstanbul ağırlıklı olmak üzere vakalar var. Vakaların yüzde 86'sı İstanbul'da.Bir salgın durumu söz konusu değil, kontrol altında. Tespit edilen tüm vakalar için gerekli tedaviler uygulanıyor. Ayrıca filyasyon çalışmaları son derece sıkı şekilde yapılıyor." dedi]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/07/son-dakika-kizamik-vakalarinda-artis-var-vakalarin-yuzde-86-si-istanbul-da.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/07/son-dakika-kizamik-vakalarinda-artis-var-vakalarin-yuzde-86-si-istanbul-da.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/07/son-dakika-kizamik-vakalarinda-artis-var-vakalarin-yuzde-86-si-istanbul-da_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/07/son-dakika-kizamik-vakalarinda-artis-var-vakalarin-yuzde-86-si-istanbul-da.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/son-dakika-kizamik-vakalarinda-artis-var-vakalarin-yuzde-86-si-istanbul-da/10707/</link>
			<pubDate>Tue, 04 Jul 2023 12:17:51 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kalp hastalarının dikkat etmesi gereken 11 kural! Özellikle sıcak havalara dikkat....]]></title>
			<description><![CDATA[Sıcak havaların yol açtığı terleme ve derinin sıcaklığı vücuda eşit dağıtma çabası kalp hızını arttırıyor ve kan basıncını düşürüyor. Aşırı sıcaklarda vücut ısısının artışı sıvı kaybını da beraberinde getiriyor. Kalp sağlığı için uygun önlemler alınırsa kalp rahatsızlığı bulunan kişiler, yaz mevsimi ve tatilin keyfini çıkarabiliyor. Kalp hastalarının dikkat etmesi gereken 11 kuralı uzmanı sıraladı]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcak havalarda kalp rahatsızlığı bulunan kişilerin dikkat etmesi gereken noktaları anlatan Uz. Dr. Nuri Cömert, hastaların dikkat etmesi gereken 11 kural hakkında uyarılarda bulundu.

 
Sıcak havaların yol açtığı terleme ve derinin sıcaklığı vücuda eşit dağıtma çabası kalp hızını arttırıyor ve kan basıncını düşürüyor. Aşırı sıcaklarda vücut ısısının artışı sıvı kaybını da beraberinde getiriyor.

Yaz mevsiminin getirdiği sıcak hava özellikle 50 yaş üzeri, aşırı kilolu ya da kalp hastalığı bulunan kişiler için taşımaları gereken ek bir yük anlamına geliyor. Bu yük, bilinen bir kalp hastalığı olan kişilerde belirtilerin kötüleşmesine neden olabiliyor. Kalp sağlığı için uygun önlemler alınırsa kalp rahatsızlığı bulunan kişiler, yaz mevsimi ve tatilin keyfini çıkarabiliyor. Uz. Dr. Nuri Cömert, sıcak havalarda kalp rahatsızlığı bulunan kişilerin dikkat etmesi gereken noktaları anlattı.
 

Yaz sıcakları her insan için problem oluşturabileceğini belirten Uz. Dr. Nuri Cömert, “Kalp; özellikle 50 yaş üzeri, aşırı kilolu ve kalp rahatsızlığı bulunan kişiler için tehlikeli olan sıcak havalarda normal vücut sıcaklığını korumak için çalışır. Terleme ve derinin sıcaklığı vücuda eşit dağıtma çabası temel olarak bunu sağlar.

Bu çaba kalp hızını artırır ve kan basıncının düşmesine neden olarak kardiyovasküler sisteme ( kalp ve damar sistemi) ek bir yük bindirir. Bu yük bilinen kalp hastalığı olan kişilerde belirtilerin kötüleşmesine neden olabilir.

Örnek olarak kalp damar hastalığı olan bir insanda göğüs ağrısı başlayabilir ya da kalp yetersizliği olan birinde nefes darlığı gelişebilir veya artabilir. Gün içinde sıcaklıktaki büyük değişiklikler de kalp krizlerinin aniden artmasına neden olabilir” dedi.

Uz. Dr. Nuri Cömert, kalp hastalarının dikkat etmesi gereken 11 kural hakkında şu uyarılarda bulundu:

Kalp hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçların etkileri sıcak havalarda değişebilir.

Havaların ısınmasıyla birlikte kalp hastalığı olan kişilerin ilaç tedavisini doktoruna danışarak düzenlemesi gerekir.

Doktorunuza danışmadan herhangi bir kalp ilacınızı kesmeyin ya da dozu değiştirmeyin. Bol miktarda meyve, sebze ve diğer yüksek lifli yiyecekleri içeren beslenme planı uygulayın.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/kalp-hastalarinin-dikkat-etmesi-gereken-11-kural-ozellikle-sicak-havalara-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/kalp-hastalarinin-dikkat-etmesi-gereken-11-kural-ozellikle-sicak-havalara-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/kalp-hastalarinin-dikkat-etmesi-gereken-11-kural-ozellikle-sicak-havalara-dikkat_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/kalp-hastalarinin-dikkat-etmesi-gereken-11-kural-ozellikle-sicak-havalara-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kalp-hastalarinin-dikkat-etmesi-gereken-11-kural-ozellikle-sicak-havalara-dikkat/10670/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jun 2023 12:36:40 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Ekmek tüketmek düşünüldügü kadar zararlı olmayabilir...!]]></title>
			<description><![CDATA[Ekmek, kilo alımına neden olduğu ve birçok kronik hastalığı tetiklediği için tüketilmesi önerilmeyen besinlerin başında geliyor. Ancak tatlı tost ekmekleri için aynı tehlikenin varlığından söz edilemeyeceği konuşuluyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yasak kültürünün en popüler besini olan ekmekle ilgili bazı önyargılar yeniden tartışmaya açıldı.

Genelde tost yapımında kullanılan tatlı ekmeklerin tüketiminde, aşırıya kaçılmadığı sürece bir problem olmadığı belirtildi.

Tatlı ekmek, bağırsak sorunlarından muzdarip insanlara fayda sağlayan yüksek lif oranıyla da dikkat çekiyor.

Amerika Birleşik Devletleri Tarım Bakanlığı; tatlı ekmeğin protein, lif ve B1 vitamini, kalsiyum, fosfor, demir, magnezyum, çinko ve selenyum gibi mineralleri barındırdığını açıkladı.

Mısır ekmeği ise lif, kalsiyum, esansiyel amino asitler, lif ve B3 vitamini açısından zengindir.

 Ancak tortilla ekmeğini tüketirken dikkat etmekte fayda var.

Çünkü Power of Consumer'e göre 10 tortilla tüketirseniz, 650 kalori almış olursunuz, bu da vücudunuzun günlük ortalama kalori miktarını aştığınızı gösterir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/ekmek-tuketmek-dusunuldugu-kadar-zararli-olmayabilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/ekmek-tuketmek-dusunuldugu-kadar-zararli-olmayabilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/ekmek-tuketmek-dusunuldugu-kadar-zararli-olmayabilir_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/ekmek-tuketmek-dusunuldugu-kadar-zararli-olmayabilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ekmek-tuketmek-dusunuldugu-kadar-zararli-olmayabilir/10669/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jun 2023 12:33:11 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Bayramda günde 120 gramdan fazla et tüketilmemeli...!]]></title>
			<description><![CDATA[Bayramda aşırı kırmızı et tüketiminin mide ve bağırsak hastalıklarına zemin hazırlayabileceği uyarısında bulunan Uzman Diyetisyen Cansu Özçelik, “Kırmızı et, lif açısından zengin olmadığı için kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerine neden olabilir. Bu nedenle günde en fazla 120 gram (4-5 köfte kadar) kırmızı et tüketilmelidir” diye konuştu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kurban bayramında et tüketiminin artmasıyla sağlık sorunlarında ciddi artışlar gözlendiğini belirten VM Medical Park Pendik Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Uzman Diyetisyen Cansu Özçelik, et tüketimi, korunması ve saklanmasında dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgilendirmede bulundu.

ET EN AZ 1 GÜN BEKLETİLMELİ

Bayramda eti kestikten sonra 1 gün bekletmenin önemli olduğuna işaret eden Uzm. Dyt. Özçelik, “Et yeni kesildiğinde ‘ölüm katılığı’ dediğimiz bir durum gerçekleşir, bu nedenle pişirmede ve sindirimde güçlüğe sebep olur. Kurban kesildikten sonra önce güneş görmeyen serin bir ortamda 3-4 saatlik bir sürede etlerin bekletilmesi, etin normal haline dönmesini sağlar. Olgunlaşma süresi için 24 saat yeterlidir. Bu süreyle et hem yumuşaklık hem de lezzet açısından daha uygun hale gelir” açıklamasında bulundu.

BUZLUKTAN ÇIKARILAN ETLER ALT RAFLARDA ÇÖZDÜRÜLMELİ

Uzm. Dyt. Özçelik, kurban etinin buzdolabında nasıl muhafaza edilmesi gerektiği hakkında şu bilgileri paylaştı:

“Et saklarken buzdolabında -2 derecede 1-2 hafta, derin dondurucuda ise -18 derecede 6 aylık süre saklayabilirsiniz. Pişirmek için buzluktan çıkardığımız etleri buzdolabının alt raflarına indirip yavaş yavaş çözdürebilir, çözdürülen eti bekletmeden pişirilmelisiniz ve  tekrar dondurma işlemine girmemeli.”
 

GÜNDE 4-5 KÖFTEDEN FAZLASINI TÜKETMEYİN

Bayramda aşırı kırmızı et tüketiminin mide ve bağırsak hastalıklarına zemin hazırlayacağının altını çizen Uzm. Dyt. Özçelik, “Kırmızı et, lif açısından zengin olmadığı için kabızlık ve hazımsızlık gibi sindirim problemlerine de neden olabilir. Bu nedenle günde en fazla 120 gram (4-5 köfte kadar) kırmızı et tüketilmelidir” diye konuştu.

DİYABET VE KALP HASTALARINA UYARILAR

Diyabet ve kalp hastalarının et tüketirken dikkat etmesi gereken bazı önemli noktalar olduğuna değinen Uzm. Dyt. Özçelik, önerilerini şöyle sıraladı:

“Kırmızı etin aşırı tüketilmesi bazı kronik hastalıkların temeli oluşturabilmektedir. Bu kronik hastalıklar arasında diyabet yani şeker hastalığı, kolon kanseri, kalp-damar hastalıkları bulunmaktadır. Bunun altında yatan sebep ise ette bulunan doymuş yağ asitleri olabilir. Bu, damar tıkanıklığı açısından da önemlidir. Bu nedenle kronik hastalıkları olan bireyler, bayramda en yağsız yerinden olacak şekilde ve her gün olmamakla birlikte ortalama 120 gramı geçmeyecek şekilde et tüketmelidirler.”
 

SAĞLIKLI ET PİŞİRMENİN PÜF NOKTALARI

Eti tüketirken en sağlıklı pişirme yöntemlerinin haşlama, fırınlama ve ızgara yöntemleri olduğunu belirten Uzm. Dyt. Özçelik, “Çünkü kavurma ve kızartma yöntemleri yağ alımınızı artırmaktadır. Mangal bayramların olmazsa olmazı olarak kabul edilse de, pişirirken etlerin kömürleşmemesine dikkat edilmelidir. Zira kömürleşen etler her zaman kanser riski taşımaktadır” dedi.

SÜTLÜ VEYA MEYVELİ TATLILARI TERCİH EDİN

Bayramlarda dikkat etmemiz gereken diğer önemli sorunun ise tatlı tüketimindeki artış olduğunu işaret eden Uzm. Dyt. Özçelik, “Yüksek miktarda yağ ve şeker içeren şerbetli tatlılar yerine sütlü ve meyveli tatlıları tercih etmeniz daha uygun olacaktır. İkramlarınızda çikolatanın yanında kuru meyve, ceviz, badem gibi besinlerle hazırladığınız tatlıları ikram edebilirsiniz” diyerek sözlerini sonlandırdı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/bayramda-gunde-120-gramdan-fazla-et-tuketilmemeli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/bayramda-gunde-120-gramdan-fazla-et-tuketilmemeli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/bayramda-gunde-120-gramdan-fazla-et-tuketilmemeli_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2023/06/bayramda-gunde-120-gramdan-fazla-et-tuketilmemeli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/bayramda-gunde-120-gramdan-fazla-et-tuketilmemeli/10668/</link>
			<pubDate>Tue, 27 Jun 2023 12:21:22 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ Ramazan’da sağlıklı beslenmek isteyenler :GÜLLAÇ]]></title>
			<description><![CDATA[Hem kilo vermek isteyenler hem de Ramazan’da sağlıklı beslenmek isteyenler için doğru bir diyet önemli. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hem kilo vermek isteyenler hem de Ramazan’da sağlıklı beslenmek isteyenler için doğru bir diyet önemli. Aşırı yağlı ve şekerli beslenmek kişilerin gün içerisinde çok çabuk acıkmasına, halsizlik, baş ağrısı, baş dönmesi, kabızlık gibi problemler yaşamasına neden oluyor. Tok kalarak, bağışıklığınızı güçlendirerek ve hatta kilo vererek çok kolay oruç tutabilirsiniz.

Tabii ki Ramazan pidesi vazgeçilmezimiz. Yemeklerin yanına iftarda 2 dilim ekmek yerine 1 avuç içi büyüklüğünde pide ekleyebilirsiniz. Her gün tüketmek yerine haftada en fazla 3-4 gün tüketmek daha sağlıklı. Sahurda ise pide tüketmek basit şeker içeriği nedeniyle gün içerisinde acıkmanıza neden olur. Bu neden sahurda esmer ekmek tüketebilirsiniz.

Yemek biter bitmez üzerine meyve veya tatlı yemek sağlık için iyi bir tercih değil. Yemekten 2 saat sonra kendinize güzel bir ara öğün planlayın. 1-2 porsiyon meyve yanında 1 bardak süt veya yoğurt tüketirseniz kan şekeriniz dengelenir. Ara öğün yerine haftada 2 kez sütlü tatlı veya çikolata tüketebilirsiniz. Şerbetli tatlılardan uzak durun.

SIFIR ŞEKER FİT GÜLLAÇ TARİFİ:
8 yaprak güllaç
6-8 adet hurma
Çekilmiş fındık
1 lt tam yağlı süt (laktozsuz olabilir)
1 yemek kaşığı gül suyu

Hazırlanışı:
Hurmaları az su ile içine suyu çekene kadar kaynatın, blendırdan geçirin. Karışımı süte ilave edin, sütü el değecek sıcaklığa gelene kadar ısıtın ve gül suyunu ekleyin. Güllaç yapraklarını aralarına süt ve az fındık ilave ederek üst üste sıralayın. Üzerine süslemek için nar ilave edebilirsiniz. Bir porsiyonu 120 kalori olacaktır. 

(Haber: Mukaddes Kenger)
 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/ramazan-da-saglikli-beslenmek-isteyenler-gullac.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/ramazan-da-saglikli-beslenmek-isteyenler-gullac.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/ramazan-da-saglikli-beslenmek-isteyenler-gullac_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/ramazan-da-saglikli-beslenmek-isteyenler-gullac.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ramazan-da-saglikli-beslenmek-isteyenler-gullac/10310/</link>
			<pubDate>Thu, 14 Apr 2022 14:25:29 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Nisa bebeği terk eden annesi Ebru S. için 2 yıla kadar hapsi isteniyor]]></title>
			<description><![CDATA[İstanbul Pendik'te 'Nisa Mihriban' bebeği sokağa terk eden Ebru S. hakkında 3 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[İstanbul'da 29 Mart salı günü 11 No'lu Acil Yardım İstasyonu'nda Acil Tıp Teknisyeni olarak görev yapan 29 yaşındaki Büşra Durmaz ve arkadaşları tarafından bulunan, Durmaz'ın sütanneliğini yapmasıyla birlikte bir anda tüm Türkiye'nin gündemine oturan Nisa bebek, hastanedeki yaşam savaşını sürdürüyor. Türkiye'yi ayağa kaldıran olayda, yeni bir gelişme daha yaşandı. Bebeğin biyolojik annesi için 3 aydan 2 yıla kadar hapis istemiyle iddianame hazırlandı.

 

ANADOLU CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞI'NDA İDDİANAME HAZIRLANDI

Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı'nca hazırlanan iddianamede şüpheli Ebru S. (20) 'in kimlikteki adı Ebrar Nil S. olan 3 aylık bebeğini 29 Mart 2022 tarihinde saat 12.00 sıralarında karnını doyurup uyuttuktan sonra battaniyeye sardığı ve puset içine koyup Pendik Güllübağlar Mahallesi'ndeki bir binanın yanındaki boş arsaya bıraktığı anlatıldı.
 

"YÜZÜNE MAMA BULAŞTIĞININ GÖRÜLMESİNİN ARDINDAN İLK MÜDAHALE YAPILDI"

Aynı mahallede ikamet eden Şaban K.'nin saat 14.00 sıralarında ağlama sesi duymasının ardından bebeği bulduğu ve polisi arayarak durumu haber verdiği belirtilen iddianamede, olay yerine polis ekiplerinin geldiği, Ebrar Nil isimli bebeğin Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne götürülerek tedavisinin yapıldığı belirtildi. Ardından bebeğin Şeyh Zayed Çocuk Evleri Sitesi Müdürlüğü'ne 30 Mart günü teslim edildiği aktarıldı. 'Nisa Mihriban' bebeğin 1 Nisan günü yüzüne mama bulaştığı görülmesi üzerine kurum doktoru tarafından ilk müdahalenin yapılıp Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevk edildiği iddianamede anlatıldı.
 

AİLESİ YENİDEN EVLENDİRMEK İSTEDİ"

İddianamede kamera görüntülerine göre mağdur çocuk Ebrar Nil'in öz annesi tarafından olay yerine bırakılmasının ardından Ebru S.'nin olay yerinden ayrıldığının anlaşıldığı vurgulandı. İddianamede Ebru S.'nin savunmasına da yer verildi. Ebru S.'nin 2019 yılında bir kişiyle evlendiğini, bu evlilikten müşterek çocuklarının bulunduğunu ancak eşinden gördüğü şiddet üzerine ayrılıp ailesinin yanına gittiğini söylediği hatırlatıldı. Ailesinin bir süre sonra kendisini yeniden evlendirmek istediği kaydedilen iddianamede, şüpheli Ebru S.'nin sosyal medya üzerinden tanıştığı Murat Ç. ile görüşmeye devam ettiği ve bir süre sonra bu ilişkiden hamile kaldığı ifade edildi.

 

ERKEN DOĞUM NEDENİYLE YOĞUN BAKIMDA KALMIŞ

Ailesinin yanında yaşamaya devam eden Ebru S.'nin karnının büyümesi üzerine 2021 yılının Temmuz ayında bir süre kadın sığınma evinde kaldığı, 5 Ocak 2022 tarihinde Kartal Lütfi Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Ebrar Nil S.'yi doğurduğu anlatılan iddianamede, bebeğin erken doğum nedeniyle bir süre yoğun bakımda kaldığı belirtildi. Ebru S.'nin doğumundan ailesinin ya da başka birisinin haberinin olmadığı belirtilen iddianamede, Ebru S.'nin kadın sığınma evine döndüğü, altı aylık süre dolunca kendisinden kadın sığınma evinden ayrılmasını istedikleri ifade edildi.

"TERK" SUÇUNU OLUŞTURDUĞU DEĞERLENDİRİLDİ

Şüpheli Ebru S.'nin sorgusunda bebeği bıraktıktan sonra zillere basıp olay yerinden uzaklaştığı, çocuğu bıraktığında herhangi bir sağlık problemi olmadığı kaydedildi. Ebru S.'nin bebeğin kolay bulunması için apartman önüne bıraktığı, bıraktıktan sonra bebeği alıp almayacaklarını kontrol ettiğini ve bebeğe bakacak gücünün olmadığını söylediği hatırlatıldı. Ayrıca Ebru S.'nin bebeği ailesine haber vermesi durumunda ailesinin kendisine ve bebeğine zarar verebileceğine söylediği belirtildi. İddianamede tüm dosya kapsamı değerlendirildiğinde Ebru S.'nin eyleminin 'Nisa Mihriban' olarak bilinen Ebrar Nil S.'ye karşı "Terk" suçunu oluşturduğu değerlendirilmesi yapıldı.
 

2 YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMASI İSTENİYOR

İddianamede şüpheli anne Ebru S.'nin "Terk" suçundan 3 aydan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle cezalandırılması istendi. Hazırlanan iddianame değerlendirilmek üzere Asliye Ceza Mahkemesi'ne gönderildi.

(Haber : Mukaddes Kenger)



 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/nisa-bebegi-terk-eden-annesi-ebru-s-icin-2-yila-kadar-hapsi-isteniyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/nisa-bebegi-terk-eden-annesi-ebru-s-icin-2-yila-kadar-hapsi-isteniyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/nisa-bebegi-terk-eden-annesi-ebru-s-icin-2-yila-kadar-hapsi-isteniyor_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/04/nisa-bebegi-terk-eden-annesi-ebru-s-icin-2-yila-kadar-hapsi-isteniyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/nisa-bebegi-terk-eden-annesi-ebru-s-icin-2-yila-kadar-hapsi-isteniyor/10253/</link>
			<pubDate>Mon, 11 Apr 2022 11:34:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[PESKETARYEN DİYET FAYDALARI]]></title>
			<description><![CDATA[Deniz ürünlerinden asla vazgeçemem diyorsanız pesketaryen beslenmeyi mutlaka öğrenmelisiniz!]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Daha sağlıklı olacağını düşündüğünüz için bitkisel ağırlıklı mı besleniyorsunuz? Yoksa et yemeden asla yaşayamam diyenlerden misiniz? Peki, et yerine balık tercih eder misiniz? Hem bitkisel besin hem balık tüketirseniz siz de bir pesketaryen olabilirsiniz. İşte pesketaryen beslenme hakkında merak ettikleriniz ile karşınızdayız!
İtalyanca pesce (balık) ve İngilizce vegetarian (vejetaryen) kelimelerinin birleştirilmesi ile elde edilen pesketaryen, beslenme türü olarak bugün milyonlarca insan tarafından tercih ediliyor. Pesketaryen kısaca deniz ürünleri tüketerek beslenenler için kullanılıyor. Pesketaryenler, daha hafif olan deniz ürünleri sayesinde başta obezite olmak üzere kalp damar hastalıklarına ve unutkanlığa daha az yakalanırlar. Peki, sebze yemekleriyle de oldukça uyumlu olan pesketaryen beslenme biçimi nasıl yapılır, neleri kapsar ve faydaları nelerdir? İşte detaylar!

PESKETARYEN DİYET FAYDALARI

Pesketaryen beslenenlerin önceliği bu besleme türünün sağlığa daha faydalı olduğunu düşünmeleri. Her öğün yeşillik ve sebze tükettikleri için daha az kalori alarak obeziteye yakalanma riskini düşürürler. Kırmızı etin kalp krizi, damar tıkanıklığı ve kolesterole neden olduğu düşünülürse bu hastalıklara yakalanma riskinin azaltabilirler. Pesketaryen beslenmeyi benimseyenler ayrıca canlı hayvan yetiştiriciliğine karşı oldukları için düşük karbon ayak izine sahip olan deniz mahsullerini tercih ederler. Daha çevreci olan bu beslenme biçimine sahip kişiler daha az sera gazı salınımında bulunurlar.

PESKETARYEN DİYET NASIL UYGULANIR?

Pesketaryen diyette hayvansal ürünler ve deniz mahsulleri serbest bir biçimde tüketilir. Sabahları kahvaltılarınızda yumurta, peynir ve süt ürünlerine yer verebilirsiniz. Öğlen ve akşam yemeklerinde balık, karides ve diğer kabuklu deniz ürünleri tercih edebilirsiniz. Deniz mahsulleri yanında bol yeşillik içeren salatalar ya da makarna, pirinç gibi tahıl ve bakliyatlar ile çorba yiyebilirsiniz.

PESKETARYEN DİYET HANGİ GIDALARI KAPSAR?

Pesketaryen diyet uygulayanlar aşağıdaki gıdaları rahatlıkla tüketebilir:


	
	Süt ve süt ürünleri
	
	
	Yumurta
	
	
	Her türlü sebze ve meyveler
	
	
	Tahıllı gıdalar
	
	
	Bakliyatlar
	
	
	Kuru yemişler
	
	Her türlü deniz mahsulleri


Pesketaryen diyet için uygun olmayan gıdalar ise şöyle:


	
	Kümes hayvanları eti
	
	Çiftlik hayvanları eti (büyükbaş ve domuz gibi)

]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/03/pesketaryen-diyet-faydalari.webp</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/03/pesketaryen-diyet-faydalari.webp" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/03/pesketaryen-diyet-faydalari_t.webp"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2022/03/pesketaryen-diyet-faydalari.webp" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/pesketaryen-diyet-faydalari/10239/</link>
			<pubDate>Sat, 12 Mar 2022 09:53:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Diyetisyen ve yaşam koçu Melike BEKTAŞOĞLU insülin direnci hakkında konuştu]]></title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş Özel Sular Vatan Hastanesi Diyetisyen ve Yaşam Koçu Melike Bektaşoğlu, insülin direnci hakkında konuştu. Bektaşoğlu, “Vücudumuzda yakıt olarak biz glikozu kullanıyoruz. Bu glikozun da işte hücre içine alınmasının sağlayan hormonumuz insülin hormonu. Eğer bu hormonda herhangi bir sıkıntı olursa yani insülin hormonunda bir sıkıntı olursa glikoz biz vücut içinde yakıt olarak kullanamıyoruz” dedi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kahramanmaraş Özel Sular Vatan Hastanesi Diyetisyen ve Yaşam Koçu Melike Bektaşoğlu, insülin direnci hakkında konuştu.

Bektaşoğlu, “Vücudumuzda yakıt olarak biz glikozu kullanıyoruz. Bu glikozun da işte hücre içine alınmasının sağlayan hormonumuz insülin hormonu. Eğer bu hormonda herhangi bir sıkıntı olursa yani insülin hormonunda bir sıkıntı olursa glikoz biz vücut içinde yakıt olarak kullanamıyoruz.”dedi.

 

“Her yaşta görülebiliyor”

 

İnsülin’in obez insanlarda daha sık rastlandığını kaydeden Melike Bektaşoğlu, “Kadınlarda da görülebiliyor erkeklerde de görülebiliyor belli bir yaş kesinlikle veremiyoruz her yaşta görülebiliyor. Çocuklarda da rast geliyoruz, yetişkinlerde de, yaşlılarda da denk geliyoruz. Genellikle ama şunu söyleyebilirim ama daha çok insülin obez insanlarda daha sık rastlıyoruz insülün dirençlerine. Bunla beraber bel çevresinde, özellikle bel çevresinde ki yağlanmayla beraber insülin direncine çok daha fazla rastlıyoruz. Nasıl biz insülin direncinin olup olmadığına karar verip hani bir şekilde tahlilleri yaptırabiliriz. İnsülin direnci olan insanlarda genellikle sürekli bir açlık hali söz konusu oluyor. Yemek yediklerinden hemen sonra atıyorum yarım saat sonra tekrar acıkma durumu söz konusu oluyor veya kişilerde çok daha fazla tatlı tüketimi isteği olmuş olabiliyor ve sürekli bu açlık durumuyla beraber veya sürekli bir iştah durumuyla beraber kişilerde bu seferde artı bir boyut olarak psikolojik durum söz konusu meydana geliyor. Özellikle böyle sıkıntılarınız varsa mutlaka tahlil yaptırmanızı öneriyorum. Karbonhidrat en fazla bilinen ve suçlanan öğelerden bir tanesi. Burada ekmek yemeyeceksiniz diye bir mantığımız yok bizim hiçbir zaman, ekmeğimizin çeşidi önemli. ” Diye konuştu.

“Su tüketimi önemli”

Su tüketiminin önemine dikkat çeken Bektaşoğlu şunları söyledi: “Burada proteine baktığımız zaman özellikle kaliteli protein olarak yumurta mutlaka tüketimlerinizi yani kahvaltılarınıza ekleyelim. Bunla beraber su tüketimleri çok önemli. Kişide zaten sürekli bir açlık söz konusu olduğu için eğer kişi su tüketimlerine de dikkat etmediği sürece bu sefer kişi susuyor mu aç mı oluyor bunu tam olarak ayırt edemiyor. Bu yüzden mutlaka günlük biz yetişkin insanda 2-2,5 litre diyoruz ama bu tabi ki kişinin boyuna, yaşına ve kilosuna göre değişiyor. Burada hani bizim ortalama sağlıklı bir insanda yetişkin bir bireyde 2-2,5 litre su tüketimlerini mutlaka öneriyoruz. Öğünlerimizin yanına mutlaka salata olsun insülin direnci olan bireylerde. Özellikle sağlıklı yağlar tüketmenizi istiyorum biraz daha. Mesela zeytinyağlarını kullanabilirsiniz ama atıyorum bu noktada çok fazla etiket okumayı ben öneriyorum. Şöyle, aldığınız paketli bir ürünün mutlaka arkasını çevirip etiketlerini okumanızı istiyorum. Trans yağlarda mutlaka yüzde 1'in altında olan paketli ürünler tercihiniz olsun. Kişide zaten bir açlık söz konusu olduğu için porsiyonlaşmaları kendi ayarlaması gerekiyor. Yani vücut ilk başta kendi komite edecek sonra vücut zaten istenilen sonucu verecektir bize. O yüzden öğünlerinize ve porsiyonlarınıza mutlaka dikkat etmenizi istiyorum. Bizlerde bu konuda yardımcı olmak için sizleri burada bekliyoruz.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2020/10/diyetisyen-ve-yasam-kocu-melike-bektasoglu-insulin-direnci-hakkinda-konustu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2020/10/diyetisyen-ve-yasam-kocu-melike-bektasoglu-insulin-direnci-hakkinda-konustu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2020/10/diyetisyen-ve-yasam-kocu-melike-bektasoglu-insulin-direnci-hakkinda-konustu_t.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/2020/10/diyetisyen-ve-yasam-kocu-melike-bektasoglu-insulin-direnci-hakkinda-konustu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/diyetisyen-ve-yasam-kocu-melike-bektasoglu-insulin-direnci-hakkinda-konustu/9122/</link>
			<pubDate>Tue, 20 Oct 2020 14:57:08 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BRONŞİTTE TEŞHİS VE TEDAVİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR]]></title>
			<description><![CDATA[SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Nevhiz Gündoğdu, bronşitin en sık görülen kış hastalıklarından olduğuna dikkat çekti]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Dr. Öğretim Üyesi Nevhiz Gündoğdu, bronşitin en sık görülen kış hastalıklarından olduğuna dikkat çekti.

 

SANKO Üniversitesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı da olan Dr. Nevhiz Gündoğdu, sigara tüketimi, enfeksiyonlar, hava kirliliği, tekrarlayan soğuk algınlığı gibi olumsuz etkenlerin tetiklemesiyle ortaya çıkan bronşitte teşhis ve tedavinin büyük önem taşıdığını söyledi.

 

Bronşitin akciğerlere giden havayollarının iç yüzündeki zarın iltihaplanmasıyla ortaya çıktığını, akut ve kronik olmak üzere iki şekilde görüldüğünü kaydeden Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, “Akut bronşit, bronşların sınırlı yangısı olarak tanımlanır. Öksürük ve balgam akut bronşitin en önemli klinik belirtileridir” dedi.

 

ÖKSÜRÜK UZUN SÜRER

Genellikle üst solunum yolu enfeksiyonunu takiben başlayan akut bronşitle üst solunum yolu enfeksiyonunu birbirinden ayıran en belirgin farkın akut bronşitte öksürüğün beş günden fazla sürmesi olduğunu anlatan Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, “Akut bronşit etkenleri, üst solunum yolu enfeksiyonuna da yol açan virüslerdir. İnfluenza A ve B, parainfluenza, coronavirüs (tip1-3), rhinovirüs, respiratuar sinsisyal virüs ve insan sık karşılaşılan etkenlerdir” şeklinde konuştu.

 

TANI ÖNEMLİDİR

Akut bronşitin tanısında zatürre, KOAH (Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı) alevlenmeleri, astım ve geniz akıntısı sendromlarının göz ardı edilmemesi gerektiğine vurgu yapan Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, şöyle devam etti:

 

“Akut bronşiti olan hastaların çoğunda hastalık hakkında bilgilendirme ve semptomatik tedavi yeterlidir, ileri tetkik gerekmez. Ancak hastada çarpıntı, hızlı soluk alma, ateş ve zatürre düşündüren semptomlar varsa akciğer grafisi istenebilir. Ayrıca 75 yaş ve üstü olgularda normal fizik muayene bulgusu olanlarda dahi zatüree ekarte edilemez. Bu yaş grubunda akut bronşit saptanan olgularda rutin akciğer grafisi gerekir.”

 

HASTALARIN BÜYÜK BÖLÜMÜ SİGARA KULLANICILARINDAN OLUŞUYOR

Sigara kullanımının bronşite yol açan en önemli etkenlerden biri olduğunu belirten Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bronşitte yapılacak ilk iş eğer içiliyorsa sigarayı bırakıp istirahat etmektir. Kronik bronşitte; havayollarını yağlayan bezler büyümüş, iç yüzlerinde bulunan tüyler görevini yapamaz olmuştur. Kronik bronşitte başka bir hastalığa bağlanamayan birbirini izleyen en az iki yıl boyunca her yıl en az üç ay devam eden öksürük ve balgam görülür.

Kronik bronşit aniden ortaya çıkan bir hastalık değildir. Soğuk algınlığı tedavisi sonrası, hasta öksürmeye devam eder ve birkaç hafta boyunca büyük miktarlarda balgam çıkarmayı sürdürür. Kronik bronşit hastalarının büyük çoğunluğu sigara kullanıcıları olduğundan, bu öksürükler sigara öksürüğü olarak algılanabilir. Zaman ilerledikçe, öksürük ve balgam çıkarma her soğuk algınlığından sonra daha da artar ve kısa sürede bu belirtiler yıl boyunca görülür hale gelir.”

KİRLİ HAVADAN UZAK DURULMALI

Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, hava kirliliğinin de bronşit hastalığını tetiklediğini belirterek “Sigara kullanmayanlarda hastalığın nedenleri arasında; hava kirliliği, endüstriyel toz ve kül, kronik astım, kistik fibroz, kronik akciğer enfeksiyonları vardır. Kronik bronşitte tozlu ve kirli havadan mümkün olduğunca uzak durulmalı, sağlıklı beslenmeye özen göstermeli ve soğuk algınlığına karşı dikkatli olunmalıdır” ifadelerini kullandı.

 

MUTLAKA TEDAVİ EDİLMELİDİR

Bronşitin mutlaka tedavi edilmesi gereken bir hastalık olduğunu vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Gündoğdu, “Doktor önerisi ile takip edilen hastalığın tedavisinde solunum yollarını genişletici ve balgam söktürücü ilaçların yanında, iltihap giderici ilaç ve antibiyotikler kullanılabilir. Mutlaka tedavi edilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.
]]></content:encoded>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/sanko-universitesi-ogretim-uyesi-gundogdu/8775/</link>
			<pubDate>Sat, 08 Feb 2020 16:55:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Badem göz estetiği hakkında merak edilenler]]></title>
			<description><![CDATA[İlk bakışta yüzde en dikkat çeken organ olan gözler, hem yaşı ele verebiliyor, hem yaşı saklayabiliyor. Göz yapısı aşağıya doğru olduğunda kişiler, daha yorgun, üzgün ve mutsuz görünebiliyor. Kişinin olduğundan daha yaşlı görünmesine neden olan bu sorunun, badem göz estetiği ile ortadan kaldırılması mümkün. Görselliğin giderek daha çok önem kazandığı günümüzde, bakışlar da daha çok ön planda artık. Bakış estetiği, 20’li yaşlarda bile talep edilir ve uygulanır bir hale geldi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gelişen estetik tedavilerindeki teknoloji sayesinde genç ve dinamik bakışlar elde edilerek yaş faktörüne olumlu etkilerin olabildiğini kaydeden Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Mirza Fırat, şunları söyledi:

“Herkesin güzellik anlayışı farklı olmakla birlikte, hafif yukarıya kalkık ve çekik gözler daha güzel kabul edilebiliyor. Bu nedenle de badem göz estetiğine yoğun talep bulunuyor. Oldukça minik bir cerrahi uygulama olan badem göz estetiği işleminden birkaç saat sonra, hastalar taburcu ediliyor. Bu operasyon sayesinde bakışlardaki derinlik artarken, aynı zamanda bakışların verdiği enerji olumlu yönde değişiyor. Badem göz estetiği ile elde edilen değişim sayesinde kişiler, daha enerjik, genç ve canlı görünebiliyor” dedi.

 

Birkaç saat içinde, taburcu olunuyor

 

Badem göz estetiği ile çekici ve alımlı bakışlara sahip olunduğunu anlatan Op. Dr Mirza Fırat, göz çevresinin bir bütün olarak değerlendirildiğini, göz kapağı estetiği ile kaz ayaklarının giderilmesi, düşen kaşların kaldırılması gibi işlemlerin de bu operasyonla birlikte kombine edilmesiyle, göz bölgesine daha olumlu etkiler sağlanabildiğini belirtti.

Yapılan bu operasyonun kişilerin günlük işlerini veya aktivitelerini etkilemediğini kaydeden Op. Dr. Mirza Fırat, işlemden birkaç saat sonra hastaların taburcu edilebildiği bu operasyon sayesinde, bakışlardaki derinliğin arttığını ve aynı zamanda bakışların verdiği enerjinin tamamen olumlu yönde değişebildiğini söyledi.

 

Badem göz estetiği hakkında, 4 soru-4 cevap

 

Soru1: Badem göz estetiği nedir?

Cevap1: Gözün iç ve dış yan köşelerine kantus ismini veriyoruz. Badem göz estetiği, gözün dış kantusunun daha dışarı ve yukarı doğru çekilerek, gözün yeniden şekillendirilmesi işlemidir.

 

Soru2: Badem göz estetiği neden yapılır?

Cevap2: Göz dış kantusunun aşağı doğru olması, yorgunluğu ve düşük enerjiyi çağrıştırır. Etkileyici odak noktası olan gözlerde bu istenmeyen bir etkidir. Birçok kişi, bu nedenle bu operasyonu talep etmektedir. Yapılan cerrahinin kısa basit oluşu ve dokulara zarar vermeyen bir işlem olmasından ötürü de, uygulaması giderek artarak yaygınlaştı.

 

Soru3: Badem göz estetiği işlemi nasıl yapılıyor?

Cevap3: Bilinen klasik yöntemler ve iple ası teknikleri, maalesef geri dönüşlü, yani kalıcı olmayan işlemlerdir. Yapmış olduğumuz endoskopik teknik ile sunulan en büyük fark, işlemin kalıcı olmasıdır. Ameliyathane koşullarında genel anestezi altında yapılan bu işlem, gözün dış kantusundaki fasya ve kasların dışa ve yukarı doğru gerdirilerek, kemik zarına asılmasını kapsar. Ortalama 1 saat sürer. Ömür boyu kalıcılığı olan bu işlemin, yaşlanmanın etkilerine bağlı olarak yıllar içerisinde tekrar edilmesi gerekebilir.

 

Soru4: Badem göz estetiği kimlere yapılabilir?

Cevap4: Bilinen kronik bir göz rahatsızlığı olmayan ve göz şeklinden şikayetçi olan herkes bu ameliyat için aday olarak gösterilebilir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/badem-goz-estetigi-hakkinda-merak-edilenler.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/badem-goz-estetigi-hakkinda-merak-edilenler.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_badem-goz-estetigi-hakkinda-merak-edilenler.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/badem-goz-estetigi-hakkinda-merak-edilenler.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/badem-goz-estetigi-hakkinda-merak-edilenler/8229/</link>
			<pubDate>Fri, 23 Aug 2019 14:58:47 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SICAKLAR “KALP”TEN VURUYOR!]]></title>
			<description><![CDATA[Hava sıcaklıklarının aşırı derecede artması ile beraber kalp hastalıkları ile ilgili şikayetlerde de bir artış gözleniyor. Özellikle yaşlılar, kalp hastalığı olanlar ve hipertansiyon ilaçları kullanan bireyler için sıcak ve nemli havalarda risk artıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sıcak havalarda kalp ile ilgili sorunlar yaşamamak için korunma yollarını bilmenin ve buna göre tedbir almanın önemine değinen Medline Adana Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Profesör Dr. Halil Tolga Koçum, aşırı sıcakların kalp sağlığı üzerindeki olumsuz etkileri hakkında uyarılarda bulundu.

Sıcaklar olumsuz etkiliyor Prof. Dr. Koçum, kalp üzerindeki en kötü etkinin sıcak hava dalgalarında hissedildiğini söyleyerek, “Örneğin 1995 yılında ABD’nin Chicago kentinde yaşanan sıcak hava dalgası nedeniyle 700 ölüm gözlenmiş ve bunların yaklaşık yüzde 40’ının daha önceden bilinen kalp hastalığı olanlarda gerçekleştiği saptanmıştır. 2003 yılında Avrupa’da yaşanan sıcak hava dalgasında ise bilinen kalp hastalığı olanlarda gerçekleşen ölüm oranlarının, mevsim normallerinde iklim koşulları yaşanan zamanlara göre yüzde 30 daha fazla olduğu tespit edilmiştir” diyor.

Yaşlılar daha fazla risk altında

Sıcak ve bunaltıcı günlerde kalbimiz, vücudumuzu soğutan temel mekanizma olan terleme olayını başlatmak için normalden daha fazla kan pompalamak zorunda kalıyor. Yaşımız ilerledikçe, vücut sıcaklığımızı dengeleme yeteneğimiz de azalıyor. Sıcak çarpması durumu, vücudumuzun kendini soğutma işlevinde başarısız olması ile ortaya çıkıyor. Halsizlik, bulantı, kusma, baş ağrısı-dönmesi, kas seğirmesi ve bilinç bulanıklığı ile kendini gösteriyor. Prof. Dr. Koçum, bu belirtilerin organ yetmezliklerine dahi yol açabilecek kadar önemli bir durum olduğunu söylüyor.

İlerleyen yaşla beraber tüm atardamarlarda artan plak yükü nedeniyle damarlar daha sert bir yapıya dönüşüyor, susama hissinde bir azalma oluyor. Sıcak çarpması halinde ileri derecede tansiyon düşüklüğü ortaya çıkabiliyor. Bu durum yaşlılarda bayılmaya kadar giden sorunlara yol açıyor.

İlaç kullanımına dikkat!

Kalp hastalıkları ya da hipertansiyon için kullanılan ilaçlara karşı sıcak havalarda temkinli olunması gerektiğini söyleyen Prof. Dr. Koçum, “Bazı ilaçlar güneş ışığı hassasiyeti nedeniyle cilt reaksiyonlarına yol açabilir. İdrar söktürücü özelliği olan ilaçlar ise aşırı su kaybına neden olarak sağlığı bozabilir” diyerek ilaç kullananları uyarıyor ve bu hastaların gerekirse doktorlarına tekrar danışmalarını öneriyor.

Susuzluk tehlikeli

Dehidratasyon yani susuzluk, vücudun ihtiyacı olan suyun metabolizmada olmadığı anlamına geliyor. Böyle bir durumda önce kan hacmi düşüyor, sonra da organlara pompalanan kan miktarı hızla azalıyor. Ardından, uç vakalarda organların işlevlerini yitirdiği bile görülebiliyor. Prof. Dr. Koçum, yeterli miktarda su içmenin önemine dikkati çekerek, “Bazen minerallerin de terleme yoluyla kaybedilmesi sonucunda metabolizmada sorunlar gözlenebiliyor. Bu gibi

durumlarda söz konusu maddelerin hızla yerine konulması gerektiğinden yeterli miktarda sıvı alımı büyük önem kazanıyor” diyor.

Yeterli önlemler alındıktan sonra sıcak havalarda kalp sağlığını korumanın kolaylıkla mümkün olduğunun söyleyen Prof. Dr. Halil Tolga Koçum, şu önerilerde bulunuyor:

· Bol su için: Su kaybını yaşamadan önce su tüketmek önemlidir. Su içmek için susamayı beklemeyin. Aşırı miktarda kafein ve alkolden uzak durun. Açık renkli idrar çıkarmak yeterli sıvı aldığınızın en iyi göstergesidir.

· Uygun giysiler seçin: Hafif ve açık renkli kıyafetleri, nefes alan pamuklu kumaşları tercih edin.

· Güneşten korunun: Güneşin en tepede olduğu 11:00 ila 16:00 saatleri arasında dışarıda bulunmamaya gayret edin ve dinlenin. Dışarıya çıkacaksanız mutlaka şapka veya şemsiye kullanın.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/sicaklar-kalp-ten-vuruyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/sicaklar-kalp-ten-vuruyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_sicaklar-kalp-ten-vuruyor.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/sicaklar-kalp-ten-vuruyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/sicaklar-kalp-ten-vuruyor/8160/</link>
			<pubDate>Tue, 06 Aug 2019 11:16:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Sağlık camiasında yeni meslek örgütü: Protez Ortez Lisans Mezunları Derneği]]></title>
			<description><![CDATA[Protez-Ortez lisans bölümünün ilk mezunlarını vermesiyle birlikte, mezunlar Protez Ortez Lisans Mezunları Derneği’ni kurdular.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kısa adı POLMED olan dernek kuruluş amaç ve ilkelerini şöyle açıkladı:

“Dünya Sağlık Örgütü’nün tanımladığı şekilde ülkemizde sağlığın korunması, hastalıkların önlenmesi ve hastaların rehabilitasyonu açısından gerek ulusal gerek uluslararası düzeyde gururla ve azimle mücadele edeceğimizi , ‘Milli’ temasını kendimize esas alarak mesleki anlamda ülkemize değer kazandıracak projeler hedefleyerek Sağlık Bakanlığı ve diğer tüm sağlık disiplinleri ile koordine çalışan bir dernek olacağımızı tüm sağlık camiasına duyuruyoruz. Derneğimizin temel hedefleri ülkemizin özellikle protez uzuvların çoğunlukla yurt dışından ithal edilmesine gerek kalmadan derneğimizin projeler ile yerli üretime geçilmesi için mücadele etmektir. Özellikle cari acığa sebebiyet veren ülke dışına olan bağımlılığı kendi mesleğimiz açısından gidermek ve ulusal uluslar arası arenada rekabetin içerisinde kalarak ülke insanına en iyi sağlık hizmeti sunulması için bilim merkezli bir dernek olmaktır. Lisans düzeyinde mezun Ortez Protez uzmanı ünvanı kazanan lisans mezunları, ülkemizde mesleğimizi akademik anlamda derneğimizin girişimci ve bilim merkezli yapısı ile temsil etme, projeler üretme, ulusal ve uluslararası kongreler düzenleme gibi faliyetler içerisinde olacaktır. Derneğimiz, mesleğimiz adına danışmanlık ve eğitim faliyetlerinin içerisinde olup mesleğin gelişmesi adına son derece bilimsel ve etkili bir mücadele içerisinde olacağını taahhüt eder. Bu bakımdan tüm sağlık meslek derneklerinin, üniversitelerin ve sivil topluk kuruluşlarının desteğini beklemekteyiz.”

PROTEZ ORTEZ İHTİYACI 5000 YIL ÖNCE DOĞDU

M.Ö. 3500 yılında bir Pers askerinin bacağını kaybetmesi üzerine bacağı yerine bir demir parçası takarak savaşa devam etmesiyle dünya üzerinde protez tarihinin ilk sayfası açıldı. Eksik uzuvların vazifesini bir nebze de olsa görecek olan bu protezlerin tarihî gelişimi, Osmanlı’da bizzat Sultan II. Abdülhamid Han’ın talimatıyla oldu. Ülkemizdeki protez gereksinimi üzerine dört subay protez-ortez eğitimi için Paris’e gönderildi. İlk atölye Tersane-i Alatı Nazikiye kuruldu ve 1914 yılında Gülhane Hastanesi bünyesine taşındı. Sonraki yıllarda temel düzeyde eğitim veren lise düzeyinde eğitim ile ülkemizin protez ve ortez ihtiyaçları giderilmeye çalışıldı. Son yıllarda ülkemizde protez-ortez alanında ön lisans eğitimi veren üniversitelerin sayısı hızlı bir artış gösterdi. Ancak

programlar incelendiğinde uygulama ve alt yapı standartlarının geliştirilmeye gereksinim gösterdiği ortaya çıkınca, 2014 yılında ülkemizde ilk Protez-Ortez lisans bölümü öğrencilerini kabul etmeye başladı. Günümüzde uluslararası arenada ülkemizi temsil edecek donanıma sahip bireyleri yetiştirmek adına 4 üniversite lisans düzeyinde eğitim vermeyi sürdürüyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglik-camiasinda-yeni-meslek-orgutu-protez-ortez-lisans-mezunlari-dernegi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglik-camiasinda-yeni-meslek-orgutu-protez-ortez-lisans-mezunlari-dernegi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_saglik-camiasinda-yeni-meslek-orgutu-protez-ortez-lisans-mezunlari-dernegi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglik-camiasinda-yeni-meslek-orgutu-protez-ortez-lisans-mezunlari-dernegi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/saglik-camiasinda-yeni-meslek-orgutu-protez-ortez-lisans-mezunlari-dernegi/8148/</link>
			<pubDate>Mon, 05 Aug 2019 08:15:25 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Mikroteknik yöntemi ile hastayı uyutmadan bel fıtığı ameliyatı yapılabiliyor]]></title>
			<description><![CDATA[Tıp biliminin giderek ilerlediğini kaydeden Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, buna paralel olarak bel fıtığı veya dar kanal ameliyatı yapan doktorların, gelişmiş, yeni ve daha iyi teknikler kullandığını belirtti.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hasta uyutulmadan, “bel fıtığı ameliyatı” yapılabiliyor

 

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, bel fıtığı ameliyatı ve dar kanal ameliyatı için verilecek kararın önemli olduğuna dikkat çekti. Bel fıtığı veya dar kanal ameliyatına karar verilmiş ise, ameliyatı geciktirmemek gerektiğinin altını çizen Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, bu ameliyatların geciktirildiği takdirde felç gibi telafisi mümkün olmayan sonuçları ortaya çıkabileceğini söyledi.

Mikroteknik yöntemi ile hastaların uyutulmadan bel fıtığı ameliyatlarının yapılabildiğini anlatan Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, aynı zamanda mikroteknik ile yapılan bel fıtığı veya dar kanal ameliyatlarında özellikle ciltten itibaren tüm dokuların korunduğunu kaydetti.



Tüm dokular korunuyor ve dikiş aldırmaya gerek kalmıyor

 

Bel fıtığı ameliyatında veya dar kanal ameliyatında mikroteknik ile çalışıldığında sinir elemanları ve diğer dokuların görüntü alanına büyütüldüğünü anlatan Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, ciltten itibaren güvenli ve estetik olarak dokuların daha iyi korunduğu, hatta ameliyat sonrasında dikiş aldırmayı gerektirmeyen bir ameliyat gerçekleştirilebildiğini belirtti.

Bu ameliyatların mikroteknik ile yapıldığında hastaların ameliyat sonrasında çok daha iyi hissettiklerini, aynı gün yürüyebildiklerini ve ertesi gün taburcu olabildiklerini ifade eden Doç. Dr. Yıldızhan, şunları söyledi:

“Bel fıtığı ameliyatında amaç, sinir elemanları üzerindeki basıyı iyi bir operasyonla ortadan kaldırmak, hastanın yakınmalarını sonlandırmak ve düşmüş olan hayat kalitesini yükseltmektir. Mikrocerrahi teknik ile yapılan bel fıtığı ameliyatında, tek mesafeli bir bel fıtığı için 1,5 ile 2 cm civarında minik bir kesi yeterli olmaktadır. Dolayısıyla, mikrocerrahi teknik ile yapılan bel fıtığı ameliyatı, estetiktir" dedi.

 

Bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı için uygulanan teknikler

 

Tıp biliminin giderek ilerlediğini kaydeden Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, buna paralel olarak bel fıtığı veya dar kanal ameliyatı yapan doktorların, gelişmiş, yeni ve daha iyi teknikler kullandığını belirtti.

Bu bağlamda, klasik bel fıtığı ameliyatlarının yerini; mikroteknik, mikroendoskopik teknik ve endoskopik teknik ile yapılan ameliyatların aldığını açıklayan Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, ameliyat gerektirmeyen henüz ilerlememiş bel fıtığı vakalarında hastayı çok iyi seçmek şartıyla ciltten müdahale tarzında (perkütan) lazerle diskektomi ve nükleoplasti gibi girişimlerin uygulanabildiğini de anlattı. Fıtıklaşmış diskin, endoskopik teknikle de boşaltılabildiğini kaydeden Yıldızhan, kapalı endoskopik bel fıtığı ameliyatı (KEBFA), tam endoskopik bel fıtığı ameliyatı, artroskopik bel fıtığı ameliyatı adı verilen bu girişimlerin, yine hastaların çok iyi seçilmesi şartıyla uygulanabildiğini ifade etti.

Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, konuşmasına şöyle devem etti: “Örneğin, hastada dar kanal, belde ileri derecede kireçlenme, bel kayması (omur kayması), göç etmiş bel fıtığı gibi bir durum varsa, kapalı endoskopik bel fıtığı ameliyatı (KEBFA) bu hastalar için uygun değildir. Bel fıtığı ameliyatlarında mikrocerrahi teknik ile dar kanal ameliyatlarında 'vidasız' mikroteknikle internal dekompresyon yöntemi kullanıldığında, daha iyi sonuçlar elde edildiğini görmekteyiz. Bu iki teknik, altın standarttır” diye konuştu.

 

Hangi durumlarda hasta uyutulmadan bel fıtığı ameliyatı yapılıyor?

 

Modern anestezi ilaçlarının giderek geliştirilmesinin yanında, tıp teknolojisinin de gelişmesi genel anesteziyi daha güvenli kılabilmektedir. Fakat bazı hastaların, ileri yaş döneminde olduklarını ve ilaveten ciddi kalp-damar, böbrek, karaciğer, solunum hastalıklarına sahip

olduklarını dile getiren Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, bu gibi durumlarda bel fıtığı veya dar kanal ameliyatında daha temkinli adım atmak gerektiğinin altını çizdi.

Hamilelik, alerjik bünye ve buna benzer durumlarda da genel anestezinin risk açısından düşündürücü olduğunu ve ayrıca narkoz korkusu gibi psikolojik engellerin de bulunabildiğini dile getiren Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, böyle bir durumla karşılaşıldığında da, acı içinde kıvranan hastanın bu ameliyatının genel anestezi ile değil de, spinal anestezi ile yapabileceğini söyledi.

Gerektiğinde hastaların uyutulmadan bel fıtığı ve dar kanal ameliyatlarının yapılabileceğinin altını çizen Doç. Dr. Ahmet Yıldızhan, şunları anlattı:

“Bel fıtığı veya dar kanal ameliyatı spinal anestezi ile yapılacaksa, hastanın belden aşağısı iyi bir şekilde uyuşturularak, ameliyat gerçekleştirilir. Bu şekilde yapılan bel fıtığı veya dar kanal ameliyatı esnasında, hasta ağrı duymamakta ve hatta ameliyat ekibiyle sohbet edebilmektedir. Spinal anestezi ile 80 yaşın üstündeki hastalar bile, iyi seçim yapılarak kolayca bel fıtığı veya dar kanal ameliyatına alınabilmektedir. Bel fıtığı ameliyatında epidural anestezi, bu amaçla kullanabilir" şeklinde sözlerini tamamladı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/mikroteknik-yontemi-ile-hastayi-uyutmadan-bel-fitigi-ameliyati-yapilabiliyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/mikroteknik-yontemi-ile-hastayi-uyutmadan-bel-fitigi-ameliyati-yapilabiliyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_mikroteknik-yontemi-ile-hastayi-uyutmadan-bel-fitigi-ameliyati-yapilabiliyor.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/mikroteknik-yontemi-ile-hastayi-uyutmadan-bel-fitigi-ameliyati-yapilabiliyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/mikroteknik-yontemi-ile-hastayi-uyutmadan-bel-fitigi-ameliyati-yapilabiliyor/8135/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jul 2019 16:26:24 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YAZ AYLARINDA SIVI TÜKETİMİ]]></title>
			<description><![CDATA[SANKO ÜNİVERSİTESİ HASTANESİ DİYETİSYENİ ERÖZGÜR:

“YAZ AYLARINDA ÖZELLİKLE KRONİK HASTALIKLARI OLAN BİREYLERİN GÜNLÜK SIVI İHTİYAÇLARINI KARŞILAMA KONUSUNDA DAHA DİKKATLİ OLMASI GEREKİR”]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Diyetisyeni Ece Erözgür, yaz aylarında artan terlemenin, sıvı kayıplarının başında geldiğini ve bu dönemde özellikle kronik hastalıkları olan bireylerin günlük sıvı ihtiyaçlarını karşılama konusunda daha dikkatli olması gerektiğini söyledi.

 

Yaz sıcaklarının yoğun yaşandığı şu günlerde sıvı tüketimi konusunda uyarılarda bulunan Erözgür, “Su ve diğer içecekler vücutta su dengesinin korunmasında önemli yer tutmaktadır. Her gün düzenli olarak tüketilen su böbrekler, kalp ve karaciğer başta olmak üzere bütün organların yenilenmesini sağlar” dedi.

 

Erözgür, “Başta su olmak üzere içecekler ve yiyeceklerde bulunan görünür/ görünmez su, ‘sıvı’ olarak tanımlanır ve bireyin günlük gereksinimi, içtiği su, içecekler ve tükettiği yiyeceklerdeki içindeki su ile karşılanır. Yetersiz miktarda sıvı alınması vücut ağırlığı artışından, ciddi hastalıklara kadar pek çok olumsuz tabloya neden olabilir” diye konuştu.

 

Alkollü - alkolsüz, gazlı, gazsız - karbonatlı, şeker ilaveli içecekler ile çay ve kahve yerine çoğunlukla suyun tercih edilmesi gerektiğinin altını çize Erözgür, “Kahve ve çay tüketimiyle vücuda sıvı alınmasına rağmen çocuklara önerilmez ve bazı bireylerde istenmeyen uyarıcı etkileri yanında diüretik etkilerinden dolayı da su atılımına neden olur” ifadelerini kullandı.

 

Şekerli içeceklerin, vitamin ilaveli meyve sularının, enerji ve sporcu içeceklerinin aşırı tüketiminin bireylerde istenmeyen vücut ağırlığı artışına neden olabileceğini anımsatan Erözgür, şöyle devam etti:

 

“İnsan vücudunun birçok bileşeni vücut sıvısı içerisinde çözelti halinde bulunur. Hücreler vücudun en küçük birimidir. Hücrelerdeki biyokimyasal tepkimeler bu çözelti içinde olur. Su ve diğer içecekler; sindirim, emilim ve hücreler arası taşınmasında önemli rol oynar.

 

Sağlıklı bir yaşam için gerekli biyokimyasal tepkilerin oluşması, sistemlerin çalışması; metabolizma sonucu oluşan zararlı maddelerin taşınması ve atılması, vücut ısısının dengelenmesi ve eklem kayganlığının sağlanmasında içecekler önemlidir. Bunlara ek klor, demir, magnezyum ve flor gibi mineralleri de içerir.”

 

Hidrasyon dengesinin korunması ile vücut fonksiyonlarının yerine getirilmesinin sağlandığının anlatan Erözgür, solunum yoluyla, idrarla, terle ve dışkıyla oluşan su kaybının, içecekler ve yiyeceklerle alınan suyla, su miktarlarının yerine konması ile de vücudun su dengesinin korunduğuna vurgu yaptı.

 

Günlük alınması gereken sıvı miktarına ve vücuttaki su dengesinin önemine değinen Erözgür, sözlerini şöyle tamamladı:

 

“Yaşa, cinsiyete, vücut fonksiyonlarına, kronik rahatsızlıkları, özel durumlara, yapılan egzersize göre değişiklik gösterir. Orta düzeyde bir aktivite düzeyinde günlük 2-2.5 litre

sıvı tüketimi önerilmektedir. TBSA (Türkiye Beslenme ve Sağlık Araştırması) 2010’a göre, Türkiye genelinde günlük ortalama sıvı tüketim miktarı 19 yaş üzeri yetişkin erkeklerde 1841.9 ml, kadınlarda 1497.2 ml’dir. Gebe ve emzikli kadınlarda günlük ortalama su tüketim miktarının sırasıyla 1101.33 ml ve 1060.15 ml, alkolsüz içeceklerin günlük ortalama tüketim miktarının sırasıyla 389.61 ml ve 580.08 ml’dir.

 

Vücuttaki su dengesi yaşamsal faaliyetler için çok önemlidir. Günlük gereksinim (35 ml) x (vücut ağırlığı (kg)) eşitliği ile hesaplanabilir. İdrar renginin koyulaşması, su ihtiyacının karşılamadığını göstergesidir. Susama vücuttan yüzde 1’lik bir sıvı kaybınız olduğunu gösterir, bu yüzden su içmek için susamayı beklemeyin.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-aylarinda-sivi-tuketimi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-aylarinda-sivi-tuketimi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_yaz-aylarinda-sivi-tuketimi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-aylarinda-sivi-tuketimi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/yaz-aylarinda-sivi-tuketimi/8133/</link>
			<pubDate>Wed, 31 Jul 2019 11:25:28 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[YAZ SICAKLARI GEBELERİ ZORLUYOR!]]></title>
			<description><![CDATA[Gebelik nedeniyle vücutta oluşan değişiklikler anne adaylarını çevre koşullarına karşı daha duyarlı hale getiriyor. Özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklarla beraber gebelik dönemlerinin ilk 3 ayı ve son 1 ayı anne adayları için son derece zorlu geçiyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Gebeliğin normal sürecinde doğal olarak vücut ısısının yükseldiğini anlatan Medline Adana Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Eray Memeç, “Yaz ayları hamileler için zorlu geçen bir dönemdir. Ayrıca gebelik hormonları cildin güneşe karşı duyarlılığını da artırır” diyerek anne adaylarına uyarılarda bulundu.



Bol sıvı tüketin

“Özellikle hamileliğinin ilk ayları yaza denk gelen anne adaylarında halsizlik şikâyeti, terleme ile oluşan sıvı kaybına bağlı olarak daha belirgin olabiliyor. Gebeliğinin son aylarında olanlar içinse yaz ayları yine yüksek sıcaklık değerleri nedeniyle zorlu geçebiliyor. Vücutlarında oluşan değişime ve alınan kilolara bağlı olarak en sık solunum sayısında artış, nefes darlığı, efor kapasitesinde azalma ve sıcağa karşı tahammülsüzlük şikâyetlerinden yakınılıyor. Bu dönemde sıvı alımındaki yetersizlik, tansiyon düşüklüğüne neden olabildiği gibi kabızlık, idrar yolu sorunları hatta bebeğin amniyotik sıvı miktarında azalmaya ve rahim kasılmalarına sebep olarak erken doğuma bile yol açabilir” diyen Dr. Eray Memeç, bu nedenle gebelerin günlük olarak ortalama 2,5 ila 3 litre sıvı tüketmelerini söylüyor.

Gıda zehirlenmesine dikkat!

Yaz aylarında ev dışında yemek yeme sıklığının arttığına dikkati çeken Dr. Eray Memeç, “Bu dönemde bağırsak enfeksiyonları ve gıda zehirlenmeleri nispeten daha sık görülüyor. Bundan dolayı gebelikte dikkatli olmak ve ishal, kusma, bulantı gibi şikayetlerde vakit kaybetmeden doktora başvurmak önemlidir” diyerek hazmı zor, metabolizmayı yoran yağlı veya hamur işi yiyeceklerden kaçınılarak ölçülü bir şekilde sebze-meyve ve protein ağırlıklı beslenilmesi gerektiğini belirtiyor.

Öğlen dışarıda bulunmayın

Gebelerin günün en sıcak olduğu öğle saatlerinde dışarıya çıkmamalarını tavsiye eden Dr. Eray Memeç, “Yaz aylarında özellikle 11:00 ila 16:00 saatleri arasında dışarı çıkmayıp bu süreyi klimalı veya serin bir yerde geçirmeleri anne ve bebeğin sağlığı için faydalı olacaktır. Eğer mutlaka çıkmaları gerekiyorsa da sentetik olmayan, açık renkli ve bol elbiseler giymeleri ayrıca yüksek korumalı güneş kremleri ve şapka kullanarak tedbirli olmalıdırlar” diyor.



Seyahat edebilirsiniz

Daha önceden bilinen bir erken doğum riski olmayan gebelerin doktorlarının onayı dahilinde gebeliklerinin 9. ayına kadar ve gidecekleri yerde doktora ulaşma sorunu yoksa seyahat etmelerinde herhangi bir sakınca olmadığını ifade eden Dr. Eray Memeç, “Ancak uzun süre hareketsiz kalan gebelerde bacaklarda şişlik ve damar içinde pıhtı oluşma riski vardır. Bu nedenle özellikle uzun yolculuklarda otururken bacaklara germe egzersizi uygulanması ve 2

saatte bir mola verilip kısa yürüyüşler yapılması yerinde olacaktır” diyor.

Yüzme en iyi egzersizdir

Yazın gebeler için en uygun ve rahatlatıcı egzersiz şeklinin yüzme olduğunu kaydeden Dr. Eray Memeç, “Hijyen endişesi nedeniyle yüzmek için denizin tercih edilmesi daha uygun olsa da anne adayları temizliğinden emin oldukları havuzlara da girilebilirler. Ancak ıslak mayoyla oturmasınlar ve gölgede dahi olsa yüksek korumalı güneş kremleri kullansınlar” diyerek 15-20 dakikadan uzun güneş altında kalınmamasını söylüyor.



Endişe etmeyin 

Gebelerin bazen duygusal olarak çok hassas ve kırılgan olabildiklerini anlatan Dr. Eray Memeç, “Bunun nedeni tamamen salgılanan ve değişen hormonlardır. Yaşanan endişe ve kaygılar yaz sıcaklarının bunaltıcı etkisi ile daha da artabilir. Böyle bir durumda hiç çekinmeden doktorunuzla endişelerinizi ve korkularınızı paylaşın, kafanızdaki soru işaretlerinden kurtulun ve keyifli bir gebelik geçirmeye çalışın” diyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-sicaklari-gebeleri-zorluyor_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-sicaklari-gebeleri-zorluyor_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_yaz-sicaklari-gebeleri-zorluyor_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/yaz-sicaklari-gebeleri-zorluyor_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/yaz-sicaklari-gebeleri-zorluyor/8116/</link>
			<pubDate>Fri, 26 Jul 2019 10:38:56 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[“Nezle ve Grip “Tedavisinde Antibiyotik Kullanılır Mı?]]></title>
			<description><![CDATA[]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Necip Fazıl Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Evrim GÜLDEREN’ “Nezle ve Grip” Tedavisinde Antibiyotik Kullanılır Mı? Konusunda Şöyle Konuştu:

“Şu günlerde hemen hemen çoğu evde kimilerinin burnu akıyor, öksürüyor, boğaz ağrısı, halsizlikten yakınıyor; kimileri ise ateş, kas ve eklem ağrısı çekiyor. Peki, ne yapmak lazım? Tedavi için ne kullanmak lazım? Bu durumda Antibiyotik almak doğru mu?

Kış mevsiminde sık olarak karşılaştığımız grip ve nezle viral enfeksiyonlardır. Burun akıntısı ile karşılaştığımızda nezle olması ihtimali oldukça yüksektir. Nezle(soğuk algınlığı) ve grip farklı birer enfeksiyondur. Nezle daha hafif, daha kolay atlatılan bir viral enfeksiyon iken gripte durum biraz daha farklıdır. Grip vücut direnci iyi, sağlıklı bireylerde ilaçla kullanılsa da kullanılmasa da aynı süre zarfında, toplam yedi günde iyileşir. Grip özellikle yaşlılarda ve çocuklarda ağır seyredebilir. Yani bu durumda gripten korunmak daha önem arz eder.

Gribe yakalandığımızda iyileşmek için ne yapmalıyız?

İstirahat etmeniz hastalığı atlatmanızda faydalı olacaktır. Dinlenin ve iyi uyuyun. Beslenmeye özen gösterin. Bol sıvı, C vitamininden zengin meyve ve sebzeler (portakal, mandalina, greyfurt), yoğurt, yumurta, et ve balığı tercih edin. Limon suyu içeren tavuk suyu çorbası tercih edilen bir yemek olabilir. Boğaz temizliği için, bol ve sık ılık su, çay için. Ihlamur tercih edilen çaylardan olabilir. Boğaz temizliği için az miktarda tuz içeren su ile boğaz gargarası yapılabilir. Ağrı ve kırıklık şikâyetlerinin tedavisi için doktor kontrolünde ağrı kesicilerden faydalanılabilir. Tansiyon, şeker veya kalp sorunu olanlar, doktora danışarak ilaçlarını kullanmalıdır.

Grip tedavisinde antibiyotikler faydalı mı?

Grip tedavisinde antibiyotiğin yeri yoktur. Antibiyotikler bakterilerin yol açtığı hastalıkların tedavisinde kullanılır. Oysaki grip virüslerin yol açtığı bir hastalıktır. Antibiyotiği gereksiz kullanmak dirençli enfeksiyonların ortaya çıkmasına sebep olabilir. Antiviral ilaçlar erken dönemde ve gerekli görülürse enfeksiyon hastalıkları, göğüs hastalıkları ve çocuk hastalıkları uzmanı tarafından başlanabilir. Antiviralller dikkatli kullanılmalıdır.

Gripten korkmalı mıyız?

Risk grubundaki kişiler için dikkatli olunması gerekiyor. Risk grubu kişiler 65 yaş üstü olanlar(özellikle 80 yaş üstü) , hamileler, 2 yaş altı olanlar, kalp, akciğer, karaciğer, böbrek yetmezliği hastaları, bağışıklığı baskılananlar (kanser tedavisi gören ve organ nakilliler) olarak söylenebilir. Bu kişilerde grip ağır seyredebileceği için dikkat edilmesi gerekir. Bu kişilerin grip aşısı yaptırması önerilebilir.

Gribi başkalarına bulaştırmamak için ne yapabiliriz?

Ellerinizi sık sık yıkayın. Tokalaşma sırasında ellere bulaşan virüslerin bulaşmasını önlemek için ellerinizi yıkayın. Cep telefonlarınızı temiz tutun. Başkalarının cep telefonunu kullanmayın. Televizyon kumandasını temiz tutun. Yastık kılıfları ve çarşaflarını sık sık değiştirin. Özellikle grip, nezle geçirdiyseniz hemen değiştirin. Herkesin kendine ait havlusu olmalı, havlular kışın sık sık değiştirilmeli, mutlaka kuru tutulmalı. Hapşırırken, öksürürken tek kullanımlık mendil kullanmak, kolunuzun ters yüzüyle ağzınızı kapatmak, bulaşmayı önlemede en iyi yöntemlerdir. Toplu seyahat edilen ortamlara girmeyin veya bu durumda maske takın. Çocuklar hasta ise okula gitmemesi doğru bir yaklaşım olabilir. Yoksa, virüsler arkadaşlardan birbirlerine pinpon topu gibi gidip gelecektir.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/nezle-ve-grip-tedavisinde-antibiyotik-kullanilir-mi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/nezle-ve-grip-tedavisinde-antibiyotik-kullanilir-mi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_nezle-ve-grip-tedavisinde-antibiyotik-kullanilir-mi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/nezle-ve-grip-tedavisinde-antibiyotik-kullanilir-mi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/nezle-ve-grip-tedavisinde-antibiyotik-kullanilir-mi/4698/</link>
			<pubDate>Sat, 10 Dec 2016 11:07:58 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[SAĞLIKLI YAŞAMIN ÖNÜNDEKİ EN BÜYÜK ENGEL: SİGARA!]]></title>
			<description><![CDATA[31 Mayıs Dünya Tütünsüz Günü'nde Hisar Intercontinental Hospital Göğüs Hastalıkları Bölümü Uzmanı Prof. Dr. Serhat Fındık ciddi sağlık problemlerine neden olabilen sigaranın olumsuz etkileri hakkında bilgi verdi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Sigara kullanımının insan sağlığına verdiği zararla birlikte organlarda yarattığı tahribat ciddi oranda büyük.. Birçok kanser türüne de sebebiyet verebilen sigara, en büyük hasarını tartışmasız akciğerlere veriyor. Akciğer başta olmak üzere, diğer organ kanserlerinin artmasına neden olabilen sigara, akla gelebilecek tüm hastalıklarda izlenen tedavi sürecini de yüksek oranda olumsuz etkiliyor.  

Sigara bütün hastalıkların temelini oluşturuyor

Akıla gelebilecek tüm hastalığın kökeninde birinci derecede etkili olabilen sigara, birçok hastalığın da temelini oluşturmaktadır. Uzun süreli sigara kullanımı kişiyi zamanla, solunum sistemi hastalıkları, astım, bronşit, zatürre, uyku apnesi, akciğer kanseri, kalp damar hastalıkları ve KOAH gibi birçok hastalıkla mücadele etmek zorunda bırakabilmektedir. Bağımlılığı sağlayan nikotin, katran, tüp gaz, radon gazı, kurşun gibi birçok ham madde içeren sigara; kanser hastalığının da en büyük sebebi sayılabilmektedir.

 Kadınlarda doğurganlığı büyük ölçüde etkileyebiliyor

Sigara kullanımı özellikle kadınlarda oldukça tehlikeli riskler taşıyabiliyor. Sigara içen kadınlarda, beklenenden daha erken menopoz görülebilmektedir. Bu da kemiklerin erken erimesine neden olabiliyor. Aynı şekilde sigara içen kadınlar içmeyenlere göre 4 kat daha fazla rahim ağzı kanserine yakalanma riski taşımaktadır. Bununla birlikte sigara kullanımı kadınlarda düşük riski, doğurganlıkta azalmaya ve erken doğuma da yol açabiliyor.

Sigara içme süresi doğrudan akciğer kanserine yakalanabilme risk faktörü yaratıyor

Uzun süreli sigara kulllanımında ortaya çıkabilen ciddi hastalıkların erken dönemde teşhis şansı da oldukça düşük olmaktadır. Kişinin sigara içme süresi başta akciğer kanseri olmak üzere birçok kanser için de büyük oranda risk taşır. Ortalama 20 yıl ve üzeri, günde bir paket ve üstü sigara içenlerde, içmeyenler veya daha az içenlere göre akciğer kanseri görülme riski belirgin oranda artabiliyor.

Sigara bırakıldığı an vücut kendini yenilemeye başlıyor!

Kişi ne kadar erken yaşta sigaraya başlamışsa, sigara içme süresi ne kadar uzun ve günlük sigara tüketme adedi ne kadar fazlaysa, organ kanserine yakalanma riski de o kadar yükselebiliyor. Sigara içme süresi kadar sigaraya başlangıç yaşı da çok önemlidir. Sigarayı bıraktığınızda akciğerler başta olmak üzere tüm organlar kendi kendini yenilemeye başlar. Bu durum kişiden kişiye değişse de, yaş ilerledikçe akciğerlerin yenilenme süresi de uzayabiliyor.

Düzenli yapılan kontroller hastalıklara karşı erken önlem almanızı sağlar!

Sigarayla yapılan mücadele aslında kansere ve diğer hastalıklara karşı yapılan mücadeledir. Sigara içen bir kişinin sigarayı bırakma sürecinde öncelikle kendine inanması, kararlı ve istekli olması sigarayı bırakma yolunda oldukça önem taşımaktadır. Sigara bırakmak istiyor, fakat başaramıyorsanız uzman kontrolünde düzenli tedavi görülmesi başarı oranını arttırmaktadır. Buna rağmen sigara içmeyi önleyemiyorsak o zaman da hastalıklarda erken teşhis çok önem taşıyor. Bunun için düzenli olarak akciğer grafisi, fizik muayene bulguları ve kan değerlerini içeren check-up yaptırmak hastalıkları başlangıç evresinde yakalama imkanı sağlar. Sigara içen kişilerin 30 yaşından itibaren, sigara içmiyorsa ancak ailesinde kanser öyküsü olanların 35 yaşından sonra mutlaka check-up yaptırmaları gerekir. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglikli-yasamin-onundeki-en-buyuk-engel-sigara.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglikli-yasamin-onundeki-en-buyuk-engel-sigara.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_saglikli-yasamin-onundeki-en-buyuk-engel-sigara.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/saglikli-yasamin-onundeki-en-buyuk-engel-sigara.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/saglikli-yasamin-onundeki-en-buyuk-engel-sigara/4099/</link>
			<pubDate>Tue, 31 May 2016 07:55:14 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Doğa Sporlarında Yeni Bir Nefes!]]></title>
			<description><![CDATA[Berit Dağcılık Ve Doğa Sporları Kulübü, yeni rotaları araştırıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kahramanmaraş'ta doğa sporlarını herkesin yapabileceği bir hale getirmek ve dağcılık sporunu yaygınlaştırmak için kurulmuş bulunan, Berit Dağcılık Ve Doğa Sporları Kulübü, çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor.

Kahramanmaraş'ın eşsiz coğrafyasını geniş kitlelere tanıtabilmek ve yeni trekking rotalarını araştırmak için Berit Dağcılık Ve Doğa Sporları Kulübü farklı etkinliklere imza atıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/doga-sporlarinda-yeni-bir-nefes.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/doga-sporlarinda-yeni-bir-nefes.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_doga-sporlarinda-yeni-bir-nefes.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/doga-sporlarinda-yeni-bir-nefes.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/doga-sporlarinda-yeni-bir-nefes/3815/</link>
			<pubDate>Tue, 03 May 2016 12:22:01 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ANNE ve BABA ADAYLARI BU TOPLANTIYI KAÇIRMAYIN]]></title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş Büyükşehir Belediyesi ile Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği  (ÇİDER)  15 Kasım Pazar günü Necip Fazıl Kısakürek Kültür Merkezi' nde  Saat 11.00 de  "Tüp Bebek Tedavileri  Bilgilendirme ve Bilinçlendirme Toplantısı"  yapıyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[2002 yılından bu yana Türkiye genelinde faaliyet gösteren ve çocuk isteyen çiftlere destek veren (ÇİDER) İn konuğu uzman tüp bebek doktoru Acıbadem Adana Hastanesi Tüp Bebek Merkezi Başkanı Prof. Dr. Volkan Noyan olacak.

Dernek Başkanı Sibel Tuzcu “Çocuk sahibi olamama sorunları bazen çok basit nedenlerden olabiliyor ve tüp bebek tedavileri ulaşılmaz ve son nokta değil bir çözümün parçası olmalı, kişiler gözlerinde büyütmemeli. Biz halkın gözünde tüp bebek tedavileri hakkında yanlış bilinen her şeyi düzeltmeye çalışıyoruz. Tüp Bebek tedavisine ulaşılmaz bakmak yalnız Türkiye’ye özgü bir yaklaşım değil, 2012 yılının rakamlarına göre dünya da 90 milyon çift çocuk sahibi olmak için mücadele ediyor ” dedi.

Kısırlık tedavileri hakkında ayrıntılı bilgi verecek olan Prof. Dr. Volkan Noyan toplantıya katılan konuklara tedaviler hakkında bilgiler verecek ayrıca raporlarını getiren hastaların evraklarını inceleyerek sorularını cevaplayacak.

Tedavileri konusunda bilgilendirmenin yanı sıra bu zorlu süreci en kolay şekilde atlatabilmeleri için başarı tüyoları da verilecek olan toplantının sonunda hanım katılımcılara verdikleri emek ve çabalarını değerlendirmek, aynı zamanda farkındalıklarını artırma amacıyla  “ Motivasyon Liderleri Sertifikası” verilecek.

Bu sertifikayı alan hanımlar tedavi parasının denkleştirilmesinde eşe destek, tedavinin araştırılması ve doğru tedavinin bulunması sürecini takip etmek, tedavi sürecinin düzgün gitmesinde hastane hasta iletişimini yönetmek, tedavinin başarıyla tamamlanması için hem kendisine hem de eşine manevi destekten dolayı hak kazanacaklar.

Katılımcılar bu toplantıdan sonra tedavilerine yeniden başlamak isterlerse dernekten indirim yardımı alarak tedavi olabilecekler.

Toplantı Programı

14.00  : Açılış  Dernek Başkanı Sibel Tuzcu - Derneğin tedavilerde hastalara katkıları ve çalışmaları

14.30 : Konuşmacı  Prof.Dr.Volkan Noyan -  Kısırlık ve Tüp Bebek tedavileri hakkında yeni bilgiler

15.30  : Konukların sorularının cevaplandırılması

15:45  : Katılımcılara " Motivasyon Liderlik Sertifikası" verilmesi

16.00  : Kapanış

Çocuk İstiyorum Dayanışma Derneği ( ÇİDER ) Nedir?

2001 yılında  20 yıl tedaviden sonra 42 yaşında anne olan Sibel Tuzcu tarafından kurulan www.cocukistiyorum.com  da ki üyeler tarafından 2002 yılında kurulmuştur. Çocuk sahibi olmak isteyen çiftlere ücretsiz muayene ve teşhisler, tedavi imkanları, hastanelerle anlaşmalar yaparak indirimler alır . 4100 gönüllüsü olan ve Sibel Tuzcu başkanlığında Türkiye genelinde 370 e yakın toplantı yapan ÇİDER,  uluslararası kısırlık derneklerine üyedir ve  Uluslararası  Kısırlık Hasta Tüketici  Birliğinin Türkiye temsilciliğini yapmaktadır.

Prof.Dr.Volkan Noyan Kimdir?

Hacettepe Universitesi Kadın Hastalıkları ve Cerrahi Tıp Bilimleri mezunu olan  Prof.Dr Volkan Noyan Üreme Endokronolijisi ve İnfertilite,Endoskopik cerrahi   ( İleri derece de Laparoskopi, histereskopi, Ürojinekoloji ) dalında ihtisas yaptı. Gazi Universitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalında çalıştı. 2012 yılından bu yana Acıbadem Adana Tüp Bebek Bölüm Başkanlığı yapmaktadır.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/anne-ve-baba-adaylari-bu-toplantiyi-kacirmayin.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/anne-ve-baba-adaylari-bu-toplantiyi-kacirmayin.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_anne-ve-baba-adaylari-bu-toplantiyi-kacirmayin.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/anne-ve-baba-adaylari-bu-toplantiyi-kacirmayin.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/anne-ve-baba-adaylari-bu-toplantiyi-kacirmayin/3420/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Nov 2015 16:43:05 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[PİAZZADA MİNİKLER DİŞ HEKİMİ OLACAK]]></title>
			<description><![CDATA[Çocuklara eğlenceli bir ortamda yeni bilgi ve beceriler kazandırmayı hedefleyen Kahramanmaraş Piazza AVM, sağlıklı gülüşler için Minik Diş Hekimleri Atölyesi düzenliyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Piazza Çocuk Kulübü üyelerinin ücretsiz olarak katılabileceği Minik Diş Hekimleri Atölyesi, 14 Kasım Cumartesi günü 15.00-16.00 saatlerinde gerçekleştirilecek.

Atölyede, bembeyaz önlüklerini giyerek diş hekimi kimliğine bürünecek olan çocuklar, diş sağlığı ve temizliği için yapılması gerekenleri öğrenecek. Çocuklar, daha sonra diş hekimlerin kullandıkları araç ve gereçleri de tanıyacak.

Çocukları bilinçlendirerek diş hekimine artık daha rahat gitmelerini amaçlayan atölyede, ders neşe içinde geçecek. Keyifli bir ortamda bilgiler edinip gözlemler yapabilecek olan çocuklar, daha sağlıklı bir gelecek için eğitimlerini almış olacaklar.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/piazza-da-minikler-dis-hekimi-olacak.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/piazza-da-minikler-dis-hekimi-olacak.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_piazza-da-minikler-dis-hekimi-olacak.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/piazza-da-minikler-dis-hekimi-olacak.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/piazzada-minikler-dis-hekimi-olacak/3419/</link>
			<pubDate>Wed, 11 Nov 2015 16:40:20 +0200</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[Kalbiniz anne olmaya hazır mı?]]></title>
			<description><![CDATA[Sağlık durumu gayet iyi olan ve hiçbir şikâyeti olmayan kadınlar için bile, hamilelik son derece meşakkatli bir süreç. Bu nedenle anne olmak isteyen kadınların hem fiziksel olarak hem de psikolojik olarak bu zorlu sürece hazır olması gerekiyor. Özellikle kalp hastası olan kadınlar içinse daha hassas bir değerlendirme yapılıyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doktor Ayşegül Karahan Zor ve Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doçent Doktor Zeki Şahinoğlu, anne olmak isteyen kalp hastalarına ışık tutacak bilgiler paylaşıyor]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Hamilelik kadının psikolojisinde ve bedeninde pek çok değişikliğe neden oluyor. Anne olmaya karar vermeden önce ise mutlaka bu sürece hazır olmak için kontrollerden geçmek gerekiyor. Özellikle kalp rahatsızlığı bulunan kadınların bu süreçte daha dikkatli davranması gerekiyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Doktor Ayşegül Karahan Zor, “Kalp rahatsızlığı bulunan anne adayları gebelik süresince uygun egzersizleryaparak düşük olasılığının önüne geçebilir” diyor. Anadolu Sağlık Merkezi Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı Doç. Dr. Zeki Şahinoğlu ise, “Kalp hastalığı olan kadınların gebe kalmadan önce kardiyolojik incelemelerinin güncellenmesi ve danışmalık almaları önemlidir” diyor.

Hamilelik öncesi sağlık taraması önem taşıyor

Hem anne adayının hem de gelecekte doğacak çocuğun sağlığının, hamilelik sürecinde yaşananlarla yakından ilgili olduğunu söyleyen Dr. Ayşegül Karahan Zor, “Bu nedenleanne olmak isteyen kadınların, hamile kalmadan önce ciddi bir sağlık taramasından geçmesi öneriliyor. Özellikle kalbin hamileliğe hazır olup olmadığına ilişkin kontrollerin yapılması çok önemli. Bazı kalp hastalıklarında hamile kalmak sakıncalıyken, bazı durumlarda doktor kontrolünde bebek sahibi olunabiliyor” diyor. İleri evre kalp yetersizliği, ciddi düzeyde kapak hastalıkları, genetik kalp hastalığı ve doğumsal kalp hastalığı olan kadınların hamileliğinin sakıncalı olabileceğine dikkat çeken Zor, hamilelik öncesinde mutlaka doktora danışılması gerektiğinin altını çiziyor.

 

Bebeğin kalp hastası olma ihtimali normalden yüzde 4 daha fazla

Kalp hastalığı nedeniyle ilaç kullanan kadınlarda, hamilelik öncesi sağlık kontrollerinin ve kardiyoloğa danışmanın önemini vurgulayan Doç. Dr. Zeki Şahinoğlu ise, “Hastanın kullanmak zorunda olduğu ilaçlar hem hamilelikte anneyi hem de çocuğu etkiliyor. Bazı kalp ilaçları, gebelik süresince kullanılabiliyor. Bazıları ise bebek için olumsuz etkiler gösterebiliyor. Bu nedenle kalp hastası kadınların, gebelik öncesinde hangi ilaçları kullanıp hangilerini kesmeleri gerektiğini doktorları ile birlikte planlamaları gerekiyor” diyor. Şahinoğlu ayrıca, “Özellikle kandaki oksijen konsantrasyonunun düşük seyrettiği doğumsal kalp hastalığına sahip annelerin bebeklerinde gelişme geriliği, hatta düşükler görülebiliyor. Anne kalbinin sol tarafının etkilendiği aort kapak darlığı, aort koarktasyonu gibi hastalıklarda ya da aort genişlemesinin eşlik ettiği marfansendromu olan annelerin bebeklerinde, pulmoner hipertansiyonu olan ve ciddi kalp yetersizliği olan annelerin bebeklerinde de büyüme ve gelişme geriliği görülebiliyor. Annesi kalp hastası olan bebeklerde kalp hastalığı görülme oranı normalde yüzde 4 ile 6 oranında yüksek oluyor” diyor.

 

BİLGİ İÇİN

Damla Gökçen Gümüş – Müşteri Direktörü / damla.gokcen@goodworks.com.tr / Tel: 0212 217 70 00 Cep: 0546 500 37 26
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kalbiniz-anne-olmaya-hazir-mi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kalbiniz-anne-olmaya-hazir-mi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_kalbiniz-anne-olmaya-hazir-mi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kalbiniz-anne-olmaya-hazir-mi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kalbiniz-anne-olmaya-hazir-mi/3387/</link>
			<pubDate>Thu, 05 Nov 2015 11:44:35 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[LÖSEMİ HASTASI MİNİKLERİN BAYRAM MUTLULUĞU!]]></title>
			<description><![CDATA[Mavi Çocuk Utku Umut Işığı Derneği kurucusu gazeteci Kemal Yücel öncülüğünde Acıbadem Adana Hastanesi’ni ziyaret eden bir grup Adana Demirspor taraftarı tedavileri devam eden lösemi hastası minikleri kurban bayramı arifesinde sevindirdiler.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Çocuklarla oyunlar oynadılar

Kemal Yücel ve taraftarlardan oluşan grup, lösemi hastası çocukları Kurban Bayramı’nda yalnız bırakmadı. Acıbadem Adana Hastanesi’nde tedavileri devam eden lösemi hastası çocukları poliklinikte ve hasta odalarında ziyaret ederek onlar için aldıkları çeşitli giysileri hediye eden Adana Demirspor taraftarları grup çocuklar tarafından neşeyle karşılandı. Hasta çocukları biraz da olsa sevindirmek istediklerini söyleyen grup, çocukların yüzlerine yansıyan sevinci gördüklerinde bundan büyük mutluluk duyduklarını belirtip onlarla küçük oyunlar oynadılar ve sonrasında hep beraber hatıra fotoğrafları çektirdiler.


Amacımız toplumda farkındalık yaratmak

Dernek Başkanı Kemal Yücel de taraftarlar ile beraber Acıbadem Adana Hastanesi’ne gerçekleştirdikleri ziyaret sonrasında yaptığı açıklamada, ellerinden geldiği ölçüde hasta çocuklara ve yakınlarına bu tür jestler ile manevi destekte bulunmaya çalıştıklarını belirterek bunun örnek olmasını dilediğini söyledi ve “Bu hastalık konusunda toplumda bir farkındalık oluşturup lösemili çocuklara yeni bir yaşam umudu yaratmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/losemi-hastasi-miniklerin-bayram-mutlulugu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/losemi-hastasi-miniklerin-bayram-mutlulugu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_losemi-hastasi-miniklerin-bayram-mutlulugu.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/losemi-hastasi-miniklerin-bayram-mutlulugu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/losemi-hastasi-miniklerin-bayram-mutlulugu/3343/</link>
			<pubDate>Wed, 23 Sep 2015 12:49:09 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ALZHEİMER HASTALIĞI ERTELENEBİLİR]]></title>
			<description><![CDATA[Alzheimer Hastalığı, unutkanlık ve bunama ile seyreden, genellikle belli bir yaşın üzerinde görülen ve beyindeki sinir hücrelerinin yaşlanması ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Hastalık ilerledikçe, kişi günlük yaşamını bir başkasının yardımı olmadan devam ettiremez hale gelebilir. 80 yaş üzerinde binde 40-60 oranında görülen hastalık ile ilgili son yıllarda yapılan araştırmalar, düzenli uyku ve yeterli su tüketiminin, Alzheimer bulgularının ortaya çıkmasını geciktirdiğini ortaya koymaktadır.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Her unutkanlık Alzheimer değildir

Alzheimer’in erken belirtisi genellikle yakın hafıza kaybıdır. Bununla birlikte konuşma problemleri, kelimeleri hatırlayamamak, nerede olduğunu ve kiminle görüştüğünü unutmak gibi bulgular verebilir. Alzheimer’in ilerleyen yaşla ilgisi olduğu bilinmektedir. 65 yaş ortalamasında bin kişide 3 hastada görülürken, 80 yaş sonrası bu sayı binde 40-60’a çıkmaktadır. Hastalık; % 70 oranında genetik olduğu düşünülmektedir. Ancak travma, depresyon ve hipertansiyon gibi nedenlere bağlı olarak daha genç yaşlarda da ortaya çıkabilir. Alzheimer hastalarının tümünde unutkanlık görülür. Ancak her unutkanlık Alzheimer olarak değerlendirilmemelidir. Aşırı stres, yoğun iş temposu, ağır üzüntü ve depresyon durumlarında da unutkanlık yaşanabilmektedir.

Kalıtımsal faktörler önemli bir neden

Alzheimer’in nedeni kesin olarak bilinmese de ileri yaş dışında; kalıtımsal faktörler, beyin hücrelerinin ölümü, sinirsel iletimin bozulması, çeşitli zehirli maddelerin hastalığa yol açabileceği düşünülmektedir. Sinir hücrelerinin çalışırken arkalarında bıraktıkları Beta-amiloid ve tau gibi protein birikintilerinin beyinden temizlenememesi Alzheimer’ın oluş mekanizması olduğu düşünülmektedir. Alzheimer hastalarının beyninde biriken protein birikintileri de patolojik olarak görülebilmektedir. Beyinde temizlenmeyen protein birikintileri, sinir hücrelerinin kendi aralarında iletişim kaybı yaşanmasına neden olmakta ve beyindeki sinir hücreleri arasında elektriksel bağlantılar azalmakta ve Alzheimer Hastalığı belirtileri ortaya çıkmaktadır.

Düzenli uyku beyni temizler mi?

Alzheimer’in nedeni ve tedavisi için yapılan çalışmalar, beyinde bulunan protein birikintilerinin temizlenmesi üzerine yoğunlaşmaktadır. İleri yaştaki her kişide bu tür birikintiler görülmeyebilir. Bu nedenle Alzheimer hastalarında ortaya çıkış nedeni araştırılmaktadır. İnsan bedeninde yaklaşık 37 trilyon hücre olduğu sanılmaktadır. Bütün bu hücreler çalışırken bir miktar çöp çıkarırlar. Bu çöpler, hücreler arası aralıkta birikir. Bütün bu birikintiler Lenf Sistemi ile temizlenir. Beyin kabuğunda 85 milyar hücre vardır. Bu hücrelerin çalışırken ürettiği artıkları, çöpleri temizleyen bilinen bir lenfatik sistemi beyinde yoktur. Son yıllarda ABD de yapılan çalışmalarda beyinin de bir lenfatik sistemi olduğu ve buna Glimfatik sistem (Glymphatic System) adı verildi. Bu sistem beyindeki akuaporin denilen su kanallarının yardımıyla yapılmaktadır. Beyin, kendi ürettiği yaklaşık 150 ml’lik bir su içinde, beyin omurilik sıvısının (BOS) içinde yüzmektedir. İleri sürülen bu hipoteze göre BOS sadece beynin etrafında yer almaz. Tıpkı diğer dokularda olduğu gibi beyin hücreleri arasındaki birikintileri çöpleri; Alzheimer hastalığına neden olan beta-amiloid gibi birikintileri de temizler. Bu beyin lenfatik sistemi çalışırken beyin omurilik sıvısı beyin kan damarları boyunca hareket ederek beyin derinliklerine sokulur ve hücreler arasındaki çöpleri alarak kan dolaşımına katılmalarını sağlar. Farelerde yapılan çalışmalarda bu temizlenmenin uykuda daha çok yapıldığı gösterilmiştir. Beyin uyku sırasında istirahate geçtiği için, sinir hücreleri arasındaki boşluklar genişlediği ve beyin omurilik sıvısının daha iyi dolaştığı için temizlik daha hızlı olmaktadır. Günlük düzenli 8 saat uyuyan bir kişinin beyninde bulunan protein birikintileri daha iyi temizlenebildiği için Alzheimer’in belirtilerini geciktirmek de mümkün olmaktadır.

Yeterli su tüketimi beyin sıvısını yeniler

Su, vücut için temel ihtiyaçtır ve sağlıklı bir bünye için suyun yeteri kadar tüketilmesi gerekmektedir. Bazı zararlı bileşenler de dolaşımda bulunan suyun etkisi ile vücuttan uzaklaştırılmaktadır. Normalde yaklaşık 1400 gram ağırlığında olan beyin, beyin omurilik sıvısının içinde yer aldığı için 25 gram olarak hissedilmektedir. Beynin içinde bulunduğu beyin omurilik sıvısı, düzenli su tüketiminde günde 3 kez yenilenmektedir. Bu yenilenme durumu da beynin protein birikintilerinden daha iyi temizlenmesine olanak sağlamaktadır. Kişinin susuz kalması ya da günlük düzenli su tüketimini aksatması vücutta birçok soruna neden olabileceği gibi beyin omurilik sıvısının azalmasına da yol açmaktadır. Düzenli uyku ve su tüketimiyle erken dönemde ortaya çıkabilecek Alzheimer belirtileri, daha ileri yaşlara ertelenebilir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastaligi-ertelenebilir.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastaligi-ertelenebilir.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_alzheimer-hastaligi-ertelenebilir.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastaligi-ertelenebilir.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/alzheimer-hastaligi-ertelenebilir/3303/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Sep 2015 09:43:27 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ALZHEİMER HASTALARINA NASIL DAVRANILMALI?]]></title>
			<description><![CDATA[Alzheimer hastalığına dikkat çekmek, hastalıkla ilgili toplumu bilinçlendirmek ve farkındalık oluşturmak amacıyla her yıl, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü olarak anılıyor. Bir bunama (demans) hastalığı olan Alzheimer’ın tedavi sürecinde hasta yakınlarına büyük görevler düşüyor.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Nörobilim Anabilim Dalı Başkanı ve NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi Nöroloji Uzmanı Prof.Dr. Oğuz Tanrıdağ, Alzheimer hastalığının kişide bir yandan bellek, dikkat, dil gibi işlevlerde bozulmaya yol açarken diğer yandan da kişinin kendisiyle ve etrafıyla ilgili algısını bozduğunu ve davranış bozuklukları için zemin yarattığını söyledi.

 

 

“Bu zeminde hasta yaşananları aklında tutamaz, kendisine söylenilenlere dikkat edemez ve derdini tam anlatamaz. Diğer yandan da sosyal norm ve kurallardan uzaklaşabilir, kendi davranışlarını değerlendiremez ve denetleyemez. Çoğu zaman da onları normal kabul eder” diyen Prof. Dr. Tanrıdağ, Alzheimer hastalarının yakınlarına hastayla iletişim kurarken bazı görevler düştüğünü söyledi. Prof. Dr. Tanrıdağ, şu önerilerde bulundu:

 

 

Hastayla empati, kurmaya çalışın!

 

“Her şeyden önce kendinize şu soruyu sormalısınız: “Eğer Alzheimer hastası o değil de ben olsaydım nasıl ilgi beklerdim? Sevgiyle, anlayışla, sabırla mı karşılanmak isterdim, yoksa ilgisizlik ve kabalık mı görmek isterdim?

 

Sabırlı olun!

 

Hastanız anlattıklarınız ya da ondan istedikleriniz konusunda kolaylıkla karmaşaya girebilir. Eğer bu tür bir sıkıntı hissediyorsanız isteklerinizi farklı yöntemlerle anlatmaya çalışmalısınız. Bunları yaparken asla fiziksel bir zorlama içine girmeyin. Bunu yaparken iyi niyetli olsanız bile onun tarafından kendisini zorlama olarak algılanabilir.

 

Anlayışlı olun ve tartışmayın!

 

Hastanız 1958 yılında olduğunu ya da sizin onun annesi olduğunuzu ileri sürebilir. Siz ona 2015 yılında olduğunuzu ve annesinin de uzunca bir süre önce öldüğünü söylemeye kalktığınızda o önce şaşıracak ilerlemiş bir hasta değilse yanlış söylediğini anlayarak üzülecek ya da ilerlemiş bir hastaysa söylediklerinde ısrarcı olacak ve sizin neden böyle söylediğinizi anlamayacak belki de kızacaktır. Her iki durumda da hastayla iletişiminiz başarısız olacaktır. Alzheimer hastalığında kayıt zorluğu olduğundan siz ona doğruları söylemiş olsanız da o bunları aklında tutamayacaktır. Bu bakımdan hastanın yanlışlarının düzeltilmesinin ve bunlar üzerinden hastayla tartışmanın bir yararı yoktur.

 

Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın!

 

Hastanızla zaman ve mekan kavramlarını dile getirmeden rahatlıkla konuşmaya çalışın! Eğer o eskilerden bugünmüş gibi söz ediyorsa onunla o konuşmanın içine girerek sürdürün! Konuştuğu konunun bütünlüğünü bozmayın. Zaman zaman espiriler yapın !

 

Hoşlanmadığı şeylere zorlamayın!

 

Hastanızı yapmaktan hoşlanmadığı şeyler konusunda zorlamayın! Çoğu hasta yakını bulmaca çözmenin yararlı olacağını düşünerek hastalarını saatler boyu bulmaca yapmaları için zorlamaktadır. Bulmaca çözmenin ispatlanmış bir yararı ve mantıksal dayanağı yoktur. Bu bakımdan bu zamanın dışarıda ya da evin içinde müzik dinlemek ya da ilgi çekici şeyler seyrettirilerek geçirilmesi hasta için daha uyarıcı olacaktır.

 

Hastanızın ilaçlarını kendi başına almasına izin vermeyin!

 

Hafif orta evrede bulunan çoğu hasta ilaçlarını düzenli bir şekilde alabileceği iddiasında bulanabilir. Hatta bu iddia bir kısmı için doğru olabilir. Ancak genel bir prensip olarak unutkanlık ve dikkat azlığı yakınmaları olan hastaların kendi ilaçlarını kendilerinin alması sakıncalıdır. Bunun dışında bazı hastalar ilaçlarını aldıklarını söyleyerek onları halıların altına saklar ya da çöpe atarlar.

 

Hastalarınızın yanında huzurevi ihtimalinden söz etmeyin!

 

Alzheimer hastalığı sırasında yaşanan kayıplar, hastaları önceden olduğundan daha fazla duygusal ve alıngan yapar. Bu nedenle onların geleceğiyle ilgili tahminleri, bir seçenek olarak huzurevi ihtimalini onların yanında dile getirmeyin! Bu sözleri duyan hastalardan en azından bir bölümü, sizin onların ölümünü istediğinizi ya da kendilerinden kurtulma planları yaptığınızı sanabilirler.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastalarina-nasil-davranilmali.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastalarina-nasil-davranilmali.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_alzheimer-hastalarina-nasil-davranilmali.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/alzheimer-hastalarina-nasil-davranilmali.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/alzheimer-hastalarina-nasil-davranilmali/3302/</link>
			<pubDate>Mon, 21 Sep 2015 09:34:30 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[BESLENME VE DİYET UZMANI GÜLEN MAVİ: “KURBAN ETİ TÜKETİLİRKEN, ETİN NASIL PİŞİRİLECEĞİ, NE KADAR VE HANGİ BESİNLERLE TÜKETLECEĞİ DE ÖNEMLİ”]]></title>
			<description><![CDATA[Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Gülen Mavi, kurban bayramında et tüketilirken, miktarı kadar nasıl pişirileceği, ne kadar ve hangi besinlerle tüketileceğinin de önemli olduğunu söyledi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kurban bayramında et tüketiminin artışıyla birlikte şekerli besinlerin tüketiminde de artış gözlendiğini belirten Mavi “Kurban bayramı sürecinde şişmanlık, kalp ve damar,  diyabet, hipertansiyon ve mide ile ilgili kronik rahatsızlığı olan bireylerin beslenmelerine özellikle özen göstermesi ve et ürünlerinde ise aşırı yağlı etler yerine az yağlı etleri tercih etmeleri gerekir” dedi.

 

Kurban eti tüketilirken etin niteliği yanında nasıl pişirileceğinin, ne kadar ve hangi besinlerle birlikte tüketileceğinin de önemli olduğunu anlatan Mavi “Alınması gereken önlemlerin herkes için geçerli olduğu unutulmayıp kurban bayramında da sağlıklı beslenmenin temel prensiplerine, yiyecek seçimine, porsiyon kontrolüne ve besin gruplarının dengeli dağılımına özen gösterilmeli” diye konuştu.

 

“Bu bakımdan kurban etinin ne miktarda, nasıl ve ne ile birlikte tüketileceğini bilmek, sağlıklı saklama, hazırlama ve pişirme yöntemlerini uygulamak hastalar kadar, sağlıklı bireyler için de önemlidir” diye konuştu.


Etin, iyi kalite proteinin yanı sıra yağ, demir, çinko, fosfor, magnezyum gibi mineraller ile özellikle B12, B6, B1 ve A vitaminleri de içerdiğini anımsatan Mavi, etin içeriğinde bulunan yüksek oranda doymuş yağların kan kolesterol düzeyini yükselterek, koroner arter hastalıklarına zemin hazırlayabileceği uyarısını yaptı.

 

Bayram sürecinde etin tüketilen miktarında olağandışı artış olmamasına dikkat edilmesini isteyen Mavi, “Bir yetişkin için tüketilmesi gereken günlük et miktarı yaklaşık 90-120 gram olup bu miktarın aşılmaması gerekir. Bunun yanında et ve et ürünleri özellikle C ve E vitamini içermediği için sebzelerle birlikte tüketilerek etin içindeki demirin emiliminin artırılmasının sağlamalı” ifadelerini kullandı.

 

KURBAN ETİ DİNLENDİRİLMELİ

Tahılların B1, B6, B2 vitaminleri, aminoasitler, doğal lifler ve yağ asitleri, magnezyum, çinko, potasyum gibi önemli mineraller içerdiğinden ekmek, pilav, börek, çorba ve benzeri  besinlerin et ile birlikte uygun miktarda alınması gerektiğine vurgu yapan Mavi,  şöyle devam etti:

 

“Süt ve ürünleri, protein, kalsiyum, fosfor, B2 ve B12 vitamini olmak üzere birçok besin öğesinden zengin olduğu için yoğurt, cacık, ayran gibi süt ve süt ürünleri de etle birlikte alınması geren besin öğelerindendir. Mide bağırsak rahatsızlıkları olan bireyler etleri hemen tüketmek yerine buzdolabında birkaç gün beklettikten sonra tüketmeli.

 

Yemekler ayrıca yağ eklenmeden, kendi yağıyla pişirilmelidir. Etin kızartılması ya da ızgarada pişirilmesi kanserojen maddelerin oluşmasına ayrıca B1, B12, folik asit gibi vitaminlerin kaybına neden olacağından eti ızgaraya fazla yaklaştırarak pişirmek gerekir. Çünkü pişirirken etin dış yüzeyi yanması ya da su kaybının fazla olması besin öğesi kaybını artırmaktadır. Bu nedenle pişirme yöntemi olarak kızartma ve çok yüksek ısıda pişirme yerine haşlama ve ızgara yöntemleri tercih edilmelidir.”

 

NASIL SAKLANMALI

Etlerin bütün olarak değil, küçük parçalara bölünerek, yağlı kağıda veya buzdolabı poşetine sarılarak derin dondurucuda muhafaza edilmesi gerektiğini vurgulayan Mavi, sözlerini şöyle tamamladı:

 

“Bu şekilde hazırlanan etler, buzlukta ( -2 derece) birkaç hafta, derin dondurucuda ise (-18 derece) daha uzun süre ile saklanabilir. Etler buzluktan çıkarılınca yemek içinde tamamen kullanılacak şekilde parçalara ayrılmalı ve buzlukta muhafaza edilmeli. Çözdürülen et hemen pişirilmeli, tekrar dondurulmamalı. Derin dondurucuda saklanan eti çözdürürken oda ısısında değil, buzdolabının sebzelik kısmının üstüne konularak çözünmesi beklenmeli. Bayramda hamurlu tatlılar yerine sütlü ve meyve içeren tatlılar tercih edilmeli.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/beslenme-ve-diyet-uzmani-gulen-mavi-kurban-eti-tuketilirken-etin-nasil-pisirilecegi-ne-kadar-ve-hangi-besinlerle-tuketlecegi-de-onemli_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/beslenme-ve-diyet-uzmani-gulen-mavi-kurban-eti-tuketilirken-etin-nasil-pisirilecegi-ne-kadar-ve-hangi-besinlerle-tuketlecegi-de-onemli_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_beslenme-ve-diyet-uzmani-gulen-mavi-kurban-eti-tuketilirken-etin-nasil-pisirilecegi-ne-kadar-ve-hangi-besinlerle-tuketlecegi-de-onemli_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/beslenme-ve-diyet-uzmani-gulen-mavi-kurban-eti-tuketilirken-etin-nasil-pisirilecegi-ne-kadar-ve-hangi-besinlerle-tuketlecegi-de-onemli_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/beslenme-ve-diyet-uzmani-gulen-mavi-kurban-eti-tuketilirken-etin-nasil-pisirilecegi-ne-kadar-ve-hangi-besinlerle-tuketlecegi-de-onemli/3278/</link>
			<pubDate>Fri, 18 Sep 2015 08:56:15 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KEMİK İLİĞİ BAĞIŞ KAMPANYASI BAŞLADI!]]></title>
			<description><![CDATA[Acıbadem Adana Hastanesi ve Türk Kızılayı Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’nin işbirliği ile Türkiye’de ilk kez kamuoyunun gündemine getirilecek olan 19 Eylül Dünya Kemik İliği Nakli Günü nedeniyle düzenlenen basın toplantısında, kemik iliği bağışının önemi vurgulanarak kampanyanın detayları aktarıldı.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Adana Hastanesi ve Türk Kızılayı Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’nin iş birliği ile Türkiye’de ilk kez kamuoyunun gündemine getirilecek olan 19 Eylül Dünya Kemik İliği Donör Günü kapsamında başlatılan farkındalık projesi, kemik iliği bağış kampanyasıyla devam edecek. “Öne Çık, Hayat Kurtar” sloganıyla başlatılan kampanyanın hedefi; kemik iliği bağışı konusunda kamuoyunun dikkatini çekmek ve daha çok sayıda bağış yapılmasını sağlamak…

Kampanyanın detaylarını aktarmak üzere düzenlenen basın toplantısına Türk Kızılayı’ndan; Adana Şube Başkanı Ramazan Saygılı, Orta Akdeniz Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Tunçhan Demir, Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kök Hücre Proje Yöneticisi Dr. Savaş Koç ile Acıbadem Adana Hastanesi’nden Başhekim Prof. Dr. Bülent Soyupak ve Çocuk Hematoloji Uzmanı Dr. Barbaros Şahin Karagün ve Brezilya’dan gelen kemik iliğinin nakledildiği 8 yaşındaki lösemi hastası Ali Emir’in babası İlhan Yıldırım da katıldı.

 

“Bir sosyal sorumluluk projesi”

Toplantının açılış konuşmasını yapan Acıbadem Adana Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Bülent Soyupak, sağlık hizmeti veren bir kurum olarak 19 Eylül Dünya Kemik İiiği Donör Günü vesilesiyle kemik iliği bağışına dair yapılan etkinlikleri sosyal sorumluluk projesi olarak değerlendirdiklerini söyleyerek sözlerine şöyle devam etti: “Bir insanın hayatının kurtulması için atılacak her adım, verilecek her türlü destek çok önemli. Biz de Acıbadem Adana Hastanesi olarak daha çok sayıda insanımızın donör olmasını sağlayacak böyle bir projede Türk Kızılayı ile işbirliği yapmaktan ve 19 Eylül Dünya Kemik İliği Donör Günü nedeniyle kamuoyunun gündemine yeniden taşımaktan mutluluk duyuyoruz. Kızılay’la yaptığımız işbirliğiyle önce uzmanlarımıza ve personelimize kemik iliği hakkında gerekli bilgileri aktardık. Bugün itibariyle personelimiz kök hücre bağışında bulunacak. Daha çok kişinin bağışçı olması için bir dizi etkinlik yapmaya devam edeceğiz.”

 

“Sağlık alanında en önemli projelerden biri”

Türk Kızılayı Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kök Hücre Proje Yöneticisi Dr. Savaş Koç, 19 Eylül Dünya Donör Günü nedeniyle sürdürdükleri Türkök projesini tekrar kamuoyunun gündemine taşımaktan mutlu olduklarını belirterek, “Bu vesile ile bu önemli çalışmaya destek olan Acıbadem Sağlık Grubu’na özel teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Türkiye’nin böylesine önemli bir sorununa duyarlı olduklarını, bu toprakların sorunlarını kendi sorunları olarak gördüklerini bir kez daha gösterdiler” diye konuştu.

 

Türkök projesinin Türkiye’nin sağlık alanında ortaya koyduğu en önemli projelerden biri olduğunu belirten Dr. Savaş Koç, “Projenin temelleri Sağlık Bakanlığı ile birlikte birkaç yıl önce atıldı. Yapılan çalışmaların ardından Ağustos 2014 tarihinde startı verildi. İlk yıl için 50 bin donöre ulaşma hedefi koymuştuk. Bu hedefe 10 ayda ulaştık ve bir yıl içinde Ulusal Kemik İliği Veri Bankasına kayıtlı donör sayısı 70 bine ulaştı” dedi.

 

“Donör adaylarının bilinçli olması şart!”

Projenin iki ayağı bulunduğunu belirten Dr. Koç, “Birinci ayağı Kızılay’ın rollerini kapsıyor. Kızılay, kemik iliği donör adaylarını bilgilendirip onların ulusal veri bankasına kayıt için bir tüp kan vermelerini sağlıyor. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli konu, donörün ne için verici olduğunu bilmesi. Yani tamamen kendi iradesiyle donör olması. Zira bu tür çalışmaların temel sorunu bir eşleşme olması halinde donörün kemik iliği vermekten vazgeçmesidir. Bunun için de donörün bilinçli olması çok önemlidir. İlk etapta yapılan bilgilendirme tamamen bu amaca yönelik” dedi. Kızılay’ın ikinci etaptaki görevinin ise bir eşleşmenin ortaya çıkması durumunda doğduğunu belirten Dr. Koç, eşleşmenin ardından Kızılay’ın donörle temasa geçerek onu yeniden bilgilendirdiğini ve ilik nakli için Sağlık Bakanlığı personeline ulaştırdığını belirterek sözlerine şöyle devam etti: “70 bin donörün verdiği kan örneklerinden onlarcası çeşitli oranlarda hastalarla eşleşti. Bu süre içinde 8 nakil yapıldı. 2’si 1’er yaşında çocuk olmak üzere 8 kişiye yeni bir hayat hediye edildi. Bu gurur hepimizindir!”

 

“Yüzlerce kişi kan bağışına koştu”

Türk Kızılayı’nın yurt çapına yayılmış 700’e yakın şube ile halkına hizmet verdiğine dikkat çeken Türk Kızılayı Adana Şube Başkanı Ramazan Saygılı; “Türk Kızılay Şubeleri, Kızılay’ın yürüttüğü güvenli kan ve Türkök projelerinin en büyük destekçileridir. Şubelerimizin bölgelerinde yarattıkları olumlu imaj, kan bağışı ve kemik iliği bağışına da yansımaktadır. Adanalılar başta olmak üzere bölgedeki tüm vatandaşlarımıza özellikle teşekkür etmek istiyorum. Ekiplerimiz nerede çalışma yapmışlarsa orada yüzlerce kişi kan bağışına koştu. Adanalılar duyarlılıklarını gösterdi. 1 yıl içinde yüzbinlerce kişinin sağlığına kavuşmasına vesile oldular. Burada özellikle yerel yöneticilerimize de teşekkür etmek istiyorum. Adana’da bize gösterdikleri yerlerde açtığımız kan bağış merkezlerinde her gün yüzlerce ünite bağış alınıyor ve yüzlerce kişiye şifa dağıtılıyor. Bu güzel uygulamanın başka illere de örnek olduğunu duyuyorum ve bundan Adanamız adına gurur duyuyorum” dedi.

 

“Gençler büyük ilgi gösteriyor”

Adana Bölge Kan Merkezi’nin Türk Kızılayı’na ait 17 Bölge Kan Merkezi arasında önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Türk Kızılayı Orta Akdeniz Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Tunçhan Demir ise; “Adana Bölge olarak 187.000 ünite kan bağışı alıyoruz. Bu Türkiye’nin kan ihtiyacının yaklaşık yüzde 8’i kadarına denk geliyor. Adanalılar kan bağışı konusunda çok duyarlı. Öncelikle ben bu duyarlılığa teşekkür ediyorum. Bu bağışlarda beni ayrıca mutlu eden başka bir özellik daha var. Adananın kan bağışçısı çok genç. Adana nüfusunun genç olması bize büyük bir avantaj sağlıyor. Bugünün genç kan bağışçıları geleceğin düzenli kan bağışçıları olacaklar. Aynı durum Türkök projesi çerçevesinde kemik iliği donörü olanlar için de geçerli. Gençlerin doku örnekleri ulusal veri bankasında onlarca yıl bir eşleşme bekleyecek. Bu da bu gençlere ileride belki bir çocuğun, belki bir annenin hayatını kurtarma şansı verecek” dedi.

 

“Türkiye’de ilk defa 19 Eylül Dünya Kemik İliği Donör Günü  gündeme getirildi!”

Acıbadem Adana Hastanesi Pediyatrik Kemik İliği Merkezi’nden Çocuk Hematoloji Uzmanı Dr. Barbaros Şahin Karagün; Avrupa Kemik İliği ve Kök Hücre Transplantasyon Derneği (EBMT) tarafından her yıl 19 Eylül Kemik İliği Donör Günü’nde pek çok ülkede bağışı arttıran kampanyalar yapılması için çalışmalar sürdürdüğünü belirtti. EBMT üyesi olan Acıbadem Adana Hastanesi ve yıllardır kemik iliği nakli ihtiyacı olan çocuk hastaları tedavi eden bir doktor olarak Türkiye’de ilk kez böyle bir kampanyaya imza atmaktan mutluluk duyduğunun altını çizerek şunları söyledi: “Türkiye’de pek çok sayıda hasta kendine uygun kemik iliği bulunmasını bekliyor. Uygun kemik iliği, o hastanın yaşama tutunmasını sağlıyor. Acıbadem Adana Hastanesi Kemik İliği Nakli Merkezi’mizde bugün 35 çocuğumuz var kemik iliği nakli bekleyen. Çocuklarımız ve diğer yetişkin hastalarımız için bu kampanyanın bir küçük kıvılcım olmasını istiyoruz” dedi.

 

Ali Emir’e uyumlu kemik iliği Brezilya’da bulundu

Toplantıda Brezilya’da bulunan uyumlu kemik iliği getirilmesiyle dün gece kemik iliği nakli olan 8 yaşındaki Ali Emir’in babası İlhan Yıldırım, hastalık ve kemik iliği bulunması sürecinde yaşadıklarını  şöyle anlattı.  “Dün gece Acıbadem Adana Hastanesi’nde bir kemik iliği nakli gerçekleştirildi. Nakli gerçekleştirilen hasta benim oğlum, Ali Emir. Kanser tanısı 12 Ağustos 2011 yılında kondu. Hemen tedavi süreci başladı. Kemoterapi, radyoterapi derken uzun bir süreç yaşadık.

Bu süreç 26 ay devam etti. Ekim 2014 tarihinde kontrol için gittiğimizde hastalığın tekrar nüksettiğini öğrendik. Babasınız, annesiniz... Ne kadar canınız yansa da yıkılmaya hakkınız yok. Silkinip kalkmak zorundasınız. Biz de öyle yaptık. Doktorlarımızın yönlendirmesiyle yeniden mücadeleye başladık. 5 aylık bir süreden sonra hocalarımız Ali Emir için nakilden başka bir yol olmadığını söyledi.

Donör bekleme sürecinde de farklı heyecanlar yaşadığını belirten İlhan Yıldırım, 4 senedir ilik beklediklerini ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “Oğlum yüksek risk grubunda bir hasta olduğu için 2011 yılından beri nakil için bekliyorduk. Amerika’dan, Almanya’dan donör bulunduğu haberleri geldi, sonra eşlesen kemik iliğinin tıbbi olarak alt grup taraması yapıldığında tutmadı. Alt grupları da uyum sağlamadı. En sonunda Brezilya’dan 4 donör bulundu. Birinin alt grupları tutmadı, iki donörun kendilerine ulaşılamadı ama geriye kalan bir kişi Ali Emir’in tek şansı oldu. Dün gece de Brezilya’dan gelen uyumlu kemik iliği oğluma nakledildi. Umuyoruz bundan sonrasında bizi çok daha güzel gönler bekliyor.”
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basladi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basladi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basladi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basladi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basladi/3270/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Sep 2015 14:35:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KURBAN ETİ NE ZAMAN NASIL TÜKETİLMELİ?]]></title>
			<description><![CDATA[Kurban Bayramı'na sayılı günler kala dengeli beslenmenin önemine dikkat çeken uzmanlar, et tüketiminde aşırıya kaçılmaması yönünde hatırlatma yaparak “Etin yanında mutlaka salata ve sebze yenilmelidir” uyarısında bulunuyor.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Nöropsikiyatri Hastanesi beslenme uzmanı Gizem Köse, bayramlarda günlük beslenme alışkanlıklarımızın değiştiğini belirterek bayramda sık sık ve azar azar beslenmenin doğru olacağını söyledi. Köse, önlem alınmaması halinde hazımsızlık, bulantı, kabızlık, mide ağrısı, kalp çarpıntısı ve yüksek tansiyon gibi sağlık sorunlarının ortaya çıkabileceğine dikkat çekti.

 

Kurban etini bir gün dinlendirin

 

Kurban etinin hemen tüketilmemesini öneren Gizem Köse, “Kurbanlık hayvan kesildikten hemen sonra tüketilmemelidir. İlk 24 saat ölüm katılığı (rigormortis) denilen durum ortaya çıkar. Bu yüzden et dinlendirilmeli ve bir gün sonra tüketilmelidir. Aksi halde sindirim problemleri ve pişme zorluğu ile karşılaşılabilir.” dedi.

Etin depolanmasında bazı hatalar yapıldığını belirten Gizem Köse, “Büyükbaş hayvan etleri soğuk ortamda birkaç gün bekletildikten sonra tüketilmelidir. Büyükbaş hayvan etleri, 0 derecede 7–10 gün bekletildikten sonra tam yumuşamaktadır ve etin lezzeti, kıvamı yerine oturmaktadır.

 

Derin dondurucuda en fazla 3 ay saklanmalıdır

 

Gizem Köse, etin saklanma koşullarının da çok önemli olduğunu belirterek 'Kırmızı et, proteinden zengin olduğundan çabuk bozulma riski vardır. Bu yüzden saklama koşullarına özen gösterilmelidir. Buzdolabı poşetinde en fazla 3 gün, buzlukta -4 derecede en fazla 7 gün, derin dondurucuda -32 derecede en fazla 3 ay saklanmalıdır. Et küçük parçalarda birer yemeklik olacak şekilde poşet ve yağlı kâğıda sarılarak derin dondurucuda saklanmalıdır. Böylece çözdürme işlemi de kısa sürecek bu da bakteri oluşumunu engelleyecektir. Çözdürme işlemi kalorifer üzerinde, açıkta ya da sıcak suda bekletilerek olmamalıdır. Buzdolabında ya da mikrodalga da çözdürme uygun seçeneklerdir.' dedi.

 

Görünür yağlardan uzak durulmalı

 

Kırmızı ette kendiliğinden doymuş yağ bulunduğunu vurgulayan Köse, kalp-damar, hipertansiyon hastalarına da şu uyarılarda bulundu:

“Kırmızı et kendiliğinden görünmez doymuş yağ içermektedir. Dışındaki beyaz yağ katmanı görünür yağdır, kolesterol oranı yüksek olan bu yağları mutlaka ayırın. Özellikle kalp-damar, hipertansiyon ve kan yağ yüksekliği olan kişiler et tüketiminde görünür yağlardan uzak durmalıdır. Etli sebze ve kurubaklagil yemeklerine yağ konulmamalıdır. Kırmızı etin günlük tüketim miktarı 90–120 gr (3–4 köfte kadar) olmalıdır.”

 

Sebzeyi ihmal etmeyin!

 

Etle birlikte sebzenin de mutlaka tüketilmesi gerektiğine dikkat çeken Köse, “Kurban Bayramı'nda et tüketimi sebebiyle sebze tüketimi azalır. Hâlbuki etin içerisindeki protein ve demirden faydalanmamız için mutlaka yanında yeşillikli sebze ya da salata tüketimi olmalıdır. Demir emiliminde C vitamini yardımcıdır. Bu yüzden tabağınızın yarısını et yarısını sebze ya da salata ile doldurarak tüketiniz.” dedi.

 

Kurban eti sabah tüketilmemeli

 

Kurban Bayramı'nda et tüketiminin arttığına dikkat çeken Gizem Köse, “Bayram sabahı hafif bir kahvaltı ve öncesinde iki bardak ılık su sindirim sorunlarının ortadan kalkmasına yardımcı olacak ve öğünleri dengeleyecektir. Kurban eti sabah tüketilmemelidir. Bekleyen et daha lezzetli, kıvamlı olur ve çiğnemesi daha kolay olur. Pişirme yöntemi, etin lezzeti, görüntü, kıvam, koku ve biyoyararlılığını doğrudan etkiler. Az pişirim yapılması etin kalitesini ve besin değerini düşürür. Kurban etinin pişiriminde ızgara-fırında ya da haşlama en uygun yöntemlerdir.' diye konuştu.

 

Mangal yaparken dikkat

 

Köse, “Bayramlarda mangalda pişirme yöntemi sıklıkla kullanılır. Etin ateşe yakın olması hem kanserojen öge oluşumuna neden olur hem de A, B1, B12 ve folik asit gibi vitaminlerin kaybına yol açar. Etin ateşten 15cm kadar uzakta pişirilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde etin dışındaki protein ateş sebebiyle katılaşacak biyoyararlılığı düşecektir. Aynı zamanda yanmış etlerin kanserojen olduğunu unutmamak gerekir.' dedi.

 

Şeker ve tatlıdan uzak durun

 

Bayramların olmazsa olmazı çikolata ve şekerlerden uzak durulması gerektiğini belirten Köse, 'Sütlü tatlı tüketimi olabilir. Misafir ağırlayacaklar için örnek tatlılar; muhallebi, sütlaç, kazandibi, güllaç, puding, ayva tatlısı, kabak tatlısı, elma tatlısı şeklinde olabilir. Hem kendiniz hem misafirleriniz için en sağlıklı tatlılar meyveli tatlılardır. İçecek seçiminde de dikkatli olunmalıdır. Meyve suyu, asitli içecek yerine bitki çayı, maden suyu tercih edilmelidir.' dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kurban-eti-ne-zaman-nasil-tuketilmeli_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kurban-eti-ne-zaman-nasil-tuketilmeli_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_kurban-eti-ne-zaman-nasil-tuketilmeli_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kurban-eti-ne-zaman-nasil-tuketilmeli_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kurban-eti-ne-zaman-nasil-tuketilmeli/3266/</link>
			<pubDate>Thu, 17 Sep 2015 10:23:55 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KİLO ALMAMAK İÇİN BAYRAM DİYETİ UYGULAYIN]]></title>
			<description><![CDATA[Et ve tatlı tüketiminin en fazla artış gösterdiği Kurban Bayramı’nda kilo alımı da kaçınılmaz olabiliyor. Ancak beslenme düzeni ve günlük alışkanlıklarda yapılacak bir takım değişiklikler ile bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlatmak mümkün hale geliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi/ Suadiye Tıp Merkezi Beslenme ve Diyet Bölümü’nden Uz. Dyt. Sevil Ürer Vefalı, bayram ve sonrasında formda kalabilmek için önerilerde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Yemek seçimi ve pişirme yöntemi çok önemli

Kurban Bayramı’nda öğün saatleri ve düzenleri değişmektedir. Bu süreçte et, şeker, çikolata, ağır hamur işleri gibi gıdaların tüketimin artması genellikle kilo alımı ile sonuçlanmaktadır.Bunun yanı sıra kontrolsüz ve düzensiz beslenilerek geçirilen bu keyifli günler; kolesterol, kalp damar hastalıkları, karaciğer yağlanması gibi rahatsızlıklara veya var olan sağlık problemlerinin ilerlemesine neden olabilir. Özellikle kronik hastalıkları olan kişiler; porsiyon kontrolü, yiyecek seçimi ve pişirme yöntemlerinde daha dikkatli davranmalıdır.

 

Bayram süresince bunlara dikkat edin…

Günde 3 öğün yemek yenmeli

Şeker, çikolata ve tatlılardan uzak durulmalı, ikram edilen tatlılardan küçük miktarlarda tüketilmeli

Kavurma, kızartma gibi yağlı etlerden uzak durulmalı

Etler haşlama, fırınlama ya da ızgara olarak yavaş ve düşük ısıda pişirilmeli

Ana yemekler; bulgur, esmer pirinç, tahıllı ekmek gibi az miktarda tahıllarla ve C vitamininden zengin sebze veya salata ile tüketilmeli

Etli sebze yemeklerinde yağ kullanılmamalı

Gün içinde taze sebze ve kabuklu meyve tüketilmeli

Etlerin yanında asitli, gazlı içecekler yerine; ayran, yoğurt ya da cacık tercih edilmeli

Ziyaretlerde içecek olarak açık çay ve günde 1 fincan kahve seçilmeli

Günde 10-12 bardak su tüketilmeli

Yürüyüş, yüzme gibi uygun fiziksel aktiviteler yapılmalı

Kalp hastalıkları ve kanserden korunmak için kırmızı et tüketimi haftada 2 kereden fazla olmamalıdır.

 

 

Şişkinlik ve hazımsızlık şikayetlerini önlemek için…

Kurban Bayramı boyunca kırmızı et tüketim miktarı ve sıklığı artar. Etin tüketim miktarı ve çeşidi kadar pişirme ve saklama koşulları da önemlidir. Yanlış uygulanan pişirme ve saklama yöntemleri sonucunda etlerde protein, vitamin ve mineral kayıpları oluşur. Bazı bilimsel çalışmalar, sıklıkla ve sağlıksız pişirme tekniği ile pişirilen kırmızı et tüketen bireylerde kolon ve mide kanserine yakalanma oranlarının yüksek olduğunu göstermiştir. Buna ek olarak yağlı et tüketimi ile birlikte kan yağlarında ve ürik asit düzeyinde artış olduğu bilinmektedir. Yeni kesilmiş hayvanların etlerindeki sertlik hem pişirmede hem de sindirimde zorluk yaratır. Midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olmaktadır. Özellikle mide rahatsızlıkları çeken kişiler, eti 24 saat bekleterek tüketmelidir.

 

Sebzeli kavurma tarifi ile sağlıklı bir öğün yapabilirsiniz

Kuşbaşı halinde doğranmış kırmızı eti yıkayın ve suyunu çekene kadar kısık ateşte kavurun. İnce dilimler halinde kesilmiş biberleri, mantarları ve yarım su bardağı sıcak suyu ekleyin, tencerenin kapağını kapatın.

Et ve sebzeler pişene kadar tencerenin kapağı kapalı olarak pişirin.

Tencereyi ocaktan indirmeden 5 dakika önce domates, tuz, karabiber ve kekik ilave edip kısık ateşte pişirmeye devam edin.

Bol, taze maydanoz ile sıcak servis yapın.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kilo-almamak-icin-bayram-diyeti-uygulayin_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kilo-almamak-icin-bayram-diyeti-uygulayin_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_kilo-almamak-icin-bayram-diyeti-uygulayin_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kilo-almamak-icin-bayram-diyeti-uygulayin_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kilo-almamak-icin-bayram-diyeti-uygulayin/3258/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Sep 2015 11:19:07 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜRK OBEZİTE VAKFI BAŞKANI PROF. DR. TANER DAMCI:  “YAŞAM BİÇİMİMİZ BOZULDU OBEZİTE ARTTI”]]></title>
			<description><![CDATA[Bilinçli Sağlıklı Yaşam Dergisi’ne açıklamalarda bulunan Türk Obezite Vakfı Başkanı Prof. Dr. Taner Damcı, obezitenin bu kadar yaygınlaşmasının sebeplerinin başında yaşam biçiminin gittikçe bozulmasının yer aldığını söyledi.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Pahalı ve tedavisi zor bir hastalık olan obezite, önümüzdeki yıllarda toplum sağlığını en fazla tehdit eden hastalıkların başında gelmeye aday. Türkiye’deki obezite görülme sıklığı yüzde 30’lar civarında. Buna fazla kilolu insan sayısını da eklersek bu rakam yüzde 50’yi aşıyor.

 

Yeme davranışı bozukluları ve hareketsiz yaşamın yaygınlaşmaya başladığını bildiren Prof. Dr. Damcı, “Teknolojinin gelişmesi bizlere her an sınırsız miktarda yiyeceğe en kısa zamanda ulaşmamızı sağlıyor. Artık her mahallede birkaç tane süpermarket, sabaha kadar evlere servis yapan yiyecek satıcıları, ağzına kadar dolu buzdolaplarımız var. Bunlar tabi ki kötü değil ama bu koşullar altında yeme davranışımız bozuluyor. Yüksek stres ve insanlar arası gerginleşen ilişkilerde yiyecekler duygusal bir yatıştırıcı olarak kullanılıyor. Gündelik alışkanlıklarımız, trafik, yaşamımızdaki günlük küçük hareketlerin dahi azalmış olması, spor yapma olanağı ve alışkanlıklarımızın yetersiz olması bizi şişmanlamaya ve sonucu olarak da sağlığımızı kaybetmeye doğru hızla iten faktörler arasında” dedi

 

 

“Sorun ne yediğimiz değil ne kadar yediğimizdir”

 

 

Sağlıklı beslenmenin yollarını anlatan Prof. Dr. Damcı, son zamanlarda kilo alımı üzerinde etkisi olduğu öne sürülen şekerin tek başına insanı şişmanlatmayacağını, tüm gıdalar gibi şekeri de aşırı tüketmenin insana kilo aldırabileceğine vurgu yaparak, sözlerine şöyle devam etti:

 

“Beslenme ihtiyacı, insanın nefes alması gibi en temel gereksinimlerinden biridir. Yani kendi bedenimiz tarafından düzenlenebilen mekanizmalardan biridir. Bu biyolojik mekanizma açlık-tokluk ve gıda seçimleri gibi ihtiyaçlarımızı da kendisi ayarlar. Ancak günümüzün stres ortamında, toplumda ve basında yer alan yanlış yönlendirmelerle bu en temel ve güçlü biyolojik mekanizmamızı dinlemekten uzaklaşmış durumdayız. Kendi kararımızı vermekten uzak noktadayız. Son derece trajikomik bir biçimde sağlıklı beslenmenin nasıl olması gerektiği neredeyse politik tartışmalar gibi kutuplaşma ve hakarete varacak tartışmalara zemin oluşturuyor. Bir takım komplo teorileri ve bunların karşıt görüşleri acımazsızca insan ve toplum sağlığına zarar veriyor. Sonuçta olan ise, bu durumu dehşet içinde izleyen insanlara ve onların sağlıklarına oluyor.

 

Obezite ve kilo artışında tek bir temel sorun var. O da ne yediğimiz değil, ne kadar yediğimizdir. Toplum olarak aşırı miktarda gıda tüketiyoruz. Bunu azaltmak, sorunu düzeltmek veya önlemek için yeterlidir” diye konuştu. 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turk-obezite-vakfi-baskani-prof-dr-taner-damci-yasam-bicimimiz-bozuldu-obezite-artti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turk-obezite-vakfi-baskani-prof-dr-taner-damci-yasam-bicimimiz-bozuldu-obezite-artti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_turk-obezite-vakfi-baskani-prof-dr-taner-damci-yasam-bicimimiz-bozuldu-obezite-artti.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turk-obezite-vakfi-baskani-prof-dr-taner-damci-yasam-bicimimiz-bozuldu-obezite-artti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/turk-obezite-vakfi-baskani-prof-dr-taner-damci-yasam-bicimimiz-bozuldu-obezite-artti/3257/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Sep 2015 11:17:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[EKİM’DE TÜM ACİL ÇAĞRILAR TEK NUMARA 112]]></title>
			<description><![CDATA[112’Acil Çağrı’dan sorumlu Daire Başkanı M.Murat Çekmen başkanlığındaki heyet Kahramanmaraş 112 AÇM binasında incelemelerde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye’de tüm acil çağrıların tek çatı altında ‘112’ numarası ile toplanması çalışmalarında Kahramanmaraş’ta sona yaklaşıldı. 5 Ekim 2015 tarihinde deneme aşamasına başlanacak ve 19 Ekim 2015 tarihinde ilk çağrısını alacak olan Kahramanmaraş 112 Acil Çağrı Merkezi (AÇM) Ankara’dan önemli konuklarını ağırladı. İller İdaresi Genel Müdürlüğünün 112’den sorumlu Daire Başkanı Mehmet Murat Çekmen, 112 Şube Müdürü Esra Yiğit Aş ve beraberindeki Aselsan heyeti Kahramanmaraş’a gelerek 112 AÇM binasında incelemelerde bulundu,  Numaraları 112 Acil Çağrı Merkezinde toplanacak olan 112 Sağlık, 155 Emniyet, 156 Jandarma, 110 İtfaiye, 177 Orman Yangın ve 122 Afad yetkilileri ile bir toplantı yapan heyet daha sonra Kahramanmaraş Valisi Mustafa Hakan Güvençer’i makamında ziyaret etti. Kahramanmaraş 112 Acil Çağrı Merkezi binasında yapılan toplantıya Kahramanmaraş Vali Yardımcısı Dr. Erkan Bulgan’da katıldı.

Vali Yardımcısı Dr.Erkan Bulgan’ın kısa bir açılış konuşmasının ardından Daire Başkanı Mehmet Murat Çekmen 112’lerin kurulması ile ilgili süreci anlatarak, acil çağrıların tek numarada toplanmasının faydalarını anlattı. Numaraların birleştirilmesinin bir devlet politikası olduğunu, devletin bu işe çok ciddi eğildiğine dikkat çeken ve Kahramanmaraş’ta alo demek için artık sona gelindiğini söyleyen Çekmen; “Artık dönüşü olmayan bir yola girildi, 5 Ekim tarihinde deneme çalışmalarına başlanacak ve ilk entegrasyonumuzu itfaiye ile yaparak ilk çağrımıza 19 Ekim 2015 tarihinde cevap vereceğiz, burada bundan sonra ki en büyük iş siz kurumlara ve daha çokta Valiliğimiz ve 112 Müdürümüze düşüyor” dedi. Aselsan yetkilisi Sinan Çeçen’in sistem hakkında verdiği bilgilerden sonra kurum müdürleri tarafından sorulan sorular cevaplandı.

Heyet daha sonra Kahramanmaraş Valisi Mustafa Hakan Güvençer’i makamında ziyaret etti. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Vali Güvençer 112’lerin her hangi acil bir durum anında yaşanan karmaşaları ortadan kaldırarak vatandaşa daha iyi hizmet vereceğine inandığını dile getirdi. Ziyaretin ardından misafirlerini Kahramanmaraş’la aynı tarihte açılacak olan Hatay’a yolcu eden 112 AÇM Müdürü Akın Ozan kısa bir açıklama yaparak; “Aslında biz açılış hazırlıklarımızı 1 Eylül tarihine göre yapmıştık ancak elimizde olmayan bazı aksaklıklar açılışımızı biraz öteledi. 5 Ekimde başlayacağımız denemelerimizle 19 Ekimde ki ilk alo’muzla bu entegrasyonu inşallah bir aksaklık olmadan başlatacağız ve her hafta bir kurumumuzu bu entegrasyona dâhil ederek Kasım ayı içimde entegrasyonu tamamlamış olacağız” dedi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekim-de-tum-acil-cagrilar-tek-numara-112.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekim-de-tum-acil-cagrilar-tek-numara-112.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_ekim-de-tum-acil-cagrilar-tek-numara-112.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekim-de-tum-acil-cagrilar-tek-numara-112.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ekim-de-tum-acil-cagrilar-tek-numara-112/3256/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Sep 2015 11:14:10 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KEMİK İLİĞİ BAĞIŞ KAMPANYASI BAŞLIYOR!]]></title>
			<description><![CDATA[Dünya Kemik İliği Nakli Günü kapsamında, Acıbadem Adana Hastanesi ve Türk Kızılayı Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’nin işbirliği ile 17 Eylül 2015, Perşembe günü Saat: 10:30’da düzenlenecek basın toplantısında, kemik iliği naklinin önemi vurgulanarak kampanyanın detayları aktarılacak…]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Acıbadem Adana Hastanesi ve Türk Kızılayı Kök Hücre Koordinasyon Merkezi’nin iş birliği ile 19 Eylül Dünya Kemik İliği Donör Günü kapsamında başlatılan farkındalık projesi, kemik iliği bağış kampanyasıyla devam edecek.  “Öne Çık, Hayat Kurtar” sloganıyla başlatılacak kampanyanın hedefi; kemik iliği bağışı konusunda kamuoyunun dikkatini çekmek ve daha çok sayıda bağış yapılmasını sağlamak…

Kampanyanın detaylarını aktarmak üzere düzenlenecek basın toplantısına Türk Kızılayı’ndan; Adana Şube Başkanı Ramazan Saygılı, Orta Akdeniz Bölge Kan Merkezi Müdürü Dr. Tunçhan Demir, Kan Hizmetleri Genel Müdürlüğü Kök Hücre Proje Yöneticisi Dr. Savaş Koç ile Acıbadem Adana Hastanesi’nden Prof. Dr. Bülent Antmen ve Prof. Dr. Bülent Soyupak katılacak.

Ayrıca Kızılay’ın bağış standında, Acıbadem personeli kök hücre bağışında bulunacak.

Bu anlamlı günde sizi de aramızda görmekten memnuniyet duyarız.  

TOPLANTI BİLGİLERİ

Tarih: 17 Eylül 2015, Perşembe

Saat: 10:00-10:30: Karşılama ve ikram

         10:30-11:15: Basın Toplantısı

Yer:  Acıbadem Adana Hastanesi
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basliyor.png</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basliyor.png" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basliyor.png"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basliyor.png" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/kemik-iligi-bagis-kampanyasi-basliyor/3249/</link>
			<pubDate>Wed, 16 Sep 2015 09:08:18 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[GRİBE KARŞI BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİZİ GÜÇLENDİRİN]]></title>
			<description><![CDATA[Hava sıcaklıklarındaki ani değişimlere vücudun hızlı bir şekilde uyum sağlayamaması, bağışıklık sistemini olumsuz etkileyerek hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bu dönemde en sık görülen rahatsızlıklardan biri olan gripten korunmanın yolu ise günlük yaşamda alınacak bazı önlemlerle vücut direncini artırmaktan geçiyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. İlkay Keskinel, gripten korunma ve bağışıklık sistemini güçlendirme hakkında bilgi verdi.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Beslenme ve uyku düzeninizi mevsime uydurun

Bağışıklık sistemi zayıflaması ile hastalık etkenleri, insan vücuduna kolaylıkla girmekte ve yayılmaktadır. Hastalıklara yakalanma olasılığını kişinin mikroplarla karşılaşması değil, bağışıklık sisteminin bu duruma nasıl tepki vereceği belirlemektedir. Stres, uyku bozuklukları, alkol ve sigara tüketimi, yanlış beslenme, hareketsiz yaşam, enfeksiyonlar, diyabet ve kanser gibi kronik hastalıklar, bağışıklık sistemini zayıflatarak grip gibi hastalıklara yakalanma ihtimalini artırmaktadır.

 

Evde ve ofiste ortak kullanılan eşyalara dikkat edin

Hava sıcaklıklarının düşmesi ile grip daha sık görülmeye başlamaktadır. Hastalığı taşıyan birinin öksürmesi, hapşırması hatta nefes alıp vermesiyle, içerisinde virüs bulunan damlacıklar havaya yayılmaktadır. Hasta kişinin temas ettiği kapı kolları, bilgisayar klavyesi, telefon gibi ortak kullanılabilecek eşyalar da bulaşmaya neden olabilmektedir.

 

Tek tip beslenmek bağışıklık sistemini zayıflatıyor

Bağışıklık sisteminin doğru bir şekilde çalışmasının anahtarı, bağışıklığı destekleyici bir yaşam tarzının benimsenmesidir. Doğru ve düzenli uygulanan bir beslenme planı, kişisel hijyenin sağlanması, düzenli uyku ve egzersiz ile bağışıklık sistemi güçlendirilebilir. Sağlıklı koşullarda üretilmiş ve hazırlanmış besinler dengeli bir biçimde tüketerek, bağışıklık sistemine destek sağlanabilir. Beslenme planında her grup besin yer almalıdır. Tek bir besin grubunu öne çıkaran diyetler bağışıklık sistemini zayıflatan özelliktedir. Doğru yıkanmış sebze meyveleri çiğ olarak tüketmek gerekir. Sebze ve meyveler içerdikleri doğal vitaminler ve diğer antioksidanlar aracılığıyla, bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olurlar.

 

Ellerinizi en az 20 saniye yıkayın

Bağışıklık sistemini doğru bir beslenme planı ile güçlendirirken kişisel hijyene de dikkat edilmelidir. Kişisel hijyeni sağlamak için eller sık sık yıkanmalıdır. Ellerin bütün yüzeyleri ve parmak araları su sabun ile iyice köpürtülerek en az 20 saniye kadar yıkanmalıdır. Suyun olmadığı durumlarda el antiseptikleri kullanılabilir.

Vitamin alayım derken hasta olmamak için doktorunuza danışın

Gribe yakalanmamak için bağışıklık sistemini güçlendirmek amacıyla bilinçsizce ek vitaminler almak doğru bir davranış değildir. Bu tür vitaminler doktor kontrolünde kullanılmalıdır. Aksi takdirde bilinçsizce tüketilen bu vitaminler, bağışıklık siteme yarar yerine zarar verebilir.

 

Aşı ile vücut direncinizi artırabilirsiniz

Grip aşısı, erken dönemde yaptırıldığı takdirde bağışıklık sistemini daha da güçlendirerek hastalıklara karşı koruma sağlamaktadır. Aşı, virüse müdahale ederek hastalık oluşumunu önlemektedir. Bunun için özellikle 65 yaş üstü kişiler, kronik kalp, akciğer, böbrek ve şeker hastaları ile sağlık çalışanları gibi risk grubundaki kişiler sonbahar dönemini geçirmeden aşı olmalıdır. Grip, bir virüs hastalığı olduğundan antibiyotik tedavisine yanıt vermemektedir. Bu dönemde hastalara bol sıvı almaları, yatak istirahati ve belirtilere yönelik ilaçlar önerilmektedir.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/gribe-karsi-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin_1.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/gribe-karsi-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin_1.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_gribe-karsi-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin_1.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/gribe-karsi-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin_1.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/gribe-karsi-bagisiklik-sisteminizi-guclendirin/3237/</link>
			<pubDate>Tue, 15 Sep 2015 11:13:34 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[40 YAŞINDAN SONRA DİKKAT!]]></title>
			<description><![CDATA[Prostattan sertleşme bozukluğu ve mesane kanserine dek erkeklerin olgunluk döneminde kapısını çalabilen davetsiz misafirleri geri çevirmek mümkün. Acıbadem Adana Hastanesi Direktörü ve Başhekimi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Soyupak, o hastalıkları ve alınabilecek önlemleri anlattı; önemli uyarılar ve önerilerde bulundu.]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Prostat kanseri erkeklerde sık rastlanan kanser türlerinden biri. Hal böyle olunca özellikle 50’li yaşlar ile beraber üroloji uzmanlarının kapısı daha sık çalınıyor. İyi huylu prostat büyümesi, prostatın çevrelediği idrar kanalına baskı yapması sonucu yarattığı idrar akım problemlerini ifade ederken Acıbadem Adana Hastanesi Direktörü ve Başhekimi Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Soyupak “Doğumla başlayan büyüme genelde 50 yaşından itibaren idrar şikayetlerine sebep olmaya başlamaktadır. Yaşlanma başlı başına bir sebeptir” derken batı tarzı yaşam ve aşırı hayvansal gıdaların tüketiminin de hastalığa yol açabildiğini söylüyor. Hastalığın belirtileri arasında idrar yapmaya başlamada güçlük, idrar akım hızında azalma, idrar torbasını tam boşaltamama hissi, damlama-çatallaşma tarzı idrar yapma, sık sık idrara çıkma ve normal alışkanlığın dışında gece idrara kalkmak yer alıyor. Prof. Dr. Bülent Soyupak 40 yaşından sonra şikayeti olmaksızın her erkeğin ürolojik muayeneden geçmesinin ve şikayetleri gündelik hayatını etkilemeyen hastalarda öncelikle yaşam tarzı değişikliğine gidilmesinin doğru olacağını belirterek “Yatmadan önce sıvı alımı kısıtlanmalı, alkol ve kafein içeren içeceklerden uzak durulmalıdır” diyor.


Kapalı yöntemle ameliyat altın standart

Hastalığın ilaçla tedavisinde öncelikle prostat ve idrar torbası boynunda gevşeme sağlanarak idrar kanalının rahatlatılması hedefleniyor. İlaçla tedavi ile rahatlamayan hastalarda kişi için en uygun ameliyatın tercih edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Soyupak “Endoskop ile girilerek prostat dokusunun kapalı yöntemle ameliyatı (TUR) halen altın standart olarak kabul görmektedir. Son on yılda gelişen teknolojiden yararlanılarak da lazer ile prostat ameliyatlarında yüz güldürücü sonuçlar yakalanmaktadır. Açık prostat ameliyatı günümüzde çok tercih edilmemekle birlikte eşlik eden başka problemler olduğunda halen uygulanabilmektedir” diyor.


Prostat kanseri

Erkeklerde en sık rastlanan kanser türlerinden prostat kanseri erken evrede saptandığı zaman tedavisi mümkün olan bir hastalık. Prostat kanserinin 50 yaşından sonra artış gösterdiğini ve hastalığın erken evrede çoğunlukla belirti vermediğini belirten Prof. Soyupak, “Prostat kanseri genelde çok yavaş ilerlemekle birlikte bazı hastalarda oldukça hızlı da seyredebilmektedir. Bu hastalık iyi huylu prostat büyümesine benzer şikayetlere sebep olabilmektedir. İleri evrelerde ise bel ağrısı, halsizlik ve anemiye (kansızlık) neden olabilir. İlerleyen yaş, ailede prostat kanseri öyküsü olması, obezite ve ırk risk faktörleridir. Birinci derece erkek akrabasında prostat kanseri olan hastalarda risk 2-3 kat artmaktadır. Riski azaltmak ve erken tanı koymak amacıyla 50 yaşından itibaren düzenli PSA bakılması ve parmakla muayene ihmal edilmemelidir. Ailenin diğer fertlerinde kanser öyküsü olanlarda bu yaş daha erkene çekilmelidir” diyor. Hastalığın tedavisinde uygulanacak yöntemlerin faydaları ve yan etkileri konusunda hastanın mutlaka bilgilendirilmesi gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Bülent Soyupak “Oldukça yavaş seyreden bir hastalık olması sebebiyle uygun hastalarda tedavi verilmeden yakın takip edilebilir” diyor.


Sertleşme bozukluğu

Sertleşme bozukluğu, kötü huylu bir hastalık olmamasına rağmen yaşam kalitesini belirgin şekilde etkileyen bir hastalık. Prof. Dr. Bülent Soyupak, sertleşme bozukluğunu seksüel aktivite sırasında yeterli ereksiyonu sağlamada ve devam ettirmede yetersizlik olarak açıklıyor. Artan yaş ile birlikte sertleşme bozukluğunun görülme sıklığının da arttığını kaydeden Prof. Dr. Bülent Soyupak “En sık nedenleri arasında kardiyovasküler hastalıklar, diyabet, nörolojik hastalıklar, hormonal bozukluklar, ilaç yan etkileri (özellikle psikiyatri ve kardiyoloji ilaçları) ve psikolojik nedenler sayılabilir” diyor.  Tanıda hastanın medikal öyküsünün alınması (gece sertleşmeleri, başlangıç zamanı, sıklığı gibi) ve fiziki muayenesinin yapılması gerekiyor. Prof. Dr. Bülent Soyupak “Psikolojik olduğu düşünülen sertleşme bozukluklarında psikososyal değerlendirme yapılmalıdır” diyor.


Mesane kanseri

Son yıllarda artan görülme sıklığı ile dikkat çeken mesane kanserinde tanının gecikmesi hastalığın hızla ilerlemesine ve ölüme yol açabiliyor. Mesane kanserinin bilinen en önemli nedeni sigara. Hastalığın sigara içilen süre ve tüketim miktarı ile doğru orantılı olduğunu belirten Prof. Dr. Bülent Soyupak, özellikle boya, kauçuk ve plastik sanayide çalışanlarda da mesleki faktörlere bağlı olarak daha sık görüldüğünü söylüyor. Mesane kanserinin başlıca belirtisi ise idrarda ağrısız kanama. Bunun yanı sıra idrar yaparken yanma, sık sık idrara çıkma ve idrar yaparken ağrı da diğer belirtiler arasında yer alıyor. Tanıda idrar tahlili, ultrasonografi ve bilgisayarlı tomografi kullanıldığını belirten Prof. Dr. Bülent Soyupak “Kesin tanı için yapılacak idrar torbası endoskopisi ve alınacak örnek ile patolojik tanı konulmalıdır. Bu şekilde ayrıca tümör dokusu mümkün olursa tamamen kesilerek dışarı alınır ve tedavi de sağlanmış olur. Eğer hastalığın evresi uygun ise düzenli aralıklarla endoskopi yapılarak hastalığın devam edip etmediği takip edilmelidir. Daha ileri evre hastalarda idrar torbasının tamamen alınması gerekebilir. Bazı hastalarda ise kemoterapi ve radyoterapi gerekebilir” diyor.

 

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/40-yasindan-sonra-dikkat.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/40-yasindan-sonra-dikkat.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_40-yasindan-sonra-dikkat.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/40-yasindan-sonra-dikkat.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/40-yasindan-sonra-dikkat/3223/</link>
			<pubDate>Mon, 14 Sep 2015 11:31:45 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[DÜNYA KEMİK İLİĞİ DONÖR GÜNÜ ETKİNLİKLERİ YAPILIYOR:ÖNE ÇIK,HAYAT KURTAR]]></title>
			<description><![CDATA[Acıbadem Adana Hastanesi ve Türk Kızılayı Türkök Birimi’nin iş birliği ile Dünya Kemik İliği Donör Günü kapsamında düzenlenecek farkındalık projesine start verildi. Proje ile ülkemizde kan kanseri hastalığıyla mücadele eden pek çok hastayı hayata bağlayacak olan kemik iliği bağışçısı olmanın önemi aktarılacak ve topluma, kemik iliği bağışçısı olma çağrısı yapılacak.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türk Kızılay’ına bağlı Adana Türk Kök Birimi ve Acıbadem Adana Hastanesi, yepyeni bir sosyal sorumluluk projesine imza attı. Bu sene 19 Eylül’de gerçekleştirilecek olan “Dünya Kemik İliği Donör Günü” nedeniyle start verilen projede; uzmanlar kemik iliği donörü olmanın önemi anlatıyor, topluma dönor olma çağrısı yapılıyor, dönor olmak isteyenler içinse Adana’nın merkezi yerlerinde stantlar kuruluyor.

Etkinlikler kapsamındaki ilk toplantı; hekimlere yönelik olarak Acıbadem Adana Hastanesi konferans salonunda “Kök Hücre Bağışçısı Kazanımı” konulu konferans ile düzenlendi. Hastanede görevli hekim ve sağlık personeli ile diğer tüm çalışanların yoğun ilgi gösterdiği etkinlikte; Acıbadem Adana Hastanesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Uzmanı Kemik İliği Transplantasyon Ünitesi Direktörü Prof. Dr. Bülent Antmen ile Türk Kızılayı Gönüllü Kök Hücre Bağışçısı Kazanım Yetkilisi Özge Er ve Türk Kızılayı Kan Kazanımı Bağışçısı Yetkilisi Sara Doyuran, katılımcıların merak ettikleri soruları cevaplandırdılar.


Yüzlerce hastamız kemik iliği bekliyor

Konferansın konuşmacılarından Acıbadem Adana Hastanesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Uzmanı Prof. Bülent Antmen, yüzlerce kemik iliği hastasının iyileşme için tek çaresinin kemik iliği nakli olduğunu bu nedenle daha çok sayıda donör olmasının önemini vurguladı. “Ülkemizde yeterli donör olmadığından kemik iliği gereken hastaların pek çoğu için gerekli kök hücre, yurt dışından temin edilmeye çalışılıyor. Bazen bu arayış sırasında hastalar hayatını kaybedebiliyor. İşte bu anlamda, daha çok sayıda dönor olması, çok önemli. Daha çok dönor, daha çok hastanın tedavi edilmesi anlamına geliyor. Ülkemizde Kızılay’ın bir birimi olan Türkök tarafından yürütülen proje kapsamında artacak olan dönor sayısı, daha çok çocuk ve yetişkin hastanın tedavi imkanını artıracak” dedi.


Kemik iliğinde doku uyumunun çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Dr. Antmen, sözlerine şöyle devam etti: “Bu nedenle hastalarımızın, birinci ve ikinci dereceden akrabalarının kemik iliği uyumlarına bakıyoruz. Ancak her zaman bu uyumu yakalamak mümkün değil. O nedenle Kemik İliği Bankası’na kayıtlı diğer dönorleri aramak zorunda kalıyoruz.”


18-50 yaş arasındaki sağlıklı herkes donör olabiliyor

Türk Kızılayı Gönüllü Kök Hücre Bağışçısı Kazanım Yetkilisi Özge Er ise toplantıda kök hücre bağışının önemine değinerek, uygun bir bağışçı bulunabilmesi için en az yüzbinler hatta milyonlarca donörün taranması gerektiğini anlattı. Özge Er, bağış yapmak isteyenlerin 18-50 yaş aralığındaki sağlıklı bireyler olmalarının yeterli olduğunu vurgulayarak özellikle hastaneye gelen hasta yakınlarının da kök hücre bağışı hakkında bilgilendirilmesi için hekimlerden destek istedi.


Kök hücre bağış süreci hakkında kısa bilgiler veren Türk Kızılayı Kan Kazanımı Bağışçısı Yetkilisi Sara Doyuran da, bağışçı olmayı kabul edenlerin ilk olarak onam formunu doldurmaları ve 3 tüp (10-20 ml) kan örneği vermeleri gerektiğini söyledi. Doyuran, alınan numunelerin bulaşıcı hastalıklar açısından laboratuvar ortamında kontrollerinin yapıldığını ve sonuçları temiz çıkan testlerin doku tiplemesinin yapılması için Sağlık Bakanlığı’na bağlı Doku Tiplendirme Laboratuvarı’na gönderilerek Ulusal Kemik İliği Bankası’na kayıt edildiğini anlattı.


Sağlık Bakanlığı nakil işlemi için destek oluyor

Kızılayı Gönüllü Kök Hücre Bağışçısı Kazanım Yetkilisi Özge Er, bağış bekleyen kişi için ilk değerlendirmede istenen düzeyde klinik uygunluk bulunması durumunda, bağışçı adayına yeniden ulaşılarak nihai onay istendiğini belirtti. Onay veren bağışçı için ileri doku tiplendirme testi yapılması ile birlikte verilen uygunluk sonrasında ulaşım, konaklama, refakat ve nakil sonrası sağlık hizmetlerinin Sağlık Bakanlığı tarafından karşılanarak nakil işleminin gerçekleştirileceğini söyledi.


Prof. Bülent Antmen soruları cevapladı

Sunum sonrası Periferik kök hücre toplama yönteminin olası yan etkileri hakkında merak edilen soruları cevaplayan Acıbadem Adana Hastanesi Pediatrik Hematoloji-Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Antmen; bunların geçici halsizlik hissi, ateş, geçici grip benzeri belirtiler ile genel vücut ağrıları ve aferez işlemi sonrası dudaklarda ve parmaklarda geçici uyuşma hissi olduğunu anlattı. Kızılay yetkilileri de yüzde 0,6 gibi küçük bir olasılıkla görülebilecek bu etkilerin genellikle 3 hafta içerisinde ortadan tamamen kalktığını vurguladılar.


Hastane içine kök hücre bağış standı kurulacak

Düzenlenen toplantı sonrasında Prof. Dr. Bülent Antmen, hekimleri ve diğer çalışanları 17 Eylül’de hastanede gerçekleştirilecek olan ‘kan bağışı organizasyonu’ hakkında bilgilendirerek 17 Eylül’de hastane içerisine Kızılay tarafından kurulacak olan stant ile hastanede görevli doktorlar, diğer tüm personel ve hasta yakınlarının kök hücre bağışçısı olabileceklerini söyledi.


Türk Kızılayı Gönüllü Kök Hücre Bağışçısı Kazanım Yetkilisi Özge Er, önümüzdeki dönemlerde Acıbadem Adana Hastanesi ile Türk Kızılayı’na bağlı Türkök Birimi iş birliğinin farklı etkinlikler ile devam edeceğini de ayrıca belirtti.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/dunya-kemik-iligi-donor-gunu-etkinlikleri-yapiliyor-one-cik-hayat-kurtar.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/dunya-kemik-iligi-donor-gunu-etkinlikleri-yapiliyor-one-cik-hayat-kurtar.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_dunya-kemik-iligi-donor-gunu-etkinlikleri-yapiliyor-one-cik-hayat-kurtar.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/dunya-kemik-iligi-donor-gunu-etkinlikleri-yapiliyor-one-cik-hayat-kurtar.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/dunya-kemik-iligi-donor-gunu-etkinlikleri-yapiliyor-one-cik-hayat-kurtar/3205/</link>
			<pubDate>Fri, 11 Sep 2015 12:45:21 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[TÜRKİYEDE İLK:FOLİK ASİTLİ DENİZ TUZU]]></title>
			<description><![CDATA[Türkiye’nin ürün çeşidi en bol tuz markası Efsina, Türkiye’de bir ilke imza atarak Folik Asitli Deniz Tuzu üretti. İnsan sağlığı açısından büyük önem taşıyan folik asiti içeren yeni ürün, kadınların, çocukların ve özellikle de hamilelerin folik asit ihtiyacını karşılamalarına katkı sağlayacak...]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Tuz sektörünün inovatif markası Efsina, Türkiye’de bir ilke imza atarak Folik Asitli Deniz Tuzu üretti.  Folikasit içeren yeni ürün, kadınların, çocukların ve özellikle de hamilelerin günlük folikasit ihtiyacını karşılama konusunda destek olacak bir ürün olarak sektörde fark yaratıyor.

Efsina Genel Müdürü Özgür Özdemir, Efsina olarak tüketicilere fark yaratan inovatif ürünler sunma hedeflerine paralel bir yatırımla Folik Asitli Deniz Tuzu’nu geliştirip tüketicilerin beğenisine sunduklarını söyledi.

Folik Asitli Deniz Tuzu’nun Türkiye’de ilk defa Efsina tarafından piyasaya sunulduğuna dikkat çeken Özdemir, yeni ürünün içeriği konusunda şu bilgileri verdi:

“Kırmızı kan hücresi, deri hücresi gibi yeni hücre üretimi için gerekli olan folik asit bir B vitamini türü olarak insan hayatında önemli bir yere sahip. Özellikle hamilelik döneminde fetüsün hücrelerinin gelişmesi ve vücut dokularının üretimi için önemli bir vitamin olarak karşımıza çıkıyor. Biz de bu gerçekten yola çıkarak yeni ürünümüzü tüketicilerimizin beğenisine sunduk.”

Günlük ihtiyaç....

İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan folik asitin tavsiye edilen günlük tüketim miktarı yetişkinlerde 400 mcg, hamilelerde 600 mcg olarak gösteriliyor.

Vücudun günlük olarak ihtiyaç duyduğu folik asit, doktor önerisi doğrultusunda, besin takviyeleri ile alınabileceği gibi Efsina’nın yeni ürünü olan Folik Asitli Deniz Tuzu’ndan da alınabilir.

 Kansersavar

Hamilelik öncesinde ve hamilelik sırasında tüketimi büyük önem taşıyan folik asit, insan vücudunda hücre yapısında kansere neden olabilecek değişikliklerin önlenmesi bakımından da büyük önem taşıyor.

 Nöral tüp kusurlarını önlemeye de yarayan folik asit, hamilelik öncesi dönemde günde 400 mikrogram ve üzeri folik asit alınmasıyla nöral tüp bozukluğu ile erken doğum yapma riskini azaltma özeliğine de sahip Dünya çapında bu konuya vurgu yapan sayısız makale bulunmaktadır. Bu nedenle uzmanlar doğum yapma çağına gelen kadınlara folik asit almalarını öneriyorlar.

 

 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turkiye-de-ilk-folik-asitli-deniz-tuzu.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turkiye-de-ilk-folik-asitli-deniz-tuzu.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_turkiye-de-ilk-folik-asitli-deniz-tuzu.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/turkiye-de-ilk-folik-asitli-deniz-tuzu.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/turkiyede-ilk-folik-asitli-deniz-tuzu/3189/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Sep 2015 10:34:57 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖZEL SANİ KONUKOĞLU HASTANESİ GAPPLAST’TA STANT AÇTI]]></title>
			<description><![CDATA[Özel Sani Konukoğlu Hastanesi, GAPPLAST (Plastik, Ambalaj, Kimya Teknolojileri, Hammadde ve Ürünleri) Fuar’ında stant açtı. 

Stantta, ziyaretçilere hastanenin sunduğu sağlık hizmetlerine yönelik bilgilerin yanı sıra, dileyen katılımcıların ücretsiz tansiyon ve kan şeker ölçümü yapılıyor.

Gaziantep Ortadoğu Fuar Merkezi’nde düzenlenen fuar, 12 Eylül 2015 tarihine kadar açık kalacak.
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[ÖZEL SANİ KONUKOĞLU HASTANESİ

Sağlıkta yüksek kalitenin adresi haline gelen ve dünya standartlarında hizmet verilen hastanede, acil servis, biyokimya, patoloji ve klinik mikrobiyoloji laboratuvarları, radyoloji, nükleer tıp, kardiyovasküler cerrahi, organ nakli merkezi, nefroloji, genel cerrahi, beyin cerrahisi, çocuk cerrahisi, dahiliye, gastroenteroloji, endokronoloji, kulak burun boğaz, pediatri, kardiyoloji, göğüs hastalıkları, üroloji, ortopedi ve travmatoloji, enfeksiyon hastalıkları, fizik tedavi ve rehabilitasyon, plastik rekonstrüktif cerrahi, göz hastalıkları, kadın hastalıkları ve doğum, nöroloji, psikiyatri, göğüs cerrahisi, dermatoloji, çocuk ve ergen psikiyatrisi ile üremeye yardımcı tedavi merkeziyle uzman tanı ve tedavi yöntemleri uygulanıyor.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-gapplast-ta-stant-acti.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-gapplast-ta-stant-acti.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_ozel-sani-konukoglu-hastanesi-gapplast-ta-stant-acti.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-gapplast-ta-stant-acti.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-gapplast-ta-stant-acti/3187/</link>
			<pubDate>Thu, 10 Sep 2015 10:17:17 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[ÖZEL SANİ KONUKOĞLU HASTANESİ’NDE ORGAN NAKLİ]]></title>
			<description><![CDATA[Özel Sani Konukoğlu Hastanesi’nde gerçekleştirilen başarılı operasyonla ablası Esra Erkan’a böbreği nakledilen Esma Yılmaz, “Küçükken kardeş kavgası yapıyorduk, şimdi hayat kavgası yapıyoruz” dedi.   
]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Kilis’te yaşayan evli 2 çocuk annesi Esra Erkan (26), eşinin görevi nedeniyle Şırnak’ta bulunan 3 çocuk annesi kardeşi Esma Yılmaz’ın (23) verdiği böbrekle sağlığına yeniden kavuştu.

 

Esra Erkan, kısa bir süre önce rahatsızlandığında gittiği sağlık kuruluşunda yapılan tetkikler sonucu böbrek hastası olduğunu ve nakil ya da diyaliz tedavisi görmesi gerektiğini öğrendiğini söyledi.

 

Sağlık durumuyla ilgili yaşadıklarını paylaştığında ailesinin doku testi yaptırdığını belirten Erkan, “Doku uyumu olan erkek kardeşinin çalışma şartları ağır olduğu için böbreğinin naklini kabul etmedim. Şırnak’ta yaşayan kız kardeşim böbreğini verebileceğini bildirdi. Tetkikleri yapıldı. Diyalize ilk kez girerken dokuların uyduğu haberini aldık. Kız kardeşim sayesinde sadece o gün diyalize girdim” diye konuştu.

 

Kilis’teki sağlık kuruluşundan Gaziantep’teki başka bir sağlık kuruluşuna sevk edildiğini anlatan Erkan, şöyle devam etti:

 

“Sevk edildiğimiz hastanede organ nakli yapılmadığı için hemen organ nakil merkezleriyle ilgili araştırma yaptık. Özel Sani Konukoğlu Hastanesi tavsiye edildi. Biz de hastaneyi, daha önce nakil olan hastaları araştırdık ve operasyonun burada olmasına karar verdik. Nakil işlemi başarılı bir şekilde geçti. Böbreğim takıldığı gün çalışmaya başladı. Çok mutlu oldum.

 

Kız kardeşime benim için böylesine bir fedakarlıkta bulunduğundan dolayı çok teşekkür ederim. İkimiz de son derece sağlıklı bir şeklide hayatımıza kaldığımız yerden devam edeceğiz. Doktorumuz Prof. Dr. Fatih Yüzbaşıoğlu başta olmak üzere bütün sağlık çalışanları en ufak bir konuda dahi bizi bilgilendiriyorlar. Hastane çalışanlarına, doktorumuza ve Konukoğlu Ailesi’ne teşekkür ediyorum.”

 

Uzun yıllar diyaliz tedavisi gören, büyük umutlarla nakil bekleyen hastalar bulunduğuna dikkati çekerek herkesi daha duyarlı davranıp organ bağışı yapmaya çağıran Erkan, ailesinin de organ bağışında bulunacağını sözlerine ekledi.  

 

Esma Yılmaz ise ablasının hastalığını öğrendiğinde büyük üzüntü duyduğunu, eşinin de desteğiyle böbreğini vermek istediğini dile getirdi.

 

“Ablamın durumunu öğrendiğimde kendimi onun yerine koydum. Çocuklarını, ailesini ve yaşayacakları sıkıntıları düşündüm” diyen Yılmaz, şunları kaydetti:

 

“Karar verdikten sonra süreci hızlandırmak için Şırnak’ta tahlilleri yaptırdım. Sonuçlar olumlu çıkınca Gaziantep’e geldim. Ablamı diyaliz sonrası görünce bir kez daha ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Küçükken kardeş kavgası yapıyorduk şimdi hayat kavgasını birlikte yapıyoruz. Doku uyumu için tetkiklerin sonucunu ablamla el ele öğrendik. Sonucun olumlu çıkması üzerine mutluluktan ağladık. Başarılı bir nakil işlemi oldu. İnsanlar ancak başına gelince organ bağışı ve naklinin ne kadar önemli olduğunu anlıyorlar. Herkesi organ bağışı yapmaya davet ediyorum. Uygun kadavra çıktığı haberini umutla bekleyen çok fazla hasta var. Yaşam savaşı veriyorlar. Biz birbirimize desteğimiz büyük bir şanstı.”

 

Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Sorumlu Hekimi Prof. Dr. M. Fatih Yüzbaşıoğlu da organ nakli bekleyen hastaların bağış sayısının yetersiz olmasından dolayı her geçen gün umutlarını daha da kaybettiklerine vurgu yaptı.

 

Prof. Dr. Yüzbaşıoğlu, “Vereceğiniz kararla belki bir değil, birden fazla insana yeniden yaşama hakkı vermiş oluyorsunuz. Her insanın yaşama hakkı var. Ancak bazı insanların yaşamı, başkalarının verdiği karara bağlı. Bu nedenle herkesi bir kez daha organ bağışında bulunmaya davet ediyorum” çağrısını yaptı.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-nde-organ-nakli.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-nde-organ-nakli.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_ozel-sani-konukoglu-hastanesi-nde-organ-nakli.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-nde-organ-nakli.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ozel-sani-konukoglu-hastanesi-nde-organ-nakli/3178/</link>
			<pubDate>Wed, 09 Sep 2015 10:28:53 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[KSÜ TIP FAKÜLTESİNDE NÜKLEER TIP ÜNİTESİ HİZMETE AÇILDI]]></title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi (KSÜ) Rektörü Prof. Dr. Durmuş Deveci KSÜ Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi (SUA Hastanesi) Nükleer Tıp Ünitesinin açılışını gerçekleştirdi.

]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[KSÜ SUA Hastanesi Nükleer Tıp Ünitesi açılışında konuşan Rektör Deveci “Verdiğimiz sözleri ivedilikle yerine getirmenin haklı gururunu yaşıyoruz. Bu tarihe kadar şehrimizde yalnızca Kahramanmaraş Necip Fazıl Şehir Hastanesinde bulunan Nükleer Tıp Ünitesinden faydalanan hastalarımız, Üniversitemiz Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesinde bu ünitenin açılması ile tetkik ve tedavilerini aynı hastanede sonuçlandırabildikleri için zaman kaybından kurtulacaklar.” diye konuştu.  Üniversitenin her biriminde olduğu gibi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde de yapılan idari değişiklikler ve yeniliklerle beraber önemli bir gelişme kaydettiklerinin altını çizen Rektör Prof. Dr. Durmuş Deveci “Hastanemizde Nükleer Tıp Ünitesinin açılması ile bu ivme daha da hızlandı. Hedefimiz Hastanemizi çağın ihtiyaçlarına cevap verecek biçimde daha da geliştirerek Kahramanmaraş’ımızı sağlık alanında dışa bağımlılıktan tamamen kurtarmaktır. Nükleer Tıp Ünitemiz Şehrimize hayırlı olsun. Emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.” dedi.

KSÜ Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Yrd. Doç. Dr. Mahmut Tokur ise  “Guatr, zehirli guatr, kalp-damar hastalıkları, böbrek hastalıkları ve çocuklardaki böbrek yetmezlikleri gibi rahatsızlıklarda; anjiyo veya biyopsi yapılmadan, kalbin, böbreğin, akciğerin ve vücudun diğer önemli organlarının aldığı zararın teşhis ve tedavisinde Nükleer Tıp Ünitesi çok önemli bir ihtiyaca cevap verecektir. Şu anda bölümümüzde 1 öğretim üyesi ve 5 personel görev yapmaktadır. İnşallah önümüzdeki yıllarda Nükleer Tıp Ünitesinin yataklı kısmının açılması ve PET/ BT çekimlerinin yapılması ile personel sayımızı arttıracağız” diye konuştu. 



 
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ksu-tip-fakultesinde-nukleer-tip-unitesi-hizmete-acildi.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ksu-tip-fakultesinde-nukleer-tip-unitesi-hizmete-acildi.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_ksu-tip-fakultesinde-nukleer-tip-unitesi-hizmete-acildi.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ksu-tip-fakultesinde-nukleer-tip-unitesi-hizmete-acildi.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ksu-tip-fakultesinde-nukleer-tip-unitesi-hizmete-acildi/3165/</link>
			<pubDate>Tue, 08 Sep 2015 09:36:03 +0300</pubDate>
			</item><item>
			<title><![CDATA[EKİNÖZÜ İÇMELERİNİN YOĞUNLUĞU DEVAM EDİYOR]]></title>
			<description><![CDATA[Kahramanmaraş'ın Ekinözü içmeleri  vatandaşların yoğun ilgisini görmeye devam ediyor. ]]></description>
		    <content:encoded><![CDATA[Türkiye'nin çeşitli illerinden şifa aramak amacıyla Ekinözü'ne gelen vatandaşlar Ekinözü İçmelerinden Memnun Kalarak Ağrıyorlar.

Şifalı suları ile tanınan Ekinözü içmelerine vatandaşların ilgisi yoğun. Türkiye'nin çeşitli illerinden şifa aramak amacıyla Ekinözü'ne gelen vatandaşlar, suların birçok hastalığa iyi geldiği yönünde birleşiyorlar.

Sularının şifalı olduğu ve ısıtılarak kullanılması durumunda birçok hastalığın tedavisinde yardımcı tedavi olarak kullanılabileceği Sağlık Bakanlığı tarafından onaylanan Ekinözü'ne, en çok güneydoğu illerinden ziyaretçi geliyor.

Ekinözü içmelerine gelen Şanlıurfalı Gülsüm Polat  Açıklamasında Ekinözü İçmelerine İlk defa geldiğini çok memun kaldığını ifade ederek Ekinözü İçmelerine vatandaşların İnanarak Gelmesi gerektiğini Vurgu yaparak Konuşmasına şu şekilde devam etti  Burası  Güzel Bir Mekan Gerçekten Havası Suyu Çok Güzel Ama Belediye Ekibleri gece Gündüz Çalışmaya İçmeleri Temiz Tutmaya Çalışıyor  dedi .

 Ekinözü İçmelerine iki ve Üç Yıldızlı Otellerin Yapılması gerektiğini bu otellerin Yapılması halinde Ekinözü içmelerine gelecek olan tursit sayısıda artar buda esnafa para demek olur  mide ve idrar yolları rahatsızlığından muzdarip olduğunu belirterek, 4 Yıldır  Ekinözü'ne geldiğini kaydetti. Şifalı suyun çok iyi geldiğini dile getiren  Gaziantepli yerli Tursit, içmelerin daha organizeli bir şekilde tanıtımının yapılarak, mutlaka şifa turizmine kazandırılması gerektiğini söyledi.
]]></content:encoded>
		    <image>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekinozu-icmelerinin-yogunlugu-devam-ediyor.jpg</image>
		    <media:content url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekinozu-icmelerinin-yogunlugu-devam-ediyor.jpg" type="image/jpeg" medium="image"/>
<media:thumbnail url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/t_ekinozu-icmelerinin-yogunlugu-devam-ediyor.jpg"/>
<enclosure url="https://www.istiklalgazetesi.com.tr/images/haberler/ekinozu-icmelerinin-yogunlugu-devam-ediyor.jpg" length="50000" type="image/jpeg"/>
			<link>https://www.istiklalgazetesi.com.tr/ekinozu-icmelerinin-yogunlugu-devam-ediyor/3156/</link>
			<pubDate>Mon, 07 Sep 2015 15:55:42 +0300</pubDate>
			</item></channel>
</rss>