|
TÜRKİYE
TÜRK DÜNYASINA ŞAŞI BAKMAKTAN VAZGEÇMELİDİR
Son elli yıldır
Türkiye’yi idare etme görevini üstlenen hükümetlerin yalnızca Türkiye
ekonomisini düze çıkarmaya endeksli iç ve dış politikaları
(Politikasızlıkları demek daha doğru olacaktır) dünyanın birçok
bölgelerindeki mazlum ve mağdur milletlerin umut ve beklentilerinin de
suya düşmesine sebep olmaktadır.
Hükümetlerimiz AB’ye girebilme rüyaları ile yatıp kalkmak suretiyle
dünya ile bütünleşme görüntüleri verme çabasındayken, Türkiye tarihin
hiçbir döneminde bu günlerdeki kadar kendi milli ve manevi değerlerine
yabancılaşma ve kendi kimliğini reddetme kulvarına girmemişti. “Türkiye
Türklere Bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” düşüncesi ve idealine
sahip Türk ve Türkiye düşmanlarının coğrafyamızda adeta cirit attıkları
bir dönemde aklıselim insanların bütün uyarı ve ikazlarına aldırmaksızın
yabancılara toprak satışını kolaylaştıran yasalar da çıkartılarak
Türkiye üzerinde kötü emeller besleyenlere şehit kanları ile sulanmış
vatan toprakları satılmaya devam ediliyor. Bunu söylediğiniz zaman,
“Canım sattıysak sırtlarına alıp götürmüyorlar ya” şeklinde
hazırcevaplıklarını(!) sergileyiveriyorlar… Bu zat-ı muhteremlerin
Filistin topraklarının da bu mantıkla kaybedildiğini bilmemelerine ise
imkan yoktur. O halde asıl maksat ne olabilir dersiniz???
Bir ülkenin ekonomisi ve kalkınması iyi yolda değil ise; akıllı, onurlu,
milli ve manevi duyguları kuvvetli, başkalarından emir almayan iyi
niyetli idarecilerin uygulayacakları bir dizi ekonomi stratejisi ve
kalkınma planı ile günün birinde mutlaka düze çıkılır. Fakat, milli ve
manevi yönden çöküntüye uğramış,(uğratılmış) dilini, kültürünü,tarihini
inkar etme noktasına kadar getirilmiş, ecdatlarının miraslarına
yeterince sahip çıkamamış, kendi kanından, kendi dininden ve kendi
dilinden olan kardeş milletlerin dertlerine çare bulma adına teşebbüste
bulunmak şöyle dursun, adeta kafasını kuma gömen ve “üç maymun” u
oynayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri asla mümkün değildir…
Kısaca bu tespitleri yaptıktan sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk
dünyası ilgili ve vasiyet niteliği taşıyan “Onlar bizim
kardeşlerimizdir. Onların bize gelmelerini bekleyemeyiz. Bizim onlara
gitmemiz gerekir. Bunun için de her zaman hazırlıklı olmalıyız.”
Mealindeki sözlerine bu günlerde neden sırt dönülmekte olduğuna dikkat
çekmek istiyorum… Türk dünyası içerisinde hiç mübalağasız Türkiye’yi en
çok seven, Türkiye sevdalısı ve Türkiye’ye en çok güvenen, bu sebeple de
en çok Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım ve destek bekleyen Doğu
Türkistanlılara son yıllarda Türkiye hükümetleri tarafından adeta “
Bizden uzak durun sizin yüzünüzden Çin’in dostluğunu kaybetmek
istemiyoruz” mesajları verilmektedir.
Çinli yetkililerin Türkiye’yi ziyaretleri esnasında onlara Türkiye
yetkililerince gösterilen özel ilgi ve içine girilen taltif etme yarışı
çok nadir yabancı devlet adamlarına nasip olmuştur. Bunun karşılığı
olarak ta Çinliler Türkiye’ye verdikleri sözlerin üzerine yatarken,
diğer taraftan da işgalleri altında bulunan Doğu Türkistan’daki Müslüman
Türk halkına yönelik baskılarını daha da arttırmakta ve Doğu
Türkistanlılara, “ Sizin çok güvendiğiniz Türkiye bizim sadık
dostumuzdur, Ayağınızı denk alın” demek suretiyle insanlık dışı gizli ve
aleni soykırımlarına olanca hızı ile devam etmektedirler.
Fazla detaya inmeden çok yakın zamanda yaşanan sadece iki hadiseden
bahsetmek istiyorum. Önce, Yalova Kültür Merkezi tarafından Yalova’ya
davet edilen Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetinin Cumhurbaşkanı Ahmet
İgemberdi Çinin siyasi baskıları sonucu Türkiye’ye Türkiye Dışişleri
Bakanlığının yazılı emri ile sokulmadı. Şimdilerde ise, Amerika’da
yayınlanan ‘Washington Post’ gazetesinden alınan haberlere göre; ABD
Askerleri tarafından tutuklanan ve Guantanamo’da tutulan, daha sonra
2003 yılında Pentagon kararıyla suçsuz bulunarak serbest bırakılmaları
kararlaştırılan 15 Uygur Türk’ü Çin’e teslim edilmeleri durumunda derhal
öldürülecekleri için ABD tarafından Çin’e teslim edilmeyerek içlerine
Türkiye’nin de dahil olduğu 20 ayrı ülkeye sığınma hakkı vermeleri için
çağırıda bulunmuş, fakat bu ülkelerin hiçbiri bu Uygurları kabul
etmedikleri için 20 ayı aşkın bir süredir de esaret hayatı yaşamaya
devam ediyorlar.
Bu Uygur Türklerini diğer ülkelerin kabul etmemelerini bir ölçüde
anlayabiliriz. Fakat Türkiye’nin kabul etmemesi asla anlaşılır gibi
değildir.
Çünkü; Mustafa Kemal Atatürk’ün “Onların bize gelmelerini bekleyemeyiz,
bizim onlara gitmemiz lazım” dediği Doğu Türkistan Türkleri içinde
bulundukları şartlar gereği bize, yani Türkiye’ye gelmek istemekte ve
biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bize gelmek isteyen kan, din,
dil, kültür ve tarih birliğimiz bulunan Uygur Türklerini Çin’in sözde
dostluğu ve taşıdığımız ticari kaygılar sebebiyle reddetmekteyiz…
ABD ile yıllardır tek taraflı fedakarlıklarla sürdürdüğü “Stratejik
müttefik”liğini sona erdirerek ABD’nin yerine Çin’i yeni “Stratejik
müttefik” olarak seçme izlenimi veren Türkiye’nin Doğu Türkistan ve Türk
dünyasına karşı bu günkü ilgisizliğini ve asırlar öncesinden Bilge
Kağan’ın Uyarılarda bulunduğu tarihi düşman olan Çinlilerin dostluğunu
kazanmak uğruna gerçek dostları olan Türk dünyasına sırtını dönmesini
bir tek yolla izah edebiliriz. “ Türkiye bindiği dalı kesiyor.”
Türkiye, 15 Uygur’a siyasî sığınma hakkı vermedi
ABD Askerlerince tutuklanan
fakat daha sonra yine ABD hükümeti tarafından suçsuz oldukları
açıklanan 15 Uygur Türk’ü Çin’e teslim edilmedikleri için Türkiye’den
siyaî sığınma talebinde bulunmuşsa da Türkiye bu Uygurların talebini
reddettiğinden şu anda Guantanamo’da esir muamelesi görmeye devam
ediyorlar.
Çin'in Doğu Türkistan'da
baskı ve zulüm politikaları uyguladığı Uygurlar’dan 15’i ABD'ye esir
düştükten sonra Guantanamo’da çifte mağduriyete uğradı. Washington
Post'a göre, ABD ordusunun Guantanamo'da tutulan 15 Uygur'un
masumiyetine hükmetmesine karşın, işkence ve idamla karşılaşacakları
için Çin’e iadesi mümkün değil. Ancak 15 Uygur esiri kabul edecek başka
bir ülke de bulunamıyor.
15 Uygur, haklarındaki
'terör' suçlamalarından aklanmalarına karşın 20 ayı aşkın süredir
Guantanamo'da 'zorunlu esaret' çekiyor. 2003'te Pentagon kararıyla
suçsuz bulunup serbest bırakılmaları kararlaştırılan 15 Uygur, ABD
ordusunun 'elinde kalırken', aralarında Türkiye'nin de bulunduğu
yaklaşık 20 ülke Uygur esirlere sığınma hakkı verilmesi yönündeki ABD
önerisini reddetmiş. ABD'li yetkililer ve mahkeme belgelerine
dayandırılan haberde, "Beş Uygur, yanlış zamanda yanlış yerde oldukları
için yakalandı. Bazıları ABD'den maddi ödül almak isteyen
Pakistanlılarca ele verildi. Diğer 10'unun düşük riskli zanlılar ve
Çin'e düşman oldukları gerekçesiyle ABD'ye tehdit oluşturmadıkları
anlaşıldı" denildi.
İşkence görmeye devam
Hâlâ esir muamelesi gören
Uygurlardan ikisinin avukatlığını yapan Sabin Willett, savunmasında,
"Bir müvekkilim, görüşme sırasında penceresiz bir kutuda yere
zincirlendi.
Onlar asker veya suçlu değil.
Sadece Uygur" dedi. Türkiye, İsveç, Finlandiya, İsviçre ve bir Latin
Amerika ülkesinin de bulunduğu 20 ülke, sığınma vermeyi reddederken,
İnsan Hakları İzleme Örgütü "Esirlere özgürlük. ABD veya başka bir
ülkede... Serbest olmalılar. Bu ABD'nin sorumluluğu" dedi. (Washington
Post)
Çin Hükümeti Üçturpan’da On Uygur Türk’ünü “Bölücülük”le Suçlayarak
Tutukladı
Çin polisleri Doğu
Türkistan’ın Üçturpan nahiyesinde 10 Uygur Türk’ünü bağımsızlık özgürlük
ve dinî faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle tutukladı.
Doğu Türkistan’ın Üçturpan
nahiyesindeki toplum güvenliği birimleri tarafından tutuklanan Uygurlar
Üçturpan’ın Akyar köyünden olup, polisler bunlar hakkında malumata
eriştikten sonra onların evlerine ani baskın düzenleyerek neticede
Akyar köyünün 15. yerleşim birimindeki çiftçi Cümek Ehet, İmamniyaz
Ghojek ve Abdurrahman’ın evlerinden bağımsızlık hareketlerini içeren
teyp kasetlerinden 30 adet ve 30’a yakında özgürlük ve İslâm dinine ait
kitaplara el koydu. Çin makamlarının nazarında bu türden kaset ve
kitapların hepsine yasa dışı yayınlar olarak bakılmaktadır. Aksu
vilayetindeki Polis merkezinde isminin açıklanmasını istemeyen bir polis
Fransız haber ajansına yaptığı açıklamada bu kişilerin yasa dışı
teşkilatlara katıldıklarını ve de onların devleti parçalama
girişimlerinde bulundukları bilgisini verdi.Söz konusu haberde bu
Uygurların “Uygur Otonom Bölgesi”nin kuruluşunun 50. yıldönümünde Doğu
Türkistan’ın bağımsızlığını ilan etmek istedikleri ileri sürülmüştür.
Doğu Türkistanlılar yeni bir tutuklama
kampanyası ile karşı karşıya
Çin, Doğu Türkistan'ı işgal
etmesinin 50. yılında Doğu Türkistanlılara yönelik olarak
sürdüregeldiği baskı ve zulüm politikalarını yoğunlaştırıyor. Komünist
Parti'nin Doğu Türkistan sorumlusu, ulusal güvenliği ve toplumsal
istikrarı tehdit eden terörist, ayrılıkçı ve aşırı eylemlerde bulunan
kişileri tutukladıklarını söylerken, martta serbest bırakılmasının
ardından ABD'ye sığınan Uygur iş kadını Rabiye Kadir'i de 'teröristlerin
elebaşılarıyla görüşmek'le suçladı. Almanya merkezli Dünya Uygur
Kongresi sözcüsü Dilşat Raşit ise, Çinli yetkililerin Uygurları toplu
halde tutukladığını duyurarak, "Çin'i hiçbir zaman tanımamış bir etnik
gruba sözde özerk yönetim dayatmak siyasî bir şakadır" dedi. Raşit,
Kadir'le görüşmeleri için, "Biz şiddete karşıyız. Kendisiyle sadece
insan hakları konusunu görüştük" dedi. (AFP)
El Yazması Divan-ı Lügat-it Türk Koruma Altına
Alındı
Dünyada tek nüsha olan,
Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nde muhafaza edilen ve kültürümüz
bakımından son derece önem taşıyan ama kütüphane binasının 17 Ağustos
depremiyle tahrip olmasından sonra diğer elyazması kitaplarla beraber
sandıklarda saklanan bu eser, Suna ve İnan Kıraç sayesinde artık
kıyamete kadar emniyet altında olacak.
Káşgarlı Mahmud bilinen
ilk Türk dilcisi, ‘Diván-ı Lügati’t-Türk’ de onun bundan tam 930 yıl
önce Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu ispat maksadıyla
kaleme aldığı ilk Türkçe sözlüktür. Dünyada tek nüsha olan, Fatih’teki
Millet Kütüphanesi’nde muhafaza edilen ve kültürümüz bakımından son
derece önem taşıyan ama kütüphane binasının 17 Ağustos depremiyle tahrip
olmasından sonra diğer elyazması kitaplarla beraber sandıklarda saklanan
bu eser, Suna ve İnan Kıraç sayesinde artık kıyamete kadar emniyet
altında olacak. ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın Millet Kütüphanesi’nin
eski haline gelmesi maksadıyla sağladıkları yüzbinlerce dolarlık maddi
destekle, başta ‘Diván-ı Lügati’t-Türk’ olmak üzere bu kütüphanede
bulunan binlerce eser dijital ortama aktarılıyor ve onbinlerce kayıt
fişi de yeniden elden geçiriliyor.
Káşgarlı Mahmud’un dünya
üzerinde tek nüsha olan eserinin saklandığı kütüphaneye yüzbinlerce
dolar tutan desteği, Suna ve İnan Kıraç’ın kurmuş oldukları vakıf, ‘Suna
ve İnan Kıraç Vakfı’ üstlendi. Millet Kütüphanesi’nin müdiresi Melek
Gençboyacı ile Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesi Ümit
Taftalı ve vakfın Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol
arasında yapılan protokol uyarınca, öncelikle kütüphanede bulunan 8 bin
elyazması eserin yanısıra 30 bin tesbit fişi ile 10 bin civarındaki
bibliyografik künyenin dijital ortama alınması konusunda anlaşmaya
varıldı. Vakfın Millet Kütüphanesi’ne sağladığı teknik donanım
vasıtasıyla CD’lere aktarılan ilk eser, Káşgarlı Mahmud’un Diván-ı
Lügati’t-Türk’ü oldu.
Divân-ı Lügati’t-Türk
Diván-ı Lügati’t-Türk, Türkçe’nin en eski
sözlüğüdür ve tam 930 yaşındadır. Káşgarlı Mahmud tarafından,
Bağdat’ta hüküm süren Abbasi Halifesi Muhtedi Billáh’a Türkçe’nin
Arapça kadar zengin bir dil olduğunu ispat maksadıyla yazılmıştır.
Yazılışı iki sene sürmüştür ve içerisinde sözlükle dil bahislerinin
yanısıra Türkler’in o dönemdeki tarihi, edebiyatı, folklorü,
coğrafyası, destanları ve efsaneleri hakkında çok kıymetli bilgiler
vardır.
Doğu Türkistan da Kur'an
Okuyan 37 Öğrenci ve Öğretmen
Tutuklandı
Bazı yabancı Ajansların, elde
ettikleri haberleri verirken "Sinjiang Uygur Özerk Bölgesi" olarak
tanımladığı Doğu Türkistan'dan Ağustos ayının ortalarında alınan
haberlere göre Çin polisleri bir eve ani baskın düzenleyerek bu evde
Kur'an öğrenmeye çalışan 37 öğrenciyi ve 56 yaşındaki bir
öğretmeni tutukladılar.
Evdeki öğrencilerin yaşları
ise 7 ila 20 arasında değişmektedir. Yapılan açıklamaya göre, Çin polisi
çoğunluğu ilköğretim öğrencisi olan talebelere ait 23 Kur'an-ı Kerim, 56
cüz ve çok sayıda dini kitaplarla Seidiye Hanlığına ait tarihi kitaplara
da el koydu. Çin makamları, Kur'an öğreten
öğretmenin yasadışı olarak dini yayın bulundurduğunu ve örencilerine
yıkıcı bilgiler verdiğini ileri sürmüşlerdir. Polis söz konusu
tutuklamaları doğrularken, öğretmenin tutuklanma sebebine ilişkin olarak
sorulan sorulara, "Bu bizim iç meselemiz. Bu sebebi açıklayamayız"
cevabını verdiği öğrenildi.
1949 yılından beri Çin işgali
altında bulunan Doğu Türkistan'da, Türkçe konuşan yaklaşık 40 milyon
Uygur Türk'ü yaşamaktadır. Uygur Türklerinin yaşadığı Doğu Türkistan'a
1955'te özerklik verildiği iddia edilse de Doğu Türkistan'daki Müslüman
yerli halk Çin yönetiminin her alanda uyguladığı ağır baskısı
altında bulunuyor.
Uluslararası insan hakları
grupları da, Çin'i, terörizmle mücadele adı altında Uygur Türkleri'ne
dini baskı yapmakla suçluyorlar.
"Human Rights Watch" ve
Çin'deki "Human Rights" örgütleri bu yıl hazırladıkları 114 sayfalık
raporda, Çin yönetiminin, Uygur Türkleri'ne dinlerini yaşama, dernek
kurma, biraraya gelme ve dinlerini ifade etme özgürlüğü tanımadığı
belirtilmişti.
"Human Rights" Başkanı Şaron
Hom konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Uygurlar Pekin tarafından, Çin
devletine yönelik etnik-milliyetçi bir tehdit olarak görülüyor. İslam'ın
Uygurlar'ın etnik kimliğinin temeli olarak algılanması, Çin'in
Uygurlar'ın milliyetçi duygularını ortadan kaldırmak için İslam'ı baskı
altına almaya yönelik çok sert yollara baş vuruyor” dedi.(AFP)
Çin devleti şimdi de din
adamlarına “Doğum Kontrol Politikası”
içerikli el kitabı dağıtıyor
Geçtiğimiz günlerde Çin
hükümeti Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayeti Mekit nahiyesindeki 471 din
görevlisine mecburi olarak Çin hükümetinin sözde doğum kontrol
politikasını anlatmak için hazırlanmış olan el kitabı dağıttı.
Merkezi Almanya’da bulunan
“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin bildirdiğine göre, Çin hükümeti
Mekit nahiyesinin merkez dahil 9 köyünde bulunan bütün din adamlarına
söz konusu el kitabını dağıtarak onların, Çin hükümetinin ilgili
birimleri ile yakın temasa geçerek halk arasında, Çin hükümetinin
Müslüman Türk halkına yönelik sözde doğum kontrolü adı altındaki gizli
soykırım planının propagandasını daha iyi yapmaları konusunda mecburiyet
getirdiler.
Haber merkezi; Çin hükümetinin uzun yıllardan
beri yürütmekte olduğu Doğum kontrolü politikasının İslam dinine
mensup olan Doğu Türkistanlıların sert tepkisine uğramakta olduğunu
bildikleri için bu defa din adamlarının etkisinden istifa ederek
sözde doğum kontrol siyasetini halka benimsetme yoluna başvurduklarını
bildirdi.
Çin Kara Kuvvetleri Ürümçi’de Yeni bir
topçu hazırlık birliği kurdu
Çinin Doğu Türkistan’daki Askeri kara kuvvetleri hazırlık piyade kısmı 18 Ağustos 2005 günü yeni bir topçu birliği kurulduğunu açıkladı.
Ürümçi’deki
Akşam Gazetesinin verdiği habere göre, söz konusu birlik Çinin Askeri
merkez komitesi tarafından da onaylanmış olup, bu birliğin kuruluş
çalışmaları 2005 yılının başlarında Ürümçi vilayetinin Tanrıdağ ve
Davançing bölgelerinde başlamıştı. Haberden anlaşıldığına göre bu
birliğin kadrolu askerleri savaş esnasında asli vazifesini yapacak,
diğer zamanlarda ise bu bölgenin ekonomik alanında çalışacaklar, fabrika
ve atölyelerde istihdam edilecekler.
Bölgedeki Uygur gözlemcilere göre, Çin hükümeti bir taraftan sözde Doğu
Türkistan’ın güvenliğini sağlamak bahanesiyle askeri yığınaklarını
arttırırken, diğer taraftan da Çinli askerleri Uygur topraklarının
zenginliklerinden daha fazla yararlandırma maksadı taşımaktadırlar.
Boğazlarımızdan Turist
Gönderme Vaadiyle Geçirilen Varyag Savaş Gemisi
Olma Yolunda
7 yıl önce "eğlence gemisi
olacak” diye Türk boğazlarından geçirilen geminin, askeri amaçlarla
kullanımı için Çin tersanelerinde hazırlandığı ortaya çıktı...
Dünyanın önde gelen askeri
yayınlarından Jane's Defence Weekly (JDW) dergisi son sayısında, Çin'in
Dalian tersanesinde Varyag'a Çin Halk Cumhuriyeti Ordusu Donanması
(PLAN) işaret ve renklerinin boyandığına ilişkin fotoğraflar yayımladı.
Sovyetler Birliği döneminde
uçak gemisi olarak yapımına başlanan ancak Doğu Bloku'nun dağılmasından sonra
Ukrayna'da kalan 306.5 metrelik dev gemiyi Çin 1998'de satın aldı.
Türkiye, motorsuz-dümensiz platformun 2001'e kadar 4 geçiş talebine,
boğazların güvenliği nedeniyle olumsuz yanıt verdi. Çin, 19 ay
Karadeniz'de bekletilen geminin boğazlardan geçişi konusunda Türkiye'nin
istediği tüm teknik şartları yerine getirildi ve gemi 2 Kasım 2001 'de
boğazlardan geçti. JDW dergisi, yayımladığı haberde, Çin yönetiminin
askeri amaçlı kullanılmayacağı sözü verdiği Varyag'ı yeniden boyamaya
başladığını ve üzerine Çin donanmasının renk ve
işaretlerinin işlendiğini açıkladı. Haberde, Çin'in gemiyi ilk uçak
gemisi olarak servise sokma ya da geri mühendislikle teknik sırlarını
öğrenerek benzer uçak gemisi üretme niyetinde olabileceği belirtildi.
Başta ABD olmak üzere birçok ülke Varyag'ın geçişine
Türkiye'nin izin vermemesi yönünde baskı yapmış ancak pazarlıklar
sonunda Ecevit hükümeti, gemiye geçiş izni vermek zorunda kalmıştı.
Gemi 2 Kasım 2001'de, 6
römork, 27 tekne ve 16 kaptan eşliğinde ve 550 metrelik konvoy halinde,
33 saatte İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndan geçirilmişti. Geçiş
sırasında boğazlar, deniz trafiğine kapatılmıştı. Çin, 20 milyon dolara
alınan geminin boğazlardan geçişi için de 2 milyon dolar masraf yapmak
zorunda kalmıştı.
Çinliler, Bakan Gürel
Korumasında
Anasol-D hükümeti adına
2001'de Çin ile görüşmeleri yürüttüğünü belirten dönemin Devlet Bakanı
Şükrü Sina Gürel, "Geminin geçişi için yaptığımız jeste karşılık Çin de vatandaşlarının Türkiye'ye
turist olarak gelebilmelerine izin verdi" dedi. Çin'in, geminin ne
olacağı konusunda Türkiye'ye bir taahhütte bulunmadığını kaydeden
Gürel,”Bizi ilgilendiren tek konu boğazların güvenliğiydi. O yöndeki tüm
şartlarımızı kabul ettiler ve olası zararları tazmin edecekleri yönünde
devlet garantisi verdiler. Bunun dışında kullanım amaçları konusunda ne
biz onlara sorduk, ne de onlar taahhütte bulundu" dedi.
Gürel, sözü verilen
milyonlarca Çinli turistin gelmemesi konusundaki eleştiriler karşısında
da ilginç bir savunma yaparak asıl ihmalin Çince bilen rehber
yetiştirmeyen Turizm Bakanlığı'nda olduğunu savundu.
Çin, Rabia Kadir’in Peşini
Bırakmıyor
Çin yönetimi, yabancılara
bilgi verdiği gerekçesiyle tutuklayıp zindana koyduğu, daha sonra ABD'nin
baskısıyla serbest bıraktığı Uygur asıllıiş kadını Rabia Kadir'in
peşini bırakmıyor.
Çin yönetiminin teröristlerle
işbirliği yapmakla suçladığı Rabia Kadir ise, suçlamaları reddederek
Pekin yönetiminin kendisini susturmak istediğini söyledi.
Doğu Türkistan’ın en üst
düzey komünist yöneticisi Wang Lequan ise, 1 Ekim 1955'te hakimiyetleri
altına aldıkları Doğu Türkistan'ı, Sincan Özerk Bölgesi olarak ilan
edişlerinin 50. yılını kutlayacaklarını bildirdi. ABD'de sürgünde
bulunan Rabia Kadir'i, söz konusu yıldönümü kutlamalarında, saldırı
hazırlığında olan teröristlere yardım etmekle suçlayan Wang Lequan,
"Kadir, terörist grupların başlarıyla görüşerek Uygur Otonom Bölgesi'nin
50. kuruluş yılı törenlerini sabote etmeye çalışıyor" dedi.
Rabia Kadir ise, suçlamalara
büyük tepki göstererek, "Çin yönetiminin Uygur halkına karşı uyguladığı
baskılar ve temel insan haklarını ihlâl etmesi karşısında mücadele etmek
terörizm değildir" dedi. Dünya Uygur Kongresi Başkanı Erkin Alptekin,
Çin yönetimine çağrıda bulunarak Kadir'den özür dilemesini istedi.
Uygur Türklerinden iş kadını
Rabia Kadir, Çin'de 6 yıl hapis yattıktan sonra sağlık durumu göz önünde
bulundurularak geçtiğimiz Mart'ta ABD'den sınır dışı edilmişti.
Rabia Kadir, Müslüman Uygur
halkının ve siyasi tutuklu Uygurların Çin yönetimine karşı verdiği
mücadelede bir sembol olarak biliniyor.
Yatağanlı bıçakçılar Çin istilasından şikayetçi...
Yatağan Belediye Başkanı
Nevzat Şenel: "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından
bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi"
Denizli'nin bıçakçılıkla ünlü
Yatağan Beldesi'nde, tüm sektörleri olumsuz etkileyen Çin malları,
ekmeğini bıçakçılıkla kazanan esnafı da olumsuz olarak etkiledi. Yatağan
Belediye Başkanı Nevzat Şenel, kasabalarında 250 bıçakçı atölyesi
bulunduğunu ifade ederek, "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından,
bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi. Avrupa ülkelerine olan
ihracatımızda düşüş yaşandı. Şu anda Fransa, Hollanda, Belçika ve
Almanya'ya ihracat yapılıyor ancak eski canlılık yok. En büyük
alıcılarımız Orta Doğu ülkeleri. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Orta
Doğu ülkelerine yılda 150 bin koyun kırkma makası ihraç ediyoruz. Yurt
içinde de vatandaşlarımız ucuz olması nedeniyle Çin mallarına rağbet
ediyor. Bizim bir tanesini 5 YTL'ye sattığımız bıçağı Çin'liler
takımıyla birlikte 5 YTL'ye satıyor. Bu da vatandaşlarımıza daha cazip
geliyor" dedi. Yatağan bıçaklarının tescil edilmesi amacıyla müracaatta
bulunduklarını belirten Başkan Şenel, "Paslanmaz özelliği ve
sağlamlığıyla ün yapan bıçaklarımızı tescil ettirmek için bizden önceki
yönetim müracaatta
bulunmuş. Sonucu bekliyoruz.
Bu uzun bir süreç" diye konuştu. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel,
yörelerinde en büyük geçim kaynağı olan bıçakçılığın Çin malları ve
diğer olumsuzluklardan etkilenmemesi için şimdiden önlemler alınması
gerektiğini de vurgulayarak, "Kasabamızda bıçakçılık vazgeçilmez bir
geçim alanı. Bıçakçılığı daha geliştirmek ve Çin istilası ve diğer
olumsuzluklardan etkilenmemek için markalaşmak ve kaliteye önem vermemiz
gerekiyor. Ayrıca pazar payını da arttırmamız lazım. Bu sadece benim ve
esnafın yapabileceği şeyler değil. Hükümetimizin de bu konuda bize
yardımcı olması gerekiyor" şeklinde konuştu.
Çin’in Oluşturduğu Haksız
Rekabete Karşı ABD-Türkiye Mutabakatı
Görüşmede konuşan İHKİB
Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, geçen yıl Türk tekstil ve hazır giyim
endüstrisi ile Amerikan tekstil ve hazır giyim endüstrisinin çok önemli
bir işbirliği yaptığını hatırlattı.
Orakçıoğlu, 2005 yılında
kotaların kalkmasıyla birlikte oluşacak haksız rekabet ortamının, nasıl
bir yıkım ortaya koyacağını tüm dünyaya anlattıklarını ifade ederek,
bütün dünyada İstanbul Deklarasyonu olarak değerlendirilen hareketin
kurucu liderliğini beraber yaptıklarını söyledi. Orakçıoğlu, şunları
kaydetti: ''Gerek Dünya Ticaret Örgütü nezdinde Cenevre'de gerek AB
nezdinde Brüksel'de gerekse ABD nezdinde Washington'da toplantılar,
ikili görüşmeler yaparak siyasetçilerin, bürokratların ve karar
vericilerin bizlere destek olmalarını sağlamamız, Türk-Amerikan sivil
toplum örgütlerinin birlikte hareket ederek gerçekleştirdiği çok önemli
ortak bir girişimdir.
Birlikte hareket ederek
ortaya koyduğumuz sinerjiyle kimsenin beklemediği kazanımları dünya
tekstil ve hazır giyim endüstrisi adına gerçekleştirdik. Bu ortak
girişim, bizlerin beraber hareket ederek gelecekte de neler
yapabileceğimizin somut göstergesidir.'' Orakçıoğlu, ''Önümüzdeki
günlerde Türk-Amerikan tekstil ve hazır giyim endüstrisinin yaptığı
işbirliği, gelişerek devam edecek'' dedi. Birlikte hareket ederek ortaya
koyduğumuz sinerjiyle kimsenin beklemediği kazanımları dünya tekstil ve
hazır giyim endüstrisi adına gerçekleştirdik. Bu ortak girişim, bizlerin
beraber hareket ederek gelecekte de neler yapabileceğimizin somut
göstergesidir.'' Orakçıoğlu, ''Önümüzdeki günlerde Türk-Amerikan tekstil
ve hazır giyim endüstrisinin yaptığı işbirliği, gelişerek devam edecek''
dedi.
Bakan Tüzmen'den itiraf: "Çin hiçbir sözünü tutmadı”
Bazı basın organlarında yer
alan haberlere göre, Bakan Tüzmen Çin’in Türkiye’ye karşı
yükümlülüklerini yerine getirmediğini ifade etti.
Çin’in para birimi Yuan’da
yaptığı yüzde 2.1’lik revalüasyonun göstermelik olduğunu Savunan Tüzmen
şöyle dedi; “Çin’in samimi olduğuna inanmıyorum. Çin parasını her zaman
devalüe eder.
Onlar önce Türkiye’ye
verdikleri sözleri tutsunlar”Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Çin’in, para
birimi Yuan’ı yüzde 2.1 oranında revalü etmesini “göstermelik” olarak
niteleyerek, "Çin’in samimi olduğuna inanmıyorum. Çinparasını her zaman
devalüe eder. Onlar önce Türkiye’ye verdikleri sözleri tutsunlar Çin
daha revalüasyon yapmadı. Yapsın da görelim. 2.1 göstermeliktir. Çin
parasını her zaman devalüe eder, dolara endekslemiştir. Kendileri için
akıllı bir politikadır. Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı
olmayacak biçimde bankalarını batırarak sübvanse
eder. Asgari ücretin çok
altında genç nüfus çalıştırır, serbest bölgelere ağırlık verir. Bu
yollarla dünyada armalı ürünleri tekeli haline gelmiştir.”
SÖZLERİNİ TUTMADI:
Çin vaktiyle, biz Varyag
gemisini Boğaz’dan geçirmeye çalışırken, “Bize geçiş izni verin turist
gönderelim” dedi. Sonra “İthalatı size sonuna kadar açacağız” dediler.
Çin, bugüne kadar Türkiye’ye verdiği sözlerin hiçbirini tutmamış bir
ülkedir. Bu nedenle ben revalüasyonda da samimi olduğuna inanmıyorum.:
Çin ve onun gibi ülkeler,
kaynak transferini sonsuza kadar sürdüremeyecek. Onların da bir bitiş noktası olacak.(
Basından)
‘Washington Post Gazetesi’ Guantanamo’daki Uygurlar Hakkında Başmakale Yayınladı
Amerika’da yayınlanan ünlü
“Washington Post Gazetesi” 24.08.2005 tarihli sayısında Guantanamo’daki
Uygurlar hakkında başmakale yayınladı. Söz konusu makalede 4 yıldan beri
Guantanamo’da tutuklu bulunan Uygurların bundan iki yıl önce Amerikan
hükümeti yetkilileri tarafın suçsuz oldukları açıklanmış olmasına rağmen
halen serbest bırakılmadıklarından bahsedilerek bu Uygurların
Guantanamo’daki durumları anlatılmıştır.
Makalenin yazarı Robin Rayt,
Guantanamo’daki iki Uygur’un Avukatı Seybin Willet ve Uygur-Amerikan
Birliği Başkanı Nuri Türkel ile yapılan görüşmelerdende söz ederek ,
Nuri Türkel’in “Uygurlar ezelden beri Amerika’nın desteğinden
ümitlidirler. Ayrıca Amerika onların özgürlük ve insanlık gururunu geri
alma yolundaki direnişlerine yardımcı olacak” şeklindeki sözlerini de
alıntılamıştır. ‘Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan bu makaleden
faydalanarak İngilterenin BBC- Radyo- Televizyon Şirketi ve Amerikanın
Sesi Radyosu Guantanamo’daki Uygurlar hakkında haberler verdi.
Özkök Paşa:
“Terörle mücadelede yetkilerimiz kısıtlı”
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, “TSK,
halkı eski acılı günlere geri götürmeyi amaçlayan bölücü terör örgütüne
karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle
sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir” dedi.
Orgeneral Özkök, Afganistan'da ISAF-VII Harekatı'nı
tamamlayarak Türkiye'ye dönen birlik ve personel için 4. Kolordu ve
Garnizon Komutanlığı'nda düzenlenen karşılama töreninde konuştu. Özkök,
Afganistan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti harekatında 6 ay süreyle
görev yaparak yurda dönen personele 'hoş geldiniz' dedi.
Son günlerde Türkiye'de meydana gelen, üzücü ve bir
o kadar da düşündürücü terör eylemlerine kısaca değinmek istediğini
belirten Orgeneral Özkök, şöyle devam etti:
“Terörizm bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de
ulusa acı çektiren asrın en acımasız hastalığıdır. PKK terör örgütünün
son zamanlarda gerek askeri, gerekse sivil tesis ve personele karşı
uyguladığı bombalama eylemlerinin vahşet ve acımasızlığını hep birlikte
üzüntüyle izlemekteyiz.
“EN AŞAĞILIK EYLEM TARZI"
Bombalama eylemleri; bomba patladığında kimin
öleceğinin veya yaralanacağının önceden kestirilemediği, sadece
insanlığa karşı işlenen bir suçun vasıtası sayılması gereken en aşağılık
eylem tarzıdır.
TSK, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi
amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış
yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam
edecektir.
"TERÖR ÖRGÜTLERİ CEPHE OLUŞTURULMASINDAN KORKAR"
Bu mücadele, TSK ve diğer güvenlik kuvvetleri
yanında, bütün halkımızın, yöneticilerimizin ve sivil toplum
kuruluşlarının da iştirakiyle, topyekün bir tarzda yapıldığında daha
etkileyici sonuçlar elde edilebilecektir.
Terör örgütlerinin en korktuğu şey, toplumun
kendilerinden başka tamamının el ele, gönül gönüle bir karşı cephe
oluşturmasıdır.”
Çin Malında İnanılmaz Vergi Hırsızlığı
Mersin Limanı’na getirilen Çin malları, Nusaybin’e
götürülüyor. Otomasyonsuz olan bu gümrükte, 50 bin dolarlık bir mal,
10 bin dolarlık gösteriliyor. Böylece piyasaya
vergiden kurtulmuş milyonlarca dolarlık kaçak ürün sürülüyor. Türkiye’ye Mersin Limanı’ndan giriş yapan Çin mallarının
işlemleri Irak sınırındaki Nusaybin Gümrüğü’nde yapılıyor. Mersin’de faaliyet gösteren bir nakliyat firması sahibi,
malların Nusaybin’e vergi kaçırmak için götürüldüğünü söylüyor.
Firma sahibi, Mersin’den giren malın gümrük
işlemleri için 700 km. uzaklıktaki Nusaybin’e götürülmesinin ardından
fazladan bin 300 km. yol kat ederek İstanbul’a taşınmasının
sorgulanmasını istiyor.
İddiaya göre firmalar, otomasyonlu gümrük yerine
transit geçişle mallarını otomasyonsuz Nusaybin Gümrüğü’ne
yönlendiriyor. Burada yüz binlerce dolarlık ürünün bir miktarı gümrük
işlemine tabi tutuluyor. Bu yolla piyasayaGümrük Vergisi’nden kurtulmuş milyonlarca dolarlık
kaçak ürün sokuluyor. Benzer iddialara muhatap olanGümrük Müsteşarlığı, Çin malları ile ilgili
soruşturma başlattı. Nusaybin başta olmak üzere sınır kapılarınamüfettiş gönderen müsteşarlık, 639 firmayı mercek
altına aldı. 262 firmaya toplam 21,3 trilyon lira ceza kesildi.
Çin malları Türk pazarında son yıllarda büyük yer
edindi. Türkiye ile Çin arasında geçtiğimiz yıl 4,8 milyar dolar,
2005’in ilk ayında ise 1,4 milyar dolarlık ticaret hacmi gerçekleşti.
Kalitesiz oldukları yönünde görüşlerin ortaya atılmasına karşın ucuz
oldukları için tercih edilen mallar, Türkiye’ye farklı yollardan
giriyor. Çin malları genelde Mersin-Nusaybin hattını takip ederek
İstanbul’a ulaşıyor. Nusaybin gibi küçük bir gümrükte son altı ayda 8
milyon dolar, 2004 yılında ise 20 milyon dolarlık işlem yapılması
yolsuzluk iddialarını güçlendiriyor.
Nusaybin Gümrüğü’nde geçtiğimiz yıl işlem gören 450
beyannameden 440’ı, bu yılın ilk altı ayında işlem gören 232 beyannamenin 230’u
Çin’den gelen mallara ait. Bu durumu doğrulayan Gümrük Müsteşarlığı’ndan
isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir yetkili, düşük gösterimle
vergi kaçırıldığını savunuyor. 50 bin dolar değerindeki mal, 8-10 bin
dolar gösterilerek düşük beyanda bulunuluyor. Piyasada ucuza satılan
mallardan fazla kazanç sağlanıyor. Aynı yetkili Nusaybin Gümrüğü’nde 20
milyon dolar gibi gözüken işlem hacminin aslında 5-10 kat daha fazla
olabileceğinikaydederek, “Aysbergin ucu göründü. Vurgunun boyutu
çok büyük olabilir.” diyor.
Adının yayınlanmasını istemeyen bir nakliyat
firması sahibi, Çin’den Mersin Limanı’nagetirilen malların buradaki gümrük yerine transit
beyanname düzenlenerek Nusaybin İç Gümrüğüne götürüldüğünü anlatıyor.
Firma sahibi, İstanbul’a gidecek bir malın gümrük işlemlerinin neden
Nusaybin’de yapıldığının sorgulanmasını istiyor:
“Nusaybin’e götürülen bir konteynır malın değeri 50
bin dolarsa, burada 8-10 bin dolar gösteriliyor. Veya 100 bin dolarlık mal 20 bin
dolarlık gibi işlem görebiliyor. İşlemleri tamamlanan treylerler malları
üzerinden indirmeden İstanbul’a hareket ediyor. Mallar burada piyasaya
sürülüyor. Bu yolla yapılan yolsuzluğun miktarı milyonlarca doları
buluyor.” Mersin’den Nusaybin’e mal taşıyan bir treyler
şoförü, firma sahibinin iddialarını destekliyor. Treyler şoförü şunları söylüyor: “Çin
malları Mersin Limanı’na indikten sonra nakliyatçılar Nusaybin
gümrükleme-İstanbul indirme şeklinde 2 bin 500 YTL kira ile treyler
arıyor. Bu yükler sık sık çıkıyor. Mersin Limanı’ndan konteynırı
aldıktan sonra önce Nusaybin Gümrüğü’ne gidiyoruz. Oradan da gümrük
işlemleri bittikten sonra İstanbul’a giderek yükümüzü boşaltıyoruz.
Bazen de gümrük işlemi bittikten sonra konteynır Nusaybin’de bir depoya
boşaltılıyor. Oradan kamyonlarla İstanbul’a götürülüyor.” Gümrük
Müsteşarlığı, özellikle Çin’den gelen ucuz malların gümrüklerde
fiyatlarının düşük veya adetlerinin eksik beyan edildiği duyumları üzerine harekete geçti. Piyasada Çin mallarının
istilası üzerine müsteşarlık, 48 sektör ve 639 firmayı mercek altı na
aldı. 262 firmanın incelemesinde devletin 7,7 trilyon TL zarara uğradığı
tespit edildi. Kusurlu bulunan firmalara toplam 21,3 trilyon TL ceza
kesildi.
Mersin Gümrükler ve Muhafaza Başmüdürü Lütfi
Ekinci, Mersin Limanı’na gelen Çin mallarının Nusaybin’e ya da başka bir
gümrüğe transit beyanname ile götürülebileceğini, bunun mükellefin kendi
tercihi olduğunu dile getiriyor. Ekinci, “Mükellef istediği yere
beyanname düzenleyerek malını götürebilir. Buna karışamayız.” şeklinde konuşuyor. Gümrüklerden en
fazla kaçırılan malları Sigara, içki, akaryakıt, çay, gözlük, cep
telefonu, süttozu, et, elektronik eşyalar ve oyuncaklar oluşturuyor.
Haksız ve İnsafsız Rekabet Ortamından Herkes
Şikayetçi
İşadamları, Çin’den ‘usulsüzce’ yapılan ithalata
tepkili. Türkiye’nin önde gelen küvet ve jakuzi üreticilerinden
Sanica’nın sahibi Ali Fatinoğlu’na göre Çin’den gelen bazı ürünlerin
adetsel girişleri doğru gösterilmediği gibi ürünün niteliği de farklılık
arz ediyor.
“A malı gösterip B malı sokuyorlar.” diyen
Fatinoğlu, yanık tedavi cihaz sistemi adı altında fiyatı 10 bin doları
bulan küvet, jakuzi ve buna benzer banyo malzemelerinin gümrüklerden
giriş yaptığını belirtiyor. Fatinoğlu, “Böyle yaparak getirdikleri
ürünleri CE ve İSO belgesi gibi birçok belgeden muaf tutuyorlar.” Diyor.
İstanbul Sanayi Odası olarak rekabetin korunması için talepte
bulunduklarını, ancak sorunların devam ettiğini belirten Fatinoğlu,
gelen ürünün girişinin yapılması için TSEgarantisi aranması ve ihtisas
komisyonları kurulması gerektiğini ifade ediyor. Türkiye Triko
Sanayicileri Derneği Başkanı Oktay Eryılmaz ise Çin’den kaçak getirilen
birçok ürünün piyasada satıldığını kaydediyor. “Çok büyük sıkıntılarımız
var.” ifadelerini kullanan Eryılmaz, “Şu an korkunç derecede triko
ürünü geliyor. Bu ürünler Laleli ve Beyazıt ta otel odalarında bile
satılıyor. Sadece Çin malı satan hanlar bile var. Bunlar tamamıyla kayıt
dışı çalışıyor.” şikâyetinde bulunuyor. Gümrük İdaresi’nin Çin’den ithal edilen mallar için daha hassas olması gerektiğini
belirten Eryılmaz, Çin mallarının farklı bir giriş yöntemini ise şöyle
anlatıyor: “Çin’den gelen malların otomasyon olan gümrüklerden girişi
kolay değil. Ancak başka ülkelere yönelik trafik sapması söz konusu.
Öyle ki Türkiye’den Azerbaycan’a inşaat malzemesi götüren TIR’lar içi
triko dolu olarak Türkiye’ye giriş yapıyor.” İstanbul Hazır Giyim ve
Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ise
piyasanın gördüğü şeyleri yetkililerin de görmesi gerektiğini ifade
ederek, maliye ve mali polisi göreve çağırıyor. Otomasyon olan
gümrüklerden kaçak ürün geçirmenin zor olduğuna dikkat çeken Orakçıoğlu,
Çinli firmaların önümüzdekigünlerde otomasyon olmayan gümrüklere akın
edebileceği uyarısında bulunuyor.
Akdeniz İhracatçı Birlikleri Başkanı Tarık Bozbey
ise Çin’in yaptığı uygulamayı haksız, kanunsuz, sınırsız ve insafsız
rekabet anlayışına dayandırıyor. “Kereste fiyatına sandalye, pamuk
fiyatına gömlek satıyorlar.” diyen Bozbey, Türkiye’de sadece
tekstilsektöründe 60-70 milyar dolarlık yatırımla yaklaşık 5 milyon
kişinin istihdam edildiğinedikkat çekerek, hükümetin bu tür uygunsuz
davranışlar için tedbir alması gerektiğini vurguluyor. Bunu önlemenin
zorluğuna değinen Bozbey, “İnsanlar şeytanlık düşündükten sonra
mallarını sokmanın bir yolunu buluyor.” Diyor. İşadamları, Çin’den
‘usulsüzce’ yapılan ithalata tepkili. Türkiye’nin önde gelen küvet ve
jakuzi üreticilerinden Sanica’nın sahibi Ali Fatinoğlu’na göre Çin’den
gelen bazı ürünlerin adetsel girişleri doğru gösterilmediği gibi ürünün
niteliği de farklılık arz ediyor.
Yatağanlı bıçakçılar Çin istilasından
şikayetçi...
Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel: "Kalitesiz
ve ucuz Çin malları istilasından bıçakçılıkla uğraşan
esnafımız da etkilendi"
Denizli'nin bıçakçılıkla ünlü Yatağan Beldesi'nde,
tüm sektörleri olumsuz etkileyen Çin malları, ekmeğini bıçakçılıkla
kazanan esnafı da olumsuz olarak etkiledi. Yatağan Belediye Başkanı
Nevzat Şenel, kasabalarında 250 bıçakçı atölyesi bulunduğunu ifade
ederek, "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından, bıçakçılıkla
uğraşan esnafımız da etkilendi. Avrupa ülkelerine olan ihracatımızda
düşüş yaşandı. Şu anda Fransa, Hollanda, Belçika ve Almanya'ya ihracat
yapılıyor ancak eski canlılık yok. En büyük alıcılarımız Orta Doğu
ülkeleri. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Orta Doğu ülkelerine yılda
150 bin koyun kırkma makası ihraç ediyoruz. Yurt içinde de
vatandaşlarımız ucuz olması nedeniyle Çin mallarına rağbet ediyor. Bizim
bir tanesini 5 YTL'ye sattığımız bıçağı Çin'liler takımıyla birlikte 5
YTL'ye satıyor. Bu da vatandaşlarımıza daha cazip geliyor" dedi. Yatağan
bıçaklarının tescil edilmesi amacıyla müracaatta bulunduklarını belirten
Başkan Şenel, "Paslanmaz özelliği ve sağlamlığıyla ün yapan
bıçaklarımızı tescil ettirmek için bizden önceki yönetim müracaatta
bulunmuş. Sonucu bekliyoruz. Bu uzun bir süreç"
diye konuştu. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel, yörelerinde en
büyük geçim kaynağı olan bıçakçılığın Çin malları ve diğer
olumsuzluklardan etkilenmemesi için şimdiden önlemler alınması
gerektiğini de vurgulayarak, "Kasabamızda bıçakçılık vazgeçilmez bir
geçim alanı. Bıçakçılığı daha geliştirmek ve Çin istilası ve diğer
olumsuzluklardan etkilenmemek için markalaşmak ve kaliteye önem vermemiz
gerekiyor. Ayrıca pazar payını da arttırmamız lazım. Bu sadece benim ve
esnafın yapabileceği şeyler değil. Hükümetimizin de bu konuda bize
yardımcı olması gerekiyor" şeklinde konuştu.
Çin,
Sars aşısını insanlarda deniyor
İlk
kez 2002 Kasım’ında tespit edilen ve Şubat 2003’ten itibaren hızla
yayılan SARS (akut solunum yetmezliği) sebebiyle 350 vatandaşını
kaybeden Çin, bulduğu yeni aşıyı insanlar üzerinde denedi
Pekin’deki Giriş-Çıkış Kontrol ve Karantina Bürosu tarafından yapılan
açıklamada, Çin Devleti tarafından onay verilen ve söz konusu büro
tarafından geliştirilen SARS aşısının patent sürecinin başladığı
kaydedildi. Geçtiğimiz ekim ayında bulunan ve çok miktarda
üretilebilecek söz konusu SARS aşısının diğerlerine oranla uzun süreli
etki yaptığını belirten yetkililer, aşının herhangi bir salgında daha
çok koruyucu özelliğe sahip olduğunu ifade etti. Pekin’deki Çin-Japon
Dostluk Hastanesi’nde 36 gönüllü üzerinde başlangıç için denenen aşıda,
vücudun buna olumlu cevap verdiği ve vücutta söz konusu hastalığa karşı
antikor üretildiğinin görüldüğü açıklanırken, aşının açıkça yan
etkisinin görülmediği bildirildi. Adı geçen büro, aşının test
denemelerini Hubei (Hubey) eyaletindeki Wuhan Üniversitesi’nde maymunlar
üzerinde tamamlamıştı. Giriş-Çıkış Kontrol ve Karantina Bürosu’ndan Dong
soyadlı yetkili, ölümcül hastalık olmayan hayvanlarda yaptıkları aşı
denemelerinde antikor üretimini gözetlediklerini kaydederek söz konusu
aşının ne zaman satışa sunulacağı gibi konularda detay vermekten
kaçındı. SARS, tüm dünyada 8 bin 435 kişide görülmüş ve 812 kişinin
ölümüne neden olmuştu.
Irak'taki İngilizler’den yeni işkence yöntemleri
Irak'taki İngiliz birliklerinin esirlere kötü muamelede bulunduğuna dair
yeni suçlamalarda bulunuldu. BBC'de bugün yayınlanan bir programda yer
verilen habere göre, Irak'ın koalisyon güçlerince 2003'ün mart ayında
işgal edilmesinden sonra Basra'da gözaltına alınan 2 Iraklı kardeş,
İngiliz askerlerinin kendilerine kötü muamelede bulunduğunu ileri
sürdü. Merhab ve Essad Zaac El Saghir kardeşler, İngiliz güçlerinin
denetimindeki bir üste tutuldukları dönemde, “sopalarla dövüldüklerini,
susuz ve uykusuz bırakıldıklarını” iddia ettiler. Essad Zaac El Saghir,
“İngiliz askerlerinden birisinin kendisini sopayla dövdüğünü, sonra da
kafasına idrarını yaptığını” söyledi. 2 Iraklının resmi şikayette
bulunmadığı, ancak Ümmü Kasr'daki bir kampta Amerikan askerlerine
verdikleri yazılı ifadede bu iddiaların yer aldığı kaydedildi. Kötü
muamele gördükleri gerekçesiyle İngiliz ordusuna dava açan çok sayıda
Iraklıyı savunan İngiliz avukat Phil Shiner, esirlere kötü muameleyi
kınadığını belirterek, “İngiliz ordusunun Irak'ta sistematik kötü
muamele ve işkence yaptığına dair açık kanıtlar bulunduğunu düşünüyorum”
dedi. İngiltere Savunma Bakanlığı'ndan BBC'ye yapılan açıklamada,
İngiliz birliklerine karşı şu ana dek 177 dava açıldığı belirtildi ve
İngiliz askerlerinin kötü muamele yaptığına dair elinde kanıt bulunan
herkesin başvuruda bulunması istendi
ABD
ve Çin arasında 'stratejik diyalog'
‘Yükselen güç' Çin ve 'süper güç’ ABD, sorunlara rağmen yakınlaşıyor .
Amerika Birleşik Devletleri ile Çin ‘'stratejik diyalog'' başlattı.
ABD
Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick, Pekin'de Çin Başbakanı'yla
görüştü. Süper güç ABD ve “yükselen" güç Çin arasındaki diyalog, hassas
ilişkileri dengede tutmayı amaçlıyor.ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı
Robert Zoellick iki gün sürecek görüşmeler öncesinde Çin Başbakanı Wen
Jiabao ile bir buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Yeni Çin haber ajansının
bildirdiğine göre, iki gün sürecek görüşmelerde, Kuzey Kore'nin nükleer
programı, ikili ticaret, Tayvan sorunu, askeri konular, enerji ve
terörle mücadele gibi başlıklar ele alınacak. Zoellick görüşmelerin
amacını "birbirimizin çıkarlarını daha iyi anlamaya çalışacağız"
sözleriyle özetledi. ABD ve Çin "stratejik diyalog" adını verdikleri bu
temaslarda hassas olan ilişkilerini dengede tutmayı amaçlıyor.İki ülke
bu temasları yılda iki keregerçekleştirecek.
İkili ilişkilerin son durumu
Çin,
geçen hafta ulusal parası yuan'ı revalüe ederek ABD'yi memnun etti. ABD
tarafı, bu durumun Çinli ihracatçılara haksız rekabet sağladığını ileri
sürüyordu. Hala sorun olan bir başka konu ise Çin'in silahlanması. ABD
Savunma Bakanlığı’nın geçen hafta açıkladığı bir rapora göre Çin'in
zsürekli büyüyen ve moderneleşen ordusu, bölge dengeleri ve özellikle
Tayvan için tehdit oluşturuyor. Pekin, Tayvan'ı kendi toprağı olarak
görüyor ve bağımsızlık ilan etmesine izin vermiyor. Çin Komünist
Partisi’nin son yıllık kongresinde bağımsızlık ilanı halinde adaya
müdahale edilebileceği yönünde bir karar alınmıştı.
Çin'e Amerika Ambargosu
Amerika gelecekte potansiyel bir tehdit olarak gördüğü Çin'in askerî
teknolojiye sahip olmasını istemiyor. Amerika ve İsrail arasında yapılan
anlaşmaya göre bundan böyle İsrail, Amerika'dan habersiz Çin dahil,
hiçbir ülkeye silah satamayacak.
İsrail'in, bundan sonra, başka devletlere silah satmadan önce ABD'ye
danışmasını öngören bir anlaşma, iki ülke tarafından imzalandı. ABD
savunma bakanı Donald RUMSFELD'in Washington'da, İsrail savunma bakanı
Shaul MOFAZ'ın da ülkesinde imzaladığı anlaşma uyarınca kurulacak
mekanizma çerçevesinde İsrail, aralarında Çin'in de bulunduğu üçüncü
devletlere herhangi bir silah satışı yapmadan önce konuyu Amerikan
yönetimine danışacak.
Uzmanlara göre bu anlaşma, iki yakın müttefik ABD ile İsrail arasında
son yıllarda ortaya çıkan silah sanayiine ilişkin sorunları çözmeyi
amaçlıyor. ABD, İsrail'in, kendisinden habersiz olarak Çin'e Harpy
tipi radar hedefleyen füzeler satmasına tepki göstermiş ve daha sonra
Çin bu füzelerin yedek parçalarını İsrail'den satın almak isteyince
etkisini kullanarak bu yöndeki bir anlaşmayı engellemişti.
İsrail'in washington büyükelçisi , imzalanan anlaşmayla birlikte iki
müttefik arasında savunma sanayinde karşılıklı güvenin ve işbirliğinin
yeniden sağlandığını belirterek, ''İsrail bundan sonra silah
satışlarında çok dikkatli olacak'' dedi. büyükelçi, İsrail'in, ABD ile
arasındaki ilişkilere zarar verecek hiçbir adım atmayacağını kaydetti. ABD, gelecekteki
potansiyel rakibi olarak gördüğü Çin'in batı teknolojisinden
yararlanarak askeri imkanlarını güçlendirmesini istemiyor
Çin-Rus tatbikatı Washington tarafından dikkatle izlendi
Rusya ve Çin tarihte ilk kez ortak askeri tatbikat yaptı.. Bir hafta
süren tatbikatta binlerce askerin yanısıra gemiler ve savaş uçakları da
yer aldı.Stratejistler tarafından bu tatbikatın iki ülkenin ABD'nin
artan gücünü dengeleme çalışması olarak yorumlanıyor. Rusya ve Çin,
tarihlerinde ilk kez bir ortak askeri tatbikata imza attı. Çin ve Rusya
arasında düzenlenen ilk ortak askeri tatbikat Rusya'nın doğusundaki
Vladivostok şehrinde yapıldı. ''Barış Görevi 2005'' adlı tatbikatın
açıklaması Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Rusya genelkurmay başkanları
Liang Guanglie ve Yuri Baluyevski tarafından Rusya'nın Pasifik Filosu
Üssü'nde açıklandı. Bir hafta süren tatbikatta binlerce askerin yanı
sıra, gemiler ve savaş uçakları da yer aldı.
Söz
konusu tatbikat iki taraf arasında savunma ve güvenlik alanlarında
karşılıklı güveni derinleştirmeyi, dostluğu artırmayı ve iki ülkenin
silahlı güçleri arasında işbirliğini geliştirmeyi amaçladığı ileri
sürülüyor. İki tarafın genelkurmay başkanları Liang Guanglie ve Yuri
Baluyevski, tatbikatın herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığını ve
üçüncü bir ülke için tehdit oluşturmadığını belirttiler. İki komutan,
tatbikatın iki ülkenin askeri blok kurmak istedikleri anlamına
gelmediğini de ifade ettiler.
Ancak bu tarihi olay, iki ülkenin ABD'nin gücünü dengelemek için
işbirliğine hazır olduğunun bir göstergesi olarak da algılanıyor.
Önümüzdeki günlerde 10 bin Rus ve Çin askerleri, hayali bir ülkeyi,
hayali teröristlerin istilasından kurtardı. Rusya'nın doğu ucundan
başlayan tatbikat, Çin'in Şandong Yarımadası'nda son buldu. Deniz
piyadeleri sahillere çıkarma yaptı, paraşütçüler havadan indirme yaptı.
Senaryoya göre iki ülke, terör ve iç savaşla boğuşan üçüncü bir ülkenin
yardımına birlikte koştular. Resmi açıklamaya göre, tatbikat herhangi
bir ülkeyi hedef almıyor. Ancak şunu gösteriyor ki; soğuk savaş
döneminin hasımları Rusya ve Çin, işbirliğine soyunuyor. Asıl hedef,
ABD'nin dünya politikasındaki baskınlığını dengelemek. Tatbikat
Rusya'ya, Çin'e satmak istediği silahları da sergileme şansı veriyor.
Bunların arasında, uzun menzilli, nükleer silah taşıma kapasitesine
sahip olan bombardıman uçakları da bulunuyor. Bu tür bir silaha
kavuşmakla, Çin'in gücünü sınırları ötesine taşıması mümkün . Özellikle
de, Tayvan'a yönelik bir askeri harekat durumunda, Amerika'yı buna
müdahale etmekten caydırmak konusunda. Dolayısıyla bu ortak tatbikatı en
yakın izlemeye alan başkent Washington oldu
Çin
ve Amerika arasında tekstil krizi sürüyor
Amerikan yönetiminin Çin tekstil ürünlerine kotayı tekrar kabul etmesi
iki ülke arasındaki krizi derinleştirdi. Çin Ticaret Bakanlığı karara
tepki gösterdi. Açıklamada Amerika'nın girişimine karşı Çin hükümetinin
de Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde önlemler alma hakkını kullanacağı
belirtildi. Çin ve Amerika arasında tekstil ticaretinde yaşanan sorunlar
sürüyor. Çin yönetimi, Amerikan yönetiminin Çin tekstil ürünlerine kota
kararını tekrar kabul etmesine tepki gösterdi. Amerikan makamları, 1
Ağustos’ta tekstil sektörü örgütünün, Çin'den ithal edilen etek dahil, 5
çeşit tekstil ürününe sınırlama koyma başvurusunu kabul etti. Çin
Ticaret Bakanlığı sözcüsü Çong Çüen tarafından yapılan açıklamada, söz
konusu girişimin Dünya Ticaret Örgütü'nün serbest ticaret ilkesine ve
tekstil ürünlerinin serbestleşmesi ruhuna aykırı olduğu belirtildi.
Açıklamada ayrıca, "Amerika'nın girişimine karşı Çin hükümeti, Dünya
Ticaret Örgütü çerçevesinde başka önlemler alma hakkını koruyacaktır"
denildi. Öte yandan, Çin Dışişleri Bakanı Li Caoşing'in bu sabah
Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile bir telefon görüşmesi
yaptı. Çin Uluslararası Radyosu'nun bildirdiğine göre, görüşmede iki
taraf Çin ve Amerika arasındaki ilişkiler ve her iki tarafı ilgilendiren
sorunlar üzerinde görüş alışverişinde bulundu.
Türkmenler ayaklandı!
Irak'ta, bir taraftan anayasa taslağı ile ilgili son aşamaya gelinirken,
diğer taraftan ülkenin kuzeyindeki Kerkük'te taslağa ilişkin tepkiler de
artıyor. Önceki gün federalizm karşıtı eylem yapan Araplar'ın ardından,
aynı amaç için, dün akşam saatlerinde Türkmenler sokağa döküldü.
Kerkük'te biraraya gelen binlerce Türkmen, kent meydanında toplanarak
anayasa ve federalizm karşıtı gösteri yaptı. Irak ve Kerkük'ün
bölünmesine yönelik endişelerin dile getirildiği eylemde, anayasa ve
federalizm karşıtı pankartlar açılarak, Iraklı siyasîlere tepki
gösterildi.
Ülke bütünlüğünün bozulacağı endişesiyle sokaklara inen çok sayıda
Türkmen, "Irak parçalanamaz.
Kerkük bölünmez. Bu taslak etnik grupları ayırır" şeklinde sloganlar
attı. Yoğun güvenlik önlemi altında gerçekleştirilen protesto gösterisi,
yaklaşık 40 dakika sürdü. Grup, eylemin ardından olaysız şekilde
dağıldı. Irak'ta pazarlık hâla bitmedi. Irak'ta anayasa taslağının
tamamlanması için verilen süre sona ermesine rağmen Sünnilerin
federalizme soğuk bakması yüzünden taslakla ilgili görüşmeler yine
ertelendi. Meclis Başkanı Haşim El Hasani, taslakla ilgili görüşmelerin
bir gün daha uzatıldığını söyledi. Haşim El Hasani, herkesi tatmin
edecek sonuca ulaşmak için, daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu
belirtti. Daha önce kükümet sözcüsü Laith Kubba, taslakta tartışmalı üç
maddede değişiklik yapıldığını söylemişti. Laith Kubba, taslağın gün
bitmeden tamamlanmasını umduğunu belirtmişti. Taslağın parlamentoda
oylanması ise süresiz ertelenmişti.
RUHLARI ŞAD OLSUN
Prof. Dr. Ebulfez Elçibey'i
Yiğit bir Türk evladı
Prof. Dr. Ebulfez Elçibey'i vefatının beşinci yıldönümünde rahmetle
anıyoruz.
Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Nahçıvan'ın Keleki
kasabasında doğdu. Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey,
Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden
mezun oldu. Elçibey, 1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan
Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında
Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978
yılında şartlı olarak serbest bırakıldı. Ebulfez Elçibey, 1988-1989
yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük
ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına
1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek
başladı. Azerbaycan, SSCB'nin 1990'da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991
yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov'un kısa süren
cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992'de bağımsız
Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, daha önce
"Millî Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993'de
ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri
olan Keleki'ye döndü. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997'de
Keleki'den Bakü'ye döndü ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam
etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine,
"demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı.
Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert
demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. Azerbaycan'da 5
Kasım'da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan
Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek
için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu. Hayatı boyunca, Türk
dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde
"Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen
Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. GATA'da bir süre tedavi gördü.
Azerbaycan'ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey, Prostat tümörü
nedeniyle önce Ankara Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Elçibey,
hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle
radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA'ya radyoterapi
görmek üzere kaldırılmıştı. Elçibey Türkiye'ye "metabolik durumu çok
bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak" geldi. Türkiye'de kaldığı
sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer
enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını bir arada taşıdığı
belirtilmişti. Ruhu Şad Olsun.
Niyazi Yıldırım
Gençosmanoğlu
21 Ağustos 1992 tarihinde vefat eden destan şairimiz
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu vefatının 13. yılında rahmet ve minetle
hatırlıyoruz.
1929 yılında Elazığ'ın Ağın İlçesinin Tatarağası mahallesinde doğmuştur.
Babası Mehmet Sait Efendi, Annesi Zeynep Hanımdır. Bir rivayete göre
aile kökü Bağdat'ın fethinde kahramanlık gösteren Gençosman'a dayanır.
İlkokulu Ağın'da tamamlayan Gençosmanoğlu, daha sonra Akçadağ Köy
Enstitüsünü bitirerek Elazığ'ın muhtelif yerlerinde bir süre öğretmenlik
yaptı. Daha sonra ilköğretim müfettişi oldu. Millî Eğitim Bakanlığının
çeşitli kademelerinde çalışan Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞL, MEB Yayımlar
Dairesinde Şube Müdürlüğü ve bir süre sonra Devlet Kitapları Müdürlüğü
ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına atandı. Emekli olduktan sonra Türk
Musukisi İstanbul Delet Konservatuarı Genel Sekreterliği, Türk Edebiyatı
Vakfı Müdürlüğü ve Doğu Türkistan Vakfı’nın yayın organı olan Doğu
Türkistan'ın Sesi dergisinde yayın yönetmeliği yaptı. 21 Ağustos 1992
yılında vefat etti. Türk Dünyasının büyür şairlerinden biridir. Ağınlı
olan bu millî şairimizin yayınlanmış olan bir çok şiir kitabı vardır.
Bunlardan bazıları; Kopuzdan Ezgiler, Bozkurtların Ruhu, Bozkurtların
Destanı, Salur Kazan Destanı, Genç Osman Destanı, Destanlar Burcu,
Malazgirt Destanı, Destanlarda Uyanmak. Ruhu Şad Olsun.
Tutsak Çinli karıların
Kötü yolda gezdiği var!
Nice erdemli gençlerin,
Yoldan çıkıp azdığı var!
Evli Çin güzellerinin /
Gözlerini süzdüğü var!
Çinlinin öz yurdumuzda
Derimizi yüzdüğü var!
Daha nice olayların
Bağrımızı ezdiği var
Hem de nice çerilerin
Töremizi bozduğu var
Böyle giderse, Tanrı’nın,
Anlımıza yazdığı var!
Kür Şad, Boşuna konuşmaz
Elbette bir sezdiği var!...”
Kırımlı iki efsane isim
Londra’da bir araya geldi
Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile
Kırımlı ünlü
yazar Cengiz Dağcı ilk buluşması İngiltere’nin başkenti Londra’da
gerçekleşti.
Kırımoğlu’nun, Dağcı’yı Güneybatı Londra’daki
evinde ziyareti sırasında duygusal anlar yaşandı.
Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu,
İngiltere’de yaşayan Kırımlı Tatar yazar Cengiz Dağcı’yı evinde ziyaret
etti. II. Dünya Savaşı’nda Urallar’a sürgün edilen Kırımoğlu ile savaş
sonrası İngiltere’ye göç eden Dağcı’nın buluşmasında duygulu anlar
yaşandı.
Ukrayna Parlamentosu’nda Kırım Tatarları’nı temsil eden Mustafa
Abdülcemil Kırımoğlu, İstanbul Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma
Derneği Başkanı Celal İçten’le birlikte Cengiz Dağcı’yı güneybatı
Londra’nın Southfield bölgesindeki evinde ziyaret etti.
Uzun yıllar Kırım Tatarları’nın insan hakları mücadelesini savunan ve
hayatının büyük bölümü sürgün ve hapislerde geçen Kırımoğlu ile II.
Dünya Savaşı sonrası Polonya üzerinden İngiltere’ye göç eden Dağcı,
hasret gidermenin ötesinde Kırım’ın dünü, bugünü ve geleceğini
konuştular.
Evinin kapısında Kırım Tatarları’nın efsanevi mücadele adamı
Kırımoğlu’nu gören Cengiz Dağcı gözyaşlarını tutamazken, “Bu ziyaret
benim için büyük sürpriz oldu. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun beni
ziyarete gelmesini beklemiyordum. Nezaket gösterip beni mutlu etti”
dedi.
Yalnız yaşadığı evinde Kırımoğlu’nu konuk eden Dağcı, Kırım Tatarları
ile ilgili haberleri kendisine zaman zaman ulaşan gazeteler ile radyodan
takip edebildiğini belirterek, “son gelişmeleri tam olarak
izleyemiyorum. Hem yaşlandım hem de gözlerimdeki rahatsızlık sebebiyle
medyayı takip edemiyorum” diye konuştu. Mustafa Kırımoğlu’nun
ziyaretini, “büyük incelik” diye yorumlayan Dağcı, duygularını ise şöyle
ifade etti: “Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu anlatmak çok zor. Mustafa
Bey benim için gerçek ile rüya arasında bir şahıstır. Kırım Tatarları
için verdiği mücadele dolayısıyla Cemiloğlu’nu (Mustafa Abdülcemil
Kırımoğlu sürgün yıllarında ‘Cemiloğlu’ olarak tanındı) hayal meyal
hatırlıyoruz. Her bir Kırım Tatar’ı gibi Cemiloğlu da çok çile çekti.”
Cengiz Dağcı gibi buluşma sırasında zaman zaman gözyaşlarını tutamayan
Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Dağcı ile biraraya gelmeyi uzun zamandır
arzu etmesine rağmen bugüne nasip olduğunu belirterek, “Cengiz Dağcı,
Kırım Tatar tarihinin hayatta olan en kıymetli şahsiyetlerinden biridir.
En önemli tarafı, Kırım Tatarları’nın sorunlarını Sovyetler Birliği
dışında dünyaya duyuran bir fikir adamıdır. Sovyetler dağıldıktan sonra
Dağcı’nın kitaplarını kendi soydaşlarına da okutmaya başladık. Umarız
kendisini memleketi Kırım’da tekrar görürüz” şeklinde konuştu.
‘Kerkük Türkmenlere Verilsin’
Irak’ta yeni anayasa için pazarlıklar sürerken, Türkmenler de
taleplerinde çıtayı yükseltti.
Kürt grupların federe bölge ve “Kürdistan Parlamentosu” gibi taleplerini
anayasaya sokma konusundaki ısrarı, Türkmenlerde söylem değişikliğine
neden oldu. Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı,
“Federetif yapı içinde Kürt ve Şii bölgelerinin sınırları belli
olacaksa, bizimki de belli olsun. Telafer’den Mendeli’ye kadar uzanan
bölgenin “Türkmeneli Federasyonu olarak yeni yapı içinde yer almasını
istiyoruz” dedi. Kerkük’ün tarihsel olarak Türkmeneli bölgesi içinde yer
aldığını savunan Muratlı, bu şehrin yönetiminin de kendilerine
verilmesini istediklerini söyledi. Muratlı, taleplerini Irak’taki
görüşmelerde gündeme getirmeyi sürdürdüklerini anlattı. Öte yandan,
Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Telafer’in önde gelen isimleri ile
dün Ankara’da yapılan görüşmede, Türkiye’nin bölgeye yönelik somut
vaatlerde bulunduğu öğrenildi. Edinilen bilgilere göre Ankara, Türkmen
bölgesine bir hastane ve uydu televizyonu kurulması ile yeni yolların
yapılmasının planlandığını bildirdi.
*******
"GENÇLER DAHA DOĞRUYU ARAMAYA TEŞVİK EDİLMELİ"
Prof. Dr. Turan Yazgan, daima daha doğruyu arayacak, soran,
çözen, düşünen nesiller yetiştirilmesi gerektiğini söyledi
Turan Yazgan, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi'nin Ağustos 2005
sayısında kaleme aldığı yazısında şu görüşleri savundu: "Bugünkü dünyada
hakim milli ve milletlerarası güçler, insanların beyinlerinin hayvanlara
nazaran daha kolay yıkanabilmesinden faydalanarak, ellerindeki çok güçlü
ve yaygın vasıtalarla, kendi hedeflerini gerçekleştirmeyi
kolaylaştıracak 'gerçekleri' beyinlere yerleştiriyorlar. Bu yerleşen
gerçekler şüphesiz asıl gerçek değildir. Kabul edilmiş, sun'i
gerçeklerdir. Düşünmeyen nesillerin, daha doğruyu aramaya yönelmeyen
tutumları dolayısıyla bu suni gerçekler hayata tam olarak hakim olmakta
ve cemiyeti, dolayısıyla devleti istedikleri gibi
yönlendirebilmektedirler". "İnsanları sürü kabul eden kanunlarda mutlak
değişiklik yapmaya ihtiyaç var" diyen Yazgan, yazısında, "Propaganda ve
beşinci kol faaliyetlerine karşı, herşeyi milli menfaat açısından
gerçekleştirecek ve daima daha doğruyu arayan, düşünmeye, aramaya,
bulmaya, çözmeye alışmış bir aydınlar topluluğuna sahip olmak"
gerektiğini savundu.
******
Türk Dil Kurumunun Kuruluşunun 73.yılında
Türk Dili Konusunda Niğde-Kayseri Yaklaşımı
Aşağıda imzalan bulunan bizler (Kayseri ve Niğdeli 800 kişi); Türk Dil
Kurumu kuruluşunun 73. Yılında; Türkçe'nin korunması ve gelişmesi için
milletçe gösterilen duyarlılığa gönülden katılıyor, tekliflerimizi
kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz:
1- Bir dünya dili olan Türkçe'yi Batı kaynaklı kelimelerin baskısından
korumak, dil üzerine yapılan çalışmaları daha da verimli hale getirmek
için "Türkçe'yi Koruma Yasası"nın çıkarılmasını,
2- Yabancı dil öğretiminin verimli bir sonuca ulaşması İçin gerekli
şartların tamamlanmasını ve yabancı dille eğitime son verilmesini, 3-
Lise ve Üniversite hazırlık sınıflarında yabancı dil dersleriyle beraber
Türk Dili ve Edebiyatı derslerine de yer ve önem verilmesini, Öteki
sınıflardaki mevcut ders saatlerinin artırılmasını, 4- Radyo ve
televizyonlarda sunuculuk yapmak İsteyenlerin eğitilmesini ve bir
yeterlilik belgesine kavuşturulmasını, 5- Yabancı dillerden, dilimize
kazandırılan eserlerin tercüme ve dil hataları üzerindeki şikayetler
artmaktadır.
Bu konuda acilen "Tercüme Eser Denetleme Kurulu" oluşturulmasını,
kamuoyumuza saygıyla sunarız.
Av. İsmail ÖZMEL, Av. Nevzat TÜRKTEN, İnş. Müh, Âlim GERÇEL Yrd. Doç.
Dr.
Kibar AYAYDIN, Dr. A. Vehbi ECER, Mehmet ÇAYIRDAĞ, Bekir Oğuz BAŞARAN,
Nurkal KUMSUZ, Yaşar ELDEN, Yusuf AKDAMAR, Mehmet ÇELEBÎ, Ahmet GÜLSOY,
İsmail Âdil ŞAHİN, Sevda Orak, Adnan CINGILLIOĞLU, Ali Rıza NAVRUZ,
Aydemir DOĞAN, Hasan GÜRPINAR, Güner DİNÇASLAN, Niğde Barosu
Avukatlarından: Halise KARAÇAY, Gökşen BALABAN, Hatice KARACA, Özlem
SARIKAYA, Kamile CAN, Zehra BELENDİR, Hasan ÇANKAYA» Ahmet GÜLTEKİN,
Kutsi YILMAZ, Ahmet KARACA, M. Emre SEYMENOĞLU, Koray ATAY, Süreyya
YILDIZ, Ersin DOKUZ, Dr. 1. Göksel BAYKAN, Yücel AKBABA, Ö. Kürşat Fırat
UÇAR, Hacı ÇELEBİ, ve (Toplam 800 İmza.)
İrtibat: Âlim GERÇEL Tel / B.Geçer: 231 73 03 - 03 Ağustos 2005
''Ahıska Türkleri Yurtlarına Geri Dönecek'’
Gürcistan'ın ayrılıkçı bölgelerden sorumlu Devlet Bakanı Giorgi
Haindrava, Sovyetler Birliğidöneminde topraklarından kovulan Ahıska
Türklerinin yurtlarına geri dönüşünü aşamalı olarak sağlayacaklarını
söyledi
Haindrava, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Javakheti bölgesini
ziyaretinde yaptığı açıklamada, Ahıska Türklerinin 1944'te yaşadıkları
topraklardan zorla çıkarılarak sürgün edildiklerini, geri dönüş
süreciyle ilgili çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Bölgede
faaliyet gösteren Ermeni sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle
görüşen Haindrava, Ahıskalıların opraklarına aşamalı şekilde dönüşünü
sağlayacak program hazırladıklarını kaydetti. Giorgi Haindrava,
Gürcistan'da yaşayan tüm etnik azınlıkların olduğu gibi Ahıskalıların da
tüm yasal haklarının güvence altında olacağını söyledi.
Gürcistan'ın, Avrupa Konseyi'ne tam üyeliği kabul edilmeden önce,
girdiği taahütleri arasında Ahıska Türklerine topraklarına dönüş
olanağının tanınması da bulunuyor.
Belene’den iktidara
Komünist rejimin devrildiği güne kadar isimleri değiştirilen,
karşı çıktıklarında ise Belene Ölüm Kampı’na gönderilen
Türkler, bugün Bulgaristan’da söz sahibi...
Son seçimlerden 34 milletvekili ile 3. parti olarak çıkan çoğunluğunu
Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), Cumhurbaşkanı
Pirvanov, tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.
Acının zaferi
Ahmet Doğan liderliğindeki HÖH, yoğun görüşmeler sonrasında 3’lü bir
koalisyon hükümeti kurmayı başardı. Hükümette, Başbakan Yardımcılığı’nın
yanı sıra Tarım ve Çevre Bakanlıklarına da Türkler getirildi. Hak ve
Özgürlükler Hareketi’nin lideri Doğan, “Geldiğimiz nokta, tarihe
gömdüğümüz büyük acıların zaferidir” dedi.
Binlerce tür’ün katledildiği Belene Kampı Çok değil, daha 10 yıl öncesine
kadar Müslüman Türklerin isimlerine bile tahammül edemeyen
Bulgaristan’da bugün iktidarı Türkler kurdu. Hafızalarımızda tazeliğini
koruyan olayları üzerinden 10 sene geçti. 1996 ve öncesi...
Bulgaristan’da yıllardan beri varlığını sürdüren komünist iktidar o
yıllarda hüküm sürüyordu. Türkler ve Müslüman isimli herkes, asimilasyon
politikası sonucu soluğu Belene Ölüm Kampı’nda alıyordu. Erkekler
işkencelere uğruyor, hatta öldürülüyordu. Türk ve Müslüman isimleri
zorla silinip, Bulgar isimleri konuluyordu. Binlerce Türk dünyanın gözü
önünde yıllar süren işkencelerle can verdi. Bu sayede Soğuk Savaş
döneminde, Bulgaristan, Sovyetler Birliği’nin en yakın müttefiklerinden
biri haline gelirken Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesi olarak, komünizm
karşısındaki kalelerden biri oldu.
1980’de bardak taştı 1980’den itibaren Bulgar yönetiminin Türk azınlığa
uyguladığı asimilasyon politikasıyla Türk-Bulgar ilişkileri en gergin
noktasına ulaştı. 1989 yılında, Bulgaristan 350 binden fazla Türk’ü
sınır dışı edince, ilişkilerde büyük bir kriz yaşanmıştı. 1989 yılının
sonunda Komünist rejim devrilirken, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir
dönemin adımları atılmaya başlandı. 1996 yılında Bulgaristan demokrasiyi
keşfediyor, komünist iktidar yıkılıyor ve ülke pazar ekonomisi ile
birlikte liberalizme geçiyordu. Belene Ölüm Kampı bütün acılarıyla
tarihe gömülürken, Türkler de yeni iktidarla birlikte özgürlüklerine
kavuşuyordu. Daha 14 yıl öncesine kadar Türklere tahammül edemeyen
Bulgaristan’da serbest seçimler yapılıyor, Türkler her seçimde iktidara
biraz daha yaklaşıyordu. Son yapılan seçimler ise tam anlamıyla
Türklerin zaferiyle sonuçlandı. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve
Özgürlükler Hareketi (HÖH), yüzde 12.45 ile seçimlerden üçüncü parti
olarak çıkmayı başardı. Cumhurbaşkanı Pirvanov, hükümeti kurma görevini
seçimden 1 ve 2. çıkan partilere verdi. Ancak onlar bunu başaramayınca
görev HÖH Genel Başkanı Ahmet Doğan’a takdim edildi. Sıkı görüşmeler
sonucunda Ahmet Doğan, diğer partilerle de anlaşarak Cumhurbaşkanı’nın
onayıyla Bulgar hükümetini dün resmen kurdu.
Emel Etem Başbakan Yardımcısı
Doğan’ın isteğiyle Başbakanlığa Bulgaristan Sosyalist Partisi Genel
Başkanı Stanişev gelirken, yardımcılığına da HÖH Türk Milletvekili Emel
Etem atandı. Emel Etem, Başbakan Yardımcısı ve Afet İşlerinden Sorumlu
Devlet Bakanı oldu. Bu arada, Tarım Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı da
HÖH’ten Meclis’e girmeyi başaran Türk milletvekillerine verildi. 240
sandalyeli Meclis’te 34 milletvekili ile hükümeti kurma görevini başarı
ile yerine getiren HÖH Genel Başkanı Ahmet Doğan, “Bugünkü gelinen nokta
tarihe gömdüğümüz acıların zafer olarak günümüze dönüşüdür” dedi. Kabine
taslağı, parlamentonun onayına sunulacak.
9. Türk Dünyası Günleri
Kastamonu Belediye'nin organize ettiği 9. Türk Dünyası Günleri dün
Nasrullah Meydanı'ndan başladı. Türk Dünyası Günleri'nin açılışına Vali
Mustafa Kara, Ulaştırma Eski Bakanı ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay
Vural, CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım, Belediye Başkanı Turhan
Topçuğoyu ve bazı sendika genel başkanları da katıldı. Saygı duruşu ve
İstiklal Marşı'yla başlayan Türk Dünyası Günleri'nin açılışında yabancı
folklor ekipleri oyunlarını sundu ve ülkelerinden getirdikleri
hediyeleri vali ve belediye başkanına takdim etti. Halkoyunları
gösterileri sonrasında, Türk Dünyası Kitap ve Belediye Başkanlığı Halkla
İlişkiler Salonu'nda da resim sergisi açıldı.
DENKTAŞ: Türkiye'nin KKTC'den vazgeçme hakkı yoktur
Kıbrıs'a sahip çıkmak için kartların iyi oynanması gerektiğini
vurgulayan Denktaş, "AB için, ne olacağı belli olmayan bir sonuç için
peşinen Kıbrıs'ı vereceğiz, Rumları tanıyacağız, bayrak inecek, askerî
çıkaracağız, askerler çıkarken ellerinde torbalar olacak, bu torbalarda
askerler, şehitlerimizin kemiklerini Anadolu'ya götürecekler. Anadolu bu
şerefsizliği kabul edemez" dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın,
Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye için önemli bir değere sahip olduğunu ve hiçbir
zaman da Kıbrıs'tan vazgeçilemeyeceğini ifade ederek, Annan Planı ve bu
plana destek verenleri sert bir dille eleştirdi. Kıbrıs'a sahip çıkmak
için kartların iyi oynanması gerektiğini vurgulayan Denktaş, "AB için,
ne olacağı belli olmayan bir sonuç için peşinen Kıbrıs'ı vereceğiz,
Rumları tanıyacağız, bayrak inecek, askeri çıkaracağız, askerler
çıkarken ellerinde torbalar olacak, bu torbalarda askerler,
şehitlerimizin kemiklerini Anadolu'ya götürecekler. Anadolu bu
şerefsizliği kabul edemez" dedi. KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
Kayseri'de Dadaloğlu Vakfı tarafından Şehir Tiyatrosu'nda tertiplenen
"Türk Dünyası ve Kıbrıs" konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı.
Annan planı Türkiye'yi adadan çıkartıyor. Annan Planı Türkiye'ye 1960
antlaşmasında verilen hakları silip süpürüyor. Kıbrıs'ı Rum'a teslim
ediyor. Türkiye yumruğunu kuvvetli şekilde masaya vurmuyor ve gedik
açılıyor. Kıbrıs konusunda büyük bir oyun oynanıyor. Türk ulusu, milli
davasında, bayrak, vatan, millet davasında kimsenin oyununa gelecek ulus
değildir. Tek bir Türkiye vardır. Sahip çıkarsak var olacaktır" dedi.
AB'ye üyeliğin Türkiye'ye bir yarar getirmeyeceğini savunan Denktaş,
"Kıbrıs meselesi bir deney meselesidir. Kıbrıs davası Türkiye'nin en
haklı ve en güçlü olduğu davadır. Bu davadan vazgeçilir, vazgeçme
yolunda teslimiyetçi anlayışa gidilirse, arkası çorap söküğü gibi
gelecektir. Siz, gönderden bayrağın inmesini bilir misiniz? Yastır,
kandır, ölümden beterdir. Şimdi çift bayrak, 22 yıldır dalgalanıyor.
Türk askerleri hudutlarda, şehitler şehitliklerde. AB'nin 30 yıllık ömrü
için, ne olacağı belli olmayan bir sonuç için, peşinen Kıbrıs'ı
vereceğiz, Rum'u tanıyacağız, bayrak inecek, askeri çıkaracağız,
çıkarken askerin elinde torbalar olacak, bu torbalarda şehitlerimizin
Anadolu'ya gitmek üzere kemikleri olacak" diye konuştu. Türkiye'nin
zarar görmemesi için canlarını seve seve verebileceklerini, Kıbrıs'ı
kaybetmenin Türkiye'ye büyük zarar vereceğini ifade eden Denktaş, "Buna
gönlüm razı değildir. Annan planına evet denilmesi için Kıbrıs Türkünün
yüzde 50'den fazlası Türkiye Hükümeti tarafından teşvik edilmiştir.
Tarih her şeyi söylüyor. Bu mümkün olmadığı sürece de Kıbrıs'ı Rum'a
teslim etmemiz söz konusu olamaz. Rum'a Kıbrıs'ı hiçbir zaman teslim
etmeyeceğiz" dedi. AK Parti Kayseri Milletvekili ve TBMM Başkan Vekili
Sadık Yakut, Vali Vekili Tevfik Karabalık ve çok sayıda protokolün de
katıldığı konferansta, salondaki ülkücüler sık sık, "Denktaş'a uzanan
eller kırılsın", "Kıbrıs Türktür, Türk kalacak" şeklinde slogan attılar.
|