Yukarı
14.Sayı
D.T Eylül Ayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstiklal 14 Tam Sayfa
Haber-Yorum

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 TÜRKİYE TÜRK DÜNYASINA ŞAŞI BAKMAKTAN VAZGEÇMELİDİR

 

Son elli yıldır Türkiye’yi idare etme görevini üstlenen hükümetlerin yalnızca Türkiye ekonomisini düze çıkarmaya endeksli iç ve dış politikaları (Politikasızlıkları demek daha doğru olacaktır) dünyanın birçok bölgelerindeki mazlum ve mağdur milletlerin umut ve beklentilerinin de suya düşmesine sebep olmaktadır.
Hükümetlerimiz AB’ye girebilme rüyaları ile yatıp kalkmak suretiyle dünya ile bütünleşme görüntüleri verme çabasındayken, Türkiye tarihin hiçbir döneminde bu günlerdeki kadar kendi milli ve manevi değerlerine yabancılaşma ve kendi kimliğini reddetme kulvarına girmemişti. “Türkiye Türklere Bırakılmayacak kadar önemli bir ülkedir” düşüncesi ve idealine sahip Türk ve Türkiye düşmanlarının coğrafyamızda adeta cirit attıkları bir dönemde aklıselim insanların bütün uyarı ve ikazlarına aldırmaksızın yabancılara toprak satışını kolaylaştıran yasalar da çıkartılarak Türkiye üzerinde kötü emeller besleyenlere şehit kanları ile sulanmış vatan toprakları satılmaya devam ediliyor. Bunu söylediğiniz zaman, “Canım sattıysak sırtlarına alıp götürmüyorlar ya” şeklinde hazırcevaplıklarını(!) sergileyiveriyorlar… Bu zat-ı muhteremlerin Filistin topraklarının da bu mantıkla kaybedildiğini bilmemelerine ise imkan yoktur. O halde asıl maksat ne olabilir dersiniz???
Bir ülkenin ekonomisi ve kalkınması iyi yolda değil ise; akıllı, onurlu, milli ve manevi duyguları kuvvetli, başkalarından emir almayan iyi niyetli idarecilerin uygulayacakları bir dizi ekonomi stratejisi ve kalkınma planı ile günün birinde mutlaka düze çıkılır. Fakat, milli ve manevi yönden çöküntüye uğramış,(uğratılmış) dilini, kültürünü,tarihini inkar etme noktasına kadar getirilmiş, ecdatlarının miraslarına yeterince sahip çıkamamış, kendi kanından, kendi dininden ve kendi dilinden olan kardeş milletlerin dertlerine çare bulma adına teşebbüste bulunmak şöyle dursun, adeta kafasını kuma gömen ve “üç maymun” u oynayan milletlerin geleceğe güvenle bakabilmeleri asla mümkün değildir…
Kısaca bu tespitleri yaptıktan sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün Türk dünyası ilgili ve vasiyet niteliği taşıyan “Onlar bizim kardeşlerimizdir. Onların bize gelmelerini bekleyemeyiz. Bizim onlara gitmemiz gerekir. Bunun için de her zaman hazırlıklı olmalıyız.” Mealindeki sözlerine bu günlerde neden sırt dönülmekte olduğuna dikkat çekmek istiyorum… Türk dünyası içerisinde hiç mübalağasız Türkiye’yi en çok seven, Türkiye sevdalısı ve Türkiye’ye en çok güvenen, bu sebeple de en çok Türkiye Cumhuriyeti devletinden yardım ve destek bekleyen Doğu Türkistanlılara son yıllarda Türkiye hükümetleri tarafından adeta “ Bizden uzak durun sizin yüzünüzden Çin’in dostluğunu kaybetmek istemiyoruz” mesajları verilmektedir.
Çinli yetkililerin Türkiye’yi ziyaretleri esnasında onlara Türkiye yetkililerince gösterilen özel ilgi ve içine girilen taltif etme yarışı çok nadir yabancı devlet adamlarına nasip olmuştur. Bunun karşılığı olarak ta Çinliler Türkiye’ye verdikleri sözlerin üzerine yatarken, diğer taraftan da işgalleri altında bulunan Doğu Türkistan’daki Müslüman Türk halkına yönelik baskılarını daha da arttırmakta ve Doğu Türkistanlılara, “ Sizin çok güvendiğiniz Türkiye bizim sadık dostumuzdur, Ayağınızı denk alın” demek suretiyle insanlık dışı gizli ve aleni soykırımlarına olanca hızı ile devam etmektedirler.
Fazla detaya inmeden çok yakın zamanda yaşanan sadece iki hadiseden bahsetmek istiyorum. Önce, Yalova Kültür Merkezi tarafından Yalova’ya davet edilen Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetinin Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi Çinin siyasi baskıları sonucu Türkiye’ye Türkiye Dışişleri Bakanlığının yazılı emri ile sokulmadı. Şimdilerde ise, Amerika’da yayınlanan ‘Washington Post’ gazetesinden alınan haberlere göre; ABD Askerleri tarafından tutuklanan ve Guantanamo’da tutulan, daha sonra 2003 yılında Pentagon kararıyla suçsuz bulunarak serbest bırakılmaları kararlaştırılan 15 Uygur Türk’ü Çin’e teslim edilmeleri durumunda derhal öldürülecekleri için ABD tarafından Çin’e teslim edilmeyerek içlerine Türkiye’nin de dahil olduğu 20 ayrı ülkeye sığınma hakkı vermeleri için çağırıda bulunmuş, fakat bu ülkelerin hiçbiri bu Uygurları kabul etmedikleri için 20 ayı aşkın bir süredir de esaret hayatı yaşamaya devam ediyorlar.
Bu Uygur Türklerini diğer ülkelerin kabul etmemelerini bir ölçüde anlayabiliriz. Fakat Türkiye’nin kabul etmemesi asla anlaşılır gibi değildir.
Çünkü; Mustafa Kemal Atatürk’ün “Onların bize gelmelerini bekleyemeyiz, bizim onlara gitmemiz lazım” dediği Doğu Türkistan Türkleri içinde bulundukları şartlar gereği bize, yani Türkiye’ye gelmek istemekte ve biz Türkiye Cumhuriyeti Devleti olarak bize gelmek isteyen kan, din, dil, kültür ve tarih birliğimiz bulunan Uygur Türklerini Çin’in sözde dostluğu ve taşıdığımız ticari kaygılar sebebiyle reddetmekteyiz…
ABD ile yıllardır tek taraflı fedakarlıklarla sürdürdüğü “Stratejik müttefik”liğini sona erdirerek ABD’nin yerine Çin’i yeni “Stratejik müttefik” olarak seçme izlenimi veren Türkiye’nin Doğu Türkistan ve Türk dünyasına karşı bu günkü ilgisizliğini ve asırlar öncesinden Bilge Kağan’ın Uyarılarda bulunduğu tarihi düşman olan Çinlilerin dostluğunu kazanmak uğruna gerçek dostları olan Türk dünyasına sırtını dönmesini bir tek yolla izah edebiliriz. “ Türkiye bindiği dalı kesiyor.”

Türkiye, 15 Uygur’a siyasî sığınma hakkı vermedi

ABD Askerlerince tutuklanan fakat daha sonra yine ABD  hükümeti tarafından suçsuz oldukları açıklanan 15 Uygur Türk’ü Çin’e teslim edilmedikleri için Türkiye’den siyaî sığınma talebinde bulunmuşsa da Türkiye bu Uygurların talebini reddettiğinden şu anda Guantanamo’da esir muamelesi görmeye devam ediyorlar.

Çin'in Doğu Türkistan'da baskı ve zulüm politikaları uyguladığı Uygurlar’dan 15’i ABD'ye esir düştükten sonra Guantanamo’da çifte mağduriyete uğradı. Washington Post'a göre, ABD ordusunun Guantanamo'da tutulan 15 Uygur'un masumiyetine hükmetmesine karşın, işkence ve idamla karşılaşacakları için Çin’e iadesi mümkün değil.  Ancak 15 Uygur esiri kabul edecek başka bir ülke de bulunamıyor.

15 Uygur, haklarındaki 'terör' suçlamalarından aklanmalarına karşın 20 ayı aşkın süredir Guantanamo'da 'zorunlu esaret' çekiyor. 2003'te Pentagon kararıyla suçsuz bulunup serbest bırakılmaları kararlaştırılan 15 Uygur, ABD ordusunun 'elinde kalırken', aralarında Türkiye'nin de bulunduğu yaklaşık 20 ülke Uygur esirlere sığınma hakkı verilmesi yönündeki ABD önerisini reddetmiş.  ABD'li yetkililer ve mahkeme belgelerine dayandırılan haberde, "Beş Uygur, yanlış zamanda yanlış yerde oldukları için yakalandı. Bazıları ABD'den maddi ödül almak isteyen Pakistanlılarca ele verildi. Diğer 10'unun düşük riskli zanlılar ve Çin'e düşman oldukları gerekçesiyle ABD'ye tehdit oluşturmadıkları anlaşıldı" denildi.

İşkence görmeye devam

Hâlâ esir muamelesi gören Uygurlardan ikisinin avukatlığını yapan Sabin Willett, savunmasında, "Bir müvekkilim, görüşme sırasında penceresiz bir kutuda yere zincirlendi.

Onlar asker veya suçlu değil. Sadece Uygur" dedi. Türkiye, İsveç, Finlandiya, İsviçre ve bir Latin Amerika ülkesinin de bulunduğu 20 ülke, sığınma vermeyi reddederken, İnsan Hakları İzleme Örgütü "Esirlere özgürlük. ABD veya başka bir ülkede... Serbest olmalılar. Bu ABD'nin sorumluluğu" dedi. (Washington Post)

Çin Hükümeti Üçturpan’da On Uygur Türk’ünü “Bölücülük”le Suçlayarak Tutukladı

 Çin polisleri Doğu Türkistan’ın Üçturpan nahiyesinde 10 Uygur Türk’ünü bağımsızlık özgürlük ve dinî faaliyetlerde bulunduğu gerekçesiyle tutukladı.

Doğu Türkistan’ın Üçturpan nahiyesindeki toplum güvenliği birimleri tarafından tutuklanan Uygurlar Üçturpan’ın Akyar köyünden olup,  polisler bunlar hakkında malumata eriştikten sonra  onların evlerine ani baskın düzenleyerek neticede Akyar köyünün 15. yerleşim birimindeki çiftçi Cümek Ehet, İmamniyaz Ghojek ve Abdurrahman’ın evlerinden bağımsızlık hareketlerini içeren teyp kasetlerinden 30 adet ve 30’a yakında  özgürlük ve İslâm dinine ait kitaplara el koydu.  Çin makamlarının nazarında  bu türden kaset ve kitapların hepsine yasa dışı yayınlar olarak bakılmaktadır. Aksu vilayetindeki Polis merkezinde isminin açıklanmasını istemeyen bir polis Fransız haber ajansına yaptığı açıklamada bu kişilerin yasa dışı teşkilatlara katıldıklarını ve de onların devleti parçalama girişimlerinde bulundukları bilgisini verdi.Söz konusu haberde  bu Uygurların “Uygur Otonom Bölgesi”nin kuruluşunun 50. yıldönümünde Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını  ilan etmek istedikleri ileri sürülmüştür.

 Doğu Türkistanlılar yeni bir tutuklama kampanyası ile karşı karşıya

 Çin, Doğu Türkistan'ı  işgal etmesinin 50. yılında  Doğu Türkistanlılara yönelik olarak sürdüregeldiği baskı ve zulüm politikalarını yoğunlaştırıyor. Komünist Parti'nin Doğu Türkistan sorumlusu, ulusal güvenliği ve toplumsal istikrarı tehdit eden terörist, ayrılıkçı ve aşırı eylemlerde bulunan kişileri tutukladıklarını söylerken, martta serbest bırakılmasının ardından ABD'ye sığınan Uygur iş kadını Rabiye Kadir'i de 'teröristlerin elebaşılarıyla görüşmek'le suçladı. Almanya merkezli Dünya Uygur Kongresi sözcüsü Dilşat Raşit ise, Çinli yetkililerin Uygurları toplu halde tutukladığını duyurarak, "Çin'i hiçbir zaman tanımamış bir etnik gruba sözde özerk yönetim dayatmak siyasî bir şakadır" dedi. Raşit, Kadir'le görüşmeleri için, "Biz şiddete karşıyız. Kendisiyle sadece insan hakları konusunu görüştük" dedi. (AFP)

 El Yazması Divan-ı Lügat-it Türk Koruma Altına Alındı

 Dünyada tek nüsha olan, Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nde muhafaza edilen ve kültürümüz bakımından son derece önem taşıyan ama kütüphane binasının 17 Ağustos depremiyle tahrip olmasından sonra diğer elyazması kitaplarla beraber sandıklarda saklanan bu eser, Suna ve İnan Kıraç sayesinde artık kıyamete kadar emniyet altında olacak.   

   Káşgarlı Mahmud bilinen ilk Türk dilcisi, ‘Diván-ı Lügati’t-Türk’ de onun bundan tam 930 yıl önce Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu ispat maksadıyla kaleme aldığı ilk Türkçe sözlüktür. Dünyada tek nüsha olan, Fatih’teki Millet Kütüphanesi’nde muhafaza edilen ve kültürümüz bakımından son derece önem taşıyan ama kütüphane binasının 17 Ağustos depremiyle tahrip olmasından sonra diğer elyazması kitaplarla beraber sandıklarda saklanan bu eser, Suna ve İnan Kıraç sayesinde artık kıyamete kadar emniyet altında olacak. ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın Millet Kütüphanesi’nin eski haline gelmesi maksadıyla sağladıkları yüzbinlerce dolarlık maddi destekle, başta ‘Diván-ı Lügati’t-Türk’ olmak üzere bu kütüphanede bulunan binlerce eser dijital ortama aktarılıyor ve onbinlerce kayıt fişi de yeniden elden geçiriliyor.

Káşgarlı Mahmud’un dünya üzerinde tek nüsha olan eserinin saklandığı kütüphaneye yüzbinlerce dolar tutan desteği, Suna ve İnan Kıraç’ın kurmuş oldukları vakıf, ‘Suna ve İnan Kıraç Vakfı’ üstlendi. Millet Kütüphanesi’nin müdiresi Melek Gençboyacı ile Suna ve İnan Kıraç Vakfı’nın Yönetim Kurulu Üyesi Ümit Taftalı ve vakfın Kültür ve Sanat İşletmesi Genel Müdürü Özalp Birol arasında yapılan protokol uyarınca, öncelikle kütüphanede bulunan 8 bin elyazması eserin yanısıra 30 bin tesbit fişi ile 10 bin civarındaki bibliyografik künyenin dijital ortama alınması konusunda anlaşmaya varıldı. Vakfın Millet Kütüphanesi’ne sağladığı teknik donanım vasıtasıyla CD’lere aktarılan ilk eser, Káşgarlı Mahmud’un Diván-ı Lügati’t-Türk’ü oldu.

Divân-ı Lügati’t-Türk

 Diván-ı Lügati’t-Türk, Türkçe’nin en eski sözlüğüdür ve tam 930 yaşındadır. Káşgarlı Mahmud tarafından, Bağdat’ta hüküm süren Abbasi Halifesi Muhtedi Billáh’a Türkçe’nin Arapça kadar zengin bir dil olduğunu ispat maksadıyla yazılmıştır. Yazılışı iki sene sürmüştür ve içerisinde sözlükle dil bahislerinin yanısıra Türkler’in o dönemdeki tarihi, edebiyatı, folklorü, coğrafyası, destanları ve efsaneleri hakkında çok kıymetli bilgiler vardır.

Doğu Türkistan da Kur'an Okuyan 37 Öğrenci ve Öğretmen Tutuklandı

Bazı yabancı Ajansların, elde ettikleri haberleri verirken "Sinjiang Uygur Özerk Bölgesi" olarak tanımladığı Doğu Türkistan'dan Ağustos ayının ortalarında alınan haberlere göre Çin polisleri bir eve ani baskın düzenleyerek bu evde Kur'an öğrenmeye çalışan 37 öğrenciyi ve  56 yaşındaki bir öğretmeni tutukladılar.

Evdeki öğrencilerin yaşları ise 7 ila 20 arasında değişmektedir. Yapılan açıklamaya göre, Çin polisi çoğunluğu ilköğretim öğrencisi olan talebelere ait 23 Kur'an-ı Kerim, 56 cüz ve çok sayıda dini kitaplarla Seidiye Hanlığına ait tarihi kitaplara da el  koydu.    Çin makamları, Kur'an öğreten öğretmenin yasadışı olarak dini yayın bulundurduğunu ve örencilerine  yıkıcı bilgiler verdiğini ileri sürmüşlerdir. Polis söz konusu tutuklamaları doğrularken, öğretmenin tutuklanma sebebine ilişkin olarak sorulan sorulara, "Bu bizim iç meselemiz. Bu sebebi açıklayamayız" cevabını verdiği öğrenildi.       

1949 yılından beri Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan'da, Türkçe konuşan yaklaşık 40 milyon  Uygur Türk'ü yaşamaktadır. Uygur Türklerinin yaşadığı Doğu Türkistan'a 1955'te özerklik verildiği iddia edilse de Doğu Türkistan'daki Müslüman yerli halk  Çin yönetiminin her alanda uyguladığı ağır baskısı altında bulunuyor.

Uluslararası insan hakları grupları da, Çin'i, terörizmle mücadele adı altında Uygur Türkleri'ne dini baskı yapmakla suçluyorlar.

"Human Rights Watch" ve Çin'deki "Human Rights" örgütleri bu yıl hazırladıkları 114 sayfalık raporda, Çin yönetiminin, Uygur Türkleri'ne dinlerini yaşama, dernek kurma, biraraya gelme ve dinlerini ifade etme özgürlüğü tanımadığı belirtilmişti.

"Human Rights" Başkanı Şaron Hom konuya ilişkin yaptığı açıklamada, "Uygurlar Pekin tarafından, Çin devletine yönelik etnik-milliyetçi bir tehdit olarak görülüyor. İslam'ın Uygurlar'ın etnik kimliğinin temeli olarak algılanması, Çin'in Uygurlar'ın milliyetçi duygularını ortadan kaldırmak için İslam'ı baskı altına almaya yönelik çok sert yollara baş vuruyor” dedi.(AFP)

  Çin devleti şimdi de din adamlarına “Doğum Kontrol Politikası” içerikli el kitabı dağıtıyor

 Geçtiğimiz günlerde  Çin hükümeti Doğu Türkistan’ın Kaşgar vilayeti Mekit nahiyesindeki  471 din görevlisine mecburi olarak  Çin hükümetinin sözde doğum kontrol politikasını anlatmak için hazırlanmış olan el kitabı dağıttı.

 Merkezi Almanya’da bulunan  “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin bildirdiğine göre, Çin hükümeti Mekit nahiyesinin  merkez dahil 9 köyünde bulunan bütün din adamlarına  söz konusu el kitabını dağıtarak onların, Çin hükümetinin ilgili birimleri ile yakın temasa geçerek halk arasında, Çin hükümetinin Müslüman Türk halkına yönelik sözde doğum kontrolü adı altındaki gizli soykırım planının propagandasını daha iyi yapmaları konusunda mecburiyet getirdiler.

Haber merkezi; Çin hükümetinin uzun yıllardan beri yürütmekte olduğu Doğum kontrolü politikasının İslam dinine mensup olan Doğu Türkistanlıların sert tepkisine uğramakta olduğunu bildikleri  için bu defa din adamlarının etkisinden istifa ederek sözde doğum kontrol siyasetini halka benimsetme yoluna başvurduklarını bildirdi.

Çin Kara Kuvvetleri Ürümçi’de Yeni bir topçu hazırlık birliği kurdu

 Çinin Doğu Türkistan’daki Askeri kara kuvvetleri hazırlık piyade kısmı 18 Ağustos 2005 günü yeni bir topçu birliği kurulduğunu açıkladı.

 Ürümçi’deki Akşam Gazetesinin verdiği habere göre, söz konusu birlik Çinin Askeri merkez komitesi tarafından da onaylanmış olup, bu birliğin kuruluş çalışmaları 2005 yılının başlarında Ürümçi vilayetinin  Tanrıdağ ve Davançing bölgelerinde başlamıştı. Haberden anlaşıldığına göre  bu birliğin kadrolu askerleri savaş esnasında  asli vazifesini yapacak, diğer zamanlarda ise bu bölgenin ekonomik alanında çalışacaklar, fabrika ve atölyelerde istihdam edilecekler.

Bölgedeki Uygur gözlemcilere göre, Çin hükümeti bir taraftan sözde Doğu Türkistan’ın güvenliğini sağlamak bahanesiyle askeri yığınaklarını arttırırken, diğer taraftan da Çinli askerleri Uygur topraklarının zenginliklerinden daha fazla yararlandırma maksadı taşımaktadırlar.

  Boğazlarımızdan Turist Gönderme Vaadiyle Geçirilen Varyag Savaş Gemisi Olma Yolunda

 7 yıl önce "eğlence gemisi olacak” diye Türk boğazlarından geçirilen geminin, askeri amaçlarla kullanımı için Çin tersanelerinde hazırlandığı ortaya çıktı...

 Dünyanın önde gelen askeri yayınlarından Jane's Defence Weekly (JDW) dergisi son sayısında, Çin'in Dalian tersanesinde Varyag'a Çin Halk Cumhuriyeti Ordusu Donanması (PLAN) işaret ve renklerinin boyandığına ilişkin fotoğraflar yayımladı.

Sovyetler Birliği döneminde uçak gemisi olarak yapımına başlanan ancak Doğu Bloku'nun dağılmasından sonra Ukrayna'da kalan 306.5 metrelik dev gemiyi Çin 1998'de satın aldı. Türkiye, motorsuz-dümensiz platformun 2001'e kadar 4 geçiş talebine, boğazların güvenliği nedeniyle olumsuz yanıt verdi. Çin, 19 ay Karadeniz'de bekletilen geminin boğazlardan geçişi konusunda Türkiye'nin istediği tüm teknik şartları yerine getirildi ve gemi 2 Kasım 2001 'de boğazlardan geçti. JDW dergisi, yayımladığı haberde, Çin yönetiminin askeri amaçlı kullanılmayacağı sözü verdiği Varyag'ı yeniden boyamaya başladığını ve üzerine Çin donanmasının renk ve işaretlerinin işlendiğini açıkladı. Haberde, Çin'in gemiyi ilk uçak gemisi olarak servise sokma ya da geri mühendislikle teknik sırlarını öğrenerek benzer uçak gemisi üretme niyetinde olabileceği belirtildi. Başta ABD olmak üzere birçok ülke Varyag'ın geçişine Türkiye'nin izin vermemesi yönünde baskı yapmış ancak pazarlıklar sonunda Ecevit hükümeti, gemiye geçiş izni vermek zorunda kalmıştı.

 Gemi 2 Kasım 2001'de, 6 römork, 27 tekne ve 16 kaptan eşliğinde ve 550 metrelik konvoy halinde, 33 saatte İstanbul ve Çanakkale Boğazları'ndan geçirilmişti. Geçiş sırasında boğazlar, deniz trafiğine kapatılmıştı. Çin, 20 milyon dolara alınan geminin boğazlardan geçişi için de 2 milyon dolar masraf yapmak zorunda kalmıştı.

Çinliler, Bakan Gürel Korumasında

Anasol-D hükümeti adına 2001'de Çin ile görüşmeleri yürüttüğünü belirten dönemin Devlet Bakanı Şükrü Sina Gürel, "Geminin geçişi için yaptığımız jeste karşılık Çin de vatandaşlarının Türkiye'ye turist olarak gelebilmelerine izin verdi" dedi. Çin'in, geminin ne olacağı konusunda Türkiye'ye bir taahhütte bulunmadığını kaydeden Gürel,”Bizi ilgilendiren tek konu boğazların güvenliğiydi. O yöndeki tüm şartlarımızı kabul ettiler ve olası zararları tazmin edecekleri yönünde devlet garantisi verdiler. Bunun dışında kullanım amaçları konusunda ne biz onlara sorduk, ne de onlar taahhütte bulundu" dedi.

Gürel, sözü verilen milyonlarca Çinli turistin gelmemesi konusundaki eleştiriler karşısında da ilginç bir savunma yaparak asıl ihmalin Çince bilen rehber yetiştirmeyen Turizm Bakanlığı'nda olduğunu savundu.

Çin, Rabia Kadir’in Peşini Bırakmıyor

 Çin yönetimi, yabancılara bilgi verdiği gerekçesiyle tutuklayıp zindana koyduğu, daha sonra ABD'nin baskısıyla serbest bıraktığı Uygur asıllıiş kadını Rabia Kadir'in peşini bırakmıyor.

 Çin yönetiminin teröristlerle işbirliği yapmakla suçladığı Rabia Kadir ise, suçlamaları reddederek Pekin yönetiminin kendisini susturmak istediğini söyledi.

Doğu Türkistan’ın en üst düzey komünist yöneticisi Wang Lequan ise, 1 Ekim 1955'te hakimiyetleri altına aldıkları Doğu Türkistan'ı, Sincan Özerk Bölgesi olarak ilan edişlerinin 50. yılını kutlayacaklarını bildirdi. ABD'de sürgünde bulunan Rabia Kadir'i, söz konusu yıldönümü kutlamalarında, saldırı hazırlığında olan teröristlere yardım etmekle suçlayan Wang Lequan, "Kadir, terörist grupların başlarıyla görüşerek Uygur Otonom Bölgesi'nin 50. kuruluş yılı törenlerini sabote etmeye çalışıyor" dedi.

Rabia Kadir ise, suçlamalara büyük tepki göstererek, "Çin yönetiminin Uygur halkına karşı uyguladığı baskılar ve temel insan haklarını ihlâl etmesi karşısında mücadele etmek terörizm değildir" dedi. Dünya Uygur Kongresi Başkanı Erkin Alptekin, Çin yönetimine çağrıda bulunarak Kadir'den özür dilemesini istedi.

Uygur Türklerinden iş kadını Rabia Kadir, Çin'de 6 yıl hapis yattıktan sonra sağlık durumu göz önünde bulundurularak geçtiğimiz Mart'ta ABD'den sınır dışı edilmişti.

Rabia Kadir,  Müslüman Uygur halkının ve siyasi tutuklu Uygurların Çin yönetimine karşı verdiği mücadelede bir sembol olarak biliniyor.

 Yatağanlı bıçakçılar Çin istilasından şikayetçi...

 Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel: "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi"

 Denizli'nin bıçakçılıkla ünlü Yatağan Beldesi'nde, tüm sektörleri olumsuz etkileyen Çin malları, ekmeğini bıçakçılıkla kazanan esnafı da olumsuz olarak etkiledi. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel, kasabalarında 250 bıçakçı atölyesi bulunduğunu ifade ederek, "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından, bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi. Avrupa ülkelerine olan ihracatımızda düşüş yaşandı. Şu anda Fransa, Hollanda, Belçika ve Almanya'ya ihracat yapılıyor ancak eski canlılık yok. En büyük alıcılarımız Orta Doğu ülkeleri. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Orta Doğu ülkelerine yılda 150 bin koyun kırkma makası ihraç ediyoruz. Yurt içinde de vatandaşlarımız ucuz olması nedeniyle Çin mallarına rağbet ediyor. Bizim bir tanesini 5 YTL'ye sattığımız bıçağı Çin'liler takımıyla birlikte 5 YTL'ye satıyor. Bu da vatandaşlarımıza daha cazip geliyor" dedi. Yatağan bıçaklarının tescil edilmesi amacıyla müracaatta bulunduklarını belirten Başkan Şenel, "Paslanmaz özelliği ve sağlamlığıyla ün yapan bıçaklarımızı tescil ettirmek için bizden önceki yönetim müracaatta

bulunmuş. Sonucu bekliyoruz. Bu uzun bir süreç" diye konuştu. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel, yörelerinde en büyük geçim kaynağı olan bıçakçılığın Çin malları ve diğer olumsuzluklardan etkilenmemesi için şimdiden önlemler alınması gerektiğini de vurgulayarak, "Kasabamızda bıçakçılık vazgeçilmez bir geçim alanı. Bıçakçılığı daha geliştirmek ve Çin istilası ve diğer olumsuzluklardan etkilenmemek için markalaşmak ve kaliteye önem vermemiz gerekiyor. Ayrıca pazar payını da arttırmamız lazım. Bu sadece benim ve esnafın yapabileceği şeyler değil. Hükümetimizin de bu konuda bize yardımcı olması gerekiyor" şeklinde konuştu.

Çin’in Oluşturduğu Haksız Rekabete Karşı ABD-Türkiye Mutabakatı

Görüşmede konuşan İHKİB Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, geçen yıl Türk tekstil ve hazır giyim endüstrisi ile Amerikan tekstil ve hazır giyim endüstrisinin çok önemli bir işbirliği yaptığını hatırlattı.

Orakçıoğlu, 2005 yılında kotaların kalkmasıyla birlikte oluşacak haksız rekabet ortamının, nasıl bir yıkım ortaya koyacağını tüm dünyaya anlattıklarını ifade ederek, bütün dünyada İstanbul Deklarasyonu olarak değerlendirilen hareketin kurucu liderliğini beraber yaptıklarını söyledi. Orakçıoğlu, şunları kaydetti: ''Gerek Dünya Ticaret Örgütü nezdinde Cenevre'de gerek AB nezdinde Brüksel'de gerekse ABD nezdinde Washington'da toplantılar, ikili görüşmeler yaparak siyasetçilerin, bürokratların ve karar vericilerin bizlere destek olmalarını sağlamamız, Türk-Amerikan sivil toplum örgütlerinin birlikte hareket ederek gerçekleştirdiği çok önemli ortak bir girişimdir.

Birlikte hareket ederek ortaya koyduğumuz sinerjiyle kimsenin beklemediği kazanımları dünya tekstil ve hazır giyim endüstrisi adına gerçekleştirdik. Bu ortak girişim, bizlerin beraber hareket ederek gelecekte de neler yapabileceğimizin somut göstergesidir.'' Orakçıoğlu, ''Önümüzdeki günlerde Türk-Amerikan tekstil ve hazır giyim endüstrisinin yaptığı işbirliği, gelişerek devam edecek'' dedi. Birlikte hareket ederek ortaya koyduğumuz sinerjiyle kimsenin beklemediği kazanımları dünya tekstil ve hazır giyim endüstrisi adına gerçekleştirdik. Bu ortak girişim, bizlerin beraber hareket ederek gelecekte de neler yapabileceğimizin somut göstergesidir.'' Orakçıoğlu, ''Önümüzdeki günlerde Türk-Amerikan tekstil ve hazır giyim endüstrisinin yaptığı işbirliği, gelişerek devam edecek'' dedi.

Bakan Tüzmen'den itiraf: "Çin hiçbir sözünü tutmadı”              

Bazı basın organlarında yer alan haberlere göre, Bakan Tüzmen Çin’in Türkiye’ye karşı yükümlülüklerini yerine getirmediğini ifade etti.

Çin’in para birimi Yuan’da yaptığı yüzde 2.1’lik revalüasyonun göstermelik olduğunu Savunan Tüzmen şöyle dedi; “Çin’in samimi olduğuna inanmıyorum. Çin parasını her zaman devalüe eder.

  Onlar önce Türkiye’ye verdikleri sözleri tutsunlar”Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen, Çin’in, para birimi Yuan’ı yüzde 2.1 oranında revalü etmesini “göstermelik” olarak niteleyerek, "Çin’in samimi olduğuna inanmıyorum. Çinparasını her zaman devalüe eder. Onlar önce Türkiye’ye verdikleri sözleri tutsunlar Çin daha revalüasyon yapmadı. Yapsın da görelim. 2.1 göstermeliktir. Çin parasını her zaman devalüe eder, dolara endekslemiştir. Kendileri için akıllı bir politikadır. Dünya Ticaret Örgütü kurallarına aykırı olmayacak biçimde bankalarını batırarak sübvanse

eder. Asgari ücretin çok altında genç nüfus çalıştırır, serbest bölgelere ağırlık verir. Bu yollarla dünyada armalı ürünleri tekeli haline gelmiştir.”

SÖZLERİNİ TUTMADI:

Çin vaktiyle, biz Varyag gemisini Boğaz’dan geçirmeye çalışırken, “Bize geçiş izni verin turist gönderelim” dedi. Sonra “İthalatı size sonuna kadar açacağız” dediler. Çin, bugüne kadar Türkiye’ye verdiği sözlerin hiçbirini tutmamış bir ülkedir. Bu nedenle ben revalüasyonda da samimi olduğuna inanmıyorum.:

Çin ve onun gibi ülkeler,  kaynak transferini sonsuza kadar sürdüremeyecek. Onların da bir bitiş noktası olacak.( Basından) 

‘Washington Post Gazetesi’ Guantanamo’daki Uygurlar Hakkında Başmakale Yayınladı 

Amerika’da yayınlanan ünlü “Washington Post Gazetesi” 24.08.2005 tarihli sayısında  Guantanamo’daki Uygurlar hakkında başmakale yayınladı. Söz konusu makalede 4 yıldan beri Guantanamo’da tutuklu bulunan Uygurların bundan iki yıl önce Amerikan hükümeti yetkilileri tarafın suçsuz oldukları açıklanmış olmasına rağmen halen serbest bırakılmadıklarından bahsedilerek bu Uygurların Guantanamo’daki durumları anlatılmıştır.

Makalenin yazarı Robin Rayt, Guantanamo’daki  iki Uygur’un  Avukatı Seybin Willet  ve Uygur-Amerikan Birliği Başkanı Nuri Türkel ile yapılan görüşmelerdende söz ederek , Nuri Türkel’in “Uygurlar ezelden beri  Amerika’nın desteğinden ümitlidirler. Ayrıca  Amerika onların özgürlük ve insanlık gururunu geri alma yolundaki direnişlerine yardımcı olacak” şeklindeki sözlerini de alıntılamıştır. ‘Washington Post Gazetesi’nde yayınlanan bu makaleden faydalanarak İngilterenin BBC- Radyo- Televizyon Şirketi ve Amerikanın Sesi Radyosu Guantanamo’daki Uygurlar hakkında haberler verdi.

 Özkök Paşa: “Terörle mücadelede yetkilerimiz kısıtlı”

Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, “TSK, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir” dedi.

Orgeneral Özkök, Afganistan'da ISAF-VII Harekatı'nı tamamlayarak Türkiye'ye dönen birlik ve personel için 4. Kolordu ve Garnizon Komutanlığı'nda düzenlenen karşılama töreninde konuştu. Özkök,  Afganistan Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti harekatında 6 ay süreyle görev yaparak yurda dönen personele 'hoş geldiniz' dedi.

Son günlerde Türkiye'de meydana gelen, üzücü ve bir o kadar da düşündürücü terör eylemlerine kısaca değinmek istediğini belirten Orgeneral Özkök, şöyle devam etti:

 “Terörizm bütün dünyada olduğu gibi, ülkemizde de ulusa acı çektiren asrın en acımasız hastalığıdır. PKK terör örgütünün son zamanlarda gerek askeri, gerekse sivil tesis ve personele karşı uyguladığı bombalama eylemlerinin vahşet ve acımasızlığını hep birlikte üzüntüyle izlemekteyiz.

 “EN AŞAĞILIK EYLEM TARZI"

Bombalama eylemleri; bomba patladığında kimin öleceğinin veya yaralanacağının önceden kestirilemediği, sadece insanlığa karşı işlenen bir suçun vasıtası sayılması gereken en aşağılık eylem tarzıdır.

TSK, halkı eski acılı günlere geri götürmeyi amaçlayan bölücü terör örgütüne karşı mücadelesini kısıtlanmış yetkilerine rağmen özveriyle sürdürmektedir ve sürdürmeye devam edecektir.

 "TERÖR ÖRGÜTLERİ CEPHE OLUŞTURULMASINDAN KORKAR"

 Bu mücadele, TSK ve diğer güvenlik kuvvetleri yanında, bütün halkımızın, yöneticilerimizin ve sivil toplum kuruluşlarının da iştirakiyle, topyekün bir tarzda yapıldığında daha etkileyici sonuçlar elde edilebilecektir.

 Terör örgütlerinin en korktuğu şey, toplumun kendilerinden başka tamamının el ele, gönül gönüle bir karşı cephe oluşturmasıdır.”

Çin Malında İnanılmaz Vergi Hırsızlığı

Mersin Limanı’na getirilen Çin malları, Nusaybin’e götürülüyor. Otomasyonsuz olan bu gümrükte, 50 bin dolarlık bir mal,

10 bin dolarlık gösteriliyor.  Böylece piyasaya vergiden kurtulmuş milyonlarca dolarlık kaçak ürün sürülüyor. Türkiye’ye Mersin Limanı’ndan giriş yapan Çin mallarının işlemleri Irak sınırındaki Nusaybin Gümrüğü’nde yapılıyor. Mersin’de faaliyet gösteren bir nakliyat firması sahibi, malların Nusaybin’e vergi kaçırmak için götürüldüğünü söylüyor.

Firma sahibi, Mersin’den giren malın gümrük işlemleri için 700 km. uzaklıktaki Nusaybin’e götürülmesinin ardından fazladan bin 300 km. yol kat ederek İstanbul’a taşınmasının sorgulanmasını istiyor.

İddiaya göre firmalar, otomasyonlu gümrük yerine transit geçişle mallarını otomasyonsuz Nusaybin Gümrüğü’ne yönlendiriyor. Burada yüz binlerce dolarlık ürünün bir miktarı gümrük işlemine tabi tutuluyor. Bu yolla piyasayaGümrük Vergisi’nden kurtulmuş milyonlarca dolarlık kaçak ürün sokuluyor. Benzer iddialara muhatap olanGümrük Müsteşarlığı, Çin malları ile ilgili soruşturma başlattı. Nusaybin başta olmak üzere sınır kapılarınamüfettiş gönderen müsteşarlık, 639 firmayı mercek altına aldı. 262 firmaya toplam 21,3 trilyon lira ceza kesildi.

Çin malları Türk pazarında son yıllarda büyük yer edindi. Türkiye ile Çin arasında geçtiğimiz yıl 4,8 milyar dolar, 2005’in ilk ayında ise 1,4 milyar dolarlık ticaret hacmi gerçekleşti. Kalitesiz oldukları yönünde görüşlerin ortaya atılmasına karşın ucuz oldukları için tercih edilen mallar, Türkiye’ye farklı yollardan giriyor. Çin malları genelde Mersin-Nusaybin hattını takip ederek İstanbul’a ulaşıyor. Nusaybin gibi küçük bir gümrükte son altı ayda 8 milyon dolar, 2004 yılında ise 20 milyon dolarlık işlem yapılması yolsuzluk iddialarını güçlendiriyor.

Nusaybin Gümrüğü’nde geçtiğimiz yıl işlem gören 450 beyannameden 440’ı, bu yılın ilk altı ayında işlem gören 232 beyannamenin 230’u Çin’den gelen mallara ait. Bu durumu doğrulayan Gümrük Müsteşarlığı’ndan isminin açıklanmasını istemeyen üst düzey bir yetkili, düşük gösterimle vergi kaçırıldığını savunuyor. 50 bin dolar değerindeki mal, 8-10 bin dolar gösterilerek düşük beyanda bulunuluyor. Piyasada ucuza satılan mallardan fazla kazanç sağlanıyor. Aynı yetkili Nusaybin Gümrüğü’nde 20 milyon dolar gibi gözüken işlem hacminin aslında 5-10 kat daha fazla olabileceğinikaydederek, “Aysbergin ucu göründü. Vurgunun boyutu çok büyük olabilir.” diyor.

Adının yayınlanmasını istemeyen bir nakliyat firması sahibi, Çin’den Mersin Limanı’nagetirilen malların buradaki gümrük yerine transit beyanname düzenlenerek Nusaybin İç Gümrüğüne götürüldüğünü anlatıyor. Firma sahibi, İstanbul’a gidecek bir malın gümrük işlemlerinin neden Nusaybin’de yapıldığının sorgulanmasını istiyor:

“Nusaybin’e götürülen bir konteynır malın değeri 50 bin dolarsa, burada 8-10 bin dolar gösteriliyor. Veya 100 bin dolarlık mal 20 bin dolarlık gibi işlem görebiliyor. İşlemleri tamamlanan treylerler malları üzerinden indirmeden İstanbul’a hareket ediyor. Mallar burada piyasaya sürülüyor. Bu yolla yapılan yolsuzluğun miktarı milyonlarca doları buluyor.” Mersin’den Nusaybin’e mal taşıyan bir treyler şoförü, firma sahibinin iddialarını destekliyor. Treyler şoförü şunları söylüyor: “Çin malları Mersin Limanı’na indikten sonra nakliyatçılar Nusaybin gümrükleme-İstanbul indirme şeklinde 2 bin 500 YTL kira ile treyler arıyor. Bu yükler sık sık çıkıyor. Mersin Limanı’ndan konteynırı aldıktan sonra önce Nusaybin Gümrüğü’ne gidiyoruz. Oradan da gümrük işlemleri bittikten sonra İstanbul’a giderek yükümüzü boşaltıyoruz. Bazen de gümrük işlemi bittikten sonra konteynır Nusaybin’de bir depoya boşaltılıyor. Oradan kamyonlarla İstanbul’a götürülüyor.” Gümrük Müsteşarlığı, özellikle Çin’den gelen ucuz malların gümrüklerde fiyatlarının düşük veya adetlerinin eksik beyan edildiği duyumları üzerine harekete geçti. Piyasada Çin mallarının istilası üzerine müsteşarlık, 48 sektör ve 639 firmayı mercek altı na aldı. 262 firmanın incelemesinde devletin 7,7 trilyon TL zarara uğradığı tespit edildi. Kusurlu bulunan firmalara toplam 21,3 trilyon TL ceza kesildi.

Mersin Gümrükler ve Muhafaza Başmüdürü Lütfi Ekinci, Mersin Limanı’na gelen Çin mallarının Nusaybin’e ya da başka bir gümrüğe transit beyanname ile götürülebileceğini, bunun mükellefin kendi tercihi olduğunu dile getiriyor. Ekinci, “Mükellef istediği yere beyanname düzenleyerek malını götürebilir. Buna karışamayız.” şeklinde konuşuyor. Gümrüklerden en fazla kaçırılan malları Sigara, içki, akaryakıt, çay, gözlük, cep telefonu, süttozu, et, elektronik eşyalar ve  oyuncaklar oluşturuyor.

Haksız ve İnsafsız Rekabet Ortamından Herkes Şikayetçi

 İşadamları, Çin’den ‘usulsüzce’ yapılan ithalata tepkili. Türkiye’nin önde gelen küvet ve jakuzi üreticilerinden Sanica’nın sahibi Ali Fatinoğlu’na göre Çin’den gelen bazı ürünlerin adetsel girişleri doğru gösterilmediği gibi ürünün niteliği de farklılık arz ediyor.

 “A malı gösterip B malı sokuyorlar.” diyen Fatinoğlu, yanık tedavi cihaz sistemi adı altında fiyatı 10 bin doları bulan küvet, jakuzi ve buna benzer banyo malzemelerinin gümrüklerden giriş yaptığını belirtiyor. Fatinoğlu, “Böyle yaparak getirdikleri ürünleri CE ve İSO belgesi gibi birçok belgeden muaf tutuyorlar.” Diyor. İstanbul Sanayi Odası olarak rekabetin korunması için talepte bulunduklarını, ancak sorunların devam ettiğini belirten Fatinoğlu, gelen ürünün girişinin yapılması için TSEgarantisi aranması ve ihtisas komisyonları kurulması gerektiğini ifade ediyor. Türkiye Triko Sanayicileri Derneği Başkanı Oktay Eryılmaz ise Çin’den kaçak getirilen birçok ürünün piyasada satıldığını kaydediyor. “Çok büyük sıkıntılarımız var.” ifadelerini kullanan Eryılmaz, “Şu an korkunç derecede triko ürünü geliyor. Bu ürünler Laleli ve Beyazıt ta otel odalarında bile satılıyor. Sadece Çin malı satan hanlar bile var. Bunlar tamamıyla kayıt dışı çalışıyor.” şikâyetinde bulunuyor. Gümrük İdaresi’nin Çin’den ithal edilen mallar için daha hassas olması gerektiğini belirten Eryılmaz, Çin mallarının farklı bir giriş yöntemini ise şöyle anlatıyor: “Çin’den gelen malların otomasyon olan gümrüklerden girişi kolay değil. Ancak başka ülkelere yönelik trafik sapması söz konusu. Öyle ki Türkiye’den Azerbaycan’a inşaat malzemesi götüren TIR’lar içi triko dolu olarak Türkiye’ye giriş yapıyor.” İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ise piyasanın gördüğü şeyleri yetkililerin de görmesi gerektiğini ifade ederek, maliye ve mali polisi göreve çağırıyor. Otomasyon olan gümrüklerden kaçak ürün geçirmenin zor olduğuna dikkat çeken Orakçıoğlu, Çinli firmaların önümüzdekigünlerde otomasyon olmayan gümrüklere akın edebileceği uyarısında bulunuyor.

Akdeniz İhracatçı Birlikleri Başkanı Tarık Bozbey ise Çin’in yaptığı uygulamayı haksız, kanunsuz, sınırsız ve insafsız rekabet anlayışına dayandırıyor. “Kereste fiyatına sandalye, pamuk fiyatına gömlek satıyorlar.” diyen Bozbey, Türkiye’de sadece tekstilsektöründe 60-70 milyar dolarlık yatırımla yaklaşık 5 milyon kişinin istihdam edildiğinedikkat çekerek, hükümetin bu tür uygunsuz davranışlar için tedbir alması gerektiğini vurguluyor. Bunu önlemenin zorluğuna değinen Bozbey, “İnsanlar şeytanlık düşündükten sonra mallarını sokmanın bir yolunu buluyor.” Diyor. İşadamları, Çin’den ‘usulsüzce’ yapılan ithalata tepkili. Türkiye’nin önde gelen küvet ve jakuzi üreticilerinden Sanica’nın sahibi Ali Fatinoğlu’na göre Çin’den gelen bazı ürünlerin adetsel girişleri doğru gösterilmediği gibi ürünün niteliği de farklılık arz ediyor.

Yatağanlı bıçakçılar  Çin istilasından şikayetçi...

Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel: "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi"

 Denizli'nin bıçakçılıkla ünlü Yatağan Beldesi'nde, tüm sektörleri olumsuz etkileyen Çin malları, ekmeğini bıçakçılıkla kazanan esnafı da olumsuz olarak etkiledi. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel, kasabalarında 250 bıçakçı atölyesi bulunduğunu ifade ederek, "Kalitesiz ve ucuz Çin malları istilasından, bıçakçılıkla uğraşan esnafımız da etkilendi. Avrupa ülkelerine olan ihracatımızda düşüş yaşandı. Şu anda Fransa, Hollanda, Belçika ve Almanya'ya ihracat yapılıyor ancak eski canlılık yok. En büyük alıcılarımız Orta Doğu ülkeleri. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Orta Doğu ülkelerine yılda 150 bin koyun kırkma makası ihraç ediyoruz. Yurt içinde de vatandaşlarımız ucuz olması nedeniyle Çin mallarına rağbet ediyor. Bizim bir tanesini 5 YTL'ye sattığımız bıçağı Çin'liler takımıyla birlikte 5 YTL'ye satıyor. Bu da vatandaşlarımıza daha cazip geliyor" dedi. Yatağan bıçaklarının tescil edilmesi amacıyla müracaatta bulunduklarını belirten Başkan Şenel, "Paslanmaz özelliği ve sağlamlığıyla ün yapan bıçaklarımızı tescil ettirmek için bizden önceki yönetim müracaatta

bulunmuş. Sonucu bekliyoruz. Bu uzun bir süreç" diye konuştu. Yatağan Belediye Başkanı Nevzat Şenel, yörelerinde en büyük geçim kaynağı olan bıçakçılığın Çin malları ve diğer olumsuzluklardan etkilenmemesi için şimdiden önlemler alınması gerektiğini de vurgulayarak, "Kasabamızda bıçakçılık vazgeçilmez bir geçim alanı. Bıçakçılığı daha geliştirmek ve Çin istilası ve diğer olumsuzluklardan etkilenmemek için markalaşmak ve kaliteye önem vermemiz gerekiyor. Ayrıca pazar payını da arttırmamız lazım. Bu sadece benim ve esnafın yapabileceği şeyler değil. Hükümetimizin de bu konuda bize yardımcı olması gerekiyor" şeklinde konuştu.

  Çin, Sars aşısını insanlarda deniyor

 İlk kez 2002 Kasım’ında tespit edilen ve Şubat 2003’ten itibaren hızla yayılan SARS (akut solunum yetmezliği) sebebiyle 350 vatandaşını kaybeden Çin, bulduğu yeni aşıyı insanlar üzerinde denedi

 Pekin’deki Giriş-Çıkış Kontrol ve Karantina Bürosu tarafından yapılan açıklamada, Çin Devleti tarafından onay verilen ve söz konusu büro tarafından geliştirilen SARS aşısının patent sürecinin başladığı kaydedildi. Geçtiğimiz ekim ayında bulunan ve çok miktarda üretilebilecek söz konusu SARS aşısının diğerlerine oranla uzun süreli etki yaptığını belirten yetkililer, aşının herhangi bir salgında daha çok koruyucu özelliğe sahip olduğunu ifade etti. Pekin’deki Çin-Japon Dostluk Hastanesi’nde 36 gönüllü üzerinde başlangıç için denenen aşıda, vücudun buna olumlu cevap verdiği ve vücutta söz konusu hastalığa karşı antikor üretildiğinin görüldüğü açıklanırken, aşının açıkça yan etkisinin görülmediği bildirildi. Adı geçen büro, aşının test denemelerini Hubei (Hubey) eyaletindeki Wuhan Üniversitesi’nde maymunlar üzerinde tamamlamıştı. Giriş-Çıkış Kontrol ve Karantina Bürosu’ndan Dong soyadlı yetkili, ölümcül hastalık olmayan hayvanlarda yaptıkları aşı denemelerinde antikor üretimini gözetlediklerini kaydederek söz konusu aşının ne zaman satışa sunulacağı gibi konularda detay vermekten kaçındı. SARS, tüm dünyada 8 bin 435 kişide görülmüş ve 812 kişinin ölümüne neden olmuştu.

Irak'taki İngilizler’den yeni işkence yöntemleri

Irak'taki İngiliz birliklerinin esirlere kötü muamelede bulunduğuna dair yeni suçlamalarda bulunuldu.  BBC'de bugün yayınlanan bir programda yer verilen habere göre, Irak'ın koalisyon güçlerince 2003'ün mart ayında işgal edilmesinden sonra Basra'da gözaltına alınan 2 Iraklı kardeş, İngiliz askerlerinin kendilerine kötü muamelede bulunduğunu ileri sürdü.     Merhab ve Essad Zaac El Saghir kardeşler, İngiliz güçlerinin denetimindeki bir üste tutuldukları dönemde, “sopalarla dövüldüklerini, susuz ve uykusuz bırakıldıklarını” iddia ettiler.  Essad Zaac El Saghir, “İngiliz askerlerinden birisinin kendisini sopayla dövdüğünü, sonra da kafasına idrarını yaptığını” söyledi.     2 Iraklının resmi şikayette bulunmadığı, ancak Ümmü Kasr'daki bir kampta Amerikan askerlerine verdikleri yazılı ifadede bu iddiaların yer aldığı kaydedildi.     Kötü muamele gördükleri gerekçesiyle İngiliz ordusuna dava açan çok sayıda Iraklıyı savunan İngiliz avukat Phil Shiner, esirlere kötü muameleyi kınadığını belirterek, “İngiliz ordusunun Irak'ta sistematik kötü muamele ve işkence yaptığına dair açık kanıtlar bulunduğunu düşünüyorum” dedi.     İngiltere Savunma Bakanlığı'ndan BBC'ye yapılan açıklamada, İngiliz birliklerine karşı şu ana dek 177 dava açıldığı belirtildi ve İngiliz askerlerinin kötü muamele yaptığına dair elinde kanıt bulunan herkesin başvuruda bulunması istendi

 ABD ve Çin arasında 'stratejik diyalog'

 ‘Yükselen güç' Çin ve 'süper güç’ ABD, sorunlara rağmen yakınlaşıyor . Amerika Birleşik Devletleri ile Çin ‘'stratejik diyalog'' başlattı. 

 ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick, Pekin'de Çin  Başbakanı'yla görüştü. Süper güç ABD ve “yükselen"  güç Çin arasındaki diyalog, hassas ilişkileri dengede tutmayı amaçlıyor.ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Robert Zoellick iki gün sürecek görüşmeler öncesinde Çin Başbakanı Wen Jiabao ile bir buçuk saatlik bir görüşme yaptı. Yeni Çin haber ajansının bildirdiğine göre, iki gün sürecek  görüşmelerde, Kuzey Kore'nin nükleer programı, ikili ticaret, Tayvan sorunu, askeri konular, enerji ve terörle mücadele gibi başlıklar ele alınacak. Zoellick görüşmelerin amacını "birbirimizin çıkarlarını daha iyi anlamaya çalışacağız" sözleriyle özetledi. ABD ve Çin "stratejik diyalog" adını verdikleri bu temaslarda hassas olan ilişkilerini  dengede tutmayı amaçlıyor.İki ülke bu temasları yılda iki keregerçekleştirecek.

İkili ilişkilerin son durumu

Çin, geçen hafta ulusal parası yuan'ı revalüe ederek ABD'yi memnun etti. ABD tarafı, bu durumun Çinli ihracatçılara haksız rekabet sağladığını ileri sürüyordu. Hala sorun olan bir başka konu ise Çin'in silahlanması. ABD Savunma Bakanlığı’nın geçen hafta açıkladığı bir rapora göre Çin'in zsürekli büyüyen ve moderneleşen ordusu, bölge dengeleri ve özellikle Tayvan için tehdit oluşturuyor. Pekin, Tayvan'ı kendi toprağı olarak görüyor ve bağımsızlık ilan etmesine izin vermiyor. Çin Komünist Partisi’nin son yıllık kongresinde bağımsızlık ilanı halinde adaya müdahale edilebileceği yönünde bir karar alınmıştı.

 Çin'e Amerika Ambargosu

Amerika gelecekte potansiyel bir tehdit olarak gördüğü Çin'in askerî teknolojiye sahip olmasını istemiyor. Amerika ve İsrail arasında yapılan anlaşmaya göre bundan böyle İsrail, Amerika'dan habersiz Çin dahil, hiçbir ülkeye silah satamayacak.

 İsrail'in, bundan sonra, başka devletlere silah satmadan önce ABD'ye danışmasını öngören bir anlaşma, iki ülke tarafından imzalandı. ABD savunma bakanı Donald RUMSFELD'in Washington'da, İsrail savunma bakanı Shaul MOFAZ'ın da ülkesinde imzaladığı anlaşma uyarınca kurulacak mekanizma çerçevesinde İsrail, aralarında Çin'in de bulunduğu üçüncü devletlere herhangi bir silah satışı yapmadan önce konuyu Amerikan yönetimine danışacak.

Uzmanlara göre bu anlaşma, iki yakın müttefik ABD ile İsrail arasında son yıllarda ortaya çıkan silah sanayiine ilişkin sorunları çözmeyi amaçlıyor. ABD, İsrail'in, kendisinden habersiz olarak Çin'e  Harpy tipi radar hedefleyen füzeler satmasına tepki göstermiş ve daha sonra Çin bu füzelerin yedek parçalarını İsrail'den satın almak isteyince etkisini kullanarak bu yöndeki bir anlaşmayı engellemişti. İsrail'in washington büyükelçisi , imzalanan anlaşmayla birlikte iki müttefik arasında savunma sanayinde karşılıklı güvenin ve işbirliğinin yeniden sağlandığını belirterek, ''İsrail bundan sonra silah satışlarında çok dikkatli olacak'' dedi. büyükelçi, İsrail'in, ABD ile arasındaki ilişkilere zarar verecek hiçbir adım atmayacağını kaydetti. ABD, gelecekteki potansiyel rakibi olarak gördüğü Çin'in batı teknolojisinden yararlanarak askeri imkanlarını güçlendirmesini istemiyor

Çin-Rus tatbikatı Washington tarafından dikkatle izlendi

 Rusya ve Çin tarihte ilk kez ortak askeri tatbikat yaptı.. Bir hafta süren tatbikatta binlerce askerin yanısıra gemiler ve savaş uçakları da yer aldı.Stratejistler tarafından bu tatbikatın iki ülkenin ABD'nin artan gücünü dengeleme çalışması olarak yorumlanıyor. Rusya ve Çin, tarihlerinde ilk kez bir ortak askeri tatbikata imza attı. Çin ve Rusya arasında düzenlenen ilk ortak askeri tatbikat Rusya'nın doğusundaki Vladivostok şehrinde yapıldı. ''Barış Görevi 2005'' adlı tatbikatın açıklaması Çin Halk Kurtuluş Ordusu ve Rusya genelkurmay başkanları Liang Guanglie ve Yuri Baluyevski tarafından Rusya'nın Pasifik Filosu Üssü'nde açıklandı. Bir hafta süren tatbikatta binlerce askerin yanı sıra, gemiler ve savaş uçakları da yer aldı.

Söz konusu tatbikat iki taraf arasında savunma ve güvenlik alanlarında karşılıklı güveni derinleştirmeyi, dostluğu artırmayı ve iki ülkenin silahlı güçleri arasında işbirliğini geliştirmeyi amaçladığı ileri sürülüyor. İki tarafın genelkurmay başkanları Liang Guanglie ve Yuri Baluyevski, tatbikatın herhangi bir üçüncü ülkeyi hedef almadığını ve üçüncü bir ülke için tehdit oluşturmadığını belirttiler. İki komutan, tatbikatın iki ülkenin askeri blok kurmak istedikleri anlamına gelmediğini de ifade ettiler.

Ancak bu tarihi olay, iki ülkenin ABD'nin gücünü dengelemek için işbirliğine hazır olduğunun bir göstergesi olarak da algılanıyor. Önümüzdeki günlerde 10 bin Rus ve Çin askerleri, hayali bir ülkeyi, hayali teröristlerin istilasından kurtardı. Rusya'nın doğu ucundan başlayan tatbikat, Çin'in Şandong Yarımadası'nda son buldu. Deniz piyadeleri sahillere çıkarma yaptı, paraşütçüler havadan indirme yaptı. Senaryoya göre iki ülke, terör ve iç savaşla boğuşan üçüncü bir ülkenin yardımına birlikte koştular. Resmi açıklamaya göre, tatbikat herhangi bir ülkeyi hedef almıyor. Ancak şunu gösteriyor ki; soğuk savaş döneminin hasımları Rusya ve Çin, işbirliğine soyunuyor. Asıl hedef, ABD'nin dünya politikasındaki baskınlığını   dengelemek. Tatbikat Rusya'ya, Çin'e satmak istediği silahları da sergileme şansı veriyor. Bunların arasında, uzun menzilli, nükleer silah taşıma kapasitesine sahip olan bombardıman uçakları da bulunuyor. Bu tür bir silaha kavuşmakla, Çin'in gücünü sınırları ötesine taşıması mümkün . Özellikle de, Tayvan'a yönelik bir askeri harekat durumunda, Amerika'yı buna müdahale etmekten caydırmak konusunda. Dolayısıyla bu ortak tatbikatı en yakın izlemeye alan başkent Washington oldu

 Çin ve Amerika arasında tekstil krizi sürüyor

 Amerikan yönetiminin Çin tekstil ürünlerine kotayı tekrar kabul etmesi iki ülke arasındaki krizi derinleştirdi. Çin Ticaret Bakanlığı karara tepki gösterdi. Açıklamada Amerika'nın girişimine karşı Çin hükümetinin de Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde önlemler alma hakkını kullanacağı belirtildi. Çin ve Amerika arasında tekstil ticaretinde yaşanan sorunlar sürüyor. Çin yönetimi, Amerikan yönetiminin Çin tekstil ürünlerine kota kararını tekrar kabul etmesine tepki gösterdi. Amerikan makamları, 1 Ağustos’ta tekstil sektörü örgütünün, Çin'den ithal edilen etek dahil, 5 çeşit tekstil ürününe sınırlama koyma başvurusunu kabul etti. Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü Çong Çüen tarafından yapılan açıklamada, söz konusu girişimin Dünya Ticaret Örgütü'nün serbest ticaret ilkesine ve tekstil ürünlerinin serbestleşmesi ruhuna aykırı olduğu belirtildi. Açıklamada ayrıca, "Amerika'nın girişimine karşı Çin hükümeti, Dünya Ticaret Örgütü çerçevesinde başka önlemler alma hakkını koruyacaktır" denildi. Öte yandan, Çin Dışişleri Bakanı Li Caoşing'in bu sabah Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice ile bir telefon görüşmesi yaptı. Çin Uluslararası Radyosu'nun bildirdiğine göre, görüşmede iki taraf Çin ve Amerika arasındaki ilişkiler ve her iki tarafı ilgilendiren sorunlar üzerinde görüş alışverişinde bulundu.

Türkmenler ayaklandı!

Irak'ta, bir taraftan anayasa taslağı ile ilgili son aşamaya gelinirken, diğer taraftan ülkenin kuzeyindeki Kerkük'te taslağa ilişkin tepkiler de artıyor. Önceki gün federalizm karşıtı eylem yapan Araplar'ın ardından, aynı amaç için, dün akşam saatlerinde Türkmenler sokağa döküldü. Kerkük'te biraraya gelen binlerce Türkmen, kent meydanında toplanarak anayasa ve federalizm karşıtı gösteri yaptı. Irak ve Kerkük'ün bölünmesine yönelik endişelerin dile getirildiği eylemde, anayasa ve federalizm karşıtı pankartlar açılarak, Iraklı siyasîlere tepki gösterildi.
Ülke bütünlüğünün bozulacağı endişesiyle sokaklara inen çok sayıda Türkmen, "Irak parçalanamaz.
Kerkük bölünmez. Bu taslak etnik grupları ayırır" şeklinde sloganlar attı. Yoğun güvenlik önlemi altında gerçekleştirilen protesto gösterisi, yaklaşık 40 dakika sürdü. Grup, eylemin ardından olaysız şekilde dağıldı. Irak'ta pazarlık hâla bitmedi. Irak'ta anayasa taslağının tamamlanması için verilen süre sona ermesine rağmen Sünnilerin federalizme soğuk bakması yüzünden taslakla ilgili görüşmeler yine ertelendi. Meclis Başkanı Haşim El Hasani, taslakla ilgili görüşmelerin bir gün daha uzatıldığını söyledi. Haşim El Hasani, herkesi tatmin edecek sonuca ulaşmak için, daha fazla zamana ihtiyaç duyulduğunu belirtti. Daha önce kükümet sözcüsü Laith Kubba, taslakta tartışmalı üç maddede değişiklik yapıldığını söylemişti. Laith Kubba, taslağın gün bitmeden tamamlanmasını umduğunu belirtmişti. Taslağın parlamentoda oylanması ise süresiz ertelenmişti.


RUHLARI ŞAD OLSUN

 Prof. Dr. Ebulfez Elçibey'i

Yiğit bir Türk evladı Prof. Dr. Ebulfez Elçibey'i vefatının beşinci yıldönümünde rahmetle anıyoruz.
Azerbaycan eski Cumhurbaşkanı Ebulfez Elçibey, Nahçıvan'ın Keleki kasabasında doğdu. Asıl adı, Ebulfez Kadir Güloğlu Aliyev olan Elçibey, Azerbaycan Bakü Devlet Üniversitesi Arap Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu. Elçibey, 1970'li yıllarda, eski SSCB topraklarına dahil olan Azerbaycan'ın bağımsızlığı için mücadele etmeye başladı. 1976 yılında Sovyetler'e karşı propaganda yaptığı gerekçesiyle tutuklandı ve 1978 yılında şartlı olarak serbest bırakıldı. Ebulfez Elçibey, 1988-1989 yıllarında Azerbaycan halkına bağımsızlık mücadelesi yolunda öncülük ederek, halkından büyük destek gördü. Elçibey, aktif siyasi hayatına 1989 yılında, Azerbaycan Halk Cephesi Partisi'nin (AHCP) başına geçerek başladı. Azerbaycan, SSCB'nin 1990'da dağılmasının ardından 18 Ekim 1991 yılında bağımsızlığını resmen ilan etti. Ayaz Muttalibov'un kısa süren cumhurbaşkanlığının ardından, Ebulfez Elçibey 7 Haziran 1992'de bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ikinci Cumhurbaşkanı oldu. Elçibey, daha önce "Millî Kahramanlık Ödülü"nü verdiği Suret Hüseyinov'un Haziran 1993'de ayaklanmasından sonra cumhurbaşkanlığı görevini terkederek doğum yeri olan Keleki'ye döndü. Azerbaycan'ın eski Cumhurbaşkanı, 31 Ekim 1997'de Keleki'den Bakü'ye döndü ve AHCP'nin başında aktif siyasi hayatına devam etti. Elçibey, 1998 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerine, "demokratik ve adil olmadığı" gerekçesiyle boykot ederek katılmadı. Elçibey, zaman zaman Haydar Aliyev iktidarına karşı verdiği sert demeçlerle kamuoyunun dikkatlerini üzerine çekti. Azerbaycan'da 5 Kasım'da yapılacak 2. dönem parlamento seçimlerine katılma kararı alan Elçibey, bağımsız Azerbaycan Cumhuriyeti'nin parlamentosuna girebilmek için ilk defa milletvekilliğine adaylığını koydu. Hayatı boyunca, Türk dünyasının birleşmesi ve kardeşliği için mücadele eden Elçibey, bu yönde "Bütün Azerbaycan Yolunda" isimli bir kitap çıkardı. 62 yaşında ölen Ebulfez Elçibey, iki çocuk babasıydı. GATA'da bir süre tedavi gördü. Azerbaycan'ın eski Devlet Başkanı Ebulfez Elçibey, Prostat tümörü nedeniyle önce Ankara Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Elçibey, hastalığının belirli bir evreye ulaşması ve kemik tutulumu nedeniyle radyoterapi gerektiği için 9 Ağustos Çarşamba günü GATA'ya radyoterapi görmek üzere kaldırılmıştı. Elçibey Türkiye'ye "metabolik durumu çok bozuk ve septik komada, şuuru kapalı olarak" geldi. Türkiye'de kaldığı sürece durumunun iyiye gittiği, ancak nefes darlığı, akciğer enfeksiyonu, prostat kanseri hastalıklarını bir arada taşıdığı belirtilmişti. Ruhu Şad Olsun.

Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu
21 Ağustos 1992 tarihinde vefat eden destan şairimiz
Niyazi Yıldırım Gençosmanoğlu’nu vefatının 13. yılında rahmet ve minetle hatırlıyoruz.

1929 yılında Elazığ'ın Ağın İlçesinin Tatarağası mahallesinde doğmuştur. Babası Mehmet Sait Efendi, Annesi Zeynep Hanımdır. Bir rivayete göre aile kökü Bağdat'ın fethinde kahramanlık gösteren Gençosman'a dayanır.
İlkokulu Ağın'da tamamlayan Gençosmanoğlu, daha sonra Akçadağ Köy Enstitüsünü bitirerek Elazığ'ın muhtelif yerlerinde bir süre öğretmenlik yaptı. Daha sonra ilköğretim müfettişi oldu. Millî Eğitim Bakanlığının çeşitli kademelerinde çalışan Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞL, MEB Yayımlar Dairesinde Şube Müdürlüğü ve bir süre sonra Devlet Kitapları Müdürlüğü ve Yayımlar Dairesi Başkanlığına atandı. Emekli olduktan sonra Türk Musukisi İstanbul Delet Konservatuarı Genel Sekreterliği, Türk Edebiyatı Vakfı Müdürlüğü ve Doğu Türkistan Vakfı’nın yayın organı olan Doğu Türkistan'ın Sesi dergisinde yayın yönetmeliği yaptı. 21 Ağustos 1992 yılında vefat etti. Türk Dünyasının büyür şairlerinden biridir. Ağınlı olan bu millî şairimizin yayınlanmış olan bir çok şiir kitabı vardır. Bunlardan bazıları; Kopuzdan Ezgiler, Bozkurtların Ruhu, Bozkurtların Destanı, Salur Kazan Destanı, Genç Osman Destanı, Destanlar Burcu, Malazgirt Destanı, Destanlarda Uyanmak. Ruhu Şad Olsun.

Tutsak Çinli karıların
Kötü yolda gezdiği var!
Nice erdemli gençlerin,
Yoldan çıkıp azdığı var!
Evli Çin güzellerinin /
Gözlerini süzdüğü var!
Çinlinin öz yurdumuzda
Derimizi yüzdüğü var!
Daha nice olayların
Bağrımızı ezdiği var
Hem de nice çerilerin
Töremizi bozduğu var
Böyle giderse, Tanrı’nın,
Anlımıza yazdığı var!
Kür Şad, Boşuna konuşmaz
Elbette bir sezdiği var!...”

Kırımlı iki efsane isim Londra’da bir araya geldi

Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Kırımlı ünlü yazar Cengiz Dağcı ilk buluşması İngiltere’nin başkenti Londra’da gerçekleşti.
Kırımoğlu’nun, Dağcı’yı Güneybatı Londra’daki evinde ziyareti sırasında duygusal anlar yaşandı. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu, İngiltere’de yaşayan Kırımlı Tatar yazar Cengiz Dağcı’yı evinde ziyaret etti. II. Dünya Savaşı’nda Urallar’a sürgün edilen Kırımoğlu ile savaş sonrası İngiltere’ye göç eden Dağcı’nın buluşmasında duygulu anlar yaşandı.
Ukrayna Parlamentosu’nda Kırım Tatarları’nı temsil eden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, İstanbul Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Celal İçten’le birlikte Cengiz Dağcı’yı güneybatı Londra’nın Southfield bölgesindeki evinde ziyaret etti.
Uzun yıllar Kırım Tatarları’nın insan hakları mücadelesini savunan ve hayatının büyük bölümü sürgün ve hapislerde geçen Kırımoğlu ile II. Dünya Savaşı sonrası Polonya üzerinden İngiltere’ye göç eden Dağcı, hasret gidermenin ötesinde Kırım’ın dünü, bugünü ve geleceğini konuştular.
Evinin kapısında Kırım Tatarları’nın efsanevi mücadele adamı Kırımoğlu’nu gören Cengiz Dağcı gözyaşlarını tutamazken, “Bu ziyaret benim için büyük sürpriz oldu. Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nun beni ziyarete gelmesini beklemiyordum. Nezaket gösterip beni mutlu etti” dedi.
Yalnız yaşadığı evinde Kırımoğlu’nu konuk eden Dağcı, Kırım Tatarları ile ilgili haberleri kendisine zaman zaman ulaşan gazeteler ile radyodan takip edebildiğini belirterek, “son gelişmeleri tam olarak izleyemiyorum. Hem yaşlandım hem de gözlerimdeki rahatsızlık sebebiyle medyayı takip edemiyorum” diye konuştu. Mustafa Kırımoğlu’nun ziyaretini, “büyük incelik” diye yorumlayan Dağcı, duygularını ise şöyle ifade etti: “Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu’nu anlatmak çok zor. Mustafa Bey benim için gerçek ile rüya arasında bir şahıstır. Kırım Tatarları için verdiği mücadele dolayısıyla Cemiloğlu’nu (Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu sürgün yıllarında ‘Cemiloğlu’ olarak tanındı) hayal meyal hatırlıyoruz. Her bir Kırım Tatar’ı gibi Cemiloğlu da çok çile çekti.”
Cengiz Dağcı gibi buluşma sırasında zaman zaman gözyaşlarını tutamayan Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Dağcı ile biraraya gelmeyi uzun zamandır arzu etmesine rağmen bugüne nasip olduğunu belirterek, “Cengiz Dağcı, Kırım Tatar tarihinin hayatta olan en kıymetli şahsiyetlerinden biridir. En önemli tarafı, Kırım Tatarları’nın sorunlarını Sovyetler Birliği dışında dünyaya duyuran bir fikir adamıdır. Sovyetler dağıldıktan sonra Dağcı’nın kitaplarını kendi soydaşlarına da okutmaya başladık. Umarız kendisini memleketi Kırım’da tekrar görürüz” şeklinde konuştu.

‘Kerkük Türkmenlere Verilsin’


Irak’ta yeni anayasa için pazarlıklar sürerken, Türkmenler de taleplerinde çıtayı yükseltti.
Kürt grupların federe bölge ve “Kürdistan Parlamentosu” gibi taleplerini anayasaya sokma konusundaki ısrarı, Türkmenlerde söylem değişikliğine neden oldu. Irak Türkmen Cephesi Türkiye Temsilcisi Ahmet Muratlı, “Federetif yapı içinde Kürt ve Şii bölgelerinin sınırları belli olacaksa, bizimki de belli olsun. Telafer’den Mendeli’ye kadar uzanan bölgenin “Türkmeneli Federasyonu olarak yeni yapı içinde yer almasını istiyoruz” dedi. Kerkük’ün tarihsel olarak Türkmeneli bölgesi içinde yer aldığını savunan Muratlı, bu şehrin yönetiminin de kendilerine verilmesini istediklerini söyledi. Muratlı, taleplerini Irak’taki görüşmelerde gündeme getirmeyi sürdürdüklerini anlattı. Öte yandan, Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı Telafer’in önde gelen isimleri ile dün Ankara’da yapılan görüşmede, Türkiye’nin bölgeye yönelik somut vaatlerde bulunduğu öğrenildi. Edinilen bilgilere göre Ankara, Türkmen bölgesine bir hastane ve uydu televizyonu kurulması ile yeni yolların yapılmasının planlandığını bildirdi.

*******
"GENÇLER DAHA DOĞRUYU ARAMAYA TEŞVİK EDİLMELİ"


Prof. Dr. Turan Yazgan, daima daha doğruyu arayacak, soran,
çözen, düşünen nesiller yetiştirilmesi gerektiğini söyledi
Turan Yazgan, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi'nin Ağustos 2005 sayısında kaleme aldığı yazısında şu görüşleri savundu: "Bugünkü dünyada hakim milli ve milletlerarası güçler, insanların beyinlerinin hayvanlara nazaran daha kolay yıkanabilmesinden faydalanarak, ellerindeki çok güçlü ve yaygın vasıtalarla, kendi hedeflerini gerçekleştirmeyi kolaylaştıracak 'gerçekleri' beyinlere yerleştiriyorlar. Bu yerleşen gerçekler şüphesiz asıl gerçek değildir. Kabul edilmiş, sun'i gerçeklerdir. Düşünmeyen nesillerin, daha doğruyu aramaya yönelmeyen tutumları dolayısıyla bu suni gerçekler hayata tam olarak hakim olmakta ve cemiyeti, dolayısıyla devleti istedikleri gibi yönlendirebilmektedirler". "İnsanları sürü kabul eden kanunlarda mutlak değişiklik yapmaya ihtiyaç var" diyen Yazgan, yazısında, "Propaganda ve beşinci kol faaliyetlerine karşı, herşeyi milli menfaat açısından gerçekleştirecek ve daima daha doğruyu arayan, düşünmeye, aramaya, bulmaya, çözmeye alışmış bir aydınlar topluluğuna sahip olmak" gerektiğini savundu.
******
Türk Dil Kurumunun Kuruluşunun 73.yılında
Türk Dili Konusunda Niğde-Kayseri Yaklaşımı


Aşağıda imzalan bulunan bizler (Kayseri ve Niğdeli 800 kişi); Türk Dil Kurumu kuruluşunun 73. Yılında; Türkçe'nin korunması ve gelişmesi için milletçe gösterilen duyarlılığa gönülden katılıyor, tekliflerimizi kamuoyu ile paylaşmak istiyoruz:

1- Bir dünya dili olan Türkçe'yi Batı kaynaklı kelimelerin baskısından korumak, dil üzerine yapılan çalışmaları daha da verimli hale getirmek için "Türkçe'yi Koruma Yasası"nın çıkarılmasını,
2- Yabancı dil öğretiminin verimli bir sonuca ulaşması İçin gerekli şartların tamamlanmasını ve yabancı dille eğitime son verilmesini, 3- Lise ve Üniversite hazırlık sınıflarında yabancı dil dersleriyle beraber Türk Dili ve Edebiyatı derslerine de yer ve önem verilmesini, Öteki sınıflardaki mevcut ders saatlerinin artırılmasını, 4- Radyo ve televizyonlarda sunuculuk yapmak İsteyenlerin eğitilmesini ve bir yeterlilik belgesine kavuşturulmasını, 5- Yabancı dillerden, dilimize kazandırılan eserlerin tercüme ve dil hataları üzerindeki şikayetler artmaktadır.
Bu konuda acilen "Tercüme Eser Denetleme Kurulu" oluşturulmasını, kamuoyumuza saygıyla sunarız.
Av. İsmail ÖZMEL, Av. Nevzat TÜRKTEN, İnş. Müh, Âlim GERÇEL Yrd. Doç. Dr.
Kibar AYAYDIN, Dr. A. Vehbi ECER, Mehmet ÇAYIRDAĞ, Bekir Oğuz BAŞARAN, Nurkal KUMSUZ, Yaşar ELDEN, Yusuf AKDAMAR, Mehmet ÇELEBÎ, Ahmet GÜLSOY, İsmail Âdil ŞAHİN, Sevda Orak, Adnan CINGILLIOĞLU, Ali Rıza NAVRUZ, Aydemir DOĞAN, Hasan GÜRPINAR, Güner DİNÇASLAN, Niğde Barosu Avukatlarından: Halise KARAÇAY, Gökşen BALABAN, Hatice KARACA, Özlem SARIKAYA, Kamile CAN, Zehra BELENDİR, Hasan ÇANKAYA» Ahmet GÜLTEKİN, Kutsi YILMAZ, Ahmet KARACA, M. Emre SEYMENOĞLU, Koray ATAY, Süreyya YILDIZ, Ersin DOKUZ, Dr. 1. Göksel BAYKAN, Yücel AKBABA, Ö. Kürşat Fırat UÇAR, Hacı ÇELEBİ, ve (Toplam 800 İmza.)
İrtibat: Âlim GERÇEL Tel / B.Geçer: 231 73 03 - 03 Ağustos 2005


''Ahıska Türkleri Yurtlarına Geri Dönecek'’

Gürcistan'ın ayrılıkçı bölgelerden sorumlu Devlet Bakanı Giorgi Haindrava, Sovyetler Birliğidöneminde topraklarından kovulan Ahıska Türklerinin yurtlarına geri dönüşünü aşamalı olarak sağlayacaklarını söyledi
Haindrava, Ermenilerin yoğun olarak yaşadığı Javakheti bölgesini ziyaretinde yaptığı açıklamada, Ahıska Türklerinin 1944'te yaşadıkları topraklardan zorla çıkarılarak sürgün edildiklerini, geri dönüş süreciyle ilgili çalışmalarının devam ettiğini belirtti. Bölgede faaliyet gösteren Ermeni sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle görüşen Haindrava, Ahıskalıların opraklarına aşamalı şekilde dönüşünü sağlayacak program hazırladıklarını kaydetti. Giorgi Haindrava, Gürcistan'da yaşayan tüm etnik azınlıkların olduğu gibi Ahıskalıların da tüm yasal haklarının güvence altında olacağını söyledi.
Gürcistan'ın, Avrupa Konseyi'ne tam üyeliği kabul edilmeden önce, girdiği taahütleri arasında Ahıska Türklerine topraklarına dönüş olanağının tanınması da bulunuyor.


Belene’den iktidara

Komünist rejimin devrildiği güne kadar isimleri değiştirilen,
karşı çıktıklarında ise Belene Ölüm Kampı’na gönderilen
Türkler, bugün Bulgaristan’da söz sahibi...
Son seçimlerden 34 milletvekili ile 3. parti olarak çıkan çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), Cumhurbaşkanı Pirvanov, tarafından hükümeti kurmakla görevlendirildi.
Acının zaferi
Ahmet Doğan liderliğindeki HÖH, yoğun görüşmeler sonrasında 3’lü bir koalisyon hükümeti kurmayı başardı. Hükümette, Başbakan Yardımcılığı’nın yanı sıra Tarım ve Çevre Bakanlıklarına da Türkler getirildi. Hak ve Özgürlükler Hareketi’nin lideri Doğan, “Geldiğimiz nokta, tarihe gömdüğümüz büyük acıların zaferidir” dedi.
Binlerce tür’ün katledildiği Belene Kampı Çok değil, daha 10 yıl öncesine kadar Müslüman Türklerin isimlerine bile tahammül edemeyen Bulgaristan’da bugün iktidarı Türkler kurdu. Hafızalarımızda tazeliğini koruyan olayları üzerinden 10 sene geçti. 1996 ve öncesi... Bulgaristan’da yıllardan beri varlığını sürdüren komünist iktidar o yıllarda hüküm sürüyordu. Türkler ve Müslüman isimli herkes, asimilasyon politikası sonucu soluğu Belene Ölüm Kampı’nda alıyordu. Erkekler işkencelere uğruyor, hatta öldürülüyordu. Türk ve Müslüman isimleri zorla silinip, Bulgar isimleri konuluyordu. Binlerce Türk dünyanın gözü önünde yıllar süren işkencelerle can verdi. Bu sayede Soğuk Savaş döneminde, Bulgaristan, Sovyetler Birliği’nin en yakın müttefiklerinden biri haline gelirken Türkiye, NATO’nun önemli bir üyesi olarak, komünizm karşısındaki kalelerden biri oldu.
1980’de bardak taştı 1980’den itibaren Bulgar yönetiminin Türk azınlığa uyguladığı asimilasyon politikasıyla Türk-Bulgar ilişkileri en gergin noktasına ulaştı. 1989 yılında, Bulgaristan 350 binden fazla Türk’ü sınır dışı edince, ilişkilerde büyük bir kriz yaşanmıştı. 1989 yılının sonunda Komünist rejim devrilirken, Türkiye ile ilişkilerde yeni bir dönemin adımları atılmaya başlandı. 1996 yılında Bulgaristan demokrasiyi keşfediyor, komünist iktidar yıkılıyor ve ülke pazar ekonomisi ile birlikte liberalizme geçiyordu. Belene Ölüm Kampı bütün acılarıyla tarihe gömülürken, Türkler de yeni iktidarla birlikte özgürlüklerine kavuşuyordu. Daha 14 yıl öncesine kadar Türklere tahammül edemeyen Bulgaristan’da serbest seçimler yapılıyor, Türkler her seçimde iktidara biraz daha yaklaşıyordu. Son yapılan seçimler ise tam anlamıyla Türklerin zaferiyle sonuçlandı. Çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi (HÖH), yüzde 12.45 ile seçimlerden üçüncü parti olarak çıkmayı başardı. Cumhurbaşkanı Pirvanov, hükümeti kurma görevini seçimden 1 ve 2. çıkan partilere verdi. Ancak onlar bunu başaramayınca görev HÖH Genel Başkanı Ahmet Doğan’a takdim edildi. Sıkı görüşmeler sonucunda Ahmet Doğan, diğer partilerle de anlaşarak Cumhurbaşkanı’nın onayıyla Bulgar hükümetini dün resmen kurdu.
Emel Etem Başbakan Yardımcısı
Doğan’ın isteğiyle Başbakanlığa Bulgaristan Sosyalist Partisi Genel Başkanı Stanişev gelirken, yardımcılığına da HÖH Türk Milletvekili Emel Etem atandı. Emel Etem, Başbakan Yardımcısı ve Afet İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı oldu. Bu arada, Tarım Bakanlığı ile Çevre Bakanlığı da HÖH’ten Meclis’e girmeyi başaran Türk milletvekillerine verildi. 240 sandalyeli Meclis’te 34 milletvekili ile hükümeti kurma görevini başarı ile yerine getiren HÖH Genel Başkanı Ahmet Doğan, “Bugünkü gelinen nokta tarihe gömdüğümüz acıların zafer olarak günümüze dönüşüdür” dedi. Kabine taslağı, parlamentonun onayına sunulacak.

9. Türk Dünyası Günleri

Kastamonu Belediye'nin organize ettiği 9. Türk Dünyası Günleri dün Nasrullah Meydanı'ndan başladı. Türk Dünyası Günleri'nin açılışına Vali Mustafa Kara, Ulaştırma Eski Bakanı ve MHP Genel Başkan Yardımcısı Oktay Vural, CHP Milletvekili Mehmet Yıldırım, Belediye Başkanı Turhan Topçuğoyu ve bazı sendika genel başkanları da katıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı'yla başlayan Türk Dünyası Günleri'nin açılışında yabancı folklor ekipleri oyunlarını sundu ve ülkelerinden getirdikleri hediyeleri vali ve belediye başkanına takdim etti. Halkoyunları gösterileri sonrasında, Türk Dünyası Kitap ve Belediye Başkanlığı Halkla İlişkiler Salonu'nda da resim sergisi açıldı.

DENKTAŞ: Türkiye'nin KKTC'den vazgeçme hakkı yoktur


Kıbrıs'a sahip çıkmak için kartların iyi oynanması gerektiğini vurgulayan Denktaş, "AB için, ne olacağı belli olmayan bir sonuç için peşinen Kıbrıs'ı vereceğiz, Rumları tanıyacağız, bayrak inecek, askerî çıkaracağız, askerler çıkarken ellerinde torbalar olacak, bu torbalarda askerler, şehitlerimizin kemiklerini Anadolu'ya götürecekler. Anadolu bu şerefsizliği kabul edemez" dedi.
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş'ın, Kuzey Kıbrıs'ın Türkiye için önemli bir değere sahip olduğunu ve hiçbir zaman da Kıbrıs'tan vazgeçilemeyeceğini ifade ederek, Annan Planı ve bu plana destek verenleri sert bir dille eleştirdi. Kıbrıs'a sahip çıkmak için kartların iyi oynanması gerektiğini vurgulayan Denktaş, "AB için, ne olacağı belli olmayan bir sonuç için peşinen Kıbrıs'ı vereceğiz, Rumları tanıyacağız, bayrak inecek, askeri çıkaracağız, askerler çıkarken ellerinde torbalar olacak, bu torbalarda askerler, şehitlerimizin kemiklerini Anadolu'ya götürecekler. Anadolu bu şerefsizliği kabul edemez" dedi. KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kayseri'de Dadaloğlu Vakfı tarafından Şehir Tiyatrosu'nda tertiplenen "Türk Dünyası ve Kıbrıs" konulu konferansa konuşmacı olarak katıldı. Annan planı Türkiye'yi adadan çıkartıyor. Annan Planı Türkiye'ye 1960 antlaşmasında verilen hakları silip süpürüyor. Kıbrıs'ı Rum'a teslim ediyor. Türkiye yumruğunu kuvvetli şekilde masaya vurmuyor ve gedik açılıyor. Kıbrıs konusunda büyük bir oyun oynanıyor. Türk ulusu, milli davasında, bayrak, vatan, millet davasında kimsenin oyununa gelecek ulus değildir. Tek bir Türkiye vardır. Sahip çıkarsak var olacaktır" dedi. AB'ye üyeliğin Türkiye'ye bir yarar getirmeyeceğini savunan Denktaş, "Kıbrıs meselesi bir deney meselesidir. Kıbrıs davası Türkiye'nin en haklı ve en güçlü olduğu davadır. Bu davadan vazgeçilir, vazgeçme yolunda teslimiyetçi anlayışa gidilirse, arkası çorap söküğü gibi gelecektir. Siz, gönderden bayrağın inmesini bilir misiniz? Yastır, kandır, ölümden beterdir. Şimdi çift bayrak, 22 yıldır dalgalanıyor. Türk askerleri hudutlarda, şehitler şehitliklerde. AB'nin 30 yıllık ömrü için, ne olacağı belli olmayan bir sonuç için, peşinen Kıbrıs'ı vereceğiz, Rum'u tanıyacağız, bayrak inecek, askeri çıkaracağız, çıkarken askerin elinde torbalar olacak, bu torbalarda şehitlerimizin Anadolu'ya gitmek üzere kemikleri olacak" diye konuştu. Türkiye'nin zarar görmemesi için canlarını seve seve verebileceklerini, Kıbrıs'ı kaybetmenin Türkiye'ye büyük zarar vereceğini ifade eden Denktaş, "Buna gönlüm razı değildir. Annan planına evet denilmesi için Kıbrıs Türkünün yüzde 50'den fazlası Türkiye Hükümeti tarafından teşvik edilmiştir. Tarih her şeyi söylüyor. Bu mümkün olmadığı sürece de Kıbrıs'ı Rum'a teslim etmemiz söz konusu olamaz. Rum'a Kıbrıs'ı hiçbir zaman teslim etmeyeceğiz" dedi. AK Parti Kayseri Milletvekili ve TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut, Vali Vekili Tevfik Karabalık ve çok sayıda protokolün de katıldığı konferansta, salondaki ülkücüler sık sık, "Denktaş'a uzanan eller kırılsın", "Kıbrıs Türktür, Türk kalacak" şeklinde slogan attılar.
 

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı <