|
Ayın Makalesi
KAPİTALİZMİN GÖREMEDİĞİ
DİĞER ÇİN
Çin
devleti son yıllarda bir şekilde gönüllerini ve beyinlerini fethetmeyi
başardıkları bazı ülke yöneticilerini gruplar halinde ülkelerine davet
ederek ve yedirip içirerek, Çin Seddini gezdirerek kendilerine ve ülkelerine
hayran bırakmaktadırlar. Bu ülkelerin başında da Türkiye’nin geldiğini
söylemek yanlış olmaz. Çünkü bilhassa 1980 lerin başlarında başlayan bu Çin
ziyaretleri adeta bir salgın halini aldı ve Türkiye’deki siyasilerin ve
ticaret erbaplarının aklında ilk fırsatta Çin’i ziyaret etme fikri
yatmaktadır. Dünyada Çin milleti kadar sinsi ve kurnaz bir millet daha
olmadığını tarihi kayıtlarda en çok gören millet Türk milleti olmasına
rağmen bir türlü geçmişten ders çıkartmayı başaramamaktayız. Gerçi bu balık
hafızalılık çoğu zaman Türk milletini çeşitli badirelerin içine sürüklemeye
devam ediyor ya neyse…
Bizim
teselli kaynağımız ise; Çin’e giden heyetlerin arasında üç öğün Çinlilerin
kendilerine yemek olarak neler ikram edeceklerinin hayalini kuranların
dışında objektif bir habercilik adına izlenimlerini Türk kamu oyuna aktaran
onurlu ve mesleğine saygı duyan bazı gazetecilerinde varlığıdır.
Çin’in son yıllarda ekonomi alanında atağa geçerek AB ülkelerini ve ABD’yi
neredeyse geride bırakmak üzere olduğu gerçeğini görmezlikten gelmek güneşi
balçıkla sıvamak olacaktır. Bu başarıya insan haklarını sonuna kadar ihlâl
ederek ve akla hayale gelmeyen ticaret usullerini kullanarak, sahte ve son
derece kalitesiz mallarını alabildiğine ihraç ederek ulaştığını söylemeye
gerek yok. Çünkü Gayrimeşru yollarla para kazanan kişiler gibi Çinin ticarî
ahlaka aykırı gidişatından mağdur olmayan bir dünya ülkesi hemen, hemen yok
gibidir.
Kimi ülkelerin yöneticileri tarafından adeta yerlere göklere sığdırılamayan
Çin’in, göründüğünün tersine gizli kalan yönlerini Gazeteci Necati Doğru
geçtiğimiz Temmuz ayı içerisinde katıldığı 9 günlük Çin gezisi sonrası şöyle
anlatıyor;
“…Sokaklarda polis yoktu, asker görünmüyordu. Fakat her Çinlinin nefes
alışında Çin Komünist Partisinin ağırlığı hissediliyordu. Plana uymamak
suçtu. Örneğin “ 2 çocuk doğurmak hala çok ağır” suçlardan sayılıyordu.
İkinci çocuğu olan devlet memurunu işinden atıyor, ona birde para cezası
veriyorlardı. Ülkede 9 siyasî parti vardı ama Mao dönemi dahil, 55 yıldır
hiç seçim yapılmamıştı. Sendikalar vardı. Ama işçinin grev hakkı, memurun da
direnme özgürlüğü yoktu. Basının ve gazetecilerin yazabilecekleri Çin
Komünist Partisinin kontrolü altındaydı. Demokrasinin temel şartı olan;
Yasama yürütme-yargı” kuvvetler ayrımı henüz Çin’in bugünkü koşullarında
erken bulunuyordu. Ve Anayasası’ndaki “Çin Komünist Partisinin önderliğine
bağlılık” maddesi yerli yerinde duruyordu. Yeni zenginleşen patron sınıfının
çocukları Audi arabalara binmeye başlamıştı. Fakat İnternete girip;
“Demokrasi… Kuvvetler ayrımı… Grev hakkı… İnsan hakkı…” gibi kelimeleri Çin
Google’ından yada Çin Yahoo’ sundan açmaya kalkınca; “Başka bir kelime
deneyiniz” diye yazıyordu. Bu kelimeler yasaklanmıştı ve özgün ABD’nin
demokrasi hayranı şirketleri para kazanmak için buna ses çıkarmıyorlardı.
Çin ABD’yi kanserli ciğerinden yakalamıştı.” (Vatan Gazetesi-23.07.2005)
Mao
döneminden bu güne kadar geçen sürede Çin’deki Komünist sistemin tedrici
olarak adeta robotlaştırmış olduğu Çin halkı; duygusal olmayı, doymayı,
dinlenmeyi, dost olmanın ne demek olduğunu, insan olmanın doğuştan gelen
haklarını kullanmayı vs. neredeyse tamamen unutmuştur.. Çin devleti bütün
insanlarını sadece kapitalist sistemlerdeki kalkınmayı yakalamaya değil,
onları muhakkak geride bırakmak için çalışmaya şartlandırmıştır.
Türkiye de hemen her kesimden övgülere mazhar olan Çin de Çinlilerin en önem
verilmesi gereken tarafları; “para kazanalım” derken kendilerinin tarihin
derinliklerinden gelen şovenist yapılarından entirikacılıklarla dolu
tarihlerinden çarpık inançlarından ve kültürel sadistliklerinden asla taviz
vermemeleridir… Onların kendi geçmişlerine küfretmek, yanlış dahi olsa
geçmişlerini inkâr etmek gibi bir gelenekleri de yoktur. Çünkü onların ne
AB’ye üye olabilme rüyaları, ne de ABD ile “Stratejik Müttefik” olma
mecburiyetleri vardır…

|