Yukarı
13.Sayı
D.T Ağustos Ayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstiklal 13 Tam Sayfa
Haber-Yorum

Ayın Makalesi

KAPİTALİZMİN GÖREMEDİĞİ 
DİĞER ÇİN

Çin devleti son yıllarda bir şekilde gönüllerini ve beyinlerini fethetmeyi başardıkları bazı ülke yöneticilerini gruplar halinde ülkelerine davet ederek ve yedirip içirerek, Çin Seddini gezdirerek kendilerine ve ülkelerine hayran bırakmaktadırlar. Bu ülkelerin başında da Türkiye’nin geldiğini söylemek yanlış olmaz. Çünkü bilhassa 1980 lerin başlarında başlayan bu Çin ziyaretleri adeta bir salgın halini aldı ve Türkiye’deki siyasilerin ve ticaret erbaplarının aklında ilk fırsatta Çin’i ziyaret etme fikri yatmaktadır. Dünyada Çin milleti kadar sinsi ve kurnaz bir millet daha olmadığını tarihi kayıtlarda en çok gören millet Türk milleti olmasına rağmen bir türlü geçmişten ders çıkartmayı başaramamaktayız. Gerçi bu balık hafızalılık çoğu zaman Türk milletini çeşitli badirelerin içine sürüklemeye devam ediyor ya neyse…

Bizim teselli kaynağımız ise; Çin’e giden heyetlerin arasında üç öğün Çinlilerin kendilerine yemek olarak neler ikram edeceklerinin hayalini kuranların dışında objektif bir habercilik adına izlenimlerini Türk kamu oyuna aktaran onurlu ve mesleğine saygı duyan bazı gazetecilerinde varlığıdır.

Çin’in son yıllarda ekonomi alanında atağa geçerek AB ülkelerini ve ABD’yi neredeyse geride bırakmak üzere olduğu gerçeğini görmezlikten gelmek güneşi balçıkla sıvamak olacaktır. Bu başarıya insan haklarını sonuna kadar ihlâl ederek ve akla hayale gelmeyen ticaret usullerini kullanarak, sahte ve son derece kalitesiz mallarını alabildiğine ihraç ederek ulaştığını söylemeye gerek yok. Çünkü Gayrimeşru yollarla para kazanan kişiler gibi Çinin ticarî ahlaka aykırı gidişatından mağdur olmayan bir dünya ülkesi hemen, hemen yok gibidir.
Kimi ülkelerin yöneticileri tarafından adeta yerlere göklere sığdırılamayan Çin’in, göründüğünün tersine gizli kalan yönlerini Gazeteci Necati Doğru geçtiğimiz Temmuz ayı içerisinde katıldığı 9 günlük Çin gezisi sonrası şöyle anlatıyor;
 

“…Sokaklarda polis yoktu, asker görünmüyordu. Fakat her Çinlinin nefes alışında Çin Komünist Partisinin ağırlığı hissediliyordu. Plana uymamak suçtu. Örneğin “ 2 çocuk doğurmak hala çok ağır” suçlardan sayılıyordu. İkinci çocuğu olan devlet memurunu işinden atıyor, ona birde para cezası veriyorlardı. Ülkede 9 siyasî parti vardı ama Mao dönemi dahil, 55 yıldır hiç seçim yapılmamıştı. Sendikalar vardı. Ama işçinin grev hakkı, memurun da direnme özgürlüğü yoktu. Basının ve gazetecilerin yazabilecekleri Çin Komünist Partisinin kontrolü altındaydı. Demokrasinin temel şartı olan; Yasama yürütme-yargı” kuvvetler ayrımı henüz Çin’in bugünkü koşullarında erken bulunuyordu. Ve Anayasası’ndaki “Çin Komünist Partisinin önderliğine bağlılık” maddesi yerli yerinde duruyordu. Yeni zenginleşen patron sınıfının çocukları Audi arabalara binmeye başlamıştı. Fakat İnternete girip; “Demokrasi… Kuvvetler ayrımı… Grev hakkı… İnsan hakkı…” gibi kelimeleri Çin Google’ından yada Çin Yahoo’ sundan açmaya kalkınca; “Başka bir kelime deneyiniz” diye yazıyordu. Bu kelimeler yasaklanmıştı ve özgün ABD’nin demokrasi hayranı şirketleri para kazanmak için buna ses çıkarmıyorlardı. Çin ABD’yi kanserli ciğerinden yakalamıştı.” (Vatan Gazetesi-23.07.2005)

Mao döneminden bu güne kadar geçen sürede Çin’deki Komünist sistemin tedrici olarak adeta robotlaştırmış olduğu Çin halkı; duygusal olmayı, doymayı, dinlenmeyi, dost olmanın ne demek olduğunu, insan olmanın doğuştan gelen haklarını kullanmayı vs. neredeyse tamamen unutmuştur.. Çin devleti bütün insanlarını sadece kapitalist sistemlerdeki kalkınmayı yakalamaya değil, onları muhakkak geride bırakmak için çalışmaya şartlandırmıştır.
Türkiye de hemen her kesimden övgülere mazhar olan Çin de Çinlilerin en önem verilmesi gereken tarafları; “para kazanalım” derken kendilerinin tarihin derinliklerinden gelen şovenist yapılarından entirikacılıklarla dolu tarihlerinden çarpık inançlarından ve kültürel sadistliklerinden asla taviz vermemeleridir… Onların kendi geçmişlerine küfretmek, yanlış dahi olsa geçmişlerini inkâr etmek gibi bir gelenekleri de yoktur. Çünkü onların ne AB’ye üye olabilme rüyaları, ne de ABD ile “Stratejik Müttefik” olma mecburiyetleri vardır…

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Ekim-2008 51. Sayı Kasım-2008 52. Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye