|
TÜRKİYE’DE “SORUNLU
YOLCULAR ODASI”NDA
BİR DOĞU TÜRKİSTANLI
Eli kalem tutan biri olarak
içimden geçenleri yazmazsam kendime olan saygıma gölge düşecekti… Çünkü;
Uğruna gözümü kırpmadan canımı feda etmeye hazır olduğum aziz ülkem,
sevgili vatanım Türkiye’min idarecileri biz Doğu Türkistanlıları
ellerine geçen her fırsatta derinden yaralamaya devam ediyorlardı. Fakat
buna rağmen bu ülkenin gerçek sahiplerinden biri olarak vatanıma olan
sevgimde bir azalma söz konusu olamazdı.
1950’li yıllardan itibaren Türkiye’yi bir istinatgâh, Türkiye insanını
ve devletini de bir hami olarak kabul eden Doğu Türkistanlılar din, dil,
ırk, tarih ve kültür birliği bulunan Türk milletinin kendi dertlerine
derman olacağı düşüncesi ile Türkiye’ye sığınıyorlardı. Ve böylece
Türkiyeli kardeşleri ile her geçen gün kaynaşıyor, kız alıp-veriyor,
kutsal askerlik görevini yerine getiriyor, cennet vatanımız Türkiye’nin
elem ve sevinçlerini paylaşıyor, bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı
olarak yaşamını sürdürüyordu…
Fakat Doğu Türkistanlıların hiçbir zaman düşünmeyi
ihmal etmediği ve aklından bir an olsun çıkartmadığı, çıkartamayacağı
Çin işgali altında bulunan DOĞU TÜRKİSTAN diye de bir vatanları vardı…
Ecdat yadigarı ve Türk milletinin öz toprakları olan Doğu Türkistan’ı
unutmasını Doğu Türkistanlılardan hiç kimse ve hiçbir kuvvet
isteyemezdi… Doğu Türkistanlılar için Türkiye Cumhuriyeti toprakları ne
ifade ediyorsa Doğu Türkistan toprakları da aynı anlamları ifade
ediyordu…
Ne yazık ki; vatanın ve vatan hasretinin ne demek olduğunu en iyi bilen
Türk milletini yönetme görevine talip olanlar ve göreve gelenlerin Doğu
Türkistan ve Türk dünyasına şaşı bakmaları, umulan, beklenen ve gereken
önemi vermemeleri biz Doğu Türkistanlıları olduğu kadar eminim ki 70
milyon Türk insanını da hayal kırıklığına uğratıyordu…
Türkiye’de yarım asırdır çeşitli platformlarda
Doğu Türkistan davasını anlatanlara muhterem devlet büyüklerimiz ve
diğer siyasilerimiz hiçbir zaman yerine getiremeyecekleri sözler
verdiler. Onların sadece sırtlarını sıvazlamaktan ve hamaset edebiyatı
yapmaktan öteye gitmediler.. Hatta öyle zamanlar da oldu ki, Doğu
Türkistanlıların vatanlarını işgal eden Çinli yetkililerin Türkiye’yi
ziyaretlerinde ve Türkiye yetkililerinin Çin’i ziyaretleri esnasında
Doğu Türkistanlılar Türkiye’nin hükûmet yetkilileri tarafından çeşitli
şekillerde rencide edildiler.
Bütün bu olumsuzluklara rağmen biz Doğu Türkistanlıların asıl teselli ve
umut kaynağı ise hükûmetler değil, her zaman büyük ve kadirşinas Türk
milleti olmuştur.
Geride bıraktığımız Temmuz ayı içerisinde Çin
işgali altında bulunan Doğu Türkistan’da her türlü insanî hakları Çin
devleti tarafından ihlâl ve gasp edilmekte olan 40 milyon Doğu
Türkistanlı bir defa daha Türkiye Cumhuriyeti Devleti konusunda hayal
kırıklığına uğradı…
Doğu Türkistan halkı dünyanın neresinde olursa olsun ellerine geçen her
fırsatı sonuna kadar değerlendirmek zorunda olduklarını bilmektedirler.
Bu sebeple de, Tam Bağımsız Doğu Türkistan mücadelesinin sürprizlerle
dolu tünelinde önlerine Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti kurmak gibi bir
fırsat çıktı. Doğu Türkistanlılar bu fırsatı da değerlendirmek
mecburiyetindeydiler…
Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmetinin Cumhurbaşkanı
Ahmet İgemberdi Yalova Kültür Merkezinin (YAFEM) daveti üzerine
Avustralya-Singapur ve Bahreyn üzerinden İstanbul’a geldi. Fakat ne yazı
ki; Atatürk Havalimanındaki “SORUNLU YOLCULAR ODASI” na alınan ve
Türkiye Dışişleri Bakanlığının “Türkiye’ye Girişinin Engellenmesi”
yolundaki iki sayfalık yazısını önüne koyan Türkiye yetkilileri, Ahmet
İgemberdi’nin Türkiye’ye giriş yapmasını engellediler…Bu utanç verici
olay karşısında İgemberdi’nin söyledikleri ise, Doğu Türkistanlılar ve
Türkiye konusunda Tarihe düşülen çok önemli bir not idi… Üzüntülerini ve
şaşkınlığını dile getiren Ahmet İgemberdi Gazetecilere yaptığı
açıklamasında şunları söyledi: “Ben Türkiye’ye karşı suç işleyen biri
değilim. Sadece Doğu Türkistan için hizmet ettim. Başka bir suçum
günahım yok. Çin esaretinde 10 seneden fazla hapis yattım. Halkımın
demokrasisi için hapis yattım. Ondan önce altı sene sürgün oldum.
Türkiye dindaşımız, kardeşimiz neden böyle oluyor anlamıyorum. Bu siyasî
bir mesele. Çin hükümeti baskı yapıyor. Türk hükümeti PKK yandaşlarına
kırmızı pasaport veriyor. Biz kalbimizi, ruhumuzu Türk dünyasına
adamışız, geri çevriliyoruz. Bu nasıl bir mantık anlamadım. Atatürk,
Türk dünyasına çok destek verdi. Çok sahip çıktı. Nerede Atatürk
fikirleri. Bu hareket çok ayıp bir şey. Bu durum her halde Çin
hükûmetinin Türkiye üzerindeki baskısından kaynaklanıyor. Bu olaya Doğu
Türkistan Türkleri çok üzülecek. Burada kardeşlerimiz var. Türkiye kendi
memleketimiz. Hem ziyaret hem toplantılar yapacak, Kardeşlerimizi
görecektik. Türkiye’de karşılaştığım bu muamele beni derinden yaraladı.”
Ahmet İgemberdi’nin, Türkiye’ye girişine, Çin’in kuruluşundan beri
korktuğu ve endişeye kapıldığı Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti’nin
Cumhurbaşkanı olması sıfatını da bir tarafa bırakarak Türkiye’yi
gerçekten seven bir Doğu Türkistanlı Türk olması hasebiyle Türkiye
problemsiz izin verilmeliydi… Bu olaydan sonra büyük mücadeleler
verilmesinin ardından Türkiye’de hiçbir toplantıya katılmama,
gazetecilerle görüşmeme ve Çin’in aleyhinde söz söylememe gibi bir sürü
şartlar koşularak ve “Bir defaya mahsus” olarak verilen giriş iznini,
Türk milletinin bu konuda gösterdiği tepkiyi azaltmak için yapılan bir
siyasî manevra olarak görüyor ve kabul etmiyoruz.
Bir Türk vatanseverini Çinli dostlarını üzmemek
adına sorunlu sayarak “SORUNLU YOLCULAR ODASI” na alanları ve canı kadar
çok sevdiği Türkiye’ye girişine izin vermeyenleri şiddetle kınıyor,
ilahî adaletin bir gün mutlaka tecelli edeceğine olan inancımızla “Alma
mazlumun ahını çıkar aheste, aheste” diyoruz…
Guantanamo da tutuklu iki Uygur’un serbest
bırakılması istendi
Oval ofis sözcüsü ve kara kuvvetleri komutanlarından Alvin Plexiko
Guantanamo’da tutuklu bulunanlarla ilgili yaptığı bir konuşmada şöyle
dedi; “Buradaki tutukluların bazıları El Kaide üyesi oldukları iddiası
ile tutuklanmışlardı.”
Bazı Uygurlar ise Afganistan’dan silah satın alarak askeri eğitim
yürütüyorlardı. Bunların maksadı kesinlikle Amerikaya karşı olmak değil,
Çin’e karşı mücadele etmektir.” 36 yaşındaki Ababbekri Kasim ve 31
yaşındaki Abdulhekim isimli Uygur gençlerin avukatı Willet de yargılama
esnasında “Hükûmet bu gençleri yasal olmayan bir şekilde hapiste tutmuş
olduğunu da itiraf etti.”dedi.
Bu iki Uygur gencin hanımı çocukları Doğu Türkistan’da olup, kendileri
ise, 11 eylül 2001 den önce Çinlilerin zulümlerine dayanamayıp Doğu
Türkistan’dan ayrılarak Kırgızistan’a gitmişler ve daha sonra Pakistan
üzerinden Türkiye’ye gelme çabaları içerisindeyken 2001 yılının
sonlarında Pakistan polisi tarafından El Kaide üyesi oldukları iddiası
ile Amerikalılara teslim edilmişlerdir. her birinin yakalama ödülü
olarakta 5000’er ABD Doları ödül almışlardır… 2002 yılının ortalarında
da Guantanamo hapishanesine kapatılmışlardır.
Avukat Willet Temmuz ayı içerisinde bu gençlerle görüştüğünü söyleyerek
“ Bunlarda hiçbir şekilde terörist emaresi olmayıp bunlar terörizme çok
uzak. Amerika bu gençleri hiçbir delil olmaksızın üç yıldır hapiste
tutuyor” dedi… Geçenlerde Avukat Willet, hakimden bu iki kişiyi oraya
yakın bir misafirhaneye nakletmesini istedi.
Avukat Willet; bu Uygurları bir başka devlet kabul etmemesi durumunda
ABD’nin “Bunların dini inançları çiğnenmiştir” diyerek siyasi sığınmacı
olarak kabul etmesi ihtimalinin olduğunu da söyledi.
Enformasyon Merkezinin bildirdiğine göre Ababekri Kasim Atuş’tan, Adel
Abdulhekim de Gulca vilayetindenmiş.
Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti Cumhurbaşkanı’na
Türkiye’ye giriş engeli
İgemberdi: "Atatürk, Türk dünyasına çok destek verdi. Çok sahip çıktı.
Nerede Atatürk fikirleri"
Doğu Türkistan'ın Sürgündeki Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi, Yalova
Kültür Merkezi’nden (YAFEM) aldığı davet üzerine Türkiye'ye geldi.
Avustralya'dan Türkiye'ye gelen İgemberdi, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri
Bakanlığının yazılı emri ile önce Türkiye'ye sokulmadı. Daha sonra
arkadaslarının girişimi sonucu gerekli izni aldı. İçisleri Bakanlığı,
İgemberdi’ye bir defaya mahsus olmak üzere, Türkiye’ye giriş izni verdi.
Türkiye’ye giriş izni alan Ahmet İgemberdi, daha sonra kendisini davet
eden yetkililerle birlikte Atatürk Havalimanından ayrıldı.
DUK Başkanı Erkin Alptekin ve Rabiye Kadir Buluşması
Dünya uygur Kurultayı Genişletilmiş 2.Toplantısına katılmak üzere
Almanya’ya gelen uygur Türklerinin saygın önderlerinden Rabiye kadir
Hanımefendi Dünya Uygur Kurultayı Başkanı Erkin ALPTEKİN ve Almanya’da
yaşayan uygur vatandaşlar tarafından Havaalanında hararetli bir şekilde
karşılandı.
DUK Başkanı Erkin ALPTEKİN tarafından 15 Temmuz 2005 günü Dünya uygur
Kurultayının 2. Genişletilmiş toplantısının şeref misafiri olarak
Almanya’ya gelen Rabiye Kadir, tanınmış yazar, insan hakları savunucusu,
inkılapçı Mehmet Emin Hezret ve DUK icraat komitesinin onuruna bir yemek
verdi. Bu yemeğe DUK icraiye Heyeti üyeleri,Uluslar arası İnsan hakları
Teşkilatlarının temsilcileri ve basın mensupları katıldılar.
İLK VE ORTA OKUL ÖĞRETMENLERİ, ÇİN DİLİ ÖĞRENMEYE
MECBUR EDİLİYOR
Pekin Dil Üniversitesi, Doğu Türkistan Maarif Bakanlığı kırsal bölge
fakültesi ve Doğu Türkistan Maliye-İktisat Fakültesinin beraber organize
ettikleri ilk ve Orta okul öğrencilerine Çince eğitim verecek olan
öğretmenlere yönelik kurslar 09.06.2005 tarihinde başlatıldı.
İlk ve Orta okul öğretmenlerine yönelik bu Çince kurslarına yaz
tatilinde olması gereken 300 öğretmen dahil edildi. Bu öğretmenler
kendilerine verilecek kısa bir dönemi kapsayan Çin dili eğtimi sonunda
İlk ve Orta okul öğrencilerine Çince eğitim verecekler. İlk okul
öğretmenlerinden 200 kişi ve Orta okul öğretmenlerinden de 100 kişiden
fazla öğretmenin katıldığı bu kurslar yaklaşık 40 gün sürecek.
Bu Çin dili seferberliği için 30 dan fazla Çin dili sınıfı, sayısız teyp
kaseti, kurs için gerekli olan her türlü araç ve gereçler tahsisi
edildi. Öğretmenlere yönelik bu kurslara genel olarak 8800 öğretmenin
katılacağı da öğrenildi.
Öyle anlaşılıyor ki; önümüzdeki eğitim ve öğretim yılından itibaren
öğretmenlere “verdik” dedikleri kırk günlük Çince eğitimin ardından
yarım-yamalak Çin dili ile ders verilmeye çalışılacak. Bu demektir ki,
Doğu Türkistanlı öğrencileri ve öğretmenleri bundan sonra çok daha zor
günler bekliyor.
Alman film yapımcısı Klaus Kastsholtz’a alkış
25 Haziran 2005 tarihinde alınan bir habere göre Çin ve Alman film
yapımcılarının ortaklaşa “Sinkiang Manzaraları” (Doğu Türkistan)
adı ile bir film çekecekleri öğrenildi. Konu ile ilgili anlaşma Doğu
Türkistan’ın başkenti Ürümçi’de 24 Haziran 2005 günü öğleden önce
imzalandı.
Bu filmin rejisörlüğünü ise Klaus Kastsholtz isimli bir Alman’ın
üstlenmiş olduğu açıklandı. Klautz konu ile ilgili olarak yaptığı
açıklamada şunları söyledi; “Bu yıl Çin-Almanya Kültür alış veriş yılı,
Avrupa ve Amerika’da Çin kültürünü teşvik için girişimler epey fazla
fakat Çin kültürünün apayrı bir ayrıntısı olan Sinkiang (Doğu Türkistan)
kültürünü tanıtıcı çalışmalar yok. Biz Sinkiang’ı (Doğu Türkistan)
tanıdıkça bu tanışlığımız aracılığı ile Avrupa ve Amerika’daki insanlara
özel bir kültüre sahip olan Sinkiang’ı (Doğu Türkistan) tanıtacağız.”
Verilen izahata göre; “Sinkiang Manzaraları” (Doğu Türkistan
Manzaraları)nın en mühim noktası Tarihi İpek yolu üzerindeki en önemli
pazar yerlerinden olan Turpan, Kaşgar ve Hoten’ in konu edilmesi… Filmin
çekimi tamamlandığında Çin ve Alman televizyonları ile beraber Avrupa ve
Amerika’daki televizyonlarda da gösterime girecek. Çinlilerin dünya
kamuoyundan gizlemeye çalıştıkları Doğu Türkistan belgeseli için kolları
sıvayan Alman Klaus’u alkışlamak gerek.
Sabit Abdurahman Vefat
Etti
Uyguristan Azatlık Teşkilatı’nın kurucularından ve önderlerinden,
Uygurların dış ülkelerdeki
siyasi mücadele elemanlarının önde gelenlerinden biri olan Abdurahman
Efendi 14 Haziran günü
Kazakistan’ın Almata şehrinde vefat etti.
Elde edilen haberlere bakıldığında bu zatın ömrünün son dakikalarında
dahi sevgili milleti (Uygur Türkleri) hakkında yazmış olduğu kitabını
neşredebilme mücadelesi verdiği öğrenilmektedir. Sabit Abdurahman’ın
1940 yıllarından beri safdaşı olan yazar Masumcan Zulfikarov’un
anlattıklarına göre; Sabit Abdurahman efendi 1928 yılı Kazakistan’da
doğmuş 1930’lu yıllarda anne ve babası Gulca’ya göçmüş ve yerleşmiş olup
orada eğitim almıştır. Sabit Abdurahman 1944 yılındaki milli kurtuluş
hareketine fiili olarak katılanlardan olup Gulca ve başka bölgelerin
kurtarılması için girişilen savaşlara katılmıştır. İlk önceleri bir
Askeri Birliğin Sekreteryasını idare etmiş, daha sonra da Gani Batur’un
özel katibi olarak görev yapmıştır. Abdurahman Milli Ordunun en
stratejik birimlerinde hizmet ifa etmekle beraber 1948 yılına kadar
manas Irmağı kıyısında kalmıştır. Onbinlerce savaşçı milli ordu
askerinin Manas ırmağı kıyısında fiili bir harekete geçmeden beklemesine
bir anlam veremeyen ve buna sinirlenen Abdurahman kendisi gibi idari
mekanizmadaki arkadaşları ile “Yaş Şarki Türkistancılar”(Genç Doğu
Türkistancılar) diye anılan gizli bir teşkilat kurarak Ordu içerisinde
düşmana karşı hücuma kalkarak bütün Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını
elde etmeye yönelik propagandalar içinde olması sebebiyle milli ordu
komutanları tarafından askeri nizamı ve disiplini sekteye uğrattığı
gerekçesi ile cezalandırıldıysa da, milli Kurtuluş hareketi
önderlerinden Ahmetcan Kasimi, İshak Beğ ve Munup gibi kişiler
tarafından serbest bırakılmıştır.
Sabit Abdurahman Uygurların bağımsızlığı fikrinden taviz vermeksizin
mücadele ettiği için 1958 yılında hapis cezası verilmiş. 1967 yılında da
Doğu Türkistan Halk İnkılabı Partisinin faliyetlerine katıldığından
dolayı 10 küsur yıl hapis cezasına çarptırılmıştır.
Merhuma Allahtan Rahmet, Yakınlarına ve Doğu Türkistan Camiasına baş
sağlığı dileriz. Mekanı cennet olsun.
Çinli Generalden
Amerika ya tehdit
General Zhu Chenghu: "Biz, Xian Bölgesinin doğusundaki tüm şehirlerin
yıkılmasına karşı kendimizi hazırlıyoruz.
Tabi bu arada Amerikalılar da yüzlerce kentlerinin Çinli’ler tarafından
yıkılmasına hazırlanmak zorunda kalacak"diye konuştu.
Financial Times ve Wall Street Journal gazetelerinde yorumu yer alan
General Zhu Chenghu, ABD'nin, ülkesi ile Tayvan arasındaki ilişkilere
karışmakta kararlı olması durumunda kendilerinin de cevap vermekte
kararlı olduklarını söyledi.
Çin, Mart ayında çıkardığı bir yasayla, Tayvan'ın bağımsızlığını ilan
etmesi durumunda güvenlik güçlerine müdahale etme izni verdi.
Söz konusu yasa Washington-Pekin arasında gerilime neden olmuştu.
ABD'nin giderek artan Çin askeri gücü hakkında yıllık raporunu
yayınlamasına az bir süre kala General Zhu Chenghu'nun açıklamaları
geldi. Çin'in merkezinde yer alan tarihi Xian bölgesi Çinliler için
büyük öneme sahip. Chenghu yorumlarının hükümetin resmi politikası değil
kendi görüşü olduğunu da söyledi.
ÇİN VE
KAZAKİSTAN, YETKİLİLERİNDEN ORTAK DEKLARASYON
Çin Halk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Hu
Jintao'nun Kazakistan'a resmi ziyareti çerçevesinde yapılan
görüşmelerden sonra, Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev ve
Hu Jintao, 21. yüzyıldaki stratejik müttefiklik hakkında ortak
deklarasyon imzaladı. Devlet Başkanlığı Sarayı "Akorda"da yapılan
karşılıklı görüşmeler sonucunda, Çin ve Kazakistan arasındaki siyasi ve
ekonomik işbirliğine ilişkin bazı önemli anlaşmalar imzalandı. İmzalanan
anlaşmalar şu şekilde bildirildi: Kazakistan Cumhuriyeti Enerji ve
Mineral Kaynaklar Bakanlığı ile Çin Yer Kaynakları Bakanlığı arasında
jeoloji ve toprağı kullanma alanındaki işbirliği anlaşması, Kazakistan
Cumhuriyeti Köy İşleri Bakanlığı ve Çin Halk Cumhuriyeti Su Kaynakları
Bakanlığı arasında tarafları sınırı aşan akarsulardaki afet durumlarına
ilişkin haberdar etme anlaşması, İki ülke hükümetleri arasındaki
"Korgas" sınır işbirliği milletlerarası merkezinin çalışmasını düzenleme
anlaşması, Kazakistan Cumhuriyeti Ulaştırma Bakanlığı ve Çin Halk
Cumhuriyeti Demiryolu Bakanlığı arasında Transkazakistan demiryolu
inşası imkanlarını birleşerek araştırma memorandumu ile enformasyon ve
iletişim endüstrisi alanındaki işbirliği memorandumu, İki ülkenin
elektrik dağıtım şirketleri arasındaki ikili işbirliği anlaşması,
KazNurTel LTD ve Çin Halk Cumhuriyeti Kalkınma Bankası arasında kredi
anlaşması.
ABD;´Çin
uzun dönemde bölgesel tehdit olur´
ABD Savunma Bakanlığı´nca hazırlanan raporda, Çin´in hızla modernleşen
ordusunun bölgedeki diğer ülkeler için uzun dönemde tehdit
oluşturabileceği ancak kendi sınırlarının ötesine konvansiyonel güç
yöneltmesinin yine de sınırlı kalacağı belirtildi.
Çin´in askeri gelişmesinin bölgesel denge için zaten tehlikeli olmaya
başladığına işaret edilen raporda, şu ifadelere yer verildi:
“Çin´in içinde bulunduğu bölgenin ötesine konvansiyonel güç
yöneltmesinin sınırlı kalacağını hesap ediyoruz. Uzun dönemde, bu
eğilimler devam ederse Çin ordusunun yetenekleri bölgede faaliyet
gösteren diğer modern ordular için hatırı sayılır bir tehdit
oluşturabilir” dedi.
Ahmet Zorlu: “Çin tehdidine karşı birlik olmalıyız”
Bursa'da, Ev Tekstili Sanayici ve İş Adamları Derneği (EVSİAD)
tarafından Kervansaray Termal Otel'de düzenlenen 'Türk Ev Tekstilinde
İhracat, Dünya Pazarlarındaki Gelişmeler (Uzakdoğu'nun Etkileri),
Devletin ve Sektörün Alması Gereken Önlemler' konulu panel düzenlendi.
Panele konuşmacı olarak katılan EVSİAD Başkanı ve Zorlu Holding Yönetim
Kurulu Başkanı Ahmet Zorlu, "Çin tehdidine karşı artık birbirimizin
ayağına çelme takmayıp birlik olmalı, kendi çıkar ve menfaatlerimiz için
her türlü fedakarlığı yapmalıyız. Biz birbirimizle uğraşmaktan vazgeçip,
yenilik ve ileriye gitmek için AR-GE'ye önem vermeliyiz. Birbirimizin
ayağına çelme atmamamız lazım" diye konuştu.
Çin'in, Türkiye'de lokomotif sektör konumundaki ev tekstili için 2005
yılında, Türkiye'nin tsunamisi olduğunu kaydeden Zorlu, Çinliler'in
bütün Avrupa ve ABD serbest bölgelerinde, 2-3 yıl boyunca mallarını
yığarak, 1 Ocak 2005'ten itibaren de çıkartma yaparak, pazar paylarını
yüzde 500-700 oranında arttırdığını söyledi.
Şanghay
İşbirliği Örgütü zirvesi...
Kazakistan, Çin, Kırgizistan, Rusya, Tacikistan ve Özbekistan'ın üye
olduğu örgüt, Hindistan, Pakistan ve İran'a gözlemci üye statüsü
verilmesi yönündeki karar teklifini oy birliği ile kabul etti; Daha önce
bu statüye sadece Moğolistan sahipti.
Şanghay İşbirliği Örgütü'nün 10. zirvesi, Kazakistan'ın başkenti
Astana'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı "Akorda"da çalışmalarına başladı.
Zirveye; Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin, Çin Halk Cumhuriyeti Devlet Başkanı Hu Jintao,
Özbekistan Devlet Başkanı İslâm Karimov, Tacikistan Devlet Başkanı
İmamali Rahmanov ve Kırgızistan Devlet Başkan Vekili Kurmanbek Bakiyev
katıldı. Moğolistan Devlet Başkanı Nambarın Enhbayard'ın gözlemci olarak
katıldığı zirvede, önce devlet başkanları küçük gruplar halinde
görüşmeler gerçekleştirdi, daha sonra heyetler, genişletilmiş gruplar
halinde görüştü. Görüşmelerde; bölgesel ve uluslararası güvenlik,
istikrar ve barışı sağlama gibi konular ile güncel yeni tehlikelere
karşı koyma çalışmaları tartışıldı. Zirvede, askerî-stratejik güvenliği
geliştirme; terörizm, illegal göç, uyuşturucu ticareti ve başkaca suç
faaliyetlerine engel olma; ekonomik dayanışma, ticarî ilişkilerde DTÖ
standartlarına yaklaşma; tabiî ve teknolojik afetlerden birlikte korunma
ve önleme, kültürel-insanî dayanışma konularında üye ülkelerce birlikte
yürütülecek faaliyetler de ele alınacak. Ayrıca, üye ülkelerin terörizm,
seperatizm ve ekstremizmle mücadelede dayanışma belgesi, ŞİÖ'nün
terörizme karşı bölgesel yapılanması konusunda daimi üyelerin tespit
edeceği kuralların belirlenmesi konuları da görüştü. Devlet başkanları
belgeleri imzalayıp, ŞİÖ'nün terörizme karşı bölgesel yapılanmasının
2004 yılı çalışmaları hakkındaki rapor dinlendi. Şanghay İşbirliği
Örgütü (ŞİÖ), hükûmetler arası daimi örgüt olarak 15 Haziran 2001'de
Şanghay şehrinde; Kazakistan, Çin, Kırgızistan, Rusya, Tacikistan ve
Özbekistan'ın katılımıyla kuruldu. ŞİÖ'ye üye ülkeler, Avrasya'da
yeryüzünün 5'te 3'ünü oluşturuyor. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik
Konseyi'nin Çin ve Rusya gibi iki sürekli üyesinin ŞİÖ'de bulunması,
örgütün uluslararası arenada büyük siyasi saygınlık kazanmasının yanı
sıra, bölgede bu süper güçlerin ve ABD'nin çıkarlarının dengede
tutulmasına da imkan veriyor. Şanghay İşbirliği Örgütü 10. zirvesinde,
Hindistan, Pakistan ve İran'a örgütün gözlemci üyesi statüsü verilmesi
yönündeki karar teklifi oy birliği ile kabul edildi. Daha önce bu
statüye sadece Moğolistan sahipti. Bugün başlayan zirveye; Hindistan
Dışişleri Bakanı Natvar Singh, Pakistan Başbakanı Şevket Aziz ve İran
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Muhammad Rıza Arif resmi davetli olarak
katıldı.
Çin daha fazla
dayanamadı!..
Başta ABD olmak üzere tüm dünyadan gelen 'Paranın değerini artır'
baskısına kulak tıkayan Çin nihayet pes etti. Para birimi yuan yüzde 2.1
oranında revalüe edilirken, değer artışının her gün kontrollü olarak
süreceği esnek kur rejimine geçildi. Düşük kur avantajıyla ihracatını
sürekli artırarak dünya pazarlarını istila eden Çin, başta ABD olmak
üzere Batılı ülkelerin "Paranı değerlendir" baskılarına sonunda boyun
eğdi. İnadı kırılan Çin, para birimi yuanı dün yüzde 2.1 oranında
değerlendirirken, önümüzdeki günlerde yeni revalüasyonların kapısını
aralayan esnek kur sistemine geçti. Yuanda en az yüzde 10'luk bir değer
artişı olmasını bekleyen dünya piyasaları ise kararın ardından ilk
etapta hayal kırıklığına uğradı. Dolar önemli para birimleri karşısında
hızla değer kaybetti. Çin'in ardından Uzakdoğu’daki diğer ülkeler de
para birimlerinin değerinde yeni ayarlamalara gitti. Malezya 1995'ten
beri uyguladığı sabit kur sisteminden vazgeçti. Dolar, euroya karşı
değer kaybederken, Salı günü 1.20 seviyesinin altına inen parite
1.2240'ı gördü.
Washington: Karardan memnunuz ama yetmez.
Dünya piyasalarını sarsan karar dün, para birimi yuanı 1995 yılından
itibaren dolara karşı sabit tutan (l dolar=8.28 yuan) Çin'in yeni
pariteyi 8.11 olarak belirlediğini açıklamasıyla alındı. Böylece yuan
dolara karşı ilk etapta yüzde 2.1 değer kaybetti. Çin ayrıca yuan’ın
sadece dolara karşı değil, içinde euro, yen ve diğer para birimlerinin
de olduğu bir döviz sepetine endekslendiğini açıkladı.
Çin Merkez Bankası'ndan yapılan açıklamada, daha yüksek oranlı
revalüasyon beklentisine (daha önce yapılan tahminler yüzde 10-30
arasında değişiyordu) karşın "Yuan kurundaki herhangi bir keskin hareket
Çin mali sistemine darbe vurur. Bu Pekin'in çıkarlarına aykırıdır"
denildi.
Çin'in revalüasyon ve esnek kura geçiş kararına ilk tepki ABD'den geldi.
Çin'den en çok ithalat yapan ülke konumunda bulunan ve yuan’ın düşük
değerlenmesinden sürekli şikayet eden ABD'nin Hazine Bakanı John Snow,
"Çin'in bugünkü açıklamasını olumlu karşılıyoruz. Özellikle esnek kur
uygulamasını çok olumlu bulduk. Ancak gelecekte daha büyük adımlar
atılmazsa bu yeterli olmaz" dedi. ABD Merkez Bankası (FED) Başkanı Alan
Greenspan de "Başlangıç için iyi bir adım" diye konuştu.
ÇORAP
ÜRETİCİLERİNİN ÇİN TEPKİSİ
Çin rekabetine karşı Euratex'in koruması dışında kalan çorapçılar,
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen ve sektör temsilcilerine mücadele çağrısı
yaptı. Çorap Meslek Komitesi Başkanı Özkan Karaca: "Acil önlemler
alınmazsa 1 milyar dolar katma değer oluşturan 80 bin kişiye iş imkanı
sağlayan çorap sektörünü zor günler bekliyor"
Her üç kişiden birinin Türk çorabı giydiği Avrupa'da Çin'in rekabetine
karşı korumasız kalan çorap ihracatçıları, Dış Ticaretten Sorumlu Devlet
Bakanı Kürşad Tüzmen, Dış Ticaret Müsteşarlığı, İstanbul Tekstil ve
Konfeksiyon İhracatçı Birlikleri (İTKİB) ve EURATEX'teki Türkiye
temsilcileri'ne yeni bir mücadele için çağrıda bulundu. AB'nin, Çin'le
yaptığı safeguard görüşmelerinde anlaşma sağlayarak koruma kapsamına
aldığı 10 kategori arasında kendine yer bulamayan çorap sektörü adına
açıklama yapan İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon ihracatçıları Birliği
Yönetim Kurulu Üyesi ve Çorap Meslek Komitesi Başkanı Özkan Karaca,
"Acil önlemler alınmazsa 1 milyar dolar katma değer yaratan, 80 bin
kişiye iş imkanı sağlayan çorap sektörünü zor günler bekliyor" dedi.
EURATEX'te 4 Türk temsilcisinin de katıldığı toplantı sonucunda; 12
tekstil ve hazırgiyim kategorisinin kabul edilerek, 9 Mart 2005
tarihinde EUROTEX tarafından AB Ticaret Komitesi'ne sunulduğunu,
komitenin AB pazarına yönelik zararın önlenmesi amacıyla Çin menşeli 12
tekstil ve konfeksiyon kategorisinde önlemler alınması için Çin'le 10
Haziran 2005 tarihinde Pekin'de müzakerelere başlanarak, aynı tarihte 10
kategoriyi kapsayan bir anlaşma yapıldığını açıklayan Özkan Karaca, bu
10 kategorideki bütün kıstaslardan daha vahim olan 12. kategori'nin
(Çorap) anlaşma dışında bırakıldığını söyledi. AB'nin Çin'le yürüttüğü
safeguarg görüşmelerinde temel aldığı ana kriter olan aşırı miktar
artışlarının, 2005 yılının ilk çeyreği sonunda çorapta yüzde 305 (Kaynak
20.6.2005 Euratex belgesi) gibi diğer kategorilere göre çok daha yüksek
oranlarda olmasına rağmen kapsam dışında bırakıldıklarını belirten Özkan
Karaca, "Halbuki koruma tedbiri getirilen ürünlere baktığımızda,
kategori 2.( Pamuklu Dokuma ve Mensucat)'ta yüzde 60'lık artış, Kategori
11.(Sütyenler)'de yüzde 31'lik ve Kategori 115 (Keten/Rami iplikler)'de
yüzde 51 gibi artışlarda koruma önlemine dahil edilmişlerdir. Teselli
olacağımız durum, kapsama alınmayan kategoriler için bundan sonra da
AB'nin tekrar kısıtlama hakkının bulunduğunun açıkça belirtilmesidir"
dedi. Elimizdeki istatistiklere göre, AB'deki çorap tüketiminin kişi
başı 15 adet olduğunu görmekteyiz. Bizim ABD'ye İhracatımız sadece yüzde
3 kadar, ABD'nin uygulamaya başlattığı safeguard'dan sonra AB ülkeleri
Çin için daha önemli bir hal aldı, bu durum sektörü şu anda bile
etkilemeye başladı, Fabrikalarımız yüzde 70 kapasite ile çalışıyor. Eğer
acil önlemler alınmazsa sektörü daha zor günler bekliyor
düşüncesindeyim" diye konuştu.
Türkiye
Çinli kaçakların da geçiş yolu oldu
Edinilen bilgiye göre, alınan bir ihbarı değerlendiren Jandarma
ekipleri, dün gece saat 22.00 sıralarında Gümüşhane merkeze bağlı Kale
köyü yakınlarında, Cihan Kapucuoğlu yönetiminde 63 VM 164 damperi tahta
çakılarak kapatılmış kamyonda yaptıkları aramada 1 Somali, 5 Çin, 69
Pakistan uyruklu kaçak buldu. İran'dan Türkiye'ye Van üzerinden geçtiği
belirlenen kaçakların, kişi başına 7 bin dolar karşılığında Yunanistan'a
gitmek için anlaştıkları, paranın yarısını peşin ödedikleri, kalan
yarısını da İstanbul çıkışında ödeyecekleri öğrenildi. Yakalanan
kaçaklar, Gümüşhane Cumhuriyet Savcılığı'na çıkarılarak, ifadelerine
başvuruldu. Kaçakların daha sonra sınır dışı edilmek üzere Emniyet
Müdürlüğü'ne teslim edilecekleri belirtildi.
Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer: “Türkiye'ye tüm
imkanların
verilsin”
Fischer, 'Bild am Sonntag' gazetesine verdiği demeçte, 'Öncelikle,
Merkel'in (CDU Genel Başkanı) Başbakan olmasını önlemek istiyorum. Çünkü
Merkel, Türkiye'nin yüzüne kapıyı kapatır. Bu en büyük endişelerimden
biri. Bunun tam tersinin yapılması doğru olacaktır. Türkiye'ye günün
birinde AB üyesi olabilmesi için tüm imkanları vermeliyiz' dedi. Fischer
ayrıca, ABD ile ilişkilerin çok iyi tutulması gerektiğine inandığını
belirterek, 'Irak savaşına 'hayır' cevabı vermek benim için kolay
olmadı. Ancak bugün bile Irak'a girilmesi için öne sürülen gerekçelere
inanmıyorum. Bunun sonu düşünülmemişti. İttifak bağlılığı büyük bir
erdem, ancak bu mantığın ortadan kalkmasına neden olmamalı' diye
konuştu.
ÇİN'E KARŞI KORUNMA
1 Ocak 2005 tarihi itibariyle Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) üyesi ülkeler
arasında tekstil ve hazır giyim kotalarının sona ermesi, sektörün
çoğunluğunu oluşturan küçük ve orta ölçekli işletmelerin rekabet
şanslarını önemli ölçüde azalttı. Kota uygulamalarının kaldırılmasıyla
birlikte, Çin başta olmak üzere bir çok tedarikçi ülke, haksız rekabet
yaratan uygulamalar nedeniyle küresel ticarette dengesizliklere neden
oluyor. Uzmanlara göre söz konusu uygulamaların başında; hükümetlerin
ihracat odaklı ekonomi politikası, yine hükümetlerin sosyal
yükümlülüklerinin zayıflığı, ucuz işgücü, ulusal para değerlerinin yapay
politikalarla düşürülmesi, devlet teşvikleri ve geri ödemesiz düşük
faizli kredi olanakları gibi politikalar sayılabiliyor. Dünya Ticaret
Örgütü (DTÖ), haksız rekabet uygulamalarına karşı alınabilecek çeşitli
önlemlere izin veriyor. Bu önlemlerin başında "Çin'in DTÖ'ye Katılım
Anlaşması" kapsamında alınabilecek korunma önlemleri geliyor. Türkiye,
2005 Ocak ayı başında söz konusu mekanizmayı harekete geçirerek, belirli
ürünlerde Çin'e karşı korunma önlemlerini uygulamaya başlayan ilk DTÖ
ülkesi oldu. Daha sonra benzer önlemler ABD ve Arjantin tarafından da
alındı. Çin'e karşı korunma önlemi alınması amacıyla dokuz ürün
kategorisinde soruşturma başlatan Avrupa Birliği ise, söz konusu dokuz
kategoriden ikisini oluşturan tişört ve keten ipliği ithalatını
sınırlandırmaya karar verdi. Tüm bu önlemler, "Çin'in DTÖ'ye Katılım
Anlaşması" uyarınca, ancak 2008 yılına kadar uygulanabilecek.
KURBAN YOLCU: “ÇİN'İN ÜLKEMİZDEKİ PAZAR
PAYI HER GEÇEN GÜN ARTIYOR”
“Yıldırım Sanayici ve İşadamları Derneği (YISİAD) Başkanı Kurban Yolcu,
Türkiye'nin dış ticaret dengesinin sürekli bozulduğunu, yerli üreticinin
bir bir kepenk indirdiğini söyledi. Bunun sebebinin Çin ve Rusya'dan
yapılan ithalatın artması olduğunu kaydeden Yolcu, "Son 6 ayda
Türkiye'nin yaklaşık 18 milyar dolarlık dış ticaret açığının 8 milyar
dolarlık bölümü, bu iki ülke ile olan ticaretten kaynaklanıyor. Rusya
ile olan dış ticaret açığı enerji girdisi sebebiyle kayıt altında. Fakat
Çin'den yapılan ithalatın büyük bir kısmının kaçak olması yüzünden kayıt
altına alınamıyor. Resmi rakamlara göre 2005 yılının ilk 6 ayında
Çin'den yapılan ithalat 3 milyar dolar. Bize göre asıl rakam çok daha
ürkütücü. Çin'den yılın ilk 6 ayında 3 milyar dolar olan ithalatın kayıt
dışı dahil yıl sonuna kadar 10 milyar dolara ulaşacağını tahmin
ediyoruz. Çin ülkemizde sadece tekstil sektörünün değil, birçok sektörü
tarihe gömmek üzere" dedi. 2005 yılın ilk 6 aylık döneminde Türkiye'nin
Çin'e sadece 300 milyon dolarlık ihracat yaptığını kaydeden Yolcu,
Çin'in İngiltere ve ABD'yi de geride bırakarak Almanya, Rusya ve
İtalya'nın arkasından Türkiye'ye en fazla mal satan üçüncü ülke olduğunu
belirtti. Yolcu, Türkiye'nin Çin'e karşı verdiği 2.7 milyar dolarlık
açığın ise Rusya'dan sonra bir ülkeye karşı verilen ikinci büyük açığı
oluşturduğunu anlattı. Türkiye, bu dönemde Çin'den 2.8 milyar dolarlık
sanayi ürünü, 100 milyon dolarlık tarım ürünü, 93 milyon dolarlık
madencilik ürünü aldığını ifade eden YISİAD Başkanı Kurban Yolcu, sanayi
ürünlerinin yaklaşık 600 milyon dolarını ise tek başına tüketim
mallarının oluşturduğunu ifade etti. Yolcu, Çin'den yapılan ithalatın
toplam ithalat içindeki payının bazı sektörlerde yüzde100'e yaklaştığını
da ifade etti.
Sepet üreticileri de dertli: “Çin malları nedeniyle geleceğimizden
endişe ediyoruz”
Aydın'da geçimlerini sepetçilikle sağlayan Roman vatandaşlar, sepetçilik
mesleğinin teknolojiye ve Çin mallarına yenik düştüğünü belirtti. Merkez
Ilıcabaşı Mahallesi'nde yaşayan ve geçimlerini sepetçilikle sağlayan
Roman vatandaşlar, daha önceleri plastiğe karşı direndiklerini ancak Çin
mallarının Türkiye'de yaygınlaşmasıyla birlikte işlerin tamamen
durduğunu söyledi. Ahmet Akdoğan, "Biz Romanlar'ın en önemli özelliği
sepetçiliktir. Ancak diğer el sanatları gibi bu iş de teknolojiye yenik
düştü. İlk önce plastik sepetler, ardından ucuza satılan Çin malları
bizi iyice zora soktu. Akşama kadar çalışıyoruz. Ancak para
kazanamıyoruz" dedi.
Özbekistan'dan
ABD'ye: Üssü boşaltın
Özbekistan, ABD'den ülkesindeki askerî üssünü tahliye etmesini istedi.
Haberi doğrulayan ABD Savunma Bakanlığı, taleple ilgili değerlendirme
yaptıklarını söyledi.
ABD'de yayımlanan Washington Post gazetesinin haberine göre, Özbekistan
Dışişleri Bakanlığı, üslerin boşaltılması talebini resmi bir yazıyla
ABD'nin Taşkent büyükelçiliğine iletti.
Habere göre, Washington yönetimine üssü boşaltması için altı ay süre
tanındı. Gazete, bu bilgiyi Bush yönetiminin Orta Asya uzmanı üst düzey
bir yetkiliden aldığını açıkladı. ABD Savunma Bakanlığı Pentagon sözcüsü
Gleen Flood, haberi doğruladı ve ''büyükelçiliğe K2 ile ilgili bir
diplomatik notanın geldiğini biliyoruz ve şimdi Dışişleri Bakanlığı ile
birlikte bu notun ne anlama geldiğini değerlendiriyoruz'' dedi.
Flood, söz konusu üssün kendileri ve oradaki müttefikleri için önemli
olduğunu kaydetti. Washington Post, üssün boşaltılmasının ABD'nin
Afganistan'daki operasyonları için 'lojistik sorun' yaratacağını da
kaydetti.
ABD ordusu, Afganistan'da savaşan birliklerine destek amacıyla yaklaşık
dört yıl önce Özbekistan ve Kırgızistan'da üsler açmıştı. Rusya ve
Çin'in bu üslerden açıkça rahatsız olduğu biliniyor. K2 olarak bilinen
Özbekistan'daki ABD üssü, Afganistan operasyonundan bu yana kullanıyor.
'ABD'nin varlığı rahatsız ediyor'
ABD yönetimine üslerini kapatma çağrısı daha önce de Şangay İşbirliği
Örgütü tarafından yapıldı. Dört yıl önce Çin'in girişimiyle kurulan
Şangay İşbirliği Örgütü, ABD'ye 6 temmuzda Orta Asya'daki üslerini
kapatma ve bölgedeki askerlerini çekme çağrısı yaptı. Kazakistan'ın
başkenti Astana'da biraraya gelen Rusya, Çin, Kazakistan, Kırgızistan,
Özbekistan ve Tacikistan liderleri ABD'nin bölgedeki giderek artan
etkinliğini tartıştı.Liderler kabul ettikleri ortak bildiride, ABD
önderliğindeki koalisyon güçlerine Orta Asya'daki üslerini kapatmak için
tarih belirleme çağrısı yaptı.
Halk hareketlerinde ABD'nin etkisi
Bölgedeki ABD rahatsızlığının bir nedeni de son dönemde eski Sovyet
Cumhuriyetleri'nde peş peşe meydana gelen halk hareketleri. ABD ve Rusya
burada da karşı kamplarda yer alıyor.
Gürcistan, Ukrayna ve sonra da Kırgızistan'daki devrimler ve bu
devrimlerde ABD'nin etkisi, bölgede uzun süredir iktidarda olan diğer
liderleri rahatsız etmiş durumda.
Son olarak Özbekistan'ın Andican kentinde patlak veren olaylar, bir kez
daha ABD ile Rusya ve Çin'i karşı karşıya getirdi.
ABD yönetimi, Özbek hükümetini Andican'daki gösterileri kanla bastırdığı
gerekçesiyle eleştirdi. Rusya ve Çin ise, Özbek lider İslam Kerimov'u
destekleyen açıklamalar yaptı.
12
yaşındaki Filistinli vahşice katledildi
Görgü tanıkları, 12 yaşındaki Filistinli çocuğun, Nablus’un dışında
bulunan Karyot köyünde, evinin yakınlarında bir grup İsrailli yerleşimci
tarafından pusuya düşürüldüğünü söyledi. Hastane kaynakları, çocuğun 11
kez bıçaklanarak öldürüldüğünü kaydetti. İsrailli bir polis yetkilisi,
olayla ilgili soruşturmanın sürdüğünü bildirdi.İsrail’de, Ariel Şaron
hükümetinin ağustos ortasında başlatacağı işgal altında tuttukları
Gazze’den çekilme planını engellemek amacıyla Gazze’ye doğru 3 gündür
yol almaya çalışan geri çekilme karşıtlarının yürüyüşü, hedeflerine
ulaşamadan sona erdi. Yürüyüşe Netivot’tan pazartesi başlayan, 7
kilometre kat edildikten sonra, Gazze Şeridi’ne yakın bir noktada İsrail
sınırları içindeki Necef Çölü’nde moşav adıyla anılan çiftliklerden Kfar
Maimon’da binlerce polis ve asker tarafından abluka altına alınan
göstericilerin, dün gece yeniden başlattıkları yürüyüş de güvenlik
kuvvetlerinin engeline takıldı. Kfar Maimon’un ana giriş kapısını
kapatan ve etrafını tümüyle saran güvenlik güçleri, Kfar Maimon’un arka
kapısına doğru başlatılan son yürüyüş hamlesini de sonuçsuz bıraktı.
Göstericilerin arka kapıdançıkmalarına da izin verilmedi. Batı Şeria ve
Gazze Şeridi’ndeki Yahudi Yerleşimleri Konseyi Yeşa, gece yürüyüşü sona
erdirdiklerini açıkladı. Polis de Kfar Maimon’un ana girişlerini açtı.
Binlerce gösterici, saat 02.00’den itibaren, gönülsüz de olsa evlerine
dönmek üzere yola koyuldu.
Çin ve Rus
liderleri Moskova da Buluştu
Çin ve Rus liderler, iki ülke arasındaki önemli sorunların hemen
hepsinin çözüldüğünü belirtti.
Çin ve Rusya devlet başkanları, Moskova'da bir zirve toplantısı
düzenleyerek Orta Asya'da güvenliği artırma ve iki ülke arasındaki
ekonomik ilişkileri geliştirme kararları aldı. Çin ve Rusya arasında
ikili ilişkilerin gelişmesinden memnuniyetini ifade eden Rusya Devlet
Başkanı Vladimir Putin, görüşme sonrasında yaptığı konuşmada "İki ülke
arasındaki bütün önemli siyasi sorunların hemen hepsini çözdük. Bölgesel
işbirliği için geniş imkanlar var. Askeri bağlarımızı geliştirmek ve
savun bakanlıklarımız arasındaki işbirliğini artırmak istiyoruz" dedi.
Çin devlet başkanı Hu Jintao ise, her iki ülkenin ortak güvenlik
hedefleri bulunduğuna dikkat çekerek, "Önemli bölgesel ve uluslararası
sorunlarda koordinasyon ve işbirliğimizi artırıyoruz. Bunlar Orta
Asya'da istikrarın garanti altına alınması, Şanghay grubu, Birleşmiş
Milletler'in şekli ve Kore yarımadasındaki nükleer problem" dedi.
Perşembe günü Moskova'ya gelen Hu, Rusya'da 4 günlük bir ziyaret için
bulunuyor. Hu'nun Sibirya'nın Novosibirsk şehrine giderek burada bölge
liderleri ile de görüşeceği kaydedildi.
Sadık
Ahmet’e Batı Trakya'da anma töreni
Batı Trakya Türkleri'nin tek siyasi partisi olan 'Dostluk Eşitlik Barış
Partisi'nin kurucusu ve ilk Genel Başkanı
Dr. Sadık Ahmet, ölümünün 10. yılında Batı Trakya'daki kabri başında
düzenlenecek bir törenle anıldı
Batı Trakya Türkleri’nin efsanevi lideri Dr. Sadık Ahmet ölümünün 10.
yılında sevenleri tarafından dualarla anıldı. Batı Trakya Türkleri’nin
ilk ve tek siyasi partisi Dostluk-Eşitlik-Barış Partisi’nin (DEB)
kurucusu, ilk genel başkanı ve Batı Trakya Türk Azınlığı’nın
liderlerinden Dr. Sadık Ahmet’in Gümülcine’deki kabrinde düzenlenen anma
törenine bölgede yaşayan Batı Trakya Türkleri’nin yanı sıra, bazı
milletvekilleri ve çok sayıda davetli katıldı. Anma törenine Kur’an-ı
Kerim okunması ile başladı. Daha sonra ilk konuşmayı yapan DEB Partisi
Genel Başkanı Ahmet Hacıosman, Batı Trakya Türkleri’nin haklı davasını
dünyaya duyuran Dr. Sadık Ahmet’in verdiği mücadeleleri hatırlatarak;
“Batı Trakya Türkleri’nin var olan haklarını kazanmak için dünyanın dört
bir yanını dolaşan bir insandı. Böyle bir insanı unutmak mümkün değil;
dedi. Törende babası Sadık Ahmet’e yazdığı duygu yüklü şiirleri okuyan
Funda Sadık Ahmet’i dinleyen ziyaretçiler gözyaşlarına hakim olamadı.
Sadık Ahmet için Gümülcine’deki Eski Cami’de bir de Mevlid-i Şerif
okutuldu.
NAHCIVAN'DA NELER OLUYOR?
Geçtiğimiz günlerde toplanan Şanghay Güvenlik
İşbirliği Örgütü, Amerika'ya, "bu bir ültimatom sayılır".
dediği bir çağrıda bulundu: "Orta Asya'dan güçlerini çekmek için takvim
yap!" Şanghay İşbirliği örgütü,
Rusya, Çin, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan ve Tacikistan'dan
oluşuyor.
Amerika bölgeye 11 Eylül 2001'den sonra, ilgili ülkelerin muvafakatini
alarak ve terörle mücadele gerekçesi ile girdi; gerekçe Şanghay
İşbirliğinin oluşum gerekçesi ile örtüştüğü için Rusya ve Çin, bu girişe
itiraz edemedi. ABD güçleri, Afganistan'a aynı gerekçe ile operasyona
başladığında da, gerek Rusya ve gerekse Çin, kısa süreli olması kaydıyla
buna karşı çıkmadıklarını açıkladılar.
Şimdi aradan dört yıl gibi bir zaman geçtikten sonra yapılan bu çağrı,
bölgede küresel güçlerin hakimiyet mücadelesinde, yeni bir dönemin
başlangıcı niteliğindedir.
Küresel güçlerin bu hakimiyet mücadelesine paralel olarak ve aslında o
mücadelenin yönlendirdiği daha küçük çaplı, bölgesel güçlerin hakimiyet
mücadelesi denilebilecek gelişmeler de bölgede yaşanıyor. Bunlar
arasında Ermenistan ve İran'ın , karayolu ve demiryolu, doğal gaz hattı,
Erivan'da bir üniversite büyüklüğünde Farsça öğretim merkezi,.. gibi
örnekleriyle, Rusya destekli yakınlaşması dikkatleri çekiyor. İran ve
Ermenistan'ın, kültür ve medeniyet farklılığına dayalı ideolojik
perspektiften bakınca yadırganabilecek bu işbirliği, bölgesel dengeler
açısından bakınca yerli yerine oturuyor. Üstelik bu, yeni bir olgu da
değil; yüz yıla yakın bir süredir, İran ve Rusya, Ermeni diasporasının
en güçlü olduğu ülkeler arasında yer alıyor.
Ermenistan, 1992'de işgal ettiği Azerbaycan topraklarından ve
Karabağ'dan çıkmamakta kararlı görünüyor. Rusya destekli İran-Ermenistan
yakınlaşmasının önemli bir sonucu, Ermenistan'ın bölgedeki bu istilâcı
politikasında yalnızlığa düşmemiş, dolayısı ile, kararlılığını
sürdürecek cesareti bulmuş olmasıdır.
Ermenistan, işgal ettiği Azerbaycan toprakları ile Karabağ'a nasıl
doğrudan irtibat kurabiliyor ise, Nahcıvan da Türkiye ile Azerbaycan
arasında öyle bir karayolu irtibat köprüsü, hatta Türkiye'nin Kafkasya
üzerinden bütün bir yakın doğuya ve Türkistan Cumhuriyetlerine açılımını
sağlayan bir karayolu bağlantısı oluşturuyor. Şimdi, PKK'nın bölgede
konuşlandığına dair öteden beri süregelen duyumlara ilâve olarak,
Nahcıvan'a, Nahcıvan yönetiminin himayesinde ve İran desteğinde bir Kürt
iskânı olduğu duyumları alıyoruz.
PAKİSTAN NASIL
BAĞIMSIZ BİR DEVLET?
Ürümçi Vilayet mahkemesi bundan üç ay önce gizli yargılama yaparak 2002
yılının Ağustos ayında, Pakistan’da yaşamakta iken Pakistan yetkilileri
tarafından Çin’e iade edilen Kaşgarlı Muhammet Tohti’yi müebbet hapis
cezasına çarptırmıştı. Muhammet Tohti uzun yıllardan beri Pakistan’da
yaşamakta olan Doğu Türkistanlı muhacirlerden biriydi. Fakat Doğu
Türkistan’daki Çin güvenlik güçleri, 2002 yılının 8. ayında Pakistan
hükümeti’nin iç güvenlik dairelerinin izni ile Pakistan’a sivil polis
görevliler göndererek Muhammet Tohti’ yi Ravalpindi’de tutukladıktan
sonra Ürümçi’ye götürmüşlerdir. Muhammet Tohti tutuklanmadan önce BM
örgütünün Pakistan’daki mülteciler bürosuna siyasî sığınma talebinde
bulunmuş ve Muhammet Tohti’nin bu isteği de kabul edilmiş olduğundan
İsviçre’ye yerleşmek üzere yola çıkışından birkaç gün önce Çin
polislerince tutuklandı.( RFA 25.07.2005)
KIRGIZİSTAN DEVLET BAŞKANINDAN ABD’YE “ASKERİNİZİ
ÇEKİN” UYARISI
Kırgızistan Devlet Başkanı Bakiyev Rusya televizyonuna verdiği demeçte
Afganistan’da ki durumun tedrici olarak normale dönmesine paralel olarak
Amerika’nın Kırgızistan’daki askeri üslerini geri çekmesi gerektiğini
vurguladı.
Bakiyev’ in ifadelerine bakılırsa çok yakın bir zamanda ABD’nin Orta
Asya bölgesindeki askeri varlığının bir an evvel sona erdirilmesi
hususunda bir görüşme gerçekleştirmeyi planladığı anlaşılmaktadır.
O, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Kırgızistan’ın talebi üzerine yakın
zamanda Kazakistan’ın başkenti Astana’da gerçekleştirilen Şanghay
Dayanışma Teşkilatı (Şanghay Altılısı) başkanları tarafından onaylanan
ortak beyanatta Afganistan’daki terörizme karşı yürütülen büyük çaplı
harekatın sona ermesini müteakip terörizme karşı ortak hareket eden
taraflardan Şanghay Dayanışma Örgütü üyesi devletlerdeki geçici askeri
üslerin vazifeleri de sona erdi.”
2001 yılında Amerika, Afganistan’daki Taliban varlığına karşı savaş açma
fırsatını elde etmiş, bu esna da da Kırgızistan’ın Manas Hava alanında
Askeri üs kurmuştu. Söz konusu Askeri Üs’ te ABD’nin ve müttefiklerinin
1500 civarında askeri ve savaş uçakları bulunuyordu. Amerika
Kırgızistan’dan hariç Özbekistan ve Tacikistan Hava alanlarına da asker
yerleştirmişti.
Türkmenler ABD'yi
eleştirdi
ITC'nin Washington temsilcisi Orhan Ketene, Kerkük, Musul ve Irak’ın
Kuzeyindeki diğer
büyük kentlerin, ABD'nin onayıyla ve gözünün önünde Kürt milisler
tarafından istila edildiğini söyledi.
Ketene, o zamandan bu yana Kürtlerin Irak’ın bu bölgesinin yönetimine
fiilen el koyduğunu belirtti. Iraklı Türkmenleri bir araya getiren Irak
Türkmen Cephesi (ITC), ülkenin ABD tarafından işgalinden bu yana yapılan
uygulamaların azınlıklar için hayal kırıklığı verici olduğunu
belirterek, ABD'yi Irak’ın kuzeyinde Kürtleri desteklemekle eleştirdi.
Washington'da düzenlenen bir basın toplantısına Iraklı bazı Hıristiyan
gruplarının temsilcileriyle katılan ITC'nin Washington temsilcisi Orhan
Ketene, işgalin ardından kendilerine verilen bütün sözlere karsın,
Kerkük, Musul ve Irak’ın kuzeyindeki diğer büyük kent ve kasabaların,
ABD'nin onayıyla ve gözünün önünde Kürt milisler tarafından istila
edildiğini söyledi. Ketene, o zamandan bu yana Kürtlerin Irak’ın bu
bölgesinin yönetimine fiilen el
koyduğunu belirtti. Irak'ta 30 Ocakta yapılan seçimlerin kuzeydeki
bölümünü ülke tarihinin en büyük sahtekarlığı olarak nitelendiren
Ketene, bu bölgede yüz binlerce Türkmen ve Asuri Hıristiyan’ın oy
vermekten alıkonulduğunu ve yüz binlerce Türkmen'in oyunun Kürtler için
sayıldığını anlattı. Ketene, bu
yüzden, Irak’ın siyasi hayatında Türkmenlerin ve Hıristiyanların rolünün
sembolik düzeyde kaldığını kaydetti. ITC Washington temsilcisi Ketene,
Kerkük'ün Kürt yöneticilerinin bütün amacının, kentin Kürt hayallerinde
yaşatılan "Kürdistan"a dahil edilmesi olduğunu ve bu yüzden agirligin
kentin nüfus yapisinin degistirilmesine verildigini vurguladi. Ketene,
bölgedeki Türkmenlerin, Asuri Hıristiyanların ve Araplarin, bu duruma
sert şekilde karşı çıktığını ifade etti. Ketene, bölgedeki imar
projelerinin genelde Kürt şirketlerine verildiğine de dikkati çekti.
Orhan Ketene, "Irak’ı işgal eden güç, despot, otoriter bir ülke olsaydı,
o zaman adalet
ve demokrasi beklemezdik. Ancak Irak’ın, ülkeye eşitlik, demokrasi,
adalet ve çoğulculuk getirme sözü veren ABD tarafından işgal edilmesi
karsısında, bu sözlerin yerine getirilmesini bekliyoruz" dedi. Ketene,
Irak'ta şimdiye kadar yürütülen idari usul ve süreçlerin azınlıklar için
hayal kırıklığına yol açtığını belirterek, "önemli olan sözler değil,
istir" diye konuştu.
Orhan Ketene, Kürtleri, üçte ikisi Sünni, üçte biri Şii olan Türkmenler
arasına nifak sokmaya çalışmakla da suçladı. basın toplantısında söz
alan Irak'taki Keldani-Asuri Hıristiyanların temsilcileri de, Kürtlerin
baskısından yakındı.
Yeni
Sözde Kürdistan haritasına Kerkük'ü de dahil ettiler
Irak Kürdistan Demokrat Partisi (IKDP) yöneticilerinden Molla Bahtiyar,
sözde yeni haritanın kuzey Irak'bölge parlamentosu' ve Kürt partileri
tarafından onaylandığını söyledi.
Yeni harita, halen Kürt partilerin kontrolündeki bölgeyi güneye doğru
genişletiyor ve Bağdat'ın 150 km kadar güneydoğusundaki Badra ve Cassan
kasabalarını da içeriyor. Molla Bahtiyar, 'Federal Irak'ta Kürdistan'ın
sınırlarını gösteren resmi bir haritaya ihtiyacımız var. Yeniden çizilen
harita, tarihi ve coğrafi gerçeklere dayanıyor ve bu haritaya bağlı
kalmaya kararlıyız' dedi.
Bahtiyar, 'Herhangi bir müzakerede bazı siyasi ayrıcalıklar veya
bakanlık makamları konusunda taviz vermeye hazırız ama Kürdistan'ın
sınırları kırmızı çizgidir ve Kürt liderler bu sınırlara bağlıdır' dedi.
Bahtiyar, 'Anayasayı hazırlayan komisyondaki bazı kişilerin, özellikle
Sünni Arapların federalizm fikrine, Irak'ı bölmeye yönelik bir adım
olduğu gerekçesiyle karşı olduklarını, ancak federalizmin birleşik bir
Irak için en iyi garanti olduğunu' ileri sürdü. Yeni Kürdistan
haritasına Kerkük'ü de dahil ettiler.
İgemberdi’ye Ülkü Ocaklarından Destek
BASIN AÇIKLAMASI - Yıllarca Çin'de cezaevinde yattıktan sonra
Avustralya'nın Sidney kentinde yaşayan Doğu Türkistan'ın sürgündeki
Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi Türkiye'ye sokulmamasını Türk
milliyetçileri olarak büyük bir şiddetle kınamaktayız.
Hayatını Doğu Türkistan'ın geleceği için adayan, yıllarca bu uğurda
cezaevinde yatan büyük Türk milliyetçisi Ahmet İgemberdi'nin, ikinci
vatanım dediği Türkiye'de böyle kötü bir muameleyle karşılaması bu
ülkenin gerçek sahipleri olan Türk milliyetçilerini derinden üzmüş ve
yaralamıştır.
Her konuda olduğu gibi AKP iktidarı bu konuda da, millî bir hassasiyet
gösterememiştir. Türk milliyetçileri olarak; hükümetimizden derhal Ahmed
İgemberdi Beyefendi'den özür dilemesini beklemekte ve Türkiye'de hak
ettiği şekilde misafir edilmesini istemekteyiz. Çünkü bu ülke, Türk
milletinin ve bu uğurda mücadele edenlerin vatanıdır. Türklük
mücadelesinde emeği geçen herkes, bu ülkede baş tacı yapılmalı ve hak
ettiği saygıyı görmelidir.
Tanrı Türkü korusun ve yüceltsin....
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Genel Merkezi
TÜRK DÜNYASI İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
BASIN AÇIKLAMASI-Doğu Türkistan'da insanca yaşama mücadelesi veren
İnsanların temsilcisinin Türkiye ye alınmamasını kınıyoruz.
Enver Yusuf’un bütün hak ve özgürlükleri yok sayılarak Türkiye ye
alınmaması İnsan Hak ve Özgürlüklerinin gaspıdır. Bu yaşananlar sadece
Türkiye'nin değil tüm uygar milletlerin ortak ayıbıdır. İnsan hak ve
özgürlükleri bağlamın da yaşanmış olan bu olay karşısında herkesi tavır
almaya davet ediyor ve bu yanlışın bir an evvel giderilmesi için Enver
Yusuf’u Türk dünyası İnsan Hakları Derneği olarak, Türkiye ye davet
ediyoruz. 55 yıldır Çin zulmü altında inim inim inleyen Doğu
Türkistanlılar, Çin kanunlarında da tanınmış olan hakları başta olmak
üzere, bütün hakları gasp edilerek, etnik bir yok etme politikasıyla
karşı karşıya bırakılmıştır. Yaşanmakta olan Çin vahşetini bir nebze
olsun Türkiye'de yaşayan öz kardeşlerine duyurmak için Türkiye ye gelmek
isteyen Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti'nin Başkanı Enver Yusuf Çin
Başbakanı'nın talebi üzerine (09.07.2005) Atatürk Havalimanı'nda çok
sayıda emniyet mensubu tarafından etrafı çevrilerek gözaltına
alınmıştır. Bu uygulamayı İnsan Hak ve özgürlüklerinin ihlali olarak
değerlendiriyor ve Seyhat özgürlüğü kısıtlanmış; “Almanya üzerinden
yasal vizesi ile Türkiye'ye giriş yapmak isteyen DTSH Başbakanı Enver
Yusuf'un güvenlik güçlerince 7 saat gözaltına alınarak Almanya'ya
gönderildiği öğrenilmiştir.” yapılanları protesto ediyoruz. Doğu
Türkistan Sürgün Hükümeti Başbakanı'na ülkeye giriş izni verilmeyerek;
Doğu Türkistan Türk’ünün yaşayanına tahammül edemeyen Çin, ölülere bile
işkence etmekte ve organlarını pazarlamakta Çin’in kendi kanunlarında
yer alan azınlık haklarını yok saymakta Doğu Türkistan da yapılmakta
olan Nükleer denemelerle insanları kobay olarak kullanan, İnsanların en
temel hakkı olan üreme hakkını elinden alan, Hak ve özgürlükler
bağlamında konuşan herkesi terörist olarak ilan eden ve yaşama hakkını
elinden alan, Çalışma kampları adı altında Alman Nazi kamplarından daha
kötü şartlarda insanlara zulmeden, Doğu Türkistan’a sürekli ve planlı
organize edilmiş Çinli göçüyle asimilasyon uygulayan Çin politikalarına
ortak olmuşturlar...Bütün bu yaşanan olayları anlatmak, Çin'in işgal ve
istilası altında bulunan Doğu Türkistan'da devam ede gelen soykırımı tüm
kamuoyuna duyurmak amacıyla Türkiye ye gelmek isteyen Enver Yusuf’u
Türkiye ye almayan anlayış, 1998 Mesut Yılmaz hükümetinden farklı
olmadığını ortaya koymuştur.
Yapılan bu yanlışın bir an evvel düzeltilerek yetkililerin gereğini
yapmasını bekliyoruz.
Abdullah BUKSUR- GENEL BAŞKAN
Kerimov, Çin'e gitti ve Pekinde günah çıkarttı
Özbekistan ERK Partisinin lideri ve Birleşmiş Özbek Muhalefeti Başkanı
Muhammed Salih'in basın açıklaması:
Bugün Londra'da gerçekleştirilen terör eylemini kınamak istiyorum. Bu
sözde İslam adına yapılan eylem aslında İslam'a vurulan bir darbedir. Bu
eylemler Özbekistan'ı yöneten diktatör Kerimov gibi diktatörlere yarar,
onların kolunu güçlendirir. Biliyorsunuz, Kerimov Andıcan'da Özbek
halkına karşı işlenen soykırımdan hemen onra Çin'e gitti ve Pekinde
günah çıkarttı. Pekin Andican olaylarını tarafsız teftişinı talep eden
BM ve Batı devletlerine karşı Pekinden destek ve himaye isteyen
Kerimov'u onun ayakları altına kırmızı halılar döşeyerek karşıladı. Ve
hiç tereddüt etmeden Andican soykırımını Özbekistan'ın iç işi diye
değerlendirdi ve Kerimov'a tam destek verdi. Kerimov aynı desteği
Rusya'dan da aldı. Ve neticede bir yıl öncesinde sıkı bir Batı Ve ABD
ortağı gözüken Kerımov bir anda Rusya ve Çin muhlisi olarak yeni bir
sıfatla dünya kamuoyu önüne çıktı. Ve böylece Özbekistan devleti
geleceği Kerimov'un kendi iktidarını koruma gibi bir küçük menfaat
uğruna feda edilmek üzere. Kerimov iktidarı kaybetme korkusuna
kapılarak, Batıya karşı Çin ve Rusya ya sığınması Merkezi Asya ve tüm
eski Sovyet hudutların da jeopolitik dengeyi değiştirecek çapta bir
harekatı kışkırtmıştır. Çin devletinin sivil yayılmacılık stratejisi
uygulanma aşamasında artık.
Bu bir panik havası değildir. Bugün Rusya'nın Uzak Doğusundan Kazakistan
ve Kırgızistan sınır bölgelerine kadar uzanan geniş bir alanda başlanan
sivil göç akımı gün geçtikçe hızlanmaktadır. Yasal olmayan yollardan
bölgeye sızan Çinlı işadamı ve turist kılıfındaki Çin vatandaşları
sayısı saat sayın çoğalmakta ve onlar hiç bir zaman geri
donmayacaklardır. Kazakistan bu yayılmacı siyasete karşı önlem almaya
çalıştı fakat son gelişmeler, özellikle Çin ile enerji dalındaki
anlaşmalar, iktisadi menfaatler bu hayati önem taşıyan jeopoilık
meseleyi art plana itti. Bu da Çinli kaçakları rahatlattı ve onlar artık
bölgede daha rahat hareket edebiliyorlar. Diğer taraftan, Kerimov'un Rus
lider Putin'le son görüşmeleri Özbekistan ordusunu Rusya askeri
stratejisi boyunduruğuna sokmak üzere. Kerimov, Özbek ordusunu teknik
mühimmat cihetten tamimiyle Rus ordusu standartlarına uyduracak. Aynı
zamanda Kerimov Rusya uçaklarına Özbekistan'da 6 havaalanını kullanma
izni verdi. Yani, Kerimov'un küçük, ferdi menfaatleri uğruna yapılan
aklıksızca siyaseti Merkezi Asya'nın anahtar ülkesi Özbekistan'ı
tehlikeli bir jeopolitik maceraya sürüklemek üzere. 5 Temmuzda Astana'da
gerçekleşen Şanghay Birliği toplantısında iki büyük komşumuz Çin ve
Rusya menfaatlerini gözeten bir strateji üzerinde anlaşıldı. Merkezi
Asya Türk Cumhuriyetleri liderlerinin hepsi bu stratejinin uygulanması
için hizmet edecekler. Peki, bizim kardeş Türkiye bu başlanmakta olan
maceranın neresinde?
7 Eylül 2005, Washington
4 bin yıllık Orta Asya
Türkleri
Uygur, Kırgız ve Kırım'ın içinde yer aldığı 4 bin yıllık Orta Asya
Türkleri'nin kullandığı türküler bulunup, tekrar bestelenerek
sanatseverlerin ilgisine sunuldu.
Eserler hayranlıkla dinlenirken, otistik çocukların tedavisinde
kullanılan müzik ve su sesi yöntemiyle yapılan bin yıllık tedavinin
gösterimi nefes kesti. 25. Uluslararası Çorum Hitit Fuar ve Festivali
çerçevesinde düzenlenen 'Tarih İçinde Türk Musikisi' konseri, Doç. Dr.
Rahmi Oruç Güvenç başkanlığında gerçekleşti. Çorum Devlet Tiyatrosu'nda
gerçekleşen konserde, 4 bin yıl önce Orta Asya Türkleri tarafından
üretilen yapıtlar, gün yüzüne çıkartılıp tekrar bestelendikten sonra
sanatseverlerin ilgisine sunuldu. Doktora çalışmasını Orta Asya
türküleri üzerine yaparak kendini buna adayan Doç. Dr. Rahmi Oruç,
İngiltere'de yaptığı öğrenimi sırasında İngiltere'nin, otistik
çocukların tedavisinde, bin yıl önce musiki ve su sesi tedavisini
uyguladığını gördüğünü söyledi. Manas ve Ergenekon destanını anlatan
türküler ile Uygur, Kırgız, Kırım ve Azeri kültürlerine ait eserleri,
araştırmalar sonucunda tekrar besteleyen Doç. Dr. Güvenç ve ekibi,
ilginç ve çok sesli müzikal eserleri, giydikleri kültürel giysiler
içerisinde konserle halka ulaştırdı. Çorum Belediye Başkanı Turan
Atlamaz'ın da bizzat izlediği konserde, bay ve bayan semazenlerin
gösterisi ile çekilen zikirler, musiki dolu bir gecenin yaşanmasıyla son
buldu.
Irak'ta insanlar yaşamla ölüm arasında
Irak'ta yılbaşından bu yana meydana gelen şiddet olaylarında, yarısından
çoğu sivil 4 bin Iraklı hayatını kaybetti.
İçişleri, Savunma ve Sağlık Bakanlığı kaynaklarından elde edilen
istatistiklere göre, 2005'in ocak ayından bu yana ölen Iraklıların
2072'si sivil, 855'i direnişçi, 765'i polis, 308'i asker. En çok can
kaybı meydana gelen ayin mayıs olduğu belirtilen istatistiklerde,
yılbaşından bu yana 4785 direnişçinin gözaltına alındığı kaydedildi.
İstatistiklere göre, bu ay Irak'ta 578 polis, asker ve sivil öldürüldü,
846 Iraklı yaralandı. Bu ay saldırıların sayısında düşüş olduğu ve
Irak'ta haziran ayında 160, temmuz ayında 109 saldırı düzenlendiği
belirtildi. Bu arada Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün düzenlenen 2 bombalı
saldırıda 5 Amerikan askerinin öldürüldüğü bildirildi. ABD ordusu
sözcüsü Çavuş David Abrams, önceki gece yarısına doğru Bağdat'ın
güneybatısında bir Amerikan konvoyunun geçtiği yolda bir bombanın
infilak etmesi sonucu 4 askerin öldüğünü söyledi. Sözcü, kentin
güneyindeki Dora bölgesinde, Amerikan devriyesinin hedef alındığı
bombalı saldırıda da 1 Amerikan askerinin öldüğünü, 2 askerin
yaralandığını belirtti.
Irak İçişleri Bakanlığı kaynakları, bu saldırıda bir Iraklı sivilin de
hayatını kaybettiğini duyurdu. Böylece Amerikan güçlerinin Irak'ı işgal
ettiği Mart 2003'ten bu yana bu ülkede ölen Amerikan askerlerinin sayısı
1793 oldu. Öte yandan Irak'ın güneyindeki Basra kentinde, özel bir
güvenlik şirketinde çalışan iki İngiliz’in öldüğü, İngiliz konsolosluğu
konvoyuna yapılan saldırıyı çok az bilinen bir grup üstlendi.
Aralarında, Ebu Musab Ez Zerkavi'nin liderliğindeki Irak El Kaide'si
gibi grupların da bulunduğu direnişçi gruplar tarafından kullanılan
internet sitesindeki açıklamaya göre, saldırının sorumluluğunu, daha
önce üç İngiliz askeri ve bir Iraklı yargıcın öldürülmesini üstlenen
"İmam Hüseyin Tugayları" adlı örgüt üstlendi. Örgüt tarafından
yayınlanan bildiride, "Allah'a şükürler olsun, dün sabah patlayıcı bir
maddeyle İngiliz konvoyuna saldırı düzenlendi, iki İngiliz öldürüldü"
denildi.
Hain Saldırı
Teröristler, Hakkari'de iki astsubayın içinde bulunduğu otomobili havaya
uçurdu.
Şemdinli Yüksekova arasında askeri araca mayınlı saldırıda yaralı yok,
Tunceli'de 2 PKK'lı gözaltında.
HAKKARİ'DE, bulundukları araca bomba konulan iki astsubay şehit oldu.
Hakkari Vali Vekili Sezgin Üçüncü, Cumhuriyet Caddesi'nde bir araçta
meydana gelen patlamada, olay yerinde bulunan 2 astsubayın şehit
olduğunu bildirdi. Üçüncü, patlamanın araca yerleştirilen bombadan
kaynaklandığını belirterek, şehit olan astsubayların Hakkari Tugay
Komutanlığı'nda görevli astsubaylardan Şevket Kaygısız ile Burhan Baykal
olduğunu açıkladı. Üçüncü, otomobilin astsubaylara ait olmadığını,
patlama sırasında astsubayların araçların içinde olduğunu, patlamanın
nedeni ve bombanın özelliği ile ilgili soruşturmanın geniş çaplı olarak
sürdürüldüğünü kaydetti. Üçüncü, patlama sırasında bir kişinin
yaralandığı şeklinde kendilerine ulaşan bilginin de asılsız olduğunu
bildirdi. Öte yandan, patlamanın ardından başlatılan geniş çaplı
güvenlik önlemleri kapsamında, il merkezine giriş çıkışların geçici
olarak durdurulduğu, şüpheli bir aracın arandığı bildirildi.
Şehitlere Son Görev
Şevket Kaygısız'ın cenazesi, Kırıkkale'de düzenlenen törenle toprağa
verildi.
Şehit Astsubay Kaygısız için Nur Camii'nde düzenlenen cenaze törenine,
şehit astsubayın ailesi ve yakınları, Kırıkkale Vali Vekili Sebahattin
Kapucu, AKP Kırıkkale milletvekilleri Murat Yılmazer, Ramazan Can, CHP
Milletvekili Halil Tiryaki, Mühimmat Komutanlığı Komutanı Tuğgeneral
Yıldırım Öngören, Belediye Başkan Vekili Ali Danış ile çok sayıda
vatandaş katıldı. Törene 2 aylık bebeği Aybüke ile gelen şehit astsubay
Kaygısız'ın eşi Mehtap Kaygısız'ın, bebeğine sarılarak ''Bir Şevket
ölür, bin Şevket gelir'' diyerek etrafındakileri teselli etmeye
çalışması törende bulunanlara duygulu anlar yaşattı. Şehit Astsubay
Kaygısız'ın cenazesi, burada kılınan cenaze namazının ardından askeri
bir araçla Kırıkkale Şehitliği'ne getirildi. Askeri manganın saygı
atışının ardından, Kaygısız'ın cenazesi toprağa verildi.
AK PARTİ’YE KOMÜNİST PARTİLERİNİN İLGİSİ...
Adalet ve Kalkınma Partisi (AK Parti) aynı anda hem Çin'deki hem de
Küba'daki komünist partisinden davet aldı. AK Parti Genel Başkan
Yardımcıları Dengir Mir Mehmet Fırat ve Bülent Gedikli başkanlığındaki
parti heyeti Çin'e giderken, başka bir heyet de Küba’ya gidiyor.
AK Parti'ye, Çin Komünist Partisi ve Küba Komünist Partisi'nden davet
geldi. Çin Komünist Partisi'nden gelen daveti olumlu karşılayan AK
Parti, 7 kişilik bir heyeti Çin'in başkenti Pekin'e gönderdi. AK Parti
Genel Başkan Yardımcıları Dengir Mir Mehmet Fırat ve Bülent Gedikli, AK
Parti Kadın Kolları Genel Başkanı Selma Kavaf ve bazı
milletvekillerinden oluşan heyet Çin'e gitti. Çin Komünist Partisi ile 3
gün sürecek bir toplantı gerçekleştirildi. AK Parti kurmayları, Komünist
Parti'nin program ve tüzüğünü inceleyecek. Parti kurmayları, AK
Parti'nin programını da Komünist Parti yetkililerine aktaracak.
Çin Komünist Partisi yöneticileri, geçtiğimiz sene AK Parti'nin daveti
üzerine Ankara'ya gelmiş, bazı temaslarda bulunmuştu.
AK Parti'ye Çin Komünist Partisi'nin yanısıra Küba Komünist Partisi'nden
de davet geldi. Küba'dan gelen davete AK Partinin sıcak baktığı
öğrenildi. Küba'ya AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli'nin
başkanlığında bir heyetin gitmesi bekleniyor. AK Parti Dış İlişkilerden
Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, komünist partilerden gelen
daveti, "Dünyadaki bütün partilerle ilişki kurmaya çalışıyoruz. Bu da
onun bir parçası. Parti programımızı ve tüzüğümüzü anlatacağız.
Türkiye'deki siyasi sistemi anlatacağız. İkili ilişkilerimizi
geliştirmek istiyoruz. Bizim için önemli bir gezi olacak" diye konuştu.
|