|
CİHAD'IN SEBEBİ NEDİR?
714 Kur'an-ı
Kerim'de: "Müşrikler sizinle nasıl topyekün harb ediyorsa, siz de onlarla
topyekün harb ediniz"(12) hükmü beyan buyurulmuştur. Hanefi fûkuhası, bu
Ayet-i Kerime'yi esas alarak; müşriklerle ve kafirlerle yapılması emredilen
cihad; onların İslâm'a karşı savaş açmalarının sebebiyledir.(13) hükmünde
ittifak etmiştir. İmam-ı Merginani; savaşın farziyeti ile ilgili olarak bu
Ayet-i Kerime'yi zikrettikten sonra: "Ve Resûl-i Ekrem (sav): "Cihad kıyamet
gününe kadar devam edecektir" buyurmuştur. Bununla bâkî olan bir farzı murad
etmiştir."(14) hükmünü beyan etmektedir. 715 Mü'minlerin; kendi içlerinden
bir "Ulû'lemr"seçmelerinin temel sebebi; İslâm'ın emirlerini hakkı ile edâ
etmektir.(15) "Ulû'lemr" yeryüzündeki bütün mü'minlerin (Herhangi bir ayırım
yapmadan) haklarının takipçisi ve koruyucusudur. Nitekim İmam-ı Serahsi: "Cihad'dan
maksad; müslümanların emniyet içinde bulunmaları, din ve dünya işlerini
yürütme (Edâ edebilme) imkanına kavuşmalarıdır"(16) hükmünü zikreder. Darû'l
İslâm'a hicret etme imkanını bulamamış, zayıf ve azınlık durumunda bulunan
mü'minlere; "Tağuti rejimler" zulmetmeye kalkarlarsa, "Ulû'lemr" derhal
cihad ilân edebilir. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de: "İman edib hicret edenler,
Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad'da bulunanları (Muhacirleri)
barındırıb, yardım edenler (yok mu?) İşte birbirlerinin velileridir. İman
edib de hicret etmeyenlere ise, hicret edecekleri zamana kadar, sizin onlara
hiçbir şey ile velâyetiniz yoktur. (Bununla beraber) eğer onlar din
hususunda sizden yardım isterlerse, yardım etmek üstünüze borçtur. Şu kadar
ki sizinle aralarında muahede bulunan bir kavm aleyhine değil. Allah
yapacaklarınızı hakkı ile görücüdür."(17) hükmü beyan buyurulmuştur. Yine
diğer bir Ayet-i Kerime'de: "Size ne oluyor ki, Allah yolunda ve acz-û
ızdırab içinde bırakılıp: "Ey Rabbimiz, bizi ahalisi zalim olan şu
memleketten (kurtarıp) çıkar, bize tarafından bir sahip gönder, bize
katından bir yardımcı yolla" diyen erkekler, kadınlar ve çocuklar uğrunda (Muzdaz'afinler
için) düşmanla çarpışmıyorsunuz?"(18) buyurulmaktadır. 716 Cihad'ın diğer
bir sebebi de; kâfirlerin, mü'minlerle olan ahidlerini bozup, yeniden savaş
haline geçmeleridir.(19) Nitekim Hudeybiye Andlaşmasını bozan Mekke
Müşriklerine karşı, Resûl-i Ekrem (sav) "Cihad" ilân etmiştir.
|
UYGUR HALK MASALLARI |
|
Uygur Türkçesi |
Türkiye Türkçesi |
|
SEVEP
KILSAN SİVETTE SU TOHTAYDU
Burunlu
zamanda bir bovay bolup imiğ ikki oğli bar iken. Bu bali-lar
kiçigidila anisidin yitim kalğan bolup, bovay eğirçilikni ularğa
bildürmey bekip çoğ kiptu. Künlernin biride bovay eğir kesel bolup
orun. tutup yetip kaptu ve baliliriğa vesiyet kilmakçi boptu.
- Balam, -deptu bovay çon oğliğa sivetni korsitip, -çiliğimiz
teşilip kaptu, sîvette su epkirgin.
Çoğ oğli sivetni kötirip erik boyiğa çıkiptu. Lekin her kançe kilip-mu
sîvette su tohtitalmay, beşini sağgilatkan balda öyge kaytip ki-rîptu,
Bovay kiçik oğlini buyruptu. Bu bala bir palas parçisini sivetniğ
astiğa saptu-de irik boyiğa çikiptu. U azrak saman bilen kâkıl lay
etiptu ve sivetniğ araşlirini suvaptu, unindin keyin suğa salğan
iken, sivette lipmu-lip su tohtaptu. U su tolgan sivetni kötirip
öyge kiriptu. Dadisi unin ekil-parasitige intayin kayil bölüp:
- Balilirim, men öler halette yatimen. Menin silerge kilidiğan birla
vesiyitim bar: Siler ekil işlitişke mahir boluğlar, sevep kılsağlar
sivette su tohtaydu, -deptu ve uzun ötmey alemdin ötüptu.
İkki oğul dadisinin bu vesiyetini este ciğ tutup her kandak işni
kilişta, ekil işlitip, obdan kün köçürüptu.
"Sevep kilsağ sivette su tohtaydıı" digen makal şuniğdin kalğan
iken.
|
SEBEP KILSAN (KAFA YORARSAN) SEPETTE SU DURUR
Eski zamanda bir ihtiyar varmış. Onun iki oğlu
varmış. Bu çocuklar küçüklükten anadan yetim kalmışlar. İhtiyar
zorlukları onlara hissettirmeden bakıp büyütmüş. Günlerin birinde
ihtiyar ağır bir hastalığa yakalanıp yatağa düşmüş. Çocuklarına
vasiyet etmek istemiş:
Yavrum, demiş ihtiyar büyük oğluna sepeti
göstererek, "kovamız delinmiş, şu sepetle su alıp gel."
Büyük oğlan sepeti alıp dere kenarına gitmiş. Lâkin
ne yaptıysa sepette suyu durduramamış. Başı eğik olarak eve dönmüş.
İhtiyar küçük oğluna aynı şeyi söylemiş. Çocuk bir
çul parçasını sepetin altına koymuş ve dere kenarına gitmiş. Biraz
saman ve çamurla harç yaparak sepetin aralıklarını sıvamış. Ondan
sonra suya daldırmış. Sepet lebâleb su dolmuş. Suyla dolan sepeti
alıp eve gelmiş. Babası onun akıl ve ferasetine kanaat getirmiş:
— Yavrularım, ben ölecek vaziyette
yatıyorum. Benim sizlere söyleyecek bir tek vasiyetim var. Siz
aklınızı kullanmakta mahir olun. Sebep kılsanız (kafa yorarsanız)
sepette su durur, demiş ve çok geçmeden dünyadan göçmüş.İki oğul
babalarının bu vasiyetini sıkıca hatırda tutarak her yaptıpları işte
akıllarını kullanıp iyi günler geçirmişler."Sebep kılsan sepette su
durur" atalar sözü bu olaydan kalmışmış. |
|
|
|
Uygur Atasözleri
Abçı neçe al (tep) bilse,
ayıg anca yol bilir
Avcı ne kadar hîle bilse, ayı o kadar yol
bilir.
Alın arslan tutar, küçin sıçgan (kösgük, oyuk) tutmas
Hîle ile arslan tutulur, zor ile güç ile
sıçan (nazar, hayâl) tutulmaz.
Alımçı arslan, berimçi sıçgan
Alacağına arslan, vereceğine, borcuna
sıçan.
Alp çerikde, bilge tirikde
Yiğit ordu içinde, bilgin mecliste (kiñeşte)
belliolur.
Aç ne yemes, tok ne temes
Aç olan ne yemez, tok olan ne söylemez?
Agılda oglak togsa arıkda otı öner
Ağılda oğlak doğsa, dere boyunda otu
biter.
Aç ebek, tok telek
Aç kişi aceleci, tok kişi yavaş olur. |
|
İstiklâl Mücadelesi
(6)
Azimet
Özgürlük ve Bağımsızlık Gözyaşları İle Elde
Edilemez
Bunu fırsat bilen vatan
hainleri, vatan ve milletin aleyhinde çalışmakta dünya rekoru
kırmışlardır. Vatanı işgal edildiği zaman, yabancı hâkimiyete hizmet
eden insanlar bir çok ülkede mevcuttur. Örneğin; İkinci Dünya
Savasında Almanlar Fransa'yı işgal ettiğinde Avrupa'nın en medenî,
en gururlu milleti olarak bilinen Fransızların içinden Almanlara
yardım ve hizmet edenler olmuştu.
Aynı zamanda Japonlar Çin'i işgal ettiğinde Japonlara hizmet eden
bir çok Çinli olmuştur. Bunların bir kısmı ailesine ve kendine
bakabilmek için,bir kısmı devleti ve milleti, düşmanın daha ağır
zarara uğratmasından korumak düşüncesiyle, bir kısmı da düşmana
hizmet etmek için çalışmışlar ve vatana- millete ağır zararlar
vermişlerdir. Dolayısıyla tarihte vatan haini olarak
lanetlenmişlerdir. Ama milletimizin içinden çıkan vatan hainlerinin
bir başka benzerini bulmak mümkün değildir. Öz milletinin
ruhiyatının nasıl olduğunu, nasıl edip de bu milletin milli gurur ve
iradesinin tarumar edilebileceğim, ne yapıp da bu insanların zayıf-latılabileceğini,
yok edilebileceğini düşmana aktaran, düşmana akıl ve cesaret veren,
hatta öz milletine olan kızgınlığı teşvik etmek, ekonomik yağmayı
hızlandırmak için Pekin'e mektup yollayarak talepte bulunan,
misallerinin dünyanın hiçbir yerinde bulunması mümkün olmayan
hainler çıkmıştır. Ancak onlar, Öz milletinin nesli tükendiğinde
Çinlilerin hainlere ihtiyaçlarının kalmayacağını akıllarına bile
getirmezler. Biz Uygurlar vatanı her zaman anaya benzetiriz.
Şairlerimiz şiirlerinde "anavatan" diye yazar, şarkıcılarımız
şarkılarında "anavatan" diye seslenir. Hepimiz "anavatanımız" diye
hitap ederiz. Demek ki vatan bizi doğuran ana kadar aziz ve
kutsaldır. Demek ki, biz Uygurlar için anamızın şerefini korumak,
canımızdan da önemli bir meseledir. Bu zorunluluk sözde (teoride)
değil örf ve adetlerimizle birlikte bizimle yasamaktadır. Vatanımızı
milletimizin anası kabul edersek, düşman bizim anamıza küfür ile
kalmayıp, anamızı ayaklar altına almakta, ezmekte, aşağılayıp hor
görmekte, iffet ve namusumuzu çiğnemektedirler. Biz milyonlarca
vatan evladı, acımızı ve göz yaşlarımızı içimize akıtıp,gözümüzün
önünde yüreğimizi parçalayan bu faciayı seyrederek,elimizden hiçbir
şey gelmediğini görerek her gün çaresizlik içinde bin defa ölüp bin
defa dirilmekteyiz.
|
|
|
|
Fıkra
VAK VAK DEĞİLMİŞ
Çin’de görevli Amerikalı bir subay bir gün Pekin’de bir lokantaya
girdi. Garsonun getirdiği Çince mönüye garip garip baktı. Gelen
mönüden birşey anlamasa da bozuntuya vermedi ve parmağını Çince bir
yazının üzerine basarak garsona gösterip, ne geleceğini merakla
beklemeye başladı.
Bir müddet sonra garson bir tabak meyve getirdi. Amerikalı subay
garsona meyveyi kenara koymasını işaret ederek parmağıyla listedeki
başka bir yeri gösterdi. Bu kez, bir dilim pasta geldi. Subayın
karnı çok acıkmıştı. Parmak yöntemiyle güzel bir yemek
seçemeyeceğini de anlamış bulunuyordu. Çevresindeki masalara baktı.
Karşı masada bir Çinli et yemeği yiyordu. Subay, karşı masadaki
adamın yediği yemeği gösterdi ve garsona o yemekten getirmesini
işaret etti.
Yemek geldi. Subay büyük bir iştahla eti yemeye başladı. Birkaç
lokma sonra, şimdiye dek bu tatta bir et yemeği yemediğini fark
etti. Pekin ördeklerinin ününü duymuştu. Bu acaba onun eti miydi?
Garsonu çağırdı, eti gösterdi ve kollarını kanat gibi yaparak, “Vak,
vak?!” dedi.
Çinli garson soruyu anlamıştı. “Hayır” anlamında başını salladıktan
sonra, doğru yanıtı verdi:
“Hav, hav, hav!”
|
|
|
|
SİZDEN GELENLER
DOĞU TÜRKİSTAN
|
Çok gülmek
iyi değil, Gülmeyin yas vaktidir...
Zalimlerin hukuğu bir kan dökme aktidir
Duru kan deryasında palazlanan kansızlar,
Medeniyet yolunda masunlar ve yansızlar..
Bir parçamız kopuyor Gökbayrak ağlamaklı
Türk Türkten yüz çevirmiş almıyor insan aklı...
Kimsenin haberi yok onbinlerle ölen var
Şarabı Uygur kanı sarı renkli şölen var
Nedir suçu bilinmez rahimde ceninlerin
İnsanlık fikri yoktur sararmış beyinlerin
Çaresizlik kayası kinimizi biliyor
Çinli bunu bilmiyor halâ kefen biçiyor
Bu bir şiir değildir. Bu soylu bir ağıttır
Gel gör kinim sığmıyor altı üstü kağıttır,
Ey Türk Gökbayrağı'nı bıkma usanma taşı,
Bize gerek çok dua, bize gerek gözyaşı..
Dualarımız Batı Türkistan'dan,
Allah size sabır ve kurtuluş bize de şu üzerimizdeki ölü
toprağını atabilecek azim ve dirayeti versin,
Yemin olsun ki kalbimiz beraber çarpıyor,
Selam olsun,
İsa Akif YÜMNÜ |
|
|
|
|