Yukarı
12.Sayı
D.T Temmuz Ayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstiklal 12 Tam Sayfa
Ayın Makalesi

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

TRT’DEN ÇİN YANLISI PROGRAM

TRT’nin Devletin Doğu Türkistan’ a resmî bakışını yansıtma mecburiyeti bulunması sebebiyle ezeli ve ebedi Türk toprağı olan Doğu Türkistan’dan bahsederken Çin Devletinin ağzından “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi” olarak söz etmesi zulmün ve esaretin kahredici ızdırabı ile boğuşan ve Türkiye’den çok daha farklı bir yaklaşım ve yakınlık bekleyen Doğu Türkistanlıların yaralarına tuz basmıştır.
 

Elbette ki program sunucusu hanımefendinin aymazlığı bununla da sınırlı değildi. Çin makamları ile bu programın muhtevası ve vermek istenen mesajlar konusunda hangi boyutta mutabakatlar ve anlaşmalar yapmıştı bilmiyoruz. Fakat bildiğimiz bir şey var o da bu programın kesinlikle ve kesinlikle Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistanlıların geleceğine yönelik faydalı bir katkısının olmadığıdır.
Çünkü Çin devletinin özel siparişi üzerine hazırlanmış olduğu izlenimi veren bu Program baştan sona kadar Çinlilerin önceden dikte ettirdiği söylem ve yanıltıcı malumatlarla devam edip gidiyor.
1-Program Sunucusunun 1863’ te kurulduğunu söylediği devletin adı “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti” değil, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” dir ve bu devleti bile batılı güçlerin kurdurmuş olduğu şeklinde ifadeler kullanmıştır. Bu ifadeler ise kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.
2-1947 yılında ilan edilen ve İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel Sekreterliğini yaptığı mahallî hükûmetten hiç söz edilmemiştir.
3- Sunucu hanım (Avar) Başka Doğu Türkistanlı yokmuş gibi sözde ressam geçinen bir Mankurt olan Abdulkerim Nasreddin ve Çin kuklası Rukiye Haci adlarındaki Doğu Türkistan halkının yüz karası kişilerle görüşerek Çinlilerin ve kendisinin almak istediği cevapları almıştır.
4-Önceden ne söyleyecekleri ezberletilmiş olan Şerifcan Damolla ve diğer Cami görevlilerine “Dine baskı var deniliyor, engellemeler var deniliyor siz ne dersiniz?” Sorusunu sormuş ve çok abartılı, gerçeği asla yansıtmayan, sahte cevaplar almıştır.
5-Yerel kukla hükümetin sözde din işleri sorumlusu Hüsamettin ile görüşmesi sırasında da sormuş olduğu kasıtlı sorularla doğum yasağının yalnızca Çinlilere uygulandığını, bu uygulamanın Uygurlar için geçerli olmadığı şeklinde yalan bir cevap almıştır. Objektif bir yayıncılık adına sayın AVAR neler yapmalıydı?
Burada hepsini saymamız mümkün olmasa da birkaç madde halinde yapmasını beklediklerimizi sıralayalım:

1- Madem ki objektif bir yayıncılık yapacaktı, o halde Çin devletinin eline tutuşturmuş olduğu senaryoyu at gözlüğü ile icra etmek yerine Türkiye’deki ve dünyanın başka yerlerindeki Doğu Türkistanlılardan da Doğu Türkistan hakkında malumatlar almalıydı.
2- Doğu Türkistanlıların tamamını Amerika da kurulan “Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti” mensupları ile özdeşleştirerek ve Amerika ile batılıların provoke ettiği insanlar olarak göstermek yerine Doğu Türkistan halkından insanlarla görüşerek onlara kendi ağızlarından kendilerini özgürce ifade etme şansını tanımalıydı.
3- Kendisini adeta bir gölge gibi takip eden Çinli mihmandarından kurtularak çarşıda pazarda halkın arasına dalıp yıllık fert başına düşen gelir oranını (80-100 dolar) Doğu Türkistan halkının kendi ağzından öğrenmeliydi.
4- Banu Avar, hemen her semtte kurulu olarak faaliyet gösteren mecburi Doğum kontrol istasyonlarını da ziyaret ederek evlerinden zorla getirilerek 7-8 aylık olmasına bakılmadan gayri sıhhi ortamlarda yapılan sözde kürtajlarla “Kota dışı hamile kaldı” suçlamasıyla açıkça katledilen Doğu Türkistanlı anne ve bebek cesetlerini görmeliydi.
5-Banu Avar, 90 yaşındaki Ayşem ninenin toyunun(düğününün) nerede olduğunu sormak gibi anlamsız uğraşlar yerine Doğu Türkistan’ın başkenti olan Ürümçi nüfusunun içinde bulunan Çinli nüfus oranını araştırmalıydı. Doğu Türkistan’ın işgale uğradığı ilk yıllarda (1949) Ürümçi’deki Çinli nüfus oranı % 5 bile değil iken, Çin'den Çin devletinin asimilasyon politikası gereği devamlı olarak getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler sebebiyle Çinli nüfus oranının % 85’lere ulaştığını ve Türk nüfusunun azınlık durumuna düşürüldüğünü, asıl hedefin ise bütün Doğu Türkistan’da aynı nüfus çoğunluğuna ulaşmak olduğunu gözlemlemeli ve seyirciye yansıtmalıydı.
6- Banu Avar, kukla Cami görevlilerinin yalan beyanlarını dinlemek yerine 18 yaşın altındaki Uygur gençlerinin camilere giremediğini, bir mahalle halkının diğer bir mahalle camisine alınmadığını, namaz vakitlerinde camilerdeki cemaatin gizli kameralarla tespit edildiğini ve camide her namaz vaktinde hangi surelerin okunduğu, imamın hutbede hangi konuda vaaz verdiği ile ilgili cami imamı ile bir kukla hükümet görevlisinin mahalli karakola rapor vermek zorunda olduğu ile ilgili bilgileri de toplamalı idi. (Cami imamı ile camideki özel görevlinin raporlarındaki bilgilerin tutmaması durumunda cami imamı görevden alınmakta ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadır.)
7- Doğu Türkistan halkını eğitimsiz bırakmak ve nesiller arasındaki iletişimi koparmak için defalarca Latin, Kiril, Uygur ve Çin harfleri ile eğitime geçerek Türk öğrencileri başarısızlığa sürüklediğini, 2001 yılından itibaren de İlköğretim okullarında ve Üniversitelerde tamamen Çince eğitime geçildiğini de objektif habercilik adına öğrenip (tabii öğrenebilirse) duyurmalıydı.
8- Banu AVAR, Türk çocuklarını Türkçe eğitim görmek istemesi durumunda ahırdan bozma harabelerde ve açık alanlarda, Çince öğrenim görerek bir Çinli gibi yetişmeye razı olması durumunda da en modern Çin okullarında okuyabilecekleri gibi Çin karakterine uygun çirkin bir tercih ile karşı karşıya bırakılmış olmaları gerçeğini uygun bir tarzda yansıtmalıydı.
Banu AVAR, Objektif habercilik ve yayıncılık adına hiç bir şey bilmiyorsa Sayın Coşkun ARAL’ı örnek alabilirdi diyoruz fakat Sayın ARAL’ gibi davranması mümkün değil. Çünkü ARAL gördüğü gerçekleri görüntülemek istediğinde profesyonel kameralarına Çin polisince el konulmuş ve o da küçük amatör kamerası ile dünyada bir ilki gerçekleştirerek Çin zulmünü gözler önüne sermişti…
Banu AVAR tarafsız davranamazdı. Çünkü, dünya insan hakları örgütlerince defalarca sabıkalı ilan edilen en kurnaz, en hilekar ve en büyük insan hakları ihlalcisi olan Çin devletinden yana taraftı…
Banu AVAR Çinlilerin gerçek yüzünü anlamak için şunu yapabilirdi: Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konulardan birini gerçek bir televizyoncu ve yapımcı gibi davranarak görüntülemeye ve anlatmaya çalışmak… İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak ve Çin devleti yetkililerince doğduğuna pişman edilecekti…
Şundan eminiz ki; Banu Avar’ın Çinli’lerle işbirliği içerisinde bütün Doğu Türkistanlıları Amerikanın kuklası olarak gösterme çabaları mutlaka boşa çıkacak ve kesinlikle tutmayacaktır. Çünkü Doğu Türkistan halkı bu güne kadar ne çekmişse emperyalizmden çekmiştir ve birinden kurtulup diğeri tarafından sömürülmek ve zincire vurulmak gibi bir niyeti ise asla yoktur. Bu niyette olanlar varsa da Tam Bağımsızlıktan yana olan bir Doğu Türkistanlı değildir ve gerçek Doğu Türkistanlılar tarafından şimdiden kendi yalnızlıkları ile baş başa bırakılmışlardır…
Banu AVAR, Program bitiminde yaptığı konuşmada ise, dünyadaki global güçlerin Türkiye'nin başına bölücü akımları bela ettiğini ve Türkiye’nin yıllar yılı bu bölücü akımlarla uğraşmak zorunda bırakıldığı şeklinde bir ifade kullanarak, şimdi de Çinin başına Doğu Türkistanlıları bela yapmak(!) istediklerini ima etmeye çalışmıştır. Oysa ki; dünyanın en büyük teröristi Çinin ta kendisiydi ve Banu AVAR bunun idrakinde olamayacak kadar taraflı, gerçekleri göremeyecek kadar da maddi hırsla doluydu.

 

GAZETENİZ İSTİKLÂL BİR YAŞINDA

  

Muhterem okuyucularımız, gönüldaşlarımız ve haklı bir davanın kutlu savunucuları, elinizdeki İstiklâl Gazetesi şu anda 12. sayısına ulaşmış olmakla beraber bir yaşını da doldurmuş olmanın haklı gururunu ve kıvancını yine sizlerle paylaşmaktadır.

Dünyada savunucusu  çok az durumda işgal altındaki ülkelerden biri olan Doğu Türkistan’ın Kurtuluş Mücadelesi yolunda, 21. Yüzyılın en önemli silahlarından ve güçlerinden biri olan fakat bir türlü doldurulmak adına ciddi bir çaba sarf edilmeyen yayıncılık alanındaki boşluğun bir bölümünü doldurabilmek maksadıyla çıktığımız yolda, bilhassa yayıncılıkta çok önemli ve kritik bir süreç olduğunu bildiğimiz tamı tamına bir koca yılı geride bırakmış bulunuyoruz.

Doğu Türkistan davası gibi kutlu ve  büyük bir davanın ciddi anlamda ve içeriği dolu, güçlü bir yayın organının olmayışı herkesin malumu olduğu üzere çok büyük bir noksanlıktı.                     

Daha önceki yıllarda da Doğu Türkistan davasına katkı yapmayı amaçlayan bir anlayışla ve çok iyi niyetlerle bir çok yayınlar başlatılmışsa da, ne yazık ki bir çokları maddî ve manevî yetersizlikler sebebiyle devam ettirilemedi ve yayın hayatı sona erdi.

Bu yayınların bazıları da kimilerinin elinde içeriği tamamen boşaltılarak yalnızca gelir amaçlı kullanılan bir araç haline getirildi.

Doğu Türkistan davası ile ilgili yayıncılık alanında bunlar olurken yüksek ruh ve ideallerle donanmış insanların çabalarına bir nebze katkıda bulunmak ve olabildiğince de hislerine tercüman olabilmek maksadıyla bundan bir yıl önce İSTİKLÂL GAZETESİ’ni çıkartmaya başladık. Gazetemizin ilk sayısının çıkmasıyla beraber kısa zamanda bu gazetenin de yayınlar mezarlığındaki yerini alacağını düşünen ve temenni edenlerin olduğunun haberlerini alıyorduk.

Fakat; bu ümitsizlik uçurumuna yuvarlanmış  insancıklarda  olmayan paha biçilemez hazine bizde vardı.. İhlas,İnanç ve kararlılık…

Her sayımızdan sonra muhterem İSTİKLÂL GAZETESİ okuyucularından aldığımız sayısız olumlu mesajlar bizleri daha iyi ve daha güzel bir gazete sunmaya teşvik etti.

Allah (c.c.) nasip ederse “Muhtariyet”, “Yüksek Muhtariyet”, “İktisadi kalkınma ve ekonomik

iyileşme sağlansın yeter”, “Özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Çin devletinden barışçı yollarla bağımsızlığımızı alacağız” diyen hayalperest satılık beyinlerin değil, hakiki anlamda ve kayıtsız şartsız İSTİKLÂL isteyenlerin İSTİKLÂL GAZETESİ  siz değerli ve kadirşinas okuyucularımızın destekleri ile ebediyen yaşamaya devam edecektir.

 

Doğu Türkistan halkı hava saldırısı alarmı ile tedirgin ediliyor

 

İşgalci Çin devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir türlü bastırma ve sindirme  faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem keşfederek tatbik ediyor. Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler.  İşgalci Çin Devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem keşfederek tatbik ediyor.
Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler. Bir gün içerisinde 5 dakika ara “Hazırlık
Sinyali”, “Hava Saldırısı Sinyali”, “Hava taarruzuna Karşı Koyma Sinyali” gibi onlarca tür sinyal gün boyu verilmek suretiyle halk adeta canından bezdiriliyor. Doğu Türkistan halkı bu saçma ve bütün bir gün boyunca insanları panik ve endişe içinde bırakan uygulamaya karşı oldukça tepkili olmalarına rağmen ellerinden bir şey gelmediği için çaresiz katlanmak zorunda kalıyorlar. Çin Komünist Partisi yetkilileri ise bu durumu şöyle açıklamaktadırlar; “Günümüzde ani olarak meydana gelmesi muhtemel olağanüstü durumlara karşı halkın doğru bir zamanlama ile uyarılması ve tedbir alınması için bir eğitim yöntemi uygulamaktayız(!)”
Bu türden garip ve garip olduğu kadarda insanları tedirgin eden anlamsız uygulamalara da ancak Çin gibi despotlukla idare edilen ülkelerde rastlanılabilir.

 

 Kukla diktatör İsmail Tilivaldi yeni entrikalar peşinde

 

Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin kuklası diktatör İsmail Tilivaldi 22 Haziran 2005 günü Doğu Türkistan’daki “İslam Üniversitesi”nde incelemelerde bulundu. Bu iceleme esnasında Tilivaldi’ ya Bölge Komünist Partisi daimi komite üyesi Şevket İmin, Bölge Başkanı birinci yardımcısı Cabbar Habibullah, Bölge komünist Partisi koordinasyon bölümü sorumlusu, milletler-din işleri komitesi mesulleri, bölge kalkınma sorumluları, maliye bakanlığı temsilcileri de eşlik ettiler.

Okul yetkililerinden Üniversitenin faaliyetleri ve icraatları konusunda bilgiler alan Kukla bölge başkanı İsmail Tilivaldi (Doğu Türkistan’ın isminin işgalci Çin hükümetince değiştirilerek “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi” adının verilmesinin üzerinden geçen yaklaşık 50 yıllık zaman zarfında) Çinli patronlarının yaptıkları icraatlardan da söz ederek İslam Üniversitesinin kuruluşunun 19. yılında çok iyi başarılar(!) elde edildiğini iddia etmiş ve Doğu Türkistan halkının İslam dini konusundaki hassasiyetlerini de istismar ederek sözde politik davranmak adına “Bu okul bu güne kadar bir çok kaliteli din görevlisi yetiştirmiştir” dedi.

         İşgalci Çin hükümetinin Müslüman doğu Türkistan halkı üzerindeki akıl almaz dini baskı ve sindirme hareketlerini yok sayan kukla diktatör yine dünya kamu oyunu yanıltmaya ve aldatmaya yönelik mesajlar vermeye çalışmaktadır. 

 

Çin’den Budda Tapınağına Özel İlgi


Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir Budda tapınağı harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor. İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda ayırmak suretiyle restore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci yardımcısı
Metkerem şöyle demektedir; “Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.
Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu Budda tapınağı Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk
edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…
 

 

İdam mahkûmu Çinlilerin organları İsrailli zenginlere satılıyor 

 

Onlarca İsrailli'nin her ay, organ nakli yaptırmak için Çin'e gittiği bildirildi. İsrailliler'in, idam edilen Çinli mahkumların organlarını almaya çalıştıkları belirtildi. İsrail'de günlük yayınlanan Maariv gazetesi, her ay ortalama 30 İsrailli'nin organ bulabilmek için Çin'e gittiğini, en fazla ihtiyaç duyulan organın ise böbrek olduğunu yazdı. Gazete, konu hakkında bir İsrailli yetkilinin, "Çin, Kolombiya'dan yüzde 30 daha ucuz. Nakledilen organlar çok iyi kalitede. Ayrıca organ nakli operasyonu sonrası tıbbi bakım da dünyanın en iyileri arasında" şeklinde konuştuğunu belirtti. Yakınlarda Çin'e bir seyahat yapan Eilat'tan Abraham Sasson ise, "Eğer Çin'de böbrek nakli yaptıramasaydım, belki de ölmüş olacaktım. İdama mahkum edilen bir Çinli hayatımı kurtardı" dedi.

 

 Rumlar Türkler'in arazilerine kondu 

 

 Güney Kıbrıs Rum yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu, ''Kıbrıslı Türklere ait Larnaka'daki 12 bin 78 hektarlık arazinin Rum göçmenlere tahsis edildiğini'' açıkladı.       

Fileleftheros gazetesine göre, Rum meclisinde, milletvekili Kikis Yangu'nun ilgili sorusunu yanıtlayan Hristu, ''Larnaka ilçesinde tarım amaçlı kullanılabilecek Kıbrıs Türklerine ait 12 bin 78 hektarlık alan bulunduğunu'' belirterek, ''bunların kuru arazi, otlak, sulu ziraat, bağ, narenciye, meyve bahçesi olarak 'hak sahibi' Rum göçmenlere dağıtıldığını'' söyledi. Andreas Hristu, Kıbrıslı Türklere ait 86 hektarlık araziye de tarım amaçlı kullanılamayacağı için talep olmadığını söyledi.  

 

 Arap ülkelerinin Doğu Türkistan’a şaşı bakmaları tevekkeli değil!

  

 İşgalci Çin hükûmetinin “Sinkiang Uygur Özerk bölgesi” olarak adlandırdığı Doğu Türkistan’dan sorumlu kukla yönetici İsmail Tilivaldi 23 Haziran 2005 günü Arap ülkeleri Basın Birliği temsilcilerini kabulü sırasında Çin’in 22 Arap ülkesi ile de iyi münasebetlerinin bulunduğunu, milletler arası ilişkiler hakkında yaklaşımlarının da Arap hükümetleri ile hemen hemen aynı olduğunu ve hatta Arap devletlerinin, Çin hükûmetini Tayvan ve “Doğu Türkistan Bölücüleri” ile ilgili alanda da desteklediklerini ileri sürmüştür.

 Çin hükümetinin Arap Ülkeleri Basın Birliği temsilcilerini 3. defadır ağırlamakta olduğunu da sözlerine ekleyen Tilivaldi 13 kişiden oluşan basın temsilcilerinin bu defa Ürümçi ve Kaşgar başta olmak üzere birkaç bölgeyi daha gezeceklerini de söylemiştir.

Arap ülkeleri ve onların basın temsilcileri ile Çin hükümeti arasındaki bu samimiyete bakılırsa kendileri de Müslüman olmalarına rağmen Müslüman Doğu Türkistan halkının içinde bulunduğu dramatik duruma şaşı bakmalarına şaşırmamak gerekiyor. 

 

Terör Lübnan'ı bırakmıyor

 

Lübnan'da seçimlerden Saad el Hariri önderliğindeki Suriye karşıtı cephenin zaferle çıkmasının ardından, Şam yönetimiyle anlaşamayan bir lider daha öldürüldü

Lübnan Komünist Partisi'nin eski lideri, Suriye karşıtı George Havi, otomobiline düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Polisin ve görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre, Beyrut'un Vata Musaitbi semtindeki patlama, Havi'nin otomobili hareket halindeyken oldu. Bir görgü tanığı, sürücünün çığlıklar atarak otomobilin penceresinden atlamaya çalıştığını gördüğünü anlattı. Görgü tanığı, "Hemen arabanın yanına gittik ve Havi'yi yolcu koltuğunda bağırsakları dışarı çıkmış vaziyette bulduk" dedi. Güvenlik kaynakları, bombanın muhtemelen yolcu koltuğunun altına yerleştirildiğini ve uzaktan kumandayla patlatıldığını söylediler. Hıristiyan olan Havi, sık sık Suriye'nin Lübnan'a müdahalesi ve Suriye istihbaratı aleyhine konuşmalar yapıyordu.

 

 Ahmedinecad İran Cumhurbaşkanı

 

İran'da  yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda oy sayım işlemi tamamlandı. Ülke Seçim Merkezi'nin açıklamasına göre, eski Tahran Belediye Başkanı muhafazakar aday Mahmud Ahmedinecad, kullanılan oyların yüzde 61,6'sını alarak seçimi önde tamamladı. Rafsancani'in oy oranı ise yüzde 35,9'da kaldı. "Ultramuhafazakar" Tahran Belediye Başkanı Ahmedinecad'ın zaferi, İran'da zaten "kırılgan" olan sosyal reform sürecini ve İran'ın Batı'ya yaklaşmasını durdurabileceği şeklinde yorumlanıyor.

KUTLAMA YASAK Ahmedinecad'ın zaferinin ardından gelen ilk yasak, "kutlama yasağı" oldu. Dini lider Ali Hamaney, şiddet eylemleri meydana gelmemesi amacıyla, sokaklarda zafer kutlamaları yapılmasını yasakladı. Hamaney, "Sebebi her ne olursa olsun insanları sokağa inmeye çağırmak ülkenin çıkarlarına aykırıdır" dedi. Bu arada Ahmedinecad'ın yakın çevresinden olan Ekber Civanfekr, İran'da "adalet ve dönüşüm hükümeti döneminin" başlayacağını belirtti.

GURBETTE RAFSANCANİ

Katılımın yaklaşık yüzde 60 olduğu seçimde, oyların 17 milyon 248 bin 782'sini Ahmedinecad, 10 milyon 43 bin 489'unu da ılımlı muhafazakâr aday Ali Ekber Haşimi Rafsancani aldı. Bu arada, yurtdışında yaşayan İranlılar'ın kullandığı toplam 76 bin 246 oydan 43 bin 489'unu Rafsancani aldı.

 

Microsoft Ve Çin'in Sansür İşbirliği...

Msn sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de, Microsoft'un internet servisi aracılığıyla düşüncelerini ifade etmek isteyen internet kullanıcılarının yazıları sansüre uğruyor.

MSN, Çin'de Mayıs 2005'te kurulmuştu. MSN sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de internet kullanıcıları zaten ağır sınırlamalar altında. İnternet günlükleri tutabilmek için, bunu Çinli yetkililere bildirmeleri gerekiyor. Sansürün, Çin hükümetine karşı verilen bir taviz olduğu düşünülüyor.İnternet sitesinin özgürce yazılar girilen bölümünde, 'insan hakları' ya da 'Tayvan'ın özgürlüğüne kavuşması' gibi ifadeler de yasaklanıyor. Yasaklı kelimelerin kullanılması ya da pornografik içerikli yazılar girilmesi halinde, otomatik olarak açılan bir pencerede "Bu mesaj yasaklanmış ifadeler içeriyor. Lütfen bu ifadeleri siliniz" uyarısında bulunuluyor. Microsoft, MSN hizmetlerinden yararlanan kişilerin, koydukları kurallara uymak zorunda olduklarını söylüyor. Bu kurallara göre, kullanıcıların 'yaşadıkları yerde uygulanan yerel ya da ulusal yasaları ihlal edecek' ifade içeren hiçbir bilgiyi yükleme, postalama ya da dağıtma hakları bulunmuyor. Microsoft'un bir sözcüsü, gazetecilere yaptığı açıklamada, "Microsoft, çok uluslu bir şirket ve böyle olduğu için de dünya çapında faaliyet göstereceği gerçeğini idare etmek zorunda" şeklinde konuşuyor. Kayıtların 30 Haziran tarihine kadar tamamlanması ve günlük sahiplerinin, kimliklerini yetkililere bildirmeleri talep edilmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre, Çin, internet günlüklerini denetlemek ve sadece kayıtlı günlüklerin internette yayımlanmasını sağlamak için özel bir sistem kullanıyor. Kayıtlı olmayan günlükler ise kapatılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler, "Yahoo'nun ardından bir Amerikan internet devi daha Çinli yetkililere boyun eğdi ve otosansür uygulamaya razı oldu" açıklamasında bulundu. Microsoft, Çinli yetkililer ve polisle, internet kullanıcılarının ne yapabileceği konusunda işbirliğinde bulunan tek kurum değil. Yahoo ve Google da, internette kullanıcıların neleri araştırabileceği ve neleri okuyabileceği üzerine bazı sınırlamalar getirmiş ve bu nedenle eleştirilere hedef olmuştu.

Hamas, Abbas'ın teklifini reddetti

 

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın geçen hafta içinde Hamas'a yaptığı "hükûmete katılın" çağrısına Hamas'tan red cevabı geldi.

 İsrail'in bu yaz Gazze'den çekilmesi sırasında ortak çalışma amacıyla Hamas'a, Filistin Hükûmeti'ne katılmalarını teklif eden Mahmud Abbas'a örgüt, 4 günlük düşünme süresinden sonra red cevabı verdi.

Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri, yaptığı açıklamada Hamas yönetiminin teklife olumsuz yanıt verdiğini ancak bu kararın Hamas ve Abbas'ın El Fetih partisi arasındaki ilişkileri bozmayacağını söyledi. Hamas, Gazze'den çekilme sırasında ortak çalışılması için hükûmete katılmak yerine tüm fraksiyonların temsilcilerinden oluşan bir komite kurulması önerisini yeniledi. Geçtiğimiz hafta Filistin Devlet Başkanı'nın Hamas'a hükümete çağrıda bulunması İsrail devlet yetkililerinden tepki almış ve Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Regev, konu hakkında "Hamas terör örgütüdür ve sorunun kendisidir, çözümün bir parçası olamaz" yorumunu yapmıştı.         

 

 

Edinburg'ta 250 bin kişi yürüdü 

 

İskoçya’da, dünyadaki açlık ve yoksulluğu protesto eden binlerce kişi yürüyüş düzenledi. Göstericiler G 8 ülkelerinin politikalarını protesto etti.  G 8 zirvesi öncesinde, başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli bölgelerindeki yoksulluğu protesto eden 250 bin kişi, Edinburg kentinde yürüyüş düzenledi.          

Göstericiler, Afrika’daki açlığı ve dünyanın en gelişmiş 8 ülkesinin bu yoksulluğu görmezden gelip silaha yatırım yapmasını protesto etti. Gösteriye İngiltere dışından da katılım oldu. Göstericilerin büyük bölümünün, İskoçya’da kalmaya devam edeceği ve G8 liderlerinin bölgeye gelişine kadar eylemlerini sürdürmeyi planladığı bildirildi.         

 Göstericiler, “fakirliğin tarihe gömülmesini” isterken, konuşmacılar da G8 ülkelerini dünyanın fakir bölgelerine daha çok yatırım yapmaya davet etti.  

 

Mehmetçiğe hain pusu

 

 Tunceli'de güvenlik güçleri ile yasa dışı PKK militanlarıyla girilen çatışmada dört güvenlik görevlisi şehit oldu. Bölgede operasyonların genişletildiği bildirildi.
Tunceli'de, terör örgütü PKK militanlarıyla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada hayatını kaybeden 4 güvenlik görevlisinin kimlikleri belirlendi.
Alınan bilgiye göre, Tunceli'ye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Çiçekli Köyü kırsalında arazi taraması yapan 4. Komando Tugay Komutanlığı'na bağlı bir grup güvenlik görevlisiyle terör örgütü PKK militanları arasında sıcak temas sağlandı.
Gece geç saatlerde yapılan arama tarama faaliyetleri sırasında açılan ilk ateş sonucu, 4 güvenlik görevlisi şehit olurken, 2 güvenlik görevlisi de yaralandı.
Yaralılar, Elazığ Askeri Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Çatışmada şehit olan erler Halil Önerci (Denizli), Sinan Çolak (Kars), Faruk Aydoğdu (Sivas) ve İsmet Esen (Şanlıurfa) için Elazığ'da tören düzenlendi.

  

Türkiye’de kilise açılmasına tepki

 

Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği, İzmir'in Basmane semtinde bulunan Ayavukla Kilisesi'nin Fener Rum Patrikhanesi tarafından tekrar açılmak istenmesine tepki gösterdi. Türk Dünyası ve İnsan Hakları Derneği binasında dernek adına bir açıklama yapan Dernek Başkan Yardımcısı Celal Öcal, Ayavukla Kilisesi'nin Atatürk tarafından eski eserler müzesi haline çevrilmiş bir yapı olduğunu ve restore edilen yapının kilise olarak değil ancak müze olarak açılabileceğini belirterek, "İzmir'in Basmane semtinde bulunan Ayavukla Kilisesi, 9 Eylül'de İzmir Yunan işgalinden kurtulduktan sonra Atatürk tarafından Asar-ı Antika olarak yıllarca kullanılmış bir kültür varlığıdır. Şimdi Fener Rum Patrikhanesi tarafından restore edilerek tekrardan kilise olarak kullanılmak isteniyor. Türkiye'de 12 bin Hıristiyan dinine mensup insan yaşarken son yıllarda 36 bin kilise açılmıştır. Bunun için kiliseye ihtiyaç yoktur. Kurtuluş Savaşı öncesi Selanik'te 16 cami varken bir tanesi yerinde bulunmuyor. Bizlerin onlara gösterdiği yaklaşımı neden onlar bize göstermiyor? Peki neden hâlâ biz onlara sevimli gözükmeye çalışıyoruz? Ayavukla restore edildikten sonra tekrar müze olarak kullanılmalıdır" dedi.    

 

Azerbaycan'da gerilim hat safada

 

 Azerbaycan'ın önde gelen üç muhalefet partisi Müsavat, Halk Cephesi (AHCP) ve Demokratlar'dan oluşan ''Azatlık'' blokunun düzenlediği mitingde onbinlerce gösterici ''istifa'' ve ''demokratik seçim'' sloganlarıyla yürüdü.
Bakü'nün dış kesimlerindeki 20 Yanvar metro istasyonundan Galebe meydanına kadar olan yaklaşık 3 kilometrelik mesafeyi gruplar halinde, sloganlar atarak geçen göstericiler ile çevrede geniş güvenlik önlemleri alan polisler arasında sık sık gerginlik yaşandı. Meydanı kordon altına alan polislerin geri çekilmek istememesi, meydana gelenlerin sayısının giderek artmasıyla izdihama neden oldu.
Göstericiler, polislerle konuşarak, tartışarak ve artan kalabalığın etkisiyle meydanın birçok yerinde kordonu genişletmeyi başardı. Mitingin başlangıcında kalabalık ile güvenlik güçleri arasında çıkan tartışmalar ve kalabalığın artması nedeniyle bölgeye birkaç kez takviye güçlerin çağrıldığı da dikkati çekti. Çok sayıda uluslararası basın ve sivil toplum kuruluşlarından gözlemcilerin de bulunduğu mitinge, yeni kurulan gençlik ve öğrenci dernekleri de katıldı. Kalabalık arasında çoğunluğu teşkil eden gençler ''robocop'' kıyafetli polislere karanfil de verdi.
Muhalefetin Ekim 2003'ten bu yana düzenlediği ikinci miting, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra kaybettiği kendine güveni tekrar kazanmaya başladığının da göstergesi oldu.
Parti bayraklarının yanısıra turuncu renkli giyim, bayrak ve balonların hakim olduğu mitingde taşınan pankartların tamamına yakınında İngilizce olarak başta ABD ve Bush olmak üzere Batı dünyasının Azerbaycan'daki demokratikleşme sürecini desteklemesi talepleri yer aldı.
Bush portreleri de, 4 Haziran'da yapılan ilkinde olduğu gibi ikinci muhalefet mitinginin de ‘'demirbaşları'' arasındaydı.

  

Ahıska Türkleri'ne Gürcistan baskısı

 

AZERBAYCAN'daki Ahıska Türklerini bir araya getirmeyi amaçlayan "Vatan Cemiyeti" nin Başkanı İbrahim Burhanov, Gürcistan'da yapılan

bir toplantıda adlarının “Ahıska Türkleri" yerine "Gürcistan Meshetileri" olarak değiştirilmesinin önerildiğini, bu adı kabul etmediklerini söyledi.

 

Yeni yönetimin de bu konudaki tavrının değişmediğini belirten Ahıskalılar, halen küçük bir grubun vatandaşlık alarak Tiflis'te yaşadığını, ancak bu kişilerin de soyadlarına "-vili, -idze" gibi son ekler almak zorunda kaldıklarını kaydettiler

Burhanov, önerinin, Gürcistan'da bu hafta yapılan ve Ahıska Türklerinin topraklarına geri dönüş sürecinin ele alındığı uluslararası uzmanlar toplantısında dile getirildiğini belirtti.

"Biz Ahıska Türkleriyiz, ama bu adımızın değiştirilmesi öneriliyor" diyen Burhanov, bazı katılımcıların "Ahıska Türkleri" yerine "Gürcistan Meshetileri" olarak adlandırılma önerisini gündemegetirdiklerini ifade ederek, "Ancak biz bu öneriye şiddetle karşı çıktık ve itirazımız sonucu adımız değiştirilmedi" dedi.

Söz konusu toplantının Gürcistan'da kendileriyle ilgili konulardan da sorumlu olan Devlet Bakanlığı ve Avrupa'da faaliyet gösteren Ulusal Azınlıklar Merkezi tarafından düzenlendiğini kaydeden Burhanov, çeşitli ülkelerden uzmanların katıldığı toplantıda birçok ülkede yaşayan Ahıska Türklerinin sayısı, ekonomik durumları, geri dönmek isteyenlerin oranı gibi konuların ele alındığını belirtti.

Gürcistan hükümetinden Ahıska Türklerinin kendi topraklarına dönüşünün sağlanmasını ve bu konuda yasal düzenleme yapılmasını talep ettiklerini bildiren Burhanov, toplantıya katılan Gürcistan Devlet Bakanı Georgi Haindrava'nın Ahıska Türklerinin geri dönüş süreciyle ilgili yapılan çalışmalara önemli katkı sağladığını, soruna objektif yaklaştığını ve tutumundan memnun olduklarını kaydetti.

Tiflis yönetimi, Ahıska Türklerinin geri dönüşünün sağlanmasını uluslararası kurum ve platformlar nezdinde üstlenmesine rağmen, mali sorunları bulunduğu gerekçesiyle halen bu konuda gerekli süreci başlatmamış bulunuyor.

Tavır değişmedi

Öte yandan, topraklarına geri dönmek isteyen Ahıska Türklerinin bir bölümü, uzun yıllar bu amaçla çalıştıklarını, ancak henüz sonuç alamadıklarını belirterek, Tiflis yönetiminin daha önce kendilerine vatandaşlık verilmesi karşılığında isimlerinde Gürcüce değişiklik yapılmasının talep edildiğini savundu.

Yeni yönetimin de bu konudaki tavrının değişmediğini belirten Ahıskalılar, halen küçük bir grubun vatandaşlık alarak Tiflis'te yaşadığını, ancak bu kişilerin de soyadlarına "-vili, -idze" gibi son ekler almak zorunda kaldıklarını kaydettiler.

  

 Vatandaşlık mağdurlarına hukuk yardımı

 

IG Metall Sendikası, 1 Ocak 2000’den sonra başka bir ülkenin vatandaşlığına geçen, bundan ötürü de Alman vatandaşlığını kaybeden sendikalılara hukuk yardımı yapacağını açıkladı.

Sendika Genel Merkezi ile DGB arasında yapılan görüşmelerde, çifte vatandaşlık mağduru olup da Alman vatandaşlığını kaybeden ve hakkını aramak için hukuksal yollara başvurmak isteyen sendika üyelerine hukuk yardımı verme kararı alındı. Böylece. davayı açacak sendika üyelerinin avukat ve mahkeme masraflarını sendika üstlenmiş olacak.

Yardımdan yararlanmak isteyen kişilerin her şeyden önce IG Metall üyesi olması gerekiyor.

Yardımdan yararlanmak için sendika üyelerinin aşağıdaki dört durumdan birine uygun sorun sahibi olması gerekiyor.

 

Kırgızistan’da işsizlik ve göç arttı

 

Kırgızistan'da, ülkenin sosyal ve ekonomik istikrara kavuşturulması amacıyla kurulan bir komisyonun yaptığı araştırma, son 10 yılda işsizlik ve yurtiçi göçün son derece yüksek oranlarda artış gösterdiğini ortaya koydu. Orta Asya'da yer alan eski Sovyet Cumhuriyetinde, 1993 yılından itibaren işsizlik 6 kat artış gösterdi. Komisyon raporuna göre, işsiz sayısı 29 binden 2004 sonunda 186 bine ulaştı. Aynı dönem içerisinde yaklaşık 600 bin kadar Kırgız, kırsal yerleşim bölgelerinden başkente doğru göç etti. Bu kitlesel akın sonucu, 800 bin kişinin yerleşmesi için planlanmış olan

Bişkek'in nüfusu yüzde 30 artarak, 1.5 milyona ulaştı.

 

 

'Türklerin isimlerini değiştireceğiz’

 

Bulgaristan'daki seçimlerde büyük bir sürpriz yapan ırkçı ATAKA

ittifakının lideri, Türk isimlerini değiştireceklerini söyledi

Bulgaristan'da geçen cumartesi günü yapılan parlamento seçimlerinde büyük bir sürprizle oyların yüzde 8'ini alarak, yeni oluşacak parlamentoda 21 milletvekilliği kazanan ırkçı ATAKA ittifakının lideri Volen Siderov, ağzındaki baklayı çıkardı.

Irkçı lider, katıldığı bir radyo programında, komünist diktatör Todor Jivkov döneminde uygulanan asimilasyon kampanyasında olduğu gibi ülkede yaşan Türklerin isimlerini değiştireceklerini söyledi. Türklerin soyadlarının sonuna “ov” ekinin getirileceğini ifade eden Siderov, “Bulgaristan'ın Bulgarlara ait olduğunu herkes görecek” diye konuştu.

İktidara gelmeleri durumunda, İtalya'da olduğu gibi “temiz eller” operasyonu düzenleyeceklerini kaydeden Siderov, “vatan hainleri” olarak nitelediği tüm eski ve yeni politikacılardan hesap sorulacağı tehdidinde bulundu.

Ülkede yaşayan Çingene azınlığın yasalara saygılı Bulgar vatandaşları haline dönüştürüleceğini ifade eden Siderov, bunun için  ilk etapta Çingene mahallelerini dağıtacaklarını bildirdi. 

Radyo programı sunucusunun “Peki onlar nereye gidecekler? Nasıl yaşayacaklar?” sorusunu da “Nereye isterlerse gitsinler. Yeter ki gittikleri, yaşadıkları yerlerde kiralarını ödesinler” diye yanıtladı.

 Siderov, Bulgaristan'ın Avrupa Birliği ile ilişkilerini  değerlendirirken de “Biz zaten Avrupalıyız. AB bizi değil, biz AB'yi kabul edecek miyiz, bu önemli. Eğer AB bizim çıkarlarımıza aykırı ise orada bizim işimiz ne” diye konuştu.

Siderov, konuşmasının son bölümünde, NATO, AB üyeliği ve  Uluslararası Para Fonu (IMF) konularında referandum yapacaklarını,  çıkacak sonuca göre politikalar üreteceklerini söyledi.

 

 

Türk Dünyası Bilecik’te buluştu

 

Tataristan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan, Tacikistan'ın yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gelen 347 kişilik heyet Bilecik'te

bir araya geldi. Heyet, bu yıl 3.'sü gerçekleştirilen Söğüt gezisi kapsamında Bilecik'te Vali Ayhan Çevik'i makamında ziyaret etti. Vali Ayhan Çevik, Bilecik'in Türk dünyasında önemli bir yere sahip

olduğunu belirterek, "Bilecik, kuruluş ve kurtuluşun merkezidir. Tarihi misyonuna yakışır bir vizyona sahiptir" dedi. Bilecik Belediye Başkanı Selim Yağcı ise, "Ayrı devletlerden de olsak, bir milletin evlatları

olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" şeklinde konuştu. Avrasya 1 Vakfı Genel Başkanı Şaban Gülbahar da, bu tür ziyaretlerle, Türkiye

Cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki kültürel ve ekonomik işbirliklerinin güçlendirilmesini amaçladıklarını bildirdi.

 

Türkiye’den Kazakistan’a askerî yardım

 

Türkiye'nin Kazakistan'a yaptığı karşılıksız askeri yardım, Almatı'da düzenlenen törenle Kazak askeri yetkililere teslim edildi. 23 Şubat 1993'de Kazakistan ve Türkiye arasında imzalanan Askeri Eğitim ve İşbirliği

Anlaşması çerçevesinde yapılan askeri yardım, Türkiye'nin Kazakistan Büyükelçisi Taner Seben, Askeri Ateşe Kurmay Albay Ali Özkara ve Kazakistan Savunma Bakan Yardımcısı Tümgeneral Abay Tasbukatov'un katıldığı törenle, Almatı Askeri Polis Merkezi'nde Kazak askeri yetkililere teslim edildi. 4'ü ambulans olmak üzere 24 Land Rover arazi aracı, 28 adet sırt telsizi, 14 adet araç telsizi ve 50 adet el telsizinden oluşan askeri yardımın tutarının 1 milyon 133 bin Amerikan doları olduğu belirtildi. Büyükelçi Taner Seben törende yaptığı konuşmada, yapılan bu yardımın, iki kardeşin birbirine yardım etmesi gibi karşılıksız olduğunu ve herhangi bir çıkara dayanmadığını belirtti. Seben ayrıca, "Kazakistan'da Türkiye'nin yapmış olduğu Türkçe Dil Dershanesi'nde, Kazak askeri öğrenci ve subaylara Türkçe dil eğitimi verilmektedir. Kazakistan Silahlı Kuvvetleri'nin bazı güzide birlikleri de Kazakistan'da Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitilmektedir. Şu ana kadar 13 milyon dolarlık eğitim ve yardım faaliyeti yapılmıştır" açıklamasında bulundu.

 

 

 

TÖMER'de mezuniyet şöleni 

 

Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şubesi'nde Türkçe eğitim alan Afgan, Tacik, Moğol, Bulgar ve Ahıska Türkleri öğrencileri mezun oldu.   

Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şubesi'nde Türkçe eğitim alan Afgan, Tacik, Moğol, Bulgar ve Ahıska Türkleri öğrencileri mezun oldu.           

Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Merkezi'nde düzenlenen mezuniyet törenine, Vali Nihat Canpolat, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cengiz Utaş, Kültür ve Turizm Müdürü İsmet Taymuş, Kayseri Polis Meslek Yüksekokulu Müdürü Mustafa Yalçın, TÖMER Şube Müdürü Ali İhsan Yalçın ve davetliler katıldı.            

Törende, TÖMER'de 1 yıldır Türkiye Türkçesi eğitimi alan Afgan, Tacik ve Moğol ile Bulgar ve Ahıska Türklerinden 132 öğrenciye mezuniyet diplomaları verildi.           

Öğrencilerin kendi ülkelerine has oyunları ve şarkıları sunduğu törende, öğrenciler daha sonra davul-zurna eşliğinde halay çektiler.

 

 Türkmen lidere suikast girişimi

 

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sadettin Ergeç ITC binasına aracıyla gittiği sırada, yol üzerindeki bir araca yerleştirilmiş bomba patlatıldı. Patlamada Ergeç'in aracı zarar görmedi, 4 Iraklı ise yaralandı. Irak polisinden edinilen bilgiye göre, saat 09.00 sıralarında Başkan Sadettin Ergeç ITC binasına gittiği sırada, binanın yakınındaki bir araca yerleştirilmiş olan uzaktan kumandalı bomba patlatıldı. Ergeç'in aracının zarar görmeden kurtulduğu patlamada, çevrede bulunan 4 Iraklı yaralandı. Olayla ilgili bilgi veren Polis Müdürü Yarbay Burhan Tayyip, "Olayın, ITC Başkanı Sadettin Ergeç'e düzenlenmiş bir saldırı olduğunu tahmin ediyoruz. Ergeç geçtiği sırada meydana

gelen saldırıda 4 sivil yaralandı. Yaralanan sivillerin durumu ağır değil. Bu tür saldırıları düzenleyenlerin hedefi belli" şeklinde konuştu. Sadettin Ergeç, 4 gün önce ITC başkanı seçilmişti. Daha önce aynı görevi yapan Faruk Abdullah Abdurrahman ise hiçbir saldırıya maruz kalmamıştı.

 

Yukarı Karabağ'da ateşkes ihlalleri sürüyor

 

Bakü - Büyük bölümü Azerbaycan'ın Ermeni işgali altındaki bölgelerinde bulunan Azeri- Ermeni cephe hattında ateşkes ihlallerinin sürdüğü bildirildi.

Azerbaycan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada,  Hocavend bölgesinin Kurupatkino köyü ile Fuzuli bölgesinin Aşağı Seyidahmedli köyü yakınlarında Ermeni güçleri tarafından ateşkes ihlallerinde bulunulduğu belirtildi. Açıklamada, karşı ateş açılarak ihlallerinin sona erdirildiği, can kaybı olmadığı ifade edildi.

Bu arada, Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan, Yukarı Karabağ ile ilgili sorunun çözümünde arabuluculuk üstlenen AGİT Minsk Grubu eşbaşkanlarıyla bugün Viyana'da bir araya geldi. Ermenistan Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede, çözüm süreciyle ilgili gelişmeler, Azerbaycan ve Ermenistan cumhurbaşkanlarının Varşova görüşmesinin sonuçları ele alındı.

 

 

Türkmenler'e zulüm Başladı

 

WASHINGTON Post gazetesi, peşmergenin Kerkük’te av başlattığını yazdı. Habere göre, yüzlerce Türkmen ve Arap gizlice Kuzey Irak’taki cezaevlerine gönderildi. İşgal güçlerinin seyirci kaldığını belirten gazetede, “Gerilim arttı. ABD güvenliğini tehlikeye attı” denildi. IRAK’TA Kürtler’in Kerkük kentinde yüzlerce Türkmen ve Arap’ı tutuklayarak, Kuzey Irak’taki cezaevlerine gizlice gönderdiği bildirildi. Washington Post gazetesinin, ABD Hükümeti belgeleri ve tutuklananların ailelerine dayanarak dün verdiği habere göre, Kürt güvenlik birimleri, Kerkük sokaklarında Türkmen ve Araplar’ı tutukladı.  Telgrafta tutuklamaların, Kürt siyasi partilerin “yükselen kışkırtıcı tavır içinde Kerkük’te otoritesini uygulamayı amaçlayan planlı ve yaygın girişiminin parçası olduğunun ifade edildiğini belirten gazeteye göre, “5 Haziran tarihli telgrafta tutuklamaların, sadece etnik gruplar arasındaki gerilimi artırdığı ve ABD’nin güvenilirliğini tehlikeye attığı” kaydediliyor.

Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı Abdullah Buksur, “Yaptığı insanlık dışı tutuklamalarla Türkmenler’i bezdirmek isteyen Barzani zulmüne son verilmesini istiyoruz. Türkiye’deki yetkilileri de göreve davet ediyoruz” dedi.

Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, “Konu tarafımızdan ciddiyet ve kararlılıkla İzlenmekte olup, ABD ile Irak makamları nezdinde gerekli araştırma yapılmaktadır’’ dedi.

 

Türkler, AB’nin 17. Büyük üyesi konumunda

 

Avrupa Anayasası için yapılan referandumların ardından Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyeliği ile ilgili tartışmalar sürerken, Türkiye, Avrupa'daki Türkler'in varlığı ile, birliğin fiilen 26. üyesi.

Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı'nın yapmış olduğu, "Avrupa'daki Türkler'e ait Ekonomik Veriler, Gayri Safi Milli Hasılaya Katkı, Çalışan Nüfus, Girişimci ve Hane Verileri" isimli araştırmaya göre Türkler, 3.9 milyon nüfus ile 25 üyeli AB'nin 17. büyük üyesi konumunda. Göçmen kökenli 3,9 milyon Türk'e, Yunanistan'da yaşayan 150 bin Türk ve 2007'de AB'ye üye olmasına kesin gözüyle bakılan Bulgaristan ile Romanya'da yaşayanlar da eklendiğinde, Türkler, 2007 yılının 27 üyeli Avrupa Birliği'nde, nüfusları itibariyle 19. sırada yer alacak. Göçmen bazında, AB'de yaşayan en büyük göçmen grubunu Türkler'in oluşturduğunu belirten TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, "AB sınırları içerisinde yaşayan 3,9 milyon Türk'ün % 37.1'i, yaşadığı ülkenin vatandaşlığına geçmiştir. AB vatandaşı olan 1,48 milyon Türk, Güney Kıbrıs, Malta ve Lüksemburg'un toplam nüfuslarına eşit bir toplam oluşturmaktadır" dedi. TAM Vakfı tarafından AB'de yaşayan 2 binden fazla Türk hanesiyle yapılan temsili araştırmaya göre, Türkler'de toplam hane geliri 24,6 milyar Euro'yu bulurken, bu gelirin yaklaşık 20 milyar Euro'su geçim ve tüketim için harcanmakta. 4,6 milyar Euro'luk bölümü ise tasarruf edilmekte.

 Bu gelir düzeyi ve toplam harcamaları ile Türkler, sadece nüfusları ile değil, tüketimleriyle de AB ekonomisinde yerlerini almış durumda.

 

 

Batı Trakyalılar AİHM’de

 

Yunanistan’ın, Türk kimliğini ve Türkçe isimleri kullanmalarını yasakladığı Batı Trakyalı Türkler, bölgedeki sivil toplum örgütlerinden 600 seçilmiş Türk’ün imzasıyla AİHM’e giyor. Avrupa Birliği bir yandan, Kopenhag kriterlerinde Türkiye’yi sancılı kimlik tartışmasına sokup, müzakere şartlarında olmayan azınlıkları yaratırken, üyesi Yunanistan’ın Türkler’e koyduğu yasaklara ses çıkarmıyor. Ancak Yunanistan’ın keyfi bir şekilde uygulamaya soktuğu “100 binden fazla Türk’ün yaşadığı Batı Trakya’da isimlerinde ‘Türk’ ifadesi bulunan derneklerin, milli güvenlik gerekçesiyle faaliyet gösteremeyeceği” kararına Batı Trakyalı Türkler şiddetle karşı çıktı. Başta İskeçe, Gümülcine olmak üzere Batı Trakya’da yaşayan tüm sivil toplum örgütlerinden 600 seçilmiş Türk’ün imzasıyla AİHM’e giden Türkler, Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin aldığı kararın düzeltilmesini istiyor. Aralarında vali yardımcısı, belediye başkanı, dernek başkan ve yöneticilerinin bulunduğu imzalar önümüzdeki hafta bütün belgelerle birlikte AİHM’e teslim edilerek dava açılacak.

Hakkımızı arayacağız

Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Genel Başkanı Dr. Erol Kaşifoğlu, Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin son başvurularını reddetmesini, yıllardır Batı Trakya’daki Türkler’e uygulanan asimilasyon politikasının bir yansıması olarak değerlendirdi. Dr. Kaşifoğlu, “Lozan Antlaşması’ndan doğan haklarımızın verilmesi gerekir. Yunanistan’da Türk karşıtı güçlü bir milliyetçilik var ve mahkemenin kararı bu tür bir düşüncenin ifadesidir. Azınlığın uluslararası camiadan beklentisi, Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı’nın etnik kimliğini beyan etme ve örgütlenme haklarının desteklenmesi ve Yunanistan’ı azınlık ile devlet arasındaki toplumsal barışa zarar verecek girişimlerden kaçınmaya teşvik etmesidir. Azınlık 20 yılı aşkın bir süredir kararlılıkla sürdürdüğü haklı davasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak demokratik bir şekilde adalet arayışına devam edecektir” dedi.

  

Çin Devletinden Buda Tapınağına Özel İlgi

 

Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan  eski bir buda tapınağı harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor.

İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet miraslarını koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda ayırmak suretiylerestore etme kararı aldı.

Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci yardımcısı Metkerem şöyle demektedir;

“Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda  bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.

Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu buda tapınağı Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…

  

Kur’an seferberliği

 

Kayseri'de İl Müftülüğü aracılığıyla toplanan 2 bin 500 adet Kur'an-ı Kerim'in Kazakistan'a gönderildiği bildirildi. İl Müftüsü Necmettin Nursaçan, 'Kutlu Doğum Haftası' münasebetiyle Diyanet İşleri Başkanlığı'nın kendisini Kazakistan'da bilgilendirme toplantısına gönderdiğini, orada bulunan Kazaklar'ın ise kendisinden Kur'an-ı Kerim istediğini belirtti. Müftü Nursaçan, "Diyanet İşleri Başkanlığı, Peygamberimiz'in doğumu münasebetiyle ülke içi ve ülke dışında etkinlikler, konferanslar ve paneller düzenlemişti. Bu kapsamda beni de Kazakistan'a göndermişti.

Kazakistan'da bulunan Kazak kardeşlerimizle görüşmemizde 'Ne olur bize Kur-an'ı Kerim gönderin' dediler. Bende bu konuyu Kayserililer'e ilettim. Kayserili hayırseverlerden ise şu ana kadar 2 bin 500 adet Kur-an-ı Kerim topladık ve gönderdik. Kendileri gönderilen kitaplar için çok mutlu olduklarını söylediler. Hayırlı bir iş olduğunu düşünüyorum" dedi.

 

Türkler Avusturya’yı feth etti

 

Avusturya İstatistik Kurumu'nun yaptığı açıklamaya göre, 2004 yılında 42 bin 174 yabancı, Avusturya vatandaşlığına geçerken, bunların 13 bin 24`ünü Türkler oluşturuyor. Avusturya vatandaşlığına geçen yabancıların sayısında bir önceki yıla göre azalma oldu.

2003'te 45 bin 112 yabancı Avusturya vatandaşı olmuştu. 2004 yılında Avusturya vatandaşlığına geçen yabancılar arasında Türkler ilk sırada yer aldı. Avusturya vatandaşı olan Türklerin sayısı 13 bin 24 olarak verilirken, bu sayı bütün yabancılar içinde yüzde 30,9'luk bir orana tekabül ediyor. Türkleri yüzde 20,5`lik oranla Bosna-Hersekliler izlerken, Yugoslav-Karadağ Cumhuriyeti vatandaşları ise, yüzde 7,2 ile üçüncü sırayı aldı. 2004 yılında Avusturya vatandaşı olan yabancı sayısı böylece 2003`e göre,yüzde 6,5 geriledi.

Ancak bu sayı, son 5 yılın ortalamasından yüzde 17 daha fazla. Vatandaşlığa geçenlerin 3'te 1'i, 10 yıllık Avusturya`da yaşama şartını doldurarak bu hakkı elde ederken, 6'da 1'i ise, bir Avusturya vatandaşı ile evli olmaktan dolayı bu hakkı kazandı. Kurum raporunda, 2004 yılında Avusturya vatandaşlığına geçen yabancıların, 135 farklı ülke kökenli olduğu da ifade edildi. Tirol, Salzburg ve Kaernten eyaletlerinde vatandaş olan yabancı sayısı, 2004 yılında artış gösterdi. Diğer eyaletlerde ise azaldı. Vatandaşlık alan yabancıların yaklaşık yüzde 60'ını ise, 15 il 30 yaş arası gençler oluşturuyor.

  

Teröre 20 yılda 100 milyar dolar

 

Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadelenin Türk ekonomisine 20 yıllık maliyetinin 100 milyar dolar olduğunu açıkladı. Kuzey Irak'tan Türkiye'ye yasadışı silah ticaretinin devam ettiği de vurgulandı. 1984 yılından bu yana devam eden terör olaylarında, 12 bin 485 sivilin öldüğü, 18 bin 475 güvenlik görevlisinin şehit olduğu belirtildi.

Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Lojistik Komutanlığı, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Anlaşması (AGİT) kapsamında imha edilen hafif silahları basına gösterdi. Yabancı gözlemcilerin de katıldığı imha işlemi sırasında terörle mücadele konusunda çarpıcı rakamlar da açıklandı. 18 bin 475 şehit 1984 yılından bu yana devam eden terör olaylarında, 12 bin 485 sivilin öldüğü, 18 bin 475 güvenlik görevlisinin şehit olduğu belirtildi. Törende verilen bilgiye göre, terörle mücadele sırasında Türk ekonomisi de 100 milyar dolar zarara uğradı. Ana kapı Kuzey Irak 1984 yılından beri yaşanan 20 yıllık süreçte, güvenlik birimleri ürkütücü boyutta silah ve patlayıcı da ele geçirdi. TSK'nın verileri o yıldan bu yana 86 bin 344 silah, 75 bin adet el bombası ve 4.5 milyon adet mühimmatın ele geçirildiğini gösteriyor. Türkiye'ye silah girişinde Kuzey Irak birinci kapı olmaya devam ediyor. Lojistik Komutanlığı'ndaki tanıtımda ele geçirilen silahların nasıl imha edildiği de gösterildi. 2005 yılının ilk üç ayı içersinde, 4 bin 730 tabanca ve 450 tüfeğin imha edildiği açıklandı.

 PKK/KONGRA-GEL'DEN ELDE EDİLEN SİLAHLAR

 Bugün imha edilecek silahların büyük bir kısmının terör örgütü PKK/Kongra-Gel'den ele geçirilen silahlar olduğunu dile getiren Albay Uyan, şöyle konuştu: ''Türk ekonomisinin ve sosyo-kültürel altyapı gelişmesinin gördüğü zararın, tahminen 100 milyar dolar olduğu değerlendirilmektedir. Bu mücadele ne yazık ki halen devam etmektedir. 2003 yılına kadar büyük bir kısmı teröristler tarafından olmak üzere kullanılırken veya bulundurulurken ele geçirilen 86 bin 344 muhtelif silah, 75 bin 510 el bombası, antipersonel mayın ve patlayıcı madde ile 4 milyon 443 bin 661 muhtelif mühimmat, teröre destek veren silah kaçıkçılığının ürkütücü boyutlarını ortaya koymaktadır. Bunda, Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra Kuzey Irak'ta oluşan otorite boşluğu yüzünden kontrol altına alınamayan küçük ve hafif silah kaçakçılığının önemli rol oynadığı kıymetlendirilmektedir. Aynı tehlikenin bugün de artan boyutlarda mevcut olduğu herkes tarafından bilinmektedir’' dedi.

 

İKÖ'den KKTC'ye tam destek çıktı

 

Yemen'in başkenti Sana'da düzenlenen 32. İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs ve Batı Trakya Türklerine ilişkin sunduğu tasarı kabul edildi.

Kıbrıs'a ilişkin tasarıda, geçen yıl İstanbul'da düzenlenen İKÖ zirvesinde alınan kararı daha ileri götüren unsurlar yer alıyor.

İKÖ'nün bir önceki tasarısında İKÖ ülkelerine Kıbrıs Türkleriyle maddî-manevî ilişkilerini geliştirmesi çağrısı yer alıyordu. Bu yılki tasarıda ise üye ülkelerin, bu kararın uygulanması konusunda neler yaptıkları hakkında Genel Sekreterliği bilgilendirmeleri hususuna yer veriliyor.

Tasarıda ayrıca, Genel Sekreterliğe, Kıbrıs Türk tarafındaki projelere destek vermesi için İslam Kalkınma Bankası ile gerekli temasları kurması talebinde bulunuluyor.

Tasarıda, sadece İKÖ üyelerine değil, tüm uluslararası topluma, Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son verilmesi yolunda gecikmeksizin somut adımlar atması çağrısı yer alıyor.

Tasarıda, İKÖ üyesi ülkelere Kıbrıs Türkleriyle etkin dayanışmayı güçlendirmeleri, yakın işbirliği içinde olmaları, her alanda, özellikle de doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve spor alanlarında onlarla ilişkilerini geliştirmeleri çağrısında bulunuluyor. Tasarıda, Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlık vakıflarının, kendilerini yönetmelerine olanak tanıyacak şekilde, kendi yönetim kurumlarını seçmeleri için gerekli adımların atılması talep edildi. Bu arada, İKÖ'ye gözlemci üye olmak için bir süre önce başvuran Rusya'nın başvurusu kabul edildi. Dışişleri kaynaklarından edinilen bilgiye göre, Türkiye, Rusya'nın gözlemci üyeliği konusunda olumlu görüş bildirdi.

 

İslam Konferansı Örgütü toplantısında 'Kıbrıs Türk Devleti' sıfatı ilk kez resmi terminolojiye girdi. Rum temsilci Marios toplantı salonuna alınmadı.

İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı'na İslam dünyasında reformlar ve Kıbrıs konusu damgasını vurdu. Toplantıda, örgüt üyelerinden KKTC'ye aktif destek kararı çıktı. KKTC'nin "Kıbrıs Türk Devleti" sıfatıyla temsili ilk kez resmi terminolojiye girdi. Azerbaycan, Sudan, Gine, Libya ve Pakistanlı bakanlar konuşmalarında "Kıbrıs Türklerinin meşru ve haklı davasına destek vermeli" mesajı verdi. BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs Rum Kesimi'nin yanında tavır alan Rusya KKTC'ye ilk pozitif sinyalini gönderdi. İKÖ'den Kıbrıs'la ilgili güçlü bir karar çıkmasını engellemek isteyen Rum temsilci Marios İyeronimides ise Genel Kurul salonuna alınmadı. KKTC Dışişleri Bakanı Denktaş, bunun üzerine Rum temsilciyi Genel Kurul kafeteryasında bularak ironik bir "geçmiş olsun" mesajı iletti.

 

ÜRÜMÇİ HAYVANAT BAHÇESİNDEÜÇ KURT YAVRUSU VE KEÇİ

Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi’deki hayvanat bahçesini gezenler bu günlerde ilginç bir dostluğa şahitlik ediyorlar.

İlk defa yavrulayan bir kurdun yavrularını kabul etmemesi 3 kurt yavrusunu öksüz bıraktı.

Bu duruma bir çözüm bulmak isteyen hayvanat bahçesi görevlileri bu üç kurt yavrusunu yeni yavrulayan bir keçinin yanına götürdüler. Anne keçi bu üç kurt yavrusunu reddetmeksizin kendisinin 5 yavrusu ile beraber beslemeye başladı. Bu durum ise görenleri hem düşündürdü, hem de şaşırttı.

 

Çin’in Gül üretimine başlaması üreticileri tedirgin etti

 

Birçok sektörden sonra gül üretimine giren Çin, Isparta gül üreticilerinin korkulu rüyası oldu.

Çin’in Türk gülünde de, ucuz işçilikle rakip olmaya başlamasıyla gül üretimi alanında Türkiye’nin rakipleri ikiye yükseldi. Dünya’da sadece Bulgaristan ve Türkiye’de yapılan gül yağı üretimine şimdi de Çin ortak oldu. Bu durum Ispartalı gül üreticilerini hıuzursuz ederken, Çin’de bir kilogram gül yağının maliyetinin bin 500 Türkiye’de ise, 6 bin dolar olduğuna dikkat çekildi. Dünyada gülyağı üretiminin yüzde 70’ini Isparta’dan, yüzde 30’u da Bulgaristan’dan karşılanmakta. Ancak bu yıl gül yağı üretimine giren Çin’in, diğer sektörlerde olduğu gibi, gül alanında da ucuz işçilik nedeniyle Türkiye’yi zarara uğratacağından korkuluyor.

BOLAT: GÜLCÜLÜĞÜ ZOR GÜNLER BEKLİYOR

Gül, Gülyağı ve Yağlık Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (GÜLBİRLİK), 2005 sezonu gül çiçeği alım kampanyası başladı. GÜLBİRLİK Genel Müdürü Bolat Tamer Çin’in gül sektörüne girmesiyle duydukları korkuyu dile getirirken şöyle konuştu. Bolat “Bizim en büyük korkumuz Çin’dir. Çin, diğer ürünlerde dünyanın hakimi olduğu gibi gül sektörüne de el atmıştır. Tekstilde ve diğer ürünlerde sektörlere darbe vurduysa güle de darbe vuracağını bekliyoruz.”

 

Çin ayakkabısı sıkmaya başladı

 

Türkiye ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde üretim yapan ayakkabı firmalarının temsilcileri Avrupa'nın ticaret merkezi Brüksel'de bir araya gelerek eylem yaptı. Piyasaları allak bullak eden Çin malı ucuz ayakkabıların dünya ticaretini tehdit ettiğini belirten firma temsilcileri dünyayı Çin'e karşı önlem almaya davet etti. Manisa'dan Üçel ve Topbaş ayakkabının temsilcileriyle birlikte eyleme katılan Ergün Ayakkabı'nın temsilcisi Cüneyt Ergün, haksız rekabet nedeniyle pazar paylarını hızla kaybettiklerine dikkat çekti.Ucuz Çin malları piyasaları sarsmaya devam ediyor.  Avrupa ve Türkiye'den yaklaşık 500 firma temsilcisinin katıldığı protesto yürüyüşünde Çin mallarından kaynaklanan haksız rekabetin ortadan kaldırılması istendi. Yürüyüşe 3'ü Manisa'dan, olmak üzere Türkiye'den 30 firma temsilcisi katıldı.Baş etmemiz mümken değil.Brüksel'deki gösteriye Manisa'dan Üçel Ayakkabıcılık adına Rıfat Sarı, Mehmet Baru, Topbaş Ayakkabı temsilcisi Mehmet Topbaş ve Ergün Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün, katıldı. Ergün Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün protesto yürüyüşünün perde arkasını anlattı. Çin'de ucuz işçi maliyetleri nedeniyle üretilen malların piyasalara çok ucuza verildiğine dikkat çeken Cüneyt Ergün şunları söyledi: 'Biz bir ayakkabıyı 20 dolara mal ediyorsak Çinliler bunu 10 dolara mal ediyor. Bu durum haksız rekabete yol açıyor. Çünkü Çin'de işçi sayısı çok fazla. Bizim 100 işçiyle yaptığımız işi onlar 300 işçiyle daha ucuza yapıyorlar. Çünkü işçilerin ne bir sosyal güvenceleri ne de belirgin bir maaşları var.  Bu durum bizi son iki yılda bitirme noktasına getirdi.'

Çin'de üretilen malların sağlıksız olduğunu hatırlatan Ergün, 'Biz diyoruz ki; Çin mallarına kota konsun, önlem alınsın. Kısacası bu haksız rekabet ortadan kaldırılsın. Ben iki yıl önce 140 işçi çalıştırırken bugün 70 işçiye düştü bu rakam. Yani istihdam oranında yüzde 50 düşüş oldu. Bu durumun önüne geçmezsek yakın bir tarihte iş yerlerimizi kapatma durumuna geleceğiz' dedi.

    

Ölümcül Kuş Gribini sonunda Doğu Türkistan’a da bulaştırdılar

 

Doğu Kazakistan eyaleti sınırından 25 kilometre mesafede yer alan Doğu Türkistan da Kuş gribi hastalığı salgını tespit edildiği hakkında haberler alınırken, bununla ilgili olarak Astana ile Almatı şehirlerinin havaalanlarında ve sınır kapılarında gelip-giden yolcuları kontrol tedbirleri alındı.

Kazakistan Hıfsızıhha Kurumu Başkanı ve Sağlık Bakan Yardımcısı Anatoli Belonog konuya ilişkin bilgi verdi. Anatoli Belonog, "Kazakistan sınırlarından tavuk ürünlerinin girişini kontrol, kuş gribi tespit edilen ülkelerden bu tip ürünlerin ithalini sınırlama çalışmaları yapılıyor" dedi.  Kazakistan Sağlık Bakan Yardımcısı Belonog'un ifadesine göre, Çin'de kuş gribi belirtileri bulunan binden fazla kazın 460 tanesi ölmüş. Anatoli Belonog, yabani kuşların güneydoğu Asya'dan Çin'e Kazakistan üzerinden girip çıkma ihtimalini göz ardı etmeyerek, Kazakistan'ın genelinde sınır kapılarında, Çin Halk Cumhuriyeti ve başka ülkelerle bağlantısı bulunan tüm havaalanlarında hijyen ve karantina kontrol tedbirleri arttırıldığını ifade etti.  Kazakistan Sağlık Bakanlığı Karantina ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı Aymağanbet Jolşorınov da, kuş gribini hemen tespit edebilecek özel laboratuarlar kurulduğunu, bunların yakın zamanda hizmete gireceğini bildirdi.  Uzmanlar, kuş gribinin yayılmasını önlemenin en etkili yolunun Kazakistan ve Sincan Uygur Otonom Bölgesi arasındaki ticaret ve başka maksatlı geliş-gidiş ve ticari ilişkilerin mümkün mertebe sınırlamak gerektiğini ifade ediyorlar. Bu arada Çin’de kuş gribinin ortaya çıkmasınd