|
TRT’DEN ÇİN YANLISI PROGRAM
TRT’nin Devletin Doğu Türkistan’ a resmî bakışını yansıtma mecburiyeti
bulunması sebebiyle ezeli ve ebedi Türk toprağı olan Doğu Türkistan’dan
bahsederken Çin Devletinin ağzından “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi”
olarak söz etmesi zulmün ve esaretin kahredici ızdırabı ile boğuşan ve
Türkiye’den çok daha farklı bir yaklaşım ve yakınlık bekleyen Doğu
Türkistanlıların yaralarına tuz basmıştır.
Elbette ki program sunucusu hanımefendinin aymazlığı bununla da sınırlı
değildi.
Çin makamları ile bu programın muhtevası ve vermek istenen mesajlar
konusunda hangi boyutta mutabakatlar ve anlaşmalar yapmıştı bilmiyoruz.
Fakat bildiğimiz bir şey var o da bu programın kesinlikle ve kesinlikle
Doğu Türkistan’ın ve Doğu Türkistanlıların geleceğine yönelik faydalı
bir katkısının olmadığıdır.
Çünkü Çin devletinin özel siparişi üzerine hazırlanmış olduğu izlenimi
veren bu Program baştan sona kadar Çinlilerin önceden dikte ettirdiği
söylem ve yanıltıcı malumatlarla devam edip gidiyor.
1-Program Sunucusunun 1863’ te kurulduğunu söylediği devletin adı “Doğu
Türkistan İslam Cumhuriyeti” değil, “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” dir ve
bu devleti bile batılı güçlerin kurdurmuş olduğu şeklinde ifadeler
kullanmıştır. Bu ifadeler ise kesinlikle gerçeği yansıtmamaktadır.
2-1947 yılında ilan edilen ve İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel
Sekreterliğini yaptığı mahallî hükûmetten hiç söz edilmemiştir.
3- Sunucu hanım (Avar) Başka Doğu Türkistanlı yokmuş gibi sözde ressam
geçinen bir Mankurt olan Abdulkerim Nasreddin ve Çin kuklası Rukiye Haci
adlarındaki Doğu Türkistan halkının yüz karası kişilerle görüşerek
Çinlilerin ve kendisinin almak istediği cevapları almıştır.
4-Önceden ne söyleyecekleri ezberletilmiş olan Şerifcan Damolla ve diğer
Cami görevlilerine “Dine baskı var deniliyor, engellemeler var deniliyor
siz ne dersiniz?” Sorusunu sormuş ve çok abartılı, gerçeği asla
yansıtmayan, sahte cevaplar almıştır.
5-Yerel kukla hükümetin sözde din işleri sorumlusu Hüsamettin ile
görüşmesi sırasında da sormuş olduğu kasıtlı sorularla doğum yasağının
yalnızca Çinlilere uygulandığını, bu uygulamanın Uygurlar için geçerli
olmadığı şeklinde yalan bir cevap almıştır. Objektif bir yayıncılık
adına sayın AVAR neler yapmalıydı?
Burada hepsini saymamız mümkün olmasa da birkaç madde halinde yapmasını
beklediklerimizi sıralayalım:
1- Madem ki objektif bir yayıncılık yapacaktı, o halde Çin devletinin
eline tutuşturmuş olduğu senaryoyu at gözlüğü ile icra etmek yerine
Türkiye’deki ve dünyanın başka yerlerindeki Doğu Türkistanlılardan da
Doğu Türkistan hakkında malumatlar almalıydı.
2- Doğu Türkistanlıların tamamını Amerika da kurulan “Sürgünde Doğu
Türkistan Hükümeti” mensupları ile özdeşleştirerek ve Amerika ile
batılıların provoke ettiği insanlar olarak göstermek yerine Doğu
Türkistan halkından insanlarla görüşerek onlara kendi ağızlarından
kendilerini özgürce ifade etme şansını tanımalıydı.
3- Kendisini adeta bir gölge gibi takip eden Çinli mihmandarından
kurtularak çarşıda pazarda halkın arasına dalıp yıllık fert başına düşen
gelir oranını (80-100 dolar) Doğu Türkistan halkının kendi ağzından
öğrenmeliydi.
4- Banu Avar, hemen her semtte kurulu olarak faaliyet gösteren mecburi
Doğum kontrol istasyonlarını da ziyaret ederek evlerinden zorla
getirilerek 7-8 aylık olmasına bakılmadan gayri sıhhi ortamlarda yapılan
sözde kürtajlarla “Kota dışı hamile kaldı” suçlamasıyla açıkça
katledilen Doğu Türkistanlı anne ve bebek cesetlerini görmeliydi.
5-Banu Avar, 90 yaşındaki Ayşem ninenin toyunun(düğününün) nerede
olduğunu sormak gibi anlamsız uğraşlar yerine Doğu Türkistan’ın başkenti
olan Ürümçi nüfusunun içinde bulunan Çinli nüfus oranını araştırmalıydı.
Doğu Türkistan’ın işgale uğradığı ilk yıllarda (1949) Ürümçi’deki Çinli
nüfus oranı % 5 bile değil iken, Çin'den Çin devletinin asimilasyon
politikası gereği devamlı olarak getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler
sebebiyle Çinli nüfus oranının % 85’lere ulaştığını ve Türk nüfusunun
azınlık durumuna düşürüldüğünü, asıl hedefin ise bütün Doğu Türkistan’da
aynı nüfus çoğunluğuna ulaşmak olduğunu gözlemlemeli ve seyirciye
yansıtmalıydı.
6- Banu Avar, kukla Cami görevlilerinin yalan beyanlarını dinlemek
yerine 18 yaşın altındaki Uygur gençlerinin camilere giremediğini, bir
mahalle halkının diğer bir mahalle camisine alınmadığını, namaz
vakitlerinde camilerdeki cemaatin gizli kameralarla tespit edildiğini ve
camide her namaz vaktinde hangi surelerin okunduğu, imamın hutbede hangi
konuda vaaz verdiği ile ilgili cami imamı ile bir kukla hükümet
görevlisinin mahalli karakola rapor vermek zorunda olduğu ile ilgili
bilgileri de toplamalı idi. (Cami imamı ile camideki özel görevlinin
raporlarındaki bilgilerin tutmaması durumunda cami imamı görevden
alınmakta ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadır.)
7- Doğu Türkistan halkını eğitimsiz bırakmak ve nesiller arasındaki
iletişimi koparmak için defalarca Latin, Kiril, Uygur ve Çin harfleri
ile eğitime geçerek Türk öğrencileri başarısızlığa sürüklediğini, 2001
yılından itibaren de İlköğretim okullarında ve Üniversitelerde tamamen
Çince eğitime geçildiğini de objektif habercilik adına öğrenip (tabii
öğrenebilirse) duyurmalıydı.
8- Banu AVAR, Türk çocuklarını Türkçe eğitim görmek istemesi durumunda
ahırdan bozma harabelerde ve açık alanlarda, Çince öğrenim görerek bir
Çinli gibi yetişmeye razı olması durumunda da en modern Çin okullarında
okuyabilecekleri gibi Çin karakterine uygun çirkin bir tercih ile karşı
karşıya bırakılmış olmaları gerçeğini uygun bir tarzda yansıtmalıydı.
Banu AVAR, Objektif habercilik ve yayıncılık adına hiç bir şey
bilmiyorsa Sayın Coşkun ARAL’ı örnek alabilirdi diyoruz fakat Sayın
ARAL’ gibi davranması mümkün değil. Çünkü ARAL gördüğü gerçekleri
görüntülemek istediğinde profesyonel kameralarına Çin polisince el
konulmuş ve o da küçük amatör kamerası ile dünyada bir ilki
gerçekleştirerek Çin zulmünü gözler önüne sermişti…
Banu AVAR tarafsız davranamazdı. Çünkü, dünya insan hakları örgütlerince
defalarca sabıkalı ilan edilen en kurnaz, en hilekar ve en büyük insan
hakları ihlalcisi olan Çin devletinden yana taraftı…
Banu AVAR Çinlilerin gerçek yüzünü anlamak için şunu yapabilirdi:
Yukarıda ifade etmeye çalıştığımız konulardan birini gerçek bir
televizyoncu ve yapımcı gibi davranarak görüntülemeye ve anlatmaya
çalışmak… İşte o zaman kızılca kıyamet kopacak ve Çin devleti
yetkililerince doğduğuna pişman edilecekti…
Şundan eminiz ki; Banu Avar’ın Çinli’lerle işbirliği içerisinde bütün
Doğu Türkistanlıları Amerikanın kuklası olarak gösterme çabaları mutlaka
boşa çıkacak ve kesinlikle tutmayacaktır. Çünkü Doğu Türkistan halkı bu
güne kadar ne çekmişse emperyalizmden çekmiştir ve birinden kurtulup
diğeri tarafından sömürülmek ve zincire vurulmak gibi bir niyeti ise
asla yoktur. Bu niyette olanlar varsa da Tam Bağımsızlıktan yana olan
bir Doğu Türkistanlı değildir ve gerçek Doğu Türkistanlılar tarafından
şimdiden kendi yalnızlıkları ile baş başa bırakılmışlardır…
Banu AVAR, Program bitiminde yaptığı konuşmada ise, dünyadaki global
güçlerin Türkiye'nin başına bölücü akımları bela ettiğini ve Türkiye’nin
yıllar yılı bu bölücü akımlarla uğraşmak zorunda bırakıldığı şeklinde
bir ifade kullanarak, şimdi de Çinin başına Doğu Türkistanlıları bela
yapmak(!) istediklerini ima etmeye çalışmıştır. Oysa ki; dünyanın en
büyük teröristi Çinin ta kendisiydi ve Banu AVAR bunun idrakinde
olamayacak kadar taraflı, gerçekleri göremeyecek kadar da maddi hırsla
doluydu.
GAZETENİZ İSTİKLÂL BİR YAŞINDA
Muhterem
okuyucularımız, gönüldaşlarımız ve haklı bir davanın kutlu savunucuları,
elinizdeki İstiklâl Gazetesi şu anda 12. sayısına ulaşmış olmakla
beraber bir yaşını da doldurmuş olmanın haklı gururunu ve kıvancını yine
sizlerle paylaşmaktadır.
Dünyada savunucusu çok az
durumda işgal altındaki ülkelerden biri olan Doğu Türkistan’ın Kurtuluş
Mücadelesi yolunda, 21. Yüzyılın en önemli silahlarından ve güçlerinden
biri olan fakat bir türlü doldurulmak adına ciddi bir çaba sarf
edilmeyen yayıncılık alanındaki boşluğun bir bölümünü doldurabilmek
maksadıyla çıktığımız yolda, bilhassa yayıncılıkta çok önemli ve kritik
bir süreç olduğunu bildiğimiz tamı tamına bir koca yılı geride bırakmış
bulunuyoruz.
Doğu Türkistan davası gibi
kutlu ve büyük bir davanın ciddi anlamda ve içeriği dolu, güçlü bir
yayın organının olmayışı herkesin malumu olduğu üzere çok büyük bir
noksanlıktı.
Daha önceki yıllarda da Doğu
Türkistan davasına katkı yapmayı amaçlayan bir anlayışla ve çok iyi
niyetlerle bir çok yayınlar başlatılmışsa da, ne yazık ki bir çokları
maddî ve manevî yetersizlikler sebebiyle devam ettirilemedi ve yayın
hayatı sona erdi.
Bu yayınların bazıları da
kimilerinin elinde içeriği tamamen boşaltılarak yalnızca gelir amaçlı
kullanılan bir araç haline getirildi.
Doğu Türkistan davası ile
ilgili yayıncılık alanında bunlar olurken yüksek ruh ve ideallerle
donanmış insanların çabalarına bir nebze katkıda bulunmak ve
olabildiğince de hislerine tercüman olabilmek maksadıyla bundan bir yıl
önce İSTİKLÂL GAZETESİ’ni çıkartmaya başladık.
Gazetemizin ilk sayısının çıkmasıyla beraber kısa zamanda bu gazetenin
de yayınlar mezarlığındaki yerini alacağını düşünen ve temenni edenlerin
olduğunun haberlerini alıyorduk.
Fakat; bu ümitsizlik
uçurumuna yuvarlanmış insancıklarda olmayan paha biçilemez hazine
bizde vardı.. İhlas,İnanç ve kararlılık…
Her sayımızdan sonra muhterem
İSTİKLÂL GAZETESİ okuyucularından aldığımız sayısız olumlu mesajlar
bizleri daha iyi ve daha güzel bir gazete sunmaya teşvik etti.
Allah (c.c.) nasip ederse
“Muhtariyet”, “Yüksek Muhtariyet”, “İktisadi kalkınma ve ekonomik
iyileşme sağlansın yeter”,
“Özerklik haklarımızı istiyoruz”, “Çin devletinden barışçı yollarla
bağımsızlığımızı alacağız” diyen hayalperest satılık beyinlerin değil,
hakiki anlamda ve kayıtsız şartsız İSTİKLÂL isteyenlerin İSTİKLÂL
GAZETESİ siz değerli ve kadirşinas okuyucularımızın destekleri ile
ebediyen yaşamaya devam edecektir.
Doğu Türkistan halkı hava saldırısı alarmı ile tedirgin ediliyor
İşgalci Çin devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu
bin bir türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni
bir yöntem keşfederek tatbik ediyor. Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin
Komünist Partisi görevlileri Müslüman Türk halkını sindirmeye yönelik
olarak aldığı yeni bir kararla her yıl 18 Eylül gününü “Hava
Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan ettiler. İşgalci
Çin Devleti Doğu Türkistan halkı üzerinde uygulamakta olduğu bin bir
türlü bastırma ve sindirme faaliyetlerine her geçen gün yeni bir yöntem
keşfederek tatbik ediyor.
Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin Komünist Partisi görevlileri Müslüman
Türk halkını sindirmeye yönelik olarak aldığı yeni bir kararla her yıl
18 Eylül gününü “Hava Saldırılarına Karşı Alarm Verme Günü” ilan
ettiler. Bir gün içerisinde 5 dakika ara “Hazırlık
Sinyali”, “Hava Saldırısı Sinyali”, “Hava taarruzuna Karşı Koyma
Sinyali” gibi onlarca tür sinyal gün boyu verilmek suretiyle halk adeta
canından bezdiriliyor. Doğu Türkistan halkı bu saçma ve bütün bir gün
boyunca insanları panik ve endişe içinde bırakan uygulamaya karşı
oldukça tepkili olmalarına rağmen ellerinden bir şey gelmediği için
çaresiz katlanmak zorunda kalıyorlar. Çin Komünist Partisi yetkilileri
ise bu durumu şöyle açıklamaktadırlar; “Günümüzde ani olarak meydana
gelmesi muhtemel olağanüstü durumlara karşı halkın doğru bir zamanlama
ile uyarılması ve tedbir alınması için bir eğitim yöntemi
uygulamaktayız(!)”
Bu türden garip ve garip olduğu kadarda insanları tedirgin eden anlamsız
uygulamalara da ancak Çin gibi despotlukla idare edilen ülkelerde
rastlanılabilir.
Kukla
diktatör İsmail Tilivaldi yeni entrikalar peşinde
Doğu Türkistan’dan sorumlu Çin kuklası diktatör İsmail Tilivaldi 22
Haziran 2005 günü Doğu Türkistan’daki “İslam Üniversitesi”nde
incelemelerde bulundu. Bu iceleme esnasında Tilivaldi’ ya Bölge Komünist
Partisi daimi komite üyesi Şevket İmin, Bölge Başkanı birinci yardımcısı
Cabbar Habibullah, Bölge komünist Partisi koordinasyon bölümü sorumlusu,
milletler-din işleri komitesi mesulleri, bölge kalkınma sorumluları,
maliye bakanlığı temsilcileri de eşlik ettiler.
Okul yetkililerinden Üniversitenin faaliyetleri ve icraatları konusunda
bilgiler alan Kukla bölge başkanı İsmail Tilivaldi (Doğu Türkistan’ın
isminin işgalci Çin hükümetince değiştirilerek “Sinkiang Uygur Özerk
Bölgesi” adının verilmesinin üzerinden geçen yaklaşık 50 yıllık zaman
zarfında) Çinli patronlarının yaptıkları icraatlardan da söz ederek
İslam Üniversitesinin kuruluşunun 19. yılında çok iyi başarılar(!) elde
edildiğini iddia etmiş ve Doğu Türkistan halkının İslam dini konusundaki
hassasiyetlerini de istismar ederek sözde politik davranmak adına “Bu
okul bu güne kadar bir çok kaliteli din görevlisi yetiştirmiştir” dedi.
İşgalci Çin hükümetinin Müslüman doğu Türkistan halkı
üzerindeki akıl almaz dini baskı ve sindirme hareketlerini yok sayan
kukla diktatör yine dünya kamu oyunu yanıltmaya ve aldatmaya yönelik
mesajlar vermeye çalışmaktadır.
Çin’den Budda Tapınağına Özel İlgi
Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir Budda tapınağı
harabesi buda dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin
olması sebebiyle restore edilmeye çalışılıyor. İşgalci Çin hükümetinin
yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli sebeplerle yıkılıp yok
olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya medeniyet
miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda
ayırmak suretiyle restore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci
yardımcısı
Metkerem şöyle demektedir; “Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek
yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda
bu harabeye dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak
harabesinin restore edilmesini gerektirdi” demektedir.
Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu Budda tapınağı
Hoten vilayetine bağlı Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede
bulunmaktadır. Çin hükümeti bir buda tapınağını restore etmek için
seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört bir yanında bakımsızlık ve
ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli
bahanelerle Çin devleti tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız
tarihi eserler kasıtlı olarak kendi kaderine terk
edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür miraslarını koruma altına
aldıklarını ifade ederek kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in
iç yüzü…
İdam mahkûmu Çinlilerin organları
İsrailli zenginlere satılıyor
Onlarca İsrailli'nin her ay, organ nakli yaptırmak için Çin'e gittiği
bildirildi. İsrailliler'in, idam edilen Çinli mahkumların organlarını
almaya çalıştıkları belirtildi.
İsrail'de günlük yayınlanan Maariv gazetesi, her ay ortalama 30
İsrailli'nin organ bulabilmek için Çin'e gittiğini, en fazla ihtiyaç
duyulan organın ise böbrek olduğunu yazdı.
Gazete, konu hakkında bir İsrailli yetkilinin, "Çin, Kolombiya'dan yüzde
30 daha ucuz. Nakledilen organlar çok iyi kalitede. Ayrıca organ nakli
operasyonu sonrası tıbbi bakım da dünyanın en iyileri arasında" şeklinde
konuştuğunu belirtti.
Yakınlarda Çin'e bir seyahat yapan Eilat'tan Abraham Sasson ise, "Eğer
Çin'de böbrek nakli yaptıramasaydım, belki de ölmüş olacaktım. İdama
mahkum edilen bir Çinli hayatımı kurtardı" dedi.
Rumlar Türkler'in arazilerine kondu
Güney Kıbrıs Rum yönetimi İçişleri Bakanı Andreas Hristu, ''Kıbrıslı
Türklere ait Larnaka'daki 12 bin 78 hektarlık arazinin Rum göçmenlere
tahsis edildiğini'' açıkladı.
Fileleftheros gazetesine göre, Rum meclisinde, milletvekili Kikis
Yangu'nun ilgili sorusunu yanıtlayan Hristu, ''Larnaka ilçesinde tarım
amaçlı kullanılabilecek Kıbrıs Türklerine ait 12 bin 78 hektarlık alan
bulunduğunu'' belirterek, ''bunların kuru arazi, otlak, sulu ziraat,
bağ, narenciye, meyve bahçesi olarak 'hak sahibi' Rum göçmenlere
dağıtıldığını'' söyledi. Andreas Hristu, Kıbrıslı Türklere ait 86
hektarlık araziye de tarım amaçlı kullanılamayacağı için talep
olmadığını söyledi.
Arap ülkelerinin Doğu Türkistan’a şaşı bakmaları tevekkeli
değil!
İşgalci Çin hükûmetinin “Sinkiang Uygur Özerk bölgesi” olarak
adlandırdığı Doğu Türkistan’dan sorumlu kukla yönetici İsmail Tilivaldi
23 Haziran 2005 günü Arap ülkeleri Basın Birliği temsilcilerini kabulü
sırasında Çin’in 22 Arap ülkesi ile de iyi münasebetlerinin bulunduğunu,
milletler arası ilişkiler hakkında yaklaşımlarının da Arap hükümetleri
ile hemen hemen aynı olduğunu ve hatta Arap devletlerinin, Çin
hükûmetini Tayvan ve “Doğu Türkistan Bölücüleri” ile ilgili alanda da
desteklediklerini ileri sürmüştür.
Çin hükümetinin Arap Ülkeleri Basın Birliği temsilcilerini 3. defadır
ağırlamakta olduğunu da sözlerine ekleyen Tilivaldi 13 kişiden oluşan
basın temsilcilerinin bu defa Ürümçi ve Kaşgar başta olmak üzere birkaç
bölgeyi daha gezeceklerini de söylemiştir.
Arap ülkeleri ve onların basın temsilcileri ile Çin hükümeti arasındaki
bu samimiyete bakılırsa kendileri de Müslüman olmalarına rağmen Müslüman
Doğu Türkistan halkının içinde bulunduğu dramatik duruma şaşı
bakmalarına şaşırmamak gerekiyor.
Terör Lübnan'ı bırakmıyor
Lübnan'da seçimlerden Saad el Hariri önderliğindeki Suriye karşıtı
cephenin zaferle çıkmasının ardından, Şam yönetimiyle anlaşamayan bir
lider daha öldürüldü
Lübnan Komünist Partisi'nin eski lideri, Suriye karşıtı George Havi,
otomobiline düzenlenen bombalı saldırıda hayatını kaybetti. Polisin ve
görgü tanıklarının verdiği bilgiye göre, Beyrut'un Vata Musaitbi
semtindeki patlama, Havi'nin otomobili hareket halindeyken oldu. Bir
görgü tanığı, sürücünün çığlıklar atarak otomobilin penceresinden
atlamaya çalıştığını gördüğünü anlattı. Görgü tanığı, "Hemen arabanın
yanına gittik ve Havi'yi yolcu koltuğunda bağırsakları dışarı çıkmış
vaziyette bulduk" dedi. Güvenlik kaynakları, bombanın muhtemelen yolcu
koltuğunun altına yerleştirildiğini ve uzaktan kumandayla patlatıldığını
söylediler. Hıristiyan olan Havi, sık sık Suriye'nin Lübnan'a müdahalesi
ve Suriye istihbaratı aleyhine konuşmalar yapıyordu.
Ahmedinecad İran
Cumhurbaşkanı
İran'da yapılan cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda oy sayım
işlemi tamamlandı. Ülke Seçim Merkezi'nin açıklamasına göre, eski Tahran
Belediye Başkanı muhafazakar aday Mahmud Ahmedinecad, kullanılan oyların
yüzde 61,6'sını alarak seçimi önde tamamladı. Rafsancani'in oy oranı ise
yüzde 35,9'da kaldı. "Ultramuhafazakar" Tahran Belediye Başkanı
Ahmedinecad'ın zaferi, İran'da zaten "kırılgan" olan sosyal reform
sürecini ve İran'ın Batı'ya yaklaşmasını durdurabileceği şeklinde
yorumlanıyor.
KUTLAMA YASAK Ahmedinecad'ın zaferinin ardından gelen ilk yasak,
"kutlama yasağı" oldu. Dini lider Ali Hamaney, şiddet eylemleri meydana
gelmemesi amacıyla, sokaklarda zafer kutlamaları yapılmasını yasakladı.
Hamaney, "Sebebi her ne olursa olsun insanları sokağa inmeye çağırmak
ülkenin çıkarlarına aykırıdır" dedi. Bu arada Ahmedinecad'ın yakın
çevresinden olan Ekber Civanfekr, İran'da "adalet ve dönüşüm hükümeti
döneminin" başlayacağını belirtti.
GURBETTE RAFSANCANİ
Katılımın yaklaşık yüzde 60 olduğu seçimde, oyların 17 milyon 248 bin
782'sini Ahmedinecad, 10 milyon 43 bin 489'unu da ılımlı muhafazakâr
aday Ali Ekber Haşimi Rafsancani aldı. Bu arada, yurtdışında yaşayan
İranlılar'ın kullandığı toplam 76 bin 246 oydan 43 bin 489'unu
Rafsancani aldı.
Microsoft Ve Çin'in
Sansür İşbirliği...
Msn sitesinin bazı bölümlerine, Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri'
gibi kelimelerin yazılması engelleniyor. Çin'de, Microsoft'un internet
servisi aracılığıyla düşüncelerini ifade etmek isteyen internet
kullanıcılarının yazıları sansüre uğruyor.
MSN, Çin'de Mayıs 2005'te kurulmuştu. MSN sitesinin bazı bölümlerine,
Çince 'özgürlük', 'demokrasi', 'gösteri' gibi kelimelerin yazılması
engelleniyor. Çin'de internet kullanıcıları zaten ağır sınırlamalar
altında. İnternet günlükleri tutabilmek için, bunu Çinli yetkililere
bildirmeleri gerekiyor. Sansürün, Çin hükümetine karşı verilen bir taviz
olduğu düşünülüyor.İnternet sitesinin özgürce yazılar girilen bölümünde,
'insan hakları' ya da 'Tayvan'ın özgürlüğüne kavuşması' gibi ifadeler de
yasaklanıyor. Yasaklı kelimelerin kullanılması ya da pornografik
içerikli yazılar girilmesi halinde, otomatik olarak açılan bir pencerede
"Bu mesaj yasaklanmış ifadeler içeriyor. Lütfen bu ifadeleri siliniz"
uyarısında bulunuluyor. Microsoft, MSN hizmetlerinden yararlanan
kişilerin, koydukları kurallara uymak zorunda olduklarını söylüyor. Bu
kurallara göre, kullanıcıların 'yaşadıkları yerde uygulanan yerel ya da
ulusal yasaları ihlal edecek' ifade içeren hiçbir bilgiyi yükleme,
postalama ya da dağıtma hakları bulunmuyor. Microsoft'un bir sözcüsü,
gazetecilere yaptığı açıklamada, "Microsoft, çok uluslu bir şirket ve
böyle olduğu için de dünya çapında faaliyet göstereceği gerçeğini idare
etmek zorunda" şeklinde konuşuyor. Kayıtların 30 Haziran tarihine kadar
tamamlanması ve günlük sahiplerinin, kimliklerini yetkililere
bildirmeleri talep edilmişti. Sınır Tanımayan Gazeteciler'e göre, Çin,
internet günlüklerini denetlemek ve sadece kayıtlı günlüklerin
internette yayımlanmasını sağlamak için özel bir sistem kullanıyor.
Kayıtlı olmayan günlükler ise kapatılıyor. Sınır Tanımayan Gazeteciler,
"Yahoo'nun ardından bir Amerikan internet devi daha Çinli yetkililere
boyun eğdi ve otosansür uygulamaya razı oldu" açıklamasında bulundu.
Microsoft, Çinli yetkililer ve polisle, internet kullanıcılarının ne
yapabileceği konusunda işbirliğinde bulunan tek kurum değil. Yahoo ve
Google da, internette kullanıcıların neleri araştırabileceği ve neleri
okuyabileceği üzerine bazı sınırlamalar getirmiş ve bu nedenle
eleştirilere hedef olmuştu.
Hamas, Abbas'ın teklifini reddetti
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas'ın geçen hafta içinde Hamas'a
yaptığı "hükûmete katılın" çağrısına Hamas'tan red cevabı geldi.
İsrail'in bu yaz Gazze'den çekilmesi sırasında ortak çalışma amacıyla
Hamas'a, Filistin Hükûmeti'ne katılmalarını teklif eden Mahmud Abbas'a
örgüt, 4 günlük düşünme süresinden sonra red cevabı verdi.
Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri, yaptığı açıklamada Hamas yönetiminin
teklife olumsuz yanıt verdiğini ancak bu kararın Hamas ve Abbas'ın El
Fetih partisi arasındaki ilişkileri bozmayacağını söyledi. Hamas,
Gazze'den çekilme sırasında ortak çalışılması için hükûmete katılmak
yerine tüm fraksiyonların temsilcilerinden oluşan bir komite kurulması
önerisini yeniledi. Geçtiğimiz hafta Filistin Devlet Başkanı'nın Hamas'a
hükümete çağrıda bulunması İsrail devlet yetkililerinden tepki almış ve
Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Mark Regev, konu hakkında "Hamas terör
örgütüdür ve sorunun kendisidir, çözümün bir parçası olamaz" yorumunu
yapmıştı.
Edinburg'ta 250 bin kişi yürüdü
İskoçya’da, dünyadaki açlık ve yoksulluğu protesto eden binlerce kişi
yürüyüş düzenledi. Göstericiler G 8 ülkelerinin politikalarını protesto
etti. G 8 zirvesi öncesinde, başta Afrika olmak üzere dünyanın çeşitli
bölgelerindeki yoksulluğu protesto eden 250 bin kişi, Edinburg kentinde
yürüyüş düzenledi.
Göstericiler, Afrika’daki açlığı ve dünyanın en gelişmiş 8 ülkesinin bu
yoksulluğu görmezden gelip silaha yatırım yapmasını protesto etti.
Gösteriye İngiltere dışından da katılım oldu. Göstericilerin büyük
bölümünün, İskoçya’da kalmaya devam edeceği ve G8 liderlerinin bölgeye
gelişine kadar eylemlerini sürdürmeyi planladığı bildirildi.
Göstericiler, “fakirliğin tarihe gömülmesini” isterken, konuşmacılar da
G8 ülkelerini dünyanın fakir bölgelerine daha çok yatırım yapmaya davet
etti.
Mehmetçiğe hain pusu
Tunceli'de
güvenlik güçleri ile yasa dışı PKK militanlarıyla girilen çatışmada dört
güvenlik görevlisi şehit oldu. Bölgede operasyonların genişletildiği
bildirildi.
Tunceli'de, terör örgütü PKK militanlarıyla güvenlik güçleri arasında
çıkan çatışmada hayatını kaybeden 4 güvenlik görevlisinin kimlikleri
belirlendi.
Alınan bilgiye göre, Tunceli'ye 20 kilometre uzaklıkta bulunan Çiçekli
Köyü kırsalında arazi taraması yapan 4. Komando Tugay Komutanlığı'na
bağlı bir grup güvenlik görevlisiyle terör örgütü PKK militanları
arasında sıcak temas sağlandı.
Gece geç saatlerde yapılan arama tarama faaliyetleri sırasında açılan
ilk ateş sonucu, 4 güvenlik görevlisi şehit olurken, 2 güvenlik
görevlisi de yaralandı.
Yaralılar, Elazığ Askeri Hastanesi'nde tedavi altına alındı. Çatışmada
şehit olan erler Halil Önerci (Denizli), Sinan Çolak (Kars), Faruk
Aydoğdu (Sivas) ve İsmet Esen (Şanlıurfa) için Elazığ'da tören
düzenlendi.
Türkiye’de kilise açılmasına tepki
Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği, İzmir'in Basmane semtinde
bulunan Ayavukla Kilisesi'nin Fener Rum Patrikhanesi tarafından tekrar
açılmak istenmesine tepki gösterdi. Türk Dünyası ve İnsan Hakları
Derneği binasında dernek adına bir açıklama yapan Dernek Başkan
Yardımcısı Celal Öcal, Ayavukla Kilisesi'nin Atatürk tarafından eski
eserler müzesi haline çevrilmiş bir yapı olduğunu ve restore edilen
yapının kilise olarak değil ancak müze olarak açılabileceğini
belirterek, "İzmir'in Basmane semtinde bulunan Ayavukla Kilisesi, 9
Eylül'de İzmir Yunan işgalinden kurtulduktan sonra Atatürk tarafından
Asar-ı Antika olarak yıllarca kullanılmış bir kültür varlığıdır. Şimdi
Fener Rum Patrikhanesi tarafından restore edilerek tekrardan kilise
olarak kullanılmak isteniyor. Türkiye'de 12 bin Hıristiyan dinine mensup
insan yaşarken son yıllarda 36 bin kilise açılmıştır. Bunun için
kiliseye ihtiyaç yoktur. Kurtuluş Savaşı öncesi Selanik'te 16 cami
varken bir tanesi yerinde bulunmuyor. Bizlerin onlara gösterdiği
yaklaşımı neden onlar bize göstermiyor? Peki neden hâlâ biz onlara
sevimli gözükmeye çalışıyoruz? Ayavukla restore edildikten sonra tekrar
müze olarak kullanılmalıdır" dedi.
Azerbaycan'da gerilim hat
safada
Azerbaycan'ın
önde gelen üç muhalefet partisi Müsavat, Halk Cephesi (AHCP) ve
Demokratlar'dan oluşan ''Azatlık'' blokunun düzenlediği mitingde
onbinlerce gösterici ''istifa'' ve ''demokratik seçim'' sloganlarıyla
yürüdü.
Bakü'nün dış kesimlerindeki 20 Yanvar metro istasyonundan Galebe
meydanına kadar olan yaklaşık 3 kilometrelik mesafeyi gruplar halinde,
sloganlar atarak geçen göstericiler ile çevrede geniş güvenlik önlemleri
alan polisler arasında sık sık gerginlik yaşandı. Meydanı kordon altına
alan polislerin geri çekilmek istememesi, meydana gelenlerin sayısının
giderek artmasıyla izdihama neden oldu.
Göstericiler, polislerle konuşarak, tartışarak ve artan kalabalığın
etkisiyle meydanın birçok yerinde kordonu genişletmeyi başardı. Mitingin
başlangıcında kalabalık ile güvenlik güçleri arasında çıkan tartışmalar
ve kalabalığın artması nedeniyle bölgeye birkaç kez takviye güçlerin
çağrıldığı da dikkati çekti. Çok sayıda uluslararası basın ve sivil
toplum kuruluşlarından gözlemcilerin de bulunduğu mitinge, yeni kurulan
gençlik ve öğrenci dernekleri de katıldı. Kalabalık arasında çoğunluğu
teşkil eden gençler ''robocop'' kıyafetli polislere karanfil de verdi.
Muhalefetin Ekim 2003'ten bu yana düzenlediği ikinci miting,
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden sonra kaybettiği kendine güveni tekrar
kazanmaya başladığının da göstergesi oldu.
Parti bayraklarının yanısıra turuncu renkli giyim, bayrak ve balonların
hakim olduğu mitingde taşınan pankartların tamamına yakınında İngilizce
olarak başta ABD ve Bush olmak üzere Batı dünyasının Azerbaycan'daki
demokratikleşme sürecini desteklemesi talepleri yer aldı.
Bush portreleri de, 4 Haziran'da yapılan ilkinde olduğu gibi ikinci
muhalefet mitinginin de ‘'demirbaşları'' arasındaydı.
Ahıska Türkleri'ne
Gürcistan baskısı
AZERBAYCAN'daki Ahıska Türklerini bir araya getirmeyi amaçlayan "Vatan
Cemiyeti" nin Başkanı İbrahim Burhanov, Gürcistan'da yapılan
bir toplantıda adlarının “Ahıska Türkleri" yerine "Gürcistan Meshetileri"
olarak değiştirilmesinin önerildiğini, bu adı kabul etmediklerini
söyledi.
Yeni yönetimin de bu konudaki tavrının değişmediğini belirten
Ahıskalılar, halen küçük bir grubun vatandaşlık alarak Tiflis'te
yaşadığını, ancak bu kişilerin de soyadlarına "-vili, -idze" gibi son
ekler almak zorunda kaldıklarını kaydettiler
Burhanov, önerinin, Gürcistan'da bu hafta yapılan ve Ahıska Türklerinin
topraklarına geri dönüş sürecinin ele alındığı uluslararası uzmanlar
toplantısında dile getirildiğini belirtti.
"Biz Ahıska Türkleriyiz, ama bu adımızın değiştirilmesi öneriliyor"
diyen Burhanov, bazı katılımcıların "Ahıska Türkleri" yerine "Gürcistan
Meshetileri" olarak adlandırılma önerisini gündemegetirdiklerini ifade
ederek, "Ancak biz bu öneriye şiddetle karşı çıktık ve itirazımız sonucu
adımız değiştirilmedi" dedi.
Söz konusu toplantının Gürcistan'da kendileriyle ilgili konulardan da
sorumlu olan Devlet Bakanlığı ve Avrupa'da faaliyet gösteren Ulusal
Azınlıklar Merkezi tarafından düzenlendiğini kaydeden Burhanov, çeşitli
ülkelerden uzmanların katıldığı toplantıda birçok ülkede yaşayan Ahıska
Türklerinin sayısı, ekonomik durumları, geri dönmek isteyenlerin oranı
gibi konuların ele alındığını belirtti.
Gürcistan hükümetinden Ahıska Türklerinin kendi topraklarına dönüşünün
sağlanmasını ve bu konuda yasal düzenleme yapılmasını talep ettiklerini
bildiren Burhanov, toplantıya katılan Gürcistan Devlet Bakanı Georgi
Haindrava'nın Ahıska Türklerinin geri dönüş süreciyle ilgili yapılan
çalışmalara önemli katkı sağladığını, soruna objektif yaklaştığını ve
tutumundan memnun olduklarını kaydetti.
Tiflis yönetimi, Ahıska Türklerinin geri dönüşünün sağlanmasını
uluslararası kurum ve platformlar nezdinde üstlenmesine rağmen, mali
sorunları bulunduğu gerekçesiyle halen bu konuda gerekli süreci
başlatmamış bulunuyor.
Tavır değişmedi
Öte yandan, topraklarına geri dönmek isteyen Ahıska Türklerinin bir
bölümü, uzun yıllar bu amaçla çalıştıklarını, ancak henüz sonuç
alamadıklarını belirterek, Tiflis yönetiminin daha önce kendilerine
vatandaşlık verilmesi karşılığında isimlerinde Gürcüce değişiklik
yapılmasının talep edildiğini savundu.
Yeni yönetimin de bu konudaki tavrının değişmediğini belirten
Ahıskalılar, halen küçük bir grubun vatandaşlık alarak Tiflis'te
yaşadığını, ancak bu kişilerin de soyadlarına "-vili, -idze" gibi son
ekler almak zorunda kaldıklarını kaydettiler.
Vatandaşlık mağdurlarına hukuk yardımı
IG Metall Sendikası, 1 Ocak 2000’den sonra başka bir ülkenin
vatandaşlığına geçen, bundan ötürü de Alman vatandaşlığını kaybeden
sendikalılara hukuk yardımı yapacağını açıkladı.
Sendika Genel Merkezi ile DGB arasında yapılan görüşmelerde, çifte
vatandaşlık mağduru olup da Alman vatandaşlığını kaybeden ve hakkını
aramak için hukuksal yollara başvurmak isteyen sendika üyelerine hukuk
yardımı verme kararı alındı. Böylece. davayı açacak sendika üyelerinin
avukat ve mahkeme masraflarını sendika üstlenmiş olacak.
Yardımdan yararlanmak isteyen kişilerin her şeyden önce IG Metall üyesi
olması gerekiyor.
Yardımdan yararlanmak için sendika üyelerinin aşağıdaki dört durumdan
birine uygun sorun sahibi olması gerekiyor.
Kırgızistan’da işsizlik ve göç arttı
Kırgızistan'da, ülkenin sosyal ve ekonomik istikrara kavuşturulması
amacıyla kurulan bir komisyonun yaptığı araştırma, son 10 yılda işsizlik
ve yurtiçi göçün son derece yüksek oranlarda artış gösterdiğini ortaya
koydu. Orta Asya'da yer alan eski Sovyet Cumhuriyetinde, 1993 yılından
itibaren işsizlik 6 kat artış gösterdi. Komisyon raporuna göre, işsiz
sayısı 29 binden 2004 sonunda 186 bine ulaştı. Aynı dönem içerisinde
yaklaşık 600 bin kadar Kırgız, kırsal yerleşim bölgelerinden başkente
doğru göç etti. Bu kitlesel akın sonucu, 800 bin kişinin yerleşmesi için
planlanmış olan
Bişkek'in nüfusu yüzde 30 artarak, 1.5 milyona ulaştı.
'Türklerin isimlerini değiştireceğiz’
Bulgaristan'daki seçimlerde büyük bir sürpriz yapan ırkçı ATAKA
ittifakının lideri, Türk isimlerini değiştireceklerini söyledi
Bulgaristan'da geçen cumartesi günü yapılan parlamento seçimlerinde
büyük bir sürprizle oyların yüzde 8'ini alarak, yeni oluşacak
parlamentoda 21 milletvekilliği kazanan ırkçı ATAKA ittifakının lideri
Volen Siderov, ağzındaki baklayı çıkardı.
Irkçı lider, katıldığı bir radyo programında, komünist diktatör Todor
Jivkov döneminde uygulanan asimilasyon kampanyasında olduğu gibi ülkede
yaşan Türklerin isimlerini değiştireceklerini söyledi. Türklerin
soyadlarının sonuna “ov” ekinin getirileceğini ifade eden Siderov,
“Bulgaristan'ın Bulgarlara ait olduğunu herkes görecek” diye konuştu.
İktidara gelmeleri durumunda, İtalya'da olduğu gibi “temiz eller”
operasyonu düzenleyeceklerini kaydeden Siderov, “vatan hainleri” olarak
nitelediği tüm eski ve yeni politikacılardan hesap sorulacağı tehdidinde
bulundu.
Ülkede yaşayan Çingene azınlığın yasalara saygılı Bulgar vatandaşları
haline dönüştürüleceğini ifade eden Siderov, bunun için ilk etapta
Çingene mahallelerini dağıtacaklarını bildirdi.
Radyo programı sunucusunun “Peki onlar nereye gidecekler? Nasıl
yaşayacaklar?” sorusunu da “Nereye isterlerse gitsinler. Yeter ki
gittikleri, yaşadıkları yerlerde kiralarını ödesinler” diye yanıtladı.
Siderov, Bulgaristan'ın Avrupa Birliği ile ilişkilerini
değerlendirirken de “Biz zaten Avrupalıyız. AB bizi değil, biz AB'yi
kabul edecek miyiz, bu önemli. Eğer AB bizim çıkarlarımıza aykırı ise
orada bizim işimiz ne” diye konuştu.
Siderov, konuşmasının son bölümünde, NATO, AB üyeliği ve Uluslararası
Para Fonu (IMF) konularında referandum yapacaklarını, çıkacak sonuca
göre politikalar üreteceklerini söyledi.
Türk Dünyası
Bilecik’te buluştu
Tataristan, Azerbaycan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırgızistan,
Tacikistan'ın yanı sıra, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden gelen 347
kişilik heyet Bilecik'te
bir araya geldi. Heyet, bu yıl 3.'sü gerçekleştirilen Söğüt gezisi
kapsamında Bilecik'te Vali Ayhan Çevik'i makamında ziyaret etti. Vali
Ayhan Çevik, Bilecik'in Türk dünyasında önemli bir yere sahip
olduğunu belirterek, "Bilecik, kuruluş ve kurtuluşun merkezidir. Tarihi
misyonuna yakışır bir vizyona sahiptir" dedi. Bilecik Belediye Başkanı
Selim Yağcı ise, "Ayrı devletlerden de olsak, bir milletin evlatları
olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz" şeklinde konuştu. Avrasya 1 Vakfı
Genel Başkanı Şaban Gülbahar da, bu tür ziyaretlerle, Türkiye
Cumhuriyetleri ile Türkiye arasındaki kültürel ve ekonomik
işbirliklerinin güçlendirilmesini amaçladıklarını bildirdi.
Türkiye’den Kazakistan’a
askerî yardım
Türkiye'nin Kazakistan'a yaptığı karşılıksız askeri yardım, Almatı'da
düzenlenen törenle Kazak askeri yetkililere teslim edildi. 23 Şubat
1993'de Kazakistan ve Türkiye arasında imzalanan Askeri Eğitim ve
İşbirliği
Anlaşması çerçevesinde yapılan askeri yardım, Türkiye'nin Kazakistan
Büyükelçisi Taner Seben, Askeri Ateşe Kurmay Albay Ali Özkara ve
Kazakistan Savunma Bakan Yardımcısı Tümgeneral Abay Tasbukatov'un
katıldığı törenle, Almatı Askeri Polis Merkezi'nde Kazak askeri
yetkililere teslim edildi. 4'ü ambulans olmak üzere 24 Land Rover arazi
aracı, 28 adet sırt telsizi, 14 adet araç telsizi ve 50 adet el
telsizinden oluşan askeri yardımın tutarının 1 milyon 133 bin Amerikan
doları olduğu belirtildi. Büyükelçi Taner Seben törende yaptığı
konuşmada, yapılan bu yardımın, iki kardeşin birbirine yardım etmesi
gibi karşılıksız olduğunu ve herhangi bir çıkara dayanmadığını belirtti.
Seben ayrıca, "Kazakistan'da Türkiye'nin yapmış olduğu Türkçe Dil
Dershanesi'nde, Kazak askeri öğrenci ve subaylara Türkçe dil eğitimi
verilmektedir. Kazakistan Silahlı Kuvvetleri'nin bazı güzide birlikleri
de Kazakistan'da Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından eğitilmektedir. Şu
ana kadar 13 milyon dolarlık eğitim ve yardım faaliyeti yapılmıştır"
açıklamasında bulundu.
TÖMER'de mezuniyet şöleni
Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şubesi'nde Türkçe eğitim alan Afgan,
Tacik, Moğol, Bulgar ve Ahıska Türkleri öğrencileri mezun oldu.
Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şubesi'nde Türkçe eğitim alan
Afgan, Tacik, Moğol, Bulgar ve Ahıska Türkleri öğrencileri mezun
oldu.
Kültür ve Turizm Müdürlüğü Kültür Merkezi'nde düzenlenen mezuniyet
törenine, Vali Nihat Canpolat, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr.
Cengiz Utaş, Kültür ve Turizm Müdürü İsmet Taymuş, Kayseri Polis Meslek
Yüksekokulu Müdürü Mustafa Yalçın, TÖMER Şube Müdürü Ali İhsan Yalçın ve
davetliler katıldı.
Törende, TÖMER'de 1 yıldır Türkiye Türkçesi eğitimi alan Afgan, Tacik ve
Moğol ile Bulgar ve Ahıska Türklerinden 132 öğrenciye mezuniyet
diplomaları verildi.
Öğrencilerin kendi ülkelerine has oyunları ve şarkıları sunduğu törende,
öğrenciler daha sonra davul-zurna eşliğinde halay çektiler.
Türkmen lidere suikast girişimi
Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Sadettin Ergeç ITC binasına
aracıyla gittiği sırada, yol üzerindeki bir araca yerleştirilmiş bomba
patlatıldı. Patlamada Ergeç'in aracı zarar görmedi, 4 Iraklı ise
yaralandı. Irak polisinden edinilen bilgiye göre, saat 09.00 sıralarında
Başkan Sadettin Ergeç ITC
binasına gittiği sırada, binanın yakınındaki bir araca yerleştirilmiş
olan uzaktan kumandalı bomba patlatıldı. Ergeç'in aracının zarar
görmeden kurtulduğu patlamada, çevrede bulunan 4 Iraklı yaralandı.
Olayla ilgili bilgi veren Polis Müdürü Yarbay Burhan Tayyip, "Olayın,
ITC Başkanı Sadettin Ergeç'e düzenlenmiş bir saldırı olduğunu tahmin
ediyoruz. Ergeç geçtiği sırada meydana
gelen saldırıda 4 sivil yaralandı. Yaralanan sivillerin durumu ağır
değil. Bu tür saldırıları düzenleyenlerin hedefi belli" şeklinde
konuştu. Sadettin Ergeç, 4 gün önce ITC başkanı seçilmişti. Daha önce
aynı görevi yapan Faruk Abdullah Abdurrahman ise hiçbir saldırıya maruz
kalmamıştı.
Yukarı Karabağ'da ateşkes ihlalleri sürüyor
Bakü - Büyük bölümü Azerbaycan'ın Ermeni işgali altındaki bölgelerinde
bulunan Azeri- Ermeni cephe hattında ateşkes ihlallerinin sürdüğü
bildirildi.
Azerbaycan Savunma Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, Hocavend
bölgesinin Kurupatkino köyü ile Fuzuli bölgesinin Aşağı Seyidahmedli
köyü yakınlarında Ermeni güçleri tarafından ateşkes ihlallerinde
bulunulduğu belirtildi. Açıklamada, karşı ateş açılarak ihlallerinin
sona erdirildiği, can kaybı olmadığı ifade edildi.
Bu arada, Ermenistan Dışişleri Bakanı Vartan Oskanyan, Yukarı Karabağ
ile ilgili sorunun çözümünde arabuluculuk üstlenen AGİT Minsk Grubu
eşbaşkanlarıyla bugün Viyana'da bir araya geldi. Ermenistan Dışişleri
Bakanlığı'ndan yapılan açıklamaya göre, görüşmede, çözüm süreciyle
ilgili gelişmeler, Azerbaycan ve Ermenistan cumhurbaşkanlarının Varşova
görüşmesinin sonuçları ele alındı.
Türkmenler'e zulüm Başladı
WASHINGTON Post gazetesi, peşmergenin Kerkük’te av başlattığını yazdı.
Habere göre, yüzlerce Türkmen ve Arap gizlice Kuzey Irak’taki
cezaevlerine gönderildi. İşgal güçlerinin seyirci kaldığını belirten
gazetede, “Gerilim arttı. ABD güvenliğini tehlikeye attı” denildi.
IRAK’TA Kürtler’in Kerkük kentinde yüzlerce Türkmen ve Arap’ı
tutuklayarak, Kuzey Irak’taki cezaevlerine gizlice gönderdiği
bildirildi. Washington Post gazetesinin, ABD Hükümeti belgeleri ve
tutuklananların ailelerine dayanarak dün verdiği habere göre, Kürt
güvenlik birimleri, Kerkük sokaklarında Türkmen ve Araplar’ı tutukladı.
Telgrafta tutuklamaların, Kürt siyasi partilerin “yükselen kışkırtıcı
tavır içinde Kerkük’te otoritesini uygulamayı amaçlayan planlı ve yaygın
girişiminin parçası olduğunun ifade edildiğini belirten gazeteye göre,
“5 Haziran tarihli telgrafta tutuklamaların, sadece etnik gruplar
arasındaki gerilimi artırdığı ve ABD’nin güvenilirliğini tehlikeye
attığı” kaydediliyor.
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği Başkanı Abdullah Buksur, “Yaptığı
insanlık dışı tutuklamalarla Türkmenler’i bezdirmek isteyen Barzani
zulmüne son verilmesini istiyoruz. Türkiye’deki yetkilileri de göreve
davet ediyoruz” dedi.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Namık Tan, “Konu tarafımızdan ciddiyet ve
kararlılıkla İzlenmekte olup, ABD ile Irak makamları nezdinde gerekli
araştırma yapılmaktadır’’ dedi.
Türkler, AB’nin 17. Büyük üyesi konumunda
Avrupa Anayasası için yapılan referandumların ardından Türkiye'nin
Avrupa Birliği (AB) üyeliği ile ilgili tartışmalar sürerken, Türkiye,
Avrupa'daki Türkler'in varlığı ile, birliğin fiilen 26. üyesi.
Türkiye
Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı'nın yapmış olduğu, "Avrupa'daki
Türkler'e ait Ekonomik Veriler, Gayri Safi Milli Hasılaya Katkı, Çalışan
Nüfus, Girişimci ve Hane Verileri" isimli araştırmaya göre Türkler, 3.9
milyon nüfus ile 25 üyeli AB'nin 17. büyük
üyesi konumunda. Göçmen kökenli 3,9 milyon Türk'e, Yunanistan'da yaşayan
150 bin Türk ve 2007'de AB'ye üye olmasına kesin gözüyle bakılan
Bulgaristan ile Romanya'da yaşayanlar da eklendiğinde, Türkler, 2007
yılının 27 üyeli Avrupa Birliği'nde, nüfusları itibariyle 19. sırada yer
alacak. Göçmen bazında, AB'de yaşayan en büyük göçmen grubunu Türkler'in
oluşturduğunu belirten TAM Direktörü Prof. Dr. Faruk Şen, "AB sınırları
içerisinde yaşayan 3,9 milyon Türk'ün % 37.1'i, yaşadığı ülkenin
vatandaşlığına geçmiştir. AB vatandaşı olan 1,48 milyon Türk, Güney
Kıbrıs, Malta ve Lüksemburg'un toplam nüfuslarına eşit bir toplam
oluşturmaktadır" dedi. TAM Vakfı tarafından AB'de yaşayan 2 binden fazla
Türk hanesiyle yapılan temsili araştırmaya göre, Türkler'de toplam hane
geliri 24,6 milyar Euro'yu bulurken, bu gelirin yaklaşık 20 milyar
Euro'su geçim ve tüketim için harcanmakta. 4,6 milyar Euro'luk bölümü
ise tasarruf edilmekte.
Bu gelir düzeyi ve toplam harcamaları ile Türkler, sadece nüfusları ile
değil, tüketimleriyle de AB ekonomisinde yerlerini almış durumda.
Batı Trakyalılar AİHM’de
Yunanistan’ın, Türk kimliğini ve Türkçe isimleri kullanmalarını
yasakladığı Batı Trakyalı Türkler, bölgedeki sivil toplum örgütlerinden
600 seçilmiş Türk’ün imzasıyla AİHM’e giyor. Avrupa Birliği bir yandan,
Kopenhag kriterlerinde Türkiye’yi sancılı kimlik tartışmasına sokup,
müzakere şartlarında olmayan azınlıkları yaratırken, üyesi Yunanistan’ın
Türkler’e koyduğu yasaklara ses çıkarmıyor. Ancak Yunanistan’ın keyfi
bir şekilde uygulamaya soktuğu “100 binden fazla Türk’ün yaşadığı Batı
Trakya’da isimlerinde ‘Türk’ ifadesi bulunan derneklerin, milli güvenlik
gerekçesiyle faaliyet gösteremeyeceği” kararına Batı Trakyalı Türkler
şiddetle karşı çıktı. Başta İskeçe, Gümülcine olmak üzere Batı Trakya’da
yaşayan tüm sivil toplum örgütlerinden 600 seçilmiş Türk’ün imzasıyla
AİHM’e giden Türkler, Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin aldığı kararın
düzeltilmesini istiyor. Aralarında vali yardımcısı, belediye başkanı,
dernek başkan ve yöneticilerinin bulunduğu imzalar önümüzdeki hafta
bütün belgelerle birlikte AİHM’e teslim edilerek dava açılacak.
Hakkımızı arayacağız
Batı Trakya Türkleri Dayanışma Derneği Genel Başkanı Dr. Erol Kaşifoğlu,
Yunanistan Yüksek Mahkemesi’nin son başvurularını reddetmesini,
yıllardır Batı Trakya’daki Türkler’e uygulanan asimilasyon politikasının
bir yansıması olarak değerlendirdi. Dr. Kaşifoğlu, “Lozan
Antlaşması’ndan doğan haklarımızın verilmesi gerekir. Yunanistan’da Türk
karşıtı güçlü bir milliyetçilik var ve mahkemenin kararı bu tür bir
düşüncenin ifadesidir. Azınlığın uluslararası camiadan beklentisi, Batı
Trakya Müslüman Türk azınlığı’nın etnik kimliğini beyan etme ve
örgütlenme haklarının desteklenmesi ve Yunanistan’ı azınlık ile devlet
arasındaki toplumsal barışa zarar verecek girişimlerden kaçınmaya teşvik
etmesidir. Azınlık 20 yılı aşkın bir süredir kararlılıkla sürdürdüğü
haklı davasını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyarak demokratik
bir şekilde adalet arayışına devam edecektir” dedi.
Çin Devletinden Buda Tapınağına Özel İlgi
Doğu Türkistan’ın Hoten vilayetinde bulunan eski bir buda tapınağı
harabesi buda
dininin Çinliler nezdinde özel bir anlam ve değerinin olması sebebiyle
restore edilmeye çalışılıyor.
İşgalci Çin hükümetinin yerel yetkilileri çok uzun zamandan beri çeşitli
sebeplerle
yıkılıp yok olma noktasına gelen söz konusu buda tapınağını dünya
medeniyet miraslarını
koruma çalışmaları kapsamına dahil ederek büyük çaplı bir meblağda
ayırmak suretiylerestore etme kararı aldı.
Hoten’deki Kültür miraslarından sorumlu Çin dairesinin birinci
yardımcısı
Metkerem şöyle demektedir;
“Ravak Buda tapınağı harabesi tarihi ipek yolu üzerindeki Taklamekan çölünün dışında yer almış olup, son yıllarda bu harabeye
dışarıdan gelen gezginlerin sayısındaki artış bu tapınak harabesinin restore edilmesini
gerektirdi” demektedir.
Miladi 2. ve 3. asırlarda inşa edildiği tahmin edilen bu buda tapınağı
Hoten vilayetine bağlı
Lop nahiyesinin ziya köyüne 30 km. mesafede bulunmaktadır. Çin hükümeti
bir buda
tapınağını restore etmek için seferber olurken, doğu Türkistan’ın dört
bir yanında bakımsızlık
ve ilgisizlik sebebiyle giderek yok olmakta olan ve hatta çeşitli
bahanelerle Çin devleti
tarafından yıkılarak yok edilmekte olan sayısız tarihi eserler kasıtlı
olarak kendi kaderine terk edilmiş durumdadır. İşte sözde dünya kültür
miraslarını koruma altına aldıklarını ifade ederek
kimilerinin gönlüne taht kurmayı başaran Çin’in iç yüzü…
Kur’an seferberliği
Kayseri'de İl Müftülüğü aracılığıyla toplanan 2 bin 500 adet Kur'an-ı
Kerim'in Kazakistan'a gönderildiği bildirildi. İl Müftüsü Necmettin
Nursaçan, 'Kutlu Doğum Haftası' münasebetiyle Diyanet İşleri
Başkanlığı'nın kendisini Kazakistan'da bilgilendirme toplantısına
gönderdiğini, orada bulunan Kazaklar'ın ise kendisinden Kur'an-ı Kerim
istediğini belirtti. Müftü Nursaçan, "Diyanet İşleri Başkanlığı,
Peygamberimiz'in doğumu münasebetiyle ülke içi ve ülke dışında
etkinlikler, konferanslar ve paneller düzenlemişti. Bu kapsamda beni de
Kazakistan'a göndermişti.
Kazakistan'da bulunan Kazak kardeşlerimizle görüşmemizde 'Ne olur bize
Kur-an'ı Kerim gönderin' dediler. Bende bu konuyu Kayserililer'e
ilettim. Kayserili hayırseverlerden ise şu ana kadar 2 bin 500 adet
Kur-an-ı Kerim topladık ve gönderdik. Kendileri gönderilen kitaplar için
çok mutlu olduklarını söylediler. Hayırlı bir iş olduğunu düşünüyorum"
dedi.
Türkler Avusturya’yı feth etti
Avusturya İstatistik Kurumu'nun yaptığı açıklamaya göre, 2004 yılında 42
bin 174 yabancı, Avusturya vatandaşlığına geçerken, bunların 13 bin
24`ünü Türkler oluşturuyor. Avusturya vatandaşlığına geçen yabancıların
sayısında bir önceki yıla göre azalma oldu.
2003'te 45 bin 112 yabancı Avusturya vatandaşı olmuştu. 2004 yılında
Avusturya vatandaşlığına geçen yabancılar arasında Türkler ilk sırada
yer aldı. Avusturya vatandaşı olan Türklerin sayısı 13 bin 24 olarak
verilirken, bu sayı bütün yabancılar içinde yüzde 30,9'luk bir orana
tekabül ediyor. Türkleri yüzde 20,5`lik oranla Bosna-Hersekliler
izlerken, Yugoslav-Karadağ Cumhuriyeti vatandaşları ise, yüzde 7,2 ile
üçüncü sırayı aldı. 2004 yılında Avusturya vatandaşı olan yabancı sayısı
böylece 2003`e göre,yüzde 6,5 geriledi.
Ancak bu sayı, son 5 yılın ortalamasından yüzde 17 daha fazla.
Vatandaşlığa geçenlerin 3'te 1'i, 10 yıllık Avusturya`da yaşama şartını
doldurarak bu hakkı elde ederken, 6'da 1'i ise, bir Avusturya vatandaşı
ile evli olmaktan dolayı bu hakkı kazandı. Kurum raporunda, 2004 yılında
Avusturya vatandaşlığına geçen yabancıların, 135 farklı ülke kökenli
olduğu da ifade edildi. Tirol, Salzburg ve Kaernten eyaletlerinde
vatandaş olan yabancı sayısı, 2004 yılında artış gösterdi. Diğer
eyaletlerde ise azaldı. Vatandaşlık alan yabancıların yaklaşık yüzde
60'ını ise, 15 il 30 yaş arası gençler oluşturuyor.
Teröre 20 yılda 100 milyar dolar
Türk Silahlı Kuvvetleri, terörle mücadelenin Türk ekonomisine 20 yıllık
maliyetinin 100 milyar dolar olduğunu açıkladı. Kuzey Irak'tan
Türkiye'ye yasadışı silah ticaretinin devam ettiği de vurgulandı. 1984
yılından bu yana devam eden terör olaylarında, 12 bin 485 sivilin
öldüğü, 18 bin 475 güvenlik görevlisinin şehit olduğu belirtildi.
Kara Kuvvetleri Komutanlığı'na bağlı Lojistik Komutanlığı, Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Anlaşması (AGİT) kapsamında imha edilen
hafif silahları basına gösterdi. Yabancı gözlemcilerin de katıldığı imha
işlemi sırasında terörle mücadele konusunda çarpıcı rakamlar da
açıklandı. 18 bin 475 şehit 1984 yılından bu yana devam eden terör
olaylarında, 12 bin 485 sivilin öldüğü, 18 bin 475 güvenlik görevlisinin
şehit olduğu belirtildi. Törende verilen bilgiye göre, terörle mücadele
sırasında Türk ekonomisi de 100 milyar dolar zarara uğradı. Ana kapı
Kuzey Irak 1984 yılından beri yaşanan 20 yıllık süreçte, güvenlik
birimleri ürkütücü boyutta silah ve patlayıcı da ele geçirdi. TSK'nın
verileri o yıldan bu yana 86 bin 344 silah, 75 bin adet el bombası ve
4.5 milyon adet mühimmatın ele geçirildiğini gösteriyor. Türkiye'ye
silah girişinde Kuzey Irak birinci kapı olmaya devam ediyor. Lojistik
Komutanlığı'ndaki tanıtımda ele geçirilen silahların nasıl imha edildiği
de gösterildi. 2005 yılının ilk üç ayı içersinde, 4 bin 730 tabanca ve
450 tüfeğin imha edildiği açıklandı.
PKK/KONGRA-GEL'DEN ELDE EDİLEN SİLAHLAR
Bugün imha edilecek silahların büyük bir kısmının terör örgütü PKK/Kongra-Gel'den
ele geçirilen silahlar olduğunu dile getiren Albay Uyan, şöyle konuştu:
''Türk ekonomisinin ve sosyo-kültürel altyapı gelişmesinin gördüğü
zararın, tahminen 100 milyar dolar olduğu değerlendirilmektedir. Bu
mücadele ne yazık ki halen devam etmektedir. 2003 yılına kadar büyük bir
kısmı teröristler tarafından olmak üzere kullanılırken veya
bulundurulurken ele geçirilen 86 bin 344 muhtelif silah, 75 bin 510 el
bombası, antipersonel mayın ve patlayıcı madde ile 4 milyon 443 bin 661
muhtelif mühimmat, teröre destek veren silah kaçıkçılığının ürkütücü
boyutlarını ortaya koymaktadır. Bunda, Birinci Körfez Savaşı'ndan sonra
Kuzey Irak'ta oluşan otorite boşluğu yüzünden kontrol altına alınamayan
küçük ve hafif silah kaçakçılığının önemli rol oynadığı
kıymetlendirilmektedir. Aynı tehlikenin bugün de artan boyutlarda mevcut
olduğu herkes tarafından bilinmektedir’' dedi.
İKÖ'den KKTC'ye tam destek çıktı
Yemen'in başkenti Sana'da düzenlenen 32. İslâm Konferansı Örgütü (İKÖ)
Dışişleri Bakanları toplantısında, Türkiye'nin Kıbrıs ve Batı Trakya
Türklerine ilişkin sunduğu tasarı kabul edildi.
Kıbrıs'a ilişkin tasarıda, geçen yıl İstanbul'da düzenlenen İKÖ
zirvesinde alınan kararı daha ileri götüren unsurlar yer alıyor.
İKÖ'nün bir önceki tasarısında İKÖ ülkelerine Kıbrıs Türkleriyle
maddî-manevî ilişkilerini geliştirmesi çağrısı yer alıyordu. Bu yılki
tasarıda ise üye ülkelerin, bu kararın uygulanması konusunda neler
yaptıkları hakkında Genel Sekreterliği bilgilendirmeleri hususuna yer
veriliyor.
Tasarıda ayrıca, Genel Sekreterliğe, Kıbrıs Türk tarafındaki projelere
destek vermesi için İslam Kalkınma Bankası ile gerekli temasları kurması
talebinde bulunuluyor.
Tasarıda, sadece İKÖ üyelerine değil, tüm uluslararası topluma, Kıbrıs
Türklerinin izolasyonuna son verilmesi yolunda gecikmeksizin somut
adımlar atması çağrısı yer alıyor.
Tasarıda, İKÖ üyesi ülkelere Kıbrıs Türkleriyle etkin dayanışmayı
güçlendirmeleri, yakın işbirliği içinde olmaları, her alanda, özellikle
de doğrudan ulaşım, ticaret, turizm, kültür, enformasyon, yatırım ve
spor alanlarında onlarla ilişkilerini geliştirmeleri çağrısında
bulunuluyor. Tasarıda, Batı Trakya'daki Müslüman Türk azınlık
vakıflarının, kendilerini yönetmelerine olanak tanıyacak şekilde, kendi
yönetim kurumlarını seçmeleri için gerekli adımların atılması talep
edildi. Bu arada, İKÖ'ye gözlemci üye olmak için bir süre önce başvuran
Rusya'nın başvurusu kabul edildi. Dışişleri kaynaklarından edinilen
bilgiye göre, Türkiye, Rusya'nın gözlemci üyeliği konusunda olumlu görüş
bildirdi.
İslam Konferansı Örgütü toplantısında 'Kıbrıs Türk Devleti' sıfatı ilk
kez resmi terminolojiye girdi. Rum temsilci Marios toplantı salonuna
alınmadı.
İslam Konferansı Örgütü (İKÖ) Dışişleri Bakanları Konferansı'na İslam
dünyasında reformlar ve Kıbrıs konusu damgasını vurdu. Toplantıda, örgüt
üyelerinden KKTC'ye aktif destek kararı çıktı. KKTC'nin "Kıbrıs Türk
Devleti" sıfatıyla temsili ilk kez resmi terminolojiye girdi.
Azerbaycan, Sudan, Gine, Libya ve Pakistanlı bakanlar konuşmalarında
"Kıbrıs Türklerinin meşru ve haklı davasına destek vermeli" mesajı
verdi. BM Güvenlik Konseyi'nde Kıbrıs Rum Kesimi'nin yanında tavır alan
Rusya KKTC'ye ilk pozitif sinyalini gönderdi. İKÖ'den Kıbrıs'la ilgili
güçlü bir karar çıkmasını engellemek isteyen Rum temsilci Marios
İyeronimides ise Genel Kurul salonuna alınmadı. KKTC Dışişleri Bakanı
Denktaş, bunun üzerine Rum temsilciyi Genel Kurul kafeteryasında bularak
ironik bir "geçmiş olsun" mesajı iletti.
ÜRÜMÇİ HAYVANAT BAHÇESİNDEÜÇ KURT YAVRUSU VE KEÇİ
Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi’deki hayvanat bahçesini gezenler bu
günlerde ilginç bir dostluğa şahitlik ediyorlar.
İlk defa yavrulayan bir kurdun yavrularını kabul etmemesi 3 kurt
yavrusunu öksüz bıraktı.
Bu duruma bir çözüm bulmak isteyen hayvanat bahçesi görevlileri bu üç
kurt yavrusunu yeni yavrulayan bir keçinin yanına götürdüler. Anne keçi
bu üç kurt yavrusunu reddetmeksizin kendisinin 5 yavrusu ile beraber
beslemeye başladı. Bu durum ise görenleri hem düşündürdü, hem de
şaşırttı.
Çin’in Gül üretimine başlaması
üreticileri tedirgin etti
Birçok sektörden sonra gül üretimine giren Çin, Isparta gül
üreticilerinin korkulu rüyası oldu.
Çin’in Türk gülünde de, ucuz işçilikle rakip olmaya başlamasıyla gül
üretimi alanında Türkiye’nin rakipleri ikiye yükseldi. Dünya’da sadece
Bulgaristan ve Türkiye’de yapılan gül yağı üretimine şimdi de Çin ortak
oldu. Bu durum Ispartalı gül üreticilerini hıuzursuz ederken, Çin’de bir
kilogram gül yağının maliyetinin bin 500 Türkiye’de ise, 6 bin dolar
olduğuna dikkat çekildi. Dünyada gülyağı üretiminin yüzde 70’ini
Isparta’dan, yüzde 30’u da Bulgaristan’dan karşılanmakta. Ancak bu yıl
gül yağı üretimine giren Çin’in, diğer sektörlerde olduğu gibi, gül
alanında da ucuz işçilik nedeniyle Türkiye’yi zarara uğratacağından
korkuluyor.
BOLAT: GÜLCÜLÜĞÜ ZOR GÜNLER BEKLİYOR
Gül, Gülyağı ve Yağlık Tohumlar Tarım Satış Kooperatifleri Birliği (GÜLBİRLİK),
2005 sezonu gül çiçeği alım kampanyası başladı. GÜLBİRLİK Genel Müdürü
Bolat Tamer Çin’in gül sektörüne girmesiyle duydukları korkuyu dile
getirirken şöyle konuştu. Bolat “Bizim en büyük korkumuz Çin’dir. Çin,
diğer ürünlerde dünyanın hakimi olduğu gibi gül sektörüne de el
atmıştır. Tekstilde ve diğer ürünlerde sektörlere darbe vurduysa güle de
darbe vuracağını bekliyoruz.”
Çin ayakkabısı sıkmaya başladı
Türkiye ve Avrupa'nın çeşitli ülkelerinde üretim yapan ayakkabı
firmalarının temsilcileri Avrupa'nın ticaret merkezi Brüksel'de bir
araya gelerek eylem yaptı. Piyasaları allak bullak eden Çin malı ucuz
ayakkabıların dünya ticaretini tehdit ettiğini belirten firma
temsilcileri dünyayı Çin'e karşı önlem almaya davet etti. Manisa'dan
Üçel ve Topbaş ayakkabının temsilcileriyle birlikte eyleme katılan Ergün
Ayakkabı'nın temsilcisi Cüneyt Ergün, haksız rekabet nedeniyle pazar
paylarını hızla kaybettiklerine dikkat çekti.Ucuz Çin malları piyasaları
sarsmaya devam ediyor. Avrupa ve Türkiye'den yaklaşık 500 firma
temsilcisinin katıldığı protesto yürüyüşünde Çin mallarından kaynaklanan
haksız rekabetin ortadan kaldırılması istendi. Yürüyüşe 3'ü Manisa'dan,
olmak üzere Türkiye'den 30 firma temsilcisi katıldı.Baş etmemiz mümken
değil.Brüksel'deki gösteriye Manisa'dan Üçel Ayakkabıcılık adına Rıfat
Sarı, Mehmet Baru, Topbaş Ayakkabı temsilcisi Mehmet Topbaş ve Ergün
Ayakkabı'nın İşletme Müdürü Cüneyt Ergün, katıldı. Ergün Ayakkabı'nın
İşletme Müdürü Cüneyt Ergün protesto yürüyüşünün perde arkasını anlattı.
Çin'de ucuz işçi maliyetleri nedeniyle üretilen malların piyasalara çok
ucuza verildiğine dikkat çeken Cüneyt Ergün şunları söyledi: 'Biz bir
ayakkabıyı 20 dolara mal ediyorsak Çinliler bunu 10 dolara mal ediyor.
Bu durum haksız rekabete yol açıyor. Çünkü Çin'de işçi sayısı çok fazla.
Bizim 100 işçiyle yaptığımız işi onlar 300 işçiyle daha ucuza
yapıyorlar. Çünkü işçilerin ne bir sosyal güvenceleri ne de belirgin bir
maaşları var. Bu durum bizi son iki yılda bitirme noktasına getirdi.'
Çin'de üretilen malların sağlıksız olduğunu hatırlatan Ergün, 'Biz
diyoruz ki; Çin mallarına kota konsun, önlem alınsın. Kısacası bu haksız
rekabet ortadan kaldırılsın. Ben iki yıl önce 140 işçi çalıştırırken
bugün 70 işçiye düştü bu rakam. Yani istihdam oranında yüzde 50 düşüş
oldu. Bu durumun önüne geçmezsek yakın bir tarihte iş yerlerimizi
kapatma durumuna geleceğiz' dedi.
Ölümcül Kuş Gribini sonunda Doğu Türkistan’a da bulaştırdılar
Doğu Kazakistan eyaleti sınırından 25 kilometre mesafede yer alan Doğu
Türkistan da Kuş gribi hastalığı salgını tespit edildiği hakkında
haberler alınırken, bununla ilgili olarak Astana ile Almatı şehirlerinin
havaalanlarında ve sınır kapılarında gelip-giden yolcuları kontrol
tedbirleri alındı.
Kazakistan Hıfsızıhha Kurumu Başkanı ve Sağlık Bakan Yardımcısı Anatoli
Belonog konuya ilişkin bilgi verdi. Anatoli Belonog, "Kazakistan
sınırlarından tavuk ürünlerinin girişini kontrol, kuş gribi tespit
edilen ülkelerden bu tip ürünlerin ithalini sınırlama çalışmaları
yapılıyor" dedi. Kazakistan Sağlık Bakan Yardımcısı Belonog'un
ifadesine göre, Çin'de kuş gribi belirtileri bulunan binden fazla kazın
460 tanesi ölmüş. Anatoli Belonog, yabani kuşların güneydoğu Asya'dan
Çin'e Kazakistan üzerinden girip çıkma ihtimalini göz ardı etmeyerek,
Kazakistan'ın genelinde sınır kapılarında, Çin Halk Cumhuriyeti ve başka
ülkelerle bağlantısı bulunan tüm havaalanlarında hijyen ve karantina
kontrol tedbirleri arttırıldığını ifade etti. Kazakistan Sağlık
Bakanlığı Karantina ve Bulaşıcı Hastalıklar Bölüm Başkanı Aymağanbet
Jolşorınov da, kuş gribini hemen tespit edebilecek özel laboratuarlar
kurulduğunu, bunların yakın zamanda hizmete gireceğini bildirdi.
Uzmanlar, kuş gribinin yayılmasını önlemenin en etkili yolunun
Kazakistan ve Sincan Uygur Otonom Bölgesi arasındaki ticaret ve başka
maksatlı geliş-gidiş ve ticari ilişkilerin mümkün mertebe sınırlamak
gerektiğini ifade ediyorlar. Bu arada Çin’de kuş gribinin ortaya
çıkmasınd |