Yukarı
11.Sayı
D.T Haziran Ayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstikla11 Tam Sayfa
Şiir

AİLE

Asalet & Terbiye

Firavun'un kahinleri, saltanatı yıkacak çocuğun dünyaya geldiğini kendisine haber verdiler. Firavun ölmemek için öldürmek sevdasına kapıldı. O sene dünyaya gelen erkek çocuklarını, kılıçtan geçirtmeye başladı. Cellatlar; sokak sokak, ev ev dehşet ve ölüm saçıyorlardı. Kadının biri, doğum sancıları başlayınca, mağaraya vardı ve çocuğunu orada dünyaya getirdi. Çocuğunun , gözünün önünde öldürülmesinden korktuğu için orada bırakarak evine döndü. Mukadderatı ile baş başa kalan çocuğu, Cenab-ı Hakk'ın emriyle, Hz.Cebrail besleyip büyüttü. İlk fırsatta mağaraya koşan kadın, çocuğunu hayatta bulunca sevindi, onu emzirip doyurdu ve tekrar evine döndü. Günler böylece geçerek küçük büyüdü ve sonunda Hz.Musa'nın kavmini, altından buzağıya taptıran kimse bu çocuk oldu. Adı Musa. Samira kabilesine mensup bulunduğu için, kendisine Samiri lakabı verilmiştir. Asalet olmayınca, Cebrail aleyhiselamın verdiği gıdaya ihanet etti. Diğer bir Musa da Allah'ın Kelimi, Peygamberi ve Firavun'un helakinin zahir planda sebebi oldu. Cenab-ı Hakk, onu Firavun'un sarayında ve kucağında büyüttürdü. Hz.Musa'nın annesi, kalbine gelen bir ilhamla oğlunu bir sandık içine koyarak Nil'in akıntısına bıraktı. Nil'in kıyısında yapılmış sarayının balkonunda, karısı Asiye ile birlikte oturmakta bulunan: Firavun, nehirden gelmekte olan sandığı yakalatıp açtırdı. Derhal, içinden çıkan küçük Hz. Musa'yı öldürtmek için emir verdiyse de Asiye buna mani olarak:

- Benim için de, senin için de bir göz bebeği! Onu öldürmeyin. Olur ki, bize faidesi dokunur, yahut onu evlat ediniriz, dedi. Netice itibariyle Firavun'un büyüttüğü Musa; Peygamber oldu ve Firavun'un saltanatını yıktı. Bir Arab şairi, aslet olmayınca terbiyenin fayda vermeyeceğini dile getiriken:

Fe Musa'llezi rabbahü Cibrilü kafirün Ve Musa'llezi rabbahü Fir'avnü mürselü demiştir. Yani": (Asalet olmadığı için) Cebrail'in büyüttüğü Musa kafir oldu ve (asil bir soya sahip olduğu için) Firavun'un beslediği Musa ise Peygamberdir”

UYGUR HALK MASALLARI

Uygur Türkçesi Türkiye Türkçesi

 KUŞKAÇNİN KOYĞA ŞİKÂR KİLİŞİ

Bir bürküt ok.tek etilip kelip. koy padisiğa şikâr kiptu-dc bir koyni elip ketiptu. Bııni körüp kuşkaçnin hesethorluği kelip öziçe sözlep k el ip tu:
- Voy bürküt cenida koyğa şikâr kilip yürüydu-yu, men tezek çokilap özenini avare kilip yüremdimen! Kanat dise mendimu kanat bar, tumşuğummu neyzidek ötkür hemme ezayim sakku ? Bürküttin kalğan canni itka selip berimen, mende koyni emes töginimu şikâr kilaliğudek kudret bar!
Koy padisini közitip koram, taşniğ üstide yanpaşlap yatkan padiçi uştumtut bir kuşkaçnin asmandin oktek etilip çüşüp, yunluk bir koyğa şikâr kilğanliğini körüp kaptu. Biçare kuşkaç pahmak yunğa ilinip kalğan putlirini herkançe urunupmu çikiralmaptu. özini her tercpke urup yulkunup bekiptu bolmaptu. Ahiri kanatlirini palaklitiverip mağduri-din ketiptu-de beşini sangilitip yetip kaptu.
Padiçiniğ kuşkaçka içi ağrip uniğ yenîğa keptu ve meshire bilen külüp:
Ceninğa bekip iş kilsançu canivar, -dep uçuruvetiptu

AHMAK AVCI

Eski zamanda bir avcı yaşarmış, Onun çok mükemmel bir doğanı varmış. Doğan avcıya nice şeyler avlayarak çok iyi hizmet ediyormuş. Günlerden bir gün avcıya doğanının kuyruğu çok uzun ve çirkin görünmüş:

-  Bunun uzun kuyruğunu kesip biraz kısaltsam güzel olmaz mı? Bu kadar uzun kuyruğun  ona ne  gereği  var ? diyerek  makasını  alıp doğanın kuyruğunu "kırttadak" kesip atmış. Yine bir gün avcıya onun kanadı da çok uzun ve biçimsiz görünmüş. Kanadının da yansını kesip atmış.

Birkaç gün sonra bakmış ki doğanın gagası da eğri ve çirkin görünüyor. Bunun üzerine gagasını da düzeltmek niyetiyle yarısını kesip atmış.

- İşte şimdi çevik oldun! demiş avcı. Birkaç gün sonra doğanını alıp çıkarak bir tilkiye salmış. Doğan uçamayıp "pattadak" yere düşmüş. Bu durumu görüp hayret eden bir dostu avcıya sormuş:

- Doğanına ne  oldu, böyle uçamayıp  düştü ?

- Onun kanat ve kuyruklarını kesip atmıştım, demiş avcı hiçbir şey aklına getirmeden.

Dostu, doğanın kanat, kuyruk ve gagasına bakıp gülmüş ve:

- Bu yaptığın ne? Güzel bir doğanı sakatlamışsın,  demiş.

- Daha da güzel olsun,  demiştim.

- Ahmak, demiş dostu onu ayıplayarak,  "her türlü işin bir hududu var. Dünyada hangi şeyi güzel yapacağım diye uğraşsan, düzelteceğim diye hududu aşsan mutlaka bozulur.


 

 

Uygur Atasözleri

Dumbaknin avazi yoğan içi kuruk

Davulun sesi gür içi boş

Ecili pütken karga  şunkar bilen oynaydu

Eceli gelen karga şahinle oynar

Az sütlük inek köp möreydu

Az sütlü inek çok böğürür

Bağ mivisi bilen avat, yurt ademi bilen

Bağ meyvesiyle abad, yurt da insanıyla

Balini yaştin, hotunni baştin öget.

Çocuğa küçükken, kadına başından öğret

Kulak agliganni köz körer

Kulağın duyduğunu göz görür

 

İstiklâl Mücadelesi (5)

Azimet

Özgürlük ve Bağımsızlık Gözyaşları İle Elde Edilemez

 

       Bizim, kendimizden bin misli büyük olan düşman güçleri ile mücadele edip başarıya ulaşmamız için vücudumuzun hastalıklı kısımları olan; vatan hainlerini, millî münafıkları mutlaka bertaraf etmemiz gerekir. Bu hainler, millî ruhumuzdaki kir, millî ahlakımızdaki noksanlıklardır. Bizmi millî ahlakımıza ve ruhumuza, vatan ve millet münafıkları aracılığıyla yerleştirilen en kötü hastalık, kölelik ruhudur. Kölelik ruhundan gelen; -köleliğe boyun eğmek ya da umursamamak- millî birliğin bozulmasıyla ortaya çıkan başıbozukluk, dağınıklık; kardeşler arasında sebepsiz kıskançlıklardan kaynaklanan karşılıklı kin duygusu gibi yanlışlıkların içerisinde bulunan insanların mevcudiyeti malumdur.

      Kısacası kimliğimiz ve kaderimizin tehlike içinde olduğunu, milletin şerefini korumak için ölenleri ve zindanlarda azap çekenleri gördükleri halde; anavatanın üzerine yüklediği tarihi vazifeyi yerine getirmediğinden dolayı sürekli vicdan azabı altında kalsa bile "Yeter ki ben sabredeyim, ölmeyeyim, rahat bir şekilde yaşayayım, belki bir gün yurdumuz hiç beklenmedik bir anda bağımsızlığına kavuşur" türündeki boş hayal ve düşüncelerle kendilerini kandıran pek çok insan var. Bunların bir çoğu da çevresinde itibarı olan, milletinin geleceği için yol gösterici olarak kabul edilen adamlardır. Ama onlar, vatanına aktif olarak hizmet etmemekten, çalışmamaktan doğan vicdan muhasebesinden kendilerini kaçırmak için millî kısmetsizliğimizi Allah'a havale ederler.

       Vatanımızın başına gelen tarihi şanssızlıkların sorumluluğunu ecdadımıza yüklerler. Kendi ellerinden hiçbir şey gelmemesini de düşmanın güçlü ve merhametsiz olmasına bağlarlar. Bu sebeplerin arkasında kabul etmek istemedikleri ölüm korkusu yatmakta ve bu korkunun gerisinde kendilerinin de bilmediği başka hâkimiyet sahiplerinin, uzun yıllardan beri sınırlı bir güçle ruhlarına işlediği kölelik ruhu bulunmaktadır. Milyonlarca insan sessizlik içerisinde bulunmakta ve teslimiyet duygusuyla beklemektedirler.

 

Fıkra

Dalkavukluk örneği 

Dalkavuk kendisinden çıkar sağlayabileceği, kimseyi, kimseleri aşırı bir hayranlıkla öven, pohpohlayan ikiyüzlü kimselere denir.

Her övene, dalkavuk denir mi? Hayır, denmez!

Bir dalkavuk fıkrası...

Filozof ile bir dalkavuk konuşuyorlarmış... 

Filozof ne dese, dalkavuk onaylıyormuş, sonunda filozofun sabrı tükenmiş:

"Be adam, hiç olmazsa, bir kere itiraz et de, iki kişi olduğumuzu anlayalım!"

 

SİZDEN GELENLER

DOĞU TÜRKİSTAN

Sözlerim dünyaya tüm insanlığa

Esaret altında ve yalnızlığa

Çivileseniz de bizi çarmaha

Sana döneceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Urümçi'den,Turfan, Kumul Gulca dan

Aksu dan Kaşgar'dan Karahoca'dan

Altay'dan Hoten den Barköl'den

Sana geleceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Esaret altında kalan ülkemin

Korkudan titresin melun Jiang Zemin

Milyonlarca Kürşad'ım sürgünde benim

Yolunda öleceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Bin yıl süren savaş devam edecek

Allah'ın izniyle Bozkurt dirilecek

Karanlıklar bitip gün görülecek

Bizde güleceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Gulca'nın hesabı saklı koynumda  İşkence izleri hala boynumda

Atayı ecdadı orda koydum da

Öcün süreceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Sürgünde ödedim geçen yılları

Kapatsan sınırı kessen yolları

Gökbayrak'la Bozkurt başlı tuğları

Başa dikeceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

 

Binlerce insanı Gulca şehrinde

Boğdularsa bizi Tarım Nehrinde Satuk Buğra hanın zaman behrinde

Yola çıkacağız DOĞU TÜRKİSTAN

 

Çekirge sürüsü sardı yurdumu

Türlü desiseyle kırdı ordumu

Yardıma kim geldi kimse sordu mu?

Hesap soracağız DOĞU TÜRKİSTAN

 

Türk'e benzer Türkçe konuşur çaşıt

Başkasıyla uğraş kendini taşıt

Halinden çok memnun sicilli hain haydut

Bunu kıracağız DOĞU TÜRKİSTAN

 

Şu vatan hasreti bende kırk boğum

Yıkılsa kaleler düşse de tuğum

Vasiyet bıraktı bana Başbuğum

Sana döneceğiz DOĞU TÜRKİSTAN

Ziya Şahin

 

 

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Ekim-2008 51. Sayı Kasım-2008 52. Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye