Yukarı
11.Sayı
D.T Haziran Ayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstikla11 Tam Sayfa
Şiir

Tarih

(Şahadetinin 46.yılı münasebetiyle)

Fetheddin Mahsum
 ( 1923 -  l Mayıs 1959 )

 

 

 

Fetheddin Mahsum Özbek Türklerinden olup, 1923 yılında Namengan'da doğdu. Aslen Tacikistan'ın Düşembe şehrinden olan babası Nur Muhammed Kâri ile Sovyet rejiminden kaçarak 1933 yılında Hoten'e gelip yerleşti.
Fetheddin Mahsum küçük yaşta yetim kaldığı için büyükannesi İşanayım'ın yanında büyümüştür. Hoten Darülitam'ı (yetimler okulu) bitirdikten sonra 1946 yılında Veteriner Meslek Okulundan diploma aldı. 1948 yılının sonuna kadar mesleğinde çalıştı. Ocak 1949 senesinde Urümçi'ye gelip orada bir süre "Tamirai Nezareti"nde çalıştı.
Fetheddin Mahsum, yılmaz bir milliyetçi, ateşli bir vatanperverdi. Onun bu özelliğini yazdığı makalelerinde ve ulusal duyguları işleyen coşku dolu şiirlerinde görmekleyiz.

1949 yılının Eylül ayında Çin Komünist askerleri Doğu Türkistan'a girdikten sonra, Mehmet Emin Buğra, İsa Yusuf Alptekin Bey'in kafilesiyle yola çıkmışsa da bazı nedenlerle hududu geçemeyip, Hoten'e geri dönmüştü. 1950 senesinde tutuklanıp, 1953 senesine kadar merkez nahiyesinde göz hapsinde bulundurularak veteriner ocağında çalıştırıldı. Burada çalıştırılırken bazı aydın kişilerle tanıştı. Tanıştığı aydınlarla birleşip bazı işler yapmak için fikir alışverişinde bulundu.
Yarkent'e yapağı bir yolculuğunda Karakaşlı tarikat şeyhi Abdulhamid Damolla ile tanışır. Abdulhamid Damolla Doğu Türkistan'ın güneyindeki şehirlerde bulunan itibarlı bir şeyh olup, 1945 yılında müritlerinin sayısının 40 bin civarında olduğu söylenmektedir. Abdulhamid Damolla'nın müritlerine dayanarak Fetheddin Mahsum "Teşkil-i Necat" isimli gizli bir teşkilat kurar. Bu teşkilatın başkanlığını Abdulhamid Damolla, Başkan Yardımcılığını Fetheddin Mahsum üstlenir. Halifeleri kanalıyla müritleri teşkilatlandırır.
Teşkilatın gayesi şudur: Müritleri başta olmak üzere halkı silahlı mücadeleye hazırlayıp, Şarki Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurmaktı. Bu gayeye ulaşabilmek için bölgelerde küçük teşkilat üniteleri kurup, bu üniteler vasıtasıyla kongreler düzenlendi. Ayrıca teksir yoluyla "Şura" isimli bir dergi çıkardı. Bu dergide Şark Türkistan İslam Cumhuriyeti Anayasası", " Gençlere Çağrı", “Birleşmiş Milletlere Arz” gibi yayınlar neşredildi. Teşkilat üyelerine ay yıldızlı bayrak dağıtıldı.
Fetheddin Mahsum, ayaklanma başarısızlığı uğradıktan sonra ancak iki yıl gizlenebildi. Sonunda yakalandı, l Mayıs 1959'da hükûmet Hoten'in büyük meydanına mecburi seyirci topladı. Fetheddin Mahsum'a söz hakkı vermeden orada bulunan hakim ölüm karan verdi ve aynı anda Fetheddin Mahsum kurşuna dizilerek şehit edildi.
O gün bu acı olaya şahit olanlar, bu dehşetli hadiseyi hiç unutamadılar. Fetheddin Mahsum başı açık, üstüne geçirilen beyaz elbise ile arkasından bağlı olarak meydana getirildi. Fetheddin Mahsum başını dik tutup, etrafa acı bir tebessüm ile bakmaktaydı. Çehresinde hiç bir korku alameti görülmüyordu. Onu meydana getiren Çinli askerleri sık sık Fetheddin Mahsum'un başını zorla öne eğdirdiyse de başından Çin askerlerinin darbesi kalkınca gene başını dik tutuyordu. Fetheddin Mahsum meydana gelirken, onu gören halk Fetheddin Mahsum'u dudağını ısırarak yürür gibi gördü. Fetheddin Mahsum'un şahadetinden 33 yıl geçtikten sonra bu makaleyi yazarken Çin cellatlarının Fetheddin Mahsum'un dilini telle dudağına bağlamış olduğunu öğrenmiş oldum.
Söylendiğine göre Fetheddin Mahsum'un halkın önünde herhangi bir şey söylemesini ve slogan atmasını önlemek için bu çareye başvurmuşlar. Çünkü, Fetheddin Mahsum, o geceki sorgulama sırasında durmadan "Allahü Ekber", "Yaşasın Şarki Türkistan" ve "Kahrolsun Zalim Çinliler" diye bağırmış.
Fetheddin Mahsum'un 35 senelik ömrü çeşitli zorluk ve işkencelerle geçti. Babası Stalinci Sın Si şey tarafından öldürüldü. Fetheddin Mahsum'un çocukluğu, gençliği hep yoksulluklar içinde geçti, ömrünün büyük bir kısmı milliyetçi Çin ve Kızıl Çinli'lerin zindanlarında geçti.
Doğu Türkistan halkının aydın ve vatanperver oğlu, Özbek yiğidi Fetheddin Mahsum milletimizin kalbinde ebediyen yaşayacaktır.

FETHETDİN MAKSUM'UN ŞİİRLERİNDEN SEÇMELER:

AÇILMAZ MI?

Dünyadın ötermen mu bir şad bolalmastın
Daim tökülüp yerge bir yolu tolalmastın
Gam hardukidin azat bir tenmu alalmastın
Derdimni sınğırmek üçün içimge salalmastın

Könglim bu çiçek güller, külgende çiçilmaz mu?
Ermani tola dil hem, bir merre açılmaz mu?
El külgini dek menmu, külmekni heves kildim
Köngnümde tilep şiirin bir netçe nefes kildim

Bahsi şu bölüp özni sonğ demde kafes kildim
Bendimni açay dep ah urgansın tes kildim.
Könglim bu çiçek güller, külgende çiçilmaz mu?
Yıldızlı cerahatler hasrette tişilmez mu?

Dünyadiki devzehtin canlık çikişim bar mu?
Zindan da eda kılsam ikinci başım bar mu?
Yardimçi tügel, halım tingşarga kişim bar mu?
Könglim bu çiçek güller, külgende çiçilmaz mu?

Ermani toladi hem, bir merre açılmaz mu?
Her köz açışım birle otlarda yanar öpkem
Her lahzade bu millet baştın keçirür matem
Düşmenge oyunhana bolmakta eziz ölkem
Bu fecih menzerege kandağ çıdasun adam

Şehit Fetheddin ve Hoten Atçüy Ayaklanması

15 Kasım 1955'de Abdulhamid Damollam ve Fetheddin Mahsum önderliğinde Çin Komünist hakimiyetine karşı silahlı ayaklanma yapıldı. Bu ayaklanma komünist Çinlilerin Doğu Türkistan'ı İşgal etmesinin 6. senesine rastlar.
Bu 6 yıl içersinde Çinli'ler tüm dehşetiyle halkı çeşitli yollarla baskı altına alıp "Kira bedelini azaltmak, zorbalara karşı koymak, Çin hakimiyetim sağlamlaştırmak, toprak reformu, komünist devrimine karşı olan unsurları yok etmek ve üçe karşı hareket" gibi kampanyalarla Doğu Türkistan halkını ezerek, baskı altında tutmaya başlamışlardı.
Bu baskıların başında karşı devrimci diye yakaladıkları kişileri, zorla ellerini bağlayıp, sokakları dolaştırdıktan sonra, meydana zorla topladıkları kalabalığın önüne getirip sorguladıktan sonra hemen kalabalığın önünde kurşuna diziyorlardı. Bu gibi katliamlarla halkımızı korkutup, etrafa dehşet saçmakla idiler. Bu ve benzeri zulümler karşısında halkımız çaresizlik İçinde kalmıştı, istilacılar ise yaptıklarından gurur duyuyorlardı, Burhan Şehidi, Urümçi Radyosu'nda yaptığı konuşmasında "Çin Komünist Partisi ve ordusunun gücüyle karşı devrimciler yakalanıp öldürüldü, bir kısmı hapse atıldı. Bu gibi tedbirler sayesinde yurtta asayiş sağlandı." diyordu (1).
İşte böyle bir vaziyette kendilerini çok güvenlikte hisseden Hoten'deki Çin Komünist güçleri bir gece yarısı aniden patlayan el bombalarının gürültüsüyle sıçrayıp uyandılar. Ertesi sabah 15 Kasım 1955'de Hoten halkı şehirde ilan edilen sıkıyönetimden sonra Atçüy ayaklanmasını öğrenmiş oldular, Hoten, Çin Komünist askerleri tarafından kuşatıldı. Çin askerleri evleri basarak, önlerine çıkanları yakalıyorlardı. Hoten garnizonu ile Şorvağ köprüsü civarında çarpışan mücahitler yenilmişlerdi.
Bu ayaklanmanın kısaca özeti şudur:
Aralık 1954'de Hoten'in Atçüy kentinde Niyaz Beğ Hacı'nın evinde Karakaşlı Abdulhamid Damollam ve Fetheddin Mahsum'un önderliğinde kurulan "Teşkil-i Necat" Partisi'nin toplantısı yapıldı. Bu toplantıda 15 Kasım 1955'de ayaklanma kararı alınmıştı. Bu karar gereğince Fetheddin Mahsum öncülüğünde bir bölük mücahitler Atçüy'deki "Emgek Bilen Özgertiş" hapishanesine baskın yaparak muhafızların silahlarını aldılar. Hoten kalesindeki garnizona hücum ederek şehri ele geçirmeyi planlamışlardı.
Planın birinci kısmı gerçekleşti. Yani muhafızların yedisi öldürüldü, silahlarına el kondu. Fakat mahkumlar içerisinde ömür boyu hapse mahkum olan Vang isimli milliyetçi Çin albayı mücahitlere katılıp arabayı sürmede yardımcı olmak ister ve mücahitleri alıp yola çıkar. Zaten Çinli olduğu için Türk düşmanlığı damarı kabarır, mücahitlere oyun oynayıp, arabayı son hızla sürüp, askeri kışlanın yanına geldiğinde korna çalmaya başlar. Kışladaki askerler mücahitlere saldırırlar. Durumu kavrayan mücahitler dağılır.
Aynı gece telgrafhane, polis idaresi ve Yurungkaş köprüsünü kuşatmakta olan mücahitler de yenilgiye uğradı. Fetheddin Mahsum ve başka mücahit liderleri halk arasında gizlenirler. Meydana gelen bu ayaklanma Çin komünistlerinin Doğu Türkistan'ı işgal ettikten sonra yapılan silahlı ayaklanmanın birincisiydi. Hoten halkının böyle bir ayaklanma yapacağı Çinlilerin hayallerine dahi gelmiyordu. Ayaklanma neticesiz sona ermesine rağmen, bunun tesir ve yankılan yıllarca devam etmiştir. Zulüm ve kızıl terör yüzünden ümitsizliğe düşen halkımızın gözü açılıp Çin hakimiyetine karşı gizli ve açık karşı koyma hareketi devam etmeye başladı. (Bu konuya sırası geldiğinde değineceğiz.) Bu hadise Çinlileri büyük endişelere düşürmüş olacak ki, Merkezi Hükûmet, Eyalet Hükûmeti, Çin Haber Alma Teşkilatı ve Parti Merkezi'nden soruşturma ekipleri peyderpey. Hoten 'e gelip olayı büyük bir titizlik ve tedirginlik içerisinde soruşturup araştırmaya başladılar. Bu soruşturma işi yıllarca sürdü. Sonuçta yeni siyasî müeyyideler kondu.
On sene müddetle Hoten'den yüksek okula alınacak öğrencilerin sayısını asgariye indirdiler. Hoten'e yeni yapılacak fabrika ve diğer iş sahaları on yıl müddetle donduruldu. Hoten vilayetinden diğer vilayetlere gidiş gelişler kısıtlandı. Acil durumlarda Hoten'den başka şehirlere gidecek olanlara resmi dairelerden izin kağıdı alma mecburiyeti koydular.
Ayaklanma akamete uğradıktan sonra bu mücadelenin öncüleri halkın içine karışıp gizlenmişlerdi. Çin yöneticileri ivedilikle bu ayaklanmaya katılanları yakalayıp, ikinci bir Atçüy olayının meydana gelmemesi için geniş çapta tutuklama yapma kararı almışlardı. Aynı zamanda halk arasına şöyle bir söylenti yayılmıştı: "Atçüy ayaklanmasını yapan liderler Karanlıkdağ (Hindistan hududunda) da Mehmed Emin Hazret'in (Buğra) askerleriyle birleşmişler, yakında Hoten'i ele geçireceklermiş, ayaklanma liderleri Çin kuvvetlerince ku şalı liri arsa gözden kayıp oluyormuş veya kuş olup uçup gidiyorlarmış." gibi rivayetler etrafa yayılıyordu.
Hükûmet yetkilileri bu söylentilerin esassız olduğunu bildiği halde bu söylentileri bahane ederek Hoten başta olmak üzere tüm Doğu Türkistan'da genel bir tutuklamaya giriştiler. 1956-59 yılları arası devam eden bu tutuklamayı "Halkı aydınlatma ve olayları açıklama" sloganı altında büyük bir çapta yürüttüler. Tutuklananlardan büyük bir kısmı din adamları, tüccarlar ve aydınlardan oluşuyordu.
Bu tutukluları "Öğretim Kursları" ismini ver dikleri kamplarda toplayıp onları ruhen ve cismen işkence altında ezdiler. Bunları birbirleriyle karşı karşıya getirip, içlerinden vicdansız kişileri bulup çıkararak bunlara "Aktıplar" ismini verip, milliyetçilere saldırttılar; yalan ve iftiralarını desteklediler. Bu tür kişiler vasıtasıyla gizlenmiş olan mücahit liderlerini yakalama yollarını buldular.
Örneğin bu öğretim kurslarında bulunan ve 1949'da hacı olup dönen Yop Yurungkaşlı Ruzi Molla'yı ortaya çıkarıp şöyle bir yalan söylettiler: "Ben Mehmet Emin Hazret (Buğra) ile Çongtaşta (2) karşılaştığımda kişi bana biz yakında döneceğiz, Hoten'e vardığımızda akrabalarımdan olan Abdülkerim Hacim ile bağlantı kurup bizden haber bekleyin" demişti diye tamamen yalan bir hikaye uydurmuştu (3). Bu yalanlara dayanıp Hoten ve Karkaş'ta Mehmet Emin Hazret'in bazı yakın akraba ve muhitleriyle 1933'de cereyan etmiş olan Hoten ayaklanmasına iştirak eden kişilerin hepsini tutukladılar.
Bunları akıl almaz işkencelerle eziyet edip, şu şekilde söyletmek istediler: "Atçüy ayaklanması dışardan Mehmet Emin Hazret'in direktifleriyle olmuştur" Bunda muvaffak olamadılar. Fakat bu tutuklular içerisinde Mehmet Emin Hazret'in amcaoğlu olan Abdülkerim Hacı'yı sorgu sırasında elinden asıp döverek şehit elliler. Turdu Muhammed Ahun bilinmeyen bir sebepten hapishanede öldü. Abdülnebi Kari Hacını, Haşur Niyaz Ahunum, Muttellip Ahun Damolla ve Ruzi Met Ahunum ve başkaları sorgu sırasındaki eziyetlere dayanamayıp ölmüşlerdir.
Bu "Öğretim" sırasında bazı hainlerin bilgi vermesiyle Fetheddîn Mahsum başta olmak üzere bazı kişilerin iki sene müddetle gizlendiği Tosalla köyünden 10 Şubat 1957'de yakalayıp, l Mayıs 1958 tarihinde Fetheddin Mahsum'u şehit ettiler.
Abdulhamid Damollam başla olmak üzere bazı mücahitleri 4 yıl sonra Karakaş kazasının Yava isimli yöresinde gizlendikleri yerden yakalayıp Nisan 1959'da şehit ettiler.
Hoten Atçüy ayaklanması çok kanlı ve zalimâne bir şekilde bastırıldıktan soma Çin Komünist kuvvetleri, Hoten halkı, genelde tüm Doğu Türkistan halkı artık ayaklanma yapamaz düşüncesinde idiler. Lakin Atçüy Ayaklanması başarısızlıkla neticelendikten sonra da bu iş bitmedi.

1) Burhan Şehidi'nin l Ekim 1952 günü Urümçi'de yaptığı radyo konuşması.
Aynı günkü "Şincang Ribao" gazetesine bakınız.
2) Çonytaş: Doğu Türkistan'ı Hindistan'a
bağlayan bir yer adı.
3) Hoten'de Uygurca olarak basılan "Hoten Gazetesi" nin 9 Ekim 1956 sayısında basılan "Bir İnkılapçının Başkılışi" isimli haber makalesine bakınız.
4) Bunlar 1960 senesi Hoten'de açılan "Karşı devrimcileri yok ediş" sergisinde sergilenmiştir.

-M. KUTLU- ŞARKİ TÜRKİSTAN AVAZI
-Mehmet Emin BATUR 15-16 Kasım 2003
Kayseri Gündem Gazetesi

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye