|
ÇİN HÜKÜMETİ DOĞU TÜRKİSTAN (TÜRK)
TARİHİNİ
ÇARPITMA İŞİNİ RESMEN BAŞLATTI
Gazetemiz İstiklâl, Mart 2005 sayısında manşetine taşıdığı “Türk
tarihçilerini göreve davet ediyoruz” başlıklı haberinin içeriği ile
işgalci Çin hükümetinin Doğu Türkistan tarihini kendilerine göre
çarpıtarak yeniden yazdırma hazırlığı içinde olduğu konusuna dikkat
çekmişti…
Kendilerini hür zanneden, yada dünyadaki süper güçlerin işlemekte
oldukları insanlık suçlarına karşı kafalarını kuma gömerek görmezlikten
duymazlıktan gelen dünya devletlerinin boş bakışları karşısında Çin
hükümeti söz konusu Uydurma ve çarpıtma “Doğu Türkistan tarihi”ni
yazdırma işine 21 Nisan 2005 tarihinde resmen başlamış bulunuyor.
Çin hükümeti, tarihten beri süregelen Türk düşmanlığı ile yoğrulmuş
gerçek kimliğinin bir tezahürü olarak, Doğu Türkistan Türklüğünün ecdat
yadigarı olan topraklarını işgal etmiş olmanın dışında beş bin yıllık
Doğu Türkistan (Türk) tarihini de çarpıtarak ve yok sayarak kendilerinin
dünyada gelmiş geçmiş en ileri derece de bir emperyalist ve soykırımcı
olduklarını da gözler önüne sermiş olmaktadırlar. Dünyada bir başka
millet yoktur ki; işgal ettikleri bir ülkenin geçmiş tarihini ve
insanlarının milli kimliğini de inkar ederek yok saymaya kalkışsın…
Tarih kavramının insanlığın ortak bir realitesi olduğunu görmezlikten,
duymazlıktan gelen Çin hükümeti yetkilileri işlerine öyle geldiği için
de, tabir yerindeyse suyu tersine akıtarak Doğu Türkistan (Türk)
tarihine ve aynı zamanda da dünya tarihine de oldukça ağır bir darbe
indirmek istemektedirler.
Çinlilerin gerek Han Çinlileri dönemi olsun, gerek Milliyetçi Çin dönemi
olsun ve gerekse de bu günkü Komünist Çin döneminde olsun Doğu Türkistan
Türklerinden tarihteki atalarının uğradıkları yenilgilerin intikamını
almak duygusu içinde olmaları ortak bir ideal ve hedefleridir. Bu
sebeple ellerine geçen her fırsatta Doğu Türkistan Türklerini rencide
edecek tutum ve davranışlar içindedirler. Nitekim, 1943 Nisan’ında
yayınladıkları bir beyanname ile, Çinlilerin, Moğolların, Tibetlilerin
ve Uygurların aynı millete mensup olduklarını ileri sürerek kendi
deyimleri ile “Zung Zo” yani “Aynı kökten gelen halklarız” şeklinde bir
safsatayı yerleştirmeye çalıştılar.
Çin hükümeti on yılda tamamlanması planlanan sözde “Sinkiang (Doğu
Türkistan) Umumi Tarihi” ni yazma faaliyetini 21 Nisan 2005 günü resmen
başlattı.
Bu davranış Türk tarihinden ve Türk Milletinden intikam almak istemek
değilse nedir?? Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak
olan ısmarlama ucube tarih kitabı, tahmini olarak 4 milyon Çin
sözcüğünden meydana gelecek…
Kurdukları komisyona yazdırılacak olan bu sözde tarihin içeriğinde güya
Doğu Türkistan’ın tarih boyunca geçirdiği siyasi, iktisadi, milli ve
kültürel evreler detaylı olarak yer alacakmış..(!)
Çinli yetkililerin iddia ettiklerine göre, Bu kitap yazılırken Rusya,
İngiltere, Pekin vb. bir çok yerlere araştırma görevlileri gönderilecek
ve bu ülkelerin tarih arşivlerinden istifade edilecek. Ayrıca son 20 yıl
zarfında yabancı ülke bilim adamlarının ve tarihçilerinin Doğu
Türkistan’a ait olmak üzere yazdıkları araştırma eserlerinden istifade
edilmek üzere tahmini olarak en az 10 eser Çinceye çevrilecekmiş…
Çin hükümetinin “Sinkiang’ın Umumi Tarihi ” adını verdiği bu uydurma ve
aynı zamanda Türk tarihine ve tarihçilerine hakaret niteliği taşıyan
kitap 2013 yılında yayınlanacak ve bütün dünya kütüphanelerine
gönderilecek…
Çinlilerin bu insanlık dışı tutumu karşısında dünyadaki Türk
tarihçilerinin acilen harekete geçerek mensubu oldukları ülkelerin
hükümetlerini uyarmaları ve gereken tedbirlerin evrensel hukuk kuralları
çerçevesinde bir an önce alınması talebinde bulunmaları bir insanlık
görevidir. Binlerce yıl öncesinden beri süregelen ve bütün dünya
tarihçileri tarafından da kabul edilen Doğu Türkistan (Türk) tarihinin
tahrip edilmek istenmesi karşısında sessiz ve duyarsız kalmak Türk ve
dünya tarihçilerinin acziyetinin bir ifadesi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki; Doğu Türkistan Tarihinin çarpıtılması (Kuvvetle
muhtemeldir ki; Doğu Türkistan topraklarının ezelden beri Çin toprağı ve
Doğu Türkistan halkının da Çin ırkından olduğunu ispat(!) etmeye
çalışmak gibi bir akıl dışılığın içinde olacaklardır.) zincirleme olarak
Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar tarihinin de çarpıtılması
anlamına gelecektir. Elbette ki bu çarpıtmadan bütün dünya tarihi de
payına düşen darbeyi alacaktır.
Biz gazetemiz İstiklal aracılığı ile tarihe bir not düşüyoruz. Gerektiği
gibi bir tepki vermek ise Türk Tarih Kurumunun ve tarihçilerin
görevidir…
Çin, Doğu
Türkistan (Türk) tarihini yeniden yazmaya başladı
Doğu
Türkistan’ı işgal altında tutan Çin Hükûmeti, “Sinkiang (Doğu Türkistan)ın
Umumî Tarihi” adı altında Türk Tarihini yeniden yazmaya başladı. 13 cilt
ve 15 bölüm olarak yazılması planlanan tarih kitabının 10 yıl içinde
bitirileceği açıklandı.
İşgalci Çin
hükûmeti Türk Milletinden intikam alma hırsı ile ne yapacağını şaşırmış
olarak dünya Türklüğünün anayurdu, ata yurdu ve menbaı olan Doğu
Türkistan’ın tarihini çarpıtarak yeniden yazdırma faaliyetini başlatmış
bulunuyor.
Çin hükûmeti
tarafından on yılda tamamlanması planlanan sözde “Doğu Türkistan Umumû
Tarihi”ni yazma faaliyeti 21 mart 2005 günü resmen başlatıldı. Alınan
bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak olan ısmarlama tarih,
tahmini olarak 4 milyon Çin sözcüğünden meydana gelecek.
İşgalci Çin
hükûmeti Türk Milletinden intikam alma hırsı ile ne yapacağını şaşırmış
olarak dünya Türklüğünün anayurdu, ata yurdu ve menbaı olan Doğu
Türkistan’ın tarihini çarpıtarak yeniden yazdırma faaliyetini başlatmış
bulunuyor. Çin hükûmeti tarafından on yılda tamamlanması planlanan
sözde “Doğu Türkistan Umumî Tarihi”ni yazma faaliyeti 21 mart 2005 günü
resmen başlatıldı. Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden
oluşacak olan ısmarlama tarih, tahmini olarak 4 milyon Çin sözcüğünden
meydana gelecek.Yazdırılacak olan bu sözde tarihin içeriğinde güya Doğu
Türkistan’ın tarih boyunca geçirdiği siyasi, iktisadi, milli ve
kültürel evreler detaylı olarak yer alacakmış..(!) Çinli yetkililerin
iddia ettiklerine göre, bu kitap yazılırken Rusya, İngiltere, Pekin vb.
bir çok yerlere görevliler gönderilecek ve bu ülkelerin tarih
arşivlerinden istifade edilecek.
Ayrıca son 20
yıl zarfında yabancı ülke bilim adamlarının ve tarihçilerinin Doğu
Türkistan’a ait olmak üzere yazdıkları araştırma eserlerinden istifade
edilmek üzere tahmini olarak en az 10 eser Çince’ye çevrilecekmiş…
Çin hükümetinin
“Sinkiang’ın Umumi Tarihi” adını verdiği bu uydurma ve aynı zamanda Türk
tarihine ve tarihçilerine hakaret niteliği taşıyan kitap 2013 yılında
yayınlanacak…
Uygurlar baskı
altında
Amerika’daki iki
insan hakları örgütü Çin’in, Doğu Türkistan’da Müslüman Uygurlara,
terörizmle mücadele kisvesi altında sert baskı uyguladığını bildirdi.
İnsan Hakları
Gözlem Örgütü ile Çin’de İnsan Hakları adlı kuruluşlar dün
yayınladıkları raporda, Doğu Türkistan’da yaşayan halkın milliyetçi
duygularını bastırmak amacıyla İslâmiyet’i karalayıcı sert uygulamalara
baş vurduğunu belirttiler.
Raporda, Çin'de
barışçı dini faaliyetlerde bulunanların bile tutuklandığını, işkenceye
maruz kaldığını ve bazen idam edildiğini kaydedilirken, bölgede dini
bayram ya da günleri kutlayan, dini metinler okuyan Uygurlara yönelik
büyük baskı uygulandığını vurguladı. Uygurların Pekin yönetimi
tarafından 'etnik-milliyetçi' tehdit olarak görüldüğü belirtilen
raporda, Çin'in Uygurların millet kimliğinin altyapısını oluşturan
İslam'a karşı sert adımlar attığı ifade edildi. İnsan Hakları İzleme
Örgütü ile Çin'de İnsan Hakları isimli kuruluş tarafından hazırlanan 114
sayfalık 'Yıkıcı Rüzgarlar: Sincan'da(Doğu Türkistan) Uygurlara Dinî
Baskı' başlıklı bir raporda, bölgede uygulanan hukuk kurallarının,
düzenlemelerin ve politikaların, Uygurların dini özgürlüklerini
reddettiği, buna paralel olarak da Uygurların örgütlenme, toplanma ve
ifade özgürlüğü haklarından mahrum bırakıldıkları ifade edildi. Dünya
çapında devam eden terörizme karşı mücadelenin , Sincan-Uygur Özerk
Bölgesi(Doğu Türkistan)'ndeki baskılarını arttırma konusunda bahane
yarattığı belirtilen raporda, ülkenin ebeveynlere çocukların dini
faaliyetlere katılmasına müsaade etmemeleri konusunda baskı uyguladığı
ifadesi de yer aldı. Raporda, Çin'deki diğer grupların özgürlüklerden
yararlandığı, Uygurların ise tıpkı Tibetliler gibi baskı altında
tutuldukları belirtildi.
Doğu Türkistan,
petrol zengini
Petrol zengini
Sincan (Doğu Türkistan) bölgesinde Uygurların bulunduğunun
kaydedildiği raporda, Uygurların kültürel yaşamlarının devamı konusunda
büyük endişe ve korku içinde oldukları ifade edildi. Son on yılda 1,2
milyon Çinlinin bölgeye yerleştirildiği kaydedilen raporda, bir kısmı
daha geniş özerklik, diğer bir kısmı ise ayrı bir devlet isteyen
Uygurların son zamanlarda şiddet içeren herhangi bir isyanına
rastlanmadığına işaret edildi. Çin yasaları ve politikalarında Uygurlara
yönelik baskı unsurlarını ayrıntılı bir şekilde örnekleyen raporda,
bölgede geleneksel yerel müzik öğrenimine dahi müsaade edilmediği
belirtildi.
Af Örgütü:
Çin’de idamlar korkunç şekilde arttı
Geçen yıl Çin’de
yaklaşık 3 bin 500 kişinin idam edildiğini belirten Uluslararası Af
Örgütü, Çin’de idamların korkunç derecede arttığı ifade etti. Rapora
göre, 2004'te yaklaşık 4 bin kişi infaz edildi. Geçen yıl infazların
büyük çoğunluğu Çin'de gerçekleştirildi. İstatistiklerde bu kadar keskin
bir artış meydana gelmesinin nedeni, Uluslararası Af Örgütü'nün bu
ülkedeki infazların sayısını belirleme yöntemini değiştirmesinden
kaynaklanıyor. Rapora göre, 2004'te yaklaşık 4 bin kişi infaz edildi.
Geçen yıl infazların büyük çoğunluğu Çin'de gerçekleştirildi.
İstatistiklerde bu kadar keskin bir artış meydana gelmesinin nedeni,
Uluslararası Af Örgütü'nün bu ülkedeki infazların sayısını belirleme
yöntemini değiştirmesinden kaynaklanıyor. Geçen yıla kadar örgüt, infaz
rakamlarını belirlerken gazete haberlerinden yararlanıyordu ve bu
hesaplamalarla, 2003 yılında gerçekleştirilen infaz sayısı 700'dü. Ancak
geçen yıl interneti kaynak olarak kullanan ve burada yer alan bilgileri
ülkede görülen dava dosyaları üzerinden ayıklayan örgüt, ulaştığı
rakamın, bir önceki yılın 5 katı olduğunu saptadı. Örgüt, bu verileri
'gerçekten korkunç' olarak niteliyor.
Amerika Birleşik
Devletleri'nde geçen yıl gerçekleştirilen infaz sayısı 59 olarak
açıklandı. İran'da infaz edilenlerin sayısı ise 159. Af Örgütü'nün
raporuna göre, infaz sayıları artarken, idam cezasını yasaklayan
ülkelerin sayısı da artıyor. Örgüte göre, 2004 yılında 5 ülke daha idam
cezasını yasalarından çıkardı.
Türk isimleri
Çince yazılıyor
Doğu
Türkistan’da Çinlilerin deyimi ile “Azınlık Milletler” dil ve yazı
komitesinin hazırladığı “Uygur halkından olanların isimlerinin Çince
yazılması kuralı” bütün Doğu Türkistan sınırları içerisinde resmen
yürürlüğe konuldu. 3 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe konulan bu vahşice
ve Çinlilere özgü uygulamanın gerekçesi ise daha da ilginç. Çinlilerin
iddiasına göre, Uygur isimlerinin nüfus kağıtlarında ayrı, mahallî
devlet kayıtlarında ayrı ve pasaportlarda ayrı, uçak biletlerinde ve
ticarî evraklarda da ayrı yazılmasının insanların günlük yaşamlarını
zorlaştırarak kargaşa yarattığı ve bu kargaşanın önlenmesi için
Uygur-Türk isimlerinin Çince yazılması gerektiği ileri sürülüyor. Doğu
Türkistan’da Çinlilerin deyimi ile “Azınlık milletler” dil ve yazı
komitesinin hazırladığı “Uygur halkından olanların isimlerinin Çince
yazılması kuralı” bütün Doğu Türkistan sınırları içerisinde resmen
yürürlüğe konuldu.
3 Nisan 2005
tarihinde yürürlüğe konulan bu vahşice ve Çinlilere özgü uygulamanın
gerekçesi ise daha da ilginç. Çinlilerin iddiasına göre, Uygur
isimlerinin nüfus kağıtlarında ayrı, mahalli devlet kayıtlarında ayrı ve
pasaportlarda ayrı, uçak biletlerinde ve ticari evraklarda da ayrı
yazılmasının insanların günlük yaşamlarını zorlaştırarak kargaşa
yarattığı ve bu kargaşanın önlenmesi için Uygur-Türk isimlerinin Çince
yazılması gerektiği ileri sürülüyor.
Bu uygulamayı
projelendiren uzmanların(!) seçiminde Çin hükümeti yetkililerinin, Doğu
Türkistan Üniversitesi (Çinliler “Sinkiang Üniversitesi” demektedirler)
öğretim üyeleri içerisinden dil ve yazı dalında araştırma yapan ve o
günlerde (03.04.2005) izinlerini kullanmakta olan uzman öğretmenlerden
ve bölge teknik araştırma merkezi görevlilerinden istifade ettikleri
öğrenildi.
Çin hükümetinin,
Doğu Türkistan’daki Uygur-Türk isimlerini değiştirme girişimi bütün Doğu
Türkistan sathında büyük ölçüde infiale sebep oldu.
“Halkımın
bağımsızlığı için savaşmaya kararlıyım”
Doğu Türkistanlı
Rebiya Kadir (58), bir Çin hapishanesinde işkence gören Uygur toplumu
gençlerinin feryatlarının hatırından çıkmadığını söyleyerek, halkının
bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmaya kararlı olduğunu yineledi.
Rebiya Kadir, Çin'de yayını yasaklanan BBC televizyonunda verilen
mülakatında, "Feryat ediyorlardı. Feryatlarını duyabiliyordum.
Koridorlardan birinde sürüklenirken onu gördüm. Birden döndü ve beni
gördü; gardiyanları itip doğrudan bana geldi. Baktı ve 'Anne senin
hapishanede ne işin var? Bizim gibi gençler sizin gibi anneler için
hapse giriyor' dedi. 6 ay hapiste kaldıktan sonra geçen ay sağlık
sebepleriyle serbest bırakılan Kadir, daha sonra ABD'ye sınır dışı
edilmişti. Çin işgali altında ki Müslüman Uygur Türkleri'nin hakları
için mücadele edenlerin öncülerinden Kadir, 1999'da "yabancılara gizli
bilgiler vermekten" suçlanmıştı. BBC'ye, hapishanede işkenceden
kurtulduğunu söyleyen Kadir, Sincan Eyaleti'ndeki (Doğu Türkistan) hemen
bütün Uygurlar'ın bağımsızlık fikrini desteklediğini belirterek, "7'den
70'e herkes yarın ölecek olsa bile bağımsızlık hareketini destekliyor.
Sizlerin de özgürlük olmadığının farkında olduğunuzdan eminim. Bu
sebeple kimse konuşamıyor, kimse ne istediğini söyleyemiyor" dedi.
Uygur
bağımsızlığını desteklediğini ifade eden Kadir, "Dünyada bağımsızlık
istemeyen hiç bir ulus, hiç bir ülke yok. Halkım da bağımsızlık istiyor.
Şu anda insan hakları ve Uygurlar'ın bağımsızlığı konusunda çalışıyorum.
Bunu barış içinde gerçekleştireceğiz" dedi. Kendisini bağımsızlık
hareketinin lideri olarak tanıtmaktan kaçınan Rebiya Kadir, "Lider olmak
konusunda fazla bilgim yok; fakat halkımın insan hakları için çalışan
bir asker olduğuma inanıyorum" şeklinde konuştu. 11 çocuk annesi olan
Rebiya Kadir, hala çocuklarıyla birlikte Çin'de olanlar konusunda endişe
duyduğunu kaydederek, hapishanelerde işkence çekmekte olan binlerce
yurttaşı için mücadelesine sıkı bir şekilde devam edeceğini belirtti.
Uygur muhalif Kadir, "Onlar için elimden gelenin en iyisini yapacağım.
Bu konuda beni hiç bir kuvvet durduramaz." dedi. Bin Kadın Hareketi'ni,
1997 yılında Uygur kadınlarına iş ve meslek eğitimi sağlamak için kuran
Rebiya Kadir, eski bir "milyoner işkadını" sıfatı ile, hapisteki en
yüksek seviyeli Uygur siyasi mahkumu olarak biliniyordu.
Çin hükümeti,
Doğu Türkistan’ın zenginliklerini daha Kolay sömürmek için
Karayollarının yapımına hız verdi
Doğu
Türkistan’ın zenginlik kaynaklarını sömüren ve Çin’in iç bölgelerine
taşıyan işgalci hükûmet, Taklamakan Çölü'nden geçen Hoten-Aral
Karayolu'nun inşasına Mayıs ayında başlanacağını bildirdi. Çölün
ortasından yapılacak karayolu ile birlikte zengin yeraltı kaynaklarına
sahip olan Taklamakan Çölünü adeta talan edecek olan Çin Hükümeti geçmiş
dönemlerde de inşaa ettiği karayolu sayesinde çıkardığı petrol başta
olmak üzere bir çok madeni Çin’e taşımıştı. Doğu Türkistan Ulaştırma
Müdürlüğü'nden edinilen bilgilere göre, Doğu Türkistan’ın güneyindeki
Aral şehrinden Hoten şehrine kadar uzanacak bu ikinci çöl karayolunun
toplam uzunluğu 425 kilometreyi bulacak.
Çinli
yetkililer Hoten-Aral Karayolu'nun inşa edilmesinin çöldeki yeraltı
kaynakların değerlendirilmesi için elverişli koşulları oluşturacağını,
söyledi.
9 köyün
haritadan silindiği katliam
Doğu Türkistan
Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri Doğu
Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı
bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî
Kurtuluş” hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin
tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın Kurtuluş Hareketi”dir. Doğu
Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri
Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı
bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî
Kurtuluş” hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin
tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın Kurtuluş Hareketi”dir.
Doğu
Türkistan’ın en eski ticaret merkezi, sayısız ilim irfan sahibi
şahsiyetleri yetiştiren, Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserin müellifi
Kaşgarlı Mahmut’un ve Kutadgu Biliğ adlı eserin müellifi Yusuf Has
Hacip’in mezarlarının bulunduğu Doğu Türkistan’ın gözde şehirlerinden
olan Kaşgar, her zaman Çinlilerin daha sıkı bir baskı uyguladığı ve
adeta göz hapsinde tuttuğu vilayetlerimizden biridir.
Kaşgar’a bağlı
Aktuğ nahiyesinin Barın kazası Kızıl Çin yönetimince özel bölge ilân
edilmiştir. Stratejik Bulunköl geçidine 25 km uzaklıktadır. Bu bölgeye
girmek isteyenler bölge hükûmet organlarından özel izin almak
zorundadırlar. Aydın münevver ve lider vasıflı insanların yetişmesinde
büyük rol oynayan Kargalık Medresesi’ni, Komünist Çin işgal yönetimi
kendileri açısından tehlikeli görerek kapattıktan sonra, açıkta kalan ve
kendilerine iş imkanı verilmeyen aydın şahsiyetler zaman içerisinde
çeşitli vesile ve yollarla bu stratejik bölgeye gelip yerleştikten sonra
zaman zaman birbirleri ile buluşarak fikir teatisinde bulunuyorlardı.
Uzun süreden beri buradaki mücahit guruplar “Ming-bing” adı verilen
sınır güvenlik elemanları arasından azımsanmayacak oranda sempatizan da
toplamışlardı.
1990 yılı
Ramazan ayının 17. günü Kaşgar’ a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın
kazasında bir camiinin yerli Uygur halk tarafından ibadet edilebilir
hale getirmek için onarılmaya çalışılması esnasında buna izin vermeyen
Çinli memurlar ile yerli halk arasında çıkan tartışmalara Çinli
askerlerin müdahale ederek silâhsız ve savunmasız halkın üzerine ateş
açmaları sonucu patlak veren olaylar neticesinde sivil halk ile Çin
güvenlik güçleri arasında çatışma başlamış ve Çinli askerlerden elde
edilen silâhlar ile mukavemet gösteren Doğu Türkistan halkı ile Çin
askerleri arasındaki bu çatışma günlerce devam etmiştir.
İlk iş olarak,
bu sınır muhafızlarının başlarındaki siyasî sorumluları etkisiz hale
getirdiler. Stratejik öneme haiz Kaşgar-Koşrap karayolu üzerindeki bir
geçide hakim olan mücahitler o yöne doğru gelmekte olan Çin destek
birliklerini orada karşılayıp imha ettiler. Normal teçhizatlı askerlerle
baş edemeyeceklerini anlayan Çin yöneticileri tam teçhizatlı mekanize
kuvvetlerinde gelmesi ile Uygur mücahitlere karşı bundan sonrada ağır
silâhlarla saldırıya geçtiler. Araziyi çok iyi bilen mücahitlerin büyük
çoğunluğu dağlara doğru yayılarak çatışmaya devam etti. O günlerde
Ürümçi televizyonunda Barın olayları ile ilgili olarak verilen haber
programda onlarca askerî araç ve tankların enkazları gösterilmiştir. O
tarihlerde buradaki Doğu Türkistan mücahitlerinin Afganistan’da Ruslara
karşı savaşan Türk asıllı mücahitlerden silâh yardımı aldıkları da
öğrenilmişti. Bu durumu öğrenen Çin işgal yönetimi Doğu Türkistan ile
Pakistan arasındaki Karakurum karayolunu 1990 yılından beri kapatmış
bulunmaktadır. Çin işgal idaresi Lençu’daki Çin Hava İndirme Tugayından
7000 civarında paraşütçü birliğini Barın’a sevk etmiştir. Kaşgar da ki
bir mekanize birliğini de Barın mücahitlerinin üzerine göndermiştir.
Çinli işgalcilerin bu yoğun askerî saldırıları havadan ve karadan
sürdürmesi sonucunda 9 köy haritadan silinmiş, binlerce Doğu Türkistan
Türkü şehit edilmiş, 7000 kişi de tutuklanmıştır. Doğu Türkistanlı’lar
haftalarca Çin güçlerine kahramanca karşı koydular.
Kızıl Çin işgal
kuvvetleri bu acımasız ve insanlık dışı saldırıları esnasında kimyasal
silâh ta kullanmışlardır. İnsanca ve kendi topraklarında özgürce yaşamak
istemekten başka arzuları olmayan bu insanlara karşı tam bir insanlık
suçu işlenmiştir. Bu gün dünyanın bir çok ülkesini göndereceği sefil ve
yoksul sözde turistlerle kandıran ve barıştan, karşılıklı işbirliğinden
ve globalizmden söz eden Çinli işgalciler Barın’daki bu katliam
esnasında beşikte yatan 7 aylık bir Müslüman Türk çocuğuna 77 adet mermi
sıkmıştır. Çinli ile dost olma sevdasına yakalanan ülkeler
unutmamalıdırlar ki; sıkılan bu 77 adet merminin aldığı candan
sorumludurlar. Mazlumun yanında olmayanlar zâlimlerle beraberdir…Barın
olayları esnasında Çin başbakanı Li-Peng’ in saat başı telefonla bilgi
alarak endişe içinde günler geçirdiği de alınan haberler arasındadır.
“Kızıl Cellat” olarak da bilinen Çinli General Wang En Mao’nun Komünist
Hükûmetin bir toplantısında “Tanrıya şükür Kaşgar şehri isyancıların
eline geçmedi. Eğer isyancılar Kaşgar’ı ele geçirmiş olsalardı bütün
dünyaya Doğu Türkistan’ın istiklâlini ilân etmiş olurlardı. O zaman
bizim başımız büyük derde girerdi” şeklinde konuştuğu öğrenildi.
Barın ve benzeri
sayısız vahşîce katliamlar yapan Çinlilerle ticaret yapabilmek uğruna
nelerimizden kayıplara uğradığımızı düşünmemiz gerekir. Bu ve benzeri
katliamlar Doğu Türkistan da geçmişte olmuştur, bugün de oluyor;
gelecekte de olmaya devam edecektir. Her katliam sonunda, her bir kanlı
ve vahşîce bastırma hareketleri sonrasında, kazandıklarını zannederek
dişlerinden sızan insan kanını ellerinin tersi ile silen ve sevinçten
dört köşe olan kan içici Çinli cellatlar, kısa zaman sonra yeni bir
millî kurtuluş hareketi ile karşılaştıklarında şaşkına uğramaktadırlar;
çünkü Doğu Türkistan da ki 40 milyon Müslüman Türk halkı, insanlık
düşmanı Komünist Çin yöneticilerinin, insanların temel hak ve
özgürlüklerini açıkça çiğneyen, hukuk tanımaz rejimleri içerisinde
yaşamayı asla ve katiyen kabul etmemişlerdir. Etmeyeceklerdir. Hal böyle
olunca da Doğu Türkistan da “Barın Katliamları” Gulca katliamları hep
olacaktır. Bir gün Doğu Türkistan özgür oluncaya kadar...
“Barın
Katliamı”nda binlerce evladını şehit veren Doğu Türkistan halkının
istiklâlleri uğruna şehit olmaktan ve zindanlara atılmaktan korkuları ve
yılgınlıkları olsaydı, Şubat 1997’deki “Gulca Ayaklanması” meydana
gelmemiş olması gerekirdi. 5 Nisan 1990 Barın olayları işgalci
Çinli’lere bir defa daha göstermiştir ki; dünyanın en güçlü ordularına
ve silâhlarına da sahip olsalar Hürriyet aşığı Doğu Türkistan halkı
hiçbir şart altında özgür olma fikrinden kesinlikle vazgeçmeyecektir.
Yarım asırdır, Çinli gibi despot, bağnaz, gaspçı, vahşî, Türk-İslâm
düşmanı, işkencede dünya birincisi, aç gözlü, havada ve karada
kıpırdayan her türlü mahlukatı yiyen, yayılmacı, zâlim bir milletle iç
içe yaşamak zorunda kalan Müslüman Doğu Türkistan halkı artık ölüm
korkusunu çoktan unutmuştur. Bundan sonra Çinli cellatların Doğu
Türkistanlılardan alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır.
DOĞU TÜRKİSTAN
PARTİSİNİN BÜTÜN İNSANLIĞA ÇAĞRISI
5 Nisan 1990
günü başlayıp haftalarca süren ve dünya basınında “Barın Katliamı”
olarak yer almış olan Kızıl Çin katliamından, sağ olarak kurtulan bir
grup Doğu Türkistanlı mücahidin hür dünyaya çağrısını Uygurca el
yazısından Türkiye Türkçe’sine çevrilmiş olarak siz vicdan sahibi ve
kadirşinas Türk halkına sunuyoruz.
“Kan
Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, din kardeşlerimiz dünya Müslümanlarına,
dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün teşkilâtlara,
bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür ve demokratik
devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına,
Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu Türkistan’ın tarihî başkenti ve
kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin 45 km. batısındaki Aktuğ ilçesine
bağlı Barın kasabasında Uygur çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri,
molotof kokteylleri, balta keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu
Türkistan halkını vahşet derecesinde ezmeye devam eden ve yurdumuzu
sömüren Çinli işgalcilere karşı 5 Nisan 1990 tarihînde harekât başlattı.
Harekâta katılan her fert sınırsız fedakarlıklar ve benzersiz
kahramanlıklar göstererek kendilerinden kat kat üstün olan işgalci
düşman kuvvetlerine kanının son damlasına kadar karşı koydu.
İnsanlık
duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı isteklerine ve kanunî
taleplerine ulaşmak için başlattığı bu hareketi zamanımızın en modern
silâhlarını kullanarak kanlı bir şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük
ve haklı hareketi bastırmak için yüz binlerle ifade edilebilecek
miktarda askerî güç kullandı. Bu kanlı bastırma hareketi sonunda,
binlerce vatanperver genç kahramanlık destanları yazarak şehit oldu.
Partimizce Barın
kasabasında gerçekleştirilen bu kutsal hareket bütün Doğu Türkistan da
ve dünyada geniş yankılar uyandırdı. Bağımsızlık için gerçekleştirilen
bu hareketin başarısız olmasına rağmen bu hareket Doğu Türkistan
halkının bağımsızlık mücadelesine olan azmini kuvvetlendirmiştir.
Üstelik halkımızın neler yapabileceğini göstermiştir.
Barın
şehitlerinin Doğu Türkistan halkının ve hürriyetperver insanlık aleminin
kalbinde ebedî yerini almıştır. Barın şehitlerinin pak ruhu erklik
aleminde ebediyen yaşayacaktır. Bu kutsal harekete katılanları Yüce
Allah (cc) bahtiyar, şehit olanların da mekanlarını cennet eder
inşallah. Ülkesi ve dinî için asil kanlarını akıtan kahraman
şehitlerimizi derin bir özlem ve rahmetle anıyor. Bizlere kulak
vermenizi bekliyoruz!”
Rus Gençlerin
Çinli’lere tepkisi giderek artıyor
Yakın zamanlarda
bir grup kimliği belirsiz gençler Senpetersburg müzik enstitüsünde
öğrenim görmekte olan bir Çinli öğrenciyi feci şekilde döverek yaraladı.
Bu yıl Ocak ayında da Su ürünleri fakültesinde bir Çinli öğrenci dayak
yemişti. Moskova’daki Çin-Rus Kültür Alış-veriş merkezinde görevli Li
şöyle konu hakkında şunları söyledi: “Yakın zamanlardan beri biz
Çinlilerin saldırıya uğrama olayları giderek fazlalaşıyor. Yaklaşık
30-40 insanımız saldırıya uğradı. Bir çokları ağır şekilde yaralandı. Bu
olayları Emniyet güçlerine iletmemize rağmen pek dikkate alınmadı.
Elçiliğimiz de konu ile ilgilenmesine rağmen bir netice alamadı. Emniyet
güçlerinin belirttiğine göre bu olayları çıkartanların Rusya’daki
Milliyetçi gençler olup, hedeflerinin Çinliler olduğu anlaşılıyor.”
Rus gençlerinin
Rusya’ya Doğudan devamlı surette sızan Çinlilerden endişe duydukları,
Çinlilerin nüfus transferi yolu ile Rusya’da işsizliğin artmasına sebep
olacağı ve hatta gelecekte Rusya’nın Çinlilerin iş gücüne muhtaç ve
mahkum bir ülke durumuna düşebileceği gibi kaygılarla Çinlilere göz
dağı vererek Rusya’ya Çinlilerin akın etmesini önlemek istedikleri
yolunda açıklamalar yapılıyor.Rus gençlerinin bu kaygılarını, gözü
kapalı bir biçimde Çin hayranlığına soyunan başka ülkelerin halklarının
da taşıması oldukça önemli ve yerinde bir davranış olacaktır.
Kazakistan’da
‘Kadife Devrim’ korkusu
Kırgızistan'daki
devrim Kazakistan'da hareketliliğe yol açtı. Kazak hükûmeti, ülkede
faaliyet gösteren Amerikan şirketlerini yakın takibe aldı. Kazakistan'da
yetkililer son birkaç haftadır, ülkede faaliyet gösteren Amerikan
kuruluşlarının kapısını çalıyor. Kırgızistan'daki devrim Kazakistan'da
hareketliliğe yol açtı. Kazak hükûmeti, ülkede faaliyet gösteren
Amerikan şirketlerini yakın takibe aldı.Kazakistan'da yetkililer son
birkaç haftadır, ülkede faaliyet gösteren Amerikan kuruluşlarının ve
diğer yabancı örgütlerin kapısını çalıyor. Başsavcılık yetkilileri,
vergi dairesi görevlileri ve mali polis memurları, Kazak siyasi
partilerine para verip vermediklerini saptamak amacıyla, çoğu Amerika
merkezli 30'dan fazla kuruluşun kayıtlarını inceliyor. Kazakistan'da
siyasi partilerin yabancı kaynaklardan mali yardım alması yasak. Sağlık
ve eğitim alanında çalışan, aynı zamanda demokratik yönetim anlayışını
teşvik eden bu kuruluşların çoğu, Amerika Birleşik Devletleri
Uluslararası Kalkınma Kurumu, US-AID tarafından finanse ediliyor.
US-AID'in
bölgesel hukuk danışmanı David Harden inceleme ve soruşturmalar
nedeniyle işlerini yapamaz hale geldiklerini söylüyor ve ülkedeki
Amerikan sivil toplum örgütlerinin siyasi faaliyete karışmadıklarını
vurguluyor. Kazakların, dış kaynakların ülke siyasetini
etkileyebileceklerine ilişkin kaygıları, ilk kez parlamentoda,
Ukrayna'daki halk hareketinin Kiev yönetimini devirmesinden sonra dile
getirilmişti.
Asya’da
tehlikeli yakınlaşma
Bölgedeki güç
dengeleri nasıl şekillendiğine ilişkin, DW Asya Servisi'nden Thomas
Bartlein'ın analizi...
Soğuk Savaş
döneminde her şey daha açık, herkesin tuttuğu taraf belliydi. Hindistan,
Sovyetler Birliği ile müttefikti. Çin ise iki ülkeyle de kanlı
bıçaklıydı ve Hindistan'ın amansız düşmanı Pakistan'ı kolluyordu.
Sovyetler'in bölgedeki etkisini azaltmak için BM dahi İslamabad'ın
yanında yer alıyordu.
Ancak o zamandan
bu zamana çok şey değişti. Şu aralar, diyalog ve işbirliği gerekli
görünüyor. Sadece Hindistan ve Pakistan arasında değil, aynı zamanda Çin
ve Hindistan arasındaki atmosfer de oldukça yumuşadı. Ekonomik ilişkiler
geliştirilirken, iş çevreleri de eski sınır anlaşmazlıklarının çözülmesi
için çaba sarf ediyor.
Bazıları bu
gelişmelerden ABD'nin hoşnut olmadığını düşünüyor. En sık duyulan tez
ise ABD'nin, Hindistan'ı bölgede Çin'e denk bir güç haline getirmeye
çalıştığı. Ancak Ekonomi ve Politika Vakfı Güney Asya uzmanı Christian
Wagner, ABD'nın şimdiye kadar bunu başaramadığını belirterek "Hindistan
ve Çin'de aralarındaki ilişkileri geçtiğimiz yıllarda düzelttiler. İki
ülkenin de uluslararası sistemde ortaklıkları var. İki ülke de çok
kutuplu bir sistemi savunuyor ve ABD'nin olası hakimiyetine karşı"
diyor.
Güney Asya Çin
için önemli
Pakistan'ın
Lahore bölgesinden Siyaset Bilimci Hasan Askari ise ABD'nin Asya
politikasının anahtarının Çin ve Hindistan arasındaki ilişkilere
dayandığını belirtiyor. Çin'in uzun vadede ABD'ye rakip olacağı ve ABD
ile Çin arasında bir çatışma çıkabileceği fikrinin ortaya yayıldığına
dikkat çeken Askari'nin bu konudaki öngörüsü ise şöyle:
"Bunu
düşündüğümüzde, Hindistan ve Pakistan, dolayısıyla Güney Asya, Çin için
önem kazanıyor. Çin ve Hindistan'ın ilişkileri iyi olursa, Hindistan bu
ilişkisini korumak isteyeceği için ABD, Hindistan'ı Çin'e karşı
yapılandıramaz. Çin için Pakistan ile iyi ilişkiler kurmak ise
Ortadoğu'ya açılan bir geçit olması açısından önem taşıyor. Bu açıdan
Güney Asya politikası ve Hindistan ve Pakistan arasındaki bir çatışmanın
yokluğu Çin dış politikasına böyle hizmet ediyor."
Bu görüşlere
katılan Daily Times gazetesinin editörü gazeteci Nayam Sethi de "1996
yılında, dönemin Çin Devlet Başkanı, Pakistan'a gelmişti ve Pakistan
halkına Çin gibi Hindistan'la sınır anlaşmazlıklarını çözüp ileriye
bakmaları gerektiği ipucunu vermişti. Pakistan, Çin'in nasihatini
dinledi ve Hindistan'a açıldı ve her konuda ilerlemeye ket vuran Keşmir
sorununu artık merkezdeki konu haline getirmedi" diye konuşuyor.
ABD'nin Keşmir
sorununda rolü
Hindistan ve
Pakistan'ı müzakere masasına geri döndüren Çin değildi. ABD de kilit rol
oynadı. Afganistan'ın yanında Keşmir sorunu nedeniyle oluşan nükleer
tehdit, ABD'nin Hindistan ve Pakistan ile iyi ilişkiler kurması için
şüphesiz büyük bir motivasyondu.
Bu prensipten
yola çıkarak iki kutuplu yapının ardından Asya'daki uluslararası sistem
işlediği görülüyor:
Üçüncü bir
ülkenin çıkarı yoksa, bölgesel bir güç, bir diğeriyle arasındaki sorunun
üstesinde gelemez. Yoksa bu gelişmeler, Hindistan ve Pakistan veya Çin
ile Hindistan'ın durup dururken birbirine güvenmesiyle sağlanmadı. Ancak
tümünün birbirine ihtiyacı var, bu da bölgede daha fazla istikrar
sağlanmasına neden oluyor.
Japonya-Çin
gerginliği tırmanıyor
Çin’de ki
Japonya karşıtı gösterilerin sebebi 1930’lardaki Çin işgali sırasındaJapon
askerlerinin yüzbinlerce sivili öldürmesinden hiç bahsedilmemesi
olarak gösterildi. Bu olaylar üzerine akıllara, Çin Hükûmetinin,
Doğu Türkistan’ı işgali sırasında öldürdüğü milyonlarca
insanın durumu geldi ki, Çin tarih
kitaplarında bu katliamlardan hiç bahsedilmiyor. Çin ve Japonya
arasında, Japonya’daki tarih kitapları nedeniyle başlayan gerilim
dozundan hiçbir şey kaybetmeyerek üçüncü haftasına girdi.
Tarih
kitaplarında 1930’lardaki Çin işgali sırasında Japon askerlerinin
yüzbinlerce sivili öldürmesinden hiç bahsedilmemesine yönelik tepkiler
çeşitli şehirlerde düzenlenen protestolarla yine dile getirildi. Hafta
sonundaki gösterilerde Japon bayrakları yakıldı, Japon konsolosluklarına
taşlar atıldı, Japon malları protesto edildi.
İlişkileri
düzeltmek için Pekin’e giden Japonya Dışişleri Bakanı Nobutaka Machimura
da ülkesine eli boş döndü.
TİCARİ İLİŞKİLER
RİSKTE
İki ülke
arasındaki gerilimin ticarî ilişkilere de zarar verebileceği
belirtiliyor. Kriz nedeniyle Tokyo borsasının aralık ayından bu yana en
düşük seviyeye inerek yüzde 3 oranında değer kaybetmesi de bunun bir
göstergesi oldu.
KOİZİMU’NUN
SEÇİM ENDİŞESİ
Koizumu, Japon
kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle de bu sorunu çözmek istiyor. Çünkü
ülkede yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, her 4 seçmenden 3’ü
Koizumi’nin krizi çözme çabalarını yeterli bulmuyor.
ANNAN’DAN
DİYALOG ÇAĞRISI
Birleşmiş
Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Çin ve Japonya liderlerinden,
aralarındaki görüş ayrılıklarını gidermelerini istedi.
Annan, iki ülke
arasındaki siyasî, sosyal ve ekonomik ilişkilerin önemine dikkat
çekerek, “Umuyorum ki, diyaloglarını sürdürecek ve görüş ayrılıklarını
barış içinde giderecekler” dedi.
Türkmen
cenazesine intihar saldırısı: 35 ölü
Irak’ta perşembe
günü yeni hükûmetin kurulmasının ardından şiddet olaylarında gözle
görülür tırmanma olurken, Telafer’den acı bir intihar saldırısı haberi
geldi. Şii Türkmenlerin yoğun olduğu şehirde “Kürtlerle işbirliği yapan”
bir Türkmen’in cenaze merasimini hedef alan saldırıda en az 35 kişi
öldü. Bağdat’ın kuzeyinde bir Türk şoförü de öldürüldü. Telafer’de iki
gün önce Talip Vehhab isimli Türkmen’in Kürdistan Demokratik Partisi ile
işbirliği yaptığı gerekçesi ile öldürülmesinin ardından dün ağabeyi
Abdullah Vahab’ın evinde taziye töreninin yapıldığı sırada saldırının
gerçekleştirildiği ifade edildi. Patlamanın, olay yerine yakın bir
noktaya yerleştirilen Opel marka bir araçla gerçekleştirildiği
öğrenildi. Saldırıda 50 kişi de yaralandı. Ülkede hükûmetin
kurulmasından sonraki üç günde ölenlerin sayısı 115’i aştı.
Yunanistan Türk
Bayrağına yapılan saygısızlık için özür diledi
Yunan Kara
Kuvvetleri Komutanlığı, Atina Harp Okulu’nda Türk bayrağına yapılan
hakaret için Türk Kara Kuvvetleri’nden özür dileyerek olayın
sorumlularının tespiti için idari soruşturma açıldığını açıkladı.
Komutanlık
sözcüsü Lazos Yannis imzasını taşıyan yazılı açıklamada, “Gerçekten
üzerinde sloganlar yazılmış bir Türk bayrağı bulundu. Sorumluların
belirlenmesi ve gerekli sert yaptırımların uygulanması için askeri
adalet harekete geçmiştir.” denildi. Genelkurmay Başkanlığı, Yunan Kara
Harp Okulu’nda misafir edilen Türk öğrencilerin odasına zedelenmiş ve
üzerinde Türkiye aleyhine ifadelerin bulunduğu Türk bayrağı
bırakıldığını duyurmuştu.
Açıklamada,
öğrencilere derhal Türkiye’ye dönmelerinin emredildiği ve öğrencilerin
Türkiye’ye ulaştığı belirtilmişti. Olayın ardından Yunan Kara Harp
Okulları komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı
arayarak özür dilemişti.
Yunanlılar,
Türkiye politikalarının sertleşmesini istiyor
Yunanistan’da
yapılan bir kamuoyu araştırması, Yunanlıların çoğunluğunun Atina’nın
Türkiye politikasını sertleştirmesinden yana olduğunu ortaya koydu. To
Paron gazetesi tarafından yapılan araştırmada yöneltilen “Türklerin
Kardak’taki tahriklerinden sonra hükümet ne yapmalı?” sorusunu
yanıtlayanların yüzde 79,9’u, hükümetin Türkiye’ye karşı tutumunu
sertleştirmesini istedi. Araştırmada, Yunanlıların yalnızca yüzde
16,8’inin Türkiye’nin AB sürecine desteğin sürdürülmesinden yana olduğu
ve yüzde 54,2’sinin anamuhalefet PASOK’un Türkiye politikasını tasvip
etmedikleri gibi sonuçlar da elde edildi.
Kuzey Kore’den
ABD’ye tehdit
Çin'in en fakir
3 bölgesinden birinde, çoğunlukla Hui Müslüman azınlık mensupları
yaşıyor. Ülkenin batısındaki Ningxia Özerk Bölgesi'nde bulunan Haiyuan
yerleşim yerinde yaşayan Müslümanlar, geçimlerini çiftçilikle tedarik
ediyor. Çin Yönetimi bütün ülkede zirai vergileri alması nedeniyle
yetiştirdikleri mahsullerden yeteri kadar gelir elde edemeyen Hui’ler
adeta sefalet içinde yaşıyor.
Doğu
Türkistan’da aynı Çin yönetiminin baskıcı tutumu nedeniyle Doğu
Türkistan halkı da ürettikleri mahsullerden aslan payını Çin’e vermek
zorunda. İşgal altında olması nedeniyle Çin asker ve polisinin sürekli
gözetiminde yaşayan Doğu Türkistanlı’lar, yetiştirdikleri ürünlerin
kendilerini zor geçindirdiğini belirtse de, vergisini vermeyen Türkler
en ağır şekilde cezalandırılıyor.
Suriye
Lübnan'dan tamamen çekildi
Lübnan’da ki
Suriye askeri varlığı, düzenlenen veda töreniyle son buldu. Rayak’taki
törende Suriyeli komutan, Lübnanlı askerlere, “silah arkadaşlarım, hoşça
kalın” diye seslenirken, Lübnanlı komutan da Suriye askerlerine aynı
biçimde “silah arkadaşlarım, fedakârlığınız için sağ olun” dedi. Suriye,
iç savaşın ardından 1976 yılında Lübnan’a barış gücü askerleri
yerleştirmiş, 1990’da savaş bittikten sonra da 40 bin civarında asker bu
topraklarda kalmıştı. Lübnan’da 2 ay önce 14 bin civarında Suriye askeri
varlığı bulunuyordu. Eski başbakanlardan Refik Hariri’ye 14 Şubat’ta
düzenlenen suikastın ardından uluslararası baskı nedeniyle bu sayı,
törene katılan 250 - 300 civarında askere inmişti. Lübnan’da 29 yıldır
bulunan Suriye askerlerinin son birliği de sınırı geçerek bu ülkeden
ayrıldı. Suriye, Lübnan’dan çıktı.
AB'den Çin
tekstiline önlem
AB Komisyonu,
tekstilde ihracat patlaması yaşayan Çin'e karşı önlem alıyor. Tekstilde
tüm dünyayı tehdit eden Çin tehlikesine karşı AB Komisyonu'na yapılan
baskılar sonuç verdi. Buna göre Komisyon,
Çin üretimi
tekstil ve hazır giyimle ilgili dokuz kategoride soruşturma açacak. AB
Komisyonu, pazarda rekabeti zorlaştıran Çin tekstil ürünlerine karşı
alınacak önlemleri, bu hafta belirleyeceğini duyurmuştu.
Kararını
açıklayan Komisyon, Çin'in tekstilinde ani ihracat artışına ilişkin bir
soruşturma başlatıldığı duyuruldu. AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu
üyesi Peter Mandelson, Çin kaynaklı tekstil ve hazır giyim ithalatının
yüzde 51 ile yüzde 534 oranlarında artış gösterdiğini belirterek, çok
büyük boyutlara ulaşan ve AB üreticilerini ciddi sıkıntıya sokan ithalat
üzerine, miktar sınırlayıcı vergiler konulabileceğini ifade etti.
Çin’de köylüler
isyan etti
ÇİN'DE KÖYLÜLER
POLİSLE ÇATIŞTI
15.04.2005
tarihli Guardian Gazetesi'nin baş sayfasında, Çin'de yönetimin basına
yasak getirmesi nedeniyle kimsenin duymadığı bir isyan haberi yer
alıyor. Yakılmış polis otomobilleri ve devrilmiş otobüs fotoğraflarının
eşlik ettiği haberde, Zhejiang Eyaleti'ne bağlı Huankantou adlı minik
bir köyde yaşananlar anlatılıyor. Habere göre, köylüler, isyanın
yaşandığı pazar gününden beri diken üstünde. Zira, Çin güvenlik
güçlerinin misillemesinden korkuyorlar. Haftalardır, kimyasal atıkla
tarlalarını kurutan, ekinlerini sulamak için kullandıkları nehri
kirleten bir fabrikanın önünde sessizce gösteri yapan köylülere, Çin
Hükümeti bin polisle müdahale etmiş. 10 bin köylü polisleri püskürtmüş.
Köy savaş alanına dönmüş ve 30 polis hastaneye kaldırılmış.
ABD, Çin’i kara
listeye aldı
ABD,
uluslararası telif haklarını ihlal ettiğini öne sürdüğü Çin'i kara
listeye aldığını açıkladı. ABD Dış Ticaret Temsilciliği tarafından,
uluslararası fikirsel ve sanatsal telif haklarının korunmasına yönelik
olarak ülkeler tarafından alınan tedbirler hakkındaki yıllık rapor
açıklandı. Raporda, telif haklarını ihlal ettiği öne sürülen Çin,
"öncelikli takip listesi"ne alındı. Açıklamada ayrıca "Pekin'in telif
haklarının ihlal edilmesine yönelik çabalarına rağmen, ülke genelinde bu
durum kabul edilemez düzeyde" denildi.
“Iğdır’da
Türklere ait 10 toplu mezar var”
Iğdır Meslek
Yüksekokulu Tarih Bölümü araştırma görevlisi Arslantürk Akyıldız,
Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermeni çetelerinin Iğdır'da toplu
katliamlar yaptığını ve bu katliamlarla ilgili olarak açılmamış 10 toplu
mezar bulunduğunu söyledi. Ermenilerin Iğdır ve Doğu Anadolu'da yaptığı
soykırımı anlatan araştırma görevlisi Arslantürk Akyıldız, Ermeniler'in
Doğu Anadolu'da çok ciddi katliamlar yaptığını ve bölgede hala Müslüman
Türkler'e ait açılmamış 10 toplu mezar bulunduğunu belirtti.
Ermenistan'ın dışarıdaki Ermeni diasporasından bağımsız hareket
etmediğini kaydeden Akyıldız, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk Ermeni
isyanının 1820'de Erzurum'da çıkarıldığını, bunu sırasıyla Kasımpaşa,
Maraş, Varto, Van ve Muş isyanlarının takip ettiğini söyledi. Akyıldız,
"Doğu Anadolu ve Iğdır'ın her yerinde Ermeni katliamlarının izine
rastlarsınız. Iğdır'ın Gedikli (Tavuzkün), Küllük, Bayraktutan, Oba,
Hakmehmet, Dize (Koçkıran) Köyleri'nde Müslüman Türkler acımasızca
katledilmiştir. Öyle ki Ağrı Dağı'nın eteklerinden akan Karasu Çayı,
gönlerce kıpkızıl akmıştır, bunu o dönemi yaşayan bütün yaşlı Iğdırlılar
bilir ve anlatırlardı.” dedi.
Bakan Şahin’in
Çin gezisi tepki çekti
Türkiye
Cumhuriyeti Hükûmetinin Başbakan Yardımcısı ve Spordan sorumlu Devlet
Bakanı Mehmet Ali Şahin 26 Nisan 2005 günü kıta Çin’in ortasında yer
alan Sichuan eyaletinin merkezi olan Chengdu’ya gelerek çeşitli yerleri
ziyaret etti. Schuan Eyaletinin Eyalet Başkanı Zhang Zongwei ile görüşen
Mehmet Ali Şahin eyalet hakkında bilgiler aldı.
Şahin, ziyareti
sırasında Çin-Türkiye arasındaki personel, beden eğitimi ve gençlere
yönelik müşterek çalışmalar konusunda iletişim ve işbirliğini
güçlendirme görüşmeleri yaptı.
Bakan Şahin’in
de, kendisinden önceki Çin’i ziyaret eden Türkiye yetkililerinin
klasiklerine sadık kalarak kendi kanından ve dininden olan Müslüman
Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan’ı ziyaret etmeyi ve orada Çin’in
uyguladığı zulüm işkence ve asimilâsyonu altında yaşayan Türkler durumu
hakkında bilgi dahi almayışı Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı’lar
tarafından tepki ile karşılandı.
Türk
girişimciler Almanya’da 319 bin kişiye istihdam sağlıyor
Türkiye
Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı, Almanya'daki Türk girişimcilerin
sayısının, 2003 yılına göre 4 bin 500 artarak 61 bin 300'e ulaştığını
bildirdi. TAM tarafından yapılan "Almanya'daki Türk Girişimciliğinin
Ekonomik Boyutu" isimli araştırma, Türk girişimcilerin 2003 yılında da
Alman pazarına girme ve tutunma, iş yaptıkları alanları çeşitlendirme,
Almanya dışındaki yeni pazarlara açılma gibi alanlarda mesafeler
kaydettiklerini gösterdi. Verilere göre, Türk girişimci sayısı bir
önceki yıla göre 56 bin 800'den 4 bin 500 artışla 61 bin 300'e yükseldi.
Türk kökenli girişimciler, 7.4 milyar Euro yatırım ve 28.9 milyar
Euro'luk cirosuyla, Almanya'da toplam 319 bin kişiye istihdam sağladı.
Aynı verilere göre, Almanya'da bulunan Türk girişimcilerin en yoğun
olarak meşgul oldukları sektör perakende ticaret (yüzde 34,1) olurken,
bunu yüzde 23 ile gastronomi takip etti. Bu iki sektörün yanında, 2000
yılında Türk girişimciler arasında yüzde 19.2 olan hizmet sektörünün
oranı, 2003 yılı itibariyle yüzde 22.8'e çıktı.
Kayseri’de
“Küller’ de Ekmek Projesi” hayata geçiyor
Avrupa Birliği
(AB) ve İş-Kur tarafından organize edilen Aktif İş Gücü programları
kapsamında Kayseri Valiliği tarafından hazırlanan "Küllerdeki Ekmek
Projesi" kabul gördü. Projeyle, yeraltındaki zenginlikleri gün ışığına
çıkarmak ve işsizlere iş olanağı sağlamanın amaçlandığı bildirildi. Vali
Yardımcısı Fahri Oluk, İşsiz lise mezunu 50 katılımcının 25 kişilik 2
grup halinde uzmanlardan bilgi alacağı "Küllerdeki Ekmek Projesi" 8
aylık bir eğitim sürecini kapsayacak. Proje, bölgede yapılan kazılarla
uyumlu olarak Mayıs 2005-Ekim 2005 tarihleri arasında yapılacağını
söyledi
8 milyon
metrekare vatan toprağı satıldı
Yabancı şirket
ve şahısların taşınmaz alışında ‘altın’ arayıcısı Normandy başı çekti.
Başbakanlık,
yasal ve idari tedbir istedi Yabancı şirket ve gerçek kişilerin
Türkiye’den toprak ve gayrimenkul alımı tüm hızıyla devam ediyor.
Anayasa Mahkemesi’nin yabancılara mülk satışı ile ilgili kanunu iptal
etmesine rağmen, karar henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadığı için
geçerliliğini koruyor. Nisan 2005 itibariyle gerçek ve tüzel kişilerin
Türkiye’den aldığı taşınmaz malın büyüklüğü 8.3 milyon metrekareye
ulaştı. Gerçek kişilere yapılan taşınmaz satışı da Nisan 2005 itibarıyla
7 milyon 859 bin metrekareye ulaştı. Yalnızca 8 ayda yabancı gerçek
kişilerin arsa alımı yüzde 131 artış gösterdi. 19 Temmuz 2003-20 Ağustos
2004 tarihleri arasında 25 ayrı şirket Türkiye’de toplam 590 bin 398
metrekarelik taşınmaz satın aldı. Normandy Madencilik A.Ş bu taşınmaz
satın alımının yüzde 64’ünü gerçekleştirerek, Bergama, Çamköy, Ovacık ve
Soğancı’da 326 bin 256 metrekarelik taşınmazı 367 trilyon 677 milyar
liraya satın aldı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ağustos 2004
tarihli raporuna göre, ikinci sırada en büyük alımı gerçekleştiren
şirket İzmir/Tire’de 145 bin metrekarelik arazi alımıyla KTG Tütün
Mamülleri Sanayi ve Ticaret A.Ş Oldu.
Şehit
Cenazesinde Bakan’a tepki
Siirt’te terör
örgütü PKK’ya yönelik operasyonda şehit olan Jandarma Komando Kıdemli
Üsteğmen Kamil Baltacı Bursa’da, Jandarma Kıdemli Uzman Çavuş Haydar
Vural da Yozgat’ta gözyaşları arasında toprağa verildi. Jandarma Komando
Kıdemli Üsteğmen Kamil Baltacı (28) için ilk tören Bursa’nın Yeşilova
Mahallesi Kemerçeşme Caddesi üzerinde evinin önünde yapıldı.
Askeri cenaze
aracıyla evinin önüne getirilen cenazeyi yaklaşık üç bin kişi karşıladı.
Şehit üsteğmenin annesi Kadriye ile babası Ahmet Baltacı, çocuklarının
Türk Bayrağı’na sarılı tabutuna sarılarak gözyaşı döktüler.
Şehit Üstteğmen
Kamil Baltacı’nın cenazesine bir toplantıya katılmak üzere Bursa’da
bulunan Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen de katıldı. Camiden çıkan
vatandaşlardan bir kısmının, Tüzmen’e tepki göstererek, “Apo’yu yeniden
yargılayacak mısınız” sorusuna, “Şehitler kalbimizde, müsterih olun”
cevabını verdi.
Ancak,
vatandaşların tepkisi bununla da sınırlı kalmayarak, “Hainler dışarıya.
Apo’yu besleyen, Apo’yu asmayan eller kırılsın. Bu hainleri besleyenler
asıl hainlerdir” diye bağırdılar.
Şehit Uzman
Çavuş Haydar Vural için Yozgat Akdağmadeni Çarşı Camii önünde düzenlenen
cenaze törenine, şehit Vural’ın ailesi, ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Şehidin Türk Bayrağı’na sarılı cenazesi, bir süre omuzlarda taşındı.
Vural’ın
cenazesi Akbaş Köyü’nde toprağa verildi. Uzman çavuşlardan Tuncer Soner
Dağ’ın (28) cenazesi ise doğum yeri Eskişehir’de defnedildi.
Çin’e
Silah ambargsuna devam kararı alındı
Avrupa
Birliği’ne üye ülkelerin, Çin’e yönelik silah ambargosunu kaldırmak
konusunda görüş birliğine varamadıkları bildirildi. Almanya Dışişleri
Bakanı Joschka Fischer, Lüksemburg’daki dışişleri bakanları
toplantısının bitiminde gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin’e yönelik
15 yıldır sürdürülen ambargonun kaldırılması konusunda görüş birliğine
varılamadığını söyledi. Konu üzerinde çalışmaya devam edileceğini
belirten Fischer, ambargonun sürdürülmesini isteyen ABD ile görüşmelere
başlamayı planladığını da belirtti. Diplomatik kaynaklar, ambargonun en
az 2006’ya kadar yürürlükte kalacağını tahmin ediyor.
Sansürcü Çin, Papa’yı da
sansürledi
Halkın bilgi
almasını engelleyerek, Dış dünya ile olan irtibatlarını koparmaya
çalışan Çin Hükümeti İnternet üzerinde ki baskıcı ve sansür uygulamasını
devam ettiriyor.
Çin'de, Papa II.
Jean Paul'le ilgili olarak internet üzerinde dile getirilen yorumlar,
övgü ve dualar engellendi.Ülkede yaygın "Sina.com" ve "Sohu.com" gibi
internet sitelerinin sohbet bölümlerinde, Papa seçildiği gün Papa'yla
ilgili olarak yapılan yorumlar sıkça yer alırken, ertesi günlerde
herhangi bir yorum yayımlanmadı. Sohu.com'dan bir yetkili, Papa'yla
ilgili yorumlara sansür uyguladıklarını itiraf etti.
Brüksel’de Türk Bayrağı
yaktılar
SÖZDE soykırımın
tanınmasını isteyen 500 kadar Ermeni, Brüksel’deki Türkiye Büyükelçiliği
önünde Türkiye aleyhtarı sloganlar atıp bayrak yaktı. BRÜKSEL’DEKİ
Türkiye Büyükelçiliği önünde gösteri düzenleyen Ermeniler, Türk Bayrağı
yaktı. Sözde soykırımın yıldönümü gerekçesiyle düzenlenen ve yoğun
güvenlik önlemleri çerçevesinde gerçekleşen gösteriye 500 kadar kişi
katıldı. Türkiye ve Türkiye’nin AB’ye katılımı aleyhinde sloganlar atan
ve sözde soykırımın tanınmasını isteyen göstericilerin arasından bir
grup, Türk Bayrağı’nı yakarak çeşitli kışkırtıcı hareketlerde bulundu.
Ermeniler de, Yunanistan, İngiltere, Hollanda, İsrail, İran, Gürcistan
ve Rusya’da da çeşitli şehirlerde Türkiye aleyhine gösteriler düzenledi.
İran’ın Başkenti Tahran’da düzenlenen gösteri sırasında Ermeniler’in,
Humeyni ve İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin posterlerini taşıması dikkat
çekti.
Denktaş veda etti
KKTC'nin
yeni Cumhurbaşkanı Talat, yemin ederek görevini Denktaş'tan devraldı.
KKTC'nin
kurulduğu 15 Kasım 1983'ten beri cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Rauf
Denktaş, görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali
Talat'a teslim etti.
Denktaş görevi
Talat'a devrederken, "Tarihi bir gün yaşıyoruz" diyen Denktaş, "Halk
sizi Rumların 2005'i EOKA yılı ilan ettiği bir dönemde seçti. Bu açıdan
şanslısınız ki halkımız, yeni bir değerlendirme yapacak duruma
gelmiştir" ifadelerini kullandı. Denktaş, Rum lideri Tasos Papadopulos'a
da "Seni barış yolunda Talat ile el ele görürsek memnun oluruz" diye
seslendi. Denktaş'a teşekkür eden Talat ise omuzlarına büyük sorumluluk
yüklendiğini belirterek "Kıbrıslı Türkler tarihin esiri olmak yerine
yeni bir tarih yaratıcısı olmaya karar vermiştir" dedi. Rum halkına
barış, dostluk ve kardeşlik eli uzattıklarını vurgulayan Talat,
"Kaptanlarının yanlışları nedeniyle fırtınaya tutulan Rum toplumunu, dev
dalgaların yutması için terk etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı. Kıbrıslı
Türkleri tecrit altında yaşatmanın adaletle bağdaşmayacağına da dikkat
çeken Talat, artık bu konuda vaatlerin yetmeyeceğinin altını çizdi.
Soykırım iddialarını reddeden Türkler Ermeni Büyükelçiliğine yürüdü
ABD'de yaşayan
Türkler, Beyaz Saray önünde gösteri düzenleyerek Ermeni Büyükelçiliği'ne
yürüdü. Ermenileri protesto eden Türkler'in gösterisi olaysız bir
şekilde sona erdi.
ABD'nin çeşitli
kentlerinden gelerek başkent Washington'da buluşan yaklaşık 300 kadar
Türk gösterici, Ermeni soykırımı iddialarının asılsız olduğunu
vurguladı.
Türk
göstericiler Türk ve Azeri bayrakları taşıdı. Zaman zaman Türkiye
lehinde sloganlar ve alkışlarla bölünen protestolar sırasında bir Ermeni
asıllı vatandaşın olay çıkarma çabaları polis tarafından engellendi.
Beyaz Saray
önündeki gösterinin ardından protestocular Ermenistan Büyükelçiliği'nin
önüne yürüdü. Elçiliğin kapısına siyah çelenk bırakan Türkler, buradaki
bazı Ermeni asıllı şahısların tahrikine kapılmadan olaysız bir şekilde
dağıldı.
Öte yandan, ABD
Başkanı George W. Bush da sözde Ermeni soykırımının anıldığı 24 Nisan
dolayısıyla yayınladığı mesajında Ermeni lobisinin tüm baskılarına
rağmen soykırım sözcüğünü kullanmadı. Bush, Türkiye ve Ermenistan'da
tarihi olayların dürüst ve hassas bir şekilde araştırılmasına çalışan
bireyleri de takdir ettiğini söyledi.
Türkmenlere
iki Bakanlık
Bazı görevler
belirsizliğini koruyor IRAK’TA 50 yıl aradan sonra düzenlenen çok
partili seçimlerde ortaya çıkan meclis, aylar süren pazarlıkların
ardından yeni hükümeti onayladı. İbrahim Caferi’nin listesinde, Şii
ittifaktan seçilen 2 Türkmen de bakan oldu. İmar ve İskan Bakanlığı’na
getirilen Cesim Muhammed Cafer ile Belediye ve Genel İşler Bakanlığı’na
getirilen Nesrin Mustafa Bervari, Türkmen bakanlar olarak yeni kabinede
görev aldı. Bakanlar Kurulu’nda 17 Şii Arap, 8 Kürt, 6 Sünni Arap ve 1
Hıristiyan bulunuyor.
Türk Dışişleri,
geçici Irak Hükümeti’ni bir açıklama ile kutladı. Avrupa Birliği de bir
kutlama mesajı yayınlayarak Başbakan Caferi ile bir an önce görüşmek
istediklerini bildirdi.
Kabinede 36
kişi yer alıyor. Bunların 32'si bakan, 4'ü de bakan yardımcısı. Kabinede
tartışma yaratan Petrol, Elektrik ve Savunma Bakanlıkları vekaleten
atanarak sorun şimdilik çözüldü.
Açıklanan yeni
kabinede İbrahim El Caferi aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nı vekaleten
üstlenecek. Kabinede yedi kadın ve Şii ittifaktan seçilen iki Türkmen de
bakan oldu.
İmar ve İskan
Bakanlığı'na getirilen Cesim Muhammed Cafer ile Belediye ve Genel İşler
Bakanlığı'na getirilen Nesrin Mustafa Bervari, Türkmen bakanlar olarak
yeni kabinede görev aldı.
Kosova’da
Türkçe’de resmî dil oluyor
Kosova
Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı ve beraberindeki heyeti
kabul eden Kosova Başbakanı Bajram Kosumi, diğer azınlıkların olduğu
gibi Kosovalı Türkler'in de karşılaştıkları sorunlara, ortaklaşa çözüm
bulunacağını belirtti.
Siyasi partiler
arasındaki iş birliği çerçevesinde yapılan görüşmede, Kosova'da
Türkçe'nin resmileştirilmesine de destek veren Başbakan Kosumi, bu
konuda gerekenin yapılacağını vurguladı.
Dillerin resmi
kullanımına ilişkin yasanın henüz meclise gelmemesine rağmen, Kosova'da
Türkçe'nin resmileşmesi yönünde ciddi adımlar atmakta hazır olduklarını
kaydeden Başbakan Bajram Kosumi, "Tüm azınlıklara, yaşadıkları
belediyelerde kurumların kapıları ardına kadar açık olmalı ve azınlıklar
bu kurumlarla kendi ana dillerinde irtibat kurmalıdır. Sözgelimi
Prizren'de Belediye binasında Türkçe yazan levha olmalı, bu belediyede
yaşayan Türkler, kimlik belgelerini Türk dilinde almalı. Bu sayede
Türkler, tüm diğer vatandaşlarla birlikte eşit olmalı ve kendilerini,
toplum ile bütünleşmiş eşit bir fert olarak hissetmeliler" dedi.
AP
Genel Sekreteri: Ahıska Türkleri’nin Gürcistan’a dönüş süreci 2016’ya
kadar tamamlanmalı
Tiflis'e iki
günlük resmi bir ziyaret için gelen Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry
Davis, Gürcistan Başbakanı Zurab Noğaydeli ile görüştü. Görüşmede,
Gürcistan'ın 1999 yılında Avrupa Konseyi'ne girmesinin ardından üzerine
aldığı yükümlülüklere ilişkin konular değerlendirildi. Konsey'in
Gürcistan yönetiminden bir diğer önemli talebi de, Ahıska Türkler'i
meselesiyle ilgili. 1944 yılında, Sovyet diktatörü Stalin'in emriyle
Gürcistan topraklarından Orta Asya'ya sürülen Ahıska Türkleri'nin
anavatanlarına dönüş hakkının bulunduğunu kaydeden Terry Davis,
"Gürcistan Hükümeti, Ahıska Türkleri'nin geri dönüş hakkını tanımakta ve
evlerine geri dönüşleri için hazırlık yapmaktadır"dedi. Davis,
Gürcistan'ın Ahıska Türkleri'ni geri döndürülmesinin önümüzdeki 11 yıl
içerisinde gerçekleşmesi gerektiğini de kaydederek, "Gürcistan
yönetimini, Stalin'in yaptıklarından sorumlu tutamayız" dedi.
Tatar
Akademsiyenler Türkiye’de
‘Altın Ordu
Devleti ve Varisleri" sempozyumuna katılmak üzere İstanbul'da gelen
Tataristan Akade-misyen Heyeti Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz
Yeniay'ı ziyaret ett. Yeniay, her iki toplumun geçmişleri itibariyle
benzerlikler taşıdığını belir-terek, "Ortaasya'dan gelmiş olmamız
münasebetiyle, Türkler ile Tatarlar arasında bir çok ortak yön var. Bu
duru-mda, ortak yanlarımızı gelecek nesillere aktarmak için bizlere ve
şu an aramızda bulunan tarihçilere ve sosyologlara çok önemli görevler
düşmektedir" dedi.
|