Yukarı
10.Sayı
D.T NİSAN AYI
UYGURCA
Tarih
Aile
İstikla10 Tam Sayfa
Ayın Makalesi

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

ÇİN HÜKÜMETİ DOĞU TÜRKİSTAN (TÜRK) TARİHİNİ
ÇARPITMA İŞİNİ RESMEN BAŞLATTI


Gazetemiz İstiklâl, Mart 2005 sayısında manşetine taşıdığı “Türk tarihçilerini göreve davet ediyoruz” başlıklı haberinin içeriği ile işgalci Çin hükümetinin Doğu Türkistan tarihini kendilerine göre çarpıtarak yeniden yazdırma hazırlığı içinde olduğu konusuna dikkat çekmişti…
Kendilerini hür zanneden, yada dünyadaki süper güçlerin işlemekte oldukları insanlık suçlarına karşı kafalarını kuma gömerek görmezlikten duymazlıktan gelen dünya devletlerinin boş bakışları karşısında Çin hükümeti söz konusu Uydurma ve çarpıtma “Doğu Türkistan tarihi”ni yazdırma işine 21 Nisan 2005 tarihinde resmen başlamış bulunuyor.
Çin hükümeti, tarihten beri süregelen Türk düşmanlığı ile yoğrulmuş gerçek kimliğinin bir tezahürü olarak, Doğu Türkistan Türklüğünün ecdat yadigarı olan topraklarını işgal etmiş olmanın dışında beş bin yıllık Doğu Türkistan (Türk) tarihini de çarpıtarak ve yok sayarak kendilerinin dünyada gelmiş geçmiş en ileri derece de bir emperyalist ve soykırımcı olduklarını da gözler önüne sermiş olmaktadırlar. Dünyada bir başka millet yoktur ki; işgal ettikleri bir ülkenin geçmiş tarihini ve insanlarının milli kimliğini de inkar ederek yok saymaya kalkışsın…
Tarih kavramının insanlığın ortak bir realitesi olduğunu görmezlikten, duymazlıktan gelen Çin hükümeti yetkilileri işlerine öyle geldiği için de, tabir yerindeyse suyu tersine akıtarak Doğu Türkistan (Türk) tarihine ve aynı zamanda da dünya tarihine de oldukça ağır bir darbe indirmek istemektedirler.
Çinlilerin gerek Han Çinlileri dönemi olsun, gerek Milliyetçi Çin dönemi olsun ve gerekse de bu günkü Komünist Çin döneminde olsun Doğu Türkistan Türklerinden tarihteki atalarının uğradıkları yenilgilerin intikamını almak duygusu içinde olmaları ortak bir ideal ve hedefleridir. Bu sebeple ellerine geçen her fırsatta Doğu Türkistan Türklerini rencide edecek tutum ve davranışlar içindedirler. Nitekim, 1943 Nisan’ında yayınladıkları bir beyanname ile, Çinlilerin, Moğolların, Tibetlilerin ve Uygurların aynı millete mensup olduklarını ileri sürerek kendi deyimleri ile “Zung Zo” yani “Aynı kökten gelen halklarız” şeklinde bir safsatayı yerleştirmeye çalıştılar.
Çin hükümeti on yılda tamamlanması planlanan sözde “Sinkiang (Doğu Türkistan) Umumi Tarihi” ni yazma faaliyetini 21 Nisan 2005 günü resmen başlattı.
Bu davranış Türk tarihinden ve Türk Milletinden intikam almak istemek değilse nedir?? Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak olan ısmarlama ucube tarih kitabı, tahmini olarak 4 milyon Çin sözcüğünden meydana gelecek…
Kurdukları komisyona yazdırılacak olan bu sözde tarihin içeriğinde güya Doğu Türkistan’ın tarih boyunca geçirdiği siyasi, iktisadi, milli ve kültürel evreler detaylı olarak yer alacakmış..(!)
Çinli yetkililerin iddia ettiklerine göre, Bu kitap yazılırken Rusya, İngiltere, Pekin vb. bir çok yerlere araştırma görevlileri gönderilecek ve bu ülkelerin tarih arşivlerinden istifade edilecek. Ayrıca son 20 yıl zarfında yabancı ülke bilim adamlarının ve tarihçilerinin Doğu Türkistan’a ait olmak üzere yazdıkları araştırma eserlerinden istifade edilmek üzere tahmini olarak en az 10 eser Çinceye çevrilecekmiş…
Çin hükümetinin “Sinkiang’ın Umumi Tarihi ” adını verdiği bu uydurma ve aynı zamanda Türk tarihine ve tarihçilerine hakaret niteliği taşıyan kitap 2013 yılında yayınlanacak ve bütün dünya kütüphanelerine gönderilecek…
Çinlilerin bu insanlık dışı tutumu karşısında dünyadaki Türk tarihçilerinin acilen harekete geçerek mensubu oldukları ülkelerin hükümetlerini uyarmaları ve gereken tedbirlerin evrensel hukuk kuralları çerçevesinde bir an önce alınması talebinde bulunmaları bir insanlık görevidir. Binlerce yıl öncesinden beri süregelen ve bütün dünya tarihçileri tarafından da kabul edilen Doğu Türkistan (Türk) tarihinin tahrip edilmek istenmesi karşısında sessiz ve duyarsız kalmak Türk ve dünya tarihçilerinin acziyetinin bir ifadesi olacaktır.
Unutulmamalıdır ki; Doğu Türkistan Tarihinin çarpıtılması (Kuvvetle muhtemeldir ki; Doğu Türkistan topraklarının ezelden beri Çin toprağı ve Doğu Türkistan halkının da Çin ırkından olduğunu ispat(!) etmeye çalışmak gibi bir akıl dışılığın içinde olacaklardır.) zincirleme olarak Hunlar, Göktürkler, Uygurlar ve Karahanlılar tarihinin de çarpıtılması anlamına gelecektir. Elbette ki bu çarpıtmadan bütün dünya tarihi de payına düşen darbeyi alacaktır.
Biz gazetemiz İstiklal aracılığı ile tarihe bir not düşüyoruz. Gerektiği gibi bir tepki vermek ise Türk Tarih Kurumunun ve tarihçilerin görevidir…

 

Çin, Doğu Türkistan (Türk) tarihini yeniden yazmaya başladı

 Doğu Türkistan’ı işgal altında tutan Çin Hükûmeti, “Sinkiang (Doğu Türkistan)ın Umumî Tarihi” adı altında Türk Tarihini yeniden yazmaya başladı. 13 cilt ve 15 bölüm olarak yazılması planlanan tarih kitabının 10 yıl içinde bitirileceği açıklandı.

İşgalci Çin hükûmeti Türk Milletinden intikam alma hırsı ile ne yapacağını şaşırmış olarak dünya Türklüğünün anayurdu, ata yurdu ve menbaı olan Doğu Türkistan’ın tarihini çarpıtarak yeniden yazdırma faaliyetini başlatmış bulunuyor.

Çin hükûmeti tarafından on yılda tamamlanması planlanan sözde “Doğu Türkistan Umumû Tarihi”ni yazma faaliyeti  21 mart 2005 günü resmen başlatıldı. Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak olan ısmarlama tarih, tahmini olarak 4 milyon Çin sözcüğünden meydana gelecek.

İşgalci Çin hükûmeti Türk Milletinden intikam alma hırsı ile ne yapacağını şaşırmış olarak dünya Türklüğünün anayurdu, ata yurdu ve menbaı olan Doğu Türkistan’ın tarihini çarpıtarak yeniden yazdırma faaliyetini başlatmış bulunuyor.  Çin hükûmeti tarafından on yılda tamamlanması planlanan sözde “Doğu Türkistan Umumî Tarihi”ni yazma faaliyeti  21 mart 2005 günü resmen başlatıldı. Alınan bilgilere göre, 13 cilt ve 15 bölümden oluşacak olan ısmarlama tarih, tahmini olarak 4 milyon Çin sözcüğünden meydana gelecek.Yazdırılacak olan bu sözde tarihin içeriğinde güya Doğu Türkistan’ın tarih boyunca geçirdiği siyasi, iktisadi, milli ve  kültürel evreler detaylı olarak yer alacakmış..(!) Çinli yetkililerin iddia ettiklerine göre, bu kitap yazılırken Rusya, İngiltere, Pekin vb. bir çok yerlere görevliler gönderilecek ve bu ülkelerin tarih arşivlerinden istifade edilecek.

Ayrıca son 20 yıl zarfında yabancı ülke bilim adamlarının ve tarihçilerinin Doğu Türkistan’a ait olmak üzere yazdıkları araştırma  eserlerinden istifade edilmek üzere tahmini olarak en az 10 eser Çince’ye çevrilecekmiş…

 Çin hükümetinin “Sinkiang’ın Umumi Tarihi” adını verdiği bu uydurma ve aynı zamanda Türk tarihine ve tarihçilerine hakaret niteliği taşıyan kitap 2013 yılında yayınlanacak…

Uygurlar baskı altında

 Amerika’daki iki insan hakları örgütü Çin’in, Doğu Türkistan’da Müslüman Uygurlara, terörizmle mücadele kisvesi altında sert baskı uyguladığını bildirdi.

İnsan Hakları Gözlem Örgütü ile Çin’de İnsan Hakları adlı kuruluşlar dün yayınladıkları raporda, Doğu Türkistan’da yaşayan halkın milliyetçi duygularını bastırmak amacıyla İslâmiyet’i karalayıcı sert uygulamalara baş vurduğunu belirttiler.

Raporda, Çin'de barışçı dini faaliyetlerde bulunanların bile tutuklandığını, işkenceye maruz kaldığını ve bazen idam edildiğini kaydedilirken, bölgede dini bayram ya da günleri kutlayan, dini metinler okuyan Uygurlara yönelik büyük baskı uygulandığını vurguladı. Uygurların Pekin yönetimi tarafından 'etnik-milliyetçi' tehdit olarak görüldüğü belirtilen raporda, Çin'in Uygurların millet kimliğinin altyapısını oluşturan İslam'a karşı sert adımlar attığı ifade edildi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ile Çin'de İnsan Hakları isimli kuruluş tarafından hazırlanan 114 sayfalık 'Yıkıcı Rüzgarlar: Sincan'da(Doğu Türkistan) Uygurlara Dinî Baskı' başlıklı bir raporda, bölgede uygulanan hukuk kurallarının, düzenlemelerin ve politikaların, Uygurların dini özgürlüklerini reddettiği, buna paralel olarak da Uygurların örgütlenme, toplanma ve ifade özgürlüğü haklarından mahrum bırakıldıkları ifade edildi. Dünya çapında devam eden terörizme karşı mücadelenin , Sincan-Uygur Özerk Bölgesi(Doğu Türkistan)'ndeki baskılarını arttırma konusunda bahane yarattığı belirtilen raporda, ülkenin ebeveynlere çocukların dini faaliyetlere katılmasına müsaade etmemeleri konusunda baskı uyguladığı ifadesi de yer aldı. Raporda, Çin'deki diğer grupların özgürlüklerden yararlandığı, Uygurların ise tıpkı Tibetliler gibi baskı altında tutuldukları belirtildi.

 Doğu Türkistan, petrol zengini

Petrol zengini Sincan (Doğu Türkistan)  bölgesinde  Uygurların bulunduğunun kaydedildiği raporda, Uygurların kültürel yaşamlarının devamı konusunda büyük endişe ve korku içinde oldukları ifade edildi. Son on yılda 1,2 milyon Çinlinin bölgeye yerleştirildiği kaydedilen raporda, bir kısmı daha geniş özerklik, diğer bir kısmı ise ayrı bir devlet isteyen Uygurların son zamanlarda şiddet içeren herhangi bir isyanına rastlanmadığına işaret edildi. Çin yasaları ve politikalarında Uygurlara yönelik baskı unsurlarını ayrıntılı bir şekilde örnekleyen raporda, bölgede geleneksel yerel müzik öğrenimine dahi müsaade edilmediği belirtildi.

Af Örgütü: Çin’de idamlar korkunç şekilde arttı

Geçen yıl Çin’de yaklaşık 3 bin 500 kişinin idam edildiğini belirten Uluslararası Af Örgütü, Çin’de idamların korkunç derecede arttığı ifade etti. Rapora göre, 2004'te yaklaşık 4 bin kişi infaz edildi. Geçen yıl infazların büyük çoğunluğu Çin'de gerçekleştirildi. İstatistiklerde bu kadar keskin bir artış meydana gelmesinin nedeni, Uluslararası Af Örgütü'nün bu ülkedeki infazların sayısını belirleme yöntemini değiştirmesinden kaynaklanıyor. Rapora göre, 2004'te yaklaşık 4 bin kişi infaz edildi. Geçen yıl infazların büyük çoğunluğu Çin'de gerçekleştirildi. İstatistiklerde bu kadar keskin bir artış meydana gelmesinin nedeni, Uluslararası Af Örgütü'nün bu ülkedeki infazların sayısını belirleme yöntemini değiştirmesinden kaynaklanıyor. Geçen yıla kadar örgüt, infaz rakamlarını belirlerken gazete haberlerinden yararlanıyordu ve bu hesaplamalarla, 2003 yılında gerçekleştirilen infaz sayısı 700'dü. Ancak geçen yıl interneti kaynak olarak kullanan ve burada yer alan bilgileri ülkede görülen dava dosyaları üzerinden ayıklayan örgüt, ulaştığı rakamın, bir önceki yılın 5 katı olduğunu saptadı. Örgüt, bu verileri 'gerçekten korkunç' olarak niteliyor.

Amerika Birleşik Devletleri'nde geçen yıl gerçekleştirilen infaz sayısı 59 olarak açıklandı. İran'da infaz edilenlerin sayısı ise 159. Af Örgütü'nün raporuna göre, infaz sayıları artarken, idam cezasını yasaklayan ülkelerin sayısı da artıyor. Örgüte göre, 2004 yılında 5 ülke daha idam cezasını yasalarından çıkardı.

Türk isimleri Çince yazılıyor

 Doğu Türkistan’da Çinlilerin deyimi ile “Azınlık Milletler” dil ve yazı komitesinin hazırladığı “Uygur halkından olanların isimlerinin Çince yazılması kuralı” bütün Doğu Türkistan sınırları içerisinde resmen yürürlüğe konuldu. 3 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe konulan bu vahşice ve Çinlilere özgü uygulamanın gerekçesi ise daha da ilginç. Çinlilerin iddiasına göre,  Uygur isimlerinin nüfus kağıtlarında ayrı, mahallî devlet kayıtlarında ayrı ve pasaportlarda ayrı, uçak biletlerinde ve ticarî evraklarda da ayrı yazılmasının insanların günlük yaşamlarını zorlaştırarak kargaşa yarattığı ve bu kargaşanın önlenmesi için Uygur-Türk isimlerinin Çince yazılması gerektiği ileri sürülüyor. Doğu Türkistan’da Çinlilerin deyimi ile “Azınlık milletler” dil ve yazı komitesinin hazırladığı “Uygur halkından olanların isimlerinin Çince yazılması kuralı” bütün Doğu Türkistan sınırları içerisinde resmen yürürlüğe konuldu.

3 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe konulan bu vahşice ve Çinlilere özgü uygulamanın gerekçesi ise daha da ilginç. Çinlilerin iddiasına göre,  Uygur isimlerinin nüfus kağıtlarında ayrı, mahalli devlet kayıtlarında ayrı ve pasaportlarda ayrı, uçak biletlerinde ve ticari evraklarda da ayrı yazılmasının insanların günlük yaşamlarını zorlaştırarak kargaşa yarattığı ve bu kargaşanın önlenmesi için Uygur-Türk isimlerinin Çince yazılması gerektiği ileri sürülüyor. 

Bu  uygulamayı projelendiren uzmanların(!) seçiminde Çin hükümeti yetkililerinin, Doğu Türkistan Üniversitesi (Çinliler “Sinkiang Üniversitesi” demektedirler) öğretim üyeleri içerisinden dil ve yazı dalında araştırma yapan ve o günlerde (03.04.2005) izinlerini kullanmakta olan uzman öğretmenlerden ve bölge teknik araştırma merkezi görevlilerinden istifade ettikleri  öğrenildi.

Çin hükümetinin, Doğu Türkistan’daki Uygur-Türk isimlerini değiştirme girişimi bütün Doğu Türkistan sathında büyük ölçüde infiale sebep oldu.

“Halkımın bağımsızlığı için savaşmaya kararlıyım”

Doğu Türkistanlı Rebiya Kadir (58), bir Çin hapishanesinde işkence gören Uygur toplumu gençlerinin feryatlarının hatırından çıkmadığını söyleyerek, halkının bağımsızlığı ve özgürlüğü için savaşmaya kararlı olduğunu yineledi. Rebiya Kadir, Çin'de yayını yasaklanan BBC televizyonunda verilen mülakatında, "Feryat ediyorlardı. Feryatlarını duyabiliyordum. Koridorlardan birinde sürüklenirken onu gördüm. Birden döndü ve beni gördü; gardiyanları itip doğrudan bana geldi. Baktı ve 'Anne senin hapishanede ne işin var? Bizim gibi gençler sizin gibi anneler için hapse giriyor' dedi. 6 ay hapiste kaldıktan sonra geçen ay sağlık sebepleriyle serbest bırakılan Kadir, daha sonra ABD'ye sınır dışı edilmişti. Çin işgali altında ki Müslüman Uygur Türkleri'nin hakları için mücadele edenlerin öncülerinden Kadir, 1999'da "yabancılara gizli bilgiler vermekten" suçlanmıştı. BBC'ye, hapishanede işkenceden kurtulduğunu söyleyen Kadir, Sincan Eyaleti'ndeki (Doğu Türkistan) hemen bütün Uygurlar'ın bağımsızlık fikrini desteklediğini belirterek, "7'den 70'e herkes yarın ölecek olsa bile bağımsızlık hareketini destekliyor. Sizlerin de özgürlük olmadığının farkında olduğunuzdan eminim. Bu sebeple kimse konuşamıyor, kimse ne istediğini söyleyemiyor" dedi.

Uygur bağımsızlığını desteklediğini ifade eden Kadir, "Dünyada bağımsızlık istemeyen hiç bir ulus, hiç bir ülke yok. Halkım da bağımsızlık istiyor. Şu anda insan hakları ve Uygurlar'ın bağımsızlığı konusunda çalışıyorum. Bunu barış içinde gerçekleştireceğiz" dedi. Kendisini bağımsızlık hareketinin lideri olarak tanıtmaktan kaçınan Rebiya Kadir, "Lider olmak konusunda fazla bilgim yok; fakat halkımın insan hakları için çalışan bir asker olduğuma inanıyorum" şeklinde konuştu. 11 çocuk annesi olan Rebiya Kadir, hala çocuklarıyla birlikte Çin'de olanlar konusunda endişe duyduğunu kaydederek, hapishanelerde işkence çekmekte olan binlerce yurttaşı için mücadelesine sıkı bir şekilde devam edeceğini belirtti. Uygur muhalif Kadir, "Onlar için elimden gelenin en iyisini yapacağım. Bu konuda beni hiç bir kuvvet durduramaz." dedi. Bin Kadın Hareketi'ni, 1997 yılında Uygur kadınlarına iş ve meslek eğitimi sağlamak için kuran Rebiya Kadir, eski bir "milyoner işkadını" sıfatı ile, hapisteki en yüksek seviyeli Uygur siyasi mahkumu olarak biliniyordu.

 

Çin hükümeti, Doğu Türkistan’ın zenginliklerini daha Kolay sömürmek için Karayollarının yapımına hız verdi

Doğu Türkistan’ın zenginlik kaynaklarını sömüren ve Çin’in iç bölgelerine taşıyan işgalci hükûmet,  Taklamakan Çölü'nden geçen Hoten-Aral Karayolu'nun inşasına Mayıs ayında başlanacağını bildirdi. Çölün ortasından yapılacak karayolu ile birlikte zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan Taklamakan Çölünü adeta talan edecek olan Çin Hükümeti geçmiş dönemlerde de inşaa ettiği karayolu sayesinde çıkardığı petrol başta olmak üzere bir çok madeni Çin’e taşımıştı. Doğu Türkistan Ulaştırma Müdürlüğü'nden  edinilen bilgilere göre, Doğu Türkistan’ın güneyindeki Aral şehrinden Hoten şehrine kadar uzanacak bu ikinci çöl karayolunun toplam uzunluğu 425 kilometreyi bulacak.

 Çinli yetkililer Hoten-Aral Karayolu'nun inşa edilmesinin çöldeki yeraltı kaynakların değerlendirilmesi için elverişli koşulları oluşturacağını, söyledi. 

9 köyün haritadan silindiği katliam

 Doğu Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî Kurtuluş” hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın Kurtuluş Hareketi”dir. Doğu Türkistan Çinli emperyalistlerce 1949 yılında işgal edildiğinden beri Doğu Türkistan Türkleri hiçbir zaman ümitsizliğe düşmeden onurlu, şanlı bağımsızlık mücadelesini aralıksız sürdüre gelmektedir. İşte bu “Millî Kurtuluş” hareketlerinden biri de yine her zaman olduğu gibi Çinlilerin tahrikleri sonucunda ortaya çıkan “Barın Kurtuluş Hareketi”dir.

Doğu Türkistan’ın en eski ticaret merkezi, sayısız ilim irfan sahibi şahsiyetleri yetiştiren, Divan-ı Lügat-it Türk adlı eserin müellifi Kaşgarlı Mahmut’un ve Kutadgu Biliğ adlı eserin müellifi Yusuf Has Hacip’in mezarlarının bulunduğu Doğu Türkistan’ın gözde şehirlerinden olan Kaşgar, her zaman Çinlilerin daha sıkı bir baskı uyguladığı ve adeta göz hapsinde tuttuğu vilayetlerimizden biridir.

Kaşgar’a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın kazası Kızıl Çin yönetimince özel bölge ilân edilmiştir. Stratejik Bulunköl geçidine 25 km uzaklıktadır. Bu bölgeye girmek isteyenler bölge hükûmet organlarından özel izin almak zorundadırlar. Aydın münevver ve lider vasıflı insanların yetişmesinde büyük rol oynayan Kargalık Medresesi’ni, Komünist Çin işgal yönetimi kendileri açısından tehlikeli görerek kapattıktan sonra, açıkta kalan ve kendilerine iş imkanı verilmeyen aydın şahsiyetler zaman içerisinde çeşitli vesile ve yollarla bu stratejik bölgeye gelip yerleştikten sonra zaman zaman birbirleri ile buluşarak fikir teatisinde bulunuyorlardı. Uzun süreden beri buradaki mücahit guruplar “Ming-bing” adı verilen sınır güvenlik elemanları arasından azımsanmayacak oranda sempatizan da toplamışlardı.

1990 yılı Ramazan ayının 17. günü Kaşgar’ a bağlı Aktuğ nahiyesinin Barın kazasında bir camiinin yerli Uygur halk tarafından ibadet edilebilir hale getirmek için onarılmaya çalışılması esnasında buna izin vermeyen Çinli memurlar ile yerli halk arasında çıkan tartışmalara Çinli askerlerin müdahale ederek silâhsız ve savunmasız halkın üzerine ateş açmaları sonucu patlak veren olaylar neticesinde sivil halk ile Çin güvenlik güçleri arasında çatışma başlamış ve Çinli askerlerden elde edilen silâhlar ile mukavemet gösteren Doğu Türkistan halkı ile Çin askerleri arasındaki bu çatışma günlerce devam etmiştir.

İlk iş olarak, bu sınır muhafızlarının başlarındaki siyasî sorumluları etkisiz hale getirdiler. Stratejik öneme haiz Kaşgar-Koşrap karayolu üzerindeki bir geçide hakim olan mücahitler o yöne doğru gelmekte olan Çin destek birliklerini orada karşılayıp imha ettiler. Normal teçhizatlı askerlerle baş edemeyeceklerini anlayan Çin yöneticileri tam teçhizatlı mekanize kuvvetlerinde gelmesi ile Uygur mücahitlere karşı bundan sonrada ağır silâhlarla saldırıya geçtiler. Araziyi çok iyi bilen mücahitlerin büyük çoğunluğu dağlara doğru yayılarak çatışmaya devam etti. O günlerde Ürümçi televizyonunda Barın olayları ile ilgili olarak verilen haber programda onlarca askerî araç ve tankların enkazları gösterilmiştir. O tarihlerde buradaki Doğu Türkistan mücahitlerinin Afganistan’da Ruslara karşı savaşan Türk asıllı mücahitlerden silâh yardımı aldıkları da öğrenilmişti. Bu durumu öğrenen Çin işgal yönetimi Doğu Türkistan ile Pakistan arasındaki Karakurum karayolunu 1990 yılından beri kapatmış bulunmaktadır. Çin işgal idaresi Lençu’daki Çin Hava İndirme Tugayından 7000 civarında paraşütçü birliğini Barın’a sevk etmiştir. Kaşgar da ki bir mekanize birliğini de Barın mücahitlerinin üzerine göndermiştir. Çinli işgalcilerin bu yoğun askerî saldırıları havadan ve karadan sürdürmesi sonucunda 9 köy haritadan silinmiş, binlerce Doğu Türkistan Türkü şehit edilmiş, 7000 kişi de tutuklanmıştır. Doğu Türkistanlı’lar haftalarca Çin güçlerine kahramanca karşı koydular.

Kızıl Çin işgal kuvvetleri bu acımasız ve insanlık dışı saldırıları esnasında kimyasal silâh ta kullanmışlardır. İnsanca ve kendi topraklarında özgürce yaşamak istemekten başka arzuları olmayan bu insanlara karşı tam bir insanlık suçu işlenmiştir. Bu gün dünyanın bir çok ülkesini göndereceği sefil ve yoksul sözde turistlerle kandıran ve barıştan, karşılıklı işbirliğinden ve globalizmden söz eden Çinli işgalciler Barın’daki bu katliam esnasında beşikte yatan 7 aylık bir Müslüman Türk çocuğuna 77 adet mermi sıkmıştır. Çinli ile dost olma sevdasına yakalanan ülkeler unutmamalıdırlar ki; sıkılan bu 77 adet merminin aldığı candan sorumludurlar. Mazlumun yanında olmayanlar zâlimlerle beraberdir…Barın olayları esnasında Çin başbakanı Li-Peng’ in saat başı telefonla bilgi alarak endişe içinde günler geçirdiği de alınan haberler arasındadır. “Kızıl Cellat” olarak da bilinen Çinli General Wang En Mao’nun Komünist Hükûmetin bir toplantısında “Tanrıya şükür Kaşgar şehri isyancıların eline geçmedi. Eğer isyancılar Kaşgar’ı ele geçirmiş olsalardı bütün dünyaya Doğu Türkistan’ın istiklâlini ilân etmiş olurlardı. O zaman bizim başımız büyük derde girerdi” şeklinde konuştuğu öğrenildi.

Barın ve benzeri sayısız vahşîce katliamlar yapan Çinlilerle ticaret yapabilmek uğruna nelerimizden kayıplara uğradığımızı düşünmemiz gerekir. Bu ve benzeri katliamlar Doğu Türkistan da geçmişte olmuştur, bugün de oluyor; gelecekte de olmaya devam edecektir. Her katliam sonunda, her bir kanlı ve vahşîce bastırma hareketleri sonrasında, kazandıklarını zannederek dişlerinden sızan insan kanını ellerinin tersi ile silen ve sevinçten dört köşe olan kan içici Çinli cellatlar, kısa zaman sonra yeni bir millî kurtuluş hareketi ile karşılaştıklarında şaşkına uğramaktadırlar; çünkü Doğu Türkistan da ki 40 milyon Müslüman Türk halkı, insanlık düşmanı Komünist Çin yöneticilerinin, insanların temel hak ve özgürlüklerini açıkça çiğneyen, hukuk tanımaz rejimleri içerisinde yaşamayı asla ve katiyen kabul etmemişlerdir. Etmeyeceklerdir. Hal böyle olunca da Doğu Türkistan da “Barın Katliamları” Gulca katliamları hep olacaktır. Bir gün Doğu Türkistan özgür oluncaya kadar...

“Barın Katliamı”nda binlerce evladını şehit veren Doğu Türkistan halkının istiklâlleri uğruna şehit olmaktan ve zindanlara atılmaktan korkuları ve yılgınlıkları olsaydı, Şubat 1997’deki “Gulca Ayaklanması” meydana gelmemiş olması gerekirdi. 5 Nisan 1990 Barın olayları işgalci Çinli’lere bir defa daha göstermiştir ki; dünyanın en güçlü ordularına ve silâhlarına da sahip olsalar Hürriyet aşığı Doğu Türkistan halkı hiçbir şart altında özgür olma fikrinden kesinlikle vazgeçmeyecektir. Yarım asırdır, Çinli gibi despot, bağnaz, gaspçı, vahşî, Türk-İslâm düşmanı, işkencede dünya birincisi, aç gözlü, havada ve karada kıpırdayan her türlü mahlukatı yiyen, yayılmacı, zâlim bir milletle iç içe yaşamak zorunda kalan Müslüman Doğu Türkistan halkı artık ölüm korkusunu çoktan unutmuştur. Bundan sonra Çinli cellatların Doğu Türkistanlılardan alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır.

DOĞU TÜRKİSTAN PARTİSİNİN BÜTÜN İNSANLIĞA ÇAĞRISI 

5 Nisan 1990 günü başlayıp haftalarca süren ve dünya basınında “Barın Katliamı” olarak yer almış olan Kızıl Çin katliamından, sağ olarak kurtulan bir grup Doğu Türkistanlı mücahidin hür dünyaya çağrısını Uygurca el yazısından Türkiye Türkçe’sine çevrilmiş olarak siz vicdan sahibi ve kadirşinas Türk halkına sunuyoruz.

“Kan Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, din kardeşlerimiz dünya Müslümanlarına, dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün teşkilâtlara, bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür ve demokratik devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına, Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu Türkistan’ın tarihî başkenti ve kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin 45 km. batısındaki Aktuğ ilçesine bağlı Barın kasabasında Uygur çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri, molotof kokteylleri, balta keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu Türkistan halkını vahşet derecesinde ezmeye devam eden ve yurdumuzu sömüren Çinli işgalcilere karşı 5 Nisan 1990 tarihînde harekât başlattı. Harekâta katılan her fert sınırsız fedakarlıklar ve benzersiz kahramanlıklar göstererek kendilerinden kat kat üstün olan işgalci düşman kuvvetlerine kanının son damlasına kadar karşı koydu.

İnsanlık duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı isteklerine ve kanunî taleplerine ulaşmak için başlattığı bu hareketi zamanımızın en modern silâhlarını kullanarak kanlı bir şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük ve haklı hareketi bastırmak için yüz binlerle ifade edilebilecek miktarda askerî güç kullandı. Bu kanlı bastırma hareketi sonunda, binlerce vatanperver genç kahramanlık destanları yazarak şehit oldu.

Partimizce Barın kasabasında gerçekleştirilen bu kutsal hareket bütün Doğu Türkistan da ve dünyada geniş yankılar uyandırdı. Bağımsızlık için gerçekleştirilen bu hareketin başarısız olmasına rağmen bu hareket Doğu Türkistan halkının bağımsızlık mücadelesine olan azmini kuvvetlendirmiştir. Üstelik halkımızın neler yapabileceğini göstermiştir.

Barın şehitlerinin Doğu Türkistan halkının ve hürriyetperver insanlık aleminin kalbinde ebedî yerini almıştır. Barın şehitlerinin pak ruhu erklik aleminde ebediyen yaşayacaktır. Bu kutsal harekete katılanları Yüce Allah (cc) bahtiyar, şehit olanların da mekanlarını cennet eder inşallah. Ülkesi ve dinî için asil kanlarını akıtan kahraman şehitlerimizi derin bir özlem ve rahmetle anıyor. Bizlere kulak vermenizi bekliyoruz!”

Rus Gençlerin Çinli’lere tepkisi giderek artıyor

Yakın zamanlarda bir grup kimliği belirsiz gençler Senpetersburg müzik enstitüsünde öğrenim görmekte olan bir Çinli öğrenciyi feci şekilde döverek yaraladı. Bu yıl Ocak ayında da Su ürünleri fakültesinde  bir Çinli öğrenci dayak yemişti. Moskova’daki Çin-Rus Kültür Alış-veriş merkezinde görevli Li şöyle konu hakkında şunları söyledi: “Yakın zamanlardan beri biz Çinlilerin saldırıya uğrama olayları giderek fazlalaşıyor. Yaklaşık 30-40 insanımız saldırıya uğradı. Bir çokları ağır şekilde yaralandı. Bu olayları Emniyet güçlerine iletmemize rağmen pek dikkate alınmadı. Elçiliğimiz de konu ile ilgilenmesine rağmen bir netice alamadı. Emniyet güçlerinin belirttiğine göre bu olayları çıkartanların Rusya’daki Milliyetçi gençler olup, hedeflerinin Çinliler olduğu anlaşılıyor.”

Rus gençlerinin Rusya’ya Doğudan devamlı surette sızan Çinlilerden endişe duydukları, Çinlilerin nüfus transferi yolu ile Rusya’da işsizliğin artmasına sebep olacağı ve hatta gelecekte Rusya’nın Çinlilerin iş gücüne muhtaç ve mahkum bir ülke durumuna düşebileceği gibi  kaygılarla Çinlilere göz dağı vererek Rusya’ya Çinlilerin akın etmesini önlemek istedikleri yolunda açıklamalar yapılıyor.Rus gençlerinin bu kaygılarını, gözü kapalı bir biçimde Çin hayranlığına soyunan başka ülkelerin halklarının da taşıması oldukça önemli ve yerinde bir davranış olacaktır.

Kazakistan’da ‘Kadife Devrim’ korkusu

Kırgızistan'daki devrim Kazakistan'da hareketliliğe yol açtı. Kazak hükûmeti, ülkede faaliyet gösteren Amerikan şirketlerini yakın takibe aldı. Kazakistan'da yetkililer son birkaç haftadır, ülkede faaliyet gösteren Amerikan kuruluşlarının kapısını çalıyor. Kırgızistan'daki devrim Kazakistan'da hareketliliğe yol açtı. Kazak hükûmeti, ülkede faaliyet gösteren Amerikan şirketlerini yakın takibe aldı.Kazakistan'da yetkililer son birkaç haftadır, ülkede faaliyet gösteren Amerikan kuruluşlarının ve diğer yabancı örgütlerin kapısını çalıyor. Başsavcılık yetkilileri, vergi dairesi görevlileri ve mali polis memurları, Kazak siyasi partilerine para verip vermediklerini saptamak amacıyla, çoğu Amerika merkezli 30'dan fazla kuruluşun kayıtlarını inceliyor. Kazakistan'da siyasi partilerin yabancı kaynaklardan mali yardım alması yasak. Sağlık ve eğitim alanında çalışan, aynı zamanda demokratik yönetim anlayışını teşvik eden bu kuruluşların çoğu, Amerika Birleşik Devletleri Uluslararası Kalkınma Kurumu, US-AID tarafından finanse ediliyor.

US-AID'in bölgesel hukuk danışmanı David Harden inceleme ve soruşturmalar nedeniyle işlerini yapamaz hale geldiklerini söylüyor ve ülkedeki Amerikan sivil toplum örgütlerinin siyasi faaliyete karışmadıklarını vurguluyor. Kazakların, dış kaynakların ülke siyasetini etkileyebileceklerine ilişkin kaygıları, ilk kez parlamentoda, Ukrayna'daki halk hareketinin Kiev yönetimini devirmesinden sonra dile getirilmişti.

Asya’da tehlikeli yakınlaşma

 Bölgedeki güç dengeleri nasıl şekillendiğine ilişkin, DW Asya Servisi'nden Thomas Bartlein'ın analizi...

Soğuk Savaş döneminde her şey daha açık, herkesin tuttuğu taraf belliydi. Hindistan, Sovyetler Birliği ile müttefikti. Çin ise iki ülkeyle de kanlı bıçaklıydı ve Hindistan'ın amansız düşmanı Pakistan'ı kolluyordu. Sovyetler'in bölgedeki etkisini azaltmak için BM dahi İslamabad'ın yanında yer alıyordu.

Ancak o zamandan bu zamana çok şey değişti. Şu aralar, diyalog ve işbirliği gerekli görünüyor. Sadece Hindistan ve Pakistan arasında değil, aynı zamanda Çin ve Hindistan arasındaki atmosfer de oldukça yumuşadı. Ekonomik ilişkiler geliştirilirken, iş çevreleri de eski sınır anlaşmazlıklarının çözülmesi için çaba sarf ediyor.

Bazıları bu gelişmelerden ABD'nin hoşnut olmadığını düşünüyor. En sık duyulan tez ise ABD'nin, Hindistan'ı bölgede Çin'e denk bir güç haline getirmeye çalıştığı. Ancak Ekonomi ve Politika Vakfı Güney Asya uzmanı Christian Wagner, ABD'nın şimdiye kadar bunu başaramadığını belirterek "Hindistan ve Çin'de aralarındaki ilişkileri geçtiğimiz yıllarda düzelttiler. İki ülkenin de uluslararası sistemde ortaklıkları var. İki ülke de çok kutuplu bir sistemi savunuyor ve ABD'nin olası hakimiyetine karşı" diyor.

Güney Asya Çin için önemli

Pakistan'ın Lahore bölgesinden Siyaset Bilimci Hasan Askari ise ABD'nin Asya politikasının anahtarının Çin ve Hindistan arasındaki ilişkilere dayandığını belirtiyor. Çin'in uzun vadede ABD'ye rakip olacağı ve ABD ile Çin arasında bir çatışma çıkabileceği fikrinin ortaya yayıldığına dikkat çeken Askari'nin bu konudaki öngörüsü ise şöyle:

"Bunu düşündüğümüzde, Hindistan ve Pakistan, dolayısıyla Güney Asya, Çin için önem kazanıyor. Çin ve Hindistan'ın ilişkileri iyi olursa, Hindistan bu ilişkisini korumak isteyeceği için ABD, Hindistan'ı Çin'e karşı yapılandıramaz. Çin için Pakistan ile iyi ilişkiler kurmak ise Ortadoğu'ya açılan bir geçit olması açısından önem taşıyor. Bu açıdan Güney Asya politikası ve Hindistan ve Pakistan arasındaki bir çatışmanın yokluğu Çin dış politikasına böyle hizmet ediyor."

Bu görüşlere katılan Daily Times gazetesinin editörü gazeteci Nayam Sethi de "1996 yılında, dönemin Çin Devlet Başkanı, Pakistan'a gelmişti ve Pakistan halkına Çin gibi Hindistan'la sınır anlaşmazlıklarını çözüp ileriye bakmaları gerektiği ipucunu vermişti. Pakistan, Çin'in nasihatini dinledi ve Hindistan'a açıldı ve her konuda ilerlemeye ket vuran Keşmir sorununu artık merkezdeki konu haline getirmedi" diye konuşuyor.

ABD'nin Keşmir sorununda rolü

Hindistan ve Pakistan'ı müzakere masasına geri döndüren Çin değildi. ABD de kilit rol oynadı. Afganistan'ın yanında Keşmir sorunu nedeniyle oluşan nükleer tehdit, ABD'nin Hindistan ve Pakistan ile iyi ilişkiler kurması için şüphesiz büyük bir motivasyondu.

Bu prensipten yola çıkarak iki kutuplu yapının ardından Asya'daki uluslararası sistem işlediği görülüyor:

Üçüncü bir ülkenin çıkarı yoksa, bölgesel bir güç, bir diğeriyle arasındaki sorunun üstesinde gelemez. Yoksa bu gelişmeler, Hindistan ve Pakistan veya Çin ile Hindistan'ın durup dururken birbirine güvenmesiyle sağlanmadı. Ancak tümünün birbirine ihtiyacı var, bu da bölgede daha fazla istikrar sağlanmasına neden oluyor.

Japonya-Çin gerginliği tırmanıyor

Çin’de ki Japonya karşıtı gösterilerin  sebebi 1930’lardaki Çin işgali sırasındaJapon askerlerinin  yüzbinlerce sivili öldürmesinden hiç bahsedilmemesi olarak gösterildi. Bu olaylar üzerine akıllara, Çin Hükûmetinin, Doğu Türkistan’ı işgali sırasında öldürdüğü milyonlarca  insanın durumu geldi ki, Çin tarih kitaplarında bu katliamlardan hiç bahsedilmiyor. Çin ve Japonya arasında, Japonya’daki tarih kitapları nedeniyle başlayan gerilim dozundan hiçbir şey kaybetmeyerek üçüncü haftasına girdi.

Tarih kitaplarında 1930’lardaki Çin işgali sırasında Japon askerlerinin yüzbinlerce sivili öldürmesinden hiç bahsedilmemesine yönelik tepkiler çeşitli şehirlerde düzenlenen protestolarla yine dile getirildi. Hafta sonundaki gösterilerde Japon bayrakları yakıldı, Japon konsolosluklarına taşlar atıldı, Japon malları protesto edildi.

İlişkileri düzeltmek için Pekin’e giden Japonya Dışişleri Bakanı Nobutaka Machimura da ülkesine eli boş döndü.

TİCARİ İLİŞKİLER RİSKTE

İki ülke arasındaki gerilimin ticarî ilişkilere de zarar verebileceği belirtiliyor. Kriz nedeniyle Tokyo borsasının aralık ayından bu yana en düşük seviyeye inerek yüzde 3 oranında değer kaybetmesi de bunun bir göstergesi oldu.

KOİZİMU’NUN SEÇİM ENDİŞESİ

Koizumu, Japon kamuoyundan gelen baskılar nedeniyle de bu sorunu çözmek istiyor. Çünkü ülkede yapılan bir kamuoyu araştırmasına göre, her 4 seçmenden 3’ü Koizumi’nin krizi çözme çabalarını yeterli bulmuyor.

ANNAN’DAN DİYALOG ÇAĞRISI

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, Çin ve Japonya liderlerinden, aralarındaki görüş ayrılıklarını gidermelerini istedi.

Annan, iki ülke arasındaki siyasî, sosyal ve ekonomik ilişkilerin önemine dikkat çekerek, “Umuyorum ki, diyaloglarını sürdürecek ve görüş ayrılıklarını barış içinde giderecekler” dedi.

Türkmen cenazesine intihar saldırısı: 35 ölü

 Irak’ta perşembe günü yeni hükûmetin kurulmasının ardından şiddet olaylarında gözle görülür tırmanma olurken, Telafer’den acı bir intihar saldırısı haberi geldi. Şii Türkmenlerin yoğun olduğu şehirde “Kürtlerle işbirliği yapan” bir Türkmen’in cenaze merasimini hedef alan saldırıda en az 35 kişi öldü.  Bağdat’ın kuzeyinde bir Türk şoförü de öldürüldü. Telafer’de iki gün önce Talip Vehhab isimli Türkmen’in Kürdistan Demokratik Partisi ile işbirliği yaptığı gerekçesi ile öldürülmesinin ardından dün ağabeyi Abdullah Vahab’ın evinde taziye töreninin yapıldığı sırada saldırının gerçekleştirildiği ifade edildi. Patlamanın, olay yerine yakın bir noktaya yerleştirilen Opel marka bir araçla gerçekleştirildiği öğrenildi. Saldırıda 50 kişi de yaralandı. Ülkede hükûmetin kurulmasından sonraki üç günde ölenlerin sayısı 115’i aştı.

Yunanistan Türk Bayrağına yapılan saygısızlık için özür diledi

Yunan Kara Kuvvetleri Komutanlığı, Atina Harp Okulu’nda Türk bayrağına yapılan hakaret için Türk Kara Kuvvetleri’nden özür dileyerek olayın sorumlularının tespiti için idari soruşturma açıldığını açıkladı.

Komutanlık sözcüsü Lazos Yannis imzasını taşıyan yazılı açıklamada, “Gerçekten üzerinde sloganlar yazılmış bir Türk bayrağı bulundu. Sorumluların belirlenmesi ve gerekli sert yaptırımların uygulanması için askeri adalet harekete geçmiştir.” denildi. Genelkurmay Başkanlığı, Yunan Kara Harp Okulu’nda misafir edilen Türk öğrencilerin odasına zedelenmiş ve üzerinde Türkiye aleyhine ifadelerin bulunduğu Türk bayrağı bırakıldığını duyurmuştu.

Açıklamada, öğrencilere derhal Türkiye’ye dönmelerinin emredildiği ve öğrencilerin Türkiye’ye ulaştığı belirtilmişti. Olayın ardından Yunan Kara Harp Okulları komutanı, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı arayarak özür dilemişti.

Yunanlılar, Türkiye politikalarının sertleşmesini istiyor

Yunanistan’da yapılan bir kamuoyu araştırması, Yunanlıların çoğunluğunun Atina’nın Türkiye politikasını sertleştirmesinden yana olduğunu ortaya koydu. To Paron gazetesi tarafından yapılan araştırmada yöneltilen “Türklerin Kardak’taki tahriklerinden sonra hükümet ne yapmalı?” sorusunu yanıtlayanların yüzde 79,9’u, hükümetin Türkiye’ye karşı tutumunu sertleştirmesini istedi. Araştırmada, Yunanlıların yalnızca yüzde 16,8’inin Türkiye’nin AB sürecine desteğin sürdürülmesinden yana olduğu ve yüzde 54,2’sinin anamuhalefet PASOK’un Türkiye politikasını tasvip etmedikleri gibi sonuçlar da elde edildi.

Kuzey Kore’den ABD’ye tehdit

Çin'in en fakir 3 bölgesinden birinde, çoğunlukla Hui Müslüman azınlık mensupları yaşıyor. Ülkenin batısındaki Ningxia Özerk Bölgesi'nde bulunan Haiyuan yerleşim yerinde yaşayan Müslümanlar, geçimlerini çiftçilikle tedarik ediyor. Çin Yönetimi bütün ülkede zirai vergileri  alması nedeniyle yetiştirdikleri mahsullerden yeteri kadar gelir elde edemeyen Hui’ler adeta sefalet içinde yaşıyor.

Doğu Türkistan’da aynı Çin yönetiminin baskıcı tutumu nedeniyle Doğu Türkistan halkı da ürettikleri mahsullerden aslan payını Çin’e vermek zorunda. İşgal altında olması nedeniyle Çin asker ve polisinin sürekli gözetiminde yaşayan Doğu Türkistanlı’lar, yetiştirdikleri ürünlerin kendilerini zor geçindirdiğini belirtse de, vergisini vermeyen Türkler en ağır şekilde cezalandırılıyor. 

Suriye Lübnan'dan tamamen çekildi

Lübnan’da ki Suriye askeri varlığı, düzenlenen veda töreniyle son buldu. Rayak’taki törende Suriyeli komutan, Lübnanlı askerlere, “silah arkadaşlarım, hoşça kalın” diye seslenirken, Lübnanlı komutan da Suriye askerlerine aynı biçimde “silah arkadaşlarım, fedakârlığınız için sağ olun” dedi. Suriye, iç savaşın ardından 1976 yılında Lübnan’a barış gücü askerleri yerleştirmiş, 1990’da savaş bittikten sonra da 40 bin civarında asker bu topraklarda kalmıştı. Lübnan’da 2 ay önce 14 bin civarında Suriye askeri varlığı bulunuyordu. Eski başbakanlardan Refik Hariri’ye 14 Şubat’ta düzenlenen suikastın ardından uluslararası baskı nedeniyle bu sayı, törene katılan 250 - 300 civarında askere inmişti. Lübnan’da 29 yıldır bulunan Suriye askerlerinin son birliği de sınırı geçerek bu ülkeden ayrıldı. Suriye, Lübnan’dan çıktı.

 AB'den Çin tekstiline önlem

AB Komisyonu, tekstilde ihracat patlaması yaşayan Çin'e karşı önlem alıyor. Tekstilde tüm dünyayı tehdit eden Çin tehlikesine karşı AB Komisyonu'na yapılan baskılar sonuç verdi. Buna göre Komisyon,

Çin üretimi tekstil ve hazır giyimle ilgili dokuz kategoride soruşturma açacak. AB Komisyonu, pazarda rekabeti zorlaştıran Çin tekstil ürünlerine karşı alınacak önlemleri,  bu hafta belirleyeceğini duyurmuştu.

Kararını açıklayan Komisyon, Çin'in tekstilinde ani ihracat artışına ilişkin bir soruşturma başlatıldığı duyuruldu.  AB Komisyonu'nun ticaretten sorumlu üyesi Peter Mandelson, Çin kaynaklı tekstil ve hazır giyim ithalatının yüzde 51 ile yüzde 534 oranlarında artış gösterdiğini belirterek, çok büyük boyutlara ulaşan ve AB üreticilerini ciddi sıkıntıya sokan ithalat üzerine, miktar sınırlayıcı vergiler konulabileceğini ifade etti.

  Çin’de köylüler isyan etti

ÇİN'DE KÖYLÜLER POLİSLE ÇATIŞTI

15.04.2005 tarihli Guardian Gazetesi'nin baş sayfasında, Çin'de yönetimin basına yasak getirmesi nedeniyle kimsenin duymadığı bir isyan haberi yer alıyor. Yakılmış polis otomobilleri ve devrilmiş otobüs fotoğraflarının eşlik ettiği haberde, Zhejiang Eyaleti'ne bağlı Huankantou adlı minik bir köyde yaşananlar anlatılıyor. Habere göre, köylüler, isyanın yaşandığı pazar gününden beri diken üstünde. Zira, Çin güvenlik güçlerinin misillemesinden korkuyorlar. Haftalardır, kimyasal atıkla tarlalarını kurutan, ekinlerini sulamak için kullandıkları nehri kirleten bir fabrikanın önünde sessizce gösteri yapan köylülere, Çin Hükümeti bin polisle müdahale etmiş. 10 bin köylü polisleri püskürtmüş. Köy savaş alanına dönmüş ve 30 polis hastaneye kaldırılmış. 

ABD, Çin’i kara listeye aldı

 ABD, uluslararası telif haklarını ihlal ettiğini öne sürdüğü Çin'i kara listeye aldığını açıkladı. ABD Dış Ticaret Temsilciliği tarafından, uluslararası fikirsel ve sanatsal telif haklarının korunmasına yönelik olarak ülkeler tarafından alınan tedbirler hakkındaki yıllık rapor açıklandı. Raporda, telif haklarını ihlal ettiği öne sürülen Çin, "öncelikli takip listesi"ne alındı. Açıklamada ayrıca "Pekin'in telif haklarının ihlal edilmesine yönelik çabalarına rağmen, ülke genelinde bu durum kabul edilemez düzeyde" denildi.

“Iğdır’da Türklere ait 10 toplu mezar var”

Iğdır Meslek Yüksekokulu Tarih Bölümü araştırma görevlisi Arslantürk Akyıldız, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Ermeni çetelerinin Iğdır'da toplu katliamlar yaptığını ve bu katliamlarla ilgili olarak açılmamış 10 toplu mezar bulunduğunu söyledi. Ermenilerin Iğdır ve Doğu Anadolu'da yaptığı soykırımı anlatan araştırma görevlisi Arslantürk Akyıldız, Ermeniler'in Doğu Anadolu'da çok ciddi katliamlar yaptığını ve bölgede hala Müslüman Türkler'e ait açılmamış 10 toplu mezar bulunduğunu belirtti. Ermenistan'ın dışarıdaki Ermeni diasporasından bağımsız hareket etmediğini kaydeden Akyıldız, Doğu Anadolu Bölgesi'nde ilk Ermeni isyanının 1820'de Erzurum'da çıkarıldığını, bunu sırasıyla Kasımpaşa, Maraş, Varto, Van ve Muş isyanlarının takip ettiğini söyledi. Akyıldız, "Doğu Anadolu ve Iğdır'ın her yerinde Ermeni katliamlarının izine rastlarsınız. Iğdır'ın Gedikli (Tavuzkün), Küllük, Bayraktutan, Oba, Hakmehmet, Dize (Koçkıran) Köyleri'nde Müslüman Türkler acımasızca katledilmiştir. Öyle ki Ağrı Dağı'nın eteklerinden akan Karasu Çayı, gönlerce kıpkızıl akmıştır, bunu o dönemi yaşayan bütün yaşlı Iğdırlılar bilir ve anlatırlardı.” dedi.

Bakan Şahin’in Çin gezisi tepki çekti

Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Başbakan Yardımcısı ve Spordan sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin 26 Nisan 2005 günü kıta Çin’in ortasında yer alan Sichuan eyaletinin merkezi olan Chengdu’ya gelerek çeşitli yerleri ziyaret etti. Schuan Eyaletinin Eyalet Başkanı Zhang Zongwei ile görüşen Mehmet Ali Şahin  eyalet hakkında bilgiler aldı.

Şahin, ziyareti sırasında Çin-Türkiye arasındaki personel, beden eğitimi ve gençlere yönelik müşterek çalışmalar konusunda iletişim ve işbirliğini güçlendirme görüşmeleri yaptı.

Bakan Şahin’in de, kendisinden önceki Çin’i ziyaret eden Türkiye yetkililerinin klasiklerine sadık kalarak kendi kanından ve dininden  olan Müslüman Türklerin yaşadığı Doğu Türkistan’ı ziyaret etmeyi ve orada Çin’in uyguladığı zulüm işkence ve asimilâsyonu altında yaşayan Türkler durumu hakkında bilgi dahi almayışı Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı’lar tarafından tepki ile karşılandı.

 Türk girişimciler Almanya’da 319 bin kişiye istihdam sağlıyor

 Türkiye Araştırmalar Merkezi (TAM) Vakfı, Almanya'daki Türk girişimcilerin sayısının, 2003 yılına göre 4 bin 500 artarak 61 bin 300'e ulaştığını bildirdi. TAM tarafından yapılan "Almanya'daki Türk Girişimciliğinin Ekonomik Boyutu" isimli araştırma, Türk girişimcilerin 2003 yılında da Alman pazarına girme ve tutunma, iş yaptıkları alanları çeşitlendirme, Almanya dışındaki yeni pazarlara açılma gibi alanlarda mesafeler kaydettiklerini gösterdi. Verilere göre, Türk girişimci sayısı bir önceki yıla göre 56 bin 800'den 4 bin 500 artışla 61 bin 300'e yükseldi. Türk kökenli girişimciler, 7.4 milyar Euro yatırım ve 28.9 milyar Euro'luk cirosuyla, Almanya'da toplam 319 bin kişiye istihdam sağladı. Aynı verilere göre, Almanya'da bulunan Türk girişimcilerin en yoğun olarak meşgul oldukları sektör perakende ticaret (yüzde 34,1) olurken, bunu yüzde 23 ile gastronomi takip etti. Bu iki sektörün yanında, 2000 yılında Türk girişimciler arasında yüzde 19.2 olan hizmet sektörünün oranı, 2003 yılı itibariyle yüzde 22.8'e çıktı.

 Kayseri’de “Küller’ de Ekmek Projesi” hayata geçiyor

Avrupa Birliği (AB) ve İş-Kur tarafından organize edilen Aktif İş Gücü programları kapsamında Kayseri Valiliği tarafından hazırlanan "Küllerdeki Ekmek Projesi" kabul gördü. Projeyle, yeraltındaki zenginlikleri gün ışığına çıkarmak ve işsizlere iş olanağı sağlamanın amaçlandığı bildirildi. Vali Yardımcısı Fahri Oluk, İşsiz lise mezunu 50 katılımcının 25 kişilik 2 grup halinde uzmanlardan bilgi alacağı "Küllerdeki Ekmek Projesi" 8 aylık bir eğitim sürecini kapsayacak. Proje, bölgede yapılan kazılarla uyumlu olarak Mayıs 2005-Ekim 2005 tarihleri arasında yapılacağını söyledi

  8 milyon metrekare vatan toprağı satıldı

Yabancı şirket ve şahısların taşınmaz alışında ‘altın’ arayıcısı Normandy başı çekti.

Başbakanlık, yasal ve idari tedbir istedi Yabancı şirket ve gerçek kişilerin Türkiye’den toprak ve gayrimenkul alımı tüm hızıyla devam ediyor. Anayasa Mahkemesi’nin yabancılara mülk satışı ile ilgili kanunu iptal etmesine rağmen, karar henüz Resmi Gazete’de yayımlanmadığı için geçerliliğini koruyor. Nisan 2005 itibariyle gerçek ve tüzel kişilerin Türkiye’den aldığı taşınmaz malın büyüklüğü 8.3 milyon metrekareye ulaştı. Gerçek kişilere yapılan taşınmaz satışı da Nisan 2005 itibarıyla 7 milyon 859 bin metrekareye ulaştı. Yalnızca 8 ayda yabancı gerçek kişilerin arsa alımı yüzde 131 artış gösterdi. 19 Temmuz 2003-20 Ağustos 2004 tarihleri arasında 25 ayrı şirket Türkiye’de toplam 590 bin 398 metrekarelik taşınmaz satın aldı. Normandy Madencilik A.Ş bu taşınmaz satın alımının yüzde 64’ünü gerçekleştirerek, Bergama, Çamköy, Ovacık ve Soğancı’da 326 bin 256 metrekarelik taşınmazı 367 trilyon 677 milyar liraya satın aldı. Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün Ağustos 2004 tarihli raporuna göre, ikinci sırada en büyük alımı gerçekleştiren şirket İzmir/Tire’de 145 bin metrekarelik arazi alımıyla KTG Tütün Mamülleri Sanayi ve Ticaret A.Ş Oldu. 

Şehit Cenazesinde Bakan’a tepki

Siirt’te  terör örgütü PKK’ya yönelik operasyonda şehit olan Jandarma Komando Kıdemli Üsteğmen Kamil Baltacı Bursa’da, Jandarma Kıdemli Uzman Çavuş Haydar Vural da Yozgat’ta gözyaşları arasında toprağa verildi. Jandarma Komando Kıdemli Üsteğmen Kamil Baltacı (28) için ilk tören Bursa’nın Yeşilova Mahallesi Kemerçeşme Caddesi üzerinde evinin önünde yapıldı.

Askeri cenaze aracıyla evinin önüne getirilen cenazeyi yaklaşık üç bin kişi karşıladı. Şehit üsteğmenin annesi Kadriye ile babası Ahmet Baltacı, çocuklarının Türk Bayrağı’na sarılı tabutuna sarılarak gözyaşı döktüler.

Şehit Üstteğmen Kamil Baltacı’nın cenazesine bir toplantıya katılmak üzere Bursa’da bulunan Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen de katıldı. Camiden çıkan vatandaşlardan bir kısmının, Tüzmen’e tepki göstererek, “Apo’yu yeniden yargılayacak mısınız” sorusuna, “Şehitler kalbimizde, müsterih olun” cevabını verdi.

Ancak, vatandaşların tepkisi bununla da sınırlı kalmayarak, “Hainler dışarıya. Apo’yu besleyen, Apo’yu asmayan eller kırılsın. Bu hainleri besleyenler asıl hainlerdir” diye bağırdılar.

Şehit Uzman Çavuş Haydar Vural için Yozgat Akdağmadeni Çarşı Camii önünde düzenlenen cenaze törenine, şehit Vural’ın ailesi, ile çok sayıda vatandaş katıldı. Şehidin Türk Bayrağı’na sarılı cenazesi, bir süre omuzlarda taşındı.

Vural’ın cenazesi Akbaş Köyü’nde toprağa verildi. Uzman çavuşlardan Tuncer Soner Dağ’ın (28) cenazesi ise doğum yeri Eskişehir’de defnedildi.

 Çin’e Silah ambargsuna devam kararı alındı

Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin, Çin’e yönelik silah ambargosunu kaldırmak konusunda görüş birliğine varamadıkları bildirildi. Almanya Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, Lüksemburg’daki dışişleri bakanları toplantısının bitiminde gazetecilere yaptığı açıklamada, Çin’e yönelik 15 yıldır sürdürülen ambargonun kaldırılması konusunda görüş birliğine varılamadığını söyledi. Konu üzerinde çalışmaya devam edileceğini belirten Fischer, ambargonun sürdürülmesini isteyen ABD ile görüşmelere başlamayı planladığını da belirtti. Diplomatik kaynaklar, ambargonun en az 2006’ya kadar yürürlükte kalacağını tahmin ediyor.                  

Sansürcü Çin, Papa’yı da sansürledi

Halkın bilgi almasını engelleyerek, Dış dünya ile olan irtibatlarını koparmaya çalışan Çin Hükümeti İnternet üzerinde ki baskıcı ve sansür uygulamasını devam ettiriyor.

Çin'de, Papa II. Jean Paul'le ilgili olarak internet üzerinde dile getirilen yorumlar, övgü ve dualar engellendi.Ülkede yaygın "Sina.com" ve "Sohu.com" gibi internet sitelerinin sohbet bölümlerinde,  Papa seçildiği gün Papa'yla ilgili olarak yapılan yorumlar sıkça yer alırken, ertesi günlerde herhangi bir yorum yayımlanmadı. Sohu.com'dan bir yetkili, Papa'yla ilgili yorumlara sansür uyguladıklarını itiraf etti.

 Brüksel’de Türk Bayrağı yaktılar

SÖZDE soykırımın tanınmasını isteyen 500 kadar Ermeni, Brüksel’deki Türkiye Büyükelçiliği önünde Türkiye aleyhtarı sloganlar atıp bayrak yaktı. BRÜKSEL’DEKİ Türkiye Büyükelçiliği önünde gösteri düzenleyen Ermeniler, Türk Bayrağı yaktı. Sözde soykırımın yıldönümü gerekçesiyle düzenlenen ve yoğun güvenlik önlemleri çerçevesinde gerçekleşen gösteriye 500 kadar kişi katıldı. Türkiye ve Türkiye’nin AB’ye katılımı aleyhinde sloganlar atan ve sözde soykırımın tanınmasını isteyen göstericilerin arasından bir grup, Türk Bayrağı’nı yakarak çeşitli kışkırtıcı hareketlerde bulundu. Ermeniler de, Yunanistan, İngiltere, Hollanda, İsrail, İran, Gürcistan ve Rusya’da da çeşitli şehirlerde Türkiye aleyhine gösteriler düzenledi. İran’ın Başkenti Tahran’da düzenlenen gösteri sırasında Ermeniler’in, Humeyni ve İran Cumhurbaşkanı Hatemi’nin posterlerini taşıması dikkat çekti.

Denktaş veda etti

 KKTC'nin yeni Cumhurbaşkanı Talat, yemin ederek görevini Denktaş'tan devraldı.

KKTC'nin kurulduğu 15 Kasım 1983'ten beri cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Rauf Denktaş, görevini Cumhuriyetçi Türk Partisi (CTP) lideri Mehmet Ali Talat'a teslim etti.

Denktaş görevi Talat'a devrederken, "Tarihi bir gün yaşıyoruz" diyen Denktaş, "Halk sizi Rumların 2005'i EOKA yılı ilan ettiği bir dönemde seçti. Bu açıdan şanslısınız ki halkımız, yeni bir değerlendirme yapacak duruma gelmiştir" ifadelerini kullandı. Denktaş, Rum lideri Tasos Papadopulos'a da "Seni barış yolunda Talat ile el ele görürsek memnun oluruz" diye seslendi. Denktaş'a teşekkür eden Talat ise omuzlarına büyük sorumluluk yüklendiğini belirterek "Kıbrıslı Türkler tarihin esiri olmak yerine yeni bir tarih yaratıcısı olmaya karar vermiştir" dedi. Rum halkına barış, dostluk ve kardeşlik eli uzattıklarını vurgulayan Talat, "Kaptanlarının yanlışları nedeniyle fırtınaya tutulan Rum toplumunu, dev dalgaların yutması için terk etmeyeceğiz" ifadelerini kullandı. Kıbrıslı Türkleri tecrit altında yaşatmanın adaletle bağdaşmayacağına da dikkat çeken Talat, artık bu konuda vaatlerin yetmeyeceğinin altını çizdi.

Soykırım iddialarını reddeden Türkler Ermeni Büyükelçiliğine yürüdü 

ABD'de yaşayan Türkler, Beyaz Saray önünde gösteri düzenleyerek Ermeni Büyükelçiliği'ne yürüdü. Ermenileri protesto eden Türkler'in gösterisi olaysız bir şekilde sona erdi.

ABD'nin çeşitli kentlerinden gelerek başkent Washington'da buluşan yaklaşık 300 kadar Türk gösterici, Ermeni soykırımı iddialarının asılsız olduğunu vurguladı.

Türk göstericiler Türk ve Azeri bayrakları taşıdı. Zaman zaman Türkiye lehinde sloganlar ve alkışlarla bölünen protestolar sırasında bir Ermeni asıllı vatandaşın olay çıkarma çabaları polis tarafından engellendi.

Beyaz Saray önündeki gösterinin ardından protestocular Ermenistan Büyükelçiliği'nin önüne yürüdü. Elçiliğin kapısına siyah çelenk bırakan Türkler, buradaki bazı Ermeni asıllı şahısların tahrikine kapılmadan olaysız bir şekilde dağıldı.

Öte yandan, ABD Başkanı George W. Bush da sözde Ermeni soykırımının anıldığı 24 Nisan dolayısıyla yayınladığı mesajında Ermeni lobisinin tüm baskılarına rağmen soykırım sözcüğünü kullanmadı. Bush, Türkiye ve Ermenistan'da tarihi olayların dürüst ve hassas bir şekilde araştırılmasına çalışan bireyleri de takdir ettiğini söyledi.

 Türkmenlere iki Bakanlık

Bazı görevler belirsizliğini koruyor IRAK’TA 50 yıl aradan sonra düzenlenen çok partili seçimlerde ortaya çıkan meclis, aylar süren pazarlıkların ardından yeni hükümeti onayladı. İbrahim Caferi’nin listesinde, Şii ittifaktan seçilen 2 Türkmen de bakan oldu. İmar ve İskan Bakanlığı’na getirilen Cesim Muhammed Cafer ile Belediye ve Genel İşler Bakanlığı’na getirilen Nesrin Mustafa Bervari, Türkmen bakanlar olarak yeni kabinede görev aldı. Bakanlar Kurulu’nda 17 Şii Arap, 8 Kürt, 6 Sünni Arap ve 1 Hıristiyan bulunuyor.

 Türk Dışişleri, geçici Irak Hükümeti’ni bir açıklama ile kutladı. Avrupa Birliği de bir kutlama mesajı yayınlayarak Başbakan Caferi ile bir an önce görüşmek istediklerini bildirdi.

 Kabinede 36 kişi yer alıyor. Bunların 32'si bakan, 4'ü de bakan yardımcısı. Kabinede tartışma yaratan Petrol, Elektrik ve Savunma Bakanlıkları vekaleten atanarak sorun şimdilik çözüldü.

 Açıklanan yeni kabinede İbrahim El Caferi aynı zamanda Savunma Bakanlığı'nı vekaleten üstlenecek. Kabinede yedi kadın ve Şii ittifaktan seçilen iki Türkmen de bakan oldu.

İmar ve İskan Bakanlığı'na getirilen Cesim Muhammed Cafer ile Belediye ve Genel İşler Bakanlığı'na getirilen Nesrin Mustafa Bervari, Türkmen bakanlar olarak yeni kabinede görev aldı.

 Kosova’da Türkçe’de resmî dil oluyor 

Kosova Demokratik Türk Partisi (KDTP) Genel Başkanı ve beraberindeki heyeti kabul eden Kosova Başbakanı Bajram Kosumi, diğer azınlıkların olduğu gibi Kosovalı Türkler'in de karşılaştıkları sorunlara, ortaklaşa çözüm bulunacağını belirtti.

Siyasi partiler arasındaki iş birliği çerçevesinde yapılan görüşmede, Kosova'da Türkçe'nin resmileştirilmesine de destek veren Başbakan Kosumi, bu konuda gerekenin yapılacağını vurguladı.

Dillerin resmi kullanımına ilişkin yasanın henüz meclise gelmemesine rağmen, Kosova'da Türkçe'nin resmileşmesi yönünde ciddi adımlar atmakta hazır olduklarını kaydeden Başbakan Bajram Kosumi, "Tüm azınlıklara, yaşadıkları belediyelerde kurumların kapıları ardına kadar açık olmalı ve azınlıklar bu kurumlarla kendi ana dillerinde irtibat kurmalıdır. Sözgelimi Prizren'de Belediye binasında Türkçe yazan levha olmalı, bu belediyede yaşayan Türkler, kimlik belgelerini Türk dilinde almalı. Bu sayede Türkler, tüm diğer vatandaşlarla birlikte eşit olmalı ve kendilerini, toplum ile bütünleşmiş eşit bir fert olarak hissetmeliler" dedi.

 AP Genel Sekreteri: Ahıska Türkleri’nin Gürcistan’a dönüş süreci 2016’ya kadar tamamlanmalı

 Tiflis'e iki günlük resmi bir ziyaret için gelen Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Terry Davis, Gürcistan Başbakanı Zurab Noğaydeli ile görüştü. Görüşmede, Gürcistan'ın 1999 yılında Avrupa Konseyi'ne girmesinin ardından üzerine aldığı yükümlülüklere ilişkin konular değerlendirildi. Konsey'in Gürcistan yönetiminden bir diğer önemli talebi de, Ahıska Türkler'i meselesiyle ilgili. 1944 yılında, Sovyet diktatörü Stalin'in emriyle Gürcistan topraklarından Orta Asya'ya sürülen Ahıska Türkleri'nin anavatanlarına dönüş hakkının bulunduğunu kaydeden Terry Davis, "Gürcistan Hükümeti, Ahıska Türkleri'nin geri dönüş hakkını tanımakta ve evlerine geri dönüşleri için hazırlık yapmaktadır"dedi. Davis, Gürcistan'ın Ahıska Türkleri'ni geri döndürülmesinin önümüzdeki 11 yıl içerisinde gerçekleşmesi gerektiğini de kaydederek, "Gürcistan yönetimini, Stalin'in yaptıklarından sorumlu tutamayız" dedi.

 Tatar Akademsiyenler Türkiye’de

 ‘Altın Ordu Devleti ve Varisleri" sempozyumuna katılmak üzere İstanbul'da gelen Tataristan Akade-misyen Heyeti Küçükçekmece Belediye Başkanı Aziz Yeniay'ı  ziyaret ett. Yeniay, her iki toplumun geçmişleri itibariyle benzerlikler taşıdığını belir-terek, "Ortaasya'dan gelmiş olmamız münasebetiyle, Türkler ile Tatarlar arasında bir çok ortak yön var. Bu duru-mda, ortak yanlarımızı gelecek nesillere aktarmak için bizlere ve şu an aramızda bulunan tarihçilere ve sosyologlara çok önemli görevler düşmektedir" dedi.

 

 

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye