|
DOĞU TÜRKİSTAN’IN İŞGALİNE GÖZ YUMAN DÜNYA
DEVLETLERİ
YARIM ASIR SONRA YİNE AYNI YERDE DURUYOR
(Doğu Türkistan'ın 55. İşgal
Yıldönümü Dolayısıyla)

Doğu
Türkistan’ın Çinlilerce işgal edilişinin yıldönümleri ile ilgili olarak
yazılan yazılardan kim bilir bu kaçıncısıdır. Ne yazık ki; her yıl bu
günlerde insanoğlunun yaşayabileceği hüzünlerin en şiddetlisini yaşamaya
devam ediyor, her yazdığımız yazının sonunda da gelecek yılların Doğu
Türkistan’ın ve bütün işgal altındaki ülkelerin kurtuluşuna vesile olması
temennisinde bulunuyoruz.
Fakat; ne kadar hazindir ki
temennilerimiz devam ederken dünyada işgal edilen ülke sayısına yenileri
eklenmektedir. Bunun sebebi elbette ki insanların giderek duyarsızlaşması ve
buna bağlı olarak ta dünyadaki emperyalistlerin güç kazanmasıdır. Bu rezil
ve insanlık adına utanç verici gidişata kim ya da hangi dünya ülkeleri karşı
çıkabilir bilinmez.
Çin milletinin en büyük
özelliklerinden biri, kendi ecdadına ve geçmişine küfretmek yerine
atalarının ikaz, vasiyet ve tavsiyelerine sıkı sıkıya sahip çıkmalarıdır.
Doğu Türkistan’ın da işgali işte bu vasiyetlerin bir sonucudur. Çinlilerin
önde gelen tarihçilerinden biri olan Cang Fu Zi daha 17. yüz yılda Doğu
Türkistan ve Doğu Türkistan Türkleri hakkında şunları yazmaktadır;
“Barbarların ülkesini fethetmek haksızlık değildir. Barbarların katledilmesi
insanlık dışı bir tutum kabul edilmez, barbarların aldatılması namussuzluk
olarak telakki edilemez.” Aslına bakılırsa Çinlilerin Doğu Türkistan’ı
istilâ etme planları çok daha eskilere dayanmaktadır. Doğu Türkistan’ın
jeopolitik ve jeostratejik bir konuma sahip olması ve Çinin batıya açılma
yolu üzerinde önemli bir konumda bulunması Çin hanedanlarının her zaman
iştahını kabartmıştır. Yıllar yılı Çinlilerle Türkler arasında devam eden
savaşların temelinde de Çinlilerin aralıklarla devam eden saldırıları
yatmaktadır.
1760’ların başında birinci
Mançur Çin istilâsına maruz kalan Doğu Türkistan 1863 yılında Bedevlet
Yakuphan önderliğinde kurulan ve o yıllardaki Osmanlı Devletine biat ederek
bağlılık bildirdiği “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” ile tekrar bağımsız
olmuştur. 14 yıl süre ile devam eden ve Rusya ile İngiltere tarafından
resmen tanınan bu devlet 1878’deki ikinci Mançur Çin istilâsı ile sona
ermiştir. Bu dönemde Batı Türkistan’a bir hayli Doğu Türkistanlı göç etmek
mecburiyetinde kalmışlar ve bu gün Kazakistan ve Kırgızistan başta olmak
üzere Batı Türkistan’da Kazak, Kırgız, Özbek vs. olarak kayıtlı bulunan
yaklaşık 4 milyona yakın Doğu Türkistan asıllı halk bulunmaktadır.
Daha sonra Çin’de 1911
yılında Cumhuriyet ilân edilmesi ile bir nebze serbestlik elde eden Doğu
Türkistan ileri gelenleri yurt dışına özellikle de Türkiye’ye öğrenciler
göndererek insan yetiştirmişlerdir. Bu yetişen şahsiyetlerden biride Dr.
Mesut Sabri Baykozu’dur. 1914’ de Doğu Türkistan’a, Ahmet Kemal İlkul İsmail
Hakkı Bey ve Mustafa Kentli gibi şahsiyetler de gelerek eğitim ve öğretim
alanında faaliyetler göstermiş olduklarından, yetişen öğrenciler yurt
sathında bir millî uyanışın temellerini atmışlardır. Tarihler 1930’lu
yılları gösterirken, Doğu Türkistanlılarda millî kurtuluş fikri daha da güç
kazanarak Mehmet Emin Buğra ve kardeşleri başta olmak üzere başlatilân Millî
ayaklanmalar sonucunda 12 Kasım 1933 ‘de “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”
kurulmuştur. Fazla uzun ömürlü olamayan bu devlet Rus ve Çin işbirliği ile
yıkılmış, ardından da 1944 yılında Doğu Türkistan Cumhuriyeti kurulmuştur.
Bu devletinde yıkılışından sonra 1947 yılında İsa Yusuf Alptekin Beyin Genel
Sekreterliğini yaptığı mahallî Doğu Türkistan hükûmeti ilân edilmişse de bu
hükûmet de uzun ömürlü olamamış, Mao önderliğindeki Kızıl Ordu Birlikleri 13
Ekim 1949 tarihinde Doğu Türkistan’ı bütün dünyanın gözleri önünde işgal
etmişlerdir…
Doğu Türkistan’ın işgaline
bundan 55 yıl önce göz yuman sözde modern dünya ne yazık ki; günümüzde de
başka ülkelerin işgaline çanak tutarak yarım asırda modernlik ve insan
haklarına saygı konularında bir adım dahi ileri gidemediğini bir defa daha
gözler önüne sermiştir…
Çinlilerin tarihten gelen
Türk düşmanlığının bir tezahürü olan Doğu Türkistan’ın işgal edilmesi
hadisesi (13 Ekim 1949) Türk Milleti için son derece elem verici bir olay
olması gerekirken ne yazık ki; o yıllarda Türkiye’de iktidarda bulunanlar
için sıradan bir vaka olarak algılanılmış ve hiçbir siyasî tepki ortaya
konulmamıştır. Türk milletinin karşılaştığı ve karşılaşabileceği tehlikelere
karşı duyarlı ve uyanık olunması gerektiği konusunda ikazlarda bulunanlar
ise “Turancılık” ve “Irkçılık” yapmak suçlamaları ile zindanlara atılmış,
sürgünlere gönderilmişlerdir. Oysa ki; dünyada giderek çığ gibi büyüyen
“Türk düşmanlığı” günümüzde de çehre değiştirerek ve sinsice Türk milletine
yönelik düşmanlıklarını sergilemeye devam etmektedir.
Şunun çok iyi bilinmesi
gerekir ki; her milletin içinde olabileceği gibi “Millîyet” kavramını fazla
önemsemeyenler Türkiye’de de mevcut olduğundan, sözde “Dünya Vatandaşlığı”
sevdası uğruna taviz üstüne tavizler verilerek Türk milletini felç etmeye ve
yatalak durumuna düşürmeye çalışanlara çanak tutulmaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti devleti,
13 Ekim 1949’da Doğu Türkistan’ın işgaline ses çıkartmamakla Orta Asya
bölgesinde bulunan ve çok stratejik bir konumda olan bir ileri karakolunu
kaybetmiştir. Daha sonraki yıllarda da bu yanlışının ve duyarsızlığının
farkına varamamış olacak ki; Çin ile sözde ticaret uğruna Doğu
Türkistanlılar tamamen yüz üstü bırakılmışlardır…
Doğu Türkistan’ı işgal eden
Çinliler Müslüman Türk milletinden intikam almak istercesine yaptıkları
toplu katliamlar sonucunda milyonlarca insanı öldürmüş, günümüzde de geriye
kalanları bir an önce asimile ederek tamamen yok etmek için gizli ve aleni
bir soykırım politikası yürütmektedir.
“Ningzing veygo bugi canu”
şeklindeki bir Çin atasözünde, “Uzaktaki insanlara taviz versem de kendi
idarem altındaki kölelerime hiçbir hak vermem” diyen Kızıl Çin hükûmeti;
evrensel insan hakları bildirgesinde yer alan bütün maddeleri çiğneyerek tam
anlamı ile vahşice uygulamalar yapmaktadırlar.
“Sincan Ci-bao” yani “Doğu
Türkistan Günlüğü” adlı gazetede; “Çin Halk Cumhuriyetinde genel nüfusun %
94’ ünü Çinliler teşkil ederler. Biz Çin’deki milletlerin kaynaştırılmasını
istiyoruz. Bunu sağlayabilmek için bir milleti esas almak gerek. Bu millet
de Çin milletidir. Azınlık milletlerle Çinliler arasındaki evlenmeleri
hızlandırmak gerek. Çinliler ile Azınlık milletlerin kaynaştırılmasında Çin
dili temel edinilmelidir. Çin’deki milliyetlerin kaynaştırılmasına karşı
çıkmak sosyalizm ve komünizmin sağlam temeller üzerine oturtulmasına karşı
çıkmak demektir.”
55 yıldır devam eden bu
tedrici asimilasyon politikası karşısında tamamen yok olmamak ve tarih
sahnesinden silinmemek için mücadele etmek gerektiğine inanan Doğu
Türkistanlılar Çin hükûmetinin insanlık dışı uygulamalarına karşı, mevcut
rejim siyasî mücadeleye kesinlikle izin vermediğinden ülke genelinde
örgütlenme yolunu seçmişler ve yer, yer de silahlı mücadele cihetine
gitmektedirler. Bazı zamanlarda Çin bayrakları indirilerek yerine Doğu
Türkistan bayrakları asılmakta, işgalci Çin idaresine karşı, tutuklanarak
zindanlara atılmak pahasına protesto eylemleri düzenlemektedirler. Tabii
olarak ta Çin’den vagonlarla getirilerek Doğu Türkistan’ın en verimli
bölgelerine yerleştirilen Çinli göçmenlere karşı bir “Millî Duruş”
sergilemektedirler. Dolayısıyla da Çinli göçmenler Pekin merkezi hükûmetine
dilekçelerle başvurarak Çin hükûmetinin Doğu Türkistanlılara yönelik olumsuz
tutumlarının kendilerini hedef haline getirdiğini ve çok kanlı çatışmaların
söz konusu olabileceğini bildirmektedirler.
Görünen o ki; Doğu
Türkistan’ın işgal edilişinin üzerinden 55 yıl geçmesi ne rağmen, Doğu
Türkistanlıların kalplerindeki bağımsızlık ateşi her geçen gün büyüyerek
patlamaya hazır bir yanar dağa dönüşmek üzeredir…
İstiklâl Gazetesi
|