|
DOĞU TÜRKİSTAN
ÖZGÜRLÜK
MÜCADELESİNİN YILMAZ KAHRAMANI
RABİYE KADİR ÖZGÜRLÜĞÜNE KAVUŞTU
Doğu Türkistanlı iş kadını Rabiye Kadir 1999 yılında Ürümçi hava
alanından Taşkent'e doğru yola çıkacağı sırada Çin Gizli Servis
elemanlarınca pasaportuna el konularak ve insanlık onurunu zedeleyecek
tarzda muamelelere tabi tutularak gözaltına alınmış ve tamamen insan
haklarına aykırı bir biçimde tutuklandıktan sonra 8 yıl süre ile hapse
atılmıştı.
Rabiye Kadir'in tutuklanmasının ardından Amerikan House Of
Representatives 24 Temmuz tarihinde çıkardığı bir kararname ile Rabiye
Kadir'in serbest bırakılması yolunda ciddî çalışmalar başlatmış
bulunuyordu. Ayrıca 2004'ün Eylül ayında her yıl dünyadaki bir insan
hakları savunucusuna ödül veren Norveç'te, hapiste bulunan Rabiye
Kadir'e Rafto Ödülü verilmişti.
Rabiye Kadir'e işgalci Çin hükûmeti tarafından isnat edilen suçlamalar
ancak despot Çin yönetimine özgü denilebilecek suçlamalardı. Bu
suçlamaların başlıcaları arasında; Doğu Türkistan'ın Feyzabad bölgesinde
meydana gelen deprem sonrası bölgeye 10 kamyon yardım malzemesi
göndererek, devleti küçük düşürmek ve halkı devlete karşı kışkırtmak,(!)
4 Şubat Gulca direnişi sonrası çıkan çatışmalarda çocukları ölen ve
yaralanan ailelere para ve erzak yardımı yaparak, ayrılıkçı güçlere
destek vermek,(!) ABD'de Ticarî şirket kuran eşi Prof. Sıdıkhaci
Rozi'nin yedi aydır ABD'den Çin’e dönmeyerek siyasî faaliyetlerde
bulunması,(!) Çin'den yabancı ülkelere bilgi sızdırmak (!)gibi
karalamalar bulunuyordu.
Tutuklandığı günlerden beri Amerika Birleşik Devletleri ve Dünya İnsan
Hakları Örgütleri Rabiye Kadir' in serbest bırakılması için Çin
hükûmetine siyasî anlamda yoğun baskılarını devam ettirmekteydiler.
Rabiye Kadir ile ilgili olarak dünya basınında sıkça haberler yapılması
işgalci Çin yönetimi üzerinde etkisini göstermiş olmalı ki; Doğu
Türkistanlıların Çin hapishanelerinden bir an evvel kurtulmasını dört
gözle bekledikleri özgürlük timsali Rabiye Kadir ABD'nin yeni Dışişleri
Bakanı’nın programına aldığı Asya gezisi öncesinde Çin hükûmeti
tarafından nihayet serbest bırakıldı.
Rabiye Kadir'in içine düştüğü vahim vaziyet esnasında en fazla destek
vermesi gereken Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri, Türk medyası ve sivil
örgütleri cenahında tabir yerindeyse yaprak kıpırdamadı. Bu konuda yazı
yazan birkaç gazetecinin de hakkını teslim etmek elbette ki
görevimizdir. Oysa ki; İleri derecede bir Türk milliyetçisi de olan
Rabiye Kadir Prof. Dr. Timur Kocaoğlu ile yılar önceki bir görüşmesi
esnasında her Doğu Türkistanlı gibi Türkiye Cumhuriyeti Devleti hakkında
şunları söylüyordu: "Türkiye biz Doğu Türkistan Türklerinin manevî haz
ve gurur aldığı kardeş bir ülkedir. Biz burada kendi haklarımızı
savunmak için mücadele verirken, arkamızda hep Türkiye'nin sıcaklığını
iliklerimizde hissediyoruz! Türkiye bizi pek tanımasa da, bize müthiş
bir dayanak oluyor!"
Rabiye Kadir, yıllar içerisinde Çin hükûmeti’nin bütün baskılarına,
yıldırma operasyonlarına ve defalarca hapse girip çıkmasına rağmen hak
bildiği özgürlük yolundan hiçbir zaman ayrılmamıştı. Hayatını Doğu
Türkistan'ın kurtuluşuna adamış olan Rabiye Kadir her şeyden önce müşfik
ve yiğit bir Uygur anasıdır. Rabiye Kadir'in, yıllar boyunca başına
gelmeyen kalmamış, Çin hapishanelerine defalarca girip çıkmıştı.
İddialara göre, Özgürlük Savaşçısı Rabiye Kadir Çinli'lerin elinde çok
şiddetli işkenceler görmüştü. Hatta hapiste iken her gün alması gereken
zarurî kalp ilâçları dahî Çinli’lerce verilmeyerek hayatı tehlikeye
sokulmuştur. Bütün yaşadıklarına rağmen azimle doğrularından taviz
vermeyen Rabiye Kadir şu anda Amerika'da kendisine uzatılan mikrofonlara
yeniden özgürlüğüne kavuşması ile ilgili duygularını şöyle ifade ediyor:
" Bundan sonra artık özgürüm. İstediğim kişilerle konuşabilir, istediğim
kişiyi görebilir, sokaklarda özgür adımlarla dolaşabilirim.
Akrabalarımla kucaklaşabilirim, Çocuklarımı öpebilirim. Kendi halkıma
gülümseyebilirim. Şimdi halkım, bütün Uygur milleti için çalışabilirim.
Halkımı yüksek sesle selâmlayabilirim. Hayatımın geri kalan kısmında
kendi tarihimi yaratabilirim. Amerika hükûmetine ve halkıma benim
özgürlüğümü sağladıkları için teşekkür ederim. Milletimin Özgürlüğü için
bütün gücümle çalışmaya devam edeceğim…"
Son elli yıl zarfında bir birinin ardı sıra kaybettiğimiz ve her biri
Türk dünyasının yerleri asla doldurulamayacak mümtaz şahsiyetlerinden
olan Doğu Türkistan önderlerinin, Doğu Türkistan'ın haklı özgürlük
mücadelesi için ne kadar önemli şahsiyetler oldukları, kaybedildikten
sonra çok ciddî bir biçimde anlaşılmıştır…
Bu sebeple, biz Doğu Türkistan halkı için çok önemli millî
değerlerimizden biri olan Rabiye Kadir'in Çin zindanlarında Çinli
cellatlarca yok edilemeden özgürlüğüne kavuşmuş olması oldukça
sevindirici bir hadisedir.
Bütün Türk dünyasının ve Doğu Türkistan halkının gözleri aydın olsun…
Özgürlük
timsali Rabiya Kadir serbest bırakıldı
Pekin hükûmeti, Amerika Dışişleri Bakanı
Condoleezza Rice’in Çin’e yapacağı ziyaretten önce, tutuklu Uygur kadın
hakları savunucusu ve özel şirket sahibi Rabiya Kadir’i serbest bıraktı.
Bayan Kadir, 1999 yılında, devlet güvenliğini tehlikeye düşürdüğü
gerekçesiyle hapse atılmıştı.
Sağlık nedenleriyle serbest bırakılan Rabiya Kadir, Chicago’ya geldi, ve
Özgür Asya Radyosu (RFA)’ya “Bugünden itibaren özgürüm” dedi.
Amerikan hükûmetiyle Uluslararası Af Örgütü, Müslüman Uygur kadın
hakları savunucusu Rabiya Kadir’in serbest bırakılmasından duyduğu
memnuniyeti dile getirdi.
Rabiya Kadir 1996'da kocasıyla birlikte Amerika’ya yerleşmiş ama daha
sonra Doğu Türkistan’a geri dönmüştü. 1997'de Çinli yetkililer Rabiya
Kadir'i izlemeye aldı ve pasaportuna el koydu. Gerekçesi ise, Rabiya
Kadir'in kocasının “ülke dışında devleti yıkıcı ve ayrılıkçı
faaliyetlere karışmış” olmasıydı.
Rabiya Kadir Ağustos 1999'da, o sırada Çin'i ziyaret etmekte olan
Amerikan Kongre Araştırmaları Heyeti’nin bir temsilcisi ile buluşmaya
giderken gözaltına alındı. Urümçi Kadin Cezaevine konulan Kadir’in
ailesine tutukluluğunun ilk 15 ayı boyunca kendisini ziyaret izni
verilmedi.
57 yaşında ve on bir çocuk annesi olan Rabiya Kadir, 2000 tarihinde
yapılan gizli bir celsede, "yabancılara gizli bilgi aktarmak" suçundan
sekiz yıl hapis cezasına çarptırıldı. Yargılama sırasında Rabiya Kadir'e
ve avukatına savunma yapmak üzere konuşma izni verilmedi. Rabiya
Kadir’in aktardığı iddia edilen gizli bilgiler ise, 1996 yılından bu
yana Amerika'da yaşayan eski siyasî tutuklu kocasına gönderdiği Kaşgar
ve Sincan Hukuk Haberleri gibi gazete ve dergilerdi.
Rabiya Kadir yıllardır ayrı olduğu eşine kavuşmak için Pekin’den uçakla
Amerika’ya geldi. Yetkililer, Rabiya Kadir’in sağlık nedenleriyle erken
tahliye edildiğini bildirdiler.
Merkezi Hong Kong’da bulunan Çin İnsan Hakları Derneği’nin Başkanı
Nikolas Bekemin, Çin hükûmetinin, önemli yabancı ziyaretçiler öncesi
siyasî tutukluları serbest bırakma politikasının yeni olmadığını
söylüyor.
Bekemin Çin’de binlerce siyasî tutuklu bulunduğunu söylüyor ve hükûmetin
yabancı ziyaretler öncesi adı ünlü birkaç tutukluyu serbest bırakmasını
trajedi olarak niteliyor.
Pekin hükûmetinin, Uygurların bağımsızlık hareketini ezmek için Doğu
Türkistan’da baskıcı bir politika izledikleri biliniyor. Uluslararası Af
örgütüne göre, Çin'in bölgedeki baskı politikaları şiddet eylemleri ya
da "terörizm" ile mücadeleyle izah edilemez. Örgüt, bölgede sırf ifade,
toplantı ve dernek kurma özgürlüklerinin ya da öteki hakların barışçıl
kullanımına ilişkin eylemlere katılmaktan dolayı gözaltına alınanların
tam sayısını belirlemenin imkânsız olduğu görüşünde.
Uluslararası Af örgütü, bu kişilerinin çoğunun suçlanmadan ya da
mahkemeye çıkarılmadan "yeniden eğitim çalışma" kamplarında ya da
öteki gözaltı merkezlerinde tutulduğuna inanıyor.
Çin Hükümeti,
Türkçe yer isimlerini değiştiriyor
Çin hükümeti Doğu Türkistan’da ki Türk izlerini
yok etmek için yapmadığını bırakmıyor.
Son olarak da Kaşgar’da ki Uygurca olan mahalle isimlerini Çince olarak
değiştirdi. Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde zaten 12 si Çince 5'i
Uygurca olan sokak isimlerinden beşini de değiştiren Çin,bunlardan
Kaşgar da 4. Ortaokulu ile tren istasyonu arasındaki yolun adını
Taianşan Şark Yolu olarak koydu.
Değiştirilen isimlerden bazıları; Muztağ Yolu, Arslanhan Yolu, İparhan
Sokağı, Tarım Yolu.
Yıllardır asimilasyon politikası Uygulayan Çin hükümeti, Doğu
Türkistan’da ki bir çok yerleşim alanı, dağ, göl gibi yerlerin
isimlerini Çince olarak değiştirmiş ve tüm dünyaya böyle tanıtma
gayretine girmişti.
Bir kaç ay öncede Çin hükümetinin Doğu Türkistan tarihini yeniden yazma
girişimi, işgal ettiği ve Türklerin ana yurdu olan Doğu Türkistan’da ki
Türk izlerini yok etme çalışmalarında bir aşama olarak
değerlendiriliyor.
Gulca’ da ki
Sel Felaketi Büyük Zarara Yol Açtı
11 Mart 2005 tarihinden itibaren aralıksız
yağan yağmur Gulca bölgesindeki sel felaketlerine neden oldu.
Gulca’ya bağlı 6 nahiyeye yağan kar’ı eriten yağışlar sel felaketinin
ortaya çıkmasına sebep oldu.
Can kaybı veya yaralanma ile ilgili haberler yok ise de, halkın ev ve
eşyaların gelen zararın epey fazla olduğu ifade edildi. Mart ayının
ortalarından itibaren özellikle Doğu Türkistan’ın kuzey kesimlerindeki
karların erimeye başlamasıyla İli, Künes, Korgas, Nilka, Tokkuztara,
Tekes ve Çapçal başta olmak üzere birçok bölgelerinde kar ve buz
karışımı seller meydana geldi. Bu seller en az 110 ailenin evsiz
kalmasına, 7500 hektar ekili alanların zarar görmesine, 100 civarında
köprünün yıkılmasına hayvan telefatına ve henüz rakam verilmeyen can
kayıplarına sebep oldu. Bu afetler sebebiyle bölgedeki birçok okulda
derslere ara verilmek zorunda kaldığı alınan bilgiler arasında.
Kültür ve Turizm Derneği’nden
Nevruz ve Şiir Günü açıklaması
Kayseri Kültür ve Turizm Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İnş. Müh.
Âlim Gerçel, Nevruz Bayramı ve Dünya Şiir Günü nedeniyle bir açıklama
yaptı.
Gerçel açıklamasında şu görüşlere yer verdi:
“Türk Milleti yeni tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya gelmiş
bulunuyor. Bir yanda AB'nin Türk millî varlığını yok etmeye yönelik
dayatmaları, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni altın tabak içinde Rumlara
sunma gayretkeşliği, bir yanda Musul-Kerkük'ten Doğu ve Güney Doğu
Anadolu'muza uzanan yeni fitne ve fesat tezgâhları Türk Milletini
kuşatmıştır.
Türk Dünyasının Geleneksel Bayramı olan NEVRUZ Ülkemiz genelinde fitne,
fesat adaklarının destekleri ile başka mecralara çekilmek istenmektedir.
Nevruz Bayramlarımızı bahane ederek Ülke genelinde terör
estirilmektedir. Türk Bayrağı parçalanmakta ve çiğnenmektedir. Türk
Milletine daha büyük görev ve sorumluluklar düşüyor. Bu oyunları bozmak
ve Türk Milletini yeni bir şahlanışa sevk etmek için el ve gönül birliği
kaçınılmazdır,
Unutmayalım! Bugün uygar milletler arasında hâlâ esaret içinde olan
sadece Türk Milleti, Doğu Türkistan'da, Çin zulmüne son vermek, Rusya
Federasyonunun kontrolünden çıkamamış Türk boy ve topluluklarının içinde
bulundukları durumdan kurtarmak en önemli millî davalarımızdan biri
olarak önümüzde duruyor. Kayseri Kültür ve Turizm Derneği olarak "NEVRUZ
BAYRAMINI" ve 21 MART DÜNYA ŞİİR GÜNÜNÜ kutluyor, Türk Milletinin
yeniden dirilişine vesile olmasını diliyoruz.”
Doğu Türkistan’ın Kukla Bölge Sorumlusu
İsmail Tilivaldi
Amerikalı
Ziyaretçilere yalan söyledi
Doğu Türkistan'da ki kukla yönetici İsmail Tilivaldi, 25 Mart 2005
tarihinde Doğu Türkistan'ı ziyaret etmek için gelen Amerikan
Parlamentosu Vekil Yardımcıları Birliği Üyeleri ile görüştü.
Amerikalıların, Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın siyasî, iktisadî,
dış ticaret, taşra yönetimi, petrol ve doğal gaz zenginlikleri,
milletler meselesi, din ve toplum kalkınması gibi durumları hakkında
bilgi edinmek ve gözlemler yapmak üzere geldiği ifade edilirken, işgalci
Çin hükûmetinin kukla temsilcisi İsmail Tilivaldi Amerikalı heyetle
görüşmesi esnasında umulan ve bilinen Çin usulü çarpıtma beyanlarda
bulundu.
Tilivaldi, sözde kendi sorumluluğunda bulunan Doğu Türkistan'daki durum
hakkında şöyle dedi; (Tilivaldi, Doğu Türkistan için Çinli patronlarının
ağzı ile "Sinkiang Otonom Bölgesi" ifadesini kullanmaktadır.) "Şu anda
bu bölge de devletimiz iktisadî, içtimaî ve kalkınma konularında
milletlerin birlik ve beraberliğini, toplumsal barışı ve gerçek
dayanışmayı tesis etmiş olup, halkların birlikte kalkınmalarının yolunu
da açmıştır…(!)"
Doğu Türkistan Türklerinin şu anda orta çağ şartlarında bir hayat
sürdürdükleri biliniyor. Çin hükümetinin sözünü ettiği kalkınma, bazı
devletlerin gözünü boyamak için kullanılan ifadelerin ötesine gitmiyor.
Doğu Türkistan’da içme suyundan
milyonlarca kişi hastalandı
Çin'de kırsal kesimde yaşayan 360 milyon kişinin temiz içme suyu
sıkıntısı çektiği
bildirildi.
Çin Su Kaynakları Bakan Yardımcısı Zhai Haohui, hükûmetin bu konuyu
öncelikli projeleri arasına alması ve daha çok bütçe ayırması
gerektiğini belirtti.
Zhai, China Daily gazetesinde yer alan demecinde, Çin'deki köylülerin
yaklaşık 3'te 1'ini etkileyen bu sorunun, 2020 yılı sonuna kadar tamamen
çözülmesini hedeflediklerini kaydetti.
Çin İmar Bakan Yardımcısı Çiu Baoşing (Qiu Baoshing) de Yeni Çin Haber
Ajansı Şinhua tarafından yayınlanan açıklamasında, göllerin ve su
kaynaklarının kirlenmesiyle şehirlerde yeşil alan oluşturma ve fıskiye
inşalarından dolayı ülkede ciddî su sıkıntısı yaşandığını kaydetti. Çiu,
ülkenin 100'den fazla şehrine yeterli miktarda su verilemediğini ve
bunların yarısından fazlasında durumun tehdit edici boyutlara geldiğini
söyledi.
Suları kirleten diğer unsurlar arasında, sanayî atıkları ve tarımda
kullanılan kimyasal maddeler bulunuyor.
Ocak ayında yapılan incelemeler sonucu, başlıca nehirlerin yalnızca
yüzde 47'sinin suyunun içilebileceği ve göllerin yarısının kirlendiği
ortaya çıktı.
2 MİLYON KİŞİ HASTALANDI
Su Kaynakları Bakanı Vang Şuçeng (Wang Shucheng), yüz binlerce kişinin
içme suyunda aşırı derecede flor, arsenik, sodyum sülfat veya acı tuz
bulunmasından dolayı çeşitli hastalıklara yakalandıklarına dikkat çekti.
Kırsal bölgelerde yaşayan 63 milyon kişi, içinde yüksek miktarda flor
bulunan su içmek zorunda kalıyor.
İç Moğolistan, Ningşia Hui ve Sincan Uygur Özerk Bölgesi (Doğu Türkistan
ile Şanşi(Shanxi) ve Jilin eyaletlerinde 2 milyon kişinin, içinde
arsenik miktarı yüksek olan su içmekten dolayı hastalandıkları
bildirildi.
Vefatının
2. yılında Barat Hacı’yı rahmetle anıyoruz
“Hayatım hep zulüm ve işkence içinde geçti... Ama hiç bir zaman
zulme ve işkenceye rağmen esareti, kula kulluğu kabul etmedim... Allah
ömür verirse ölene kadar da müstakillik için mücadele edeceğim... Yani
esareti asla kabul etmiyorum..” Gazi Barat Hacı
Hayatı
Adı Berat Hacım.....? 1910 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrinde
doğdu... 7- 8 yaşlarında medrese tahsili gördü... Bağımsızlık
mücadelesine katıldı... Daha sonra Rusların yardımıyla bu devlet
yıkıldı. Babası amcası başta , olmak üzere aile fertleri Çinli’lerce
alıp götürüldü ve bir daha hiç haber alınamadı...
Babasının akıbetini sormak için gittiğinde onu da hapsettiler... Dayısı
kefil olup hapisten çıkarttı...
Ama daha sonra 1937'den 1940 yıllına kadar üç sene hapis yattı... 43'lü
yıllarda tekrar ayaklanmaya katıldı... 1950 yılında Kızıl Çin Doğu
Türkistan’ı
işgal ettikten beş sene sonra 1960 yılında hapsedildi... 1985 yılına
kadar hapishanede kaldı... Çok zulüm gördü...
1985'ten 90 yılına kadar Kaşgar'a göz hapsinde tutuldu... Boynuna “Bu
Pan İslâmist,
Pan Türkist... Devlet düşmanıdır!” Yaftası yapıştırılıp, tuvalet
temizlettirildi... Sokaklar süpürttürüldü... 1993 yılanda bir yolunu
bulup, Rusya üzerinden Kazakistan'a geçti... Yol parasını oradaki
hemşerilerinden temin edip, Türkiye'ye geldi... Rahmetli İsa Yusuf
Alptekin'in de yakın dava arkadaşı olan Berat Hacım, 93 yaşında hakkın
rahmetine kavuştu...
Doğu Türkistanlı kadınların 8 Mart’ı yok
Doğu Türkistan’da, Çeçenistan’da, Afganistan’da
Irak’ta, Filistin’de ve daha dünyanın birçok ülkelerindeki sayısız
kadınlar en ağır işkencelere, zulümlere, aşağılanmalara maruz
kalmaktadırlar. Her hangi bir hayvanın leşine sarılarak gözyaşı döken,
kendilerini yerden yere atan ülkemizdeki ve dünyadaki bazı Bayan
“Panter”lerin, hemcinsleri olan kadınlar dünyanın birçok yerlerinde
hayvanlar kadar dahî değer görmezlerken, aşağılanırken ve katledilirken,
düzenledikleri “kadınlar matinesi” ve “konken partileri”nde tıksırıncaya
kadar pasta börek yiyerek zevk-sefa içerisinde ömür tüketmeleri tam
anlamı ile bir çifte standartçılık değimlidir? “Feminizm” adına aile
düzenine baş kaldırmayı ve yuva yıkmayı marifet zanneden bazı sözde
kadınlar milyonlarca hemcinslerinin yüzkarası tutum ve davranışları ile
kadınlık kutsiyetinin ayaklar altına alınması karşısında neden
sessizdirler bilinmez.
Dünyada en ağır şartlar altında ezilmekte ve hakları ihlâl edilmekte
olan kadınların Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’daki Müslüman
Türk kadınları olduğunu söylemek kesinlikle yanlış olmaz. Çünkü, 1949
yılından beri zorunlu kürtajlarla 7- 8 aylık hamile olduklarına
bakılmaksızın ölümleri pahasına bebekleri katledilmekte olan, son derece
sağlıksız ilkel şartlar altında yapılan ameliyatlardan sonra hayatlarını
kaybeden, anne olma hakları zorbalıkla ellerinden alınmakta olan, Çok
ağır çalışma şartları altında madenlerde, kanal ve baraj inşaatlarında,
taş ocaklarında günde 16 saat boyunca bir tas mısır unu çorbası
karşılığında çalıştırılanlar Doğu Türkistanlı kadınlardır.
Doğu Türkistan’dan son yıllarda gelen bazı Uygurlar’dan alınan bilgilere
bakıldığında Hastaneye her hangi bir sebeple giden Müslüman Türk
kadınlarına gizli kısırlık suikastleri yapılmakta olup, ayrıca yeni
evlenecek olan Uygur çiftlerin ellerinden belirlenen kotaların
dışında(şehirlerde 1, kırsal bölgelerde 2 ) çocuk sahibi
olmayacaklarına, bu yasağa uymadıkları takdirde komünist düzene karşı
geldikleri gerekçesi ile ağır hapis ve para cezalarına
çarptırılacaklarına dair yazılı taahhütname almaktadırlar…
Şu anda Doğu Türkistan’daki kadınların içinde bulundukları durum,
“Cennet anaların ayakları altındadır” Hadis-i Şerifini adeta yok sayan
sözde İslâm âleminin duyarsızlığı ve ilgisizliği sebebiyle her geçen gün
daha da vahim bir sürece girmektedir… Allah’(c.c.) tan dileğimiz odur
ki; elleri öpülesi ve saygıların en yücesine layık olan Müslüman Türk
kadınları hak ettikleri kadınlık haklarına en kısa zamanda yeniden
kavuşsun…
Uygur Çiftçi Sanatçılar Paris'te düzenlenen
“Uluslararası Halk
Sanatçıları
Bayramı"na katıldı
Doğu Türkistanlı çiftçiler "Dolan Mukamı Oyun
Grubu" adı ile bir Grup
kurarak,
Mart ayının sonunda Fransa'nın Paris şehrinde düzenlenen "Uluslar arası
Halk Sanatları Bayramı"na katıldı.
Uygur sanatçılar, sergiledikleri oyunlarla sahne sanatçılarını en iyi
şekilde temsil etti.
Doğu Türkistanlı Çiftçiler bu girişimleri ile yalnızca topraktan mahsul
elde etme görevinin dışında da maharetlerinin olduğunu ortaya koydu.
8 çiftçi tarafından kurulan "Dolan Mukamı Oyun Grubu" ile Uygur halkının
kültür, sanat ve edebiyat konusunda ne kadar köklü bir tarihe sahip
olduğu bir kez daha ortaya koyuldu.
Doğu Türkistan halkı, yakaladıkları en küçük fırsatları dahi en iyi bir
biçimde değerlendirerek içinde bulundukları dramatik ve son derece
sıkıntılı ortamı gerek müzik dalında, gerek Tiyatro eserlerinde, gerek
sinemada, gerek folklor oyunlarının her türünde ustaca ayrıntılarla
seyirciye ve dinleyiciye ifade edebiliyor.
Utanmadan yalan söylüyor
Çin
Halk Cumhuriyeti Ankara Büyükelçisi Song Aiguo, bir basın mensubunun
Çin'in ucuz mallarla piyasaları etkisi altına aldığı yönündeki
iddialarla ilgili sorusuna, "Çin'in ürettiği tekstil ürünlerinin
kalitesiz olduğunu görüşü doğru değil. Ucuz mallar piyasaya sürmek
suretiyle uluslararası alanda tekstil ihracatındaki payın tamamını ele
geçirme düşüncesinde değiliz. Aksine katma değeri yüksek üretimlerle
tekstil ticaretimizi artırmak istiyoruz. Ucuz mal da, pahalı ve kaliteli
mal da üretiyoruz. Bursa'da üretilen otomobillerde ucuzu da var,
pahalısı da. Ucuz arabaların kalitesiz olduğu söylenebilir mi?. Her
ürünün maliyeti farklıdır. Çeşitli fiyatlar kalitesiz anlamına gelmez.
Üstelik bizim dünya piyasalarında tek başına hakimiyet kurma gibi bir
düşüncemiz yok" şeklinde cevap verdi.
Çin malları yüzünden binlerce Türk işsiz kaldı
Türkiye'de ki bir çok sektörü istila eden ve binlerce Türk’ün işsiz
kalmasına neden olan Çin mallarının kalitesi konusunda Ankara Ticaret
Odası bir araştırma yapmış ve Çin mallarının kalitesiz olduğunu
ispatlamıştı.
Çin Malları zehir saçıyor
Ayrıca ucuz ve kalitesiz Çin mallarının yapılan laboratuvar
araştırmalarında insan sağlığına zararlı maddelerde yapıldığı da daha
önce açıklanmıştı.
Sanayicinin Çin belası sürüyor
Bursalı, yaptığı yazılı açıklamada, 1 Ocak 2005 tarihinden itibaren AB
ülkeleriyle kotasız ticarete başlayan Çin'in pazar payını katladığını
söyledi. Çin mallarının Avrupalı alıcıların deposuna Mart-Nisan
aylarında gireceğini ifade eden Bursalı, "Çin mallarının Avrupalı
alıcıların deposuna girmesinden sonra Türk mallarının satışlarında
önemli ölçüde düşüş olacak. Avrupalı alıcılar bize fiyat indirimi
baskısı yapacak. Ancak fiyatlarımız zaten bıçak sırtında. Veriler Çin'in
fiyatlarının kesin bir şekilde düştüğünü gösteriyor. Önümüzdeki aylarda
AB'nin Çin'den ithalatında patlama olacaktır. Biz bu fiyatlarına
gelemeyeceğimiz için siparişleri kayacaktır. Korkutucu olan, bizim
yıkımı o zaman görecek olmamız" diye konuştu.
Sektörle ilgili durumu Titanic'e benzeten Bursalı, "Gemi buzdağına
çarpmış. Gemiyi götüren reel sektör, işadamı, sanayici ve çalışanlar hem
gemiyi kurtarmak için büyük mücadele veriyor. Ama üstteki insanlar halen
içkilerini yudumluyor, dans ediyor, eğlence devam ediyor. Aşağıdakilerin
sesi onlara maalesef gitmiyor. Ancak gemi batıyor" şeklinde konuştu.
Bursalı, açıklamasında şu görüşlerine yer verdi: "Kaybedilen pazarı geri
alma şansımız yoktur. En büyük tekstil ithalatçısı olan ABD pazarını ele
geçiren Çin, ikinci ithalatçı AB pazarını da ele geçiriyor. Ama bizde
hiç bir şey yapılamıyor. Ocak ve şubat aylarında Çin'in AB'ye
ihracatında bakıldığında ürkütücü sonuçların ortaya çıktığı görünüyor.
AB tavrını değiştiriyorsa ülke olarak biz de değiştirmeliyiz."
AB Ticaret Komisyonu üyelerinin Çin makamlarını uyardığını, tekstil ve
hazır gibim ihracatını sınırlamak için yüzde 2 ile 3 arasında ihracat
vergisi koymasının bile talebi azaltmadığını dile getirdi.
Turist kazığı atan Çin’den hâlâ turist bekliyorlar
Çin
Halk Cumhuriyeti'nin İstanbul Başkonsolosu Yu Hongyang, İstanbul
Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Mimar Kadir Topbaş'ı Saraçhane Belediye
Sarayı'ndaki makamında ziyaret etti.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Topbaş, Başkonsolos Yu Hongyang ile
İstanbul'un Çin şehirleriyle olan ilişkilerinin geliştirilmesi
doğrultusunda prensip kararı aldıklarını belirterek, bu çerçevede
Haziran ayında Birleşik Kentler Yerel Yönetimler Teşkilatı Dünya
Konseyi'nin (UCLG) toplantısına katılmak üzere bir grup iş adamıyla
Çin'in başkenti Pekin'e bir ziyaret gerçekleştireceklerini kaydetti.
Başkan Topbaş, "İstanbul ile Kardeş Şehir olan Şangay'ın ilişkileri son
derece iyi. Ticaret ve Sanayi Odası üyesi bir grup iş adamıyla iki ülke
arasında gelişmekte olan ticaret hacmini daha da geliştirmek için
çalışmalar yapacağız. Çin'de veya İstanbul'da iş yapabilme fırsatlarını
konuşacağız" dedi.
Görüşmede turizm konusunu da gündeme getirdiğini dile getiren Başkan
Topbaş, Çin'den Türkiye'ye ve özellikle İstanbul'a çok sayıda turist
bekledikleri ifade etti.
Üniversitelerde Uygurca’yı yasakladılar
Türk İdealist Aydınlar
Birliği'nin (TİAB) Berlin Teknik Üniversitesi'nde (TU Berlin)
düzenlediği “Doğu Türkistan” konulu panelde konuşan Merhum İsa Yusuf
Alptekin'in oğlu, Dünya Uygur Kurultayı (DUK) Başkanı Erkin Alptekin,
Doğu Türkistan'daki Çin baskısının artarak devam ettiğini söyledi. Doğu
Türkistan'da 50 yıldır süregelen baskıların son dönemlerde iyice
arttığına dikkat çeken Alptekin, artık Üniversitelerde Uygurca'nın da
yasaklandığını ve yalnızca Çince ders verildiğini anlattı. Bir Uygur
öğretim görevlisinin yine bir Uygur öğrenciye Çince olarak ders anlatmak
zorunda bırakıldığını ifade eden Alptekin, üniversite öncesi verilen bir
yıllık Çince hazırlık kursunun da, Çince öğrenmek için yeterli olmasının
mümkün olmadığını söyledi. Alptekin, mecburî nüfus kontrolünün Doğu
Türkistan'daki Türkler üzerinde şiddetle ve acımasızca uygulandığını ve
birçok kadının zorla kısırlaştırıldığını veya kürtaja tabi tutulduğunu;
diğer taraftan da bu bölgelere Çin'den gelen göçlerle yerli halkın artık
kitlesel çoğunluğu kaybetmekte olduğunu vurguladı. Alptekin, ayrıca,
bölgede yapılan nükleer denemeler vb. birçok farklı yöntemlerin Doğu
Türkistan Türk’ünü sindirmeye yönelik olarak kullanıldığını açıkladı.
DUK Genel Sekreteri Dolkun İsa da, Doğu Türkistan'daki eğitim-öğretim
durumu hakkında bilgi verdi. Okullarda oldukça ağır şartlarda
eğitim-öğretimin devam ettiğini ve okullarda Çinli öğrencilerin lehine
ciddî bir ayrımcılık olduğunu özellikle ilkokuldan sonra okula devam
etmek isteyen öğrencilerin hem okul azlığı nedeniyle hem de okullardaki
bu ayrımcılık nedeniyle okuma imkânı bulamadıklarını anlatan İsa, Doğu
Türkistan'daki üniversitelerde özel polis bürolarının bulunduğunu ve her
fırsatta öğrenciler üzerinde baskı oluşturduklarını; öğrencilerin
kendilerini bir açık hava hapishanesinde hissettiklerini kaydetti. Irak,
Kafkaslar, Azerbaycan, Türkmenistan gibi farklı bölgelerden katılımcılar
da, birlikteliklerini dile getirerek destek olduklarını söylediler.
Bozüyük'te Türk Dünyası ve Türk
Toplulukları Günü Kutlandı
Bilecik'in Bozüyük İlçesi'nde "Türk
Dünyası ve Türk Toplulukları Günü"nde Nevruz'un gelişi türküler ve
şiirler eşliğinde coşkuyla kutlandı.
Bozüyük Atatürk İlköğretim Okulu Müdürlüğü tarafından hazırlanan "Türk
Dünyası ve Türk Toplulukları Günü" programında açılış konuşmasını yapan
Okul Müdürü Mustafa Kıyak, Nevruz'un Türk insanını birbirine kenetleyen
ve bağlayan millî bir bayram olduğuna dikkat çekerek Nevruz geleneğinin
Sünnilik, Alevilik ve Bektaşilikle doğrudan bağlantısının olmadığını,
İslâmiyet'ten çok öncelere dayanan bir gelenek olduğunu söyledi. Bir
dinin veya mezhebin bayramı olmadığını vurgulayan Kıyak, "Bu yüzden de
herhangi bir şekilde bir mezhep adına, bir din adına, bir etnik menşe
adına bağlı gösterilmesi, istismar edilmesi bir ayrılık unsuru olarak
takdim edilmeye çalışılması yanlıştır" dedi. Kırgızistan, Kazakistan,
Özbekistan Türkmenistan, Azerbaycan ve Tataristan'ın 21 Mart Nevruz
Bayramı'nı "Millî Bayram" olarak ilân ettiğini hatırlatan Kıyak, "Türk
kültüründen kaynaklanan Nevruz Bayramı, her yönüyle Türk gelenek ve
görenekleriyle zenginleşmiş anânevi ve temeli 5 bin yıllık Türk tarihine
dayalı mill8 bir bayramdır" diye konuştu. Şiirlerin okunduğu, beraber ve
solo türkülerin söylendiği gecede Azerbaycan, Kerkük, Bulgaristan ve
Rumeli türkülerinin yanı sıra çeşitli yörelerimize ait türkülerimiz
öğrenciler tarafından seslendirildi.
Kırgız ayaklanması domino etkisi yapar mı?
Kırgızistan’da ki halk
ayaklanmasından sonra iktidarın değişmesi bölge ülkelerini tedirgin
etmeye başladı. Türkiye’nin tanınmış strateji uzmanları
Kırgızistan’da
ki devrimin domino etkisi yapabileceği görüşünü savunuyor.
Sinan Ogan (AVSAM Rusya Bölgesi Başkanı): Sırada Ermenistan var ABD,
dünyayı yeniden şekillendirme projesini yürütüyor. Sırada Ermenistan ve
Moldova var. Eski Sovyet kuşağının hepsi bundan etkilenecektir. Beyaz
Rusya, Azerbaycan, diğer Orta Asya cumhuriyetleri de sırada.
Doç Dr. Erhan Büyükakıncı (Galatasaray Ünv): Kazakistan'da da olur. Son
olaylar özellikle Özbekistan ve Kırgızistan'ı etkiler. Kırgızistan'da
nüfusun yaklaşık %10'u Özbek azınlıktan oluşuyor. Özbekler muhalefet
gösterdi. Akayev portresi çizen Nazarbayev'in de benzer durumla
karşılaşması söz konusu. Sergilenen organizasyon yeteneği batı desteği
olduğunu düşündürüyor.
Yrd. Doç. Dr. Yaşar Onay (Işık Ünv): Önemi Çin'den kaynaklanıyor
Kırgızistan, Büyük Ortadoğu Projesi için çok önemli. Zengin değil.
Sadece altın var. Önemi, Çin'e yakın olmasında. Çin'in çevrelenmesi
açısından stratejik önem taşıyor. Burada ciddî bir döneme girildiğini
gösteriyor.
Kayseri’de Nevruz coşkusu
Nevruz
Bayramı, Kayseri'de de çeşitli etkinliklerle kutlandı.
Kayseri Valiliği ve Erciyes Üniversitesi tarafından organize edilen
Nevruz kutlamaları, Erciyes Üniversitesi Sabancı Kültür Sitesi'nde
gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen kutlamaya, Vali Nihat Canpolat,
Erciyes Üniversitesi Rektörü Cengiz Utaş, Garnizon Komutanı Tümgeneral
Akın Öztürk, Kayseri Ticaret Odası (KTO) Başkanı Hasan Ali Kilci ve
kalabalık bir öğrenci topluluğu katıldı. Nevruz ateşini Vali Nihat
Canpolat, Rektör Cengiz Utaş ve Garnizon Komutanı Akın Öztürk yakarken,
Daha sonra protokol üyeleri, karşılıklı olarak demir dövdü.
Rektör Utaş, "Türk kültürü, dünyanın en gelişmiş medeniyetlere kaynaklık
etmiş, kendi bünyesinde kültür unsurları ile bütünleşerek toplum içinde
canlılığı ile yaşamını devam ettirmiştir. Tarihi süreç içerisinde
Türkler'e göre ilkbaharın başlangıcı sayılan Nevruz, Türkler'in
Ergenekon'dan çıkış günüdür. Türk dünyası ve dünyanın dört bir yanında
bulunan Türk toplulukları tarafından yüzyıllardan beri kutlanan ve hala
kutlanmakta olan Nevruz, bir bayram olarak günümüze kadar ulaşmıştır"
şeklinde konuştu.
Çin’den savaş çığlıkları
Çin Parlamentosu, Tayvan'ın bağımsızlık
girişiminde bulunması durumunda ordusuna bu ülkeye saldırmak için yetki
verdi.
Çin Parlamentosu Ulusal Halk Kongresi, kararı oybirliğiyle aldı. Bu
arada parlamento, 2005 yılı askeri harcamalarını yüzde 12.6 oranında
artıran yasa tasarısını kabul etti. Böylece Çin, askerî harcama
bütçesini 29.5 milyar dolar artırmış oldu. Çin Başbakanı Jiang Enzhu
yaptığı açıklamada, tasarının Tayvan'a savaş açma ve herhangi bir savaşa
hazırlanma anlamına gelmediğini söyledi. Enzhu, asıl amacın ayrılıkçı
güçleri kontrol altına almak olduğunu bildirdi.
Çin ordusunu modernize ediyor
Tayvan konusunda tartışmalı bir yasayı parlamentodan geçirmeye
hazırlanan Çin yönetimi, askeri bütçesinde 30 milyar dolarlık büyük bir
artışa gitmeyi planladığını duyurdu. Çin ordusundaki modernizasyon
hareketi Amerika Birleşik Devletleri'nin (ABD) siyasî çevrelerinde
kaygıyla karşılanıyor. Amerikan hükûmeti içinde, Çin'in askerî
harcamalarının gerçek yüzünün açıklanan rakamların çok daha üzerinde
olduğunu iddia eden Şahinler'in sesi yükseliyor. Bu bağlamda, Avrupa
Birliği'nin (AB), Çin'e uyguladığı silâh ambargosunu kaldırma yönündeki
adımları da Amerika'da özellikle kaygı uyandırıyor. Çin Silâhlı
Kuvvetleri, 1979 yılından bu yana bir savaşta yer almadı. 1979'da
Vietnam Ordusu karşısındaki deneyimi ise Pekin için gerçek anlamda yüz
kızartıcı olmuştu.
Rusya ve Çin dostu Akayev devrildi
Başkente doğru günler öncesinden
yürüyüşe geçen göstericileri İçişleri Bakanı Keneşbek Düşebayev
durdurmak istedi. Ancak sayıları onbinleri bulan Kurmanbek Bakiyev
liderliğindeki göstericiler, yönetim yanlıları, asker ve polisler ile
taşlı sopalı çatışmaya girdi. Silah kullanılmayan çatışmada 67 kişi
yaralandı. Güvenlik engelini yıkarak Beyaz Saray'a yaklaşan binlerce
gösterici, binayı koruyan yaya polislerin kendilerine katılmasıyla
saraya girmeyi başardı. Kırgızistan Yüksek Mahkemesi, isyana yol açan
seçimlerin geçersiz olduğunu bildirdi. Başbakan Nikolay Tanayev istifa
etti. Olağanüstü toplanan parlamento, muhalif milletvekili İçenbay
Kadirbekov'u vekaleten Devlet Başkanı olarak seçti. Meclisin, muhalefet
tarafından kurulan Ulusal Birlik Koordinasyon Konseyi'nin hükümet
görevlerini üstlenmesi kararını aldı.
Akayev ülkeyi terk etti
Sabahın erken saatlerinde 'Beyaz Saray''ı terk ettiği söylenen Akayev'in
önce Bişkek yakınlarındaki Rus üssü Kant'a sığınmış olabileceği iddia
edildi. Kırgız İçişleri Bakanlığı kaynakları, Akayev'in özel
kuvvetlerinin korumasında kendi konutlarından birinde olduğunu ve Avrupa
Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) temsilcileriyle görüştüğünü
söylediler. AGİT ise, Akayev'in nerede olduğunu bilmediğini açıkladı.
Daha sonra Rus İnterfaks ajansı, Akayev'in ailesini yanına alarak
helikopterle Kazakistan'a hareket ettiğini haber verdi.
Asker ve polis muhalefet saflarında
800 bin nüfuslu Bişkek sokakları, yoksul güneyden gelen ve kollarında
direnişin sembolü haline gelen sarı ve pembe bantlı göstericilerin,
''Kahrolsun Akayev Aşireti'' sloganlarıyla çınladı. Güvenlik güçleri
ilerleyen saatlerde muhalefet saflarına geçti.
Rus ve ABD üssü var
Bişkek'e 30 kilometre uzaklıkta bulunan ve Ekim 2003’te açılan Kant Hava
Üssü'nde 500 kadar asker, 20 kadar savaş uçağının yanı sıra nakliye
araçları ve helikopterler bulunuyor. Bişkek yakınlarında 2001'den bu
yana ABD'nin de bir hava üssü bulunuyor.
Iraklı Türkmenler Türkiye’ye seslendi
Musalla Camii'ndeki cuma namazı
sonrası sokaklara dökülen yüzlerce Türkmen, "Federalizme ve Baskılara
Hayır" yürüyüşü yaptı. Musalla semti merkezine toplanan Türkmenler,
Amerikalı ve Irak Ulusal Muhafızları'nın evlerine baskınlar
düzenlediğini söyleyerek "adalet" istedi. "Federalizme ve Amerika'ya
hayır" pankartları açan Türkmenler, 'Yaşasın Türkmen, yaşasın adalet'
sloganları attı. Yoğun güvenlik önlemlerinin alındığı eylemde konuşan
İhsan Safa (30) isimli Türkmen, Amerikalıların evlerine gelip baskı
uyguladıklarını dile getirerek, "Evime geldiler. 5 milyon dinarımı ve
altınlarımı aldılar. Buradaki Irak Ulusal Muhafızı askerleri de
kadınlarımıza silah çekiyorlar. Bize eziyet ediyorlar. Herkes duysun
beni. 10 senelik dükkanıma gelip mahvettiler. Bütün Müslümanlar duysun"
dedi. Türkmen bayraklarının açıldığı gösteride konuşan Mahmut Kasapoğlu
isimli Türkmen de, adalet istediklerinin altını çizerek, "Biz adalet
istiyoruz. Bütün dünya ve Türkiye'ye sesleniyorum. İnsanlık ve adalet
için bize destek olsunlar. Bizim kardeşlerimiz eziyet çekiyorlar. Adalet
ne renktir? Adaletin rengi sarı, kırmızı yeşil midir? Biz mazlumlara
destek olacağız" diyerek tepkisini dile getirdi. Eylemde kürsüye çıkan
mahalle sakinleri, yapılan baskıların durdurulmasını istedi.
Hunlar tanınmak istiyor
Macaristan Merkez Seçim Komisyonu'nun, 2 ay önce Hunların azınlık
olarak tanınması için sunulan, 2400 kişinin imzasını taşıyan dilekçeyi
geçerli kılmasından sonra, parlamentonun toplanarak komisyonun kararını
onaylaması gerekiyor. Hunların kendi dil ve kültürüne sahip bir azınlık
olarak kabul edilmesi için komisyona sunulan dilekçede 1000 imza olması
yetiyordu. Parlamento'daki oylamada, 4. yüzyılın başında Tuna nehrinin
şu an Macaristan'daki bölgelerine yerleşen Hunların torunlarının resmen
azınlık olarak tanınması için, milletvekillerinin 3'te 2'sinin "evet"
oyu kullanması gerekiyor. Macaristan'da bazı yetkililer, Hunların
azınlık olarak kabul edilme talebine sıcak bakarken, bazıları bunu
reddediyor. Macaristan'da Hun Azınlığı Derneği'ni kuran Imre Joshua
Novak ise, Hunların tarihinin çok eskiye dayandığını ve Macaristan'da 10
binlerce Hun'un yaşadığını söylüyor. Novak, Macaristan'ın geçen yıl
AB'ye girmesinden sonra, Hunların ulusal azınlık olarak tanınmasına
karar vermiş. Avrupa Hunları, imparatorluğun en görkemli dönemini
yaşadığı Attila'nın imparatorluğu sırasında, 4. yüzyılın ortalarında
Volga ve Don Irmakları arasındaki bölgeleri ele geçirdi. Hunlar daha
sonra şu an Macaristan'ın bulunduğu bölgeye yerleşti. Hun İmparatorluğu,
Attila'nın 453'te ölümünden kısa bir süre sonra dağılmıştı.
Macaristan'da hâlâ çok sayıda kişi Attila ismine sahip.
24 Nisan’da Ermeni Yalanlarını Protesto Mitingi Yapılacak
Ermeniler
tarafından her yıl tüm dünyada çeşitli etkinliklerin düzenlendiği 24
Nisan sözde Ermeni soykırımının sözde yıldönümünde bu sene Uluslararası
Türk Dernekleri Vakfı, Washington'daki Beyaz Saray'ın önünde 'Ermeni
Yalanlarını Protesto' mitingi düzenleyecek.Vakıf tarafından yapılan söz
konusu günün, Ermeniler'in sözde soykırıma uğradıklarını tüm dünyaya
inandırmak için kullandıkları ve her türlü etkinlikleri düzenledikleri
bir gün olduğu ifade edildi. Son 50 yılda ASALA terör örgütünün yüzlerce
Türk diplomatı ve ailelerine yönelik suikastları, Ermenistan'ın 1992'de
Azerbaycan'ın Hocali bölgesinde 10 bine yakın kişiyi öldürdüklerine
dikkat çekilen açıklamada, Türkiye'nin tüm bunlara sessiz kaldığı ve
artık sessizliği bozmanın vaktinin geldiği belirtildi. 24 Nisan'da Beyaz
Saray'ın önünde yapılacak olan mitinge başta ABD'de yaşayan Türkler
olmak üzere Azerbaycan, Özbekistan, Kazakistan, Türkistan, Türkmenistan,
KKTC, Irak, İran, Romanya, Makedonya ve Bulgaristan'da yaşayan Türk
soydaşlarının katılacağı belirtildi.
Balkan Türkleri Konfederasyon olacak
Samsun Balkan Türkleri Haberleşme
Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Genel Başkanı İzzet Altuntaş, dünyada
Türkler'e yönelik asimilâsyon çalışmalarının karşısına konfederasyon
kurarak çıkacaklarını belirtti.
Nisan ayında Dünya Türkleri Konfederasyonu adı altında ilgili bakanlığa
müracaatlarını yapacaklarını ifade eden İzzet Altuntaş, “ Türklük
üzerinde büyük bir baskı var. Başta AB ülkeleri olmak üzere Türkler
üzerinde asimilâsyon faaliyetleri üzücü boyutlarda” dedi.
Türk-İslâm Medeniyeti İlmi Araştırmalar Enstitüsü kuruldu
Konya Selçuk
Üniversitesi (SÜ) İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet
Aydın, Türk-İslâm Medeniyeti İlmî Araştırmalar ve Sosyal Yardım Vakfı'na
bağlı olarak Türk-İslâm Medeniyeti İlmî Araştırmalar Enstitüsü
kurduklarını, amaçlarının Türk-İslâm hoşgörüsünü ülke geneline yaymak
olduğunu söyledi.
S.Ü İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Aydın, “Türk
kültür tarihinin evrensel düşünceye en büyük katkısı olan Türk-İslâm
hoşgörüsünü ülke genelinde yaymak için çalışacağız" dedi.
Yüzbinler tek yürek
Mersin'de
Nevruz kutlamaları sırasında Türk Bayrağı'na yapılan saygısızlığa
tepkiler sürerken, yurt genelinde yapılan tepki yürüyüşlerinin en büyüğü
Kayseri'de oldu. Gazetemizin Sahibi Ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Emin
Batur’un da katıldığı Bayrağına sahip çık" yürüyüşünde ellerinde Türk
Bayrakları sokaklara dökülen yaklaşık 100 bin vatandaş, yürüyüş sonrası
terör örgütü elebaşısı Abdullah Öcalan ile Leyla Zana'nın temsili maketi
ile PKK/KONGRA-GEL'i simgeleyen sözde bayrağı yaktı.
Kayseri Ülkü Ocakları tarafından tertiplenen ve bütün siyasî partiler,
sendikalar ve sivil toplum örgütlerinin de destek verdiği "Bayrağına
sahip çık" yürüyüşüne katılımın yüksek olması nedeniyle yaklaşık 2
kilometrelik insan konvoyu oluştu. Yaşlısı genci, küçüğü büyüğü yaklaşık
100 bin kişinin katıldığı yürüyüşte sık sık "Bayrağa uzanan eller
kırılsın", "Kahrolsun PKK", "Ne mutlu Türküm diyene" ve "Her
şey vatan
için" şeklinde sloganlar atıldı ve tekbirler getirildi.
Türk
Dünyasından Gelen Öğrenciler Kayseri’yi Ziyaret Etti
Kayseri
Büyükşehir Belediyesi, Kültürlerarası Araştırma ve Dostluk Vakfı (KARVAK)
tarafından düzenlenen bir programla Türk Dünyasından gelen 20 öğrenciyi
ağırladı.Azerbaycan, Makedonya, Kırgızistan, Tataristan, Türkmenistan ve
Kıbırs'tan gelip Ankara'da eğitim gören öğrenci grubu Beştepeler
Parkı'nı, şehir merkezini, kent müzesini ve Sümer Gençlik Müzesi'ni
ziyaret etti.
Özgürlük mücadelesinde
bir şehit daha
FSB istihbarat servisi, "
Çeçenistan'ın Tolstoy Yut kasabasında FSB güçlerinin yürüttüğü
operasyonda, uluslararası terörist ve silahlı çetenin başı Mashadov
öldürülmüş ve en yakın işbirlikçileri tutuklanmıştır" şeklinde bir
açıklama yaptı. Çeçen lider Aslan Mashadov'un dostu ve sözcüsü Ahmet
Zakayev ise, Mashadov'un öldürüldüğü yolunda Ruslar tarafından yapılan
açıklamayı doğruladı. Ahmet Zakayev AFP'ye; "Öldürülen, Mashadov'un ta
kendisi. Evinde yalnızdı. Onu tutuklamak istediler. Verdiği savaş
ölümüne yakışır oldu. Çeçen halkının haklarını koruyarak öldü. Direniş
devam edecektir, kimsenin şüphesi olmasın" şeklinde bir açıklama
yaptı.Çeçen lider Aslan Mashadov'un öldürülmesinden sonra Çeçen
direnişçiler, bağımsızlıkları için Rusya'ya karşı direnişlerinin devam
edeceğini söyledi.
Çeçen direnişçilerin internet sitesindeki açıklamada, "İşgalciler ve
onların kuklaları zafer olarak gördükleri olayı kutluyorlar. Gerçekte
ancak geçici olarak bir propaganda zaferi ilan edebilirler" denildi.
Direnişçilerin "kavkazcenter.com" internet sitesinde de Mashadov'un
öldürülmesiyle sadece Çeçenistan'ın değil tüm Kafkasya'nın artık
Rusya'nın bir parçası olarak kalabilmesinin mümkün olamayacağının aşikar
hale geldiği" ifade edildi.
MASHADOV KİMDİR?
Çeçen lider Aslan Mashadov nasıl birisiydi? Kimilerine göre direnişçi,
Ruslara göre teröristti. Ancak şu bir gerçek ki artık Mashadov yok.
İşte Mashadov'un geçmişi..
Çeçen lider Aslan Mashadov 1951 yılında Kazakistan'da doğdu. Mashadov 6
yaşındayken Çeçenistan'a döndü. 1972 yılında Tiflis Askeri Topçu
Akademisinden mezun oldu. Rusya Federasyonu'nun bazı bölgeleri ile
Macaristan ve Litvanya'da görevler yaptı.
Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra ise ordudan ayrılarak, 1992'de
Çeçenistan Genelkurmay Başkanı oldu. Rus güçlerine karşı1994-1996'da
Çeçen savaşçılara liderlik eden Mashadov, Rus güçlerinin çekilmesinden
sonra Çeçenistan Devlet Başkanı oldu.
1999'da Şamil Basayev Dağıstan'a girince Moskova, Mashadov ile teması
kesti. Mashadov'un görev süresi 2001'de bitti. İkinci savaş nedeniyle
seçim yapılamadığı için halen görevde olduğunu iddia ediyordu, ancak
Moskova tarafından tanınmıyordu.
Pakistan’da Çin’den dertli
Pakistan Dış Ticaret Bakanı Khan ise
Türkiye ile Pakistan arasındaki dış ticaretin iki ülke için de çok
önemli olduğunu, ancak son dönemde konfeksiyon ürünlerinde yaşanan
sıkıntının Türkiye kadar Pakistan'ı da etkilediğini söyledi.
Devlet Bakanı Tüzmen, Pakistan Dış Ticaret Bakanı Humayün Akhtar Khan
ile bir araya geldi.Türkiye ve Pakistan'ın son yıllarda karşılıklı
ticaretinin yüzde 25 oranında arttığını dile getiren Tüzmen, bu rakamın
daha da artması için çalışacaklarını söyledi. Tüzmen, bazı ülkelerin
girdi maliyetlerini, ucuz işçi, çocuk işçi çalıştırarak ya da
paralarının devalüasyon uygulayarak düşürdüklerini belirterek, bu olayın
tüm ihracatçı ülkeleri sıkıntıya soktuğunu ve Türkiye'nin de rekabet
ortamını iyileştirmek için AB ve DTÖ kararları çerçevesinde kotalarda
bir oynama yapmayı planladığını kaydetti. Tüzmen, ayrıca özellikle
Çin'in tüm dünya için büyük bir sıkıntı oluşturduğunu, bu nedenle
sanayicilerin ve konfeksiyoncuların içinde bulundukları krizden çıkarmak
için 54 ayrı ürün için görüşme yapacaklarını söyledi. Pakistan Dış
Ticaret Bakanı Khan ise Türkiye ile Pakistan arasındaki dış ticaretin
iki ülke için de çok önemli olduğunu, ancak son dönemde konfeksiyon
ürünlerinde yaşanan sıkıntının Türkiye kadar Pakistan'ı da etkilediğini
söyledi.
|