|
| |
|














































































 |
|
Her
türlü basın-yayın organlarında Doğu Türkistan yerine kullanılan:
"Uygurlular", Sinkiang", "Sincan","Şincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi",
"Sinciang Uygur Otonom Bölgesi"
terimlerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle ilan ediyoruz.
|
“5
Temmuz Ürümçi Katliamı”nın
1. Yılında da Aynı Nakarat |
|
04.07.20100 |

GÜNLÜK
GAZETE
Mehmet Emin BATUR |
|
Doğu Türkistan’da
1949 yılından beri Çin işgalcilerinin sürdürmekte oldukları
sayısız katliamlardan biri olan “5 Temmuz 2009 Ürümçi
Katliamı” nın üzerinden de bir yıl geçti.
Doğu Türkistan’ın Ürümçi
vilayetindeki katliam bütün şiddeti ve vahşeti ile devam
ederken Türkiye’den ve dünyanın değişik ülkelerinden Çin
vahşetini kınayan(sadece kınayan) sesler yükseldi. Bu esnada
Doğu Türkistan’ın Ürümçi vilayetinde Müslüman Türk kanına
susamış Çinli canilerin insanlık dışı cinayetleri olanca
hızı ile devam etti. Kısa zamanda Kaşgar’a kadar da sıçradı.
Orada da gösteriler, kanlı olaylar, gece yarısı ev
baskınları, yargısız infazlar ve suçsuz yere keyfi
tutuklamalar gerçekleştirilmeye başlandı. Ürümçi’de başlayan
bu vahşet Kaşgar’dan sonra bütün Doğu Türkistan sathına
yayılma eğilimi gösterdi. Çin işgal idaresi birçok Çin asker
ve polislerine sivil kıyafetler giydirerek ve ellerine de
tek tip üretilmiş sopalar tutuşturarak sokaklara
salıverdiler. Çin işgal idaresinin oluşturduğu bu “özel
linç ekipleri” Doğu Türkistan Türklerini yaşlı, kadın ve
çocuk ayrımı yapmaksızın sokak aralarında kıstırmak
suretiyle linç ederek vahşice katletmeye başladılar.
Çinli katil ve
kundakçılar tarafından Ateşe verilen Türk ev ve işyerleri
kül haline gelirken Ürümçi sokakları Doğu Türkistan
Türklerinin cesetleri ile doldu. Ürümçi’de kan ve gözyaşı
adeta sel olup aktı. Feryatlar arşa yükseldi. Ürümçi tam
anlamı ile bir cehenneme döndü… Bazı görgü tanıklarının
ifade ettiklerine göre, gece yarıları kamyonlara adeta balık
istifi gibi doldurulan Doğu Türkistan Türklerinin cesetleri
şehir dışında bir yere götürülerek kepçe ile açılan
çukurlara toplu şekilde doldurulduktan sonra yakıldılar.
Bütün bunlar yarım
asırdan fazla bir zamandır Çin işgalcileri tarafından bütün
Doğu Türkistan sathında uygulana gelen tipik Çin
barbarlıklarındandır… Fakat bu Çin barbarlıklarından daha da
tehlikeli olan ise, tarih boyunca bütün dünya milletlerince
de biline gelen bu Çin vahşetlerine sözde medeni, modern ve
hümanist oldukları ile övünen dünya devletlerinin Çin’e
karşı yeterli ve etkili olacak türden her hangi bir tepki
göstermemekte olmalarıdır.
Birçok batılı
devletlerin ve dünyanın jandarmalığına soyunan küresel
güçlerin Çin ile ideolojik ayrılıkları da bulunmasına rağmen
Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yönelik olarak uyguladığı
şiddet, işkence, sürgün, asimilasyon, ırki aşağılama,
soykırım ve daha akla gelebilecek he türlü melanetlerine göz
yummalarının sebebi nedir? Hiç şüphe yok ki, 1.sebebi
ekonomik çıkarlar, 2. sebebi de Doğu Türkistanlıların Türk
ırkına mensup ve İslam inancına sahip olmalarıdır.
Halkları Türk ve
Müslüman olmayan devletlerin, Çin’in Doğu Türkistan
Türklerine uyguladıkları katliamlara karşı lakayt
davranmaları bir ölçüde normal karşılanabilir. Çünkü bu
devletlerin birçoklarının ellerine geçirdikleri ilk fırsatta
Müslüman Türklerden atalarının öcünü alma ihtirası içinde
olduklarını biliyoruz.
Fakat Çin ile
yıllık 150 milyar dolar tutarında ticari anlaşmaları
bulunan, devamlı surette İslam kardeşliğinden, barış ve
adaletten söz eden İslam ülkelerinin ve özellikle de
Türkiye’nin Çin’in insanlık dışı katliamları karşısında
adeta eli kolu bağlı bir vaziyette parmağını dahi
oynatmaksızın sessiz ve kayıtsız durmaları oldukça
düşündürücüdür. Doğu Türkistan’daki Çin mezalimi ile ilgili
olarak sadece yılda bir defa yaldızlı ve lüks salonlarda
adeta ”mangalda kül bırakmayan” türden nutuklar
atmak, ne Müslüman olmakla ne Türk olmakla, ne barış ve
demokrasiden yana ve ne de insan olmakla bağdaşan bir
davranıştır. Çünkü bütün bu kavramlar ayrı, ayrı
mesuliyetleri içinde barındıran kavramlardır.
Doğu Türkistan
Türkleri Ülkelerinin Coğrafi konumu sebebiyle Çin ile
asırlardır yan yana yaşamış, zaman, zaman çatışmalar
yaşamış, bazı dönemlerde Çin tarafından işgal edilmiş,
zaman, zaman da istiklallerini ilan ederek bağımsız
devletler kurmuşlardır. Bu devletler kurulurken de sayısız
şehitler vermişlerdir. Fakat son 61 yıldır da Çin işgali
altında var olma ve istiklallerini yeniden elde etme
mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistan Türkleri, karşı
karşıya bulundukları bütün zorluklara rağmen asla ve asla
hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemişlerdir.
“5 Temmuz
Ürümçi Katliamı”nın birinci yılında hak, hukuk, adalet
ve İstiklal uğruna yaşamlarını feda eden binlerce Doğu
Türkistan şehitlerini rahmet, şükran ve minnetle bir defa
daha yâd ediyor, bu kutsal mücadelenin kayıtsız ve şartsız
Tam bağımsız Doğu Türkistan kurulana kadar devam edeceğini
bir defa daha bütün dünyaya ilan ediyoruz!
|
|
|
|
Bağımsız
Doğu Türkistanlılar Birliği
Genel
Başkanı Abdülmecit Avşar:
Doğu Türkistan’ı Unutmayalım |
|
05.07.2010 |
|
|
Çin’in
Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde 5 Temmuz
2009’da yaptığı katliamın birinci
yıldönümünün yaşandığını hatırlatan Bağımsız
Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı
Abdülmecit Avşar, o dönemde tutuklanan çok
sayıda insandan hâlâ haber alınamadığını
söyledi. Avşar, “1500’den fazla Türkün
katledildiği, 10 binin üzerinde insanın
tutuklandığı kanlı olayları unutmadık.
Aradan bir yıl geçmesine rağmen
tutuklananlara yapılan işkence ve
tutukluların akıbeti hâlâ belli değil” dedi.
Akıbetleri hâlâ bilinmiyor
ÇİN'İN Doğu
Türkistan’ın Urumçi şehrinde 5 Temmuz 2009’da
gerçekleştirdiği katliamın birinci yıl dönümünün yaşandığını
hatırlatan Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel
Başkanı Abdulmecit Avşar, o dönemde tutuklanan çok sayıda
insandan haber alınamadığını söyledi. Avşar, “Bin 500’den
fazla Türk’ün katledildiği, 10 binin üzerinde insanın
tutuklandığı kanlı olayları unutmadık. Aradan bir yıl
geçmesine rağmen tutuklananlara yapılan işkence ve
tutukluların akıbeti hâlâ belli değil” dedi.
5 Temmuz’da
yaşanan olayda insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir
katliam yaşandığını hatırlatan Avşar şöyle konuştu: “Yaşanan
olay Müslüman Türk’e yapılınca kimsenin kılı bile
kıpırdamıyor. Yıllarca açlık, sefalet ve baskı altında
yaşayan insanlar hâlâ zulüm altında inliyor. Dünya
seyrediyor.”
KİMSE
SESİNİ ÇIKARMIYOR
Abdulmecit
Avşar, 5 Temmuz’da yaşanan bin 500’den fazla insanın
sopalarla, kurşunla ve linç edilerek öldürüldüğünü
anlatarak, yapılanın gerçek bir devlet terörü olduğunu
kaydetti. Avşar, “Zulüm Türk’e yapılınca kimse ses
çıkarmıyor. Çin yıllarca Uygur Türklerini asimile ediyor,
katlediyor. Ne ‘one minute’ diyen var ne de olayı BM’ye
götüren var. Uygur Türkleri kaderine terk edilmiş durumda.
Dünyanın ve Müslüman devletlerin bu çifte standardı
anlaşılabilir gibi değil” diye konuştu. Yaşanan olaylardan
ve devletlerin takındığı tutumdan da anlaşılacağı gibi
dünyada Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığının bir kez
daha ispatlandığını hatırlatan Avşar, “Yaşanan hadiselere
Türk milleti gereken tepkiyi göstermiş ve davaya her zaman
sahip çıkmıştır. Ancak, yüce milleti yönetenler hâlâ
duyarsızdır. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı Uygur
Türklerinin Doğu Türkistan’da yaptıkları onurlu mücadele ve
dış dünyadaki kan kardeşlerinin destekleriyle olacaktır.
Zulmün hiçbir zaman abat olmayacağını hatırlatarak 5 Temmuz
olaylarını gerçekleştiren terörist ve katil Çin’i şiddetle
kınıyoruz” diye konuştu.
|
| |
|
|
Doğu Türkistan Vakfı
Başkanı
M. Rıza Bekin
Vefat Etti
(1925-2010)
|
|
16.02.2010 |
|
|
Asker ve cemiyet
adamı olan M. Rıza Bekin, 1925'te bugün Çin esareti altında
bulunan Doğu Türkistan'ın Hoten şehrinde doğmuştur. Uygur
Türklerinden olan M. Rıza Bekin, dokuz yaşında iken ailece
yurtlarından ayrılıp, Afganistan'da Kabil'e yerleşmişlerdir.
O yıllarda oldukça yüksek seviyede seyreden
Türkiye-Afganistan münasebetleriyle, eniştesi Mehmet Emin
Buğra'nın girişimi, Türkiye'nin Kabil Büyükelçisi Memduh
Şevket Esendal'ın tavassutuyla, yeğeni Niyaz Mehmet'le
birlikte askeri okulda okumak için Türkiye'ye gönderilen
M.Rıza Bekin, 1938'de Maltepe Askeri Lisesi'nin orta
kısmında öğrenime başlamıştır. 1944'de Askeri Liseyi bitiren
M. Rıza Bekin, 1944-1946'da Kara Harp okulunu, 1946-1948'de
Topçu okulunu bitirerek Topçu subayı olarak Türk ordusuna
katılmıştır. Görev yaptığı esnada (1950) Uzak-doğuda
patlayan Kore savaşına Birinci Türk Tugayı Topçu Taburuna
teğmen rütbesiyle katılarak, gazilik madalyası almıştır.
1963-1965'te Kara Harp Akademisi,1966'da Yüksek Komuta
Akademisi'ni bitiren M. Rıza Bekin, 1949'da Almanya'da
Askeri İstihbarat, 1953'te ABD'de Subay Muharebe, 1959'da
Stratejik istihbarat, 1963'te Topçu Tekâmül Kurslarına
katılarak kariyerine; Edremit ve Bornova'da Tugay
Komutanlığı, Topçu okulu ve Muharebe istihbarat okulunda
öğretmenlik (1954-1959) ,Genelkurmay İstihbarat
Başkanlığı'nda Şube Müdür Vekilliği (1965-1967), Van
Jandarma Tugay Kurmay Başkanlığı(1967-1968), Doğu Menzil K.
Plan Şube Müdürlüğü (1968-1969) , 5.Kolordu Harekât ve
Eğitim Şube Müdürlüğü (1969-1971) , K.K.K Harekât Başk.
Eğitim Şube Müdürlüğü (1971-1973) ile devam etmiş, 1973'te
Tuğgeneral rütbesiyle, CENTO Askeri Planlama Karargâh
Harekât Başkanlığıyla, 19.Piyade Tugay ve 57. Topçu Eğitim
Tugay Komutanlığı (1975-1977) ile kadrosuzluk sebebiyle
1977'de Tuğgeneral rütbesiyle emekli olarak tamamlamıştır.
General, M. Rıza Bekin, askeri kariyeri içinde, Birinci Kore
Tugayı Topçu Tabur Takım Komutanlığından (1950-1951) başka,
1959-1961 arası Türkiye'nin Tahran Askeri Ataşe Muavinliği
görevini ifa etmiş, emekli olduktan sonra bir müddet
Başbakanlıkta uzman olarak çalışırken Afganistan meselesinin
patlak vermesi üzerine 1989-1990 yılları arasında BM'lerin
Afganistan'a insani yardım programı çerçevesinde Pakistan'da
kurmuş olduğu Mayın Temizleme Eğitim Merkezi’nde (İslâmabad)
Başdanışmanlık görevini yürütmüştür.
1986'da kurulan Doğu Türkistan Vakfı Başkanlığına seçilen
M.Rıza Bekin; vefatına kadar Çin esareti altında yaşayan
Doğu Türkistan (Uygur Türkleri) meselesinin insani ve siyasi
boyutta dünya kamuoyuna duyurulması yolunda Doğu
Türkistan Vakfı bünyesinde çalışmalarını devam ettirmiş,
yüzlerce Doğu Türkistanlı gencin Türkiye’de burslu olarak
çeşitli Üniversitelerde eğitim görmesine vesile olmuştur.
1992’de
İstanbul’da Doğu Türkistan Milli Kurultayı’nın
toplanmasını sağlayan Bekin, dava arkadaşları İsmail Cengiz,
Seyit Tarancı ve Hamit Göktürk ile birlikte bugünkü Dünya
Uygur Kurultayı’nın oluşmasına temel teşkil eden Doğu
Türkistan Milli Merkezi’nin de kurulmasını sağlamıştır.
Merkezi Münih'te bulunan "Doğu Türkistan Milli Kurultayı’nın
ve merkezi İstanbul’da bulunan Doğu Türkistan Dayanışma
Derneği’nin kurucu şeref Başkanı olan M.Rıza Bekin,
Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin de kurulması
aşamasında rol oynamıştır. Aynı zamanda uzun yıllar merkezi
Mekke’de bulunan Rabıta-tül Al-Alem Al-İslam adlı
Dünya İslam Birliği teşkilatında Doğu Türkistan’ı temsilen
meclis üyesi görevini sürdüren Rıza Bekin Paşa 16 Şubat 2010
Salı günü Ankara’da tedavi gördüğü hastanede vefat etti.
Evli ve iki
çocuk babası M. Rıza Bekin’in cenazesi 18 Şubat 2010
Perşembe günü Ankara Kocatepe Camii’nde öğleyin kılınacak
namaz sonrası aile kabristanlığına defnedilecek.
İsmail CENGİZ
Doğu Türkistan
Milli Merkezi Genel Sekreteri
|
|
"5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan"
Dr. Erkin EMET
Yayın Yılı: 2009
Kitap Kağıdı:16x23,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9756355558
Dili: TÜRKÇE
GRAFİKER
YAYINLARI
Cadde 33. Sokak No:6
Balgat-Ankara–TÜRKİYE
Tel: (+90 312) 284 16 39
Faks: (+90 312) 284 37 27
E-mail: 
Eldeki çalışmanın konusu aslında uzun
yıllardan beri üzerinde çalıştığım Doğu
Türkistan Meselesi idi. Ama 5 Temmuz
2009'da Urumçi'de meydana gelen kanlı
olaylardan sonra çalışmanın adını 5
Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan
olarak değiştirdim. Bu eser, 2000 yılından
itibaren, yaptığım derleme ve
araştırmaların bir ürünüdür.
5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan
Meselesine yönelmemi gerektiren manevi
yükümlülük ile Doğu Türkistanlı olmanın ve
olayların içinde bulunmanın verdiği güven
bu konuyu seçişimde rol oynayan unsurlar
olmuştur.
Doğu Türkistan meselesi üzerine gerek
Türkiye'de, gerekse Batıda ve Amerika'da
1950'Ii yılların sonundan başlayarak bazı
çalışmalar yapılmıştır. Elbette bunlar
arasında İsa Yusuf Alptekin'in
çalışmalarının ayrı bir yeri vardır. Doğu
Türkistan Meselesiyle ilgili çalışmalar
gerçek anlamda İsa Yusuf Alptekin ve
Mehmet Emin Buğra'larla başlamıştır
denebilir. Ancak bugünkü durumuyla
özellikle 1990'11 yıllardan sonraki
gelişmelerin detaylı bir şekilde
araştırılıp incelendiğini söylemek güçtür.
.
Doğu Türkistan Meselesiyle ilgili
çalışmalar genellikle anılar ve tarihi
olayların anlatılması şeklinde olmuştur.
Yine 19. yüzyılın ikinci yarısından günü-
müze kadar olan olayların tasviri
çalışmalar olduğu görülür. Doğu Türkistan
meselesi üzerine yapılan ayrıntılı veya
genel çalışmalar, olan tarihi olayların
tanınmasını sağlamıştır. Bununla beraber
Doğu Türkistan Meselesi toplu olarak henüz
değerlendirilmemiştir. Bu durum Doğu
Türkistan Meselesinin bütünlük içinde
görülmesini engellemektedir. Doğu
Türkistan Meselesinin, diaspora
Uygurlarıyla olan ilişkisini, dünya
devletlerinin ve uluslararası sivil toplum
örgütlerinin bu meseleye bakışını bütün
yönleriyle ortaya koyan bir eser yok idi.
Yakup Bey 1877 yılının Mayıs ayında vefat
ettikten sonra 1863 yılında Kaşgar'da
kurulan devlet yıkılmış, Çinliler de hiç
vakit geçirmeden yaptıkla- rı taarruzla 16
Mayıs 1878'de Doğu Türkistan'ın tamamını
işgal ve istila etmiştir. Bir süre Zo
Zungtang komutasındaki ordu tarafından
idare edilen Doğu Türkistan, 18 Kasım
1884'te Çin imparatorunun emriyle 19.
eyalet olarak Şin-cang (Xin jiang
'Yeni Toprak') adıyla doğrudan
imparatorluğa bağlanmış- tır. Bu tarihten
bugüne kadar Doğu Türkistan'da büyük küçük
200 civarında ayaklanma olmuş, 3 defa
bağımSIZ devlet kurulmuştur. Ama bu
olaylar dünya devletleri tarafından
yeterli derecede anlaşılmamıştır. 5 Temmuz
Urumçi olayı Doğu Türkistan'da meydana
gelen kanlı olayların en büyüklerinden
biri olup, dünya gündemine oturmuş,
Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu olaya
olan tutumu Doğu Türkistanlıları
fazlasıyla memnun etmiştir. Çin tek
partili diktatörlükle yönetilen bir devlet
o1duğundan, Urumçi Olayının içyüzü hala
bilinmemektedir. Ben eserimde çıkış
sebepleri ile birlikte Urumçi Olayın.ı ve
bu olaydan sonra neler olduğunu delillerle
ortaya koymaya çalıştım. 21. yüzyılı idrak
ettiğimiz günümüzde Doğu Türkistan'da
yaşanmakta olanları her bakımdan bir
bütünlük halinde bilimsel bir metotla
anlatmaya çalıştım.
Çalışmamız Giriş dâhil yedi kısımdan
oluşmaktadır:
Giriş'te Uygur Türkleri ve Doğu
Türkistan'ın kısaca yakın çağ tarihi hak-
kında bilgi verilmiştir. Bu kısımda,
ayrıca Doğu Türkistanlıların 1'5
Temmuz Urumçi Katliamı''ı Çinlilerin
115 Temmuz Urumçi Olayı'' dedikleri
olayın çıkma nedenleri özel olarak
anlatılmıştır.
Birinci
Kısımda,
Doğu Türkistan'ın kısaca tarihi, bugünkü
nüfus yapısı, dini yapısı, yönetim sistemi
ve bugünkü ekonomik ve sosyal durumu
hakkın- da bilgi verilmiştir.
İkinci
Kısımda,
5 Temmuz Urumçi Olayının içyüzü, Çin
Hükümeti'nin bu olayla ilgili açıklaması
ve Dünya Uygur Kongresi'nin Çin'in
açıklamasına cevabı konu edilmiştir.
Ayrıca Urumçi Olayına dünya devletlerinin
gösterdiği tepki; Batı'nın tepkisi ve
Uygurların bu tavırlara tepkisi, Türkiye
Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip
Erdoğan'ın Urumçi olayına gösterdiği tepki
ile Çin'in Başbakan Erdoğan'ın
açıklamasına tepkisi anlatılmıştır.
Üçüncü
Kısımda,
5 Temmuz Urumçi Olayından sonraki
gelişmeler verilmiştir. Bu kısımda Türk
Hükümeti'nin 98/36 No'lu gizli genelgeyi
yürürlükten kaldırması, Dünya Uygur
Kongresi Başkanı Rabia Kadir Hanım'ın 5
Temmuz Urumçi Olayının içyüzünü anlatmak
için Japonya ve Avrupa ülkelerinde
sürdürdüğü etkinlikler anlatılmıştır.
Ayrıca 5 Temmuz Urumçi Olayından sonra,
Çin Hükümeti'nin arda arda Urumçi'de
gerçekleştirdiği idamlar, tutuklamalar ve
yargısız infazlar anlatılmış, Urumçi
Olayının Uygurlarla Çinliler arasında- ki
ilişkilere olan etkisi ile bu olaydan
sonra Uygurlar ile Çinliler arasındaki
iliş- kilerin seyrinden bahsedilmiştir.
Dördüncü
Kısımda,
bu noktaya nasıl gelindiği anlatılmış,
özellikle son 60 yılda Doğu Türkistan'da
meydana gelen olaylar ana hatlarıyla
verilmiştir. Burada Barın ve Gulca
olayları ile Çin'in bu olayları nasıl
bastırdığı şahitler ağzından
anlatılmıştır. Bu bölümde ağırlıklı olarak
Çin'in Uygurlara uyguladığı asimilasyon
siyasetinin en önemli ayaklarından biri
olan dil politikası anlatılmıştır.
Beşinci Kısımda, Ana hatlarıyla
diasporadaki Doğu Türkistan davasının
tarihçesi anlatılmıştır. Bu bölümde Doğu
Türkistan davasının diasporada ne zaman ve
nasıl başladığı, gelişimi ve bugün gelinen
nokta anlatılmıştır. Diasporadaki Doğu
Türkistanlıların uzun yıllardan beri
uluslararası platforma taşımak istediği
Doğu Türkistan meselesinin nasıl
uluslararasılaştırıldığı anlatılmıştır.
Burada Doğu Türkistan Meselesinin dünya
gündemine gelmesini sağlayan önemli
etkenlerin neler olduğu detaylı bir
şekilde örneklerle anlatılmaya
çalışılmıştır. Ayrıca Uluslararası Af
Örgütü gibi uluslararası insan hakları
teşkilatlarının Doğu Türkistan meselesi
ile gil; çalışmaları da anlatılmıştır.
Altıncı Kısımda, Dünya Uygur Kongresi
Başkanı Rabia' Kadir Hanım ve 5 Temmuz
Urumçi Olayının şahitleriyle yaptığımız
söyleşilere yer verilmiştir.
Eser konusunun seçiminden bitimine kadar
çalışmam sırasında bana yol gösteren,
Sevgili Hocam Prof. Dr. F: Sema Barutcu
Özönder'e, düşüncelerinden yararlandığım
dostum Doç. Dr. Erkin Ekrem'e ve Sevgili
Öğrencim Esra Karapolat'a en içten
teşekkürlerimi sunarım.
Erkin Emet Ankara, 2009
|
|
|
DOĞU
TÜRKİSTAN’DA 5 UYGUR İDAM EDİLDİ
Çin’de İdam Edilen Uygurların Ailelerinden
Kurşun Vergisi Talep Ediliyor |
03.12.2009 |
|
|
EASTERN TURKISTAN
GOVERNMENT IN EXILE
DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN
HÜKÜMETİ
---- Basın Açıklaması
----
2009 yılı 5 Temmuz günü
başlayan ve yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara katıldıkları
gerekçesiyle bugün (3 Aralık günü) 2 Uygur’un ömür boyu hapis cezasına
çarptırılmaları, 5 Uygur’un ise idam edilmiş olmaları, Pekin’in adalet
anlayışını ortaya koymaktadır.
Sincan Uygur Özerk Bölgesi
olarak adlandırılan Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de meydana gelen
olayların ardından bugüne kadar 26 Uygur Türkü idam edilmiştir. İdam edilen
Çinli sayısı ise sadece bir kişidir. Bu durum, Pekin yönetiminin azınlık
politikasının iflas ettiğinin göstergesidir.
Olayın ilginç olan boyutu;
idam cezaları verilen kişilerin ne zaman infaz edildikleri konusunda
kamuoyunun bilgilendirilmemiş olmasıdır. İdama mahkûm edilenlerin aileleri
dahi infazdan haberdar edilmemekte hatta enselerine kurşun sıkılarak infazın
gerçekleştirilmesi sonucu, şahısların aileleri dahi “kurşun vergisi”
adı altında para cezasına mahkûm edilmektedirler.
Demokratik haklarını talep
etmek amacıyla masumane şekilde yürüyüşe geçen Doğu Türkistanlıları
katledenler için bir kovuşturma yapılmadığı gibi, olayların başlamasına
neden olan Hanları=Çinlileri (bir kişi hariç) cezalandırılmayan Pekin
Yönetimi, Doğu Türkistan’da estirdiği “devlet terörü”ne son
vermelidir.
Birleşmiş Milletler, AGİT,
İslam Konferansı, Avrupa Birliği gibi uluslararası örgütler, Doğu
Türkistan’da devam eden insan hakları ihlallerinin, yargısız infazların
durdurulması yönünde girişimde bulunmalıdırlar. 04.12.2009
İsmail CENGİZ
Başbakan
İletişim:
Kuresh ATAHAN
Kültür ve Propaganda Bakanı
Basın Yayın Müdürlüğü
Medeniyet ve Teşvikat Ministiri
Metbua Basma Mudirliqi
|
|
|
|
Çinliler Yine
Müslüman Türkleri Katletti |
10.11.2009 |
 |
|

Çin, Doğu Türkistan´da 5
Temmuz´da meydana gelen olaylara katıldıkları gibi uydurma bahanelerle 9
Uygur Türkü´nü idam ederek şehit etti.Çin, Doğu Türkistan´da 5 Temmuz´da
meydana gelen olaylara katıldıkları gibi uydurma bahanelerle 9 Uygur
Türkü´nü idam ederek şehit etti.
Resmi yayın organı Çin Haber Servisi, bugün yayımladığı haberinde,
idamların kısa süre önce infaz edildiğini duyurdu, ancak kesin tarih ve
ayrıntılı bilgi vermedi.
Doğu Türkistan´ın başkenti Urumçi´de başlayan ve yaklaşık 200 kişinin
ölümüne neden olan olaylarla ilgili olarak tutuklanan 9 Müslüman Uygur
Türk´ünün, Çin´in katliam için her zamanki bahanesi olan cinayet ve diğer
suçlardan idam cezasına çarptırıldığı kaydedildi.
Bu arada habede, bugün 20 kişi hakkında daha, 18 kişinin öldürülmesi ve
diğer suçlardan dava açıldığını belirtti.
www.hurgokbayrak.com internet sitesinin sahibi Gazeteci-Yazar Mehmet
Emin Batur, Çin´in yayınladığı rakamların hiçbir zaman gerçeği
yansıtmadığını belirterek, Çin´in 1949 yılından beri milyonlarca Müslüman
Türk´ü katlettiğini ve Doğu Türkistan´da soykırım yaptığını söyledi.
Ürümçi olaylarında ölenlerin çoğunluğunun Uygur Türk´ü olduğunun altını
çizen Batur, " Bize ulaşan haberlerde Çin Hükümeti, Ürümçi olaylarını
bahane ederek, binlerce Uygur gencini bir gecede ortadan kaldırdı"
diye konuştu. |
|
|
|
Palau’ya Yerleştirilen Uygurlar ile Söyleşi
|
11.11.2009 |
RFA-Şöhret Hoşur |
|
1 Ekim 2009 günü Palau’ya ulaşan 6 Uygur 8 yıl
süren hapis hayatından sonra bu gün (02.11.2009) ilk defa dışarıya çıktılar
ve sokaklarda dolaşarak alış-veriş yaptılar.
RFA muhabirlerinden Şöhret Hoşur onların bugünkü durumları ve moralleri
hakkında onların tercümanı olan Memtimin Ela ve 6 Uygur’dan biri olan Ali
Muhammet ile görüştü.
Memtimin Ela, 6 Uygur’u karşılamak için Palau’nun başkanı, başkan yardımcısı
ve ABD elçiliğinin görevlilerinden olmak üzere 30’un üzerinde kişinin
geldiğini, Palau başkanının söz konusu 6 Uygur’un yerleşmesi için doğrudan
ilgilenmekte olduğunu söyledi.
Eski mahpuslardan olan Ali Muhammet ömürlerinin Guantanamo’daki ve oradan da
Palau’ya nakledilmeleri esnasındaki etkilenmelerinden bahsetti. Palau
başkanı ve halkının sıcak ilgilerinden duydukları memnuniyetlerini
bildirmekle beraber, hapisten çıkar çıkmaz yine Çin’in engellemeleri ile
karşılaşmalarına karşı duydukları öfkeden söz etti. O bu konuda şöyle diyor:
“ Elbette ki hapisten kurtulmuş olmamıza olan sevincimizin sebeplerinden
biri ailelerimizle konuşabilmek, onlara sağlık haberlerimizi ileterek
huzurlu olmalarını sağlama fırsatını elde etmekti. Ne yazık ki yine ilk
engel Çin tarafından çıkartıldı. Çin telefon ve interneti kesintiye
uğrattığı için hiç birimiz ailelerimizle görüşemedik.”
Ali Muhammet yine de, hapisten kurtuldukları için memnun olduklarını, fakat
Palau onlar için geçici bir yerleşim yeri olduğundan dolayı da endişelerinin
sona ermemiş olduğunu söyledi.RFA-Şöhret Hoşur |
| |
|
|
Söyembike ve
1552 Kazan Şehitlerini Andık, Türkülüğe
Yaşatılan
Acılara
Tercüman Olduk:
NURİ GÜRGÜR:
“TATAR VE D. TÜRKİSTAN TÜRKLERİNİN DRAMI
ÜLKEMİZDE ETNİK KIŞKIRTICILIK
YAPANLARIN
SAMİMİYET
TESTİDİR” |
04.10.2009 |
|
|

Yaz tatilinin
ardından yeniden başlayan geleneksel
Ocakbaşı Sohbetimizin ilk toplantısında
“Söyembike ve 1552 Kazan Şehitleri”
anıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen anma
toplantısı, sadece Kazan değil, dünyanın
diğer bölgelerindeki Türklere yaşatılan
acıların da bir kez daha masaya
yatırılmasına vesile oldu. Türk Ocakları
Genel Başkanı Nuri Gürgür, ülkemizde etnik
kışkırtıcılık yapanların, Tatar ve Doğu
Türkistan Türklerine uygulanan asimilasyon
politikaları açısından büyük bir samimiyet
testi ile karşı karşıya olduğuna dikkat
çekti. Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof.
Dr. Orhan Kavuncu ise Türk Dünyası’na ortak
bir tarih perspektifi kazandırılması
gerektiğini söyledi.
Ankara
dışından da çok sayıda misafirin de hazır
bulunduğu toplantının açış konuşmasını yapan
Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür,
Kazan Türklerinin, Ruslara karşı verdiği
bağımsızlık ve egemenlik mücadelesi ile
Söyembike’yi anlatırken “Ne var ki,
Muhammed Han’ın hastalığı ve erken vefatı
bir siyasi karmaşa meydana getirdi. Zaten
tüm Türk devletlerinde iç karmaşanın siyasi
zaafiyete yol açtığını görüyoruz. Rusların
bu bölgeyi ele geçirme programını
uygulayabilmesi de bu zaafiyetin sonucudur.
Yine de Kazan Hanlığı ve Tatar Türkleri
kolay teslim olmadı, sonuna kadar direndi.
Ancak aralarındaki yöntem ihtilafı, bölünme,
Rusların Söyembike’yi teslim almasını
sağladı. Bu elem vericiydi. Söyembike,
sadece bir siyasi lider değil, karizmatik
bir liderdi” dedi. Korkunç İvan
olarak tanınan 3. İvan’ın Türklere
uyguladığı kanlı soykırımı, “Tarihin
en önemli katliamı burada yaşandı”
sözleriyle hatırlatan Gürgür, tüm olanlara,
Rusların tüm asimile etme çalışmalarına
rağmen Kazan Türklerinin gelenek ve
kültürlerine bağlılığı sayesinde
varlıklarını sürdürmeyi başardığını söyledi.
Kazan ve Kazan Türklerinin tarihimiz ve
kültürümüz açısından anlam ve önemine de
işaret eden Başkan Gürgür, Kazan’ın, Kırım
ve Bakü’nün dışında üçüncü en önemli kültür
başkentimiz olduğunu belirtti, hem milli,
hem dini alanda önemli şahsiyetlerin buradan
Osmanlı’ya uzandığını, Türk Ocakları’nın
kuruluşuna katkı sağlayan Türk aydınlarının
da Kazan kökenli olduğunu hatırlattı. Bugün
2009 yılında Tatar Türklerinin yeniden
asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya
olduğunu, İvan zihniyetinin yeniden
hortladığını vurgulayan Başkan Gürgür, “Kazan
ve Çeçenistan’da dil, din ve kimliklerini
unutturmak için sistematik asimilasyon
uygulanıyor. Sorunun bir an önce
uluslararası alana intikali gerekiyor. Aynı
zamanda bu konu, içimizde etnik
kışkırtıcılık yapanlara karşı bir samimiyet
testi niteliği taşımaktadır. Tatar Türkleri,
Doğu Türkistan Türkleri sözkonusu olduğunda
Batı’nın, evrensel değerlere ne kadar bağlı
olduğunun samimiyet testi yapılmalıdır. Bu
büyük mücadelede
Türklerin
bir merkeze ihtiyacı vardır ve bunu
yürütecek Türkiye’den de başka bir merkez
görünmemektedir. O nedenle Türkiye bu konuda
öncülük görevini üstlenmelidir”
şeklinde konuştu. Gürgür
konuşmasını, Söyembike başta olmak
üzere, bağımsızlık ve özgürlük uğruna
hayatını kaybetmiş tüm Türk büyüklerini
rahmet ve şükranla anarak tamamladı.
KURBAN: “TATARLARI MANKURT YAPMAK
İSTİYORLAR”
Toplantının
ikinci açış konuşmasını yapan isim
sürgündeki Tatar Milli Hükümeti’nin üyesi
Rozan Kurban oldu. Sözlerine, “15
Ekim 1552 Kazan Tatarları için bir kaygı,
şehitlerin kanı, dul ve yetimlerin gözyaşı
ile yazılan bir tarihtir. Türk Dünyasını
Çarlık Rusya’dan koruyan kale özelliğini de
taşıyan Kazan Hanlığının çöküşü, Türk
dünyasın ilk kaybı ve mağlubiyeti, ayrıca
Ruslara Türk Dünyasının işgal kapılarının
açılmasıdır” tespitiyle başlayan
Kurban, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Eşi benzeri
olmayan bir soykırım yaşanmıştır, onun için
unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Geçen 457
yılda devirler, yönetim düzeni ve
yöneticiler değişti, ama Tatarlara baskı hiç
değişmedi, aksine daha da şiddetlenerek
arttı. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen
Tatarlar bugünlere gelmeyi başarmış ve
bağımsızlık fikrinden asla vazgeçmemiştir.
Ancak bundan sonrası Tatarlar için daha da
zor olacaktır. Şimdiki süreç ya var olup,
benliğini yaşatma ya da yok olup, tarih
sayfasından sonsuza dek silinmektir.
Acımasız şekilde asimilasyon politikaları
uygulanmaktadır. Mesela Latin Alfabesi
yasaklanmış, Kiril Alfabesi mecburiyeti
getirilmiştir. Yöneticilerimizin Moskova
tarafından atanması kararlaştırılmıştır. 30
Ağustos Cumhuriyet Bayramımız (Bağımsızlık
Günü) şehrin doğum günü olarak
değiştirilmiştir. Tatar okulları kapatılmış,
lise mezuniyet ve üniversite sınavlarının
Rus dilinde yapılmasına başlanmıştır, bu da
Tatar gençlerinin artık üniversiteye
girmelerinin hayal olması anlamına
gelmektedir. Özetle Tatarların, Rusya’da
hiçbir hak ve hukuku bulunmamaktadır. Bu
yetmiyor, diasporadaki Tatarlar da
susturulmaya çalışılıyor. Bunun örneklerini
Türkiye’de de görmek mümkün. Bilimsel
toplantılara bile tahammül edemiyorlar.
Özetle Tatarları, dilini, dinini ve tarihini
unutturup, mankurt yapmaya çalışıyorlar.
Ancak bağımsızlık fikrini kuşaktan kuşağa
bir bayrak gibi taşıyan Söyembike’nin
torunları bu zor günleri de atlatacaktır.”
BAYRAMOVA: “DİLİMİZ VE
DİNİMİZ RUHUMUZDUR”
Açılış
konuşmalarının ardından halen hakkında dava
açılan ve yurtdışına çıkma yasağı konulan
Tatar Milli Meclis Başkanı Dr. Fevziye
Bayramova ile Dünya Tatarlar Birliği Fahri
Başkanı Ali Akış’ın toplantıya gönderdiği
mesajlar okundu. Mesajına, “Değerli
Milletdaşlar, Ey Mağrur Tatar Ulusu”
hitaplarıyla başlayan Bayramova, şu
çağrılarda bulundu:
“İlk olarak
devlet sahibi olmaya çalış, çünkü başka
ulusların eli altında yaşayan ulus er-geç
yok olmaya mahkûmdur. Bir de dinini ve
dilini başkalarınki ile değiştirmemelisin.
Çünkü bu iki düşüncede ruhumuz, ahlakımız,
yaşam biçimimiz saklıdır. Tarihimiz ve
geleceğimiz o esaslar üzerine kurulmuştur”
Toplantıya
katılan Eskişehir Tatar
Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı
Abdulvahit Erden’in Eskişehir’deki
Tatar Türklerinin selamını iletmesi ve
Söyembike şarkısının çalınmasından sonra
Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof. Orhan
Kavuncu’nun yönettiği oturum başladı.
İlk konuşmacı
Yrd. Doç. Dr. İklil Kurban, Kazan Hanlığına
özgü araştırmalar hakkında bilgi verdi.
Kurban, “Kazan Hanlığı’nın kuruluşu,
ömrü, çöküşü birçok ciddi bilim adamına
araştırma konusu olmuştur, çünkü Rus ve
Tatarları karşı karşıya getiren hayati bir
konudur. O eserlerde de görüleceği gibi,
Tatar tarihi ve Kazan Hanlığı sözkonusu
olduğunda, Rusya tarihi cinayetler
tarihidir” dedi. Kazan Hanlığı
üzerine yazılan eserlerden aktardığı
bölümlerle soykırım günlerini anlatan
Kurban, Rusya’nın tarihle oynama çabaları
konusunda uyarılarda bulundu.
PROF. KAVUNCU: “400
SENE DURDUN YETER”
Oturum Başkanı Prof. Kavuncu da,
“Türk Dünyası Ortak Tarihinin Anahatları
Üzerine Bir Deneme” başlıklı
sunumunda, Türk dünyasına ortak bir tarih
persektifi kazandırılmasının önemine dikkat
çekti. Tarihi subjektif mütaalalardan
arındırıp, ortak anlayış kazandırmamız
gerektiği teklifinde bulunan Prof. Kavuncu,
özetle şunları söyledi:
“Zira
müştereklerimiz var. Bu müştereklerimiz,
ortak köklerimizin, bugün Türkçe konuşan
toplulukların kabul ettiği bir geçmişimizin
ve unutulmuş bir tarih görüşümüzün
bulunmasıdır. Bu konuda Türkiye öncülük
yapacak, birliği sağlayacak ve ilk hamleleri
yapabilecek nüfus ve tecrübeye sahiptir.
Çeşitli sebeplerle aramıza ayrılıklar,
farklılıklar girmiş. Bugün, birlik
beraberliğimiz için aramızdaki ihtilafları
halletmeye yönelik diplomatik inisiyatif
almaya yönelebilir, arabulucu rolünü
üstlenme imkanlarını araştırabiliriz. Kardeş
ülkeler nezdinde üçüncü bir emperyal gücün
arabuluculuğu yerine Türkiye ön almaya
çalışmalıdır. 1552’den bugüne 457 sene
geçmiş. Ziya Gökalp’in,
‘Börteçine kurdun adı, Ergenekon yurdun
adı, dört yüz sene durdun, hadi, çık, ey yüz
bin mızrağımız”
dediği gibi
400 sene geçmiş. Ya Allah, Bismillah
diyerek, o gayreti göstermemiz lazım.
Dünyanın da bize, özellikle adalet
anlayışımıza ihtiyacı var. İğneyle kuyu
kazar gibi, gayretle, umutsuzluğa düşmeden,
birliğimizi, beraberliğimizi sağlamaya
çalışmalıyız.”
Oturumun son
konuşmacısı Türk Ocakları Genel Sekreter
Yardımcısı Dr. Bülent Aksoy da, Soğuk
Savaş dönemi ve bugünkü fiziki, sosyal ve
ekonomik göstergeleri hakkında detaylı
bilgiler verdiği Rusya’nın yeni dönemde
uygulamaya geçtiği milletler politikası
üzerinde durdu. Rusya ile mücadelede
demokratik yöntemi seçen Tataristan ile
silahlı mücadeleyi seçen Çeçenistan’ın maruz
kaldığı baskılara değinen Dr. Aksoy, bugün
Rusya’da her anlamda tamamen Ruslaştırma
politikalarının uygulandığını vurguladı. Dr.
Aksoy, “Türkler bir araya gelip,
mücadele etmeli, bu mücadelelerine diğer
grupları da dahil ederek, milletleştirme
politikasına karşı çıkmalı ve meseleyi
mutlaka uluslararası platformlara
taşımalıdır. Okullarda Ortodoksluğun zorunlu
ders haline getirilmesi, 20 milyon Müslüman
ve diğer dinler için bir diğer önemli tehdit
unsurudur. Buna karşı da tüm platformlarda
gerekli mücadele verilmelidir”
dedi.
Ocakbaşı
Sohbeti’nin son bölümü konukların
değerlendirmelerine ve sorularına ayrıldı.
Dinleyiciler arasında bulunan Kıbrıs Türk
Kültür Derneği Başkanı Ahmet Göksan, Türklük
mücadelesinde Kıbrıs örneğini anlattı.
Rusya’nın kafalara vura vura Türklüğü
ortadan kaldırdığını, aynı şeyin Kıbrıs’ta
da barış, çözüm adı altında yapıldığına
dikkat çeken Göksan, “Tek kimlik,
tek egemenlik dayatması maskaralıktır.
Yeniden bir referanduma gidileceği
söyleniyor. BM’nin hazırlayacağı hangi belge
olursa olsun, ana hedef Kıbrıs’ın
Yunanistan’a bağlanmasıdır. Direnceğiz. Bunu
tankla tüfekle değil, gerçekleri anlatarak
yapacağız. Kelime oyunlarıyla devletimizden
vazgeçmeyeceğiz, Türkiye Cumhuriyeti
Devleti’nin yanında yaşamaya devam edeceğiz.
Çok zorda kalırsak Hatay modeli olur. Yeter
ki bunun altyapısını hazırlayalım”
sözleriyle Kıbrıslı soydaşlarımızın
duygularına tercüman oldu.
Toplantının
kapanış konuşmasını yapan Prof. Orhan
Kavuncu, Türkiye’nin Şangay’ın iki patronu
Rusya ve Çin’e karşı dikkatli olması, ABD’ye
hiç güvenmemesi gerektiğini, AB’nin halinin
ise zaten ortada olduğunu, bu yüzden fazla
söze hacet bulunmadığını söyleyip,
“Sadece uyanık, dikkatli olalım ve savunma
sanayimizi gelişmiş ülkelerin seviyesine
çıkaralım” hatırlatmasını yaptı.
Roza Kurban da, sadece Rus dilinde eğitime
geçilmesi sebebiyle 10-12 yıl içinde hiç
Tatarca bilmeyen gençler yetişeceği
tehlikesine işaret ederek, “Dünyanın
yardımına ihtiyacımız var, herkesin
yardımını bekliyoruz, ama Kazan Türklerinin
kurtarıcı gözüyle baktığı yegane ülke
Türkiye’dir” dedi.
|
|
|
|
Doğu Türkistan da 3 Uygur'a İftira: 15 yıl
'şırınga' cezası |
12.09.2009 |

Doğu
Türkistan'ın başkenti Urumçi'de "şırıngalı"
saldırıda bulundukları gerekçesiyle 3
Uygur'u 15 yıla kadar hapis cezasına
çarptırdı. Urumçi'de bu yakınlarda etnik Han
Çinlileri, kendilerine karşı "şırıngalı"
saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle protesto
gösterisinde bulunmuşlardı.
Urumçi'de bir mahkeme, saldırılara ilişkin
olarak Çin güvenlik güçlerinin gözaltına
aldığını söylediği 12 kişiden 3'ünü
mahkemeye çıkartarak yargıladı ve üç sanığı
da 7 ila 15 yıl arasında değişen hapis
cezalarına çarptırdı. 15 yılla en uzun hapis
cezası verilen Uygur asıllı kişinin adının
19 yaşındaki Yilipan Yilihamu olduğu
belirtildi.
34 yaşındaki Muhtarcihan Turdi 10 yıl, 22
yaşındaki kadın Aymanisha Guli ise 7 yıl
hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme
Uygurların iki ayrı olayda başkalarına
şırınga ile saldırdıklarını iddia etti.
Uygur Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti
Urumçi'de 5 Temmuz'da başlayan olaylarla
birlikte bölgede oldukça gergin günler
yaşanmaya devam ediyor. Çin'in iddia ettiği
son şırınga saldırılarının mahiyeti ve çapı
ise henüz tam olarak bilinmiyor. |
|
BİR VAHŞET, BİR KADIN
|
11.09.2009
Müge Çetinkaya
mugecetinkaya@yahoo.com |
| |
“Ey iman
edenler ! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe
( İslam`a ) girin. Şeytanın adımlarını
izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir
düşmandır. “ Bakara suresi 208.ayet
Almanya`nın Dresden şehrinde bir kadın
katledildi. Küçücük oğlunun gözleri önünde,
şeref timsali bedenine defalarca bıçak
darbesi savruldu. O, namuslu bir kadındı,
temizdi, anneydi.. Fahişeliğin ödüllerle
teşvik edildiği, her araçla övüldüğü
günümüze inat, o, iffeti, asaleti, İslamı
savunanlardandı.
Marva Al Sherbini, Mısırlı bir kadındı.
Evliydi.
Genetik mühendisi eşi ve minik oğluyla sade
bir yaşamı vardı. Sokaklar geceleri de benim
deyip barlarda sabahlamıyor, her gece
başkasının kollarına atılmıyordu. Sigarasını
şuh pozlarla eline alıp yok mu yakan
demiyordu.. Alkol içip etrafını sürmeli
boyalı bakışlarla süzmüyordu. Baldır bacak
şovu yapıp kendini sergilemiyordu. Ben
özgürüm, bir kere dünyaya geliyorum, kimseye
verecek hesabım yok - hatta yaratana bile -
demiyordu.. O, Müslüman bir kadındı... Ne
uyuşturucu satıp genç yaşamları söndürmüş,
ne hırsızlık yapmıştı. Bir gün, inancının
gereği giyindiği için kendisine hakaretler
eden Rusya doğumlu Alman gencini mahkemeye
verdi. İslamcı, terörist gibi sözlerle
Sherbiyi taciz eden Alman genç, aleyhine
mahkemeye sunulan delillere dayanamadı.
Sherbiyi sokak ortasında bıçaklayarak
öldürdü..
Suçu, Müslüman olmaktı..
Suçu, inandığı dinin kadınlar için olan,
değiştirilemez, esnetilip genişletilemez,
hiç bir zamana göre ezilemez emrini yerine
getirmekti..
Suçu, iffetli aile kadını, anne olmaktı..
Suçu, insanlığa kötülük yapanlara uymamaktı.
Suçu, Mümin, Mümin, Mümin olmaktı !..
***
Feminizm adına çalışanların, Sherbinin sokak
ortasında hunharca katledilmesine karşı
eylemler yapmalarını beklerdim. Kadınlara
özgürlük ise, işte inancı, düşüncesi,
hakları uğrunda öldürülen bir kadın..Tem
yollarına fuhuş yapmak için dökülen
travestilere saldırı olunca meydanlar
dolduran feministler, neredeler ?
***
Sherbiyi katleden Alman gencine bu cinayeti
niçin işlediği sorulduğunda, Müslümanlara ve
Avrupalı olmayanlara karşı duyduğu nefret
olduğunu söylemiş. Bu nasıl bir beyin
yapısı, nasıl bir anlayıştır, anlamak kabil
değil. Benimle aynı değerlere inanmıyorsan
vatanımdan defol ; Benden değilsin, o zaman
yok ol şeklinde işleyen beynin rahatsız
olduğu kesindir. Acil olarak ilgili tıp
kurumlarında tedavi altına alınması gerekir.
Görüldüğü üzre, önlem alınmadığında masum
insanların canına mal olmakta. Irkçı ve
yıkıcı akımlara kapılan gençlerin yaşam
standartlarının düşük olduğu, aile
bireylerinde şizofreni gibi rahatsızlıklara
rastlandığı ; aile yapısı bozuk, kopuk,
sosyal yaşamdan uzak, içe kapanık kişilik
özelliklerine sahip oldukları, konuyla
ilgili kurumlarca rapor olarak sunulmuştu.
Böylesi özellikleri çocuklarında gözlemleyen
ebeveynlere görev düşmekte. Lütfen
çocuklarınızı ve etrafınızdaki gençleri
gözlemleyin, konuşun, dinleyin.
Avrupada ırkçılığın, yani kendinden
olmayanlara beslenen kinin arttığını
görmekteyiz. Bu ilkel anlayış, tarihe
karıştı derken önümüze onlarca saldırı olayı
geliyor. Hollandada katledilen Türk ana
okulu sahibesi Arzu Erbaş Çakmakçı,
Belcikada gözaltında işkenceye uğrayan genç,
hatta Danimarkada yine gözaltında öldürülen
- haberi tarafımdan yapılmıştı, daha önceki
sayılardan okunabilir - Uygur genc Burhan
Zunun gibi nice Müslüman ve Türk, ırkçı
saldırıların hedefi olmakta. Avrupada tekrar
hortlayan bu ırkçı kalkışlar, ülkemizi de
etkileyecektir. Avrupa menşeili başlayan
akımların bütün dünyayı sarması, moda olması
ilk kez rastlayacağımız konu değil. Bu
çirkin taklitten nasibi alması olası olan
gelişmekte olan ülkelerde, iç savaş
senaryolarını üretmek ütopyacılık değildir.
Ülkemizin ırkçılıkla mücadele konusunda
önlem alması, toplum ve insanlığa zararlı
böylesi vahşi akımların yayılmaması için
üzerine düşeni yapması gerekmektedir.
Sherbi ve inançları uğrunda öldürülen bütün
kadınlara saygıyla.. |
| |
|
04.09.2009 |
(CİHAN) |
|
 |
Doğu
Türkistan`ın Urumçi şehrinde Çinlilerin
çok sayıda
Uygur Türkü`nü
öldürdükleri ileri sürüldü.
Bağımsız Doğu
Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı
Abdulmecit Avşar, o
bölgede yaşayan insanlarla yaptıkları görüşmelerde
iddiaların doğrulandığını söyledi.
Abdulmecit Avşar,
Çinlilerin 5 Temmuz`da başlattıkları saldırılarda
bin 500 civarında Uygur Türkü`nü öldürdükleri
olayların bir benzerinin 3 Ağustos`ta meydana
geldiğini ifade etti.
Avşar, çok sayıda
yaralı Uygun Türkü bulunduğu yönünde bilgiler
aldıklarını kaydetti.
Avşar, bölgede yaşanan
son gelişmelerle ilgili şu bilgileri verdi: `Temmuz
ayında yaşanan ve bütün dünyada nefretle kınanan
olayların bir benzerinin yeniden başlatıldığı, eli
silahlı ve sopalı Çinlilerin yeniden Uygur Türkü
avına çıktığı bilgilerini alıyoruz. Bütün okullar
kapatılmış, toplu taşıma araçlarının seferleri iptal
edilmiş. Çinliler önüne gelen Uygur Türkü`ne
saldırarak öldüresiye dövüyorlar. Emniyet güçlerinin
müdahale etmekte çok duyarsız kaldığı haberleri
bizleri endişelendiriyor.`
Avşar, `Çinlilerin
keyfi şekilde
Uygur Türklerine
uyguladıkları soykırımın bir an önce
durdurulması için
BM ve insan hakları kuruluşlarını göreve davet
ediyoruz. Hamaset nutukları değil, icraat
bekliyoruz.` dedi.
|
|
|
|
04.09.2009 |
|
|
 |
Hükümetin Ermeni açılımına tepkiler sürüyor. Kayseri
Kültür Derneği 2. Başkanı Dr. Seyfi Şahin, Kayseri
Türk Ocağı Yönetim Kurulu ve Bilgiyurdu Derneği
Başkanı Mustafa Öztürk, AKP Hükümetinin Ermenistan
açılımına yaptıkları ortak açıklamayla tepki
gösterdiler.
Hükümeti Türk milletine şikayet etmek amacıyla
yapılan basın açıklamasında şöyle denildi:
"Büyük Türk milleti!
Bugün
Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve onun dış işleri
bakanlığı, hiçbir ülkenin, hiçbir devletin
yapmayacağı, yapamayacağı garip uygulama ile
Ermenistan'ı tanıma ve ona taviz verme, yanlışına
düşmüştür.
ERMENİSTAN TANINAMAZ
Çünkü, Ermenistan anayasası ve kuruluş
bildirgesinde, Türkiye'nin doğu bölgesi Ermeni
toprakları içinde gösterilmektedir. Ağrı dağı Ermeni
milli sembolü olarak kabul edilmektedir. Türk
milleti soykırımcı olarak ilan edilmektedir.
Ermenistan işgalci bir ülkedir. Ermeniler soykırımcı
bir millettir. Kuvvayı Milliye mücadelesinde 500 bin
Türkü şehit etmişlerdir. 1992 Karabağ savaşında
Hocalı katliamı yapmışlardır. 1300 Azeri Türkünü
katletmişlerdir. Bir milyon Azeri Türkü halen
mülteci durumundadır. Ermeniler, bütün dünya
parlamentolarında Türkiye aleyhinde kampanya
yürüterek Türk milletini soykırımcı olarak kabul
ettirmişlerdir. Ayrıca PKK terör örgütü arkasında
Ermeniler vardır. Pek çok PKK çete başları Ermeni
asıllıdır.
BU
KARAR DIŞ KAYNAKLIDIR
Bugün
şunu herkes bilmektedir ki, Türkiye'nin bu kararı
dış kaynaklıdır. ABD, Avrupa Birliği ve pek çok ülke
Türkiye'ye baskı ile bu kararı aldırmışlardır. Hatta
küçük bir devlet olan İsviçre bile bu baskı
gurubunun içindedir. Bağımsız ve şerefli bir
Türkiye'nin bu baskılara boyun eğmesi yanlıştır.
Türkiye bağımsız bir ülkedir. Başka ülkeler
tarafından kendi çıkarına aykırı olarak böyle bir
baskıya boyun eğmesi asla kabul edilemez.
Türkiye'nin geleceği için de büyük bir tehlikedir.
BAŞBAKAN SÖZ VERDİ
Başbakan Tayyip Erdoğan, Azerbaycan konuşmasında,
"Karabağ meselesi halledilmedikçe Ermenistan
sınırları açılmaz" demiştir.
Bu
sözü veren bir Başbakanın sözünden dönmesi çok büyük
bir itibar kaybıdır. Çünkü verilen söz Türk
töresinde çok kutsaldır. İslam ahlakı açısından da
öyledir. Sözünden dönenlerin diğer verdiği sözlerine
de itibar edilmez. Bir devlet adamına da yakışmaz.
Sayın
Başbakan bu karadan vazgeçmeli ve sözünde
durmalıdır. Bir Türk vatandaşı olarak bu hakkımızı
istemek zorundayız. Başbakanımızın sözünde duran bir
devlet adamı olmasını istiyoruz.
DEVLET YANLIŞ YAPIYOR
Ermenistan'ı tanımak, Türk milletine hakarettir.
Azerbaycan gibi dost ve kardeş bir ülkeyi üzmektir.
Türk ve İslam dünyasının kalbini kırmaktır.
Bu
karar, dost ve düşmanını bilmemektir. Bu politika
bir Ermeni açılımı ve Türkiye'nin zararınadır. Bunun
maddi ve manevi kaybı asla telafi edilemez.
Bu
kararından dolayı Hükümeti Türk milletine şikayet
ediyoruz."
|
|
27.08.2009 |
Bursa Hakimiyet |
|
 |
Çin'e bağlı Sincan
Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'de yeni bir
protesto gösterisinin başladığı belirtildi.
Görgü tanıklarının telefonla yabancı ajanslara
verdiği bilgilere göre, sayıları binlerle ifade
edilen Han Çinlisi, yerel hükümeti asayişi
sağlayamaması gerekçesiyle protesto ediyor.
Protestonun sebebi olarak yüzlerce kişin şırıngalı
saldırılarda yaralanması gösteriliyor. Olaydan
Uygurları sorumlu tutan göstericiler, saldırganların
sert şekilde cezalandırılmasını istiyor.
Urumçi'de 5 Temmuz'da patlak veren etnik çatışmada
197 kişi hayatını kaybetmişti. Yetkililerin sükunet
çağrısına rağmen, Urumçi'de gerginlik devam ediyor.
Hong Kong'da yayımlanan Pekin yanlısı Wen Wen Po
gazetesinin haberine göre, kentte dün de aynı
gerekçeyle gösteri düzenlendi. Şırınga olayının
faillerine yönelik 'gevşek tavır' protesto edildi.
Gazete, saldırının ardından hemen ortadan kaybolan
şırıngalı saldırganların 400 kişiyi yaraladığını
bildirdi.
Bir görgü tanığı ise, gösteri yapan bir grup Han
Çinlisinin şırıngayla saldırı yapmaya hazırlandığı
şüphesiyle bir Uygur'u dövdüğünü söyledi. Polis
tarafından kurtarılan şahsın hastaneye götürüldüğü
belirtildi.
Resmî haber ajansı Xinhua, saldırının mağdurları
arasında diğer yedi etnik grupla birlikte Uygurlar
ve Han Çinlilerinin de bulunduğunu duyurdu.
Çin'de AIDS hastalarının şırıngalarla
kaldırımdakilere saldırdığı yönündeki söylentilerin
asılsız olduğu ortaya çıkmıştı. Çin Günlüğü gazetesi
de saldırılarda zehirlenen ya da bulaşıcı hastalığa
yakalanan olmadığını yazdı.
Çin polisi, olayla ilgili 15 şüpheliyi yakaladı.
Şüphelilerden 4'ünün tutuklandığı belirtildi. Devlet
medyası kaç kişinin şırınga saldırısına maruz
kaldığı konusunda ise bir detay vermedi.
HEDEFTE KÜMÜNİST PARTİSİ SİNCAN SEKRETERİ VAR
Binlerce Han Çinlisinin hükümet aleyhinde protesto
yapması, bölgedeki asayiş ve düzende halen sorunlar
bulunduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bir görgü tanığı, göstericilerin bazılarının, 14
yıldır görevde bulunan ve özerk bölgenin bir
numaralı adamı olan Sincan Komünist Parti Sekreteri
Wang Lequan'in görevden alınmasını istediklerini
söyledi.
|
|
03.09.2009 |
|
|
 |
Devlet Bakanı
Çağlayan, Çin'de kendisine yapılan muameleye karşı
harekete geçti. Dışişleri Bakanlığı'na nota için
talimat verildi...
Bakan Çağlayan önceki
akşam Urumçi Havaalanı'nda çıkan olaylar için
Dışişleri Bakanlığı'na Çin'e nota verilmesi için
talimat verdiğini söyledi.
Sincan Uygur Özerk
Bölgesinin başkenti olan Urumçi Havaalanından
ayrılışı sırasında, pasaport kontrolünde meydana
gelen olayları değerlendiren Devlet Bakanı Zafer
Çağlayan, heyetinde bulunan üyelerin x-ray
cihazından geçirilmeye kalkılması üzerine, duruma
tepki gösterdiğini söyledi.
DEFALARCA ÖZÜR DİLENDİ
Havaalanında yaşanan olayların, Çin Dışişleri
protokol görevlileri ile Urumçi Havaalanı'ndaki
güvenlik görevlileri arasında çıkan bir tartışma
olduğunu belirten Çağlayan, hiç kimsenin Türkiye
Cumhuriyeti Bakanını arama ve kolundan tutmaya
kalkmadığını bildirdi. Çin Dışişleri Bakanı Yang
Liech'in daveti üzerine, Çin'in başkenti Pekin'de
resmi temaslarda bulunan, ardından da Sincan Uygur
Özerk Bölgesinde yaptığı incelemeleri tamamlayarak
Türkmenistan'ın Başkenti Aşkabad'a geçmek için,
önceki akşam saatlerinde Urumçi Havaalanına gelen
Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, olayın basına bugün
farklı şekilde yansıdığını, bundan dolayı büyük
üzüntü duyduğunu belirtti. Çağlayan şunları söyledi:
“Konu ile ilgili Dış İşleri Bakanlığı, Pekin
büyükelçimize Çin Dışişleri Bakanlığı'na mutlaka bir
nota verilmesi gerektiğini söyledim. Bu konu ile
ilgili ben de Dışişleri Bakanlığı, Pekin
Büyükelçimize mutlaka bir nota ile Çin Devleti
yetkililerine durumun acil bildirilmesi gerektiğini,
bu konu ile ilgili gerek Dışişleri, gerekse
Başbakanlığa gerekli yazıyı yazmasını söyledim.'
Yaşanan tatsızlık ile ilgili, Çin Protokol
görevlilerinin kendisinden herkesin huzurunda
defalarca özür dilediklerini de sözlerine ekledi.
|
|
27.08.2009 |
Deniz ÇİÇEK / AŞKABAT |
|
 |
Devlet Bakanı Zafer
Çağlayan'ın temaslarda bulunduğu Uygur Türkleri'nin
yaşadığı Çin'in Urumçi bölgesinde hem internet hem
de uluslararası telefon bağlantısı yasaklanmış
durumda
Akşam 03.09.2009
Urumçi temaslarının
ardından Türkmenistan'a giderken havalimanında X-Ray
skandalı ile karşılaşan Devlet Bakanı Zafer
Çağlayan, Urumçi sokaklarında dolaşarak Uygur
Türkleri ile sohbet edip, Urumçi'deki Han Tanrı
Camii'nde öğle namazı kıldı. Çağlayan'ın
incelemelerde bulunduğu Urumçi'de hem internet hem
de uluslararası telefon görüşmeleri yasaklanmış
Bölgede havalimanı ve caddelerde olağanüstü güvenlik
önlemleri alınmış durumda. Urumçi'deki olayların
ardından Türkiye'den bölgeye giden ilk üst düzey
isim olan Çağlayan, burada Sincan Uygur Özerk
Bölgesi Valisi Nur Bekri ile bir araya geldi. Vali
Bekri, Urumçi'deki altyapı yatırımlarını anlatarak
Çin merkezi hükümeti olmasaydı bu yatırımların
yapılamayacağını kaydetti. Urumçi'de halkın yaşam
seviyesinin hızla yükseldiğini ifade eden Bekri,
'Çin merkezi hükümeti, azınlıklar ve etnik gruplar
için büyük yatırım yaptı. Azınlıkların din, dil ve
kültürü çok güzel korundu. Çin'in azınlıklar için
uyguladığı politika ve aldığı tedbirler dünyaya
örnek oldu' dedi. Bekri, Çin'de ve Urumçi'de bütün
vatandaşların dini inancına saygı gösterildiğini
aktararak, 'Bu da yasalarla korunuyor. Urumçi'de 23
bin 900 cami var. Buradaki Müslüman halka göre küçük
bir rakam değil' diye konuştu.
Dini değil siyasi
çatışma
URUMÇİ olaylarına da değinen Bekri, olayların din,
milliyet ya da insan hakları sorunu olmadığını
kaydederek, bunun bir siyasi çatışma olduğunu
aktardı. Bekri, halkın can ve mal güvenliğinin
korunması için tedbir aldıklarını, bölgenin normale
döndüğünü ve halkın yüzünün güldüğünü savundu. Bakan
Çağlayan da Çin halkının bütünlüğüne ve tek millet
olmasına önem verdiklerini vurgularken, olaylarıı
yakından takip ettiklerini aktardı.
Urumçi'de namaz kıldı
ÇAĞLAYAN, Türkmenistan'a geçmeden önce Uygur
Türkleri'nin arasına karışarak, nabızlarını tuttu.
Burada bir kuruyemiş satıcısı Uygur'la sohbet eden
Çağlayan, orada satılan cevizi eliyle kırdı.
Çağlayan, Urumçi'deki Han Tanrı Camii'ni de ziyaret
ederek, imam Mahmut Damollam ile görüştü.
Çağlayan'ın fotoğraf çektirdiği bir Uygurlu kızın
zafer işareti yapması dikkat çekti.
Yurtdışında Türk malı
kullanın
TÜRK müteahhitler, Çin'den sonra dünyada ikinci
olurken Devlet Bakanı Zafer Çağlayan'dan
müteahhitlere 'Türk malı kullanın' uyarısı geldi.
Çağlayan, sadece geçen yıl dünyada 20 milyar dolar
civarında iş yapan müteahhitlerden, yurtdışında
yaptıkları inşaatlarda Türk malı inşaat malzemesi
kullanmalarını istedi. Çin'in ardından
Türkmenistan'da temaslarda bulunan Çağlayan, bu
ülkede ve dünyanın çeşitli ülkelerinde iş yapan
müteahhitlerle bir araya geldi. İşadamlarının
sorunlarını dinleyen Çağlayan, Türklerin
Türkmenistan'da ağustos ayına kadar 1.6 milyar
dolarlık iş yaptığını ve bu sayının yıl sonunda 2.5
milyar doları bulacağını sözlerine ekledi.
Türkmenistan'ın Türk müteahhitler için iyi bir
fırsat olduğunu ve bu ülkenin, Türklerin iş yaptığı
ülkeler arasında 3. sırada olduğunu aktaran
Çağlayan, müteahhitlere çeşitli uyarılarda da
bulundu.
Öncü kuvvet gönderin
Çağlayan, 'Bir ülkeye müteahhit olarak girmeden
önce, öncü kuvvetler gönderin. Öncelikle mühendislik
ve müşavirlik işleri yapın. Yurt dışında yatırım
yapan müteahhitler de Türk inşaat malzemeleri
kullanmalı. Türkiye'deki fabrikalarda üretilen
malzemeleri kullanın' dedi. Çağlayan, Türklerin,
Türkmenistan'ın Antalya'sı olarak bilinen Abaza
bölgesinde de turizm yatırımları yapabileceğini
aktardı. Türk müteahhitler de Bakan Çağlayan'dan,
başta vize olmak üzere bu ülkede karşılaştıkları
sorunları çözmesini istedi. Daha sonra Türkmenistan
Başkan Yardımcısı Hocamuhammet Muhammedov ile
Aşkabat'taki Türk İhraç Ürünleri Fuarı'nın açılışını
yapan Çağlayan, fuarda 64 Türk firmasının ürününün
sergilendiğini belirtti. Çağlayan, iki ülke
arasındaki ticaret hacminin, yaşanan dostluğu
yansıtmadığını belirtti. Çağlayan, daha sonra fuarı
gezdi.
|
|
03.09.2009 |
|
|
|
Baku şehrinde yapılan Dünya Türk Gençleri
Birliği liderlerinin kurulunda, ABP millet
vekilleri, AGİT’teki Türk Devletleri
millet vekillerine, bu kurum ve
kuruluşlarda kendi millet vekili
bulunmayan (buna Rusya’da yaşayan Türkler
de dahil) Türkî halkların da
menfaatlerinin temsil edilmesi dileği
kararı oybirliği ile kabul edilmiştir.
Rusya’daki Türkî halklar acınacak
durumdadır. Onlara maksatlı olarak
asimilasyon uygulanmaktadır. Bu amaçla
milli okulları kapatmak için özel kararlar
kabul edilmektedir. Örneğin, eğitimde
milli komponentın (parça) kaldırılması,
ana dilde eğitimi ve Devlet İmtihanlarını
ana dilde verilmesini yasaklamaktadır ve
saire. Milli hareket liderlerinin Türkî
halkları savunma girişimi, Rusya’nın
FSB’si tarafından uluslar arası kin ve
düşmanlığı körükleme olarak
nitelendirilip, aşırılık olarak
algılanmakta, bu da milli hareket
liderlerini kovuşturmak için zemin
hazırlamaktadır. Ayrıca, FSB’nin teşebbüsü
ile Tatar Milli Meclisi reisi Fevziye
Bayramova ve “Çallı Gençleri” gazetesinin
redaktörü Damir Şeyhetdinov hakkında cinaî
dava açılmış ve onlar suçlanmıştır.
Suçları, 30.08.1990 tarihli Tataristan’ın
Devlet Egemenliği Beyanatı ve 21 Mart 1992
yılında yapılan Referandum sonuçlarına
dayanarak, Kazakistan’ın Orenburg
bölgesinde bir koridor açmak suretiyle
Tataristan’ın Devlet bağımsızlığının
tanınması dileğiyle BM’ye ve tüm devlet
başkanlarına yazılan Müracaat’ın
dağıtılması bahanesidir. Rusya’nın FSB’si
Stalin’in NKVD’si ile aynıdır; bu da
devletlerin vasilikleri altında bulunan
toprakların kendi kaderlerini kendilerinin
tayın etmesine yardımcı olmaya davet eden
BM’nin Uluslar Arası Antlaşmasının
ihlalidir.
FSB’nin bu davranışları insan haklarına
aykırıdır. Rusya’da telefon konuşmalarını
dinleme, e-postaları okuma, toplantıdaki
konuşmaları kaydetme, milli hareket
liderlerine her türlü engel oluşturma bir
alışkanlık haline gelmiştir. Örneğin,
geçenlerde “Azatlık” gazetesinin redaktörü
T.Ahmadişin’in arabası çalışmaz duruma
getirilmiştir. Daha sonra bilindiği üzere,
arabanın fren sistemi de bozulmuştur. Tüm
bunların FSB işi olduğuna dair kuvvetli
deliller bulunmaktadır. İşbirliği hakkında
sözleşme bağlama amacıyla gençler ve
aydınlar FSB’ye “davet edilmektedir”.
Bizim fikrimizce, ileride onlar milli
hareket liderlerine iftira üretmek
amacıyla kullanılacaklardır. Örneğin,
Haziran sonlarında Doç. İ. Şayhutdinov
FSB’nin Çallı şubesine çağrılmıştır.
Tehdit ve şantaj yoluyla ona sözleşme
imzalatmaya çalışmışlardır. Hatta çeşitli
Uluslar arası Konferanslara katılan bilim
adamları, yurt dışında eğitim gören
öğrencileri de dönüşlerinde FSB tarafından
“mülakata” tabi tutulmaktadır. Tüm bunlar
siyasi baskıdan başka bir şey değildir.
Totaliter rejimden, nazizm ve stalinizmden
en çık zarar gören Rusya’daki Türkî
halkların sorunlarının AGİT’in Parlamento
Kurulu’nda görüşülmesi hakkındaki karar
kabul edilmiştir. Aynı zamanda,
stalinizmin NKVD-KGB-FSB’ye olan desteği
ortadan kaldırılmamıştır. Çalışma tarzı ve
metodu bugüne kadar değişmeyen FSB, görüşü
başka olan halkları cezalandırma korkusu
altında tutmaktadır. Arşiv belgeleri
açılmamıştır; bu da milyonlarca suçsuz
insanı yok eden, insanlık onurunu
aşağılayarak onların psikolojisini ve SSCB
halklarının dünya görüşünü bozan canileri
meydana çıkarmaya imkan vermemektedir. KGB,
SSCB ve RF hükümetlerinin arşivleri
açılmadan, bir de gerçek işlerle
desteleyip pişman olduğunu dünyaya
açıklamazsa Rusya’da totalitarizm
geleneklerinin ortadan kalkacağını
sanmıyoruz.
ABP,
AGİT milletvekillerin, diğer halklarla
beraber Rusya’daki Türkî halkların da
uluslar arası şartlara göre insan
haklarının savunulmasını istiyoruz.
Rusya’da gelinen durum şu ki, her türlü
insan hakları ihlallerinin yanı sıra,
FSB’nin milli hareket liderlerine açtığı
davalardan dolayı dayanılmaz bir hal
almıştır. Milli hareket liderleri, kendi
haklarını sağlamak üzere ancak ABP, AGİT
ve diğer yetkili kuruluşlara umut
bağlamaktadır.
Dünya
Türk Gençleri Birliği’nin 14.
Kurultay’ında kabul edilmiştir.
DTGB
reisi Akram Abdullayev
Kırım,
Yalta şehri, 14 Ağustos 2009
Rusçadan
Türkiye Türkçesine aktaran Roza Kurban
|
|
|
|
|