SON

HABERLER

 

 

 

 

Ağustos-2004 1.Sayı
Eylül-2004 2.Sayı
Ekim-2004 3.Sayı
Kasım-2004 4.Sayı
Aralık-2004 5.Sayı
Ocak-2005 6.Sayı
Şubat-2005 7.Sayı
Mart-2005 8.Sayı
Nisan-2005 9.Sayı
Mayıs-2005 10.Sayı
Haziran-2005 11.Sayı
Temmuz-2005 12.Sayı
Ağustos-2005 13.Sayı
Eylül-2005 14.Sayı
Ekim-2005 15.Sayı
Kasım-2005 16.Sayı
Aralık-2005 17.Sayı
Ocak-2006 18.Sayı
Şubat-2006 19.Sayı
Mart-2006 20.Sayı
Nisan-2006  21.Sayı
Haziran-2006  23.Sayı
Temmuz-2006  24.Sayı
Ağustos-2006  25.Sayı
Eylül-2006  26.Sayı
Ekim-2006  27.Sayı
Kasım-2006  28.Sayı
Aralık-2006  29.Sayı
Ocak-2007  30.Sayı
Şubat-2007 31.Sayı
Mart-2007 32.Sayı
Nisan-2007 33.Sayı
Mayıs-2007 34.Sayı
Haziran-2007 35.Sayı
Temmuz-2007 36.Sayı
Ağustos-2007 37.Sayı
Eylül-2007 38.Sayı
Ekim-2007 39.Sayı
Kasım-2007 40.Sayı
Aralık-2007 41 Sayı
Ocak-2008 42.Sayı
Şubat-2008 43.Sayı
Mart-2008 44.Sayı
Nisan-2008 45.Sayı
Mayıs-2008 46.Sayı
Haziran-2008 47.Sayı
Temmuz-2008 48.Sayı
Ağustos-2008 49.Sayı
Eylül-2008 50.Sayı
Ekim-2008 51. Sayı
Kasım-2008 52. Sayı
Aralık-2008 53. Sayı
Ocak-2009 54. Sayı
Şubat-2009 55. Sayı
Mart-2009 56. Sayı
Haziran.2009-59.Sayı
Temmuz.2009-60.Sayı
Ağustos 2009-61.Sayı
Eylül 2009 62.Sayfa
Ekim 2009 63.Sayı
Kasım 2009 64.Sayı
Aralık 2009 65.Sayı
Ocak 2010 66.Sayı
Şubat 2010 67.Sayı
Mart 2010 68.Sayı
Nisan 2010 69. Sayı
Mayıs 2010 70. Sayı
Haziran 2010 71. Sayı
Temmuz 2010-72. Sayı
Ağustos 2010-73. Sayı
Eylül 2010-74. Sayı
Abone İşlemleri
TEBRİK MESAJLARI
Gazete Bayilerinde
YAZARLAR
Künye
5 Temmuz Katliamı
Ekim-2009
Yeni Sayfa 2

  Her türlü basın-yayın organlarında Doğu Türkistan yerine kullanılan: "Uygurlular", Sinkiang", "Sincan","Şincan", "Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi", "Sinciang Uygur Otonom Bölgesi"

terimlerini kesinlikle kabul etmediğimiz önemle ilan ediyoruz.

“5 Temmuz Ürümçi Katliamı”nın

1. Yılında da Aynı Nakarat 

04.07.20100

GÜNLÜK GAZETE

Mehmet Emin BATUR

             Doğu Türkistan’da 1949 yılından beri Çin işgalcilerinin sürdürmekte oldukları sayısız katliamlardan biri olan “5 Temmuz 2009 Ürümçi Katliamı” nın üzerinden de bir yıl geçti.

Doğu Türkistan’ın Ürümçi vilayetindeki katliam bütün şiddeti ve vahşeti ile devam ederken Türkiye’den ve dünyanın değişik ülkelerinden Çin vahşetini kınayan(sadece kınayan) sesler yükseldi. Bu esnada Doğu Türkistan’ın Ürümçi vilayetinde Müslüman Türk kanına susamış Çinli canilerin insanlık dışı cinayetleri olanca hızı ile devam etti. Kısa zamanda Kaşgar’a kadar da sıçradı. Orada da gösteriler, kanlı olaylar, gece yarısı ev baskınları, yargısız infazlar ve suçsuz yere keyfi tutuklamalar gerçekleştirilmeye başlandı. Ürümçi’de başlayan bu vahşet Kaşgar’dan sonra bütün Doğu Türkistan sathına yayılma eğilimi gösterdi. Çin işgal idaresi birçok Çin asker ve polislerine sivil kıyafetler giydirerek ve ellerine de tek tip üretilmiş sopalar tutuşturarak sokaklara salıverdiler. Çin işgal idaresinin oluşturduğu bu “özel linç ekipleri” Doğu Türkistan Türklerini yaşlı, kadın ve çocuk ayrımı yapmaksızın sokak aralarında kıstırmak suretiyle linç ederek vahşice katletmeye başladılar.   

            Çinli katil ve kundakçılar tarafından Ateşe verilen Türk ev ve işyerleri kül haline gelirken Ürümçi sokakları Doğu Türkistan Türklerinin cesetleri ile doldu. Ürümçi’de kan ve gözyaşı adeta sel olup aktı. Feryatlar arşa yükseldi. Ürümçi tam anlamı ile bir cehenneme döndü… Bazı görgü tanıklarının ifade ettiklerine göre, gece yarıları kamyonlara adeta balık istifi gibi doldurulan Doğu Türkistan Türklerinin cesetleri şehir dışında bir yere götürülerek kepçe ile açılan çukurlara toplu şekilde doldurulduktan sonra yakıldılar.

            Bütün bunlar yarım asırdan fazla bir zamandır Çin işgalcileri tarafından bütün Doğu Türkistan sathında uygulana gelen tipik Çin barbarlıklarındandır… Fakat bu Çin barbarlıklarından daha da tehlikeli olan ise, tarih boyunca bütün dünya milletlerince de biline gelen bu Çin vahşetlerine sözde medeni, modern ve hümanist oldukları ile övünen dünya devletlerinin Çin’e karşı yeterli ve etkili olacak türden her hangi bir tepki göstermemekte olmalarıdır.

            Birçok batılı devletlerin ve dünyanın jandarmalığına soyunan küresel güçlerin Çin ile ideolojik ayrılıkları da bulunmasına rağmen Çin’in Doğu Türkistan Türklerine yönelik olarak uyguladığı şiddet, işkence, sürgün, asimilasyon, ırki aşağılama, soykırım ve daha akla gelebilecek he türlü melanetlerine göz yummalarının sebebi nedir? Hiç şüphe yok ki, 1.sebebi ekonomik çıkarlar, 2. sebebi de Doğu Türkistanlıların Türk ırkına mensup ve İslam inancına sahip olmalarıdır.

            Halkları Türk ve Müslüman olmayan devletlerin, Çin’in Doğu Türkistan Türklerine uyguladıkları katliamlara karşı lakayt davranmaları bir ölçüde normal karşılanabilir. Çünkü bu devletlerin birçoklarının ellerine geçirdikleri ilk fırsatta Müslüman Türklerden atalarının öcünü alma ihtirası içinde olduklarını biliyoruz.

            Fakat Çin ile yıllık 150 milyar dolar tutarında ticari anlaşmaları bulunan, devamlı surette İslam kardeşliğinden, barış ve adaletten söz eden İslam ülkelerinin ve özellikle de Türkiye’nin Çin’in insanlık dışı katliamları karşısında adeta eli kolu bağlı bir vaziyette parmağını dahi oynatmaksızın sessiz ve kayıtsız durmaları oldukça düşündürücüdür. Doğu Türkistan’daki Çin mezalimi ile ilgili olarak sadece yılda bir defa yaldızlı ve lüks salonlarda adeta ”mangalda kül bırakmayan” türden nutuklar atmak, ne Müslüman olmakla ne Türk olmakla, ne barış ve demokrasiden yana ve ne de insan olmakla bağdaşan bir davranıştır. Çünkü bütün bu kavramlar ayrı, ayrı mesuliyetleri içinde barındıran kavramlardır.     

            Doğu Türkistan Türkleri Ülkelerinin Coğrafi konumu sebebiyle Çin ile asırlardır yan yana yaşamış, zaman, zaman çatışmalar yaşamış, bazı dönemlerde Çin tarafından işgal edilmiş, zaman, zaman da istiklallerini ilan ederek bağımsız devletler kurmuşlardır. Bu devletler kurulurken de sayısız şehitler vermişlerdir. Fakat son 61 yıldır da Çin işgali altında var olma ve istiklallerini yeniden elde etme mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistan Türkleri, karşı karşıya bulundukları bütün zorluklara rağmen asla ve asla hiçbir zaman ümitsizliğe düşmemişlerdir.

             “5 Temmuz Ürümçi Katliamı”nın birinci yılında hak, hukuk, adalet ve İstiklal uğruna yaşamlarını feda eden binlerce Doğu Türkistan şehitlerini rahmet, şükran ve minnetle bir defa daha yâd ediyor, bu kutsal mücadelenin kayıtsız ve şartsız Tam bağımsız Doğu Türkistan kurulana kadar devam edeceğini bir defa daha bütün dünyaya ilan ediyoruz!                                                                                        

 

 

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği

Genel Başkanı Abdülmecit Avşar:

Doğu Türkistan’ı Unutmayalım

05.07.2010

 

  Çin’in Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde 5 Temmuz 2009’da yaptığı katliamın birinci yıldönümünün yaşandığını hatırlatan Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdülmecit Avşar, o dönemde tutuklanan çok sayıda insandan hâlâ haber alınamadığını söyledi. Avşar, “1500’den fazla Türkün katledildiği, 10 binin üzerinde insanın tutuklandığı kanlı olayları unutmadık. Aradan bir yıl geçmesine rağmen tutuklananlara yapılan işkence ve tutukluların akıbeti hâlâ belli değil” dedi.

Akıbetleri hâlâ bilinmiyor

ÇİN'İN Doğu Türkistan’ın Urumçi şehrinde 5 Temmuz 2009’da gerçekleştirdiği katliamın birinci yıl dönümünün yaşandığını hatırlatan Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, o dönemde tutuklanan çok sayıda insandan haber alınamadığını söyledi. Avşar, “Bin 500’den fazla Türk’ün katledildiği, 10 binin üzerinde insanın tutuklandığı kanlı olayları unutmadık. Aradan bir yıl geçmesine rağmen tutuklananlara yapılan işkence ve tutukluların akıbeti hâlâ belli değil” dedi.

5 Temmuz’da yaşanan olayda insanlık tarihinde eşi benzeri olmayan bir katliam yaşandığını hatırlatan Avşar şöyle konuştu: “Yaşanan olay Müslüman Türk’e yapılınca kimsenin kılı bile kıpırdamıyor. Yıllarca açlık, sefalet ve baskı altında yaşayan insanlar hâlâ zulüm altında inliyor. Dünya seyrediyor.”

KİMSE SESİNİ ÇIKARMIYOR

Abdulmecit Avşar, 5 Temmuz’da yaşanan bin 500’den fazla insanın sopalarla, kurşunla ve linç edilerek öldürüldüğünü anlatarak, yapılanın gerçek bir devlet terörü olduğunu kaydetti. Avşar, “Zulüm Türk’e yapılınca kimse ses çıkarmıyor. Çin yıllarca Uygur Türklerini asimile ediyor, katlediyor. Ne ‘one minute’ diyen var ne de olayı BM’ye götüren var. Uygur Türkleri kaderine terk edilmiş durumda. Dünyanın ve Müslüman devletlerin bu çifte standardı anlaşılabilir gibi değil” diye konuştu. Yaşanan olaylardan ve devletlerin takındığı tutumdan da anlaşılacağı gibi dünyada Türk’ün Türk’ten başka dostu olmadığının bir kez daha ispatlandığını hatırlatan Avşar, “Yaşanan hadiselere Türk milleti gereken tepkiyi göstermiş ve davaya her zaman sahip çıkmıştır. Ancak, yüce milleti yönetenler hâlâ duyarsızdır. Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı Uygur Türklerinin Doğu Türkistan’da yaptıkları onurlu mücadele ve dış dünyadaki kan kardeşlerinin destekleriyle olacaktır. Zulmün hiçbir zaman abat olmayacağını hatırlatarak 5 Temmuz olaylarını gerçekleştiren terörist ve katil Çin’i şiddetle kınıyoruz” diye konuştu.

 

 

Doğu Türkistan Vakfı Başkanı

M. Rıza Bekin Vefat Etti

(1925-2010)

 

16.02.2010

 

Asker ve cemiyet adamı olan M. Rıza Bekin, 1925'te bugün Çin esareti altında bulunan Doğu Türkistan'ın Hoten şehrinde doğmuştur. Uygur Türklerinden olan M. Rıza Bekin, dokuz yaşında iken ailece yurtlarından ayrılıp, Afganistan'da Kabil'e yerleşmişlerdir. O yıllarda oldukça yüksek seviyede seyreden Türkiye-Afganistan münasebetleriyle, eniştesi Mehmet Emin Buğra'nın girişimi, Türkiye'nin Kabil Büyükelçisi Memduh Şevket Esendal'ın tavassutuyla, yeğeni Niyaz Mehmet'le birlikte askeri okulda okumak için Türkiye'ye gönderilen M.Rıza Bekin, 1938'de Maltepe Askeri Lisesi'nin orta kısmında öğrenime başlamıştır. 1944'de Askeri Liseyi bitiren M. Rıza Bekin, 1944-1946'da Kara Harp okulunu, 1946-1948'de Topçu okulunu bitirerek Topçu subayı olarak Türk ordusuna katılmıştır. Görev yaptığı esnada (1950) Uzak-doğuda patlayan Kore savaşına Birinci Türk Tugayı Topçu Taburuna teğmen rütbesiyle katılarak, gazilik madalyası almıştır.

1963-1965'te Kara Harp Akademisi,1966'da Yüksek Komuta Akademisi'ni bitiren M. Rıza Bekin, 1949'da Almanya'da Askeri İstihbarat, 1953'te ABD'de Subay Muharebe, 1959'da Stratejik istihbarat, 1963'te Topçu Tekâmül Kurslarına katılarak kariyerine; Edremit ve Bornova'da Tugay Komutanlığı, Topçu okulu ve Muharebe istihbarat okulunda öğretmenlik (1954-1959) ,Genelkurmay İstihbarat Başkanlığı'nda Şube Müdür Vekilliği (1965-1967), Van Jandarma Tugay Kurmay Başkanlığı(1967-1968), Doğu Menzil K. Plan Şube Müdürlüğü (1968-1969) , 5.Kolordu Harekât ve Eğitim Şube Müdürlüğü (1969-1971) , K.K.K Harekât Başk. Eğitim Şube Müdürlüğü (1971-1973) ile devam etmiş, 1973'te Tuğgeneral rütbesiyle, CENTO Askeri Planlama Karargâh Harekât Başkanlığıyla, 19.Piyade Tugay ve 57. Topçu Eğitim Tugay Komutanlığı (1975-1977) ile kadrosuzluk sebebiyle 1977'de Tuğgeneral rütbesiyle emekli olarak tamamlamıştır.

General, M. Rıza Bekin, askeri kariyeri içinde, Birinci Kore Tugayı Topçu Tabur Takım Komutanlığından (1950-1951) başka, 1959-1961 arası Türkiye'nin Tahran Askeri Ataşe Muavinliği görevini ifa etmiş, emekli olduktan sonra bir müddet Başbakanlıkta uzman olarak çalışırken Afganistan meselesinin patlak vermesi üzerine 1989-1990 yılları arasında BM'lerin Afganistan'a insani yardım programı çerçevesinde Pakistan'da kurmuş olduğu Mayın Temizleme Eğitim Merkezi’nde (İslâmabad) Başdanışmanlık görevini yürütmüştür.


1986'da kurulan Doğu Türkistan Vakfı Başkanlığına seçilen M.Rıza Bekin; vefatına kadar Çin esareti altında yaşayan Doğu Türkistan (Uygur Türkleri) meselesinin insani ve siyasi boyutta dünya kamuoyuna duyurulması yolunda Doğu Türkistan Vakfı bünyesinde çalışmalarını devam ettirmiş, yüzlerce Doğu Türkistanlı gencin Türkiye’de burslu olarak çeşitli Üniversitelerde eğitim görmesine vesile olmuştur.

 

1992’de İstanbul’da Doğu Türkistan Milli Kurultayı’nın toplanmasını sağlayan Bekin, dava arkadaşları İsmail Cengiz, Seyit Tarancı ve Hamit Göktürk ile birlikte bugünkü Dünya Uygur Kurultayı’nın oluşmasına temel teşkil eden Doğu Türkistan Milli Merkezi’nin de kurulmasını sağlamıştır.  Merkezi Münih'te bulunan "Doğu Türkistan Milli Kurultayı’nın ve merkezi İstanbul’da bulunan Doğu Türkistan Dayanışma Derneği’nin kurucu şeref Başkanı olan M.Rıza Bekin, Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti’nin de kurulması aşamasında rol oynamıştır. Aynı zamanda uzun yıllar merkezi Mekke’de bulunan Rabıta-tül Al-Alem Al-İslam adlı Dünya İslam Birliği teşkilatında Doğu Türkistan’ı temsilen meclis üyesi görevini sürdüren Rıza Bekin Paşa 16 Şubat 2010 Salı günü Ankara’da tedavi gördüğü hastanede vefat etti.

Evli ve iki çocuk babası M. Rıza Bekin’in cenazesi 18 Şubat 2010 Perşembe günü Ankara Kocatepe Camii’nde öğleyin kılınacak namaz sonrası aile kabristanlığına defnedilecek.

İsmail CENGİZ

Doğu Türkistan Milli Merkezi Genel Sekreteri

 

 

   "5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan"

Dr. Erkin EMET

Yayın Yılı: 2009
Kitap Kağıdı:16x23,5 cm
Karton Kapak
ISBN:9756355558
Dili: TÜRKÇE

GRAFİKER YAYINLARI

Cadde 33. Sokak No:6

Balgat-Ankara–TÜRKİYE

Tel: (+90 312) 284 16 39 

Faks: (+90 312) 284 37 27

E-mail:
 

 

 Eldeki çalışmanın konusu aslında uzun yıllardan beri üzerinde çalıştığım Doğu Türkistan Meselesi idi. Ama 5 Temmuz 2009'da Urumçi'de meydana gelen kanlı olaylardan sonra çalışmanın adını 5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan olarak değiştirdim. Bu eser, 2000 yılından itibaren, yaptığım derleme ve araştırmaların bir ürünüdür.

 

5 Temmuz Urumçi Olayı ve Doğu Türkistan Meselesine yönelmemi gerektiren manevi yükümlülük ile Doğu Türkistanlı olmanın ve olayların içinde bulunmanın verdiği güven bu konuyu seçişimde rol oynayan unsurlar olmuştur.

Doğu Türkistan meselesi üzerine gerek Türkiye'de, gerekse Batıda ve Amerika'da 1950'Ii yılların sonundan başlayarak bazı çalışmalar yapılmıştır. Elbette bunlar arasında İsa Yusuf Alptekin'in çalışmalarının ayrı bir yeri vardır. Doğu Türkistan Meselesiyle ilgili çalışmalar gerçek anlamda İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra'larla başlamıştır denebilir. Ancak bugünkü durumuyla özellikle 1990'11 yıllardan sonraki gelişmelerin detaylı bir şekilde araştırılıp incelendiğini söylemek güçtür. .

Doğu Türkistan Meselesiyle ilgili çalışmalar genellikle anılar ve tarihi olayların anlatılması şeklinde olmuştur. Yine 19. yüzyılın ikinci yarısından günü- müze kadar olan olayların tasviri çalışmalar olduğu görülür. Doğu Türkistan meselesi üzerine yapılan ayrıntılı veya genel çalışmalar, olan tarihi olayların tanınmasını sağlamıştır. Bununla beraber Doğu Türkistan Meselesi toplu olarak henüz değerlendirilmemiştir. Bu durum Doğu Türkistan Meselesinin bütünlük içinde görülmesini engellemektedir. Doğu Türkistan Meselesinin, diaspora Uygurlarıyla olan ilişkisini, dünya devletlerinin ve uluslararası sivil toplum örgütlerinin bu meseleye bakışını bütün yönleriyle ortaya koyan bir eser yok idi.

Yakup Bey 1877 yılının Mayıs ayında vefat ettikten sonra 1863 yılında Kaşgar'da kurulan devlet yıkılmış, Çinliler de hiç vakit geçirmeden yaptıkla- rı taarruzla 16 Mayıs 1878'de Doğu Türkistan'ın tamamını işgal ve istila etmiştir. Bir süre Zo Zungtang komutasındaki ordu tarafından idare edilen Doğu Türkistan, 18 Kasım 1884'te Çin imparatorunun emriyle 19. eyalet olarak Şin-cang (Xin jiang 'Yeni Toprak') adıyla doğrudan imparatorluğa bağlanmış- tır. Bu tarihten bugüne kadar Doğu Türkistan'da büyük küçük 200 civarında ayaklanma olmuş, 3 defa bağımSIZ devlet kurulmuştur. Ama bu olaylar dünya devletleri tarafından yeterli derecede anlaşılmamıştır. 5 Temmuz Urumçi olayı Doğu Türkistan'da meydana gelen kanlı olayların en büyüklerinden biri olup, dünya gündemine oturmuş, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu olaya olan tutumu Doğu Türkistanlıları fazlasıyla memnun etmiştir. Çin tek partili diktatörlükle yönetilen bir devlet o1duğundan, Urumçi Olayının içyüzü hala bilinmemektedir. Ben eserimde çıkış sebepleri ile birlikte Urumçi Olayın.ı ve bu olaydan sonra neler olduğunu delillerle ortaya koymaya çalıştım. 21. yüzyılı idrak ettiğimiz günümüzde Doğu Türkistan'da yaşanmakta olanları her bakımdan bir bütünlük halinde bilimsel bir metotla anlatmaya çalıştım.

Çalışmamız Giriş dâhil yedi kısımdan oluşmaktadır:

Giriş'te Uygur Türkleri ve Doğu Türkistan'ın kısaca yakın çağ tarihi hak- kında bilgi verilmiştir. Bu kısımda, ayrıca Doğu Türkistanlıların 1'5 Temmuz Urumçi Katliamı''ı Çinlilerin 115 Temmuz Urumçi Olayı'' dedikleri olayın çıkma nedenleri özel olarak anlatılmıştır.

 

Birinci Kısımda, Doğu Türkistan'ın kısaca tarihi, bugünkü nüfus yapısı, dini yapısı, yönetim sistemi ve bugünkü ekonomik ve sosyal durumu hakkın- da bilgi verilmiştir.

 

İkinci Kısımda, 5 Temmuz Urumçi Olayının içyüzü, Çin Hükümeti'nin bu olayla ilgili açıklaması ve Dünya Uygur Kongresi'nin Çin'in açıklamasına cevabı konu edilmiştir. Ayrıca Urumçi Olayına dünya devletlerinin gösterdiği tepki; Batı'nın tepkisi ve Uygurların bu tavırlara tepkisi, Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Urumçi olayına gösterdiği tepki ile Çin'in Başbakan Erdoğan'ın açıklamasına tepkisi anlatılmıştır.

Üçüncü Kısımda, 5 Temmuz Urumçi Olayından sonraki gelişmeler verilmiştir. Bu kısımda Türk Hükümeti'nin 98/36 No'lu gizli genelgeyi yürürlükten kaldırması, Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia Kadir Hanım'ın 5 Temmuz Urumçi Olayının içyüzünü anlatmak için Japonya ve Avrupa ülkelerinde sürdürdüğü etkinlikler anlatılmıştır. Ayrıca 5 Temmuz Urumçi Olayından sonra, Çin Hükümeti'nin arda arda Urumçi'de gerçekleştirdiği idamlar, tutuklamalar ve yargısız infazlar anlatılmış, Urumçi Olayının Uygurlarla Çinliler arasında- ki ilişkilere olan etkisi ile bu olaydan sonra Uygurlar ile Çinliler arasındaki iliş- kilerin seyrinden bahsedilmiştir.

Dördüncü Kısımda, bu noktaya nasıl gelindiği anlatılmış, özellikle son 60 yılda Doğu Türkistan'da meydana gelen olaylar ana hatlarıyla verilmiştir. Burada Barın ve Gulca olayları ile Çin'in bu olayları nasıl bastırdığı şahitler ağzından anlatılmıştır. Bu bölümde ağırlıklı olarak Çin'in Uygurlara uyguladığı asimilasyon siyasetinin en önemli ayaklarından biri olan dil politikası anlatılmıştır.

 

Beşinci Kısımda, Ana hatlarıyla diasporadaki Doğu Türkistan davasının tarihçesi anlatılmıştır. Bu bölümde Doğu Türkistan davasının diasporada ne zaman ve nasıl başladığı, gelişimi ve bugün gelinen nokta anlatılmıştır. Diasporadaki Doğu Türkistanlıların uzun yıllardan beri uluslararası platforma taşımak istediği Doğu Türkistan meselesinin nasıl uluslararasılaştırıldığı anlatılmıştır. Burada Doğu Türkistan Meselesinin dünya gündemine gelmesini sağlayan önemli etkenlerin neler olduğu detaylı bir şekilde örneklerle anlatılmaya çalışılmıştır. Ayrıca Uluslararası Af Örgütü gibi uluslararası insan hakları teşkilatlarının Doğu Türkistan meselesi ile gil; çalışmaları da anlatılmıştır.

Altıncı Kısımda, Dünya Uygur Kongresi Başkanı Rabia' Kadir Hanım ve 5 Temmuz Urumçi Olayının şahitleriyle yaptığımız söyleşilere yer verilmiştir.

Eser konusunun seçiminden bitimine kadar çalışmam sırasında bana yol gösteren, Sevgili Hocam Prof. Dr. F: Sema Barutcu Özönder'e, düşüncelerinden yararlandığım dostum Doç. Dr. Erkin Ekrem'e ve Sevgili Öğrencim Esra Karapolat'a en içten teşekkürlerimi sunarım.

Erkin Emet Ankara, 2009

 DOĞU TÜRKİSTAN’DA 5 UYGUR İDAM EDİLDİ

Çin’de İdam Edilen Uygurların Ailelerinden

Kurşun Vergisi Talep Ediliyor

03.12.2009  

EASTERN TURKISTAN GOVERNMENT IN EXILE

DOĞU TÜRKİSTAN SÜRGÜN HÜKÜMETİ

 ---- Basın Açıklaması ----

2009 yılı 5 Temmuz günü başlayan ve yüzlerce kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylara katıldıkları gerekçesiyle bugün (3 Aralık günü) 2 Uygur’un ömür boyu hapis cezasına çarptırılmaları, 5 Uygur’un ise idam edilmiş olmaları, Pekin’in adalet anlayışını ortaya koymaktadır.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi olarak adlandırılan Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de meydana gelen olayların ardından bugüne kadar 26 Uygur Türkü idam edilmiştir. İdam edilen Çinli sayısı ise sadece bir kişidir.  Bu durum, Pekin yönetiminin azınlık politikasının iflas ettiğinin göstergesidir.

Olayın ilginç olan boyutu; idam cezaları verilen kişilerin ne zaman infaz edildikleri konusunda kamuoyunun bilgilendirilmemiş olmasıdır. İdama mahkûm edilenlerin aileleri dahi infazdan haberdar edilmemekte hatta enselerine kurşun sıkılarak infazın gerçekleştirilmesi sonucu, şahısların aileleri dahi “kurşun vergisi” adı altında para cezasına mahkûm edilmektedirler.

Demokratik haklarını talep etmek amacıyla masumane şekilde yürüyüşe geçen Doğu Türkistanlıları katledenler için bir kovuşturma yapılmadığı gibi, olayların başlamasına neden olan Hanları=Çinlileri (bir kişi hariç) cezalandırılmayan Pekin Yönetimi, Doğu Türkistan’da estirdiği “devlet terörü”ne son vermelidir.

Birleşmiş Milletler, AGİT, İslam Konferansı, Avrupa Birliği gibi uluslararası örgütler, Doğu Türkistan’da devam eden insan hakları ihlallerinin, yargısız infazların durdurulması yönünde girişimde bulunmalıdırlar. 04.12.2009

İsmail CENGİZ

Başbakan

 İletişim:

Kuresh ATAHAN

Kültür ve Propaganda Bakanı

Basın Yayın Müdürlüğü

Medeniyet ve Teşvikat Ministiri

Metbua Basma Mudirliqi

 

 

Çinliler Yine Müslüman Türkleri Katletti

10.11.2009

Çin, Doğu Türkistan´da 5 Temmuz´da meydana gelen olaylara katıldıkları gibi uydurma bahanelerle 9 Uygur Türkü´nü idam ederek şehit etti.Çin, Doğu Türkistan´da 5 Temmuz´da meydana gelen olaylara katıldıkları gibi uydurma bahanelerle 9 Uygur Türkü´nü idam ederek şehit etti.
Resmi yayın organı Çin Haber Servisi, bugün yayımladığı haberinde, idamların kısa süre önce infaz edildiğini duyurdu, ancak kesin tarih ve ayrıntılı bilgi vermedi. 
Doğu Türkistan´ın başkenti Urumçi´de başlayan ve yaklaşık 200 kişinin ölümüne neden olan olaylarla ilgili olarak tutuklanan 9 Müslüman Uygur Türk´ünün, Çin´in katliam için her zamanki bahanesi olan cinayet ve diğer suçlardan idam cezasına çarptırıldığı kaydedildi.
Bu arada habede, bugün 20 kişi hakkında daha, 18 kişinin öldürülmesi ve diğer suçlardan dava açıldığını belirtti.
www.hurgokbayrak.com internet sitesinin sahibi Gazeteci-Yazar Mehmet Emin Batur, Çin´in yayınladığı rakamların hiçbir zaman gerçeği yansıtmadığını belirterek, Çin´in 1949 yılından beri milyonlarca Müslüman Türk´ü katlettiğini ve Doğu Türkistan´da soykırım yaptığını söyledi. Ürümçi olaylarında ölenlerin çoğunluğunun Uygur Türk´ü olduğunun altını çizen Batur, " Bize ulaşan haberlerde Çin Hükümeti, Ürümçi olaylarını bahane ederek, binlerce Uygur gencini bir gecede ortadan kaldırdı"

diye konuştu.

 

Palau’ya Yerleştirilen Uygurlar ile Söyleşi

11.11.2009

RFA-Şöhret Hoşur

1 Ekim 2009 günü Palau’ya ulaşan 6 Uygur 8 yıl süren hapis hayatından sonra bu gün (02.11.2009) ilk defa dışarıya çıktılar ve sokaklarda dolaşarak alış-veriş yaptılar.
RFA muhabirlerinden Şöhret Hoşur onların bugünkü durumları ve moralleri hakkında onların tercümanı olan Memtimin Ela ve 6 Uygur’dan biri olan Ali Muhammet ile görüştü.
Memtimin Ela, 6 Uygur’u karşılamak için Palau’nun başkanı, başkan yardımcısı ve ABD elçiliğinin görevlilerinden olmak üzere 30’un üzerinde kişinin geldiğini, Palau başkanının söz konusu 6 Uygur’un yerleşmesi için doğrudan ilgilenmekte olduğunu söyledi.
Eski mahpuslardan olan Ali Muhammet ömürlerinin Guantanamo’daki ve oradan da Palau’ya nakledilmeleri esnasındaki etkilenmelerinden bahsetti. Palau başkanı ve halkının sıcak ilgilerinden duydukları memnuniyetlerini bildirmekle beraber, hapisten çıkar çıkmaz yine Çin’in engellemeleri ile karşılaşmalarına karşı duydukları öfkeden söz etti. O bu konuda şöyle diyor: “ Elbette ki hapisten kurtulmuş olmamıza olan sevincimizin sebeplerinden biri ailelerimizle konuşabilmek, onlara sağlık haberlerimizi ileterek huzurlu olmalarını sağlama fırsatını elde etmekti. Ne yazık ki yine ilk engel Çin tarafından çıkartıldı. Çin telefon ve interneti kesintiye uğrattığı için hiç birimiz ailelerimizle görüşemedik.”
Ali Muhammet yine de, hapisten kurtuldukları için memnun olduklarını, fakat Palau onlar için geçici bir yerleşim yeri olduğundan dolayı da endişelerinin sona ermemiş olduğunu söyledi.RFA-Şöhret Hoşur

 

Söyembike ve 1552 Kazan Şehitlerini Andık, Türkülüğe Yaşatılan

Acılara Tercüman Olduk:

NURİ GÜRGÜR: “TATAR VE D. TÜRKİSTAN TÜRKLERİNİN DRAMI
ÜLKEMİZDE ETNİK KIŞKIRTICILIK YAPANLARIN
SAMİMİYET TESTİDİR” 

04.10.2009

 

Yaz tatilinin ardından yeniden başlayan geleneksel Ocakbaşı Sohbetimizin ilk toplantısında “Söyembike ve 1552 Kazan Şehitleri” anıldı. Bu yıl ikincisi düzenlenen anma toplantısı, sadece Kazan değil, dünyanın diğer bölgelerindeki Türklere yaşatılan acıların da bir kez daha masaya yatırılmasına vesile oldu. Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, ülkemizde etnik kışkırtıcılık yapanların, Tatar ve Doğu Türkistan Türklerine uygulanan asimilasyon politikaları açısından büyük bir samimiyet testi ile karşı karşıya olduğuna dikkat çekti. Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof. Dr. Orhan Kavuncu ise Türk Dünyası’na ortak bir tarih perspektifi kazandırılması gerektiğini söyledi.          

Ankara dışından da çok sayıda misafirin de hazır bulunduğu toplantının açış konuşmasını yapan Türk Ocakları Genel Başkanı Nuri Gürgür, Kazan Türklerinin, Ruslara karşı verdiği bağımsızlık ve egemenlik mücadelesi ile Söyembike’yi anlatırken “Ne var ki, Muhammed Han’ın hastalığı ve erken vefatı bir siyasi karmaşa meydana getirdi. Zaten tüm Türk devletlerinde iç karmaşanın siyasi zaafiyete yol açtığını görüyoruz. Rusların bu bölgeyi ele geçirme programını uygulayabilmesi de bu zaafiyetin sonucudur. Yine de Kazan Hanlığı ve Tatar Türkleri kolay teslim olmadı, sonuna kadar direndi. Ancak aralarındaki yöntem ihtilafı, bölünme, Rusların Söyembike’yi teslim almasını sağladı. Bu elem vericiydi. Söyembike, sadece bir siyasi lider değil, karizmatik bir liderdi” dedi. Korkunç İvan olarak tanınan 3. İvan’ın Türklere uyguladığı kanlı soykırımı, “Tarihin en önemli katliamı burada yaşandı” sözleriyle hatırlatan Gürgür, tüm olanlara, Rusların tüm asimile etme çalışmalarına rağmen Kazan Türklerinin gelenek ve kültürlerine bağlılığı sayesinde varlıklarını sürdürmeyi başardığını söyledi. Kazan ve Kazan Türklerinin tarihimiz ve kültürümüz açısından anlam ve önemine de işaret eden Başkan Gürgür, Kazan’ın, Kırım ve Bakü’nün dışında üçüncü en önemli kültür başkentimiz olduğunu belirtti, hem milli, hem dini alanda önemli şahsiyetlerin buradan Osmanlı’ya uzandığını, Türk Ocakları’nın kuruluşuna katkı sağlayan Türk aydınlarının da Kazan kökenli olduğunu hatırlattı. Bugün 2009 yılında Tatar Türklerinin yeniden asimilasyon tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu, İvan zihniyetinin yeniden hortladığını vurgulayan Başkan Gürgür, “Kazan ve Çeçenistan’da dil, din ve kimliklerini unutturmak için sistematik asimilasyon uygulanıyor. Sorunun bir an önce uluslararası alana intikali gerekiyor. Aynı zamanda bu konu, içimizde etnik kışkırtıcılık yapanlara karşı bir samimiyet testi niteliği taşımaktadır. Tatar Türkleri, Doğu Türkistan Türkleri sözkonusu olduğunda Batı’nın, evrensel değerlere ne kadar bağlı olduğunun samimiyet testi yapılmalıdır. Bu büyük mücadelede Türklerin bir merkeze ihtiyacı vardır ve bunu yürütecek Türkiye’den de başka bir merkez görünmemektedir. O nedenle Türkiye bu konuda öncülük görevini üstlenmelidir” şeklinde konuştu. Gürgür konuşmasını, Söyembike başta olmak üzere, bağımsızlık ve özgürlük uğruna hayatını kaybetmiş tüm Türk büyüklerini rahmet ve şükranla anarak tamamladı.  

            KURBAN: “TATARLARI MANKURT YAPMAK İSTİYORLAR”

Toplantının ikinci açış konuşmasını yapan isim sürgündeki Tatar Milli Hükümeti’nin üyesi Rozan Kurban oldu. Sözlerine, “15 Ekim 1552 Kazan Tatarları için bir kaygı, şehitlerin kanı, dul ve yetimlerin gözyaşı ile yazılan bir tarihtir. Türk Dünyasını Çarlık Rusya’dan koruyan kale özelliğini de taşıyan Kazan Hanlığının çöküşü,  Türk dünyasın ilk kaybı ve mağlubiyeti, ayrıca Ruslara Türk Dünyasının işgal kapılarının açılmasıdır” tespitiyle başlayan Kurban, konuşmasını şöyle sürdürdü:

“Eşi benzeri olmayan bir soykırım yaşanmıştır, onun için unutulmamalı, unutturulmamalıdır. Geçen 457 yılda devirler, yönetim düzeni ve yöneticiler değişti, ama Tatarlara baskı hiç değişmedi, aksine daha da şiddetlenerek arttı. Tüm bu olumsuz koşullara rağmen Tatarlar bugünlere gelmeyi başarmış ve bağımsızlık fikrinden asla vazgeçmemiştir. Ancak bundan sonrası Tatarlar için daha da zor olacaktır. Şimdiki süreç ya var olup, benliğini yaşatma ya da yok olup, tarih sayfasından sonsuza dek silinmektir. Acımasız şekilde asimilasyon politikaları  uygulanmaktadır. Mesela Latin Alfabesi yasaklanmış, Kiril Alfabesi mecburiyeti getirilmiştir. Yöneticilerimizin Moskova tarafından atanması kararlaştırılmıştır. 30 Ağustos Cumhuriyet Bayramımız (Bağımsızlık Günü) şehrin doğum günü olarak değiştirilmiştir. Tatar okulları kapatılmış, lise mezuniyet ve üniversite sınavlarının Rus dilinde yapılmasına başlanmıştır, bu da Tatar gençlerinin artık üniversiteye girmelerinin hayal olması anlamına gelmektedir. Özetle Tatarların, Rusya’da hiçbir hak ve hukuku bulunmamaktadır. Bu yetmiyor, diasporadaki Tatarlar da susturulmaya çalışılıyor. Bunun örneklerini Türkiye’de de görmek mümkün. Bilimsel toplantılara bile tahammül edemiyorlar. Özetle Tatarları, dilini, dinini ve tarihini unutturup, mankurt yapmaya çalışıyorlar. Ancak bağımsızlık fikrini kuşaktan kuşağa bir bayrak gibi taşıyan Söyembike’nin torunları bu zor günleri de atlatacaktır.”

                   BAYRAMOVA: “DİLİMİZ VE DİNİMİZ RUHUMUZDUR”

Açılış konuşmalarının ardından halen hakkında dava açılan ve yurtdışına çıkma yasağı konulan Tatar Milli Meclis Başkanı Dr. Fevziye Bayramova ile Dünya Tatarlar Birliği Fahri Başkanı Ali Akış’ın toplantıya gönderdiği mesajlar okundu. Mesajına, “Değerli Milletdaşlar, Ey Mağrur Tatar Ulusu” hitaplarıyla başlayan Bayramova, şu çağrılarda bulundu:

“İlk olarak devlet sahibi olmaya çalış, çünkü başka ulusların eli altında yaşayan ulus er-geç yok olmaya mahkûmdur. Bir de dinini ve dilini başkalarınki ile değiştirmemelisin. Çünkü bu iki düşüncede ruhumuz, ahlakımız, yaşam biçimimiz saklıdır. Tarihimiz ve geleceğimiz o esaslar üzerine kurulmuştur”   

Toplantıya katılan Eskişehir Tatar Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Abdulvahit Erden’in Eskişehir’deki Tatar Türklerinin selamını iletmesi ve Söyembike şarkısının çalınmasından sonra Türk Ocakları Genel Sekreteri Prof. Orhan Kavuncu’nun yönettiği oturum başladı.

İlk konuşmacı Yrd. Doç. Dr. İklil Kurban, Kazan Hanlığına özgü araştırmalar hakkında bilgi verdi. Kurban, “Kazan Hanlığı’nın kuruluşu, ömrü, çöküşü birçok ciddi bilim adamına araştırma konusu olmuştur, çünkü Rus ve Tatarları karşı karşıya getiren hayati bir konudur. O eserlerde de görüleceği gibi, Tatar tarihi ve Kazan Hanlığı sözkonusu olduğunda, Rusya tarihi cinayetler tarihidir” dedi. Kazan Hanlığı üzerine yazılan eserlerden aktardığı bölümlerle soykırım günlerini anlatan Kurban, Rusya’nın tarihle oynama çabaları konusunda uyarılarda bulundu.  

                     PROF. KAVUNCU: “400 SENE DURDUN YETER”
Oturum Başkanı Prof. Kavuncu da, “Türk Dünyası Ortak Tarihinin Anahatları Üzerine Bir Deneme” başlıklı sunumunda, Türk dünyasına ortak bir tarih persektifi kazandırılmasının önemine dikkat çekti. Tarihi subjektif mütaalalardan arındırıp, ortak anlayış kazandırmamız gerektiği teklifinde bulunan Prof. Kavuncu, özetle şunları söyledi:

“Zira müştereklerimiz var. Bu müştereklerimiz, ortak köklerimizin, bugün Türkçe konuşan toplulukların kabul ettiği bir geçmişimizin ve unutulmuş bir tarih görüşümüzün bulunmasıdır. Bu konuda Türkiye öncülük yapacak, birliği sağlayacak ve ilk hamleleri yapabilecek nüfus ve tecrübeye sahiptir. Çeşitli sebeplerle aramıza ayrılıklar, farklılıklar girmiş. Bugün, birlik beraberliğimiz için aramızdaki ihtilafları halletmeye yönelik diplomatik inisiyatif almaya yönelebilir, arabulucu rolünü üstlenme imkanlarını araştırabiliriz. Kardeş ülkeler nezdinde üçüncü bir emperyal gücün arabuluculuğu yerine Türkiye ön almaya çalışmalıdır. 1552’den bugüne 457 sene geçmiş. Ziya Gökalp’in, ‘Börteçine kurdun adı, Ergenekon yurdun adı, dört yüz sene durdun, hadi, çık, ey yüz bin mızrağımız” dediği gibi 400 sene geçmiş. Ya Allah, Bismillah diyerek, o gayreti göstermemiz lazım. Dünyanın da bize, özellikle adalet anlayışımıza ihtiyacı var. İğneyle kuyu kazar gibi, gayretle, umutsuzluğa düşmeden, birliğimizi, beraberliğimizi sağlamaya çalışmalıyız.”

Oturumun son konuşmacısı Türk Ocakları Genel Sekreter Yardımcısı Dr. Bülent Aksoy da,   Soğuk Savaş dönemi ve bugünkü fiziki, sosyal ve ekonomik göstergeleri hakkında detaylı bilgiler verdiği Rusya’nın yeni dönemde uygulamaya geçtiği milletler politikası üzerinde durdu. Rusya ile mücadelede demokratik yöntemi seçen Tataristan ile silahlı mücadeleyi seçen Çeçenistan’ın maruz kaldığı baskılara değinen Dr. Aksoy, bugün Rusya’da her anlamda tamamen Ruslaştırma politikalarının uygulandığını vurguladı. Dr. Aksoy, “Türkler bir araya gelip, mücadele etmeli, bu mücadelelerine diğer grupları da dahil ederek, milletleştirme politikasına karşı çıkmalı ve meseleyi mutlaka uluslararası platformlara taşımalıdır. Okullarda Ortodoksluğun zorunlu ders haline getirilmesi, 20 milyon Müslüman ve diğer dinler için bir diğer önemli tehdit unsurudur. Buna karşı da tüm platformlarda gerekli mücadele verilmelidir” dedi.

Ocakbaşı Sohbeti’nin son bölümü konukların değerlendirmelerine ve sorularına ayrıldı. Dinleyiciler arasında bulunan Kıbrıs Türk Kültür Derneği Başkanı Ahmet Göksan, Türklük mücadelesinde Kıbrıs örneğini anlattı. Rusya’nın kafalara vura vura Türklüğü ortadan kaldırdığını, aynı şeyin Kıbrıs’ta da barış, çözüm adı altında yapıldığına dikkat çeken Göksan, “Tek kimlik, tek egemenlik dayatması maskaralıktır. Yeniden bir referanduma gidileceği söyleniyor. BM’nin hazırlayacağı hangi belge olursa olsun, ana hedef Kıbrıs’ın Yunanistan’a bağlanmasıdır. Direnceğiz. Bunu tankla tüfekle değil, gerçekleri anlatarak yapacağız. Kelime oyunlarıyla devletimizden vazgeçmeyeceğiz, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yanında yaşamaya devam edeceğiz. Çok zorda kalırsak Hatay modeli olur. Yeter ki bunun altyapısını hazırlayalım” sözleriyle Kıbrıslı soydaşlarımızın duygularına tercüman oldu.

Toplantının kapanış konuşmasını yapan Prof. Orhan Kavuncu, Türkiye’nin Şangay’ın iki patronu Rusya ve Çin’e karşı dikkatli olması, ABD’ye hiç güvenmemesi gerektiğini, AB’nin halinin ise zaten ortada olduğunu, bu yüzden fazla söze hacet bulunmadığını söyleyip, “Sadece uyanık, dikkatli olalım ve savunma sanayimizi gelişmiş ülkelerin seviyesine çıkaralım” hatırlatmasını yaptı. Roza Kurban da, sadece Rus dilinde eğitime geçilmesi sebebiyle 10-12 yıl içinde hiç Tatarca bilmeyen gençler yetişeceği tehlikesine işaret ederek, “Dünyanın yardımına ihtiyacımız var, herkesin yardımını bekliyoruz, ama Kazan Türklerinin kurtarıcı gözüyle baktığı yegane ülke Türkiye’dir” dedi.   

              

 

Doğu Türkistan da 3 Uygur'a İftira: 15 yıl 'şırınga' cezası

12.09.2009

Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de "şırıngalı" saldırıda bulundukları gerekçesiyle 3 Uygur'u 15 yıla kadar hapis cezasına çarptırdı. Urumçi'de bu yakınlarda etnik Han Çinlileri, kendilerine karşı "şırıngalı" saldırıda bulunulduğu gerekçesiyle protesto gösterisinde bulunmuşlardı.
Urumçi'de bir mahkeme, saldırılara ilişkin olarak Çin güvenlik güçlerinin gözaltına aldığını söylediği 12 kişiden 3'ünü mahkemeye çıkartarak yargıladı ve üç sanığı da 7 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına çarptırdı. 15 yılla en uzun hapis cezası verilen Uygur asıllı kişinin adının 19 yaşındaki Yilipan Yilihamu olduğu belirtildi.
34 yaşındaki Muhtarcihan Turdi 10 yıl, 22 yaşındaki kadın Aymanisha Guli ise 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme Uygurların iki ayrı olayda başkalarına şırınga ile saldırdıklarını iddia etti. Uygur Özerk Cumhuriyeti'nin başkenti Urumçi'de 5 Temmuz'da başlayan olaylarla birlikte bölgede oldukça gergin günler yaşanmaya devam ediyor. Çin'in iddia ettiği son şırınga saldırılarının mahiyeti ve çapı ise henüz tam olarak bilinmiyor.

BİR VAHŞET, BİR KADIN

11.09.2009

Müge Çetinkaya

mugecetinkaya@yahoo.com

 

“Ey iman edenler ! Hepiniz topluca barış ve güvenliğe ( İslam`a ) girin. Şeytanın adımlarını izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır. “ Bakara suresi 208.ayet

Almanya`nın Dresden şehrinde bir kadın katledildi. Küçücük oğlunun gözleri önünde, şeref timsali bedenine defalarca bıçak darbesi savruldu. O, namuslu bir kadındı, temizdi, anneydi.. Fahişeliğin ödüllerle teşvik edildiği, her araçla övüldüğü günümüze inat, o, iffeti, asaleti, İslamı savunanlardandı.

Marva Al Sherbini, Mısırlı bir kadındı.

Evliydi.

Genetik mühendisi eşi ve minik oğluyla sade bir yaşamı vardı. Sokaklar geceleri de benim deyip barlarda sabahlamıyor, her gece başkasının kollarına atılmıyordu. Sigarasını şuh pozlarla eline alıp yok mu yakan demiyordu.. Alkol içip etrafını sürmeli boyalı bakışlarla süzmüyordu. Baldır bacak şovu yapıp kendini sergilemiyordu. Ben özgürüm, bir kere dünyaya geliyorum, kimseye verecek hesabım yok - hatta yaratana bile - demiyordu.. O, Müslüman bir kadındı... Ne uyuşturucu satıp genç yaşamları söndürmüş, ne hırsızlık yapmıştı. Bir gün, inancının gereği giyindiği için kendisine hakaretler eden Rusya doğumlu Alman gencini mahkemeye verdi. İslamcı, terörist gibi sözlerle Sherbiyi taciz eden Alman genç, aleyhine mahkemeye sunulan delillere dayanamadı.

Sherbiyi sokak ortasında bıçaklayarak öldürdü..

Suçu, Müslüman olmaktı..

Suçu, inandığı dinin kadınlar için olan, değiştirilemez, esnetilip genişletilemez, hiç bir zamana göre ezilemez emrini yerine getirmekti..

Suçu, iffetli aile kadını, anne olmaktı..

Suçu, insanlığa kötülük yapanlara uymamaktı.

Suçu, Mümin, Mümin, Mümin olmaktı !..

***

Feminizm adına çalışanların, Sherbinin sokak ortasında hunharca katledilmesine karşı eylemler yapmalarını beklerdim. Kadınlara özgürlük ise, işte inancı, düşüncesi, hakları uğrunda öldürülen bir kadın..Tem yollarına fuhuş yapmak için dökülen travestilere saldırı olunca meydanlar dolduran feministler, neredeler ?

***

Sherbiyi katleden Alman gencine bu cinayeti niçin işlediği sorulduğunda, Müslümanlara ve Avrupalı olmayanlara karşı duyduğu nefret olduğunu söylemiş. Bu nasıl bir beyin yapısı, nasıl bir anlayıştır, anlamak kabil değil. Benimle aynı değerlere inanmıyorsan vatanımdan defol ; Benden değilsin, o zaman yok ol şeklinde işleyen beynin rahatsız olduğu kesindir. Acil olarak ilgili tıp kurumlarında tedavi altına alınması gerekir. Görüldüğü üzre, önlem alınmadığında masum insanların canına mal olmakta. Irkçı ve yıkıcı akımlara kapılan gençlerin yaşam standartlarının düşük olduğu, aile bireylerinde şizofreni gibi rahatsızlıklara rastlandığı ; aile yapısı bozuk, kopuk, sosyal yaşamdan uzak, içe kapanık kişilik özelliklerine sahip oldukları, konuyla ilgili kurumlarca rapor olarak sunulmuştu. Böylesi özellikleri çocuklarında gözlemleyen ebeveynlere görev düşmekte. Lütfen çocuklarınızı ve etrafınızdaki gençleri gözlemleyin, konuşun, dinleyin.

Avrupada ırkçılığın, yani kendinden olmayanlara beslenen kinin arttığını görmekteyiz. Bu ilkel anlayış, tarihe karıştı derken önümüze onlarca saldırı olayı geliyor. Hollandada katledilen Türk ana okulu sahibesi Arzu Erbaş Çakmakçı, Belcikada gözaltında işkenceye uğrayan genç, hatta Danimarkada yine gözaltında öldürülen - haberi tarafımdan yapılmıştı, daha önceki sayılardan okunabilir - Uygur genc Burhan Zunun gibi nice Müslüman ve Türk, ırkçı saldırıların hedefi olmakta. Avrupada tekrar hortlayan bu ırkçı kalkışlar, ülkemizi de etkileyecektir. Avrupa menşeili başlayan akımların bütün dünyayı sarması, moda olması ilk kez rastlayacağımız konu değil. Bu çirkin taklitten nasibi alması olası olan gelişmekte olan ülkelerde, iç savaş senaryolarını üretmek ütopyacılık değildir. Ülkemizin ırkçılıkla mücadele konusunda önlem alması, toplum ve insanlığa zararlı böylesi vahşi akımların yayılmaması için üzerine düşeni yapması gerekmektedir.

Sherbi ve inançları uğrunda öldürülen bütün kadınlara saygıyla..

 

Urumçi'de Rabia Kadir'e ait 3 bina yıkılacak

04.09.2009

 

Sürgündeki muhalif Uygur lider Rabia Kadir ile Çin hükümeti arasında bu kez de "bina" gerilimi var. Kadir'i temmuz ayındaki ayaklanmaları organize etmekle suçlayan Çin hükümeti, Kadir ve ailesine ait 3 binanın yıkılmasına karar verdi. Gerekçe ise binada çatlaklar bulunması.
Urumçi'de bulunan Akida Ticaret Merkezi, Akida Endüstri ve Ticaret Şirketi'ne ait olan tüm Uygur dükkanlarının, duvarlarındaki çatlaklar nedeniyle yıkılmasının planlandığı belirtildi.
Binanın üst katlarında Kadir ailesine mensup 30'dan fazla kişi yaşıyor.
Diğer yandan Urumçi'de son günlerde şırıngalı saldırılar nedeniyle yaşanan gerginlikte, hükümet tüm dükkan ve iş merkezlerinin 1 günlüğüne kapatılmasını emretti.
Urumçi polisi 77 şırıngalı saldırı ihbarı aldığını belirtti.
Geçtiğimiz hafta kentte binlerce Han Çinlisi, bölgesel hükümeti ve kentte asayişin sağlanamamasını protesto etti. Onlarca kişi şırıngalarla yapılan saldırılarda yaralandı.

 

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Avşar:

Çinliler yine soykırıma başladı

04.09.2009

(CİHAN)

Doğu Türkistan`ın Urumçi şehrinde Çinlilerin çok sayıda Uygur Türkü`nü öldürdükleri ileri sürüldü.

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı Abdulmecit Avşar, o bölgede yaşayan insanlarla yaptıkları görüşmelerde iddiaların doğrulandığını söyledi.

Abdulmecit Avşar, Çinlilerin 5 Temmuz`da başlattıkları saldırılarda bin 500 civarında Uygur Türkü`nü öldürdükleri olayların bir benzerinin 3 Ağustos`ta meydana geldiğini ifade etti.

Avşar, çok sayıda yaralı Uygun Türkü bulunduğu yönünde bilgiler aldıklarını kaydetti.

Avşar, bölgede yaşanan son gelişmelerle ilgili şu bilgileri verdi: `Temmuz ayında yaşanan ve bütün dünyada nefretle kınanan olayların bir benzerinin yeniden başlatıldığı, eli silahlı ve sopalı Çinlilerin yeniden Uygur Türkü avına çıktığı bilgilerini alıyoruz. Bütün okullar kapatılmış, toplu taşıma araçlarının seferleri iptal edilmiş. Çinliler önüne gelen Uygur Türkü`ne saldırarak öldüresiye dövüyorlar. Emniyet güçlerinin müdahale etmekte çok duyarsız kaldığı haberleri bizleri endişelendiriyor.`

Avşar, `Çinlilerin keyfi şekilde Uygur Türklerine uyguladıkları soykırımın bir an önce durdurulması için BM ve insan hakları kuruluşlarını göreve davet ediyoruz. Hamaset nutukları değil, icraat bekliyoruz.` dedi.

 

Hükümet yanlış yapıyor

04.09.2009

 

Hükümetin Ermeni açılımına tepkiler sürüyor. Kayseri Kültür Derneği 2. Başkanı Dr. Seyfi Şahin, Kayseri Türk Ocağı Yönetim Kurulu ve Bilgiyurdu Derneği Başkanı Mustafa Öztürk, AKP Hükümetinin Ermenistan açılımına yaptıkları ortak açıklamayla tepki gösterdiler.

Hükümeti Türk milletine şikayet etmek amacıyla yapılan basın açıklamasında şöyle denildi:

"Büyük Türk milleti!

Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükümeti ve onun dış işleri bakanlığı, hiçbir ülkenin, hiçbir devletin yapmayacağı, yapamayacağı garip uygulama ile Ermenistan'ı tanıma ve ona taviz verme, yanlışına düşmüştür.

ERMENİSTAN TANINAMAZ

Çünkü, Ermenistan anayasası ve kuruluş bildirgesinde, Türkiye'nin doğu bölgesi Ermeni toprakları içinde gösterilmektedir. Ağrı dağı Ermeni milli sembolü olarak kabul edilmektedir. Türk milleti soykırımcı olarak ilan edilmektedir. Ermenistan işgalci bir ülkedir. Ermeniler soykırımcı bir millettir. Kuvvayı Milliye mücadelesinde 500 bin Türkü şehit etmişlerdir. 1992 Karabağ savaşında Hocalı katliamı yapmışlardır. 1300 Azeri Türkünü katletmişlerdir. Bir milyon Azeri Türkü halen mülteci durumundadır. Ermeniler, bütün dünya parlamentolarında Türkiye aleyhinde kampanya yürüterek Türk milletini soykırımcı olarak kabul ettirmişlerdir. Ayrıca PKK terör örgütü arkasında Ermeniler vardır. Pek çok PKK çete başları Ermeni asıllıdır.

BU KARAR DIŞ KAYNAKLIDIR

Bugün şunu herkes bilmektedir ki, Türkiye'nin bu kararı dış kaynaklıdır. ABD, Avrupa Birliği ve pek çok ülke Türkiye'ye baskı ile bu kararı aldırmışlardır. Hatta küçük bir devlet olan İsviçre bile bu baskı gurubunun içindedir. Bağımsız ve şerefli bir Türkiye'nin bu baskılara boyun eğmesi yanlıştır. Türkiye bağımsız bir ülkedir. Başka ülkeler tarafından kendi çıkarına aykırı olarak böyle bir baskıya boyun eğmesi asla kabul edilemez. Türkiye'nin geleceği için de büyük bir tehlikedir.

BAŞBAKAN SÖZ VERDİ

Başbakan Tayyip Erdoğan, Azerbaycan konuşmasında, "Karabağ meselesi halledilmedikçe Ermenistan sınırları açılmaz" demiştir.

Bu sözü veren bir Başbakanın sözünden dönmesi çok büyük bir itibar kaybıdır. Çünkü verilen söz Türk töresinde çok kutsaldır. İslam ahlakı açısından da öyledir. Sözünden dönenlerin diğer verdiği sözlerine de itibar edilmez. Bir devlet adamına da yakışmaz.

Sayın Başbakan bu karadan vazgeçmeli ve sözünde durmalıdır. Bir Türk vatandaşı olarak bu hakkımızı istemek zorundayız. Başbakanımızın sözünde duran bir devlet adamı olmasını istiyoruz.

DEVLET YANLIŞ YAPIYOR

Ermenistan'ı tanımak, Türk milletine hakarettir. Azerbaycan gibi dost ve kardeş bir ülkeyi üzmektir. Türk ve İslam dünyasının kalbini kırmaktır.

Bu karar, dost ve düşmanını bilmemektir. Bu politika bir Ermeni açılımı ve Türkiye'nin zararınadır. Bunun maddi ve manevi kaybı asla telafi edilemez.

Bu kararından dolayı Hükümeti Türk milletine şikayet ediyoruz."

27.08.2009

 Bursa Hakimiyet

 Çin'e bağlı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin başkenti Urumçi'de yeni bir protesto gösterisinin başladığı belirtildi.
Görgü tanıklarının telefonla yabancı ajanslara verdiği bilgilere göre, sayıları binlerle ifade edilen Han Çinlisi, yerel hükümeti asayişi sağlayamaması gerekçesiyle protesto ediyor. Protestonun sebebi olarak yüzlerce kişin şırıngalı saldırılarda yaralanması gösteriliyor. Olaydan Uygurları sorumlu tutan göstericiler, saldırganların sert şekilde cezalandırılmasını istiyor.
Urumçi'de 5 Temmuz'da patlak veren etnik çatışmada 197 kişi hayatını kaybetmişti. Yetkililerin sükunet çağrısına rağmen, Urumçi'de gerginlik devam ediyor. Hong Kong'da yayımlanan Pekin yanlısı Wen Wen Po gazetesinin haberine göre, kentte dün de aynı gerekçeyle gösteri düzenlendi. Şırınga olayının faillerine yönelik 'gevşek tavır' protesto edildi. Gazete, saldırının ardından hemen ortadan kaybolan şırıngalı saldırganların 400 kişiyi yaraladığını bildirdi.
Bir görgü tanığı ise, gösteri yapan bir grup Han Çinlisinin şırıngayla saldırı yapmaya hazırlandığı şüphesiyle bir Uygur'u dövdüğünü söyledi. Polis tarafından kurtarılan şahsın hastaneye götürüldüğü belirtildi.
Resmî haber ajansı Xinhua, saldırının mağdurları arasında diğer yedi etnik grupla birlikte Uygurlar ve Han Çinlilerinin de bulunduğunu duyurdu.
Çin'de AIDS hastalarının şırıngalarla kaldırımdakilere saldırdığı yönündeki söylentilerin asılsız olduğu ortaya çıkmıştı. Çin Günlüğü gazetesi de saldırılarda zehirlenen ya da bulaşıcı hastalığa yakalanan olmadığını yazdı.
Çin polisi, olayla ilgili 15 şüpheliyi yakaladı. Şüphelilerden 4'ünün tutuklandığı belirtildi. Devlet medyası kaç kişinin şırınga saldırısına maruz kaldığı konusunda ise bir detay vermedi.

HEDEFTE KÜMÜNİST PARTİSİ SİNCAN SEKRETERİ VAR

Binlerce Han Çinlisinin hükümet aleyhinde protesto yapması, bölgedeki asayiş ve düzende halen sorunlar bulunduğunun göstergesi olarak değerlendiriliyor.
Bir görgü tanığı, göstericilerin bazılarının, 14 yıldır görevde bulunan ve özerk bölgenin bir numaralı adamı olan Sincan Komünist Parti Sekreteri Wang Lequan'in görevden alınmasını istediklerini söyledi.    

03.09.2009

 

Devlet Bakanı Çağlayan, Çin'de kendisine yapılan muameleye karşı harekete geçti. Dışişleri Bakanlığı'na nota için talimat verildi...

Bakan Çağlayan önceki akşam Urumçi Havaalanı'nda çıkan olaylar için Dışişleri Bakanlığı'na Çin'e nota verilmesi için talimat verdiğini söyledi.

Sincan Uygur Özerk Bölgesinin başkenti olan Urumçi Havaalanından ayrılışı sırasında, pasaport kontrolünde meydana gelen olayları değerlendiren Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, heyetinde bulunan üyelerin x-ray cihazından geçirilmeye kalkılması üzerine, duruma tepki gösterdiğini söyledi.

DEFALARCA ÖZÜR DİLENDİ
Havaalanında yaşanan olayların, Çin Dışişleri protokol görevlileri ile Urumçi Havaalanı'ndaki güvenlik görevlileri arasında çıkan bir tartışma olduğunu belirten Çağlayan, hiç kimsenin Türkiye Cumhuriyeti Bakanını arama ve kolundan tutmaya kalkmadığını bildirdi. Çin Dışişleri Bakanı Yang Liech'in daveti üzerine, Çin'in başkenti Pekin'de resmi temaslarda bulunan, ardından da Sincan Uygur Özerk Bölgesinde yaptığı incelemeleri tamamlayarak Türkmenistan'ın Başkenti Aşkabad'a geçmek için, önceki akşam saatlerinde Urumçi Havaalanına gelen Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, olayın basına bugün farklı şekilde yansıdığını, bundan dolayı büyük üzüntü duyduğunu belirtti. Çağlayan şunları söyledi: “Konu ile ilgili Dış İşleri Bakanlığı, Pekin büyükelçimize Çin Dışişleri Bakanlığı'na mutlaka bir nota verilmesi gerektiğini söyledim. Bu konu ile ilgili ben de Dışişleri Bakanlığı, Pekin Büyükelçimize mutlaka bir nota ile Çin Devleti yetkililerine durumun acil bildirilmesi gerektiğini, bu konu ile ilgili gerek Dışişleri, gerekse Başbakanlığa gerekli yazıyı yazmasını söyledim.' Yaşanan tatsızlık ile ilgili, Çin Protokol görevlilerinin kendisinden herkesin huzurunda defalarca özür dilediklerini de sözlerine ekledi.

27.08.2009

Deniz ÇİÇEK / AŞKABAT

Devlet Bakanı Zafer Çağlayan'ın temaslarda bulunduğu Uygur Türkleri'nin yaşadığı Çin'in Urumçi bölgesinde hem internet hem de uluslararası telefon bağlantısı yasaklanmış durumda

Akşam 03.09.2009

Urumçi temaslarının ardından Türkmenistan'a giderken havalimanında X-Ray skandalı ile karşılaşan Devlet Bakanı Zafer Çağlayan, Urumçi sokaklarında dolaşarak Uygur Türkleri ile sohbet edip, Urumçi'deki Han Tanrı Camii'nde öğle namazı kıldı. Çağlayan'ın incelemelerde bulunduğu Urumçi'de hem internet hem de uluslararası telefon görüşmeleri yasaklanmış Bölgede havalimanı ve caddelerde olağanüstü güvenlik önlemleri alınmış durumda. Urumçi'deki olayların ardından Türkiye'den bölgeye giden ilk üst düzey isim olan Çağlayan, burada Sincan Uygur Özerk Bölgesi Valisi Nur Bekri ile bir araya geldi. Vali Bekri, Urumçi'deki altyapı yatırımlarını anlatarak Çin merkezi hükümeti olmasaydı bu yatırımların yapılamayacağını kaydetti. Urumçi'de halkın yaşam seviyesinin hızla yükseldiğini ifade eden Bekri, 'Çin merkezi hükümeti, azınlıklar ve etnik gruplar için büyük yatırım yaptı. Azınlıkların din, dil ve kültürü çok güzel korundu. Çin'in azınlıklar için uyguladığı politika ve aldığı tedbirler dünyaya örnek oldu' dedi. Bekri, Çin'de ve Urumçi'de bütün vatandaşların dini inancına saygı gösterildiğini aktararak, 'Bu da yasalarla korunuyor. Urumçi'de 23 bin 900 cami var. Buradaki Müslüman halka göre küçük bir rakam değil' diye konuştu.

Dini değil siyasi çatışma
URUMÇİ olaylarına da değinen Bekri,  olayların din, milliyet ya da insan hakları sorunu olmadığını kaydederek, bunun bir siyasi çatışma olduğunu aktardı. Bekri, halkın can ve mal güvenliğinin korunması için tedbir aldıklarını, bölgenin normale döndüğünü ve halkın yüzünün güldüğünü savundu. Bakan Çağlayan da Çin halkının bütünlüğüne ve tek millet olmasına önem verdiklerini vurgularken, olaylarıı yakından takip ettiklerini aktardı.

Urumçi'de namaz kıldı
ÇAĞLAYAN, Türkmenistan'a geçmeden önce Uygur Türkleri'nin arasına karışarak, nabızlarını tuttu. Burada bir kuruyemiş satıcısı Uygur'la sohbet eden Çağlayan, orada satılan cevizi eliyle kırdı. Çağlayan, Urumçi'deki Han Tanrı Camii'ni de ziyaret ederek, imam Mahmut Damollam ile görüştü. Çağlayan'ın fotoğraf çektirdiği bir Uygurlu kızın zafer işareti yapması dikkat çekti.

Yurtdışında Türk malı kullanın
TÜRK müteahhitler, Çin'den sonra dünyada ikinci olurken Devlet Bakanı Zafer Çağlayan'dan müteahhitlere 'Türk malı kullanın' uyarısı geldi. Çağlayan, sadece geçen yıl dünyada 20 milyar dolar civarında iş yapan müteahhitlerden, yurtdışında yaptıkları inşaatlarda Türk malı inşaat malzemesi kullanmalarını istedi.  Çin'in ardından Türkmenistan'da temaslarda bulunan Çağlayan, bu ülkede ve dünyanın çeşitli ülkelerinde iş yapan müteahhitlerle bir araya geldi. İşadamlarının sorunlarını dinleyen Çağlayan, Türklerin Türkmenistan'da ağustos ayına kadar 1.6 milyar dolarlık iş yaptığını ve bu sayının yıl sonunda 2.5 milyar doları bulacağını sözlerine ekledi. Türkmenistan'ın Türk müteahhitler için iyi bir fırsat olduğunu ve bu ülkenin, Türklerin iş  yaptığı ülkeler arasında 3. sırada olduğunu aktaran Çağlayan, müteahhitlere çeşitli uyarılarda da bulundu.

Öncü kuvvet gönderin
Çağlayan, 'Bir ülkeye müteahhit olarak girmeden önce, öncü kuvvetler gönderin. Öncelikle mühendislik ve müşavirlik işleri yapın. Yurt dışında yatırım yapan müteahhitler de Türk inşaat malzemeleri kullanmalı. Türkiye'deki fabrikalarda üretilen malzemeleri kullanın' dedi. Çağlayan, Türklerin, Türkmenistan'ın Antalya'sı olarak bilinen Abaza bölgesinde de turizm yatırımları yapabileceğini aktardı. Türk müteahhitler de Bakan Çağlayan'dan, başta vize olmak üzere bu ülkede karşılaştıkları sorunları çözmesini istedi.  Daha sonra Türkmenistan Başkan Yardımcısı Hocamuhammet Muhammedov ile Aşkabat'taki Türk İhraç Ürünleri Fuarı'nın açılışını yapan Çağlayan, fuarda 64 Türk firmasının ürününün sergilendiğini belirtti. Çağlayan, iki ülke arasındaki ticaret hacminin, yaşanan dostluğu yansıtmadığını belirtti. Çağlayan, daha sonra fuarı gezdi.

 

Avrupa Birliği Parlamento’su Millet Vekillerine ( ABP)

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın Türk Devletleri Temsilcilerine

Ve Millet Vekillerine (AGİT)

03.09.2009

 

 

         Baku şehrinde yapılan Dünya Türk Gençleri Birliği liderlerinin kurulunda, ABP millet vekilleri, AGİT’teki Türk Devletleri millet vekillerine, bu kurum ve kuruluşlarda kendi millet vekili bulunmayan (buna Rusya’da yaşayan Türkler de dahil) Türkî halkların da menfaatlerinin temsil edilmesi dileği kararı oybirliği ile kabul edilmiştir.

         Rusya’daki Türkî halklar acınacak durumdadır. Onlara maksatlı olarak asimilasyon uygulanmaktadır. Bu amaçla milli okulları kapatmak için özel kararlar kabul edilmektedir. Örneğin, eğitimde milli komponentın (parça) kaldırılması, ana dilde eğitimi ve Devlet İmtihanlarını ana dilde verilmesini yasaklamaktadır ve saire. Milli hareket liderlerinin Türkî halkları savunma girişimi, Rusya’nın FSB’si tarafından uluslar arası kin ve düşmanlığı körükleme olarak nitelendirilip, aşırılık olarak algılanmakta, bu da milli hareket liderlerini kovuşturmak için zemin hazırlamaktadır. Ayrıca, FSB’nin teşebbüsü ile Tatar Milli Meclisi reisi Fevziye Bayramova ve “Çallı Gençleri” gazetesinin redaktörü Damir Şeyhetdinov hakkında cinaî dava açılmış ve onlar suçlanmıştır. Suçları, 30.08.1990 tarihli Tataristan’ın Devlet Egemenliği Beyanatı ve 21 Mart 1992 yılında yapılan Referandum sonuçlarına dayanarak, Kazakistan’ın Orenburg bölgesinde bir koridor açmak suretiyle Tataristan’ın Devlet bağımsızlığının tanınması dileğiyle BM’ye ve tüm devlet başkanlarına yazılan Müracaat’ın dağıtılması bahanesidir. Rusya’nın FSB’si Stalin’in NKVD’si ile aynıdır; bu da devletlerin vasilikleri altında bulunan toprakların kendi kaderlerini kendilerinin tayın etmesine yardımcı olmaya davet eden BM’nin Uluslar Arası Antlaşmasının ihlalidir.

         FSB’nin bu davranışları insan haklarına aykırıdır. Rusya’da telefon konuşmalarını dinleme, e-postaları okuma, toplantıdaki konuşmaları kaydetme, milli hareket liderlerine her türlü engel oluşturma bir alışkanlık haline gelmiştir. Örneğin, geçenlerde “Azatlık” gazetesinin redaktörü T.Ahmadişin’in arabası çalışmaz duruma getirilmiştir. Daha sonra bilindiği üzere, arabanın fren sistemi de bozulmuştur. Tüm bunların FSB işi olduğuna dair kuvvetli deliller bulunmaktadır. İşbirliği hakkında sözleşme bağlama amacıyla gençler ve aydınlar FSB’ye “davet edilmektedir”. Bizim fikrimizce, ileride onlar milli hareket liderlerine iftira üretmek amacıyla kullanılacaklardır. Örneğin, Haziran sonlarında Doç. İ. Şayhutdinov FSB’nin Çallı şubesine çağrılmıştır. Tehdit ve şantaj yoluyla ona sözleşme imzalatmaya çalışmışlardır. Hatta çeşitli Uluslar arası Konferanslara katılan bilim adamları, yurt dışında eğitim gören öğrencileri de dönüşlerinde FSB tarafından “mülakata” tabi tutulmaktadır. Tüm bunlar siyasi baskıdan başka bir şey değildir.

         Totaliter rejimden, nazizm ve stalinizmden en çık zarar gören Rusya’daki Türkî halkların sorunlarının AGİT’in Parlamento Kurulu’nda görüşülmesi hakkındaki karar kabul edilmiştir. Aynı zamanda, stalinizmin NKVD-KGB-FSB’ye olan desteği ortadan kaldırılmamıştır. Çalışma tarzı ve metodu bugüne kadar değişmeyen FSB, görüşü başka olan halkları cezalandırma korkusu altında tutmaktadır. Arşiv belgeleri açılmamıştır; bu da milyonlarca suçsuz insanı yok eden, insanlık onurunu aşağılayarak onların psikolojisini ve SSCB halklarının dünya görüşünü bozan canileri meydana çıkarmaya imkan vermemektedir. KGB, SSCB ve RF hükümetlerinin arşivleri açılmadan, bir de gerçek işlerle desteleyip pişman olduğunu dünyaya açıklamazsa Rusya’da totalitarizm geleneklerinin ortadan kalkacağını sanmıyoruz.

         ABP, AGİT milletvekillerin, diğer halklarla beraber Rusya’daki Türkî halkların da uluslar arası şartlara göre insan haklarının savunulmasını istiyoruz. Rusya’da gelinen durum şu ki, her türlü insan hakları ihlallerinin yanı sıra, FSB’nin milli hareket liderlerine açtığı davalardan dolayı dayanılmaz bir hal almıştır. Milli hareket liderleri, kendi haklarını sağlamak üzere ancak ABP, AGİT ve diğer yetkili kuruluşlara umut bağlamaktadır.

Dünya Türk Gençleri Birliği’nin 14. Kurultay’ında kabul edilmiştir.

 DTGB reisi Akram Abdullayev

Kırım, Yalta şehri, 14 Ağustos 2009

 

Rusçadan Türkiye Türkçesine aktaran Roza Kurban