|
Doğu Türkistan'da Devlet Kuranları Rahmet Ve Minnetle Yâd Ediyoruz
Millet olma şuuruna erişebilmiş toplumlar için devlet kurmak ve
devlet sahibi olabilmek kutsal bir ayrıcalık ve mühim bir
üstünlüktür. Devletlerin hayatında devleti idare edenlerin feraset
ve becerilerine veya bunların aksine liyakatsiz ve
ferasetsizliklerine doğrudan bağlı olarak inişler, çıkışlar, çeşitli
gelişmeler ve inkıraza uğramalar da söz konusudur…
Burada özellikle üzerinde durulması ve öne çıkartılması gereken
önemli bir husus, bundan 75 yıl önce, yani 12 Kasım 1933 Tarihinde
Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayeti merkez kabul edilerek Doğu
Türkistan'ın, Türk dünyasının ve dünya tarihinin altın sayfaları
arasında yerini almış olan bir Türk devletinin kurulmuş olmasıdır.
Dünyada Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir Türk
devleti olarak vücuda gelen bu devlet, Cumhuriyet Ambleminde de yer
aldığı gibi şu dört temel üzerinde kurulmuştu:1- İslâmiyet 2-
Bağımsızlık (Azadiyet) 3-Adalet 4- Kardeşlik (uhuvvet).
Devletin kuruluşunu müteakip bu devletin ilgili bakanlığı(Dış işleri
bakanı Kasım Can hacı) bütün dünyaya devletin kurulduğunu ilan etmiş
ve devletin tanınması talebinde bulunmuştur... Ne acırdır ki, o
yıllarda Çin ve Rusya'nın hışmına uğrama korkusu ile dünya
devletleri bu yeni Türk Cumhuriyetine mesafeli durmayı
yeğlemişlerdi.
Türk dünyasının kalbi sayılan ve Türk milletinin ezeli ve ebedi
Anayurdu olan Doğu Türkistan' da “Doğu Türkistan İslam
Cumhuriyeti”nin devamı olarak yine, 12 Kasım 1944 tarihinde “Doğu
Türkistan Cumhuriyeti” adı ile bir devlet kuruldu. Bu devletin de
kuruluş tarihinin 12 Kasım olması asla bir tesadüf olmamakla beraber
şanla şerefle tarihteki yerini almıştır.
Doğu Türkistan'da kurulan bu devletlerin ne kadar bir süre
yaşayabildiklerinin hiçbir önemi yoktur. O çetin ve haşin yılların
iki büyük emperyalist devleti sayılan Rusya ve Çin gibi ezeli ve
ebedi Türk düşmanı iki devletin arasına sıkışmış durumdaki Doğu
Türkistan toprakları üzerinde devlet kurma gücüne, cesaretine ve
becerisine sahip olan insanları hayranlık ve takdirle yâd etmek
gerekir…
İlk olarak Doğu Türkistan'da 1863 yılında Bedevlet Yakuphan
önderliğinde kurulan, Osmanlı devletine bağlılık bildirerek Sultan
Abdulaziz adına hutbe okutup para bastıran ve 14 yıl süre ile
varlığını sürdüren Doğu Türkistan (Kaşgarya) devletinin, kendisinden
sonra kurulan devletlerin kurucuları için ilham ve cesaret kaynağı
olduğu bir gerçektir.
Gerek Doğu Türkistan'da ve gerekse de dünyanın diğer ülkelerinde
yaşayan ve Doğu Türkistan adına faaliyet gösterdikleri iddiasındaki
bazı kişi ve kuruluş temsilcileri unutmamalıdırlar ki, geçmişte
kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletleri, ne öğrencilerin yazıp
oynadıkları bir okul müsameresi, ne senaryosu çalakalem yazılmış bir
tiyatro veya filmin konusundan ibaret olaylar değildiler.
Bu güne kadar Doğu Türkistan'da devletlerin kurulması öncesinde
gayret sarf eden şahsiyetlerin her biri “kelle koltukta” bir
vaziyette gerek siyasi ve gerekse de askeri alanlarda son derece kıt
imkânlarla yiğitçe ve göğüs göğüse mücadele veren insanlardır.
Bu sebeple tarihte kurulan Doğu Türkistan devletleri birileri
tarafından unutturulmaya çalışılsa da, birileri kendilerini
devaynasında görerek Doğu Türkistan'da kurulduğu tarihi bir gerçek
olan devletleri kendilerinin kırık dökük ve düşmanın lehine olan
sözde çalışmalarının gölgesinde bırakmaya çalışsalar da “Güneş
balçıkla sıvanamaz.”
Günümüzde Doğu Türkistan'ın kayıtsız şartsız bağımsızlık ve
istiklali için değil, midelerinden bağlı oldukları küresel
efendilerinin direktifleri ile hareket eden ve dolaylı olarak ta
Çin'in lehine bir tutum sergileyenlerin varlığına rağmen Doğu
Türkistan Cumhuriyeti devletleri Dünyadaki tarih kayıtlarında çoktan
yerini almıştır. Bu gerçeği hiçbir aymazlık ve hiçbir kasıtlı
hareketler değiştiremeyecektir…
Doğu Türkistan Devletlerinin kuruluşları sırasında aziz canlarını
feda eden şehitlerimiz, “Yüksek muhtariyet”, “Doğu Türkistan'ın
zenginliklerinden daha fazla pay” veya “Çin ile Masaya Oturmak” vs.
gibi ihanetin ta kendisi olan aymazlıklar uğruna şehit olmamışlardı…
Görüyoruz ki, bu günlerde kendilerini Doğu Türkistan Davası
konusunda tek otorite zannetme gafletine düşen ve “İstiklal Verilmez
Alınır” düsturundan bihaber bir takım aklıevveller, geçmişte Doğu
Türkistan'ın Çin istilasına uğramasında büyük ölçüde pay sahibi olan
dedelerinin izinden gitmektedirler. Çünkü bu güruhun dedeleri de
kendi aralarındaki taht kavgalarından galip çıkabilmek için yabancı
güçlerin müdahalesini isteyecek kadar iktidar hırsı ile yanıp
tutuşan kişilerdi…
Doğu Türkistan Tarihinde devletler kurarak bu günkü nesillerin
başlarını dik tutmasını sağlayan ecdatlarımıza minnet borçluyuz.
Ecdatlarımız, asırlarca zulme uğramış, sürgün, soykırım ve
asimilasyonlara maruz kalmış olan Doğu Türkistan Türklerine,
kurdukları devletlerle istiklal ve hürriyeti tattırtmışlar ve devlet
çatısı altında hür ve onurlu yaşamanın, Müslüman Türk milleti için
ne kadar kutsal bir nimet olduğunu hissettirmişlerdir…
Doğu Türkistan'da kurulan devletlerin hangi sebeplerle yıkıldığı
hakkında tarihçilerimiz gerekli analizleri yapmışlar ve bu
analizleri bizlere kadar ulaştırmışlardır. Bu günün kuşaklarına
düşen, ise, bu analizleri doğru değerlendirerek olumsuzluklardan
ders çıkartmak ve olumlu icraatlardan da ilham almaktır.
Doğu Türkistan devletlerinin kuruluşunda ve devletin idari
mekanizmasında görev alan şahsiyetlerin durumlarını, siyasi ve
askeri manevralarını o günlerin şartlarını göz önüne alarak
değerlendirmemek, yaşama haklarından feragat etmek suretiyle kan ve
can vererek bizlere “tarihte devlet kurmuş bir milletin ahfadı”
unvanını kazandıran ecdatlarımıza karşı ciddi bir saygısızlık olur.
Doğu Türkistan'da kurulan devletlerin kuruluşunda yararlıklar
gösteren, bu devletlerin yaşadığı süreler içerisinde devlet
kademelerinde görev alan ve emrihak vaki olduğunda ebedi âleme göç
eden bütün ecdatlarımıza, Allahtan rahmet niyaz ediyoruz. Geçmişte
devletler kurdukları ve bugünkü nesillerin başlarını eğik
bırakmadıkları için bütün Doğu Türkistan Türkleri ve Türk dünyası
kendilerine minnettardır…
Çin, idam için 17 Uygur Türk’ünü
istiyor
Çin, Guantanamo hapishanesinde tutuklu
bulunan 17 Müslüman Uygur Türk’ünün terör şüphelisi olarak kendisine
teslim edilmesi için ABD`ye baskı yapıyor.
Çin, Guantanamo hapishanesinde tutuklu
bulunan 17 Müslüman Uygur Türkünün terör süphelisi olarak kendisine
teslim edilmesi için ABD`ye baskı yapıyor. 17 Uygur Türkü, 2001`de
Afganistan`ın ABD tarafından işgalinden beri ABD`nin Küba`daki
Guantanamo askeri hapishanesinde tutuklu bulunuyor. Pekin,
Guantanamo`da bulunan 17 Uygur Türkü ve serbest bırakılan
diğerlerinin Çin`e verilmesi gerektiğini ileri sürdü. Guantanamo`da
tutuklu bulunan Uygur Türkleri`nin BM terör listesinde bulunan bir
gruba üye olduğunu da iddia eden Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qin
Gang, `Çeşitli kanallar vasıtası ile taleplerimizi ABD tarafına
ilettik. ABD`nin bu isteğimizi ciddiye almasını bekliyoruz. 17 terör
şüphelisinin mümkün olan en kısa zamanda Çin`e iade edilmesini
istiyoruz` dedi. 10’da
İnsan hakları örgütleri, Guantanamo`da
terör şüphelisi olarak tutulduklarını iddia ettiği 17 Uygur
Türkü`nün Çin`e iade edilmeleri halinde işkenceye maruz
kalacaklarını hatta öldürüleceklerini özellikle belirtiyorlar.
Bu arada, ABD Başkanı George Bush
yönetiminin itiraz etmesi üzerine ABD federal temyiz mahkemesi 17
Uygur Türkü`nün serbest bırakılmasını geçici bir süre için durdurdu.
ABD Bölge Mahkemesi Başkanı Ricardo Urbina, Salı günü tutuklular
aleyhinde `düşman savaşçılar` olduklarına dair herhangi bir kanıt
bulunmadığına veya bir güvenlik riski oluşturmadıklarına kanaat
getirerek ABD içinde serbest bırakılmaları emrini vermişti.
ABD ordusu, mahkemenin kararı ardından
tutuklu Uygur Türkleri`ni artık düşman savaşçı olarak görmüyor,
ancak ABD, Uygur Türkleri`ni kabul edecek ülke bulamadığı için
Guantanamo`da tutmaya devam ediyor.
Uygur Türkleri`nin Çin`e dönmeleri
halinde işkenceye maruz kalmayacaklarını ileri süren Qin, `Bu 17
terör şüphelisi Doğu Türkistan İslam Hareketi`nin üyesi. Bu örgüt BM
terör listesinde yer alıyor. ABD`nin BM Güvenlik Konseyi`nin ilgili
kararlarına uymasını bekliyoruz. ` dedi.
DOĞU TÜRKİSTAN`DAN GUANTANAMO`YA
Serbest kalan ve iki ülke arasında
sorun olan Uygurlar, Çin`in zulmünden kaçarak, Afganistan`a
sığınmışlardı. ABD`nin Afganistan`ı işgali sırasında Pakistan`a
geçen Uygurlar, burada Pakistan polisi tarafından ABD`ye Taliban
savaşçısı olarak satılmıştı.2008-10-10
ABD, 17 Uygur mahkûmu bırakmıyor
ABD'de federal temyiz mahkemesi,
Guantanamo'daki cezaevinde tutulan 17 Uygur'un derhal serbest
bırakılmaları kararını reddetti. Temyiz Mahkemesi, ABD Başkanı
George Bush yönetiminin talebi üzerine, Uygurların birkaç hafta daha
Guantanamo'da tutulmasını kararlaştırdı. Mahkeme, 1'e karşı 2 oyla
verilen kararda, hükümetin itirazının tamamını görüşmek için zamana
ihtiyaç olduğuna, bu süre zarfında Uygurların Küba'daki Guantanamo
üssünde kalmasına hükmetti.
ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Ricardo M.
Urbina, bu ayın başında, Guantanamo kampında tutulan 17 Uygur'un
Amerikan topraklarında serbest bırakılmasına karar vermişti.
Yargıç, "düşman savaşçısı" olarak
görülmeyen bu kişilerin tutulmasının yanlış olacağına hükmetmişti.
Urbina,
bu hükmüne, Amerikan hükümetinin, yıllardır haklarında iddianame
bile hazırlamadan Guantanamo'da tuttuğu Çin vatandaşı Uygurların
"düşman savaşçı" olmadığına karar verilmesinden sonra varmıştı.
Guantanamo'daki Uygurlara yer
aranıyor
ABD'de federal yargıç Guantanamo
askeri üssünde tutuklu bulunan bir grup Uygur Türkü'nün serbest
bırakılabileceğini söyledi.
Yedi yıldan beri Guantanamo askeri
üssünde tutulan Müslüman Uygurlar, artık Amerikan hükümeti
tarafından düşman savaşçı olarak görülmüyor. Ancak, diğer serbest
bırakılan tutuklular gibi bağlı bulundukları Çin'e
gönderilmeyecekler, çünkü Çin hükümeti Guantanamo'daki Müslüman
Uygurları "terörist" olarak görüyor ve dönmeleri halinde işkence ve
şiddete maruz kalmaları hatta öldürülmeleri söz konusu.
Amerikan hükümeti 2006'da tutuklu beş
Uyguru serbest bıraktı ve Arnavutluk'a gönderdi. Ancak geride kalan
diğer tutuklular Çin'in tepkisinden çekinildiği için diğer ülkeler
tarafından kabul edilmek istenmiyor.
The
Washington Post gazetesinin haberine göre, Guantanamo'da tutuklu
Müslüman Uygurların avukatları, müvekkillerinin uydurma delillerle
uzun yıllar tutuklu kaldıklarını ve ABD için hiç bir güvenlik
tehdidi oluşturmadıklarını söyledi. Avukatlar, tutuklu Uygurların
ABD içinde özellikle Washington bölgesinde serbest bırakılmalarını
isteyen avukatlar, Washington'da önemli bir Uygur nüfusunun
bulunduğunu ve hükümetin daha sonra serbest bırakılan Uygurlar için
bir başka ülke bulabileceğini belirttiler.
ABD Bölge Yargıcı Ricardo M. Urbina,
07.10.2008 de yapılacak duruşmada en az beş Uygur'u serbest
bırakmayı düşündüğü belirtildi. Avukatlar ise tutuklu bulunan 12
Müslüman Uygur'un serbest bırakılması için mahkemeye başvurdular.
Guantanamo üssünde şu ana kadar
500'den fazla tutuklu serbest bırakıldı. 127'si Afganistan'a
gönderildi, 90'ı Suudi Arabistan'a iade edildi ve 59'u Pakistan'a
döndü. Sadece bir tutuklu, Suudi Arabistanlı Yaser Esam Hamdi, ABD
vatandaşlığının bulunduğu tespit edildikten sonra Guantanamo'dan
ABD'ye transfer edildi. Ancak daha sonra ABD vatandaşlığı iptal
edildi ve Suudi Arabistan'a iade edildi.
Şu anda Guantanamo üssünde tutuklu
bulunan Müslüman Uygurların çoğu 2001'de Afganistan'daki kamplarda
yaşıyordu. ABD hava saldırıları üzerine komşu Pakistan'a geçtiler.
Pakistan'da tutuklandılar ve ABD'li kuvvetlere teslim edildiler.
Bağımsızlık mücadelesi veren Müslüman Uygurlar, Çin'in baskıları
üzerine başka ülkelere giderek orada ikamet ediyor ve eğitim
alıyorlardı. Dünya Bülteni-06.10.2008
Guantanamo ne zaman kapanacak?
ABD Savunma Bakanı Robert Gates,
Başkan George W. Bush`un Ocak ayında görev süresi tamamlanıncaya dek
Guantanamo üssündeki askeri cezaevinin kapatılamayacağını söyledi.
Gates, gazetecilere yaptığı açıklamada, kamptaki 270 tutsağı
nakletme planlarının da bulunmadığını vurguladı...
Cezaevindeki tutsaklar `düşman
savaşçılar` olarak adlandırılıyor ve Amerikan sivil yargı sisteminin
yetki alanı dışında tutuluyor. Gates, yeni başkan ile yeni Kongre`nin
bu konuya ilişkin en kısa sürede bir plan hazırlaması çağrısında
bulundu.
New York Times gazetesine konuşan
Beyaz Saray`dan üst düzey bir yetkili, Başkan ve danışmanlarının,
Guantanamo cezevini kapatmanın hukuki ve siyasi maliyetinin çok
yüksek olacağına inandığını söyledi. Başkan adayları Barack Obama ve
John McCain bu tutukevinin kapatılması gerektiğini savunuyor.
Tutukevi, 2002 yılında Küba`nın Guantanamo Körfezi`ndeki Amerikan
deniz piyade üssünde açılmıştı. Afganistan savaşından bu yana terör
zanlılarının yerleştirildiği bu kampta 270 tutsak bulunuyor.
Çin'in İslâm düşmanlığı artıyor
Ucuz ve kalitesiz malları Türkiye'de
cirit atan komünist Çin hükümeti, işgal altındaki Doğu
Türkistan'daki Uygur Müslümanlarına yeni dini yasaklar getirdi.
Kamuya açık alanlarda ibadetin
yasaklandığı, özel Hac'ca ve Ku'ran öğretimine izin verilmeyen ve
Ramazan'da devlet memurlarına oruç tutturulmayan Çin'de İslam'ın
yaşanmasına karşı kanunlar ve yasaklar artıyor.
16 Kasım'da The New York Times'a
konuşan Muhammed isimli öğretmen “Tabi ki bu insanları kızdırıyor.
Telaşlı insanlar hükümetin yanlış yaptığını söylüyor. Hükümet
yetkililerinin Müslümanlara ibadet özgürlüğü vermesi gerektiğini
düşünüyorlar” ifadelerini kullandı.
Son birkaç haftadır Çin yetkilileri,
Doğu Türkistan'ın kuzey batısındaki bölgede Müslümanların ibadetini
kısıtlayan kanunları uygulamaya başladı. Bölgenin en büyük camisinin
duvarına Cuma namazları hutbesinin yarım saatten fazla sürmemesi
gerektiğini yazan bildiriler asıldı.
Caminin dışındaki açık yerlerde namaz
kılınması yasaklandı. Ayrıca Müslümanların kendi bölgeleri dışındaki
camilere gitmesine de izin verilmiyor.
İmamların özel Kur'an dersleri
vermeleri yasaklandığı gibi sadece “resmi Kur'an” nüshalarına izin
veriliyor. Arapça öğretimiyse sadece özel hükümet okullarında
yapılabiliyor.
Memurların dini bağlılıklarına dair
herhangi bir işaret göstermesi ise tamamen yasak. Örneğin, bir
Müslüman memur, başörtüsü taktığı anda işinden atılıyor. Kitaplara
yönelik yasaklar çok uzun süredir devam ediyor ancak yerel hükümet
son haftalarda bu yasakları duvarlara büyük posterler asarak ilan
ediyor.
Kadınların başlarını örtmemeye ve
erkeklerin sakallarını kesmeye zorlayan yeni düzenlemeler
getiriyorlar.
Ateist Çin, resmi olarak 5 din
tanıyor: İslam, Protestanlık, Katoliklik, Taoizm ve Budizm. Hükümet
bunların yaşanmasıyla ilgili sıkı kurallar uyguluyor.
Resmi Hac
Yasalara göre, İslam'ın iki farzı,
Ramazan orucu ve hac, sıkı kontrol ediliyor. Hükümet çalışanları ve
öğrencilere kutsal Ramazan'da zorla yemek yediriliyor.
Çin, Müslümanların özel olarak Hac
farizası için Arabistan'a gitmesini yasaklayan yeni düzenlemeler
getirdi. Kadim Kaşgar şehrinin dar sokaklarındaki toprak duvarlara,
“kanun dışı” hacla ilgili bildiriler asıldı. Doğu Türkistan'ın
bölgesel başkenti Urumçi'deki büyük caminin duvarında, “Organize ve
planlı hac yapın: özel hac yasaktır” ifadeleri olan kırmızı bir
flama asılı. Yetkililer Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarının
pasaportlarına el koyarak onların hükümet kontrolündeki Hac'ca
zorluyor.
Başvuruda bulunulmasının ardından
yetkililer, kişinin ailesi hakkında araştırma yapıyorlar. Başvuranın
çocukları kendi kendilerine bakacak yaşta olması gerekiyor. Ayrıca
Hacca gitmek isteyen Müslümanların bankada hatırı sayılır paraları
olması şartı bulunuyor.
Resmi Hac ya da iş gezisi için
başvuranların yaklaşık 6 bin dolar civarında bir depozito vermesi
zorunluluğu bulunuyor.
Halihazırda hiçbir Uygur'un pasaportu
yok. Sadece kısa seyahatler için izin alabiliyorlar. Bu özellikle
komşu ülkelere gidip gelen tacirleri sıkıntıya sokuyor.
Eleştirmenler, hükümetin Müslüman
dünyayla ilişkileri kesmeye çalıştığını belirtiyorlar. Hükümet Doğu
Türkistan'da Müslümanlara uyguladığı baskının duyulmasından endişe
ediyor. TIMETURK
Amsterdam`da ilk derneklerini kurdu
Hollanda`da yaşayan 250 kadar Müslüman
Uygur Türkleri, başkent Amsterdam`da ilk resmi derneklerini kurdu.
Derneğin açılışına Uygur Türkleri Başkanı Sadık Saley, UETD Başkanı
Veyis Güngör, UETD Koordinatörü Mikail Güneş, Hollanda Türk Yazarlar
Kulübü Başkanı Sadık Yemni, Hollanda Türk Federasyonu, Hollanda
İslam Federasyonun yöneticilerinin yanı sıra işadamları ve
akademisyenler katıldı.
Açılışta konuşan Başkan Sadık Saley,
`Tek bir ideolojimiz vardır. O da Doğu Türkistan davasını dünyaya
anlatmak.` diye konuştu. Saley, mücadelenin demokratik ve hukuk
çerçevesinde olacağını belirterek, `Her türlü aşırılık ve
taşkınlığın karşısında, Hollanda yasalarına da saygılıyız.` dedi.
Avrupalı Türk Demokratlar Birliği(UETD)
Başkanı Veyis Güngör, Hollanda Türk Federasyonu ve Hollanda İslam
Federasyonun yöneticileri de birer konuşma yaptı.
Ardından Başkent Amsterdam`da Uygur
Türkleri Derneğinin açılışı yapıldı. Açılışa katılan dernek
yöneticileri ve katılımcılara Uygur Türk adet ve geleneklerine göre
hazırlanmış yemek ve içecek ikram edildi. (CİHAN)
Çin'in Uygur ve Tibetlilere Yönelttiği
Irki
Ayrımcılık Politikasının Canlı İspatı
Günümüzde Uygurlar gerek Çin'in içeri
eyaletlerinde olsun, gerekse Doğu Türkistan'da olsun ağır ırki
ayrımcılığa uğramakta ve bu tür ırki ayrımcılık günden güne daha da
ağırlaşmaktadır.
Yakın zamanlarda Pekin'deki bir otelin
önüne yerel polis idareleri tarafından şöyle bir levha asılmıştır.
Ciddi Duyuru
Bütün İdari Bölgelerdeki Otel ve
Hamamların Dikkatine: Toplum Güvenliği Birimlerinin taleplerine
istinaden, bu günden itibaren Heydian bölgesindeki bütün otel ve
hamamlara gelen “Tibetli ve Uygur”ların kimliklerinin sıkı şekilde
incelenmesi, böylece polislere bildirilmesi gerekir….. Gibi ifadeler
yazılmış
Bu, Çin'de kanun uygulayıcı makamların
Tibetli ve Uygurları genel olarak incelemeleri hakkında
yönelttikleri açık bildirisidir.
Bu tür bildirilere Çin'in içeri
eyaletlerindeki bütün şehirlerde de rastlanır. Bu tür milli
aşağılama ve ırki aşağılamalar sadece Çin'in içeri eyaletlerinde
değil Uygurların kendi ülkeleri olan Doğu Türkistan'da da
ağırlaşmaktadır.
Özellikle de Çin'de Olimpiyatlar sona
erdikten sonra “Uygur Otonom Bölgesi(Doğu Türkistan)”nde sözde “üç
türlü güçler”e karşı ölüm kalım savaşı ilan ederek bütün Doğu
Türkistan çapında umumi hareket başlattı. ETIC' in Doğu
Türkistan'dan aldığı bilgilere göre şu anda camilere kameralar
yerleştirilmiş olup, cami imamlarını da doğrudan hükümet belirliyor.
İmamlara hutbe yerine Komünist partisini metheden belgeler okuma
vazifesi verildi.
Bütün camilere Çin hükümeti tarafından
özel muhasebeciler yerleştirilmiş olup, camilere toplanılan
fitre-zekâtları da hükümet tek elden yönetecek. Şu anda emekliye
ayrılan Uygurların da dine inanmalarına izin verilmeyip,
yerleştirilen kameralar vasıtasıyla, mescitlere kimlerin grip
çıkmakta oldukları, hatta onların hutbede okunmakta olan Komünist
partisine ait belgelere karşı yüz ifadelerindeki değişiklikleri bile
gözetliyorlar.
Geniş Uygur toplumu buna sert tepki
göstermektedir. Fakat Çin hükümeti her türdeki tepki ve karşılıkları
sadece “üç türlü güçler” kategorisine dâhil ederek bastırmaktadır.
ETIC
Doğu Türkistan'daki Rüşvetçi Çin
Yetkilileri
Çin'de rüşvetçilik tarih boyunca kök
salmış meselelerden biridir. Özellikle de Çin'in reformları
şeffaflaştırma politikasından sonra Deng Şiao Ping'in “Bir bölüm
insan öncelikle zenginleşmesi gerekir” şeklindeki politikası
Çin'deki rüşvetçiliği daha da ağırlaştırarak Çin toplumundaki zengin
ve fakir ararsındaki uçurumu her geçen gün biraz daha derinleştirdi.
Üstelik te Çin toplumundaki içtimai
zıddiyetin günden güne sivrilmesi neticesinde Çin toplumundaki bazı
rüşvetçi yetkililere olan tepkiler günden güne artmaktadır. Doğu
Türkistan'da da Çinli rüşvetçiler gittikçe artıyor.
Bu yakınlarda Doğu Türkistan'ın Altay
vilayetinde meydana gelen rüşvet olayı Çin'deki Çinli muhasebecinin
Çinli rüşvetçi yetkili hakkında şikâyette bulunmasından sonra
öldürülmesi, Kaşgar bölgesindeki yetkililerin 43 milyondan fazla
devlet parasını borç alarak geri ödemediği hakkındaki inceleme
raporu Çin'deki 2008 yılındaki 1000 zenginin 6'sının Doğu
Türkistan'daki Çinli göçmenlerden olduğu…
Doğu Türkistan'daki Çinli göçmen
yetkililerin kesinlikle çürüme içinde olduklarını göstermektedir.
Şu anda Doğu Türkistan sözde “Uygur
Otonom Bölgesi” olarak anılmakta ise de, Çin hükümetinin tayin
ettiği birkaç hükümet dairesine getirilen az sayıdaki kukla “azınlık
millet” yetkililerinin dışındakilerin tamamını tümüyle Çinli
yetkililer oluşturmaktadır. ETIC
Zoraki Çince Öğretimi
Çin'e “İşçi” Olarak Götürülen
DoğuTürkistanlı Kızlar ÇinceÖğrenmeye Mecbur Ediliyorlar.
Bunlar Eyül ayı ierisinde Doğu
Türkistan'dan Çin'in içeri eyaletlerinden olan Zhejiang'ın Jinyun
nahiyesindeki Huafu dokuma fabrikasına insan simsarları tarafından
planlı olarak ucuz iş gücü sıfatıyla getirilen kızlar.
Onlar bu nahiyedeki dokuma
fabrikasında ağır işlerde çalışmanın dışında her akşam mecburi
olarak Çince öğrenmeye zorlanıyorlar. Çünkü haberde yer aldığına
göre, onların karşılaştıkları en büyük zorluk Çince bilmemeleri
olup, yerli halk ile(Çinlilerle) kaynaşabilmelerinin önündek en
büyük engel olarak görülüyor. Bu sebeple fabrika yetkililerinin
tayin ettikleri işçi rehberleri işçi kulübünün önderliğinde
onlaraÇince öğretiyorlar.
Bu gün Uygur kızlarının Çin'in içeri
eyaletlerine zorla planlı olarak transfer edierek ucuz iş gücü
sıfatyla ağır işlerde çalıştırırlarak heder edilmeleri yurt içindeki
ve dışındaki Uygurları her geçen gün biraz daha endişeye sevk
etmektedir. ETIC
Doğu Türkistan da Rabiye Kadir’in
Resmi Asıldı
Dünya Uygur Kurultayının ve Uygur
Milli Hareketinin lideri olan Rabiye Kadir'in büyük boy bir resminin
Ürümçi vilayetinin merkezinde bulunan Halk Tiyatrosu Binasının yan
tarafındaki kapısına asıldığı bildirildi. Özgür Asya Radyosunun
(RFA) verdiği haberde, Dünya Uygur Kurultayının ve Uygur Milli
Hareketinin lideri olan Rabiye Kadir'in büyük boy bir resminin
Ürümçi vilayetinin merkezinde bulunan Halk Tiyatrosu Binasının yan
tarafındaki kapısına asıldığı ve bu durumdan ilgili makamların
şaşkınlığa uğradıkları yer alıyor.
DUK
Sözcüsü Dilşat Reşit'in bildirdiğine göre, Çin Devlet Bayramı
arifesinde Rabiye Kadir'in resmi Halk tiyatrosunun yan kapısına
asılmış olup, olayın meydana gelmesiyle beraber polis birimleri
derhal harekete geçerek arama- tarama ve inceleme hareketi
başlatmıştır.
Dilşat Reşit kendisinin bu konuda
güvenilir malumatlara eriştiğini söyleyerek, şu anda Çin hükümetinin
bütün fotoğrafçılar ve şüpheli kişiler konusunda çok sıkı
araştırmalar yapmakta olduğunu açıkladı.
Özgür Asya radyosunun muhabiri,
tiyatro salonunun güvenlik görevlilerine ve Çince “nanguen” diye
anılan polis karakolunda görev yapan polislere telefon ederek
malumat almak istemişse de konu ile ilgili olarak bilgi
vermemişlerdir.03.10.2008- ETIC
4 Ağustos 2008 Semenyolu Kahramanları
06.10.2008 günü İsminin açıklanmasını
istemeyen bir vatansever Uygur dostumuz bana mektup yazarak şunları
bildirdi.
O, mektubunda şunları yazmış:
- Birkaç gün önce “Özgür Asya radyo
İstasyonu” verdiği bir haberinde “4 Ağustos Semen Yolu Olayında
Amerikalı turistlerin olay yerinde çektikleri fotoğraflarda hayret
edilecek şeyler gördük. Her nasılsa silahlı polis birlikleri ile
polisler birbirlerini uzun saplı bıçaklarla bıçaklıyorlardı….”
Deniliyordu.
Bu aslında Amerikalı turistlerin
söyledikleri gibi polislerle polisler arasındaki silahlı bir çatışma
değil, bizim milli kahramanlarımız olan Kurbancan Heyt ile
Abdurahmancan Azat'ın Baturluk faaliyetleridir. Bu harekete
başlamadan önce onlar oldukça sağlam bir hazırlık yapmışladır. Onlar
Çin Garnizonu askerlerinin askeri üniformalarını giyerek tam
silahlanarak hareket başlatmışlardır.
Onlar önceden bir damperli kamyonu
cumartesi akşamından hazırlayarak silahlı polis birliklerinin
konuşlandığı yerin yakınlarına gizlemişlerdir. Ertesi günü
sabah(Pazar günü) Sabah namazından önce Abdurahmancan Azat Çin
askerlerinin talim yapmaya çıkacakları saate denk getirerek kamyonu
çalıştırıp beklemektedir. Polis üniforması giyen Kurbancan Heyit
ise, silahlı polis birliğinin kapısının ön tarafında bekliyor.
Silahlı polis birliğinin kapıdan çıkıp askeri eğitim için “Şathoram”
Oteli yönüne dğru yürüdüğünde Kurbancan Heyit cep telefonu ile
Abdurahmancan'a telefon ederek Kamyonu hareket ettirme zamanının
gelmiş olduğunu bildirmiştir.Telefon konuşmasından sonra
Abdurahmancan Azat kamyonu otel içinde sabah eğitimini yapmak
gitmekte olan silahlı polis birliğinin üzerine süratle sürmüş ve
aracın tekerlekleri arasına bir veya birkaç Çinli polisin sıkışmış
olması sebebiyle araç daha fazla gidememiş, Abdurahmancan'ın daha
fazla gaza yüklenmesiyle de araç yönünü değiştirerek elektrik
direğine çarparak stop ediyor.
Abdurahman
Azat araçtan inerek icra edilmekte olan plan gereğince ağabeyi
Kurbacan Heyit ile birlikte önüne çıkan Çin polislerini bıçaklamaya
başlıyor. Olaydan haberdar olan arka taraftaki bir kaç Çin askeri
koşarak gelip Kurbancan ile boğuşmaya başlıyor. O sırada Kurbancan
Heyit'in üzerinde bulunan el yapımı bomba infilak ediyor ve bu
patlama ile birkaç Çinli asker ölüyor. Şans eseri bu patlamada
Kurbancan yaralı halde sağ kalarak düşmanların eline geçiyor….
Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan
kardeş çocuklarıydılar. Yani Kurbancan'ın annesi İbadethan devle
hastanesinden emekliye ayrılan bir bayandır. İbadethan'ın kardeşi
Azat Kaşgar vilayetine bağlı Şamalbağ birinci bölgedeki yerinden
ayrılmış olan bir çiftçidir. (Abdurahmancan'ın babası) Kurbancan
Heyit 33 yaşında bir Uygur olup, Kaşgar şehrine bağlı Şamalbağ
köyünün 5.dadüy, 3. Şiyavdüy'dendir. Kaşgar halkı buraya
toğraklıkmazağocam (çalılıkmezar hoca) demektedirler. Üniversite
mezunu ilim sahibi bir Uygur. O iş bulamamış, işe alınmamış, yitilp-kakılan,
dışlanan aydın bir Uygur. Abdurahmancan da, bilgili ve tahsilli bir
aydın olup 28 yaşında bir Uygur'dur.
Kaşgar vilayetine bağlı Şamalbağ
köyünün birinci bölgesindendir. Aynı zamanda olayın meydana geldiği
“Şathoram” Oteli (Kaşgar vilayeti çapında ün yapmış ve Kaşgarlıların
tiksindikleri bir fahişe hane)Abdurahmancan Azat'ın
mahallesindedir...
Olayın Meydana
Gelmesinden Sonra Olup Bitenler
4 Ağustos olayı meydana geldikten
sonra Çin hâkimiyeti daireleri çok korkmuşlardır. Onların duydukları
bu korkuyu tarif edebilmek ise oldukça zordur. Kısacası Çinli ahali
arasında büyük korku ve vehim meydana gelmiş olup kaçış
hazırlıklarına geçilmiştir.
Çin'in merkezindeki Hu Jin Tao'dan
başlayıp Doğu Türkistan'daki Wang Le Guan'a kadar büyük br
sarsıntıya uğramış olup, bir süre şuurunu kaybetmiş… Kâbus görmeye
başlamış, ümitlerini yitirmişlerdir….
Bu sebeple olayın meydana geldiği
günden beri büyük çaplı tutuklama başlatılmış ve suçsuz yere 40'tan
fazla kişi tutuklanmıştır. Hatta Kurbancan ile Abdurahmancan'ın
telefon kayıtlarında numaraları bulunlar da tutuklanmışlardır.
Dahası Çin'in malum bir Otelinde çalışan 3 Uygur'da
tutuklanmıştır...
Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan
Azat'ın evlerinde arama yapılarak (Bomba imal ettikleri iddiası ile)
bir suç unsuru bulamadıklarından sonra greyderle evlerini yerle bir
etmişler, evlerin kapı ve pencereleri de orada başkalarına
verilmiştir.
Yargılama
Sırasındaki Soru ve Cevaplar
Son zamanlarda Kaşgar vilayetinin
yargı mahkemeleri Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan Azat'ı gizli
olarak yargılayıp ceza verecekmiş. Onlara oldukça karmakarışık ve
asılsız sorular sormuşlar.
Onların dış ülkelerdeki “terörist
örgütler” le ilişkilerinin olduğunu kabul ettirmeye çalışmışlarsa da
onlar teftiş ve yargı mahkemelerinin bu türlü suallerini kesinlikle
reddetmişlerdir.
Onlar, ifadelerinde oldukça temkinli,
acele etmeden, tam bir telaffuzla, tereddütsüz ve korkusuzca, doğal
bir üslupla yargıca ve başka kişilere, tanıdık ya da tanımadık bütün
Uygur kardeşlerine, bir tür mertlikle hitap eder gibi, söyleyemediği
birçok sözlerinin olduğunu ama onların ifade özgürlüklerinin
bulunmadığını, yargıdaki Uygur kardeşlerine selam ve tebessümle
ifade etmişlerdir.
“Kulağı delik” arkadaşlarının
ifadelerine göre: Onları çok büyük bir şüphe ile Kaşgar
hapishanesinden Ürümçi'deki “Nensen Hapishanesi” ne nakletmişler.
Onlar başından sonuna kadar “ Bizim dış ülkelerdeki hiçbir teşkilat
ya da şahıslarla alakamız yok! Hem yurt içinde de hiçbir teşkilat ya
da şahıslarla ilişkimiz yok! Biz kendi aramızda teşkilatlanarak
sözbirliği yapıp istişare ederek, çok düşünerek bu işi
gerçekleştirdik…. Elinizden geleni yapın!” demişler….
Öyleyse niçin bu işi yaptın?
Dediklerinde o şöyle demiş: “Ben yüksek okulu bitirerek iş talep
ettiğimde bana iş verilmedi. Hatta bana 'Uygurlara iş vermiyoruz.
Uygurlar işe alınmazlar' dediler. Ben çaresizi kalarak aileme yük
olmamak için sebze pazarına giderek sebze ticareti yaptım. Bana
Çinliler çok defalar ağır hakaretler ettiler. Bir gün bir Çinli
kadınla tartıştığımda 6 Çinli ile beraber gelerek sorgusuz, sualsiz
beni yere yatırıp dövdüler.
Kimse bunu sormadı. 3 ay hastanede
yattım. Tedavi için çok masraf ettim. Tedavi giderlerimi
karşılamadığı gibi üstelik çok hakaretler ettiler….
Abdurahmancan Azat kendisine sorulan
sorulara şöyle cevap verdi: ”Benim ağabeyimi
Çinliler haksız yere döverek hapse
atıp işkencelerle öldürdükten sonra bize cesedini teslim ettiler….
Ben geçimimi temin edebilmek için
işsizlik sebebiyle şoförlüğü öğrendikten sonra taksicilik yaptım….
Çok kere Çinliler arabama binerek paramı vermediler. Hatta döverek
ağır hakaretlerde bulunup gururumu rencide ettiler….
Benim evim buradan (Olayın meydana
geldiği yeri demek istiyor) Ben aracımı kapımın önüne park etmek
istesemde izin vermediler. Evimin önü fahişehane haline geldi….
Ben tahammül edemedim…. Böyle yaşamanın ne gereği var!....” Demiş.
Saygıdeğer Okuyucu Kardeşlerim. Bana
Olayı Beyan Eden Dostumuz Bunları Özetleyerek Şöyle Yazmış!
“Beyaz Tütün”(Uyuşturucu) tabir edilen
mereti Çinliler kendileri satıyorlar. Polislerle onlar ortak
çalışıyorlar. Bu facia yüzünden binlerce gencimiz hayatını
kaybediyor….. AIDS hastalığını da onlar yayıyorlar. Bu illet
yüzünden de binlerce gencimiz ölüyor….
Vatan ve millet için dürüstçe söz
söyleyecek insanlarımızı Çinliler “Terörist, milli bölücü unsur,
dini asabiyetçiler” yaftalamasıyla öldürüyorlar….
Çocuklarımızı kreşlerde toplayıp domuz
eti yedirerek dinsizleştiriliyor. Hatta bizleri bile tanımaları
engellenerek Çinlileştiriliyorlar…
Ortaokulu bitirip liseye başlama
öncesindeki 15 yaş civarı çocuklarımızı Lise “Çince kursu” söylemi
ile Çin'in içeri bölgelerine götürüp domuz eti yedirerek
Çinlileştirip dinsizleştiriliyorlar.
Kızlarımızı “her evden bir iki kız
olmak üzere kesinlikle Çin şehirlerine giderek çalışıp para kazanıp
gelmeleri gerek” diyerek zorluyorlar…. Ahlaksızlık yuvalarına
satılıyorlar…. Yetkili ve rü tbelilerin (Dadüyjang shiyaw düyjang,
Shiangjang, Shienjanglar) hepsi her türlü ahlaksızlıkların
başrollerindeler….
Uygurlar insan sayılmayıp horlanıyor,
aşağılanıyor… İşe alınmıyor…. Yaşama hakkı verilmiyor. Gençlerimiz
…. Semen Yolu olayını meydana getirmeyip ne yapacaklardı!” diyerek
cevap verdi
Bu izahat- haberdeki beyanlar Doğu
Türkistan'dan isminin açıklanmasını istemeyen bir Uygur dostumuzun
beyanları olup, yararlanmaya değer diyerek açıklıyorum”.ETIC
ETIC' in Beyanatı:
Çin'in İlan Ettiği Sözde “İkinci Grup
Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” Mahiyeti İtibarıyla
Uluslararası Bir Aldatmacadan İbarettir.
Çin'in ilan ettiği sözde “İkinci Grup
Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” Mahiyeti İtibarıyla
Uluslararası Bir Aldatmacadan İbarettir!
Komünist Çin hâkimiyeti Amerika'da
meydana gelen “11 Eylül” Terör olayından beri Amerika'nın başını
çektiği demokratik devletlerin dünya çapında yaygınlaştırdıkları
uluslararası terör terörizmle mücadele hareketini suiistimal
etmektedir.
Böylece Doğu Türkistan halkının
özgürlük ve hürriyeti için yürütmekte olduğu haklı milli hareketini
uluslar arası siyasi alanlarda karalamaya ve bu yolla kendisinin
Doğu Türkistan halkına karşı yürütmekte olduğu acımasız kanlı
bastırma hareketlerini haklı gibi göstermeye çalışmaktadır.
Çin hâkimiyeti bir taraftan Doğu
Türkistan'da Uygurlara yönelttiği dinsizleştirme, Çinlileştirme,
iktisadi yönden talan etme, kendilerine karşı çıkanları kanlı
bastırma ve cezalandırma hareketlerini güçlendirirken, diğer
taraftan da dış ülkelerde faaliyet yürütmekte olan Doğu Türkistan
teşkilatları ve Doğu Türkistan siyasi faaliyetçilerini
karalamaktadır.
Siyasi faaliyet yürütenler hakkında
çeşitli yalan ve sahte deliller ileri sürerek onları dünyaya
“terörist” ya da “terörist teşkilat” olarak tanıtma gayreti
içindedirler. Bu yolla Doğu Türkistan milli hareketini dünya kamuoyu
önünde etkisizleştirmeye çalışmaktadırlar.
Çoğunluğun da malumu olduğu üzere,
2003 yılında Çin Toplum Güvenliği Bakanlığı dış ülkelerde faaliyet
göstermekte olan 11 Doğu Türkistanlı siyasi faaliyetçiyi ve 4 Doğu
Türkistan teşkilatını dünyaya “terörist” ve “terörist teşkilatlar”
diye ilan ederek ilgili devletlerden bu Doğu Türkistan
faaliyetçilerini Çin'e iade etmesini ve cezalandırmasını talep
etmişti.
Fakat Doğu Türkistan halkının acıklı
kaderini ve Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan halkına uygulamakta
olduğu baskı ve zulümleri gerçek anlamda anlayan ve böylece Çin'in
Doğu Türkistan faaliyetçilerini karalamaktaki sahte yüzünü gören
dünya kamuoyu Çin'in iftiralarını ciddiye almamıştır.
Netice olarak Çin tarafından 2003
yılında ilan edilen “Birinci grup Doğu Türkistan Teröristleri
Listesi” kamuoyunda hiçbir Pazar bulamayıp, Çin hâkimiyetinin
dünyanın siyasi arenasında ağır yenilgiye uğramasına ve rezil
olmasına sebep olmuştu.
Ne yazık ki, Çin hâkimiyeti bu
mağlubiyetinden ve rezilliğinden zerre kadar ders çıkartmamıştır.
Kendilerinin Doğu Türkistan'da yürütmekte oldukları suç unsuru
eylemlerini aklamak için dünya siyasi sahnelerinde Doğu Türkistan
milli hareketini karalamaya devam etmektedirler.
Bunun bir delili de şudur: 2008
yılının Ekim ayının 21'inde Çin Topum Güvenliği Bakanlığı yine,
“İkinci grup Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” ilan etmiş olup,
bu listede Memtimin Memet, Emet Yakup, Tursun Tohti… Gibi 8 Uygur'
un ismi yer almaktadır.
Çin hâkimiyeti bu 8 Uygur'u BM
Teşkilatı ve Amerika tarafından 2002 yılının 9. ayında “Terörist
Teşkilat” olarak ilan edilen “Doğu Türkistan İslam Hareketi”
teşkilatının bölüm üyesi olarak göstermiş olup, Çin Toplum Güvenliği
Bakanlığının bu konuda yayımladığı beyanatta belirtildiğine göre, bu
Uygurlar Pekin Olimpiyatlarının güvenliğini tehdit etme suçunu
işlemişler(!)
Fakat Çin hâkimiyeti bu Uygurların
Pekin Olimpiyatlarının güvenliğine yönelik olarak ne türede bir
bozgunculuk yaptıklarına dair hiçbir delil gösterememiş olup,
sadece bu bunların askeri eğitim aldıkları, para topladıkları ve
teşkilat kurduklarına dair asılsız ve belgesiz söz ve ifadeler
kullanmışlardır.
Dünya kamuoyunun da bildiği gibi,
şimdiye kadar Doğu Türkistan milli hareketi Pekin Olimpiyatlarının
ve yabancı ülke sporcularının güvenliğini tehdit edecek hiçbir fiili
harekette bulunmamışlardır. Demek oluyor ki, Çin hâkimiyetinin
yukarıdaki 8 Uygur'u “Pekin Olimpiyatlarının güvenliğine ağır
derecede zarar verdi” diyerek suçlamasının gerçekle hiçbir ilgisinin
olmadığı açıkça kendisini göstermektedir.
Dikkate etmeye değer nokta şu ki, Çin
hâkimiyetinin bu defa ilan ettiği sözde “ terörist listesi”nde yer
alan Uygurların hepsi de “Doğu Türkistan İslam hareketi”
teşkilatının bölüm üyeleri olarak gösterilmiş bulunuyor.
Çin hâkimiyetinin Amerika ve BM
Teşkilatı tarafından 2002 yılının Eylül ayında bu teşkilat hakkında
alınan kararını devamlı surette suiistimal etme ve bu kararı
Uygurların milli hareketini bastırma ve Uygur halkına yönelttiği
baskı ve zulüm politikasını daha da genişletmenin uluslararası
kozuna dönüştürme gayreti açıkça görünmektedir.
Biz dünya kamuoyunu Çin'in bu
sahtekârlığına karşı dikkatli olmaya çağırıyoruz.
Dünya kamuoyunun da bildiği gibi 2008
yılı Olimpiyatlarının Pekin'de yapılma kararı verildiğinden beri Çin
hâkimiyeti “Olimpiyatların güvenliğini garanti altına alma”
sloganını ortaya atarak uluslararası siyasi sahnelerde Doğu
Türkistanlıları “Olimpiyatların güvenliğini tehdit eden temel unsur”
diyerek propaganda yürütüp yurt içindeki masum Uygurlara yönelttiği
darbe varma ve kanlı bastırma hareketlerini arttırdı.
Bu esnada Uygurlara yönelik aleni
olarak ırki ayrımcılık politikası icra ederek, Uygurların Çin'in
içeri eyaletlerinde özgür hareket etmelerini yasaklayıp Pekin gibi
şehirlerde yaşamakta olan Uygurları yasadışı olarak tutuklama ve
mecburi olarak Doğu Türkistan'a geri gönderme dalgası başlattı
Çin hâkimiyetinin Pekin
Olimpiyatlarını suiistimal ederek, Doğu Türkistanlıların hak ve
hukukuna ağır derecede saldırlar gerçekleştirdikleri sadece dış
ülkelerdeki Doğu Türkistan teşkilatları tarafından değil,
uluslararası insan hakları teşkilatları ve demokratik batı ülkeleri
tarafından da kesintisiz olarak vurgulanmaktadır.
Demek ki, bu günlerde Çin
hâkimiyetinin 8 Uygur'u “Olimpiyatların güvenliğine zarar verdi”
diyerek dünyaya “terörist” olarak ilan etmesi, Çin hâkimiyetinin
Doğu Türkistan'da uygulaya geldiği zulüm politikalarını aklamak ve
süslemek ve uluslar arası sahalarda siyasi koz elde etmek için
yürüttüğü maksatlı ve planlı karalama hareketinden başka bir şey
değildir.
Biz, “Doğu Türkistan Enformasyon
Merkezi” olma sıfatımızla, Çin hâkimiyeti tarafından ilan edilen
sözde “İkinci grup Doğu Türkistan teröristleri Listesi”ni kati
şekilde reddediyoruz. Dünya kamuoyunu ve özellikle de demokratik
ülkeleri, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistanlıların haklı milli
hareketlerinin karakterini çarpıtma ve karalama maksadıyla yürüttüğü
bu tür siyasi sahtekârlıklarına karşı dikkatli olmaya, milli
mevcudiyetlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Doğu
Türkistan halkının bu günkü dramatik ahvaline karşı da duyarlı
olmaya çağırıyoruz!
Saygılarımızla
Abdulcelil
Karakaş
Gizlice Gömülen 57 Ceset
Demir Ana: 'Oğlumun Nezir'i Değil,
Olsa Olsa Toyu Oldu’
Abduşükür'ün
ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra,
Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi
defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir
mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini
söylemiştir. Doğu Türkistan halkının dini ve milli karakterinde,
annenin sevgisinden daha fazla bir sevginin olmadığı herkese
malumdur. Fakat annelerin kıymeti evlat için sarf ettiği emeklere
göre değil, evladın bu emeklere verdiği karşılıklara göre farklılık
gösterir.
“Rabiye Kadir'de “Demir Ana”dır.
Tıpkı kendisi, ailesi ve çocukları Çin
hükümetinin çeşitli türdeki zararlarına uğrayan ve Gulca halkı
tarafından “Demir Ana” olarak anılan Hörnisahan gibi, Uygur
Analarından biridir”
Yukarıdaki söz Almanya'daki bir Uygur
Aydını Abduşükür'e aittir.
Abduşükür'ün
ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra,
Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi
defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir
mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini
söylemiştir.
Mezarcının söylediğine göre, bu 57
Uygur gençlerinin namazları kılınmamış, yeni mezar da kazılmamıştır.
Eski mezarların iskeletleri bir kenara yitilerek yeni cesetler
üzerlerindeki giysilerle başkalarının kabirlerine atılmıştır.
Hâlbuki Gulca'daki birçok anne-babalar ise kendi evlatlarının
iz-emarelerini şimdiye kadar alamayıp bazı ümitlere bel
bağlamışlardır... Şerefli Ölüm
O'nun ifadesine göre, Gulca halkı
tarafından “Demir Ana” adı verilen Hörnisahan isimli bu ünlü Uygur
kadınını tanımayan kimse yokmuş. Bu annenin Hikmet Turdi isminde bir
oğlu 29 Eylül günü vefat etmiştir. Böylece bu ana, toplam olarak
dört oğlunu toprağa vermiştir. Gulca halkı bu ölüm olayı ile
galeyana gelmiş, 6 caminin cemaati cenazeye katılarak merhum Hikmet
Turdi'yi büyük debdebe ile uğurlamışlardır.
Abduşükür'ün
anlattığına göre, bu ölüm belki son zaman Uygur tarihinde ölen bazı
Uygur aydınlarının ölümünden daha heybetli olmuştur. Bu ölüm para ve
itibar kazanarak ölenlere göre vatan için aziz canlarını feda ederek
ölenlerin yerlerinin bir basamak daha yukarı olduğunu gözler önüne
sermiş ve halkın kahramanlara ne kadar ihtiyaç duyduklarını ispat
etmiştir.
Oğlumun Toyu Oldu
İnsanın yüreğini titreten şu ki,
“Demir Ana” bu nezir'i adeta düğün yapar gibi sevinçli ve temkinli
olarak geçirmiştir. Bir damla bile gözyaşı dökmemiştir. Gözyaşı
dökenlere de sert şekilde çıkışmıştır.”Ben oğlumun ölümü için
gururlanırken sen gözyaşın ile hakaret ediyorsun” diyerek merhumun
ölümüne ve onun hasretine ağlayanları kınamıştır.
Bu malumatları veren Abduşükür de,
birkaç gün önce Gulca'ya telefon ederek teselli etmek maksadıyla
“Demir Ana” ile görüştüğünde kendini tutmayıp ağlamıştır. O anda
“Demir Ana” öfkelenerek “ağlama! Oğlumun yası değil olsa olsa toyu
oldu! Eğer yie ağlayacak olursan seninle bir daha görüşmem!”
demiştir.
Bir Aileden Dört Şehit
Hangi anne 4 evladını toprağa
verdikten sonra yine mağrur yaşayabilir? Hangi anne yas'ı toy gibi
görebilir? Hangi anne kendi oğlunun ölümü ile gurur duyarak
gülebilir? Abduşükür'ün verdiği malumata bakılırsa “Demir Ana”nın 4
oğlu 1997 yılındaki “5 Şubat Gulca Olayı”na katılarak aynı gün hepsi
birden tutsak düşmüştür. O zaman merhum Hikmet Turdi 18 yaşını
doldurmamış olduğu için iki yıl çocuk suçlular kampında tutulduktan
sonra resmen hapse atılmıştır.
Belirsizce Yok Etme
Şunu belirtmek gerekir ki Hikmet Turdi
gibi “5 Şubat Gulca Olayı”na katıldığı için tutuklanan, idama mahkûm
edilen, ya da izi emaresizce kaybolan Uygurlar hakkında şimdiye
kadar hiçbir malumat bulunmamaktadır.
Bazı Uygurlar üzerinde Çin hükümeti
tarafından ölüm cezaları icra edilmiş, yine bazı Uygurların
cesetleri doğrudan hapishane tarafından ailelerine iade edilmişse
de, bazı Uygurların hayatta oldukları ya da öldükleri belli değil.
Gizlice Gömülen 57 Ceset
Abduşükür'ün
ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra,
Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi
defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir
mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini
söylemiştir.
Mezarcının söylediğine göre, bu 57
Uygur gençlerinin namazları kılınmamış, yeni mezar da kazılmamıştır.
Eski mezarların iskeletleri bir kenara yitilerek yeni cesetler
üzerlerindeki giysilerle başkalarının kabirlerine atılmıştır.
Hâlbuki Gulca'daki birçok anne-babalar ise kendi evlatlarının
iz-emarelerini şimdiye kadar alamayıp bazı ümitlere bel
bağlamışlardır.. RFA-Ekrem-13.10.2008
KAŞGARLI`NIN
YILINDA TÜRKÇE HİKÂYELER YARIŞACAK
Avrasya Yazarlar Birliği`nin, 2008
Kaşgarlı Mahmut Yılı nedeniyle Türkçe`nin değişik lehçe ve
şivelerinin konuşulduğu ülkeleri de kapsayan bir hikâye yarışması
düzenlediği bildirildi.
Avrasya Yazarlar Birliği`nin, 2008
Kaşgarlı Mahmut Yılı nedeniyle Türkçe`nin değişik lehçe ve
şivelerinin konuşulduğu ülkeleri de kapsayan bir hikâye yarışması
düzenlediği bildirildi. Avrasya Yazarlar Birliği Başkanlığı`ndan
yapılan açıklamada, Avrasya Yazarlar Birliği`nin Türkçe`nin ilk
ansiklopedik sözlüğünü hazırlayan Kaşgarlı Mahmut`un doğumunun 1000.
yılı nedeniyle, UNESCO, Kültür Bakanlığı ve Türksoy`un da
destekleriyle hikâye yarışması düzenlendiği belirtildi. Açıklamada,
Türkçe konuşulan bütün ülkelerde, Avrasya Yazarlar Birliği
öncülüğünde yürütülecek yarışmanın, Azerbaycan, Batı Trakya,
Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Romanya, Başkurdistan, Çin, Gagauz
Yeri, Irak, İran, Kazakistan, Kırım, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan,
Türkiye, Türkmenistan, Çuvaşistan, Hakasya, Yakutistan, Altay, Tuva
gibi bir çok ülke ve özerk bölgelerde, Türkçe yayın yapan edebiyat
dergileri ve adı geçen ülkelerin Yazarlar Birliklerinin işbirliği
ile gerçekleştirildiği bildirildi. Açıklamada, Kaşgarlı Mahmut
Hikâye Yarışması birinci kademe değerlendirmelerinin ortak lehçeler
birleştirilerek 17 jüri ile, son değerlendirmenin ise Uluslararası
Değerlendirme Jürisi tarafından yapılacağı ifade edildi. Yarışmanın
Türkiye jürisinde, Kayseri`den de iki yazar bulunduğu belirtilen
açıklamada, Yazar Emir Kalkan`ın jüri başkanı olduğu, İmdat Avşar`ın
da jüri üyesi olarak yer aldığı kaydedildi. Yarışmaya, değişik Türk
lehçe ve şivelerinde yazılan 2000 civarında hikayenin gönderildiği,
bu sayının, yarışmanın son katılım tarihi olan 30 Ekim 2008`e kadar
daha da artacağı belirtildi. Yeni Asya
Rize'de Uluslararası Kaşgarlı
Mahmut Sempozuyumu
Vali Esen, Rize Üniversitesince
Kaşgarlı Mahmud'un doğumunun bininci yılı dolayısıyla düzenlenen
''Uluslararası Kaşgarlı Mahmud Sempozyumu''nun açılışında yaptığı
konuşmada, her milletin yaşamaya ve kültürünü geleceğe taşımaya
hakkı olduğunu söyledi.
Türk milletinin bütün milletlere karşı
saygılı olduğunu ve onlarla bir arada yaşamayı ilke edindiğini ifade
eden Esen, ''Çin, Rus, Arap, Avrupa, İslam tarihinden Türk tarihini
çıkarttığınızda geriye hiçbir şey kalmaz. Dünyaya renk katan,
kendini insanlığa adalet ve hizmet sunmaya adamış Türk milleti,
insanlığın iftihar tablosudur'' dedi.
Kaşgarlı Mahmud'u anmanın Türk
milletini, Türkçe'yi, insanlığı yaşatma davası olduğunu ifade eden
Esen, şöyle konuştu:
''Bizim milletimizde yabancı dillere
özenen, iş yerlerine yabancı isim verenler bu milletin
zavallılarıdır. Kendine güvenen, başı dik, alnı açık Türk milletinin
çocuklarının başka millete uşaklık yapacak şekilde iş yerlerinde
yabancı kelime kullanması, kendi milletlerine saygısızlıktır. Bunu
yapmayacağız. Başka milletler de kendi dillerine, kültürüne sahip
çıkacaktır. Benim için Türk milleti ne kadar önemli bir milletse
diğer milletler de o ölçüde yaşamaya değerdir. Bunun için biz,
milletler alemini yaşatmayı, ama bunun için dilleri yaşatmanın
gerekliliğine inanıyoruz.'' 17.10.2008
ERŞADER, AYTMATOV'U UNUTMADI...
Kayseri'de kurulan Erciyes Şairler ve
Yazarlar Derneği (ERŞADER), 11 Ekim Cumartesi günü Kayseri
Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonunda gerçekleştirdiği programla
Türk Dünyasının ünlü romancısı Cengiz Aytmatov'u andı. Programda
konuşan Cengiz Aytmatov'un manevi kızı Güzel Sarıgül Şonbaeva,
Aytmatov'la ilgili hatıralarını ve duygularını dile getirdi. Yazar
Nurkal Kumsuz'un Cengiz Aytmatov'un hayatını anlattığı programda
şiirler okundu, Aytmatov'un eserleri hakkında bilgiler
verildi.Erciyes'in eteklerinden yetişen şair ve yazarları bir araya
getiren Erciyes Şair ve Yazarlar Derneği, ünlü Kırgız yazar Cengiz
Aytmatov'u unutmadı.
Vali Mevlüt Bilici'nin de katıldığı
toplantıda, ünlü yazarın kişiliği ve edebiyat dünyasına katkıları
ele alındı.
Gerçekleştirilen toplantıya sanat
severlerde yoğun ilgi gösterdi. Sunuculuğu Kay TV ekranlarının
sevilen programı “Bakkal Camından Renkli Cama” programını hazırlayıp
sunan Ali Peker'in üstlendiği gecede kürsüye gelen EŞADER Başkanı
Ziya Şahin, dernek hakkında bilgiler verdi. Ünlü Yazar Aytmatov'un
kızı ve kitaplarını Türkçe'ye çeviren Güzel Sarıgül Şonbaeva da
kürsüden, ünlü yazarı anlattı. Törende ayrıca derneğin kuruluşuna ve
tanıtım toplantısının hazırlanmasına katkı sunanlara çeşitli
hediyeler takdim edildi. 11.10.2008
“Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar”
TRT, MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNE YENİ BİR
PENCERE AÇTI
Yapım ve yönetimi Abdulhamit Avşar ve
Figen Baranoğlu tarafından gerçekleştirilen belgeselin ilk
bölümünde, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında
Azerbaycan Türkleri'nin Türkiye'ye bakışı, sosyal, kültürel ve
askeri desteklerinin yanı sıra, Türk ordusunun Azerbaycan harekatı
ele alındı.
Kurtuluş Savaşı dönemi
Türkiye-Azerbaycan ilişkileri belgesel dizi olarak ekranlarda.
TRT, Milli Mücadele döneminin çok
fazla bilinmeyen bir dönemini daha aydınlatıyor. Tarihinin en çetin
döneminde Türkiye'ye verilen kardeş yardımının öyküsünü konu alan
“Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar” belgeseli 7 Ekim tarihinden
itibaren TRT 2'de yayınlandı. 3 bölümden oluşan belgeselde, Balkan
Savaşlarından itibaren Kurtuluş Savaşı sonuna kadarki dönemde
geçekleşen siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri dayanışma
anlatılıyor.
Bu amaçla, hem Türkiye hem de
Azerbaycan arşivlerinde araştırmalar yapıldı, belgeler incelendi.
Uzmanlar ve tanıklarla görüşüldü. 2 yıl süren bu çalışmalar
sonucunda 3 bölümlük “Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar” belgeseli
ortaya çıktı.
Yapım ve yönetimi Abdulhamit Avşar ve
Figen Baranoğlu tarafından gerçekleştirilen belgeselin ilk
bölümünde, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında
Azerbaycan Türkleri'nin Türkiye'ye bakışı, sosyal, kültürel ve
askeri desteklerinin yanı sıra, Türk ordusunun Azerbaycan harekatı
ele alınıyor.
Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin
açılmasından hemen sonra bu kez Azerbaycan'da siyasal bir değişim
meydana gelir ve Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin yerine 27 Nisan
1920'de sosyalist bir hükümet kurulur. Yönetmenliğini Abdulhamit
Avşar ve Figen Baranoğlu'nun yaptığı belgeselin bu bölümünde,
Azerbaycan Şura Cumhuriyeti döneminde Türkiye ve Azerbaycan
arasındaki yardımlaşmasının kesintiye uğramadan nasıl sürdüğü,
Neriman Nerimanov'un kişisel çabalarının da etkisiyle Milli
Mücadele'ye ne gibi siyasal ve ekonomik desteklerde bulunulduğu,
Türkiye ve Azerbaycan arşiv belgeleri ve uzmanların araştırmalarına
dayanılarak ortaya konuluyor.
Belgesel, yaklaşık iki yılda, Türkiye
ve Azerbaycan arşivlerinde yapılan araştırmalar, konunun uzmanları
ve tanıklarıyla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlandı.
Yapım-Yönetim : Abdulhamit
AVŞAR-Figen BARANOĞLU
Kameraman : Orhan YAŞAR
(Türkiye) Ağası HUN (Azerbaycan)
Kurgu : Murat
IŞIK
Metin Yazarı : Abdulhamit
AVŞAR
Seslendiren : Sacit ONAN
Özgün Müzik : Hasan Cihat
ÖRTER
YAYIN KANALI : TRT 2
TRT İstanbul Televizyonu
Ahmet Adnan Saygun 59
Ortaköy/İstanbul
TÜRKLÜK ŞUURU GÜÇLENDİRİLMELİ
Türk Dünyası Gençlik Topluluğu (TDGT)
tarafından düzenlenen 5. Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Buluşması
Karabük'te yapıldı. Kosova'dan da katılımcıların yer aldığı
buluşmada dostluk mesajları verildi.
5. Türk Dünyası Gençlik Topluluğu
Buluşmasında diğerleri arasında Kosova'da yaşanan sıkıntılar da ele
alındı. Kosova'da yaşanan sorunlar Türk Dünyası'nın temel sorunları
olarak belirlendi: "Kosova`da Türk topluluğunun sahip olduğu haklar
korunarak geliştirilmeli, Türkçe ile ilgili ana yasada var olan
yasaların uygulanması, Türkçe görsel ve işitsel yayın organları
desteklenmelidir. Türkiye ile Kosova Türkleri arasındaki kültürel ve
ekonomik ilişkilerin kapsamlı olarak geliştirilmesinin önemine
inanmaktayız. Bunun yanı sıra, 2009`da yapılacak olan sayımlar
öncesinde yıllarca sürdürülen kültürel asimilasyon politikaları
sebebiyle zayıflayan Türklük şuurunun güçlendirilmesinin hayati önem
arz ettiğini ve var olan öğretmen istihdam açığının giderilmesini
önemle vurgulamaktayız." denildi sonuç bildirgesinde.Türk Dünyası
Gençlik Topluluğu (TDGT) tarafından düzenlenen 5. Türk Dünyası
Gençlik Topluluğu Buluşmasına, Türkiye, Afganistan, Ahıska,
Arnavutluk, Azerbaycan, Almanya, Belçika, Bulgaristan, Doğu
Türkistan, Dağıstan, Hakasya, Gürcistan, Gagauzya, Irak Türkleri,
İran Türkleri, Kazakistan, Kırgızistan, Kırım, Kosova, Kuzey Kıbrıs
Türk Cumhuriyeti(KKTC), Makedonya, Nogay Türkleri, Özbekistan,
Romanya, Rusya, Suriye, Tataristan, Türkmenistan, Yunanistan (Batı
Trakya Türkleri) ve çeşitli belediyelerden bilim adamları,
araştırmacılar ve temsilciler katıldı. 24 Ekim 2008
Almanya Başbakanı Merkel'in bu defaki
Çin ziyaretinde görüşülecek konular arasında insan hakları meselesi de var
Almanya Dalga Radyosunun haberine
göre, Almanya Başbakanı Sayın Merkel 24.10.2008 tarihinde, Çin Halk
Cumhuriyetine ziyarette bulunacak. Başbakan Merkel'in Çine yapacağı
ziyaretin sebebi Avrupa- Asya yardımlaşma konferansı.
Bu konferansta Almanya Başbakanı Sayın
Merkel insan hakları meselesinde oldukça detaycı ve duyarlı olması
bekleniyor. Buna sebep olarakta Çin Halk Cumuriyetinin günümüze
değin yaptığı İnsan Hakları ihlalleri gösteriliyor. Sayın Merkel Çin
hükümetine yaptığı her ziyarette İnsan Hakları meselesine sürekli
olarak değindi. Şimdi de alışıla gelindiği üzere İnsan Hakları
meselesi gündeme oturacak. Geçen sene Merkel'in Tibetlilerin ruhani
lideri kabul edilen Dalaylamanın ziyaretini kabul etmesiyle birlikte
Çin_ Alman diplomatik ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Yukarıda
beyan edilen habere göre Merkel'in Çine yaptığı ziyaretlerde İnsan
Hakları meselesini sürekli olarak gündeme getirmesinin sebebi Çin
Halk Cumhuriyetine yıpratıcı eleştirilerde bulunmak değil; Çin'in
kanunlarla yönetilen ve demokratikleşme sürecinde olan bir devlet
haline gelmesidir. Lakin tüm bu demokratikleşme çabalarına rağmen
Çin Halk Cumhuriyetinin halen İnsan Hakları konusunda ihlaller
yaptığı görülmektedir. ETIC
AHISKA
TÜRKLERİNİN HAKKI KORUNSUN
Ünlü insan hakları savunucusu ve halk
ile hükümet arasında köprü görevi gören Rusya Federasyonu Sosyal
Dayanışma Kurulu devlet başkanı Anatoliy Kuçeren, yaptığı
açıklamada, Avrupa Konseyi'ne bir çağrıda bulunarak, Gürcistan'da
yaşayan Ahıska Türklerinin haklarının korunmasını istedi.
Kuçeran,
Rusya'da yaşayan ve anavatanlarına dönmekte zorluk yaşayan bir çok
Ahıska Türkünden gelen çok sayıda şikayet üzerine böyle bir çağrı ve
istekte bulunulduğu açıklandı. Gürcistan'ın 1999 yılında Avrupa
Konseyi'ne bölgede yaşayan ve sınır dışı edilmiş kişilerin 12 yıl
içerisinde ülkelerine dönmeleri için yardım edeceklerine dair söz
verdiğini ifade eden Kuçeran, Gürcistan'ın verdiği sözlerine yerine
getirmediğini, sınır dışı edilen halklar üzerinde birtakım
propagandaların yapıldığını belirtti.
Kuçeren'e
göre, 2007 yılında “ 20. yüzyılın 40'lı yıllarında eski SSCB'den
zorla sınır dışı edilen ve Gürcistan'a gönderilen kişilerin
ülkelerine geri dönmesi” hakkındaki kanunu imzalayan Saakaşvili,
Gürcü hükümetinin Ahıska Türklerine karşı sosyal ve yasal
sorumlukları ile ilgili sözlerinin hiçbirini tutmuyor. Ülkelerine
dönmek isteyen kişilerin ise bilgi eksikliği içerisinde oldukları,
hiçbir şey bilmedikleri ve tüm hayatlarını etkileyecek göç kararını
31 aralık 2008 tarihine kadar vermeleri isteniyor. Kuçeren,
Gürcistan'ın bu işlerle uğraşmak için oldukça geniş yetkilere sahip
olduğunu, ancak hükümetin bununla ilgilenmeyip insanları zor durumda
bıraktığını sözlerine ekledi. 24 Ekim 2008
Türkmen Standı’na Özel İlgi
Türk Dünyası 5. Gençlik Topluluğu
buluşmasında Karabük'te kurulan Türk Ülkeleri'nin standında Irak
Türkleri'nin kurduğu stand özel ilgi gördü.
Kerkük Türkmenleri tarafından Hürriyet
Caddesi'ne kurulan Irak Türkleri Standı'na büyük ilgi gösteren
Karabüklüler, Kerkük'te yaşanan ve yaşanmış olayları anlatan
görüntüleri diz üstü bilgisayardan izledi. 3 gün açık kalan standa
büyüklerin yanı sıra çocuklarda yoğun ilgi gösterirken, stantta
Kerkük'le ilgili kitap, cd ve dergiler ziyaretçilere ücretsiz olarak
dağıtıldı. Zaman zaman vatandaşların Kerkük'le ilgili son
gelişmeleri sorduğu stand görevlileri görülen ilgiden memnun kaldı.9
Ekim 2008
İstiklâl’den Mektup
“Türk Silâhlı Kuvvetleri Yıpratılmaya
Çalışılıyor”
Türk Milleti Söz Yerine Ciddi
İcraatlar Beklemektedir
Türkiye'deki siyasi iktidar artık
sözün bittiği noktaya gelinmiş olunduğunu anlamalıdır. Kahraman Türk
askeri Askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığını çok iyi biliyor ve
bunu bildiğini de gayet açık bir şekilde, şaibeli “çürük
raporları”nın arkasına gizlenmeden gösteriyor.
Ülkeyi yöneten siyasi irade de Türkiye
Büyük Millet Meclisinin yan gelip yatma yeri olmadığını hiç olmazsa
terörle mücadele konusunda gösterebilmelidir. Gösteremiyorsa çekilip
gitmeyi bilmekte bir erdemliliktir…
Yürekler yine yandı. 15 vatan evladı
daha kahpe saldırılar sonucunda şehit oldu. Sakın hiç kimse “23
terörist etkisiz hale getirildi” diyerek teselli bulmaya çalışmasın.
“Yediği kaba pisleyen” onlar gibi nankör hainlerden binlercesinin
leşi bir tek şehidimizin potinlerindeki çamur parçası ile bile
kıyaslanamaz.
Yine her zaman olduğu gibi
“Yorumcular”, “Strateji Uzmanları” ve bir takım siyasetçiler
televizyon ekranlarında arzı endam ederek fikir beyan etme yarışına
girdiler… Milletimiz onlarca yıldır ayni klişeleşmiş sözleri
duymaktan bıktı usandı… Hemen her gün şehit veren asil halkımız
öfkesinden adeta barut fıçısına dönmüş durumda…
Türk milletinin sabrını zorlayanlar
sadece bölücü ihanet odakları d |