Yukarı
52. Sayı
52. Sayı Uygurca
52 Tam Sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

 

  Doğu Türkistan'da Devlet Kuranları Rahmet Ve Minnetle Yâd Ediyoruz

 

Millet olma şuuruna erişebilmiş toplumlar için devlet kurmak ve devlet sahibi olabilmek kutsal bir ayrıcalık ve mühim bir üstünlüktür. Devletlerin hayatında devleti idare edenlerin feraset ve becerilerine veya bunların aksine liyakatsiz ve ferasetsizliklerine doğrudan bağlı olarak inişler, çıkışlar, çeşitli gelişmeler ve inkıraza uğramalar da söz konusudur…
Burada özellikle üzerinde durulması ve öne çıkartılması gereken önemli bir husus, bundan 75 yıl önce, yani 12 Kasım 1933 Tarihinde Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayeti merkez kabul edilerek Doğu Türkistan'ın, Türk dünyasının ve dünya tarihinin altın sayfaları arasında yerini almış olan bir Türk devletinin kurulmuş olmasıdır. Dünyada Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir Türk devleti olarak vücuda gelen bu devlet, Cumhuriyet Ambleminde de yer aldığı gibi şu dört temel üzerinde kurulmuştu:1- İslâmiyet 2- Bağımsızlık (Azadiyet) 3-Adalet 4- Kardeşlik (uhuvvet).
Devletin kuruluşunu müteakip bu devletin ilgili bakanlığı(Dış işleri bakanı Kasım Can hacı) bütün dünyaya devletin kurulduğunu ilan etmiş ve devletin tanınması talebinde bulunmuştur... Ne acırdır ki, o yıllarda Çin ve Rusya'nın hışmına uğrama korkusu ile dünya devletleri bu yeni Türk Cumhuriyetine mesafeli durmayı yeğlemişlerdi.
Türk dünyasının kalbi sayılan ve Türk milletinin ezeli ve ebedi Anayurdu olan Doğu Türkistan' da “Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti”nin devamı olarak yine, 12 Kasım 1944 tarihinde “Doğu Türkistan Cumhuriyeti” adı ile bir devlet kuruldu. Bu devletin de kuruluş tarihinin 12 Kasım olması asla bir tesadüf olmamakla beraber şanla şerefle tarihteki yerini almıştır.
Doğu Türkistan'da kurulan bu devletlerin ne kadar bir süre yaşayabildiklerinin hiçbir önemi yoktur. O çetin ve haşin yılların iki büyük emperyalist devleti sayılan Rusya ve Çin gibi ezeli ve ebedi Türk düşmanı iki devletin arasına sıkışmış durumdaki Doğu Türkistan toprakları üzerinde devlet kurma gücüne, cesaretine ve becerisine sahip olan insanları hayranlık ve takdirle yâd etmek gerekir…
İlk olarak Doğu Türkistan'da 1863 yılında Bedevlet Yakuphan önderliğinde kurulan, Osmanlı devletine bağlılık bildirerek Sultan Abdulaziz adına hutbe okutup para bastıran ve 14 yıl süre ile varlığını sürdüren Doğu Türkistan (Kaşgarya) devletinin, kendisinden sonra kurulan devletlerin kurucuları için ilham ve cesaret kaynağı olduğu bir gerçektir.
Gerek Doğu Türkistan'da ve gerekse de dünyanın diğer ülkelerinde yaşayan ve Doğu Türkistan adına faaliyet gösterdikleri iddiasındaki bazı kişi ve kuruluş temsilcileri unutmamalıdırlar ki, geçmişte kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletleri, ne öğrencilerin yazıp oynadıkları bir okul müsameresi, ne senaryosu çalakalem yazılmış bir tiyatro veya filmin konusundan ibaret olaylar değildiler.
Bu güne kadar Doğu Türkistan'da devletlerin kurulması öncesinde gayret sarf eden şahsiyetlerin her biri “kelle koltukta” bir vaziyette gerek siyasi ve gerekse de askeri alanlarda son derece kıt imkânlarla yiğitçe ve göğüs göğüse mücadele veren insanlardır.
Bu sebeple tarihte kurulan Doğu Türkistan devletleri birileri tarafından unutturulmaya çalışılsa da, birileri kendilerini devaynasında görerek Doğu Türkistan'da kurulduğu tarihi bir gerçek olan devletleri kendilerinin kırık dökük ve düşmanın lehine olan sözde çalışmalarının gölgesinde bırakmaya çalışsalar da “Güneş balçıkla sıvanamaz.”
Günümüzde Doğu Türkistan'ın kayıtsız şartsız bağımsızlık ve istiklali için değil, midelerinden bağlı oldukları küresel efendilerinin direktifleri ile hareket eden ve dolaylı olarak ta Çin'in lehine bir tutum sergileyenlerin varlığına rağmen Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletleri Dünyadaki tarih kayıtlarında çoktan yerini almıştır. Bu gerçeği hiçbir aymazlık ve hiçbir kasıtlı hareketler değiştiremeyecektir…
Doğu Türkistan Devletlerinin kuruluşları sırasında aziz canlarını feda eden şehitlerimiz, “Yüksek muhtariyet”, “Doğu Türkistan'ın zenginliklerinden daha fazla pay” veya “Çin ile Masaya Oturmak” vs. gibi ihanetin ta kendisi olan aymazlıklar uğruna şehit olmamışlardı…
Görüyoruz ki, bu günlerde kendilerini Doğu Türkistan Davası konusunda tek otorite zannetme gafletine düşen ve “İstiklal Verilmez Alınır” düsturundan bihaber bir takım aklıevveller, geçmişte Doğu Türkistan'ın Çin istilasına uğramasında büyük ölçüde pay sahibi olan dedelerinin izinden gitmektedirler. Çünkü bu güruhun dedeleri de kendi aralarındaki taht kavgalarından galip çıkabilmek için yabancı güçlerin müdahalesini isteyecek kadar iktidar hırsı ile yanıp tutuşan kişilerdi…
Doğu Türkistan Tarihinde devletler kurarak bu günkü nesillerin başlarını dik tutmasını sağlayan ecdatlarımıza minnet borçluyuz. Ecdatlarımız, asırlarca zulme uğramış, sürgün, soykırım ve asimilasyonlara maruz kalmış olan Doğu Türkistan Türklerine, kurdukları devletlerle istiklal ve hürriyeti tattırtmışlar ve devlet çatısı altında hür ve onurlu yaşamanın, Müslüman Türk milleti için ne kadar kutsal bir nimet olduğunu hissettirmişlerdir…
Doğu Türkistan'da kurulan devletlerin hangi sebeplerle yıkıldığı hakkında tarihçilerimiz gerekli analizleri yapmışlar ve bu analizleri bizlere kadar ulaştırmışlardır. Bu günün kuşaklarına düşen, ise, bu analizleri doğru değerlendirerek olumsuzluklardan ders çıkartmak ve olumlu icraatlardan da ilham almaktır.
Doğu Türkistan devletlerinin kuruluşunda ve devletin idari mekanizmasında görev alan şahsiyetlerin durumlarını, siyasi ve askeri manevralarını o günlerin şartlarını göz önüne alarak değerlendirmemek, yaşama haklarından feragat etmek suretiyle kan ve can vererek bizlere “tarihte devlet kurmuş bir milletin ahfadı” unvanını kazandıran ecdatlarımıza karşı ciddi bir saygısızlık olur.
Doğu Türkistan'da kurulan devletlerin kuruluşunda yararlıklar gösteren, bu devletlerin yaşadığı süreler içerisinde devlet kademelerinde görev alan ve emrihak vaki olduğunda ebedi âleme göç eden bütün ecdatlarımıza, Allahtan rahmet niyaz ediyoruz. Geçmişte devletler kurdukları ve bugünkü nesillerin başlarını eğik bırakmadıkları için bütün Doğu Türkistan Türkleri ve Türk dünyası kendilerine minnettardır…

 

Çin, idam için 17 Uygur Türk’ünü istiyor

 

Çin, Guantanamo hapishanesinde tutuklu bulunan 17 Müslüman Uygur Türk’ünün terör şüphelisi olarak kendisine teslim edilmesi için ABD`ye baskı yapıyor.

Çin, Guantanamo hapishanesinde tutuklu bulunan 17 Müslüman Uygur Türkünün terör süphelisi olarak kendisine teslim edilmesi için ABD`ye baskı yapıyor. 17 Uygur Türkü, 2001`de Afganistan`ın ABD tarafından işgalinden beri ABD`nin Küba`daki Guantanamo askeri hapishanesinde tutuklu bulunuyor. Pekin, Guantanamo`da bulunan 17 Uygur Türkü ve serbest bırakılan diğerlerinin Çin`e verilmesi gerektiğini ileri sürdü. Guantanamo`da tutuklu bulunan Uygur Türkleri`nin BM terör listesinde bulunan bir gruba üye olduğunu da iddia eden Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Qin Gang, `Çeşitli kanallar vasıtası ile taleplerimizi ABD tarafına ilettik. ABD`nin bu isteğimizi ciddiye almasını bekliyoruz. 17 terör şüphelisinin mümkün olan en kısa zamanda Çin`e iade edilmesini istiyoruz` dedi. 10’da

İnsan hakları örgütleri, Guantanamo`da terör şüphelisi olarak tutulduklarını iddia ettiği 17 Uygur Türkü`nün Çin`e iade edilmeleri halinde işkenceye maruz kalacaklarını hatta öldürüleceklerini özellikle belirtiyorlar.

Bu arada, ABD Başkanı George Bush yönetiminin itiraz etmesi üzerine ABD federal temyiz mahkemesi 17 Uygur Türkü`nün serbest bırakılmasını geçici bir süre için durdurdu. ABD Bölge Mahkemesi Başkanı Ricardo Urbina, Salı günü tutuklular aleyhinde `düşman savaşçılar` olduklarına dair herhangi bir kanıt bulunmadığına veya bir güvenlik riski oluşturmadıklarına kanaat getirerek ABD içinde serbest bırakılmaları emrini vermişti.

ABD ordusu, mahkemenin kararı ardından tutuklu Uygur Türkleri`ni artık düşman savaşçı olarak görmüyor, ancak ABD, Uygur Türkleri`ni kabul edecek ülke bulamadığı için Guantanamo`da tutmaya devam ediyor.

Uygur Türkleri`nin Çin`e dönmeleri halinde işkenceye maruz kalmayacaklarını ileri süren Qin, `Bu 17 terör şüphelisi Doğu Türkistan İslam Hareketi`nin üyesi. Bu örgüt BM terör listesinde yer alıyor. ABD`nin BM Güvenlik Konseyi`nin ilgili kararlarına uymasını bekliyoruz. ` dedi.

DOĞU TÜRKİSTAN`DAN GUANTANAMO`YA

Serbest kalan ve iki ülke arasında sorun olan Uygurlar, Çin`in zulmünden kaçarak, Afganistan`a sığınmışlardı. ABD`nin Afganistan`ı işgali sırasında Pakistan`a geçen Uygurlar, burada Pakistan polisi tarafından ABD`ye Taliban savaşçısı olarak satılmıştı.2008-10-10 

 

ABD, 17 Uygur mahkûmu bırakmıyor

ABD'de federal temyiz mahkemesi, Guantanamo'daki cezaevinde tutulan 17 Uygur'un derhal serbest bırakılmaları kararını reddetti. Temyiz Mahkemesi, ABD Başkanı George Bush yönetiminin talebi üzerine, Uygurların birkaç hafta daha Guantanamo'da tutulmasını kararlaştırdı. Mahkeme, 1'e karşı 2 oyla verilen kararda, hükümetin itirazının tamamını görüşmek için zamana ihtiyaç olduğuna, bu süre zarfında Uygurların Küba'daki Guantanamo üssünde kalmasına hükmetti.

ABD Bölge Mahkemesi Yargıcı Ricardo M. Urbina, bu ayın başında, Guantanamo kampında tutulan 17 Uygur'un Amerikan topraklarında serbest bırakılmasına karar vermişti.

Yargıç, "düşman savaşçısı" olarak görülmeyen bu kişilerin tutulmasının yanlış olacağına hükmetmişti.

Urbina, bu hükmüne, Amerikan hükümetinin, yıllardır haklarında iddianame bile hazırlamadan Guantanamo'da tuttuğu Çin vatandaşı Uygurların "düşman savaşçı" olmadığına karar verilmesinden sonra varmıştı.

 

    Guantanamo'daki Uygurlara yer aranıyor

 

ABD'de federal yargıç Guantanamo askeri üssünde tutuklu bulunan bir grup Uygur Türkü'nün serbest bırakılabileceğini söyledi.

Yedi yıldan beri Guantanamo askeri üssünde tutulan Müslüman Uygurlar, artık Amerikan hükümeti tarafından düşman savaşçı olarak görülmüyor. Ancak, diğer serbest bırakılan tutuklular gibi bağlı bulundukları Çin'e gönderilmeyecekler, çünkü Çin hükümeti Guantanamo'daki Müslüman Uygurları "terörist" olarak görüyor ve dönmeleri halinde işkence ve şiddete maruz kalmaları hatta öldürülmeleri söz konusu.

Amerikan hükümeti 2006'da tutuklu beş Uyguru serbest bıraktı ve Arnavutluk'a gönderdi. Ancak geride kalan diğer tutuklular Çin'in tepkisinden çekinildiği için diğer ülkeler tarafından kabul edilmek istenmiyor.

The Washington Post gazetesinin haberine göre, Guantanamo'da tutuklu Müslüman Uygurların avukatları, müvekkillerinin uydurma delillerle uzun yıllar tutuklu kaldıklarını ve ABD için hiç bir güvenlik tehdidi oluşturmadıklarını söyledi. Avukatlar, tutuklu Uygurların ABD içinde özellikle Washington bölgesinde serbest bırakılmalarını isteyen avukatlar, Washington'da önemli bir Uygur nüfusunun bulunduğunu ve hükümetin daha sonra serbest bırakılan Uygurlar için bir başka ülke bulabileceğini belirttiler.

ABD Bölge Yargıcı Ricardo M. Urbina, 07.10.2008 de yapılacak duruşmada en az beş Uygur'u serbest bırakmayı düşündüğü belirtildi. Avukatlar ise tutuklu bulunan 12 Müslüman Uygur'un serbest bırakılması için mahkemeye başvurdular.

Guantanamo üssünde şu ana kadar 500'den fazla tutuklu serbest bırakıldı. 127'si Afganistan'a gönderildi, 90'ı Suudi Arabistan'a iade edildi ve 59'u Pakistan'a döndü. Sadece bir tutuklu, Suudi Arabistanlı Yaser Esam Hamdi, ABD vatandaşlığının bulunduğu tespit edildikten sonra Guantanamo'dan ABD'ye transfer edildi. Ancak daha sonra ABD vatandaşlığı iptal edildi ve Suudi Arabistan'a iade edildi.

Şu anda Guantanamo üssünde tutuklu bulunan Müslüman Uygurların çoğu 2001'de Afganistan'daki kamplarda yaşıyordu. ABD hava saldırıları üzerine komşu Pakistan'a geçtiler. Pakistan'da tutuklandılar ve ABD'li kuvvetlere teslim edildiler. Bağımsızlık mücadelesi veren Müslüman Uygurlar, Çin'in baskıları üzerine başka ülkelere giderek orada ikamet ediyor ve eğitim alıyorlardı. Dünya Bülteni-06.10.2008

 

Guantanamo ne zaman kapanacak?

 

ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Başkan George W. Bush`un Ocak ayında görev süresi tamamlanıncaya dek Guantanamo üssündeki askeri cezaevinin kapatılamayacağını söyledi. Gates, gazetecilere yaptığı açıklamada, kamptaki 270 tutsağı nakletme planlarının da bulunmadığını vurguladı...

Cezaevindeki tutsaklar `düşman savaşçılar` olarak adlandırılıyor ve Amerikan sivil yargı sisteminin yetki alanı dışında tutuluyor. Gates, yeni başkan ile yeni Kongre`nin bu konuya ilişkin en kısa sürede bir plan hazırlaması çağrısında bulundu.

New York Times gazetesine konuşan Beyaz Saray`dan üst düzey bir yetkili, Başkan ve danışmanlarının, Guantanamo cezevini kapatmanın hukuki ve siyasi maliyetinin çok yüksek olacağına inandığını söyledi. Başkan adayları Barack Obama ve John McCain bu tutukevinin kapatılması gerektiğini savunuyor. Tutukevi, 2002 yılında Küba`nın Guantanamo Körfezi`ndeki Amerikan deniz piyade üssünde açılmıştı. Afganistan savaşından bu yana terör zanlılarının yerleştirildiği bu kampta 270 tutsak bulunuyor.

 

Çin'in İslâm düşmanlığı artıyor

 

Ucuz ve kalitesiz malları Türkiye'de cirit atan komünist Çin hükümeti, işgal altındaki Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarına yeni dini yasaklar getirdi.

Kamuya açık alanlarda ibadetin yasaklandığı, özel Hac'ca ve Ku'ran öğretimine izin verilmeyen ve Ramazan'da devlet memurlarına oruç tutturulmayan Çin'de İslam'ın yaşanmasına karşı kanunlar ve yasaklar artıyor.

16 Kasım'da The New York Times'a konuşan Muhammed isimli öğretmen “Tabi ki bu insanları kızdırıyor. Telaşlı insanlar hükümetin yanlış yaptığını söylüyor. Hükümet yetkililerinin Müslümanlara ibadet özgürlüğü vermesi gerektiğini düşünüyorlar” ifadelerini kullandı.

Son birkaç haftadır Çin yetkilileri, Doğu Türkistan'ın kuzey batısındaki bölgede Müslümanların ibadetini kısıtlayan kanunları uygulamaya başladı. Bölgenin en büyük camisinin duvarına Cuma namazları hutbesinin yarım saatten fazla sürmemesi gerektiğini yazan bildiriler asıldı.

Caminin dışındaki açık yerlerde namaz kılınması yasaklandı. Ayrıca Müslümanların kendi bölgeleri dışındaki camilere gitmesine de izin verilmiyor.

İmamların özel Kur'an dersleri vermeleri yasaklandığı gibi sadece “resmi Kur'an” nüshalarına izin veriliyor. Arapça öğretimiyse sadece özel hükümet okullarında yapılabiliyor.

Memurların dini bağlılıklarına dair herhangi bir işaret göstermesi ise tamamen yasak. Örneğin, bir Müslüman memur, başörtüsü taktığı anda işinden atılıyor.  Kitaplara yönelik yasaklar çok uzun süredir devam ediyor ancak yerel hükümet son haftalarda bu yasakları duvarlara büyük posterler asarak ilan ediyor.

Kadınların başlarını örtmemeye ve erkeklerin sakallarını kesmeye zorlayan yeni düzenlemeler getiriyorlar.

Ateist Çin, resmi olarak 5 din tanıyor: İslam, Protestanlık, Katoliklik, Taoizm ve Budizm. Hükümet bunların yaşanmasıyla ilgili sıkı kurallar uyguluyor.

Resmi Hac

Yasalara göre, İslam'ın iki farzı, Ramazan orucu ve hac, sıkı kontrol ediliyor. Hükümet çalışanları ve öğrencilere kutsal Ramazan'da zorla yemek yediriliyor.

Çin, Müslümanların özel olarak Hac farizası için Arabistan'a gitmesini yasaklayan yeni düzenlemeler getirdi. Kadim Kaşgar şehrinin dar sokaklarındaki toprak duvarlara, “kanun dışı” hacla ilgili bildiriler asıldı. Doğu Türkistan'ın bölgesel başkenti Urumçi'deki büyük caminin duvarında, “Organize ve planlı hac yapın: özel hac yasaktır” ifadeleri olan kırmızı bir flama asılı. Yetkililer Doğu Türkistan'daki Uygur Müslümanlarının pasaportlarına el koyarak onların hükümet kontrolündeki Hac'ca zorluyor.

Başvuruda bulunulmasının ardından yetkililer, kişinin ailesi hakkında araştırma yapıyorlar. Başvuranın çocukları kendi kendilerine bakacak yaşta olması gerekiyor. Ayrıca Hacca gitmek isteyen Müslümanların bankada hatırı sayılır paraları olması şartı bulunuyor.

Resmi Hac ya da iş gezisi için başvuranların yaklaşık 6 bin dolar civarında bir depozito vermesi zorunluluğu bulunuyor.

Halihazırda hiçbir Uygur'un pasaportu yok. Sadece kısa seyahatler için izin alabiliyorlar. Bu özellikle komşu ülkelere gidip gelen tacirleri sıkıntıya sokuyor.

Eleştirmenler, hükümetin Müslüman dünyayla ilişkileri kesmeye çalıştığını belirtiyorlar. Hükümet Doğu Türkistan'da Müslümanlara uyguladığı baskının duyulmasından endişe ediyor. TIMETURK

 

Amsterdam`da ilk derneklerini kurdu

 

Hollanda`da yaşayan 250 kadar Müslüman Uygur Türkleri, başkent Amsterdam`da ilk resmi derneklerini kurdu. Derneğin açılışına Uygur Türkleri Başkanı Sadık Saley, UETD Başkanı Veyis Güngör, UETD Koordinatörü Mikail Güneş, Hollanda Türk Yazarlar Kulübü Başkanı Sadık Yemni, Hollanda Türk Federasyonu, Hollanda İslam Federasyonun yöneticilerinin yanı sıra işadamları ve akademisyenler katıldı.

Açılışta konuşan Başkan Sadık Saley, `Tek bir ideolojimiz vardır. O da Doğu Türkistan davasını dünyaya anlatmak.` diye konuştu. Saley, mücadelenin demokratik ve hukuk çerçevesinde olacağını belirterek, `Her türlü aşırılık ve taşkınlığın karşısında, Hollanda yasalarına da saygılıyız.` dedi.

Avrupalı Türk Demokratlar Birliği(UETD) Başkanı Veyis Güngör, Hollanda Türk Federasyonu ve Hollanda İslam Federasyonun yöneticileri de birer konuşma yaptı.

Ardından Başkent Amsterdam`da Uygur Türkleri Derneğinin açılışı yapıldı. Açılışa katılan dernek yöneticileri ve katılımcılara Uygur Türk adet ve geleneklerine göre hazırlanmış yemek ve içecek ikram edildi. (CİHAN)

 

 Çin'in Uygur ve Tibetlilere Yönelttiği Irki

 Ayrımcılık Politikasının Canlı İspatı

 

Günümüzde Uygurlar gerek Çin'in içeri eyaletlerinde olsun, gerekse Doğu Türkistan'da olsun ağır ırki ayrımcılığa uğramakta ve bu tür ırki ayrımcılık günden güne daha da ağırlaşmaktadır.

Yakın zamanlarda Pekin'deki bir otelin önüne yerel polis idareleri tarafından şöyle bir levha asılmıştır.

Ciddi Duyuru

Bütün İdari Bölgelerdeki Otel ve Hamamların Dikkatine:  Toplum Güvenliği Birimlerinin taleplerine istinaden, bu günden itibaren Heydian bölgesindeki bütün otel ve hamamlara gelen “Tibetli ve Uygur”ların kimliklerinin sıkı şekilde incelenmesi, böylece polislere bildirilmesi gerekir….. Gibi ifadeler yazılmış

Bu, Çin'de kanun uygulayıcı makamların Tibetli ve Uygurları genel olarak incelemeleri hakkında yönelttikleri açık bildirisidir.

Bu tür bildirilere Çin'in içeri eyaletlerindeki bütün şehirlerde de rastlanır. Bu tür milli aşağılama ve ırki aşağılamalar sadece Çin'in içeri eyaletlerinde değil Uygurların kendi ülkeleri olan Doğu Türkistan'da da ağırlaşmaktadır.

Özellikle de Çin'de Olimpiyatlar sona erdikten sonra “Uygur Otonom Bölgesi(Doğu Türkistan)”nde sözde “üç türlü güçler”e karşı ölüm kalım savaşı ilan ederek bütün Doğu Türkistan çapında umumi hareket başlattı. ETIC' in Doğu Türkistan'dan aldığı bilgilere göre şu anda camilere kameralar yerleştirilmiş olup, cami imamlarını da doğrudan hükümet belirliyor. İmamlara hutbe yerine Komünist partisini metheden belgeler okuma vazifesi verildi.

Bütün camilere Çin hükümeti tarafından özel muhasebeciler yerleştirilmiş olup, camilere toplanılan fitre-zekâtları da hükümet tek elden yönetecek. Şu anda emekliye ayrılan Uygurların da dine inanmalarına izin verilmeyip, yerleştirilen kameralar vasıtasıyla, mescitlere kimlerin grip çıkmakta oldukları, hatta onların hutbede okunmakta olan Komünist partisine ait belgelere karşı yüz ifadelerindeki değişiklikleri bile gözetliyorlar.

Geniş Uygur toplumu buna sert tepki göstermektedir. Fakat Çin hükümeti her türdeki tepki ve karşılıkları sadece “üç türlü güçler” kategorisine dâhil ederek bastırmaktadır. ETIC

 

Doğu Türkistan'daki Rüşvetçi Çin Yetkilileri

 

Çin'de rüşvetçilik tarih boyunca kök salmış meselelerden biridir. Özellikle de Çin'in reformları şeffaflaştırma politikasından sonra Deng Şiao Ping'in “Bir bölüm insan öncelikle zenginleşmesi gerekir” şeklindeki politikası Çin'deki rüşvetçiliği daha da ağırlaştırarak Çin toplumundaki zengin ve fakir ararsındaki uçurumu her geçen gün biraz daha derinleştirdi.

Üstelik te Çin toplumundaki içtimai zıddiyetin günden güne sivrilmesi neticesinde Çin toplumundaki bazı rüşvetçi yetkililere olan tepkiler günden güne artmaktadır. Doğu Türkistan'da da Çinli rüşvetçiler gittikçe artıyor.

Bu yakınlarda Doğu Türkistan'ın Altay vilayetinde meydana gelen rüşvet olayı Çin'deki Çinli muhasebecinin Çinli rüşvetçi yetkili hakkında şikâyette bulunmasından sonra öldürülmesi, Kaşgar bölgesindeki yetkililerin 43 milyondan fazla devlet parasını borç alarak geri ödemediği hakkındaki inceleme raporu Çin'deki 2008 yılındaki 1000 zenginin 6'sının Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenlerden olduğu…

Doğu Türkistan'daki Çinli göçmen yetkililerin kesinlikle çürüme içinde olduklarını göstermektedir.

Şu anda Doğu Türkistan sözde “Uygur Otonom Bölgesi” olarak anılmakta ise de, Çin hükümetinin tayin ettiği birkaç hükümet dairesine getirilen az sayıdaki kukla “azınlık millet” yetkililerinin dışındakilerin tamamını tümüyle Çinli yetkililer oluşturmaktadır. ETIC

 

Zoraki Çince Öğretimi

 

Çin'e “İşçi” Olarak Götürülen DoğuTürkistanlı Kızlar  ÇinceÖğrenmeye Mecbur Ediliyorlar.

Bunlar Eyül ayı ierisinde Doğu Türkistan'dan Çin'in içeri eyaletlerinden olan Zhejiang'ın Jinyun nahiyesindeki Huafu dokuma fabrikasına insan simsarları tarafından planlı olarak ucuz iş gücü sıfatıyla getirilen kızlar.

Onlar bu nahiyedeki dokuma fabrikasında ağır işlerde çalışmanın dışında her akşam mecburi olarak Çince öğrenmeye zorlanıyorlar. Çünkü haberde yer aldığına göre, onların karşılaştıkları en büyük zorluk Çince bilmemeleri olup, yerli halk ile(Çinlilerle) kaynaşabilmelerinin önündek en büyük engel olarak görülüyor. Bu sebeple fabrika yetkililerinin tayin ettikleri işçi rehberleri işçi kulübünün önderliğinde onlaraÇince öğretiyorlar.

Bu gün Uygur kızlarının Çin'in içeri eyaletlerine zorla planlı olarak transfer edierek ucuz iş gücü sıfatyla ağır işlerde çalıştırırlarak heder edilmeleri yurt içindeki ve dışındaki Uygurları her geçen gün biraz daha endişeye sevk etmektedir. ETIC

 

Doğu Türkistan da Rabiye Kadir’in Resmi Asıldı

 

Dünya Uygur Kurultayının ve Uygur Milli Hareketinin lideri olan Rabiye Kadir'in büyük boy bir resminin Ürümçi vilayetinin merkezinde bulunan Halk Tiyatrosu Binasının yan tarafındaki kapısına asıldığı bildirildi. Özgür Asya Radyosunun (RFA) verdiği haberde, Dünya Uygur Kurultayının ve Uygur Milli Hareketinin lideri olan Rabiye Kadir'in büyük boy bir resminin Ürümçi vilayetinin merkezinde bulunan Halk Tiyatrosu Binasının yan tarafındaki kapısına asıldığı ve bu durumdan ilgili makamların şaşkınlığa uğradıkları yer alıyor.

DUK Sözcüsü Dilşat Reşit'in bildirdiğine göre, Çin Devlet Bayramı arifesinde Rabiye Kadir'in resmi Halk tiyatrosunun yan kapısına asılmış olup, olayın meydana gelmesiyle beraber polis birimleri derhal harekete geçerek arama- tarama ve inceleme hareketi başlatmıştır.

Dilşat Reşit kendisinin bu konuda güvenilir malumatlara eriştiğini söyleyerek, şu anda Çin hükümetinin bütün fotoğrafçılar ve şüpheli kişiler konusunda çok sıkı araştırmalar yapmakta olduğunu açıkladı.

Özgür Asya radyosunun muhabiri, tiyatro salonunun güvenlik görevlilerine ve Çince “nanguen” diye anılan polis karakolunda görev yapan polislere telefon ederek malumat almak istemişse de konu ile ilgili olarak bilgi vermemişlerdir.03.10.2008- ETIC

 

 

4 Ağustos 2008 Semenyolu Kahramanları

 

06.10.2008 günü İsminin açıklanmasını istemeyen bir vatansever Uygur dostumuz bana mektup yazarak şunları bildirdi.

O, mektubunda şunları yazmış:

-   Birkaç gün önce “Özgür Asya radyo İstasyonu” verdiği bir haberinde “4 Ağustos Semen Yolu Olayında Amerikalı turistlerin olay yerinde çektikleri fotoğraflarda hayret edilecek şeyler gördük. Her nasılsa silahlı polis birlikleri ile polisler birbirlerini uzun saplı bıçaklarla bıçaklıyorlardı….” Deniliyordu.

Bu aslında Amerikalı turistlerin söyledikleri gibi polislerle polisler arasındaki silahlı bir çatışma değil, bizim milli kahramanlarımız olan Kurbancan Heyt ile Abdurahmancan Azat'ın Baturluk faaliyetleridir. Bu harekete başlamadan önce onlar oldukça sağlam bir hazırlık yapmışladır. Onlar Çin Garnizonu askerlerinin askeri üniformalarını giyerek tam silahlanarak hareket başlatmışlardır.

Onlar önceden bir damperli kamyonu cumartesi akşamından hazırlayarak silahlı polis birliklerinin konuşlandığı yerin yakınlarına gizlemişlerdir. Ertesi günü sabah(Pazar günü) Sabah namazından önce Abdurahmancan Azat Çin askerlerinin talim yapmaya çıkacakları saate denk getirerek kamyonu çalıştırıp beklemektedir. Polis üniforması giyen Kurbancan Heyit ise,  silahlı polis birliğinin kapısının ön tarafında bekliyor. Silahlı polis birliğinin kapıdan çıkıp askeri eğitim için “Şathoram” Oteli yönüne dğru yürüdüğünde Kurbancan Heyit cep telefonu ile Abdurahmancan'a telefon ederek Kamyonu hareket ettirme zamanının gelmiş olduğunu bildirmiştir.Telefon konuşmasından sonra Abdurahmancan Azat kamyonu otel içinde sabah eğitimini yapmak gitmekte olan silahlı polis birliğinin üzerine süratle sürmüş ve aracın tekerlekleri arasına bir veya birkaç Çinli polisin sıkışmış olması sebebiyle araç daha fazla gidememiş, Abdurahmancan'ın daha fazla gaza yüklenmesiyle de araç yönünü değiştirerek elektrik direğine çarparak stop ediyor.

Abdurahman Azat araçtan inerek icra edilmekte olan plan gereğince ağabeyi Kurbacan Heyit ile birlikte önüne çıkan Çin polislerini bıçaklamaya başlıyor. Olaydan haberdar olan arka taraftaki bir kaç Çin askeri koşarak gelip Kurbancan ile boğuşmaya başlıyor. O sırada Kurbancan Heyit'in üzerinde bulunan el yapımı bomba infilak ediyor ve bu patlama ile birkaç Çinli asker ölüyor. Şans eseri bu patlamada Kurbancan yaralı halde sağ kalarak düşmanların eline geçiyor….

Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan kardeş çocuklarıydılar. Yani Kurbancan'ın annesi İbadethan devle hastanesinden emekliye ayrılan bir bayandır. İbadethan'ın kardeşi Azat Kaşgar vilayetine bağlı Şamalbağ birinci bölgedeki yerinden ayrılmış olan bir çiftçidir. (Abdurahmancan'ın babası) Kurbancan Heyit 33 yaşında bir Uygur olup, Kaşgar şehrine bağlı Şamalbağ köyünün 5.dadüy, 3. Şiyavdüy'dendir. Kaşgar halkı buraya toğraklıkmazağocam (çalılıkmezar hoca) demektedirler. Üniversite mezunu ilim sahibi bir Uygur. O iş bulamamış, işe alınmamış, yitilp-kakılan, dışlanan aydın bir Uygur. Abdurahmancan da, bilgili ve tahsilli bir aydın olup 28 yaşında bir Uygur'dur.

Kaşgar vilayetine bağlı Şamalbağ köyünün birinci bölgesindendir. Aynı zamanda olayın meydana geldiği  “Şathoram” Oteli (Kaşgar vilayeti çapında ün yapmış ve Kaşgarlıların tiksindikleri bir fahişe hane)Abdurahmancan Azat'ın mahallesindedir...

 

Olayın Meydana Gelmesinden Sonra Olup Bitenler

 

4 Ağustos olayı meydana geldikten sonra Çin hâkimiyeti daireleri çok korkmuşlardır. Onların duydukları bu korkuyu tarif edebilmek ise oldukça zordur. Kısacası Çinli ahali arasında büyük korku ve vehim meydana gelmiş olup kaçış hazırlıklarına geçilmiştir.

Çin'in merkezindeki Hu Jin Tao'dan başlayıp Doğu Türkistan'daki Wang Le Guan'a kadar büyük br sarsıntıya uğramış olup, bir süre şuurunu kaybetmiş… Kâbus görmeye başlamış, ümitlerini yitirmişlerdir….

Bu sebeple olayın meydana geldiği günden beri büyük çaplı tutuklama başlatılmış ve suçsuz yere 40'tan fazla kişi tutuklanmıştır. Hatta Kurbancan ile Abdurahmancan'ın telefon kayıtlarında numaraları bulunlar da tutuklanmışlardır. Dahası Çin'in malum bir Otelinde çalışan 3 Uygur'da tutuklanmıştır...

Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan Azat'ın evlerinde arama yapılarak (Bomba imal ettikleri iddiası ile) bir suç unsuru bulamadıklarından sonra greyderle evlerini yerle bir etmişler, evlerin kapı ve pencereleri de orada başkalarına verilmiştir.

 

Yargılama Sırasındaki Soru ve Cevaplar

 

Son zamanlarda Kaşgar vilayetinin yargı mahkemeleri Kurbancan Heyit ile Abdurahmancan Azat'ı gizli olarak yargılayıp ceza verecekmiş. Onlara oldukça karmakarışık ve asılsız sorular sormuşlar.

Onların dış ülkelerdeki “terörist örgütler” le ilişkilerinin olduğunu kabul ettirmeye çalışmışlarsa da onlar teftiş ve yargı mahkemelerinin bu türlü suallerini kesinlikle reddetmişlerdir.

Onlar, ifadelerinde oldukça temkinli, acele etmeden, tam bir telaffuzla, tereddütsüz ve korkusuzca, doğal bir üslupla yargıca ve başka kişilere, tanıdık ya da tanımadık bütün Uygur kardeşlerine, bir tür mertlikle hitap eder gibi, söyleyemediği birçok sözlerinin olduğunu ama onların ifade özgürlüklerinin bulunmadığını, yargıdaki Uygur kardeşlerine selam ve tebessümle ifade etmişlerdir.

“Kulağı delik” arkadaşlarının ifadelerine göre: Onları çok büyük bir şüphe ile Kaşgar hapishanesinden Ürümçi'deki “Nensen Hapishanesi” ne nakletmişler. Onlar başından sonuna kadar “ Bizim dış ülkelerdeki hiçbir teşkilat ya da şahıslarla alakamız yok! Hem yurt içinde de hiçbir teşkilat ya da şahıslarla ilişkimiz yok! Biz kendi aramızda teşkilatlanarak sözbirliği yapıp istişare ederek, çok düşünerek bu işi gerçekleştirdik…. Elinizden geleni yapın!” demişler….

Öyleyse niçin bu işi yaptın? Dediklerinde o şöyle demiş: “Ben yüksek okulu bitirerek iş talep ettiğimde bana iş verilmedi. Hatta bana 'Uygurlara iş vermiyoruz. Uygurlar işe alınmazlar' dediler. Ben çaresizi kalarak aileme yük olmamak için sebze pazarına giderek sebze ticareti yaptım. Bana Çinliler çok defalar ağır hakaretler ettiler. Bir gün bir Çinli kadınla tartıştığımda 6 Çinli ile beraber gelerek sorgusuz, sualsiz beni yere yatırıp dövdüler.

Kimse bunu sormadı. 3 ay hastanede yattım. Tedavi için çok masraf ettim. Tedavi giderlerimi karşılamadığı gibi üstelik çok hakaretler ettiler….

Abdurahmancan Azat kendisine sorulan sorulara şöyle cevap verdi: ”Benim ağabeyimi

Çinliler haksız yere döverek hapse atıp işkencelerle öldürdükten sonra bize cesedini teslim ettiler….

Ben geçimimi temin edebilmek için işsizlik sebebiyle şoförlüğü öğrendikten sonra taksicilik yaptım…. Çok kere Çinliler arabama binerek paramı vermediler. Hatta  döverek ağır hakaretlerde bulunup gururumu rencide ettiler….

Benim evim buradan (Olayın meydana geldiği yeri demek istiyor) Ben aracımı kapımın önüne park etmek istesemde izin vermediler.  Evimin önü fahişehane haline  geldi…. Ben tahammül edemedim…. Böyle yaşamanın ne gereği var!....” Demiş.

 

Saygıdeğer Okuyucu Kardeşlerim. Bana Olayı Beyan Eden Dostumuz Bunları Özetleyerek Şöyle Yazmış!

 

“Beyaz Tütün”(Uyuşturucu) tabir edilen mereti Çinliler kendileri satıyorlar. Polislerle onlar ortak çalışıyorlar. Bu facia yüzünden binlerce gencimiz hayatını kaybediyor….. AIDS hastalığını da onlar yayıyorlar. Bu illet yüzünden de  binlerce gencimiz ölüyor….

Vatan ve millet için dürüstçe söz söyleyecek insanlarımızı Çinliler “Terörist, milli bölücü unsur, dini asabiyetçiler” yaftalamasıyla öldürüyorlar….

Çocuklarımızı kreşlerde toplayıp domuz eti yedirerek dinsizleştiriliyor. Hatta bizleri bile tanımaları engellenerek Çinlileştiriliyorlar…

Ortaokulu bitirip liseye başlama öncesindeki 15 yaş civarı çocuklarımızı Lise “Çince kursu” söylemi ile Çin'in içeri bölgelerine götürüp domuz eti yedirerek Çinlileştirip dinsizleştiriliyorlar.

Kızlarımızı “her evden bir iki kız olmak üzere kesinlikle Çin şehirlerine giderek çalışıp para kazanıp gelmeleri gerek” diyerek zorluyorlar…. Ahlaksızlık yuvalarına satılıyorlar…. Yetkili ve rü tbelilerin (Dadüyjang shiyaw düyjang, Shiangjang, Shienjanglar) hepsi her türlü ahlaksızlıkların başrollerindeler….

Uygurlar insan sayılmayıp horlanıyor, aşağılanıyor… İşe alınmıyor…. Yaşama hakkı verilmiyor. Gençlerimiz …. Semen Yolu olayını meydana getirmeyip ne yapacaklardı!” diyerek cevap verdi

Bu izahat- haberdeki beyanlar Doğu Türkistan'dan isminin açıklanmasını istemeyen bir Uygur dostumuzun beyanları olup, yararlanmaya değer diyerek açıklıyorum”.ETIC

 

ETIC' in Beyanatı:

 

Çin'in İlan Ettiği Sözde “İkinci Grup Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” Mahiyeti İtibarıyla Uluslararası Bir Aldatmacadan İbarettir.

 

Çin'in ilan ettiği sözde “İkinci Grup Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” Mahiyeti İtibarıyla Uluslararası Bir Aldatmacadan İbarettir!

Komünist Çin hâkimiyeti Amerika'da meydana gelen “11 Eylül” Terör olayından beri Amerika'nın başını çektiği demokratik devletlerin dünya çapında yaygınlaştırdıkları uluslararası terör terörizmle mücadele hareketini suiistimal etmektedir.

Böylece Doğu Türkistan halkının özgürlük ve hürriyeti için yürütmekte olduğu haklı milli hareketini uluslar arası siyasi alanlarda karalamaya ve bu yolla kendisinin Doğu Türkistan halkına karşı yürütmekte olduğu acımasız kanlı bastırma hareketlerini haklı gibi göstermeye çalışmaktadır.

Çin hâkimiyeti bir taraftan Doğu Türkistan'da Uygurlara yönelttiği dinsizleştirme, Çinlileştirme, iktisadi yönden talan etme, kendilerine karşı çıkanları kanlı bastırma ve cezalandırma hareketlerini güçlendirirken, diğer taraftan da dış ülkelerde faaliyet yürütmekte olan Doğu Türkistan teşkilatları ve Doğu Türkistan siyasi faaliyetçilerini karalamaktadır.

 Siyasi faaliyet yürütenler hakkında çeşitli yalan ve sahte deliller ileri sürerek onları dünyaya “terörist” ya da “terörist teşkilat” olarak tanıtma gayreti içindedirler. Bu yolla Doğu Türkistan milli hareketini dünya kamuoyu önünde etkisizleştirmeye çalışmaktadırlar.

Çoğunluğun da malumu olduğu üzere, 2003 yılında Çin Toplum Güvenliği Bakanlığı dış ülkelerde faaliyet göstermekte olan 11 Doğu Türkistanlı siyasi faaliyetçiyi ve 4 Doğu Türkistan teşkilatını dünyaya “terörist” ve “terörist teşkilatlar” diye ilan ederek ilgili devletlerden bu Doğu Türkistan faaliyetçilerini Çin'e iade etmesini ve cezalandırmasını talep etmişti.

Fakat Doğu Türkistan halkının acıklı kaderini ve Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan halkına uygulamakta olduğu baskı ve zulümleri gerçek anlamda anlayan ve böylece Çin'in Doğu Türkistan faaliyetçilerini karalamaktaki sahte yüzünü gören dünya kamuoyu Çin'in iftiralarını ciddiye almamıştır.

Netice olarak Çin tarafından 2003 yılında ilan edilen “Birinci grup Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” kamuoyunda hiçbir Pazar bulamayıp, Çin hâkimiyetinin dünyanın siyasi arenasında ağır yenilgiye uğramasına ve rezil olmasına sebep olmuştu.

Ne yazık ki, Çin hâkimiyeti bu mağlubiyetinden ve rezilliğinden zerre kadar ders çıkartmamıştır. Kendilerinin Doğu Türkistan'da yürütmekte oldukları suç unsuru eylemlerini aklamak için dünya siyasi sahnelerinde Doğu Türkistan milli hareketini karalamaya devam etmektedirler.

Bunun bir delili de şudur: 2008 yılının Ekim ayının 21'inde Çin Topum Güvenliği Bakanlığı yine, “İkinci grup Doğu Türkistan Teröristleri Listesi” ilan etmiş olup, bu listede Memtimin Memet, Emet Yakup, Tursun Tohti… Gibi 8 Uygur' un ismi yer almaktadır.

Çin hâkimiyeti bu 8 Uygur'u BM Teşkilatı ve Amerika tarafından 2002 yılının 9. ayında “Terörist Teşkilat” olarak ilan edilen “Doğu Türkistan İslam Hareketi” teşkilatının bölüm üyesi olarak göstermiş olup, Çin Toplum Güvenliği Bakanlığının bu konuda yayımladığı beyanatta belirtildiğine göre, bu Uygurlar Pekin Olimpiyatlarının güvenliğini tehdit etme suçunu işlemişler(!)

Fakat Çin hâkimiyeti bu Uygurların Pekin Olimpiyatlarının güvenliğine yönelik olarak ne türede bir bozgunculuk yaptıklarına dair hiçbir delil gösterememiş olup,  sadece bu bunların askeri eğitim aldıkları, para topladıkları ve teşkilat kurduklarına dair asılsız ve belgesiz söz ve ifadeler kullanmışlardır.

Dünya kamuoyunun da bildiği gibi, şimdiye kadar Doğu Türkistan milli hareketi Pekin Olimpiyatlarının ve yabancı ülke sporcularının güvenliğini tehdit edecek hiçbir fiili harekette bulunmamışlardır. Demek oluyor ki, Çin hâkimiyetinin yukarıdaki 8 Uygur'u “Pekin Olimpiyatlarının güvenliğine ağır derecede zarar verdi” diyerek suçlamasının gerçekle hiçbir ilgisinin olmadığı açıkça kendisini göstermektedir.

Dikkate etmeye değer nokta şu ki, Çin hâkimiyetinin bu defa ilan ettiği sözde “ terörist listesi”nde yer alan Uygurların hepsi de “Doğu Türkistan İslam hareketi” teşkilatının bölüm üyeleri olarak gösterilmiş bulunuyor.

 Çin hâkimiyetinin Amerika ve BM Teşkilatı tarafından 2002 yılının Eylül ayında bu teşkilat hakkında alınan kararını devamlı surette suiistimal etme ve bu kararı Uygurların milli hareketini bastırma ve Uygur halkına yönelttiği baskı ve zulüm politikasını daha da genişletmenin uluslararası kozuna dönüştürme gayreti açıkça görünmektedir.

Biz dünya kamuoyunu Çin'in bu sahtekârlığına karşı dikkatli olmaya çağırıyoruz.

Dünya kamuoyunun da bildiği gibi 2008 yılı Olimpiyatlarının Pekin'de yapılma kararı verildiğinden beri Çin hâkimiyeti “Olimpiyatların güvenliğini garanti altına alma” sloganını ortaya atarak uluslararası siyasi sahnelerde Doğu Türkistanlıları “Olimpiyatların güvenliğini tehdit eden temel unsur” diyerek propaganda yürütüp yurt içindeki masum Uygurlara yönelttiği darbe varma ve kanlı bastırma hareketlerini arttırdı.

Bu esnada Uygurlara yönelik aleni olarak ırki ayrımcılık politikası icra ederek, Uygurların Çin'in içeri eyaletlerinde özgür hareket etmelerini yasaklayıp Pekin gibi şehirlerde yaşamakta olan Uygurları yasadışı olarak tutuklama ve mecburi olarak Doğu Türkistan'a geri gönderme dalgası başlattı

Çin hâkimiyetinin Pekin Olimpiyatlarını suiistimal ederek, Doğu Türkistanlıların hak ve hukukuna ağır derecede saldırlar gerçekleştirdikleri sadece dış ülkelerdeki Doğu Türkistan teşkilatları tarafından değil, uluslararası insan hakları teşkilatları ve demokratik batı ülkeleri tarafından da kesintisiz olarak vurgulanmaktadır.

Demek ki, bu günlerde Çin hâkimiyetinin 8 Uygur'u “Olimpiyatların güvenliğine zarar verdi” diyerek dünyaya “terörist” olarak ilan etmesi, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'da uygulaya geldiği zulüm politikalarını aklamak ve süslemek ve uluslar arası sahalarda siyasi koz elde etmek için yürüttüğü maksatlı ve planlı karalama hareketinden başka bir şey değildir.

Biz, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” olma sıfatımızla, Çin hâkimiyeti tarafından ilan edilen sözde “İkinci grup Doğu Türkistan teröristleri Listesi”ni kati şekilde reddediyoruz. Dünya kamuoyunu ve özellikle de demokratik ülkeleri, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistanlıların haklı milli hareketlerinin karakterini çarpıtma ve karalama maksadıyla yürüttüğü bu tür siyasi sahtekârlıklarına karşı dikkatli olmaya, milli mevcudiyetlerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya kalan Doğu Türkistan halkının bu günkü dramatik ahvaline karşı da duyarlı olmaya çağırıyoruz!  

Saygılarımızla

Abdulcelil Karakaş

 

Gizlice Gömülen 57 Ceset

Demir Ana: 'Oğlumun Nezir'i Değil, Olsa Olsa Toyu Oldu’

 

Abduşükür'ün ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra, Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini söylemiştir. Doğu Türkistan halkının dini ve milli karakterinde, annenin sevgisinden daha fazla bir sevginin olmadığı herkese malumdur. Fakat annelerin kıymeti evlat için sarf ettiği emeklere göre değil, evladın bu emeklere verdiği karşılıklara göre farklılık gösterir.

“Rabiye Kadir'de “Demir Ana”dır.

Tıpkı kendisi, ailesi ve çocukları Çin hükümetinin çeşitli türdeki zararlarına uğrayan ve Gulca halkı tarafından “Demir Ana” olarak anılan Hörnisahan gibi,  Uygur Analarından biridir”

Yukarıdaki söz Almanya'daki bir Uygur Aydını Abduşükür'e aittir.

Abduşükür'ün ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra, Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini söylemiştir.

Mezarcının söylediğine göre, bu 57 Uygur gençlerinin namazları kılınmamış, yeni mezar da kazılmamıştır. Eski mezarların iskeletleri bir kenara yitilerek yeni cesetler üzerlerindeki giysilerle başkalarının kabirlerine atılmıştır. Hâlbuki Gulca'daki birçok anne-babalar ise kendi evlatlarının iz-emarelerini şimdiye kadar alamayıp bazı ümitlere bel bağlamışlardır...   Şerefli Ölüm

O'nun ifadesine göre, Gulca halkı tarafından “Demir Ana” adı verilen Hörnisahan isimli bu ünlü Uygur kadınını tanımayan kimse yokmuş. Bu annenin Hikmet Turdi isminde bir oğlu 29 Eylül günü vefat etmiştir. Böylece bu ana, toplam olarak dört oğlunu toprağa vermiştir. Gulca halkı bu ölüm olayı ile galeyana gelmiş, 6 caminin cemaati cenazeye katılarak merhum Hikmet Turdi'yi büyük debdebe ile uğurlamışlardır.

Abduşükür'ün anlattığına göre, bu ölüm belki son zaman Uygur tarihinde ölen bazı Uygur aydınlarının ölümünden daha heybetli olmuştur. Bu ölüm para ve itibar kazanarak ölenlere göre vatan için aziz canlarını feda ederek ölenlerin yerlerinin bir basamak daha yukarı olduğunu gözler önüne sermiş ve halkın kahramanlara ne kadar ihtiyaç duyduklarını ispat etmiştir.

Oğlumun Toyu Oldu

İnsanın yüreğini titreten şu ki, “Demir Ana” bu nezir'i adeta düğün yapar gibi sevinçli ve temkinli olarak geçirmiştir. Bir damla bile gözyaşı dökmemiştir. Gözyaşı dökenlere de sert şekilde çıkışmıştır.”Ben oğlumun ölümü için gururlanırken sen gözyaşın ile hakaret ediyorsun” diyerek merhumun ölümüne ve onun hasretine ağlayanları kınamıştır.

Bu malumatları veren Abduşükür de, birkaç gün önce Gulca'ya telefon ederek teselli etmek maksadıyla “Demir Ana” ile görüştüğünde kendini tutmayıp ağlamıştır. O anda “Demir Ana” öfkelenerek “ağlama! Oğlumun yası değil olsa olsa toyu oldu! Eğer yie ağlayacak olursan seninle bir daha görüşmem!” demiştir.

 

Bir Aileden Dört Şehit

Hangi anne 4 evladını toprağa verdikten sonra yine mağrur yaşayabilir? Hangi anne yas'ı toy gibi görebilir? Hangi anne kendi oğlunun ölümü ile gurur duyarak gülebilir? Abduşükür'ün verdiği malumata bakılırsa “Demir Ana”nın 4 oğlu 1997 yılındaki “5 Şubat Gulca Olayı”na katılarak aynı gün hepsi birden tutsak düşmüştür. O zaman merhum Hikmet Turdi 18 yaşını doldurmamış olduğu için iki yıl çocuk suçlular kampında tutulduktan sonra resmen hapse atılmıştır.

Belirsizce Yok Etme

Şunu belirtmek gerekir ki Hikmet Turdi gibi “5 Şubat Gulca Olayı”na katıldığı için tutuklanan, idama mahkûm edilen, ya da izi emaresizce kaybolan Uygurlar hakkında şimdiye kadar hiçbir malumat bulunmamaktadır.

Bazı Uygurlar üzerinde Çin hükümeti tarafından ölüm cezaları icra edilmiş, yine bazı Uygurların cesetleri doğrudan hapishane tarafından ailelerine iade edilmişse de, bazı Uygurların hayatta oldukları ya da öldükleri belli değil.

Gizlice Gömülen 57 Ceset

Abduşükür'ün ifadesine göre, onlar “5 Şubat Gulca Olayı”ndan iki gün sonra, Çinliler tarafından hapishanede dövülerek öldürülmüş bir cesedi defnetmek için mezarlığa gittiklerinde, Mezarlıkta görevli bir mezarcı, kız ve erkek olmak üzere bir gecede 57 kişiyi defnettiğini söylemiştir.

Mezarcının söylediğine göre, bu 57 Uygur gençlerinin namazları kılınmamış, yeni mezar da kazılmamıştır. Eski mezarların iskeletleri bir kenara yitilerek yeni cesetler üzerlerindeki giysilerle başkalarının kabirlerine atılmıştır. Hâlbuki Gulca'daki birçok anne-babalar ise kendi evlatlarının iz-emarelerini şimdiye kadar alamayıp bazı ümitlere bel bağlamışlardır.. RFA-Ekrem-13.10.2008

 

KAŞGARLI`NIN YILINDA TÜRKÇE HİKÂYELER YARIŞACAK

 

Avrasya Yazarlar Birliği`nin, 2008 Kaşgarlı Mahmut Yılı nedeniyle Türkçe`nin değişik lehçe ve şivelerinin konuşulduğu ülkeleri de kapsayan bir hikâye yarışması düzenlediği bildirildi.

Avrasya Yazarlar Birliği`nin, 2008 Kaşgarlı Mahmut Yılı nedeniyle Türkçe`nin değişik lehçe ve şivelerinin konuşulduğu ülkeleri de kapsayan bir hikâye yarışması düzenlediği bildirildi. Avrasya Yazarlar Birliği Başkanlığı`ndan yapılan açıklamada, Avrasya Yazarlar Birliği`nin Türkçe`nin ilk ansiklopedik sözlüğünü hazırlayan Kaşgarlı Mahmut`un doğumunun 1000. yılı nedeniyle, UNESCO, Kültür Bakanlığı ve Türksoy`un da destekleriyle hikâye yarışması düzenlendiği belirtildi. Açıklamada, Türkçe konuşulan bütün ülkelerde, Avrasya Yazarlar Birliği öncülüğünde yürütülecek yarışmanın, Azerbaycan, Batı Trakya, Bulgaristan, Kosova, Makedonya, Romanya, Başkurdistan, Çin, Gagauz Yeri, Irak, İran, Kazakistan, Kırım, Kırgızistan, KKTC, Özbekistan, Türkiye, Türkmenistan, Çuvaşistan, Hakasya, Yakutistan, Altay, Tuva gibi bir çok ülke ve özerk bölgelerde, Türkçe yayın yapan edebiyat dergileri ve adı geçen ülkelerin Yazarlar Birliklerinin işbirliği ile gerçekleştirildiği bildirildi. Açıklamada, Kaşgarlı Mahmut Hikâye Yarışması birinci kademe değerlendirmelerinin ortak lehçeler birleştirilerek 17 jüri ile, son değerlendirmenin ise Uluslararası Değerlendirme Jürisi tarafından yapılacağı ifade edildi. Yarışmanın Türkiye jürisinde, Kayseri`den de iki yazar bulunduğu belirtilen açıklamada, Yazar Emir Kalkan`ın jüri başkanı olduğu, İmdat Avşar`ın da jüri üyesi olarak yer aldığı kaydedildi. Yarışmaya, değişik Türk lehçe ve şivelerinde yazılan 2000 civarında hikayenin gönderildiği, bu sayının, yarışmanın son katılım tarihi olan 30 Ekim 2008`e kadar daha da artacağı belirtildi. Yeni Asya

 

   Rize'de Uluslararası Kaşgarlı Mahmut Sempozuyumu

 

Vali Esen, Rize Üniversitesince Kaşgarlı Mahmud'un doğumunun bininci yılı dolayısıyla düzenlenen ''Uluslararası Kaşgarlı Mahmud Sempozyumu''nun açılışında yaptığı konuşmada, her milletin yaşamaya ve kültürünü geleceğe taşımaya hakkı olduğunu söyledi.

Türk milletinin bütün milletlere karşı saygılı olduğunu ve onlarla bir arada yaşamayı ilke edindiğini ifade eden Esen, ''Çin, Rus, Arap, Avrupa, İslam tarihinden Türk tarihini çıkarttığınızda geriye hiçbir şey kalmaz. Dünyaya renk katan, kendini insanlığa adalet ve hizmet sunmaya adamış Türk milleti, insanlığın iftihar tablosudur'' dedi.

Kaşgarlı Mahmud'u anmanın Türk milletini, Türkçe'yi, insanlığı yaşatma davası olduğunu ifade eden Esen, şöyle konuştu:

''Bizim milletimizde yabancı dillere özenen, iş yerlerine yabancı isim verenler bu milletin zavallılarıdır. Kendine güvenen, başı dik, alnı açık Türk milletinin çocuklarının başka millete uşaklık yapacak şekilde iş yerlerinde yabancı kelime kullanması, kendi milletlerine saygısızlıktır. Bunu yapmayacağız. Başka milletler de kendi dillerine, kültürüne sahip çıkacaktır. Benim için Türk milleti ne kadar önemli bir milletse diğer milletler de o ölçüde yaşamaya değerdir. Bunun için biz, milletler alemini yaşatmayı, ama bunun için dilleri yaşatmanın gerekliliğine inanıyoruz.'' 17.10.2008

 

ERŞADER, AYTMATOV'U  UNUTMADI...

Kayseri'de kurulan Erciyes Şairler ve Yazarlar Derneği (ERŞADER), 11 Ekim Cumartesi günü Kayseri Büyükşehir Belediyesi Meclis Salonunda gerçekleştirdiği programla Türk Dünyasının ünlü romancısı Cengiz Aytmatov'u andı. Programda konuşan Cengiz Aytmatov'un manevi kızı Güzel Sarıgül Şonbaeva, Aytmatov'la ilgili hatıralarını ve duygularını dile getirdi. Yazar Nurkal Kumsuz'un Cengiz Aytmatov'un hayatını anlattığı programda şiirler okundu, Aytmatov'un eserleri hakkında bilgiler verildi.Erciyes'in eteklerinden yetişen şair ve yazarları bir araya getiren Erciyes Şair ve Yazarlar Derneği,  ünlü Kırgız yazar Cengiz Aytmatov'u  unutmadı.

Vali Mevlüt Bilici'nin de katıldığı  toplantıda, ünlü yazarın kişiliği ve edebiyat dünyasına katkıları ele alındı.

Gerçekleştirilen  toplantıya sanat severlerde yoğun ilgi gösterdi. Sunuculuğu Kay TV ekranlarının sevilen programı “Bakkal Camından Renkli Cama” programını hazırlayıp sunan Ali Peker'in üstlendiği gecede kürsüye gelen EŞADER Başkanı Ziya Şahin, dernek hakkında bilgiler verdi. Ünlü Yazar Aytmatov'un kızı ve kitaplarını Türkçe'ye çeviren Güzel Sarıgül Şonbaeva da kürsüden, ünlü yazarı anlattı. Törende ayrıca derneğin kuruluşuna ve tanıtım toplantısının hazırlanmasına katkı sunanlara çeşitli hediyeler takdim edildi. 11.10.2008

 

“Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar”

TRT, MİLLİ MÜCADELE DÖNEMİNE YENİ BİR PENCERE AÇTI

 

Yapım ve yönetimi Abdulhamit Avşar ve Figen Baranoğlu tarafından gerçekleştirilen belgeselin ilk bölümünde, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan Türkleri'nin Türkiye'ye bakışı, sosyal, kültürel ve askeri desteklerinin yanı sıra, Türk ordusunun Azerbaycan harekatı ele alındı.

Kurtuluş Savaşı dönemi Türkiye-Azerbaycan ilişkileri belgesel dizi olarak ekranlarda.

TRT, Milli Mücadele döneminin çok fazla bilinmeyen bir dönemini daha aydınlatıyor. Tarihinin en çetin döneminde Türkiye'ye verilen kardeş yardımının öyküsünü konu alan  “Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar” belgeseli 7 Ekim tarihinden itibaren TRT 2'de yayınlandı. 3 bölümden oluşan belgeselde, Balkan Savaşlarından itibaren Kurtuluş Savaşı sonuna kadarki dönemde geçekleşen siyasal, kültürel, ekonomik ve askeri dayanışma anlatılıyor.

Bu amaçla, hem Türkiye hem de Azerbaycan arşivlerinde araştırmalar yapıldı, belgeler incelendi. Uzmanlar ve tanıklarla görüşüldü. 2 yıl süren bu çalışmalar sonucunda 3 bölümlük “Kurtuluş Savaşında Azerbaycanlılar” belgeseli ortaya çıktı.

Yapım ve yönetimi Abdulhamit Avşar ve Figen Baranoğlu tarafından gerçekleştirilen belgeselin ilk bölümünde, Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Azerbaycan Türkleri'nin Türkiye'ye bakışı, sosyal, kültürel ve askeri desteklerinin yanı sıra, Türk ordusunun Azerbaycan harekatı ele alınıyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılmasından hemen sonra bu kez Azerbaycan'da siyasal bir değişim meydana gelir ve Azerbaycan Halk Cumhuriyetinin yerine 27 Nisan 1920'de sosyalist bir hükümet kurulur. Yönetmenliğini Abdulhamit Avşar ve Figen Baranoğlu'nun yaptığı belgeselin bu bölümünde, Azerbaycan Şura Cumhuriyeti döneminde  Türkiye ve Azerbaycan arasındaki yardımlaşmasının kesintiye uğramadan nasıl sürdüğü, Neriman Nerimanov'un kişisel çabalarının da etkisiyle Milli Mücadele'ye ne gibi siyasal ve ekonomik desteklerde bulunulduğu, Türkiye ve Azerbaycan arşiv belgeleri ve uzmanların araştırmalarına dayanılarak ortaya konuluyor.

Belgesel, yaklaşık iki yılda, Türkiye ve Azerbaycan arşivlerinde yapılan araştırmalar, konunun uzmanları ve tanıklarıyla yapılan görüşmeler sonucunda hazırlandı.

Yapım-Yönetim       : Abdulhamit AVŞAR-Figen BARANOĞLU

Kameraman            : Orhan YAŞAR (Türkiye)  Ağası HUN (Azerbaycan)

Kurgu                      : Murat IŞIK

Metin Yazarı           : Abdulhamit AVŞAR

Seslendiren              : Sacit ONAN

Özgün Müzik          : Hasan Cihat ÖRTER

 YAYIN KANALI   : TRT 2

TRT İstanbul Televizyonu

Ahmet Adnan Saygun 59

Ortaköy/İstanbul

 

TÜRKLÜK ŞUURU GÜÇLENDİRİLMELİ

 

Türk Dünyası Gençlik Topluluğu (TDGT) tarafından düzenlenen 5. Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Buluşması Karabük'te yapıldı. Kosova'dan da katılımcıların yer aldığı buluşmada dostluk mesajları verildi.

5. Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Buluşmasında diğerleri arasında Kosova'da yaşanan sıkıntılar da ele alındı. Kosova'da yaşanan sorunlar Türk Dünyası'nın temel sorunları olarak belirlendi: "Kosova`da Türk topluluğunun sahip olduğu haklar korunarak geliştirilmeli, Türkçe ile ilgili ana yasada var olan yasaların uygulanması, Türkçe görsel ve işitsel yayın organları desteklenmelidir. Türkiye ile Kosova Türkleri arasındaki kültürel ve ekonomik ilişkilerin kapsamlı olarak geliştirilmesinin önemine inanmaktayız. Bunun yanı sıra, 2009`da yapılacak olan sayımlar öncesinde yıllarca sürdürülen kültürel asimilasyon politikaları sebebiyle zayıflayan Türklük şuurunun güçlendirilmesinin hayati önem arz ettiğini ve var olan öğretmen istihdam açığının giderilmesini önemle vurgulamaktayız." denildi sonuç bildirgesinde.Türk Dünyası Gençlik Topluluğu (TDGT) tarafından düzenlenen 5. Türk Dünyası Gençlik Topluluğu Buluşmasına, Türkiye, Afganistan, Ahıska, Arnavutluk, Azerbaycan, Almanya, Belçika, Bulgaristan, Doğu Türkistan, Dağıstan, Hakasya, Gürcistan, Gagauzya, Irak Türkleri, İran Türkleri, Kazakistan, Kırgızistan, Kırım, Kosova, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti(KKTC), Makedonya, Nogay Türkleri, Özbekistan, Romanya, Rusya, Suriye, Tataristan, Türkmenistan, Yunanistan (Batı Trakya Türkleri) ve çeşitli belediyelerden bilim adamları, araştırmacılar ve temsilciler katıldı.  24 Ekim 2008

 

Almanya Başbakanı Merkel'in bu defaki Çin ziyaretinde görüşülecek konular arasında insan hakları meselesi de var

 

Almanya Dalga Radyosunun haberine göre, Almanya Başbakanı Sayın Merkel 24.10.2008 tarihinde, Çin Halk Cumhuriyetine ziyarette bulunacak. Başbakan Merkel'in Çine yapacağı ziyaretin sebebi Avrupa- Asya yardımlaşma konferansı.

Bu konferansta Almanya Başbakanı Sayın Merkel insan hakları meselesinde oldukça detaycı ve duyarlı olması bekleniyor. Buna sebep olarakta Çin Halk Cumuriyetinin günümüze değin yaptığı İnsan Hakları ihlalleri gösteriliyor. Sayın Merkel Çin hükümetine yaptığı her ziyarette İnsan Hakları meselesine sürekli olarak değindi. Şimdi de alışıla gelindiği üzere İnsan Hakları meselesi gündeme oturacak. Geçen sene  Merkel'in Tibetlilerin ruhani lideri kabul edilen Dalaylamanın ziyaretini kabul etmesiyle birlikte Çin_ Alman diplomatik ilişkileri kopma noktasına gelmişti. Yukarıda beyan edilen habere göre Merkel'in Çine yaptığı ziyaretlerde İnsan Hakları meselesini sürekli olarak gündeme getirmesinin sebebi Çin Halk Cumhuriyetine yıpratıcı eleştirilerde bulunmak değil; Çin'in kanunlarla yönetilen ve demokratikleşme sürecinde olan bir devlet haline gelmesidir. Lakin tüm bu demokratikleşme çabalarına rağmen Çin Halk Cumhuriyetinin halen İnsan Hakları konusunda ihlaller yaptığı görülmektedir. ETIC

                       

AHISKA TÜRKLERİNİN HAKKI KORUNSUN

 

Ünlü insan hakları savunucusu ve halk ile hükümet arasında köprü görevi gören Rusya Federasyonu Sosyal Dayanışma Kurulu devlet başkanı Anatoliy Kuçeren, yaptığı açıklamada, Avrupa Konseyi'ne bir çağrıda bulunarak, Gürcistan'da yaşayan Ahıska Türklerinin haklarının korunmasını istedi.

Kuçeran, Rusya'da yaşayan ve anavatanlarına dönmekte zorluk yaşayan bir çok Ahıska Türkünden gelen çok sayıda şikayet üzerine böyle bir çağrı ve istekte bulunulduğu açıklandı.  Gürcistan'ın 1999 yılında Avrupa Konseyi'ne bölgede yaşayan ve sınır dışı edilmiş kişilerin 12 yıl içerisinde ülkelerine dönmeleri için yardım edeceklerine dair söz verdiğini ifade eden Kuçeran, Gürcistan'ın verdiği sözlerine yerine getirmediğini, sınır dışı edilen halklar üzerinde birtakım propagandaların yapıldığını belirtti.

Kuçeren'e göre, 2007 yılında “ 20. yüzyılın 40'lı yıllarında eski SSCB'den zorla sınır dışı edilen ve Gürcistan'a gönderilen kişilerin ülkelerine geri dönmesi” hakkındaki kanunu imzalayan Saakaşvili, Gürcü hükümetinin Ahıska Türklerine karşı sosyal ve yasal sorumlukları ile ilgili sözlerinin hiçbirini tutmuyor. Ülkelerine dönmek isteyen kişilerin ise bilgi eksikliği içerisinde oldukları, hiçbir şey bilmedikleri ve tüm hayatlarını etkileyecek göç kararını 31 aralık 2008 tarihine kadar vermeleri isteniyor. Kuçeren, Gürcistan'ın bu işlerle uğraşmak için oldukça geniş yetkilere sahip olduğunu, ancak hükümetin bununla ilgilenmeyip insanları zor durumda bıraktığını sözlerine ekledi. 24 Ekim 2008

 

Türkmen Standı’na Özel İlgi

 

Türk Dünyası 5. Gençlik Topluluğu buluşmasında Karabük'te kurulan Türk Ülkeleri'nin standında Irak Türkleri'nin kurduğu stand özel ilgi gördü.

 

Kerkük Türkmenleri tarafından Hürriyet Caddesi'ne kurulan Irak Türkleri Standı'na büyük ilgi gösteren Karabüklüler, Kerkük'te yaşanan ve yaşanmış olayları anlatan görüntüleri diz üstü bilgisayardan izledi. 3 gün açık kalan standa büyüklerin yanı sıra çocuklarda yoğun ilgi gösterirken, stantta Kerkük'le ilgili kitap, cd ve dergiler ziyaretçilere ücretsiz olarak dağıtıldı. Zaman zaman vatandaşların Kerkük'le ilgili son gelişmeleri sorduğu stand görevlileri görülen ilgiden memnun kaldı.9 Ekim 2008

 

İstiklâl’den Mektup

“Türk Silâhlı Kuvvetleri Yıpratılmaya Çalışılıyor”

 

Türk Milleti Söz Yerine Ciddi İcraatlar Beklemektedir

Türkiye'deki siyasi iktidar artık sözün bittiği noktaya gelinmiş olunduğunu anlamalıdır. Kahraman Türk askeri Askerliğin yan gelip yatma yeri olmadığını çok iyi biliyor ve bunu bildiğini de gayet açık bir şekilde, şaibeli “çürük raporları”nın arkasına gizlenmeden gösteriyor.

Ülkeyi yöneten siyasi irade de Türkiye Büyük Millet Meclisinin yan gelip yatma yeri olmadığını hiç olmazsa terörle mücadele konusunda gösterebilmelidir. Gösteremiyorsa çekilip gitmeyi bilmekte bir erdemliliktir…

Yürekler yine yandı. 15 vatan evladı daha kahpe saldırılar sonucunda şehit oldu. Sakın hiç kimse “23 terörist etkisiz hale getirildi” diyerek teselli bulmaya çalışmasın. “Yediği kaba pisleyen” onlar gibi nankör hainlerden binlercesinin leşi bir tek şehidimizin potinlerindeki çamur parçası ile bile kıyaslanamaz.

Yine her zaman olduğu gibi “Yorumcular”, “Strateji Uzmanları” ve bir takım siyasetçiler televizyon ekranlarında arzı endam ederek fikir beyan etme yarışına girdiler… Milletimiz onlarca yıldır ayni klişeleşmiş sözleri duymaktan bıktı usandı… Hemen her gün şehit veren asil halkımız öfkesinden adeta barut fıçısına dönmüş durumda…

Türk milletinin sabrını zorlayanlar sadece bölücü ihanet odakları d