|
| |
|







 |
|

Başmakale
Mehmet Emin Batur |
|
ÇİN HÜKÜMETİ DOĞU TÜRKİSTAN (TÜRK)
TARİHİNİ
ÇARPITMA KARARI ALDI
1 Şubat 2005 günü Çin hükümeti kapsamlı bir toplantı gerçekleştirerek
işgali altında tuttuğu Doğu Türkistan'ın tarihini kendilerince
çarpıtarak yeniden yazdırma kararı aldı. “Sinkiang'ın Genel Tarihini
yeniden yazma heyeti toplantısı" adını verdikleri bir toplantı tertip
eden işgalci Çin hükümeti yetkilileri bu güne kadar dünya tarihçilerinin
Doğu Türkistan topraklarının ezelden beri Türk toprağı olduğu gerçeğini
çarpıtarak kendilerinin satın aldıkları Mankurt kafalı sözde
tarihçilerine yeniden ve emperyalist Çin karakterine uygun gelecek bir
tarzda düzmece bir tarih yazdırmayı amaçlamış bulunmaktadırlar.
Söz konusu toplantının açılışını yapan Wang Leguen şöyle saçmaladı;
"Sinkiang tarihi, çok uluslu devletimizin tarihinin çok önemli bir
ayrıntısını oluşturuyorsa da, şimdiye kadar ortaya konulan tarihi
bilgiler ilmi dayanaklardan yoksundu. Bu durum Sinkiang'ın hızlı
gelişmekte olduğu gerçeği ile örtüşmüyordu. Bu sebeple tarihi gerçekleri
temel alarak ilmi araştırmalar ışığında Sinkiang'ın gerçek tarihine şerh
koymamız gerekmektedir."
Türk tarihinin temelini teşkil eden Doğu Türkistan tarihini çarpıtmak
adına işgal altındaki Doğu Türkistan'dan sorumlu diktatör Wang Leguen
hezeyanlarını sürdürerek; "Sinkiang tarihi meselesi oldukça ciddi bir
konu olup, aynı zamanda sınırlarımız içindeki ve dışındaki bölücülerin
ellerindeki en önemli malzemelerden biridir. Bu bölücü güçler
Sinkiang'ın tarihini çarpıtmak suretiyle Sinkiang'ı büyük anayurttan
ayırarak ele geçirmek istemektedirler. Bu yüzden ben Sinkiang'ın ezelden
beri Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu, Sinkiang ile Çin toprakları
arasındaki tarihi münasebetleri ortaya koyacak en derin tarihi
delillerin kazılarla elde edilmesini ümit ediyorum. Ayrıca, büyük Çinin
birliğini korumak, bölücülüğe karşı durmaktan ibaret olan siyasi
mücadeleyi sürdürmek devlet, halk ve tarih nezdinde başta gelen
sorumluluğumuzdur…" Diyen Wang Leguen'in konuşmasının ardından bölge
sorumlusu yerli kukla diktatör İsmail Tilivaldi toplantıda yaptığı
konuşmada sözde "Sinkiang Umumi Tarihi" nin başarı ile bitirilmesini
ümit ettiğini söyleyerek bu güne kadarki tarihi gerçekleri dumura
uğratmakta kararlı olduklarını ortaya koydular. Daha önceki yıllarda
Doğu Türkistan'dan aldığımız bazı malumatlara göre, Doğu Türkistan'ın
bazı bölgelerine Çinli’lerin Çin'den getirerek gizlice gömdükleri ve
Çini yansıtan bazı tarihi eşyaları belde halkının da şahitliğinde toprak
altından çıkartarak Doğu Türkistan topraklarının Çin toprağı olduğunu
ispat etmeye çalışmak gibi Çin sahtekarlıklarına da rastlanmıştı. Zaten,
güneşi balçıkla sıvamaya kalkışmak gibi akıl ve mantık dışı eylemler
Emperyalist Çin'e özgü bir davranıştır…
Merhum Mehmet Emin BUĞRA' nın "Şarki Türkistan Tarihi", Çinlilerin
kendileri açısından tehlikeli bularak 1 Şubat 1989 tarihinde yurt
genelinde toplattırma kararı aldığı ve toplattırdığı merhum Turgun ALMAS'
ın 841 sayfadan oluşan "UYGURLAR" adlı Asur, eski Yunan ve Hindistan
rivayetlerinden ve Çinlilerin kendi arşivlerinden de yararlanarak
yazdıkları eserlerinde Doğu Türkistan tarihinin Çin tarihi ile hiçbir
bağının olamayacağı açık ve net olarak ortaya konulmuşken Çinli
diktatörler Doğu Türkistan tarihini ve halkını, kendilerine has çarpık
mantıkları ile Çin potasında eriterek yok etme kararı almışlardır.
Oysaki Doğu Türkistan; Orta Asya bölgesinde kurulan en eski Türk
devletlerine merkezlik etmiş, 1.828.418 km kare yüz ölçümü olan ezeli ve
ebedi bir Türk toprağıdır. Bu toprak parçası üzerinde sırasıyla; Asıl
gücünü Yüce Allah'tan ve Türk Milletine mensup olmaktan alan Doğu
Türkistanlılar; bu günkü Doğu Türkistan'ın temelini oluşturan Hun ve
Göktürk Devletlerinden sonra Büyük Uygur Orhun Devleti (M.745840),
Kansu (Doğu) Uygur Devleti (M.846-M. 1226)
İdikut Uygur Devleti ( M.845- M. 1368)
Uygur Karahanlılar Devleti ( M. 848- M.1212)
Uygur Çağatay Devleti (M.1227-M. 1506)
Uygur Seidiye Hanlığı(M. 1506- M. 1682)
Uygur Yedi Şehir Hanlığı ya da Ba-Devlet Yakuphan Kaşgarya Devleti veya
diğer adıyla Doğu Türkistan Cumhuriyeti (M.1863- M. 1877)
İli Uygur Sultanlığı (M.1869- M.1880)
Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti (1933)
Doğu Türkistan Cumhuriyeti (1944)
Doğu Türkistan Bölge Hükûmeti (1947) gibi devlet ve Hükûmetler kurmuşlar
fakat ne yazık ki; Rus ve Çin gibi iki büyük emperyalist devletin
arasında uzun süreli ve kalıcı bir devlet olma imkânına
erişememişlerdir.
Şu anda Çin hükümeti tam anlamı ile bir tarih cinayeti işlemeye
kalkışmaktadır. Dünya tarihçilerine, Türk tarihçilerine ve Türkiye'deki
Türk Tarih Kurumuna Doğu Türkistan'da Çinlilerin yapmak üzere oldukları
bir tarih katliamını durdurmak için acilen harekete geçmeleri
çağırısında bulunuyoruz.
|
|
Türk Tarihçilerini
göreve davet ediyoruz
Söz konusu toplantının
açılışını yapan Wang Leguen şöyle saçmaladı; "Sinkiang (Doğu Türkistan)
tarihi, çok uluslu devletimizin tarihinin çok önemli bir ayrıntısını
oluşturuyorsa da, şimdiye kadar ortaya konulan tarihi bilgiler ilmi
dayanaklardan yoksundu. Bu durum Sinkiang'ın (Doğu Türkistan) hızlı
gelişmekte olduğu gerçeği ile örtüşmüyordu. Bu sebeple tarihi gerçekleri
temel alarak ilmi araştırmalar ışığında Sinkiang'ın (Doğu Türkistan)
gerçek tarihine şerh koymamız gerekmektedir."
Türk tarihinin temelini teşkil eden Doğu Türkistan tarihini çarpıtmak
adına işgal altındaki Doğu Türkistan'dan sorumlu diktatör Wang Leguen
hezeyanlarını sürdürerek; "Sinkiang (Doğu Türkistan) tarihi meselesi
oldukça ciddi bir konu olup, aynı zamanda sınırlarımız içindeki ve
dışındaki bölücülerin ellerindeki en önemli malzemelerden biridir.
Bu bölücü güçler Sinkiang'ın tarihini çarpıtmak suretiyle Sinkiang'ı
(Doğu Türkistan) büyük anayurttan ayırarak ele geçirmek istemektedirler.
Bu yüzden ben Sinkiang'ın (Doğu Türkistan) ezelden beri Çin'in ayrılmaz
bir parçası olduğunu tarihi delillerle ortaya koymak istiyorum…." vs.,
vs., diyerek açıkça bu güne kadarki tarihi gerçekleri dumura uğratmakta
kararlı olduğunu ortaya koymuştur.
|
|

Kanlı
Çin Katliamının
8. Yılı
Doğu Türkistan’ın Gulca vilayetinde Kadir
Gecesi’ni ihya etmek için Doğu Türkistanlı kadınların bir araya geldiği
bir eve baskın düzenleyen Çin polislerinin o evdeki kadınları sebepsiz
yere topluca polis merkezine götürülmelerinin ardından bu kadınların
serbest bırakılması için polis merkezi önüne giden insanların
ayaklarının dibine, iki Doğu Türkistanlı kadının cesedinin atılması
üzerine patlak
veren toplu halk hareketi sırasında, silahsız insanların üzerine Çin
polislerinin yaylım ateşi açması ile onlarca insan şehit olmuştur. Çin
güçleri tarafından resmen tahrik edilmiş olunan Doğu Türkistanlıların
tepkisi gitgide büyümüş ve kısa zamanda Doğu Türkistan’ın 80 ayrı
bölgesinde Çinli işgalcilere karşı bir özgürlük savaşı başlatılmıştır.
Bu durumdan giderek kaygı ve korkuya kapılan işgalci Çin hükümeti
Çin’den Doğu Türkistan’a takviye askeri güçler getirmek zorunda
kalmışlardır. Çinliler, Doğu Türkistan halkına karşı tank ve benzeri
ağır silahlarda kullanmışlardır. Çinli cellatlar tarafından katledilen
insanlar arasında çocuklar, yaşlılar, kadınlar büyük çoğunlukta idiler.
Yüzlerce, hatta yabancı basına
göre
binlerce Doğu Türkistanlı hunharca şehit edilmiş evler, yerleşim
bölgeleri tanklarla yıkılmış, yakılmış yerle bir edilmiştir. Doğu
Türkistanlılar için artık silahsız olmanın hiçbir ehemmiyeti yoktu.
Ellerine geçirebildikleri ilkel silahlarla ve Çin güçlerinden elde
ettikleri silahlarla haftalarca çatışmalar devam etmiştir. Bu çatışma
lar o günlerde, Türkiye ve dünya basınında geniş bir şekilde yer
almasına rağmen, dünya kamuoyu tarafından işgalci Çin hükümetine resmi
yollarla bir tepki, bir kınama söz konusu olmamıştır. Elbette ki;
Bağımsızlığa teşne durumdaki Doğu Türkistan halkı sözde hür ol duklarını
zanneden dünya devletleri tarafından yalnız bırakılsalar bile
kalplerindeki özgür olma duygusunu asla köreltmeyecekti. Kendi kaderi
ile baş başa bırakılan Doğu Türkistan halkı milli mücadelesini yok
denecek imkanlarla günümüze kadar sürdüre gelmektedir. Sürdürmeye de
devam edecektir. Bir milletin bağımsızlığının yalnızca başka devletlerin
yardımlarına muhtaç olarak ayakta durmayacağı da bilinen bir gerçektir.
Bunun bilincinde olan kahraman Doğu Türkistan halkı sayısız şehitler
vermek pahasına yarım asırdır.
Milli mücadelesini dünyanın en fazla nüfusuna sahip ve en vahşi
ordularını besleyen ve dünyada silah yatırımı en fazla olan Çin gibi bir
emperyalist devlete karşı devam ettirmekte dir. Bir gün mutlaka bağımsız
olacaklarına olan inanançlarını kalplerinden bir gün olsun çıkartmayan
Doğu Türkistanlıların sahip olduğu Dini, milli, kültürel, ve ırki yönden
mukavemet
göstermesi
Çin hükümetini her geçen gün daha fazla tedirgin etmekte ve bu sebeple
de ellerine geçirdikleri her fırsatta yüzlerce, binlerce Müslüman Türk’ü
çeşitli bahanelerle katletmektedirler. Doğu Türkistan halkı ile hiçbir
bağı bulunmayan devletler den ve milletlerden herhangi bir beklentimiz
yoktur. Fakat, Rahmetli İsa Yusuf ALPTEKIN Beyin ifadesi ile “kan, can,
dil ve din birliği” bulunan Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Dışişleri
Bakanı ve Başbakan yardımcısı sayın Abdullah Gül şu anda (01.02.2005
tarihinde) Çin’de bulunuyor. Gönül isterdi ki; programında küçük bir
değişiklik yaparak
Doğu Türkistan’ı da ziyaret etsin ve sayısız dindaşının ve ırkdaşının
kan içici Çinliler tarafından katledişinin 8. yılında çok anlamlı bir
ziyaret gerçekleştirerek Doğu Türkistan halkının gönül yaralarına bir
nebze merhem olsun…
|
|
Doğu Türkistan’da hayvancılık
büyük ölçüde zarara uğradı
Ürümçi'deki Hayvancılık yetkililerinden alınan bilgilere göre
Şubat ayının ortalarından itibaren aralıksız yağan kar, fırtına ve
deprem gibi doğal afetler yüzünden zarara uğrayan il ve ilçelerin sayısı
45'e ulaştı. Bu afetlerden zarar gören ailelerin sayısı da 200 bin altı
yüz, telef olan hayvan sayısı da 155 bin civarındadır. 14- 19 Şubat 2005
tarihleri arasında Aksu, Hoten, Kaşgar, Kızılsu bölgeleri başta olmak
üzere 4 vilayet ve cıvarında 30 yıldır görülmedik çaptaki aralıksız kar
yağışı büyük zarara yol açtı. Ağır kar afetine maruz kalan Hoten
vilayetinde telef olan hayvan sayısı 140 bine ulaştı. |
|
Doğu Türkistan’ın Üçturfan Bölgesi'nde deprem
Doğu
Türkistan’ın Üçturfan ilçesinde, 6.2 büyüklüğünde bir deprem meydana
geldi.

Söz konusu deprem merkezi olan Üçturfan ilçesine bağlı Yeniavat
nahiyesinde yaklaşık 30 aileye ait 50 evin yıkıldığı ve bazı evlerin
duvarlarında çatlak oluştuğu bildirildi.
Uzmanlar, Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’da sık sık
depremlerin meydana geldiğini belirterek,"Çin Hükümeti nükleer deneme
alanı olarak Doğu Türkistan’ı kullanıyor. Bu yüzden bölgenin ekolojik
dengesi bozuluyor.
Bu ekolojik dengenin bozulması sebebiyle Doğu Türkistan’da sık sık
depremler meydana geliyor” dediler.
Uzmanlar, nükleer deneme yapan Çin’in, bir çok Doğu Türkistanlı Müslüman
Türk’ün hayatını kaybettiği ve radyasyonun etkisi ile düşük ve sakat
doğumların olduğunu söylediler. |
|
İdikut dağında en kısa mesafeli kariz keşfedildi
Kariz 2000 yıldan
fazla bir geçmişe sahip Uygur akıl ve ferasetinin cevheri sayılabilecek
yeraltı sulama kanallarının adıdır. Bu kanallar aynı zamanda Doğu
Türkistan topraklarının Doğu Türkistan Türklerinin ecdat yadigarı
toprakları, vatanları olduğunu ispat eden tarihi birer vesika niteliği
de taşımaktadır. Bölgeye gelen yabancı uyrukluların son derece dikkatini
celp eden bu Kariz'ler Son yıllarda Çin hükümetinin kasıtlı
ihmalkarlıkları sebebiyle takribi olarak 20 ya da 25 yıl gibi bir zaman
sonra tamamen yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bulunmaktadırlar.
Yakın zamanlarda Arkeologlar Turfan'daki İdikut dağının içerisinden 30
metre uzunluğunda bir Kariz keşfettiler. Bu Kariz Doğu Türkistan'daki
en kısa mesafeli Kariz sayılmaktadır. Bu Kariz'in ismi "Ghojam Bulak"
olup, su seviyesinin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir.
Bu Kariz "Ghulam Bulak"ın yanından 300 metre daha uzaklıkta bulunmakta.
Çok eski tarihlerde yerli halkın bu Kariz'i kazmak suretiyle
yaptıklarının da kuvvetli bir ihtimal olduğu anlaşılmıştır. Edinilen
bilgilere göre Bu Kariz' in keşfedilmesinden önce Doğu Türkistan'daki en
kısa mesafeli Kariz' in "Hesenniyaz" adındaki Kariz' olup, boyunun 50
metre olduğu da öğrenilmiştir. |
|
Japon
heyetinden Doğu Türkistanlı’lara ziyaret
18 Şubat 2005
tarihinde Tokyo'daki "Tonooka Ofisi" nin müdürü tarih ve yasa bilimleri
alimi Prof. Dr. Tonooka Teruo ve Tonooka'nın asistanı,
Sürgündeki
Doğu Türkistan Hükümetinin Tokyo'da mukim fahri Konsolosu bayan Sato
Nagiko, Japonya'nın Kyoto Üniversitesi yasa bilimleri doktoru "Japonya
Hindistan Dostluk Cemiyeti" nin başkanı, Japonya "Dünya Güvenliği
Vakfı"nın lideri, Japonya Kinki Fukushi Üniversitesi Profesörü,
"Japonya-Asya Cemiyeti"nin lideri Okamoto Koji den oluşan bir heyet
Türkiye'nin İstanbul şehrine gelerek İstanbul'daki Dünya Kültür
miraslarını incelemekle beraber Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti
üyeleri, İstanbul'daki ve Ankara'daki Doğu Türkistan teşkilatı
başkanları ve İstanbul'da yerleşik Doğu Türkistanlılarla dostane bir
sohbet gerçekleştirdi. Fahri konsolos Sato hanımefendi kendisine takdim
edilen Bayrağı ve Doğu Türkistan halkının Ümitlerini sevinçle kabul
ederek Doğu Türkistan'da ezilmekte olan halkın kurtuluşu için can-ı
gönülden katkıda bulunacağını söyledi.Japon misafirlerle Doğu
Türkistanlılar arasındaki bu tarihi sohbet esnasında, kardeşliği
güçlendirerek kültür alışverişine hız kazandırmak ve Komünist Çin
hakimiyetinin zulmü altında soykırımla, ağır derecede milli ve ırki
aşağılanmalarla karşı karşıya bulunan Doğu Türkistan'ı kurtararak Asya
ve dünya barışını korumak, insanlık aleminin medeniyetini Çin'in
hışmından kurtarmak, diktatör komünist düzenini devirip insanlığa baht
saadet temin etmek için ortak mücadele etme konusunda fikirler beyan
edildi. Japonyalı misafirler Türkiye halkları ile Japon halkının
dostluğunun çıkarlara dayalı olarak aniden ortaya çıkmış bir dostluk
olmayıp, kökü çok eski tarihlere dayanan bir dostluk olduğunu da
vurguladılar. Bu haberin Doğu Türkistanlılar açısından önemi ise; Doğu
Türkistan'ın içinde bulunduğu vahim duruma karşı kör ve sağır rolüne
bürünülen bir dünyada Japonya gibi dünyanın sayılı dev devletlerinden
birinin Doğu Türkistan meselesine özel bir ilgi duymasıdır. |
|
Bush, Çin’e uygulanan silah ambargosunun kaldırılmasından endişeli
ABD
Başkanı George W. Bush, Avrupa Birliği'nin (AB) Çin'e uygulanan silah
ambargosunu kaldırma planlarından derin endişe duymakta olduğunu
belirtti. Bush, NATO zirvesinde yaptığı konuşmada, "Ülkemde, Çin'e silah
transferinin teknoloji transferine dönüşebileceği konusunda derin endişe
var. Bu durum Çin ve Tayvan arasındaki ilişkilerde dengeyi
değiştirebilir" dedi.
AB, 1989'da demokrasi hareketinin kanlı bir şekilde bastırılması üzerine
Çin'e askeri silah ihracat yasağı koymuştu. Şimdi ise AB, bu yasağı
kaldırmak istiyor, fakat ABD bundan Çin'in yeni askeri teknolojiyi
öğreneceği kaygısıyla endişe ediyor. |
|
Çin’de iki haftada 200
kişi idam edildi
Uluslararası Af
Örgütü, Çin'in geçen ay başlayan yeni ay yılı öncesinde, iki haftada 200
kişiyi idam ettiğini bildirerek, Pekin yönetimine idam cezalarını
azaltması çağrısında bulundu.
Merkezi Londra'da bulunan örgüt, Avrupa Birliği'nden de Tiananmen'deki
demokrasi yanlısı gösterilerin kanlı biçimde bastırıldığı 1989'dan bu
yana Çin'e uygulanan silah ambargosunu kaldırmayı düşünürken, Pekin
yönetiminin insan hakları sicilinin de göz önüne alınmasını istedi.
Örgütten yapılan açıklamada, Çin'de geçen Aralık ve Ocak aylarında
toplam 650 kadar kişinin idam edildiği hatırlatılarak, son iki haftada
200 idamın önemli bir artış olduğu belirtildi.
Açıklamada, idam cezasının caydırıcı olmadığı da vurgulandı ve Pekin
yönetiminin, toplu idamları, "sosyal istikrarı koruma" yöntemi olarak
anlamasının tamamen tehlikeli ve yanlış bir anlayış olduğu kaydedildi. |
|
Çin işi sahte Hereke halısı Türkiye’nin itibarını zedeliyor
TÜRKİYE'DEN aldıkları ürünlerin ülkelerine dönünce sahte
olduğunu anlayan Alman turistlerin
şikâyetini
inceleyen Kültür ve Turizm Bakanlığı, kazıkçı firmalar listesi çıkardı.
Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü,
Türkiye'de yaptıkları halı ve mücevher alımlarında aldatıldığını ileri
süren Almanlar'ın şikayetleri üzerine durumu Kültür ve Turizm
Bakanlığı'na bildirdi. Şikâyetleri değerlendiren Bakanlık, "kazıkçı
firmalar" listesi hazırladı.
Bakanlık, listeyi uyarı yazısıyla birlikte Türkiye Seyahat Acenteleri
(TÜRSAB) ve Otelciler Birliği (TÜROB) ile Turizm Yatırımcıları
Derneği'ne (TYD) gönderdi.
Alman turistleri aldattığı ileri sürülen 21 firmanın yer aldığı listede
Antalya ve Denizli firmaları başı çekiyor.
2004 yılında ülkemizi ziyaret eden, tatillerini Türkiye'de geçiren bazı
Alman turistler, yaptıkları alışverişler sonucu aldıkları ürünlerde
kazıklandıklarını ileri sürerek şikayetçi oldular. Turistler,
şikâyetlerini Berlin'deki büyükelçiliğimize, Ticaret ile Kültür ve
Tanıtma Müşavirlikleri'ne ilettiler.
Bu kurumlar da ellerindeki şikayet dilekçelerini Dışişleri Bakanlığı'na
bağlı Genel ve İkili Ekonomik İlişkiler Genel Müdürlüğü'ne gönderdiler.
Şikâyetleri ciddi bulan Dışişleri Bakanlığı, konuyu Kültür ve Turizm
Bakanlığı'na aktardı.
Bakanlık, şikayete konu firmaların isimlerinin bulunduğu bir liste
hazırlayarak Türkiye Seyahat Acenteleri (TÜRSAB) ve Otelciler Birliği (TÜROB)
ile Turizm Yatırımcıları Derneği'ne (TYD) gönderdi. Bakanlık, listeyle
birlikte gönderdiği yazı aracılığıyla da konu hakkında daha duyarlı
davranılmasını istedi. TÜROB da bakanlığın isteğini, şikâyete konu olan
21 firmanın isim ve adreslerinin bulunduğu listeyi işletmelerin
bulunduğu iller ve tatil yörelerindeki belediyelere gönderdi. TÜROB'un
yazısında "Bu durum, ülkemizin itibarını ciddi şekilde zedeleyebilir"
denilerek hassas davranılması istendi.
Taklit ürün satıyorlar
Dışişleri Bakanlığı Genel ve İkili Ekonomik İlişkiler Genel
Müdürlüğü'nün konuyla ilgili hazırladığı raporda, Türkiye'den ülkelerine
dönen Almanlar, ülkemizden aldıkları mücevher ve halıları uzmanlara
gösterince aldatıldıklarını anladıkları belirtiliyor.
Raporda, "Pek çok Alman, Türkiye'den aldıkları değerli taşların ifade
edilenden daha düşük karata, altınların daha düşük ayarda olduğunu iddia
ediyor.
Ülkemizde imal edildiği belirtilen halıların Çin'de üretildiği
belirtiliyor. Alışveriş sırasında görülerek satın alınan ürünler yerine
postayla farklı desen ve ebatta halılar gönderildiği söyleniyor. Bu tür
çok sayıda şikâyet var" denildi. Şikâyet edilen işletmeler arasında
Denizli ve Antalya'da faaliyet gösteren firmaların çokluğu dikkat
çekiyor. Listede Antalya ve Denizli'den 8'er, Afyon'dan 2, İstanbul,
Muğla ve İzmir'den 1'er işyeri bulunuyor. |
|
Çin tekstiline önlem alınsın
Tekstil Sanayi İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin tekstil
ithalatı konusunda getirilen kotaları desteklediklerini, ancak
gümrüklerde malların iyi kontrol edilmesi gerektiğini söyledi. Türk-İş
Başkanı Salih Kılıç, Hak-İş Başkanı Salim Uslu ve DİSK Başkanı Süleyman
Çelebi de tekstilde KDV indirimi konusunda hemfikir olduklarını,
istihdamı olumsuz etkileyen ucuz ithalat ve kayıtdışı ekonomi konusunda
gerekli önlemlerin alınmasını istediklerini ifade etti.
|
|
ABD’den Çin’e İnsan Hakları uyarısı
ABD Dışişleri Bakanlığı'nın yıllık
insan hakları raporunda; Riyad'da bazı demokratik gelişmeler olduğu,
fakat insan hakları ihlallerinin kaydedilen gelişmelerin ötesinde
gerçekleştiği belirtilerek,
“Güvenlik kuvvetlerinin tutuklulara işkence ve kötü davranışta
bulunduğu, rastgele tutuklamalar yaptıklarıyla ilgili güvenilir bilgiler
var. Polis, vatandaşlar ve yabancıları sindirmeye, kötü davranmaya ve
gözaltına almaya devam ediyor" denildi.
Çin'de ise insan hakları konusundaki gelişmenin hayalkırıklığı yarattığı
savunulan raporda, muhaliflerin tutuklanmaya devam edilmesine işaret
edildi.
ABD'nin insan hakları raporunda; Rusya da, bütün yetkilerin Kremlin'de
toplanması, medyanın susturulması ve adalet sistemine siyasi baskı
yapmakla suçlandı. |
|
Kerkük için imza kampanyası
Türk Eğitim Sen Kayseri 2 Nolu Şubesi
“Kerkük Türkleri Yalnız Değildir” adlı imza kampanyası
düzenledi.
Cumhuriyet Meydanında stant açarak imza toplayan sendika üyelerine bir
çok siyası parti ve sivil toplum örgütü destek verdi.
Sendika Başkanı Alı İhsan Öztürk, Türk Dünyası üzerinde oyun oynandığını
belirterek, Irak Türkmenleri ile ilgili yapılmaya çalışan sindirme
politikalarının bunun bir uzantısı olduğunu söyledi.
Tarih boyunca Türk milletinin dostunu da düşmanını da kendisinin
seçtiğini ifade ederek, ” Ne ABD, ne Rusya, ne Çin nede başkası Türk
milletinin kaderini belirleyemez. Yıllarca dostlarımız güvende
düşmanlarımız korku içinde yaşadı” dedi. Kampanya süresince 50 bini
üzerinde imza toplandı.
|
|
Stratejistler: 2005’te
Çin ve Japonya birbirine düşecek
ABD'nin önde gelen siyaset dergisi Foreign
Policy, 2005 yılında dünya siyasetinde büyük karışıklıklar yaşanacağını
öne sürdü.
"Medeniyetler Çatışması" teorisiyle ünlenen Samuel Huntington'un 1970
yılında kurduğu ve 10 milyon kişiye ulaşan derginin ABD'nin önde gelen
dört stratejik danışmanlık şirketine dayanarak 4 önemli kehanet ortaya
koydu. imedya.com sitesinde yer alan habere göre söz konusu dört önemli
Stratejik kehanetten Çin ile ilgili olan bölümü şöyle:
Çin ile Japonya birbirine düşecek
Stratfor araştırma şirketi ise 2005'de Güney Çin Denizi'ndeki petrol
yatakları nedeniyle büyük bir rekabetin yaşanacağına dikkat çekiyor.
Şu anda bu bölgede 7 milyar varillik petrol saptanmış durumda ve günde
2,5 milyon varillik üretim yapılıyor. Ama bölgenin gerçek rezervlerinin
200 milyar varilin üzerinde olduğu tahmin ediliyor.
Öte yandan Asya ülkelerinin petrol ve doğal gaz ihtiyacı hızla artıyor.
2000 yılında günde 14,5 milyon varil olan toplam ihtiyacın 2025 yılında
29,8 milyon varile çıkması bekleniyor ki bunun en az üçte biri Çin
kaynaklı.
Bu zengin petrol kaynakları nedeniyle sık sık anlaşmazlıklar, kavgalar
ve anlaşmalara tanık olunuyor. Çin, Filipinler ile daha önce bir anlaşma
imzalamıştı. Şimdiyse Japonya'nın Vietnam'la masaya oturarak Çin'le
amansız bir rekabete girmesi bekleniyor. |
|
Almanya’da ki 50 bin Türk’ün pasaportu tehlikede
Alman hükümeti, 50 bin kişinin pasaportunu almaya hazırlanıyor. Alman
makamları bu konuda yasaların uygulanmasında kararlı...
Almanya'da çifte vatandaş konumunda olan binlerce Türk, Alman
kimliklerini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya. Nedeni ise Alman
pasaportunu elde ettikten sonra, yeniden başvurarak eski Türk kimliğini
geri almaları ve Alman makamlarının bu yasadışı durumu tespit etmesi.
Almanya'da çifte vatandaşlık uygulaması olmadığı için çoğunluğu Türk
olan bu kişiler Alman pasaportlarını yitirdikleri gibi ayrıca yeniden
oturma izni de almak zorunda kalacaklar. Türk dernekleri, sorunun,
muhataplarına fazla zarar vermemesi için bir formül arayışında olsalar
da Alman makamları pek tavize yanaşacağa benzemiyor.
Pasaportları geri alınıyor
2000 yılına kadar Alman uyruğu için eski kimlikten vazgeçmek
gerekiyordu. Fakat yasadaki bir boşluktan faydalanan
Türkler'in geçici olarak askıya alınan Türk vatandaşlığını, Alman
uyruğuna geçtikten sonra iade ediliyordu. Ancak 2000 yılından sonra
Alman kimliği alanların ise yeni yasaya göre geri dönüş hakkı kalmıyor
ve izinsiz olarak Türk kimliğini geri aldıkları saptanırsa Alman
pasaportları çaresiz elden gidiyor.
Türk toplumu başkanının önerisi
Alman Türk Toplumu Başkanı Hakkı Keskin, "eşitlik ilkesi"nden hareketle,
2000 sonrası elde edilen Alman vatandaşlığının geri alınmamasını
öneriyor. En az 50 bin kişiyi ilgilendiren bu sorunun çözümü için fikir
üretenlerden biri de aynı derneğin Berlin sorumlusu Kenan Kolat. "Bu
insanlara Türk mü kalacakları, Alman mı olacakları konusunda karar
vermeleri için bence 2006 yılı sonuna kadar zaman tanınması doğru olur"
diyen Kolat, Alman olmayı tercih edenlerin, Türk uyruğundan çıkış
belgelerini buna göre yetkili makamlara teslim edebileceğini söylüyor.
Alman makamları kararlı
Federal İçişleri Bakanlığı ise böyle pazarlıklara pabuç bırakmaya pek
niyetli görünmüyor. Sözcü Rainer Lingenthal, yasanın gayet açık olduğunu
ve Türkler'e ayrıcalık uygulanamayacağını belirtiyor. "Bu insanların söz
konusu işlemleri bize herhangi bir bildirimde bulunmadan yapması,
bilinçli olarak yasayı delmeye yeltendiklerine işaret ediyor" diye
konuşan Lingenthal, illegal çifte vatandaşların, sinir kapıları ya da
resmi dairelerdeki işlemlerde rastlantı eseri belirlendiğini ekliyor.
Meclis İçişleri Komisyonu Başkanı Cornelie Sonntag Wolgast, bu soruna
Berlin'in değil, ancak eyalet yönetimlerinin çözüm kazandırabileceğini
belirterek "Bence bu duruma düşenler şimdi hemen Yabancılar Dairesi'ne
başvurarak yeniden oturma izni alıp alamayacaklarını öğrensin" diyor.
|
|
Irak’ta yapılan en
kanlı saldırı
Irak'ın başkenti
Bağdat'ın güneyinde bulunan Hilla kentinde asker ve polis olmak için
muayene sırasında bekleyen, yüzlerce sivilin arasına dalan intihar
komandosu dehşet saçtı. Bomba yüklü araçla gerçekleştirilen intihar
saldırısında 115 kişi yaşamını yitirirken, yaklaşık 150 kişi de
yaralandı. Hastaneye taşınan onlarca yaralının durumunun ağır olduğu
açıklandı.
Ağırlıklı olarak Şiilerin yaşadığı Hilla şehrinde dün sabah yaşanan
olayın ardından patlamanın yaşadığı alan adeta bir kan gölüne dönerken,
yüzlerce yaralı el arabaları ve çevredeki araçlar ile karga tulumba
hastanelere taşındı. Olay yerinde parçalanmış onlarca ceset toplandı.
Patlama sonucunda intihar bombacısının kullandığı arabadan sadece motor
parçası kalırken, bombacının cesedinden parça bulunamadı.
Hilla hastanesinden yapılan açıklamada, olayda ölenlerin sayısının 115
olduğu ve 143 kişinin de yaralandığı bildirildi. Yaralananlardan
bazılarının durumlarının oldukça ağır olduğu ifade ediliyor.
Hastane önünde toplanan yüzlerce kişi, olayın ardından tekbir getirerek
intikam yemini etti. Kızgın kalabalık Sünniler aleyhine sloganlar attı.
Babil bölgesi polis merkezinden yapılan açıklamada patlama ile ilgili
olarak çok sayıda kişinin göz altına alındığı duyuruldu.
Tedavi altına alınanların kimliği konusunda ise herhangi bir bilgi
verilmedi. Daha önce yaşanan en büyük saldırı 29 Ağustos tarihinde
Necef'te gerçekleşmiş ve aralarında Ayetullah Muhammed Bakir El Hekim'in
de bulunduğu 85 kişi hayatını kaybetmişti.
Son yaşanan olayla birlikte ABD'nin Irak'ta verdiği kayıpların sayısı
1495 oldu.
|
|
Ateş Lübnan’a sıçradı
Ortadoğu’da 1970’li
yılların ortasından 1990’lı yıllara kadar içsavaşın pençesinde inim inim
inleyen Lübnan, yeniden patlamalarla sarsılmaya başladı. Beyrut’taki
dünkü patlamada eski Başbakan Hariri
hayatını yitirdi. Lübnan’ın eski Başbakanı Refik Hariri, başkent
Beyrut’ta bomba yüklü aracın neden olduğu patlama sonucu öldü. 60
yaşındaki eski Başbakan Refik Hariri’nin hedef alındığı saldırıda,
aralarında Hariri’nin 3 korumasının bulunduğu en az 21 kişi öldü.
Patlama, Beyrut’un batısında deniz kıyısındaki St. Georges oteli
yakınlarında meydana geldi. Saldırı, Hariri’nin konvoyunun geçtiği
sırada düzenlendi. 5 milyar doları nakit olmak üzere milyarlarca dolar
servete sahip olan Hariri, geçen yıl Ekim’de hükümetten istifa etmişti.
Hariri, Suriye birliklerinin Lübnan’dan çekilmesini isteyen muhalefetin
yanında yer almıştı. Lübnan uzun yıllar iç savaşın pençesine düşmüştü.
|
|
İran ve Suriye’den ortak cephe
İran Cumhurbaşkanı
Yardımcısı Muhammed Rıza Aref, bu kararın ABD'nin tehditleriyle baş
etmek için alındığını açıkladı.
Suriye Başbakanı Naci Otri ise görüşmenin, İran ve Suriye'nin
tehditlerle karşı karşıya olduğu hassas bir dönemde gerçekleştirildiğine
dikkat çekti. Otri, iki ülkenin ortak bir cephe oluşturmasının gerekli
olduğunu belirtti.
'CEPHE ABD'YE KARŞI DEĞİL'
Suriye'nin Washington Büyükelçisi İmad Mustafa ise, İran ile kurmayı
kararlaştırdıkları ortak cephenin, ABD karşıtı olmadığını söyledi.
Büyükelçi, "Cephe hiçbir ülkeye, özellikle de ABD'ye karşı değil.
Ülkemiz ABD ile yapıcı ilişkiler için çaba gösteriyor. Biz ABD'nin
düşmanı değiliz ve böyle bir düşmanlığın içerisine çekilmek de
istemiyoruz" dedi.
'İSTİKRARI BOZAN ÜLKE'
ABD, Lübnan eski Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesinden sonra Şam
büyükelçisini de geri çekme kararı almış ve Suriye'yi, "istikrarı bozan
ülke" olarak tanımlamıştı.
İran'ın nükleer silahları bulunduğunu öne süren Başkan Bush yönetimi,
İran'a ilişkin diplomatik çözüm istediğini, ancak askeri müdahale dahil
her türlü seçeneğin masada bulunduğunu belirtiyor.
|
|
Çeçenistan’da Rus yanlısı yönetimin 3 polisi öldürüldü
Rus işgali altında ki Çeçenistan'ın güneyinde meydana gelen çatışmalarda
Rus yanlısı yönetimin 3 polisi öldü. Alınan bilgilere göre, Çatışmanın,
Nozhay Yurt bölgesinde devriye gezmekte olan polis ve Çeçenistan
başkanlık koruma görevlileriyle direnişçiler arasında patlak verdiği
bildirildi.
|
|
Filistin’e 1.2 milyarlık
Yardım sözü
İngiltere'nin başkenti
Londra'da, Filistin yönetimine uluslararası destek ve çeşitli
reformların sağlanması için verilen konferansta, Filistin'e 1.2 milyar
dolarlık yardım sözü verildi.
23 ülke temsilcisinin katıldığı toplantıya İsrail katılmazken,
konferansın açılışında konuşan İngiltere Başbakanı Tony Blair,
"Ortadoğu'daki barışın sağlanması için 2 devletli bir çözüm arayışı
içinde olacaklarını söyledi. Zirveye katılan Filistin Devlet Başkanı
Mahmud Abbas ise, "Bağımsız ve demokratik bir Filistin Devleti'nin
kurulması ve 1967 işgaline bir son verilmesi hakkı ve uluslararası
yasallık temelinde yapılan barış için ve başarılı geçen müzakerelerde
İsrail ile uzlaşma ruhunun geri dönmesini umut ediyoruz" diye konuştu. |
|
Çin’de geçen yıl 6 binden fazla kişi maden ocaklarında can verdi
Çin'in kuzeydoğusunda
bir kömür madeninde meydana gelen grizu patlamasında 203 madenci öldü
Alınan bilgilere göre, Çinli yetkililer, Liaoning eyaletinde bulunan
Fuşin bölgesindeki madende meydana gelen patlamada 203 madencinin
öldüğünü, 22'sinin yaralandığını söylediler.
Grizu patlamasının yerin 242 metre altında meydana geldiği belirtildi.
Çin'de geçen yılki maden kazalarında, resmi verilere göre 6 binden fazla
kişi hayatını kaybetti. Ancak, Çin hükümetinin açıkladığı bu rakamların
gerçeği yansıtmadığı hiçbir güvenlik tedbirlerinin alınmadığı maden
ocaklarına çok daha fazla kişinin hayatını kaybettiği tahmin ediliyor.
|
|
Çin'in askerî
yapılanması ABD’yi tehdit ediyor
Amerikan Merkezi Haber
Alma Teşkilatı CIA'dan yapılan bir açıklamada, dünyanın en kalabalık
ülkesi Çin'in askeri modernizasyonu ve ordu yapılanmasının Asya'daki
dengeleri bozduğu ve bölgedeki ABD güçlerini tehdit ettiği ileri
sürüldü.
Konu ile ilgili açıklama yapan CIA Direktörü Porter Goss, "Çin ordusunun
modernizasyonu ve askeri güç takviyesi, Tayvan Boğazı'ndaki stratejik
dengeleri bozabilir" dedi. ABD'ye yönelik tehditlerin değerlendirildiği
CIA Komite toplantısında açıklamada bulunan Goss ayrıca, "Çin ordusunda
gelişen kapasite, bölgedeki ABD güçlerini tehdit ediyor" şeklinde
konuştu.
|
|
Hisarcık’ta kanser vakaları
arttı
Kayseri’nini 5 bin 600
nüfuslu Hisarcık beldesinde son yıllarda kanser hastalığı ndeniyle
meydana gelen ölüm olaylarının arttığı bildidirildi. Belde Belediye
Başkanı Ali Veral, yaptıkları araştırma sonunda son beş yıl içinde ölen
172 kişinin yüzde 95’inin kanser hastalığı sebebiyle hayatını
kaybettiğini belirterek, şu ana kadar kanser hastalığının neden
kaynaklandığına dair ne Sağlık Müdürlüğü nede Erciyes Üniversitesi
tarafından ciddi bir araştırmanın yapılmadığını kaydetti.
Belde halkı da yıllardır bir çok kanser vakasını duyduklarını ifade
ederek, kanser hastalığının sebebini beldede bulunan iyot eksikliğine
bağlıyor.
Ancak, uzmanlar yaptıkları açıklamalarla; İyot eksikliğinin kansere
neden olmayacağını belirterek, “ ileri derecede iyot eksikliği tiroid
bezlerinde radyayona duyarlılığı arttırır ve bu bazen tiroid kanserine
neden olur”dediler.
Hisarcık Beldesin de de genellikle akciğer, mide ve bağırsak kanseri
sıklıkla görülüyor. |
|
Kayseri'nin Kent Ormanı Olacak
Kayseri Büyükşehir
Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, Kayseri'nin ilk kent ormanına sahip
olacağını söyledi. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki,
Kayseri'ye yapılacak kent ormanı hakkında basın mensuplarına bilgi
verdi. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, İstanbul ziyaretinde
Kayserili işadamı tarafından Kayseri'ye isminin konulması şartıyla kent
ormanı yapacağını belirterek, "Adana bölgeye bağlı olan Kayseri
Kıranardı Şelalesi toplam 850 bin metrekareye sahiptir. Kayseri
Büyükşehir Belediyesi olarak biz bu bölgeyi devraldık ve bu bölgeye kent
ormanı yapmayı planladık. Geçtiğimiz günlerde İstanbul ziyaretimde
Kayserili işadamı Kadir Has ile konuşmamızda kent ormanı yapmayı
planladığımızı söyledik. Kadir Has ise isminin konulması şartıyla kent
ormanı yapılması için destek verebileceğini belirtti" dedi. Kayseri
tarihinde ilk kez kent ormanı yapılacağını söyleyen Başkan Özhaseki, "Bu
850 bin metrekare üzerine yapılacak olan kent ormanı, Kayseri'de bulunan
bütün parklara eşit olacak. İnşallah bu yaz inşaatına başlanılacak bu
orman projesi, vatandaşların buraya gelip iyi bir vakit geçirebilmesi
için uygun olacak" şeklinde konuştu.
|
|
Çin tarım ihracatını da vurdu
Uludağ Yaş Sebze Meyve
İhracatçıları Birliği Başkan Vekili Özkan Kamiloğlu, meyve ve sebze
ihracatının her ay düştüğünü, Çin'in birçok sektör
gibi tarımı da etkilediğini söyledi. Uludağ Yaş Sebze Meyve
İhracatçıları Birliği Başkan Vekili Özkan Kamiloğlu,
Bursa Defteri (BURDEF) tarafından düzenlenen AB sürecinde tarım
sektörünün yaşadığı sıkıntıların ele alındığı toplantıda yaptığı
konuşmada, "Medeniyet projesi olan AB, Türkiye'yi ileriye götürecek ama
tarıma hiçbir şey kazandırmayacak" dedi. Tarımdaki ihracatın yüzde
60'ının AB ülkelerine yapıldığını anlatan Kamiloğlu, Türkiye'nin birliğe
girdikten sonra bir ürünün yurt dışına gidişinin şehirlerarası
satılmasından farkının olmayacağını belirtti. Türkiye'nin en büyük
ihracat yaptığı ürünlerden salça, çilek ve kirazda pazar payının Çin
tehdidinde olduğunu vurgulayan Kamiloğlu, "Çin'den Türkiye'ye salça
geliyor.
Üstelik gelen salça İzmir'de paketlenip, Türkiye pazarına satılıyor.
Çin, ucuz çilekle de Türkiye'nin bu üründeki ihracatını baltalamaya
başladı. Kirazda da bu ülkenin ürünleri piyasaya yavaş yavaş çıkmaya
başladı. Özellikle genç ağaçlara sahip Çin, 2-3 yıl içinde birçok
tarımsal ürünle piyasaları sarsmaya başlayacak. Çin'den gelen ürünlerin
maliyetleri çok düşük. İthalatçı bir sent ucuz ürün bulduğunda,
tercihini anında değiştiriyor.
Çin'le birlikte Hindistan'ın da tarımsal üretime ağırlık vermesi,
Türkiye'yi AB müzakereleri sürecinde tarım politikalarının yeniden
yapılandırılması sırasında olumsuz yönde etkilemesinden korkuyorum" diye
konuştu. Kamiloğlu, armudun bu yıl hastalıktan dolayı ihraç
edilemediğine, şeftali üretiminin ise sürekli düştüğüne dikkat çekerken,
Bursa'nın meyve ihracatında sürekli geriye gittiğini vurguladı. |
|
Kayseri SSK, Devlet Hastanesiyle birleşti
Sağlık Bakanlığı'nın dönüşüm
programı çerçevesinde Kayseri SSK Hastanesi, Devlet Hastanesi bünyesinde
hizmet vermeye başladı.
SSK Bölge Hastanesi Başhekimlik binasında yapılan devir teslim törenine,
İl Sağlık Müdürü Dr. İzzet Kavafoğlu, Devlet Hastanesi Başhekimi Dr.
İsmail Tamer ve sağlık çalışanları katıldı. Törende SSK Başhekimi
İbrahim Kahraman'a çiçek takdim edildi. Törende ilk konuşmayı yapan İl
Sağlık Müdürü Dr. İzzet Kavafoğlu, "Sağlık Bakanlığı'nın başlatmış
olduğu sağlıkta dönüşüm programı dolayısıyla, SSK Hastanesi'nin Devlet
Hastanesi'yle birleşmesi sonucu, vatandaşlarımız daha rahat bir şekilde
muayene olacaklar ve ilaçlarını da istedikleri yerden alabileceklerdir"
dedi.
Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. İsmail Tamer ise bu geçiş sayesinde bir
takım zorluklarla karşılaşılacağını
fakat şeffaf bir şekilde halledileceğinin altına çizerek, "Hasta sayımız
ikiye katlanacaktır. Biz bu çalışmalarımızı hızlandırarak sıkıntıları en
aza indireceğiz. Hastanemizde bulunan eczanelerimizin kuyruk sorununu
bitirdik, artık eczanelerimiz kapandı" diye konuştu.
Son olarak kürsüye gelen SSK Hastanesi Başhekimi Dr. İbrahim Kahraman,
SSK Hastanesi'nin Devlet Hastanesi ile birleşmesiyle hastaların yaşadığı
sıkıntının bittiğine işaret ederek, tek çatı altında hastanelerin daha
iyi hizmet vereceğini kaydetti.
Konuşmaların ardından SSK Bölge Hastanesi Başhekimi Dr. İbrahim
Kahraman, görevini Devlet Hastanesi Başhekimi Dr. İsmail Tamer'e
devretti.
|
|
Misyonerliğe Tepki
Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) İzmir Konak İlçe
Teşkilatı, son zamanlarda arttığı ifade edilen Misyonerlik
faaliyetlerine karşı Kuran'ı Kerim dağıtarak tepkisini dile getirdi.
Alsancak semtinin en işlek caddesi olan Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde bir
masa açan MHP Konak İlçe Teşkilatı, vatandaşlara ücretsiz Kuran'ı Kerim
ve Türk Bayrağı dağıttı. Vatandaşların Kuran'ı Kerim ve bayrak almak
için izdihama neden olduğu eylemin amacını açıklayan MHP Konak İlçe
Başkanı Merih Cerit, son zamanlarda kendilerini arayan bazı
vatandaşların, 'Vatan elden gidiyor, dinimize saldırıyorlar. Siz
neredesiniz, gençlerimizi kandırıyorlar' şeklinde tepkiler dile
getirdiğini söyledi. Cerit, "Evet kimse korkmasın ama herkes uyanık
olmalı, bugün küçücük çocuklarımıza kadar uzanan, masumane bir
faaliyetmiş gibi gösterilmeye çalışılan misyonerlik çalışmaları, açılan
kilise evleri, bedava dağıtılan İncil'lerle tehlikeli bir noktaya
varmıştır. Dağıttıkları İncil'lerin son sayfalarındaki haritalara
bakarsanız, ne kadar ciddi bir tehlike arz ettiğini daha iyi anlarsınız"
dedi.
Cerit, milliyetçi insanlar olarak bu tür faaliyetlere izin
vermeyeceklerini belirterek, tepkilerini dile getirmek için de Kuran'ı
Kerim ve Türk Bayrağı dağıttıklarını söyledi. Eylem sırasında yaklaşık
400 adet Kuran'ı Kerim ve bayrak dağıtıldı.
|
|
Hocalı Katliamının 13.
yıldönümü
Bugün tüm dünya
Azerbaycanlıları, Hocalı katliamının 13. yıl dönümü nedeniyle
şehitlerini anıyor. Azeriler sabahın erken saatlerinden itibaren
geldikleri Bakü'nün Hocalı Caddesi'ndeki "Hocalı Soykırımı" anıtı önüne
çiçekler bırakıp şehitleri andılar. Şehitleri ananlar arasında
Azerbaycan Başbakanı Artur Rasizade, Parlamento Başkanı Murtuz Aleskerov,
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı İdari Başkanı Ramiz Mehtiyev, İç İşler
Bakanı Ramil Usubıv, Savunma Bakanı Sefer Abiyev, hükümetin diğer
bakanları, yabancı ülke büyükelçileri ile binlerce Azeri vatandaşı,
şehitleri anmak üzere Hocalı anıtı önünde toplandı. Kalabalık topluluk
anıt önüne çiçekler bırakıp, saygı duruşunda bulundu.
"Hocalı Soykırımı Şehitleri"ni ananlar arasında bulunan Azerbaycan
Cumhuriyet Savcısı Zakir Garalov, "Hocalı soykırımı ile ilgili ve 1988
yılından bu yana Azerbaycan halkına karşı Ermeniler tarafından
gerçekleştirilmiş cinayetler araştırılmaktadır. Neticeler ilk fırsatta
ulusal mahkemeye sunulacaktır" şeklinde konuştu. 1992 yılının 26 Şubat
gecesi Ermeni birlikleri Azerbaycan'ın Hocalı şehrine saldırarak, şehir
halkından 613 kişiyi öldürmüş, 150 kişi kayıplara karışmıştı. Saldırıda
bin 275 kişi de esir almış ve bin kişi ise vücutlarının çeşitli
yerlerinden yaralanarak özürlü bırakmıştı.
|
|
ABD’de yaşayan
Türkler gelecekten umutsuz
Anadolu'nun Genç
Liderleri (AGL) Hareketi öncüsü Tuna Bekleviç, ABD'deki 14 eyalette
Türkler üzerinde
yaptıkları bir araştırmanın, yeni kıtada şanslarını deneyen Türkler'in
geçtiğimiz yıllara oranla gelecekten çok daha umutsuz olduklarını
gösterdiğini bildirdi.
Anket çalışması, Türkler'in 2002 yılına göre gerek karşı lobilerin
etkinliği, gerek cemaat ve tarikatların etkisiyle çok büyük bir
umutsuzluk içerisinde olduklarını ortaya koydu.
Eyaletlerde derneklerin bir çoğunun tabela partilerini aratan hale
geldiğini görmekten büyük bir üzüntü duyduğunu ifade eden Bekleviç, 2002
yılına göre Türkler'in derneklere katılmak yerine uzaklaştığını
gördüklerini kaydetti.
Ankette, Türkler'in en önemli sorunları lobi faaliyetlerinde
yetersizlik, bir araya gelememe, tarikatların etki alanının genişlemesi
ve karşı lobi faaliyetleri olarak belirtilirken, Türkiye'ye dönmek
isteyenlerin oranı yüzde 55 olarak gerçekleşti. |
|
“Bağımsızlıktan vazgeçmek
şerefsizliktir”
KKTC halkı içinde iki
kesimlilik, eşit egemenlik gibi konularda fikir birliği olduğunu
söyleyen Denktaş, referandumda çeşitli nedenlerle evet oyu
kullananların, tek tek sorulduğunda devletin ortadan kalkmasını
istemediklerini belirttiklerini hatırlatarak, ''Bağımsızlığımıza sahip
çıkmak gerekir, bunun aksini kimse söyleyemez" diye konuştu.
KKTC'nin bağımsızlığından fedakarlık edemeyeceğini, aksi takdirde Rum
kesiminin bir azınlığı olarak kabul edileceklerini kaydeden Denktaş,
Kıbrıs sorununa doğru bir teşhis konması gerektiği yönündeki çağrısını
tekrarladı.
Denktaş, Rum kesiminin "Kıbrıs'ın meşru hükümeti" unvanını kullandığı ve
bu unvan kabul gördüğü sürece, Kıbrıs'ta çözüm amaçlı müzakerelerde
masaya oturması için neden olmadığını söyledi. Denktaş, ''Motivasyon,
neden ve ceza yoktur, ceza hep bize kesilmektedir" dedi. KKTC
vatandaşlarının seçimlere "bağımsız devletlerinin makamlarını
seçeceklerinin güveni içinde" gitmeleri gerektiğini belirten Denktaş, 20
Şubat Pazar günü yapılacak seçimlerde KKTC vatandaşlarına karma listeden
oy vermek yerine, siyasi partilere mühür vurmaları çağrısı yaptı.
Denktaş, BM Genel Sekreteri'nin eski Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De
Soto'nun son dönemde verdiği röportajlarda, Rum yönetiminin kendisini
hayalkırıklığına uğrattığına dair ifadelerinin hatırlatılması üzerine,
De Soto'nun "sonradan uyanmasının" kendisini hiç ilgilendirmediğini
belirtti. |
|
Fırat Üniversitesinden Slovakya’ya
kınama
Elazığ Fırat Üniversitesi Senatosu, 30 Kasım 2004 tarihinde Slovakya
Ulusal Meclisi'nin 'Sözde Ermeni Soykırımı' iddialarını tanımasına
ilişkin kararını kınadı.
Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. M. Hamdi Muz başkanlığında toplanan
üniversite senatosu, yayınladığı yazılı açıklamada, Slovakya Ulusal
Meclisi'nin kararını isabetsiz ve talihsiz olarak değerlendirdiklerini
açıkladı. Senato, tarihi gerçeklere ters düşen Ermeni soykırımı
iddialarını destekler nitelikte alınan kararı taraflı bulduklarını ifade
eden Muz, kararın Türk-Slovak ilişkilerini zedelemekten başka hiçbir işe
yaramayacağını söyledi.
Fırat Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hamdi Muz, alınan bu kararı Türk
milletine yapılmış büyük bir haksızlık olarak gördüklerini belirterek,
"Türk milleti, tarihinin hiçbir döneminde soykırım gibi insanlık dışı
bir eylemi işlemediği gibi, Kurtuluş Savaşı'nı gerçekleştirerek
emperyalistlerin zulmüyle inleyen mazlum milletlerin rehberi
olmuştur”dedi
|
|
Kerkük’ün Türkmen şehri olduğu Osmanlı arşiviyle ispatlandı
Osmanlı arşiv belgeleri,
Kerkük'ün bir Türkmen şehri olduğunu gösteriyor. Kanuni Sultan Süleyman
dönemine ait 111 numaralı Kerkük Livası Tahrir Defteri'ne göre, o
dönemde Kerkük'ün yüzde 90'ını Türkler oluşturuyor. Osmanlı arşivinden
çıkarılan tarihi belgeler, Kerkük'ün bir "Kürt şehri" olduğunu iddia
eden Kuzey Irak'taki Kürt liderler Celal Talabani ve Mesut Barzani'yi
yalanlıyor.
Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kerkük'te yapılan
nüfus sayımı, Kerkük'ün yüzde 90'ının Türkler'den oluştuğunu ortaya
koydu.
Kanuni döneminde Osmanlı topraklarına katılan Kerkük, daha önce de
Türkmenler'in elinde olduğu için "Gökyurt" olarak kayıtlara geçirildi.
Türkiye Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Kerkük'ün nüfus
yapısını ayrıntılı olarak gösteren 111 numaralı Kerkük Livası Tahrir
Defteri'nin orijinalini kitap haline getirerek yayınladı.
Kerkük'e ait tarihi tek belge olan bu defter, Tapu ve Kadastro Genel
Müdürlüğü Kuyud-ı Kadime Arşivi'nde bulunuyor. Kanuni döneminden
günümüze aslı muhafaza edilerek kalan Osmanlı arşivindeki bu tarihi
defter, 83 yaprak ve aralarına yerleştirilen vassalalerden oluşuyor.
Kerkük’te ki Gayrimüslim nüfusun 150'sini Yahudiler'in, kalan 180'ini
Hıristiyanlar'ın oluşturduğu belirtiliyor. 6 bin 690 olarak belirlenen
"Müslüman" çoğunluğun etnik dağılımı dikkate alındığında, o tarihte
Kerkük'te 6 bin 558 Türk, 54 Kürt ve 33 Arap erkeğin yaşadığı ortaya
çıkıyor. Bu tarihi defterde yer alan isimlerin çoğunluğunda Türk
isimleri olduğu görülüyor. Kitapta, bu durum şöyle anlatılıyor:"Kerkük
sancağındaki Müslüman ahalinin isimlerine baktığımız zaman genelde
Türkler'in kullandığı ve Şia mezhebinin etkisiyle verilen 'Şahkulu,
Hasankulu, Şahali, Haydarkulu' gibi isimler olduğu görülecektir. Bu
isimler aynı tarihlerdeki Diyarbakır, Karaman, Anadolu, Rumeli ve Arap
eyaletlerine ait tahrir defterinde bulunan isimlerle karşılaştırıldığı
zaman bu bölgede daha yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun sebebi
bölgenin daha önceki Safeviler'in elinde ve Şia (Şii) mezhebinin merkezi
konumunda olan Irak'ta bulunması sebebiyle ahalisinin büyük çoğunluğunun
Şia mezhebine mensup olmasından kaynaklanmaktadır"Kerkük'teki Türk
boyları defteri, Kerkük'teki cemaatlerle ilgili bilgilere de yer
veriyor.
Bunlar arasında Oğuzlar'dan Bozoklar'a bağlı olan Döğer, Oğuzlar'ın
Bozok koluna bağlı Bayat kolundan olan Karaca Bayad, Oğuzlardan
Bozoklar'a bağlı Bayat boyundan Siyah Mansur gibi cemaatlerin olduğu
ortaya çıktı. Osmanlı arşivinde bölgedeki aşiret kavgaları da ayrıntılı
olarak anlatılıyor. |
|
Hollanda'da Türkler, çocuklarına Türkçe eğitmelerini kendileri veriyor
Hollanda hükümetinin, uyumu engellediği gerekçesiyle parasal desteği
kesmesinin ardından geçtiğimiz Ağustos ayında ilkokullardan kaldırılan
Türkçe dersler, "Türkçe için el ele" kampanyasıyla bazı bölge
okullarında yeniden başlatıldı. Nejmegen, Tilburg ve Ede şehirlerindeki
Türk velilerin ısrarlı talebi üzerine belediyelerin de yardımıyla
yeniden başlatılan kurslarda, Türkçe derslerinin yanı sıra, çocuklara
Kuran-ı Kerim eğitimi de veriliyor.
Derslerin okul saatleri dışında verilmesi, finansmanının ise veliler
tarafından karşılanması kararına bağlanan dersler hakkında açıklamada
bulunan, Hollanda'da Türkçe öğretmenliği yapan İbrahim Gülkara, "1997'de
Hollanda'ya geldim. Türkçe öğretmeni olarak görev yapıyorum. İlk
yıllarda "Anadil ve Kültür" adı altında ders veriliyordu. Bir süre sonra
sadece Türkçe dersi olarak kaldı. 1998 yılından beri yalnızca Türkçe
dersi veriliyor. Kültür dersleri kalktı" dedi.
|
|
|
|
|
|
|
|