Yukarı
ŞEN OZAN
Prof.Dr.T.Gülensoy
Prof.Dr. M. Metin Karaörs
Prof. Dr. S.Mahmut Kaşgarlı
Yrd. Doç. Dr. İklil Kurban
Selahattin Tekizoğlu
Hızırbek Gayretullah
Av.Sadun Köprülü
A. Şekûr TURAN
A.Mecit Avşar
Dr. Fatih KARAYANDI
Baybars Gülensoy
Müge Çetinkaya
Erkinbeğ Uygurtürk

Yakın Plan

ABDULMECİT AVŞAR

 

Böyle bir eziyet görülmedi

Eylül 2008 50. Sayı

 

Dünya tarihinde belki de böyle bir baskı ve eziyet hiçbir zaman görülmedi. Çin'in yaptığı baskı ve zulümleri zaten biliyorduk ama bu eziyeti duyunca insanın küçük dilini yutası geliyor.
En büyük teması barış ve kardeşlik olan olimpiyat oyunlarını hiç de hak etmemesine rağmen alan Çin, bunu bile zulüm için araç olarak kullanmış. Öyle ki, kullanış biçimi bile insan haklarına hatta insanlığa yakışmayacak cinsten.
Geçenlerde bir resmi gezi için Çin'e giden sevdiğim bir büyüğümün anlattığına göre Pekin'de karşılaştığı Uygur Türkü bir gencin kendisine anlattığı olayı anlattı. Doğu Türkistan'da camilere olimpiyat oyunları boyunca olimpiyat bayrağı ve Çin bayrağı asmayan imamlara ve cemaatine ceza veriliyormuş. Bu yüzden insanlar hapislere atılıyormuş.
Olimpiyat ruhuna bağdaşmayan, insanoğlunun belki de en önemli hakkı olan inanma hakkını elinden alan bir olay. Hem de bütün dünyanın gözü önünde yapılan bir büyük spor organizasyonunun olduğu günlerde bu zulüm gerçekleştiriliyor.
Çin olimpiyatları bahane ederek yüzlerce Doğu Türkistanlı genç insanı ya kurşuna dizdi ya da zindanlara çürütmek için attı. Öyle ki, olimpiyat oyunlarını sabote edecek bahanesiyle 15 yaşındaki iki kız çocuğunu yakalayıp, hapse attı. Belki de çoktan kurşuna dizmiştir.
Olimpiyat oyunları boyunca Doğu Türkistan'a giriş ve çıkışları kapatan Kızıl Çin yönetimi, orada her türlü baskı ve zulmü yapmaya devam ediyor. Kendisinin uydurduğu terörü bahane edip, yüzlerce insanı sokak ortasında kurşunlayan anlayış, yaptığı bu zulümlerin görüntülenmesini istemediği için hiçbir yabancıyı Doğu Türkistan'a almıyor.
Kapitalist dünyanın büyük şirketlerinin sırf Pazar bulabilmek için Çin'e verdiği olimpiyat oyunlarının misyonuna ve ruhuna uygun olmayan bu davranış, ev sahibi ülkenin işgal ettiği Doğu Türkistan, Moğolistan ve Tibet'teki baskılarının daha da arttırma insanlarını sindirme politikasına bir dayanak oluverdi. Sebebi olimpiyatları baltalamak isteyen ayrılıkçı güçlere karşı mücadeleymiş, sen git onu ölmüş babana anlat derler. Düpedüz bir soykırım hareketinin baş gösterdiğini dünya neden anlamaz o da bir muamma.
Doğu Türkistan Türk'ü olimpiyat oyunları yüzünden dünyada hiçbir milletin görmediği bir zulümle karşı karşıya. Camilerin kapısına ve içine olimpiyat ve Çin bayrağı asmayanlara ceza verildiği nerede görülmüş?
İnsanlık tarihinin en zalim milletine esir düşen Doğu Türkistanlı, Tibetli ve Moğolların çilesi ne zaman bitecek? Dünya bu sahtekâr Çinlilere ne zaman dur diyecek?

 

Ağzı olan konuşuyor, Bilgisayarı olan yazıyor

Ağustos 2008 49. Sayı

Bazı insanlar vardır, isimlerini duyurabilmek için her türlü taklaları atar. Hatta bunun için cami duvarlarına bile işerler. Bir de bunu Türk Milliyetçiliği adına yapmaları yok mu? İnsanı daha fazla üzüyor. Bilgisayarın tuşuna basmayı öğrenen kendi kendine milliyetçilik ve bilgelik ahkâmı kesiyor. Ülke basınının içinde bulunduğu sıkıntı da bu değil mi?
Doğu Türkistan'da yaşanan zulüm ve insanlık ayıbını protesto etmek isteyen bir avuç Doğu Türkistanlının yaptığı protesto gösterilerini yalan ve göstericileri kendilerine yer edinmek isteyen, başka ülkelerin yönlendirdiği kiralık protestocu olduğunu savunan Nazmi Çelenk adında bir yazarın Tercüman Gazetesi'ndeki 1 Temmuz 2008 tarihli yazısını okudum. Biraz araştırma yapınca bu zatı muhteremin İstanbul MHP İl Teşkilatı'nda görevli birisi olduğunu da hayretler içinde öğrendim.
Adam sözüm ona, milliyetçi ve Türk Milleti'ni savunuyor. Çelenk Bey, Doğu Türkistan'da yaşanan olayları hafife alıyor, bunları protesto edenleri ise bir takım ülkelerin paralı askerleri olarak lanse etmeye çalışıyor. Bunu da Türk Milliyetçiliğini ve milletini korumak için yaptığını zannediyor. İnsan yazıyı okuyunca ne kadar zavallı bir kişilikle karşı karşıya kaldığını anlıyor.
Kendisini Türk olarak lanse etmeye çalışan kişi, sözüm ona Türklüğü savunma adına Çin devletinin iddialarını yansıtıyor. Ninnilerinde bile Doğu Türkistan zulmünü dinleyerek büyüyen birisi olarak, köşesi olan ve sadece bilgisayar bildiği anlaşılan Çelenk Bey’in, yazısını okuyunca 1997 yılında Çin devletinin dünyada Doğu Türkistan davasını savunanları susturabilmek için ayırdığı 10 milyar dolar para akla geliyor. Hani, kiralık protestocular var iddiasına karşılık Çin'in, Türk'ün kanayan yarası olan Doğu Türkistan'ın haklı davasını baltalamak için ABD'nin kullandığı yöntemi kullandıysa diye insanın aklından geçmiyor değil.
Hayatında Doğu Türkistan'ın gerçekleri hakkında tek kitap okumadığı ya da bu davayı yürütmeye çalışan insanlarla tek kelime bile konuşmadığı net olan Çelenk Bey, gelen tepkiler üzerine 180 derece çark etmiş. Yazdıklarını adeta inkâr etmiş. Güya özür dilemiş. Yazdığı yazıyla milyonlarca şehidin hakkını yiyen, Türk Milleti'nin bir parçasının davasına hakaret eden bu şahıs vicdanlarda elbette ki affedilmez.
Irak'ta yakılan camileri gündeme getiren Çelenk, acaba Doğu Türkistan ile ilgili genelge çıkaran hükümete, Çin devlet başkanına devlet nişanı takan hükümete karşı ne gibi bir tepki vermiş? Merak ediyorum.
Doğu Türkistan Davası Türk Milleti'nin asil evlatları ile dünyadaki tüm Müslümanların davasıdır. Çelenk Bey, orada yapılan zulmü protesto edenlere kiralık diyeceğine, kendisini Türk zanneden, Türklük davası yaptığını zannedenlerin neden suspus kaldığını ve protestoların neden yüz binlerce insanla yapılmadığını kınamalıydı.
MHP'li yetkililer, Müslüman Türk'ün en büyük kanayan yaralarından birisi olan Doğu Türkistan Davası'na bu kadar hakaret eden bir insanı teşkilatlarında tutmamalı. Bu partinin misyonuna ters.
Çelenk Bey'in yaptığını asil Türk Milleti'nin hiçbir ferdi yapmaz. Şiddetle kınıyor ve kiralık protestocu iddiasını kendisine iade ediyorum.
Yüce Türk Milleti bu davayı iyi bilir. Bu davaya ihanet edenler de Allah'ın izniyle iki dünya da gereken cezayı görür. Doğu Türkistan gerçekleri birilerinin zoruna da gitse, engellemeye de çalışsalar Allah'ın izniyle bağımsızlığa kadar gidecektir.
Doğu Türkistan Türk'ün vatanıdır, ebediyete kadar da böyle olacaktır.

TÜRK DÜNYASI MASALLARI

 

Kocasinan Belediyesi okullara kitap bağışı yapıyor. Son zamanlarda iyice unutulan, zaten ülkemiz insanının ihtiyaçları arasında en son sıralarda gelen kitap konusunda iyi bir kampanya başlatmış. Belediye görevlerinin arasına böyle bir icraat sokması da ayrı bir güzelliktir.
 

Son dağıtımda 5 bin adet Türk Dünyası Masalları kitabını okullara hediye etmiş. Gerçekten hem kitap hediye kampanyası hem de Türk Dünyası Masalları kitaplarının seçilmesi müthiş güzel bir olay.
 

Türk insanın kitap okumamanın yanı sıra kendi tarihi ve kültüründen de geri kalmaya başlamış, Masallarımızın kahramanları voltran, betman, örümcek adam, süperman veya zorro olmaya, çocuklarımız da bu kahramanlara benzeme çabalarına girmiş durumda.
 

Televizyon ve yaygın basın olarak adlandırılan bazı gazetelerde yer alan bu tür çizgi roman ve hikâyeleri sık sık yayınladıkları için çocuklarımızın kahramanları da bu tür kahramanlar oluyor. Bir millet kendi kültürünü başka milletlere dikte etmek için sinema, çizgi film ve kitaplarını ortaya sürüyor.
Harry Potter diye bir kahraman ürettiler, sinemalarıyla cadılığı milletlerin çocuklarının beynine kazıdılar. Adamların işi gücü tüm güçleri bir takım bilinmeyen safsata veya şeytana mal etmek. Neredeyse yaratmayı bile bir yerlere yamayacaklar. Müslüman Türk çocuklarının kafalarını bu tür düşüncelerle boyamanın acı meyvelerini onlarca yıl sonra bu ülke ve millet çekecektir.
 

Bu yüzden Kocasinan Belediye'nin yaptığı icraatı alkışlamak ve tebrik etmek gerekir. Belediye seçtiği Türk Dünyası Masalları ile Dede Korkut'u, Keloğlanı, Hasrettin Hocayı daha nice kahraman Türk figürlerini çocukların tanımalarına ve sevmelerine vesile olacaktır. Çocuklar, bu kitaplarda insanlığı, yardım severliği, hayata güzel bakmayı ve lezzet almayı öğrenecektir.
 

Belediyelerin bu tür etkinliklerde bulunması, toplumun bilinçlenmesi ve birlikteliğinin sağlamlaşması adına çok öneli bir katkıdır. Belediyeler sadece alt yapı ve kaldırım yapan, çim eken birimler değildir. Kayseri belediyeleri örnek olarak hem kitap okuma kampanyalarında hem de tiyatro gibi etkinliklerle Türk kültüründen örneklerle gençlerin ve çocukların yetişmesine katkı sağlıyor.
 

Türk İslam kültürünü bilen ve onları seven bir nesle her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var bu milletin. Millet olarak, geçmişimizi ve kültürümüzü en iyi öğrenebileceğimiz kaynakların başında masal kitapları geliyor. Bu konuda yapılan destek ve çalışmaların arttırılması şart. Hatta bu masalların çizgi film olarak televizyon ekranlarına aktarılmasında belediyelerin mutlaka katkısı olmalı. Bir Çanakkale destanının televizyona çizgi sinema olarak aktarılmasında önemli rol oynayan İstanbul'daki bir ilçe belediyesinin tarihimize ve kültürümüze ne kadar önemli bir katkı sağladığını izleyenler mutlaka anlayacaktır.
 

Türk Dünyası masalları kitaplarını okullara bağışlayarak çocukların kültürlerini tanıma adına büyük destek veren Kocasinan Belediyesi ve Başkanı Bekir Yıldız'a teşekkür ederken, bu kitapların okul yetkilileri tarafından da raf süsü olarak kullanılmayıp amacına uygun bir şekilde öğrencilerin istifadesine sunulacağını umuyoruz. Aksi taktirde bu güzel hizmet boşa gidecektir.

 

 

 

İDEALİST OLMANIN ÖNEMİ

 

Her insanın ve milletin mutlaka bir ideali vardır. Doğu Türkistanlı olarak bizlerinde tek ideali, Çin zulmü altında ezilen 35 milyon Müslüman Türk kardeşimiz ve Aziz vatanımızın istiklâlidir Bu aynı zamanda bir ideal olduğu kadar, Allah (C. C) karşısında hesabını vermek zorunda olduğumuz bir borçtur. İdeali olmayan insanın ve milletin başarılı olması mümkün değildir. Her millet ancak ideali kadar büyür.

Sahip olduğu idealini büyütmek ve gerçekleştirmek amacı ile ciddî olarak gayret gösteren her toplum varlığını da devam ettirme şansına sahiptir. İdeali olmayan toplumun devleti de geleceği de olmaz. Hasbel kader olsa da onlar, uzun ömürlü olmadıkları gibi, emperyalistlerin tutsağı olmaktan kendilerini hiçbir zaman kurtaramazlar. Çünkü dünya var olma savaşını veren ve bu savaşla ayakta durabilenlerin dünyasıdır. Tarihte birçok örneği olduğu gibi, İdeali büyük olan milletler, o yüce idealleri doğrultusunda çalıştıkları müddetçe büyümüşler ve yeryüzünde hâkim güç olmuşlardır. Doğu Türkistan'ın hürriyeti için çalışmak çok zor, fakat çok zevkli bir iştir. Zor, çünkü her insan bu yükü kolay, kolay kaldıramaz Zevkli çünkü, bu işin ucunda Allah'ın rızasını kazanmak vardır. Doğu Türkistan'ı kurtarmak ideali, inanç ister, iman ister, fedakârlık ister. Sadece ağızla Doğu Türkistan'a hürriyet demekle Doğu Türkistan kurtulmaz Doğu Türkistan'ı işgal eden Çinlilerin nüfusu 1,5 milyarmış. Olsun! Çin'in nüfusu isterse 15 milyar olsun, bu sayı inançlı, imanlı Müslüman Türk'ü korkutmaya veya ümitsizliğe düşürmeye yetmez. Çünkü yaratanımız Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de, Müslümanlara şöyle sesleniyor. “Azmettinse gerisini Allah'a bırak” (Al-i İmran 3/ 159)'' , “Allah Müminlerle beraber olduğu sürece, düşmanlarının sayıları ve güçleri çokta olsa, o üstünlükleri fayda etmeyecektir.'' , “Eğer inanıyorsanız üstünsünüz.”

Çeçenlerin direnişleri bu ayetlere en güzel örnek değil mi? Çeçenler, “Biz Müslüman'ız, o zaman Ruslardan daha üstünüz” prensibi ile hareket ederek, daha düne kadar dünyanın süper gücü olarak bilinen Ruslara kök söktürmüyor mu? Çeçenleri ayakta tutan imanları değil mi? Doğu Türkistan'ın kurtuluşu imanlı, inançlı, her şeyini feda etmeye hazır yiğitlerin çoğalması ile mümkündür. Affedersiniz ama sadece yiyen, içen, suya sabuna dokunmayan, Doğu Türkistan için uykusuz kalmayan geceleri ağlamayan, gündüzleri çalışmayan, kısacası her anında Doğu Türkistan'ı düşünmeyen, dert, edinmeyen insanların Doğu Türkistan'a vereceği hiçbir şeyi yoktur.

Doğu Türkistan'ın; ideali büyük olan, Allah'ın ipine sımsıkı sarılan, Doğu Türkistan Davası'ndan Şan, şöhret, para beklemeyen, bütün varlığını bu dava uğrunda feda etmeye hazır ve mükâfatını bu dünyada değil, öteki dünyada bekleyen mücahitlere ihtiyacı vardır.

 

Çin'e karşı durabilmek

 

Doğu Türkistan'ın ebedi düşmanı olan Çin'in yaptığı gelişme ve kalkınmayı göz ardı etmek mümkün değil. Bir zamanların komünist ve içine kapalı rejimin en büyük temsilcisi olan kızıl Çin bugün dünyanın en hızlı gelişen ülkelerin başında geliyor.

Yüzde 12 yıllık büyüme ile yüzlerce milyar dolarlık yabancı sermaye girişi ile büyüyen bir dev Çin. Ekonomik büyümesini, siyasi konumda da geliştiren Çin'in, dünya siyasetindeki yeri de giderek güçleniyor.
Hasmımız, 1960 ve 70'lerin Çini değil. Şimdilerde çok daha fazla büyüyen ve güçlenen bir hasım. Bu hasım karşısında dava yapmanın ne kadar zor olacağı malum ama bu deve karşı mücadele edecek olan Doğu Türkistanlılar olarak da bizim stratejimiz de değişmesi gerekli.

Doğu Türkistanlıların vatan davasından vazgeçmesi tabii ki mümkün değil. Ancak, güçlü düşmana karşı mücadele edebilmek için, güçlü vatanperverlere ihtiyaç olacaktır. Doğu Türkistanlılar, maddi, manevi ve iman bakımından kesinlikle güçlü insanlar olmak zorundalar.
Bu devirde dava yapacak olan insanların, bir kere maddi açıdan zaafı olmayacak. Birkaç bin dolar için namusumuz olan davamızı satmayacak. Hele, hele bazı hainler gibi Çin'e hizmet etmeyi, ekonomik olarak güçlü olup Çin ile mücadele etme bahanesiyle kamufle etmeye kalkmayacak.

Son dönemlerde Çin'e hizmet eden bazı sözüm ona Doğu Türkistanlılar, kendilerini dindar gösterme çabasındalar. Ancak, tarafını belli etmeye gelince, Çin malı satarak düşmanın ekonomisine hizmet etmeyi mubah sayıp, onu öğünerek anlatma aymazlığına düşmektedirler. Buradan dünyadaki tüm vatansever hemşerilerime duyuruyorum. Doğu Türkistan teşkilatları içerisinde görevli oldukları halde kim ki Çin malı satıyorsa bilin ki, içimizdeki en büyük hain ve münafıklar onlardır. Bu münafıklara destek veren herkese bir gün bu dünyada da hele, hele öteki dünyada mutlaka hesap sorulacaktır.
Çin'in ekonomik gücü karşısında korkan, şerefini bir kaç kuruşa satan bu insanların yaptıkları çalışmalar davaya yarar getirmez. Çin ile her türlü münasebeti kurabilecek olan bu satılmışların Doğu Türkistan davası üzerinde meydana getirdikleri ve getirecekleri tahribatları Doğu Türkistan'ın şerefli davası üzerinde Çinliler bile yapamamıştır. Bazı Doğu Türkistan teşkilatları güçlü düşmana karşı hainlerle birlikte hareket etme yolunu seçerek, sözüm ona davaya hizmet ettiklerini zannediyorlar. Bir hareketin başlangıcında ne kadar Doğu Türkistan'ın haklı davası olursa olsun, sonunda Çin ile ekonomik bağlantısı olan, geçimini ve kazancını oraya bağlayabilen ve kendilerine Çin tarafından rahatlıkla vize verilebilen bu münafıklar olursa o teşkilat yanlış yoldadır.

Bağımsız Doğu Türkistan Birliği'ne bağlı insanlar olarak ilk hedefimiz, davamızı kullanarak Çin'e hizmet eden, sözüm ona bizden ama aslında Çinli olan bu çıyanları dünya ve Türkiye kamuoyunda maskesini düşürmek, onların davayı nasıl ranta dönüştürdüklerini herkese ispatlamaktır.

Doğu Türkistan Davası, gerçek Müslüman Türklerin davasıdır. Onlar yaptıkları hizmeti sadece Allah rızası için yaparlar. Davayı kullanarak, bir kuruş maddi veya manevi menfaat beklemezler. Makam için, terfi için, tayin için, şan için şöhret için değil, Allah rızası için Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı için mücadele eden insanlarla, vatanperverlerle bu dava başarılı olacaktır. Allah'ın izniyle bu insanlar vardır. Bu insanlar mutlaka içlerindeki hainlere gereken cevabı verecektir.

 

 

Nevruz'da, Gökbayrak ile hüzünlü sohbet!

 

Nevruz Bayramı'nın Ortaasya'daki Türk Toplulukları'nın hemen hemen tamamında kutlanan bir bayram olduğunu tarihçiler çok iyi bilir. Türkiye'de de son yıllarda, hatırlanan bu bayram özellikle okullar tarafından yapılan etkinliklerle giderek yayılmaya başladı.

Nevruz, baharın gelişini müjdeleyen ve toprağın yeniden canlanışını anlatan, aynı zamanda Ergenekon'dan kurtulan Türk Milleti'nin yeniden dirilip çıktığı gündür bizim için. Nevruz, Anadolu'ya göç eden Türklerin zamanla unuttukları bir bayramdı. Bir takım mihraklar tarafından, farklı amaçlar için kutlanmaya başlaması bu bayrama yeniden dönüşü sağladı. Yani, şerden Anadolu Türkü'ne hayır doğdu.

Kayseri'de de yapılan bu törenlerin bir tanesine katılma fırsatı yakaladım. Arif Molu Anadolu Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi tarafından gerçekleştiren kutlamalar gerçekten muhteşem oldu. Kurulan çadırlar, Nevruz ateşi, Ergenekon'dan çıkışın simgesi olan demir dövülmesi, ip çekme yarışması, yumurta tokuşturma yarışması gibi etkinlikler herkese güzel dakikalar yaşattı. Hele bir de Büyükşehir Belediyesi'nin Mehter Takımının gösterdiği performans yok mu herkesi resmen coşturdu.

Önceki, Nevruz Bayramı kutlamalarında en fazla dikkatimi çeken bütün Türk Cumhuriyet, devlet ve topluluklarının bayraklarının bulundurulduğu ancak birçoğunda Doğu Türkistan'ın Gök Bayrağı'nın olmadığıydı. Bu tabloyu görüp, sinirlerim tepeme çıkar, Türk Milleti'nin tarihi bayramında Büyük Türk Milleti'nin en önemli parçasından birisi olan Doğu Türkistan unutulmasına isyan ederdim. Bu tablo yüzünden yüreğim parçalanır, gözlerime yaş dolardı.
Bu yıl ki törenlere, bir anlamda mecburen katılmak zorunda kaldım. Yine tüm devletlerin ve toplulukların bayrağı olacaktı bizim bayrağımız olmayacak diye düşünüyordum. Alana ilk geldiğimde, pek dikkat etmedim ama programın başlamasına yakın tüm bayraklar protokol önünden geçiş yapmaya başladı. Baktım ki, Gökbayrak'ta kardeşlerinin arasında nazlı nazlı, ama ürkek bir şekilde dalgalanıyordu. O kadar sevindim ki, bu sefer gözlerim sevinçten doldu. Bayrağıma selâm verdim. Gökbayrağı görünce hele hele kardeşlerimin bayraklarıyla bir arada görünce, duygular çok başka oluyor.

Gökbayrağın dalgalanması beni aldı götürdü. Doğu Türkistan'da veya dünyanın neresinde olursa olsun, bağrı yanan, yüreği her zaman burkuk, istiklâlden başka bir şey düşünmeyen Doğu Türkistanlı kardeşlerimi düşündüm. Doğu Türkistan'da, hayatı boyunca bu bayrağın dalgalanmasına hasret kalan, bu bayrağın dalgalanması için canlarını gözlerini kırpmadan veren şehitleri düşündüm, Gözlerimdeki yaş daha da fazlalaştı.
Bayrak mahzun, vatan işgalde dururken içte ve dışta zalim Çinliye hizmet eden sözüm ona Uygur Türkü olduğunu sanan hainleri düşündüm. Hainler aklıma gelince gözlerimdeki yaş kurudu. Yüreğimdeki nefret depreşti. Çünkü bu güne kadar vatanımız esaret altındaysa, bunun sebebi birkaç bin dolara satılan bu alçaklardı.

Doğu Türkistan'ın içinde, Türkiye başta olmak üzere dünyanın bir çok yerinde hareketlenen, başarıya ulaşmaya yaklaşan tüm olayları bu satılmışlar engellemiş yani rant uğruna vatanlarını satmışlardı. Hele hele, bir de sinsice ve pişkinlikle dava yapıyorum ayaklarına yatmıyorlar mı? İnsanı bu çileden çıkarıyor.

Gökbayrak, sanki içimdekini okur gibi, dalgalanmaktan vazgeçti. Hainleri sanki o da protesto etti. O anda dudaklarımdan bir dua döküldü: “Allah'ım Gökbayrağımıza ve vatanımıza hainlik edenleri sana havale ediyorum”

 

 

KISKANDIM, HEMDE ÖLEN BİRİSİNİ

 

Geçtiğimiz haftalarda öldürülen gazeteci Hrant Dink'in, öldürülmesini herkes gibi bizler de tasvip etmedik. Ne olursa olsun bir insanı öldürmek bizim inancımıza göre büyük günahtır.

Ancak. Olaydan sonra yaşanan hadiseler çok ilginç. Dink'in cenazesi birçok insana nasip olmayan bir şekilde kaldırıldı. Cenaze törenini gördükten ve oradaki “Hepimiz Ermeniyiz” sloganlarını dinledikten sonra ne yalan söyleyeyim esir bir milletin temsilcisi yani Doğu Türkistanlı olarak resmen kıskandım. Adam, Türk Milleti'ne hakaret suçundan yargılanan birisi. Ermeni olduğunu ve bundan gurur duyduğunu söyleyen, birisi. Hatta, satır aralarında sözde soykırımı bile savunan birisi. Ancak, ölümünden sonra on binlerce sözüm ona Türk'ün, hepimiz Ermeniyiz şeklinde bağırması, Dink'in hayattayken belki de rüyasında bile göremeyeceği bir olaydı. Aman Allah'ım o ne müthiş bir cenazeydi. Dink öldürüldü, cenazesi kaldırıldı. Ama, Türkiye'deki ve dünyadaki bir çok televizyon ve gazeteler haftalardır onu konuşuyor. Ermeni meselesini ve iddiaları resmen bu şekilde duymayan sağır sultana bile duyuruldu. Birkaç kendini bilmezin yüzünden yapılan bu reklâm beni daha da kıskandırdı.

Neden mi? Dünyanın gözü önünde ve resmen göstere göstere soykırıma tabiî olan bir milletin evlâdı olarak, bu cenaze törenine imrendim. Yanlış anlaşılmasın, elbette ki, törendeki alkışlamalara değil, ama adamın milletine yaptığı hizmete özendim. Eğer, Doğu Türkistan'ı bu kadar dünyaya duyurabileceksem, bir kere değil bin kere öldürülmeyi isterdim. Acı bir gerçek ama bu ülke vatanı, bayrağı ve namusu için ölen şehidine veya değerlerine ne kadar sahip çıkıyor ki, bir Türkistanlı'ya sahip çıksın?

İnsan düşünmeden edemiyor. Bizim ülkemizdeki bazı basın başta olmak üzere, gözleriyle düşünen insanlar kadar, milletinden nefret eden başka bir ülke var mı? Dink'i o kadar anlattılar ki, neredeyse mösyönün resmini Gazi Mustafa Kemal'in resimlerinin yanına asılacağını zannettim.

Bu ülkenin nice evlâtları şehit edildi. Hele hele Ermeniler tarafından şehit edilen, değerli diplomatlarımızı düşününce, cenazede yaşanan hadiselere resmen yüreğim burkuldu. Dink'in öldürülmesi kınanacak ve lânetlenecek bir olay ama acaba başka kimin ölümü davasını ve milletini, üstelik milletinin nefret ettiği bir ülkede bu kadar reklâm yaptı?
Ermeni soykırımı iddiasının yalan ve yanlı olduğunu bilmeyen var mı? Ermeniler bile biliyor ama birilerinin maşası olmuş, yanlışı onlarca yıldır ısrarla savunuyorlar.

Yahu benim, ülkem resmen işgal edilmiş. Milyonlarca insan anne karnındakinden tutun 90 yaşına kadar olanlar işkence ve soykırıma hâlâ maruz kalıyor. Üstelik öz be öz Müslüman Türk. Öldürülmesini nefretle kınadığım bir Ermeni'ye gösterilen bu duyarlılık neden kendi insanımıza kanımıza canımıza gösterilmiyor.

Milyonlarca Müslüman Uygur Türk'ü katlediliyor. Çocuklar, kadınlar ve yaşlılar soykırımın alâsını yaşıyorlar, neden on binler sokağa dökülüp “Hepimiz Doğu Türkistanlıyız” diye slogan atmıyor.
Benim davam dünyaya bu kadar duyurulacaksa, ben Allah için davam için ölmeye hazırım efendiler hazırım. Yeter ki, benim mazlum, benim garip Doğu Türkistan'ım gündeme gelsin. Allah yolunda ölenlere şehit denilmiyor mu? Vatan uğruna, namus uğruna ölenlere şehit denmiyor mu? O zaman ölmek bizim için düğün bayram. O zaman Dink'in ölümünü kıskanırım, hem de ağlayarak kıskanırım.

VAY MİLLETİM VAY! MİLYONLARCA ŞEHİDİN BİLE

BİR ERMENİ GAZETECİ KADAR ETMİYORMUŞ

 

 

İSTİKLÂL ZAMANINA HAZIRLIK!

 

Doğu Türkistan konusunda yaşanan gelişmelere ve dünyada gelişen olaylara bakılınca istiklâl için fazla bir zamanını kalmadığını görüyor insan. Dünyadaki Doğu Türkistanlılar olarak bu konuda yeni stratejiler geliştirmek için çalışmalara başlamalıyız.

Bu çalışmalara başlamak için öncelikle içimizdeki hain ve münafıkları ayıklamak onların maskelerini düşürmekle başlamalıyız. İstiklâl, hain ve tarafı belli olmayan, paranın esirleri, makamın ve mevkinin esiri olan Çin uşaklarıyla elde edilemez. Çin uşaklarının davamıza verdiği zararı kimse vermedi. Başta Türkiye'de olmak üzere dünyanın birçok ülkesindeki bu hainlerin maskelerini düşürdüğümüz zaman vatanımızın istiklâline kavuşması için çok önemli bir adım atmış oluruz. Bu konuda mutlak çok önemli adımlar atarak, kol kırılır yen içinde gibi yanlış bir prensibi bırakıp, maskeli hainlerin maskelerini düşürmeliyiz. Tarafı belli olmayan hainlerin ismi ve mevkisi ne olursa olsun bu insanları Doğu Türkistan toplumu içinden ve Türk Milliyetçileri'nin arasından dışarı atmalıyız.

Allah rızası için çalışan ve davayı kalbinin ve beyninin derinliklerinde hisseden insanlarımızı bir araya toplayarak ciddî bir lobi ve tanıtım kampanyasıyla istiklâl için gereken adımları atmalıyız.
Dünyada Doğu Türkistan Türklerinin ciddi bir birlikteliğe ihtiyacı vardır. Bir amaç ve hedef uğruna her türlü mevkiyi veya makamı terk ederek yapılacak bir kurultayla Doğu Türkistan Türklüğünün sorunlarını ve çözüm yollarını araştırabiliriz diye düşünüyorum.

Çok sevdiğim ve değer verdiğim bir ağabeyimin ifadesiyle bir cemaat olma adına önemli adımlar atmak ve dağılmış Uygur Türklerinin birlikteliği için öncelikle bir dil birliğinin sağlanması gerekliliğini düşünüyorum.
Türk Birliğinin sağlanması ve dünya Türklüğü'nün en önemli kaynaklarından birisi olarak gösterilen Divanı Lügat- ı Türk'ün yazarı Büyük Türk Edebiyatçısı Kaşgarlı Mahmut'un torunları olarak gelişen dünya ile değişen, aynı zamanda dünyanın hemen hemen tüm ülkelerinde bulunan Uygur Türkleri'nin temsilcilerinin katılacağı yeni bir Uygurca Lügat için bir kurultay düzenlenebilir. Bu şekilde hem dünya Uygurları bir araya toplanmış olurlar hem de dilde yeniden bir uyum sağlanır. Modern dünyaya uygun bir Uygur dili ortaya konulabilir.

Doğu Türkistan'ın istiklâli adına atılacak en önemli adımın yolu, birliktelik adına ciddi bir adım atmaktan geçer diye düşünüyorum. Yoksa birilerinin yaptığı gibi zaman zaman toplanıp konuşup, bazı düşman uşaklarını bir takım mevkilere getirerek, ne istiklâl gelir ne de dava ilerler. Birliktelik, ciddi ve Çin'in tarafında olmayan, ona hiç bir şekilde hizmet etmeyenlerle gerçekleşir. Aksi takdirde, bu davâ Çin'in istediği gibi bir mecrada gider. İstiklâl Allah'ın izniyle mutlaka gelecek.

Hem de birilerinin engellemesine rağmen. Herkesin bir hesabı varsa Allah'ın da bir hesabı vardır. Bu böyle biline.

 

Tam Bağımsız Doğu Türkistan için Bismillah!

 

Dünyadaki hemen hemen bütün milletler istiklâllerini kazanmalarına rağmen Doğu Türkistan hala bu konuda boynu bükük duruyor. İstiklâl için yapılan mücadeleler Doğu Türkistan topraklarında devam ederken, hür dünya da yaşayan biz Türklerin yaptıkları çalışmaların bu konuya ne kadar katkı sağladıkları ortada.

Yıllarca davamızı tanıtım adına yapılan çalışmalar bir noktaya geldi. Ancak, hür dünyadaki Doğu Türkistanlılar başta olmak üzere Müslüman Türklerin, anayurdunun istiklâli için ne gibi bir yol izlenmesi konusunda ciddî ve elle tutulur bir çalışmalarının olmadığı da bir gerçek.
Son yıllarda bazı teşkilâtlar önce can sonra vatan sevdasına düşen insanlar tarafından yönetilmeye başlandı. Dava adına mücadele vermesi gereken insanların öncelikle cepleri ve evlerinin doluluğuna bakmaları, davanın 60 yıldan beri süre gelen eksikliklerine parmak basılmasına engel teşkil etti.
Yapılan bazı birlikteliklerin sadece toplanmaktan başka bir işe yaramadığını, dava adına hareket ettiklerini söyleyen bazı insanların samimiyetsizlikleri ve zalim Çinli'lerle doğrudan veya dolaylı olarak irtibatlı olmalarının, yapılan faaliyetleri samimiyetten uzak bir duruma soktuğunu birçok insanımız dillendirmeye başladı.

Pekiyi ne yapılması gerekliydi o zaman? Doğu Türkistan'ın hürriyeti için ne gibi bir strateji izlenmeliydi?

Doğu Türkistan davasının nasıl insanlar tarafından yapılması ve dava adamlarının samimiyetlerinin ne olması gerektiği gibi konularda ciddî bir çalışmanın yapılması ihtiyacı artık kaçınılmaz bir gerçek oldu.
Doğu Türkistan için nasıl bir insan olunması gerektiğinin bilincinde olan bizler, kesinlikle ve kesinlikle midesinden ve kesesinden Çin'e bağlı olmayan insanların vatanın hürriyeti için her şeyini verebileceğini düşünerek, bizleri yaratan Yüce Allah (C.C.)'a sığınarak ve güvenerek, Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlığı yoluna baş koymaya karar verdik. 7 arkadaş birlikte, kol kola ve omuz omuza “BAĞIMSIZ DOĞU TÜRKİSTANLILAR BİRLİĞİ” ni kurduk.
Hepsi pırıl pırıl, mazisi tertemiz, her türlü şaibelerden uzak, ceplerinden çok vatanlarını düşünen, esir vatanları için gözyaşlarını dökmesini bilen, maddi ve manevi bakımdan her şeyi ile bu yola baş koyan genç arkadaşlarla beraber Allah'ın izniyle Doğu Türkistan'ımızın tam bağımsızlığı için işgalci Çinlilerin yüreğine od düşürecek bir meşale yaktık.

Bu davayı yürütürken, büyük Türk Milleti'nin tüm fertlerini yanımızda görmek istiyoruz. Hele hele “önce bağımsız vatan, gerisi yalan” prensibini kendisine düstur edinecek, davayı rant ve şöhret için değil, Allah rızası için yapacak ve kayıtsız şartsız tam bağımsızlıktan başka hiç bir çözümü kabul etmeyecek Doğu Türkistanlıları çatımız altına bekliyoruz.

Çin ile ticari veya başka türlü ilişkisi olan Doğu Türkistanlılara ise, kim olursa olsunlar(!), kesinlikle kapımız da gönlümüz de, davamızın kulvarı da kapalıdır. Bizim kimseye karşı bir ön yargımız olmayacak ama, vatana ihaneti de asla affetmeyeceğiz. Davaya yeni bir açılım, yeni bir soluk getirerek, yolumuza devam etme karalılığındayız.

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği üyelerinin, Allah'ın rızasından başka hiç bir beklentileri yoktur. Bu kutsal çatı altında hiç kimsenin şan ve şöhrete ihtiyacı yoktur. Çalıştıkları yerlerden aldıkları, alın terlerinin eseri olan helal paralarının bir kısmını bu mücadeleye ayırarak tam bağımsızlığa kadar sürecek olan bir yola çıkıldı.

Bizim nefesimiz Allah'ın izniyle hürriyete kadar yetecek güçtedir. Bizler bugünü veya menfaatlerini düşünenlerden olmadan, inşallah vatanımızın tam bağımsızlığına kadar devam edecek bir süreç ve dava da yeni bir milat başlatmak için bu yola baş koyduk. Ve ömrümüzün sonuna dek bu inançla yürümeye devam edeceğiz...

Yola çıkarken, tek güvencemiz Allah (C.C.). O'nun vereceği destek ve yardımın karşısında bırakın Çin'i, bütün dünya bir araya gelse durabilir mi? Allah'ın yardımının olduğu bir yerde en büyük zorluk bile insana vız gelecektir.

Doğu Türkistan Türkleri olarak bize düşen, Allah'ın ipine sarılarak çalışmak, çalışmak ve çalışmaktır. Haklı davamızın başarıya erişmesi, Cenab- ı Allah'ın lütfunu sunması adına gereken çalışmaları yaparak, ona fiili ve kavli dua etmemize bağlıdır.

Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği üyeleri davanın başarıya ulaşması için, dünyalık hediye dağıtılırken en arkada, fakat Allah'ın rızasını kazanma adına hep önde olacaktır. Bizler yapacağımız ve yaptığımız hizmetlerin karşılığını ne Çinin parasından, ne de bir dünya nimetinden almak istemiyoruz. Bizler, yapılan çalışmaların meyvesini Huzur'u İlahi'de, Efendiler Efendisi'nin (S.A. V) sancağının altında toplanarak almak istiyoruz. Allah Resulü, bizler ebedi âleme göçtüğümüzde ne hediye getirdiğimizi sorduğunda, şehit olanlarımızın kanını, gazi olanlarımızın terini, bağrı yanıklarımızın vatanın hürriyeti için gözlerinden akan yaşlarını götürmek için yola çıktık. Cenab-ı Allah, niyetimizi halis, dualarımızı da kabul etsin. Tez zamanda vatanımızı azat etsin. Amin.

Bütün Müslüman Türklerin birliğimize destek ve yardımcı olmalarını, fiili ve kavli dualarımıza katılmalarını bekliyoruz. Allah, inananlarla birliktedir, hiç şüphesiz.

 

Bir reklam ve gerçekler

 

Televizyonlarda ve internette şu sıralarda en fazla dikkat çeken reklâmı biliyorsunuz. Hani bir Fransız orijinli petrol firmasının Türkiye'nin en ünlü komedyeniyle anlaşarak yaptığı reklam.
Cem Yılmaz imzalı reklâmın ilk bölümlerini zevke izliyordum. Hani şu alırım anahtarını repliğiyle ünlü olan yarış sahneli reklâm. Gerçekten mükemmel ve dikkat çekici bir reklâmdı. Bu reklâmda Yılmaz'ın oyunculuk ve komedi zekâsı müthiş bir reklâmın ortaya çıkmasını sağlamıştı.
Bu reklâm sayesinde petrol firması oldukça büyük reyting yapmış ve satışlarını arttırarak piyasada 3. sıraya çıkmış. Reklâm bu kadar tutunca ve Git isimli otomobil maketi tutmayınca bu sefer, mayk ve peluş bebeklerinin maketlerini verme kararı almış. Bunu da en iyi yine Cem Yılmaz anlatır diye düşünerek yeni bir reklâm kampanyasına başlamışlar. Buraya kadar her şey güzel. Ama, reklamın devamı önceleri benim tepkimi çekti. Resmen midemi bulandırdı. Çünkü, reklam kahramanları Çin'e oyuncak bebek yapılması için gidiyorlardı. Güya orada kendilerine göre maketleri yapılacaktı.
Türkiye gibi sürekli geliştiği söylenen, hatta son 4 yıl içinde dünyanın en hızlı büyüyen ekonomisi olduğuyla sürekli hükümet yetkililerinin övündüğü bir ülkede ne yazık ki, konuşan bebek yapma teknolojisi ve imkânı yokmuş. Buyurun şimdi. Milyonlarca promosyon oyuncak bebeğin Çin'e yaptırıldığına mı yanalım? Resmen ülkenin en ünlü reklâmıyla Çin'in reklamının yapıldığına mı yanalım? Yoksa, ülkemiz oyuncak sanayinin acizliğine veya gelişememesine mi yanalım?
Bu konuda biraz araştırma yaptım. Hatta internette bu konuda yapılan tartışmaların bulunduğu sitelerde araştırma yaptım. Ülkenin saygın gazetelerinde çıkan haberleri okudum. Bu araştırmalardan sonra biz bir avuç Müslüman Türk boyundan Uygur Türkleri başta olmak üzere, duyarlı tüm Türk Milleti mensuplarının da bu olaya tepki gösterdiklerini gördüm.
Yıllardan beri Türk ekonomisini baltalayan ucuz ama kanser yaptığı artık ispatlanmış oyuncaklarının, ülkemiz oyuncak sanayini bitirdiğini ileri sürmüştük. Bu reklâm da gösterdi ki, Çin'in ucuz oyuncakları yüzünden oyuncak sanayimiz gelişemeden sizle ömür olmuş. Fatoş bebeklerin modernize olmuş halleri artık tarih olmuş. Ne kadar acı bir durum. Bu reklâm, aslında yetkililere bir gerçeği tam olarak göstermesi gerekli. Çinden kalitesiz malların gelişi bu şekilde devam ederse, başka sektörlerimiz de yerle bir olacak.

ATO Başkanı Sayın Sinan Aygün'ün söylediği gibi, Çin'den gelen her konteynır, ülkemizde bir fabrikanın kapanması anlamına geliyor. Oyuncak sektörü bitmiş. Porselen sektörü, cam sektörü, ipek kumaş sektörü bitmiş. Kızıl Çin, şimdi gözünü otomobil, bilgisayar, bisiklet ve diğer teknoloji gerektiren sektörlere dikmiş.

Bunun anlamı şu, hani birileri sürekli hava atarlar ya, biz gelişiyoruz büyüyoruz şeklinde. Teknoloji gerektiren, elektronik ve robot teknolojisi gerektiren sektörlerde batarsa Türkiye tam bir sömürge ülkesine döner. Övündüğümüz tüm sektörler batarsa o zaman ülkedeki işsizlik ve olayları görün. Yol yakınken, şu milletimizin kadim düşmanı olan Çinlinin güler yüzü ve sahte ürünlerine kanmayalım. Tarihte sırtını yere getiremediği Türkleri, bu sefer ekonomi ve teknolojiyle bitirmek isteyen Çinlilere dur demenin zamanı gelmedi mi? Ama, vakit çok geç olmadan.

 

Bir Çince eğitim kalmıştı !?

 

Türk Mileti'nin tarihi düşmanı olan bir millet var. Bu milletin hangi millet olduğu son zamanlarda unutulur oldu. Türk Milleti'nin tarihinde en fazla mücadele ettiği ve savaştığı millet olan Çinliler hakkında atalarımız çok önemli atasözleri miras bırıkmış. Hatta Türk Tarihi'nin ilk yazılı kaynakları olarak gösterilen Orhun abideleri, Çinlilerin ikiyüzlülüğü ve sahtekârlıklarının anlatıldığı ilk yazılmış eserlerdir.

Milletler tarihleriyle millettir. Tarih gelecek nesillere önemli ışıklar veren ve ders çıkarılması gereken gerçeklerdir. Ancak, son yıllarda gelen Türk Büyükleri ne yazık ki, tarihi tersten okumaya daha doğrusu gelecekle ilgili planlarını gelecekle ilgili değil, ekonomik korkulara bakarak şekillendiriyorlar.
Son 15 yıl içinde Türk Milleti'nin en önemli kalesi ve hamisi olarak görülen Türkiye Cumhuriyeti'ni yönetenlerde ilginç bir Çin hayranlığı başladı. Her Çinli’ye 1 tek fındık satma mantığıyla başlayan bu süreçten karlı çıkan atalarımızın dediği gibi yine Çinli’ler oldu. İki ülke arasında yapılan ticaretten karlı çıkan ezici bir farkla Çin. Üstelik gönderdiği kanserojen madde saçan, ucuz ve kalitesiz mallarla ülkemizde birçok ailenin ekmek kapısını kapattı, onlarca fabrikanın kapısına kilit vurulmasına neden oldu. Kaybeden yine Türkiye oldu ve oluyor.

Siyasiler ekonomik kaygıları olan bazı iş adamlarının baskılarıyla olacak Çin ile siyasi bağlantıları güçlendirmek için olmadık projeler üretiyorlar. Son olarak Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Çin'i ziyaret etmiş ve sonucunda Çince'nin okullara ders olarak konulması için çalışacaklarını belirtiyor.
Bir Çince’nin okullarda öğretilmediği kalmıştı. Bu Çinliler ne milletmiş öyle? Ebedi düşmanları olarak gördükleri Türkleri bile kendilerine yakın yapabiliyorlar? Adamlar sözde ucuz ve kalitesiz mallarıyla Türkiye piyasalarını alt üst ettiler. PKK gibi bir terör örgütünü destekleyeceklerini belirterek Türkiye’yi tehdit ettiler. Varyak savaş gemisini turistik gemi diye Türkiye'ye yutturdular. Uygur Türklerini dünyanın gözü önünde asimile etmeye devam ediyor.

Türkiye'nin tarih okumayı pek bilmeyen yöneticilerinin bu günkü tutumu devam ederse korkarım yakında ucuz iş gücü de gelmeye başlar. Çinliler başlarını bir kere soksunlar yeter. Endenozya, Malezya, Singapur gibi ülkelerde başlarda iyi ilişkilerle başlayan temaslar şimdilerde ülkelerin başlarına belanın büyüğünü açtı. Bu ülkelerin ekonomilerinin büyük bölümü Çinli'lerin kontrolünde. Ekonomisini kontrol eden Çin bu ülkeler üzerinde nasıl bir hâkimiyet kurduğunu da varınsiz düşünün.

AKP gibi muhafazakâr miliyetçi olduğunu iddia eden ve haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır anlayışının hâkim olduğu bir görüşün temsilcisi olduğunu ileri süren bir partinin aldığı bu karar elbette tarihte gereken değerini bulacaktır. Bir kaç kanlı dolar için alınan bu kararlar yeri geldiğinde sorumlularının yüzlerine vurulacaktır.

Türk Milleti olarak artık maddenin ve rantın kaygısından sıyrılıp, kendi benliğimizi, milli duruşumuzu gösteremezsek, tarihten gelen misyon ve mirasımıza ihanet etmiş oluruz. Türk Milleti olarak titreyip kendimize dönme ve etrafımızda bizim adımıza çevrilen oyunları görme zamanımız geldi. Bugün Çin dilini öğretmek isteyenler, yarın başka işlere de kalkışır.

 

Doğu Türkistanlılar’a baskı mı?

 

Hem de kardeşleri tarafından!?

Geçtiğimiz günlerde haber sitelerine bir haber düştü. Bilmiyorum kaç kişinin dikkatini çekti. Çin kaynaklarına dayandırılan habere göre Türkiye'ye bir anlamda nota verilmiş. Notanın içeriği de şu: Türkiye de yaşayan Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri'ne sıkıntı verilmezse, hayat şartları zorlaştırılmazsa kendileri de güya PKK terör örgütüne destek vereceklermiş.

Çin tarafından ilk kez böyle bir nota verilmiyor. Ama, bu sefer ki notaları daha sert ve direk olarak verilmiş bir nota. Asırlarca mücadele ettiği ve tarihte kendisine en büyük düşman olarak gördüğü, Türk Milleti'nden ve Türk Devleti'nden kardeşlerine baskı yapmalarını istiyor. Bunu karşılığında da dünyanın bile artık terör örgütü demek zorunda kaldığı 30 bin insanın kanına girmiş, her gün masum insanları bir ütopya uğruna şehit eden bir kanlı terör örgütüne açık destek vereceğini ilân ediyor. Çin, bir anlamda yıllardan beri yaptığı desteği açığa vuracağını ilân ediyor.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kendi kanından ve canından olan öz kardeşlerini baskı altına tutacakmış. Kim böyle istiyor? İnsan haklarının yanından bile geçmeyen, devlet terörünü dünyada açıkça uygulayan, milyonlarca Uygur Türk'ünü asimile etmek için olmadık işkence ve baskı yapan Çin istiyor diye. Buna kargalar bile güler. PKK'nın yaptığı bir piyonluk. Yüzyıllarca din kardeşliği yapmış, birlikte yaşamış iki toplumu başta Çin olmak üzere bazı dış güçlerin destekleriyle sırf Türk Milleti'nin dev kalesi Türkiye Cumhuriyeti'ni bölmek için uğraş veren bir anlamda çapulcular sürüsü PKK'yı destekleyeceğini söyleyen bir ülkeden ne beklenir ki?

Güya kıyaslamaya çalıştığı Doğu Türkistanlı Uygur Türkleri'nin vatanları belli, bayrakları belli, dili belli, milliyeti belli ve bir tarihi geçmişi var. Kültürü var, edebiyatı var, sanatı var. Yani resmen bir devlet ve millet. Kızıl Çin tarafından 1949 yılında işgal edilmiş Doğu Türkistanlıların hür dünyada demokrasi ve insan hakları çerçevesinde yürüttükleri faaliyetleri bebek katili bir terör örgütü ile karşılaştırmak ancak Çin gibi terörist bir devletin yapacağı bir iştir. Çin, galiba Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecinde demokratik, laik ve hukuk devleti bir ülke olduğunu unuttu. Kendi kanından, kendisinin resmî vatandaşı olan Uygur Türk'ü kardeşlerine baskı yapmasını istemenin Türk Milleti'nin gelenek ve örfüne aykırı olduğunu bilmiyor galiba.

Orhun Kitabeleri'nin mimarı Bilge Kağan'ın dediği gibi Çin yine aynı Çin. O zaman ipeği, tatlı sözü varmış, şimdi kalitesiz, ucuz ve kansere yol açan ürünleriyle, 1,5 milyara yakın nüfusu var. Bilge Kağan tarafından nefis bir tespiti yapılan Çin'i, 21. Yüzyıldaki Türk torunları da iyi tanımalı. Atalarının söylediği “Eski düşman dost olmaz” sözünü de kesinlikle unutmamalılar.
Çin'in, bu tür ültimatomları ilk kez olmuyor. Hür dünyadaki ve özellikle de Türkiye'deki Doğu Türkistanlı bir avuç milliyetçi Uygur Türkü ile uğraşmaya onlarca yıldır devam ediyor. Doğu Türkistan Bayrağı'nı asmama genelgesi, protokole Doğu Türkistanlılardan uzak durun genelgesi yayınlayan partiler şimdilerde barajların çok ama çok altlarında kaldılar. Çin, Türkiye'deki emeline ulaşamayınca, şimdi hükümetimiz başta olmak üzere çeşitli yerlere mesaj çekmenin yanında, bazı kanından şüphe ettiğimiz Uygurlara da güya ekonomik katkılar sağlayarak Doğu Türkistan Davasına darbe vurmaya çalışıyor.

Allah, Türk Milleti'ni her zaman sevmiş ve korumuştur. Bu millete ihanet edenleri er ya da geç mutlaka cezalandırmıştır. Şimdilerde ekonomik kaygı ve korkularla Doğu Türkistan'ı pazarlamaya çalışan hangi kurum veya kişi olursa olsun Allah (C.C.) mutlaka bunu da hesabını soracaktır. Çin, binlerce yıldır Türk Milleti'ni yok etmek için uğraş veriyor ama bunu başaramıyor. Bu ültimatom da kendisine yeniden iade edilecek, Doğu Türkistan Davası da Allah'ın izni ile vatanımız hür oluncaya kadar, dünyada da tek Türk kalmayıncaya kadar devam edecektir.

 

Türkistanlı kimliği

 

Doğu Türkistan'ın işgalinin üzerinden 50'den fazla yıl geçmiş. Bu işgale neden olan şartların ve hataların ne olduğunu Uygur Türkleri kendilerine kaç kez sordu acaba diye düşünmeden edemiyor insan!
Kızıl Çin işgaline neden olan sebepleri ve sonrasını ciddi manada düşünmeden bu davanın yeni bir vizyon kazanamayacağı artık o kadar belli ki. İşgalin sebepleri, işgal sonrası yaşananlar ve sonrasındaki hataların neler olduğunu ciddi ciddi düşünerek, tarihten ders almadan Doğu Türkistan'ın kurtuluşunun zor olduğunu daha iyi anlıyor insan.

Doğu Türkistan'ın işgal edildiği ve oradaki milyonlarca Müslüman Türk'ün esaret altında öldüğünü veya yaşamak zorunda kaldığını artık sağır sultanlar bile biliyor. Ama, bu davanın bundan sonraki seyri ve vatanımızın kurtulması için neler yapılması gerektiğini, ne yazık ki bir çok Uygur bilmiyor. Slogan milliyetçiliği, günü kurtarma, geziler ve bir birini ağırlama ile geçen süreçte kimse dava adına ne yapacağını düşünmüyor veya birileri durumun böyle olmasını istiyor. İnsanlar, birkaç toplantıya katılmayla veya bir teşkilâta sadece üye olmayla her şeyin bittiğini zannediyorlar. Hatta, o kadar ileri gitmiş ki birileri kendilerinin bulunduğu teşkilâta katılmayanı vatan haini durumuna bile getirmişler.
Doğu Türkistan Türkünün üzerine farz olan bir davanın seyrini ve bu davayı yapanların liyakatine bakmayı bile kendilerine zül sayan insanlar, küçük dedikodular peşinde davanın yürüdüğünü zannetmeleri ve buna iman etmeleri hayretler içinde bırakıyor insanı.

Şu bir gerçek ki, Doğu Türkistan Türkleri, Allah'ın rızasının bu kutsal davaya hizmet etmekten geçtiğini düşünmez, içlerine dert edinmezler, hayatlarını buna göre düzenleyemezlerse bu davaya hizmet ettim demekte hata ederler. Bir kere başlarına seçtikleri insanların liyakatlerine ve davaya mı, kendilerine mi çalıştıklarını, davanın 60 yıllık seyirde ne aşamaya geldiğini, bundan sonra hangi aşamaların gerçekleşmesi gerektiğini, öteki dünyada bu davadan yapılacak sorgudan geçip geçemeyeceklerini, sorumluluklarının ne kadar ağır olduğunu vicdanlarına danışarak muhasebe etmeden ilerisi için plan yapılamaz.
Doğu Türkistanlı kimliği ve kişiliği gelişmeden Doğu Türkistan'ın kurtulacağını zanneden, evinde ayaklarını uzatıp, yemeklerde veya kendilerine kazanç getirecek yerlerde Türkistanlı olduklarını hatırlayan insanlarla bu dava ne kadar ileri gidebilir?

Bu dünya öyle ya da böyle mutlaka bitecek. Ama, bu davadan dolayı öteki dünyada mutlak hesap sorulacaktır. Söyleyin Allah aşkına ey hür dünyadaki Doğu Türkistanlılar alnı açık olarak bu hesaptan kaç kişi çıkabilecek?
Büyük hesap gününde bu davayı emanet ettiğimiz ve onlara güvendiğimiz kişilerle hasredilmeyi kaç kişi kabul edecek? Doğu Türkistan Davası o kadar kutsal ki, dünyanın hiçbir rantı buradan elde edilecek olan rızayı ilâhînin getirisine değmez.

Doğu Türkistan Davası'nı gelişi güzel, günü birlik ve dalgaya bırakarak, birilerinin şahsî menfaatlerine hizmet yapacak bir dava konumuna düşüren insanlar acaba ne zaman kendi geçimlerinden ve rahatlarından daha çok Doğu Türkistan'ı önde tutacak? Merak ediyorum… Mideyle değil, beyinle ve kalple ne zaman Doğu Türkistanlı olunacak?

Ne zaman Doğu Türkistanlı kimliğini birinci kimlik yapıp, Müslüman Türk kimliğini her şeyden önde tutup, davasının başarıya ermesi için kafa yorup, kalbini yoracak olan insanlar çoğalırsa ve ne zaman ticaret yapma adına düşmana hizmet etmeyen mert insanlar çoğunluk olursa Allah'ın izniyle dava başarıya ulaşır. Yoksa mı?

 

Sinsi Plân

 

Doğu Türkistanlılar olarak memleketimizin nasıl işgal edildiğini ve bu işgale nasıl tepki koyacağımızı çoğu zaman unutuyoruz. Vatanımız neden işgal edilmiş, Doğu Türkistanlıların bu konuda ne gibi hataları oldu? İşgal sonrası neler yapıldı ve bu yapılanlardan ne kadar yol alındı? Bundan sonra ne yapılabilir gibi konularda yapılması gerekenleri düşünmemiz gerekirdi.

Bu konuda ciddi manada teşkilâtlarda kafa yorulmadığını malesef görüyoruz. Çin tarafından özellikle uygulamaya konulan sinsi plan ülkemizde vizyona girdi. Neydi bu sinsi plân derseniz, atamız Bilge Kağan'ın yüz yıllar öncesinde sanki bizlere söylediği bir sözün bugünlerde uygulanması. Ne demişti Bilge Kağan, Çinlilerin hilelerini ve yumuşak sözlerini, ipek kumaşlarını hatırlatarak, bunlara torunlarının kanmamasını istemişti. Çünkü, ne zaman Türk Milleti, Çin'in suni cennetine kapılırsa o zaman batmış. Şimdilerde ipekler, her türlü taklit eşyalara yerini bırakmış. Yumuşak yüz, ise Çin'in ekonomisini güçlendiren kişilere sağlanan rant olarak karşımıza çıkıyor.

Geçtiğimiz günlerde, bir internet sitesinde bir haber okudum. İzmirli bir esnaf, işyerinin kapısına Çince olarak “Bu işletmede kesinlikle Çin malı satılmaz ve bu işlemeye Çin malı giremez.” şeklinde yazı yazdırmış. Bu konuda görüşleri alınan esnaf, “Çin malı kalitesiz. Ayrıca, başka ülkeler üzerinden o ülkelerin damgasıyla bile Çin malı gelse almıyor ve satmıyorum. Çin'in malını kesinlikle dükkânıma koymadım, koymayacağım” diyordu.
Türk ekonomisinin önündeki en büyük sıkıntıların başında, Çin'den gelen kontrolsüz mallar geliyor. Bu mallar yüzünden birçok fabrika kapanmış, insanlar işsiz kalmış durumda. Ama, Çin maları iyi rant bırakıyor. Bu yüzden çok cazip geliyor birilerine. Çin, kanser tehlikesi taşıyan kalitesiz hammaddeden yapılan ürünleri dünya ve Türkiye pazarına sürdükçe sürüyor.

Çin, anlaşılan o ki, sinsi planında Türkiye önemli yer tutuyor. Mallarını tanıtabilmek adına artık ülkemizdeki fuarlara katılıp tanıtım yapmaya bile başladılar. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana gibi vilayetler başta olmak üzere birçok vilayetteki sergi ve fuarlara katılmaya başladılar. Kalitesiz ve hastalık taşıyan ama ucuz olan ürünlerini tanıtıp bir kaç fabrika daha kapattırmak için.

Bu fuarlarda yaptıkları bir şey daha var ki, o daha tehlikeli. Fuara gelen insanlarla kurdukları diyaloglarla ve yüzlerindeki sahte maskelerle kendi kültürlerini tanıtıyorlar. Hani Bilge Kağan demişti ye onların gülüşlerine yumuşak yüzlerine aldanmayın diye. İşte tam onu yapıyorlar. Fuar standlarında mal satmaktan çok kendi kültürlerini tanıtıyorlar. Bu süreç devam ederse, Çin Devleti destekli oldukları net olarak bilinen Çinliler ve ülkemizdeki yandaşlarının yaptıkları bu propagandayla, Doğu Türkistanlılar haklı davalarında bile haksız duruma düşecekler.

Uyanın ey Doğu Türkistan Türkleri, bir zamanlar yalanlarıyla vatanınızı elinizden alan hainler şimdilerde kalitesiz ve ucuz malları ile sahte yüzleriyle, Türkiye'yi de ekonomik olarak işgale başladılar.

Kayseri'de açılan Anadolu Fuarı'na kadar girmeye cesaret eden Çinlilerin sinsi sinsi uyguladıkları plânları giderek genişlemeye başlamış. Doğu Türkistan'ın kalesi olarak gösterilen Kayseri'nin de düşmeye başladığı bu dönemde Uygur Türklerinin horuldayarak uyumalarını anlamak zor.

Çin, uyumuyor. Hatta, kendisine rant vererek sempatizan bile topluyor. Bu zavallıları bir kaç bin dolar kazançla aldatıyor. Diğer tarafta onlarca milyon insan per perişan. Onlarca yıldır Türkiye'de yapılan ve önemli ölçüde başarılı olan davadaki kazanımlar kaybediliyor. Bu gidişle Çin Türkiye'deki duyarlı insanları da bitirecek. Sebebi de maalesef Doğu Türkistanlılar olacak. Vicdanı olan bunu kaldırabilirse kaldırsın.

 

Çin'in gerçek yüzü ve öz eleştiri

 

Çin, insanlık âleminin en fazla nüfusa sahip ülkesi. Dünyanın hemen hemen her yerinde bulunan ve girdikleri yerleri âdeta sarıp sarmalayan bu milletin son dönemlerde en büyük özelliği olarak taklit ve hile olarak görüyoruz. Dünyada taklit etmedikleri tek mal kalmadı. Şimdi de diplomaların taklitlerini yapmaya başlamışlar. Dünya ekonomilerinin üzerine bir yeccüc ü meccüc olarak çöken bu kavim, âdeta aç kalmış sırtlanlar gibi önüne geleni yiyip bitiriyor.
Yaklaşık 1 haftalık zorunlu tatilin arkasından geldiğim iş yerimde birisi yerel iki gazetedeki iki Çin haberi gözüme çarptı. Aslında her ikisi de bilinmeyen şeyler değildi bizim için. En azından duyuyor ve tiksiniyorduk.
Öncelikle yerel gazetedekinden bahsedelim. Çinlilerin insan ceninlerini, evet yanlış okumadınız insan ceninlerini yedikleri haberi yer alıyordu. Çinlilerin bu konuda işi oldukça ilerlettikleri ve neredeyse bazı lokantalarda menüye bile girdiği söyleniyor. Adamlar için yer ile gök arasında canlı olan her şeyi yemek mübah. Bu yüzden başta Doğu Türkistan olmak üzere, Çin'de kedi ve köpek göremezsiniz. Cenin konusunu da duymuştuk ama fotoğraflarla görünce iyice inandık. İnsanın midesinin kaldırmayacağı fotolar.

Şimdi aklıma dünyaca ünlü ve birçok insanının belki de hayallerini süsleyen Çin yemekleri akla geliyor. Çin yemeklerinin malzemeleri belli. Bunun ünü de galiba bundan geliyor. Köpek, kedi, fare ve cenin insanların önüne yemek olarak konuyormuş. Böceklerle yapılan çorbalar da cabası. Söyleyin Allah aşkına bu pis yemeklerin neresi meşhur. Geçtiğimiz günlerin birisinde Kayseri'nin tanınmış lokantalarından birisinde bir reklâm gördüm. Çin yemekleri hakkında. Lokantada Çin yemekleri yapılmaya başlanmış. Hem de muhafazakâr ve milliyetçi tanınan Kayseri'nin göbeğinde bu yaşanıyor. Yapan ise, Çin'in en büyük düşmanı olması gereken bir Türk. Buyrun buradan yakın.

İkinci habere gelince, televizyonlarda büyük ün yapan Arena programına ve Uğur Dündar'ın eline düşmüş haber. Çin'den sahte diploma alan birisi ki, bu da Türk asıllı ama Çinli'den daha Çinli, diplomasına denklik almış ve doktor olarak çalışmaya başlamış. Ne zamana kadar karısını yine aynı mühürle hazırladığı sahte evraklarla boşandıktan ve eşi kendisinden şikâyetçi olduktan sonra ortaya çıkıyor.
Yapanlara bakıyorsun, güya Türk. Bu nasıl Türklük'tür ki, kendi kardeşlerini aldatma pahasına ve hayatlarını tehlikeye atma pahasına sahte diplomayla doktorluk yapabiliyorlar. Bu Türklüğe de Müslümanlığa da ters. Sıkıntı burada başlıyor.

Doğu Türkistan'ın Çin işgalinde olduğunu artık neredeyse bilmeyen kalmadı. Doğu Türkistanlılar olarak öz be öz Türk yurdu olan vatanımızdan resmen koparılmış insanlarız. Bu durumda yapılması gereken bu zalimin zulmünü dünyaya anlatmak değil mi? Doğu Türkistanlılar olarak bu konuda en önde gitmesi gereken bizler değil miyiz? Peki, ne oluyor da ebedi hasmımıza destek veriyoruz. Destek veriyoruz diyorum, çünkü sahtecilik yapanların içinde Uygur Türkleri de var. Çin'in kalitesiz ve hastalıklı mallarını ülkemize sokanların içinde maalesef Uygur da var.

Çin'den gelen malları pazarlayıp para kazandıktan sonra, bu rantı kaybetmemek için adeta bu ülkenin fahri elçisi gibi çalışan ancak milliyetçi, vatanperver ve Müslüman Türklerin yanına gelince Doğu Türkistanlı’lığını ranta çeviren ikiyüzlü insanların giderek cennet vatan Anadolu'da çoğalmaya başladıklarını maalesef görüyoruz.

Doğu Türkistanlı'lığını kullanarak Çin malları satan, sahtekârlık yapan, cenin yiyen Çinli'lerin davulunu çalan herkesi kınıyorum. Bir gün gelecek, ya bu dünya ama mutlaka öteki dünyada Kızıl Çin'in ortaklarına hesap sorulacaktır. Masum insan ve hayvanların hesabı mutlaka kanunlar önünde veya mahkemeyi kübra da sorulur. İkiyüzlü sahtekârlar gereken cezayı görür. Çin mallarını satarak, Çinin sahte diplomalarını alarak ne dava yapılır ne de Doğu Türkistanlıyım denir.

 

Prof. Dr. Yuvalı ödülü hak etti mi?

 

Erciyes Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Abdulkadir Yuvalı’ya Türk Dünyası Fikir ve Sanat Adamları Vakfı tarafından ‘Türk Dünyası'na Hizmet Ödülü' verilmiş.

Prof. Dr. Yuvalı'yı tanıyan insanlardan birisiyim. Yıllar önce Doğu Türkistan ile ilgili konferanslarda başrol oynayan ve bu konuda gerçekten önemli adımlar atan birisiydi. Erciyes Üniversitesi'nde yapılan bir çok konferansta onun katkıları da vardı. Özellikle Rektör Naci Kınacıoğlu döneminde yapılan bu konferanslar, büyük ilgi görmüştü. Bu arada, bu konferansların tamamında bulunan Yuvalı Hoca'da Türk Dünyası'nda ismini bu şekilde duyurmuş da oldu tabii ki.

Türk Dünyası'nın kanayan yarası olan ve hala da devam eden Doğu Türkistan konusunda, adeta bir otorite konumuna gelen Yuvalı, bunu ta ki üniversite de Çin Kürsüsü kurulmasına kadar devam ettirdi.
Çin kürsüsünün Kayseri'ye kurulmaması için mücadele veren Doğu Türkistanlılar'ın ve Türk Milliyetçileri'nin, destek için ilk gidecekleri yer tabiî olarak Yuvalı Hocaydı. O zamanki dernek yönetiminde bulunan birisi olarak, üniversitede bir konferans sırasında karşılaştığım Yuvalı Hoca'ya, 'Hocam gördün mü şu yapılanı? Adamlar Çinliler’i resmen Kayseri’nin içine sokacaklar. Çin Kürsüsü kuracaklar? dedim. Bu konu henüz yeni yeni gündeme gelmeye başlamıştı. Hoca da bana, ‘Bu konuda en önemli rollerden birisini ben oynadım. Çin kürsüsü kurulsun ne çıkar? En azından oradaki tarihi belgelere ulaşırız’ demez mi?

Hocaya, Hacettepe Üniversitesi’ndeki Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünün durumunu anlattım ama, ‘Biz, onların düştüğü hataya düşmeyiz. Bizde bu iş yürür’ gibi sözler söyledi.

O zaman Prof. Dr. Yuvalı’nın gerçek maksadını anladım. Çin Dili ve Edebiyatı’nın Kayseri’ye kurulmasını isteyen Çin hükümeti ve Türkiye’nin o zamanki Dışişleri Bakanı ve Kayseri Milletvekili İsmail Cem imiş. Bu konuyu daha sonra zamanın Rektörü Prof. Dr. Mehmet Şahin ile görüşmemde öğrendim.

Bir tarafta Türk Milleti’nin tarihi düşmanı olan Çin, diğer tarafta Türk olduğunu söyleyen ve Doğu Türkistanla ilgili çalışmalar yaptığını söyleyen bir bilim adamı. İkisinin de aynı noktada buluşması ve üstelik Kayseri gibi hassas bir bölgede, gereği yokken Çin Kürsüsü kurulması için birlikte hareket etmelerinin anlamını sizlere bırakıyorum.

Yuvalı Hoca, Çin Kürsüsü rüyasını gerçekleştirdikten sonra, bir daha ne Doğu Türkistan’ı ağzına aldı ne de bu konuda bir toplantıya katıldı. Bir zamanların hızlı Türkçüsü Yuvalı, bir anda kabuğuna çekildi. Sonradan duyduk ki, Doğu Türkistan sınırına en yakın yerlerden birisinde kurulan Hoca Ahmet Yesevi Üniversitesi’ne rektör olmuş. Türk Dünyası’nın gelişmesine (!) hizmet etmiş.

Bilge Kağan’ın sözlerini unutup, Çinli’lerle aynı olayda birlikte hareket edebilen birinin Türk Dünyası’na hizmet ödülü almasını yadırgadım. Anlaşılan o ki, hükümetler gibi, Türk Dünyası’na hizmet etmek için kurulan vakıflarda Türk Dünyası’ndan bi haber. Kime ödül vereceklerini ne yazık ki, bilmiyorlar.
Oldu olacak, Çin Devlet Başkanı’na madalya verenlere, Çin’in baskısından dolayı Doğu Türkistan Bayrağı’na ambargo koyanlara da ödül versinler. Türk Dünyası ile Türkiye arasındaki ipler kopma noktasına gelmişse işte böyle kendi halinde çalışan, misyonundan bi haber olan kurumların da bunda mutlaka katkısı vardır.

Yuvalı’ya ödül verilmesine tek sözüm olmaz. Ama, Türk Dünyası’nın en önemli parçası olan Doğu Türkistan konusunda duyarsızlığına rağmen Türk Dünyası’na hizmet ödülü verilirse o zaman buna itirazım olur. Türk Dünyası’na hizmet Doğu Türkistan’ı yok sayarak veya birilerinin menfaatlerine dokununca kaçıp, sonra maskeyle dolaşmakla olmaz. Türk dik olmalı, özü ve sözü de bir olmalı. Milli davasında, şartların gerektirdiği gibi değil, aslının, tarihinin ve kanının gerektirdiği gibi hareket etmeli.

 

Davaya yeni yelpaze şart

 

Kayseri Ticaret Odası tarafından düzenlenen bir konferansa katıldım. Konferansı veren kişi Türkiye'nin önemli aydın ve yazarlarından birisi olarak bildiğim Gazeteci Yazar Nevval Sevindi Hanımefendi idi. Konusu başarının anahtarları ve bu anahtarları Türk Kültürü'ne göre belirlemiş.
“Kapıları kırmadan açın” konulu konferansına başladı. Kültürlerin birbirinden etkilenmesi konusuna konuyu getirdi. Meşhur Kayseri Mantısı'nın kaynağının Çinli’ler olduğunu söyleyince, resmen kan beynime sıçradı. Kayseri'nin üst düzey yöneticilerinin bulunduğu bir ortam olduğu için, ayağa kalkıp itiraz edemedik. Yanımda bulunan 3 Doğu Türkistanlı kardeşimle kuliste, istişare yaptık. Onların da kan beyinlerine sıçramıştı. Çünkü, Sevindi'nin mantı konusunda söylediği ve savunduğu yüzde yüz yanlıştı.

İnsan memleketi hakkında hele bir de öz be öz Türk Kültürü hakkında yapılan yanlışı, üstelik kültür adına yapılan bir konferansta bunun olmasını ne hazmedemiyor.

Konferansın sonunu zor ettik. Ama, meclisi yöneten kişi soru sormaya veya yorum yapmaya izin vermedi. Her ne kadar protokol de olsa, Sevindi Hanım ile görüşme imkânı yakaladık. “Sayın Sevindi, Kayseri mantısı sizin iddia ettiğiniz gibi Çin yemeği değil. Sizin iddia ettiğiniz gibi buharlı mantı da Çin yemeği değil. Biz Uygur Türkleri olarak bu yemeği yüzyıllardan beri yaparız. Üstelik Kayseri Mantısına benzeyen hatta temelini oluşturduğuna emin olduğumuz suda pişirilen ve birkaç çeşidi de olan çöçimiz var.” dedik.
Kayseri Mantısı'nın da Kayseri'ye beylikler döneminde Kayseri ve çevresinde hüküm süren kendisi de bir Uygur Türk'ü olan Eratna Bey ve kurduğu Eratna Beyliği döneminden gelen bir gelenek olduğunu söyledik. Sevindi, böyle bir çıkış ve sonrasında aslında memnun da oldu. Eminim bu konuyu araştıracaktır.

Orada bulunan protokolden bazı kişilerde bizi destekler nitelikte sözler sarf ettiler. Türk Kültürü'nün ve esir Doğu Türkistan'ın hakkını teslim etmek için Uygur Türk'ü olarak görevimizi yaptık ama anladık ki, bizler bazı konularda çok eksiğiz.

Millet olarak bazı özellik ve güzelliklerimizi başka milletlere kaptırma konusunda oldukça cömertiz. Kendi kültürümüzü iyi anlamadan, araştırmadan başka milletlere mal etmeye de mahiriz. Dünyanın en büyük ve yaygın kültür ve dillerinden birisi olan Türkçe'yi ve Türk Kültürünü kendi milleti anlamazsa, diğer milletlerin sahiplenmesi de normal aslında.
Buradan çıkarılacak bir sonuç da, yıllardan beri Doğu Türkistan davasına hizmet eden kurumlar olarak, bir çok yerde sadece yaşanan büyük zulüm ve işkenceleri gündeme getirmişiz. Ancak, kültür ve sanatımızı yeterli ölçüde anlatamamışız. Milletlerin ve devletlerin en önemli unsurlarının başında dil, kültür ve sanatın geldiğini anlayamamışız. Doğu Türkistan ve dolayısıyla Uygur Türkleri gibi yerleşik hayata ilk geçen, neredeyse dünya medeniyetinin en önemli ayaklarını oluşturan bir milletin en önemli özelliklerini yeterince anlatamamışız.

Davanın bundan sonraki seyrinde kültür ve sanat konularına da eğilirsek başarının ve davayı daha geniş kitlelere yayma da daha başarılı oluruz düşüncesindeyim. Ama öncelikle Doğu Türkistan Türkleri olarak bizler kendi tarih, kültür ve sanatımızı öğrenip sahiplenip, sonra anlatmalıyız.

 

Davaya inanınca, dağlar aşılırmış !

 

Doğu Türkistan tarihi’nin en acı günlerinden birisi olan Gulca katliamının ardından neredeyse 10 yıl geçmiş. Bir Kadir Gecesi meydana gelen olaylarda onlarca insan şehit edilmiş, elinde bıçak bile bulunmayan insanların üzerine bomba, kurşun yağdırılmıştı. 20. yüzyılın gördüğü Çin zulüm ve katliamlarının birisi daha yaşanmıştı işgal edilen topraklarda.
Doğu Türkistan da yaşayan onlarca milyon insanın içine inen ateşin bir benzeri Kayseri’de bulunan derneğimizdeki bir avuç vatansever insanın yüreğine de inmişti. Aman Yarabbim ne kadar yürekleri parçalayan bir haberdi. Kadir Gecesi’ni ihya etmek isteyen bir avuç kadının tutuklanmasının sebebini öğrenmek isteyen yakınlarının üzerine ateş açılmış ve hunharca bir katliam başlatılmıştı.

Dernekte bulunan arkadaşların tamamında bir hüzün. Çaresizliğin resmiydi o gün yaşananlar. Dernek Başkanımız Mehmet Emin Batur Bey’in, sesi duyulmuştu: “Arkadaşlar bu katliamı dünyaya duyurmak zorundayız.” Dernekte görev alan birçok kez, rahat evlerinde oturmak ve çocuklarına babalık yapmak yerine sabahlara kadar davayı nasıl anlatabiliriz sevdasında olan oradaki insanlarda bir heyecan baş göstermişti. Basın bültenleri, miting hazırlıkları derken müthiş bir koşuşturma.

Doğu Türkistan’dan gelirken yakasına yapışılıp, “Bizim davamızı hür dünyaya anlatmazsanız kıyamette iki elimiz yakanızda” sözleriyle göç eden insanların çocuklarındaki heyecan öyle bir heyecandı ki, bunu anlamak için yaşamak gerekirdi.

Kayseri’de, 100 e yakın siyasî ve sivil toplum örgütünün imzaladığı bir bildiriyle olayı duyurmanın yanı sıra zalim Kızıl Çin’in katil yöneticilerine verilen bir mesaj. Türk Dünyası’nın dertleriyle dertlenen, her biri adeta Doğu Türkistan’ın bir ferdi olan Kayseri Halkının kimisi mitinge katılarak, kimisi ise dualarıyla, kimisi de temsilcileriyle destek vermişti mitingimize. siyasîlerin tamamının desteklediği ancak bir tek siyasînin bile öne çıkmadığı, siyasetler üstü mitingin arkasında yaşanan gelişmeler birçok kez örnek gösterilmişti.
Doğu Türkistan Davası’nın çileli, gönüldaşlarının gerçekleştirdiği organizasyonun yıl dönümü gelmiş. Yaklaşık 10 yıl önceki yaşanan ve bir avuç insanın başardığı birçok işler gözümün önünden geçti. Aman Allah’ım ne günlerdi onlar. Maddi sıkıntıların yanında yaşanan, öteki sıkıntıları görünce, bir avuç inanmış ve her türlü sıkıntıyı göze almış, sıkıntıdan kan kusup kızılcık şerbeti içtim diyebilen insanların neler yapabileceğini yaşamak bana hâlâ gurur verir.
Davaya inanınca, insanlar kişisel menfaatlerini değil, Allah’ın rızasını ve Esir Doğu Türkistan Davası’nı öne çıkarıp, canı gönülden sarılırsa, dağlar aşılırmış. Kendi menfaatleri, nokta kadar menfaat için virgül kadar eğilmeyle ne yazık ki düz yolda şaşılırmış. Şu kısacık dönemde kutlu davada iki farklı olayı yaşayan birisi olarak insan üzülüyor.
Doğu Türkistan’da yaşananları en iyi bilenler, sessiz kalınca bu davayı istiklâle taşıyacak kitleler hareketlenmiyor maalesef. Bir avuç inanan insan o gün kırk kişi olmuştu, şimdilerde belki 40 kişi ne yazık ki bir kişi etmiyor. Davanın silkinmeye, gönülleri yanıklara ihtiyacı var. Ne diyelim balık baştan kokarmış. Lider anadan doğarmış.

 

Dünyanın gözü kör olmuş

 

Doğu Türkistan'da yaşanan insanlık dışı zulümlere bir yenisi hatta en tehlikelisi olanı eklenmiş. 20. ve 21. yüzyıl insanlığının en fazla korktuğu hastalıkların başında gelen AIDS'nin Türkler arasında giderek yayılmaya başladığı haberleri geliyor.

İnsanlık tarihinin yüz karası bir işgalin yaşandığı bu topraklarda yaşama mücadelesi veren onlarca milyon insanın, kendilerini bekleyen tehlikeden haberi olması da bu işin en trajik yanı. İnsanlar, hastalanıyor hatta ölüyor ama çağın vebası olan hastalığın gelecek nesilleri bile yıkacağını bilmiyorlar.
Yıllarca nükleer denemelerle, Doğu Türkistan'daki Müslüman Türkleri radyasyona maruz bırakan Çinli zalimlerin, bu işkencelerine sessiz kalan dünya, şimdi de AIDS, zulmüne sessiz kalıyor. Giderek büyüyen çin devinin ekonomik ve ticari cazibesine kapılan dünyanın patronları, işlerine geldiği zaman başka ülkeleri köşeye sıkıştırmak için kullandıkları, insan hakları konusunu ne hikmetse Doğu Türkistan söz konusu olunca görmezden geliyorlar.

Türk Dünyası ve İslam Dünyası ise kardeşlerinden habersiz, kendi dertlerine düşmüş durumdalar. Onlarca milyon Türk ve Müslüman'ın katledilmesini ve gözler önünde eritilmesini sessiz ve gamsız bir şekilde izliyorlar. Türk ve İslam Dünyası'ndaki bu vurdum duymazlık dünyaya da sirayet ediyor. Olan, her geçen gün beli bükülen insanlara oluyor.
Bir zamanlar, uzuvları eksik doğan, belirli bir yaşa kadar yaşama şansı yakalayan çocuklar bundan sonra bu şansı da yakalayamayacaklar. AIDS, hastalığı büyükleri olduğu kadar çocukları da kökten bitirecek. Bunun anlamı Türk nüfusunu tarihe gömecekler.
Çin’in yalanlarına ve sahte yüzüne kananlar, bu mezalimin faturasını mutlaka ödeyeceklerdir. Kuş gribi, Çin gribi gibi büyük felâketler insanlığın başına belâ yapan, Çin’e kim dur diyecek? İnsanlık suçuna karşı kim sesini çıkaracak? Ses verin, onlarca milyon insan yok oluyor, yardım eli uzatan yok mu?
 

Mao üzerine bir kitap

 

Geçtiğimiz günlerde bir dergide gördüğüm haber ilgimi çekti. İngiltere'de yaşayan bir Çinli bayanın yazdığı kitap çok ses getirmiş. Özellikle Çinliler bu kitaptan büyük rahatsız olmuş.
Çin devriminin büyük lideri (!) Mao Zetung'u sorgulayan bu kitap, şimdiye kadar yazılan kitapların en kapsamlısıydı. Bir Çinli'nin yazması ve bu konuda bir çok belge de ortaya koymuş. Kitapta çıkan sonuç Mao'nun 70 milyondan fazla insanı resmen katliam yaptığıydı.
Mao, dünyada bir çok komünistin hayallerini süsleyen birisi olduğu için de büyük yankı bulmuş. Bu konuda Türkiye'deki Mao yanlısı bazı kişilerinde görüşü alınmış. Çin'in kurulmasının altında yatan gerçeklerin anlatıldığı kitapta, yıllarca peşinden koştukları liderlerinin bir zalim olduğunu öğrenmeleri birilerinin pek hoşuna gitmemiş. Bu yüzden yazara kızanlar da olmuş.

Mao'yu ve onun getirdiği sistemi en iyi bilen insanlar, Doğu
Türkistanlılardır. Çünkü, Mao yüzünden milyonlarca insan resmen olmadık işkencelerle öldürülmüştü. Öz yurdunda resmen bir hapishanede ve işkencelere maruz kalan Uygur Türkleri kızıl zalim olarak gösterdikleri Mao'dan az çekmediler.
İnsanlık tarihinin görebileceği en adî işkence ve zulümle adeta asimile etmek için yapmadıklarını bırakmayan Mao ve adamlarına kahraman demek insanlık ve vicdana sığmaz.
Gerçekler, bir şekilde mutlaka ortaya çıkacaktı. Bir Çinli bunu ortaya çıkarmak için önemli bir adım atmış durumda. Çinli bayanın yazdığı ve büyük ses getiren kitabın, tüm dünya tarafından çok iyi incelenmesi ve okunması gerekir.
Çin ve Çinli mantığını anlamak için, bu tür kitapların sayısının artması şart. Çin, dünyanın başına gelebilecek en büyük tehlike olduğunu herkes müşahade edecektir. Çin'in maskesini ancak objektif ve içinde insanî değeri olan kimseler tarafından yazacakları ve araştırmalarından sonra düşecektir.
Mao ve sonrasında gelen adamlarının yaptığı zalimliklerin neler olduğu ve ne kadar insanın katledildiği mutlaka dünya öğrenecektir. Bu konuda Doğu Türkistanlılar da üzerlerine düşen görevi yapacaktır, yapmalıdırlar da. Şu da bilinmesi gereken bir gerçek ki, Çin'in yıkılışı Allah'ın izniyle Doğu Türkistanlı’ların eliyle olacaktır.

 

Çin malının anlamı

         

Yıllar önce vatanlarından ayrılmak zorunda kalan şimdilerin yaşlıları, doğdukları ve çocukluklarını yaşadıkları yerleri özlüyorlar. Bu konuda şanslı olan ve Çinli’lerin göstermelikte olsa izin verdikleri bazı kişiler Doğu Türkistan'a birkaç haftalıkta olsa gidip gelme imkanı buluyorlar.

Bu konuda herkesin aynı şansı olmuyor. Çünkü, turist olarak doğdukları topraklara yani ana vatanlarına gitmek isteyen bir çok insanın önünde Çin duvarı var. Çinliler, turist olarak bile istediklerine vize veriyorlar istediklerine vermiyorlar. Verdiklerine de sırf Türkiye Cumhuriyeti'ndeki yetkililerin gözlerini boyamak için veriyor. Çünkü, Çinliler Türkiye'ye akın akın geliyor. İstanbul başta olmak üzere bir çok vilayette ucuz işgücü oluşturarak, Türkiye'deki işsizliği daha da körüklüyorlar. Bir de buna kalitesiz ve taklit Çin mallarını da eklersek, ülke ekonomisine ve iş gücüne vurduğu darbeyi siz hesaplayın.

Birkaç yıl önce Doğu Türkistan'ı ziyaret etme şansı yakalayan yaşlı bir amcamızdan dinledim. Çinlilerin, Doğu Türkistanlılara yaptıkları zulmü Türkiye'de bunların milyonda birisi yapılsa başta AB olmak üzere, İnsan hakları havarileri başlarına üşüşürler. Ama, Çine bir şey yapmıyorlar. Neyse.

Doğduğu topraklardaki hayatın eskisine göre fazla bir farklılığı olmadığını söylüyordu yaşlı Doğu Türkistanlı, yerler yine aynı, insanların yaşam kaliteleri daha da düşmüş. Sıkıntı ve eziyet devam ediyormuş. İnsanlar, zorla ve ücretsiz olarak çalıştırılıyor, dağ gibi adamın birkaç ay içinde çalışmaktan çöktüğü kaydediyordu. Gittiğim akrabam, bizimle görüşmeden çalışma kampına gitmek zorunda kaldı diyordu yaşlı adam.

 Doğum kontrolü adı altında yapılan asimilâsyon politikalarının devam ettiğini, 9 aylık bebeklerin bile anne karnından kürtajla alınarak resmen öldürüldüğünü belirtiyordu. İnsanlar gülmüyor, herkes tedirgin. Vergiler ezdikçe ezmiş. Bunlar perde arkasındaki gerçekler.

Çinin gerçek yüzünü görmek için Doğu Türkistan'ın iç bölgelerine gitmek gerektiğini söylüyordu yaşlı adam. Açlığı, sefaleti, işsizliği, zulmü ve baskıyı ancak o zaman görebiliyorsunuz. Vahşet devam ediyor. Bir de bunlara Çinli göçü de eklenince güzelim Doğu Türkistan'ın halini siz düşünün.

Şimdi sormak gerekir. Çin malı alan ve Çin ekonomisine destek veren insanlar Doğu Türkistan'daki milyonlarca insanın kanının hesabını nasıl verecek? Birkaç kuruşluk menfaat uğruna dünyanın gördüğü en zalim devlete verilen desteğin hesabını öbür dünyada nasıl verecekler.

Çinli den dost olmaz. Çinlinin sözüne güven olmaz. Çinli ile iş yapılmaz çünkü Çinli kendi menfaati için her şeyi yapar. Çin malı almak, malları ithal etmenin anlamı bu değil de nedir? Çin’e destek vererek, zalimin ekmeğine yağ sürenlerin vay haline vay. 

 

Bilge Kağan’ı torunları anlayamadı

 

Çin’in birkaç yıl önce Ukrayna’dan satın aldığı savaş gemisinin Türkiye karasularından ve boğazlardan geçirilişi sırasındaki tartışmaları hatırlarsınız her halde. Dev uçak gemisinin boğazlardan geçmesinin ne kadar tehlikeli olduğu söylendi. Boğaz ve çevresindeki yapılara büyük tehlike olduğu söylenen gemiyi, Türkiye’ye 2 milyon Çinli turist gelecek ve gemi turizmin hizmetine sunulacak diye geçmesine izin verilmişti.

Türk televizyonlarında canlı olarak yayınlanan bu geminin geçişinin ardından yıllar geçtikten sonra, geçtiğimiz günlerde internet ve gazete haber sayfalarında ilginç bir haber yer aldı. Çinlilerin turizmin hizmetine gireceği söylenen gemi, onarılarak savaş gemisi olarak kullanılmaya başlamış. Buyurun buradan yakın denir değil mi?

Türk Milleti’nin büyük atalarından Bilge Kağan, Orhun Yazıtları’nda Çinlilerin gerçek yüzünü önce kendi neslinden gelenlere sonra da tüm dünyaya, şu sözlerle anlatmıştı: “Çinli’nin güzel sözüne, ipeğine aldanmayın” Yüzlerce yıl sonra modern dünyadaki torunları maalesef bu sözleri unuttu. Tarih boyunca, Türk soyunun en büyük düşmanı olan Çinl’ilerin sözüne, atalarımızın “Eski düşman dost olmaz” sözünü bir kenara bırakarak inandık. Ne turistler geldi ne de Çin sözünü tuttu. Onlarca yıldır, Doğu Türkistan’da milyonlarca Uygur Türk’ünün kanına giren ve dünyada görülmemiş bir zulüm yapan Çinli’ler, güzel bir savaş gemisi kazandı. Yıllardan beri Çin’in yalan cazibesine kanıp, birkaç milyon dolarlık fayda edinebilmek için, adeta yağ yakan bazı iş dünyası çevrelerinin baskısıyla tehlikeli geçişe izin yine verilirdi. Ama, bu yaşanan Çin’in gerçek yüzünü Türkiye’deki Türk insanına göstermesi açısından son derece büyük önem taşıyor. Yaşanan olayda gösteriyor ki, Çinli verdiği sözü tutmaz. Onun için tek var olan kendi menfaatidir. Ayrıca, kâr etmeyeceği ve sömürmeyeceği ülkeye de adeta selâm bile vermez. 21. yüzyıl insanlığının başına en büyük belâ olacak olan bu aç insanlar topluluğunun, Malezya’ya, Endonezya’ya, Singapur’a girişleri ve şimdiki durumları iyi incelenmeli.

Her alanda çekinmeden hem de tatlı dille yalan söylemeyi beceren Çinli’lerin son zamanlarda ülkemiz sınırları içinde de sayılarının iyice artmasına kesinlikle ticarî gözle bakmamak gerekli. Çinliler hiçbir ırka benzemezler, bunlar kanser mikrobu gibi girdiği ülkeyi bitirir ve giderler. Bu yüzden bu mikrobun biran önce tedavisine başlanmalı. Getirdikleri ucuz ve kalitesiz mallara kanarsak, hele hele Çin’in siyasî oyunlarına aldanırsak vay halimize vay.

Doğu Türkistanlı’lar olarak, en iyi biz biliriz, bu Çinlilerin iç yüzünü. Türk Milleti’nin en büyük ve kadim düşmanının zihniyeti hep aynıdır. İmkanları olsa ilk önce Türk Milletini tarihe gömmek isterler. Aman dikkat. Bilge Kağan’a kulak verilmeli.

 

ARTAN JAPON-ÇİN GERGİNLİĞİ VE BÖLGESEL DENGELER

 

Bir süreden beri, özellikle Çin kamuoyunda Japonya'ya karşı bir hareketin yükseldiğini görmekteyiz. İkinci Dünya Savaşı yılları eksenli olarak başlayan bu tavrın, gitgide bir Japon düşmanlığına çevrilme istidadı gösterdiği dikkat çekmektedir. Çin'de, Japon büyükelçiliğine saldırılar, şiddet boyutlarına varan sokak eylemleri gözle görülür bir şekilde yoğunlaşmıştır. Ancak, daha da önemli olan, Çin halkının bu davranışının resmi makamların politikaları ile örtüşmesidir. Çin yetkilileri, adeta bu hareketleri teşvik etmekte ve ilişkilerin gerginleşmesi politikası takip etmektedirler. Bunların son örneği de, savaş sırasında "seks köleliği" iddiasına Japon tarih kitaplarında yer verilmesi konusunda olmuş ve Çin, Japonya'ya karşı yine kışkırtıcı bir yöntem seçmiştir.
Bilindiği gibi, 19. yüzyıla kadar her iki devlet, izolasyonist, içe kapanmacı bir siyaset takip etmişlerdir. Sömürgeci devletlerin bu ülkeleri dünya ticaretine açma çabaları oldukça kanlı olmuş ve bir çok savaşa yol açmıştır. Çin'deki Taipei Ayaklanması, Boxer Savaşı, Afyon Savaşları gibi.
Bu ortamda Japonya hızla bir modernleşme hareketi başlatmış; süratle inkişafını tamamlayarak 20. yüzyılın başlarında bir dünya devleti haline gelmiştir. Çin ise, uzun çatışma ve problemli bir dönüşüm yaşamış ancak, geçen yüzyılın sonlarında ekonomik bir büyüme yakalama imkanı bulmuştur. Kuşkusuz bunda, 20. yüzyılın Batı-Sovyet kamplaşmasının büyük rolü olmuştur. Batılı devletlerin Sovyetleri yalnızlaştırabilme adına, Çin'e sıcak yaklaşımları ve destekleri, bir süre sonra, kendileri için bir başka rakip ortaya çıkaracak şartların zeminini hazırlamıştır.

Bütün bunlara rağmen her iki ülke de kuşatılmış ülkelerdir. Evet Çin, etrafındaki çeşitli milletlerin topraklarını işgal yoluyla ülkesini genişletmiş ve dünyanın arazi bakımından da büyük ülkelerinden biri haline gelmişse de, yine de kuşatılmış bir haldedir. Çarlık Rusyasının ve halefi Sovyetler Birliği'nin yaşadığı sıcak denizlere açılabilme sendromunu, bir ölçüde, Çin de yaşamaktadır. Bir taraftan, çeşitli işgaller ve nüfuz politikalarıyla etrafını batıdan da kuşatmaya çalışan ABD, bir taraftan büyük nüfusun ülke topraklarına yayılmasından endişelenen Rusya, Büyük Okyanus'a açılma yönünü tıkayan Japonya vb.
Ancak, bu kuşatılmışlık ve milli nüfusun küçük bir coğrafyada sıkışma problemi, asıl Japonların hayat sahalarını kısıtlayıcı bir rol oynamaktadır. Çin ve ABD arasında kalan bu adalar devleti, dar bir coğrafyaya sıkışmış vaziyettedir. Düşünün Türkiye'nin üçte biri kadar bir arazi, - o da volkanik dağlarla, deprem kuşaklarıyla örülmüş-, ve Türkiye'nin 2 katına yaklaşan bir nüfus.

Japonlar bu güç şartlara rağmen, özellikle 2. Dünya Savaşı'nın getirdiği tecrübelerle dış politikasını barış ve ekonomi üzerine kurmuş vaziyettedir.

Sanırım, Çin ile Japonya arasında son zamanlarda yaşanan problemin bir yönü de, Çin'in bölge ülkelerine "Japon" korkusu vererek, bu ülkenin ekonomik pazarını eline geçirme düşüncesinden kaynaklanmaktadır. Bu ise, Çinlilerin tarihi politikalarından birisidir ve güçlendiği her dönemde benzer yollara tevessül etmiştir.
Görelim bundan sonra ne gibi gelişmeler olacak.

 

DAVA VE TEŞKİLATLAR

 

Doğu Türkistan’ın işgal edilmesinin ardından yaşanan süreçte dünyanın bir çok yerinde bulunan Doğu Türkistanlılar tarafından onlarca teşkilat kuruldu. Hâlâ faaliyetlerini devam ettiren bir çok teşkilat olduğu herkesin malumu. Doğu Türkistan Davası’nı hür dünyaya anlatabilmek için kurulan bu teşkilatların yaptıkları çalışmaları küçümsemek veya yok saymak ne insafa ne de vicdana sığar.

 

Doğu Türkistan’ın işgal edilmesinin ardından yaşanan süreçte dünyanın bir çok yerinde bulunan Doğu Türkistanlılar tarafından onlarca teşkilat kuruldu. Hala faaliyetlerini devam ettiren bir çok teşkilat olduğu herkesin malumu. Doğu Türkistan Davası’nı hür dünyaya anlatabilmek için kurulan bu