|
| |
|





 |
|

Başmakale
Mehmet Emin Batur |
|
DAVA ADAMI OLMAK SORUMLULUK İSTER
Onların yanlışlarını tasvip ediyor anlamında suskun ve kayıtsız kalmak
ta farkında olmadan davanın çöküşüne ve akamete uğramasına katkıda
bulunmaktır. Dava adına yapılan hatalar yerinde ve zamanında uygun bir
müdahale ile karşılaşmazsa bir biri ardına devam eden yanlışların
devamın da yenilgi ve başarısızlıklar kaçınılmaz bir son olacaktır.
Çünkü zamanında bir tepki ve uyarı ile karşılaş mayan yanlış ifadelerin
ve yanlış hareketlerin sahibi kişiler kendi yaptıklarının ve
söylediklerinin doğru olduğu ve millet tarafından tasvip gördüğü zannına
kapılarak yanlışlarını sürdürürler. Dolayısıyla da bir davanın bu türden
kişilerin sorumsuzca davranışları yüzünden sekteye uğramasına izin
verilmiş olunur.
Dava insanlarının son derece dikkatli bir yaşam tarzını benimsemeleri,
özel yaşamlarını çok dikkatli bir şekilde tanzim etmeleri, hiçbir
şekilde bir şaibeye adlarının karışmaması için azamî hassasiyeti sarf
etmeleri millî, insanî ve sürdürülen dava adına bir mecburiyettir.
Milletin kendilerine her hangi bir yetki ve selahiyet vermediği
kişilerin ulu orta millet adına yanlış beyanlarda ve çıkışlarda
bulunmaları, yıllarca ömürlerini mukaddes bildikleri davaları uğruna
harcamış olan duayenlere ve liderlere karşı hem haksızlık, hem de açıkça
bir ihanettir. Bilindiği gibi ulvî davalarda başarılı olmanın birinci
şartı istikrarlı ve kararlı bir yol takip edebilmektir. Bunun için de
gerekli olan en önemli temel unsurların başında bedensel, ruhsal,
zihinsel ve bilgi donanımı yönü ile hazır olmak gelmektedir. Bu dört ana
unsur ile kendisini hazır görmeyenlerin çala kılıç ellerinde benzin
bidonu ile bir “kör dövüşü” nün içine dalar gibi belirsizlik ortamına
girmeleri davanın başarıya ulaşmasının önüne türlü engeller çıkarttığı
gibi, sempatizan insanlarında zihinlerinde daha büyük karışıklıklar
meydana getirecektir. Bu sebeple kutsal dava yolundaki gidişat esnasında
görülebilecek hataları, anî sapmaları ve hezeyanları ciddiye almaksızın
görmezlikten gelerek yola devam etmek, gelecekte çok daha büyük
problemler yumağı ile karşılaşmaya davetiye çıkartmak olacaktır ki; bu
durumdan azamî derecede ve hassasiyetle kaçınmak gerekir.
Dava adamları etraflarındaki gelişmelere ve kendisinden neler
beklendiğine karşı duyarlı olmak ve milletinin beklentileri
doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedir. Ayrıca sezinleme,
gözlemleme, değerlendirme ve karar verme açısından da son derece uyanık
bulunmalıdır. Kendisi dışındaki gelişmeleri iyi gözlemleyemeyen, tahlil
edemeyen ve uygun tarz ve yöntemlerle müdahale ederek karışıklıkların
analizini yaptıktan sonra kamuoyunu doğru bilgilendiremeyenler dava
adamı olamazlar. Zaman zaman bazı akımların maddî ve manevî tesiri ile
yön ve mecra değiştirenler olabilmektedir. Bizim de vazifemiz işte bu
anî ve sorumsuzca yön ve mecra değiştirenleri önce hatalarından
dönmeleri için uygun bir biçimde uyarmak, bu uyarılarla kendilerine
gelmeyenleri daha sonra kamuoyuna ifşa ederek emsallerininde ortaya
çıkmasına mani olmaktır. Bir misal vermek gerekirse; bazı zamanlarda
Doğu Türkistan’ın İstiklâlini istemek yerine “Özerklik” ve “Muhtariyet”
vs. isteyenler vardı. Şimdi bunlara bir de “Barışçı yollarla” diyenler
eklendi…
Sahi 1949 yılında barışı bozanlar Doğu Türkistanlılar mıydı? Yoksa Doğu
Türkistan’ı işgal ettikten sonra bu güne kadar milyon larca Doğu
Türkistanlıyı katleden ve bu katliamlarına bu gün de değişik adlar
altında devam eden ve bir okulun kapısına “Uygurların erkeklerini köle,
kadınlarını fahişe yapacağız” yazdıkları için kapıyı yerinden söken
onbinlerce Uygur’un galeyana gelmesine ve bu olay sonunda yüzlerce
insanın tutuklanmasına ve öldürülmesine sebep olan Çinliler miydi ? Çin
Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından “Doğu Türkistan” ismini her hangi
bir terör örgütü gibi lanse ederek “Doğu Türkistan Terör Güçleri
Suçlarının Sorumluluğundan Kaçamazlar” adı ile kitap bastırarak dağıtan
ve her yıl Türkiye de özellikle bazı Doğu Türkistanlıların evlerine
“Bayram Ziyareti” ne giden onlara para dağıtarak ve yılbaşlarında
kokteyller düzenleyerek Doğu Türkistanlı lardan bazılarını buralarda
ağırlayarak (satın alarak) kendilerinin bu melanetlerini savunacak
seviyelere kadar getiren Çinli’lerle nasıl ve hangi barış yolu ile neyi
halletmeyi düşünüyorlar? Tarihte istiklâl ve Bağımsızlığın “Barışçı
Yollarla” kazanıldığına dair bir misal var mıdır? İşte bu sebepledir ki;
Pirincin taşı ayıklanmadan pilav yapmaya kalkmak ileride dişlerin zarar
görmesine razı olmaktır. Tam Bağımsızlık yanlısı Doğu Türkistanlıların
gözü, kulağı ve sesi olan “İSTİKLAL GAZETESİ”nin vazifesi kamuoyunu tam
bir millî hassasiyet içerisinde uyarmak ve ikaz etmektir. |
|
Kaşgar’da ezanlar susturuldu
Doğu
Türkistan, Komünist Parti'nin baskısına sahne oluyor. Özellikle 11 Eylül
terör saldırılarından sonra, Uygur kültürünü ve İslâm dinini öne
çıkaranlar, Pekin yönetimi gözünde 'ayrılıkçılıkla' veya 'teröristlikle'
damgalanıyor. Çin'in Uygur kültürünü bastırmaya çalıştığı, tarihçilerin,
pop şarkıcılarının yakından gözlendiği hatta kitapların yakıldığı
belirtilirken, devlet kontrolü dışında hiçbir kültürel veya dinî
aktiviteye izin verilmediği bildiriliyor. Bir zamanlar İpek Yolu'nun
ticarî düğüm noktası olan ve Afganistan ile bir sınır şeridi bulunan
Kaşgar kentinin tarihî merkezinde, müezzinler kendi sesinin gücüne
güvenmek zorunda. Çünkü hoparlör kullanılması yasak. Çin, ülkede yaşayan
Müslümanlar üzerinde kontrolü 11 Eylül terör saldırılarının ardından
daha da sıkılaştırdı. Doğu Türkistan’ın başşehri Urümçi'de, İslâm
Koleji'ndeki Kur'an-ı Kerim kursuna kimlerin katılabileceğine komünist
yetkililer karar veriyor. Şehirdeki üniversite, Pekin'deki Devlet
Konseyi tarafından finanse ediliyor ve üniversite kapsamında bir de din
okulu bulunuyor. Burada camilere, komünist ders planına göre imam
yetiştiriliyor. Bu arada Çin Komünist Partisi Sincan(!) şefi Wang Lequan
ise, 'terör örgütü' ilân edilen sürgündeki gruplardan Doğu Türkistan
İslâmî Hareketi'nin eylemlere katıldığı yönünde önemli deliller
bulunduğunu iddia ederek, "Örgüt, Afganistan savaşı sırasında
El-Kaide'ye katıldı, bin üyesi Taliban tarafından eğitildi ve
Afganistan'da Taliban ile beraber savaştı. Bir kısmı da Çin'e geri
gönderildi ve burada terör eylemleri gerçekleştirdi. Örgütten 6 bin el
bombası, patlayıcı madde ve diğer silâhlar ele geçirdik" diye konuştu. |
|
Merhum liderimizi andık
İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında
Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar
kazasında dünyaya geldi.Öğrenimini Doğu Türkistan'da tamamladıktan sonra
çeşitli m emuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan'a
geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla irtibata geçti. 1931'de
Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan'daki
valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun
önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını, Rusya'nın
işgalinin sözkonusu olacağını anlattı. Ayaklanma sırasında ve sonrasında
milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi
üyeliğine de seçildi. Mücadelesini daha çok siyasî alanda
yoğunlaştırmıştı. 3 yıl sonra Doğu Türkistan Hükûmeti'nin başkanlığı
Türkler'e verildiğinde hükûmetin genel sekreterliğine getirildi. Bir
yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve
anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya'nın ve Çin'in
tepkilerini
üzerine çekti. 1949'da Çin'in Doğu Türkistan'ı işgali ile birlikte o
günkü Hindistan'ın Keşmir eyaletine iltica etti. 1954 yılında Türkiye'ye
geçti. Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da Doğu Türkistan Göçmenler
Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan
davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı.
Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türkiye hükûmetleri
nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele verdi.
Parti liderleriyle görüştü. Başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü.
İsa Yusuf Alptekin’in bütün ömrü; mahrumiyetler içerisinde, esir
Türkistan'ın hürriyet ve bekası için inanç ve azimle mücadele içinde
geçti. Ve 17 Aralık 1995 gecesi vefat etti.
|
|
Çin İstilâsına Kota
Seddi
Türk pazarını adeta istilâ eden
Çin ürünlerine yeni yılda kota geliyor. Başta tekstil ve hazır giyim
olmak üzere 47 ürünün ithalatına gelecek kota uygulaması 3 yıl sürecek.
Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülke, ucuz Çin mallarının
istilâsından endişe duyuyor. Bu nedenle ABD ve AB'nin yanı sıra pek çok
ülke Çin'den yapılan ithalata sınırlama getirmeye hazırlanıyor.
Türkiye de ağırlığı tekstil ve hazır giyim olmak üzere 47 ürün grubunda
Çin'e kota uygulayacak.
Kota uygulamasıyla ilgili bilgi veren Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, "Bu
kendi yerli sanayimizin zarar görmemesi için yaptığımız haklı bir
müracaattır. Çünkü bizim ekonomimiz içerisinde tekstil ve konfeksiyonun
önemli bir ağırlığı var" dedi. Pekin Yönetimi'nin tepkisine rağmen Dünya
Ticaret Örgütü kuralları, ülkelere yerli sanayilerini koruma imkânı
sağlıyor. Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Emin Çarıkçı da "Çin
bizimle anlaşmak durumunda. Çünkü ocak-ekim döneminde 3.2 milyar dolar
ithalat yapmışız, 300 milyon dolarlık ihracat yapmışız" diye konuştu.
Çin'e uygulanacak kotalar ithalat artışını yüzde 5 ile 10 arasında
sınırlayacak şekilde belirlenecek.
|
|
Yeni dini
kanunlar özgürlükten çok baskı getirecek
Çin'de yeni yürürlüğe sokulacak
dinî kanunların, beklendiği gibi özgürlük getirmeyeceği, aksine daha
baskıcı unsurlar taşıdığı kaydedildi. Dün açıklanan ve 1 Mart'ta
yürürlüğe girecek olan kanunların gizli kiliseler ve dinî gruplara karşı
daha sert müeyyideler içerebileceği ifade edildi. Devlet medyasında
açıklanan kanunların, dinî özgürlükler ve insan haklarını teminat altına
alacağı kaydedilmişti.
Yeni kanunlar, bazı özgürlükler öngörse de tüm dinî kurum ve
faaliyetlerin "anayasaya, kanunlara, yönetmeliklere saygılı, millî
birlik, sosyal istikrara ve ırkî uyuma uygun" olması şartı getiriliyor.
Yorumcular, yeni kanunlarla sadece devlet tarafından tasdik edilmiş dinî
grupların hukukî haklarının korunacağını ifade ettiler. Devlet
tarafından tanınmayan gruplar ve dinî müesseselerin durumlarının ise
eskisinden daha kötü duruma düşeceği kaydediliyor.
Ateist olan Çin, sadece Katolik, Protestan, İslâm, Budizm ve Taoculuğu
resmî olarak tanıyor. Çinliler, sadece devletin müsaade ettiği kiliseler
ve dinî mekânlarda ibadet edebiliyorlar. Devlet, kontrolü dışındaki dinî
toplantılara ve evlerde oluşturulan kilise ve diîi mekânlara karşı sıkı
kontrollerde bulunuyor. Yeni kanunlar, çeşitli kurumlar vasıtasıyla bu
faaliyetlerin denetlenmesini öngörüyor.
|
|
Afganistan
ve Irak'ta 3 Türk öldürüldü
Asker üniformalı 12 Afgan
tarafından kaçırılan Türk mühendis Eyüp Orel’in cesedi bulundu.
Bağdat’ın kuzeyinde iki Türk şoförü öldürüldü, TIR’ları yakıldı
Irak polisi, Bağdat'ın kuzeyinde iki Türk kamyon sürücüsünün
öldürüldüğünü bildirdi. Bağdat'ın 70 km kuzeyindeki Balad kentinin polis
yetkilisi Yarbay Hamid Mecid, iki Türk kamyon sürücüsünün kimliği
belirsiz kişilerce öldürüldüğünü belirtti.Iraklı yetkili, cesetlerin ve
kamyonların tamamen yandığını, ancak araçların Türk plakalarının
okunabildiğini belirtti. Afganistan'ın doğusundaki Kunar'da kaçırılan
Türk mühendis Eyüp Örel'in de (53) öldürüldüğü, 2 Afgan'ın ise serbest
bırakıldığı bildirildi. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Lütfullah Maşal,
kaçırılan mühendisin cesedinin kurtarma operasyonuna katılan güvenlik
güçlerince bulunduğunu açıkladı. |
|
“İnsan Hakları İhlâlleri” yılda bir defa mı hatırlanmalı?
Her yıl aynı tarihlerde demokratik
ülke olduklarını iddia eden ülkeler tarafından bildik mesajlar
yayınlanmaya devam edilir. Fakat dünyada sürüp giden insan hakları
ihlallerinde ise hiç bir azalma olmadığı gibi tam tersine artışlar
gözlenir.
Aslına bakılırsa bazı sözde İnsan hakları örgütlerinin verdikleri
beyanatlara ve icraatlarına bakıldığı zaman söz konusu örgütün
mensuplarının insan haklarının ve insan haklarını ihlâl etmenin ne demek
olduğunu dahi bilmedikleri ortaya çıkar.
Bahse konu örgütlerin Popülist kaygılarla kurulduğunu iddia etmek yanlış
olmaz. Çünkü; bu güne kadar bu örgütlerin icra ettikleri ve olumlu sonuç
elde ettikleri kayda değer hiçbir şey yoktur.
Dünyanın bir çok bölgelerinde âdeta kan gövdeyi götürürken, haksızlar
haklıları katlederek soykırımlar yaparken, güçlüler güçsüz olan
milletlerin vatanlarını işgal ederken, Dünya İnsan Hakları Örgütleri’nin
günlük yaşamdaki fertler arasında meydana gelmiş olan sıradan
sayılabilecek noktalara takılıp kalarak, insanların dünyada en kutsal
hakları olan yaşama haklarının birileri tarafından gasp edilmesine göz
yummaları ve açıkça çifte standart bir davranış sergilemelerinin başka
bir izahı olamaz.
1950’li yılların başlarından itibaren var olduğunu bildiğimiz BM İnsan
Hakları Örgütleri, aynı yıllarda (1949) bütün dünyanın gözleri önünde
milyonlarca insanı çeşitli şekillerde katlederek Doğu Türkistan’ı işgal
eden Çinlilere karşı parmaklarını dahi kıpırdatmamışlardır. O günden bu
güne kadar da dünyanın birçok yerlerinde aynı hadiselerin sayısı giderek
çoğalıyor. Kimi devletlerin ve milletlerin kendi acziyetlerini ve
suçlularla dayanışma içinde olmalarını gizlemek adına sözde “Hümanizm”,
“Globalizm”, “Sevgi”, “Kardeşlik”, “Dünya barışı” vs. gibi kalkanların
arkasına gizlenerek ve 21. yüzyılın soykırımcı, işgalci ve insan hakları
ihlâllerinde dünyada birinci sırada yer alacak devletler ve milletlerle
gizli ve alenî bir biçimde işbirliği ve dayanışma içinde olduklarını
bilmeyen yoktur. Hal böyleyken dünyadaki İnsan Hakları Örgütleri’ni
kuranlar kimler? Hak ihlâline uğrayan mağdur ve mazlum insanların
haklarını kimler savunacak? Bu durumda insanlar söz konusu örgütlere
nasıl güvensinler? Nedendir bilinmez sözde İnsan hakları ihlâllerini
önlemek adına kurulan bu örgütlerin hemen hepsi her zaman güçlülerden
yana bir tavır sergilemektedirler. Bırakın insanların haklarının ihlâl
edilmesini insanlar açıkça katlediliyorlar.
Doğu Türkistan’da Nisan 1990 tarihinde meydana gelen Miliî Bağımsızlık
Hareketi sırasında beşikte yatan bir çocuğa 72 mermi sıkan, kendilerine
özgü yöntemlerle insanlara karşı,dünya literatürüne “Çin İşkencesi”
olarak geçen 125 türlü insanlık dışı işkenceleri ile tanınan ve bu gün
de anne karnındaki doğmamış bebekleri katleden, hastanelerine her hangi
bir sebeple tedavi için giden Uygur kadınlarına gizli bir biçimde
kısırlık iğnesi yaparak kısırlaştıran ve daha sayılamayacak kadar çok
insan hakları ihlâllerine dolu dizgin devam etmekte olan Kızıl Çin
hükûmetine en küçük bir tepki dahi göstermek bir yana, tam tersine
ticarî hesaplar uğruna dostluk köprüleri kurmak isteyen devleler ve
hükûmetler Çinli’lerin yaptıkları bu insanlık dışı uygulamalarına ortak
olmuş olmuyorlar mı? Sonra da kalkıp, kendi haklarını kendileri savunmak
zorunda kalan ve son derece kıt imkânlarla vatanlarını işgal eden
düşmanlara karşı özgürlük mücadelesi veren milletleri “terörist” olmakla
suçlamak ne insanlıkla ne de hakkaniyetle bağdaşan bir tutumdur. Bunun
adı olsa olsa aymazlıktır, kolaycılıktır, ve “Bana dokunmayan yılan bin
yaşasın” demektir…
Bu duygu ve düşüncelerimiz kimilerinin yılda bir defa “Laf olsun torba
dolsun” kabilinden ettikleri beylik sözler olmayıp; işgalin, zulmün,
soykırımın ve en üst derecelerde insan hakları ihlâllerinin yaşandığı
Doğu Türkistan’da yılın üç yüz altmış beş günü aynı acıyı hisseden bir
milletin beynini kemiren düşüncelerdir. |
|
AB'nin amacı
Türkiye'yi parçalamak
Ab’nin ‘önce şartları yerine
getirin, sonra üyeliğinizi görüşelim’ değerlendirmelerine tepki gösteren
Tokat Paşa, hassasiyetini, “AB’nin bu sözlerine inanmak ahmaklıktır,
vatan hainliğidir” diyerek dile getirdi. Terör örgütü PKK’nın yıllardır
ortaya attığı düşünceleri, bugün siyasî yönden bazı isimleri kullanarak
yapmaya çalıştığına dikkat çeken Tokat, “Bugüne kadar kazandıklarını AB
sürecinde genişletmeye çalışıyorlar. Bu, Türkiye’nin 1984’te başlayan
çatışmalara geri dönmesine kadar uzanabilir. Bunlar masumane istekler
değildir, tamamen ülkeyi bölmeye yöneliktir” dedi. 1987-1989 yılları
arasında Tokat Paşa, şu ifadeleri kullandı:
Amaçları belli
“Terör örgütünün stratejisini bugün siyasî kanadı gerçekleştirmeye
çalışıyor. Bunlar, daha önce milletvekili seçilen, bölücülüğü Meclis’e
kadar götürdükleri için yargılanan ve mahkûm olan kişilerdir. AB’nin
onur kırıcı dayatmasıyla hapisten kurtuldular ve çıkar çıkmaz da
misyonlarını yürütmeye koyuldular. ”
Tehlikeli bir tuzak
Türkiye’nin tehlikeli bir tuzakla karşı karşıya olduğunu ileri süren
Tokat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önce hakları ver, sonra bir gün
birileri referanduma gitsin ve ‘hayır’ desin. Bu bir tuzak ve bunun
vebalini kimse çekemez. Çünkü, ülke dönüşü olmayan bir tehlikeye girmiş
olur. Ben de AB’ye üyeliği istiyorum. Ancak, bölünmeyi getirecek ‘her
şeyi yapın, sonra sizi alalım’ düşüncesine de kesinlikle hayır diyorum.”
Terörle savaş
Teröristbaşı Öcalan’ın savaş suçlusu olarak asılması gerekirken, şimdi
affının bile istendiğini hatırlatan Tokat, “Bizim yaptığımız mücadele
değil, savaştır. Mücadele çekirgeyle, selle olur. ABD, iki tane bomba
attı, buna ‘terörle savaş’ dedi. Şimdi Irak’a onlardan izinsiz
girilemiyor. Biz ise hâlâ PKK’yla yürütülen savaşa ‘mücadele’ diyoruz.
Savaş diyemediğimiz için ‘insan hakları ihlâl ediliyor’ denildi. Savaş
diyemediğimiz için şimdi terörist başının affedilmesini isteyecek kadar
cesaretlenmişler” diye konuştu.
|
|
Çin’de
kömürü madenleri ölüm çukuru gibi
Çin'in kuzeyindeki Shanxi
bölgesinde 10 Aralık tarihinde, bir kömür madeninde meydana gelen gaz
patlaması sonucu 33 işçinin hayatını kaybettiği bildirildi. Shanxi İş
Güvenliği Bürosu, patlamanın Yuxian yakınlarındaki Nanlou kasabasındaki
kömür madeninde meydana geldiğini açıkladı. Çin’de her yıl binlerce
insan maden kazlarını hayatını kaybederken, Çin hükûmetin bu konuda
tedbir almaması büyük tepkilere neden oluyor.
|
|
Musul’da Türk
polisine hain pusu
Türkiye'nin Bağdat
Büyükelçiliği'nde görev yapmak üzere Bağdat'a giderken 17 Aralık Cuma
günü Musul yakınlarında silahlı saldırıya uğrayan ve şehit edilen özel
harekât görevlileri Nihat Akbaş, Bilal Ülgen, Bülent Kıranşal, Adem
Çiçek ve Süleyman Karahasanoğlu için İçişleri Bakanlığı'nda bir tören
düzenlendi. Tören sırasında gözyaşı döken şehit polislerin aileleri,
özel harekâtçı güvenlik görevlileri tarafından teskin edilmeye
çalışıldı. Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan, tören alanına
gelişlerinde şehit yakınlarına başsağlığı diledi. Tören, şehitler için
saygı duruşunda bulunulması ve İstiklâl Marşı'nın okunmasıyla başlandı.
Saygı duruşu sırasında şehitlerin naaşları başında nöbet tutan özel
harekât görevlileri de gözyaşlarına hakim olamadı. Törende bir konuşma
yapan Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, "Ey çağdışı kalmış
ideolojilerin maşaları, bu katliamı bir kutsal inanç uğruna yaptıysanız
bilin ki bu şehitlerin hiçbirinden daha inançlı değilsiniz. Yaptığınız
iş adi bir cinayet ve terör eylemidir" diye konuştu. Konuşmaların
ardından şehitler için dua okundu. Şehitlerin naaşları daha sonra
omuzlara alınarak kortej oluşturuldu. Şehit naaşları cenaze marşı
eşliğinde cenaze araçlarına götürülürken, şehit aileleri gözyaşlarına
boğuldu. Şehit ailelerinin arasından çıkan ve kendisini şehit yakın
ıolarak nitelendiren bir kişi, Başbakan Erdoğan ve bakanların bulunduğu
bölüme doğru gelerek, şehit düşen polislere zırhlı araç verilmediği için
tepki göstererek, "Tolon Paşa kadar siyas8ler olamadı" dedi. Vatandaş
korumalar tarafından protokol bölümünden uzaklaştırıldı. |
|
Dünya’yı en
çok Çinli’ler kirletiyor
ABD ve Çin'in kullandıkları
yakıtlardan çıkan zararlı gazlar bakımından dünyayı en çok kirleten
ülkeler olduğu açıklandı. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) son
yayınladığı 2002 verilerinde, dünyanın en büyük ekonomilerine sahip iki
ülkesinden Çin ve ABD’nin kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıt
kullanımı nedeniyle yaydıkları zararlı gazlarla dünya atmosferini en çok
kirleten iki ülke olduğu bildirildi. Buna göre, zararlı gazların
yayılmasında, ABD ve Çin yüzde 37'lik oranla öne çıkan ülkeler olurken,
Avrupa ülkelerinde fosil yakıtlarla gaz salınımı 1990 yılına göre
2002'de yüzde16,9'luk bir artış gösterdi.
Türkiye'nin yer almadığı UEA'nın istatistiğinde, ABD yüzde 23,5 ile
dünyayı en çok kirleten ülke olurken, ikinci sırayı yüzde 45'lik bir
artış sağlayarak yüzde 13.6 orana sahip Çin izledi. Dünyayı en çok
kirleten diğer ülkeler ve yüzdeleri ise şöyle: Rusya yüzde 6.2, Japonya
yüzde 5, Hindistan yüzde 4.2, Almanya yüzde 3.5, Kanada yüzde 2.2,
İngiltere yüzde 2.2, Güney Kore yüzde 1.9 ve İtalya yüzde 1.8.
|
|
Alman basını
da Çin’e baskı yapılmasını istiyor
Alman gazetelerinden Frankfurter Allgemeine,
Başbakan Gerhard Schröder'in Çin gezisi sırasında, iki ülke arasında
ticareti artırma çabalarını eleştiriyor. Çin'in gerek ekonomik
performansının gerekse ihracat ve ithalatındaki artışın 'etkileyici'
olduğunu kabul eden gazete, "diğer taraftan önde gelen Avrupalı
politikacıların Fransız, Alman veya İtalyan mallarını Pekin'e satabilmek
için birbiriyle yarışması, biraz komik hatta vakardan yoksun bir tavır"
diyor. Gazete, Çin'e yönelik Avrupa Birliği silah ambargosunun
kaldırılması çağrılarına da karşı çıkıyor. Berliner Zeitung ise
başbakanlarını, Çin'de insan haklarının durumu ve şu anki sınırları
dışındaki topraklar üzerinde hak iddiaları konusunda, sesini
yükseltmediği için eleştiriyor. Gazete, "Schröder gibi Almanya'nın
uluslararası arenada daha büyük rol oynamasını isteyenler, bu ortaklığın
sınırlarına da işaret edebilmeli" diyor. Gazete, Başbakan Schöder'in
tutumunu, Almanya Dışişleri Bakanının tutumuyla karşılaştırıyor ve bakan
Joschka Fischer'ın geçtiğimiz yaz yaptığı Çin gezisinde insan hakları,
Tibet, Hong Kong ve Tayvan konularını gündeme getirdiğini hatırlatıyor.
|
|
Korkunç felaket
Endonezya'nın son
olarak ölü sayısını 115 bin 229 olarak açıklamasıyla bölge ülkelerindeki
toplam ölü sayısı, 168 bin 183'e yükseldi. Endonezyalı yetkililer,
ülkede 12 bin 132 kişinin hala kayıp olduğunu duyurdu. Açıklanan son
resmi rakamlara göre, felaketin vurduğu ülkelerde ölenlerin sayısı
şöyle:
Endonezya 115 bin 229 Sri Lanka 30 bin 920 Hindistan 16 bin 383 Tayland
5 bin 305 Doğu Afrika 137 Malezya 74 Maldivler 74 Myanmar 59 Bangladeş 2
Metropollerin tsunami zirvesi
Dünyadaki büyük kentlerin belediye başkanları, Güney Asya'daki deprem
felaketinin yaralarını sarmak için Paris'te toplandı. Paris
Belediyesi'nin girişimiyle düzenlenen toplantıya, Avrupa Birliği
başkentlerindeki belediye başkanlarıyla 'Birleşik Kentler ve Yerel
Yönetimler Birliği' (UCLG) üyesi belediye başkanları katıldı. Toplantıya
Türkiye'den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve aynı zamanda
UCLG'nin Ortadoğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı Başkanı Kadir Topbaş
katıldı. Güney Asya zirvesi 6-7 şubatta yapılacak Tsunami felaketi
nedeniyle ertelenen Güney Asya Zirvesi 6-7 şubatta Bangladeş'in başkenti
Dakka'da yapılacak. Bangladeş Dışişleri Bakanı Murşid Han, Güney Asya
Bölgesel İşbirliği Örgütü'nün (SAARC) yedi üyesinin de yeni takvim
konusunda anlaştığını söyledi. SAARC, Bangladeş, Butan, Hindistan,
Maldivler, Nepal, Pakistan ve Sri Lanka'dan oluşuyor. Tsunami, 2 milyon
kişiyi fakirleştirdi Asya Kalkınma Bankası'nın raporuna göre, tsunaminin
ardından bölgede muhtemelen yaklaşık 2 milyon kişi fakirleşti. |
|
İsrail ve Çin arasındaki
silâh ticareti ABD’yi kızdırdı
İsrail Parlamentosu
Savunma Komitesi Başkanı Youval Steinitz, İsrail radyosuna yaptığı
konuşmada, "Kamuoyundan saklanan bir gerginlik var. Özellikle İsrail'in
Çin'e silâh satması ile ilgili son 1 veya 2 yıldır gizli bir gerginlik
devam ediyor" şeklinde konuştu.
Daha önce de İsrail'de yayın yapan 'Channel Two' televizyonu,
Washington'un, İsrail ile Çin arasındaki silâh ticareti sebebiyle İsrail
Savunma Bakanlığı Direktörü General Amos Yaron'un görevden alınmasını
istediğini bildirmişti.
ABD'li yetkililerin, Çin'in "hassas silâh sistemlerinin" geliştirilmesi
için İsrail'e verme girişiminin İsrail tarafından kabul edilmemesi
yönünde ısrarlı olduklarını belirten Channel Two, İsrail'in silâh
sistemlerinin geliştirilmesinden vazgeçerek sadece tamiratını
yapabileceğini kaydetti.
ABD, İSRAİL'DEN PİLOTSUZ UÇAKLARI ÇİN'E VERMEMESİNİ İSTEDİ
ABD, Çin tarafından İsrail'e model geliştirmek için verilen pilotsuz
uçakların geri verilmemesini istedi.
İsrail'deki Haaretz gazetesi, Amerikalı yetkililerin "hassas silâh
sistemlerinin" Çin'e teslimine karşı çıktıklarını bildirdi.
Gazete, İsrail'in 1990'larda Çin'e sattığı fakat daha sonra
geliştirilmesi gayesiyle yeniden kendisine teslim edilen Harpy
uçaklarını Çin'e geri vermemesi halinde İsrail ve Çin arasında siyasî
bir kriz yaşanacağını yazdı.
|
|
Japonya savunma politikasını değiştirdi
Önümüzdeki 5 yıllık dönemi kapsayan yeni
politika uyarınca Japonya, diğer ülkelere tehdit oluşturmayacağı
taahhüdünü yineliyor ancak, geçmişteki bazı sınırlamalar gevşetiliyor.
Örneğin silâh ihracı yasağı, ABD ile ortak füze sistemi geliştirebilmek
için gevşetiliyor. Kuzey Kore'nin füze menzilinin Japonya'yı kapsaması,
Japonya'yı kaygılandırıyor. Japonya'yı kaygılandıran bir diğer etmen
ise, Çin'in silâhlanması. Yeni politika uyarınca barış gücü
operasyonlarına daha etkin katkı da öngörülüyor. Bu değişikliklerle,
Japonya'nın askerî gücünün ekonomik gücünü daha iyi yansıtır hale
geleceği belirtiliyor. Bu arada, Japonya hükûmeti, dün yaptığı
açıklamada, Irak'taki birliklerinin görev süresinin bir yıl daha
uzatıldığını bildirdi. Japonya'nın Irak'ta 550 askerî bulunuyor. 2.
Dünya Savaşı'ndan sonra Japon askerleri ilk kez bir savaş bölgesine
gönderilmişti. Japon Anayasası, askerlerin ülke dışında muharip rol
üstlenmesini yasaklıyor. Irak'taki Japon birlikleri, insanî yardım
projelerinde görev alıyor. Japon askerlerinin Irak'a gönderilmeleri,
ülkede büyük tartışmalara yol açmıştı.
Japonya, dünyanın değişen güvenlik koşulları uyarınca savunma
politikasında değişiklik yaptığını açıkladı |
|
“Ölümcül Çin Gribi” tümdünyayı tehdit ediyor
Dünya Sağlık Örgütü, bir kez daha
bulaşıcı hastalık uyarısında bulundu. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı
Shigeru Omi, öldürücü bir grip virüsünün birkaç hafta içinde 100 milyon
insanın yaşamına mal olmasının mümkün olduğunu söyledi. Sorunun kaynağı
ise, virüsün şu sıralar özellikle soğuk olan kuzey yarıkürede rahatlıkla
kurban bulabilmesi değil, virüslerin tamamen değişmiş olması ve 'kuş
gribi' gibi hayvandan insana bulaşabilmesi. Ama ne yazık ki doğrudan
tehdit altında olan ülkeler böyle bir salgınla mücadele için hazır
değiller. Virüs uzmanları, yeni bir grip salgınının milyonlarca insanın
yaşamına mal olabileceği konusunda uzun zamandır uyarıda bulunuyor. Bu
tehlike özellikle Asya bölgesi için mevcut.
Geçen yıllarda yaşanan SARS salgınından sonra, en azından salgının
yaşandığı ülkeler önlem almayı öğrendiler. Hastalığın en hızla yayıldığı
ülkelerden biri olan Çin'de önlemler başladı, ama sadece SARS salgınına
karşı. Bir grip salgınına karşı Çinliler de hazırlıklı değil. |
|
İran, Azerbaycan’la askerî işbirliğini geliştirmek istiyor
İran, komşusu Azerbaycan'la
askerî işbirliğini geliştirmek istiyor. İran Savunma BakanıAli Şamhani,
Azeri meslektaşıSefer Abbiyev'le yaptığı görüşmeden sonra, "Savunma
alanında ilişkilerimizi geliştirme imkânına sahibiz" dedi. Abbiyev de
İran'ın Azerbaycan'ın dostu olduğunu ifade etti ve Yukarıkarabağ
meselesinin hallinde bu ülkenin yardımcı olabileceğini ifade etti.
Azerbaycan Savunma Bakanlığıda askerî işbirliği konusunda İran'la
istişarelerde bulunulacağını bildirdi. |
|
İtalya’da
Türkiye karşıtı küstah miting
İtalya BaşbakanıSilvio
Berlusconi'nin Forza Italia partisinin koalisyon ortaklarından Kuzey
Birliği, Milano'da yaklaşık 100 bin kişinin katıldığıTürkiye karşıtı bir
gösteri düzenledi.
çeşitli şehirlerden 200 otobüs dolusu Kuzey Birliği sempatizanının
katıldığı gösteride Türkiye'ye kin kusuldu. Gösteri, "Yaşasın
Hıristiyanlık, Türkler dışarı, İslâm dışarı" sloganlarıyla akşama kadar
devam etti. Kuzey Birliği Partisi konuşmacıları, “Padania'da minare
gölgesi istemiyoruz”şeklinde konuştular. |
|
Dünya İnsan Hakları Gününde Almanya’da Protesto Gösterisi
10 Aralık Günü BM. Teşkilatı tarafından kabul edilen “Dünya İnsan
Hakları Günü” olup, Bu münasebetle Almanya’nın Münih şehrinde yaşamakta
olan Doğu Türkistanlılar Çin’in Münih’teki Konsolosluk binası önünde bir
araya gelerek protesto eyleminde bulundular.
Dünya Uygur Kurultayı Bünyesindeki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”
Teşkilâtı tarafından organize edilen bu defa ki protesto eylemi Almanya
saati ile sabah saat 10.00’dan 12.00’a kadar devam etmiştir.
Protesto eylemine katılanlar şiddetli soğuğa rağmen ellerinde Doğu
Türkistan’ın Ay-Yıldızlı Gök Bayrakları ve Çin hâkimiyetine karşı
sloganların yazılı olduğu pankartlarla avazları çıktığı kadar sloganlar
atarak komünist Çin hâkimiyetine karşı olan tepkilerini sergilediler.
Bu protesto eylemine Merkezi Almanya’da bulunan “İç Moğolistan Millî
Bağımsızlık Vakfı”na bağlı bir grup üye de Doğu Türkistanlılarla
birlikte katıldılar.
Eylem sırasında Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’daki insan hakları
ihlâllerini ifşa eden Almanca bildiriler de dağıtıldı.
|
|
Özhaseki, “ Türk Cumhuriyetleri bizim için çok önemli”
Kayseri Sanayi Odası Başkanı
Mustafa Çapar ve beraberindeki heyetle Başkan Mehmet Özhaseki'yi
makamında ziyaret eden Özbekistan Büyükelçisi Rustam İsaev, Türkiye ile
Özbekistan arasındaki ticarî ilişkilerin daha da geliştirilmesi
gerektiğini söyledi. Türkiye ile Özbekistan'ın kardeş ülkeler olduğunu
belirten Büyükelçi İsaev, 2 ülke arasındaki ticarî dostluğun da
ilerleyeceğini kaydetti. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet
Özhaseki ise, büyükelçi ile aynı görüşleri paylaştıklarını, Kayseri'nin
bir ticaret şehri olduğunu ve Özbekistan ile olan ilişkilerin daha da
geliştirileceğini söyledi. Özbekistan ile Türkiye arasındaki dostluğun
her zaman devam edeceğini ifade eden Başkan Mehmet Özhaseki'ye,
Büyükelçi İsaev tarafından Özbekistan'a özgü çapan kıyafeti hediye
edildi.
|
|
Kayseri’de
30 bin aileye kömür yardımı
Bu yıl Kayseri’de ki yardıma
muhtaç kişelere 15 bin 400 ton kömür dağıtıldı.
Sosyal uygulamalar çerçevesinde başlatılan düşük gelirlilere ücretsiz
kömür dağıtımı uygulaması çerçevesinde Kayseri’de yaklaşık 31 bin aileye
15 bin 400 ton kömürün bedava dağıtıldı.
Yardıma muhtaç ailelere yarımşar ton torbalı olmak üzere toplam 15 bin
400 ton kömürün dağıtımı Yahyalı ilçesinden başladı. Kayseri’de
dağıtılan bedava kömürlerin ilçelere göre dağılımı ise şöyle:
Akkışla 400 ton, Bünyan bin 200 ton, Develi 3 bin ton, Felahiye 300 ton,
Hacılar 250 ton, İnesu 650 ton, Kocasinan bin ton, Melikgazi 500 ton,
Özvatan 300 ton, Pınarbaşı bin 200 ton, Sarıoğlan 500 ton, Sarız 700 ton
ton, Talas 700 ton, Tomarza bin 500 ton, Yahyalı 2 bin 600 ton ve
Yeşilhisar 600 ton. |
|
Denktaş: KKTC için FKÖ usulü savaşırız
KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı
Serdar Denktaş Mithat Bereket’in sorularını yanıtlarken çok çarpıcı bir
açıklamada bulundu:
‘Çözüm olmaz ve Türkiye bizi gözden çıkarırsa, Kıbrıslı Türkler FKÖ
usulü direnişe geçebilir.’ Bu sözleriyle ilgili olarak gazetecilerin
sorularını da yanıtlayan Denktaş,
‘Türkiye Kıbrıs’tan vazgeçmez. Ama vazgeçerse ve bize de ‘teslim olun
her şarta’ derse, Filistinliler gibi sonuna kadar direniriz’ diye
konuştu.
Denktaş, Best FM’deki konuşmasında şu uyarılarda bulundu: ‘Bence,
Türkiye AB için bizi satmaz, böyle bir satış olmaz. Ama diyelim ki oldu.
Türkiye, Kıbrıs’taki haklarından vazgeçti. İş o noktaya gelirse ki,
gelmeyecektir, ondan eminim, o takdirde Kıbrıslı Türk kendi haklarını
korumak için burada, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) usulü bir direnişe
geçebilir. Silâhlı direniş bile gündeme gelebilir.’
RAUF DENKTAŞ: ASKER KALMALI
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, çözümü uzun bir sürece yaymak
gerektiğini belirterek, ‘Bizim istediğimiz, Türkiye’nin Rumlar’ı
siyaseten tanımaması, KKTC’yi tanımaya devam etmesi ve Türk askerinin
ada’da kalmasıdır’ dedi. |
|
Başörtülü Türk kadına saldırı
Avrupa'da Türkler'e saldırılar giderek artıyor.
Hollanda'nın Haarlem şehrinde 14 yıldır yaşayan Türk kökenli Hollandalı
Nurten Ölmez Yıldırım, önlerini kesen taksiden inen üç kışinin
saldırısına uğradı. Saldırganlar, "Pis Türkler" diyerek Yıldırımın
başörtüsünü yırtmaya çalıştı.
Türk kökenli Hollandalı Nurten Ölmez Yıldırım, Haarlem'de ırkçıların
saldırısına uğrayarak hastanelik oldu. Haarlem'de 14 yıldır ikamet eden
iş kadını Nurten Ölmez Yıldırım, önlerini kesen taksiden inen üç kışinin
saldırısına uğradı. Saldırganlar tarafından tokatlanan Yıldırım, olayın
şokunu atlatamadığını ve saldırıya bir anlam veremediğini söyledi.
Saldırganların "Pis Türkler" diyerek başörtüsünü yırtmaya çalıştığını
anlatan Yıldırım, "Haarlem şehrinde sürücü kursu işletiyorum. Hergün
normal bir şekilde işe başladım. Saat 17:00'de öğrencimi aldım. Kursa
başladık. Fakat arabanın iç aynasından bizi bir arabanın takip ettiğini
gördüm. Bu belli bir süre devam etti. Aldırmadım. Sonra caddenin diğer
tarafından araba birden önümüze çıktı. Arabamızı durdurdular. Arabadan
üç kişi aşağıya indi. Düzgün giyimli, 25 ila 30 yaşındaki üç Hollandalı
(Pis Müslümanlar, pis Türkler) diyerek başörtümü yırtmaya çalıştılar.
Sonra beni dövmeye başladılar. Çevrede bulunan kişiler ve öğrencim
yardım istemeseydi. Beni orada linç edeceklerdi." şeklinde konuştu.
Saldırganların tehditler savurarak olay yerinden ayrıldığını anlatan
Yıldırım, şöyle devam etti:
"Sonra arabaya binen o üç kişi bana tehdit savurarak (Haarlem'i terket
yoksa cesedin çıkar) dediler. Ben de derhal Haarlem polisine gittim.
Polise bana saldıran kişilerin arabasının plakasını verdim.
Araştırdıkların da plakanın sahte olduğu ortaya çıktı. Bu kişilerin bu
işi önceden planlı bir şekilde planladıkları kanısı uyandı bende. Çünkü
bu Van Gogh suikastından sonra Haarlem bölgesinde yapılan üçüncü
saldırı. Bundan önce de iki kere Faslı bayanları aynı şekilde
tartaklamışlar. Oysa biz bu toplumda vergisini ödeyen, Hollanda
toplumuna uyum sağlayan, kimseye zararı olmayan Hollandalı Türk'leriz.
Neden yapıyorlar anlayamadım?" dedi. Olayın etkisini üzerinden
atamadığını vurgulayarak, psikolojik bunalım içerisinde olduğunu, işe
gitmeye korktuğunu ve üç gün iş göremez raporu aldığını da sözlerine
ekledi.
Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Haarlem polisi, olayın sıradan bir
saldırı olmadığını ve saldırganların yakalanması için çalışmaların
sürdüğünü bildirdi. |
|
Türkiye, Kosava’ya en fazla yatırım yapan 3. Ülke oldu
Türkiye, 2004 yılında Kosova'da en fazla yatırımı olan
ülkeler arasında 3. sırada yer aldı. Kosova Ticaret ve Sanayi Bakanlığı
tarafından açıklanan verilere göre, Kosova'da faaliyet gösteren yabancı
şirketlerin önemli bir bölümü, Türk girişimci ve işadamları tarafından
kurulmuş olan şirketlere ait bulunuyor. Kosova'da kayıtlı olan yabancı
şirketlerin sayısının 600 civarında olduğu açıklandı. Kosova'ya en fazla
yatırım yapan ülkeler sıralamasında yüzde 16.5 oranı ile Makedonya
birinci , Sırbistan ve Karadağ yüzde 16.2 oranla ikinci, Türkiye ise
yüzde 12'lik oranla 3'üncü sırada yer alıyor. |
|
Türkmenistan bağımsızlığının 9. Yılını kutladı
Birleşmiş Milletler (BM)
tarafından 12 Aralık 1995 yılında tarafsızlık statüsü tanınan
Türkmenistan bağımsızlığının 9. yılını yılını coşku ile kutladı.
Düzenlenen törenlerde, dünya dostluk folklor gösterileri çerçevesinde
Türkmen kızlar Türk, Hindistan, Rus, Avrupa, ve uzak doğu halk
danslarından gösteriler sundular. Halen Özbekistan, Kırgızistan ve
Kazakistan'da bulunan çok sayıdaki Amerikan ve Rus askerleri
Türkmenistan'da bulunmuyor. |
|
Tarih
Kurumu’ndan Ermeni Soykırımı iddialarına cevap
Türkler ile Ermeniler'in 850 yıl
boyunca sorunsuz yaşadığını belirten Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, "Ancak
1860 yılından itibaren gerek Rusya, gerek İngiltere ve Fransa bu bölgede
hâkimiyet kurmak için Ermenileri kışkırtmış ve silâhlandırmıştır. Hatta
Fransızların İskenderun'a yapmayı planladıkları çıkarmaya destek vermek
için 40 bin Ermeni'nin eğitildiği ve silâhlandırıldığını biliyoruz.
Bunun üzerine Osmanlı Devleti tarafından bu bölgedeki halk geçici bir
süreyle Suriye bölgesine nakledildi. Ama kesinlikle bir soykırım söz
konusu değildir. Bunu anlamak için sözde soykırımdan önceki nüfus
kayıtlarını ve sonraki kayıtları inceledik. En şişirilmiş nüfus
sayısında bile iki tarih arasında 400 bin fark var. Denildiği gibi 1.5
milyon kayıp yok. Bunların hepsini belgeleriyle tespit ettik" dedi.
Ermeniler tarafından "Ermeni Soykırımı" günü olarak kabul edilen 24
Nisan gününde bir soykırım yapılmadığına dikkat çeken Yusuf Halaçoğlu,
"Bu tarihte İstanbul başta olmak üzere illerde faaliyet gösteren Ermeni
terör örgütlerinin başları yakalanmış ve tutuklanmıştır. Bu tutuklamalar
ile Ermenilerin terörist faaliyetleri bitmiş oldu. Yani hiçbir soykırım
ya da katliam olmamıştır. Hiç kimse ölmemiştir demiyorum. Bu nakil
sırasında hastalık ve eşkıya saldırıları sonucu toplam 80 bin Ermeni
hayatını kaybetmiştir. Ama Osmanlı ordusunda hastalık sonucu 450 bin
asker ölmüştü. Yani kesinlikle bilerek yapılan bir şey yok. |
|
Almanya’da ki Türk gücü
Almanya'da 50 binden fazla Türk’ün
kendi işyerinin bulunduğu ve bu işyerlerinde çalışanların sayısının 230
binin üzerinde olduğu belirtilen dergide Türkler'e ait işyerlerinin
yılda 23 milyar euro civarında ciro yaptıkları ve bunun sürekli artış
gösterdiği de kaydedildi. Türk kökenli Alman vatandaşların sayısı
gittikçe artmaktadır. 1998 yılı sonunda 250 bin kişi Alman
vatandaşıyken, dört yıl sonra bu sayı katlanarak 600 binin üzerine
çıkmıştır. 100 binden fazla Türk, çifte vatandaşlığa sahiptir. Neredeyse
400 bin Türk kökenli Alman vatandaşı 2002 yılındaki Federal Meclis
seçimlerinde seçim hakkına sahiptiler. Yeni Federal Meclis'te 2 Türk
kökenli milletvekili vardır. Lale Akgün ve Ekin Deligöz, Türk olan
milletvekilleridir. Yeni federal hükûmet Almanya'da yaşayan 2.5
milyondan fazla Türk kökenli insanın entegrasyonunu daha fazla teşvik
etmek istiyor. Sayıları 25 bine varan Türk öğrencilerin Alman
üniversitelerinde okuyan yabancı öğrenciler arasındaki en büyük grubu
oluşturuyor. |
|
NEWS DERGİSİ'NE
TEPKİLER
Telefonlar ve e-postalar yoluyla
tepkilerini dile getiren Avusturya'daki Türkler, Petra Ramsauer imzalı
yazının tekzibinin yayınlanmasını istiyorlar. Öte yandan konuyla ilgili
ilk resmi açıklama Viyana Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Harun
Özdemirci'den geldi. Dergide tepkilere neden olan haberi incelediği
belirten Özdemirci, "Dünyaca ünlü derginin incelemek için İslâm'ı
seçmesi tabiî ki bizi sevindirmiştir. Bu araştırmayı yayınlarken de
objektif yaklaşık sergileme çabalarını takdirle müşahade ettik. Ancak
tabiî ki burada Peygamber Efendimize atfen yazılan yazıdaki resim
vatandaşlarımız tarafından tepki ile karşılanmıştır. Hiçbir peygamberin
resmi hoş görülmemektedir. Sadece Peygamberimiz değil, Hz. İsa da dahil
olmak üzere peygamberlerin resmedilmesi uygun değildir” dedi. |
|
Aksaray Valisi Coş, “ Çin Malı yerine Türk malı kullanın”
Aksaray Devlet Hastanesi'nde
incelemeler yapan Vali Hüseyin Avni Coş, resmi kurumların öncelikli
olarak yerli malı kullanmaya özen göstermesini istedi.
Aksaray Devlet Hastanesi'nde, Hastane Başhekimi Hayati Kutlu ve Hastane
Müdürü Sait Çelebi ile incelemelerde bulunan Vali Coş, kırtasiye
malzemelerinin bulunduğu dolapta Çin malı kalemler görünce, "DMO'da
bundan daha iyi ve kaliteli kırtasiye malzemeleri var. Siz ve tüm
kurumlarımız yerli malı kullanmaya özen göstersin. DMO'da daha kaliteli
ürünler daha ucuzu bulunuyor. Malzeme almadan önce DMO'daki fiyatları ve
ürünün kalitesini sorun" dedi.
|
|
Çin’e İnsan Hakları
Uyarısı
Uluslararası Olimpiyat Komitesi
Başkanı Jacques Rogge, 2008 olimpiyatlarının yapılacağı Çin'i, insan
hakları konusunda büyük bir dikkatle takip ettiklerini belirtti.
BBC Radyosu'na konuşan Rogge, "Bütün dünyanın gözü Çin'in üzerinde ve
bunun Çin'in atacağı her adım üzerinde büyük etkisi var. Uluslararası
Olimpiyat Komitesi olarak bizim görevimiz bazı değerlerin korunmasıdır.
Çinli liderlere ve meslektaşlarımıza insan hakları konusunda ne kadar
sağduyulu olduğumuzu ve onlardan insan haklarına yüzde yüz saygı
istediğimizi söyledik. Farklı sosyal değerlerin değişimini
değerlendirecek yetkinliğe biz sahip değiliz. Bunları değerlendiren
kuruluşların bize verdikleri bilgileri değerlendiriyoruz" açıklamasını
yaptı.
|
|
Misyonerler
faaliyetlerini arttırdı
Ankara Valiliği'nden izin
aldıklarını ifade eden misyonerler, polis gözetiminde vatandaşlara
beraberlerinde getirdikleri İnciller'i dağıtmaya başladı. Vatandaşların
bir kısmı tarafından ilgiyle karşılanan misyonerler, bir grubun da
tepkisine hedef oldu. Misyonerlerden bazıları, gerçekleştirdikleri
faaliyet hakkında bilgi vermedi. Adını açıklamayan bir misyoner de
İrlandalı olduğunu ve Türkiye'de yaşadığını söylemekle yetindi.
Misyonerlerin arasında birçok Türk Hıristiyan'ın olduğu gözlendi.
Misyonerlere tepki gösteren vatandaşlar ise, başkentin en işlek
caddesinde Valilik izniyle İncil dağıtılmasını saygısızlık olarak
niteledi. Yetkililere de tepki gösteren vatandaşlar, "Burada İncil
yerine Kuran'ı Kerim dağıtılsa 'irtica hortladı' diye kıyamet kopardı"
şeklinde konuştular.
|
|
Doğu
Perinçek Çin Başbakanı’na mektup yazdı
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan
liderliğindeki Türk heyeti Belçika'nın başkenti Brüksel'de tarih almak
için müzekereler yaparken, İşçi Partisi'nin 3 kişilik heyeti de Doğu
Perinçek'in Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'ya hitaben yazdığı mektubu
sunmak üzere Çin Komünist Partisi ile (ÇKP) görüşme yaptı.
Doğu Perinçek'in mektubunu ÇKP Kuzey Avrupa-Batı Asya Bölümü Başkan
Yardımcısı Tian Duanhui'ye sunan 3 kişilik İşçi Partisi heyetinin
başkanı Daşar Karadağ, kendilerinin ÇKP tarafından çok sıcak
karşılandığını, görüşmenin planlanandan da uzun sürdüğünü ve bunun
Türkiye'ye ve kendilerine verilen önemin bir göstergesi olduğunu
söyledi. Karadağ, yaptıkları görüşmelerde, Asya'nın güvenliğinde
Türkiye'nin kilit rol oynadığını, özelikle de Çin için Tayvan ne anlama
geliyorsa, Türkiye için de Kıbrıs'ın aynı anlama geldiğini, ABD'nin önce
Yugoslavya, daha sonra Afganistan ve Irak'a yaptığı saldırılardan sonra
topun ucundaki ülkelerin Suriye, İran ve Türkiye olduğunu ve bu durumun
Asya'nın güvenliği için kilit rol oynadığını belirttiklerini söyledi.
Karadağ, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olarak kalmak için Çin'i
istemediğini ve ABD'nin Çin'in de çok ihtiyaç duyduğu "enerji"
kaynaklarını kontrol altına almayı istediğini Çinli’ler'e anlattıklarını
söyledi.
Karadağ, Çinliler'e sunulan bu mektubun "Türkiye'nin AB kapısına
bağlanmasının tarihi olan 17 Aralık'ta" verilmesinin bir tesadüf
olmadığını da sözlerine ekledi. Karadağ ayrıca, Kuzey Avrupa-Batı Asya
bölümünün 500 çalışanı için ayrılmış özel yemekhaneye öğle yemeği için
davet edildiklerini söyledi. Geçtiğimiz 17 Haziran tarihinde Çin'e
resmen davet edilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek
başkanlığındaki heyet, bu bölümün özel lokantasında ağırlanan ilk
yabancı heyet olmuştu. |
|
Çin - Rusya ortak askerî tatbikatı neyi amaçlıyor?
Rusya Savunma Bakanı Sergei İvanov,
Rusya ve Çin'in ilk ortak askerî tatbikatlarını gelecek sene Çin
topraklarında yapacağını bildirdi.
İnterfaks haber ajansının haberinde, İvanov'un Rusya Devlet Başkanı
Vladimir Putin'e verdiği bilgide tatbikatların kara, deniz ve hava
kuvvetlerini kapsayacağını belirtiği kaydedildi. Çin’in Rusya ile son
dönemlerde yakınlaşması ABD’nin Orta Asya’da kurmaya çalıştığı
hâkimiyete karşı bir tepki olarak nitelendiriyor. Bu tatbikatla Çin ile
Rusya’nın ABD’ye göz dağı vermeyi planladıklarını belirten Uluslararası
İlişki uzmanları, Çin’in Doğu Türkistan’ı, Rusya’nın’da Çeçenistan’ı
elinden çıkarmamak için büyük çaba içinde olduklarını belirtti.
Çin Hükûmeti’nin uzun zamandır işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da
terör bahanesiyle tatbikatlar yaparak Müslüman Türkleri psikolojik baskı
altına alması tepkilere neden olurken, Rusya ile yapılacak olan bu
tatbikatın daha gizli bir çok amacının bulunduğu kaydediliyor. |
|
Iraklı
Türkmenler “sesimizi herkes duyacak” dedi
Iraklı Türkmenler, seçimlere tek
listeyle giriyor. 30 Ocak tarihinde yapılacak olan Genel Seçimler için
Irak Türkmen Cephesi çatısı altındaki 5 parti, seçimlere tek liste
olarak gireceğini açıkladı. Iraklı Türkmenler, 63 aday ile Irak Seçim
Kurulu'na müracaat etti.
Konuyla ilgili olarak Irak Türkmen Cephesi binasında bir basın
toplantısı düzenleyen Türkmen Milli Partisi, Türkmeneli Partisi,
Müstakil Türkmen Hareketi, Müslüman Türkmen Hareketi ve Müslüman Türkmen
Partisi temsilcileri, birleşmeyi açıkladılar.
Basın toplantısında parti temsilcileri adına konuşan Irak Türkmen
Cephesi Lideri Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman, parti temsilcileri ile
yaptıklarıgörüşme sonunda seçimlere koalisyon olarak girme
kararıaldıklarını söyledi. Irak Seçim Kurulu'ndan bu konuyla ilgili 63
aday için izin aldıklarını söyleyen Abdurrahman, "Bizim iki hedefimiz
var. Birisi genel, diğeri özel. Genel hedefimiz, Irak'ın sıkıntılarının
sona ermesine çalışmak, tüm Iraklılar'ın durumunu iyileştirmek. Tüm
Iraklılarla işbirliği yapacağız. Herkes bilsin ki biz bu ülkede
yaşıyoruz ve bu ülke için ihlasla çalışıyoruz." dedi.
Abdurrahman, özel hedeflerini ise şöyle açıkladı:
" Türkmenler'in haklarının eksiksiz alınması ve onların vatanın imarında
onların rolünü küçümsenmemesi. Türkmenler'in idari noktalarda görev
almasınıistiyoruz. Türkmenler temsilcileri kendileri seçsinler
istiyoruz. Türkmen cephesi olarak Iraklı Türkmenlerden seçim
sandıklarına gitmelerini ve oylarını kullanmalarını istiyoruz.”
Irak Türkmen Cephesi Lideri Dr. Abdullah Abdurrahman, Türkmenler'in
seçime güçlü olarak gereceklerini belirterek, "Türkmenler'in sayısı az
değil. Irak'ta herkes Türkmenler'in sesini duyacak" dedi. |
|
Dağdelen, “Çin Kömür piyasasını ele geçirdi”
Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK)
Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, son yıllarda kömürün büyük değer
kazandığını belirterek, "Kömür dünyanın en stratejik enerji kaynağı
oldu" dedi.TTK Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, dünyada bulunan çeşitli
diğer enerji kaynaklarının kısıtlı, az ömürlü veya masraflı olması gibi
nedenlerden kömürün büyük önem kazandığını söyledi.
Bir çok ülkenin yıllardır kapattığı ve kapatmaya çalıştığı kömür maden
ocaklarını yeniden açmaya başladığını ifade eden Rıfat Dağdelen, "Kömür
dünyanın en stratejik enerji kaynağı oldu. Almanya dahi, kapattığı
ocakları yeniden açmaya başlıyor. Bir anda en temel ve en önemli enerji
kaynağı olan kömürün değeri artmaktadır" diye konuştu.
Yaklaşık 13 milyon ton kömür ithal eden Türkiye'de de TTK'nın öneminin
arttığını belirten Dağdelen, "Çin'in kömür piyasasını ele geçirmesiyle
kömür fiyatlarını arttırdılar. İthal kömür geçmişte olduğu gibi ucuz
değildir. Milyonlarca ton kömürü dışarıdan ithal eden ülkemizde TTK'nın
önemi daha da arttı.
TTK'da yıllardır yapılmayan yatırımların zorluğunu yaşıyoruz. Onun için
yatırımlara çok önem veriyoruz. TTK'yı yeniden inşa ediyoruz" şeklinde
konuştu.
|
|
Çin
Hükûmeti sözde bölücükle mücadele adına
“Beyaz Kitap” yayınladı
“Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi”
tarafından 2004 yılı Aralık ayının 27’sinde yine, “2004 Yılı Çinin Millî
Savunması” Başlıklı ve “Beyaz Kitap” adını verdikleri bir kitap
yayınladıkları öğrenilmiştir. Söz konusu kitabın içeriğinde Çin’in
savunma stratejisinin yanı sıra Çin Savunma ve Çin Ordusunun inşası
alanlarında kaydettiği gelişmeler geniş çaplı bir biçimde anlatılmış
bulunmaktadır. Çinli’lerin bu “Beyaz Kitabı”nda Çin’in gelişebilmesinde
barışçı milletler arası bir konjonktüre ihtiyacının olduğu ve Tayvan’ın
Bağımsızlığını isteyen güçlerin Çin’i bölmeye yönelik hareketlerini
önlemenin Çin Ordu güçlerinin ve Çin halkının kutsal bir görevi olduğu
ve ne pahasına olursa olsun Tayvan’ın Bağımsızlığı yanlısı teşebbüslerin
ve komploların engelleneceği de vurgulanmaktadır. |
|
Batılı
ülkeler Çin’den bebek satın alıyor
Batılı ülkelerde bazı ailelerin 3.
dünya ülkelerinden evlat edinmesi ticarete dönüşmüş durumda. Bürokratik
engellerden kaçanlar, bebek tüccarları sayesinde, yasadışı yollardan,
büyük paralar karşılığında evlat edinmeye çalışıyor.3. dünya ülkelerinde
doğan, anne-babasını kaybetmiş yada yoksul ailelerin çocuklarının,
batılı bir aile tarafından evlat edinilmesi ilk bakışta bir "şans"
olarak görülüyor. Ancak bu duruma yakından bakıldığında, gerçeklerin
basit ve toz pembe olmadığı anlaşılıyor. Evlatlık sektörü günümüzde
serbest ticaretin bir kolu haline gelmiş durumda. Üstelik bu sektör
uluslararası çapta işliyor ve çoğu kez amaçlanan, çocukların iyi bir
geleceğe kavuşması değil, azami düzeyde kar elde etmek. Amaç bu olunca,
yasadışı yöntemler gündeme geliyor. Evlat edinecek kişilerin belli
özelliklere sahip çocuklar aradığına dikkat çeken insan hakları örgütü
Terres de Hommes'ten Bernd Wacker isimli bir yetkili, "Sağlıklı ve bebek
yaştaki çocuklara talep ve buna bağlı olarak rakabet büyük. Başvuru
sahipleri mümkün olduğunca açık tenli ve kardeşi olmayan çocuklar
arıyor. Durum böyle olunca tüm bu özellikleri taşıyan çocuk bulmak
güçleşiyor ve yurtdışından evlat edinme gündeme geliyor" dedi. Yabancı
bir ülkeden evlatlık aranınca da internet üzerinden arabuluculuk yapan
kişiler ya da özel acentalar devreye giriyor. Bu kişi ve kuruluşların
çoğu da bu konuda devlet kontrolünün olmadığı ABD'de bulunuyor.
İnternette, evlatlık olarak sunulan çocukların fotoğraflarının yanında,
ağır bürokratik işlemlerin söz konusu olmadığına ilişkin bir metin göze
çarpıyor. Bazı ailelerin evlat edinmek istedikleri bebek için 30 bin
doları gözden çıkardığı biliniyor. Çocukların çoğunun Çin, Güney Kore,
Rusya ya da Ukrayna doğumlu olması dikkat çekiyor. Özellikle Doğu ve
Güneydoğu Avrupa ülkelerinden çocuklara talep büyük. |
|
Karabağ sorunu
BM'nin gündeminde
Genel Kurul'daki görüşmelerde ABD, Fransa ve Rusya
Ermenistan lehine görüş bildirdi. Yukarı Karabağ sorunu BM'nin gündemine
taşındı. Genel Kurul'da, Azeri yetkililerin hazırladığı, 'Azerbaycan'ın
işgal edilmiş topraklarındaki durum' konulu taslak ele alındı. Ermeni
yetkililer, taslağın görüşülmesine tepkili. Taslakta, Ermeni işgal
güçlerinin uygulamalarının, Cenevre Sözleşmesi'ni ciddî olarak ihlâl
ettiği ifadesi yer alıyor.
Ayrıca, bölgeye BM'ye üye ülkelerin oluşturacağı bir heyet gönderilmesi
isteniyor.
Ermenistan, Azerbaycan'ı eleştirdi
Ermenistan Dişişleri Bakanı Vartan Oskanyan ise, Azerbaycan'ın BM
nezdindeki girişimini eleştirdi.
Oskanyan, Azerbaycan'la üzerinde anlaştıkları görüşme sürecinin zaten BM
kararları doğrultusunda olduğunu belirtti.
Oskanyan, iki ülke arasında yapılan Prag görüşmelerinin 'yüzde 100' BM
kararlarıyla bağlantılı olduğunu vurguladı ve ''BM'deki görüşmelerde
Azerbaycan'ın hazırladığı taslak kabul edilirse Prag süreci sona erer''
dedi.
Ermenistan'a Fransa, Rusya ve ABD desteği
Ermenistan'ın itirazlarına Fransa, Rusya ve ABD'den destek geldi.
Sorunun AGİT arabuluculuğunda çözümlenmesi gerektiğini savunan üç ülke
Genel Kurul'un konuya müdahale etmemesini talep etti.
|
|
|
|