Yukarı
6.Sayı
D.T OCAK AYI
Ocak Haber Yorum
UYGURCA
Kültür- Edebiyat

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

DAVA ADAMI OLMAK SORUMLULUK İSTER


Onların yanlışlarını tasvip ediyor anlamında suskun ve kayıtsız kalmak ta farkında olmadan davanın çöküşüne ve akamete uğramasına katkıda bulunmaktır. Dava adına yapılan hatalar yerinde ve zamanında uygun bir müdahale ile karşılaşmazsa bir biri ardına devam eden yanlışların devamın da yenilgi ve başarısızlıklar kaçınılmaz bir son olacaktır. Çünkü zamanında bir tepki ve uyarı ile karşılaş mayan yanlış ifadelerin ve yanlış hareketlerin sahibi kişiler kendi yaptıklarının ve söylediklerinin doğru olduğu ve millet tarafından tasvip gördüğü zannına kapılarak yanlışlarını sürdürürler. Dolayısıyla da bir davanın bu türden kişilerin sorumsuzca davranışları yüzünden sekteye uğramasına izin verilmiş olunur.
Dava insanlarının son derece dikkatli bir yaşam tarzını benimsemeleri, özel yaşamlarını çok dikkatli bir şekilde tanzim etmeleri, hiçbir şekilde bir şaibeye adlarının karışmaması için azamî hassasiyeti sarf etmeleri millî, insanî ve sürdürülen dava adına bir mecburiyettir. Milletin kendilerine her hangi bir yetki ve selahiyet vermediği kişilerin ulu orta millet adına yanlış beyanlarda ve çıkışlarda bulunmaları, yıllarca ömürlerini mukaddes bildikleri davaları uğruna harcamış olan duayenlere ve liderlere karşı hem haksızlık, hem de açıkça bir ihanettir. Bilindiği gibi ulvî davalarda başarılı olmanın birinci şartı istikrarlı ve kararlı bir yol takip edebilmektir. Bunun için de gerekli olan en önemli temel unsurların başında bedensel, ruhsal, zihinsel ve bilgi donanımı yönü ile hazır olmak gelmektedir. Bu dört ana unsur ile kendisini hazır görmeyenlerin çala kılıç ellerinde benzin bidonu ile bir “kör dövüşü” nün içine dalar gibi belirsizlik ortamına girmeleri davanın başarıya ulaşmasının önüne türlü engeller çıkarttığı gibi, sempatizan insanlarında zihinlerinde daha büyük karışıklıklar meydana getirecektir. Bu sebeple kutsal dava yolundaki gidişat esnasında görülebilecek hataları, anî sapmaları ve hezeyanları ciddiye almaksızın görmezlikten gelerek yola devam etmek, gelecekte çok daha büyük problemler yumağı ile karşılaşmaya davetiye çıkartmak olacaktır ki; bu durumdan azamî derecede ve hassasiyetle kaçınmak gerekir.
Dava adamları etraflarındaki gelişmelere ve kendisinden neler beklendiğine karşı duyarlı olmak ve milletinin beklentileri doğrultusunda hareket etmek mecburiyetindedir. Ayrıca sezinleme, gözlemleme, değerlendirme ve karar verme açısından da son derece uyanık bulunmalıdır. Kendisi dışındaki gelişmeleri iyi gözlemleyemeyen, tahlil edemeyen ve uygun tarz ve yöntemlerle müdahale ederek karışıklıkların analizini yaptıktan sonra kamuoyunu doğru bilgilendiremeyenler dava adamı olamazlar. Zaman zaman bazı akımların maddî ve manevî tesiri ile yön ve mecra değiştirenler olabilmektedir. Bizim de vazifemiz işte bu anî ve sorumsuzca yön ve mecra değiştirenleri önce hatalarından dönmeleri için uygun bir biçimde uyarmak, bu uyarılarla kendilerine gelmeyenleri daha sonra kamuoyuna ifşa ederek emsallerininde ortaya çıkmasına mani olmaktır. Bir misal vermek gerekirse; bazı zamanlarda Doğu Türkistan’ın İstiklâlini istemek yerine “Özerklik” ve “Muhtariyet” vs. isteyenler vardı. Şimdi bunlara bir de “Barışçı yollarla” diyenler eklendi…
Sahi 1949 yılında barışı bozanlar Doğu Türkistanlılar mıydı? Yoksa Doğu Türkistan’ı işgal ettikten sonra bu güne kadar milyon larca Doğu Türkistanlıyı katleden ve bu katliamlarına bu gün de değişik adlar altında devam eden ve bir okulun kapısına “Uygurların erkeklerini köle, kadınlarını fahişe yapacağız” yazdıkları için kapıyı yerinden söken onbinlerce Uygur’un galeyana gelmesine ve bu olay sonunda yüzlerce insanın tutuklanmasına ve öldürülmesine sebep olan Çinliler miydi ? Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi tarafından “Doğu Türkistan” ismini her hangi bir terör örgütü gibi lanse ederek “Doğu Türkistan Terör Güçleri Suçlarının Sorumluluğundan Kaçamazlar” adı ile kitap bastırarak dağıtan ve her yıl Türkiye de özellikle bazı Doğu Türkistanlıların evlerine “Bayram Ziyareti” ne giden onlara para dağıtarak ve yılbaşlarında kokteyller düzenleyerek Doğu Türkistanlı lardan bazılarını buralarda ağırlayarak (satın alarak) kendilerinin bu melanetlerini savunacak seviyelere kadar getiren Çinli’lerle nasıl ve hangi barış yolu ile neyi halletmeyi düşünüyorlar? Tarihte istiklâl ve Bağımsızlığın “Barışçı Yollarla” kazanıldığına dair bir misal var mıdır? İşte bu sebepledir ki; Pirincin taşı ayıklanmadan pilav yapmaya kalkmak ileride dişlerin zarar görmesine razı olmaktır. Tam Bağımsızlık yanlısı Doğu Türkistanlıların gözü, kulağı ve sesi olan “İSTİKLAL GAZETESİ”nin vazifesi kamuoyunu tam bir millî hassasiyet içerisinde uyarmak ve ikaz etmektir.

 

Kaşgar’da ezanlar susturuldu

Doğu Türkistan, Komünist Parti'nin baskısına sahne oluyor. Özellikle 11 Eylül terör saldırılarından sonra, Uygur kültürünü ve İslâm dinini öne çıkaranlar, Pekin yönetimi gözünde 'ayrılıkçılıkla' veya 'teröristlikle' damgalanıyor. Çin'in Uygur kültürünü bastırmaya çalıştığı, tarihçilerin, pop şarkıcılarının yakından gözlendiği hatta kitapların yakıldığı belirtilirken, devlet kontrolü dışında hiçbir kültürel veya dinî aktiviteye izin verilmediği bildiriliyor. Bir zamanlar İpek Yolu'nun ticarî düğüm noktası olan ve Afganistan ile bir sınır şeridi bulunan Kaşgar kentinin tarihî merkezinde, müezzinler kendi sesinin gücüne güvenmek zorunda. Çünkü hoparlör kullanılması yasak. Çin, ülkede yaşayan Müslümanlar üzerinde kontrolü 11 Eylül terör saldırılarının ardından daha da sıkılaştırdı. Doğu Türkistan’ın başşehri Urümçi'de, İslâm Koleji'ndeki Kur'an-ı Kerim kursuna kimlerin katılabileceğine komünist yetkililer karar veriyor. Şehirdeki üniversite, Pekin'deki Devlet Konseyi tarafından finanse ediliyor ve üniversite kapsamında bir de din okulu bulunuyor. Burada camilere, komünist ders planına göre imam yetiştiriliyor. Bu arada Çin Komünist Partisi Sincan(!) şefi Wang Lequan ise, 'terör örgütü' ilân edilen sürgündeki gruplardan Doğu Türkistan İslâmî Hareketi'nin eylemlere katıldığı yönünde önemli deliller bulunduğunu iddia ederek, "Örgüt, Afganistan savaşı sırasında El-Kaide'ye katıldı, bin üyesi Taliban tarafından eğitildi ve Afganistan'da Taliban ile beraber savaştı. Bir kısmı da Çin'e geri gönderildi ve burada terör eylemleri gerçekleştirdi. Örgütten 6 bin el bombası, patlayıcı madde ve diğer silâhlar ele geçirdik" diye konuştu.

 

Merhum liderimizi andık

İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar kazasında dünyaya geldi.Öğrenimini Doğu Türkistan'da tamamladıktan sonra çeşitli memuriyet görevlerinde bulundu. 1926 yılında Batı Türkistan'a geçerek burada millî mücadele taraftarlarıyla irtibata geçti. 1931'de Hoca Niyaz tarafından başlatılan ayaklanma sırasında Doğu Türkistan'daki valilerin halka yaptıkları zulmü Çin hükûmetine anlatarak, bu durumun önlenmesini, aksi takdirde ayaklanmanın yayılacağını, Rusya'nın işgalinin sözkonusu olacağını anlattı. Ayaklanma sırasında ve sonrasında milliyetçilik faaliyetlerini sürdürdü. 1936 yılında Çin Meclisi üyeliğine de seçildi. Mücadelesini daha çok siyasî alanda yoğunlaştırmıştı. 3 yıl sonra Doğu Türkistan Hükûmeti'nin başkanlığı Türkler'e verildiğinde hükûmetin genel sekreterliğine getirildi. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, milliyetçi, anti-emparyalist ve anti-komünist politikalar sebebiyle, Rusya'nın ve Çin'in tepkilerini üzerine çekti. 1949'da Çin'in Doğu Türkistan'ı işgali ile birlikte o günkü Hindistan'ın Keşmir eyaletine iltica etti. 1954 yılında Türkiye'ye geçti. Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılmasında yoğunlaştırdı.
Yabancı ülke yöneticileri nezdinde olduğu kadar Türkiye hükûmetleri nezdinde de Doğu Türkistan davasının anlatılması için mücadele verdi. Parti liderleriyle görüştü. Başbakan ve cumhurbaşkanlarıyla görüştü.
İsa Yusuf Alptekin’in bütün ömrü; mahrumiyetler içerisinde, esir Türkistan'ın hürriyet ve bekası için inanç ve azimle mücadele içinde geçti. Ve 17 Aralık 1995 gecesi vefat etti.

 

 

Çin İstilâsına Kota Seddi

Türk pazarını adeta istilâ eden Çin ürünlerine yeni yılda kota geliyor. Başta tekstil ve hazır giyim olmak üzere 47 ürünün ithalatına gelecek kota uygulaması 3 yıl sürecek. Aralarında Türkiye'nin de bulunduğu pek çok ülke, ucuz Çin mallarının istilâsından endişe duyuyor. Bu nedenle ABD ve AB'nin yanı sıra pek çok ülke Çin'den yapılan ithalata sınırlama getirmeye hazırlanıyor.
Türkiye de ağırlığı tekstil ve hazır giyim olmak üzere 47 ürün grubunda Çin'e kota uygulayacak.
Kota uygulamasıyla ilgili bilgi veren Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, "Bu kendi yerli sanayimizin zarar görmemesi için yaptığımız haklı bir müracaattır. Çünkü bizim ekonomimiz içerisinde tekstil ve konfeksiyonun önemli bir ağırlığı var" dedi. Pekin Yönetimi'nin tepkisine rağmen Dünya Ticaret Örgütü kuralları, ülkelere yerli sanayilerini koruma imkânı sağlıyor. Çankaya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Emin Çarıkçı da "Çin bizimle anlaşmak durumunda. Çünkü ocak-ekim döneminde 3.2 milyar dolar ithalat yapmışız, 300 milyon dolarlık ihracat yapmışız" diye konuştu. Çin'e uygulanacak kotalar ithalat artışını yüzde 5 ile 10 arasında sınırlayacak şekilde belirlenecek.

 

 

Yeni dini kanunlar özgürlükten çok baskı getirecek

Çin'de yeni yürürlüğe sokulacak dinî kanunların, beklendiği gibi özgürlük getirmeyeceği, aksine daha baskıcı unsurlar taşıdığı kaydedildi. Dün açıklanan ve 1 Mart'ta yürürlüğe girecek olan kanunların gizli kiliseler ve dinî gruplara karşı daha sert müeyyideler içerebileceği ifade edildi. Devlet medyasında açıklanan kanunların, dinî özgürlükler ve insan haklarını teminat altına alacağı kaydedilmişti.
Yeni kanunlar, bazı özgürlükler öngörse de tüm dinî kurum ve faaliyetlerin "anayasaya, kanunlara, yönetmeliklere saygılı, millî birlik, sosyal istikrara ve ırkî uyuma uygun" olması şartı getiriliyor.
Yorumcular, yeni kanunlarla sadece devlet tarafından tasdik edilmiş dinî grupların hukukî haklarının korunacağını ifade ettiler. Devlet tarafından tanınmayan gruplar ve dinî müesseselerin durumlarının ise eskisinden daha kötü duruma düşeceği kaydediliyor.
Ateist olan Çin, sadece Katolik, Protestan, İslâm, Budizm ve Taoculuğu resmî olarak tanıyor. Çinliler, sadece devletin müsaade ettiği kiliseler ve dinî mekânlarda ibadet edebiliyorlar. Devlet, kontrolü dışındaki dinî toplantılara ve evlerde oluşturulan kilise ve diîi mekânlara karşı sıkı kontrollerde bulunuyor. Yeni kanunlar, çeşitli kurumlar vasıtasıyla bu faaliyetlerin denetlenmesini öngörüyor.

 

 

Afganistan ve Irak'ta 3 Türk öldürüldü

Asker üniformalı 12 Afgan tarafından kaçırılan Türk mühendis Eyüp Orel’in cesedi bulundu. Bağdat’ın kuzeyinde iki Türk şoförü öldürüldü, TIR’ları yakıldı
Irak polisi, Bağdat'ın kuzeyinde iki Türk kamyon sürücüsünün öldürüldüğünü bildirdi. Bağdat'ın 70 km kuzeyindeki Balad kentinin polis yetkilisi Yarbay Hamid Mecid, iki Türk kamyon sürücüsünün kimliği belirsiz kişilerce öldürüldüğünü belirtti.Iraklı yetkili, cesetlerin ve kamyonların tamamen yandığını, ancak araçların Türk plakalarının okunabildiğini belirtti. Afganistan'ın doğusundaki Kunar'da kaçırılan Türk mühendis Eyüp Örel'in de (53) öldürüldüğü, 2 Afgan'ın ise serbest bırakıldığı bildirildi. İçişleri Bakanlığı sözcüsü Lütfullah Maşal, kaçırılan mühendisin cesedinin kurtarma operasyonuna katılan güvenlik güçlerince bulunduğunu açıkladı.

 

“İnsan Hakları İhlâlleri” yılda bir defa mı hatırlanmalı?

Her yıl aynı tarihlerde demokratik ülke olduklarını iddia eden ülkeler tarafından bildik mesajlar yayınlanmaya devam edilir. Fakat dünyada sürüp giden insan hakları ihlallerinde ise hiç bir azalma olmadığı gibi tam tersine artışlar gözlenir.
Aslına bakılırsa bazı sözde İnsan hakları örgütlerinin verdikleri beyanatlara ve icraatlarına bakıldığı zaman söz konusu örgütün mensuplarının insan haklarının ve insan haklarını ihlâl etmenin ne demek olduğunu dahi bilmedikleri ortaya çıkar.
Bahse konu örgütlerin Popülist kaygılarla kurulduğunu iddia etmek yanlış olmaz. Çünkü; bu güne kadar bu örgütlerin icra ettikleri ve olumlu sonuç elde ettikleri kayda değer hiçbir şey yoktur.
Dünyanın bir çok bölgelerinde âdeta kan gövdeyi götürürken, haksızlar haklıları katlederek soykırımlar yaparken, güçlüler güçsüz olan milletlerin vatanlarını işgal ederken, Dünya İnsan Hakları Örgütleri’nin günlük yaşamdaki fertler arasında meydana gelmiş olan sıradan sayılabilecek noktalara takılıp kalarak, insanların dünyada en kutsal hakları olan yaşama haklarının birileri tarafından gasp edilmesine göz yummaları ve açıkça çifte standart bir davranış sergilemelerinin başka bir izahı olamaz.
1950’li yılların başlarından itibaren var olduğunu bildiğimiz BM İnsan Hakları Örgütleri, aynı yıllarda (1949) bütün dünyanın gözleri önünde milyonlarca insanı çeşitli şekillerde katlederek Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlilere karşı parmaklarını dahi kıpırdatmamışlardır. O günden bu güne kadar da dünyanın birçok yerlerinde aynı hadiselerin sayısı giderek çoğalıyor. Kimi devletlerin ve milletlerin kendi acziyetlerini ve suçlularla dayanışma içinde olmalarını gizlemek adına sözde “Hümanizm”, “Globalizm”, “Sevgi”, “Kardeşlik”, “Dünya barışı” vs. gibi kalkanların arkasına gizlenerek ve 21. yüzyılın soykırımcı, işgalci ve insan hakları ihlâllerinde dünyada birinci sırada yer alacak devletler ve milletlerle gizli ve alenî bir biçimde işbirliği ve dayanışma içinde olduklarını bilmeyen yoktur. Hal böyleyken dünyadaki İnsan Hakları Örgütleri’ni kuranlar kimler? Hak ihlâline uğrayan mağdur ve mazlum insanların haklarını kimler savunacak? Bu durumda insanlar söz konusu örgütlere nasıl güvensinler? Nedendir bilinmez sözde İnsan hakları ihlâllerini önlemek adına kurulan bu örgütlerin hemen hepsi her zaman güçlülerden yana bir tavır sergilemektedirler. Bırakın insanların haklarının ihlâl edilmesini insanlar açıkça katlediliyorlar.
Doğu Türkistan’da Nisan 1990 tarihinde meydana gelen Miliî Bağımsızlık Hareketi sırasında beşikte yatan bir çocuğa 72 mermi sıkan, kendilerine özgü yöntemlerle insanlara karşı,dünya literatürüne “Çin İşkencesi” olarak geçen 125 türlü insanlık dışı işkenceleri ile tanınan ve bu gün de anne karnındaki doğmamış bebekleri katleden, hastanelerine her hangi bir sebeple tedavi için giden Uygur kadınlarına gizli bir biçimde kısırlık iğnesi yaparak kısırlaştıran ve daha sayılamayacak kadar çok insan hakları ihlâllerine dolu dizgin devam etmekte olan Kızıl Çin hükûmetine en küçük bir tepki dahi göstermek bir yana, tam tersine ticarî hesaplar uğruna dostluk köprüleri kurmak isteyen devleler ve hükûmetler Çinli’lerin yaptıkları bu insanlık dışı uygulamalarına ortak olmuş olmuyorlar mı? Sonra da kalkıp, kendi haklarını kendileri savunmak zorunda kalan ve son derece kıt imkânlarla vatanlarını işgal eden düşmanlara karşı özgürlük mücadelesi veren milletleri “terörist” olmakla suçlamak ne insanlıkla ne de hakkaniyetle bağdaşan bir tutumdur. Bunun adı olsa olsa aymazlıktır, kolaycılıktır, ve “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” demektir…
Bu duygu ve düşüncelerimiz kimilerinin yılda bir defa “Laf olsun torba dolsun” kabilinden ettikleri beylik sözler olmayıp; işgalin, zulmün, soykırımın ve en üst derecelerde insan hakları ihlâllerinin yaşandığı Doğu Türkistan’da yılın üç yüz altmış beş günü aynı acıyı hisseden bir milletin beynini kemiren düşüncelerdir.

 

AB'nin amacı Türkiye'yi parçalamak

Ab’nin ‘önce şartları yerine getirin, sonra üyeliğinizi görüşelim’ değerlendirmelerine tepki gösteren Tokat Paşa, hassasiyetini, “AB’nin bu sözlerine inanmak ahmaklıktır, vatan hainliğidir” diyerek dile getirdi. Terör örgütü PKK’nın yıllardır ortaya attığı düşünceleri, bugün siyasî yönden bazı isimleri kullanarak yapmaya çalıştığına dikkat çeken Tokat, “Bugüne kadar kazandıklarını AB sürecinde genişletmeye çalışıyorlar. Bu, Türkiye’nin 1984’te başlayan çatışmalara geri dönmesine kadar uzanabilir. Bunlar masumane istekler değildir, tamamen ülkeyi bölmeye yöneliktir” dedi. 1987-1989 yılları arasında Tokat Paşa, şu ifadeleri kullandı:
Amaçları belli
“Terör örgütünün stratejisini bugün siyasî kanadı gerçekleştirmeye çalışıyor. Bunlar, daha önce milletvekili seçilen, bölücülüğü Meclis’e kadar götürdükleri için yargılanan ve mahkûm olan kişilerdir. AB’nin onur kırıcı dayatmasıyla hapisten kurtuldular ve çıkar çıkmaz da misyonlarını yürütmeye koyuldular. ”
Tehlikeli bir tuzak
Türkiye’nin tehlikeli bir tuzakla karşı karşıya olduğunu ileri süren Tokat, sözlerini şöyle sürdürdü: “Önce hakları ver, sonra bir gün birileri referanduma gitsin ve ‘hayır’ desin. Bu bir tuzak ve bunun vebalini kimse çekemez. Çünkü, ülke dönüşü olmayan bir tehlikeye girmiş olur. Ben de AB’ye üyeliği istiyorum. Ancak, bölünmeyi getirecek ‘her şeyi yapın, sonra sizi alalım’ düşüncesine de kesinlikle hayır diyorum.”
Terörle savaş
Teröristbaşı Öcalan’ın savaş suçlusu olarak asılması gerekirken, şimdi affının bile istendiğini hatırlatan Tokat, “Bizim yaptığımız mücadele değil, savaştır. Mücadele çekirgeyle, selle olur. ABD, iki tane bomba attı, buna ‘terörle savaş’ dedi. Şimdi Irak’a onlardan izinsiz girilemiyor. Biz ise hâlâ PKK’yla yürütülen savaşa ‘mücadele’ diyoruz. Savaş diyemediğimiz için ‘insan hakları ihlâl ediliyor’ denildi. Savaş diyemediğimiz için şimdi terörist başının affedilmesini isteyecek kadar cesaretlenmişler” diye konuştu.

 

 

Çin’de kömürü madenleri ölüm çukuru gibi

 Çin'in kuzeyindeki Shanxi bölgesinde 10 Aralık tarihinde, bir kömür madeninde meydana gelen gaz patlaması sonucu 33 işçinin hayatını kaybettiği bildirildi. Shanxi İş Güvenliği Bürosu, patlamanın Yuxian yakınlarındaki Nanlou kasabasındaki kömür madeninde meydana geldiğini açıkladı. Çin’de her yıl binlerce insan maden kazlarını hayatını kaybederken, Çin hükûmetin bu konuda tedbir almaması büyük tepkilere neden oluyor.

 

 

Musul’da Türk polisine hain pusu

Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliği'nde görev yapmak üzere Bağdat'a giderken 17 Aralık Cuma günü Musul yakınlarında silahlı saldırıya uğrayan ve şehit edilen özel harekât görevlileri Nihat Akbaş, Bilal Ülgen, Bülent Kıranşal, Adem Çiçek ve Süleyman Karahasanoğlu için İçişleri Bakanlığı'nda bir tören düzenlendi. Tören sırasında gözyaşı döken şehit polislerin aileleri, özel harekâtçı güvenlik görevlileri tarafından teskin edilmeye çalışıldı. Cumhurbaşkanı Sezer ve Başbakan Erdoğan, tören alanına gelişlerinde şehit yakınlarına başsağlığı diledi. Tören, şehitler için saygı duruşunda bulunulması ve İstiklâl Marşı'nın okunmasıyla başlandı. Saygı duruşu sırasında şehitlerin naaşları başında nöbet tutan özel harekât görevlileri de gözyaşlarına hakim olamadı. Törende bir konuşma yapan Emniyet Genel Müdürü Gökhan Aydıner, "Ey çağdışı kalmış ideolojilerin maşaları, bu katliamı bir kutsal inanç uğruna yaptıysanız bilin ki bu şehitlerin hiçbirinden daha inançlı değilsiniz. Yaptığınız iş adi bir cinayet ve terör eylemidir" diye konuştu. Konuşmaların ardından şehitler için dua okundu. Şehitlerin naaşları daha sonra omuzlara alınarak kortej oluşturuldu. Şehit naaşları cenaze marşı eşliğinde cenaze araçlarına götürülürken, şehit aileleri gözyaşlarına boğuldu. Şehit ailelerinin arasından çıkan ve kendisini şehit yakın ıolarak nitelendiren bir kişi, Başbakan Erdoğan ve bakanların bulunduğu bölüme doğru gelerek, şehit düşen polislere zırhlı araç verilmediği için tepki göstererek, "Tolon Paşa kadar siyas8ler olamadı" dedi. Vatandaş korumalar tarafından protokol bölümünden uzaklaştırıldı.

 

 

Dünya’yı en çok Çinli’ler kirletiyor

ABD ve Çin'in kullandıkları yakıtlardan çıkan zararlı gazlar bakımından dünyayı en çok kirleten ülkeler olduğu açıklandı. Uluslararası Enerji Ajansı'nın (UEA) son yayınladığı 2002 verilerinde, dünyanın en büyük ekonomilerine sahip iki ülkesinden Çin ve ABD’nin kömür, petrol ve doğalgaz gibi fosil yakıt kullanımı nedeniyle yaydıkları zararlı gazlarla dünya atmosferini en çok kirleten iki ülke olduğu bildirildi. Buna göre, zararlı gazların yayılmasında, ABD ve Çin yüzde 37'lik oranla öne çıkan ülkeler olurken, Avrupa ülkelerinde fosil yakıtlarla gaz salınımı 1990 yılına göre 2002'de yüzde16,9'luk bir artış gösterdi.
Türkiye'nin yer almadığı UEA'nın istatistiğinde, ABD yüzde 23,5 ile dünyayı en çok kirleten ülke olurken, ikinci sırayı yüzde 45'lik bir artış sağlayarak yüzde 13.6 orana sahip Çin izledi. Dünyayı en çok kirleten diğer ülkeler ve yüzdeleri ise şöyle: Rusya yüzde 6.2, Japonya yüzde 5, Hindistan yüzde 4.2, Almanya yüzde 3.5, Kanada yüzde 2.2, İngiltere yüzde 2.2, Güney Kore yüzde 1.9 ve İtalya yüzde 1.8.

 

 

Alman basını da Çin’e baskı yapılmasını istiyor

Alman gazetelerinden Frankfurter Allgemeine, Başbakan Gerhard Schröder'in Çin gezisi sırasında, iki ülke arasında ticareti artırma çabalarını eleştiriyor. Çin'in gerek ekonomik performansının gerekse ihracat ve ithalatındaki artışın 'etkileyici' olduğunu kabul eden gazete, "diğer taraftan önde gelen Avrupalı politikacıların Fransız, Alman veya İtalyan mallarını Pekin'e satabilmek için birbiriyle yarışması, biraz komik hatta vakardan yoksun bir tavır" diyor. Gazete, Çin'e yönelik Avrupa Birliği silah ambargosunun kaldırılması çağrılarına da karşı çıkıyor. Berliner Zeitung ise başbakanlarını, Çin'de insan haklarının durumu ve şu anki sınırları dışındaki topraklar üzerinde hak iddiaları konusunda, sesini yükseltmediği için eleştiriyor. Gazete, "Schröder gibi Almanya'nın uluslararası arenada daha büyük rol oynamasını isteyenler, bu ortaklığın sınırlarına da işaret edebilmeli" diyor. Gazete, Başbakan Schöder'in tutumunu, Almanya Dışişleri Bakanının tutumuyla karşılaştırıyor ve bakan Joschka Fischer'ın geçtiğimiz yaz yaptığı Çin gezisinde insan hakları, Tibet, Hong Kong ve Tayvan konularını gündeme getirdiğini hatırlatıyor.

 

 

Korkunç felaket

 Endonezya'nın son olarak ölü sayısını 115 bin 229 olarak açıklamasıyla bölge ülkelerindeki toplam ölü sayısı, 168 bin 183'e yükseldi. Endonezyalı yetkililer, ülkede 12 bin 132 kişinin hala kayıp olduğunu duyurdu. Açıklanan son resmi rakamlara göre, felaketin vurduğu ülkelerde ölenlerin sayısı şöyle:
Endonezya 115 bin 229 Sri Lanka 30 bin 920 Hindistan 16 bin 383 Tayland 5 bin 305 Doğu Afrika 137 Malezya 74 Maldivler 74 Myanmar 59 Bangladeş 2 Metropollerin tsunami zirvesi
Dünyadaki büyük kentlerin belediye başkanları, Güney Asya'daki deprem felaketinin yaralarını sarmak için Paris'te toplandı. Paris Belediyesi'nin girişimiyle düzenlenen toplantıya, Avrupa Birliği başkentlerindeki belediye başkanlarıyla 'Birleşik Kentler ve Yerel Yönetimler Birliği' (UCLG) üyesi belediye başkanları katıldı. Toplantıya Türkiye'den, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve aynı zamanda UCLG'nin Ortadoğu ve Batı Asya Bölge Teşkilatı Başkanı Kadir Topbaş katıldı. Güney Asya zirvesi 6-7 şubatta yapılacak Tsunami felaketi nedeniyle ertelenen Güney Asya Zirvesi 6-7 şubatta Bangladeş'in başkenti Dakka'da yapılacak. Bangladeş Dışişleri Bakanı Murşid Han, Güney Asya Bölgesel İşbirliği Örgütü'nün (SAARC) yedi üyesinin de yeni takvim konusunda anlaştığını söyledi. SAARC, Bangladeş, Butan, Hindistan, Maldivler, Nepal, Pakistan ve Sri Lanka'dan oluşuyor. Tsunami, 2 milyon kişiyi fakirleştirdi Asya Kalkınma Bankası'nın raporuna göre, tsunaminin ardından bölgede muhtemelen yaklaşık 2 milyon kişi fakirleşti.

 

 

İsrail ve Çin arasındaki silâh ticareti ABD’yi kızdırdı

İsrail Parlamentosu Savunma Komitesi Başkanı Youval Steinitz, İsrail radyosuna yaptığı konuşmada, "Kamuoyundan saklanan bir gerginlik var. Özellikle İsrail'in Çin'e silâh satması ile ilgili son 1 veya 2 yıldır gizli bir gerginlik devam ediyor" şeklinde konuştu.
Daha önce de İsrail'de yayın yapan 'Channel Two' televizyonu, Washington'un, İsrail ile Çin arasındaki silâh ticareti sebebiyle İsrail Savunma Bakanlığı Direktörü General Amos Yaron'un görevden alınmasını istediğini bildirmişti.
ABD'li yetkililerin, Çin'in "hassas silâh sistemlerinin" geliştirilmesi için İsrail'e verme girişiminin İsrail tarafından kabul edilmemesi yönünde ısrarlı olduklarını belirten Channel Two, İsrail'in silâh sistemlerinin geliştirilmesinden vazgeçerek sadece tamiratını yapabileceğini kaydetti.
ABD, İSRAİL'DEN PİLOTSUZ UÇAKLARI ÇİN'E VERMEMESİNİ İSTEDİ

ABD, Çin tarafından İsrail'e model geliştirmek için verilen pilotsuz uçakların geri verilmemesini istedi.
İsrail'deki Haaretz gazetesi, Amerikalı yetkililerin "hassas silâh sistemlerinin" Çin'e teslimine karşı çıktıklarını bildirdi.
Gazete, İsrail'in 1990'larda Çin'e sattığı fakat daha sonra geliştirilmesi gayesiyle yeniden kendisine teslim edilen Harpy uçaklarını Çin'e geri vermemesi halinde İsrail ve Çin arasında siyasî bir kriz yaşanacağını yazdı.

 

 

Japonya savunma politikasını değiştirdi

 Önümüzdeki 5 yıllık dönemi kapsayan yeni politika uyarınca Japonya, diğer ülkelere tehdit oluşturmayacağı taahhüdünü yineliyor ancak, geçmişteki bazı sınırlamalar gevşetiliyor. Örneğin silâh ihracı yasağı, ABD ile ortak füze sistemi geliştirebilmek için gevşetiliyor. Kuzey Kore'nin füze menzilinin Japonya'yı kapsaması, Japonya'yı kaygılandırıyor. Japonya'yı kaygılandıran bir diğer etmen ise, Çin'in silâhlanması. Yeni politika uyarınca barış gücü operasyonlarına daha etkin katkı da öngörülüyor. Bu değişikliklerle, Japonya'nın askerî gücünün ekonomik gücünü daha iyi yansıtır hale geleceği belirtiliyor. Bu arada, Japonya hükûmeti, dün yaptığı açıklamada, Irak'taki birliklerinin görev süresinin bir yıl daha uzatıldığını bildirdi. Japonya'nın Irak'ta 550 askerî bulunuyor. 2. Dünya Savaşı'ndan sonra Japon askerleri ilk kez bir savaş bölgesine gönderilmişti. Japon Anayasası, askerlerin ülke dışında muharip rol üstlenmesini yasaklıyor. Irak'taki Japon birlikleri, insanî yardım projelerinde görev alıyor. Japon askerlerinin Irak'a gönderilmeleri, ülkede büyük tartışmalara yol açmıştı.
Japonya, dünyanın değişen güvenlik koşulları uyarınca savunma politikasında değişiklik yaptığını açıkladı

 

“Ölümcül Çin Gribi” tümdünyayı tehdit ediyor

Dünya Sağlık Örgütü, bir kez daha bulaşıcı hastalık uyarısında bulundu. Dünya Sağlık Örgütü Başkanı Shigeru Omi, öldürücü bir grip virüsünün birkaç hafta içinde 100 milyon insanın yaşamına mal olmasının mümkün olduğunu söyledi. Sorunun kaynağı ise, virüsün şu sıralar özellikle soğuk olan kuzey yarıkürede rahatlıkla kurban bulabilmesi değil, virüslerin tamamen değişmiş olması ve 'kuş gribi' gibi hayvandan insana bulaşabilmesi. Ama ne yazık ki doğrudan tehdit altında olan ülkeler böyle bir salgınla mücadele için hazır değiller. Virüs uzmanları, yeni bir grip salgınının milyonlarca insanın yaşamına mal olabileceği konusunda uzun zamandır uyarıda bulunuyor. Bu tehlike özellikle Asya bölgesi için mevcut.
Geçen yıllarda yaşanan SARS salgınından sonra, en azından salgının yaşandığı ülkeler önlem almayı öğrendiler. Hastalığın en hızla yayıldığı ülkelerden biri olan Çin'de önlemler başladı, ama sadece SARS salgınına karşı. Bir grip salgınına karşı Çinliler de hazırlıklı değil.

 

İran, Azerbaycan’la askerî işbirliğini geliştirmek istiyor

 İran, komşusu Azerbaycan'la askerî işbirliğini geliştirmek istiyor. İran Savunma BakanıAli Şamhani, Azeri meslektaşıSefer Abbiyev'le yaptığı görüşmeden sonra, "Savunma alanında ilişkilerimizi geliştirme imkânına sahibiz" dedi. Abbiyev de İran'ın Azerbaycan'ın dostu olduğunu ifade etti ve Yukarıkarabağ meselesinin hallinde bu ülkenin yardımcı olabileceğini ifade etti. Azerbaycan Savunma Bakanlığıda askerî işbirliği konusunda İran'la istişarelerde bulunulacağını bildirdi.

 

 

İtalya’da Türkiye karşıtı küstah miting

İtalya BaşbakanıSilvio Berlusconi'nin Forza Italia partisinin koalisyon ortaklarından Kuzey Birliği, Milano'da yaklaşık 100 bin kişinin katıldığıTürkiye karşıtı bir gösteri düzenledi.
çeşitli şehirlerden 200 otobüs dolusu Kuzey Birliği sempatizanının katıldığı gösteride Türkiye'ye kin kusuldu. Gösteri, "Yaşasın Hıristiyanlık, Türkler dışarı, İslâm dışarı" sloganlarıyla akşama kadar devam etti. Kuzey Birliği Partisi konuşmacıları, “Padania'da minare gölgesi istemiyoruz”şeklinde konuştular.

 

 

Dünya İnsan Hakları Gününde Almanya’da Protesto Gösterisi


10 Aralık Günü BM. Teşkilatı tarafından kabul edilen “Dünya İnsan Hakları Günü” olup, Bu münasebetle Almanya’nın Münih şehrinde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar Çin’in Münih’teki Konsolosluk binası önünde bir araya gelerek protesto eyleminde bulundular.
Dünya Uygur Kurultayı Bünyesindeki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” Teşkilâtı tarafından organize edilen bu defa ki protesto eylemi Almanya saati ile sabah saat 10.00’dan 12.00’a kadar devam etmiştir.
Protesto eylemine katılanlar şiddetli soğuğa rağmen ellerinde Doğu Türkistan’ın Ay-Yıldızlı Gök Bayrakları ve Çin hâkimiyetine karşı sloganların yazılı olduğu pankartlarla avazları çıktığı kadar sloganlar atarak komünist Çin hâkimiyetine karşı olan tepkilerini sergilediler.
Bu protesto eylemine Merkezi Almanya’da bulunan “İç Moğolistan Millî Bağımsızlık Vakfı”na bağlı bir grup üye de Doğu Türkistanlılarla birlikte katıldılar.
Eylem sırasında Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan’daki insan hakları ihlâllerini ifşa eden Almanca bildiriler de dağıtıldı.
 

 

Özhaseki, “ Türk Cumhuriyetleri bizim için çok önemli”

Kayseri Sanayi Odası Başkanı Mustafa Çapar ve beraberindeki heyetle Başkan Mehmet Özhaseki'yi makamında ziyaret eden Özbekistan Büyükelçisi Rustam İsaev, Türkiye ile Özbekistan arasındaki ticarî ilişkilerin daha da geliştirilmesi gerektiğini söyledi. Türkiye ile Özbekistan'ın kardeş ülkeler olduğunu belirten Büyükelçi İsaev, 2 ülke arasındaki ticarî dostluğun da ilerleyeceğini kaydetti. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki ise, büyükelçi ile aynı görüşleri paylaştıklarını, Kayseri'nin bir ticaret şehri olduğunu ve Özbekistan ile olan ilişkilerin daha da geliştirileceğini söyledi. Özbekistan ile Türkiye arasındaki dostluğun her zaman devam edeceğini ifade eden Başkan Mehmet Özhaseki'ye, Büyükelçi İsaev tarafından Özbekistan'a özgü çapan kıyafeti hediye edildi.

 

 

Kayseri’de 30 bin aileye kömür yardımı

Bu yıl Kayseri’de ki yardıma muhtaç kişelere 15 bin 400 ton kömür dağıtıldı.
Sosyal uygulamalar çerçevesinde başlatılan düşük gelirlilere ücretsiz kömür dağıtımı uygulaması çerçevesinde Kayseri’de yaklaşık 31 bin aileye 15 bin 400 ton kömürün bedava dağıtıldı.
Yardıma muhtaç ailelere yarımşar ton torbalı olmak üzere toplam 15 bin 400 ton kömürün dağıtımı Yahyalı ilçesinden başladı. Kayseri’de dağıtılan bedava kömürlerin ilçelere göre dağılımı ise şöyle:
Akkışla 400 ton, Bünyan bin 200 ton, Develi 3 bin ton, Felahiye 300 ton, Hacılar 250 ton, İnesu 650 ton, Kocasinan bin ton, Melikgazi 500 ton, Özvatan 300 ton, Pınarbaşı bin 200 ton, Sarıoğlan 500 ton, Sarız 700 ton ton, Talas 700 ton, Tomarza bin 500 ton, Yahyalı 2 bin 600 ton ve Yeşilhisar 600 ton.

 

 

Denktaş: KKTC için FKÖ usulü savaşırız

 KKTC Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Serdar Denktaş Mithat Bereket’in sorularını yanıtlarken çok çarpıcı bir açıklamada bulundu:
‘Çözüm olmaz ve Türkiye bizi gözden çıkarırsa, Kıbrıslı Türkler FKÖ usulü direnişe geçebilir.’ Bu sözleriyle ilgili olarak gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Denktaş,
‘Türkiye Kıbrıs’tan vazgeçmez. Ama vazgeçerse ve bize de ‘teslim olun her şarta’ derse, Filistinliler gibi sonuna kadar direniriz’ diye konuştu.
Denktaş, Best FM’deki konuşmasında şu uyarılarda bulundu: ‘Bence, Türkiye AB için bizi satmaz, böyle bir satış olmaz. Ama diyelim ki oldu. Türkiye, Kıbrıs’taki haklarından vazgeçti. İş o noktaya gelirse ki, gelmeyecektir, ondan eminim, o takdirde Kıbrıslı Türk kendi haklarını korumak için burada, Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) usulü bir direnişe geçebilir. Silâhlı direniş bile gündeme gelebilir.’
RAUF DENKTAŞ: ASKER KALMALI
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş ise, çözümü uzun bir sürece yaymak gerektiğini belirterek, ‘Bizim istediğimiz, Türkiye’nin Rumlar’ı siyaseten tanımaması, KKTC’yi tanımaya devam etmesi ve Türk askerinin ada’da kalmasıdır’ dedi.

 

 

Başörtülü Türk kadına saldırı

Avrupa'da Türkler'e saldırılar giderek artıyor. Hollanda'nın Haarlem şehrinde 14 yıldır yaşayan Türk kökenli Hollandalı Nurten Ölmez Yıldırım, önlerini kesen taksiden inen üç kışinin saldırısına uğradı. Saldırganlar, "Pis Türkler" diyerek Yıldırımın başörtüsünü yırtmaya çalıştı.
Türk kökenli Hollandalı Nurten Ölmez Yıldırım, Haarlem'de ırkçıların saldırısına uğrayarak hastanelik oldu. Haarlem'de 14 yıldır ikamet eden iş kadını Nurten Ölmez Yıldırım, önlerini kesen taksiden inen üç kışinin saldırısına uğradı. Saldırganlar tarafından tokatlanan Yıldırım, olayın şokunu atlatamadığını ve saldırıya bir anlam veremediğini söyledi.
Saldırganların "Pis Türkler" diyerek başörtüsünü yırtmaya çalıştığını anlatan Yıldırım, "Haarlem şehrinde sürücü kursu işletiyorum. Hergün normal bir şekilde işe başladım. Saat 17:00'de öğrencimi aldım. Kursa başladık. Fakat arabanın iç aynasından bizi bir arabanın takip ettiğini gördüm. Bu belli bir süre devam etti. Aldırmadım. Sonra caddenin diğer tarafından araba birden önümüze çıktı. Arabamızı durdurdular. Arabadan üç kişi aşağıya indi. Düzgün giyimli, 25 ila 30 yaşındaki üç Hollandalı (Pis Müslümanlar, pis Türkler) diyerek başörtümü yırtmaya çalıştılar. Sonra beni dövmeye başladılar. Çevrede bulunan kişiler ve öğrencim yardım istemeseydi. Beni orada linç edeceklerdi." şeklinde konuştu. Saldırganların tehditler savurarak olay yerinden ayrıldığını anlatan Yıldırım, şöyle devam etti:
"Sonra arabaya binen o üç kişi bana tehdit savurarak (Haarlem'i terket yoksa cesedin çıkar) dediler. Ben de derhal Haarlem polisine gittim. Polise bana saldıran kişilerin arabasının plakasını verdim. Araştırdıkların da plakanın sahte olduğu ortaya çıktı. Bu kişilerin bu işi önceden planlı bir şekilde planladıkları kanısı uyandı bende. Çünkü bu Van Gogh suikastından sonra Haarlem bölgesinde yapılan üçüncü saldırı. Bundan önce de iki kere Faslı bayanları aynı şekilde tartaklamışlar. Oysa biz bu toplumda vergisini ödeyen, Hollanda toplumuna uyum sağlayan, kimseye zararı olmayan Hollandalı Türk'leriz. Neden yapıyorlar anlayamadım?" dedi. Olayın etkisini üzerinden atamadığını vurgulayarak, psikolojik bunalım içerisinde olduğunu, işe gitmeye korktuğunu ve üç gün iş göremez raporu aldığını da sözlerine ekledi.
Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Haarlem polisi, olayın sıradan bir saldırı olmadığını ve saldırganların yakalanması için çalışmaların sürdüğünü bildirdi.

 

 

Türkiye, Kosava’ya en fazla yatırım yapan 3. Ülke oldu

Türkiye, 2004 yılında Kosova'da en fazla yatırımı olan ülkeler arasında 3. sırada yer aldı. Kosova Ticaret ve Sanayi Bakanlığı tarafından açıklanan verilere göre, Kosova'da faaliyet gösteren yabancı şirketlerin önemli bir bölümü, Türk girişimci ve işadamları tarafından kurulmuş olan şirketlere ait bulunuyor. Kosova'da kayıtlı olan yabancı şirketlerin sayısının 600 civarında olduğu açıklandı. Kosova'ya en fazla yatırım yapan ülkeler sıralamasında yüzde 16.5 oranı ile Makedonya birinci , Sırbistan ve Karadağ yüzde 16.2 oranla ikinci, Türkiye ise yüzde 12'lik oranla 3'üncü sırada yer alıyor.

 

 

Türkmenistan bağımsızlığının 9. Yılını kutladı

Birleşmiş Milletler (BM) tarafından 12 Aralık 1995 yılında tarafsızlık statüsü tanınan Türkmenistan bağımsızlığının 9. yılını yılını coşku ile kutladı. Düzenlenen törenlerde, dünya dostluk folklor gösterileri çerçevesinde Türkmen kızlar Türk, Hindistan, Rus, Avrupa, ve uzak doğu halk danslarından gösteriler sundular. Halen Özbekistan, Kırgızistan ve Kazakistan'da bulunan çok sayıdaki Amerikan ve Rus askerleri Türkmenistan'da bulunmuyor.

 

 

Tarih Kurumu’ndan Ermeni Soykırımı iddialarına cevap

Türkler ile Ermeniler'in 850 yıl boyunca sorunsuz yaşadığını belirten Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, "Ancak 1860 yılından itibaren gerek Rusya, gerek İngiltere ve Fransa bu bölgede hâkimiyet kurmak için Ermenileri kışkırtmış ve silâhlandırmıştır. Hatta Fransızların İskenderun'a yapmayı planladıkları çıkarmaya destek vermek için 40 bin Ermeni'nin eğitildiği ve silâhlandırıldığını biliyoruz. Bunun üzerine Osmanlı Devleti tarafından bu bölgedeki halk geçici bir süreyle Suriye bölgesine nakledildi. Ama kesinlikle bir soykırım söz konusu değildir. Bunu anlamak için sözde soykırımdan önceki nüfus kayıtlarını ve sonraki kayıtları inceledik. En şişirilmiş nüfus sayısında bile iki tarih arasında 400 bin fark var. Denildiği gibi 1.5 milyon kayıp yok. Bunların hepsini belgeleriyle tespit ettik" dedi. Ermeniler tarafından "Ermeni Soykırımı" günü olarak kabul edilen 24 Nisan gününde bir soykırım yapılmadığına dikkat çeken Yusuf Halaçoğlu, "Bu tarihte İstanbul başta olmak üzere illerde faaliyet gösteren Ermeni terör örgütlerinin başları yakalanmış ve tutuklanmıştır. Bu tutuklamalar ile Ermenilerin terörist faaliyetleri bitmiş oldu. Yani hiçbir soykırım ya da katliam olmamıştır. Hiç kimse ölmemiştir demiyorum. Bu nakil sırasında hastalık ve eşkıya saldırıları sonucu toplam 80 bin Ermeni hayatını kaybetmiştir. Ama Osmanlı ordusunda hastalık sonucu 450 bin asker ölmüştü. Yani kesinlikle bilerek yapılan bir şey yok.

 

 

Almanya’da ki Türk gücü

Almanya'da 50 binden fazla Türk’ün kendi işyerinin bulunduğu ve bu işyerlerinde çalışanların sayısının 230 binin üzerinde olduğu belirtilen dergide Türkler'e ait işyerlerinin yılda 23 milyar euro civarında ciro yaptıkları ve bunun sürekli artış gösterdiği de kaydedildi. Türk kökenli Alman vatandaşların sayısı gittikçe artmaktadır. 1998 yılı sonunda 250 bin kişi Alman vatandaşıyken, dört yıl sonra bu sayı katlanarak 600 binin üzerine çıkmıştır. 100 binden fazla Türk, çifte vatandaşlığa sahiptir. Neredeyse 400 bin Türk kökenli Alman vatandaşı 2002 yılındaki Federal Meclis seçimlerinde seçim hakkına sahiptiler. Yeni Federal Meclis'te 2 Türk kökenli milletvekili vardır. Lale Akgün ve Ekin Deligöz, Türk olan milletvekilleridir. Yeni federal hükûmet Almanya'da yaşayan 2.5 milyondan fazla Türk kökenli insanın entegrasyonunu daha fazla teşvik etmek istiyor. Sayıları 25 bine varan Türk öğrencilerin Alman üniversitelerinde okuyan yabancı öğrenciler arasındaki en büyük grubu oluşturuyor.

 

 

NEWS DERGİSİ'NE TEPKİLER

Telefonlar ve e-postalar yoluyla tepkilerini dile getiren Avusturya'daki Türkler, Petra Ramsauer imzalı yazının tekzibinin yayınlanmasını istiyorlar. Öte yandan konuyla ilgili ilk resmi açıklama Viyana Büyükelçiliği Din Hizmetleri Müşaviri Harun Özdemirci'den geldi. Dergide tepkilere neden olan haberi incelediği belirten Özdemirci, "Dünyaca ünlü derginin incelemek için İslâm'ı seçmesi tabiî ki bizi sevindirmiştir. Bu araştırmayı yayınlarken de objektif yaklaşık sergileme çabalarını takdirle müşahade ettik. Ancak tabiî ki burada Peygamber Efendimize atfen yazılan yazıdaki resim vatandaşlarımız tarafından tepki ile karşılanmıştır. Hiçbir peygamberin resmi hoş görülmemektedir. Sadece Peygamberimiz değil, Hz. İsa da dahil olmak üzere peygamberlerin resmedilmesi uygun değildir” dedi.

 

 

Aksaray Valisi Coş, “ Çin Malı yerine Türk malı kullanın”

 Aksaray Devlet Hastanesi'nde incelemeler yapan Vali Hüseyin Avni Coş, resmi kurumların öncelikli olarak yerli malı kullanmaya özen göstermesini istedi.
Aksaray Devlet Hastanesi'nde, Hastane Başhekimi Hayati Kutlu ve Hastane Müdürü Sait Çelebi ile incelemelerde bulunan Vali Coş, kırtasiye malzemelerinin bulunduğu dolapta Çin malı kalemler görünce, "DMO'da bundan daha iyi ve kaliteli kırtasiye malzemeleri var. Siz ve tüm kurumlarımız yerli malı kullanmaya özen göstersin. DMO'da daha kaliteli ürünler daha ucuzu bulunuyor. Malzeme almadan önce DMO'daki fiyatları ve ürünün kalitesini sorun" dedi.

 

 

Çin’e İnsan Hakları Uyarısı

Uluslararası Olimpiyat Komitesi Başkanı Jacques Rogge, 2008 olimpiyatlarının yapılacağı Çin'i, insan hakları konusunda büyük bir dikkatle takip ettiklerini belirtti.
BBC Radyosu'na konuşan Rogge, "Bütün dünyanın gözü Çin'in üzerinde ve bunun Çin'in atacağı her adım üzerinde büyük etkisi var. Uluslararası Olimpiyat Komitesi olarak bizim görevimiz bazı değerlerin korunmasıdır. Çinli liderlere ve meslektaşlarımıza insan hakları konusunda ne kadar sağduyulu olduğumuzu ve onlardan insan haklarına yüzde yüz saygı istediğimizi söyledik. Farklı sosyal değerlerin değişimini değerlendirecek yetkinliğe biz sahip değiliz. Bunları değerlendiren kuruluşların bize verdikleri bilgileri değerlendiriyoruz" açıklamasını yaptı.

 

 

Misyonerler faaliyetlerini arttırdı

Ankara Valiliği'nden izin aldıklarını ifade eden misyonerler, polis gözetiminde vatandaşlara beraberlerinde getirdikleri İnciller'i dağıtmaya başladı. Vatandaşların bir kısmı tarafından ilgiyle karşılanan misyonerler, bir grubun da tepkisine hedef oldu. Misyonerlerden bazıları, gerçekleştirdikleri faaliyet hakkında bilgi vermedi. Adını açıklamayan bir misyoner de İrlandalı olduğunu ve Türkiye'de yaşadığını söylemekle yetindi. Misyonerlerin arasında birçok Türk Hıristiyan'ın olduğu gözlendi. Misyonerlere tepki gösteren vatandaşlar ise, başkentin en işlek caddesinde Valilik izniyle İncil dağıtılmasını saygısızlık olarak niteledi. Yetkililere de tepki gösteren vatandaşlar, "Burada İncil yerine Kuran'ı Kerim dağıtılsa 'irtica hortladı' diye kıyamet kopardı" şeklinde konuştular.

 

 

Doğu Perinçek Çin Başbakanı’na mektup yazdı

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan liderliğindeki Türk heyeti Belçika'nın başkenti Brüksel'de tarih almak için müzekereler yaparken, İşçi Partisi'nin 3 kişilik heyeti de Doğu Perinçek'in Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'ya hitaben yazdığı mektubu sunmak üzere Çin Komünist Partisi ile (ÇKP) görüşme yaptı.
Doğu Perinçek'in mektubunu ÇKP Kuzey Avrupa-Batı Asya Bölümü Başkan Yardımcısı Tian Duanhui'ye sunan 3 kişilik İşçi Partisi heyetinin başkanı Daşar Karadağ, kendilerinin ÇKP tarafından çok sıcak karşılandığını, görüşmenin planlanandan da uzun sürdüğünü ve bunun Türkiye'ye ve kendilerine verilen önemin bir göstergesi olduğunu söyledi. Karadağ, yaptıkları görüşmelerde, Asya'nın güvenliğinde Türkiye'nin kilit rol oynadığını, özelikle de Çin için Tayvan ne anlama geliyorsa, Türkiye için de Kıbrıs'ın aynı anlama geldiğini, ABD'nin önce Yugoslavya, daha sonra Afganistan ve Irak'a yaptığı saldırılardan sonra topun ucundaki ülkelerin Suriye, İran ve Türkiye olduğunu ve bu durumun Asya'nın güvenliği için kilit rol oynadığını belirttiklerini söyledi. Karadağ, ABD'nin dünyadaki tek süper güç olarak kalmak için Çin'i istemediğini ve ABD'nin Çin'in de çok ihtiyaç duyduğu "enerji" kaynaklarını kontrol altına almayı istediğini Çinli’ler'e anlattıklarını söyledi.
Karadağ, Çinliler'e sunulan bu mektubun "Türkiye'nin AB kapısına bağlanmasının tarihi olan 17 Aralık'ta" verilmesinin bir tesadüf olmadığını da sözlerine ekledi. Karadağ ayrıca, Kuzey Avrupa-Batı Asya bölümünün 500 çalışanı için ayrılmış özel yemekhaneye öğle yemeği için davet edildiklerini söyledi. Geçtiğimiz 17 Haziran tarihinde Çin'e resmen davet edilen İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek başkanlığındaki heyet, bu bölümün özel lokantasında ağırlanan ilk yabancı heyet olmuştu.

 

 

Çin - Rusya ortak askerî tatbikatı neyi amaçlıyor?

Rusya Savunma Bakanı Sergei İvanov, Rusya ve Çin'in ilk ortak askerî tatbikatlarını gelecek sene Çin topraklarında yapacağını bildirdi.
İnterfaks haber ajansının haberinde, İvanov'un Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e verdiği bilgide tatbikatların kara, deniz ve hava kuvvetlerini kapsayacağını belirtiği kaydedildi. Çin’in Rusya ile son dönemlerde yakınlaşması ABD’nin Orta Asya’da kurmaya çalıştığı hâkimiyete karşı bir tepki olarak nitelendiriyor. Bu tatbikatla Çin ile Rusya’nın ABD’ye göz dağı vermeyi planladıklarını belirten Uluslararası İlişki uzmanları, Çin’in Doğu Türkistan’ı, Rusya’nın’da Çeçenistan’ı elinden çıkarmamak için büyük çaba içinde olduklarını belirtti.
Çin Hükûmeti’nin uzun zamandır işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan’da terör bahanesiyle tatbikatlar yaparak Müslüman Türkleri psikolojik baskı altına alması tepkilere neden olurken, Rusya ile yapılacak olan bu tatbikatın daha gizli bir çok amacının bulunduğu kaydediliyor.

 

 

Iraklı Türkmenler “sesimizi herkes duyacak” dedi

Iraklı Türkmenler, seçimlere tek listeyle giriyor. 30 Ocak tarihinde yapılacak olan Genel Seçimler için Irak Türkmen Cephesi çatısı altındaki 5 parti, seçimlere tek liste olarak gireceğini açıkladı. Iraklı Türkmenler, 63 aday ile Irak Seçim Kurulu'na müracaat etti.
Konuyla ilgili olarak Irak Türkmen Cephesi binasında bir basın toplantısı düzenleyen Türkmen Milli Partisi, Türkmeneli Partisi, Müstakil Türkmen Hareketi, Müslüman Türkmen Hareketi ve Müslüman Türkmen Partisi temsilcileri, birleşmeyi açıkladılar.
Basın toplantısında parti temsilcileri adına konuşan Irak Türkmen Cephesi Lideri Dr. Faruk Abdullah Abdurrahman, parti temsilcileri ile yaptıklarıgörüşme sonunda seçimlere koalisyon olarak girme kararıaldıklarını söyledi. Irak Seçim Kurulu'ndan bu konuyla ilgili 63 aday için izin aldıklarını söyleyen Abdurrahman, "Bizim iki hedefimiz var. Birisi genel, diğeri özel. Genel hedefimiz, Irak'ın sıkıntılarının sona ermesine çalışmak, tüm Iraklılar'ın durumunu iyileştirmek. Tüm Iraklılarla işbirliği yapacağız. Herkes bilsin ki biz bu ülkede yaşıyoruz ve bu ülke için ihlasla çalışıyoruz." dedi.
Abdurrahman, özel hedeflerini ise şöyle açıkladı:
" Türkmenler'in haklarının eksiksiz alınması ve onların vatanın imarında onların rolünü küçümsenmemesi. Türkmenler'in idari noktalarda görev almasınıistiyoruz. Türkmenler temsilcileri kendileri seçsinler istiyoruz. Türkmen cephesi olarak Iraklı Türkmenlerden seçim sandıklarına gitmelerini ve oylarını kullanmalarını istiyoruz.”
Irak Türkmen Cephesi Lideri Dr. Abdullah Abdurrahman, Türkmenler'in seçime güçlü olarak gereceklerini belirterek, "Türkmenler'in sayısı az değil. Irak'ta herkes Türkmenler'in sesini duyacak" dedi.

 

 

Dağdelen, “Çin Kömür piyasasını ele geçirdi”

Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, son yıllarda kömürün büyük değer kazandığını belirterek, "Kömür dünyanın en stratejik enerji kaynağı oldu" dedi.TTK Genel Müdürü Rıfat Dağdelen, dünyada bulunan çeşitli diğer enerji kaynaklarının kısıtlı, az ömürlü veya masraflı olması gibi nedenlerden kömürün büyük önem kazandığını söyledi.
Bir çok ülkenin yıllardır kapattığı ve kapatmaya çalıştığı kömür maden ocaklarını yeniden açmaya başladığını ifade eden Rıfat Dağdelen, "Kömür dünyanın en stratejik enerji kaynağı oldu. Almanya dahi, kapattığı ocakları yeniden açmaya başlıyor. Bir anda en temel ve en önemli enerji kaynağı olan kömürün değeri artmaktadır" diye konuştu.
Yaklaşık 13 milyon ton kömür ithal eden Türkiye'de de TTK'nın öneminin arttığını belirten Dağdelen, "Çin'in kömür piyasasını ele geçirmesiyle kömür fiyatlarını arttırdılar. İthal kömür geçmişte olduğu gibi ucuz değildir. Milyonlarca ton kömürü dışarıdan ithal eden ülkemizde TTK'nın önemi daha da arttı.
TTK'da yıllardır yapılmayan yatırımların zorluğunu yaşıyoruz. Onun için yatırımlara çok önem veriyoruz. TTK'yı yeniden inşa ediyoruz" şeklinde konuştu.

 

 

Çin Hükûmeti sözde bölücükle mücadele adına
“Beyaz Kitap” yayınladı

“Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi” tarafından 2004 yılı Aralık ayının 27’sinde yine, “2004 Yılı Çinin Millî Savunması” Başlıklı ve “Beyaz Kitap” adını verdikleri bir kitap yayınladıkları öğrenilmiştir. Söz konusu kitabın içeriğinde Çin’in savunma stratejisinin yanı sıra Çin Savunma ve Çin Ordusunun inşası alanlarında kaydettiği gelişmeler geniş çaplı bir biçimde anlatılmış bulunmaktadır. Çinli’lerin bu “Beyaz Kitabı”nda Çin’in gelişebilmesinde barışçı milletler arası bir konjonktüre ihtiyacının olduğu ve Tayvan’ın Bağımsızlığını isteyen güçlerin Çin’i bölmeye yönelik hareketlerini önlemenin Çin Ordu güçlerinin ve Çin halkının kutsal bir görevi olduğu ve ne pahasına olursa olsun Tayvan’ın Bağımsızlığı yanlısı teşebbüslerin ve komploların engelleneceği de vurgulanmaktadır.

 

 

Batılı ülkeler Çin’den bebek satın alıyor

Batılı ülkelerde bazı ailelerin 3. dünya ülkelerinden evlat edinmesi ticarete dönüşmüş durumda. Bürokratik engellerden kaçanlar, bebek tüccarları sayesinde, yasadışı yollardan, büyük paralar karşılığında evlat edinmeye çalışıyor.3. dünya ülkelerinde doğan, anne-babasını kaybetmiş yada yoksul ailelerin çocuklarının, batılı bir aile tarafından evlat edinilmesi ilk bakışta bir "şans" olarak görülüyor. Ancak bu duruma yakından bakıldığında, gerçeklerin basit ve toz pembe olmadığı anlaşılıyor. Evlatlık sektörü günümüzde serbest ticaretin bir kolu haline gelmiş durumda. Üstelik bu sektör uluslararası çapta işliyor ve çoğu kez amaçlanan, çocukların iyi bir geleceğe kavuşması değil, azami düzeyde kar elde etmek. Amaç bu olunca, yasadışı yöntemler gündeme geliyor. Evlat edinecek kişilerin belli özelliklere sahip çocuklar aradığına dikkat çeken insan hakları örgütü Terres de Hommes'ten Bernd Wacker isimli bir yetkili, "Sağlıklı ve bebek yaştaki çocuklara talep ve buna bağlı olarak rakabet büyük. Başvuru sahipleri mümkün olduğunca açık tenli ve kardeşi olmayan çocuklar arıyor. Durum böyle olunca tüm bu özellikleri taşıyan çocuk bulmak güçleşiyor ve yurtdışından evlat edinme gündeme geliyor" dedi. Yabancı bir ülkeden evlatlık aranınca da internet üzerinden arabuluculuk yapan kişiler ya da özel acentalar devreye giriyor. Bu kişi ve kuruluşların çoğu da bu konuda devlet kontrolünün olmadığı ABD'de bulunuyor. İnternette, evlatlık olarak sunulan çocukların fotoğraflarının yanında, ağır bürokratik işlemlerin söz konusu olmadığına ilişkin bir metin göze çarpıyor. Bazı ailelerin evlat edinmek istedikleri bebek için 30 bin doları gözden çıkardığı biliniyor. Çocukların çoğunun Çin, Güney Kore, Rusya ya da Ukrayna doğumlu olması dikkat çekiyor. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Avrupa ülkelerinden çocuklara talep büyük.

 

Karabağ sorunu BM'nin gündeminde


Genel Kurul'daki görüşmelerde ABD, Fransa ve Rusya Ermenistan lehine görüş bildirdi. Yukarı Karabağ sorunu BM'nin gündemine taşındı. Genel Kurul'da, Azeri yetkililerin hazırladığı, 'Azerbaycan'ın işgal edilmiş topraklarındaki durum' konulu taslak ele alındı. Ermeni yetkililer, taslağın görüşülmesine tepkili. Taslakta, Ermeni işgal güçlerinin uygulamalarının, Cenevre Sözleşmesi'ni ciddî olarak ihlâl ettiği ifadesi yer alıyor.
Ayrıca, bölgeye BM'ye üye ülkelerin oluşturacağı bir heyet gönderilmesi isteniyor.
Ermenistan, Azerbaycan'ı eleştirdi
Ermenistan Dişişleri Bakanı Vartan Oskanyan ise, Azerbaycan'ın BM nezdindeki girişimini eleştirdi.
Oskanyan, Azerbaycan'la üzerinde anlaştıkları görüşme sürecinin zaten BM kararları doğrultusunda olduğunu belirtti.
Oskanyan, iki ülke arasında yapılan Prag görüşmelerinin 'yüzde 100' BM kararlarıyla bağlantılı olduğunu vurguladı ve ''BM'deki görüşmelerde Azerbaycan'ın hazırladığı taslak kabul edilirse Prag süreci sona erer'' dedi.
Ermenistan'a Fransa, Rusya ve ABD desteği
Ermenistan'ın itirazlarına Fransa, Rusya ve ABD'den destek geldi. Sorunun AGİT arabuluculuğunda çözümlenmesi gerektiğini savunan üç ülke Genel Kurul'un konuya müdahale etmemesini talep etti.

 

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye