Yukarı
5.Sayı
D.T ARALIK AYI
Aralık Haber Yorum
UYGURCA

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

 DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM” DİYOR
 

              Dünyada şer güçlerin ve işgalci devletlerin yanında yer alanların sayısında gözle görülür bir artış görülürken; haklı olan, mazlum, mağdur ve mağrur milletlerin ise, giderek daha fazla yalnızlığa ve yok olmaya doğru sürüklenmekte olduğu, inkâr edilemez bir gerçektir.
Doğu Türkistan’ı işgal eden Kızıl Çin hükûmetinin; aradan geçen elli yıllık zaman içerisinde dünyada adaletten, insan haklarından, hümanizmden söz eden ve tabir yerindeyse bu konularda mangalda kül bırakmamacasına övünen devletlerce ciddî anlamda kınanması beklenirken ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtının insan hakları ile ilgili öncelikli maddelerine göre Doğu Türkistan halkının gasp edilen haklarının hesabının sorulacağı umulurken ne yazık ki; BM Örgütü ve bazı devletler tarafından, zaman zaman Çin hükûmetini taltif ve ihya eden davranışlar bile sergilenebilmektedir.
Ekonomik çıkarları gereği zalimlerin yanında yer alan devletlerin Çin işgalcilerine verdikleri dolaylı destekler sebebiyle de, Doğu Türkistanlıların özgürlük mücadeleleri akim kalmaktadır. Tedrici olarak tamamen yok olmaya doğru sürüklenmekte olan Doğu Türkistan halkının sesi olmaya çalışan Doğu Türkistan diasporası, bir taraftan yok denilecek imkânlarla inandıkları millî davalarına samimî olarak sempati duyacak ve yardım edecek devletlerin desteğini ararlarken, diğer taraftan da kendilerini bekleyen bin bir türlü tehdit ve tehlikelerle boğuşmak zorunda kalmaktadırlar. İşte bu tehlikelerin başında, özgürlük için mücadele edilirken farkında olarak ya da olmayarak başka güçlerin yörüngesine girivermek ve inisiyatifi elden çıkartmış olmak gelmektedir.
Kimilerine göre bu iddiamız “Bir bardak suda fırtına koparmak” şeklinde algılansa da güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi çok açık bir gerçekle karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır.
“Özgürlük için Mücadele eden halklar çoğunlukla karşılarında yeni efendiler bulurlar.” diyen Lord Halifax adındaki bir yabancı, tarihte yaşanan tecrübeler ışığında bu veciz sözü söylemiş olmalıdır. Kamuoyunun da bildiği gibi Doğu Türkistan meselesi oldukça bakir bir konudur. Hangi devletin bünyesinde olursa olsun Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesi gündeme getirilmeye çalışılsa, Doğu Türkistan özgürlükçülerini farklı şekilde yönlendirmek, ya da kontrolü tamamen elinde tutmak isteyen bir takım güç odakları devreye girmektedir. Elbetteki bu durum Doğu Türkistan’ın haklı davasının gidişatına darbe vurmakta ve her ülkedeki Doğu Türkistan asıllıların farklı bir yol izleme mecburiyetini de ortaya çıkartmaktadır. Hal böyle olunca da arzu edilen mefkûre birliğine bir türlü erişilememesi kaçınılmaz olmaktadır.
Gerçekleri konuşmak gerekirse; Dünyadaki Doğu Türkistanlılar arasında yeterince bir güç birliğinin sağlanamamasının temelinde, Doğu Türkistanlıların mevcut durumlarından siyasî rant elde etmek isteyen devletlerin çıkar çatışmaları yatmaktadır. Doğu Türkistan davasına destek vermek isteyen yada vermek istemeyen devletler Çin ile olan ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve askerî alanlardaki münasebetlerinin olumlu veya olumsuz bir noktada olduğunun derecesine bakarak Doğu Türkistan hakkında müspet yada menfi tutum içine girmektedirler.
Oysa bütün dünya şunu biliyor ki; Doğu Türkistan’ın Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsızlığını isteyenler oldukça zor şartlar altında mukaddes bildikleri Doğu Türkistan davasına hizmet etmeye çalışırlarken dünyanın hiçbir ülkesinde şimdiye kadar yaşadıkları ülkelerin hükûmetlerini devletlerarası ilişkilerde sıkıntıya sokacak bir davranışta bulunmamış, yalnızca içinde yaşadıkları devletlerin mevcut yasalarının izin verdiği ölçüler içerisinde demokratik haklarını kullanmışlardır. Görüldüğü üzere, bu şablon içerisinde hareket etmekle ve bu günkü konjonktürel ortamda da çok önemli ölçüde bir mesafe alınabilmesi mümkün görünmemektedir.
Milletlerin özgürlük ve bağımsızlık mücadeleleri sırasında karşılaşabilecekleri en büyük engellerin başında hiç şüphe yok ki; millî mefkûre birliğinin sağlanamaması, açık tam ve net olarak varmak istenen hedefin belirlenememiş olması ve içerisinde bulunulan şartların en verimli bir biçimde nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda milleti doğru yönde yönlendirecek kadrolara sahip olunamaması ve ihanete uğramak gibi öğeler gelmektedir.
Sağ duyu sahibi olan bütün Doğu Türkistanlılara göre; bu günkü şartlar içerisinde verilmesi gereken en önemli karar, her ne pahasına olursa olsun ve dünyanın neresinde olunursa olunsun Doğu Türkistan’ın Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsızlığını istemek olmalıdır. Mevcut imkânlar içerisinde Doğu Türkistanlılar için en belirleyici ve yön tayin edici karar bu olacaktır…Bu temel prensip merkezinde hareket edilmesi, Doğu Türkistanlılara farklı maksatlarla yaklaşanların bütün foyalarını ortaya çıkaracak ve ard niyetli olanların oyunlarını da bozacaktır.
“Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsızlık” konusunu tartışma ortamına çekmeye çalışanlara da asla müsamaha gösterilmemeli, kendilerine “efendilerinin” kapalı kapılar ardında teklif ettikleri “Muhtariyet”, “Yüksek Muhtariyet”, “Özerklik” vs. gibi, Müslüman Türk milletinin fıtratına tamamen ters düşen şerefsizce tekliflere de asla kapı aralanmamalıdır…
Çünkü; bu güne kadar Doğu Türkistan’da Tam Bağımsızlık uğruna milyonlarca evladını şehit veren kahraman Doğu Türkistanlılar önlerine sadece iki şık koymuşlardır.


“YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM
 

 

Çin hükûmeti, Türk nüfusunu azaltmak için fon ayırdı

Doğu Türkistan’da doğum oranının düştüğü açıklandı.
Yeni Çin Haber Ajansı'nın Doğu Türkistanlı yerel yetkililerden alınan bilgiye dayanarak verdiği habere göre, bölgede 2001 yılında yüzde 16.8 olan doğum oranı geçen yıl yüzde 16'ya indi. Yetkililer, Doğu Türkistan daki genç çiftçi ve çobanları daha az çocuk sahibi olmaya teşvik edecek bir program içim 15 milyon yuan (2.7 trilyon TL) tutarında fon ayrıldığını belirti.
Yetkililer, geçen yılın sonunda 85 bini azınlık milliyetlerden olmak üzere 586 bin ailenin sadece tek çocuk sahibi olma konusunda söz verdiklerini ifade etti. Çin hükümeti uyguladığı ve gerçek anlamda sadece Müslüman Türkler için geçerli olan tek çocuk politikasıyla işgal ettiği Doğu Türkistan’da ki Türk nüfusunu azaltmayı planlıyor. Birden fazla çocuk sahibi olan Türk kadınları insanlık dışı tutumlara maruz kalarak zorla kürtaj edilmekte ve annelik özellikleri ortadan kaldırılmaktadır. Hatta Doğu Türkistan’da binlerce Müslüman Türk kadını bu zorunlu kürtaj uygulamasından sonra hayatını kaybetmiştir. İşte aşağıda 1990 yılında bu konuyla ilgili yayınlanan bir haberi aktarıyoruz.
Çin resmi yayın organı olan "Sinkiang"(!) gazetesinin12 Eylül 1990 sayısına göre Hoten vilayetine bağlı Karakaş ilçesinde 18700 Müslüman anne adayı zorla ameliyat edilerek annelik yeteneği ortadan kaldırılmıştır.(Ellerinden alınmıştır)Bu sayı ise bu ilçede yaşayan toplam anne adayının tamamına yakındır.

Bu uygulama için ilçeye özel olarak Çinlilerden kurulu 432 kişilik bir sağlık ekibi(!) gönderilmiştir. Doğu Türkistan'da Karakaş gibi 127 ilçe mevcuttur. Buna göre 1990-1991yılları arasında 2 Milyondan fazla Müslüman kadının anne olma yeteneğini zorla kaybettirilmiştir.
Adının açıklanmasını istemeyen Doğu Türkistanlı bir kaynaktan alınan bilgilere göre Kızıl Çin yetkilileri mecburî doğum kontrolünü insanlık dışı bir yöntemle bütün ülke genelinde uygulamaya devam etmektedir.200 bin nüfuslu bir şehirde çocuk sahibi olabilecek 3500 kadın mecburî kontrole tabiî tutularak bunlardan 953 kadın kürtaj olmaya zorlanmış ve 10.708 kadın çocuk sahibi olmaktan mahrum bırakılmıştır.180 bin nüfuslu başka bir vilayette ise yalnızca 1000 kadına çocuk sahibi olma hakkı bir çocukla sınırlandırarak verilmiştir. Bir başka deyişli 35 kadından birine bu hak çok ağır yükümlülüklerde
yüklenerek verilmiştir.

 

Çinli yetkililer, Türkiye’ye neden geldi?

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Çin Halk Cumhuriyeti Başbakan 1.Yardımcısı Huang Ju ile görüştü. Dışişleri Konutu'nda akşam saatlerinde gerçekleşen görüşmede, Türkiye ile Çin arasındaki ilişkilerin ilerletilmesinin yanı sıra iki ülkeyi ilgilendiren uluslararası konular ele alındı. Görüşme ardından Gül, konuk bakan onuruna bir akşam yemeği verdi. Görüşme sonrası herhangi bir açıklama yapılmadı.

Çin Halk Cumhuriyeti Başbakan Birinci Yardımcısı Türkiye’ye geldi. Basına yansıdığına bakılırsa bu ziyaretin, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün davetlisi olarak geldiği anlaşılıyor. Fakat bu ziyaretin zamanlaması oldukça dikkat çekicidir. Zira Amerika’da kurulan “Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti” nin toplantısı öncesine denk geldi.Çin’in Başbakan Birinci Yardımcısı Huang Ju, Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği basına kapalı toplantı sırasında basına sızmaması kaydı ile hangi konular hakkında konuşmuşlardır? Bu bilinmiyor. Ancak, her zaman olduğu gibi Çinlilerin “Türkiye’deki bölücüler” olarak adlandırdıkları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Doğu Türkistan kökenli insanların demokratik haklarına kısıtlamalar getirmesini istediklerini tahmin etmek o kadar da zor değildir. Çünkü geçmiş tarihlerde bu türden istekleri açıkça dile getirmeyi hiç ihmal etmediklerini kamuoyu biliyor. Öte yandan Türkiye'nin Çin'le her alanda yakın temaslarda bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, Çin ile olan ilişkilere büyük önem verdiklerini, iki taraf arasındaki üst düzey karşılıklı ziyaretlerin sürdürülmesi, ulaşım, enerji, yüksek teknoloji ile ilgili araştırma, geliştirme ve turizm alanlarındaki işbirliğinin güçlendirilmesini beklediklerini ve Çinli işadamlarının Türkiye'ye yatırım yapmalarını beklediklerini kaydetti. Erdoğan, Türkiye'nin "Tek Çin" politikasını izlemeye devam edeceğini de vurguladı.
Türkiye hükûmetine "Tek Çin" politikasında ısrar etmesinden ötürü teşekkür eden Huang Ju, Çin ve Türkiye arasındaki dostluk ve işbirliği ilişkilerinin güçlendirilmesinin iki ülkenin temel çıkarlarına uygun olduğu gibi, dünya barışı ve gelişmesine de yararlı olduğunu belirterek, iki tarafın istişare ve diyalogları sürdürerek de ikili ve uluslararası işlerdeki koordinasyonu güçlendirmeleri gerektiğini kaydetti.

 

Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin 71. Yılı

Türkiye o günlerde bu devleti desteklemiş midir, desteklememiş midir? O konuya girmek istemiyorum. Fakat Türkiye Cumhuriyeti dış işlerinin şunu söylediği tarihî kayıtlarda mevcuttur. “Çin ve Sovyetler Birliği gibi iki büyük devletle komşu olanların öncelikle onlarla iyi geçinmeleri gerekir.” Oysa ki; kurulan bu devletin, bir devletin sahip olması gereken bütün şartlara haiz olduğu yine tarihî vesikalarla sabittir. Devlet ilân edilirken güçlü ve ehil kişilerden oluşan bir hükûmet kabinesi mevcuttu. Göndere bayrak çekilirken Doğu Türkistan Millî Marşı olan “Kurtuluş Marşı” orada hazır bulunan askerler, öğrenciler ve halk tarafından göz yaşları içerisinde hep bir ağızdan okunarak çekilmişti. Bağımsız bir devleti temsil eden delillerin başında eğer para birimi geliyorsa bu devletin tedavülde parası vardı. Milletlerarası seyahatlerde kullanılması gereken pasaportu olması gerekiyorsa pasaportu da vardı. İçerisinde beyaz ay-yıldız bulunun gök mavisi bayrağı vardı. En önemlisi de, bu devletin bağımsız bir devlet olabilmesi için dünyanın en büyük ordularından birine sahip olan işgalci Çin’e karşı verilen istiklâl savaşında verilmiş yüzbinlerce şehidi vardı.
Tarih sayfaları dünyada bir çok devletlerin kurulduğu ve yıkıldığı ile ilgili hadiselerle doludur. O zamanlar özellikle de kuzeyinde Sovyetler Birliği, doğusunda da Çin gibi iki emperyalistin kıskacında olan ve dünyada bağımsız bir Türk devletinin varlığına hiçbir zaman tahammül edemeyen İngiltere’nin de dolaylı entrikalarına maruz kalan Doğu Türkistan Cumhuriyet’leri(1863-1878, 12.11.1933, 1944) ve 1947 Doğu Türkistan mahallî hükümeti ne yazık ki şer güçlerin işbirliği ile yıkılmıştır…
Bu yıkılış Allah’ın izni ile ebedi bir yıkılış olmayacak ve yakın zamanda tam bağımsız bir Doğu Türkistan Devleti yeniden kurulacaktır. Buna bütün kalbimizle inanıyoruz…

 

Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti Yemin Etti

ABD'de kurulan Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin üyeleri, yeni anayasalarını ABD'nin başkenti Washington'da Beyaz Saray önünde tanıtıp yemin ettiler.
ABD Kongre üyesi Jo Ann Davis'in girişimleriyle 14 Eylül'de Washington'da ilan edilen Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin üyeleri, Ulusal Basın Merkezi'nde yaptıkları toplantıda 47 maddelik Anayasayı tanıttı. ABD'de kurulan Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri, yeni anayasalarını ABD'nin başkenti Washington'da Beyaz Saray önünde tanıtıp yemin ettiler.
ABD Kongre üyesi Jo Ann Davis'in girişimleriyle 14 Eylül'de Washington'da ilan edilen Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri, Ulusal Basın Merkezi'nde yaptıkları toplantıda 47 maddelik Anayasayı tanıttı. Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Kültür Bakanı Sultan Mahmud'un okuduğu gazelden sonra Adalet Bakanı Hanife Ketene Erbaş, dua etti. Türkiye'de yaşayan Hanife Erbaş Doğu Türkistan'daki 15 milyon Türk'ün özgürlüklerine kavuşması kavuşması için yaptığı duada gözyaşlarına boğuldu.Sürgündeki Hükümet üyeleri ve Doğu Türkistanlı'lar daha sonra Beyaz Saray'ın önündeki Ya Fayette Parkında bir araya geldi. Beyaz Saray'ın önünde Mavi ay-yıldızlı Doğu Türkistan Bayrağını açan Doğu Türkistanlılar, renkli görüntüler oluşturdu. Başbakan Enver Yusuf'un Uygur Türkçe'si ile okuduğu Doğu Türkistan Cumhuriyeti andına, tüm katılımcılar eşlik etti. Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar'ın da katıldığı törende Kur'an-ı Kerim okundu ve duası yapıldı.

 

Kazakistan’dan Doğu Türkistanlı’lara darbe

Yurtları Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan halkına karşı ırkdaş olarak bilinen Kazakistan ve Kırgızistan’ın ve de Müslüman bir ülke olan Pakistan’ın düşmanca tutumunu anlamak mümkün değildir. Avustralya’da yayınlanan 15 Kasım’daki haberlere göre Nurpolat Abdullah adındaki Doğu Türkistan asıllı bir Uygur Türk’ü “Aranan terörist” suçlamasıyla Çin’in yakın dostu olan Kazakistan’ hükûmeti tarafından tutuklanmıştır. Fakat, Nurpolat Abdullah’ın ailesinin bildirdiğine göre; Nurpolat hiçbir terör hareketine katılmamış, ancak Çin zulmünden kaçarak Kazakistan’a gelen Uygurların üçüncü bir devlete sığınma talebinde bulunmasına ve tercümanlık işlerinde yardımcı olmuştur. Avustralya hükûmeti yetkilileri Nurpolat Abdullah’ın Kazakistan hükûmeti tarafından “Terörist” suçlaması ile gizli yargılama yapılarak cezalandırmasına sert tepki göstermiştir.
Nurpolat Abdullah’ın Anne ve babası Avustralya’ya 20 yıl önce göçmen olarak gelmişlerdir. Onlar aslında Güney Avustralya’nın merkezi olan Adelai’de yaşamakta olup, Nurpolat’ın hanımı Rabiye 4 yıl önce Kazakistan’da yaşamakta iken meydana gelen hadiseyi şöyle anlatmıştır: “Bir sabah kapı çalındı. kapıyı açtığımda “Biz KGB’ den geldik eşinize bazı şeyler soracağız” diyerek eşimi alıp gittiler ve bir daha kendisinden haber alamadık.” Sonradan öğrenildiğine göre eşinin15 yıl süre ile hapis cezasına çarptırıldığı bildirilmiştir. Kazak polisleri onu sorgulamak için çok işkence yapmışlar ve her türlü vahşeti uygulamışlar. Yakın zamanlarda Avustralya hükûmeti yetkilileri Nurpolat’ı ziyaret etmiş olup, onların bildirdiğine göre, o dönemlerde onun çok işkence gördüğünü, gördüğü işkenceler sonucunda sağlığının çok bozulmuş olduğunu ve vücudunun yara izleri ile dolu olduğunu gördüklerini söylemişlerdir.
Avustralya makamları bu olay sonrasında şöyle açıklama yapmışlardır: “Doğu Türkistan’daki Uygur Müslümanlar Çinin ağır baskısı altındadır. Onlar insan haklarından tamamen mahrumdurlar. Kazakistan ise Çinin yakın dostudur. Çin Kazakistan üzerinde baskı kullanarak Kazakistan’daki Uygur’larında insan haklarından mahrum bırakılmasına çalışmaktadır. Biz Kazakistan yetkililerinin Nurpolat hakkındaki uygulamasını şiddetle protesto ediyoruz. Onlar ellerinde hiçbir delil olmaksızın terörle ilişkisi var diyerek gizli yargılama ile Nurpolat’ı 15 yıl süre ile hapis cezasına mahkûm etmişlerdir. Kazakistan hükûmeti yetkilileri ise bize Nurpolat’ın terörle ilgisi olduğuna dair hiçbir delil gösterememişlerdir.
Şu anda dünyanın bir çok yerlerinde hapiste bulunan Avustralya vatandaşlarının sayısı 200 den fazladır. Biz Nurpolat başta olmak üzere dış ülke hapishanelerinde bulunan vatandaşlarımızı özgürlüklerine kavuşturmak için büyük ölçüde gayret sarf ermekteyiz.”
Kazak polisleri Nurpolat’ı Usame Bin Laden ile ilişkili olduğu konusunda vaveylâ koparmışlarsa da, Nurpolat’ı gizli bir biçimde yargıladıkları sırada ortaya hiçbir delil koyamadıkları da öğrenilmiştir.
Kazakistan Hükûmetinin bu insanlık dışı tutumunu bizlerde şiddetle protesto ediyor, Nurpolat Abdullah hakkındaki haksız uygulamaya bir an evvel son vermesini istiyoruz.

 

Çin, işçi gönderme bahanesiyle yayılma politikası izliyor

Çinli Bakan Yardımcısı Wang Yurt dışına daha fazla Çinli işçi gönderilmesi gerektiğini ileri söyleyerek,
bir çok ülkenin nüfusuna oranla çok sayıda işçiyi diğer ülkelere çalışmaya gönderdiğini kaydetti. Çin kamu güvenliği bakanlığının ilgili birimlerince yapılan son açıklamalara bakıldığında 2003 yılında yurt dışına kaçak yollardan çalışmak için giden 26 bin Çinli’den bu yıl 12 000 kişinin Çine iade edildiği öğrenildi. Hong Kong'da yayınlanan South China Doğu Morning Post gazetesinde yer alan haberlere göre, Çin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yardımcısı Vang Dongcin' (Wang Dongjin) Çin’de bu yolla işsizliği azaltmanın yanı sıra işgücünü uluslararası rekabete sokarak, insan kaynakları kalitesini yükseltmeye çalışacaklarını açıkladı. Yapılan resmi istatistiklere göre, geçen yıl yasal olarak yurtdışında çalışan 525 bin Çin vatandaşının ülkeye (Aslında bu rakamların çok daha fazla olduğu biliniyor) 2 milyar dolara yakın döviz kazandırdığı tespit edilmiştir.
Bakan Yardımcısı Wang, bu rakamların Çin'in nüfusuna göre çok az olduğunu ve dünya çapındaki yabancı işgücü piyasasının yüzde 1'ini bile bulmadığını kaydederek, 8 milyon Filipinlinin yurtdışında çalıştığını ve ülke nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan bu kitlenin yılda 7 milyar dolar kazandığını da emsal göstermiştir. Çinli bakan yardımcısı Wang bu rakamları az bularak başka ülkelerin yurt dışında çalışan işçi sayısının ülke nüfusuna oranla Çine göre daha fazla olduğunu ve bu sebeple yurt dışına daha fazla Çinli işçi gönderilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Çin’in işçi gönderme bahanesiyle yayılma politikası gerçekleştirdiğini belirten uzmanlar, gelecekte bir çok ülkenin nüfusunun önemli bir kısmının Çinlilerden oluşacağını ifade ediyor.
Özellikle geniş topraklarına rağmen az nüfusu bulunan Orta Asya’daki Türk Cumhuriyetlerinin Çinlilerin akınına uğradığı biliniyor.

 

Doğu Türkistan Cumhuriyetleri İstanbul’da anıldı

12 Kasım 2004 tarihinde Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini anma toplantısı Doğu Türkistan Vakfı’nda gerçekleştirildi. Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini anma toplantısı'nda Emekli General Mehmet Rıza Bekin'in yaptığı konuşmanın ardından Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Turan Yazgan söz aldı. Daha sonra Avrasya 1 Vakfı Başkanı Orhan Tüvelli ve Avrasya Türk Dernekleri Başkanı Ahmet Türköz söz aldı.Ahmet Türköz'ün 'Türkistan Birliği' ülküsüne değinmesinin ardından Tibet hükümetinin çalışmalarının dünya kamuoyuna nasıl baskı unsuru oluşturup haklarını arayabildiğini örnek olarak gösterdi.Ardından İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Arslan Alptekin ve Türkistan Sosyal ve Kültürel yardımlaşma Derneği Başkanı Avukat Hakan Yavuz Demir söz aldılar.İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Profesörlerinden Abdulaziz Bayındır'ın ardından söz alan Prof. Dr. Sultan Mahmut Kaşgarlı Doğu Türkistan'ın siyasî tarihine kısaca değinerek Doğu Türkistan millî ordusunun Çin karşısında şuurlu direnişiyle kurduğu 1933 ve 1944 Cumhuriyetlerini anlattı.

 

İgemberdi: Çin terör devletidir

Avustralya'nın Sidney kentinde yaşayan Sürgündeki Doğu
Türkistan Hükûmeti Cumhurbaşkanı Ahmet İgamberdi, Çin'i baskıcı rejime sahip olmakla suçladı. Çin'de yaşanan çatışmalarda çok sayıda Müslüman Hui'nin Han Çinlileri tarafından öldürülmesinin bir ilk olmadığına dikkat çeken İgamberdi, bunun Çin'in devlet politikası haline geldiğini öne sürdü.
Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin Cumhurbaşkanı Ahmet İgamberdi, yıllardır aynı tür çatışmaların Çin'de maksatlı olarak çıkarıldığını söyledi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin bir terör devleti olduğunu öne süren İgamberdi, "Bugünlerde Çin'den gelen haberlere göre; Bu mesele gerçi Doğu Türkistan'da gerçekleşmese de bizi üzmüştür. Çin terör devlet hükûmeti daima ülkedeki Müslümanlara, Hıristiyanlara ve Budistlere baskı uygulamıştır. Çin, Uygur Türklerini terörist olarak nitelemiş ve kanlı bir baskı uygulamıştır. Bu tür baskı ve zulmü kınıyoruz. Komünist Çin Hükûmeti, kendi yetiştirdiği imamlar yoluyla camilerde ateistlik propagandası yapıyor." dedi.

 

Doğu Türkistanlı Uygurlar Washington’da bir araya geldi

 

Çin işgali altındaki Doğu Türkistan Türkleri, ABD'de kurdukları birlikle Washington'da biraraya geldi. Amerikan Kongresi'nin maddî desteğiyle Washington'da "Uygur-Amerikan Birliği" adı altında birlik oluşturan Doğu Türkistanlılar, George Mason Üniversitesi'nde de bir etkinlik düzenledi. ABD'de yaşayan Uygur Türkleri'nin yanı sıra, Orta Asya'dan ve Türkiye'den de katılımın olduğu gecede, Doğu Türkistan Davası'nı anlatan afişler, resimler ve kostümler de sergilendi. Orta Asya'dan gelen yaşlı Uygur Türkleri etkinlikte birer konuşma yaptı ve şiir okudu. ABD'de yaşayan Doğu Türkistanlı gençler, binlerce kilometre uzaklıktaki anavatanlarının yöresel kıyafetleri ile misafirlere folklor gösterisi sundu. Doğu Türkistan askerleri tarafından kullanılan kadın-erkek üniformaları da genç Uygurlar tarafından sergilendi.
Asker üniformasını sergileyen Gulamet Panti isimli genç, ülkesinden binlerce kilometre uzaklıktaki ABD'de Doğu Türkistan davasını tanıtmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
ABD kongresinin desteği ile yaklaşık 6 ay önce Washington'da kurulan Uygur-Amerikan Birliği, kongreden bugüne kadar 600 bin dolar maddî yardım aldı.

 

Çatışmaların üzeri örtüldü

Çin Hükûmeti, her zaman yaptığı gibi son çatışmalar sırasında da
basına sansür uygulayarak, yapacağı katliamları gizlemeye çalışıyor. Çin'in orta kesimlerindeki Henan bölgesinde ülke nüfusunun yüzde 92'sini oluşturan Han Çinli’leri ile Müslümanlar arasında meydana gelen çatışmaların üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen hâlâ olaylar hakkında bir açıklama yapılmadı. Çin Hükûmetinin her zaman medyaya sansür uygulaması nedeniyle bölgeden haber alınamazken, yerel gazeteciler ve yerel idarecilerin belirttiğine göre, 10 binden fazla kişinin katıldığı çatışmalarda çok sayıda insanın ölümünün ardından bölgede sıkıyönetim ilân edildi.
Çatışmalara 6 -7 bin Han Çinlisi ile komşu köyden 2 binden fazla Müslüman Hui'nin katıldığı, insanların birbirlerine tarım aletleriyle saldırdıkları belirtiliyor. Bölgeye çok sayıda güvenlik gücünün yerleştirildiği kaydedildi.
Yetkililerin etnik gruplar arasında gerilimin artmasından endişe ettiği ve Çin'in resmî haber ajansı Xinhua'ya (Yeni Çin Haber Ajansı) da bölgeden gelen bilgileri duyurmama emri verildiği gelen haberler arasında.
Öte yandan,Çin’in işgal ettiği Doğu Türkistan’da da zaman zaman geniş çaplı ayaklanmalar olsa da, Çin hükûmeti, bağımsızlık isteyen Müslüman Türklere karşı şiddetli bastırma politikaları uyguluyor.
Uluslararası İlişkiler uzmanları ile, stratejistler, Çin’in orta kesimlerinde meydana gelen bu etnik çatışmanın diğer bölgelerede sıçramasının an meselesi olduğunu belirterek, medyanın bilgi almasını engelleyerek, orada yapacakları katliamları örtmeyi amaçlıyorlar.” diyerek, bu çatışmaların Çin’in sonunun başlangıcı olacağını kaydettiler.

 

AP Milletvekilleri Çin’e silâh satışına karşı

Parlamenterler Çin'de insan haklarıyla ilgili köklü değişiklikler yapılması gerektiğine dikkat çekti.

AB üyelerinden İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İsveç; dünya genelindeki en büyük silâh ihracatçıları. Ancak AB ülkelerinden yapılan silâh satışı konusunda Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin eli kolu bağlı. Çünkü güvenlik politikası ve özel silâhlanma konularından her ülkenin kendi hükûmeti sorumlu. Ancak parlamenterler, bu konulardaki tehlikeli gelişmeleri dile getirme hakkına sahip. Bu kez eleştiri, Avrupa Parlamentosu'nun İspanyol milletvekili Raul Romeva Rueda'dan geldi. Rueda raporunda, silâh ihracatı konusunda AB üyesi ülkeler için belirlenen kurallara, pek de riayet edilmediği iddiasına yer verdi. Rueda, hükûmetlerin kurallara uymadığını belirterek, "Zaten bu kurallar çok zayıf kalıyor. Bu kurallarla başa çıkmanın yolu hep bulunuyor. Silâh teslimatında şeffaflık konusunda da sorun yaşanıyor. Bu konuda daha ayrıntılı eleştiri yapmak için fazla bilgiye ihtiyacımız var." diyor.


BELİRLENEN KURALLAR


AB üyesi ülkelerin silâh satarken dikkat etmeleri gereken asgarî kurallar var. Örneğin satın aldığı silâhları, insan hakları ihlali için kullandığı bilinen ülkeye satmaması gerekiyor. AB'nin belirlediği bu kurallar uyarınca ülkelere, savaş veya bölgesel çatışma çıkma ihtimali olan devletlere de silâh satmamaları tavsiyesinde bulunuluyor. Silâh ticareti konusunda bazı Avrupa ülkelerini eleştiren İspanyol milletvekili Rueda, AB ülkelerinin özellikle insan hakları ihlallerine sahne olan ülkelere silâh satmasına dikkat çekerek şöyle dedi: "Bazı ülkelere satılan silâhlar işkence ya da ölüm cezalarının infazı için kullanılıyor. Veya insan hakları ihlaline neden olan cihazlar satılıyor.”


AP MİLLETVEKİLLERİ ÇİN’DE İNSAN HAKLARI TAMAMEN DEĞİŞMELİ


AP milletvekilleri ayrıca, Çin'e silâh ambargosunun kaldırılmasını istemiyor. Avrupa Konseyi ise şu sıralar, 1989 yılından beri Çin'e uygulanan silâh ambargosunun kaldırılmasını öneren Almanya ve Fransa'nın talebini inceliyor. Bu öneriye, başta Parlamento'daki muhafazakâr milletvekilleri karşı çıkıyor. Muhafazakâr milletvekillerinden, aynı zamanda Parlamento'daki Tibet grubunun da başkanı olan Thomas Mann, öncelikle Çin'deki insan haklarının iyileştirilmesi gerektiğinin altını çizdi. Çin'e silâh ambargosunun kaldırılması konusunda Avrupa Konseyi'nde de tartışmalar yaşanıyor. Parlamenterler ayrıca, Çin'de insan haklarının tamamen değişmesi gerektiğine dikkat çekti. Çin'le Tayvan arasındaki gerginlik de parlamenterleri silâh ambargosunun kaldırılması konusunda kara kara düşündüren bir diğer önemli nokta.

 

Felluce hayalet şehir

Sokaklarda halen yaşları 3 ilâ 5 arasında değişen çocukların
dolaştığı Felluce'de çatışma sesleri de eksik olmuyor. Irak'ın Felluce şehrinde 8 Kasım'da başlayan "Hayalet Öfke" operasyonu sonrası hayalet şehre dönen kentin son görüntüleri Felluce'de yaşanan dramı gözler önüne seriyor. Halen sivillerin ve gazetecilerin girmesinin yasak olduğu şehre girmesine izin verilen Irak Kızılay'ı kentten çıkmak isteyen sivillere umut oldu. Kentin ABD kontrolündeki bölgelerini sokak sokak gezerek yardım anonsu yapan ambulansları gören Felluceliler, Bağdat'a dönebilmek için ambulanslara akın etti. Bazı cesetlerin halen defnedilmeyi beklediği kentte yer yer çatışmalar da devam ediyor. Sanayi ve Şüheda semtlerinde kontrolü sağlayan ABD askerleri devriye görevi yapıyor. Irak Kızılayı'nın 7 ambulans ve 2 kamyondan oluşan insanî yardım konvoyu, Felluce girişinde ABD askerleri tarafından oluşturulan kontrol noktasında didik didik aranıyor. Irak askerlerinin de bulunduğu kontrol noktalarında artık direnişçiler kadar soğukla da mücadele etmek zorunda kalan Irak askerleri zaman zaman yaktıkları ateşte ısınmaya çalışırken, yorgunluk ve hastalık sebebiyle ayakta duramaz hale gelen bazı Irak askerlerinin yardımına ise arkadaşları koşuyor. Cepheden ancak Irak Kızılayı'nın elinde bulunan uydu telefonuyla yakınlarıyla irtibat kurma fırsatı bulan bir Irak askerinin sözleri, operasyonun henüz bitmediğini gösteriyor. Irak askeri, görüştüğü ailesine bir ay daha Felluce'deki görevinin devam edeceğini söylüyor.

 

Ukrayna kaynıyor

Muhalefet lideri Viktor Yuşçenko'nun destekçileri, sembolleri olan turuncu renginde kurdeleler astılar, kimi göstericiler de turuncu renk kıyafetlere büründü. Ukrayna'da yapılan tartışmalı devlet başkanlığı seçimlerinin ardından yoğun protestolara sahne olan başkent Kiev'de, polis, devlet başkanlığı binasının önünde geniş güvenlik tedbirleri aldı. Diğer tarftan, muhalefete mensup göstericiler ise Kiev'de devlet başkanlığı binasının önünde polisin gözetimi altında danslar ederek protestoda bulundu. Protestocular, Kiev'deki hükûmet binalarını ablukaya aldılar ve Başbakan Viktor Yanukoviç'in ofisine girmesini engellediler. Yuşçenko, seçim sonuçlarının çarpıtıldığı iddiasıyla Yanukoviç'in kazandığı ilân edilen seçim sonuçlarını tanımamış ve kendisini devlet başkanı ilân etmişti.

 

İsrail Tankı Mısırlı askerleri vurdu

İsrail basınında yer alan haberlerde, Mısır-Gazze sınırında, Filistinli militan sanılarak yanlışlıkla ateş açılan Mısırlı askerlerin öldüğü bildirildi. İsrail güvenlik kuvvetlerinden bir kaynak, Mısırlılara, silâh kaçıran Filistinli sanılarak ateş açıldığını belirtti. İsrail radyosunun haberinde ise Mısırlı askerlerin, sınırdaki silâh kaçakçılığını engellemekle görevli askerî birime dahil oldukları
Kaydedildi. İsrail ile Mısır, 1979'da barış anlaşması imzalamış olmasına rağmen, iki ülke arasındaki ilişkiler zaman zaman tam güvenilirlik çizgisinden uzaklaştı.

 

5 yılda 37 milyon kara mayını imha edildi

Mayın Yasaklama Anlaşması'na bugüne kadar 143 ülkenin taraf olduğu, 9 ülkenin ise imzalamasına rağmen henüz bu anlaşmayı onaylamadığı kaydedildi. Anti-personel mayınlarını yasaklamaya yönelik uluslararası anlaşmanın uygulamaya girdiği 1999 yılından bu yana 37 milyon kara mayınının imha edildiği bildirildi. ''Kara Mayınları 2004 İzleme Raporu'' başlığı altında 1300 sayfadan oluşan 5 yıllık gözden geçirme raporu yayınladı. Mayın Yasağı Anlaşması'nı onaylayan 143 ülkenin 28 Kasım tarihinde Kenya'nın başkenti Nairobi'de biraraya gelerek son beş yılda bu konuda kat edilen ilerlemeleri gözden geçireceği ifade edilen raporda, bugüne kadar depolarda bulunan 37 milyon adet anti-personel mayının imha edildiği bilgisi yer aldı. Raporda, anlaşmanın devreye girmesinden bu yana anti-personel mayın üretiminde ciddî bir azalma gözlendiği belirtilirken, mayın ticaretinin yasal düzeyde tamamen durduğu ve 1100 kilometre karelik alanın mayından temizlendiği kaydedildi.

 

Çeçenistan’da 10 yıl içinde 20 bin çocuk öldürüldü!

Çeçenistan Devlet Konseyi Başkanı Taus Cebrailov, Çeçenistan'da 1994 yılından beri yaklaşık 200 bin kişinin öldürüldüğünü söyledi. İnterfaks'a açıklama yapan Cebrailov, Çeçenistan'da aynı dönemde yaklaşık 20 bin çocuğun hayatını kaybettiğini belirterek, on binlerce çocuğun da yetim kaldığını belirtti.  Çeçenistan'da mevcut dönemde ayda ortalama 50 sivilin öldürüldüğünü kaydeden Cebrailov, ''Çeçenistan'da her yıl 2-3 bin kişi ya vurularak öldürülüyor, ya kaçırılıyor, ya da kayboluyor'' dedi.
Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov da daha önce yaptığı açıklamada, Çeçenistan'da bu yılbaşından beri 148 güvenlik görevlisinin öldürüldüğünü açıklamıştı.

 

“Çin Malları yerli sanayiyi yok ediyor”

Konya Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şekeroğlu:
Yaygın bir şekilde piyasaya giren Çin malları, ekonomide sıkıntı oluşturuyor. Konya Sanayi Odası (KSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şekeroğlu, yaygın şekilde piyasaya giren Çin mallarının ekonomide sıkıntı oluşturduğunu söyledi. Piyasada ucuz mallara belli bir talep olabileceğini belirten Ahmet Şekeroğlu, "Ancak bu talep, kaliteden ödün vererek ve ülkeyi bir çöplük olarak görerek değil, kaliteyi ucuza almak biçiminde ortaya çıktığı oranda sağlıklı olacaktır." dedi. Çin mallarının sanıldığının aksine ucuz olmadığını, benzer malları daha ucuza yerli üretim olarak bulmanın mümkün olacağını dile getiren Şekeroğlu, "Bu malların piyasada ucuz olarak tanınmaları, özellikle ekonomik kriz şartlarında tüketicilerin dikkatini çekmek yoluyla olmakta ve yanıltıcı bir şekilde bu mallara yapay bir talep oluşturulmaktadır." diye konuştu.
Piyasaya sürülen Çin mallarının hiçbir standardı olmadığını ve sadece kâr etmek amacıyla piyasaya sürüldüğünü ifade eden Ahmet Şekeroğlu, bu malların tüketicide daha büyük problemlere neden olduğunu kaydetti. Günü birlik kullanılan bu malların yerli sanayinin yok olmasına ve haksız rekabete yol açtığını belirten Şekeroğlu, "AB standartlarını uygulamamız ve rekabet şansımızı artırmamız yönünde ciddî uyarıların yapıldığı şu günlerde, Çin mallarının piyasamızı işgal etmesini açıklanamaz bir politika olarak görüyorum. Korumacı gümrük duvarlarıyla işlemeyen piyasayı korumak ne kadar yanlışsa, piyasayı bilgilendirmeden tüketicileri ucuz ve kalitesiz mallarla yüz yüze bırakmak da o kadar yanlıştır.” şeklinde konuştu.

 

Çin’in Endişesi

Elinde birçok nükleer silâh bulunan Çin hükûmeti, endişelenmeye başladı. Çin Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, ABD'nin, İran'ın nükleer faaliyetleriyle ilgili olarak konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne götürme çabalarına karşı olduklarını söyledi. İran'ı ziyaret eden Li, bunun meseleyi daha da girift hale getirebileceğini ifade etti. İran Dışişleri Bakanı Kemal Harrazi'yle ortak basın toplantısı yapan Li, İran'ın Uluslararası Atom Enerji Ajansı'yla işbirliği yapma konusunda çok olumlu tavır içinde olduğu kanaatinde olduklarını belirtti. Li, konunun Güvenlik Konseyi'ne getirilmesi yönünde teklifi veto edip etmeyecekleri konusunda yorum yapmadı.
Uzmanlar, Çin’in bu tutumunun elinde çok sayıda nükleer silâh bulunmasından kaynaklandığını belirterek, İran’a destek vermelerinin altında gelecekte kendilerine karşı aynı konunun gündeme gelebileceği endişesinin yer aldığını ifade ettiler.

 

Çinli işsizler ne yapacağını şaşırdı

Çinin kuzeydoğusunda işsizliğin oldukça arttığı bölgelerden biri olan Heilongjiang eyaletinden gelen Yin Gang adlı işsiz bir kişi, tespit ettiği süper marketlere telefon açarak bazı gıda maddelerine zehir enjekte ettiğini, sahte isimle açtığı hesaplara para yatırılmaması durumunda daha fazla miktarda zehir kullanacağını ve bu eylemi de giderek yaygınlaştıracağı tehdidinde bulundu. Ayrıca bu işsiz Çinli kullandığı zehirlerin bir bölümünü de girdiği marketlerin muhtelif yerlerine gizleyeceğini de söyleyerek market işletmecilerinin panik yaşamasına da sebep oldu.
Edinilen bilgilere göre 40 yaşlarındaki bu sahtekâr Çinli, market sahipleri tarafından hesabına yatırılan paraları çekerken yakalandı. Sözde ekonomik reformlar kapsamında devlete ait ağır sanayi tesislerinin bir çoğunun kapatılmasından sonra Çin de zaten var olan işsizler ordusuna yenileri eklendi ve bilhassa Çin’in Heilongjiang' bölgesinden Çinin her tarafına dağılan bu işsiz Çinliler yukarıda habere konu olan olayların değişik türlerinin sıkça meydana gelmesine sebep oluyor.

 

Türkiye, Irak’a 2,5 milyon $ insani yardım yaptı

Türkiye'nin, savaş sonrasında Irak'a yönelik yaptığı insanî yardımların tutarı 2.5 milyon dolara ulaştı. Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilgilere göre, Türk Kızılay’ı 2003 yılında Irak Savaşı'nın başlamasından sonra da bu ülkeye çadır, battaniye, şilte, gaz sobası, hijyen seti, gıda paketleri, su, ilaç ve tıbbî malzemeden oluşan yaklaşık 1 milyon dolar tutarında insanî yardımda bulundu. Kızılay, bu malzemeleri muhtelif tarihlerde 8 parti halinde konvoylarla Irak'a sevk etti. Geçen yıl ayrıca hükûmet tarafından Irak'ta insanî yardımlara katkıda bulunmak amacı ile 5 milyon dolar tutarında nakit kaynak ayırdı ve bu miktarın 1 milyon dolar tutarındaki bölümü Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan acil yardım çağrısına karşılık olarak tahsis edildi.

 

“Öztürkçe adı altında dilimiz katlediliyor”

Aydın'da öğretmenlere ve öğrencilere seslenen Şair Yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türkçemizin üzerinde iç ve dış güçler tarafından oyunlar oynandığını söyledi. Öztürkçe adı altında Türkçe'nin budanarak yok edilmek istendiğini öne süren Yavuz Bülent Bakiler, "Öztürkçe konuşulacak diyerek dilimiz katlediliyor" dedi. Aydın Özel Yesevi Lisesi'nin düzenlediği "Öğretmenler Günü" programına katılan Şair Yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türkçe üzerinde durdu. Dil zenginliğimiz için Türkçe'nin önemine değinen Bülent Bakiler, Öztürkçe'nin Türkiye'yi çıkmazlara götüreceğini belirtti. Kelime hazinesi az olan Öztürkçe'nin edebiyatımızı ve gelişmemizi sıfır noktasına getireceğini ifade eden Bakiler, "Kültür bütünlüğü içerisinde her türlü değerimiz yer alır. Avrupa Birliği bizi kendisine benzetmek istiyor. Atatürk, "Millet kültür birliğinden ibarettir." diyor. Kültür bir milletin yaşayış tarzıdır. Kültür bazılarının sandığı gibi sadece çok roman ve gazete okumak değildir. Biz kendi adet ve kültürümüze bağlı kalmalıyız. Güzel ülkemizde Türkçe'miz de içeriden ve dışarıdan ihanet çemberi içerisinde gittikçe kan kaybediyor. Ülkemizde Türkçe ve Öztürkçe mücadelesi var. Türkçe bizim ana dilimizdir. Kelime zenginliği insan hayatında önemlidir. Batıda ilköğretimde ders kitapları 71 bin kelimeden oluşurken, Türkiye'de 6 bin kelimedir. Bizim çocuklarımız bu 6 bin kelimenin ancak yüzde 10'nuyla düşünüyor ve konuşuyorlar." dedi. Millî Eğitim sistemimizde aydınların ve öğretmenlerin okumaktan uzak ve milli meselelere bakış açılarının çok dar olduğunu savunan Yavuz Bülent Bakiler, radyo ve televizyonlarda Türkçe'nin katledildiğini belirtti. Dil birliğinin önemini belirten Bakiler, Türkleri bölmek için dil birliğimizin bozulduğunu ifade etti. Dünyada 29 farklı alfabeyle konuşan tek milletin Türkler olduğuna dikkat çeken Bakiler, dil birliğinin Türk Dünyası'nı birleştirecek en büyük etken olduğunun altını çizdi. Öztürkçe'ye karşı olduğunu belirten Bakiler, kendisine bildiği yabancı dil hangisi diye sorulduğunda, 'Hiç yabancı dil bilmiyorum. Sadece çok az Öztürkçe biliyorum' diyorum" diyerek açıklama yaptı.

 

Hoca Ahmet Yesevi, Çankırı’da anlatıldı

Belediye Düğün Salonu'nda bine yakın Çankırılı'ya "Hoca Ahmet Yesevi" konusunda konferans veren Devlet Eski Bakanı Namık Kemal Zeybek, Bilim dünyasının dünya tarihini Sümerler'e kadar götürebildiğini, Sümerler'in Türk ve Türkçe konuştuğunu, bu nedenle dünyanın en eski dilinin Türkçe olduğunu, bugün moda olan İngilizce'nin 500 yıllık bir geçmişinin bulunduğunu ve Kutadgu Bilig'i herkesin okuması ve okutması gerektiğini ifade eden Namık Kemal Zeybek, 1071'den öncede Anadolu'da Türkler'in bulunduğunu ancak bu Türkler'in Hıristiyan olduğunu söyledi.
Malazgirt Meydan Muharebesi'ne dikkat çeken Zeybek, "Alparslan'ın ordusu 50 bin kişiydi. Romen Diyojen'in ordusu 200 bin. Savaşın en kızgın anında Romen Diyojen'in ordusundaki Kıpçak ve Uzlar Alparslan'ın safına geçtiler.
Çünkü onlar Türk'tü. Yalnız Hıristiyan idi. Doğudan gelen Türkler Anadolu'daki Hıristiyan Türkleri Müslümanlaştırdılar.
Ancak hepsi Müslüman olmadı. 20.yy kadar Hıristiyan olarak kalan Türkler var. Bugünkü Yunan Başbakanı Karamanlis Türk'tür. Hıristiyan Türk'tür. Karaman'dan gitmedir. Onlar hiçbir zaman Rumca konuşmadılar. Kiliselerde ibadetlerini Türkçe yaptılar. Gagavuzlara papazı onlar gönderirlerdi." açıklamasında bulundu.

 

 “AB'nin Planı, Kıbrıs'ı Bir Hıristiyan Kalesi Haline    Getirmektir”

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB) amacının, Kıbrıs'ı bir Hıristiyan kalesi haline getirmek olduğunu iddia etti. Selçuk Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi Konferans Salonu'nda “Türk Birliği” konulu bir konferans veren KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, geçmişten günümüze kadar süregelen Kıbrıs sorununu anlattı. Denktaş, hürriyetin ve bağımsızlığın nasıl kazanıldığını iyi bildiklerini ve bunun için binlerce şehit verdiklerini söyledi. Kıbrıs meselesinin yıllardır halledilemediğini vurgulayan Denktaş, “Irak'a çocukları öldürerek demokrasi götürmek isteyen dünyanın, kimseye sormadan hareket etmesi nedeniyle Kıbrıs meselesi çözülemiyor. Kıbrıs'ta iki halk vardır. Tek bir devlet adanın geleceğini tayin edemez. Rum tarafı, Yunanistan ve İngiltere'nin desteğiyle AB'ye müracaat etti. Bize ise 'Türk süngüsü altında hükûmet kurdunuz' dendi. Peki Rum halkı Yunanistan'ın süngüsü altında EOKA'cılara silâh vererek, bizi öldürerek hükûmet kurmamışlar mıydı? Neden o hükûmet AB'ye aykırı değil?" dedi. Yunanistan'ın ENOSİS projesine de değinen Denktaş, “Enosis'e rağmen bir Türk halkının bağımsızlığını kazanması bunların neresine batıyor? Türk olduğu için mi batıyor? Bir gün karşımıza Annan planı çıktı. Biz bunu reddettik. Bizler bugüne kadar Kıbrıs şehitlerinin kemiklerini sızlatmamak için uğraş verdik, veriyoruz. Ben Annan Planını reddettim, ortadan kalkmasını istedim. Bu isteğim Rumlar'ın 'Hayır' demesi üzerine gerçekleşti.” diye konuştu. Avrupa'nın amacının Kıbrıs'ı bir Hıristiyan kalesi haline getirmek olduğunu iddia eden Rauf Denktaş, “Burasını kale yaparlarsa Türkiye'yi de buradan rahatça idare edebilmek istiyorlar. Türkiye sizin oyuncağınız değil ve Türkiye Kıbrıs'sız olamaz. Kıbrıs'ın geleceğini sadece Rumlar belirleyemez. Bunu görmezden gelmek kurnazlıktır, kalleşliktir. Bugün eğer Türkiye olmasaydı, Kıbrıs'ta tek Türk kalmazdı. Bugün yaşıyorsak, 'Allah senden razı olsun anavatanım' dememiz gerekir.” şeklinde konuştu.

 

“Türkmenistanla kültürel ilişkileri geliştirmeliyiz”

Devlet Bakanı Beşir Atalay, Türkiye ile Türkmenistan arasında kültürel alandaki işbirliğinin geliştirilmesi için her türlü yardıma hazır olduklarını söyledi. Atalay, Türkmenistan Başbakan Yardımcısı ve Sağlık Bakanı Gurbangeldi Berdimuhammetov ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Türkiye ile Türkmenistan arasındaki ilişkilerin çok olumlu olduğunu belirtti. Bakan Atalay, Türkmenistan da yatırım yapan ve burada çalışmakta olan Türk işadamlarına gösterilen ilgiden dolayı da teşekkür etti. Kültürel alandaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için her türlü çabanın gösterileceğini ifade eden Atalay, Türkmenistan'ın Latin alfabesine geçmesini de çok olumlu bir gelişme olarak gördüklerini kaydetti.

 

Azeri muhaliflere rekor cezalar

Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 15 Ekim 2003 yılında seçim sonuçlarına itiraz eden muhalefet liderleri, 16 Ekim tarihinde Bakü'deki Azatlık Meydanı'nda oluşan olayları kışkırtmak suçundan yargı önüne çıkarıldı. Yargıcın onadığı kararla; "Yeni Müsavat" gazetesinin genel başkanı Rauf Arifoğlu 5 yıl, Azerbaycan Halk Partisi Genel Başkanı ve Azerbaycan'ın eski başbakanı Penah Hüseynov 4 yıl 5 ay, Müsavat Partisi Genel Sekreteri Arif Hacılı 5 yıl, Müsavat Partisi Başkan Yardımcısı İbrahim İbrahimov 3 yıl, Ümit Partisi'nin genel başkanı ve milletvekilliği dokunulmazlığından men edilen İgbal Ağazade 3 yıl, Azerbaycan Demokrat Partisi'nin genel sekreteri Serdar Celaloğlu 4 yıl 5 ay ve Karabağ Gazisi Etimad Esedov 2 yıl 5 ay süre ile cezaevine gönderildi.

 

Ahıska Türkleri “Sürgün” Yıllarını andı

Gürcistan'ın Türkiye sınırında bulunan topraklarından 1944 yılında Stalin'in emriyle tahliye edilen ve Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a sürülen Ahıska Türkleri, 60 yıldır yaşadıkları acıları dindirmek için sorunlarını masaya yatırdı. Ahıska Türkleri Dernekleri Federasyon tarafından düzenlenen 'Sürgünün 60. Yıldönümünde Ahıska Türkleri 1. Ankara Konferansı' TOBB Konferans Salonu'nda yapıldı. Konferansın açılışına, Devlet Bakanı Beşir Atalay, AK Parti İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Kültür Eski Bakanı Namık Kemal Zeybek ve Türkiye'de yaşayan Ahıska Türkleri katıldı.
Ahıska Türkleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Yunus Zeyrek, ortada büyük bir insanlık probleminin bulunduğunu ifade ederek, 60 yıldır dünya kamuoyunun, Ahıska Türkleri'nin feryadını duymadığını söyledi. Dünyanın en güçlü devletlerinden biri olan Türkiye'nin bu ıstırabı dindirmeye muktedir olduğuna inandığını ifade eden Zeyrek, Ahıska
Türkleri'nin 60 yıl önce sürgün edildikleri yurtlarına dönmek istediklerini anlattı.

 

Erivan'a 'işgali kaldır' çağrısı

Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Azerbaycan topraklarındaki Ermeni işgalinin devam etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, “Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye ile olan ihtilaflarını ortadan kaldırmalı” dedi. Şener, Ermeni tarafına işgalin sona erdirilmesi, tarihî gerçeklere ve hukuka uygun olmayan iddialarından vazgeçmeleri çağrısında bulunduklarını kaydetti.
Ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgal altında tutmasının yanı sıra Türkiye'ye karşı da tarihî gerçeklerle uzlaşmayan iddialar öne sürdüklerine dikkati çeken Şener, Azerbaycan'da yayınlanan “525'inci Gazet'”e yaptığı açıklamada, Ermenilerin iddialarından vazgeçip geçmeyecekleri sorusu üzerine, ''Kendileri bilir. Bundan en çok zarar gören kendileridir'' şeklinde konuştu.

 

Irak’ta Türkmenler, seçim güvenliğinden endişeli

Irak Türkmen Cephesi (ITC) Başkanı Dr. Faruk Abdurahman, 1 hafta önce Irak'taki siyasî parti liderlerinin katılımıyla bir toplantı yapıldığına işaret ederek, “Bu toplantıya Irak'taki siyasî parti başkanları ve önde gelen kişiler katıldı. Toplantının amacı iki yönlü idi. Bunlar, seçimler ve emniyetin istikrarıdır. Irak'ın bazı bölgelerinde sıkıntı vardır. Musul ve Ramadi başta olmak üzere her bölgede sıkıntı vardır. Yapılan toplantıda Kerkük'deki Belediye seçimlerinin ertelenmesi düşünülmüştür. Bu toplantıya biz davet edilmedik. Ama görüşlerimizi dile getirdik. Sanki biz Türkmen olarak herhangi bir statüye sahip değiliz. Başkaları meyveyi kesip dağıtıyor. Biz buna karışıyız. Kerkük bir Irak kentidir. Bu şehirde Türkmen özelliği vardır. Kerkük'te olağanüstü bir hal yoktur. Seçimlerin ertelenmesine de gerek yoktur. Geçmişte yaşanan olaylar vardır. 1957 yılında Erbil'de yapılan seçimlerde Türkmen nüfusu yüzde 62'dir. Şu anda Türkmenler'in nüfusu, yapılanlar sayesinde çok aşağıya inmiştir. Aynı yöntemin Kerkük'te yapılması bizleri endişelendirmektedir. Kerkük'te seçimlerin demokratik bir şekilde yapılması bizlerin haklarını savunacaktır. Hedefimiz, Irak genelindeki Türkmen Partileri'nin seçimlere tek liste halinde katılmasıdır. Irak'ta ITC'nin 4 partisi ve diğer Türkmen Partileri vardır. Tabanın yüzde 95'ini temsil eden partiler Türkmenler'in hakkını savunacaktı.r" dedi.
 

 

Kosova’da yeni hükûmet kuruldu

 Kosova'daki seçimlerin ardından bir araya gelen Kosova Meclisi, Devlet Başkanı İbrahim Rugova tarafından hükûmeti kurmakla görevlendirilen Ramush Haradinaj'i Başbakan seçti. Meclis, 13 bakanlıktan oluşan yeni hükûmeti de onayladı. Ekim seçimlerinden birinci parti olarak çıkan İbrahim Rugova'nın Kosova Demokratik Birliği (LDK) ile koalisyon hükûmeti kuran Kosova'nın Geleceği İçin İttifak Partisi lideri ve eski Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK) komutanı Ramush Haradinaj da, milletvekilerine hitaben bir konuşma yaptı. Haradinaj, Kosova'yı ileriye götürecek bir hükûmet programlarının olduğunu söyledi. Haradinaj, ekonomik kalkınma ile bağımsızlığın sağlanmasının hükûmetin öncelikli hedefleri olduğunu kaydetti. Bu arada Sağlık Bakanlığının, hükûmetin küçük ortaklarından Kosova Demokratik Türk Partisi'ne (KDTP) bırakılmasına rağmen, KTDP'nin son dakika kararıyla bakanlık Boşnak Vakat Koalisyonuna bırakıldı. KDTP'nin bu kararı Kosovalı Türk seçmenleri şoke ederken, bakanlığa önerilen kişinin görevden vazgeçmesinden dolayı KDTP'nin böyle bir karar aldığı öne sürüldü. Son hükûmette Sağlık Bakanlığı'nın başında Türk Bakan Resmiye Mumcu bulunmaktaydı.

 

Türkmen ve Özbek liderler ayrılıklara son verme kararı aldı

 Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ve Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov, Sovyetler Birliği'nin sona ermesinden sonra ortaya çıkan farklılıklara son verme kararı aldı. Orta Asya Cumhuriyetleri'ndeki en otoriter liderlerden Kerimov ve Niyazov, Niyazov'a 2002'de suikast girişimi dahil iki ülke arasındaki gerginlikler ve anlaşmazlıklara son verilmesi ile ilgili anlaşmayı imzaladılar. İki lider arasında İpek Yolu üzerindeki tarihi Buhara şehrinde yapılan zirve toplantısından sonra basına konuşan Kerimov, "Dostane komşuluk ve karşılıklı işbirliği ortak amacımızdır. İki ülke arasındaki 2 bin kilometrelik sınır dostluk, barış ve istikrar hattı olmalıdır." dedi. Niyazov ise, Kerimov'un Özbek Daewoo otomobil fabrikasının ürettiği bir otomobili hediye etmesinin ardından gazetecilere yaptığı konuşmada, "İki dost ülke arasında karşı karşıya bulunduğumuz meseleler konusunda tamamen emin oldum." Diye konuştu.

 

Hayırseverler, eğitime katkıda devleti geçti

Kayseri Valisi Nihat Canpolat, Kayserili hayırseverlerin eğitime katkılarının son hızla devam ettiğinin belirterek, “ Hayırseverlerimizin son yaptığı katkıların değeri 7 trilyon civarında”dedi. Kayserili hayırsever iş adamları ve Kayserililer Derneği tarafından satın alınıp Milîi Eğitim okullarına hibe edilecek 28 bilgisayar teknolojisi laboratuarının açılışı ve bazı okulları ziyaret etmek için Kayseri'ye gelen Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Kayserili iş adamlarının yüzde 100 eğitime destek kampanyasına verdiği desteğin Türkiye'ye örnek olduğunu ifade eden Bakan Çelik, "Devlet olarak bizim konsolide bütçeden ayırdığımızın neredeyse 4-5 katı Kayserili hayırseverler Millî Eğitim okullarına destek sağlamıştır.” dedi Bakan Çelik'in açıklamalarının ardından başta Halit Narin olmak üzere Kayserili hayırseverlerin, Millî Eğitim'e yapıp bağışlayacağı okul ve ek derslikler ile ilgili protokol imza törenine geçildi. Bugünkü rakamlarla 7 trilyonu bulan bağışlarla ilgili imza protokolünde ilginç espri de yaşandı. Bakan Çelik, "Kayserililer istikrar vaat etmeyenleri okula gönderirmiş, bu doğru mu?" şeklindeki sorusuna Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası Başkanı Halit Narin, "Sayın Bakanım Kayserili'nin en kötüsü senin gibi oluyor" şeklinde esprili cevap verdi.

 

Kayseri’den ABD’ye tepki çığ gibi büyüyor

ABD'nin Irak'ın Felluce kentinde yaptığı katliama tepkiler çığ gibi büyürken, Kayseri'de Gönüllü Kültür Teşekkülleri ve Memur-Sen'e üye bir grup, temsili Bush maketi ve ABD bayrağını yaktı. Eylemde Gönüllü Kültür Teşekkülleri adına basın açıklaması yapan Eski Müftü Mehmet Göktaş, Müslümanlar olarak ABD'nin Irak'ta uyguladığı zulmü hiçbir zaman unutmayacaklarını söylerken, "Ağzı Kur'anlı, ağzı dualı minnacık yavruların katillerinin siyasî yüzlerine, metal kaplı yüzlerine tükürüyoruz. Çocuk cesetleriyle dolu sokaklarda tankların üzerinde utanmadan poz veren kahpelerin yüzüne tükürüyoruz." Dedi. Daha sonra ABD Başkanı Bush'un temsili maketi ve ABD bayrağı yakılırken, "Kahrolsun ABD", "Kahrolsun ABD emperyalizmi" şeklinde sloganlar atıldı. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı eylemde, halka, Hunat Camiinde sabah namazı sonrası ABD'ye karşı bedduaya çağıran broşürler dağıtıldı.

 

Kayseri’de Felluce’de ölenler için dua

Gönüllü Kültür Teşekkülleri öncülüğünde, Hunat Camii'nde kılınan sabah namazı sonrasında cemaat, eski Müftü Mehmet Göktaş eşliğinde dua ederek, Felluce'deki saldırıları kınadı. Cemaatle birlikte dua eden eski Müftü Göktaş, "Yalın ayaklı, çorapsız çıplak yavrularımızdan ne istiyorlar bilemiyoruz. Onların cesetlerinin başında adice poz verenlerin yaptıklarının karşılıksız kalmasını istemiyoruz. Mahremiyetimiz her yerde ayaklar altına alındı, mübarek mekanlarımız işgal edildi." şeklinde yakarışta bulundu.

 

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Aralık-2005 17.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı Ağustos-2006  25.Sayı Eylül-2006  26.Sayı Ekim-2006  27.Sayı Kasım-2006  28.Sayı Aralık-2006  29.Sayı Ocak-2007  30.Sayı Şubat-2007 31.Sayı Mart-2007 32.Sayı Nisan-2007 33.Sayı Mayıs-2007 34.Sayı Haziran-2007 35.Sayı Temmuz-2007 36.Sayı Ağustos-2007 37.Sayı Eylül-2007 38.Sayı Ekim-2007 39.Sayı Kasım-2007 40.Sayı Aralık-2007 41 Sayı Ocak-2008 42.Sayı Şubat-2008 43.Sayı Mart-2008 44.Sayı Nisan-2008 45.Sayı Mayıs-2008 46.Sayı Haziran-2008 47.Sayı Temmuz-2008 48.Sayı Ağustos-2008 49.Sayı Eylül-2008 50.Sayı Abone İşlemleri TEBRİK MESAJLARI Gazete Bayilerinde YAZARLAR Künye