|
| |
|




 |
|
Başmakale
Mehmet Emin
Batur |
|
DOĞU
TÜRKİSTAN TÜRKLERİ “YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM” DİYOR
Dünyada şer güçlerin ve işgalci devletlerin yanında yer alanların
sayısında gözle görülür bir artış görülürken; haklı olan, mazlum, mağdur
ve mağrur milletlerin ise, giderek daha fazla yalnızlığa ve yok olmaya
doğru sürüklenmekte olduğu, inkâr edilemez bir gerçektir.
Doğu Türkistan’ı işgal eden Kızıl Çin hükûmetinin; aradan geçen elli
yıllık zaman içerisinde dünyada adaletten, insan haklarından,
hümanizmden söz eden ve tabir yerindeyse bu konularda mangalda kül
bırakmamacasına övünen devletlerce ciddî anlamda kınanması beklenirken
ve Birleşmiş Milletler Teşkilâtının insan hakları ile ilgili öncelikli
maddelerine göre Doğu Türkistan halkının gasp edilen haklarının
hesabının sorulacağı umulurken ne yazık ki; BM Örgütü ve bazı devletler
tarafından, zaman zaman Çin hükûmetini taltif ve ihya eden davranışlar
bile sergilenebilmektedir.
Ekonomik çıkarları gereği zalimlerin yanında yer alan devletlerin Çin
işgalcilerine verdikleri dolaylı destekler sebebiyle de, Doğu
Türkistanlıların özgürlük mücadeleleri akim kalmaktadır. Tedrici olarak
tamamen yok olmaya doğru sürüklenmekte olan Doğu Türkistan halkının sesi
olmaya çalışan Doğu Türkistan diasporası, bir taraftan yok denilecek
imkânlarla inandıkları millî davalarına samimî olarak sempati duyacak ve
yardım edecek devletlerin desteğini ararlarken, diğer taraftan da
kendilerini bekleyen bin bir türlü tehdit ve tehlikelerle boğuşmak
zorunda kalmaktadırlar. İşte bu tehlikelerin başında, özgürlük için
mücadele edilirken farkında olarak ya da olmayarak başka güçlerin
yörüngesine girivermek ve inisiyatifi elden çıkartmış olmak gelmektedir.
Kimilerine göre bu iddiamız “Bir bardak suda fırtına koparmak” şeklinde
algılansa da güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi çok açık bir gerçekle
karşı karşıya olduğumuz unutulmamalıdır.
“Özgürlük için Mücadele eden halklar çoğunlukla karşılarında yeni
efendiler bulurlar.” diyen Lord Halifax adındaki bir yabancı, tarihte
yaşanan tecrübeler ışığında bu veciz sözü söylemiş olmalıdır. Kamuoyunun
da bildiği gibi Doğu Türkistan meselesi oldukça bakir bir konudur. Hangi
devletin bünyesinde olursa olsun Doğu Türkistan’ın özgürlük mücadelesi
gündeme getirilmeye çalışılsa, Doğu Türkistan özgürlükçülerini farklı
şekilde yönlendirmek, ya da kontrolü tamamen elinde tutmak isteyen bir
takım güç odakları devreye girmektedir. Elbetteki bu durum Doğu
Türkistan’ın haklı davasının gidişatına darbe vurmakta ve her ülkedeki
Doğu Türkistan asıllıların farklı bir yol izleme mecburiyetini de ortaya
çıkartmaktadır. Hal böyle olunca da arzu edilen mefkûre birliğine bir
türlü erişilememesi kaçınılmaz olmaktadır.
Gerçekleri konuşmak gerekirse; Dünyadaki Doğu Türkistanlılar arasında
yeterince bir güç birliğinin sağlanamamasının temelinde, Doğu
Türkistanlıların mevcut durumlarından siyasî rant elde etmek isteyen
devletlerin çıkar çatışmaları yatmaktadır. Doğu Türkistan davasına
destek vermek isteyen yada vermek istemeyen devletler Çin ile olan
ekonomik, siyasal, sosyal, kültürel ve askerî alanlardaki
münasebetlerinin olumlu veya olumsuz bir noktada olduğunun derecesine
bakarak Doğu Türkistan hakkında müspet yada menfi tutum içine
girmektedirler.
Oysa bütün dünya şunu biliyor ki; Doğu Türkistan’ın Kayıtsız Şartsız Tam
Bağımsızlığını isteyenler oldukça zor şartlar altında mukaddes
bildikleri Doğu Türkistan davasına hizmet etmeye çalışırlarken dünyanın
hiçbir ülkesinde şimdiye kadar yaşadıkları ülkelerin hükûmetlerini
devletlerarası ilişkilerde sıkıntıya sokacak bir davranışta bulunmamış,
yalnızca içinde yaşadıkları devletlerin mevcut yasalarının izin verdiği
ölçüler içerisinde demokratik haklarını kullanmışlardır. Görüldüğü
üzere, bu şablon içerisinde hareket etmekle ve bu günkü konjonktürel
ortamda da çok önemli ölçüde bir mesafe alınabilmesi mümkün
görünmemektedir.
Milletlerin özgürlük ve bağımsızlık mücadeleleri sırasında
karşılaşabilecekleri en büyük engellerin başında hiç şüphe yok ki; millî
mefkûre birliğinin sağlanamaması, açık tam ve net olarak varmak istenen
hedefin belirlenememiş olması ve içerisinde bulunulan şartların en
verimli bir biçimde nasıl değerlendirilmesi gerektiği hususunda milleti
doğru yönde yönlendirecek kadrolara sahip olunamaması ve ihanete uğramak
gibi öğeler gelmektedir.
Sağ duyu sahibi olan bütün Doğu Türkistanlılara göre; bu günkü şartlar
içerisinde verilmesi gereken en önemli karar, her ne pahasına olursa
olsun ve dünyanın neresinde olunursa olunsun Doğu Türkistan’ın Kayıtsız
Şartsız Tam Bağımsızlığını istemek olmalıdır. Mevcut imkânlar içerisinde
Doğu Türkistanlılar için en belirleyici ve yön tayin edici karar bu
olacaktır…Bu temel prensip merkezinde hareket edilmesi, Doğu
Türkistanlılara farklı maksatlarla yaklaşanların bütün foyalarını ortaya
çıkaracak ve ard niyetli olanların oyunlarını da bozacaktır.
“Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsızlık” konusunu tartışma ortamına çekmeye
çalışanlara da asla müsamaha gösterilmemeli, kendilerine “efendilerinin”
kapalı kapılar ardında teklif ettikleri “Muhtariyet”, “Yüksek
Muhtariyet”, “Özerklik” vs. gibi, Müslüman Türk milletinin fıtratına
tamamen ters düşen şerefsizce tekliflere de asla kapı aralanmamalıdır…
Çünkü; bu güne kadar Doğu Türkistan’da Tam Bağımsızlık uğruna
milyonlarca evladını şehit veren kahraman Doğu Türkistanlılar önlerine
sadece iki şık koymuşlardır.
“YA İSTİKLÂL YA ÖLÜM
|
|
Çin hükûmeti, Türk nüfusunu
azaltmak için fon ayırdı
Doğu Türkistan’da doğum
oranının düştüğü açıklandı.
Yeni Çin Haber Ajansı'nın Doğu Türkistanlı yerel yetkililerden alınan
bilgiye dayanarak verdiği habere göre, bölgede 2001 yılında yüzde 16.8
olan doğum oranı geçen yıl yüzde 16'ya indi. Yetkililer, Doğu Türkistan
daki genç çiftçi ve çobanları daha az çocuk sahibi olmaya teşvik edecek
bir program içim 15 milyon yuan (2.7 trilyon TL) tutarında fon
ayrıldığını belirti.
Yetkililer, geçen yılın sonunda 85 bini azınlık milliyetlerden olmak
üzere 586 bin ailenin sadece tek çocuk sahibi olma konusunda söz
verdiklerini ifade etti. Çin hükümeti uyguladığı ve gerçek anlamda
sadece Müslüman Türkler için geçerli olan tek çocuk politikasıyla işgal
ettiği Doğu Türkistan’da ki Türk nüfusunu azaltmayı planlıyor. Birden
fazla çocuk sahibi olan Türk kadınları insanlık dışı tutumlara maruz
kalarak zorla kürtaj edilmekte ve annelik özellikleri ortadan
kaldırılmaktadır. Hatta Doğu Türkistan’da binlerce Müslüman Türk kadını
bu zorunlu kürtaj uygulamasından sonra hayatını kaybetmiştir. İşte
aşağıda 1990 yılında bu konuyla ilgili yayınlanan bir haberi
aktarıyoruz.
Çin resmi yayın organı olan "Sinkiang"(!) gazetesinin12 Eylül 1990
sayısına göre Hoten vilayetine bağlı Karakaş ilçesinde 18700 Müslüman
anne adayı zorla ameliyat edilerek annelik yeteneği ortadan
kaldırılmıştır.(Ellerinden alınmıştır)Bu sayı ise bu ilçede yaşayan
toplam anne adayının tamamına yakındır.
Bu uygulama için ilçeye
özel olarak Çinlilerden kurulu 432 kişilik bir sağlık ekibi(!)
gönderilmiştir. Doğu Türkistan'da Karakaş gibi 127 ilçe mevcuttur. Buna
göre 1990-1991yılları arasında 2 Milyondan fazla Müslüman kadının anne
olma yeteneğini zorla kaybettirilmiştir.
Adının açıklanmasını istemeyen Doğu Türkistanlı bir kaynaktan alınan
bilgilere göre Kızıl Çin yetkilileri mecburî doğum kontrolünü insanlık
dışı bir yöntemle bütün ülke genelinde uygulamaya devam etmektedir.200
bin nüfuslu bir şehirde çocuk sahibi olabilecek 3500 kadın mecburî
kontrole tabiî tutularak bunlardan 953 kadın kürtaj olmaya zorlanmış ve
10.708 kadın çocuk sahibi olmaktan mahrum bırakılmıştır.180 bin nüfuslu
başka bir vilayette ise yalnızca 1000 kadına çocuk sahibi olma hakkı bir
çocukla sınırlandırarak verilmiştir. Bir başka deyişli 35 kadından
birine bu hak çok ağır yükümlülüklerde
yüklenerek verilmiştir. |
|
Çinli yetkililer, Türkiye’ye
neden geldi?
Dışişleri
Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül, Çin Halk Cumhuriyeti
Başbakan 1.Yardımcısı Huang Ju ile görüştü. Dışişleri Konutu'nda akşam
saatlerinde gerçekleşen görüşmede, Türkiye ile Çin arasındaki
ilişkilerin ilerletilmesinin yanı sıra iki ülkeyi ilgilendiren
uluslararası konular ele alındı. Görüşme ardından Gül, konuk bakan
onuruna bir akşam yemeği verdi. Görüşme sonrası herhangi bir açıklama
yapılmadı.
Çin Halk
Cumhuriyeti Başbakan Birinci Yardımcısı Türkiye’ye geldi. Basına
yansıdığına bakılırsa bu ziyaretin, Türkiye Dışişleri Bakanı Abdullah
Gül’ün davetlisi olarak geldiği anlaşılıyor. Fakat bu ziyaretin
zamanlaması oldukça dikkat çekicidir. Zira Amerika’da kurulan “Sürgünde
Doğu Türkistan Hükûmeti” nin toplantısı öncesine denk geldi.Çin’in
Başbakan Birinci Yardımcısı Huang Ju, Abdullah Gül ile gerçekleştirdiği
basına kapalı toplantı sırasında basına sızmaması kaydı ile hangi
konular hakkında konuşmuşlardır? Bu bilinmiyor. Ancak, her zaman olduğu
gibi Çinlilerin “Türkiye’deki bölücüler” olarak adlandırdıkları Türkiye
Cumhuriyeti vatandaşı olan Doğu Türkistan kökenli insanların demokratik
haklarına kısıtlamalar getirmesini istediklerini tahmin etmek o kadar da
zor değildir. Çünkü geçmiş tarihlerde bu türden istekleri açıkça dile
getirmeyi hiç ihmal etmediklerini kamuoyu biliyor. Öte yandan
Türkiye'nin Çin'le her alanda yakın temaslarda bulunduğunu hatırlatan
Erdoğan, Çin ile olan ilişkilere büyük önem verdiklerini, iki taraf
arasındaki üst düzey karşılıklı ziyaretlerin sürdürülmesi, ulaşım,
enerji, yüksek teknoloji ile ilgili araştırma, geliştirme ve turizm
alanlarındaki işbirliğinin güçlendirilmesini beklediklerini ve Çinli
işadamlarının Türkiye'ye yatırım yapmalarını beklediklerini kaydetti.
Erdoğan, Türkiye'nin "Tek Çin" politikasını izlemeye devam edeceğini de
vurguladı.
Türkiye hükûmetine "Tek Çin" politikasında ısrar etmesinden ötürü
teşekkür eden Huang Ju, Çin ve Türkiye arasındaki dostluk ve işbirliği
ilişkilerinin güçlendirilmesinin iki ülkenin temel çıkarlarına uygun
olduğu gibi, dünya barışı ve gelişmesine de yararlı olduğunu belirterek,
iki tarafın istişare ve diyalogları sürdürerek de ikili ve uluslararası
işlerdeki koordinasyonu güçlendirmeleri gerektiğini kaydetti.
|
|
Doğu Türkistan
Cumhuriyeti’nin 71. Yılı
Türkiye o
günlerde bu devleti desteklemiş midir, desteklememiş midir?
O konuya
girmek istemiyorum. Fakat Türkiye Cumhuriyeti dış işlerinin şunu
söylediği tarihî kayıtlarda mevcuttur. “Çin ve Sovyetler Birliği gibi
iki büyük devletle komşu olanların öncelikle onlarla iyi geçinmeleri
gerekir.” Oysa ki; kurulan bu devletin, bir devletin sahip olması
gereken bütün şartlara haiz olduğu yine tarihî vesikalarla sabittir.
Devlet ilân edilirken güçlü ve ehil kişilerden oluşan bir hükûmet
kabinesi mevcuttu. Göndere bayrak çekilirken Doğu Türkistan Millî Marşı
olan “Kurtuluş Marşı” orada hazır bulunan askerler, öğrenciler ve halk
tarafından göz yaşları içerisinde hep bir ağızdan okunarak çekilmişti.
Bağımsız bir devleti temsil eden delillerin başında eğer para birimi
geliyorsa bu devletin tedavülde parası vardı. Milletlerarası
seyahatlerde kullanılması gereken pasaportu olması gerekiyorsa pasaportu
da vardı. İçerisinde beyaz ay-yıldız bulunun gök mavisi bayrağı vardı.
En önemlisi de, bu devletin bağımsız bir devlet olabilmesi için dünyanın
en büyük ordularından birine sahip olan işgalci Çin’e karşı verilen
istiklâl savaşında verilmiş yüzbinlerce şehidi vardı.
Tarih sayfaları dünyada bir çok devletlerin kurulduğu ve yıkıldığı ile
ilgili hadiselerle doludur. O zamanlar özellikle de kuzeyinde Sovyetler
Birliği, doğusunda
da Çin gibi iki emperyalistin kıskacında olan ve dünyada bağımsız bir
Türk devletinin varlığına hiçbir zaman tahammül edemeyen İngiltere’nin
de dolaylı entrikalarına maruz kalan Doğu Türkistan
Cumhuriyet’leri(1863-1878, 12.11.1933, 1944) ve 1947 Doğu Türkistan
mahallî hükümeti ne yazık ki şer güçlerin işbirliği ile yıkılmıştır…
Bu yıkılış Allah’ın izni ile ebedi bir yıkılış olmayacak ve yakın
zamanda tam bağımsız bir Doğu Türkistan Devleti yeniden kurulacaktır.
Buna bütün kalbimizle inanıyoruz… |
|
Sürgünde Doğu Türkistan
Hükûmeti Yemin Etti
ABD'de
kurulan Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin üyeleri, yeni
anayasalarını
ABD'nin başkenti Washington'da Beyaz Saray önünde tanıtıp yemin ettiler.
ABD Kongre üyesi Jo Ann Davis'in girişimleriyle 14 Eylül'de
Washington'da ilan edilen Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin üyeleri,
Ulusal Basın Merkezi'nde yaptıkları toplantıda 47 maddelik Anayasayı
tanıttı. ABD'de kurulan Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri,
yeni anayasalarını ABD'nin başkenti Washington'da Beyaz Saray önünde
tanıtıp yemin ettiler.
ABD Kongre üyesi Jo Ann Davis'in girişimleriyle 14 Eylül'de
Washington'da ilan edilen Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin
üyeleri, Ulusal Basın Merkezi'nde yaptıkları toplantıda 47 maddelik
Anayasayı tanıttı. Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti Kültür Bakanı
Sultan Mahmud'un okuduğu gazelden sonra Adalet Bakanı Hanife Ketene
Erbaş, dua etti. Türkiye'de yaşayan Hanife Erbaş Doğu Türkistan'daki 15
milyon Türk'ün özgürlüklerine kavuşması kavuşması için yaptığı duada
gözyaşlarına boğuldu.Sürgündeki
Hükümet üyeleri ve Doğu Türkistanlı'lar
daha sonra Beyaz Saray'ın önündeki Ya Fayette Parkında bir araya geldi.
Beyaz Saray'ın önünde Mavi ay-yıldızlı Doğu Türkistan Bayrağını açan
Doğu Türkistanlılar, renkli görüntüler oluşturdu. Başbakan Enver
Yusuf'un Uygur Türkçe'si ile okuduğu Doğu Türkistan Cumhuriyeti andına,
tüm katılımcılar eşlik etti. Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar'ın da
katıldığı törende Kur'an-ı Kerim okundu ve duası yapıldı.
|
|
Kazakistan’dan Doğu
Türkistanlı’lara darbe
Yurtları
Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan halkına karşı ırkdaş olarak
bilinen Kazakistan ve Kırgızistan’ın ve de Müslüman bir ülke olan
Pakistan’ın düşmanca tutumunu anlamak mümkün değildir. Avustralya’da
yayınlanan 15 Kasım’daki haberlere göre Nurpolat Abdullah adındaki Doğu
Türkistan asıllı bir Uygur Türk’ü “Aranan terörist” suçlamasıyla Çin’in
yakın dostu olan Kazakistan’ hükûmeti tarafından tutuklanmıştır. Fakat,
Nurpolat Abdullah’ın ailesinin bildirdiğine göre; Nurpolat hiçbir terör
hareketine katılmamış, ancak Çin zulmünden kaçarak Kazakistan’a gelen
Uygurların üçüncü bir devlete sığınma talebinde bulunmasına ve
tercümanlık işlerinde yardımcı olmuştur. Avustralya hükûmeti yetkilileri
Nurpolat Abdullah’ın Kazakistan hükûmeti tarafından “Terörist” suçlaması
ile gizli yargılama yapılarak cezalandırmasına sert tepki göstermiştir.
Nurpolat Abdullah’ın Anne ve babası Avustralya’ya 20 yıl önce göçmen
olarak gelmişlerdir. Onlar aslında Güney Avustralya’nın merkezi olan
Adelai’de yaşamakta olup, Nurpolat’ın hanımı Rabiye 4 yıl önce
Kazakistan’da yaşamakta iken meydana gelen hadiseyi şöyle anlatmıştır:
“Bir sabah kapı çalındı. kapıyı açtığımda “Biz KGB’ den geldik eşinize
bazı şeyler soracağız” diyerek eşimi alıp gittiler ve bir daha
kendisinden haber alamadık.” Sonradan öğrenildiğine göre eşinin15 yıl
süre ile hapis cezasına çarptırıldığı bildirilmiştir. Kazak polisleri
onu sorgulamak için çok işkence yapmışlar ve her türlü vahşeti
uygulamışlar. Yakın zamanlarda Avustralya hükûmeti yetkilileri
Nurpolat’ı ziyaret etmiş olup, onların bildirdiğine göre, o dönemlerde
onun çok işkence gördüğünü, gördüğü işkenceler sonucunda sağlığının çok
bozulmuş olduğunu ve vücudunun yara izleri ile dolu olduğunu
gördüklerini söylemişlerdir.
Avustralya makamları bu olay sonrasında şöyle açıklama yapmışlardır:
“Doğu Türkistan’daki Uygur Müslümanlar Çinin ağır baskısı altındadır.
Onlar insan haklarından tamamen mahrumdurlar. Kazakistan ise Çinin yakın
dostudur. Çin Kazakistan üzerinde baskı kullanarak Kazakistan’daki
Uygur’larında insan haklarından mahrum bırakılmasına çalışmaktadır. Biz
Kazakistan yetkililerinin Nurpolat hakkındaki uygulamasını şiddetle
protesto ediyoruz. Onlar ellerinde hiçbir delil olmaksızın terörle
ilişkisi var diyerek gizli yargılama ile Nurpolat’ı 15 yıl süre ile
hapis cezasına mahkûm etmişlerdir. Kazakistan hükûmeti yetkilileri ise
bize Nurpolat’ın terörle ilgisi olduğuna dair hiçbir delil
gösterememişlerdir.
Şu anda dünyanın bir çok yerlerinde hapiste bulunan Avustralya
vatandaşlarının sayısı 200 den fazladır. Biz Nurpolat başta olmak üzere
dış ülke hapishanelerinde bulunan vatandaşlarımızı özgürlüklerine
kavuşturmak için büyük ölçüde gayret sarf ermekteyiz.”
Kazak polisleri Nurpolat’ı Usame Bin Laden ile ilişkili olduğu konusunda
vaveylâ koparmışlarsa da, Nurpolat’ı gizli bir biçimde yargıladıkları
sırada ortaya hiçbir delil koyamadıkları da öğrenilmiştir.
Kazakistan Hükûmetinin bu insanlık dışı tutumunu bizlerde şiddetle
protesto ediyor, Nurpolat Abdullah hakkındaki haksız uygulamaya bir an
evvel son vermesini istiyoruz.
|
|
Çin, işçi gönderme
bahanesiyle
yayılma politikası izliyor
Çinli
Bakan Yardımcısı Wang Yurt dışına daha fazla Çinli işçi gönderilmesi
gerektiğini ileri söyleyerek,
bir çok ülkenin nüfusuna oranla çok sayıda işçiyi diğer ülkelere
çalışmaya gönderdiğini kaydetti. Çin kamu güvenliği bakanlığının ilgili
birimlerince yapılan son açıklamalara bakıldığında 2003 yılında yurt
dışına kaçak yollardan çalışmak için giden 26 bin Çinli’den bu yıl 12
000 kişinin Çine iade edildiği öğrenildi. Hong Kong'da yayınlanan South
China Doğu Morning Post gazetesinde yer alan haberlere göre, Çin Çalışma
ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yardımcısı Vang Dongcin' (Wang Dongjin) Çin’de
bu yolla işsizliği azaltmanın yanı sıra işgücünü uluslararası rekabete
sokarak, insan kaynakları kalitesini yükseltmeye çalışacaklarını
açıkladı. Yapılan resmi istatistiklere göre, geçen yıl yasal olarak
yurtdışında çalışan 525 bin Çin vatandaşının ülkeye (Aslında bu
rakamların çok daha fazla olduğu biliniyor) 2 milyar dolara yakın döviz
kazandırdığı tespit edilmiştir.
Bakan Yardımcısı Wang, bu rakamların Çin'in nüfusuna göre çok az
olduğunu ve dünya çapındaki yabancı işgücü piyasasının yüzde 1'ini bile
bulmadığını kaydederek, 8 milyon Filipinlinin yurtdışında çalıştığını ve
ülke nüfusunun yüzde 10'unu oluşturan bu kitlenin yılda 7 milyar dolar
kazandığını da emsal göstermiştir. Çinli bakan yardımcısı Wang bu
rakamları az bularak başka ülkelerin yurt dışında çalışan işçi sayısının
ülke nüfusuna oranla Çine göre daha fazla olduğunu ve bu sebeple yurt
dışına daha fazla Çinli işçi gönderilmesi gerektiğini ileri sürmüştür.
Çin’in işçi gönderme bahanesiyle yayılma politikası gerçekleştirdiğini
belirten uzmanlar, gelecekte bir çok ülkenin nüfusunun önemli bir
kısmının Çinlilerden oluşacağını ifade ediyor.
Özellikle geniş topraklarına rağmen az nüfusu bulunan Orta Asya’daki
Türk Cumhuriyetlerinin Çinlilerin akınına uğradığı biliniyor.
|
|
Doğu Türkistan
Cumhuriyetleri İstanbul’da anıldı
12 Kasım
2004 tarihinde Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini anma toplantısı Doğu
Türkistan Vakfı’nda gerçekleştirildi. Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini
anma toplantısı'nda Emekli General Mehmet Rıza Bekin'in yaptığı
konuşmanın ardından Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Turan
Yazgan söz aldı. Daha sonra Avrasya 1 Vakfı Başkanı Orhan Tüvelli ve
Avrasya Türk Dernekleri Başkanı Ahmet Türköz söz aldı.Ahmet Türköz'ün
'Türkistan Birliği' ülküsüne değinmesinin ardından Tibet hükümetinin
çalışmalarının dünya kamuoyuna nasıl baskı unsuru oluşturup haklarını
arayabildiğini örnek olarak gösterdi.Ardından İsa Yusuf Alptekin Vakfı
Başkanı Arslan Alptekin ve Türkistan Sosyal ve Kültürel yardımlaşma
Derneği Başkanı Avukat Hakan
Yavuz Demir söz aldılar.İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Profesörlerinden Abdulaziz Bayındır'ın ardından söz alan Prof. Dr.
Sultan Mahmut Kaşgarlı Doğu Türkistan'ın siyasî tarihine kısaca
değinerek Doğu Türkistan millî ordusunun Çin karşısında şuurlu
direnişiyle kurduğu 1933 ve 1944 Cumhuriyetlerini anlattı. |
|
İgemberdi: Çin terör
devletidir
Avustralya'nın Sidney kentinde yaşayan Sürgündeki Doğu
Türkistan Hükûmeti Cumhurbaşkanı Ahmet İgamberdi,
Çin'i baskıcı rejime sahip olmakla suçladı. Çin'de yaşanan çatışmalarda
çok sayıda Müslüman Hui'nin Han Çinlileri tarafından öldürülmesinin bir
ilk olmadığına dikkat çeken İgamberdi, bunun Çin'in devlet politikası
haline geldiğini öne sürdü.
Sürgünde Doğu Türkistan Hükûmeti'nin Cumhurbaşkanı Ahmet İgamberdi,
yıllardır aynı tür çatışmaların Çin'de maksatlı olarak çıkarıldığını
söyledi. Çin Halk Cumhuriyeti'nin bir terör devleti olduğunu öne süren
İgamberdi, "Bugünlerde Çin'den gelen haberlere göre; Bu mesele gerçi
Doğu Türkistan'da gerçekleşmese de bizi üzmüştür. Çin terör devlet
hükûmeti daima ülkedeki Müslümanlara, Hıristiyanlara ve Budistlere baskı
uygulamıştır. Çin, Uygur Türklerini terörist olarak nitelemiş ve kanlı
bir baskı uygulamıştır. Bu tür baskı ve zulmü kınıyoruz. Komünist Çin
Hükûmeti, kendi yetiştirdiği imamlar yoluyla camilerde ateistlik
propagandası yapıyor." dedi.
|
|
Doğu Türkistanlı Uygurlar
Washington’da bir araya geldi
Çin
işgali altındaki Doğu Türkistan Türkleri, ABD'de kurdukları birlikle
Washington'da biraraya geldi. Amerikan Kongresi'nin maddî desteğiyle
Washington'da "Uygur-Amerikan Birliği" adı altında birlik oluşturan Doğu
Türkistanlılar, George Mason Üniversitesi'nde de bir etkinlik düzenledi.
ABD'de yaşayan Uygur Türkleri'nin yanı sıra, Orta Asya'dan ve
Türkiye'den de katılımın olduğu gecede, Doğu Türkistan Davası'nı anlatan
afişler, resimler ve kostümler de sergilendi. Orta Asya'dan gelen
yaşlı
Uygur Türkleri etkinlikte birer konuşma yaptı ve şiir okudu. ABD'de
yaşayan Doğu Türkistanlı gençler, binlerce kilometre uzaklıktaki
anavatanlarının yöresel kıyafetleri ile misafirlere folklor gösterisi
sundu. Doğu Türkistan askerleri tarafından kullanılan kadın-erkek
üniformaları da genç Uygurlar tarafından sergilendi.
Asker üniformasını sergileyen Gulamet Panti isimli genç, ülkesinden
binlerce kilometre uzaklıktaki ABD'de Doğu Türkistan davasını
tanıtmaktan mutluluk duyduğunu söyledi.
ABD kongresinin desteği ile yaklaşık 6 ay önce Washington'da kurulan
Uygur-Amerikan Birliği, kongreden bugüne kadar 600 bin dolar maddî
yardım aldı.
|
|
Çatışmaların üzeri örtüldü
Çin
Hükûmeti, her zaman yaptığı gibi son çatışmalar sırasında da
ba sına sansür uygulayarak, yapacağı katliamları gizlemeye çalışıyor.
Çin'in orta kesimlerindeki Henan bölgesinde ülke nüfusunun yüzde 92'sini
oluşturan Han Çinli’leri ile Müslümanlar arasında meydana gelen
çatışmaların üzerinden uzun bir süre geçmesine rağmen hâlâ olaylar
hakkında bir açıklama yapılmadı. Çin Hükûmetinin her zaman medyaya
sansür uygulaması nedeniyle bölgeden haber alınamazken, yerel
gazeteciler ve yerel idarecilerin belirttiğine göre, 10 binden fazla
kişinin katıldığı çatışmalarda çok sayıda insanın ölümünün ardından
bölgede sıkıyönetim ilân edildi.
Çatışmalara 6 -7 bin Han Çinlisi ile komşu köyden 2 binden fazla
Müslüman Hui'nin katıldığı, insanların birbirlerine tarım aletleriyle
saldırdıkları belirtiliyor. Bölgeye çok sayıda güvenlik gücünün
yerleştirildiği kaydedildi.
Yetkililerin etnik gruplar arasında gerilimin artmasından endişe ettiği
ve Çin'in resmî haber ajansı Xinhua'ya (Yeni Çin Haber Ajansı) da
bölgeden gelen bilgileri duyurmama emri verildiği gelen haberler
arasında.
Öte yandan,Çin’in işgal ettiği Doğu Türkistan’da da zaman zaman geniş
çaplı ayaklanmalar olsa da, Çin hükûmeti, bağımsızlık isteyen Müslüman
Türklere karşı şiddetli bastırma politikaları uyguluyor.
Uluslararası İlişkiler uzmanları ile, stratejistler, Çin’in orta
kesimlerinde meydana gelen bu etnik çatışmanın diğer bölgelerede
sıçramasının an meselesi olduğunu belirterek, medyanın bilgi almasını
engelleyerek, orada yapacakları katliamları örtmeyi amaçlıyorlar.”
diyerek, bu çatışmaların Çin’in sonunun başlangıcı olacağını
kaydettiler.
|
|
AP Milletvekilleri Çin’e
silâh satışına karşı
Parlamenterler Çin'de insan haklarıyla ilgili köklü değişiklikler
yapılması
gerektiğine dikkat çekti.
AB
üyelerinden İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya ve İsveç; dünya
genelindeki en büyük silâh ihracatçıları. Ancak AB ülkelerinden yapılan
silâh satışı konusunda Avrupa Parlamentosu milletvekillerinin eli kolu
bağlı. Çünkü güvenlik politikası ve özel silâhlanma konularından her
ülkenin kendi hükûmeti sorumlu. Ancak parlamenterler, bu konulardaki
tehlikeli gelişmeleri dile getirme hakkına sahip. Bu kez eleştiri,
Avrupa Parlamentosu'nun İspanyol milletvekili Raul Romeva Rueda'dan
geldi. Rueda raporunda, silâh ihracatı konusunda AB üyesi ülkeler için
belirlenen kurallara, pek de riayet edilmediği iddiasına yer verdi.
Rueda, hükûmetlerin kurallara uymadığını belirterek, "Zaten bu kurallar
çok zayıf kalıyor. Bu kurallarla başa çıkmanın yolu hep bulunuyor. Silâh
teslimatında şeffaflık konusunda da sorun yaşanıyor. Bu konuda daha
ayrıntılı eleştiri yapmak için fazla bilgiye ihtiyacımız var." diyor.
BELİRLENEN KURALLAR
AB üyesi ülkelerin silâh satarken dikkat etmeleri gereken asgarî
kurallar var. Örneğin satın aldığı silâhları, insan hakları ihlali için
kullandığı bilinen ülkeye satmaması gerekiyor. AB'nin belirlediği bu
kurallar uyarınca ülkelere, savaş veya bölgesel çatışma çıkma ihtimali
olan devletlere de silâh satmamaları tavsiyesinde bulunuluyor. Silâh
ticareti konusunda bazı Avrupa ülkelerini eleştiren İspanyol
milletvekili Rueda, AB ülkelerinin özellikle insan hakları ihlallerine
sahne olan ülkelere silâh satmasına dikkat çekerek şöyle dedi: "Bazı
ülkelere satılan silâhlar işkence ya da ölüm cezalarının infazı için
kullanılıyor. Veya insan hakları ihlaline neden olan cihazlar
satılıyor.”
AP MİLLETVEKİLLERİ ÇİN’DE İNSAN HAKLARI TAMAMEN DEĞİŞMELİ
AP milletvekilleri ayrıca, Çin'e silâh ambargosunun kaldırılmasını
istemiyor. Avrupa Konseyi ise şu sıralar, 1989 yılından beri Çin'e
uygulanan silâh ambargosunun kaldırılmasını öneren Almanya ve Fransa'nın
talebini inceliyor. Bu öneriye, başta Parlamento'daki muhafazakâr
milletvekilleri karşı çıkıyor. Muhafazakâr milletvekillerinden, aynı
zamanda Parlamento'daki Tibet grubunun da başkanı olan Thomas Mann,
öncelikle Çin'deki insan haklarının iyileştirilmesi gerektiğinin altını
çizdi. Çin'e silâh ambargosunun kaldırılması konusunda Avrupa
Konseyi'nde de tartışmalar yaşanıyor. Parlamenterler ayrıca, Çin'de
insan haklarının tamamen değişmesi gerektiğine dikkat çekti. Çin'le
Tayvan arasındaki gerginlik de parlamenterleri silâh ambargosunun
kaldırılması konusunda kara kara düşündüren bir diğer önemli nokta.
|
|
Felluce hayalet şehir
Sokaklarda halen yaşları 3 ilâ 5 arasında değişen çocukların
dolaştığı Felluce'de çatışma sesleri de eksik olmuyor. Irak'ın Felluce
şehrinde 8 Kasım'da başlayan "Hayalet Öfke" operasyonu sonrası hayalet
şehre dönen kentin son görüntüleri Felluce'de yaşanan dramı gözler önüne
seriyor. Halen sivillerin ve gazetecilerin girmesinin yasak olduğu şehre
girmesine izin verilen Irak Kızılay'ı kentten çıkmak isteyen sivillere
umut oldu. Kentin ABD kontrolündeki bölgelerini sokak sokak gezerek
yardım anonsu yapan ambulansları gören Felluceliler, Bağdat'a dönebilmek
için ambulanslara akın etti. Bazı cesetlerin halen defnedilmeyi
beklediği kentte yer yer çatışmalar da devam ediyor. Sanayi ve Şüheda
semtlerinde kontrolü sağlayan ABD askerleri devriye görevi yapıyor. Irak
Kızılayı'nın 7 ambulans ve 2 kamyondan oluşan insanî yardım konvoyu,
Felluce girişinde ABD askerleri tarafından oluşturulan kontrol
noktasında didik didik aranıyor. Irak askerlerinin de bulunduğu kontrol
noktalarında artık direnişçiler kadar soğukla da mücadele etmek zorunda
kalan Irak askerleri zaman zaman yaktıkları ateşte ısınmaya çalışırken,
yorgunluk ve hastalık sebebiyle ayakta duramaz hale gelen bazı Irak
askerlerinin yardımına ise arkadaşları koşuyor. Cepheden ancak Irak
Kızılayı'nın elinde bulunan uydu telefonuyla yakınlarıyla irtibat kurma
fırsatı bulan bir Irak askerinin sözleri, operasyonun henüz bitmediğini
gösteriyor. Irak askeri, görüştüğü ailesine bir ay daha Felluce'deki
görevinin devam edeceğini söylüyor.
|
|
Ukrayna kaynıyor
Muhalefet
lideri Viktor Yuşçenko'nun destekçileri, sembolleri olan turuncu
renginde kurdeleler astılar, kimi göstericiler de turuncu renk
kıyafetlere büründü.
Ukrayna'da yapılan tartışmalı devlet başkanlığı
seçimlerinin ardından yoğun protestolara sahne olan başkent Kiev'de,
polis, devlet başkanlığı binasının önünde geniş güvenlik tedbirleri
aldı. Diğer tarftan, muhalefete mensup göstericiler ise Kiev'de devlet
başkanlığı binasının önünde polisin gözetimi altında danslar ederek
protestoda bulundu. Protestocular, Kiev'deki hükûmet binalarını ablukaya
aldılar ve Başbakan Viktor Yanukoviç'in ofisine girmesini engellediler.
Yuşçenko, seçim sonuçlarının çarpıtıldığı iddiasıyla Yanukoviç'in
kazandığı ilân edilen seçim sonuçlarını tanımamış ve kendisini devlet
başkanı ilân etmişti.
|
|
İsrail Tankı Mısırlı
askerleri vurdu
İsrail basınında yer alan haberlerde, Mısır-Gazze sınırında, Filistinli
militan sanılarak yanlışlıkla ateş açılan Mısırlı askerlerin öldüğü
bildirildi. İsrail güvenlik kuvvetlerinden bir kaynak, Mısırlılara,
silâh kaçıran Filistinli sanılarak ateş açıldığını belirtti. İsrail
radyosunun haberinde ise Mısırlı askerlerin, sınırdaki silâh
kaçakçılığını engellemekle görevli askerî birime dahil oldukları
Kaydedildi. İsrail ile Mısır, 1979'da barış anlaşması imzalamış olmasına
rağmen, iki ülke arasındaki ilişkiler zaman zaman tam güvenilirlik
çizgisinden uzaklaştı.
|
|
5 yılda 37 milyon kara
mayını imha edildi
Mayın
Yasaklama Anlaşması'na bugüne kadar 143 ülkenin taraf olduğu, 9 ülkenin
ise imzalamasına rağmen henüz bu anlaşmayı onaylamadığı kaydedildi.
Anti-personel mayınlarını yasaklamaya yönelik uluslararası anlaşmanın
uygulamaya girdiği 1999 yılından bu yana 37 milyon kara mayınının imha
edildiği bildirildi. ''Kara Mayınları 2004 İzleme Raporu'' başlığı
altında 1300 sayfadan oluşan 5 yıllık gözden geçirme raporu yayınladı.
Mayın Yasağı Anlaşması'nı onaylayan 143 ülkenin 28 Kasım tarihinde
Kenya'nın başkenti Nairobi'de biraraya gelerek son beş yılda bu konuda
kat edilen ilerlemeleri gözden geçireceği ifade edilen raporda, bugüne
kadar depolarda bulunan 37 milyon adet anti-personel mayının imha
edildiği bilgisi yer aldı. Raporda, anlaşmanın devreye girmesinden bu
yana anti-personel mayın üretiminde ciddî bir azalma gözlendiği
belirtilirken, mayın ticaretinin yasal düzeyde tamamen durduğu ve 1100
kilometre karelik alanın mayından temizlendiği kaydedildi.
|
|
Çeçenistan’da 10 yıl içinde 20 bin
çocuk öldürüldü!
Çeçenistan Devlet Konseyi
Başkanı Taus Cebrailov, Çeçenistan'da 1994
yılından beri yaklaşık 200
bin kişinin öldürüldüğünü söyledi.
İnterfaks'a açıklama yapan Cebrailov, Çeçenistan'da aynı dönemde
yaklaşık 20 bin çocuğun hayatını kaybettiğini belirterek, on binlerce
çocuğun da yetim kaldığını belirtti. Çeçenistan'da mevcut dönemde
ayda ortalama 50 sivilin öldürüldüğünü kaydeden Cebrailov,
''Çeçenistan'da her yıl 2-3 bin kişi ya vurularak öldürülüyor, ya
kaçırılıyor, ya da kayboluyor'' dedi.
Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov da daha önce yaptığı açıklamada,
Çeçenistan'da bu yılbaşından beri 148 güvenlik görevlisinin
öldürüldüğünü açıklamıştı. |
|
“Çin Malları yerli sanayiyi
yok ediyor”
Konya
Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Şekeroğlu:
Yaygın bir şekilde piyasaya giren Çin malları, ekonomide sıkıntı
oluşturuyor. Konya Sanayi Odası (KSO) Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet
Şekeroğlu, yaygın şekilde piyasaya giren Çin mallarının ekonomide
sıkıntı oluşturduğunu söyledi. Piyasada ucuz mallara belli bir talep
olabileceğini belirten Ahmet Şekeroğlu, "Ancak bu talep, kaliteden ödün
vererek ve ülkeyi bir çöplük olarak görerek değil, kaliteyi ucuza almak
biçiminde ortaya çıktığı oranda sağlıklı olacaktır." dedi. Çin
mallarının sanıldığının aksine ucuz olmadığını, benzer malları daha
ucuza yerli üretim olarak bulmanın mümkün olacağını dile getiren
Şekeroğlu, "Bu malların piyasada ucuz olarak tanınmaları, özellikle
ekonomik kriz şartlarında tüketicilerin dikkatini çekmek yoluyla olmakta
ve yanıltıcı bir şekilde bu mallara yapay bir talep oluşturulmaktadır."
diye konuştu.
Piyasaya sürülen Çin mallarının hiçbir standardı olmadığını ve sadece
kâr etmek amacıyla piyasaya sürüldüğünü ifade eden Ahmet Şekeroğlu, bu
malların tüketicide daha büyük problemlere neden olduğunu kaydetti. Günü
birlik kullanılan bu malların yerli sanayinin yok olmasına ve haksız
rekabete yol açtığını belirten Şekeroğlu, "AB standartlarını uygulamamız
ve rekabet şansımızı artırmamız yönünde ciddî uyarıların yapıldığı şu
günlerde, Çin mallarının piyasamızı işgal etmesini açıklanamaz bir
politika olarak görüyorum. Korumacı gümrük duvarlarıyla işlemeyen
piyasayı korumak ne kadar yanlışsa, piyasayı bilgilendirmeden
tüketicileri ucuz ve kalitesiz mallarla yüz yüze bırakmak da o kadar
yanlıştır.” şeklinde konuştu.
|
|
Çin’in Endişesi
Elinde
birçok nükleer silâh bulunan Çin hükûmeti, endişelenmeye başladı. Çin
Dışişleri Bakanı Li Zhaoxing, ABD'nin, İran'ın nükleer faaliyetleriyle
ilgili olarak konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne götürme
çabalarına karşı olduklarını söyledi. İran'ı ziyaret eden Li, bunun
meseleyi daha da girift hale getirebileceğini ifade etti. İran Dışişleri
Bakanı Kemal Harrazi'yle ortak basın toplantısı yapan Li, İran'ın
Uluslararası Atom Enerji Ajansı'yla işbirliği yapma konusunda çok olumlu
tavır içinde olduğu kanaatinde olduklarını belirtti. Li, konunun
Güvenlik Konseyi'ne getirilmesi yönünde teklifi veto edip etmeyecekleri
konusunda yorum yapmadı.
Uzmanlar, Çin’in bu tutumunun elinde çok sayıda nükleer silâh
bulunmasından kaynaklandığını belirterek, İran’a destek vermelerinin
altında gelecekte kendilerine karşı aynı konunun gündeme gelebileceği
endişesinin yer aldığını ifade ettiler. |
|
Çinli işsizler ne yapacağını
şaşırdı
Çinin kuzeydoğusunda
işsizliğin oldukça arttığı bölgelerden biri olan Heilongjiang
eyaletinden gelen Yin Gang adlı işsiz bir kişi, tespit ettiği süper
marketlere telefon açarak bazı gıda maddelerine zehir enjekte ettiğini,
sahte isimle açtığı hesaplara para yatırılmaması durumunda daha fazla
miktarda zehir kullanacağını ve bu eylemi de giderek yaygınlaştıracağı
tehdidinde bulundu. Ayrıca bu işsiz Çinli kullandığı zehirlerin bir
bölümünü de girdiği marketlerin muhtelif yerlerine gizleyeceğini de
söyleyerek market işletmecilerinin panik yaşamasına da sebep oldu.
Edinilen bilgilere göre 40 yaşlarındaki bu sahtekâr Çinli, market
sahipleri tarafından hesabına yatırılan paraları çekerken yakalandı.
Sözde ekonomik reformlar kapsamında devlete ait ağır sanayi tesislerinin
bir çoğunun kapatılmasından sonra Çin de zaten var olan işsizler
ordusuna yenileri eklendi ve bilhassa Çin’in Heilongjiang' bölgesinden
Çinin her tarafına dağılan bu işsiz Çinliler yukarıda habere konu olan
olayların değişik türlerinin sıkça meydana gelmesine sebep oluyor.
|
|
Türkiye, Irak’a 2,5 milyon $
insani yardım yaptı
Türkiye'nin, savaş sonrasında Irak'a
yönelik yaptığı insanî yardımların tutarı 2.5 milyon dolara ulaştı.
Dışişleri Bakanlığı'ndan alınan bilgilere göre, Türk Kızılay’ı 2003
yılında Irak Savaşı'nın başlamasından sonra da bu ülkeye çadır,
battaniye, şilte, gaz sobası, hijyen seti, gıda paketleri, su, ilaç ve
tıbbî malzemeden oluşan yaklaşık 1 milyon dolar tutarında insanî
yardımda bulundu. Kızılay, bu malzemeleri muhtelif tarihlerde 8 parti
halinde konvoylarla Irak'a sevk etti. Geçen yıl ayrıca hükûmet
tarafından Irak'ta insanî yardımlara katkıda bulunmak amacı ile 5 milyon
dolar tutarında nakit kaynak ayırdı ve bu miktarın 1 milyon dolar
tutarındaki bölümü Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yapılan acil
yardım çağrısına karşılık olarak tahsis edildi. |
|
“Öztürkçe adı altında
dilimiz katlediliyor”
Aydın'da öğretmenlere
ve öğrencilere seslenen Şair Yazar Yavuz Bülent Bakiler, Türkçemizin
üzerinde iç ve dış güçler tarafından oyunlar oynandığını söyledi.
Öztürkçe adı altında Türkçe'nin budanarak yok edilmek istendiğini öne
süren Yavuz Bülent Bakiler, "Öztürkçe konuşulacak diyerek dilimiz
katlediliyor" dedi. Aydın Özel Yesevi Lisesi'nin düzenlediği
"Öğretmenler Günü" programına katılan Şair Yazar Yavuz Bülent Bakiler,
Türkçe üzerinde durdu. Dil zenginliğimiz için Türkçe'nin önemine değinen
Bülent Bakiler, Öztürkçe'nin Türkiye'yi çıkmazlara götüreceğini
belirtti. Kelime hazinesi az olan Öztürkçe'nin edebiyatımızı ve
gelişmemizi sıfır noktasına getireceğini ifade eden Bakiler, "Kültür
bütünlüğü içerisinde her türlü değerimiz yer alır. Avrupa Birliği bizi
kendisine benzetmek istiyor. Atatürk, "Millet kültür birliğinden
ibarettir." diyor. Kültür bir milletin yaşayış tarzıdır. Kültür
bazılarının sandığı gibi sadece çok roman ve gazete okumak değildir. Biz
kendi adet ve kültürümüze bağlı kalmalıyız. Güzel ülkemizde Türkçe'miz de
içeriden ve dışarıdan ihanet çemberi içerisinde gittikçe kan kaybediyor.
Ülkemizde Türkçe ve Öztürkçe mücadelesi var. Türkçe bizim ana
dilimizdir. Kelime zenginliği insan hayatında önemlidir. Batıda
ilköğretimde ders kitapları 71 bin kelimeden oluşurken, Türkiye'de 6 bin
kelimedir. Bizim çocuklarımız bu 6 bin kelimenin ancak yüzde 10'nuyla
düşünüyor ve konuşuyorlar." dedi. Millî Eğitim sistemimizde aydınların
ve öğretmenlerin okumaktan uzak ve milli meselelere bakış açılarının çok
dar olduğunu savunan Yavuz Bülent Bakiler, radyo ve televizyonlarda
Türkçe'nin katledildiğini belirtti. Dil birliğinin önemini belirten
Bakiler, Türkleri bölmek için dil birliğimizin bozulduğunu ifade etti.
Dünyada 29 farklı alfabeyle konuşan tek milletin Türkler olduğuna dikkat
çeken Bakiler, dil birliğinin Türk Dünyası'nı birleştirecek en büyük
etken olduğunun altını çizdi. Öztürkçe'ye karşı olduğunu belirten
Bakiler, kendisine bildiği yabancı dil hangisi diye sorulduğunda, 'Hiç
yabancı dil bilmiyorum. Sadece çok az Öztürkçe biliyorum' diyorum"
diyerek açıklama yaptı.
|
|
Hoca Ahmet Yesevi,
Çankırı’da anlatıldı
Belediye Düğün Salonu'nda bine yakın
Çankırılı'ya "Hoca Ahmet Yesevi" konusunda konferans veren Devlet Eski
Bakanı Namık Kemal Zeybek, Bilim dünyasının dünya tarihini Sümerler'e
kadar
götürebildiğini, Sümerler'in Türk ve Türkçe konuştuğunu, bu
nedenle dünyanın en eski dilinin Türkçe olduğunu, bugün moda olan
İngilizce'nin 500 yıllık bir geçmişinin bulunduğunu ve Kutadgu Bilig'i
herkesin okuması ve okutması gerektiğini ifade eden Namık Kemal Zeybek,
1071'den öncede Anadolu'da Türkler'in bulunduğunu ancak bu Türkler'in
Hıristiyan olduğunu söyledi.
Malazgirt Meydan Muharebesi'ne dikkat çeken Zeybek, "Alparslan'ın ordusu
50 bin kişiydi. Romen Diyojen'in ordusu 200 bin. Savaşın en kızgın
anında Romen Diyojen'in ordusundaki Kıpçak ve Uzlar Alparslan'ın safına
geçtiler.
Çünkü onlar Türk'tü. Yalnız Hıristiyan idi. Doğudan gelen Türkler
Anadolu'daki Hıristiyan Türkleri Müslümanlaştırdılar.
Ancak hepsi Müslüman olmadı. 20.yy kadar Hıristiyan olarak kalan Türkler
var. Bugünkü Yunan Başbakanı Karamanlis Türk'tür. Hıristiyan Türk'tür.
Karaman'dan gitmedir. Onlar hiçbir zaman Rumca konuşmadılar. Kiliselerde
ibadetlerini Türkçe yaptılar. Gagavuzlara papazı onlar gönderirlerdi."
açıklamasında bulundu. |
|
“AB'nin Planı,
Kıbrıs'ı Bir Hıristiyan Kalesi Haline Getirmektir”
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Avrupa Birliği'nin (AB) amacının, Kıbrıs'ı
bir Hıristiyan kalesi haline getirmek
olduğunu iddia etti. Selçuk
Üniversitesi Süleyman Demirel Kültür Merkezi Konferans Salonu'nda “Türk
Birliği” konulu bir konferans veren KKTC Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş,
geçmişten günümüze kadar süregelen Kıbrıs sorununu anlattı. Denktaş,
hürriyetin ve bağımsızlığın nasıl kazanıldığını iyi bildiklerini ve
bunun için binlerce şehit verdiklerini söyledi. Kıbrıs meselesinin
yıllardır halledilemediğini vurgulayan Denktaş, “Irak'a çocukları
öldürerek demokrasi götürmek isteyen dünyanın, kimseye sormadan hareket
etmesi nedeniyle Kıbrıs meselesi çözülemiyor. Kıbrıs'ta iki halk vardır.
Tek bir devlet adanın geleceğini tayin edemez. Rum tarafı, Yunanistan ve
İngiltere'nin desteğiyle AB'ye müracaat etti. Bize ise 'Türk süngüsü
altında hükûmet kurdunuz' dendi. Peki Rum halkı Yunanistan'ın süngüsü
altında EOKA'cılara silâh vererek, bizi öldürerek hükûmet kurmamışlar
mıydı? Neden o hükûmet AB'ye aykırı değil?" dedi. Yunanistan'ın ENOSİS
projesine de değinen Denktaş, “Enosis'e rağmen bir Türk halkının
bağımsızlığını kazanması bunların neresine batıyor? Türk olduğu için mi
batıyor? Bir gün karşımıza Annan planı çıktı. Biz bunu
reddettik. Bizler
bugüne kadar Kıbrıs şehitlerinin kemiklerini sızlatmamak için uğraş
verdik, veriyoruz. Ben Annan Planını reddettim, ortadan kalkmasını
istedim. Bu isteğim Rumlar'ın 'Hayır' demesi üzerine gerçekleşti.” diye
konuştu. Avrupa'nın amacının Kıbrıs'ı bir Hıristiyan kalesi haline
getirmek olduğunu iddia eden Rauf Denktaş, “Burasını kale yaparlarsa
Türkiye'yi de buradan rahatça idare edebilmek istiyorlar. Türkiye sizin
oyuncağınız değil ve Türkiye Kıbrıs'sız olamaz. Kıbrıs'ın geleceğini
sadece Rumlar belirleyemez. Bunu görmezden gelmek kurnazlıktır,
kalleşliktir. Bugün eğer Türkiye olmasaydı, Kıbrıs'ta tek Türk kalmazdı.
Bugün yaşıyorsak, 'Allah senden razı olsun anavatanım' dememiz gerekir.”
şeklinde konuştu. |
|
“Türkmenistanla
kültürel ilişkileri
geliştirmeliyiz”
Devlet Bakanı Beşir
Atalay, Türkiye ile Türkmenistan arasında kültürel alandaki işbirliğinin
geliştirilmesi için her türlü yardıma hazır olduklarını söyledi. Atalay,
Türkmenistan Başbakan Yardımcısı ve Sağlık Bakanı Gurbangeldi
Berdimuhammetov ile görüşmesinden sonra yaptığı açıklamada, Türkiye ile
Türkmenistan arasındaki ilişkilerin çok olumlu olduğunu belirtti. Bakan
Atalay, Türkmenistan da yatırım yapan ve burada çalışmakta olan Türk
işadamlarına gösterilen ilgiden dolayı da teşekkür etti. Kültürel
alandaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi için her türlü çabanın
gösterileceğini ifade eden Atalay, Türkmenistan'ın Latin alfabesine
geçmesini de çok olumlu bir gelişme olarak gördüklerini kaydetti.
|
|
Azeri muhaliflere rekor
cezalar
Azerbaycan Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapıldığı 15 Ekim 2003 yılında
seçim sonuçlarına itiraz eden muhalefet liderleri, 16 Ekim tarihinde
Bakü'deki Azatlık Meydanı'nda oluşan olayları kışkırtmak suçundan yargı
önüne çıkarıldı. Yargıcın onadığı kararla; "Yeni Müsavat" gazetesinin
genel başkanı Rauf Arifoğlu 5 yıl, Azerbaycan Halk Partisi Genel Başkanı
ve Azerbaycan'ın eski başbakanı Penah Hüseynov 4 yıl 5 ay, Müsavat
Partisi Genel Sekreteri Arif Hacılı 5 yıl, Müsavat Partisi Başkan
Yardımcısı İbrahim İbrahimov 3 yıl, Ümit Partisi'nin genel başkanı ve
milletvekilliği dokunulmazlığından men edilen İgbal Ağazade 3 yıl,
Azerbaycan Demokrat Partisi'nin genel sekreteri Serdar Celaloğlu 4 yıl 5
ay ve Karabağ Gazisi Etimad Esedov 2 yıl 5 ay süre ile cezaevine
gönderildi.
|
|
Ahıska Türkleri “Sürgün”
Yıllarını andı
Gürcistan'ın Türkiye sınırında bulunan
topraklarından 1944 yılında Stalin'in emriyle tahliye edilen ve
Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan'a sürülen Ahıska Türkleri, 60
yıldır yaşadıkları acıları dindirmek için sorunlarını masaya yatırdı.
Ahıska Türkleri Dernekleri Federasyon tarafından düzenlenen
'Sürgünün
60. Yıldönümünde Ahıska Türkleri 1. Ankara Konferansı' TOBB Konferans
Salonu'nda yapıldı. Konferansın açılışına, Devlet Bakanı Beşir Atalay,
AK Parti İstanbul Milletvekili Nevzat Yalçıntaş, Kültür Eski Bakanı
Namık Kemal Zeybek ve Türkiye'de yaşayan Ahıska Türkleri katıldı.
Ahıska Türkleri Dernekleri Federasyonu Başkanı Yunus Zeyrek, ortada
büyük bir insanlık probleminin bulunduğunu ifade ederek, 60 yıldır dünya
kamuoyunun, Ahıska Türkleri'nin feryadını duymadığını söyledi. Dünyanın
en güçlü devletlerinden biri olan Türkiye'nin bu ıstırabı dindirmeye
muktedir olduğuna inandığını ifade eden Zeyrek, Ahıska
Türkleri'nin 60
yıl önce sürgün edildikleri yurtlarına dönmek istediklerini anlattı.
|
|
Erivan'a 'işgali kaldır'
çağrısı
Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Azerbaycan topraklarındaki Ermeni
işgalinin devam etmesinin uluslararası hukuka aykırı olduğunu
belirterek, “Ermenistan, Azerbaycan ve Türkiye ile olan ihtilaflarını
ortadan kaldırmalı” dedi. Şener, Ermeni tarafına işgalin sona
erdirilmesi, tarihî gerçeklere ve hukuka uygun olmayan iddialarından
vazgeçmeleri çağrısında bulunduklarını kaydetti.
Ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgal altında tutmasının yanı sıra
Türkiye'ye karşı da tarihî gerçeklerle uzlaşmayan iddialar öne
sürdüklerine dikkati çeken Şener, Azerbaycan'da yayınlanan “525'inci
Gazet'”e yaptığı açıklamada, Ermenilerin iddialarından vazgeçip
geçmeyecekleri sorusu üzerine, ''Kendileri bilir. Bundan en çok zarar
gören kendileridir'' şeklinde konuştu.
|
|
Irak’ta Türkmenler, seçim
güvenliğinden endişeli
Irak Türkmen Cephesi (ITC)
Başkanı Dr. Faruk Abdurahman, 1 hafta önce Irak'taki siyasî parti
liderlerinin katılımıyla bir toplantı yapıldığına işaret ederek, “Bu
toplantıya Irak'taki siyasî parti başkanları ve önde gelen kişiler
katıldı. Toplantının amacı iki yönlü idi. Bunlar, seçimler ve emniyetin
istikrarıdır. Irak'ın bazı bölgelerinde sıkıntı vardır. Musul ve Ramadi
başta olmak üzere her bölgede sıkıntı vardır. Yapılan toplantıda
Kerkük'deki Belediye seçimlerinin ertelenmesi düşünülmüştür. Bu
toplantıya biz davet edilmedik. Ama görüşlerimizi dile getirdik. Sanki
biz Türkmen olarak herhangi bir statüye sahip değiliz. Başkaları meyveyi
kesip dağıtıyor. Biz buna karışıyız. Kerkük bir Irak kentidir. Bu
şehirde Türkmen özelliği vardır. Kerkük'te olağanüstü bir hal yoktur.
Seçimlerin ertelenmesine de gerek yoktur. Geçmişte yaşanan olaylar
vardır. 1957 yılında Erbil'de yapılan seçimlerde Türkmen nüfusu yüzde
62'dir. Şu anda Türkmenler'in nüfusu, yapılanlar sayesinde çok aşağıya
inmiştir. Aynı yöntemin Kerkük'te yapılması bizleri
endişelendirmektedir. Kerkük'te seçimlerin
demokratik bir şekilde
yapılması bizlerin haklarını savunacaktır. Hedefimiz, Irak genelindeki
Türkmen Partileri'nin seçimlere tek liste halinde katılmasıdır. Irak'ta ITC'nin 4 partisi ve diğer Türkmen Partileri vardır. Tabanın yüzde
95'ini temsil eden partiler Türkmenler'in hakkını savunacaktı.r" dedi.
|
|
Kosova’da yeni hükûmet
kuruldu
Kosova'daki
seçimlerin ardından bir araya gelen Kosova Meclisi, Devlet Başkanı
İbrahim Rugova tarafından hükûmeti kurmakla görevlendirilen Ramush
Haradinaj'i Başbakan seçti. Meclis, 13 bakanlıktan oluşan yeni hükûmeti
de onayladı. Ekim seçimlerinden birinci parti olarak çıkan İbrahim Rugova'nın Kosova Demokratik Birliği (LDK) ile koalisyon hükûmeti kuran
Kosova'nın Geleceği İçin İttifak Partisi lideri ve eski Kosova Kurtuluş
Ordusu (UÇK) komutanı Ramush Haradinaj da, milletvekilerine hitaben bir
konuşma yaptı. Haradinaj, Kosova'yı ileriye götürecek bir hükûmet
programlarının olduğunu söyledi. Haradinaj, ekonomik kalkınma ile
bağımsızlığın sağlanmasının hükûmetin öncelikli hedefleri olduğunu
kaydetti. Bu arada Sağlık Bakanlığının, hükûmetin küçük ortaklarından
Kosova Demokratik Türk Partisi'ne (KDTP) bırakılmasına rağmen, KTDP'nin
son dakika kararıyla bakanlık Boşnak Vakat Koalisyonuna bırakıldı.
KDTP'nin bu kararı Kosovalı Türk seçmenleri şoke ederken, bakanlığa
önerilen kişinin görevden vazgeçmesinden dolayı KDTP'nin böyle bir karar
aldığı öne sürüldü. Son hükûmette Sağlık Bakanlığı'nın başında Türk
Bakan Resmiye Mumcu bulunmaktaydı.
|
|
Türkmen ve Özbek liderler
ayrılıklara son
verme kararı aldı
Özbekistan Devlet Başkanı İslam Kerimov ve Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov, Sovyetler
Birliği'nin sona ermesinden sonra ortaya çıkan farklılıklara son verme
kararı aldı. Orta Asya
Cumhuriyetleri'ndeki en otoriter liderlerden Kerimov ve Niyazov, Niyazov'a 2002'de suikast girişimi dahil iki ülke
arasındaki gerginlikler ve anlaşmazlıklara son verilmesi ile ilgili
anlaşmayı imzaladılar. İki lider arasında İpek Yolu üzerindeki tarihi
Buhara şehrinde yapılan zirve toplantısından sonra basına konuşan
Kerimov, "Dostane komşuluk ve karşılıklı işbirliği ortak amacımızdır.
İki ülke arasındaki 2 bin kilometrelik sınır dostluk, barış ve istikrar
hattı olmalıdır." dedi. Niyazov ise, Kerimov'un Özbek Daewoo otomobil
fabrikasının ürettiği bir otomobili hediye etmesinin ardından
gazetecilere yaptığı konuşmada, "İki dost ülke arasında karşı karşıya
bulunduğumuz meseleler konusunda tamamen emin oldum." Diye konuştu.
|
|
Hayırseverler, eğitime
katkıda devleti geçti
Kayseri Valisi Nihat Canpolat, Kayserili hayırseverlerin eğitime
katkılarının son hızla devam ettiğinin belirterek, “ Hayırseverlerimizin
son yaptığı katkıların değeri 7 trilyon civarında”dedi. Kayserili
hayırsever iş adamları ve Kayserililer Derneği tarafından satın alınıp Milîi Eğitim okullarına hibe edilecek 28 bilgisayar teknolojisi
laboratuarının açılışı ve bazı okulları ziyaret etmek için Kayseri'ye
gelen Millî Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, Kayserili iş adamlarının yüzde
100 eğitime destek kampanyasına verdiği desteğin Türkiye'ye örnek
olduğunu ifade eden Bakan Çelik, "Devlet olarak bizim konsolide bütçeden
ayırdığımızın neredeyse 4-5 katı Kayserili hayırseverler Millî Eğitim
okullarına destek sağlamıştır.” dedi Bakan Çelik'in açıklamalarının
ardından başta Halit Narin olmak üzere Kayserili hayırseverlerin, Millî
Eğitim'e yapıp bağışlayacağı okul ve ek derslikler ile ilgili protokol
imza törenine geçildi. Bugünkü rakamlarla 7 trilyonu bulan bağışlarla
ilgili imza protokolünde ilginç espri de yaşandı. Bakan Çelik,
"Kayserililer istikrar vaat etmeyenleri okula gönderirmiş, bu doğru mu?"
şeklindeki sorusuna Türkiye Tekstil İşverenleri Sendikası Başkanı Halit
Narin, "Sayın Bakanım Kayserili'nin en kötüsü senin gibi oluyor"
şeklinde esprili cevap verdi. |
|
Kayseri’den ABD’ye tepki çığ gibi büyüyor
ABD'nin Irak'ın Felluce kentinde yaptığı
katliama tepkiler çığ gibi b üyürken, Kayseri'de Gönüllü Kültür
Teşekkülleri ve Memur-Sen'e üye bir grup, temsili Bush maketi ve ABD
bayrağını yaktı. Eylemde Gönüllü
Kültür Teşekkülleri adına basın
açıklaması yapan Eski Müftü Mehmet Göktaş, Müslümanlar olarak ABD'nin
Irak'ta uyguladığı zulmü hiçbir zaman unutmayacaklarını söylerken, "Ağzı
Kur'anlı, ağzı dualı minnacık yavruların katillerinin siyasî yüzlerine,
metal kaplı yüzlerine tükürüyoruz. Çocuk cesetleriyle dolu sokaklarda
tankların üzerinde utanmadan poz veren kahpelerin yüzüne tükürüyoruz."
Dedi. Daha sonra ABD Başkanı Bush'un temsili maketi ve ABD bayrağı
yakılırken, "Kahrolsun ABD", "Kahrolsun ABD emperyalizmi" şeklinde
sloganlar atıldı. Polisin geniş güvenlik önlemleri aldığı eylemde,
halka, Hunat Camiinde sabah namazı sonrası ABD'ye karşı bedduaya çağıran
broşürler dağıtıldı. |
|
Kayseri’de Felluce’de
ölenler için dua
Gönüllü Kültür
Teşekkülleri öncülüğünde, Hunat Camii'nde kılınan sabah namazı
sonrasında cemaat, eski Müftü Mehmet Göktaş eşliğinde dua ederek,
Felluce'deki saldırıları kınadı. Cemaatle birlikte dua eden eski Müftü
Göktaş, "Yalın ayaklı, çorapsız çıplak yavrularımızdan ne istiyorlar
bilemiyoruz. Onların cesetlerinin başında adice poz verenlerin
yaptıklarının karşılıksız kalmasını istemiyoruz. Mahremiyetimiz her
yerde ayaklar altına alındı, mübarek mekanlarımız işgal edildi."
şeklinde yakarışta bulundu.
|
|
|
|