|

-10-
Güneş doğarken :Kutluk
Tekin ordusuyla beraber doğu taraftan gözükür, durmadan habersiz yolu
takip
ederek şehre doğru ilerlemeye başlar ordu pusu kuranların tam ortasına
geldiği anda Besmiller birden hücuma kalkarlar ve şiddetli bir savaştan
sonra Kutluk Tekin ile Bilge yaralanarak esir düşerler Besmiller onların
ellerini iple bağlayıp bir ağaca bağlarlar ve yağma için uzaklaşırlar
Kutluk şu türküyü söyler:
|
Tutkun oldum neyleyim düşman
elinde
Yiğitlerim kırıldı gözüm önünde
Maksadıma ermeden ölürüm şimdi
Gömülüm hasrete yerin koynunda
Hakan babam işitsin hazin dadımı
Uygur,Karluk illeri sizden dilerim
Unutmayın dökülen arı kanımı
Ayrıldık mı ebedi güzel Türkan'ım?
Hasret ile gider mi gönlüm ile canım?
Kıyamete kaldı mı senin visalin
Kutluğunu unutma budur armanım
Türkanı'ma söyleyin kuşalar arzımı
Arzeyleyin aşkında çekmiş derdimi
Beni bilsin kıymetlik aşıkı
Unutmasın ölürken çekmiş ahımı |
Bir Besmil subayı gelir ve Kutluk ile Bilge’yi
sorguya çeker:
SUBAY: Siz kimin askeri?
KUTLUK: Kutluk tekinin erleri
SUBAY: Kutluk tekin nerde?
KUTLUK:(tanınmadığını anlar) Müriydeke sarayda
SUBAY: Yanındaki askeri ne kadar?
KUTLUK: İki tümenden artar
SUBAY: Buraya ne zaman gelir?
KUTLUK : Bunu tekin kendi bilir.
(GÖRÜNÜŞ 2)
Hapishane, Kutlu ve Bilgenin elleri kelepçe ile ve ayakları zincirle
bağlı olduğu halde oturmaktadırlar, parmaklığın dışında iki Besmil eri
nöbet beklemektedir.
KUTLUK: (Büge'ye söyler) Ey aziz kardeşim, kaygı çağında yoldaşım,
başımıza geldi bu belâ, uğursuz felek bu durumu bize gördü reva,
kurtuluştan ümit kesmekteyim, ölümü gözümle görmekteyim, babam bu durumu
anlarsa ne yapar anam bu hadiseye nasıl dayanır? Türkan işitirse
tırmalar gül yüzünü,belki öldürür özünü.
Devam Edecek
Kaynak: Mehmet Emin Buğra Külliyatı-
Yayıma Hazırlayan M.Yunus Buğra.
Ankara Haziran 2005
NİYAZ KIZ-6

Bu
sözler, Niyaz kızın en son sözü ve kesin kararı idi. Bir ay kadar halsiz
mecalsiz yattıktan sonra biraz iyileşti.
Kocakarı dahi yaptığı işin yanlışlığını anladı ve çok pişman oldu. Bunu
kendi yurttaşlarından birini bulup kendi istediği birine vermeden
olmayacak diye düşündü.
Bir gün Niyaz kızı çağırarak, kendi yurttaşlarından birini bu seni ona
vereceğim dedi. Bununla beraber kocakarı şunu hatırlamadan geçemedi,
burada kendi yurttaşlarından yani Türkistanlılardan birisini nereden
bulacaktı? Bu hiç olmayacak bir şey en sonunda beİ1im dediğim yere gelir
demek istiyordu. Hatta bazı günler zavallı kızı ''hani bulmayacak
mısın'' diye sıkıştırırdı. Her ne kadar bu sözler kocakarının bu tokadı
gibi ise de, Niyaz kız bunu bilse de bilmemezlikten anlamamazlıktan
gelerek, çarşı pazara çıktığında bir kimseyi görürmüyüm diye bakınıp
durdu.. Niyaz kız dileğine kavuşmadan, kendi yurttaşından birini
bulamayacağından çok kaygılanıyordu, üzülüyordu. Yalnız kaldığı zaman
durmadan ağlar, akan sel gibi yaşlarını zorlukla tutardı. Geniş göğsüne
sığmayan acısını aşağıdaki şarkı ve beyitlerle kendini biraz olsun
hafifletmeye çalışırdı.
Şarkı şöyledir:
Yurttan ayrıldıktan sonra,
Zorlu gurbette esarette yurdu özleyerek ağlarken
Havadaki gökte uçan boz güvercin dalga dalga uçsana
Mihribanım yurduma selamımı söylesene
Başım kattı hicranda,
Gönlüm kırk ormanda
Kaldı evim Hoten de
Selamımı söylesene
Yalnız kaldı bu başım
Yoktur benim sırdaşım,
Sel gibi akar gözyaşım
Arzu halimi dinlesene
Gül dalı gibi kırtldım
Beşiğimden ayrtldım
Elden ele satıldım
Arzu halimi bilsene!
Gülüm yoktur bağım yok
Suratımda kamm yok
Dertleşecek yarim yok
Halimi anlasana
Kalbim kınktır daim
Zafran gibi suratım
Benim Aziz Allahım
Günahımdan geçsene!
Arzumu dinler kişim yok,
Gamdan başka işim yok
Kurtulacak gücüm yok
Tanrım kuvvet versene!
|
(Bu koşak Uygur Türklerinin
''Ah urdum Hudayıma'' veya ''Caney'' adlı şarkılara uygundur.
“Amrağım” (sevgilim) tipinde de söylenebilir. Ötkür
Böylece günler geçti, bulunamadı, bulamadı. En nihayet bir gün bir
kasabın önünde et alan birisini yurttaşlarından birine benzetti. Sağına
soluna geçip dikkatle baktı, bu adam bayağı yaşını başını almış birisi
idi. Niyaz kızın hareketine adamcağız şaştı kaldı! Böyle bir kız güzel
genç bir kızın kendi etrafında dolanıp durmasına hayret etti. Rüya
görmüş olmayayım diye gözlerini ovuşturdu. Doğrusu rüya değildi, uyumuş
da değildi. Bir oyun olmasın diye hemen etini alarak evine yöneldi,
fakat kızın arkasından gelmekte olduğunu gördü. Birden bir dar sokağa
saptı ve durdu. Arkasındaki peri de yanına gelip durdu. Adam, Çince
giyinen ve konuşan bu kız tabiî Çinlidir diye söylendi.
Devam
Edecek
Dr. Mesut Sabri Baykozi Ve Eserleri
Yayına Hazırlayan Diş Tb. Gültekin Baykozi
|
|
Uygur Deyim ve Atasözleri
Yolwasni
yenggen batur emes, achchighini yengen batur.
Kaplanı yenen kahraman değil, öfkesini yenen kahramandır.
Ishligenning yüzi yoruq, ishlimigenning yüzi choruq.
Çalışanın yüzü aydınlık, çalışmayanın yücü çarık.
Kishi yurtida sultan bolghiche, öz yurtungda ultan bol.
El yurdunda sultan olacağına, öz yurdunda köle ol.
Yazda yépinchangni untuma, qishta ozughungni.
Yazın örtünü unutma, kışın da azığını.
Chaghlimay yégen aghrimay öler.
Ölçüsüz yiyen hastalanmadan ölür.
Yiraq bolsa kishnisher, yéqin bolsa chishlisher.
Uzak olursa kişneşirler, yakın olurlarsa dişleşirler.
Yiqilghan chélishqa toymas.
Yıkılan güreşe doymaz. (Yenilen güreşçi güreşe doymazmış)
Yüz anglighandin bir körgen ela.
Yüz kere işitmekten, bir kere görmek evladır.
Ghadayghangha ghadayghin béshing kökke yetkiche, égilgen'ge égilgin
béshing yerge tekkiche.
Kasılana karşı kasıl başın göğe değene kadar, eğilene karşı eğil başın
yere değene kadar.
Ghazning göshini yéseng, ödekning péyide bol.
Kaz eti yesen de ördeğin peşinde ol.
Oghli ghura yése, dadisining chishi qamaptu.
Oğlu erik yese, babasının dişi sızlarmış.
Ghulachqa chidap, ghérichqa chidimaptu.
Kulaca tahammül eden, karışa tahammül etmemiş.
Halinggha béqip hal tat, xaltanggha béqip un tat.
Durumuna göre nazlan, Torbana göre un çek.
Molla köp bolsa, qoy haram ölidu.
Hoca çok olursa, koyun mundar olurmuş.
Horunning etisi tügimeydu.
Tembelin yarını bitmezmiş.
Horunni ishqa buyrisang, sanga éqil ögiter.
Tembele iş buyurursan, sana akıl öğretirmiş.
Herining zehirige chidighan hesel yer.
Balı, arının zehrine tahammül edebilen yer.

Türklerin eski yazı dili
örnekleri bu güne kadar Göktürk, Uygur, Mani, Soğd, Brahmi, Süryani
alfabeleri ile az bir kısmı ise Tibet ve Çin işaretleri ile gelmiştir.
İlkyazı dili örnekleri Orta Asya'da yani Türkistan'da gelişmiş olan
edebiyatın temelini teşkil ederler. Kültiğin, Bilge Kağan ve Tonyukuk
yazıtları Türkler'in tarihî, içtimai ve siyasî durumunu gelişmiş, güzel
bir dille anlatan en mühim, en uzun yazıtlardır.(l) Orta-Asya Türk
kültürünün gelişmesinde ve yayılmasında Uygurlar'ın rolü büyük olmuştur.
Devlet yönetimi ve yerleşik hayata geçmedeki başarılan yanında, Türk
düşünce hayatında da bir takım aşamalar yapmışlardır(2).Göktürklerle
aynı devirde ortaya çıkan ve onları yenerek yerlerine yeni bir Türk
devleti kurmuş olan (742-840) Uygurlara ait eserlerin bir kısımda
günümüze kadar gelmiştir.
Bunlarda eski Türk Edebiyatı'nın seçkin örneklerini veriyorlar. Geçen
yüzyılın sonlarında ve bu yüzyılın başlarında Doğu Türkistan'ın Turfan
havalisinde yapılmış olan kazılarda elde edilmiş olan malzeme, eski Türk
Kültürü'nü türlü bakımlardan açıkladığı gibi, Türk dili ve edebiyatına
ait eserleri de ortaya çıkarmıştır. Göktürk'lerden kalan edebi eserlerin
çoğu yazıtlar halinde iken, Uygurlara ait olan yazmalardır. Büyük bir
kısmı dinî mahiyette olan bu yazmalar, kâğıt üzerine yazılmış parçalar (frağmentler)
yani tam olmayan eserlerdir. Birçokları eksik olup bozulmuş küçük kâğıt
parçalar halinde bulunmuşlardır. Türlü içtimaî şartlar altında, türlü
alfabelerle kaleme alınmışlardı. Devam Edecek
Kaynaklar
1 - Meydan Laurse cilt 19 S.476
2 - T.D.E.K Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü S.390. 393
Uygur edebiyatını üç büyük çağa bölerek incelemek mümkündür:
l-İslâm'dan önceki edebiyat,
2-İslâm tesiri altındaki edebiyat,
3-Batı tesirinden doğan edebiyat.
1-İslâmiyet'ten Önceki Türk-Uygur Edebiyatı:
Yaşadığımız asrın başlarına doğru Orhun, Selenge, Yenisey, Turfan, Koça,
Kuçar, Hoten ve başka yerlerde yapılan araştırmalar neticesinde Uygur
Türklerinin edebiyatına ait birçok eserler kazılardan çıkmıştır. Çoğu
Budist ve Maniheist gibi dinî konulan işleyen bu eserden incelenebilmiş
olanlarının büyük kısmı dua ve ilahi öğütlerdir. Bunlardan başka )
Çaştani Beğ hikâyesi, İki Kardeş Hikâyesi, Altın Yörük Hikâyesi ) vs.
gibi edebi parçalarda ele geçmiştir. Gerçi bu devreye ait zengin
destanlar kaybolmuş ise de, Çin ve İran kaynaklarında bazı özetlemeler
kalmıştır.
Bunlar Türeyiş ve Göç destanlarıdır.(3) Yapılan kazılar sırasında ele
geçen eski Uygur şiirlerinin bir kısmı batılı Türkologlarca
yayımlanmıştır. Türk edebiyatı tarihçisi Reşit Rahmeti Arat (190-1964)
Eski Türk Şiiri adlı kitabında. Uygurlara ait 27 şiiri (buna İslâmî
muhitinde yazılan 6 şiir ile bir fal kitabı da dâhil ) şerhleri,
izahları ve bugünkü Anadolu Türkçesine çevrilmiş metinleri ile ortaya
koymuştu bu eserlerde yer alan Uygur şiirlerinin 20 tanesi Buda
muhitinde, 7 si Mani muhitinde, 6'sıda İslâm muhitinde Uygur yazısıyla
yazılmış şiirlerdir. Bu şiirleri VIII-XIII y.y. arasında yazmış olduğu
tespit edilmiştir. Devam Edecek
Kaynaklar: 3 - Uygur Türkleri E.Alptekin S. 35. ten 41 e.
|