Yukarı
35.Sayı
35.Sayı Uygurca
35.Sayı Aile
35.Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

“STRATEJİK MÜTTEFİK”TÜRKİYE VE DOĞU TÜRKİSTAN

 

Türk milleti için hamasî ve sadece sözde kalan nutuklarla vatan sevgisini ifade etme devri çok gerilerde kaldı, kalmış olması da gerekir. Çünkü vatanını ve milletini sevenlerin bu sevgilerini, kendi imkânları ve yetkileri el verdiği ölçüler içerisinde çalışarak, üreterek ve ülkesinin gücüne güç katarak göstermeleri gerekir. Zira 21. Asrın Türk asrı olacağını yıllar önce ilân eden feraset sahibi kişilerin bu iddiaları birçok olumsuzluklara rağmen gerçekleşme yolundadır. Bu gidişatın farkına varan ve kendilerinin dünyadaki hegemonyalarının zayıflayacağı ya da ortadan kalkacağı(kaldırılacağı) endişesine kapılan emperyalist devletler panikle karışık bir telâş içinde Türk dünyasına ve Türklüğe karşı çeşitli adlar altındaki dayatmalar ve uygulamalarla saldırılarını sürdürüyorlar.
Türkiye'de ve Türk dünyasında dolar üzerinden maaş alan bazı kişiler alınsalar da, Türk Milletinin istikbali, selameti ve istiklâlinin ebediyen devam etmesinin bir ön şartı olarak bazı gerçekleri gözler önüne sermenin zamanı gelmiş geçiyor.

Hiç mübalâğasız 600 yıl boyunca üç kıtada varlık göstermiş, gittiği diyarlara adalet, barış, özgürlük (Günümüzün sözde özgürlük götürücüleri gibi değil) refah ve mutluluk götürmüş olan Türk milletinin bu günkü evlâtları, ne yazık ki bu günlerde atalarının Türk milletine olan minnet borçlarını ihanet ve düşmanlıklarla ödemeye çalışmaktadırlar. Bu ihanet odaklarının menfur emellerini tutum ve davranışları, aymazlıkları, anlaşılmaz sadakatleri ve mahkûmiyetleri ile destekleyen bazı Türkiye hükümetleri ise onlarca yıldır Türk milletinin millî ve manevi hassasiyetlerini rencide etmeyi sürdürüyorlar.

“Türk'e Türk'ten başka dost yok” sözünün, kimlik bunalımı içerisinde kıvranan ve kendisini hangi millete dâhil edeceğini şaşıranların inadına geçmişten geleceğe uzanan önemini korumakta olduğunu ve koruyacağını bir defa tekrar etmekte fayda mülâhaza etmekteyim. Çünkü Türkiye'de hükümet olup muktedir olamayan bazı ferasetsiz idarecilerin Türk dünyası ile işbirliğini ve onlarla bütünleşmeyi bir yana bırakıp “dost” ya da “stratejik müttefik” kabul ederek yamanmaya çalıştığı ülkelerin Türkiye'ye, Türk dünyasına ve Türk Milletine ne kadar dost olduklarını rahmetli İsa Yusuf Alptekin Beyin “Türk dünyasının medarı iftiharı, Ortadoğu'nun denge unsuru, Aziz Türkiye'miz” diyerek tarif ettiği Türkiye Cumhuriyeti devletine vermekte olduğu zararlardan ve besledikleri düşmanlıktan anlayabiliriz.
Bu zararlara ve düşmanlıklara birkaç misal vermek gerekirse;

1-Egede yapılan 1992 Nato tatbikatının ara safhasının bitimindeki intikal seyri esnasında ABD'ye ait 'Saratoga' uçak gemisinden atılan iki güdümlü 'Sea Sparrow' füzesi Türk muavenet gemisinin beyni durumundaki köşk bölümünü vurarak havaya uçurdu. Daha da üzüntü verici olan tarafı geminin aldığı bu ağır yara esnasında gemi komutanı da dâhil 5 Türk denizcisi de şehit oldu.Bu olay Türk milletinin yüreğini kanatırken, Türk yetkililerinin olayın faillerinin “yanlışlıkla vuruldu” yalanını doğru beyanmış gibi kabul etmeleri daha da kahredici bir tablo ortaya koyuyordu.

2- Kuzey Irak'taki Türkmen varlığını tamamen yok etmeye yönelik entrika ve icraatlar peşinde olan ABD kuklası Kürt Peşmergelerin Türk askeri timleri tarafından Süleymaniye valisine suikast yapılacağı yolunda söylentiler yayması üzerine Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentindeki Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait tim karargâhına bir baskın düzenleyen Amerikan askerleri 4 Temmuz 2003 günü içeride bulunan 3 subay ve 8 astsubayımızı başlarına çuval geçirerek gözaltına aldılar.

Başlarına çuval geçirilen askerlerimiz Bağdat'a götürülerek 2 gün boyunca sorgulandılar. Genelkurmay Başkanlığımızın Amerikalı yetkililer nezdinde yaptıkları girişimler sonucunda askerlerimiz 52 saat sonra serbest bırakıldılar. Bu olay sonrasında Türkiye'de Amerika'ya karşı öfke ve tepki çoğalmaya başladı. Fakat aradan geçen 4 yıl zarfında Türkiye'deki siyasî iktidarın Amerikan hayranlığında bir azalma söz konusu olmayıp tam tersine Amerikanın dayatmaları kabul edilmeye devam edildi.

3- 24 Mayıs 2007 Perşembe günü 2 adet ABD F-16 Savaş uçakları Türk Hava sahasını, Güneydoğu Anadolu bölgesinde ihlâl etti. Duyuru Genel Kurmay Başkanlığının internet sitesinde hava ihlâllerine ilişkin bilgiler arasında yer aldı. “ABD'ye ait 2 adet F-16 uçağı Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde Türk hava sahasını dört dakika süreyle ihlâl etmiştir” şeklinde yapılan açıklamada, ihlâl bölgesinin Hakkâri-Üzümlü olduğuna işaret edildi. Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla olayın Dışişleri Bakanlığı'na bildirildiği, açıklandı. Gazetecilerin dış işleri bakanına “Daha önce de böyle ihlâller oluyor muydu?” sorusuna Dışişleri Bakanı “Bildiğim kadarıyla sık olmuyordu. Daha önce belki olmuş olabilir. Ama sınırlarda genellikle bu tip şeyler oluyor.” Diyerek ilginç bir cevap veriyor. Olay ABD'nin ilgilileri tarafından “Yanlışlıkla olmuş olabilir” denilerek geçiştirilmeye çalışılıyor.Ve Türkiye dışişlerince ABD'ye alt dereceli bir Nota verildiği açıklaması yapıldı...“Stratejik müttefik”in “yanlışlıkları” bitip tükenmiyor. Türkiye hükümetinin AB'ye üyelik yolundaki “hummalı” girişimlerini bir yana bırakırsak, özellikle mevcut hükümetin en güvendiği ülke ABD'dir. “En çok güven duyulan ülke”nin Türkiye'ye verdiği zararlar saymakla bitirilemeyeceğine göre Türkiye'nin başka düşman aramasına gerek var mı?
Dolayısıyla ABD'nin dış ülkelerde İstiklâl Mücadelesi vermekte olan Doğu Türkistan Türklerine gösterdiği ve göstereceği ilginin(!) sınırları, kendisinin siyasî, ekonomik ve ideolojik çıkarlarının başladığı yere kadardır. Bu yüzden de Doğu Türkistan Türklerini parçalara ve kamplara bölerek hükmetmek istemektedir.

Doğu Türkistan Türkleri, ABD'nin en sadık müttefiklerinden olan Türkiye'nin ABD'den gördüğü zararları iyi görebilmeli ve bundan dersler çıkartmayı bilebilmelidir…

 

25. Almanya Türk Federasyonu Büyük Kurultayı’nda İstiklâl

Gazetesi  ve Doğu Türkistan Resim Sergisi

 

25. Almanya Türk Federasyon Büyük Kurultayına 25.000 kişiden fazla Avrupa Türk'ü katıldı. MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin de şeref konuğu olarak katıldığı Kurultaya Türk dünyasından da çok sayıda misafir katıldı. Kültür değerlerinden kopmadan Avrupa'da hayatını sürdüren Türklere takdir ve tebriklerini belirten Bahçeli dakikalarca alkışlandı.

Avrupa Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonunun adı, genel kurul kararıyla, bir yıl içinde kuruluşu gerçekleştirilecek olan Avrupa Demokratik Ülkücü Türk Konfederasyonu'nun kurucu üyesi olması açısından Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu olarak değiştirildi. Yine alınan kararla Genel Başkanlığa Şentürk Doğruyol getirildi.

Doğu Türkistan ve İstiklâl Gazetesi Sergisi de oldukça fazla ilgi topladı. Hollanda ve Belçika Türk Federasyon Genel Başkanları da Doğu Türkistan Sergisini ziyaret ettiler. Bayanların yoğun ilgi gösterdiği sergide, zulüm resimlerine bakanların gözyaşlarına engel olamadıkları gözlendi. Her ziyaretçinin, “Dua ve yardımlarımız Doğu Türkistan Türkleri ile beraber olacaktır” sözleri günün en güzel sözü idi.

 

“Kayıtsız Şartsız Tam Bağımsızlık”

 

Rabiye Kadir, Doğu Türkistan’ın Kayıtsız şartsız bağımsızlığını elde etmek için mücadele etmekteyiz. Bizim bu mücadeledeki gayemiz ve maksadımız asla  değişmeyecektir.

 

Rabiye Kadir Hanım, “U-TV” nin Ziyaretini Kabulü Sırasında “Benim Bütün Hayatım Bağımsızlık İstemekle Geçti” dedi.

Doğu Türkistan halkının manevi annesi ve “Dünya Uygur Kurultayı” başkanı Rabiye Kadir Hanım 04.05. 2007 tarihinde Almanya'daki “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” tarafından tesis edilen “Uygur Tv.”nin sohbet programına katıldı.

 

Uygur Tv. de yaptığı konuşmada kendisinin bütün hayatının Doğu Türkistan'ın milli bağımsızlığını istemekle geçtiğini ve Doğu Türkistan halkının ortak gayesinin de Çin'den kurtularak hür ve bağımsız olarak yaşamak olduğunu özellikle vurguladı. Rabiye hanım söz konusu sohbet sırasında, yakın zamanlarda bazı Çin yayın organlarında yayınlanan “Rabiye Kadir bağımsızlık istemediğini beyan etti” mealinde çıkan yalan haberlere karşı net bir tavır ortaya koyarak “Ben ve benim başkanlığımdaki Dünya Uygur Kurultayı olarak, Doğu Türkistan'ın kayıtsız şartsız bağımsızlığını elde etmek için mücadele etmekteyiz. Bizim bu mücadeledeki gayemiz ve maksadımız asla değişmeyecektir” dedi. Sohbete katılan “Dünya Uygur Kurultayı”nın Genel sekreteri Dolkun Eysa ve “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin başkanı Abdulcelil Karakaş'ta yaptıkları konuşmalarda Rabiye Hanımın mücadeledeki maksadı, gayesi ve iradesine olan inançlarını ifade ettiler.      1. Sayfadan Devam-Perhat Yorunkaş: Yakın zamanlarda bazı Çin matbuatlarında Uygur halkının gayesinin müstakillik değil yüksek otonomi olduğunu söylediğiniz yolunda haberler çıktı. Bu haberler gerek demokrasi yanlısı Çinliler ararsında gerekse de Uygurlar ararsında epeyce velvele kopardı.  Sizin ne için mücadele ettiğinizi ve gayenizin ne olduğunu halkımız çok iyi biliyor. Fakat siyasi sezgi seviyeleri düşük olan ve sizin mücadele maksadınızı anlayamayan kişilerde kısmen de olsa bazı yanlış düşünceler oluşmaktadır.

Şu andaki fırsattan yararlanarak size şunu sormak istiyorum. Doğu Türkistan milli hareketinin maksat ve gayesinin ne olması gerekir. Sizin mücadeledeki hedefiniz nedir? Bu yakınlarda Çin matbuatlarında yer alan haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Rabiye Kadir: Teşekkür ederim Ferhat efendi. Teşekkür ederim Abducelil Karakaş Efendi. Sizlere öncelikle bu Doğu Türkistan Haber Merkezini kurarak halkımızın haber alma ihtiyacını giderdiğiniz ve halkımızın bütün dert ve sıkıntılarını dünyaya anlatma konusunda gösterdiğiniz direniş ve çalışmalar için sizlere ve sizlerin şahsında buradaki bütün savaşçılarımıza teşekkür ederim. Çok güzel bir soru sordunuz. Bu sorunuza istinaden kendi görüşlerimi ve gayemi halkıma bir daha tekrar etme gereği ortaya çıktı… Anlatmasam bile benim hapse girdiğim ve ticarete başladığım zamanlardan beri benim Doğu Türkistan'ın müstakilliği için yürütmekte olduğum mücadelemi ve arzularımı Uygur halkı taa Kaşgar, Hoten, Aksu'nun köylerinden başlayıp şehir halkına kadar tıpkı doktorların stetoskopla dinledikleri gibi gözlerime ve çehreme bakarak anlayabilirler. Yaptığım işlere bakarak anlayabilirler. Ben vatan içinde hakikaten çok zengin oldum. Eğer halkım unutmadıysa vatan içindeki toplantı, düğün ve faaliyetlerde Doğu Türkistan kesin olarak müstakil olmaz ise halkımızın içinde bulunduğu zulümden asla kurtulamayacağı hakkında izahatlar veriyordum. Ben bu maksada erişmek için para kazandığımı, bu maksada ulaşmak için fevkalâde haklar elde ettiğimi ve bu maksada ulaşmak için yürümekte olduğumu söylediğimde bazı kişiler “korkmadan böyle konuşuyor” diyerek hayretler içinde kalıyorlardı. Bazıları ise bu konuşmalarıma birer hayal ürünü olarak bakıyorlardı. Eğer unutmadılarsa bundan 30 sene önce ben bu işe kendini adayan bir kişiyim diyerek Aksu'daki bir öğretim üyesi dostuma onun evinde söylemiştim. Eğer onlarda bu gün bu televizyonu görüyorlarsa hatırlayacaklardır. Ben sonunda kendi maksadıma ulaştım.

İnsanlar fevkalâde şanslara sahip olmak ve fevkalâde paralar kazanmak için mücadele etmişlerse ve kendi maksatlarına erişmek için çalışmışlarsa ve fevkalâde bilim adamlarını gökyüzüne göndermek için mücadele etmişlerse, inleyerek dünyaya sesini duyuramayan ve bataklığa saplanan topraklarımı kurtarmak benim borcumdur. Ben bu maksadımdan ve 30 yıldır bu uğurda mücadele etmemden, hatta kendimi bildim bileli bu arzu içinde olmamdan ve damarlarımda dolaşan kandan yani Uygur kanından gurur duyuyorum.

Beni bu irademden geri çevirmedi. Ben birçok zorluklara ve engellere karşı koyarak bu günkü cefalı merhaleye ulaştım. Bütün herkes mücadele ederek fevkalade paralara, fevkalâde yaşam standartlarına, fevkalâde yüksek kademelere, fevkalâde güzel evlere eriştilerse ben 30 yıldır mücadele ederek bu cefalara zor eriştim. Ben niçin bu cefalara eriştim? Ben Uygur halkının müstakilliği için eriştim. Eğer benim, halkımı özgürlüğüne kavuşturma maksadım olmasaydı ben oğlum Ablikim ve oğlum Âlim Çin hükümeti tarafından hapis cezasına çarptırıldığında “O çocuklarım rahat ve huzur içinde yaşasınlar” diyerek orda duraklamış olurdum. Yada vatan içinde 5 kadına makyajımı yaptırıp süslenerek davetlerde başköşeye kurulup oturmuş ve güzelce yaşıyor olacaktım.

Ben bu dünyada hiçbir şeyde ayırım yapmam. Benim halkım ta ki, kendi müstakilliğine erişene kadar kimselerin verdiği yüksek otonomi, otonomi yada başka şeylerle o kendi aradığı bahta erişemez. Lakin işte o müstakilliğe erişebilmek için biz ne yapmalıyız dediğimizde Çin hükümeti bizi 57 yıldır aldata geldi. “meselâ Uygurlar kendi örf ve adetlerine kendileri sahip olacak. Kendi kaderlerini kendileri tayin edecek. Bizler 5 yıl süre ile Uygur halkına yardım ettikten sonra çıkıp gideceğiz.” Dediklerinde bizim ak gönüllü mümin halkımız Çin'in her 5 yılda bir çıkarttığı siyasetlerine, kızıl başlıklı bildirilerine inanarak “bu gün şöyle iyileşmeler var, yarın böyle iyi olacak” gibi sözlerine bu güne kadar aldana geldik.

Bizi aldatmak Çin'in vazifesi fakat bunlara aldanmak bizim tarihi vazifemiz değil. Allah bizleri bu Çinlilere aldansınlar diye yaratmadı. Benim müstakilliğimize erişmek için kendimce bazı tedbirler ve taktikleri kullanmış olmam ve bazı şeyleri söylemiş olmam mümkündür. Benim, yani Rabiye Kadir'in henüz otonomi, yüksek otonomi ya da müstakillik talebimizi bütün dünyaya ilân edecek hitaplar yayınlayacak, yada onlarla masaya oturup anlaşmalara imza atacak zamanlar gelmedi.

Ben muhabirlerle görüştüğümde muhabirlere şunları söylemiştim.”Benim toprağımı gasp etti. 1949 yılında benim halkımın toprağını gasp etti. Toprağımı gasp ettikten sonra benim zenginlik kaynaklarımı, benim iktisadî varlığımı, milli eğitimimi elimden aldı. Kültürümü, müziğimi hatta şarkılarımı bile gasp etti. Konuşma özgürlüğümüzü yok etti. Basın özgürlüğümüzü yok etti. Kendi tarihimizi öğrenme özgürlüğümüzü yok etti. Şimdi benim halkıma ne kaldı?” dediğimde muhabir yine sordu: “Benim halkım huzur içinde yaşamaya bile erişemedi. Huzurlu bir şekilde kendi evinde uyuma hakkına bile erişemedi. Bir bakıyorsunuz insanların evlâtlarını evlerinden alıyor. Bir bakıyorsunuz insanları “bölücü” diyerek tutukluyor. Benim halkım özgürlüğe, hürriyete ve ve benim halkım huzura muhtaç” diyerek ağladım. “Hatta ki, kendi verdiği otonomi yasalarını bile icra etmediler” dedim. Benim böyle dememden “Bize otonomi versinler” dediğim anlamı çıkmaz. Otonomiyi icra etmedikleri doğru.  Eğer icra etmiş olsalardı halk bu dereceye gelmezdi. Niçin dediğimizde, kızlarımızı Çin'in içeri bölgelerine götürüyorlar. Onların yerlerine Çinlileri getiriyorlar. Otonomi yasalarında böyle bir şey var mı? Çinlileri devamlı olarak bizim ülkemize getirerek bizim nüfusumuzu azınlık durumuna düşürmek otonomi yasalarında var mı? İcra edilmiş olsaydı halkımız birazcık olsun nefes alırdı.” Şeklinde dünya kamuoyunun ilgisini çekmek için ve Çin'in iç yüzünü dünyaya ifşa etmek için söylediğim sözlerden çok etkilenen ve bana acıyan muhabirler “Uygur halkı devlet kurmasa bile Uygurlara Otonomi olsun verseler bu halk huzurlu yaşardı” şeklindeki görüşlerini dâhil etmişler. Muhabirlerin bu ifadelerinden faydalanan demokrasi yanlısı Çinliler benim sözlerimi doğrudan Tibet lideri Dalaylama'nın Dramsala'daki sözleri ile mukayese etmişler. Olsun o da bir şeydir. Onlar öyle yazmışlar yazsınlar. Onlar kesinlikle benim ağzımdan çıkan sözler değil. Bunlar bir senet değil, sözleşme değil. O gazeteciler zaten benimle bir söyleşi daha yapacaklar. Bende hakikî görüşlerimi ifade edeceğim.

Benim görüşümün ne olduğu konusunda Çin bütün dünyaya beyanat ilân etti. “Rabiye Kadir demokrasi ve insan hakları kaftanını giyerek vatanın birliğini bozarak müstakil olmak istiyor” diye. Ora Çin'in toprağı değil ki.  Doğu Türkistan kendi toprağımız. Birilerinin toprağını bölerek gasp edelim demiyoruz.  Biz kendimizin haklı talebimizle üzerinde devlet kurduğumuz ve hukuken de bizim olan kendi toprağımızı geri almak istiyoruz. Bizim bu haklı davamızı bütün dünya destekleyecek, Allah'ta destekler. Uygur halkı da işte o günlere ümit bağlamalıdır. Ne tür zorluklarla karşılaşacağımıza aldırmaksızın, türlü dedikodu ve şikâyetlerin ortaya çıkmasına aldırmaksızın, Bizimle ilgili ortaya çıkacak problemlere aldırmaksızın bizler her türlü yöntemleri kullanarak kendi irademizle maksadımıza erişeceğiz.

Halkın bana inanmasını ümit ediyorum. Halk mademki bu hukuku bana vermiştir Ben de kesinlikle halkın beklentilerine uygun hareket edeceğim.

Dünya Uygur Kurultayının “Kendi kaderini kendi tayin etme” doğrultusunda faaliyet yürütmekte olduğu doğrudur. Biz hemen bir anda halkımıza müstakilliği sağlama sözü veremeyiz. Niçin denildiğinde: Çinliler kızlarımızı alıp götürüyorlar. Halkımızın konuşacak dermanı yok. Can verme öncesindeki bir insana öncelikle Yasin okunmuş su verilerek gözlerini açıp konuşacak hale gelmesini sağlamak gerekir. Biz şu anda halkımızın kendi kaderini kendi tayin edecek ve kendisi ile ilgili olarak iki çift söz edebilecek ve dünyaya halkımızın çekmekte olduğu zulümleri, halkımızın bahtlı ya da bahtsız olduğunu, halkımızın sesini, kendisinin bir millet olarak var olduğunu, bizim devletimizin aslen işgal edilmiş bir ülke olduğunu anlatmamız gerekir. Çünkü Çin şu anda bizleri dünyaya “Çin Müslümanları” olarak ilân ederek, “bu topraklar bizim ayrılmaz bir parçamız ve 2000 yıldır bize ait” diyorlar. Çin 2000 yıl önce var mı idi? Mançur ve Kalmuk istilâları sırasında neredeydiler? Çinlilerin yayınladıkları “Beyaz Kapaklı Kitap”larında böyle yalanlar söylüyorlarken bizim şu andaki vazifemiz kendi kaderini kendi tayin etme, insan hakları, özgürlük ve demokrasi tesis etmeyi önde tutarak mücadele yürütmektir. Çünkü bu yolla önce “köprü”yü inşa edeceğiz, ondan sonra da bu köprüyü kullanarak karşıda müstakillik meyvesinin olduğu yere gideceğiz. Ulaşmak istediğimiz hedefimiz orada duruyor.

Halkımız kendi kaderini kendi tayin ettikten sonra müstemleke olmaya razı olur mu? Asla olmaz. İşte “müstakil olacağım” diyerek elini kaldıracak kadar hakkı ve hukuku onlara temin etmemiz gerekir. Biz onun için çalışıyoruz. Bu çalışma esnasında çeşitli durumlarla karşılaşacağız. Yalan yanlış söylentilerde çıkacaktır. Bunların hepsi o söz konusu gazeteden çıkmıştır. O gazetede Çinlinin yazdıkları da yalan değilmiş. Demokrat Çinlilere bir defa daha şunu söylüyorum: bizim müstakilliğimiz ve otonomi meselemize eğer o Çinliler gerçekten demokratsalar niye b u kadar kafalarını takıyorlar? Onlar ne ilgilendiriyor otonomi yada müstakillik meseleleri? Onlar daha şimdiden Çin hükümetinin yani komünist Çin'in beyinlerine doldurduğu dehşet derecesindeki milliyetçilik ideolojisine sahip olduklarında demokratik ülkelere gelerek Amerika ve Avrupa ülkelerinin toprakları üzerinde durarak demokrasi için çalışmakta oldukları halde Uygur halkının müstakil olmasına, Tibet halkının müstakil olmasına, Moğol halkının müstakil olmasına karşı çıkmaktadırlar. Bu tavır ve tutum gösteriyor ki, komünist Çinlilerin 57 yıl boyunca aşıladıkları diktatörlük zihniyeti halen kaybolmamıştır. Eğer bu demokrat Çinliler bu fikirlerinden kurtulmazlarsa onlar demokrat değil birer diktatör olurlar. Eğer sen demokrat isen Doğu Türkistan, Tibet ve Moğolistan senin işgal ettiğin topraklardır. Sen “demokratım” diyerek ortaya çıktığına göre o toprakların sahipleri isterlerse seninle birlikte yaşar, isterlerse müstakil olarak yaşar. Onlar kendi kaderlerini kendileri belirleyebilirlerse ve sen bunlara izin verirsen demokrat olabilirsin. Sen “bütün milletler Çinlilerin baht ve saadeti için yok olsunlar” dersen sen nasıl demokrat olabilirsin? Sen ancak diktatör olursun. Bütün demokrat Çinlilerin bundan sonra bunlara çok dikkat etmeleri gerekir.

Perhat Yorunkaş: Sizin dış ülkelerde sürdürmekte olduğunuz faaliyetlerinizin önünü kesmek için çocuklarınıza ve ailenize zarar vermek gibi Çin'in rezil girişimleri sizin ruhsal yapınıza nasıl tesir etti? Çünkü siz bir annesiniz. Çin'in bu yaptıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin yürütmekte olduğunuz faaliyetlerinize etki eti mi?

Rabiye Kadir: Hayır benim dış ülkelerdeki faaliyetlerimi daha da güçlendirdi. Ben kaygılarımı gayrete dönüştürdüm.

Benim evladımın başına gelenler, benim ailemin başına gelenler 20 milyon Uygur'un başına gelenlerdir. Benim evlâdım Alim ve Ablikim'e verilen hapis cezası ve onların hapiste karşılaştıkları zulümler, hapishanelerdeki milyonlarca mahpusların başına gelenlerdir. Onların hepsi de benim evlâtlarımdır. Onlar “Vatan” diyerek, onlar “Toprak” diyerek hapse girdiler. Benim çocuklarımın ve ailemin başına gelen külfet benim Doğu Türkistan'ımın başına gelen külfettir. Benim ailem demek Doğu Türkistan demektir. Benim ailem demek Uygur demektir. Uygur demek Rabiye Kadir demektir. Bu yüzden Rabiye kadir çoktan kendi ailesinin Çin'in elinde ne türlü zulümlerle karşılaşacağına hazırlıklıdır. Benim çocuklarım da hazırlıklıdır. Benim çocuklarıma Çinliler bu kadar zulmetti. Benim hiçbir suçu günahı olmayan evlâdımı çok ağır biçimde döverek yaralayıp hapse attı.

Hatta hastalandığında hastaneye götürmedi. Bu mesele üzerine Amerikan hükümeti, Avrupa parlamentosu ve hatta birçok Avrupa devletleri benim çocuklarımın çekmekte olduğu zulümler üzerine konuşmalar yaptılar. Bu konuşmalar esnasında bunlar “Bu Rabiye Kadir gibi bir kadınla bütün dünya ilgilenirken çocuklarına Çin hükümeti suçsuz yere hapis cezası vermiş. Çin hükümetinin Uygur halkına yapmakta olduğu zulümler gerçekmiş” şeklinde bir ispatlamayı ortaya çıkarttı.

Ben şunu ifade etmek istiyorum ki; Çin siyasîleri henüz siyasî değillermiş. Çünkü biz dünyaya “Uygur halkını haksız yere tutukluyorlar, onlara suçsuz yere hapis cezası veriyorlar” derken, “bunlar kendilerince mübalâğa yapıyorlar” diyebiliyorlardı. Şimdi ise benim evlâtlarım meselesi, Hüseyin Celil meselesi ve daha başkalarının durumlarını gördükçe, Rabiye Kadir gibi bir insanın çocuğunu hiçbir suçu yokken tutukladıklarına göre Uygur halkının üzerindeki Çin baskısının arttığının göstergesidir.

Bunları Amerikan halkının gözde gazetelerinden ve Amerikan hükümetinin sesi olan Washington Post yazdı. Demek oluyor ki, bizim çocuklarımızın durumu Çin hükümetinin Uygur halkının üzerinde ne kadar diktatörlük uyguladığını bir defa daha ispatladı.

Benim çocuklarımın bir tek kılına dahi zarar verdirtmeden sağ salim geri alacağım. Benden gasp ettikleri mal-mülklerimin tamamını noksansız olarak geri alacağım. Bu dünyada

Hesapsız hiçbir şey olmaz. Her şeyin bir hesabı vardır. Ben öncelikle kendi topraklarımı geri alacağım. Halkımın haklarını alacağım. Ben size şunu söyleyeyim, şu anda bizim 16 yaş ile 22 yaş ararsındaki kızlarımızı utanmadan “işe yerleştireceğiz” vadi ile götürüp Çin'in içlerindeki fabrikalarda 10-12 saat çalıştırarak ve zavallı kızları dışarı çıkartmaksızın iki kişi iki tarafında biri de önünde üç kişiyle çıkartıyorlar. Bu açıkça bir hapishane kuralıdır ve kesinlikle hapse atılan suçlulara uygulanır. İşte bu kuralı yürürlüğe koymuşlar. Bunlar milyonlarca “ucuz iş gücü” olarak götürdükleri kızlarımızdır.

Çin ne kadar zorbalaşırsa dünya bizimle daha fazla ilgilenecektir. Çin ne kadar fazla zorbalaşırsa halkımız daha fazla uyanacaktır. Çin hükümeti kıyımı ne kadar arttırırsa bizim de buradaki hareketimiz o kadar sırlı, o kadar keskin ve o kadar şiddetli olacaktır. Bizim tedbirlerimizde Çin'in hareketlerine göre gelişecektir. Bu yüzden Çin'in bundan sonraki zulmünün derecesi bizim burada yürüteceğimiz hareketimizin hız kazanması, yükseltilmesi, kademe kademe uygulanması ve bütün dünyadaki Uygurların birleşmesi için bizlere imkân yaratacaktır.

Pehat Yorunkaş: Ziyaretimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İlave edeceğiniz başka şeyler var mı?

Rabiye Kadir: Bütün halkıma selâmlarımı iletiyorum. Onları kesinlikle gelecekte hürriyet bekliyor. Öyle bir dakikaya onlarda inansınlar. Onlarda gayret etsinler. Zulüm çekenler sonsuza kadar çekmeyecektir. Bu dünyanın sahibi var.

 

Uygur Tv' den Türkçeye Çeviren:

 Mehmet Emin BATUR                               

 

UYGUR TV (U-TV) ALMANYA  

TARİH:09.05.2007    SAAT  : 22.oo

Program Sunucusu:   Perhat Yorunkaş

Programa Katılanlar: Rabiye Kadir: Dünya Uygur Kurultayı Başkanı

Dolkun Eysa: Avrupa Doğu Türkistan Birliği Başkanı ve Dünya Uygur Kurultayı Başkâtibi

Abducelil Karakaş: Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı

 

 

“İstiklâl istiyoruz Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz”

 

Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin  Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar,  Hızırbek Gayretullah 05 Mayıs 2007  tarihinde Balıkesir Salih Tozan Kültür  Merkezinde düzenlenen konferansa katıldı.

 

Balıkesir, Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü Bugünü” konulu bir konferansa davet edilen Hızırbek Gayretullah, konferansta karşılaşmış olduğu sorulardan bir kaçı:

-Siz Doğu Türkistanlılar istiklâl mi yoksa, insan hakları mı istiyorsunuz?

- Bu gün Çin Halk Cumhuriyeti haricinde 100 milyon Çinli bulunmaktadır. Bu Çinliler Çin Halk Cumhuriyeti’nden insan hakları ile rejimin değişmesini istiyorlar ve bunu savunuyorlar. Biz Doğu Türkistanlılar toprağımızı istiyoruz, istiklâl istiyoruz. Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz. Anayurdumuz işgal edilmiş, asimile tehlikesi altındadır. Bu itibarla evvela, Doğu Türkistan’ın istiklâli, sonra insan hakları...     

 

GÜNÜMÜZDE DOĞU TÜRKİSTAN

 

' ...Bizler esaret altında yaşamaya mahkûm bırakılan bir ülkenin ve yok edilmek istenen bir halkın hür dünyadaki temsilcileri olarak sesleniyoruz.

Bizler de sizler gibi 58 yıl önce kendi topraklarımızda özgürce yaşamanın mutluluğu içindeydik.1863, 1933, 1944 yıllarında kurduğumuz 'hükümetlerle', bağımsız ülke olarak sizler gibi hür dünyanın içinde olma ümidinî taşıyorduk. Hatta kendi paramız vardı. Pasaportumuz vardı. Bayrağımız vardı. Millî Ordumuz vardı.

Ne var ki, 58 yıl önce kendi topraklarımızda 'bağımsız ye özgür olma hakkımız' zorla elimizden alındı. Komünist Çin askerî kuvvetleri 1949 yılında ülkemizi işgal ederek bağımsız ve hür yaşama hayallerimize ağır bir darbe vurdu.

İşgalin ardından halkımıza yönelik vahşî, insanlık dışı, temel insanlık haklarını hiçe sayan, tarifi imkânsız soykırım politikası uygulanmaya başlandı.

Petrol, Doğalgaz, Uranyum, Volfram, Altın, Kömür gibi oldukça değerli ve zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan ülkemizde halkımız, âdeta bir cehennem hayatı içinde, kelimelerle anlatılmayacak kadar 'utanç verici metotlarla' yok edilmek istendi.

30 milyon masum insan nükleer denemelerde 'canlı kobay' olarak kullanıldı... Nükleer denemelerden radyasyondan etkilenen on binlerce insanın tedavisi yapılmayarak ölmeleri sağlandı... Taklamakan Çölü'nün güneydoğu kısmındaki Lop- Nur'daki atom denemeleri merkezinde 50 defa nükleer deneme gerçekleştirilmiş olup, Doğu Türkistan ve Orta Asya'nın ekolojik (çevre) dengesi olumsuz etkilenmiştir. Bu denemeler yalnız insan sağlığına değil, tabiata ve hayvanlara da zarar vermiştir. Bu denemeler sonucunda halkımız arasında tarifi imkânsız hastalıklar ve fizikî değişiklikler olmuştur.

Yaklaşık son yarım asırda 200.000 bin masum insan çeşitli işkence ve devlet terörü metotlarıyla öldürüldü…

Bu yetmemiş gibi 1980 yılından itibaren 'nüfus plânlaması, bahanesiyle on binlerce kadın kolektif kürtaja tâbi tutularak on binlerce 'masum bebek' ana karnında iken vahşîce katledildi… Birçoğu kısırlaştırıldı. Çocukları zalim Çin Hükümeti tarafından vahşî biçimde öldürülen analarımız ağır psikolojik rahatsızlıklara duçar oldular, birçoğu üzüntüden öldü, birçoğu mecnun oldu.

On binlerce aydınımız, gencimiz Hitler'in Nazi Kampları'ndan bin beter 'çalışma kampları'nda sürgüne gönderilerek ölüme terk edildi... Birçoğu halen devam ettiği gibi 'enselerine kurşun sıkılarak' öldürüldü... Ne acıdır ki kurşunun parası dahi, öldürülen kişinin ailesinden 'kurşun vergisi' olarak geri alındı.. .Cesetleri ise ailelerine gösterilmeden iş makinelerince açılan büyük çukurlara gömülmektedir ...

Sözde 'Eğitim Kampları'nda gençlerimiz ve aydınlarımız her türlü fiziki ve psikolojik işkencelere tutulmak suretiyle, asimilâsyonun hızlandırılması amacıyla, halkımızı ayakta tutan ' direnç noktaları ' ve 'moral kaynakları' bir bir kurutulmaya başlandı. millî kimliğimizi ifade eden ve ecdatlarımızdan kalan tarihi, kültürel eski eserler, mekânlar, mezarlıklar yıkılmaya başlandı.

İnsanlarımız sırf dinî ve millî kimliklerinden dolayı, özgürce ve insanca yaşama taleplerinden dolayı yargısız infazlarla idam edildi ve hala her yıl ortalama 100 masum insan stadyumlarla düzenlenen, ölüm merasimleri ile idam edilmektedir... Sadece 1997 yılında, demokratik taleplerinden dolayı kurşuna dizilenlerin sayısı 300 kişiydi bizim bildiğimiz ise 3000 kişiyi geçmiştir... Özgürlük hareketlerini kanlı şekilde bastıran terörist Çin Hükümeti, demokratik talepte bulunan halkımızın mal-mülklerini müsadere etmiş, Çin'den getirilen Çinli göçmenler bu evlere yerleştirilmiştir. Bugün Doğu Türkistan'da birçok yerleşim birimine askerler ve asker aileleri yerleştirilmiş, âdeta askerî şehirler kurularak, halkımız abluka altına alınmıştır.

Halkımızın <Seyahat Özgürlüğü> elinden alınmış durumdadır. Halkımızın demokratik talepleri, kişi hak ve hukuklarının uygulanması gibi talepleri <bölücü> , <terörist> , <parti düşmanı> gibi komik suçlamalarla ağır cezalarla bastırılmaktadır.

'Dinî ibadetler' kısıtlandı... Bir çok ibadet yerleri yıkıldı 'ahır', 'sinema' haline getirildi. Dinî alimler ve şahıslar yargısız infaz edildi. Dinî ve millî kitaplarımız, millî medeniyetimize ait kıymetli kültürel mirasımız talan edildi. Bu tür kitap ve tarihi eserleri saklayanlar ağır cezalara mahkûm edildi. Ölülere bile işkenceler yapılarak resmen 'organ ticareti' yapılmaya başlandı...

Asimilâsyonu hızlandırmak amacıyla plânlı ve devlet teşvikli olarak Çinli göçmenler bölgeye yerleştirilerek halkımız 58 yıl içinde kendi topraklarında 'azınlık' durumuna düşürüldü... Doğu Türkistan'da 1949 yılında ki %3 Çin nüfusu 1990'lı yıllarda %50' ye ulaşmış durumdadır.

Sözde <özerk yönetimi statüsü> altında hür dünyaya şirin gözükmek amacıyla, Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından uygulamaya konulan sözde bölgenin kalkınmasına yönelik girişimlerle aslında olası bağımsızlık hareketlerinin önünün kesilmesi ve bölgenin hızla 'Çinlileştirilmesi' amaçlanmaktadır.

1949 öncesi hemen hemen hiç görülmeyen 'içki ve uyuşturucu alışkanlığı' âdeta teşvik edilerek halkımız yavaş yavaş yok edilmesi plânı uygulanmaya konuldu... Hatta Çinli fahişeler vasıtasıyla AİDS hastalığının yayılması karşısında hiçbir önlem almayarak, neslimizin bozulması, sağlıksız nesiller oluşması yönünde gizli teşvik uygulanmaktadır.

Tüm bu baskı, zulüm, işkenceler yetmiyormuş gibi ülkemin tarihi, coğrafî ve siyasî adı olan >Doğu Türkistan< adı 'yeni ilhak edilen toprak' manasına gelen Sinkiang = Xinjiang olarak değiştirilmek suretiyle, 1.824.418 km2 genişliğindeki ülkemiz üzerinde hak talep etmektedir. Doğu Türkistan hiçbir zaman özerklik yasası, uygulanmış değildir. 1949 yılından bu yana demokratik seçimler yapılmamıştır. Bürokraside tayinler Pekin'in onayı ve Komünist Parti'nin talebiyle gerçekleştirilmektedir. Sözde mevcut <özerk yönetim>de görevli olan halkımızın inisiyatif kullanma ve devlet temsil etme hakkı ve hukuku kesinlikle yoktur.

Velhasıl dün olduğu gibi bugün de Komünist Çin işgali altındaki halkımızın her saniyesi azap, korku, açlık, işkence ve manevî mahrumiyetler içinde geçmektedir. Ancak ne acıdır ki; cehennemi bile aratacak korkunç trajedinin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği Çin istilâsı altındaki Doğu Türkistan'da 'yaşam mücadelesi veren halkımız' feryatlarına kulak verecek, insanî yardım elini uzatacak bir ülke çıkmadı.

Hür dünyanın bu trajedi karşısındaki sessizliği ve kayıtsızlığı ve uluslararası caydırıcı hiçbir tedbirin alınmaması karşısında Komünist Çin Hükümeti daha da cesaretlenerek, halkımız ve bölgeyi tamamıyla 'Çinlileştirme politikasını ' sinsice her alanda uygulamaya koydu.

Yanan her 'kandil' söndürüldü... Yükselen her 'ses' susturuldu...

İletilen her 'talep' hasıraltı edildi... Ve  açan her 'çiçek' kurutuldu.

Çin tarihini, Çin halkının karakteristik özelliklerini ve Komünist Çin siyaseti yakından bilenlere malûmdur ki, eğer uluslararası kamuoyunun dikkati çekilmezse, siyasî, ekonomik ve askeri desteği alınmazsa çok yakında esaret altındaki 30 milyon insanın <sarı tehlike>karşısında dayanacak gücü kalmayacaktır...

Ve şu gerçek unutulmamalıdır ki, nüfusu 1,5 milyara yaklaşan 'Sarı Tehlike' yalnız bizim ülkemiz halkımız için değil, tüm hür dünya içinde ciddî bir tehlike ve tehdittir...

Komünist Çin yönetimi 21 yüzyılda üç aşamada 'dünyaya hâkim olma' plânını uygulamaya koymuştur.

Emperyalist Pekin yönetimi; işgali altında bulundurduğu Doğu Türkistan'ı çıkış kapısı olarak kullanıp önce Orta Asya'daki yeni bağımsızlıklarına kavuşan devletlere, akabinde ucuz iş gücü enerji ve ticarî vaatlerle Türkiye'yi basmak olarak kullanıp Avrupa'ya kadar uzanan Avrasya coğrafyasını uranyumu zenginleştirme ve nükleer füzeler geliştirme ve terörist hareketlere sponsor olma gibi emperyalist bir amaç için kullanmayı hedeflemektedirler.

 'Uluslararası terörizmin gizli sponsoru' konumundaki Kızıl Çin, her bakımdan uluslararası dünya barışını, hür dünyanın güvenliğini ve insanlığı tehdit etmektedir. Velhasıl tarihin utanç sayfalarında her zaman yazılı olacak bir işgal ve istilânın ötesinde ülkemizde alenî ve çirkin soykırım uygulanmaktadır.

İşte böyle acımasız ve gayri medenî bir ülkenin işgalindeki bir 'cendere' altında yaşayarak 58 yıldır dayanan halkımız, 58 yıldır ümitle beklemeye koyuldu...

Ölülere bile işkencenin yapıldığı, kota fazlası bebeklerin öldürüldüğü, göbek kordon bağlarının ticareti yapıldığı cehennemi bile aratacak böyle bir<trajik manzara> karşısında, hür dünyada yaşayan bizlerin, sizlerin, tüm medenî dünyanın daha fazla sessiz ve kayıtsız kalması beklenemezdi. Nitekim zulüm karşısında gösterilemeyen, insanî tepki, soykırımı hızlandırılmıştır. Baskılar onur kırıcı ve dayanılmaz boyutlara gelmiştir.

Takdir edersiniz ki; işgal altındaki ülkemizde yok edilmek istenen 30 milyon halkın hayatta kalma mücadelesi, sesini duyurma gayreti karşısında; hür dünyada yaşayan biz Doğu Türkistanlı mültecilerin daha fazla sessiz ve tepkisiz bekleme hakkımız ve lüksümüz olamazdı...

İşte bugün, gerçeklerin bilincinde halkımızın anonim onayı ve işgal altında mücadele eden siyasî liderlerimiz ortak kararı ile bu tarihi günde halkımız beklentilerine bir nebze de olsun cevap verecek bir adımı atmış bulunuyor. Ve Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetini ilân etmiş bulunuyoruz.

 

Hükümet faaliyet Programının Esasları :

 

1)14 Eylül 2004 tarihinde saat 14.45'de ilân edilen 'Sürgünde Doğu Türkistan Hükümeti', bugün düzenlenen 'yemin merasimi' ifade ederek işbu 'beyanname' ile resmiyetini tamamlamış bulunmaktadır.

2)Yüzbinlerce şehit pahasına geldiğimiz bu nokta, yakın gelecekte hür dünyanın desteğiyle bağımsızlık ve özgürlük yolunda uluslar arası arenada atılmış  en önemli bir ve siyasî bir manevradır...

3)Hükümetimiz;1863,1933ve 1944 yıllarında kurulan 'Doğu Türkistan Millî Hükümetleri'nin devamı ve tek yasal temsilcisidir...

4)Doğu Türkistan'ın 1949 öncesi üniter yapısını benimseyen, 'bağımsızlık ve hürriyet benim karakterimdir' diyen, millî kahramanların yolundan yürüyen her Doğu Türkistanlı bu Hükümetin tabii vatandaşlarıdır...

5)Millî davamızı dünya gündemine taşıyacağına ve esaret altındaki halkımıza moral ve ümit vereceğine inandığımız Hükümetimizin kurulmasında saygın konukseverliği ve hoşgörüsünden dolayı başta ABD kamuoyu olmak üzere tüm insan hakları örgütleri ve lobilerine şükranlarımızı sunuyoruz.

6)Hükümetimiz; emperyalist Kızıl Çin yönetimine bağlı sözde 'Sinkiang Uygur Özerk Yönetimi'ni ve 'Pekin işgalini' reddetmektedir.

7)Doğu Türkistan halkının sabrı taşmıştır. Doğu Türkistan halkı başta Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere bütün uluslararası teşkilâtlara ve hür dünya ülkelerine seslenmektedir ki, Çin terörizmini yok etmek, demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanı Çin diktatörlük rejimini yıkmak sadece Doğu Türkistan halkının veya Tibet, İç Moğolistan yada Mançurya halkının vazifesi değildir. Bütün hür dünya ülkelerinin vicdanî ve insanî sorumluluğu vardır. İşte Hükümetimiz; bu sorumluluğu hür dünya ülkelerine her vesileyle sürekli hatırlatacaktır. Çünkü şu bilinmelidir ki, başta Doğu Türkistan olmak üzere Kızıl Çin esaretindeki Tibet, Mançurya, İç Moğolistan ve Tungan (Çinli Müslümanlar) sorununa çare bulunmazsa, yalnız bu bölgenin değil, Asya'nın ve tüm dünyanın güvenliği ciddî tehdit altına girecektir.

8)Hükümetimiz; işgal altındaki topraklarımızın tam bağımsızlığını ve esir halkımızın hürriyetini kazanması yönünde, işgalci komünist Çin Hükümeti üzerinde, uluslararası müeyyidelerin uygulanması noktasında 'demokratik baskılar ' ın kurulması yönünde siyasî ve hukukî girişimlerde bulunacaktır...

9)Hükümetimiz; halkımıza özgür bir gelecek sağlayacak her türlü yasal önlemi alacaktır... Doğu Türkistan halkı son nefesini verinceye kadar terörist Çin Hükümeti ile mücadelesini sürdürecektir.

10)Hükümetimiz; millî ve dinî kimlikleri yok edilme tehdidi altında yaşam mücadelesi veren halkımızı 58 yıldır ayakta tutan 'maddî ve manevî değerlerimizi' yaşama, yaşatma ve nesillere aktarma yolunda kararlı bir tutum sergileyecektir .

11)Hükümetimiz; esaret altındaki halkımıza zarar verecek her türlü terör eylemlerinden, söylemlerden uzak kalacaktır. Ama asla 'yumuşak bir politika' izlemeyecektir.

12)Hükümetimiz; esaret altındaki halkımızın Çin'in sinsi soykırımı hedefleyen politikası karşısında halkımızın sürekli uyanık olmasını temin edecek her türlü önlemi alacaktır.

13)Hükümetimiz; mazlum, mağdur ve masum Doğu Türkistan halkının millî kimliklerini koruma noktasında bağımsızlığa giden yolda, her türlü siyasî girişimini demokratik, barışçı, insan hakları çerçevesinde sürdürülecek olup;

1)Nükleer denemelerin son bulmasının, nükleer atıkların temizlenmesi radyasyondan etkilenen vatandaşlarımızın gerekli tedavilerinin ücretsiz yapılması...,

2)İnsan hakları ihlâllerinin, yargısız infazların sona erdirilmesi ...,

3)Zorunlu kürtaj ve kısırlaştırma gibi gayri insanî operasyonların durdurulması...,

4)İzinsiz ve zorunlu organ alımının durdurulması..,

5)Çinli vatandaşlara uygulandığı gibi uyuşturucunun yasaklanmasını ve uyuşturucu ticareti yapanların cezalandırılması ve bölgeden uzaklaştırılması..,

6)Doğu Türkistan'a plânlı Çinli göçmen yerleştirilmesinin durdurulması ve 1949 yılı sonrası bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenlerin bölgeden uzaklaştırılması..,

7)Halkımıza uygulanan seyahat özgürlüğü kısıtlamasının kaldırılması ve her yıl dinî ziyaretlerini yapabilmeleri için gerekli kolaylığın gösterilmesi...,

8)Karşılıklı akraba ziyaretlerine getirilen yasakların kaldırılması, vize kolaylığının sağlanması. ..,

9)Çin ' in de imzaladığı BM Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi Sözleşmesi'nde belirtilen kararların uygulanması. ..,

10)BM'lerce onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yazılı ilkelerin uygulanması. ..,

11)Bölgedeki yeraltı ve yerüstü kaynakların satışından, ihracatından elde edilen gelirin öncelikli olarak Doğu Türkistan halkının yaşam standartlarının iyileştirilmesinde kullanılması. ..,

12)Ülkenin işgal edildiği 1949 yılından bu yana siyasî, dinî, kültürel nedenlerle veya ifade düşüncelerinden ya da demokratik taleplerinden dolayı tutuklananların serbest bırakılması. ..,

13)Haksız ve siyasî nedenlerle idam edilenlerin ailelerine yeterli miktar da maddî tazminatların ödenmesi ...,

14)Ve tüm bunların adil şekilde uygulanmasının temini için başta BM olmak üzere UNESCO, UNICEF, KIZILHAÇ, KIZILAY, AMNETY INTERNATIONAL, İKÖ (İslam Konferansı Örgütü), BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu)UNPO(Birleşmiş Milletlerde Temsil Edilmeyen Halklar Teşkilâtı), AB (Avrupa Birliği) gibi benzeri uluslararası kurum ve kuruluşların bölgede birer temsilciliklerinin açılmasına izin verilmesini sağlayıcı önlemleri almak, aldırmak, uygulamak, uygulatmak yolunda her türlü insanı vicdanî, kanunî haklarımızı kullanmada tereddüt gösterilmeyecektir.  siyasî, kültürel, ekonomik ambargolar uygulanması, kredilerin kesilmesi, uluslararası yaptırımların uygulatılması yönünde hükümetimiz her kapıyı çalarak girişimlerde bulunacaktır.

15)Hükümetimiz; Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın1949 öncesi (1933,1944) 'bağımsız ülke' ,'bağımsız hükümet' statüsüne kavuşturulması noktasında, her türlü yasal siyasî, hukukî, demokratik haklar ve uluslar arası müeyyidelerin uygulanması için gayret gösterecektir.

16)Hükümetimiz; Anayasanın 6. bölüm 3.md.si gereği, devletin millî çıkarları doğrultusunda, parlâmentonun onayını alarak, gelişen şartlar dahilinde Pekin yönetimi ile müzakere yapma kapısını açık tutar .

17)Hükümetimiz; Doğu Türkistan Davasını, İnsan Hakları İhlallerini, Doğu Türkistan halkının bağımsızlık ve özgürlük taleplerini uluslararası gündeme taşıyarak, 1949 öncesi meşru haklarımızın yani bağımsızlık ve hürriyetimizin temini noktasında dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye ve desteğini almaya çalışacaktır.

18)Hükümetimiz; öncelikle Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davasını Birleşmiş Milletlerin gündemine getirme yolunda ülkeler nezdinde girişimde bulunacaktır.

19)Yukarıda özetle belirtilen amaç ve hedefler çerçevesinde;

a )BM ilkelerine bağlı,

b )Demokratik ve özgürlükçü ilkelere sadık,

c)Uluslararası hukuk ve kurallara saygılı

d)İnsan Hakları Beyannamesi ile ilgili sözleşmelerine bağlı

e)Hiçbir ülkenin tekelinde,  güdümünde ve baskısında olmayan,

f)Doğu Türkistan halkının millî idaresiyle 14 Eylül 2004 tarihinde ilân edilen 'Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri ve milletvekilleri yemin etmek suretiyle 5 yıllık süre ile seçilmiştir. 20)Hükümetimiz; işbu 'Hükümet programı ve beyannamesi' ile tüm ülkeler uluslararası resmî kurum ve kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, siyasî partilerden, uluslararası şirketlerden siyasî, ekonomik,  eğitim,  kültürel ve askerî alanlarda;

a)'Resmi Tanınma' talep etmektedir.

b)'Sembolik Tanınma' talep etmektedir.

c)'Manevi Destek' talep etmektedir.

d)'Maddi Destek' talep etmektedir.

21)Yalnız özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda yok olmama savaşı veren bir halkı temsil eden Hükümetimize gösterilecek her türlü ilgi, yardım ve destek şüphesiz Doğu Türkistan halkı tarafında unutulmayacaktır.

 

Balıkesir, Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü Bugünü” konulu bir konferansta Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek Gayretullah’ın konferans konuşmasından bir bölüm Balıkesir Salih Tozan Kültür Merkezi- 05 Mayıs 2007

 

Uluslararası Af Örgütü Çin Hâkimiyetini “Olimpiyatlardan

Yararlanarak İnsan Haklarını İhlal Ediyor” Diyerek Kınadı

 

Pekin olimpiyatlarının yaklaştığı bir zamanda Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan Halkına yönelttiği bastırma hareketleri de özellikle arttırılmış bulunmaktadır.

 

ETIC-BBC'nin Nisan ayının 30'unda verdiği habere göre Merkezi İngiltere'nin Londra şehrinde bulunan “Uluslararası Af Örgütü” bu yakınlarda özel bir rapor yayınlayarak, Çin hâkimiyetinin 2008 yılında yapılacak olan Pekin Olimpiyatları'nı Çin'deki insan hakları savunucularını sindirmek için bir vasıta olarak kullanmak istemekte olduğunu vurguladı.

Her ne kadar Çin hükümeti dünya kamuoyuna insan haklarını iyileştirme konusunda sözler vermişse de bu cihette hiçbir gelişme görülmemiş olması kınandı. Söz konusu raporda yine, Çin hâkimiyetinin insanları yargılamadan 4 yıla kadar hapishanelerde tuttuğu, haber organları ile internet ilişkilerine yönelttiği baskı ve kontrolleri de ayrıca arttırdığı kaydedilmiş olup, uluslararası spor olimpiyatları komitesinden Çin hâkimiyeti ile müzakereler yürütme ile insan haklarında iyileştirmeler konusunda Pekin makamlarına baskı uygulanması talep edilmiştir.

Pekin olimpiyatlarının yaklaştığı bir zamanda Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan halkına yönelttiği bastırma hareketleri de özellikle arttırılmış bulunmaktadır.

Daha yakın bir zamanda Rabiye Hanım’ın Doğu Türkistan'daki oğlu Abdulhekim ile, Kanada vatandaşı ve Doğu Türkistan siyasi faaliyetçisi Hüseyin Celil Çin yargısı tarafından hiçbir delil olmaksızın ağır hapis cezasına çarptırılmıştır. Aynı zamanda Doğu Türkistan'ın başka bölgelerinde de çok sayıda Doğu Türkistanlı siyasi isnatlarla tutuklanarak hapse atılmıştır. 01.05.2007

 

“Avrupa Doğu Türkistan Birliği”nin  Frankfurt Şubesi Kuruldu

 

19.05.2007 günü Almanya'nın Frankfurt şehrinde “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatının Frankfurt şubesi resmen kurulmuş olup, milli mücadele saflarımıza yeni bir güç katıldı.'     19.05.2007 günü Almanya'nın Frankfurt şehrinde “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatının Frankfurt şubesi resmen kurulmuş olup, milli mücadele saflarımıza yeni bir güç katıldı.

Almanya'nın büyük şehirlerinden sayılan Frankfurt şehri Almanya çapında Münih şehrinden sonra Uygurların çokça yaşamakta oldukları şehirlerden biri olup, burada yaşamakta olan Uygurlar Doğu Türkistan davasının Almanya'daki etki alanını dahada fazlalaştırmak ve Almanyada bulunan Uygur teşkilatlarına aktif bir şekilde uyum sağlayarak hareket etme gayesi ile Frankfurt şehrinde yasal bir teşkilat kurmak ve bu teşkilat adına organize bir yol izleme konusunda ortak bir fikir birliğine varmışlardı.

19 Mayıs 2007 tarihinde Frankfurt şehrinde teşkilatın kuruluş merasimi yapılarak “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Frnkfurt Şubesi” resmen kurulmuş olduğu açıklandı. Teşkilatın kuruluş merasimine Almanya'nın Münih şehrindeki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”nin başkanı Dolkun Eysa başkanlığındaki bir heyet özel olarak gidip katıldı ve teşkilatın yönetim kurulu seçimlerini bizzat gözlemledi.

Demokratik bir seçim sonucunda Köreş Atahan söz konusu teşkilatın başkanlığına, Osman Tursun başkan yardımcılığına, Eli Abdurusol sekreterliğe, Ötkür Memtimin muhasipliğe, Hemit Kadir teftiş kuruluna seçildiler.

Mezkûr teşkilat “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” teşkilatına uyumlu bir şekilde faaliyet sürdürecek.       “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”, Uygurlar tarafından Avrupa'da kurulan ilk Uygur Teşkilatı olup, 1990 yılında Tanınan Uygur Siyaset adamı Erkin Alptekin'in başkanlığında kurulmuştu. ETIC

 

Almanya Güvenlik Dairesi, Almanya Fabrikalarını Çin Casuslarına

Karşı Uyanık Olmaları Konusunda Uyardı

 

Çin hâkimiyetinin, öğrenci, tüccar ve turist adı altında dış ülkelere çıkmakta olan Çin vatandaşlarına casusluk yaptırmakta olduğu bildirilmiştir.

“Almanya Dalgaları Radyosu”nun verdiği habere göre, Almanya Devlet Güvenlik Dairesi tarafından 5. ayın 15. günü yayınlanan yıllık raporda bugün Çin hâkimiyetinin, öğrenci, tüccar ve turist adı altında dış ülkelere çıkmakta olan Çin vatandaşlarına casusluk yaptırmakta olduğu bildirilmiştir.

Bu kişilerin gittikleri ülkelerin durumu ile ilgili bilgi toplayarak Çin Komünist partisine göndermekte oldukları ve bu yüzden Çin casuslarına karşı dikkatli olunması gerektiği de ortaya konulmuştur.

Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre Çin casuslarının asıl hedefleri Almanya'daki fabrikaların ileri teknolojileri olup, tekoloji hırsızlığı sebebiyle Almanya'nın bir yıllık maddi zararının birkaç milyar Euro'ya ulaştığı bildirilmektedir. Zarara uğramakta olanların çoğunluğu orta ve küçük ölçekli fabrikalar olup, bu yıl Şubat ayında Almanya Güvenlik Dairesi yetkilileri ülkedeki fabrikalara yönelik uyarılarda bulunmuştu. (ETIC)

 

Kırgızistan'da Kaşgarlı Mahmut Hatırlandı

 

Kırgızistan'ın başkenti Bişkek'teki “Atatürk Alatav Üniversitesi”nde “Kaşgarlı Mahmut ve Türk dünyasının dili, edebiyatı, kültürü ve tarihi” adı altında uluslar arası ilmi muhakeme toplantısı yapıldı.

Bu seferki toplantıyı Türkiye Cumhuriyetinin Türk Dünyası İşbirliği ve Kalkınma idaresi ile Kırgızistan Kültür Bakanlığı birlikte organize etti. Toplantıda Kaşgarlı Mahmut'un Türk Toplulukları Kültür, dil ve edebiyatının şekillenmesindeki rolü üzerinde değerlendirmeler yapıldı.Toplantıda bazı ilim adamları Kaşgarlı Mahmut'u Türk milletinin ortak bir ismi olduğunu dile getirdiler. ETIC-03.05.2007

 

Toksu Nahiyesinde Baldırı çıplak Bir Hocanın Öldüğü Gün Eğlence

Düzenleyen Yasin Turdi Tutuklandı

 

ETIC “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin bildirdiğine göre, Aksu'nun Toksu nahiyesindeki Yasin Turdi bu yıl 70 yaş civarında olup, o, siyasi sebeplerle aşağı yukarı 20 yıl hapiste yatmıştı.

Bu yıl Ocak ayının 29'unda Toksu Nahiyesi siyasi meclisin eski başkanı ve hükümet tarafından “Vatanperver dini zat” olarak adlandırılan Abdulla Damollam ölmüş ve hükümetin organizasyonu ile bir defin merasimi düzenlenmiştir.

Aynı gün Yasin Turdi kendi evinde eğlence tertip etmişti. Başkaları, Abdulla Damolla'nın ölümü için “ Toksu nahiyesinin bir lambası söndü” dediklerinde Yasin Turdi bu ifadeleri reddetmişti.

Hükümet yetkilileri bu durumdan haberdar olduğunda, Yasin Turdi'yi “Vatanperver dini zatımızın öldüğü gün sevinerek eğlence düzenledi ve fitne yarattı” şeklindeki siyasi iftiralarla aynı gün tutuklayıp hapse atmış ve halen serbest bırakmamışlardır.

Yasin Turdi'nin 5 ilâ 15 yaşları ararsında beş çocuğu var ve eşi de işsiz. Yasin Turdi tutuklanarak alınıp götürüldüğünden beri onun aile efradı oldukça zor şartlar altın bulunuyorlar.

 

İnsan Hakları Teşkilatının Raporunda Uygurlar Meselesi

 

RFA'nın verdiği habere göre, “Uluslararası Azınlık Milletlerin Haklarını Koruma Grubu” ile “Çin'de İnsan Hakları” adlı teşkilatlar tarafından müşterek olarak yayınlanan “Çin'deki iktisadi kalkınmalardan Uygur, Tibet ve Moğol milletleri yararlanamadılar. Tam tersine onlar ekonomik sömürülere maruz kaldılar” şeklinde ifadeler yer aldı. Raporda yine, Uygur, Tibet, Moğol milletleri kendilerinin dil ve kültürlerinin yok edilmesi tehlikesine uğradılar. Geniş çaplı demiryolu ve çevre yolu inşaatları, yerli halkın iktisadi yönden kalkınmasını değil, tam tersine Çin'in başka bölgelerindeki iktisadi kalkınmanın ihtiyaçlarını temin etmek için kullanıldı. Her geçen gün iyileşmekte olan ulaşım imkânları yerli halkın doğal zenginliklerinin Çin'e taşınmasında ve Çin askerlerinin kalabalıklar halinde gelerek yerli halkın kültürünü zayıflatmasına kolaylık sağladı” denilmektedir.

Yukarıdaki raporda, “Çin hükümeti azınlık milletlerin tek devlet, tek dil ve tek kültür dayatmalarını kabule zorlandı. Bunu kabul etmeyenleri milli bölücü olarak suçlaya geldi” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca yine söz konusu raporda, her ne kadar Çin hükümeti azınlık milletlerin(!) korunması ile ilgili bir dizi uluslarararsı sözleşmelere imza atmışsa da, kendisinin imzaladığı anlaşmaların hiçbirine uymadığı da beyan edilmektedir. ETIC-03.05.2007

 

İli'de “Terörizm”e Karşı Askeri Manevra Yapıldı

 

“İli gazetesi”nin verdiği habere göre, 12.05.2007 günü İli'nin Mongulküre nahiyesindeki bir sınır müdafaa bürosu etrafında sözde “terörizm”e karşı askeri manevra icra edilmiştir.

Bu defaki manevranın düzeni şu şekilde olmuştur: O gün sabah saat 9.oo'da 20 “terörist” gizli bir şekilde Mongulküre'deki bir sınır müdafaa noktasına gelip bu noktaya ani bir baskın düzenleyerek sınırda “zorba terör vakası” meydana getirerek bölgenin asayiş ve güvenliğini bozma girişiminde bulunmuş. O esnada polis, jandarma ve milislerden oluşan silahlı sınır müdafaa birlikleri “terörist”lerin ani baskınına karşı koyarak 20 dakika gibi bir süre içerisinde 20 “terörist”i öldürerek kesin bir zafer elde etmişlerdir.

Bu defaki askeri manevrayı, İli eyaletinin üst düzey yetkilileri, “Bingtuen”in İli'de mukim 4. tümeninin rütbelileri “İli Askeri bölge” komutanları ve Korkas Sınır Kapısının resmi görevlileri birlikte izlemişlerdir.

İli eyaletinin siyasi yasa komitesinin sekreteri Zhangyün bu defaki askeri manevradan sonra yaptığı konuşmada “İli sınırları içerisindeki sınır kapıları, sınır dışındaki düşman güçlerin bizi batılılaştırma ve parçalama suikastını icra etmedeki mühim yerlerden biridir. Sınır vaziyetimiz oldukça karışık, bu yüzden güvenli bir sınır oluşturma alanındaki çalışmalarımızı bütün gücümüzle yaygınlaştırmamız gerek” demiştir.

Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'ın sınır boylarındaki asker sayısını özellikle arttırdığı ve Bingtuen'in bazı tuan- alanlarını sınır boylarına yerleştirmeyi hızlandırmakta olduğu görülmektedir.

Çin hâkimiyetinin günümüzdeki asıl maksadı, Doğu Türkistan halkının dış dünya ile olan alakasını tamamen kesmektir.ETIC

 

.Diktatör Özbekistan, Rehmetcan Ehmet İsimli Bir

Uygur'u Çin'e Teslim Etti

 

ETIC'in edindiği bilgilere göre, 11.05.2007 tarihinde Özbekistan Hükümeti, 1997 yılından beri Orta Asya devletlerinde ticaretle uğraşan Doğu Türkistanlı iş adamı ve dolar milyoneri Rehmetcan Ehmet isimli Uygur genci Taşkent vilayetinde siyasi iftira ile tutuklayarak Çin'e teslim etmiştir.

Taşkent'teki bazı Uygurların anlattıklarına göre Rehmetcan Ehmet'i tutuklamak için Çin polisleri de bizzat katılmışlardır. Rehmetcan Ehmet tahmini olarak 30 yaşlarında olup, Doğu Türkistan'ın Gulca vilayeti Agku mahallesindenmiş. Rehmetcan Ehmet'in takva sahibi ve yardımsever bir kişiliğe sahip olduğu biliniyor.

Ticari sahada da oldukça başarılı bir iş adamı olup, sermayesi milyon dolarlar seviyesinde imiş. Özbekistan polisleri ile Çin polisleri onu tutukladıklarında Taşkent'teki mal-mülkleri ile ilgili tedbir almasına bile izin vermeksizin aynı gün alelacele Çin'e götürmüşlerdir.

   

“Orta Asya Polis Teşkilatları Dayanışma Merkezi” Binasının

 İnşaatı Resmen Başlatıldı.

 

“Tiyanşan (Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nin 18.05.2007 tarihinde verilen habere göre, “Şanghay İşbirliği Örgütü” tarafından alınan ilgili kararların yapısı gereği kurulan “Orta Asya Polis Teşkilatları Dayanışma Merkezi” binasının inşaatı bu yakınlarda Miquan nahiyesinde resmen başlatıldı.

“Sinkiang(Doğu Türkistan)Toplum Güvenlik Bakanlığı”nın sorumlularının bildirdiğine göre, bu merkezin inşaatı tamamlandıktan sonra orta ve Güney Asya ülkelerindeki Polis teşkilatları ararsındaki “terörizm”e karşı ortak hareketler hakkında eğitim verilecekmiş. Böylece “terörizm”e darbe vurmayı araştırma ve Doğu Türkistan'daki polisleri bu alanda eğitmek… gibi vazifeler yürüteceklermiş.

Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre, bu merkezin inşaatı için 1 milyar 225 milyon yuen harcanacak. Söz konusu merkezin inşaatı, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan milli hareketlerine yönelte geldiği bastırma ve soykırım hareketlerinin bundan sonra da güçlendirileceğini haber vermektedir.ETIC

 

Kazakistan'dan “Orta Asya Devletleri Birliği” Kurma

Hakkında Teklif

 

Türkiye'deki milliyetçi güçler de uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'ı da kendi içine alacak şekilde bütün Türk ellerini birleştirerek “Dünya Türk Birliği”ni kurma teşebbüsü içinde olmuşlardır. Fakat onların bu teşebbüsleri Rusya ve Çin'in sert şekillerde karşı çıkışları ile karşılaşmıştır.

 Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan'ı ziyaret ederek Kırgızistan Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev ile görüşerek Orta Asya Devletleri Birliği kurma meselesi hakkında müzakerelerde bulundu.

Kırgızistan devlet başkanı Kurmanbek Bakiyev Nazarbayev'in Orta Asya devletleri Birliğini kurma fikrini destekleyeceğini vurgulayarak “Ben Kırgızistan devlet başkanı olma sıfatımla bu teşebbüsü kollayacağım” demiştir.

Devlet başkanı Kurmanbek Bakiyev yine, “Mühim olanı şu ki, eğer Kırgızistan ile Kazakistan böyle bir birlik konusunda mutabık kaldılarsa bizim bu işi yapmamız gerekir. Bence dört devletin hepsinin de aynı fikirde olmalarını beklemeye gerek yok” diyerek sözlerini sürdürmüştür.

Nazarbayev bundan üç hafta önce Orta Asya devletleri Birliğini kurma fikrini yine bir defa daha tekrar etmiş olup, her ne kadar Kırgızistan buna katıldıysa da lâkin şimdilik başka Orta Asya devletlerinin durumları belli değil.

Orta Asya Bölgesinde bu tür bir hâkimiyet sistemi oluşturmak tarihten beri devam edip gelen bir gelenek olup, eski Sovyetler Birliği bu tür birliktelikleri Pantürkizm ile ilişkilendirerek kesintisiz darbe vura gelmiştir.

Türkiye'deki milliyetçi güçler de uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'ı da kendi içine alacak şekilde bütün Türk ellerini birleştirerek “Dünya Türk Birliği”ni kurma teşebbüsü içinde olmuşlardır. Fakat onların bu teşebbüsleri Rusya ve Çin'in sert şekillerde karşı çıkışları ile karşılaşmıştır.ETIC

 

Doğu Türkistan'daki Hapishane Polisleri

 

Doğu Türkistan'daki hapishane polislerinin vahşilikleri ve Kan içicilikleri kamuoyu tarafından zaten biliniyor. Hapishane polislerinden yedikleri dayaklar yüzünden  hayatını kaybeden Doğu Türkistanlı siyasî mahpusların sayıları az değil.

 

“Tiyanşan (Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nde 11.05.2007 tarihinde yayınlanan bir habere göre “Sinkiang (Doğu Türkistan) Silahlı Polis Kısımları Baş Birliğinin Askeri Eğitim Kampında yeni kabul edilen sayıları 500 civarındaki polisler 50 günlük talim-terbiyeye tabi tutulmuş olup bunlar askeri eğitimlerini tamamladıktan sonra Doğu Türkistan'daki 14 hapishaneye dağıtım yapılacak. Doğu Türkistan'daki hapishane polislerinin vahşîlikleri ve kan içicilikleri kamuoyu tarafından zaten biliniyor. Hapishane polislerinden yedikleri dayaklar yüzünden hayatını kaybeden Doğu Türkistanlı siyasî mahpusların sayıları az değil. meselâ 5 Şubat Gulca Ayaklanmasının önderlerinden Abduhelil Abdulmejit' de Çin hapishanelerinde gördüğü işkenceler sebebiyle şehit olmuştu.ETIC

 

Hükümet Fabrikaları,“ Sinkiang (DoğuTürkistan)

4.Hapishanesi”ndeki Suçlularla İş Anlaşması İmzaladı

 

Doğu Türkistan'da Üniversite bitiren Uygurlar bile işsizlik yüzünden yitilip-kakılırken, Uygur kızları kafileler halinde Çin'in içeri bölgelerine mecburi olarak ırgatlığa götürülmekte olduğu günümüzde, sadece Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenler değil, hatta hapishanelerde yatmakta olan Çinli suçlular bile hükümetin çeşitli imtiyazlarından ve çalışma imkânlarından yararlanmaktadırlar.

Mesela, “Tiyanşan(Tanrıdağı)haber sitesi”nde 25.05.2007 tarihinde yayınlanan bir haberde mayıs ayının 24'ünde öğleden sonra Hükümet birimlerinin organizasyonu ile 25 ayrı şirket, atölye ve fabrikaların sorumluları Ürümçi'de bulunan “Sinkiang(Doğu Türkistan) 4. Hapishanesi”ne gelerek bu hapishanede bırakılma öncesindeki 80'den fazla Çinli suçlu ile iş akdi imzalamışlardır.

Bu suçlular serbest bırakıldıktan sonra anlaşmaya istinaden doğrudan yukarıdaki şirket ve atölyelerde çalışmaya başlayacaklar. Hatta bazı suçlular 2000 yuen ücret talep etmiş olup, bu Doğu Türkistan'ın Kaşgar ve Hoten bölgelerindeki çiftçilerin iki yıllık gelirine denk geliyor.

Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre “Sinkiang (Doğu Türkistan) 4.Hapishanesi”nde şu anda 3000 den fazla suçlu olup, hükümet buralardaki Çinli suçlular için çeşitli meslek dallarında eğitim kursları açarak onların hapisten çıktıktan sonra birer meslekle uğraşmalarına imkân oluşturuyor.

Ne yazık ki; Doğu Türkistan'daki hapishaneler Uygurlar için,  özellikle Uygur siyasi tutuklular için bir cehenneme dönüşmüş durumdadır. Doğu Türkistan'dan gelen yankılara göre Uygur mahpuslar hapishanede günde 16-18 saat boyunca ağır işlerde çalıştırılıyorlar. Bazı mahpuslar aylarca ve hatta yıllarca ışık yüzü dahi görmezler. Uygur mahpuslar arasından hapishane polislerinden yediği dayak yüzünden ölenlerin sayısı da az değil.

Eğer şansları yaver giderek salıverilenler olursa çalışmak ve normal yaşamlarını sürdürmek bir yana dursun, peşine 24 saat polis takıldığından ve her yıl icra edilen “sert darbe vurma hareketi” esnasında tekrar tutuklanıp hapse atılırlar. ETIC

 

“Otonom Bölge (Doğu Türkistan)Propaganda Bölümü” Siyasi ve Dini

İçerikli “Yasa Dışı Kitap”lara Sert Darbe Vurulmasını İstedi

 

ETIC-“Sinkiang (Doğu Türkistan) Ekonomi Gazetesi”nin 23.05.2007 tarihli sayısında verilen habere göre, “Otonom Bölge(Doğu Türkistan)Komünist Partisi Propaganda Bölümü”nün müdürü Li- Ki bu ayın 22'sinde Ürümçide yaptığı konuşmada değişik türlerdeki “Yasa dışı neşriyatlara darbe vurma büroları”ndan, temel hedeflerini Doğu Türkistan'daki dini ve siyasi içerikli yayınlara yöneltmesini istedi. 

Çin hükümeti önceleri de ülke genelinde birlikte yürütülmekte olan “Suç işleyenlere sert darbe vurma hareketi” esnasında Doğu Türkistan'daki resmi organlardan “milli bölücü” ve “yasa dışı dini unsurlar”a darbe vurmalarını istemişti. Bu sebeple her defadaki sert darbe vurma hareketleri” sırasında birçok Doğu Türkistanlılar çeşitli siyasi iftiralarla tutuklanıp hapislere atılmışlardı. Resmi organlar bütün güçlerini bu noktaya merkezleştirdikleri  için Doğu Türkistan'da suçlular palazlanmış cinayet, gasp, hırsızlık ve dolandırıcılıkta şiddetli bir artış olmuştu. Çin hükümetinin ülke genelinde başlattığı “şehevî yayınlara sert darbe vurma hareketi” esnasında Doğu Türkistan'daki resmi makamlardan “dini ve siyasi içerikli yasa dışı yayınları temel hedef olarak almalarını istemesi, Doğu Türkistan'da Çinli fahişelerin cesaretlerinin artmasına ve şehevi yayınların daha da geniş çaplı dağıtılmasına sebep olmaktadır.

 

 

Kaç Çocuk Daha Babasız Kalacak

 

PKK Mayınına Kurban Verdiğimiz 6 Şehidimizi Dün Uğurladık. Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu'nun İzmir'deki Cenazesine Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt da Katıldı. Şehidin Eşi, Başsağlığı Dileyen Erdoğan'a "Kaç Çocuk Babasız Kalacak?" Diye Sordu.

PKK mayınına kurban verdiğimiz 6 şehidimizi dün uğurladık. Uzman çavuş Vedat Dayıoğlu'nun İzmir'deki cenazesine Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı  Orgeneral Büyükanıt da katıldı. Şehidin eşi, başsağlığı dileyen Erdoğan'a "Kaç çocuk babasız kalacak?" diye sordu.

ŞIRNAK'ın Güçlükonak İlçesi yakınlarında terör örgütü PKK'nın yola döşediği mayını uzaktan kumandayla patlaması sonucu şehit olan 6 asker dün memleketlerinde düzenlenen ve binlerce  kişinin katıldığı törenlerle toprağa verildi. Törenlere katılanlar, PKK'ya lanet yağdırırken, İzmir'de toprağa verilen uzman çavuş Vedat Dayıoğlu'nun cenazesi devletin zirvesini bir araya getirdi.

Ailesi İzmir'in Bayraklı Semti'nde oturan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu'nun Türk bayrağına sarılı tabutu, tören için ikindi namazı öncesi Karşıyaka Bostanlı'daki Beşiklioğlu Camii'ne                   getirildi. Tören alanına önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve kuvvet komutanları geldi. Askerler alkışlarla karşılanırken 'Askere kalkan eller kırılsın', 'En büyük asker bizim asker', 'Ne mutlu Türküm diyene' sloganları atıldı. Komutanlar acılı aileyi teselli etmeye çalıştı.