|
“STRATEJİK
MÜTTEFİK”TÜRKİYE VE DOĞU TÜRKİSTAN
Türk milleti
için hamasî ve sadece sözde kalan nutuklarla vatan sevgisini ifade
etme devri çok gerilerde kaldı, kalmış olması da gerekir. Çünkü
vatanını ve milletini sevenlerin bu sevgilerini, kendi imkânları ve
yetkileri el verdiği ölçüler içerisinde çalışarak, üreterek ve
ülkesinin gücüne güç katarak göstermeleri gerekir. Zira 21. Asrın
Türk asrı olacağını yıllar önce ilân eden feraset sahibi kişilerin
bu iddiaları birçok olumsuzluklara rağmen gerçekleşme yolundadır. Bu
gidişatın farkına varan ve kendilerinin dünyadaki hegemonyalarının
zayıflayacağı ya da ortadan kalkacağı(kaldırılacağı) endişesine
kapılan emperyalist devletler panikle karışık bir telâş içinde Türk
dünyasına ve Türklüğe karşı çeşitli adlar altındaki dayatmalar ve
uygulamalarla saldırılarını sürdürüyorlar.
Türkiye'de ve Türk dünyasında dolar üzerinden maaş alan bazı kişiler
alınsalar da, Türk Milletinin istikbali, selameti ve istiklâlinin
ebediyen devam etmesinin bir ön şartı olarak bazı gerçekleri gözler
önüne sermenin zamanı gelmiş geçiyor.
Hiç mübalâğasız 600 yıl boyunca üç kıtada varlık göstermiş, gittiği
diyarlara adalet, barış, özgürlük (Günümüzün sözde özgürlük
götürücüleri gibi değil) refah ve mutluluk götürmüş olan Türk
milletinin bu günkü evlâtları, ne yazık ki bu günlerde atalarının
Türk milletine olan minnet borçlarını ihanet ve düşmanlıklarla
ödemeye çalışmaktadırlar. Bu ihanet odaklarının menfur emellerini
tutum ve davranışları, aymazlıkları, anlaşılmaz sadakatleri ve
mahkûmiyetleri ile destekleyen bazı Türkiye hükümetleri ise onlarca
yıldır Türk milletinin millî ve manevi hassasiyetlerini rencide
etmeyi sürdürüyorlar.
“Türk'e Türk'ten
başka dost yok” sözünün, kimlik bunalımı içerisinde kıvranan ve
kendisini hangi millete dâhil edeceğini şaşıranların inadına
geçmişten geleceğe uzanan önemini korumakta olduğunu ve koruyacağını
bir defa tekrar etmekte fayda mülâhaza etmekteyim. Çünkü Türkiye'de
hükümet olup muktedir olamayan bazı ferasetsiz idarecilerin Türk
dünyası ile işbirliğini ve onlarla bütünleşmeyi bir yana bırakıp
“dost” ya da “stratejik müttefik” kabul ederek yamanmaya çalıştığı
ülkelerin Türkiye'ye, Türk dünyasına ve Türk Milletine ne kadar dost
olduklarını rahmetli İsa Yusuf Alptekin Beyin “Türk dünyasının
medarı iftiharı, Ortadoğu'nun denge unsuru, Aziz Türkiye'miz”
diyerek tarif ettiği Türkiye Cumhuriyeti devletine vermekte olduğu
zararlardan ve besledikleri düşmanlıktan anlayabiliriz.
Bu zararlara ve düşmanlıklara birkaç misal vermek gerekirse;
1-Egede
yapılan 1992 Nato tatbikatının ara safhasının bitimindeki intikal
seyri esnasında ABD'ye ait 'Saratoga' uçak gemisinden atılan iki
güdümlü 'Sea Sparrow' füzesi Türk muavenet gemisinin beyni
durumundaki köşk bölümünü vurarak havaya uçurdu. Daha da üzüntü
verici olan tarafı geminin aldığı bu ağır yara esnasında gemi
komutanı da dâhil 5 Türk denizcisi de şehit oldu.Bu olay Türk
milletinin yüreğini kanatırken, Türk yetkililerinin olayın
faillerinin “yanlışlıkla vuruldu” yalanını doğru beyanmış gibi kabul
etmeleri daha da kahredici bir tablo ortaya koyuyordu.
2- Kuzey
Irak'taki Türkmen varlığını tamamen yok etmeye yönelik entrika ve
icraatlar peşinde olan ABD kuklası Kürt Peşmergelerin Türk askeri
timleri tarafından Süleymaniye valisine suikast yapılacağı yolunda
söylentiler yayması üzerine Kuzey Irak'ın Süleymaniye kentindeki
Türk Silahlı Kuvvetleri'ne ait tim karargâhına bir baskın düzenleyen
Amerikan askerleri 4 Temmuz 2003 günü içeride bulunan 3 subay ve 8
astsubayımızı başlarına çuval geçirerek gözaltına aldılar.
Başlarına çuval
geçirilen askerlerimiz Bağdat'a götürülerek 2 gün boyunca
sorgulandılar. Genelkurmay Başkanlığımızın Amerikalı yetkililer
nezdinde yaptıkları girişimler sonucunda askerlerimiz 52 saat sonra
serbest bırakıldılar. Bu olay sonrasında Türkiye'de Amerika'ya karşı
öfke ve tepki çoğalmaya başladı. Fakat aradan geçen 4 yıl zarfında
Türkiye'deki siyasî iktidarın Amerikan hayranlığında bir azalma söz
konusu olmayıp tam tersine Amerikanın dayatmaları kabul edilmeye
devam edildi.
3- 24 Mayıs 2007
Perşembe günü 2 adet ABD F-16 Savaş uçakları Türk Hava sahasını,
Güneydoğu Anadolu bölgesinde ihlâl etti. Duyuru Genel Kurmay
Başkanlığının internet sitesinde hava ihlâllerine ilişkin bilgiler
arasında yer aldı. “ABD'ye ait 2 adet F-16 uçağı Güneydoğu Anadolu
Bölgesi'nde Türk hava sahasını dört dakika süreyle ihlâl etmiştir”
şeklinde yapılan açıklamada, ihlâl bölgesinin Hakkâri-Üzümlü
olduğuna işaret edildi. Gerekli girişimlerde bulunulması maksadıyla
olayın Dışişleri Bakanlığı'na bildirildiği, açıklandı. Gazetecilerin
dış işleri bakanına “Daha önce de böyle ihlâller oluyor muydu?”
sorusuna Dışişleri Bakanı “Bildiğim kadarıyla sık olmuyordu. Daha
önce belki olmuş olabilir. Ama sınırlarda genellikle bu tip şeyler
oluyor.” Diyerek ilginç bir cevap veriyor. Olay ABD'nin ilgilileri
tarafından “Yanlışlıkla olmuş olabilir” denilerek geçiştirilmeye
çalışılıyor.Ve Türkiye dışişlerince ABD'ye alt dereceli bir Nota
verildiği açıklaması yapıldı...“Stratejik müttefik”in
“yanlışlıkları” bitip tükenmiyor. Türkiye hükümetinin AB'ye üyelik
yolundaki “hummalı” girişimlerini bir yana bırakırsak, özellikle
mevcut hükümetin en güvendiği ülke ABD'dir. “En çok güven duyulan
ülke”nin Türkiye'ye verdiği zararlar saymakla bitirilemeyeceğine
göre Türkiye'nin başka düşman aramasına gerek var mı?
Dolayısıyla ABD'nin dış ülkelerde İstiklâl Mücadelesi vermekte olan
Doğu Türkistan Türklerine gösterdiği ve göstereceği ilginin(!)
sınırları, kendisinin siyasî, ekonomik ve ideolojik çıkarlarının
başladığı yere kadardır. Bu yüzden de Doğu Türkistan Türklerini
parçalara ve kamplara bölerek hükmetmek istemektedir.
Doğu Türkistan
Türkleri, ABD'nin en sadık müttefiklerinden olan Türkiye'nin ABD'den
gördüğü zararları iyi görebilmeli ve bundan dersler çıkartmayı
bilebilmelidir…
25. Almanya Türk Federasyonu Büyük Kurultayı’nda İstiklâl
Gazetesi ve Doğu
Türkistan Resim Sergisi
25. Almanya Türk
Federasyon Büyük Kurultayına 25.000 kişiden fazla Avrupa Türk'ü
katıldı. MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli'nin de şeref konuğu
olarak katıldığı Kurultaya Türk dünyasından da çok sayıda misafir
katıldı. Kültür değerlerinden kopmadan Avrupa'da hayatını sürdüren
Türklere takdir ve tebriklerini belirten Bahçeli dakikalarca
alkışlandı.
Avrupa
Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonunun adı, genel kurul
kararıyla, bir yıl içinde kuruluşu gerçekleştirilecek olan Avrupa
Demokratik Ülkücü Türk Konfederasyonu'nun kurucu üyesi olması
açısından Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu
olarak değiştirildi. Yine alınan kararla Genel Başkanlığa Şentürk
Doğruyol getirildi.
Doğu Türkistan
ve İstiklâl Gazetesi Sergisi de oldukça fazla ilgi topladı. Hollanda
ve Belçika Türk Federasyon Genel Başkanları da Doğu Türkistan
Sergisini ziyaret ettiler. Bayanların yoğun ilgi gösterdiği sergide,
zulüm resimlerine bakanların gözyaşlarına engel olamadıkları
gözlendi. Her ziyaretçinin, “Dua ve yardımlarımız Doğu Türkistan
Türkleri ile beraber olacaktır” sözleri günün en güzel sözü idi.
“Kayıtsız Şartsız
Tam Bağımsızlık”
Rabiye Kadir,
Doğu Türkistan’ın Kayıtsız şartsız bağımsızlığını elde etmek için
mücadele etmekteyiz. Bizim bu mücadeledeki gayemiz ve maksadımız
asla değişmeyecektir.
Rabiye Kadir
Hanım, “U-TV” nin Ziyaretini Kabulü Sırasında “Benim Bütün Hayatım
Bağımsızlık İstemekle Geçti” dedi.
Doğu Türkistan
halkının manevi annesi ve “Dünya Uygur Kurultayı” başkanı Rabiye
Kadir Hanım 04.05. 2007 tarihinde Almanya'daki “Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi” tarafından tesis edilen “Uygur Tv.”nin sohbet
programına katıldı.
Uygur Tv. de
yaptığı konuşmada kendisinin bütün hayatının Doğu Türkistan'ın milli
bağımsızlığını istemekle geçtiğini ve Doğu Türkistan halkının ortak
gayesinin de Çin'den kurtularak hür ve bağımsız olarak yaşamak
olduğunu özellikle vurguladı. Rabiye hanım söz konusu sohbet
sırasında, yakın zamanlarda bazı Çin yayın organlarında yayınlanan
“Rabiye Kadir bağımsızlık istemediğini beyan etti” mealinde çıkan
yalan haberlere karşı net bir tavır ortaya koyarak “Ben ve benim
başkanlığımdaki Dünya Uygur Kurultayı olarak, Doğu Türkistan'ın
kayıtsız şartsız bağımsızlığını elde etmek için mücadele etmekteyiz.
Bizim bu mücadeledeki gayemiz ve maksadımız asla değişmeyecektir”
dedi. Sohbete katılan “Dünya Uygur Kurultayı”nın Genel sekreteri
Dolkun Eysa ve “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin başkanı
Abdulcelil Karakaş'ta yaptıkları konuşmalarda Rabiye Hanımın
mücadeledeki maksadı, gayesi ve iradesine olan inançlarını ifade
ettiler. 1. Sayfadan Devam-Perhat Yorunkaş: Yakın zamanlarda
bazı Çin matbuatlarında Uygur halkının gayesinin müstakillik değil
yüksek otonomi olduğunu söylediğiniz yolunda haberler çıktı. Bu
haberler gerek demokrasi yanlısı Çinliler ararsında gerekse de
Uygurlar ararsında epeyce velvele kopardı. Sizin ne için mücadele
ettiğinizi ve gayenizin ne olduğunu halkımız çok iyi biliyor. Fakat
siyasi sezgi seviyeleri düşük olan ve sizin mücadele maksadınızı
anlayamayan kişilerde kısmen de olsa bazı yanlış düşünceler
oluşmaktadır.
Şu andaki
fırsattan yararlanarak size şunu sormak istiyorum. Doğu Türkistan
milli hareketinin maksat ve gayesinin ne olması gerekir. Sizin
mücadeledeki hedefiniz nedir? Bu yakınlarda Çin matbuatlarında yer
alan haberleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Rabiye Kadir:
Teşekkür ederim Ferhat efendi. Teşekkür ederim Abducelil Karakaş
Efendi. Sizlere öncelikle bu Doğu Türkistan Haber Merkezini kurarak
halkımızın haber alma ihtiyacını giderdiğiniz ve halkımızın bütün
dert ve sıkıntılarını dünyaya anlatma konusunda gösterdiğiniz
direniş ve çalışmalar için sizlere ve sizlerin şahsında buradaki
bütün savaşçılarımıza teşekkür ederim. Çok güzel bir soru sordunuz.
Bu sorunuza istinaden kendi görüşlerimi ve gayemi halkıma bir daha
tekrar etme gereği ortaya çıktı… Anlatmasam bile benim hapse
girdiğim ve ticarete başladığım zamanlardan beri benim Doğu
Türkistan'ın müstakilliği için yürütmekte olduğum mücadelemi ve
arzularımı Uygur halkı taa Kaşgar, Hoten, Aksu'nun köylerinden
başlayıp şehir halkına kadar tıpkı doktorların stetoskopla
dinledikleri gibi gözlerime ve çehreme bakarak anlayabilirler.
Yaptığım işlere bakarak anlayabilirler. Ben vatan içinde hakikaten
çok zengin oldum. Eğer halkım unutmadıysa vatan içindeki toplantı,
düğün ve faaliyetlerde Doğu Türkistan kesin olarak müstakil olmaz
ise halkımızın içinde bulunduğu zulümden asla kurtulamayacağı
hakkında izahatlar veriyordum. Ben bu maksada erişmek için para
kazandığımı, bu maksada ulaşmak için fevkalâde haklar elde ettiğimi
ve bu maksada ulaşmak için yürümekte olduğumu söylediğimde bazı
kişiler “korkmadan böyle konuşuyor” diyerek hayretler içinde
kalıyorlardı. Bazıları ise bu konuşmalarıma birer hayal ürünü olarak
bakıyorlardı. Eğer unutmadılarsa bundan 30 sene önce ben bu işe
kendini adayan bir kişiyim diyerek Aksu'daki bir öğretim üyesi
dostuma onun evinde söylemiştim. Eğer onlarda bu gün bu televizyonu
görüyorlarsa hatırlayacaklardır. Ben sonunda kendi maksadıma
ulaştım.
İnsanlar
fevkalâde şanslara sahip olmak ve fevkalâde paralar kazanmak için
mücadele etmişlerse ve kendi maksatlarına erişmek için çalışmışlarsa
ve fevkalâde bilim adamlarını gökyüzüne göndermek için mücadele
etmişlerse, inleyerek dünyaya sesini duyuramayan ve bataklığa
saplanan topraklarımı kurtarmak benim borcumdur. Ben bu maksadımdan
ve 30 yıldır bu uğurda mücadele etmemden, hatta kendimi bildim
bileli bu arzu içinde olmamdan ve damarlarımda dolaşan kandan yani
Uygur kanından gurur duyuyorum.
Beni bu
irademden geri çevirmedi. Ben birçok zorluklara ve engellere karşı
koyarak bu günkü cefalı merhaleye ulaştım. Bütün herkes mücadele
ederek fevkalade paralara, fevkalâde yaşam standartlarına, fevkalâde
yüksek kademelere, fevkalâde güzel evlere eriştilerse ben 30 yıldır
mücadele ederek bu cefalara zor eriştim. Ben niçin bu cefalara
eriştim? Ben Uygur halkının müstakilliği için eriştim. Eğer benim,
halkımı özgürlüğüne kavuşturma maksadım olmasaydı ben oğlum Ablikim
ve oğlum Âlim Çin hükümeti tarafından hapis cezasına
çarptırıldığında “O çocuklarım rahat ve huzur içinde yaşasınlar”
diyerek orda duraklamış olurdum. Yada vatan içinde 5 kadına
makyajımı yaptırıp süslenerek davetlerde başköşeye kurulup oturmuş
ve güzelce yaşıyor olacaktım.
Ben bu dünyada
hiçbir şeyde ayırım yapmam. Benim halkım ta ki, kendi müstakilliğine
erişene kadar kimselerin verdiği yüksek otonomi, otonomi yada başka
şeylerle o kendi aradığı bahta erişemez. Lakin işte o müstakilliğe
erişebilmek için biz ne yapmalıyız dediğimizde Çin hükümeti bizi 57
yıldır aldata geldi. “meselâ Uygurlar kendi örf ve adetlerine
kendileri sahip olacak. Kendi kaderlerini kendileri tayin edecek.
Bizler 5 yıl süre ile Uygur halkına yardım ettikten sonra çıkıp
gideceğiz.” Dediklerinde bizim ak gönüllü mümin halkımız Çin'in her
5 yılda bir çıkarttığı siyasetlerine, kızıl başlıklı bildirilerine
inanarak “bu gün şöyle iyileşmeler var, yarın böyle iyi olacak” gibi
sözlerine bu güne kadar aldana geldik.
Bizi aldatmak
Çin'in vazifesi fakat bunlara aldanmak bizim tarihi vazifemiz değil.
Allah bizleri bu Çinlilere aldansınlar diye yaratmadı. Benim
müstakilliğimize erişmek için kendimce bazı tedbirler ve taktikleri
kullanmış olmam ve bazı şeyleri söylemiş olmam mümkündür. Benim,
yani Rabiye Kadir'in henüz otonomi, yüksek otonomi ya da müstakillik
talebimizi bütün dünyaya ilân edecek hitaplar yayınlayacak, yada
onlarla masaya oturup anlaşmalara imza atacak zamanlar gelmedi.
Ben muhabirlerle
görüştüğümde muhabirlere şunları söylemiştim.”Benim toprağımı gasp
etti. 1949 yılında benim halkımın toprağını gasp etti. Toprağımı
gasp ettikten sonra benim zenginlik kaynaklarımı, benim iktisadî
varlığımı, milli eğitimimi elimden aldı. Kültürümü, müziğimi hatta
şarkılarımı bile gasp etti. Konuşma özgürlüğümüzü yok etti. Basın
özgürlüğümüzü yok etti. Kendi tarihimizi öğrenme özgürlüğümüzü yok
etti. Şimdi benim halkıma ne kaldı?” dediğimde muhabir yine sordu:
“Benim halkım huzur içinde yaşamaya bile erişemedi. Huzurlu bir
şekilde kendi evinde uyuma hakkına bile erişemedi. Bir bakıyorsunuz
insanların evlâtlarını evlerinden alıyor. Bir bakıyorsunuz insanları
“bölücü” diyerek tutukluyor. Benim halkım özgürlüğe, hürriyete ve ve
benim halkım huzura muhtaç” diyerek ağladım. “Hatta ki, kendi
verdiği otonomi yasalarını bile icra etmediler” dedim. Benim böyle
dememden “Bize otonomi versinler” dediğim anlamı çıkmaz. Otonomiyi
icra etmedikleri doğru. Eğer icra etmiş olsalardı halk bu dereceye
gelmezdi. Niçin dediğimizde, kızlarımızı Çin'in içeri bölgelerine
götürüyorlar. Onların yerlerine Çinlileri getiriyorlar. Otonomi
yasalarında böyle bir şey var mı? Çinlileri devamlı olarak bizim
ülkemize getirerek bizim nüfusumuzu azınlık durumuna düşürmek
otonomi yasalarında var mı? İcra edilmiş olsaydı halkımız birazcık
olsun nefes alırdı.” Şeklinde dünya kamuoyunun ilgisini çekmek için
ve Çin'in iç yüzünü dünyaya ifşa etmek için söylediğim sözlerden çok
etkilenen ve bana acıyan muhabirler “Uygur halkı devlet kurmasa bile
Uygurlara Otonomi olsun verseler bu halk huzurlu yaşardı” şeklindeki
görüşlerini dâhil etmişler. Muhabirlerin bu ifadelerinden faydalanan
demokrasi yanlısı Çinliler benim sözlerimi doğrudan Tibet lideri
Dalaylama'nın Dramsala'daki sözleri ile mukayese etmişler. Olsun o
da bir şeydir. Onlar öyle yazmışlar yazsınlar. Onlar kesinlikle
benim ağzımdan çıkan sözler değil. Bunlar bir senet değil, sözleşme
değil. O gazeteciler zaten benimle bir söyleşi daha yapacaklar.
Bende hakikî görüşlerimi ifade edeceğim.
Benim görüşümün
ne olduğu konusunda Çin bütün dünyaya beyanat ilân etti. “Rabiye
Kadir demokrasi ve insan hakları kaftanını giyerek vatanın birliğini
bozarak müstakil olmak istiyor” diye. Ora Çin'in toprağı değil ki.
Doğu Türkistan kendi toprağımız. Birilerinin toprağını bölerek gasp
edelim demiyoruz. Biz kendimizin haklı talebimizle üzerinde devlet
kurduğumuz ve hukuken de bizim olan kendi toprağımızı geri almak
istiyoruz. Bizim bu haklı davamızı bütün dünya destekleyecek,
Allah'ta destekler. Uygur halkı da işte o günlere ümit bağlamalıdır.
Ne tür zorluklarla karşılaşacağımıza aldırmaksızın, türlü dedikodu
ve şikâyetlerin ortaya çıkmasına aldırmaksızın, Bizimle ilgili
ortaya çıkacak problemlere aldırmaksızın bizler her türlü yöntemleri
kullanarak kendi irademizle maksadımıza erişeceğiz.
Halkın bana
inanmasını ümit ediyorum. Halk mademki bu hukuku bana vermiştir Ben
de kesinlikle halkın beklentilerine uygun hareket edeceğim.
Dünya Uygur
Kurultayının “Kendi kaderini kendi tayin etme” doğrultusunda
faaliyet yürütmekte olduğu doğrudur. Biz hemen bir anda halkımıza
müstakilliği sağlama sözü veremeyiz. Niçin denildiğinde: Çinliler
kızlarımızı alıp götürüyorlar. Halkımızın konuşacak dermanı yok. Can
verme öncesindeki bir insana öncelikle Yasin okunmuş su verilerek
gözlerini açıp konuşacak hale gelmesini sağlamak gerekir. Biz şu
anda halkımızın kendi kaderini kendi tayin edecek ve kendisi ile
ilgili olarak iki çift söz edebilecek ve dünyaya halkımızın çekmekte
olduğu zulümleri, halkımızın bahtlı ya da bahtsız olduğunu,
halkımızın sesini, kendisinin bir millet olarak var olduğunu, bizim
devletimizin aslen işgal edilmiş bir ülke olduğunu anlatmamız
gerekir. Çünkü Çin şu anda bizleri dünyaya “Çin Müslümanları” olarak
ilân ederek, “bu topraklar bizim ayrılmaz bir parçamız ve 2000
yıldır bize ait” diyorlar. Çin 2000 yıl önce var mı idi? Mançur ve
Kalmuk istilâları sırasında neredeydiler? Çinlilerin yayınladıkları
“Beyaz Kapaklı Kitap”larında böyle yalanlar söylüyorlarken bizim şu
andaki vazifemiz kendi kaderini kendi tayin etme, insan hakları,
özgürlük ve demokrasi tesis etmeyi önde tutarak mücadele
yürütmektir. Çünkü bu yolla önce “köprü”yü inşa edeceğiz, ondan
sonra da bu köprüyü kullanarak karşıda müstakillik meyvesinin olduğu
yere gideceğiz. Ulaşmak istediğimiz hedefimiz orada duruyor.
Halkımız kendi
kaderini kendi tayin ettikten sonra müstemleke olmaya razı olur mu?
Asla olmaz. İşte “müstakil olacağım” diyerek elini kaldıracak kadar
hakkı ve hukuku onlara temin etmemiz gerekir. Biz onun için
çalışıyoruz. Bu çalışma esnasında çeşitli durumlarla karşılaşacağız.
Yalan yanlış söylentilerde çıkacaktır. Bunların hepsi o söz konusu
gazeteden çıkmıştır. O gazetede Çinlinin yazdıkları da yalan
değilmiş. Demokrat Çinlilere bir defa daha şunu söylüyorum: bizim
müstakilliğimiz ve otonomi meselemize eğer o Çinliler gerçekten
demokratsalar niye b u kadar kafalarını takıyorlar? Onlar ne
ilgilendiriyor otonomi yada müstakillik meseleleri? Onlar daha
şimdiden Çin hükümetinin yani komünist Çin'in beyinlerine doldurduğu
dehşet derecesindeki milliyetçilik ideolojisine sahip olduklarında
demokratik ülkelere gelerek Amerika ve Avrupa ülkelerinin toprakları
üzerinde durarak demokrasi için çalışmakta oldukları halde Uygur
halkının müstakil olmasına, Tibet halkının müstakil olmasına, Moğol
halkının müstakil olmasına karşı çıkmaktadırlar. Bu tavır ve tutum
gösteriyor ki, komünist Çinlilerin 57 yıl boyunca aşıladıkları
diktatörlük zihniyeti halen kaybolmamıştır. Eğer bu demokrat
Çinliler bu fikirlerinden kurtulmazlarsa onlar demokrat değil birer
diktatör olurlar. Eğer sen demokrat isen Doğu Türkistan, Tibet ve
Moğolistan senin işgal ettiğin topraklardır. Sen “demokratım”
diyerek ortaya çıktığına göre o toprakların sahipleri isterlerse
seninle birlikte yaşar, isterlerse müstakil olarak yaşar. Onlar
kendi kaderlerini kendileri belirleyebilirlerse ve sen bunlara izin
verirsen demokrat olabilirsin. Sen “bütün milletler Çinlilerin baht
ve saadeti için yok olsunlar” dersen sen nasıl demokrat olabilirsin?
Sen ancak diktatör olursun. Bütün demokrat Çinlilerin bundan sonra
bunlara çok dikkat etmeleri gerekir.
Perhat Yorunkaş:
Sizin dış ülkelerde sürdürmekte olduğunuz faaliyetlerinizin önünü
kesmek için çocuklarınıza ve ailenize zarar vermek gibi Çin'in rezil
girişimleri sizin ruhsal yapınıza nasıl tesir etti? Çünkü siz bir
annesiniz. Çin'in bu yaptıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizin
yürütmekte olduğunuz faaliyetlerinize etki eti mi?
Rabiye Kadir:
Hayır benim dış ülkelerdeki faaliyetlerimi daha da güçlendirdi. Ben
kaygılarımı gayrete dönüştürdüm.
Benim evladımın
başına gelenler, benim ailemin başına gelenler 20 milyon Uygur'un
başına gelenlerdir. Benim evlâdım Alim ve Ablikim'e verilen hapis
cezası ve onların hapiste karşılaştıkları zulümler, hapishanelerdeki
milyonlarca mahpusların başına gelenlerdir. Onların hepsi de benim
evlâtlarımdır. Onlar “Vatan” diyerek, onlar “Toprak” diyerek hapse
girdiler. Benim çocuklarımın ve ailemin başına gelen külfet benim
Doğu Türkistan'ımın başına gelen külfettir. Benim ailem demek Doğu
Türkistan demektir. Benim ailem demek Uygur demektir. Uygur demek
Rabiye Kadir demektir. Bu yüzden Rabiye kadir çoktan kendi ailesinin
Çin'in elinde ne türlü zulümlerle karşılaşacağına hazırlıklıdır.
Benim çocuklarım da hazırlıklıdır. Benim çocuklarıma Çinliler bu
kadar zulmetti. Benim hiçbir suçu günahı olmayan evlâdımı çok ağır
biçimde döverek yaralayıp hapse attı.
Hatta
hastalandığında hastaneye götürmedi. Bu mesele üzerine Amerikan
hükümeti, Avrupa parlamentosu ve hatta birçok Avrupa devletleri
benim çocuklarımın çekmekte olduğu zulümler üzerine konuşmalar
yaptılar. Bu konuşmalar esnasında bunlar “Bu Rabiye Kadir gibi bir
kadınla bütün dünya ilgilenirken çocuklarına Çin hükümeti suçsuz
yere hapis cezası vermiş. Çin hükümetinin Uygur halkına yapmakta
olduğu zulümler gerçekmiş” şeklinde bir ispatlamayı ortaya çıkarttı.
Ben şunu ifade
etmek istiyorum ki; Çin siyasîleri henüz siyasî değillermiş. Çünkü
biz dünyaya “Uygur halkını haksız yere tutukluyorlar, onlara suçsuz
yere hapis cezası veriyorlar” derken, “bunlar kendilerince mübalâğa
yapıyorlar” diyebiliyorlardı. Şimdi ise benim evlâtlarım meselesi,
Hüseyin Celil meselesi ve daha başkalarının durumlarını gördükçe,
Rabiye Kadir gibi bir insanın çocuğunu hiçbir suçu yokken
tutukladıklarına göre Uygur halkının üzerindeki Çin baskısının
arttığının göstergesidir.
Bunları Amerikan
halkının gözde gazetelerinden ve Amerikan hükümetinin sesi olan
Washington Post yazdı. Demek oluyor ki, bizim çocuklarımızın durumu
Çin hükümetinin Uygur halkının üzerinde ne kadar diktatörlük
uyguladığını bir defa daha ispatladı.
Benim
çocuklarımın bir tek kılına dahi zarar verdirtmeden sağ salim geri
alacağım. Benden gasp ettikleri mal-mülklerimin tamamını noksansız
olarak geri alacağım. Bu dünyada
Hesapsız hiçbir
şey olmaz. Her şeyin bir hesabı vardır. Ben öncelikle kendi
topraklarımı geri alacağım. Halkımın haklarını alacağım. Ben size
şunu söyleyeyim, şu anda bizim 16 yaş ile 22 yaş ararsındaki
kızlarımızı utanmadan “işe yerleştireceğiz” vadi ile götürüp Çin'in
içlerindeki fabrikalarda 10-12 saat çalıştırarak ve zavallı kızları
dışarı çıkartmaksızın iki kişi iki tarafında biri de önünde üç
kişiyle çıkartıyorlar. Bu açıkça bir hapishane kuralıdır ve
kesinlikle hapse atılan suçlulara uygulanır. İşte bu kuralı
yürürlüğe koymuşlar. Bunlar milyonlarca “ucuz iş gücü” olarak
götürdükleri kızlarımızdır.
Çin ne kadar
zorbalaşırsa dünya bizimle daha fazla ilgilenecektir. Çin ne kadar
fazla zorbalaşırsa halkımız daha fazla uyanacaktır. Çin hükümeti
kıyımı ne kadar arttırırsa bizim de buradaki hareketimiz o kadar
sırlı, o kadar keskin ve o kadar şiddetli olacaktır. Bizim
tedbirlerimizde Çin'in hareketlerine göre gelişecektir. Bu yüzden
Çin'in bundan sonraki zulmünün derecesi bizim burada yürüteceğimiz
hareketimizin hız kazanması, yükseltilmesi, kademe kademe
uygulanması ve bütün dünyadaki Uygurların birleşmesi için bizlere
imkân yaratacaktır.
Pehat Yorunkaş:
Ziyaretimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederim. İlave edeceğiniz
başka şeyler var mı?
Rabiye Kadir:
Bütün halkıma selâmlarımı iletiyorum. Onları kesinlikle gelecekte
hürriyet bekliyor. Öyle bir dakikaya onlarda inansınlar. Onlarda
gayret etsinler. Zulüm çekenler sonsuza kadar çekmeyecektir. Bu
dünyanın sahibi var.
Uygur Tv' den
Türkçeye Çeviren:
Mehmet Emin BATUR
UYGUR TV (U-TV)
ALMANYA
TARİH:09.05.2007 SAAT : 22.oo
Program
Sunucusu: Perhat Yorunkaş
Programa
Katılanlar: Rabiye Kadir: Dünya Uygur Kurultayı Başkanı
Dolkun Eysa:
Avrupa Doğu Türkistan Birliği Başkanı ve Dünya Uygur Kurultayı
Başkâtibi
Abducelil
Karakaş: Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı
“İstiklâl istiyoruz
Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz”
Doğu Türkistan
Sürgün Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek
Gayretullah 05 Mayıs 2007 tarihinde Balıkesir Salih Tozan Kültür
Merkezinde düzenlenen konferansa katıldı.
Balıkesir,
Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü
Bugünü” konulu bir konferansa davet edilen Hızırbek Gayretullah,
konferansta karşılaşmış olduğu sorulardan bir kaçı:
-Siz Doğu
Türkistanlılar istiklâl mi yoksa, insan hakları mı istiyorsunuz?
- Bu gün Çin
Halk Cumhuriyeti haricinde 100 milyon Çinli bulunmaktadır. Bu
Çinliler Çin Halk Cumhuriyeti’nden insan hakları ile rejimin
değişmesini istiyorlar ve bunu savunuyorlar. Biz Doğu Türkistanlılar
toprağımızı istiyoruz, istiklâl istiyoruz. Çünkü, biz Çinli değil
Türk’üz. Anayurdumuz işgal edilmiş, asimile tehlikesi altındadır. Bu
itibarla evvela, Doğu Türkistan’ın istiklâli, sonra insan
hakları...
GÜNÜMÜZDE DOĞU
TÜRKİSTAN
' ...Bizler
esaret altında yaşamaya mahkûm bırakılan bir ülkenin ve yok edilmek
istenen bir halkın hür dünyadaki temsilcileri olarak sesleniyoruz.
Bizler de sizler
gibi 58 yıl önce kendi topraklarımızda özgürce yaşamanın mutluluğu
içindeydik.1863, 1933, 1944 yıllarında kurduğumuz 'hükümetlerle',
bağımsız ülke olarak sizler gibi hür dünyanın içinde olma ümidinî
taşıyorduk. Hatta kendi paramız vardı. Pasaportumuz vardı.
Bayrağımız vardı. Millî Ordumuz vardı.
Ne var ki, 58
yıl önce kendi topraklarımızda 'bağımsız ye özgür olma hakkımız'
zorla elimizden alındı. Komünist Çin askerî kuvvetleri 1949 yılında
ülkemizi işgal ederek bağımsız ve hür yaşama hayallerimize ağır bir
darbe vurdu.
İşgalin ardından
halkımıza yönelik vahşî, insanlık dışı, temel insanlık haklarını
hiçe sayan, tarifi imkânsız soykırım politikası uygulanmaya
başlandı.
Petrol,
Doğalgaz, Uranyum, Volfram, Altın, Kömür gibi oldukça değerli ve
zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan ülkemizde halkımız, âdeta bir
cehennem hayatı içinde, kelimelerle anlatılmayacak kadar 'utanç
verici metotlarla' yok edilmek istendi.
30 milyon masum
insan nükleer denemelerde 'canlı kobay' olarak kullanıldı... Nükleer
denemelerden radyasyondan etkilenen on binlerce insanın tedavisi
yapılmayarak ölmeleri sağlandı... Taklamakan Çölü'nün güneydoğu
kısmındaki Lop- Nur'daki atom denemeleri merkezinde 50 defa nükleer
deneme gerçekleştirilmiş olup, Doğu Türkistan ve Orta Asya'nın
ekolojik (çevre) dengesi olumsuz etkilenmiştir. Bu denemeler yalnız
insan sağlığına değil, tabiata ve hayvanlara da zarar vermiştir. Bu
denemeler sonucunda halkımız arasında tarifi imkânsız hastalıklar ve
fizikî değişiklikler olmuştur.
Yaklaşık son
yarım asırda 200.000 bin masum insan çeşitli işkence ve devlet
terörü metotlarıyla öldürüldü…
Bu yetmemiş gibi
1980 yılından itibaren 'nüfus plânlaması, bahanesiyle on binlerce
kadın kolektif kürtaja tâbi tutularak on binlerce 'masum bebek' ana
karnında iken vahşîce katledildi… Birçoğu kısırlaştırıldı. Çocukları
zalim Çin Hükümeti tarafından vahşî biçimde öldürülen analarımız
ağır psikolojik rahatsızlıklara duçar oldular, birçoğu üzüntüden
öldü, birçoğu mecnun oldu.
On binlerce
aydınımız, gencimiz Hitler'in Nazi Kampları'ndan bin beter 'çalışma
kampları'nda sürgüne gönderilerek ölüme terk edildi... Birçoğu halen
devam ettiği gibi 'enselerine kurşun sıkılarak' öldürüldü... Ne
acıdır ki kurşunun parası dahi, öldürülen kişinin ailesinden 'kurşun
vergisi' olarak geri alındı.. .Cesetleri ise ailelerine
gösterilmeden iş makinelerince açılan büyük çukurlara gömülmektedir
...
Sözde 'Eğitim
Kampları'nda gençlerimiz ve aydınlarımız her türlü fiziki ve
psikolojik işkencelere tutulmak suretiyle, asimilâsyonun
hızlandırılması amacıyla, halkımızı ayakta tutan ' direnç noktaları
' ve 'moral kaynakları' bir bir kurutulmaya başlandı. millî
kimliğimizi ifade eden ve ecdatlarımızdan kalan tarihi, kültürel
eski eserler, mekânlar, mezarlıklar yıkılmaya başlandı.
İnsanlarımız
sırf dinî ve millî kimliklerinden dolayı, özgürce ve insanca yaşama
taleplerinden dolayı yargısız infazlarla idam edildi ve hala her yıl
ortalama 100 masum insan stadyumlarla düzenlenen, ölüm merasimleri
ile idam edilmektedir... Sadece 1997 yılında, demokratik
taleplerinden dolayı kurşuna dizilenlerin sayısı 300 kişiydi bizim
bildiğimiz ise 3000 kişiyi geçmiştir... Özgürlük hareketlerini kanlı
şekilde bastıran terörist Çin Hükümeti, demokratik talepte bulunan
halkımızın mal-mülklerini müsadere etmiş, Çin'den getirilen Çinli
göçmenler bu evlere yerleştirilmiştir. Bugün Doğu Türkistan'da
birçok yerleşim birimine askerler ve asker aileleri yerleştirilmiş,
âdeta askerî şehirler kurularak, halkımız abluka altına alınmıştır.
Halkımızın
<Seyahat Özgürlüğü> elinden alınmış durumdadır. Halkımızın
demokratik talepleri, kişi hak ve hukuklarının uygulanması gibi
talepleri <bölücü> , <terörist> , <parti düşmanı> gibi komik
suçlamalarla ağır cezalarla bastırılmaktadır.
'Dinî ibadetler'
kısıtlandı... Bir çok ibadet yerleri yıkıldı 'ahır', 'sinema' haline
getirildi. Dinî alimler ve şahıslar yargısız infaz edildi. Dinî ve
millî kitaplarımız, millî medeniyetimize ait kıymetli kültürel
mirasımız talan edildi. Bu tür kitap ve tarihi eserleri saklayanlar
ağır cezalara mahkûm edildi. Ölülere bile işkenceler yapılarak
resmen 'organ ticareti' yapılmaya başlandı...
Asimilâsyonu
hızlandırmak amacıyla plânlı ve devlet teşvikli olarak Çinli
göçmenler bölgeye yerleştirilerek halkımız 58 yıl içinde kendi
topraklarında 'azınlık' durumuna düşürüldü... Doğu Türkistan'da 1949
yılında ki %3 Çin nüfusu 1990'lı yıllarda %50' ye ulaşmış
durumdadır.
Sözde <özerk
yönetimi statüsü> altında hür dünyaya şirin gözükmek amacıyla,
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından uygulamaya konulan sözde
bölgenin kalkınmasına yönelik girişimlerle aslında olası bağımsızlık
hareketlerinin önünün kesilmesi ve bölgenin hızla
'Çinlileştirilmesi' amaçlanmaktadır.
1949 öncesi
hemen hemen hiç görülmeyen 'içki ve uyuşturucu alışkanlığı' âdeta
teşvik edilerek halkımız yavaş yavaş yok edilmesi plânı uygulanmaya
konuldu... Hatta Çinli fahişeler vasıtasıyla AİDS hastalığının
yayılması karşısında hiçbir önlem almayarak, neslimizin bozulması,
sağlıksız nesiller oluşması yönünde gizli teşvik uygulanmaktadır.
Tüm bu baskı,
zulüm, işkenceler yetmiyormuş gibi ülkemin tarihi, coğrafî ve siyasî
adı olan >Doğu Türkistan< adı 'yeni ilhak edilen toprak' manasına
gelen Sinkiang = Xinjiang olarak değiştirilmek suretiyle, 1.824.418
km2 genişliğindeki ülkemiz üzerinde hak talep etmektedir. Doğu
Türkistan hiçbir zaman özerklik yasası, uygulanmış değildir. 1949
yılından bu yana demokratik seçimler yapılmamıştır. Bürokraside
tayinler Pekin'in onayı ve Komünist Parti'nin talebiyle
gerçekleştirilmektedir. Sözde mevcut <özerk yönetim>de görevli olan
halkımızın inisiyatif kullanma ve devlet temsil etme hakkı ve hukuku
kesinlikle yoktur.
Velhasıl dün
olduğu gibi bugün de Komünist Çin işgali altındaki halkımızın her
saniyesi azap, korku, açlık, işkence ve manevî mahrumiyetler içinde
geçmektedir. Ancak ne acıdır ki; cehennemi bile aratacak korkunç
trajedinin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği Çin istilâsı
altındaki Doğu Türkistan'da 'yaşam mücadelesi veren halkımız'
feryatlarına kulak verecek, insanî yardım elini uzatacak bir ülke
çıkmadı.
Hür dünyanın bu
trajedi karşısındaki sessizliği ve kayıtsızlığı ve uluslararası
caydırıcı hiçbir tedbirin alınmaması karşısında Komünist Çin
Hükümeti daha da cesaretlenerek, halkımız ve bölgeyi tamamıyla
'Çinlileştirme politikasını ' sinsice her alanda uygulamaya koydu.
Yanan her
'kandil' söndürüldü... Yükselen her 'ses' susturuldu...
İletilen her
'talep' hasıraltı edildi... Ve açan her 'çiçek' kurutuldu.
Çin tarihini,
Çin halkının karakteristik özelliklerini ve Komünist Çin siyaseti
yakından bilenlere malûmdur ki, eğer uluslararası kamuoyunun dikkati
çekilmezse, siyasî, ekonomik ve askeri desteği alınmazsa çok yakında
esaret altındaki 30 milyon insanın <sarı tehlike>karşısında
dayanacak gücü kalmayacaktır...
Ve şu gerçek
unutulmamalıdır ki, nüfusu 1,5 milyara yaklaşan 'Sarı Tehlike'
yalnız bizim ülkemiz halkımız için değil, tüm hür dünya içinde ciddî
bir tehlike ve tehdittir...
Komünist Çin
yönetimi 21 yüzyılda üç aşamada 'dünyaya hâkim olma' plânını
uygulamaya koymuştur.
Emperyalist
Pekin yönetimi; işgali altında bulundurduğu Doğu Türkistan'ı çıkış
kapısı olarak kullanıp önce Orta Asya'daki yeni bağımsızlıklarına
kavuşan devletlere, akabinde ucuz iş gücü enerji ve ticarî vaatlerle
Türkiye'yi basmak olarak kullanıp Avrupa'ya kadar uzanan Avrasya
coğrafyasını uranyumu zenginleştirme ve nükleer füzeler geliştirme
ve terörist hareketlere sponsor olma gibi emperyalist bir amaç için
kullanmayı hedeflemektedirler.
'Uluslararası
terörizmin gizli sponsoru' konumundaki Kızıl Çin, her bakımdan
uluslararası dünya barışını, hür dünyanın güvenliğini ve insanlığı
tehdit etmektedir. Velhasıl tarihin utanç sayfalarında her zaman
yazılı olacak bir işgal ve istilânın ötesinde ülkemizde alenî ve
çirkin soykırım uygulanmaktadır.
İşte böyle
acımasız ve gayri medenî bir ülkenin işgalindeki bir 'cendere'
altında yaşayarak 58 yıldır dayanan halkımız, 58 yıldır ümitle
beklemeye koyuldu...
Ölülere bile
işkencenin yapıldığı, kota fazlası bebeklerin öldürüldüğü, göbek
kordon bağlarının ticareti yapıldığı cehennemi bile aratacak böyle
bir<trajik manzara> karşısında, hür dünyada yaşayan bizlerin,
sizlerin, tüm medenî dünyanın daha fazla sessiz ve kayıtsız kalması
beklenemezdi. Nitekim zulüm karşısında gösterilemeyen, insanî tepki,
soykırımı hızlandırılmıştır. Baskılar onur kırıcı ve dayanılmaz
boyutlara gelmiştir.
Takdir edersiniz
ki; işgal altındaki ülkemizde yok edilmek istenen 30 milyon halkın
hayatta kalma mücadelesi, sesini duyurma gayreti karşısında; hür
dünyada yaşayan biz Doğu Türkistanlı mültecilerin daha fazla sessiz
ve tepkisiz bekleme hakkımız ve lüksümüz olamazdı...
İşte bugün,
gerçeklerin bilincinde halkımızın anonim onayı ve işgal altında
mücadele eden siyasî liderlerimiz ortak kararı ile bu tarihi günde
halkımız beklentilerine bir nebze de olsun cevap verecek bir adımı
atmış bulunuyor. Ve Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetini ilân etmiş
bulunuyoruz.
Hükümet faaliyet
Programının Esasları :
1)14 Eylül 2004
tarihinde saat 14.45'de ilân edilen 'Sürgünde Doğu Türkistan
Hükümeti', bugün düzenlenen 'yemin merasimi' ifade ederek işbu
'beyanname' ile resmiyetini tamamlamış bulunmaktadır.
2)Yüzbinlerce
şehit pahasına geldiğimiz bu nokta, yakın gelecekte hür dünyanın
desteğiyle bağımsızlık ve özgürlük yolunda uluslar arası arenada
atılmış en önemli bir ve siyasî bir manevradır...
3)Hükümetimiz;1863,1933ve 1944 yıllarında kurulan 'Doğu Türkistan
Millî Hükümetleri'nin devamı ve tek yasal temsilcisidir...
4)Doğu
Türkistan'ın 1949 öncesi üniter yapısını benimseyen, 'bağımsızlık ve
hürriyet benim karakterimdir' diyen, millî kahramanların yolundan
yürüyen her Doğu Türkistanlı bu Hükümetin tabii vatandaşlarıdır...
5)Millî davamızı
dünya gündemine taşıyacağına ve esaret altındaki halkımıza moral ve
ümit vereceğine inandığımız Hükümetimizin kurulmasında saygın
konukseverliği ve hoşgörüsünden dolayı başta ABD kamuoyu olmak üzere
tüm insan hakları örgütleri ve lobilerine şükranlarımızı sunuyoruz.
6)Hükümetimiz;
emperyalist Kızıl Çin yönetimine bağlı sözde 'Sinkiang Uygur Özerk
Yönetimi'ni ve 'Pekin işgalini' reddetmektedir.
7)Doğu Türkistan
halkının sabrı taşmıştır. Doğu Türkistan halkı başta Birleşmiş
Milletler (BM) olmak üzere bütün uluslararası teşkilâtlara ve hür
dünya ülkelerine seslenmektedir ki, Çin terörizmini yok etmek,
demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanı Çin diktatörlük rejimini yıkmak
sadece Doğu Türkistan halkının veya Tibet, İç Moğolistan yada
Mançurya halkının vazifesi değildir. Bütün hür dünya ülkelerinin
vicdanî ve insanî sorumluluğu vardır. İşte Hükümetimiz; bu
sorumluluğu hür dünya ülkelerine her vesileyle sürekli
hatırlatacaktır. Çünkü şu bilinmelidir ki, başta Doğu Türkistan
olmak üzere Kızıl Çin esaretindeki Tibet, Mançurya, İç Moğolistan ve
Tungan (Çinli Müslümanlar) sorununa çare bulunmazsa, yalnız bu
bölgenin değil, Asya'nın ve tüm dünyanın güvenliği ciddî tehdit
altına girecektir.
8)Hükümetimiz;
işgal altındaki topraklarımızın tam bağımsızlığını ve esir
halkımızın hürriyetini kazanması yönünde, işgalci komünist Çin
Hükümeti üzerinde, uluslararası müeyyidelerin uygulanması noktasında
'demokratik baskılar ' ın kurulması yönünde siyasî ve hukukî
girişimlerde bulunacaktır...
9)Hükümetimiz;
halkımıza özgür bir gelecek sağlayacak her türlü yasal önlemi
alacaktır... Doğu Türkistan halkı son nefesini verinceye kadar
terörist Çin Hükümeti ile mücadelesini sürdürecektir.
10)Hükümetimiz;
millî ve dinî kimlikleri yok edilme tehdidi altında yaşam mücadelesi
veren halkımızı 58 yıldır ayakta tutan 'maddî ve manevî
değerlerimizi' yaşama, yaşatma ve nesillere aktarma yolunda kararlı
bir tutum sergileyecektir .
11)Hükümetimiz;
esaret altındaki halkımıza zarar verecek her türlü terör
eylemlerinden, söylemlerden uzak kalacaktır. Ama asla 'yumuşak bir
politika' izlemeyecektir.
12)Hükümetimiz;
esaret altındaki halkımızın Çin'in sinsi soykırımı hedefleyen
politikası karşısında halkımızın sürekli uyanık olmasını temin
edecek her türlü önlemi alacaktır.
13)Hükümetimiz;
mazlum, mağdur ve masum Doğu Türkistan halkının millî kimliklerini
koruma noktasında bağımsızlığa giden yolda, her türlü siyasî
girişimini demokratik, barışçı, insan hakları çerçevesinde
sürdürülecek olup;
1)Nükleer
denemelerin son bulmasının, nükleer atıkların temizlenmesi
radyasyondan etkilenen vatandaşlarımızın gerekli tedavilerinin
ücretsiz yapılması...,
2)İnsan hakları
ihlâllerinin, yargısız infazların sona erdirilmesi ...,
3)Zorunlu kürtaj
ve kısırlaştırma gibi gayri insanî operasyonların durdurulması...,
4)İzinsiz ve
zorunlu organ alımının durdurulması..,
5)Çinli
vatandaşlara uygulandığı gibi uyuşturucunun yasaklanmasını ve
uyuşturucu ticareti yapanların cezalandırılması ve bölgeden
uzaklaştırılması..,
6)Doğu
Türkistan'a plânlı Çinli göçmen yerleştirilmesinin durdurulması ve
1949 yılı sonrası bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenlerin bölgeden
uzaklaştırılması..,
7)Halkımıza
uygulanan seyahat özgürlüğü kısıtlamasının kaldırılması ve her yıl
dinî ziyaretlerini yapabilmeleri için gerekli kolaylığın
gösterilmesi...,
8)Karşılıklı
akraba ziyaretlerine getirilen yasakların kaldırılması, vize
kolaylığının sağlanması. ..,
9)Çin ' in de
imzaladığı BM Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi Sözleşmesi'nde
belirtilen kararların uygulanması. ..,
10)BM'lerce
onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yazılı ilkelerin
uygulanması. ..,
11)Bölgedeki
yeraltı ve yerüstü kaynakların satışından, ihracatından elde edilen
gelirin öncelikli olarak Doğu Türkistan halkının yaşam
standartlarının iyileştirilmesinde kullanılması. ..,
12)Ülkenin işgal
edildiği 1949 yılından bu yana siyasî, dinî, kültürel nedenlerle
veya ifade düşüncelerinden ya da demokratik taleplerinden dolayı
tutuklananların serbest bırakılması. ..,
13)Haksız ve
siyasî nedenlerle idam edilenlerin ailelerine yeterli miktar da
maddî tazminatların ödenmesi ...,
14)Ve tüm
bunların adil şekilde uygulanmasının temini için başta BM olmak
üzere UNESCO, UNICEF, KIZILHAÇ, KIZILAY, AMNETY INTERNATIONAL, İKÖ
(İslam Konferansı Örgütü), BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu)UNPO(Birleşmiş
Milletlerde Temsil Edilmeyen Halklar Teşkilâtı), AB (Avrupa Birliği)
gibi benzeri uluslararası kurum ve kuruluşların bölgede birer
temsilciliklerinin açılmasına izin verilmesini sağlayıcı önlemleri
almak, aldırmak, uygulamak, uygulatmak yolunda her türlü insanı
vicdanî, kanunî haklarımızı kullanmada tereddüt gösterilmeyecektir.
siyasî, kültürel, ekonomik ambargolar uygulanması, kredilerin
kesilmesi, uluslararası yaptırımların uygulatılması yönünde
hükümetimiz her kapıyı çalarak girişimlerde bulunacaktır.
15)Hükümetimiz;
Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın1949 öncesi (1933,1944)
'bağımsız ülke' ,'bağımsız hükümet' statüsüne kavuşturulması
noktasında, her türlü yasal siyasî, hukukî, demokratik haklar ve
uluslar arası müeyyidelerin uygulanması için gayret gösterecektir.
16)Hükümetimiz;
Anayasanın 6. bölüm 3.md.si gereği, devletin millî çıkarları
doğrultusunda, parlâmentonun onayını alarak, gelişen şartlar
dahilinde Pekin yönetimi ile müzakere yapma kapısını açık tutar .
17)Hükümetimiz;
Doğu Türkistan Davasını, İnsan Hakları İhlallerini, Doğu Türkistan
halkının bağımsızlık ve özgürlük taleplerini uluslararası gündeme
taşıyarak, 1949 öncesi meşru haklarımızın yani bağımsızlık ve
hürriyetimizin temini noktasında dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye
ve desteğini almaya çalışacaktır.
18)Hükümetimiz;
öncelikle Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davasını Birleşmiş
Milletlerin gündemine getirme yolunda ülkeler nezdinde girişimde
bulunacaktır.
19)Yukarıda
özetle belirtilen amaç ve hedefler çerçevesinde;
a )BM ilkelerine
bağlı,
b )Demokratik ve
özgürlükçü ilkelere sadık,
c)Uluslararası
hukuk ve kurallara saygılı
d)İnsan Hakları
Beyannamesi ile ilgili sözleşmelerine bağlı
e)Hiçbir ülkenin
tekelinde, güdümünde ve baskısında olmayan,
f)Doğu Türkistan
halkının millî idaresiyle 14 Eylül 2004 tarihinde ilân edilen
'Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri ve milletvekilleri
yemin etmek suretiyle 5 yıllık süre ile seçilmiştir. 20)Hükümetimiz;
işbu 'Hükümet programı ve beyannamesi' ile tüm ülkeler uluslararası
resmî kurum ve kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, siyasî
partilerden, uluslararası şirketlerden siyasî, ekonomik, eğitim,
kültürel ve askerî alanlarda;
a)'Resmi
Tanınma' talep etmektedir.
b)'Sembolik
Tanınma' talep etmektedir.
c)'Manevi
Destek' talep etmektedir.
d)'Maddi Destek'
talep etmektedir.
21)Yalnız
özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda yok olmama savaşı veren bir
halkı temsil eden Hükümetimize gösterilecek her türlü ilgi, yardım
ve destek şüphesiz Doğu Türkistan halkı tarafında unutulmayacaktır.
Balıkesir,
Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü
Bugünü” konulu bir konferansta Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin
Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek Gayretullah’ın
konferans konuşmasından bir bölüm Balıkesir Salih Tozan Kültür
Merkezi- 05 Mayıs 2007
Uluslararası Af
Örgütü Çin Hâkimiyetini “Olimpiyatlardan
Yararlanarak İnsan
Haklarını İhlal Ediyor” Diyerek Kınadı
Pekin
olimpiyatlarının yaklaştığı bir zamanda Çin hâkimiyetinin Doğu
Türkistan Halkına
yönelttiği bastırma hareketleri de özellikle arttırılmış
bulunmaktadır.
ETIC-BBC'nin
Nisan ayının 30'unda verdiği habere göre Merkezi İngiltere'nin
Londra şehrinde bulunan “Uluslararası Af Örgütü” bu yakınlarda özel
bir rapor yayınlayarak, Çin hâkimiyetinin 2008 yılında yapılacak
olan Pekin Olimpiyatları'nı Çin'deki insan hakları savunucularını
sindirmek için bir vasıta olarak kullanmak istemekte olduğunu
vurguladı.
Her ne kadar Çin
hükümeti dünya kamuoyuna insan haklarını iyileştirme konusunda
sözler vermişse de bu cihette hiçbir gelişme görülmemiş olması
kınandı. Söz konusu raporda yine, Çin hâkimiyetinin insanları
yargılamadan 4 yıla kadar hapishanelerde tuttuğu, haber organları
ile internet ilişkilerine yönelttiği baskı ve kontrolleri de ayrıca
arttırdığı kaydedilmiş olup, uluslararası spor olimpiyatları
komitesinden Çin hâkimiyeti ile müzakereler yürütme ile insan
haklarında iyileştirmeler konusunda Pekin makamlarına baskı
uygulanması talep edilmiştir.
Pekin
olimpiyatlarının yaklaştığı bir zamanda Çin hâkimiyetinin Doğu
Türkistan halkına yönelttiği bastırma hareketleri de özellikle
arttırılmış bulunmaktadır.
Daha yakın bir
zamanda Rabiye Hanım’ın Doğu Türkistan'daki oğlu Abdulhekim ile,
Kanada vatandaşı ve Doğu Türkistan siyasi faaliyetçisi Hüseyin Celil
Çin yargısı tarafından hiçbir delil olmaksızın ağır hapis cezasına
çarptırılmıştır. Aynı zamanda Doğu Türkistan'ın başka bölgelerinde
de çok sayıda Doğu Türkistanlı siyasi isnatlarla tutuklanarak hapse
atılmıştır. 01.05.2007
“Avrupa Doğu
Türkistan Birliği”nin Frankfurt Şubesi Kuruldu
19.05.2007 günü
Almanya'nın Frankfurt şehrinde “Avrupa Doğu Türkistan Birliği
Teşkilatının Frankfurt şubesi resmen kurulmuş olup, milli mücadele
saflarımıza yeni bir güç katıldı.' 19.05.2007 günü Almanya'nın
Frankfurt şehrinde “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatının
Frankfurt şubesi resmen kurulmuş olup, milli mücadele saflarımıza
yeni bir güç katıldı.
Almanya'nın
büyük şehirlerinden sayılan Frankfurt şehri Almanya çapında Münih
şehrinden sonra Uygurların çokça yaşamakta oldukları şehirlerden
biri olup, burada yaşamakta olan Uygurlar Doğu Türkistan davasının
Almanya'daki etki alanını dahada fazlalaştırmak ve Almanyada bulunan
Uygur teşkilatlarına aktif bir şekilde uyum sağlayarak hareket etme
gayesi ile Frankfurt şehrinde yasal bir teşkilat kurmak ve bu
teşkilat adına organize bir yol izleme konusunda ortak bir fikir
birliğine varmışlardı.
19 Mayıs 2007
tarihinde Frankfurt şehrinde teşkilatın kuruluş merasimi yapılarak
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği Frnkfurt Şubesi” resmen kurulmuş
olduğu açıklandı. Teşkilatın kuruluş merasimine Almanya'nın Münih
şehrindeki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”nin başkanı Dolkun Eysa
başkanlığındaki bir heyet özel olarak gidip katıldı ve teşkilatın
yönetim kurulu seçimlerini bizzat gözlemledi.
Demokratik bir
seçim sonucunda Köreş Atahan söz konusu teşkilatın başkanlığına,
Osman Tursun başkan yardımcılığına, Eli Abdurusol sekreterliğe,
Ötkür Memtimin muhasipliğe, Hemit Kadir teftiş kuruluna seçildiler.
Mezkûr teşkilat
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği” teşkilatına uyumlu bir şekilde
faaliyet sürdürecek. “Avrupa Doğu Türkistan Birliği”, Uygurlar
tarafından Avrupa'da kurulan ilk Uygur Teşkilatı olup, 1990 yılında
Tanınan Uygur Siyaset adamı Erkin Alptekin'in başkanlığında
kurulmuştu. ETIC
Almanya Güvenlik Dairesi, Almanya Fabrikalarını Çin Casuslarına
Karşı Uyanık
Olmaları Konusunda Uyardı
Çin
hâkimiyetinin, öğrenci, tüccar ve turist adı altında dış ülkelere
çıkmakta olan Çin vatandaşlarına casusluk yaptırmakta olduğu
bildirilmiştir.
“Almanya
Dalgaları Radyosu”nun verdiği habere göre, Almanya Devlet Güvenlik
Dairesi tarafından 5. ayın 15. günü yayınlanan yıllık raporda bugün
Çin hâkimiyetinin, öğrenci, tüccar ve turist adı altında dış
ülkelere çıkmakta olan Çin vatandaşlarına casusluk yaptırmakta
olduğu bildirilmiştir.
Bu kişilerin
gittikleri ülkelerin durumu ile ilgili bilgi toplayarak Çin Komünist
partisine göndermekte oldukları ve bu yüzden Çin casuslarına karşı
dikkatli olunması gerektiği de ortaya konulmuştur.
Yukarıdaki
haberde işaret edildiğine göre Çin casuslarının asıl hedefleri
Almanya'daki fabrikaların ileri teknolojileri olup, tekoloji
hırsızlığı sebebiyle Almanya'nın bir yıllık maddi zararının birkaç
milyar Euro'ya ulaştığı bildirilmektedir. Zarara uğramakta olanların
çoğunluğu orta ve küçük ölçekli fabrikalar olup, bu yıl Şubat ayında
Almanya Güvenlik Dairesi yetkilileri ülkedeki fabrikalara yönelik
uyarılarda bulunmuştu. (ETIC)
Kırgızistan'da
Kaşgarlı Mahmut Hatırlandı
Kırgızistan'ın
başkenti Bişkek'teki “Atatürk Alatav Üniversitesi”nde “Kaşgarlı
Mahmut ve Türk dünyasının dili, edebiyatı, kültürü ve tarihi” adı
altında uluslar arası ilmi muhakeme toplantısı yapıldı.
Bu seferki
toplantıyı Türkiye Cumhuriyetinin Türk Dünyası İşbirliği ve Kalkınma
idaresi ile Kırgızistan Kültür Bakanlığı birlikte organize etti.
Toplantıda Kaşgarlı Mahmut'un Türk Toplulukları Kültür, dil ve
edebiyatının şekillenmesindeki rolü üzerinde değerlendirmeler
yapıldı.Toplantıda bazı ilim adamları Kaşgarlı Mahmut'u Türk
milletinin ortak bir ismi olduğunu dile getirdiler. ETIC-03.05.2007
Toksu Nahiyesinde
Baldırı çıplak Bir Hocanın Öldüğü Gün Eğlence
Düzenleyen Yasin
Turdi Tutuklandı
ETIC “Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi”nin bildirdiğine göre, Aksu'nun Toksu
nahiyesindeki Yasin Turdi bu yıl 70 yaş civarında olup, o, siyasi
sebeplerle aşağı yukarı 20 yıl hapiste yatmıştı.
Bu yıl Ocak
ayının 29'unda Toksu Nahiyesi siyasi meclisin eski başkanı ve
hükümet tarafından “Vatanperver dini zat” olarak adlandırılan
Abdulla Damollam ölmüş ve hükümetin organizasyonu ile bir defin
merasimi düzenlenmiştir.
Aynı gün Yasin
Turdi kendi evinde eğlence tertip etmişti. Başkaları, Abdulla
Damolla'nın ölümü için “ Toksu nahiyesinin bir lambası söndü”
dediklerinde Yasin Turdi bu ifadeleri reddetmişti.
Hükümet
yetkilileri bu durumdan haberdar olduğunda, Yasin Turdi'yi
“Vatanperver dini zatımızın öldüğü gün sevinerek eğlence düzenledi
ve fitne yarattı” şeklindeki siyasi iftiralarla aynı gün tutuklayıp
hapse atmış ve halen serbest bırakmamışlardır.
Yasin Turdi'nin
5 ilâ 15 yaşları ararsında beş çocuğu var ve eşi de işsiz. Yasin
Turdi tutuklanarak alınıp götürüldüğünden beri onun aile efradı
oldukça zor şartlar altın bulunuyorlar.
İnsan Hakları
Teşkilatının Raporunda Uygurlar Meselesi
RFA'nın verdiği
habere göre, “Uluslararası Azınlık Milletlerin Haklarını Koruma
Grubu” ile “Çin'de İnsan Hakları” adlı teşkilatlar tarafından
müşterek olarak yayınlanan “Çin'deki iktisadi kalkınmalardan Uygur,
Tibet ve Moğol milletleri yararlanamadılar. Tam tersine onlar
ekonomik sömürülere maruz kaldılar” şeklinde ifadeler yer aldı.
Raporda yine, Uygur, Tibet, Moğol milletleri kendilerinin dil ve
kültürlerinin yok edilmesi tehlikesine uğradılar. Geniş çaplı
demiryolu ve çevre yolu inşaatları, yerli halkın iktisadi yönden
kalkınmasını değil, tam tersine Çin'in başka bölgelerindeki iktisadi
kalkınmanın ihtiyaçlarını temin etmek için kullanıldı. Her geçen gün
iyileşmekte olan ulaşım imkânları yerli halkın doğal
zenginliklerinin Çin'e taşınmasında ve Çin askerlerinin kalabalıklar
halinde gelerek yerli halkın kültürünü zayıflatmasına kolaylık
sağladı” denilmektedir.
Yukarıdaki
raporda, “Çin hükümeti azınlık milletlerin tek devlet, tek dil ve
tek kültür dayatmalarını kabule zorlandı. Bunu kabul etmeyenleri
milli bölücü olarak suçlaya geldi” ifadeleri kullanıldı. Ayrıca yine
söz konusu raporda, her ne kadar Çin hükümeti azınlık milletlerin(!)
korunması ile ilgili bir dizi uluslarararsı sözleşmelere imza
atmışsa da, kendisinin imzaladığı anlaşmaların hiçbirine uymadığı da
beyan edilmektedir. ETIC-03.05.2007
İli'de
“Terörizm”e Karşı Askeri Manevra Yapıldı
“İli
gazetesi”nin verdiği habere göre, 12.05.2007 günü İli'nin Mongulküre
nahiyesindeki bir sınır müdafaa bürosu etrafında sözde “terörizm”e
karşı askeri manevra icra edilmiştir.
Bu defaki
manevranın düzeni şu şekilde olmuştur: O gün sabah saat 9.oo'da 20
“terörist” gizli bir şekilde Mongulküre'deki bir sınır müdafaa
noktasına gelip bu noktaya ani bir baskın düzenleyerek sınırda
“zorba terör vakası” meydana getirerek bölgenin asayiş ve
güvenliğini bozma girişiminde bulunmuş. O esnada polis, jandarma ve
milislerden oluşan silahlı sınır müdafaa birlikleri “terörist”lerin
ani baskınına karşı koyarak 20 dakika gibi bir süre içerisinde 20
“terörist”i öldürerek kesin bir zafer elde etmişlerdir.
Bu defaki askeri
manevrayı, İli eyaletinin üst düzey yetkilileri, “Bingtuen”in İli'de
mukim 4. tümeninin rütbelileri “İli Askeri bölge” komutanları ve
Korkas Sınır Kapısının resmi görevlileri birlikte izlemişlerdir.
İli eyaletinin
siyasi yasa komitesinin sekreteri Zhangyün bu defaki askeri
manevradan sonra yaptığı konuşmada “İli sınırları içerisindeki sınır
kapıları, sınır dışındaki düşman güçlerin bizi batılılaştırma ve
parçalama suikastını icra etmedeki mühim yerlerden biridir. Sınır
vaziyetimiz oldukça karışık, bu yüzden güvenli bir sınır oluşturma
alanındaki çalışmalarımızı bütün gücümüzle yaygınlaştırmamız gerek”
demiştir.
Çin
hâkimiyetinin Doğu Türkistan'ın sınır boylarındaki asker sayısını
özellikle arttırdığı ve Bingtuen'in bazı tuan- alanlarını sınır
boylarına yerleştirmeyi hızlandırmakta olduğu görülmektedir.
Çin
hâkimiyetinin günümüzdeki asıl maksadı, Doğu Türkistan halkının dış
dünya ile olan alakasını tamamen kesmektir.ETIC
.Diktatör
Özbekistan, Rehmetcan Ehmet İsimli Bir
Uygur'u Çin'e Teslim
Etti
ETIC'in edindiği
bilgilere göre, 11.05.2007 tarihinde Özbekistan Hükümeti, 1997
yılından beri Orta Asya devletlerinde ticaretle uğraşan Doğu
Türkistanlı iş adamı ve dolar milyoneri Rehmetcan Ehmet isimli Uygur
genci Taşkent vilayetinde siyasi iftira ile tutuklayarak Çin'e
teslim etmiştir.
Taşkent'teki
bazı Uygurların anlattıklarına göre Rehmetcan Ehmet'i tutuklamak
için Çin polisleri de bizzat katılmışlardır. Rehmetcan Ehmet tahmini
olarak 30 yaşlarında olup, Doğu Türkistan'ın Gulca vilayeti Agku
mahallesindenmiş. Rehmetcan Ehmet'in takva sahibi ve yardımsever bir
kişiliğe sahip olduğu biliniyor.
Ticari sahada da
oldukça başarılı bir iş adamı olup, sermayesi milyon dolarlar
seviyesinde imiş. Özbekistan polisleri ile Çin polisleri onu
tutukladıklarında Taşkent'teki mal-mülkleri ile ilgili tedbir
almasına bile izin vermeksizin aynı gün alelacele Çin'e
götürmüşlerdir.
“Orta Asya Polis Teşkilatları Dayanışma Merkezi” Binasının
İnşaatı Resmen
Başlatıldı.
“Tiyanşan
(Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nin 18.05.2007 tarihinde verilen habere
göre, “Şanghay İşbirliği Örgütü” tarafından alınan ilgili kararların
yapısı gereği kurulan “Orta Asya Polis Teşkilatları Dayanışma
Merkezi” binasının inşaatı bu yakınlarda Miquan nahiyesinde resmen
başlatıldı.
“Sinkiang(Doğu
Türkistan)Toplum Güvenlik Bakanlığı”nın sorumlularının bildirdiğine
göre, bu merkezin inşaatı tamamlandıktan sonra orta ve Güney Asya
ülkelerindeki Polis teşkilatları ararsındaki “terörizm”e karşı ortak
hareketler hakkında eğitim verilecekmiş. Böylece “terörizm”e darbe
vurmayı araştırma ve Doğu Türkistan'daki polisleri bu alanda
eğitmek… gibi vazifeler yürüteceklermiş.
Yukarıdaki
haberde işaret edildiğine göre, bu merkezin inşaatı için 1 milyar
225 milyon yuen harcanacak. Söz konusu merkezin inşaatı, Çin
hâkimiyetinin Doğu Türkistan milli hareketlerine yönelte geldiği
bastırma ve soykırım hareketlerinin bundan sonra da
güçlendirileceğini haber vermektedir.ETIC
Kazakistan'dan “Orta Asya Devletleri Birliği” Kurma
Hakkında Teklif
Türkiye'deki
milliyetçi güçler de uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'ı da kendi
içine alacak şekilde bütün Türk ellerini birleştirerek “Dünya Türk
Birliği”ni kurma teşebbüsü içinde olmuşlardır. Fakat onların bu
teşebbüsleri Rusya ve Çin'in sert şekillerde karşı çıkışları ile
karşılaşmıştır.
Kazakistan
Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Kırgızistan'ı ziyaret ederek
Kırgızistan Devlet Başkanı Kurmanbek Bakiyev ile görüşerek Orta Asya
Devletleri Birliği kurma meselesi hakkında müzakerelerde bulundu.
Kırgızistan
devlet başkanı Kurmanbek Bakiyev Nazarbayev'in Orta Asya devletleri
Birliğini kurma fikrini destekleyeceğini vurgulayarak “Ben
Kırgızistan devlet başkanı olma sıfatımla bu teşebbüsü kollayacağım”
demiştir.
Devlet başkanı
Kurmanbek Bakiyev yine, “Mühim olanı şu ki, eğer Kırgızistan ile
Kazakistan böyle bir birlik konusunda mutabık kaldılarsa bizim bu
işi yapmamız gerekir. Bence dört devletin hepsinin de aynı fikirde
olmalarını beklemeye gerek yok” diyerek sözlerini sürdürmüştür.
Nazarbayev
bundan üç hafta önce Orta Asya devletleri Birliğini kurma fikrini
yine bir defa daha tekrar etmiş olup, her ne kadar Kırgızistan buna
katıldıysa da lâkin şimdilik başka Orta Asya devletlerinin durumları
belli değil.
Orta Asya
Bölgesinde bu tür bir hâkimiyet sistemi oluşturmak tarihten beri
devam edip gelen bir gelenek olup, eski Sovyetler Birliği bu tür
birliktelikleri Pantürkizm ile ilişkilendirerek kesintisiz darbe
vura gelmiştir.
Türkiye'deki
milliyetçi güçler de uzun yıllardan beri Doğu Türkistan'ı da kendi
içine alacak şekilde bütün Türk ellerini birleştirerek “Dünya Türk
Birliği”ni kurma teşebbüsü içinde olmuşlardır. Fakat onların bu
teşebbüsleri Rusya ve Çin'in sert şekillerde karşı çıkışları ile
karşılaşmıştır.ETIC
Doğu
Türkistan'daki Hapishane Polisleri
Doğu
Türkistan'daki hapishane polislerinin vahşilikleri ve Kan
içicilikleri kamuoyu tarafından zaten biliniyor. Hapishane
polislerinden yedikleri dayaklar yüzünden hayatını kaybeden Doğu
Türkistanlı siyasî mahpusların sayıları az değil.
“Tiyanşan
(Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nde 11.05.2007 tarihinde yayınlanan bir
habere göre “Sinkiang (Doğu Türkistan) Silahlı Polis Kısımları Baş
Birliğinin Askeri Eğitim Kampında yeni kabul edilen sayıları 500
civarındaki polisler 50 günlük talim-terbiyeye tabi tutulmuş olup
bunlar askeri eğitimlerini tamamladıktan sonra Doğu Türkistan'daki
14 hapishaneye dağıtım yapılacak. Doğu Türkistan'daki hapishane
polislerinin vahşîlikleri ve kan içicilikleri kamuoyu tarafından
zaten biliniyor. Hapishane polislerinden yedikleri dayaklar yüzünden
hayatını kaybeden Doğu Türkistanlı siyasî mahpusların sayıları az
değil. meselâ 5 Şubat Gulca Ayaklanmasının önderlerinden Abduhelil
Abdulmejit' de Çin hapishanelerinde gördüğü işkenceler sebebiyle
şehit olmuştu.ETIC
Hükümet
Fabrikaları,“ Sinkiang (DoğuTürkistan)
4.Hapishanesi”ndeki
Suçlularla İş Anlaşması İmzaladı
Doğu
Türkistan'da Üniversite bitiren Uygurlar bile işsizlik yüzünden
yitilip-kakılırken, Uygur kızları kafileler halinde Çin'in içeri
bölgelerine mecburi olarak ırgatlığa götürülmekte olduğu günümüzde,
sadece Doğu Türkistan'daki Çinli göçmenler değil, hatta
hapishanelerde yatmakta olan Çinli suçlular bile hükümetin çeşitli
imtiyazlarından ve çalışma imkânlarından yararlanmaktadırlar.
Mesela,
“Tiyanşan(Tanrıdağı)haber sitesi”nde 25.05.2007 tarihinde yayınlanan
bir haberde mayıs ayının 24'ünde öğleden sonra Hükümet birimlerinin
organizasyonu ile 25 ayrı şirket, atölye ve fabrikaların sorumluları
Ürümçi'de bulunan “Sinkiang(Doğu Türkistan) 4. Hapishanesi”ne
gelerek bu hapishanede bırakılma öncesindeki 80'den fazla Çinli
suçlu ile iş akdi imzalamışlardır.
Bu suçlular
serbest bırakıldıktan sonra anlaşmaya istinaden doğrudan yukarıdaki
şirket ve atölyelerde çalışmaya başlayacaklar. Hatta bazı suçlular
2000 yuen ücret talep etmiş olup, bu Doğu Türkistan'ın Kaşgar ve
Hoten bölgelerindeki çiftçilerin iki yıllık gelirine denk geliyor.
Yukarıdaki
haberde işaret edildiğine göre “Sinkiang (Doğu Türkistan)
4.Hapishanesi”nde şu anda 3000 den fazla suçlu olup, hükümet
buralardaki Çinli suçlular için çeşitli meslek dallarında eğitim
kursları açarak onların hapisten çıktıktan sonra birer meslekle
uğraşmalarına imkân oluşturuyor.
Ne yazık ki;
Doğu Türkistan'daki hapishaneler Uygurlar için, özellikle Uygur
siyasi tutuklular için bir cehenneme dönüşmüş durumdadır. Doğu
Türkistan'dan gelen yankılara göre Uygur mahpuslar hapishanede günde
16-18 saat boyunca ağır işlerde çalıştırılıyorlar. Bazı mahpuslar
aylarca ve hatta yıllarca ışık yüzü dahi görmezler. Uygur mahpuslar
arasından hapishane polislerinden yediği dayak yüzünden ölenlerin
sayısı da az değil.
Eğer şansları
yaver giderek salıverilenler olursa çalışmak ve normal yaşamlarını
sürdürmek bir yana dursun, peşine 24 saat polis takıldığından ve her
yıl icra edilen “sert darbe vurma hareketi” esnasında tekrar
tutuklanıp hapse atılırlar. ETIC
“Otonom Bölge (Doğu Türkistan)Propaganda Bölümü” Siyasi ve Dini
İçerikli “Yasa Dışı
Kitap”lara Sert Darbe Vurulmasını İstedi
ETIC-“Sinkiang
(Doğu Türkistan) Ekonomi Gazetesi”nin 23.05.2007 tarihli sayısında
verilen habere göre, “Otonom Bölge(Doğu Türkistan)Komünist Partisi
Propaganda Bölümü”nün müdürü Li- Ki bu ayın 22'sinde Ürümçide
yaptığı konuşmada değişik türlerdeki “Yasa dışı neşriyatlara darbe
vurma büroları”ndan, temel hedeflerini Doğu Türkistan'daki dini ve
siyasi içerikli yayınlara yöneltmesini istedi.
Çin hükümeti
önceleri de ülke genelinde birlikte yürütülmekte olan “Suç
işleyenlere sert darbe vurma hareketi” esnasında Doğu Türkistan'daki
resmi organlardan “milli bölücü” ve “yasa dışı dini unsurlar”a darbe
vurmalarını istemişti. Bu sebeple her defadaki sert darbe vurma
hareketleri” sırasında birçok Doğu Türkistanlılar çeşitli siyasi
iftiralarla tutuklanıp hapislere atılmışlardı. Resmi organlar bütün
güçlerini bu noktaya merkezleştirdikleri için Doğu Türkistan'da
suçlular palazlanmış cinayet, gasp, hırsızlık ve dolandırıcılıkta
şiddetli bir artış olmuştu. Çin hükümetinin ülke genelinde
başlattığı “şehevî yayınlara sert darbe vurma hareketi” esnasında
Doğu Türkistan'daki resmi makamlardan “dini ve siyasi içerikli yasa
dışı yayınları temel hedef olarak almalarını istemesi, Doğu
Türkistan'da Çinli fahişelerin cesaretlerinin artmasına ve şehevi
yayınların daha da geniş çaplı dağıtılmasına sebep olmaktadır.
Kaç Çocuk Daha
Babasız Kalacak
PKK Mayınına
Kurban Verdiğimiz 6 Şehidimizi Dün Uğurladık. Uzman Çavuş Vedat
Dayıoğlu'nun İzmir'deki Cenazesine Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan
Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt da Katıldı.
Şehidin Eşi, Başsağlığı Dileyen Erdoğan'a "Kaç Çocuk Babasız
Kalacak?" Diye Sordu.
PKK mayınına
kurban verdiğimiz 6 şehidimizi dün uğurladık. Uzman çavuş Vedat
Dayıoğlu'nun İzmir'deki cenazesine Cumhurbaşkanı Sezer, Başbakan
Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Büyükanıt da katıldı.
Şehidin eşi, başsağlığı dileyen Erdoğan'a "Kaç çocuk babasız
kalacak?" diye sordu.
ŞIRNAK'ın
Güçlükonak İlçesi yakınlarında terör örgütü PKK'nın yola döşediği
mayını uzaktan kumandayla patlaması sonucu şehit olan 6 asker dün
memleketlerinde düzenlenen ve binlerce kişinin katıldığı törenlerle
toprağa verildi. Törenlere katılanlar, PKK'ya lanet yağdırırken,
İzmir'de toprağa verilen uzman çavuş Vedat Dayıoğlu'nun cenazesi
devletin zirvesini bir araya getirdi.
Ailesi İzmir'in
Bayraklı Semti'nde oturan Uzman Çavuş Vedat Dayıoğlu'nun Türk
bayrağına sarılı tabutu, tören için ikindi namazı öncesi Karşıyaka
Bostanlı'daki Beşiklioğlu Camii'ne getirildi.
Tören alanına önce Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ve
kuvvet komutanları geldi. Askerler alkışlarla karşılanırken 'Askere
kalkan eller kırılsın', 'En büyük asker bizim asker', 'Ne mutlu
Türküm diyene' sloganları atıldı. Komutanlar acılı aileyi teselli
etmeye çalıştı.
|