|
TÜRKİYE-ÇİN İLİŞKİLERİNDE
İLKELİ DAVRANILMALIDIR...
Devletlerarası ilişkilerde siyasi
dengelerin mütekabiliyet esasına dayalı olarak kurulması çok
mühimdir.
Özellikle de Türkiye gibi bütün dünyanın dikkatini celbeden ve
jeopolitik önemi büyük olan bir devletin sahip olduğu değerleri
“Savurgan bir mirasçı” gibi har vurup harman savurmaya hakkı
yoktur. Türkiye'ye karşı iyi niyet besleyen ya da beslemeyen bütün
dünya devletlerinin iyi ilişkiler içinde olmaya mahkûm olduğu bir
ülke olan Türkiye'nin devlet adamlarının dünya siyasetini çok büyük
bir ustalıkla ve günü birlik değil yüzlerce yıllık plân ve
projelerle yürütmeleri şarttır. Aynı zamanda bu, tarihin ve
dünyadaki Türk varlığının Türkiye'nin üzerine yüklediği bir
mecburiyettir.
Büyük önder Mustafa
Kemal Atatürk'ten sonra izlenen politikaların hemen, hemen tamamı
batıya ve Amerika'ya endeksli politikalar olup, Türkiye'yi tedrici
olarak batıya ve ABD'ye bağımlı hale getirmiştir.
Zaman içerisinde bu bağımlılığın
farkına varan Türkiye'deki bazı siyasetçiler akılları sıra ABD ve
batıya alternatif devletlerle de ilişkiler kurmak adına, uzun yıllar
boyunca araya mesafe koymuş olduğu Rusya ve Çin ile dostluk
ilişkileri kurmaya yöneldi.
Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu
sıkıntı ne iktisadî sıkıntıdır, ne işsizlik sıkıntısıdır ve nede bir
başka sıkıntıdır. Türkiye'nin en büyük problemi Türkiye'ye sözde
dost görünen devletlerin besleyip palazlandırdıkları ve halende
desteklemeye devam etmekte oldukları bölücü terör örgütü PKK'nın
getirdiği sıkıntılardır. Türkiye'deki iktisadî ve içtimaî
problemlerin hepsini ortaya çıkartan yine PKK terör örgütü ve bu
örgütün iç ve dış destekçileridir… Öncelikle ülke problemlerinin
çözümünde Türk halkının ve devlet adamlarının Türkiye için birinci
tehdit ve sıkıntı kaynağının PKK terör örgütü olduğu konusunda hem
fikir olmaları gerekir. Öyle zannediyorum ki; Türkiye'de yaşayan ve
aklîselim olan her kes bu asgarî müşterekte birleşmektedir.
1980 öncesinde onlarca yıl Türkiye'yi
sağ-sol kavgaları ile iç savaşa sürüklemek isteyen ve bundan medet
uman Türk ve Türkiye düşmanı sözde dostlarımız 1980'li yılların
hemen başında da kafa kafaya vererek Türkiye'nin başına bölücü terör
örgütü PKK'yı musallat etmişlerdir. 25 yıldır Türkiye terör
belâsıyla uğraşmaktan âdeta başka bir şey düşünemez hale gelmiş, 30
bin can ve milyarlarca dolar maddî kayba uğramıştır..
ABD ve AB'nin sözde Ermeni soykırımını ve Güney Kıbrıs'ı Türkiye'nin
tanımasını istemek gibi dayatmacı ve yanlı tutumundan rahatsızlık
duyanlar kendilerince haklı olarak uzun vadede Türkiye'nin Çin ve
Rusya ile iyi ilişkiler içine girmesini ileri sürmektedirler.
Fakat unutulmamalıdır ki, Rusya sözde
Ermeni soykırımını resmen ilk tanıyan ülkelerden biridir. PKK terör
örgütüne de Kuzey Irak Peşmergelerinden sonra en büyük lojistik
desteği Rusya sağlamaktadır.
Öbür yandan Çin-Türkiye ilişkileri de, 1984 yılında karşılıklı üst
düzey ziyaretlerle başlamış olmasına rağmen bu güne kadar iki ülke
ilişkileri hiçbir zaman Türkiye'nin yararına bir gelişme
göstermemiştir. Türkiye'nin önündeki en büyük problemin bölücü terör
örgütü olduğunu iyi bilen Çin, Türkiye'ye karşı Güney Kıbrıs ve PKK
konusunu “Stratejik koz” olarak elinde tutmakta ve zamanı geldiğinde
değerlendirmek istemektedir.
Çin'de yayınlanan ve Çin devletinin resmi görüşünü yansıtan yayınlar
açıkça Güney Kıbrıs Rumlarının desteklenmekte olduğunu ortaya
koyarken, diğer yandan da aynı yayınlar PKK terör örgütüne ve
Türkiye'deki bölücü Kürtçülük hareketine destek vermektedir.
Ayrıca, Çin dünya kamuoyuna Doğu Türkistan bağımsızlık yanlılarının
merkezinin Türkiye olduğunu ileri sürse de, bugün Doğu Türkistan
meselesi Amerika'nın ve bazı batılı devletlerin de yakından
ilgilendikleri bir mesele durumundadır.
Bazı siyasî analizcilere göre 2030
yılında Çin'in ABD'nin karşısına dikilebilecek bir küresel güç
olacağı yorumları yapılsa da, Çin ancak Orta Asya Bölgesinde boy
gösterebilecek bir güce sahip olabilecektir. Tabiî ki; “Şanghay
İşbirliği Örgütü üyesi” devletlerin desteğini devamlı surette
alabilirse..
Türkiye hükümetleri bu güne kadar Çin
ile oluşturmak istedikleri dostluk ilişkilerinde, 18-21 Nisan
2000'de Türkiye'yi ziyarete gelen Çin Devlet Başkanı Jiang Zemin'e
zamanın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in söylediği ve Çin işgali
altında bulunan Doğu Türkistan Türklerini kast ederek; “Bu
kişilerin Çin'e sadık yurttaşlar olarak ülkenizin bir parçası
olduklarına inanıyorum. Çin'in toprak bütünlüğünün korunması
Türkiye'nin politikasıdır”. Söyleminin takipçisi oldular ve bu
güne kadar da aynı resmi görüşü devam ettirmektedirler. Oysaki Çin
basını PKK terör örgütü elebaşından söz ederken “Türkiye hükümeti
karşıtı Kürt İşçi Partisi Lideri Öcalan” veya “Türkiye Kürt İşçi
Partisi Lideri Öcalan” diye söz etmekte ve asla “PKK Terör Örgütü”
deyimini kullanmamaktadırlar... 1990 -1994 yılları arasında
“Doğu Türkistan Problemi”nin kaleme alındığı “Panislamizim ve
Pantürkizimin Doğu Türkistan daki yayılmaları ve buna karşılık
uygulanacak tedbirler” adlı 387 sayfalık raporda II. Abdülhamit
döneminden beri Türkiye’nin Doğu Türkistan dan elini çekmediği ileri
sürülmekte ve suçlanmaktadır.
Çin'in bilimsel dergilerinde PKK'nın
başlangıç dönemiyle yakından ilgilendiği dikkat çekmektedir. Wang
Zhijuan'ın “Kürt Milletinin Dramı Ne Zaman Bitecektir?” konulu
yazısında yer alan kaynakçalarında yabancı dillerden tercüme edilen
makalelere 1984 yılında yer verilmiştir. Yalnızca Minzu Yicong
(Etniklerle İlgili Tercüme Eserler Dergisi) adlı dergide, “Kürtlerin
Acı Durumu” (1984), “Türkiye'nin Kürt Sorunu”(1985), “Kürdistan:
Coğrafyasız Tarih” (1990), “Türkiye'nin Kürt Sorunları, 1925-1984”
(1991), “Kürtler” (1994) ve “Türkiye'deki Kürtlerin Sorunları”
(1995) gibi makalelere yer verilerek bu tür kasıtlı makalelerle
Türkiye'nin hassasiyetleri hiçe sayılmaktadır.
Türkiye'ye karşı hiçbir zaman dürüst
davranmayan, uluslararası platformlarda devamlı surette Türkiye'nin
aleyhinde bir tutum sergileyen, Türkiye hakkında iyi şeyler
düşünmeyen ve asla düşünmeyecek olan Çin ile kurulacak münasebetler,
doğru ve karşılıklı dengeler üzerine tesis edilmelidir.
Unutulmamalıdır ki; Türkiye Çin'e değil, Çin Türkiye'ye muhtaçtır.
Türkiye, bölücü terör örgütü ile
mücadelede başarıya ulaşmak istiyorsa öncelikle terörü destekleyen
sözde dostlarını doğru tanımalıdır. “Yağmurdan kaçarken doluya
tutulmak” sözünde olduğu gibi ABD ve AB dayatmalarının
devamlılığından kurtulmak için Rusya ve Çin'e yaklaşırken kendisinin
hassasiyetlerinden ve vazgeçilmez millî önceliklerinden asla taviz
veremez, vermemelidir…
Doğu
Türkistanlı Çocuklar Çin'e Kaçırılıyor
Doğu Türkistanlı
çocuklar kötü niyetli insan tüccarları tarafından aldatılarak Çin'in
içeri bölgelerine götürüldükten sonra orada başka şebekelere
satmakta ya da uyuşturucu satışı, yankesicilik, hırsızlık gibi
alanlarda çalıştırmaktadırlar.
Bu durum Doğu
Türkistan'da çok ağır içtimai bir problem olarak yaygınlaşmaktadır.
Onlarca yıldır devam eden bu toplumsal yara her geçen gün daha da
ağırlaşmaktadır. Çin’in çeşitli bölgelerinde türlü
kötülüklerle karşılaşmakta olan sersefil durumdaki Uygur
çocuklarının durumları Doğu Türkistan'daki ilgili birimler
tarafından da biliniyor. 1. Sayfadan Devam-Çin'in çeşitli
bölgelerinden RFA radyosunu telefonla arayan bazı Uygurlar Çin'e
görevli olarak ya da çeşitli vesilelerle gittiklerinde Otobüslerde
ya da insan kalabalıklarının çok olduğu alış veriş merkezlerinde 10
yaş civarındaki Uygur çocuklarının gelen geçenlerin çantalarına ve
ceplerine el atmakta olduklarını, hatta bazılarının da uyuşturucu
satmakta oldukları gibi manzaralara çok sıklıkla rastlandığını ve bu
körpecik çocukların çok küçük yaşlarda suç teşkil eden olayların
içinde boğulmakta olduklarını görerek acıdıklarını ifade
ediyorlardı.
Doğu Türkistan'dan
telefon eden bazı dinleyicilerin de son zamanlardan beri bazı insan
tüccarlarının Uygur kız ve erkek çocuklarını ve gençlerini aldatarak
Çin'in bilinmeyen bölgelerine götürerek, hırsızlık, gasp, uyuşturucu
satıcılığı ve hatta fahişelik yaptırarak gayrimeşru yollardan para
kazanma aracı olarak kullandıkları öğrenilmiştir. Bu tür olaylarla
meşgul olan kara topluluklara bazı polislerinde ortaklık ettikleri
de beyan edilmektedir.
Giderek
Yaygınlaşmakta olan İçtimai Problem
Çin Polis
bürolarından elde edilen bilgilere göre, beş yaşından 10 küsur
yaşları arasında olan ve sokaklarda hırsızlık yapmakta olan Uygur
çocuklarına, Çin'in Pekin, Şanghay Guangju gibi büyük şehirlerinde
sıkça rastlamak mümkün olmaktadır.
Bu Uygur çocuklarının
bir kısmını insan tüccarları tarafından yurtlarından kaçırılarak
hırsızlık şebekelerinin elebaşlarına satılanlar oluştururken, diğer
bir kısmını da bu şebeke elebaşlarının veya onların maiyetinde
çalışanlar tarafından bizzat Doğu Türkistan'dan kaçırılarak karanlık
faaliyetlerde çalıştırılanlar teşkil etmektedir.Her ne kadar bu
sosyolojik facia Doğu Türkistan'daki polis daireleri tarafından da
biliniyorsa da, nedense her geçen gün biraz daha fazla sayıda Uygur
çocukları ruhi ve fiziki zarlara uğramaya devam etmektedir.
Uygur çocuklarının
simsarlar tarafından aldatılarak Çin'e götürül sonra çeşitli suç
Kulvar'larında kullanılması hadisesi defalarca Doğu Türkistan'daki
“Halk Vekilleri Kurultayı”nda gündeme getirtilmesine rağmen bir
çözüm üretilememiştir.
Konu ile İlgili
Yapılan Toplantılar Göstermelik mi?
Doğu Türkistan'daki
resmi dairelerden elde edilen bilgilere göre, “Halk vekilleri”
tarafından da gündeme getirilmekte olan bu içtimai meseleyle ilgili
olarak toplum tarafından gelen sert tepkilere dayalı 7 ve 8 Şubat
2007 tarihlerinde Doğu Türkistan'da “Sersefil çocuklara yardım etme
ve aldatılarak kaçırılmaya darbe vurma” toplantısı tertip edildi.
Söz konusu toplantıya Uygur Otonom Bölgesi (Doğu Türkistan) Halk
İşleri Bakanlığı, toplum Güvenliği Bakanlığı, Adalet Bakanlığı ve
daha 19 ayrı organın ilgili üst düzey yetkilileri ve Hoten, Aksu,
Kaşgar gibi yerlerin ilgili memurları katılmışlardır.
Toplantıda, Sersefil
çocuklara çeşitli şekillerde yardım verme ve onları koruyup kollama
hizmetini güçlendirerek, onları aldatarak kaçırıp kanun dışı işlerle
uğraşmaya zorlayanlara sert darbe indirme ve yasal ergenlik yaşına
ulaşmamış olanları birlikte koruma altına alma kararları alınmıştır.
Fakat bütün bunlara rağmen gidişatta her hangi bir iyileşme
gözlenmemektedir.
Uygur Otonom
Bölgesi(Doğu Türkistan)nin kukla Başkan yardımcısı Cabbar Habibullah,
Otonom Bölgeyi (Doğu Türkistan) temsilen İli, Kaşgar, Hoten ve Aksu
başta olmak üzere il ve eyalet başkanları ile “Sersefil çocuklara
yardım etme ve koruyup kollama mesuliyet namesi imzalamışlardır.
Konu ile ilgili olarak tafsilatlı bilgiler almak için Sersefil
çocukları kurtarma bürosuna ve halk işleri bakanlığına telefon açan
RFA ilgililerine, Amerika'dan telefon ediyor olmaları sebebiyle
cevap vermemişlerdir.
Doğu Türkistanlıların
Bu Konudaki Görüşleri
Uygur aydınlarının
bazıları, bu tür içtimai meselelere Çin anayasal sisteminin doğru ve
adil olmamasının sebep olmakta olduğunu gösterirken bazıları da bu
meseleyi Çin hükümetinin Uygurlara yönelttiği iktisadi, dini ve
maarif politikasının doğru olmamasının ortaya getirmekte olduğunu
söyleyerek şöyle demektedirler. “Eğer Çin'de adalet olsaydı, eğer
Uygur halkında dini ve siyasi özgürlük olmuş olsaydı, Uygurlar maddi
ve manevi cihetlerden yoksul olmasalardı çocuklar da bu tür suç
unsurlarına bulaşmamış olurlardı.” Söz konusu meselelere duyarlı
olan çok sayıdaki Uygurlar bu meselelere Çin'in Uygurlara yönelik
olarak uygulamakta olduğu içtimai, siyasi ve iktisadi baskı
politikalarının sebep olduğunu biliyorlar ve mevcut şartların Doğu
Türkistan halkının kendi çocuklarına dini, örf- adet, gelenek ve
göreneklerini öğretebilmelerine engel teşkil etmekte olduğu görüşünü
ileri sürmektedirler. (RFA-Gülçehre)
PAKİSTAN'IN İHANETİ:
FAŞİST ÇİN, BİR
TÜRK’Ü DAHA ŞEHİT ETTİ
09.02.2007-Uygur
Halkının münevver evladı yorulmaz mücahitlerinden biri olan İsmail
Abdusemet Hacinin 08.02.2007 günü Komünist Çin tarafından hunharca
şehit edilmesi haberi bütün Doğu Türkistanlıları derinden yaraladı,
sonsuz bir kaygı ve üzüntüye sevk etti. Komünist Çin
müstemlekecilerinin bu tür cellâtlık eylemlerini ve İslâmiyet'e
karşı yapmadık düşmanlık bırakmadıklarını Doğu Türkistanlılar zaten
biliyor. Fakat tarihten beri Doğu Türkistanlılarla dost ve iyi
komşuluk ilişkileri içinde yaşaya gelen Pakistan hükümetinin Uygur
kardeşlerini, öldürüleceklerini bile bile kan içici Çin devletine
teslim etmelerini anlamakta Doğu Türkistanlılar güçlük çekiyorlar.
1. Sayfadan Devam-Pakistan hükümetinin bu ihanet içindeki tavrını
bütün doğu Türkistanlılar şiddetle kınıyor ve lanetliyorlar.
İsmail Abdusemet Haci
1969 yılı Mayıs ayının 20'sinde Kaşgar'ın Yenisar nahiyesi Saghan
köyünde dünyaya gelmiş olup, Çin hâkimiyeti onu 1990 yılının Nisan
ayında “Barın İsyanı ile ilişkisi var” diyerek tutuklayıp hapse
atmıştı.
1992 yılının eylül
ayında geçici olarak serbest bırakıldıktan sonra 1993 yılının Eylül
ayında tekrar tutukladılar. 1996 yılının Eylül ayında serbest
bıraktılarsa da onun peşini bırakmadılar. Çin hâkimiyetinin elinden
kurtulmayı başaran İsmail Abdusemet 1997 yılında gizlice ülkesinden
ayrılarak hicret etmek mecburiyetinde kalmıştı.
2002 yılının Şubat
ayında Pakistan hükümeti tarafından Ravalpindi bölgesinde
tutuklanarak derhal Çin hükümetine teslim edilmiş ve 2005 yılında
Ürümçi yargı mahkemesi tarafından “Vatanın bütünlüğünü parçalama
girişiminde bulundu” şeklindeki suçlama ile ölüm cezasına
çarptırıldı. Yenisarlı Uygur siyasi girişimci İsmail Abdusemet Haci
2007 yılı Şubat ayının 8'inde Ürümçi'de sabah saat 06.00 da Çin
hükümeti tarafından şehit edildi.
Doğu Türkistanlıların
milli kahramanlarından biri olan şehit İsmail Abdusemet Hacı'ya
Gazetemiz ve Doğu Türkistan camiası adına, cenabı Allah'tan rahmet,
onun çoluk-çocuğuna, anne babasına, akraba, dost ve yarenlerine
sabır diliyoruz. Allah şehidimizin yattığı yeri cennet etsin!
ERCİYES
TELEVİZYONUNDA DOĞU TÜRKİSTAN ANLATILDI
Kayseri'de yayın
yapan Erciyes Televizyonun da 21.02.2007 günü saat 19.00'da
Edebiyatçı ve
araştırmacı yazar Burhanettin Akbaş tarafından hazırlanıp sunulmakta
olan “KİTABİSTAN” adlı programa katılan İstiklâl Gazetesi Sahibi
Mehmet Emin Batur Televizyon izleyicilerine Doğu Türkistan ile
ilgili önemli bilgiler verdi.
Burhanettin Akbaş'ın
sunduğu programa şair İsmail Hadi Şahin ve Mehmet Emin Batur konuk
oldular. Programda Mehmet Emin Batur'un “Özgür Doğu Türkistan İçin”,
“Doğu Türkistan'da İstiklal Savaşı”, “Doğu Türkistan Barın
Şehitleri” ve “Çin Devlet Konseyi Basın Ofisinin İftiralarına
Reddiye” adlı kitapları ve üç yıldan beri aylık olarak istikrarlı
bir şekilde çıkartılmakta olan İstiklâl Gazetesi tanıtıldı. Bu
yayınların içerikleri hakkında da açıklamalarda bulunan Batur,
Kayseri'de 1976 yılında kurulan “Türkistan Gençler Birliği
Derneği”nin o yıllarda teksir makineleri ile çıkartmış olduğu aylık
bülteninden bir örnek de göstererek bültenle ilgili bilgiler de
verdi. (Tamamını seyretmek için hurgokbayrak.com)
Kerkük’e sahip çık!
İstiklâl Gazetesi
Finlandiya Temsilciliğinin Etkinliklerinden
İstiklâl
Finlandiya-Türk milliyetçiliği çizgisinden ödün vermeyen İstiklâl
Gazetesinin Finlandiya Temsilciliği, 1 Şubat 2007 tarihinde
Helsinki`de tertiplenen Irak Türkleri’nin mitingine katıldı.
Yayın hayatına
başladığı günden bugüne Türk milliyetçiliği çizgisinden ödün
vermeyen ve temsil etmek için yola çıktığı Doğu Türkistan
Türklüğünün yanısıra Türk dünyasının genelinin sesi olmayı
başarabilmiş tek yayın organı olan İstiklâl Gazetesi, Türkiye
basınının yüz akı olarak ilerlemektedir. Avrupa ülkelerinde ardı
ardına temsilcilikler alan İstiklâl, Türklük gurur ve şuurunun
yegâne yazılı basın temsilcisidir. 1. Sayfadan Devam-Türk
milletiyle tarihin derinliklerinde bir arada yaşamış kardeş
halklardan Fin milletinin gelişmiş ülkesi Finlandiya`da da
temsilciliği olan gazetemiz, Doğu Türkistan Türklüğünün olduğu kadar
diğer Türk topluluklarının da eli ayağı olma çabasından feragat
etmeyecektir. Türk milleti doğudan batıya, kuzeyden güneye ayrılmaz
bir bütündür anlayışıyla hareket eden İstiklâl Gazetesi Finlandiya
Temsilciliği, 1 Şubat 2007 tarihinde Helsinki`de tertiplenen Irak
Türklerinin mitingine katıldı. Saat 13.oo`de Amerika Büyükelçiliği
önünde toplanan eylemciler; Kerkük`ün tarihi Türk şehri olduğunu,
işgalcilere bırakılmasının mümkün olmadığını ve bu uğurda silâha
sarılmaktan geri durmayacaklarını haykırdılar. Katılımın yüksek
olduğu miting yaklaşık iki saat sürdükten sonra, olaysız olarak sona
erdi. Finlandiya polisinin yoğun gözetiminde gerçekleştirilen
mitingde; Çin işgalindeki Doğu Türkistan`ın bayrağı, otuzbeş
milyonluk Güney Azerbaycan Türklerinin bayrağı, mazlum Irak
Türkmenlerinin bayrağıyla beraber dalgalandırılmış ve Türkmenlerce
alkışlanmıştır. Türk Türk`e destek olmaya devam edecek, İstiklâl
gazetesi yolundan dönmeyecektir.
BAĞIMSIZ DOĞU
TÜRKİSTANLILAR BİRLİĞİ'NDEN BASIN
BİLDİRİSİ:
“ÇİN KATLİAMI”
Kızıl Çin'in 5 Şubat
1997 tarihinde Doğu Türkistan'ın Gulca şehrinde Kadir Gecesi'ni ihya
eden bayanların tutuklanması nedeniyle çıkan olaylarda onlarca Doğu
Türkistan Türkü'nü şehit edilmesinin 10.yıldönümünde katliamların
devam ettiğini söyleyen Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel
Başkanı Abdulmecit Avşar, 15 gün önce yine Barın köyünde yaşanan
olayda 18 Uygur Türkünün daha şehit edildiğini belirtti. Avşar,
Çin'in tüm baskısına ve asimile politikasına rağmen Doğu Türkistan
Türkleri başkaldırısını sürdürüyor. 1. Sayfadan Devam-Baskı ve
zulümlere dayanamayan Türkler, şehit olma pahasına olaylara tepki
koymaya devam ediyor" dedi. Kızıl Çin'in 5 Şubat 1997 tarihinde Doğu
Türkistan'ın Gulca şehrinde Kadir Gecesi'ni ihya eden bayanların
tutuklanması nedeniyle çıkan olaylarda onlarca Doğu Türkistan
Türkü'nü şehit edilmesinin 10.yıl dönümünde katliamların devam
ettiğini söyleyen Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği Genel Başkanı
Abdulmecit Avşar, 15 gün önce yine Barın köyünde yaşanan olayda 18
Uygur Türkünün daha şehit edildiğini belirtti. Avşar, Çin'in tüm
baskısına ve asimile politikasına rağmen Doğu Türkistan Türkleri
başkaldırısını sürdürüyor. Baskı ve zulümlere dayanamayan Türkler,
şehit olma pahasına olaylara tepki koymaya devam ediyor" dedi.
İSTİKLALE KADAR DEVAM
EDECEK
50 yıldan fazla bir
zamandır devam eden zulümlere rağmen Uygur Türklerinin içindeki
istiklal ateşinin sönmediğini belirten Avşar, yaşanan hadiselerin
bunun en büyük ispatı olduğunu vurguladı. Avşar, şöyle devam etti:
"Doğu Türkistan'ın
istiklaline kadar mücadele sürecektir. Akan şehit kanları
mücahitlerin azmini daha fazla artırmaktadır. Dünyanın 3 maymunu
oynadığı Doğu Türkistan Davası, Allah'ın izniyle bağımsızlığına
kadar devam edecektir. Bu konuda tüm Doğu Türkistanlıların inancı ve
imanı tamdır."
Avşar, Çin'in katliam
ve zulümlerini kınayarak, zulmün ebediyen devam etmeyeceğini
söyledi.
DERNEK FARKLI SAYFA
AÇACAK
Bağımsız Doğu
Türkistanlılar Derneği'nin 2 aydan beri faaliyetlerine devam
ettiğini söyleyen Avşar, "Kerem Erol, Alpaslan Ötüken, Ömer Baykara,
Abdulmecit Avşar, İbrahim Nilkalı, Aziz Kağan ve Mehmet Nilkalı'nın
kurucu üyeliği ve yönetim kurulunu oluşturduğu derneğimiz, Doğu
Türkistan'ın bağımsızlığı konusunda farklı bir sayfa açacaktır" diye
konuştu.
Guantanamo'daki Uygur
Türklerinin Dramı
İtalya'daki Corriere
della Sera gazetesinde, "Kandahar'dan Tiran'a: Guantanamo'daki
“Uygurlar yurtsuz kaldılar" başlığıyla yayımlanan habere göre;
Guantanamo'daki tutukluluk, Uygur Türkleri'nin suçsuz olmalarına
karşın bugün hiçbir ülkeden sığınma hakkı alamaz duruma gelmelerini
de beraberinde getirdi. Haberde; 2006 ortalarından beri Tiran'da
BM'ye ait bir mülteci kampında tutulan 5 Uygur Türkü'nün, aralarında
Türkiye'nin de yer aldığı ülkelere sığınma başvuruları hep olumsuz
sonuçlandı.
ABD'nin 11 Eylül 2001
'den sonra terörle mücadele yöntemleri neticesinde, Uygur
Türkleri'nden 18 kişinin yaşadığı dram İtalya'daki Corriere della
Sera gazetesine haber oldu. Gazetede, ''Kandahar'dan Tiran'a:
Guantanamo'daki Uygurlar yurtsuz kaldılar'' başlığıyla yayımlanan
habere göre, Guantanamo'daki tutukluluk, Uygur Türkleri'nin suçsuz
olmalarına karşın bugün hiçbir ülkeden sığınma hakkı alamaz duruma
gelmelerini de beraberinde getirdi. Haberde, 2006 ortalarından beri
Tiran'da BM'ye ait bir mülteci kampında tutulan 5 Uygur Türkü'nün,
aralarında Türkiye'nin de yer aldığı ülkelere sığınma başvuruları
hep olumsuz sonuçlandı.
KAÇIŞLARI TAM BİR
TRAJEDİ
Corriere della
Sera'nın haberine göre, 18 Uygur Türkü'nün, daha güzel bir gelecek
umuduyla 2001 yılında Doğu Türkistan'dan kaçışları tam bir
trajediyle sonuçlandı. Uygurların, Guantanamo'da tutuklu kalmalarını
da kapsayan dram, şöyle gelişti: '16. Sayfadan Devam- 'Uygur
Türkleri'nden 18 kişi, 2002 yılında Kandahar'da Pakistan yetkilileri
tarafından tutuklanarak, 5000 dolar karşılığında, 'terörist'
oldukları iddiasıyla ABD'ye teslim edildi. ABD askerlerinin,
Guantanamo'ya sevk ettikleri Uygurlar'ın, oradaki tutuklulukları ve
sorguları neticesinde suçsuz oldukları anlaşıldı.
Çin Halk Cumhuriyeti
tarafından fişlendikleri için ülkelerine dönemeyen Uygur Türkleri,
hiçbir ülkeden siyasi sığınma da elde edemez duruma düştü.''
Haberde, ABD yetkililerinin suçsuz buldukları 18 Uygur Türkü'nden
5'inin geçen yılın ortalarından itibaren Arnavutluk'taki BM mülteci
kampında, diğerlerininse halen Guantanamo'da bekledikleri; muhtelif
ülkelere yaptıkları sığınma başvurularının da Çin Halk
Cumhuriyeti'nden tepki endişesiyle sürekli geri çevrildiği
belirtildi. Halen Tiran'daki kampta bulunan Uygurlar'ın, Ahmet Adil,
Ahtar Kasım, Eyüp Hacı Mehmet, Ebubekir Kasım ve Adil Abdulhakim'den
oluştuğu belirten Corriere della Sera'daki haberde, şu ifadelere yer
verildi:
''Beş Uygur, şimdi
Tiran'da gelecek beklentisinden yoksun tecrit edilmiş biçimde
yaşıyor. Sığınma talepleri, Finlandiya, İsveç, Almanya, Norveç,
Türkiye tarafından reddedildi.''
ÇİNLİ AJANLAR DA
SORGU YAPMIŞ
Haberde, Uygur
Türkleri'nin Eylül 2002'de Guantanamo Kampında Çinli ajanlar
tarafından da sorgulandığı belirtilerek, şöyle denildi:
''Uygurlar, Eylül
2002'de Guantanamo'da iki hafta boyunca altı Çinli ajan tarafından
da sorgulandıklarını iddia ediyor. Tehditler eşliğinde, gündüzleri
aç bırakılıp, soğuğa tabi tutulma taktiğiyle sorgulanmışlar. ABD'li
yargıçlara, BM gözlemcilerine izin verilmeyen Guantanamo'da, bu
nasıl mümkün olabilir? Bir FBI ajanına göre, 'O dönemde ABD
yetkilileri, Ortadoğu konusunda Çin'den peşin destek alma
karşılığında Uygurları Pekin'e teslim etme hesapları yapmaktaydı.'
Halen Guantanamo'da
görev yapan, isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Çinlilerin
orada bulunmuş olduklarını doğruladı. Guantanamo'daki sözcü Robert
Durant ise konuya ilişkin sorumuzu cevapsız bıraktı.'' Uygur
Türkleri'nin ABD'li avukatı Sabin Willet ise Corriere della
Sera'daki demecinde, suçsuz durumdaki müvekkillerine hiçbir Ülkenin
sığınma hakkı vermemesini eleştirerek,
"Hükümetim, yapılan
hatayı telafi etmek durumunda. Ama Guantanamo'yu eleştiren
Avrupalılar, hadiseyi olumlu sonuçlandırma girişimimizde bizi hayal
kırıklığına uğrattılar'' dedi.
Avukat Willet,
Küba'da Camp 6'da beklemekte olan müvekkillerinin morallerininse son
derece kötü olduğunu kaydetti. Avukat Willet, Küba'da kendisiyle en
son geçen ay görüştüğü Abdüssamed adlı müvekkilinin, kendisine,
"Eşime söyleyin yeniden evlensin. Beni artık ölmüş biri olarak
addetsin'' demesini de buna örnek olarak gösterdi.
Türk Kültür
Gecesi’nde Doğu Türkistan
24 Şubat 2007'de
Almanya'nın Stuttgart şehrinde yapılan Türk Kültür Gecesinde Doğu
Türkistan'ı tanıtım ve İstiklâl Gazetesi sergisi açıldı.
1500 civarında
Türkiye sevdalısı Avrupa Türkünün katıldığı bu gecede sergimize
oldukça büyük ilgi gösterildi.
İstiklâl Gazetesi
temsilcileri sergiye ilgi gösterenlere; Çinlilerin Müslüman Uygur
Türklerine yaptıkları zulümleri anlattılar. Bilhassa gençlerin büyük
ilgi gösterdiği sergide Gençler; bundan böyle Alman arkadaşlarını
Doğu Türkistan meselesinden haberdar edeceklerini söylediler. Çinin
yapmış olduğu bu zulümlerin insan hak ve hürriyetlerine tamamen
aykırı olduğunu belirttiler.
Ali Yüksel Haberi:
25 Şubat 2007'de
Almanya'nın Augsburg şehrinde yapılan Türk Kültür Gecesinde Doğu
Türkistan'ı tanıtım ve İstiklâl Gazetesi Sergisi açıldı.
1000 civarında
Türkiye ve Türk Dünyası sevdalısı Avrupa Türkünün katıldığı bu
gecede de sergimize oldukça büyük ilgi gösterildi.
İstiklâl Gazetesi
Temsilcileri sergiye ilgi gösterenlere; Çinlilerin Müslüman Uygur
Türklerine yaptıkları insanlık dışı zulümleri anlattılar.
İstiklâl Gazetesi'ne
çok sayıda yeni aboneler kazandığımız bu gecede Avrupa Türkleri Çin
zulmünü lânetlediler. Avrupa'da kamuoyu oluşturmak için ellerinden
gelen gayreti göstereceklerini ifade ettiler.
Çin'de Yüksek Okul
Bitirenler Niçin İş Bulamıyorlar?
“Almanya Dalgaları”
Radyosunun verdiği habere göre, günümüzde Çin'de yüksek okulları
bitirenlerin genel sayısı 23 milyon kişi olup, sadece geçen yıl
yüksek okul bitirenlerin sayısı 1 milyon 240 bine ulaşarak önceki
yıla göre 50 bin kişi artış göstermiştir. Fakat yüksek okul
bitirenlerin çoğunluğu mesleki gücü ve kolektif faaliyet gösterme
seviyeleri düşük olduğundan Fabrika, maden ve atölyeler onları çokça
talep etmemektedir. Bu yüzden çoğu iş bulamadan boş gezmektedirler.
Mesela, geçen sene yüksek okul bitirdikten sonra iş bulamayanların
sayısı 1 milyon 240 bin kişiye ulaşmış bulunmaktadır. Almanya'daki
bir makine imalatçısı şirketin Çin'de bulunan şubesinin yöneticisi
olan Mr. Donn Çin'de yüksek okul bitirenlerin hiçbir mesleki
bilgisinin bulunmadığını vurgulayarak, “ Mesela bir elektrik işçisi
pense ve kontrol aletlerini yanına almaksızın işe başlamaktadır.
Bazen ondan 'sen diplomanı nerden satın aldın' diye soracağım
geliyor. Yine yüksek okulu bitirip gelenler hatta torna
tezgâhlarının şalterini bile açmayı bilmezler” demiştir.
Yabancı ülke
mütehassıslarının bildirdiklerine göre, Çin'in okutma usulü eski ve
aksak olup, çağa uyumlu değildir. ETIC
Şahyar'da tatilde
Dini Eğitim Alan 3 İlk Öğretim Okulu
Öğrencisine Ceza
verildi
ETIC'in Doğu
Türkistan'dan edindiği bilgilere göre, geçen hafta Şahyar
Nahiyesinin Toyboldi köyündeki ilköğretim okulunun 3 Uygur öğrencisi
kış tatilinden yararlanarak o köyde gizli olarak açılan Kuran
kursuna giderek dini eğitim almaya başlamışlar. Bu durumdan haberdar
olan yerel hükümet derhal okulun bütün öğretmen ve öğrencilerini
toplayarak bir toplantı düzenleyip söz konusu 3 öğrenciyi ortaya
çıkartarak sert şekilde tenkit etmiş ve bu üç gence her gün okula
gelerek siyasi eğitime katılma cezası vermişlerdir.
Yerel hükümet yine,
bu olayı bahane ederek diğer öğretmen ve öğrencilere de siyasi
eğitime katılma mecburiyeti getirmiştir.
Son zamanlardan beri
Çin hükümeti milli eğitim sahasına yönelttiği dinsizleştirme
hareketini özel olarak güçlendirmekte ve birçok okullarda öğretmen
ve öğrencilerin kendi aralarında “Selamünaleyküm”, “Allaha şükür”,
“Allaha emanet”… Gibi dini içerikli kelimeleri telaffuz etmeleri
yasaklanmıştır. Ayrıca, öğretmen ve öğrencilerin namaz kılmaları,
oruç tutmaları, bayram ve cenaze namazlarına gitmeleri de şiddetli
şekilde yasaklanmıştır. Bu yasaklara uymayanlar okuldan
uzaklaştırılmaktadırlar. Hatta emekliye ayrılan ve yaşlanan
öğretmenlerin de dini faaliyetlerle meşgul olmaları ve hacca
gitmeleri yasaklanmıştır. Bazı okul rehberleri öylesine hadlerini
aşmışlardır ki; Ramazan döneminde öğretmen ve öğrencilerin oruç
tutmalarının önünü almak için kasıtlı olarak yemekler düzenleyip,
yemek yemeyi reddedenleri cezalandıra gelmektedirler.02.02.2007
“Satır Arası”
Haftalık Gazete Yayın Hayatına Başladı. Abdulmecit Avşar’ın Genel
Yayın Koordinatörlüğünde çıkmaya başlayan yerel gazeteye yayın
hayatında başarılar dileriz.
Stefan Harper: Kanada
Kendi Vatandaşının Haklarını Korur
Kanada Başbakanı
Stefan Harper : Çin hükümetinin elinde tutuklu bulunan Hüseyin
Celil'in haklarından asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
Kanada Başbakanı
Stefan Harper 10.02.2007 tarihinde bir basın toplantısı
düzenleyerek, Kanada'nın Çin'in İnsan hakları meselesinin devamlı
takipçisi olduğunu ve bu konuya özel bir dikkat sarf ettiğini
söyleyerek Kanada ile Çin arasındaki ticari ve ekonomik
ilişkilerinin zarara uğramasından bir endişe duymadıklarını da ifade
etti.
Ayrıca kendi
vatandaşları olan ve bu gün Çin hükümetinin elinde tutuklu bulunan
Hüseyin Celil'in haklarından da asla vazgeçmeyeceklerini vurguladı.
Stefan Harper söz konusu basın toplantısında özellikle Hüseyin Celil
konusu üzerinde durdu. RFA
Doğu Türkistan da
GULCA KATLİAMI
10. Yılı
Tarihin şahitlik
ettiği en dehşet verici katliamlardan birinin daha 10. yılındayız.
05.02.1997 tarihinde, 1949 yılından beri Çin işgali altında bulunan
Doğu Türkistan'ın Gulca vilayetinde Çin işgalcileri tarafından bir
katliam gerçekleştirildi.
5 Şubat Çarşamba günü
Kadir Gecesi olması münasebetiyle bir evde toplanarak Kuran okumakta
olan bir gurup Doğu Türkistanlı kadın, Çin'in sözde güvenlik
güçlerinin ani baskınına uğradılar. Bu kadınlar yaka-paça alınarak
dipçik darbeleriyle polis merkezine götürülürler. Bu duruma tepki
gösteren halkın polis merkezinin önüne gelerek Çin polislerinin
suçsuz yere tutuklamak istedikleri kadınların serbest bırakılmasını
istemeleri üzerine iki Doğu Türkistanlı kadının cesedi kalabalığın
önüne atılır. Çinli polislerin bu insanlık dışı davranışlarının
akabinde galeyana gelen silahsız halkın üzerine makineli tüfeklerle
yaylım ateşi açılır. Bu şiddetli kurşun yağmuru altında yüzlerce
masum Doğu Türkistanlı hayatını kaybeder.
Bundan sonra ise, Çin
polislerinin durumu kontrol edebilmesi imkânsızlaşmış, yıllardan
beri zaten bunun benzeri katliamlarla karşılaşan halk ellerine
geçirebildikleri aletlerle Çin işgal güçlerine karşı topyekûn bir
milli ayaklanma başlatmışlardır.
O günlerde çeşitli
sebeplerle Doğu Türkistan'da bulunan yabancı ülke temsilcilerinin,
uluslararası kuruluşlar ve dış basının verdikleri haberlere göre,
Çin güvenlik kuvvetleri Gulca ayaklanması sırasında 400 Doğu
Türkistan Türkünü olay yerinde şehit etmiş, pek çoğunun ağır
yaralanmasına sebebiyet vermiş ve ilk aşamada 2000 kişiyi
tutuklamıştır. Ölen 400 kişinin 16'sı, havaların aşırı soğuk olması
nedeniyle üzerlerine sıkılan tazyikli su nedeniyle donarak ölmüş,
90'ı dövülerek öldürülmüş ve 160'ı da Çin güvenlik kuvvetlerinin
açtığı ateşle şehit edilmiştir. Çin yönetimi, Gulca ve civarındaki
bütün doktorlara bir genelge göndererek, ayaklanma sırasında
yaralananların tedavilerini yasaklamış, tedavi edenlerin ağır
cezalara çarptırılacağını duyurmuş ve böylece pek çok Doğu
Türkistanlının gerekli acil tedavileri göremeden hayatını
kaybetmelerine veya sakat kalmalarına sebebiyet vermiştir.
Aynı gece yapılan ev
baskınları olayının sadece Gulca vilayetinde değil, eş zamanlı
olarak birçok vilayet ve bölgelerde de yapıldığı ve sudan
bahanelerle insanları evlerinden çıkartıp uluorta kurşuna dizdikleri
haberleri de alınmıştır.
Doğu Türkistan halkı
o günlerde dünyada eşine az rastlanır bir katliamla karşı karşıya
iken, Türkiye'den Anadolu Ajansı Doğu Türkistan'a hâlâ “Uygur Özerk
bölgesi”, İstiklâl Savaşçılarına ise “Gösterici Müslümanlar” adını
verirken dünyanın önemli haber ajansları bölgeyi Türk yurdu olarak
göstermekteydiler.
AFP, AP, CNN'in 10,
11, 12 Şubat tarihlerinde bütün dünyaya geçtiği geniş haber
bültenlerinde Çin'in Doğu Türkistan'da uyguladığı zulüm
politikalarına geniş yer verdi. İşte konu ile ilgili batı basınından
ve Türkiye'deki gazete başlıklarından bazıları: “5 Şubat akşamından;
yani, kadir gecesinden beri Çin güvenlik kuvvetleri ile halk
arasında sokak çatışmaları sürüyor.”
“Doğu Türkistan'da
olağanüstü hal... Binlerce Müslüman tutuklandı.”
“Başkent Urümçi,
Yarkent ve Kaşgar'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi.”
“Beş büyük yerleşim
merkezinin kontrolü mücahitlerin eline geçti.”
“Kızıl Çin toplama
kamplarında işkenceden, açlıktan ve soğuktan 15 ilâ 25 yaş arası
gençlerde ölümler başladı.”
Dünya haber ajansları
konuyu haber yapıyor, fakat dünyanın hiçbir insan hakları örgütü,
hiçbir uluslar arası teşkilatı ya da herhangi bir devlet bu insanlık
dışı katliamı sona erdirmek adına fiili bir girişimde
bulunmuyorlardı.
Türkiye' de ise,
T.B.M.M. yapılan günden dışı konuşmalar sırasında Hatay milletvekili
Mehmet Sılay ve 49 arkadaşının konu ile ilgili olarak verdikleri
soru önergesine zamanın Milli Savunma Bakanı Turhan Tayan'ın verdiği
cevap bu günün hükümet yetkililerinin izledikleri politikalardan
daha farklı değildi: “Türkiye, Sincan-Uygur Özerk Bölgesini, Çin
Halk Cumhuriyetinin bir parçası olarak görmekte ve Çin Halk
Cumhuriyetinin toprak bütünlüğünün korunmasına önem atfetmektedir.”
Her hangi bir dünya
devletinin kendi çıkarlarını korumak adına bir başka ülkenin ve
milletin haklarını birilerine altın tepsi içerisinde sunmaya
veya,“milli menfaatler” den söz ederek insanlığın çok derin yaralar
almasına göz yumarak işlenen insanlık suçlarına çanak tutmaya hakkı
yoktur.
Türk milletinin
dünyadaki varlığına kasteden düşmanlara karşı verdikleri ve vermekte
oldukları mücadeleler sırasında hayatlarını kaybeden bütün
şehitlerimizi rahmetle anıyor, Ruhları şad olsun diyoruz.
“Vazifemiz Oldukça
Zor”
Wang Le Guan, Silahlı
Polis Birliklerine Yönelik Yaptığı Konuşmada “Sinkiang (Doğu
Türkistan)ın Güvenliğini Koruma Vazifemiz Oldukça Zor ve
Meşakkatli” Dedi.
“Sözde Sinkang (Doğu
Türkistan) Gazetesi”nin haberine göre “Otonom Bölge (Doğu Türkistan)
Komünist Partisi”nin sekreteri Wang Le Guan 29.01.2007 tarihinde
yapılan “2. Dönem Çin Silahlı Polis Birlikleri Sinkiang (Doğu
Türkistan)Baş ünite Komünist Partisi”nin 17. Genişletilmiş
toplantısında yaptığı konuşmada, Doğu Türkistan'ı işgal etmiş olan
silahlı Polis birliklerinden, talim-terbiye ve askeri eğitimi daha
da güçlendirerek partinin sadık askerleri sıfatıyla güvenliği
korumak için mücadele etmelerini talep etmiştir. Ve “Sinkiang (Doğu
Türkistan) ın güvenliğini koruma vazifemiz oldukça zor ve
meşakkatli” demiştir.
Çin Silahlı Polis
Birliklerinin doğu Türkistan'da konuşlandırılmış baş ünitesi
özellikle bu bölgede meydana gelen halk ayaklanmalarını, milli
başkaldırıları ve Uygurların milli hareketlerini bastırmakla
mükellef olup, onların sayısı tahminen 100 bin civarındadır. Onların
bütün vilayet ve nahiyelerde oldukça çok sayıda şube ve üniteleri
var. Normalde Doğu Türkistan'daki ölüm cezalarını da silahlı polis
birlikleri icra etmektedir. ETIC
Wang Le Guan ve
İsmayil Tilivaldi, Koşrap
Katliamına Katılan
Çin Askerlerinden Hal-Hatır Sordu
ETIC-“Sinkiang(Doğu
Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre, 31.01.2007 günü “Otonom
Bölge(Doğu Türkistan)Komünist Partisi”nin sekreteri Wang Le Guan,
“Otonom Bölge”(Doğu Türkistan)Başkanı İsmayil Tilivaldi başta olmak
üzere bir grup heyet, “Sinkiang(Doğu Türkistan)Toplum Güvenliği
Bakanlığı”nın Askeri Eğitim Kampına giderek bu yıl 05.01.2007
tarihinde Koşrap Katliamına katılan Çin askerlerinin hatırını
sorarak onlara para ödülü dağıtmıştır.
Wang Le Guan Eğitim
kampında askerlere yönelik yaptığı konuşmasında onların “Üç Türlü
Güçler” e darbe vurmada kahramanlık göstererek “Sinkiang”(Doğu
Türkistan)ın barış ve güvenliği için büyük katkı yaptıklarından söz
etmiştir. Bununla beraber Çin asker ve polislerinden “Üç Türlü
Güçler” e sert darbe vurmanın önemini muhafaza edip, emirlere
harfiyen uyarak ve her an uyanık kalarak “Üç Türlü Güçler”in
bölücülük hareketlerinin engellenmesini istemiştir.
Aynı gün Wang Le Guan
ve İsmail Tilivaldi yine, “Sinkiang (Doğu Türkistan)Askeri Bölgesi”
bünyesindeki malum bir hava savunma bölüğünü de ziyaret ederek
onların askeri faaliyetlerini gözden geçirmiştir. ETIC'in Doğu
Türkistan'dan edindiği bilgilere göre, Çin makamları Koşrap olayını
bahane ederek Doğu Türkistan'ın askeri bölgelerinde Uygurlara
yönelik olarak geniş çaplı tutuklama hareketi başlatmış olup, bu
harekat esnasında önceleri hapis cezasına karar verilerek hapse
atılan ve cezalarının bitiminde serbest bırakılan bir çok Uygurları
tekrar tutuklayarak hapse atmışlardır. Bazı gayri resmi
istatistiklere göre, Koşrap olayından bu yana Çin polislerinin Doğu
Türkistan'da 2000'e yakın Uygur'un siyasi sebeplerle tutuklandıkları
kaydedilmektedir.
Doğu Türkistan'da
Uygurlar Özgürlükten Mahrum Bırakıldı
RFA Radyosunun
ücretsiz hattı aracılığı ile telefon eden bir Uygur'un
anlattıklarına göre, Doğu Türkistan'da Uygurlar özgürlükten tamamen
mahrum bırakılmışlardır. Doğu Türkistan halkının dört tarafı Çin'in
askeri birlikleri ile çevrilmiş halde sıkıntı içinde
yaşamaktadırlar. Doğu Türkistan'da Uygurlar kendi dillerini
kullanamıyorlar. Okullarda kendi dillerinde ders
dinleyememektedirler. Kendi basını yok tümüyle Çin'in müstemlekesi
olarak yaşamaktadırlar. Özgürlük yok.
RFA Radyosunun
ücretsiz hattından telefon eden bir Uygur'un anlattıklarına göre,
Uygur Otonom Bölgesi (Doğu Türkistan)nde Uygur yetkililerin(!)
hepside birer kuklaya çevrilmişlerdir. Uygurların tepkilerini kaale
almazlar. Onlar şeklen Uygur ancak, Çin hükümetinin ağzından
konuşurlar. Her hangi bir mevzu olduğunda hemen siyasileştirerek
Uygurları sebepsiz yere “terörist”lerle ilişkilendirerek
değerlendirirler.
RFA'ya telefon eden
bu Uygur'un ifadelerine göre, “Uygur Otonom Bölgesi (Doğu
Türkistan)”ndeki “milli görünüm”lerin hepsi Çin hükümetinin epey bir
masraf ederek yaptığı “milli şekil”dir. Normalde ise, Uygurların bir
alanda toplanarak Uygurca konuşarak mutlu bir biçimde gülerek
eğlendikleri bir durum söz konusu değildir. Çin hükümetinin suni
organizasyonlarının asıl amacı ise, dış ülkelerden Uygurların
feryatlarını gizlemeye yöneliktir.
RFA'ya içini döken
Uygur, sözlerine şöyle devam ediyor: “Uygur Otonom Bölgesi(Doğu
Türkistan)nde Çinliler Uygurları açıkça aşağılarlar. Uygurlarla
Çinlilerin barış içinde yaşamakta oldukları söz konusu değildir.
Uygurlar için öfkelerini yutmaktan başkaca yol yoktur. Doğu
Türkistan'da Çin hükümetinin politikalarına yardım etmekte olanlar
tıpkı Çinli gibi davranan, Çinli karakterli ve sadece fiziki olarak
Uygur gibi görünen, kendileri için çıkar temin etmekten başka bir
şey düşünmeyen kişilerdir. 12.02.2007-RFA-Veli
Nurbekri,
“Vatanperver Dini Zatlar”ı Eğitme Görevinin Sıkı
Tutulmasını Talep
Etti
Mescitlerde Komünist
Partisinin propagandasını yapmayı reddeden dini zatları “yasa dışı
dini unsur” şeklindeki yaftalama ile tutuklayıp hapse atıyor.
Onların yerlerine baldırı çıplak yarım hocaları yerleştirerek onlar
aracılığı ile Allah'ın dergâhında komünist partisinin çeşitli
politikalarının propagandasını yaparak Müslüman halkı komünist
partisine karşı sadık olmaya çağırmaktadırlar.
“Sinkiang (Doğu
Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre, 01.02. 2007 tarihinde
“Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Birlik Saf Bölümü milli ve dini işler
komiteleri müdürleri toplantısı” tertip edilmiş olup, “Otonom Bölge
(Doğu Türkistan) Komünist Partisi”nin sekreter yardımcısı Nurbekri
toplantıda bir konuşma yapmıştır.
Nurbekri yapmış
olduğu konuşmasında dini hizmeti güvenlik hizmetlerinin mühim bir
ayrıntısına dönüştürerek “Vatansever Dini zatlar” ı eğitme hizmetini
daha da derinleştirerek dini zatları temel kabul etmek suretiyle
siyasi eğitim vermeyi, Arap dili öğrenilen okulların tesis edilmesi
işlerinin güçlendirilmesini talep etmiştir.“Otonom Bölge (Doğu
Türkistan) Halk Hükümeti” nin Başkan Yardımcısı Cabbar Abdullah'ta
bu yakınlarda yaptığı konuşmasında dini görevleri Parti ve hükümet
hizmetlerinin umumi vaziyeti için harekete geçirmeyi talep etmiştir.
Bugün Doğu Türkistan,
Çin hâkimiyetinin dini alana yönelttiği baskı ve siyasi
ziyankârlıklarının doruğa ulaştığı bir dönemi yaşamaktadır.
Mescitlerde Komünist Partisinin propagandasını yapmayı reddeden dini
zatları “yasa dışı dini unsur” şeklindeki yaftalama ile tutuklayıp
hapse atıyor. Onların yerlerine baldırı çıplak yarım hocaları
yerleştirerek onlar aracılığı ile Allah'ın dergâhında komünist
partisinin çeşitli politikalarının propagandasını yaparak Müslüman
halkı komünist partisine karşı sadık olmaya çağırmaktadırlar.
DOĞU TÜRKİSTAN'DA
İSLÂM DİNİNE ŞİDDETLİ BASKI
İşgalci Çin
hükümetinin Doğu Türkistan'daki insanlık dışı Uygulamaları her geçen
gün daha da vahşileşiyor. Yıllardan beri Doğu Türkistan halkı
üzerinde tedrici bir asimilasyon ve soykırım politikası uygulamakta
olan Çin devleti son zamanlarda söz konusu politikalarını daha da
sertleştirdi.
Bunun sebebi ise, son
yıllarda dünya devletleri ile yapmakta olduğu sözde ticari
potansiyelini kendisi için bir siyasi güç olarak kazanç hanesine
kaydetmiş olmasındandır. Zira dünyanın bütün ülkeleri Çin'in sahte
ve kalitesiz mallarına teslim olmuş görünmektedir. Dünya ülkelerinin
Çin'e olan bu mahkûmiyeti de Çin'i daha da kuvvetlendirmekte ve
cesaretlendirmektedir. Bu sebeple de işgali altındaki Doğu Türkistan
Türklerine yapmadık işkence, soykırım ve ırki aşağılama
bırakmamaktadır.
“Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi”nin verdiği bilgilere göre, Şahyar Nahiyesinin
Toyboldi köyünde yerel hükümetin insan haklarına tamamen aykırı ve
akıllara durgunluk verecek tarzdaki uygulamasını gözler önüne
sermektedir. Buradaki uygulamayı bütün Doğu Türkistan'a teşmil
edebiliriz.
Kış tatilinden
istifade ederek köyde açılan bir kuran kursunda dini bilgiler
almakta olan 3 ilköğretim okulu öğrencisinin olduğu haberini alan
Çinli yerel hükümet bütün köy sakinlerini okulda toplayarak söz
konusu 3 öğrenciyi ve ailelerini halkın huzurunda çok sert bir
biçimde tenkit ederek adeta sistemin düşmanı ilan etmişlerdir. Bu üç
ilköğretim okulu öğrencinsin de her gün okula gelerek tekmil
vermelerini ve her gün siyasi eğitim almaları cezası vermişlerdir.
Bununla beraber aynı okulun öğrenci ve öğretmenlerinin de siyasi
eğitimden geçirilmeleri uygulaması başlatmışlardır.
Bilhassa 2003
yılından beri Doğu Türkistanlılara yönelik dini baskıları
arttırmışlar Maarif sahasında öğretmenlerle öğrenciler arasında
“Selamünaleyküm”, “Allaha şükür”, “Allaha emanet”… Vb. manevi
terimlerin kullanılmasına yasak getirilmiş ve buna uymayan öğretmen
ve öğrenciler okuldan uzaklaştırılmaktadırlar. Hatta emekliye
ayrılan ve yaşlanan öğretmenlerin de dini faaliyetlerle meşgul
olmaları ve hacca gitmeleri yasaklanmıştır. Bazı okul rehberleri
öylesine hadlerini aşmışlardır ki; Ramazan döneminde öğretmen ve
öğrencilerin oruç tutmalarının önünü almak için kasıtlı olarak
yemekler düzenleyip, yemek yemeyi reddedenleri cezalandıra
gelmektedirler. Ayrıca, öğretmen ve öğrencilerin namaz kılmaları,
oruç tutmaları, bayram ve cenaze namazlarına gitmeleri de şiddetli
şekilde yasaklanmıştır. Mao döneminde “Din morfindir, insanı
uyuşturur, çalışmaktan alıkoyar” sloganı ile bütün cami ve mescitler
kapatılmış, “İbadet esnasında geçen zaman boşa geçen zamandır”
denilerek namaz kılmak kesinlikle yasaklanmış ve bu yasaklara
uymayanlar çok ağır şekillerde cezalandırılmışlardır.
Mao'nun ölümünden
sonra “Batıya açılma Projesi” çerçevesinde kısmen bir gevşeme söz
konusu ise de, İlköğretim okullarında “Çift Dilde Eğitim” adı
altında başlatılan Çince eğitime geçilmesine paralel olarak dini
baskıları şiddet bir şekilde arttırdılar. Bilhassa “11 Eylül”
olayından sonra ellerine büyük bir koz geçiren işgalci Çin devleti
Doğu Türkistan halkı üzerindeki dini baskıları had safhaya
çıkarttılar.
Halkın saygı duyduğu
kişilerin hemen hepsine de “Radikal dinci”, “yasa dışı faaliyette
bulundu”, “Yurt dışındaki yasa dışı İslâmi terör örgütleri ile
ilişkisi var” yaftaları vurarak tutuklayıp hapislere attılar ve
hatta kimilerini de kurşuna dizdiler.
Komünist Çin
devletinin zaten din düşmanlığı bütün dünya tarafından bilinen bir
gerçektir. Fakat her nedense sudan bahanelerle Doğu Türkistan
halkının dini inancına darbe üstüne darbe vurmasına ve insanlık dışı
uygulamalar gerçekleştirmesine bütün dünya seyirci olmakla
yetinmektedir.
Oysaki Doğu Türkistan
halkının asırlar öncesinden beri inandığı din olan İslam dini
yalnızca Doğu Türkistan halkına ait bir din olmayıp, bütün dünyadaki
Müslümanlarında inandığı bir dindir. İslam düşmanı batılı zihniyetin
Doğu Türkistan'da yaşananlara sessiz kalması normal olabilir. Fakat
dünya İslam âleminin bu konudaki duyarsızlığını anlamak mümkün
değildir.
GAYESİ NET OLMAYAN,
ALTI-ÜSTÜ BELİRSİZ TEŞKİLAT
VE GRUPLARA KARŞI
UYANIK OLMAMIZ GEREKİR
Dış ülkelerdeki
Uygurların sayılarının artması ve sürekli olarak güçlenmesine
paralel olarak yakın dönemlerden beri milli mücadele saflarımızda
gaye ve maksadını açık bir şekilde izah edemeyen ve anlaşıldığı
kadarı ile arkası teferruatlı bazı teşkilat ve gruplar ortaya
çıkmaya başladı.
Onların ortak
özellikleri ise şu:
1-Vatanımızın
isminden ve ay-yıldızlı Gökbayrağımızdan kendilerini uzak tutarlar.
2-Onların hiçbir
toplumsal temeli olmayıp kendilerinin yaşamakta oldukları
ülkelerdeki Uygur toplumunun destek ve yardımlarından uzaktırlar.
3- Bu teşkilatları
ortaya çıkartanların hepside Çin'e rahatça gidip gelmekte olan,
Çin'den mal getirip ticaret yapmakta olan, anne-babası ya da yakın
akrabaları Çin'de salâhiyet sahibi olan kişilerdir.
4- Bu kişilerin
çoğunluğu dış ülkelerde uzun yıllardan beri aktif faaliyet
göstermekte olan ve halkımız tarafından kabul ve destek gören
merkezi teşkilatlarımıza gizli ya da aleni olarak karşıdırlar. Onlar
kendi etraflarına topladıkları ortakları ile beraber bu
teşkilatlarımıza ve onların rehberlerine kasıtlı olarak hücum
ederler.
5-Sanki belli bir
yerden emir almışçasına teşkilat ve toplumumuzu bölmeye ve
parçalamaya çalışırlar. Bu maksatlarına erişmek için siyasi anlayışı
ve sezgileri zayıf olan kardeşlerimizi kendilerine çekerek, onları
şefkatle misafir etmekte tereddüt etmezler. Kısacası bu tür
kişilerin söylem ve icraatları insanın kafasında çeşitli şüphe ve
görüşlerin oluşmasına yol açar.
Bizim milli
hareketimiz oldukça teferruatlı ve şerefli bir harekettir. Milli
mücadelemizin güçlenmesini müteakip Çin hâkimiyetinin dış
ülkelerdeki teşkilatlarımıza ve köklü siyasi faaliyetçilerimize
yönelttiği siyasi saldırı ve iftiraları da artıyor. Çin Toplum
Güvenliği Bakanlığının 4 teşkilatımız ile 11 siyasi faaliyetçimizi
dünya kamuoyuna “terörist” ve “terörist teşkilat” olarak tanıtmaya
çalışması bunun en açık bir ispatıdır. Diğer taraftan Çin hâkimiyeti
dış ülkelerde milli duygularını ve milli gururunu kaybeden bir kısım
Uygurları ve kendisinin bir dizi eğitimden geçirdiği güruhu seferber
ederek suni teşkilat ve grupları ortaya çıkartarak “Uygur” ismini
kullanarak Uygurların milli hareketlerini parçalamaya ve bölmeye
teşebbüs etmektedirler. Bunun göstergeleri epey çok sayıdaki
ülkelerde görülmektedir.
Bu sebeple, halkımız
bu mesele konusunda uyanık bulunmalı ve milli mücadelemizin sağlam
bir şekilde gelişmesi için gerekli katkıyı yapmalıdır. Gayesi açık
olmayan ve altı-üstü belirsiz durumdaki teşkilat ve şahıslarla olan
münasebetlerindeki sınırlarını belirleyerek onların bozgunculuk
hareketlerine açık bir tavırla ve kesin bir biçimde karşı
çıkmalıdırlar.
(ETIC 'in kısa
mülahazası)
Hollanda da Çin Zulmü
Lanetlendi
Hollanda'da yaşayan
500 kadar Doğu Türkistanlı Müslüman Uygur Türkleri, parlamento kenti
Lahey'de bir yürüyüş yaptı. Hollanda par1amentosu önünde bir araya
gelen Uygur Türkleri ve onlara destek veren bazı sivil toplum örgütü
mensupları, 5 kilometrelik bir mesafede bulunan Çin Elçiliğine
yürüdü. Yaklaşık 500 kişinin katıldığı yürüyüş boyunca Çin'i telin
eden ''Mazlumlar burada insan hakları nerede'', ''özgürlük
istiyoruz'', ''katil Çin'', ''vatan sana can feda'' şeklinde Uygurca
ve Türkçe sloganlar atıldı. Yürüyüş Çin Elçiliği önünde okunan
mektupla sona erdi. Merkezi Tilburg kentinde bulunan Hollanda Doğu
Türkistan Vakfı Başkanı Bahtiyar Şemsettin düzenlenen gösteriyle
''Çin devletinin korkunç zulmünü protesto ederek tüm dünyaya
duyurmak istediklerini'' belirtti.
Şemsettin, 1949'da
ülkeleri Doğu Türkistan'a yapılan Çin işgalinden sonra bugüne dek 60
bin kardeşlerinin şehit edildiğini belirterek şöyle konuştu: ''1997
yılında salt haklarını aramak için gösteri yapan binlerce insan
soykırıma uğradı. Her sene yaptığımız bu yürüyüşle, bu soykırımı
gündeme getirmek istiyoruz. Çin'i şiddetle protesto ediyoruz. Doğu
Türkistan'da yaşayan insanlarımız halen korkunç bir zulüm
altındalar. Her türlü insanî haktan mahrumlar. Halen dolaylı
yollarla soykırıma tabi tutuluyorlar. Ne ibadet özgürlüğü var ne de
insanca yaşama özgürlüğü." Birçoğu Hollanda'da mülteci kamplarında
kalan Uygurlar özgürlük mücadelesi vermeye ve dünya kamuoyuna
seslerini duyurmaya çalışı yor. Bu arada; Çin Dışişleri Bakanlığı,
terörizm suçuyla yargılanan Doğu Türkistanlı bir Kanada vatandaşının
konsolosluk yardımı almasına müsaade etmeyeceklerini belirtti.
Hüseyin Celil isimli
Kanada vatandaşı imamın aynı zamanda Çin vatandaşı olduğunu belirten
Çinli yetkililer, Kanadalı makamların davayı takip etmelerine izin
verilmeyeceğini açıkladı. 2001'de Kanada vatandaşlığı alan Celil'in
yakınları ise, akrabalarının suçsuz olduğunu belirterek, Celil'in
terörist olarak nitelenmesini kınadı. Bu arada yakınları, Uygur
Türkü olan Celil'in Ürümçi şehrinde tutukluluğu sırasında işkenceye
uğradığını ileri sürdü.
Turfan'a Bağlı Piçan
Nahiyesindeki Bazı Uygur Kızları “İşe
Yerleştirilmek” Üzere
Çin'e Götürülüyor
13.02.2007 “Sinkiang
(Doğu Türkistan) Haber Sitesi”nin bu yakınlarda verdiği haberden,
Doğu Türkistan'ın Turfan vilayetine bağlı Piçan Nahiyesinden 167
Uygur gencin Çin'in Jejyang eyaletinin Heyyen nahiyesindeki bir
Konfeksiyon fabrikasına çalışmaya gönderildikleri öğrenildi.
Bundan önce Çin haber
organları yine, Peyzavat ve civarındaki nahiyelerden özel olarak
Uygur kızlarının içerideki Çin bölgelerinde işe
yerleştirildiklerini, geçen yıl Peyzavattan bir defada 400 kızın,
hemen ardından da 200 kızın Çin'in içeri bölgelerine
götürüldüklerini haber yapmıştı. Konu ile ilgili yansımalara göre,
Bu defa Çin'e götürülen kızların sayısının, hükümet yetkililerinin
verdikleri rakamlardan çok daha fazla olduğu ve bu olayın aynı
zamanda bir mecbur etme temelinde cereyan ettiği açıklanmaktadır.
Haberden
anlaşıldığına göre, Piçan nahiyesinden Jejyang eyaletine götürülen
bu 167 gencin cinsiyetlerinden söz edilmemiş olduğundan RFA Radyosu
Piçan nahiyesine telefon etmiş ve Çin'e götürülenlerin % 95'ini
kızların oluşturduğu öğrenilmiştir. Telefona çıkan Piçan nahiyesi
Tren İstasyonunun başkanı Wu Guy Tung, Jejyan'ın Heyyan
nahiyesindeki Konfeksiyon fabrikasına yerleştirilen işçilerden
kendisinin tam olarak haberdar olduğunu bildirerek RFA muhabirine
tafsilatlı olarak malumat verdi.
O verdiği mülakatta;
“Bizim Piçan nahiyemizden ilk önce 68 kişi, daha sonra 178 kişi
Çin'e gönderildi. Çoğunluğu köylerdeki kadınlardır. Yani bu
gönderilenlerin % 95'ini bayanlar teşkil ediyor. Onların hepsi de
Orta Okul ve Lise mezunudurlar. Yaş sınırlamasına göre kesinlikle en
az Orta Okul mezunu olma şartı getirilmiştir. Bunların hemen hepsi
de Liseyi bitirip Üniversitelere giremeyenlerdir.
Bizim Turfan
vilayetinde kuraklık had safhada. Su az olduğundan yaşam alanları
az. Çiftçilerin her aldıkları mahsulleri ve gelirimiz az. Bu sebeple
çiftçilerin gelirini yükseltmek için nahiye hükümeti, yani bizim
Nahiye başkanımız özellikle Çin'in iç kısımlarında iş araştırması
yaparak döndükten sonra geniş çaplı bir teşvikat yürüterek
çiftçilerin kızlarını içeri bölgelerdeki Konfeksiyon Fabrikalarına
giderek çalışmaya çağırdı.
İlk müracaatların
sayısı 100'ü geçti. Fakat resmen yola çıkılacağı zaman bir kısım
anne-babalar çocuklarını göndermediler. Çünkü Uygurların örf ve
adetlerine göre kızlarını yalnız başlarına dışarıya yollamayı doğru
bulmuyorlar. Fakat ilk gurup yola çıktıktan sonra şu anda bu
cihetteki istekler çoğaldı. İşe başlayanların hepsi Uygur. Onların
yol harcırahı için nahiye yetkilileri 100'er yuen para dağıttı.
Onları Fabrikaya götürerek işe yerleştirecek görevliler tayin etti.”
Dedi. Tren istasyonu başkanı, bizim ona “onların maaşları ne kadar”
diye sorduğumuz soruya, “2000 yuen den 3000 yuen'e kadar” diye cevap
verdi.
O yine, Uygur
kızlarını Çin'deki fabrikalarda çalışmaya yerleştirme görevine Piçan
nahiyesinin nahiye başkanı Ferhat Tohti'nin öncülük ederek
sorumluluk üstlendiğini de sözlerine ekledi.
Çince bilmeyen Uygur
kızlarının Çin'e götürülmesi çeşitli soruları da beraberinde
getirdi. RFA Radyosu temsilcisi, Piçan nahiyesinin nahiye başkanı
Ferhat Tohti'den Okuma yaşındaki kızlara fabrikalarda çalışmayı
teşvik etmedeki maksadını, özellikle de bir kısım anne-babaların
karşı çıkmakta olduğu bir zamanda niçin böyle bir konuyu dayatmakta
olduklarını sordu. Her ne kadar Piçan nahiyesinin Tren istasyonu
başkanı Wuguytong RFA muhbirlerine Uygur kızlarının aldıkları maaşın
2 bin yuen ile 3000 yuen arasında olduğunu söylemişse de, RFA
muhabirinin telefon görüşmesini kabul eden Turfan bölgesindeki bir
kadın, bu konuda verdiği bilgide onların 1000 yuen aldıklarını
söylediklerini bildirdi.
Dış ülkelerdeki Doğu
Türkistan Faaliyetçileri Doğu Türkistan'da yaşayıp, “ Çin dilini
bilmiyor” bahanesiyle işe yerleşemeyen Uygur kızlarının, bütünüyle
Çin dilinin kullanıldığı Çin ülkesine götürülerek işe
yerleştirilmesinin mantıksızlığını ve Çin'e götürülen Uygur
kızlarının çeşitli türde istenmedik olaylarla ve horlanmalarla
karşılaşacaklarını bildirmektedirler. Dünya Uygur Kurultayının
Kadınlar Komitesi başkanı Aygül Yusuf Hanım RFA'nın görüşme
teklifini kabul ederek kendisinin bu konudaki görüşlerini ortaya
koydu. RFA' Radyosu, Piçan nahiyesi Tren istasyonunun başkanı olan
Wu Guy Tung'dan hükümetin Turfan vilayetine bağlı bütün nahiye ve
köylerden Çin'e gönderilecek olan Uygur kızlarının sayısının 5000'e
ulaştırılacağının haberini aldı. RFA
Doğu Türkistan'ın
Köylerine Yapılmakta Olan Yatırımlardan
Kimler Yararlanıyor?
“Şinhua Haber
Sitesi”nin 30.01.2007 tarihli haberinde 2006 yılında Doğu
Türkistan'da “Yeni Köy Kalkındırma İdaresi” için 77 milyar 700
milyon yuen yatırım yapılarak köylerde sosyalizm temeline dayalı
büyük değişimler sağlanmış.
Bunun sonucunda
geçen yıl Doğu Türkistan'daki çiftçi ve besicilerde kişi başına
düşen yıllık gelir 2742 yuen'e ulaşmış olup, rekor seviyelere
ulaşmış!Yukarıdaki meblağ, köylerin yol inşaatına, hastalıkların
önlenmesi çalışmalarına, içme suyunu iyileştirmeye ve temel
birimlerin kültürel yapılanması… Gibi alanlara harcanarak köylerin
geçim seviyesi iyileştirilmiş!
Fakat Çin medyasında
yayınlanan daha başka haberler Doğu Türkistan'da Uygurların yoğun
halde yerleşik bulundukları güney bölgelerdeki yerli halkın geçim
seviyesinde hiçbir değişikliğin olmadığını göstermektedir. Mesela,
“Tiyanşan (Tanrı dağı) İnternet Sitesi”nin 21.10.2006 tarihinde
yayınladığı haberde Kaşgar vilâyeti Komünist Partisinin sekreteri
Shi Da Gang Ürümçi’de toplanan parti kurultayında yaptığı konuşmada
aynen şöyle demiştir: “Eğer Güney Sinkiang (Doğu Türkistan)ın durumu
iyileşmezse bütün Sinkiang'ın durumunun iyileşmesi mümkün değil.
Kaşgar vilayeti ise Sinkiang (Doğu Türkistan)ın kırsal alanı geniş
ve nüfusu büyük olan bir bölgesi olup, Kaşgar'daki çiftçilerin
sayısı bütün Sinkiang (Doğu Türkistan)daki çiftçi sayısının 6'da
birini teşkil etmektedir… Fakat türlü sebepler den dolayı
çiftçilerin yıllık gelirlerini arttırmak zor olmaktadır. Geçen yıl
kişi başına düşen ortalama gelir bir önceki yıla göre 200 yuen
artmış olarak 1800 yuen civarında olmuşsa da bununla sadece
çiftçilerin karınlarını doyurma işi halledilebilmiştir.”
Kaşgar valisi Akber
Gopur'da bir konuşma yaparak dert dökmüş ve Kaşgar'da ki durumda bir
kalkınma sağlanacaksa Vilayet bünyesindeki 5 ırmak ve akıntıya dâhil
olan 800 küsur metre uzunluktaki sel felâketinden korunma setlerini
sağlamlaştırmak gerektiğini vurgulamıştır. Ayrıca, çoraklığın
giderek artmasıyla ciddî tehlike altına kalan 4 milyon 600 bin dönüm
tutarındaki ekili alanları ıslah etmek için ciddi biçimde tedbir
almak gerektiğini, vilâyet genelinde şimdiye kadar idare lambası ile
%10 nispetindeki kırsal yerleşim alanlarına elektrik getirilmesi
gerektiğini ortaya koymuştur.
Hoten vilayetinin
vaziyeti daha da ağır olup, buradaki yerli çiftçilerin yıllık kişi
başına düşen gelir 1000 yuen etrafındadır. Hal böyle iken insanların
kafasına “köylere yapılan bu kadar çok yatırım nereye gitti? Ondan
kimler yararlanıyor? Neden Uygurların iktisadî durumunda bir
iyileşme olmuyor? Şeklinde sorular gelmektedir.
Fakat Doğu
Türkistan'ın durumuna bakacak olursak, Çin hükümetinin temel
hedefini Bingtuen'in çiftçilik alanlarını kalkındırmaya
yönelttiklerini görebilmek zor değil. ETIC
Azerbaycan da HOCALI
KATLİAMI
26 Şubat günü Türk
dünyası ve Azerbaycan için en acılı günlerden biri olmanın yanısıra
aynı zamanda insanlık tarihi için de kelimenin tam anlamıyla siyah
bir sayfadır.
Türk Milletini "Sözde
Ermeni Soykırmı" yapmakla suçlayanlar asıl Ermeni'lerin dün
Anadolu'da, bugün Azerbaycan'da yaptıklarına bakmaları
gerekmektedir.
1992 senesinin 25
Şubatını 26 Şubata bağlayan gecesi, ağır silahlarla donatılmış
Ermenistan silahlı kuvvetleri ile Hankendi'nde konuşlanmış bulunan
Albay Zarvigarov komutasındaki 366'ncı Rus Motorize Alayı, Hocalı
'ya saldırarak tarihin en vahşi katliamlarından birini yaptılar.
Stratejik bir konuma
sahip olan Hocalı 'yı, Ermeni'ler 10 Eylül 1991 tarihinden 25 Şubat
1992 tarihine kadar geçen 5 aylık süre içinde kuşatma altında
bulundurdular.
25 Şubat gecesi Rus
Motorize Alayının tanklarından açılan top ve roket saldırıları ile
bölgedeki tek havaalanı olan Hocalı havaalanı kullanılamaz hale
getirilerek kentin dışarısı ile ilişkisi tamamen kesildi.
Şehri savunan
askerlerin kahramanca şehit olmasından sonra Hocalı 'nın işgali
sonucu sivil, eli silahsız, Azerbaycan Türkleri çocuk, kadın,
ihtiyar ve genç ayrımı yapılmadan Ermeniler tarafından
katledilmiştir. Resmi verilere göre, o gece 613 kişi hunharca
katledilmiş; bunlardan 83 çocuk, 106 bayan acımasız yöntemlerle
işkence yapılarak öldürülmüştür. Ayrıca, 487 kişi ağır yaralanmış ve
1275 kişi ise rehin alınmış, geri kalan nüfus da bin bir zorlukla
canını kurtarmıştır. 26 çocuk tamamen ve 130 çocuk ise kısmen öksüz
kalmıştır. Ermeniler şehitleri acımasızlıkla, gözlerini oyarak,
kafataslarının derisini soyarak ve vücutlarının farklı organlarını
keserek öldürmüştür. Küçücük çocukların gözleri oyulmuş, hamile
kadınların karınları yırtılmış ve insanlarımız diri diri toprağa
gömülmüştür. Hatta şehitlerin bir çoğunun cesetleri yakılmıştır.
Ermenilerin işgal
ettikleri Hocalı 'da dehşet verici olaylar yaşandı. Ermeniler canlı
insanların kafataslarını yüzdüler, sağ olarak ele geçirdikleri
insanları sistematik bir işkenceye ve tıbbi deneylere tabi tutarak,
insanlık dışı muamelelere maruz bıraktılar. Yapılan bu katliamın
sonucu on bin kişilik Hocalı kentinden ancak iki bin kişi sağ
kurtulabildi.
1988 yılında başlayan
Ermenistan Azerbaycan savaşında üç yüz bini Ermenistan'dan olmak
üzere bir milyondan fazla Azerbaycan Türkü Azerbaycan'ın işgal
edilmiş topraklarından göçe zorlandı. Bu insanlar şimdi soğukta,
kışta, aç, yoksul, sefalet içinde çadırlarda yaşamaktadırlar.
Burada dünya
kamuoyuna seslenmek istiyoruz. 85 yıl öncesinin olaylarıyla
ilgilenme cesaretini gösterenler, Ermeni'lerin çok yakın
geçmişimizde Karabağ'da yaptıkları vahşetleri niye görmüyorlar?
Soykırım deniliyor.
Ya Ermeni'lerin 1992
yılında Hocalı 'da yaptığı vahşete ne ad verilmeli?Bu vahşet
soykırım değil mi?
Bu katliam,
Ermeni'lerin Türklere karşı yaptıkları ilk katliam değildir. 1905 ve
1920 yılları arasında Azerbaycan'ın Baku, Şamahı, Guba, Karabağ
bölgelerinde yine Rus askerlerinin desteği ile büyük katliamlar
yaparak binlerce insanımızın katline sebep oldular.
Yakın tarihimizde
Ermeni terör örgütü ASALA'nın 37 Türk diplomatını katletmesine,
Türkleri soykırım yapmakla suçlayanlar neden sessiz kaldılar? İnsan
hakları savunucuları bu olayları görmüyor mu?
Ermenistan’ın
Azerbaycan'ın %25 topraklarının işgalini niye kimse görmek
istemiyor?
GÜNEY AZERBAYCAN TÜRK
MİLLETİ RESMEN TANINIYOR
Müge Çetinkaya- 1995
yılında İran`ın Tebriz şehrinde kurulan Güney Azerbaycan Milli
Uyanış Hareketinin, 2002 yılında İran dışına yayılarak güçlenmesiyle
sürdürdüğü faaliyetler, uluslar arası kurumların gündeminden
düşmemekte.
2003 yılındaki Babek
Galası yürüyüşünde milliyetçilerce kaldırılan milli bayrak; 1813
Gülüstan - 1828 Türkmençay anlaşmaları ile, Araz çayı sınır alınarak
parçalanan Azerbaycan`ın birleşmesi yolunda dalgalandırılmış kutsal
semboldü. Kısa zamanda ataklarına devam eden GAMOH çatısı altındaki
milli hareketçiler, maddi zorluklara rağmen ayakta kaldılar.
Uluslararası kuruluşların dikkatini çeken Güney Azerbaycan Milli
Uyanış Hareketi, 1-2 Şubat 2007 günlerinde tarihi bir atak daha
yaptı. Resmi olarak, UNPO ( Devletsiz milletler teşkilatı)
tarafından Belçika`nın başkenti Brükseldeki Avrupa Parlamentosuna
davet edilen GAMOH lideri Dr. Çöhreganlı`nın, burada süren iki
günlük temasları neticesinde;
-Güney Azerbaycan`ın
mazlum Türk milleti UNPO tarafından resmen tanındı,
-2003 yılında
dalgalandırılan kutsal bayrak Güney Azerbaycan Türklüğünün resmi
bayrağı olarak kabul edildi,
-GAMOH`un, bu mazlum
milleti temsil edebilecek tek teşkilat olduğu açıklandı.
İki günlük
temasların sonunda Dr. Çöhreganlı , Gülüstan anlaşması imza edilene
kadar bir olan Azerbaycan topraklarının parçalanışı ve Azerbaycan
Türk milletinin haklarının elinden alınışı konularında
dinleyicilere seminer verdi.
Güney Azerbaycan`da
sürdürülen milli hareket ve milliyeti baskı altında tutulan mazlum
Türk milleti hakkında yaklaşık onsekiz ay araştırma yapan UNPO`nun
davetine, GAMOH`den dört kişilik heyet katıldı.
Güney Azerbaycan
Bayrağı Tebriz`de Dalgalandı
Müge Çetinkaya -21
Şubat Dünya Ana dili günü münasebetiyle Güney Azerbaycan
şehirlerinde etkinlikler gerçekleştiriliyor. Üniversite
öğrencilerinin öncülüğünde harekete geçen halk , “Türk`ün dili ölen
değil , Fars diline dönen değil “ , Ölüm olsun Faşizme” , “Haray
haray ben Türkem” , “We are Türk” sloganlarının yazılı olduğu
dövizleri taşıdılar. Güney Azerbaycan`ın başkenti Tebriz`de , 20
Şubat günü Ebu Reyhan ve Abrisan meydanlarındaki üst geçitlere milli
bayrak asıldı. Dakikalarca asılı kalan bayrak , halk tarafından
alkışlandı. Bu olay üzerine adı geçen meydanlar Tebrizlilerce
“bayrak meydanı” olarak anılmaya başlandı. Tebriz`de dalgalandırılan
bayrağın , geçtiğimiz Mayıs ayındaki milli ayaklanmalarda şehit olan
gençlerden birinin annesinin diktiği ve “oğlum bu bayrağı öpüp çıktı
, bir daha dönmedi.” diye göz yaşı döktüğü bildirildi.
Şeyhül Muharririn
AHMET KABAKLI ANILDI
Türk edebiyatının
köşe taşlarından biri olan Şeyhül Muharririn Ahmet Kabaklı vefat
yıldönümü dolayısıyla çeşitli etkinliklerle anıldı.
Kültür Emperyalizmi,
Müslüman Türkiye, Mabet ve Millet, Mehmet Akif, Yunus Emre, Mevlana,
Bizim Alkibiaadis, Ecurufya, Sohbetler 1-2, Temellerin Duruşması,
Güneydoğu Yakından, Şiir İncelemeleri, Doğudan Doğuş, Türk Edebiyatı
1-3 gibi eserleriyle kültür hayatımıza renk katan Ahmet Kabaklı için
düzenlenen anma töreninde Yavuz Bülent Bakiler konuşmacı olarak
katıldı.
Kabaklı'nın edebi ve
milli duruşunu hayatından kesitlerle anlatan Yavuz Bülent Bakilerin
konuşmasından sonra misafirlere helva ikram edildi.
Türklerin Neslini
Kurutmada Yeni Taktik
Yakın zamanlardan
beri Çin hükümeti “Az Doğum Yaparak Çabuk Zengin Olma Mükâfatı” adı
verilen bir uydurma ortaya çıkartarak hiç doğurmamış ya da sadece
bir tek çocuk sahibi olmuş olan Uygur kadınlarını mükâfatlandırma ve
iki yada daha fazla çocuk sahibi olanları cezalandırma yöntemi ile
Uygurların nüfus artışının önünü alma girişimlerini sürdürüyor.
“Sinkiang (Doğu
Türkistan) Gazetesi”nin verdiği habere göre, 30.01.2007 tarihinde
Gulca vilayetinin Tograk Köyünde hükümetin “Doğum Kontrolü
politikası”na riayet eden 80 ailenin her birine 3000 yuen tutarında
para ödülü dağıtmışlardır.
Yine aynı günden
itibaren İli Eyaletine bağlı 10 nahiyedeki 7030 aileye de 2109'ar
yuan “Az doğum yaparak çabuk zengin olma mükâfatı”
dağıtılacakmış.“İli Haber Sitesi” nin 17.01.2007 tarihli haberinde,
2006 yılında bütün İli eyaleti genelinde yerli çiftçi ve besiciler
arasından sadece bir çocuk sahibi olarak hükümetin “Doğum Kontrolü
şeref karnesi”ni alanların sayısı 30 bin 337 kişiye ulaşarak, 2005
yılındakine oranla % 46.6 oranında artmıştır.
Hükümet tarafı ise,
daha fazla sayıda yerli halkın az çocuk sahibi olmasını sağlamak
için 2006 yılında 37 bin 832 kişiye mükâfat dağıtmıştır.
Yukarıdaki haberde
işaret edildiğine göre Çin hükümeti bu yıl İli Eyaletinde bir çocuk
sahibi olan yerli halkı ödüllendirmek için 210 milyon yuenden fazla
bütçe ayırmıştır. Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'ın yerli halkına
yönelttiği “Doğum Kontrolü Genelgesinde şehirdekilerin iki,
köydekilerin ise, üç çocuk sahibi olabilmesine izin verilmektedir.
Fakat Çin hükümeti, yerli halka yönelik “Doğum Kontrolü”
politikasını icra etmeye başladığı 1988 yılından beri kendilerinin
çıkartmış oldukları genelgenin içeriğinin aksine şehir ve köylerde
yaşamakta olan yerli halkın hepsini sadece bir çocuk sahibi olmaya
zorlamaktadır. Çin hükümeti “Bir çocuk sahibi olursan Çabuk zengin
olursun” şeklindeki safsatayı ortaya çıkartarak tek çocuk sahibi
olanları ödüllendirme ve çeşitli cihetlerde taltif etme, iki yada üç
çocuk sahibi olanları ise siyasî, iktisadî ve içtimaî cihetten
dışlama taktiğini kullanarak onları tek çocuk sahibi olmaya mecbur
ede gelmektedirler.
İRAN TÜRKLERİNİN
HAKLI İSTEKLERİ
Güney Azerbaycan`ın
Zengan şehrinde toplanan üniversite öğrencileri, ağızlarını beyaz
bantlarla kapatarak ana dil haklarının ellerinden alınışını protesto
ettiler. Geçtiğimiz yıl Mayıs ayında, İran`ın resmi gazetesi İran- ı
Cuma`nın çocuk ekinde yayınlanan Türkleri aşağılayıcı karikatürleri
protesto için çıkan ayaklanmalarda şehit olanların da anıldığı
gösteride, Azerbaycan Türkçesinde yazılmış pankartlar taşıyan
öğrenciler, sessiz direnişlerine anlamlı bir basın açıklamasıyla son
verdiler. Basın açıklaması şöyledir :
-İran, çok milletli
bir ülkedir. Burada yaşayan bütün milletler kendi hak ve hukuklarını
kullanabilmelidir. İran hâkimiyeti İslam kurallarını dikkate alarak
Fars olmayan milletlerin haklarını korumalı, onların gelişmeleri
için uygun koşulları sağlayıp kalkınmalarında çaba sarf etmeli,
toplumda adaleti kurmalıdır.
-İran`da adaletin
sağlanması ve medenî seviyenin yükselmesi için bütün milletlerin
taleplerine cevap verilmelidir.
-İran`da Azerbaycan
Türkçesi resmi dillerden ilân edilmeli ve Güney Azerbaycan Türkleri
ana dillerinde öğrenim görebilmelidir.
-Azerbaycan
Türkçesinin araştırılması, geliştirilmesi, öğrenimi için dil ve
edebiyat fakülteleri açılmalıdır
-İran`ın bütün
üniversitelerinde Türk diliyle ders okunması imkanı sağlanmalıdır.
-Azerbaycan
Türkçesinde yayın yapan yazılı ve görsel medya ağı kurulmalıdır
-Güney Azerbaycan`ın
Türkçe olan tarihi yer, bölge, şehir adları, tekrar eski haline
döndürülmelidir
-Güney Azerbaycan
Türk çocuklarına ve iş yerlerine Türkçe adlar verilmeli, her
milletin öz ana dilinde ad alma hakkı sağlanmalıdır |