|
18 ŞEHİDİMİZ NE İLK NEDE SON ŞEHİTLERİMİZDİR
Doğu Türkistan halkının işgalci Çin devleti
tarafından çok fazla baskı, zulüm, asimilasyon, soykırım ve ırkî
aşağılanmalara maruz bırakılmasının sebebi Türk ve Müslüman
olmalarıdır. Tarih boyunca Türk ve Müslüman olmanın ve bölgesinin
yüklediği Misyonun bilinci içerisinde Rus, Çin ve daha başka Türk ve
İslam düşmanı devlet ve milletlerin siyasi, ekonomik ve askeri
ablukalarına ve kesintisiz tacizlerine karşı var olma mücadelelerini
sürdürenler de Doğu Türkistan Türkleridir.
Doğu Türkistanlılar, işgale uğradığı ilk
tarihlerden beri Çin mütecavizlerine karşı amansız bir mücadele
içinde olmuşlardır. 1949 yılında Doğu Türkistan'ın Çin ile ortak
sınırı bulunan en doğu vilayetlerinden Doğu Türkistan'a girmeye
kalkışan Çin kızıl ordu birliklerine karşı o bölgedeki taşra halkı
çok hızlı bir biçimde organize olarak bir mukavemet gücü
oluşturmuşlardır.
1951 yılında “Ellibirliler Toplantısı” adını
verdikleri istişare toplantısı sonrasında alınan karar gereği Çin
işgal kuvvetleri komutanlarına haber göndererek Doğu Türkistan
Topraklarını derhal ve kayıtsız şartsız terk etmeleri gerektiğini,
aksi takdirde çok kan döküleceğini bildirmişler ve bu çağrıya olumlu
cevap verilmemesi sonrasında çok geniş çaplı çatışmalar olmuştur.
1953 yılında Ayaklanmanın liderleri, “Kızıl Cellat” olarak
adlandırılan Wang Cin tarafından yakalanarak şehit edilmiş, ama
milli mücadele ruhu asla kaybolmamıştır.
15 Kasım 1955 tarihinde Şeyh Ablimit ve
Fethidin Mahsum liderliğinde kurulan “Teşkilatı Nicat Partisi” adı
altında bir teşkilatın çatısı altında Hoten vilayetinin Atçüy
bölgesinde çok büyük bir milli ayaklanma başlatıldı. Atçüy
hapishanesindeki tutuklular kurtarıldı, bölge tamamen ele geçirildi
ancak, hiçbir yerden destek alınamaması sebebiyle yenilgi kaçınılmaz
oldu.
Fakat milli bağımsızlık yanlıları gizliden
gizliye “Bağımsız Doğu Türkistan Anayasası”, “Gençlere Çağrı”,
“Birleşmiş Milletlere Arz” adlarında gazete ve dergilerle yeniden
toparlanma sürecine girdiler.
1956 yılında Hoten' in Karakaş ilçesinde Şeyh Baki ve Şeyh Samed
önderliğindeki 800 kişilik bir mücahit birliği Mart ayında Tarım
Havzası içindeki Çin'in “Silahlı Toprak Açma Birlikleri” ne karşı
bir milli ayaklanma başlattılar… Bu mücadeleler 1956 yılının Mayıs
ayında, Lop ilçesinde, 1957 yılında Ürümçi-Ulumbay'da,1958 yılının
Eylül ayında Köktokay, Çingil ve Beşbalık civarında Cemşithan ve
Delilhan isimli liderler etraflarına topladıkları mücahitlerle Çin
işgal güçlerini perişan eden savaşlar yaptılar. 1958 yılının Ekim
ayında Kumul vilayetinin Tanrı Dağı bölgesinde Ali Kurban
önderliğinde 1700 kişilik milli ordu ile bir milli ayaklanma
gerçekleştirildi. Bu ayaklanmada hapishanedeki tutuklular
kurtarıldı, Çin cephanelikleri ele geçirildi. Çin'den zorla
getirilen Çinli Göçmenler Çin'e kaçmaya başladılar.
Daha sonra 12 vilayet ve 22 ilçeyi içine alan, 60.000 üyesi ve 300
bin Sempatizanı bulunan “Doğu Türkistan Halk Partisi” adı ile bir
teşkilat kuruldu. Fakat ilerleyen yıllarda hiçbir dış destek söz
konusu olmadığından dolayı sürekli bir muvaffakiyet elde
edilebilmesi mümkün olmadı…
1990 yılında binlerce şehit verilen Barın
Milli Ayaklanması, 1997 yılındaki Gulca Milli Ayaklanmaları yukarıda
çok kısa olarak değinmeye çalıştığımız Milli Bağımsızlık
Hareketlerinin bir uzantısı olup, Doğu Türkistan halkının hiçbir
zaman Bağımsız olma fikrinden uzaklaşmadığının açık bir
göstergesidir. Bu milli ayaklanmalar esnasında bu güne kadar sayısız
şehitler veren Doğu Türkistan halkı, günümüzde de şehitler vermeye
devam ediyorlar.
İşte yine bunlara benzer bir Milli Ayaklanma
teşebbüsü de 05.01.2007 tarihinde gerçekleşti.” 07.01.2007 tarihinde
“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin verdiği bir haberde,
Kaşgar'a bağlı Aktu Nahiyesinin Koşrap köyü yakınlarında özel bir
tim oluşturarak askeri eğitim görmekte olan yaklaşık 50 kişilik
grubun etrafını kuşatan binden fazla Çin işgal gücüne ait askerler,
İstiklâl yanlısı Doğu Türkistanlı mücahitlerin üzerine kurşun
yağdırmaya başladılar.. Henüz çok büyük bir milli ayaklanmanın
başlatılması hazırlığı içinde bulunan Doğu Türkistan Bağımsızlık
savaşçıları kendilerini vaktinden önce bir savaşın içinde bularak
hazırlıksız bir durumda baskına uğradılar.
Çin askerlerine ateşle karşılık veren milli bağımsızlık yanlısı grup
ile Çin askerleri arasında saatlerce süren şiddetli çatışmalar
sırasında ilk belirlemelere göre 18 Türk şehit düşmüş, 17'si
yakalanmış ve bir kısım savaşçılarda düşman kuşatmasını yararak
izlerini kaybettirmeyi başarmışlardır. Bu çatışmalarda bir Çin
askeri ölmüş, biri de yaralanmıştır. Gerçek sayının ise bunlardan
daha fazla olduğu, fakat Çin yetkililerince gizlendiği de bilinen
bir gerçektir..
Bu haberin ilk defa haber sitelerinde yer
almaya başlamasının üzerinden günler ve haftalar geçmesine rağmen
dış ülkelerdeki Doğu Türkistan Teşkilatlarının suskunlukları ve
pasiflikleri oldukça şaşırtıcı bir durum ortaya koydu… Daha
sonraları “yapmış olmak için” çıkartılan bir iki cılız ses ise
kamuoyuna, samimiyetten oldukça uzakta bulunulduğu izlenimi verdi.
Doğu Türkistan'ın Tam Bağımsızlığı için
mücadele vermek amacıyla kurulduğu bilinen Teşkilatların bu
eylemsizlikleri, Doğu Türkistan'da silahlı mücadelenin de
sürdürülmekte olduğunu kamuoyundan gizlemek adına mı? Yoksa Doğu
Türkistan davası bir takım mahfiller tarafından adeta bazı küresel
güçlerin insafına mahkûm hale getirildiği için, ne yapılıp
yapılmayacağı konusunda bir yerlerden işaret beklendiği için mi?
Bunun açıklamasını birileri mutlaka yapmalıdır…
Sebep her ne olursa olsun Doğu Türkistan'da
gerektiğinde gözlerini kırpmadan aziz canlarını verebilen İstiklâl
savaşçılarının seslerini hür dünyada duyurmak mecburiyetinde olan
Doğu Türkistan teşkilatları üzerlerine düşen milli, dini ve insani
görevlerini her an ve her dakika yerine getirmekle mükelleftirler...
Şehitlerimize Allahtan Rahmet, Gazilerimize
de mücadele azmi dilerim.
Doğu Türkistan'da İstiklâl Savaşı hiçbir
zaman bitmedi, bitmeyecek…
Doğu Türkistan’ın Kaşgar-Aktu’ya Bağlı
Koşrap Köyünde
Millî Ayaklanma 18 Şehit
07.01.2007-“Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Doğu Türkistan'dan edindiği
ilk malûmatlara göre, 05.01.2007 günü Doğu Türkistan'ın Kaşar
vilayetine bağlı Aktu nahiyesinin Koşrap köyünde Çin
hâkimiyetinin yüreğini hoplatan büyük ve siyasi bir hadise
meydana geldi. Koşrap, Barın köyüne oldukça yakın bir mesafede
bulunuyor. Barın bilindiği gibi
1990 yılında Çin istilacılarına karşı gerçekleştirilen bir
milli ayaklanma esnasında binlerce şehit verilen bir yerdir.
Gelen haberlere bakıldığında, Çin hâkimiyetine
karşı silahlı direniş hazırlığını sürdürmekte olan malum bir Doğu
Türkistan Teşkilatı Doğu Türkistan'ın Kaşgar vilayetine bağlı Aktu
nahiyesinin Koşrap köyünde 50 kişiden oluşan bir milli mücadele timi
kurmuşlardır. Söz konusu ekip köyün dışındaki malum bir bölgede
gizli bir şekilde askeri eğitim kampı oluşturarak orada silahlı
eğitimin yanı sıra Barın köyünde 2. defa milli halk ayaklanması
gerçekleştirme planları yaparlarken vaktinden önce ifşa olmuşlardır.
5 Ocak 2007 tarihinde bu yeraltı teşkilat,
etraflarını kuşatan Çin askerleri ile silahlı çatışmaya girmek
zorunda kalmışlar ve bu çatışma esnasında ilk belirlemelere göre 18
şehit verilmiş, 17 kişi Çin askerlerince yakalanmış ve bir grup
savaşçı da olay mahallinden kuşatmayı yararak uzaklaşmayı
başarmışlardır.
Bu olay Doğu Türkistan'daki işgalci Çin
hâkimiyetinin üst düzey yetkilileri arasında şiddetli bir sarsıntıya
sebep olmuş, olayın ardından Çin hâkimiyeti asker ve jandarma
güçlerini genel teyakkuza geçirerek bütün Doğu Türkistan genelinde
ciddî bir arama ve tutuklama furyası başlatmıştır.
Silahlı Çatışmaları Çin Yetkilileri Bir Basın
Toplantısı İle Doğrulamak Zorunda Kaldılar
Almanya'daki “Doğu Türkistan Enformasyon
Merkezi”, tarafından Doğu Türkistan'dan doğrudan elde edilen
bilgilere göre, Koşrap'taki Silahlı Çatışma olayının ardından
08.01.2007 günü “Sinkiang (Doğu Türkistan) Toplum Güvenlik
Bakanlığı” bir basın toplantısı düzenleyerek Ocak ayının 5.günü Doğu
Türkistan'ın Pamir Dağları Bölgesinde(Aslında Koşrap'ta) Çin
askerleri ile bağımsızlık savaşçıları arasında büyük çaplı silahlı
çatışma meydana geldiğini açıkladılar.
“Tiyanşan(Tanrı dağı)İnternet sitesi”nde yer
alan habere göre, 2002 yılının 9. ayının 11. gününde dış ülkelerden
sızan “Doğu Türkistan İslami Hareketi” teşkilatının direniş
güçlerinin Doğu Türkistan'ın Pamir Dağları'nın yüksek kesimlerinde
askeri eğitim kampı kurmuş oldukları belirtilmekteydi.
Çin yetkililerinin basın toplantısı yaparak
olayı açıklamak zorunda kalmalarının asıl sebebi ise, söz konusu
çatışmalar sırasında Çin askerlerinden birinin ölmüş olması ve
birinin de yaralanmasıdır.
Çatışmalar sırasında yaralanan ve hayatını
kaybedenler konusunda Çin tarafının verdiği rakamlara inanmak mümkün
değildir. Çünkü saatlerce süren ve Doğu Türkistan bağımsızlık
yanlılarının 18 şehit verdikleri bir ortamda ölen Çin askerlerinin
sayısının sadece bir kişiden ibaret olması pek inandırıcı değildir.
Yapılan açıklamalardan çatışma bölgesinden 22 tane el bombası
yapılma aşamasında olan çok sayıda el yapımı patlayıcı ve çok
miktarda mühimmat ele geçirilmiş olduğu öğrenildi.
“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin elde
ettiği bir önceki haberinde bu defaki silâhlı çatışmanın meşhur
Barın köyü civarında meydana gelmiş olduğu bildirilirken Çin
hükümeti Doğu Türkistan halkı arasında “Barın Ruhu”nun tekrar
depreşmesinden endişe ederek, çatışmaların mahallini Pamir dağları
olarak göstermişlerdir.
Öldürülen Huang Qiang Adlı Çin Askeri İçin
Ürümçi' de
Gösterişli Bir Cenaze Töreni Yapıldı.
“Tiyanşan(Tanrı dağı)İnternet Sitesi”nin
verdiği habere göre, Doğu Türkistan'ın Aktu nahiyesi sınırları
içerisinde meydana gelen çatışmalarda ölen Çin askeri Huang Qiang
için çok gösterişli bir cenaze töreni yapıldı. Cenaze töreninde,
ölen Çinli askerin ardından son derece abartılı övgüler yağdırıldı.
Çin Toplum Güvenlik Bakanlığı, yetkililerinden
Nurbekri ismindeki hainin ölen Çinli için övgüler yağdırmasına tepki
gösteren Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Başkanı Abdulcelil
Karakaş bu haber hakkında kendi görüşlerini ortaya koyarak “Milli
münafık Nurbekri'nin cenaze töreninde söylediği sözler hakikaten
insanı iğrendiriyor. Her zaman kendi halkına karşı düşmanlığını
sürdüren, kendi halkının menfaatleri için değil, kendi halkına
bitmez-tükenmez bela ve afetler getiren Çin müstemlekecilerinin
çıkarları için hizmet etmekte olan Nurbekri gibi milli satıcılara
halkımız kesinlikle gerekli cevabı verecektir. Bu tür kişiler
ebediyen halkımızın yüz karasıdır.” Dedi.
Şahyar'lı Samet Mollam, Aktu Olayının
Ortaya Çıktığı Gün
Ölüm Cezasına Çarptırılarak Şehit Edildi
I11.01.2006-Aktu'da bağımsızlık savaşçıları
ile Çin askerleri arasında büyük çaplı silahlı çatışmaların meydana
geldiği gün, yani, 05.01.2007 tarihinde Şahyar'lı meşhur din
adamlarından Samet Damollam Çin Yargı Mahkemeleri tarafından ölüm
cezasına çarptırılarak şehit edildi.
Tahmini olarak 40 yaşlarındaki Samet Damollam,
Şahyar Nahiyesinin Yenimahalle Köyünün Akıdöng mezrasından olup,
nahiye genelinde saygıdeğer kişilerden biriydi. Bundan 10 yıl önce
Çin hükümeti “yasa dışı dini faaliyet gösterdiği” iddiası ile Samet
Damollam hakkında tutuklama kararı çıkartmıştı. O tarihlerden beri
Samet Damollam Çin'in zarar vermesinden korunmak için ülke
içerisinde gizlenerek hayatını sürdürmeye mecbur olmuştu. Fakat
şanssızlık eseri Kaşgar'da Çin polislerinin eline düşmüş olduğundan,
Kaşgar Yargı mahkemesi Samet Damollam hakkında gizli yargılama
yaparak onu, “yasa dışı Dini faaliyet gösterdiği ve bölücülük
yaptığı” şeklindeki suçlama ile ölüm cezası verdi. Verilen ölüm
cezası 05.01.2007 günü alelacele icra edildi.. Merhumun cesedi kendi
memleketi olan Şahyar'a getirilerek orada defnedildi.
“Bingtuen Polis Dairesi” Ürümçi'de Basın
Toplantısı Yaptı
Doğu Türkistan'da Çin işgalcilerince “Üç Türlü
Güçler” olarak adlandırılan Doğu Türkistan Bağımsızlık yanlılarına
karşı adaletsiz savaş başlatanlar kervanına şimdilerde yerli halk
tarafından “Cellât Birlik” olarak anılan “Bingtuen” de katıldı.
“Tiyanşan (Tanrıdağı) İnternet Sitesi” verdiği
habere göre,16.01.2007 tarihinde “Bingtuen Polis Dairesi” Ürümçi'de
Basın toplantısı düzenleyerek, Bingtuen polislerinin “3 Türlü
Güçler” e köklü darbe vurarak “Sinkiang (Doğu Türkistan)ın Barış ve
huzuru” için büyük katkı yaptığı beyan edilmiştir.
Yukarıdaki haberde bildirildiğine göre 2006
yılı Bingtuen genelinde meydana gelen suç dosyalarının sayısı 10 bin
278 olup, bu dosyaların %55.47'si açıklığa kavuşturulmuştur. Geçen
bir yıl boyunca meydana gelen cinayet dosyalarının sayısı 91'dir.
Oysaki; bazı Uygur siyasi gözlemciler Doğu
Türkistan'da meydana gelmekte olan cinayet, gasp, tecavüz ve
hırsızlık dosyalarının büyük bölümünü Bingtuen' li Çinlilerin
oluşturduğunu, yerel kanun organlarının onlara ceza verme yetkileri
olmadığından bu Çinli suçluların Bingtuen yargı organları tarafından
sembolik olarak hafif cezalara çarptırıldıkları, bu sebeple
Bingtuenli Çinlilerin daha da cüretkâr hale geldiklerinden söz
etmektedirler.
Bunlardan başka yine, Bingtuen yasa organları
ve silahlı güçleri, Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki milli
hareketleri bastırmadaki en temel ve güvenilir birliği olup, Uygur
siyasi kaçkınları arama ve yakalama, ani olarak meydana gelen milli
isyan ve ayaklanmaları bastırma vazifesini de üstlenmiş
bulunmaktalar.
Koşrap Katliamının İç Yüzü
20.01.2007-Çin'in “Yeryüzü Gazetesi”nin
16.01.2007 tarihli haberinde, 05.01.2007 günü Koşrap'ta yürütülen
asker ve polis işbirliğindeki harekât esnasında asker sayısının1000
kişiden fazla olduğu, bölgeye 30- 40 araç dolusu asker getirildiği,
etrafı tümden askeri çadırların kapladığı, bağımsızlık yanlılarının
ise sayılarının 10'larca olduğu beyan edilmiştir.
“Güney Çin Haber Sitesi” muhabirinin olay
yerini bizzat görerek yazdığı ve 17.01.2007 tarihinde yayınladığı
makalesinde Yarkent Nahiyesi Polis Dairesinin memurlarından Ahmetcan
Savut'un, “Biz geçen yılın onunda emir almıştık. Bu emir gereğince,
Kargalık, Savut'un, Kargalık, Yenihisar, Peyzavat, Yarkent, Aktu
başta olmak üzere civar nahiyelerdeki polislerin hepsi Koşrap'a
gelerek bu köyü çember içine aldık. Biz kuşatmayı tamamladıktan
sonra 04.01.2007 günü Kaşgar'dan silahlı polis birlikleri 3
helikopterle bölgeye geldi.” Şeklindeki sözleri yer almış olup, bu
da Çin hükümetinin, milli karşılık verme güçleri ile öncelikle
hiçbir diyalog girişiminde bulunmaksızın onları tamamen katletme
planını daha önceden yapmış olduklarını göstermektedir.
Bazı gayri resmi istatistiklerde, Koşrap olayı
meydana geldikten sonra Çin askerlerinin Doğu Türkistan genelinde
genel arama ve tutuklama hareketi başlatarak tahmini olarak 1500
kişi civarında Uygur'u “Terör Şüphelisi” olarak tutukladıkları
kaydedilmiştir.
Yukarıdaki her iki Çin yayın organında da,
bütün yol güzergâhlarına kontrol noktaları kurdukları, askeri
helikopterlerin de o bölgede ciddi gözlem uçuşları yaptıkları beyan
edilmiş olup, Yarkenti polis Ahmetcan Savut “Güney Çin Haber
Sitesi”nin muhabirine 11.01.2007 tarihinde yaptığı konuşmasında
“Koşrap ve havalisinde polis ve askerler tarafından kurulan kontrol
noktaları oldukça fazla, bizim bulunduğumuz noktada 8 kişi, bize
komşu olan Kaçun köyünde 4 kişi, Koncirap köyünde 3 kişi, bir başka
yerde de 1 kişi ele geçirildi.” Şeklinde beyanda bulunmuştur. Bu
sözler Çin hükümetinin geniş çaplı bir tutuklama hareketi yürütmekte
olduğunu da ispatlamaktadır.
Çin Askeri Huang Qiang Ayağından Vurulup
Kan
Kaybından Ölmüş
Çin matbuatlarında bu yıl, Ocak ayının 5. günü
Aktu nahiyesinin Koşrap köyü sınırları içerisinde bağımsızlık
savaşçıları tarafından vurularak öldürülen Çin askeri Huang Qiang'ın
günlerdir “Olağanüstü” kişiliğinin propagandası yapılmaktaydı.
Önceki haberlerde, Çin askeri Huang Qiang'ın
bu defaki çatışmada kurşun isabet ederek öldüğü kısaca beyan
edilerek olayın tafsilatı ile ilgili ayrıntılar verilmemişti.
“Tiyanşan (Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nin
22.01.2007 tarihinde verdiği habere göre, Huang Qiang adlı Çin
askerinin ölme aşaması tafsilatlı olarak yer almış olup, bu defaki
harekâta katılan ve savaş esnasında Huang Qiang ile beraber olan
“Sinkiang (Doğu Türkistan) Toplum Güvenlik Bakanlığı”nın 16. Birliği
bünyesindeki askeri eğitim kampı müdür yardımcısının bildirdiğine
göre, Onlar Koşrap'ın dağlık bölgelerinde bağımsızlık savaşçılarını
arama ve yakalama furyası esnasında yorgunluktan bitap düşmüşler.
Huang Qiang ise zerre kadar bile bir yorgunluk hissetmeksizin
“kahramanca” ilerlemiş. Onlar hedefe ulaştıklarında iki taraf
arasında savaş başlamış. Savaş oldukça şiddetli olup, Huang Qiang en
tehlikeli noktada durduğu için aniden onun ayağına mermi isabet
ederek yere düşmüş. Askerler derhal giderek onu kurtarıp yaralı
ayağını sardıktan sonra 7 asker onu kaldırıp dağlık tepeden geri
çekilerek aşağı inmişler.
Her ne kadar dağ yolunun mesafesi sadece 300
metre geliyorsa da yol oldukça meşakkatli bir yol olduğundan
askerlerin aşağı inmeleri oldukça uzun sürmüş. Yol boyunca Huang
Qiang'ın ayağından akan kan çok fazla olduğundan, dağdan tamamen
inildiğinde onun el ve ayakları soğumaya başlamış… Ocak ayının 6.
günü sabaha karşı ise, Huang Qiang yolda kan kaybı sebebiyle ölmüş.
Çin Büyükelçisi'nin açıklaması
Büyükelçi Guaxiang kendisine Doğu
Türkistan'daki operasyonların sorulması üzerine “Doğu Türkistan
İslami Hareketi örgütü BM tarafından onaylanan bir terör örgütüdür.
Ona bağlı örgüt üyeleri El Kaide örgütünde eğitim almışlar. Bu
teröristler Çin'de çok sayıda patlama olayını planlamışlar, bu
olaylarda çok sayıda masum Çin halkı ölmüştür. Çin Hükümetinin her
çeşit terörizme karşı olma tutumu açıktır” dedi.
Guaxiang, örgüt üyelerinin Uygur bölgesindeki
halklardan farklı olduğunu savunurken, “Terörle mücadele görevi
uluslar arası bir görevdir. Çin polisinin yaptığı operasyon
uluslararası alanda terörle mücadelenin bir parçasıdır. Bu operasyon
uluslar arası toplumda Türkiye dâhil olumlu bir şekilde
karşılanacaktır” diye konuştu.
"TÜRK KÜLTÜR GECESİ"NDE DOĞU TÜRKİSTAN
VE İSTİKLĀL GAZETESİ SERGİSİ AÇILDI
Avusturya Dornbirn'de faaliyet gösteren Türk
ve Türk-Avusturya Dostluk Derneklerinin düzenlemiş oldukları Türk
Kültür Gecesine üçbinden fazla misafir katıldı. Bu geceye katılan
misafirler ağırlıklı olarak Avusturya, Almanya, İsviçre ve
Fransa'dan geldiler.
Avusturyalılarında ilgi gösterdiği bu gecede
"Doğu Türkistan ve İstiklâl Gazetesi Tanıtım ve Bilgilendirme
Sergisi” de açıldı.
Avusturya Dornbirn'de faaliyet gösteren Türk
ve Türk-Avusturya Dostluk Derneklerinin düzenlemiş oldukları Türk
Kültür Gecesine üçbinden fazla misafir katıldı. Bu geceye katılan
misafirler ağırlıklı olarak Avusturya, Almanya, İsviçre ve
Fransa'dan geldiler.
Avusturyalılarında ilgi gösterdiği bu gecede
"Doğu Türkistan ve İstiklâl Gazetesi Tanıtım ve Bilgilendirme
Sergisi” de açıldı.
Bu sergiyi çok sayıda Avusturyalı ve Avrupa
Türkü ziyaret etti. Sergi görevlileri Kemalettin Batur ve Ali Yüksel
bu yoğun ilgi karşısında Doğu Türkistan'la ilgili soruları
cevaplandırmaya çalıştılar. Doğu Türkistan' da yaşayan Uygur
Türklerinin uğramış olduğu zulmü öğrenen insanlar Çin'i
lanetlediler.
Doğu Türkistan Türklerinin vermekte oldukları
bağımsızlık mücadelesine katkıda bulunmanın ifadesi olarak Avrupa da
yaşayan Türklerden yüzlercesi İstiklâl Gazetesine abone oldular.
İstiklâl Gazetesi yazarlarından ve Avrupa
Temsilcisi Sayın Şen Ozan'da sergiyi ziyaret ederek çalışmaları
bizzat yerinde takip etti.25 Aralık 2006
İstiklâl Gazetesi-Biberach Temsilcisi-Ali
Yüksel
Kayseri de Bayramlaşma
Kurban Bayramı münasebetiyle “Bağımsız Doğu
Türkistanlılar Derne ği” Yönetim Kurulu Üyeleri yaptıkları bir dizi
bayram programları çerçevesinde bayramın 2. günü toplu olarak
bayramlaştılar. Kurban Bayramı münasebetiyle “Bağımsız Doğu
Türkistanlılar Derneği” Yönetim kurulu üyeleri yaptıkları bir dizi
bayram programları çerçevesinde bayramın 2. günü toplu bayramlaşma
yaptılar.
Kayseri'de yıllardır aynı mahallede ikamet
eden Doğu Türkistanlılar arasındaki geleneksel bayramlaşmalardan
biri, Dernek yönetim kurulu üyeleri başta olmak üzere çok sayıda
Doğu Türkistanlı gençlerin de iştirak ettiği bir toplulukla bütün
evler teker teker ziyaret edilmek kaydıyla gerçekleştirildi.
Doğu Türkistan kültürünün bir parçası olan
bayram geleneği Doğu Türkistan'da bütün baskı ve engellemelere
rağmen devam ettirildiği gibi Türkiye'de de 40 yıldır aynen devam
ettirilmeye çalışılıyor. Evlerde yerde kurulu bulunan ve bayram
süresince açık kalan geleneksel bayram sofralarında pişirilmiş
olarak kurban etleri de bayramlaşmaya gelenlere ikram ediliyor.
Oldukça kalabalık bir genç Doğu Türkistanlılar topluluğu
büyüklerinin hatırlarını sorarak bayramlarını tebrik ettiler ve
bayram geleneğinin asla unutulmaması hususunda kendilerinden sonra
gelmekte olan nesillere güzel bir örnek teşkil ediyor olmanın
huzurunu yaşadılar.
ŞAFAK RADYO DA DOĞU TÜRKİSTAN KONUŞULDU
Kayseri Şafak Radyo'da 12.01.2007 tarihinde
Program yapımcısı Ahmet Biçer Ceylan ile Doğu Türkistan'ın içinde
bulunduğu son durum ve 2. BARIN AYAKLANMASI ile ilgili bir programa
katılan Mehmet Emin Batur Doğu Türkistan'da yaşanan zulümlerle
ilgili olarak dinleyicilere geniş çaplı bilgiler verdi.
Hoten Vilayetinde 14 Uygur Çinli Bir Patron Tarafından
Zehirlenerek Öldürüldükten Sonra Toprağa
Gömüldü
İsminin açıklanmasını istemeyen bir Uygur’un
Doğu Türkistan’dan “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”ne doğrudan
bildirdiğine göre, bu yıl Kasım ayının 20’sinden sonraki günlerde
Aksu’nun Şahyar nahiyesine bağlı Döngkotan köyünde ikamet eden bir
Çinli, kabala aldığı ekili alanlarda çalıştırmakta olduğu Hoten’li
14 Uygur’u zehirleyerek öldürdükten sonra cesetlerini greyderle
kendi evinin yakınlarına gömmüştür.
Olay şöyle cereyan etmiş bulunmaktadır:
Şahyar’ın Döngkotan köyündeki bir Çinli bu yıl (2006) Mayıs ayının
ortalarında Hoten’den gelen 14 Uygur’u ırgatlık için tutmuş olup,
onları kendisinin ekili alanlarında çalıştırmıştır. Bu işte kasım
ayının sonlarına kadar çalışmış olan Uygur işçiler işlerini bitirip
yurtlarına dönecekleri sırada söz konusu Çinliden ücretlerini
istemişler, Çinli patron onlara “paralarınızı yarın vereyim, sizleri
bu gün misafir edeyim” diyerek onları alıkoymuş ve o gün iki keçi
keserek ziyafet hazırlamıştır. Yemekten hemen sonra Uygur işçiler
birer, birer ölmüşlerdir. Çinli onları derhal greyderle evinin
yakınlarına gömmüştür. Fakat Çinlinin komşuları bu durumu sezinleyip
polise haber vermiş olduklarından dolayı olay ortaya çıkmıştır.
Şu anda bu cinayet inceleme safhasında olup,
yankılanmalara göre söz konusu Çinli patron, çalıştırdığı 14
Uygur’un ücretlerini vermek istemediğinden onların yemeklerine zehir
karıştırarak ölümlerine sebebiyet vermiştir.
“Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” bu
konudaki haberleri aldıktan sonra olayın asıl cereyan ediş biçimi
hakkında kesin delil ve malumatlara ulaşmaya
çalışmaktadır.30.12.2006
Gulca'da Yerleşik Bingtuen'li Çinliler
Yurtlarına
Dönmek İçin Hükümete Baskı
Uygulamaktadırlar
ETIC-17.01.2007-Gulca'da yerleşik Bingtuenli
Çinliler memleketlerine dönmek için hükümete baskı uygulamaktalar.
ETIC'in bildirdiğine göre, yakın zamanlarda
Bingtuen'in Gulca'da yerleşik Tuan-meydanlarındaki bazı Çinliler
“Kendi memleketimize döneceğiz” diyerek kavga çıkartıp Bingtuen
yetkililerine ve hükümet birimlerine yönelik olarak baskı uygulamaya
başlamışlardır. Onlar,”Eğer üst dereceli önderlik, talebimizi kabul
etmeyecek olursa sokaklara çıkıp gösteri yapacağız” diyerek
tehditler savurmaya başlamıştır.
Bingtuen'in 4. Tümeni İli bölgesine
konuşlanmış olup, Genel merkezi Gulca vilayetindedir.
Bingtuen'in 4.Tümeni 1962 yılındaki büyük
kaçış esnasında getirilip Gulca'ya yerleştirilen ve onun
bünyesindeki birkaç yüz bin Çinli aynı zamanda Sovyetler Birliğine
kaçan Uygurların mekânlarına yerleştirilmişlerdi. O zamandan beri
Bingtuen'in bu 4. Tümeni İli bölgesinde Çin hâkimiyetine karşı
meydana gelen halk isyanlarını bastırmada aktif ve mühim rol oynaya
gelmektedir.
1997 yılındaki “5 Şubat “ Gulca olayını
bastırma hareketinde de 4. Tümen bünyesindeki Çin halk askerleri
doğrudan katılmıştı.
Bazı Uygur siyasi gözlemciler “Bingtuenli
Çinliler Doğu Türkistan'da güçlenmekte olan mili hareketlerden
ürktüğü için elde-avuçta ne varsa toplayıp memleketlerine dönmenin
kaygısına düşmüşlerdir. Çünkü bu tür olaylar önceleri de çokça
görülmüştür.” Demektedirler.
Doğu Türkistan'ın Kingşoza Bölgesinde
Uygurlarla Çinliler arasında Çatışma Çıktı
ETIC'in Doğu Türkistan'dan aldığı ilk
haberlere göre, Doğu Türkistan'ın Ürümçi-Gulca çevre yolu üzerindeki
Kingşoza adı verilen bölgede Uygur vatandaşlarla Çinliler arasında
büyük çaplı çatışma meydana geldi. Bu defaki çatışmada her iki
taraftan ölü ve yaralıların olduğu da öğrenildi. Olaydan sonra polis
daireleri “Bu planlı bir şekilde meydana getirilen bir olaydır”
diyerek çatışmadan sonra olay yerinden kaçan Uygurları yakalamak
için ciddi bir yakalama hareketi başlatmıştır. 17.01.2007
Geçen Yıl İli Bölgesinde 30 Binden Fazla
Çiftçi ve Besici
Sadece Bir Çocuk Sahibi Olabilmeye Mecbur
Edilmiştir
ETIC-Gulca'da yerleşik Bingtuenli Çinliler
memleketlerine dönmek için hükümete baskı uygulamaktalar.
ETIC'in bildirdiğine göre, yakın zamanlarda
Bingtuen'in Gulca'da yerleşik Tuan-meydanlarındaki bazı Çinliler
“Kendi memleketimize döneceğiz” diyerek kavga çıkartıp Bingtuen
yetkililerine ve hükümet birimlerine yönelik olarak baskı uygulamaya
başlamışlardır. Onlar,”Eğer üst dereceli önderlik, talebimizi kabul
etmeyecek olursa sokaklara çıkıp gösteri yapacağız” diyerek
tehditler savurmaya başlamıştır.
Bingtuen'in 4. Tümeni İli bölgesine
konuşlanmış olup, Genel merkezi Gulca vilayetindedir.
Bingtuen'in 4.Tümeni 1962 yılındaki büyük
kaçış esnasında getirilip Gulca'ya yerleştirilen ve onun
bünyesindeki birkaç yüz bin Çinli aynı zamanda Sovyetler Birliğine
kaçan Uygurların mekânlarına yerleştirilmişlerdi. O zamandan beri
Bingtuen'in bu 4. Tümeni İli bölgesinde Çin hâkimiyetine karşı
meydana gelen halk isyanlarını bastırmada aktif ve mühim rol oynaya
gelmektedir.
1997 yılındaki “5 Şubat “ Gulca olayını
bastırma hareketinde de 4. Tümen bünyesindeki Çin halk askerleri
doğrudan katılmıştı.
Bazı Uygur siyasi gözlemciler “Bingtuenli
Çinliler Doğu Türkistan'da güçlenmekte olan mili hareketlerden
ürktüğü için elde-avuçta ne varsa toplayıp memleketlerine dönmenin
kaygısına düşmüşlerdir. Çünkü bu tür olaylar önceleri de çokça
görülmüştür.” Demektedirler.
ETIC, Yukarıdaki olay hakkında daha tafsilatlı
malumatlar elde etmeye çalışmaktadır.
Doğu Türkistan Çinli Katillerin Yerleşim Alanına Dönüşüyor
ETIC-Bu gün Doğu Türkistan’da yaşamakta olan
Çinli göçmenlerin büyük çoğunluğunun Çin’in iç kısımlarından
getirilen suçlular ve onların ailelerinden oluştukları herkesin
malumudur.
Çin basın ve yayın organlarına bakılacak
olursa, Doğu Türkistan’da meydana gelmekte olan büyük çaplı suç
dosyalarının hemen hepsi Çin’den gelen kaçak Çinlilerin işledikleri
suçlardan oluştuğunu görebilmek zor değildir. Şu anda Doğu
Türkistan, Çin’in değişik bölgelerinde büyük çaplı suçlar işleyen
Çinlilerin kaçarak gelip saklandıkları ve yeni suçlar işlemekte
oldukları bir alana dönüştü.
Mesela, “Sinkiang(Doğu Türkistan) İktisat
Gazetesi”nin ocak ayının 11’indeki haberinden, Ürümçi Demir Yolu
idaresinin yaptığı açıklamaya göre, Ocak ayının 9. günü Ürümçi Tren
istasyonunda Çin’den kaçak olarak gelen 4 suçlu Çinli ele geçirilmiş
olduğu anlaşılmıştır. Yakalanan Çinlilerin Çin’in He-nan bölgesinde
cinayet işleyen vahşi katiller oldukları ve He-Nan Polis idaresi
tarafından bu katillerin Doğu Türkistan’a kaçtıkları ile ilgili
olarak önceden Ürümçi Polisine haber verildiği, bu haberi
değerlendiren Ürümçi polislerinin de bu 4 katili tren istasyonunda
ele geçirmiş oldukları öğrenildi.
DUK BAŞKANI RABİYE KADİR’İN “5 ŞUBAT GULCA
OLAYI”
NIN 10. YILI HAKKINDA ÇAĞRISI
Bütün Teşkilatlara
Doğu Türkistanlı Vatanperverlere;
5 Şubat 2007 günü “Gulca Olayı”nın 10. yılını
hatırlama günüdür.
5 Şubat 1997 günü Doğu Türkistan'ın Gulca
şehrinde Çinli müstebitlerin dini ve milli zulümlerine karşı
ayaklanarak kendilerinin insani hak ve hukukları için mücadele
başlatmış olan Uygur evlatları kanlı katliama uğradılar. Çin
hükümeti sakin bir biçimde gösteri için ortaya çıkan Uygur halkını
olay yerinde zorba yöntemlerle dehşetli bir şekilde bastırmakla
kalmayıp, binlerce vatansever genci de hapislere attı, ateşli
silahlarla öldürdü.
İşte o kanlı faciadan sağ olarak kurtulan
binlerce gençte yurt içinde vedışında sersefil bir hayata mahkûm
edildi.
“5 Şubat Gulca olayı” Uygurların çağımız
tarihinde “Barın İnkılâbı” ndan sonra meydana gelen ve Doğu
Türkistan halkının şanlı mücadelelerinden birini daha oluşturan bir
sayfadır. Bu olay İbrahim, İsmail ve Abduhelil başta olmak üzere
yüzlerce Uygur evlatlarının facialı ölümleri bedeline Doğu Türkistan
milli mücadelesini dünya siyasi sahnesinin gündemine
getirdi.Yalnızca vatan içinde değil, vatanımız dışında da kendi
milletinin kaderi için yürekten mücadele edecek olan sayısız
teşkilatları ve siyasetçileri ortaya çıkarttı.
Dünyanın birçok yerlerinde Dünya Uygur
Kurultayı önderliğindeki teşkilatlar her yıl 5 Şubat gününü “Gulca
Olayı”nın yıldönümü olarak telakki ederek kendilerinin ikamet
ettikleri devletlerde çeşitli şekillerdeki anma faaliyetleri
düzenlemektedirler.
Çin elçilikleri önlerinde protesto gösterileri
yapmak, şehitleri yâd etmek şeklindeki faaliyetlerin yanı sıra Çin
müstebit hükümetinin kanlı katliamını kınayarak, Dünya kamuoyuna,
Doğu Türkistan halkının Özgürlük, demokrasi ve bağımsızlığa olan
sarsılmaz iradesini göstermektedirler. Şehitlerin kanlarına saygı
gösterme ve özgürlüklerinden, insani kadir ve kıymetlerden mahrum
olan on binlerce tutuklunun cesaretlerinden duyduğumuz iftihar ve
onların hürriyetleri için olan dileklerimiz, her yıl bu anma
günlerinde bizleri Çin müstebitlerine olan öfke ve nefretlerimizi
türlü şekillerde ifade etmemize vesile olmaktadır.
Bu münasebetle Dünya Uygur Kurultayı bu yıl
da, dünyanın bütün yerlerindeki Uygur teşkilatlarının, uluslar arası
Af örgütü, Uluslar arası İnsan hakları teşkilatları, Tibetliler,
Çinli demokratlar, Falunggong'cular ve İç Moğolistan teşkilatları
ile ciddi bir biçimde dayanışma tesis etmelidir. Onların a yardım ve
desteklerini elde etmek suretiyle ortak bir seferberlik başlatarak
daha büyük çaplı protesto gösterileri yapmak için şimdiden ciddi
biçimde hazırlık çalışmalarına başlamalıdır.
2007 yılı Şubat ayının 4. günü ile 6. günü
arasındaki zaman dilimi içerisinde, ikamet ettikleri ülkelerin Çin
Büyük elçilikleri ya da konsoloslukları önünde gösteri yapmak, Basın
toplantıları tertip etmek, Basın bildirileri yayınlamak gibi her
türlü yöntemlerle faaliyetler göstermelidirler.
Teşkilat sorumlularının, hazırlık çalışmaları
hakkında kurultay Başkâtipliğini Ocak ayının 20'sinden önce
bilgilendirmeleri rica olunur.
18 Şehidimizin Ruhları şad olsun
Doğu Türkistan da Çin askerleri ile
bağımsızlık savaşçıları arasındaki geniş çaplı silahlı çatışma ile
ilgili olarak Uygur-tv tarafından Kuran-ı Kerim Okundu.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı
Abdulcelil Karakaş, 05 Ocak 2007 tarihindeki kanlı savaşta hayatını
kaybeden 18 şehidimizin ruhları için bütün Doğu Türkistanlıları
mevlüt okumaya, hatimler indirmeye, çağırdı.
2006 Yılı İçerisinde Doğu Türkistan'a
Trenle Getirilen
“Pamuk İşçisi” Çinlilerin Toplam Sayısı Bir
Milyondan Fazla
“Sinkiang (Doğu Türkistan) Halk Radyo
İstasyonu”nun 22.01. 2007 günü verdiği habere göre, 2006 yılında
Ürümçi Demiryolu idaresi tarafından Çin'in içeri bölgelerinden
trenlerle getirilen “Pamuk İşçisi” Çinlilerin toplam sayısı 1 milyon
50 kişi olup, onların birkaç gün içerisinde pamuk toplayarak
kazandıkları paranın da umumi miktarı 2 milyar yuen'e ulaşıyor.
Çin'in içlerinden gelen “pamuk İşçisi”
Çinliler geçen bir yıl zarfında Doğu Türkistan'da Pamuk toplamaya
katılanların % 75'ini teşkil etmiş olup, Çin'den getirilerek
“Bingtuen”e tahsis edilen “Pamuk İşçisi” 420 bin kişi özel işçiler
birliğine kabul edilmiştir.
2006 yılında Doğu Türkistan'a “Pamuk İşçisi”
Çinlileri getirmek için 9 eyalete bağlı Demiryolu idareleri toplam
271 defa özel tren seferleri düzenlemiştir. Fakat “Pamuk toplama”
adı altında gelen bu Çinlilerin kaç tanesinin geldiği ve kaç
tanesinin geri döndüğü belli değil.
Doğu Türkistan'da Uygur Çiftçiler için ekili
alan kafi gelmediği için bir çok çiftçiler iş aramak için başka
memleketlere, hatta Çin'in içeri bölgelerine gitmekte olduğu
günümüzde Çin hükümetinin “Pamuk toplama” adı altında milyonlarca
Çinliyi Doğu Türkistan'a getirmesi yerli halkın tepkisine neden
olmaktadır.
Bazı Uygur siyasi gözlemciler bu durumu,
“Çin'in planlı ve maksatlı olarak yürütmekte olduğu Çinli göçmen
getirme politikasının mühim bir parçasıdır” diye
değerlendirmektedirler.
Cidde Radyosu Uygurca Bölümü Kapatıldı
1998 yılında Amerika “Özgür Asya Radyosu”
tarafından yine özel olarak Uygurca bölümü tesis ederek günümüze
kadar günde bir saat Uygurca yayın yapmaktadır. Suudi Arabistan'daki
Cidde radyosunun Uygurca yayını dini içerikli yayınları temel alan
ve Doğu Türkistan ile ilgili haberlerde veren bir bölüm idi. Bu
bölümün programları Uygur halkından devamlı alkış almaktaydı. Genel
merkezi Almanya'daki “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin başkanı
Abdulcelil Karakaş Cidde radyosunun Uygurca bölümünün kapatılmasına
tepki göstererek şöyle dedi:
“Ben, uzun yıllardan beri kendimizin bağımsız
haber ağımızı güçlendirmemiz gerektiğini tekrar ede gelmekteyim.
Yayıcılık, bizim milli hareketimizin can
damarıdır. Bu sebeple biz yayıncılık cihetinde dış ülkelerin yayın
vasıtalarına bağımlı olmamamız gerekir. Dünyadaki devletlerin
münasebetlerinde devamlı olarak değişiklikler olmaktadır. Bütün
devletlerin Uygurlar meselesindeki pozisyonu da, o devletlerin Çin
ile olan münasebetlerinin gelişimine paralel olarak değişmektedir.
Mesela son on yılda Rusya'daki bazı Uygurca
yayın vasıtaları ve bize komşu olan bazı ülkelerdeki Uygurca yayın
vasıtaları da Çin baskısı ile kapatıldı. Aynı zamanda Uygurlar
Amerika'nın Almanya'daki “Azat Radyosu”nun Uygurca bölümüne de büyük
ümit bağlamışlardı. 1980'li yılların başlarında Çin lideri Den-Şiao
Ping'in Amerika'yı ziyaret etmesinden hemen sonra “Azat Radyosu”nun
Uygurca bölümü kapatıldı. Şimdi de Cidde radyosunun Uygurca bölümünü
de kapatmışlar. Biz bunlardan ders çıkartarak, öncelikle kendimizin
doğrudan idare ettiği yayın vasıtalarını güçlendirmeye ve büyütmeye
ehemmiyet vermemiz gerekir. Yayıncılık cihetindeki sürükleyici
düşünceyi asla yabancı yayın organlarının ellerine vermememiz
gerekir.
Biz, halkımıza yönelik yayıncılığın
sürükleyici düşüncesini kendimiz şartlara ve halkımızın
ihtiyaçlarına göre düzenlememiz ve kontrol etmemiz gerekir.
Abdulcelil Karakaş Şöyle devam etti:
“Günümüzde dış ülkelerdeki Uygur
teşkilatlarımız tarafından yönetilmekte olan yayın organlarımız
oldukça zayıf bir durumda olup, halkımızın ihtiyaçlarına cevap
vermekten uzak durumdadır. Böyle olmasındaki sebep şu ki; Yıllardan
beri bazı teşkilat ve şahıslarımızın milli yayınlarımızın
ehemmiyetine gösterdikleri ilgi çok yüzeysel olup, onlar milli yayın
vasıtalarımızı desteklemekten ve kuvvetlendirmekten kaçmaktadırlar.
Hatta bazıları bilerek veya bilmeyerek engel bile oldular. Netice
olarak, halkımıza yönelik yayınlarımızın desteklenmesini ve
sürükleyici düşüncesini dış ülke yayın vasıtaları organize ve
kontrol eder hale gelmeye başladı.
Bu, milli hareketimizin geleceği ve gelişmesi
adına oldukça tehlikeli bir durumdur. Elbette ki; dış ülke haber
vasıtalarının Uygurca yayın yapmaları bizim için çok önemli ve
faydalıdır. Fakat günün birinde onlar bazı siyasi ve diplomatik
sebeplerle ani olarak kapatıldığında bizim elimizde de kendi
ihtiyacımızı yeterli seviyede karşılayabilecek yayın organlarının da
olması gerekir.
Toksu Nahiyesinden Meşhur Din Alimi Abdulla
Damolla
Hacimin Cenaze Namazına 100 Binden Fazla
Kişi Katıldı
Doğu Türkistan'ın Şahyar nahiyesindeki meşhur
din adamı Abdulla Damolla hacim dün (21.01.2007) saat 7.oo'da 96
yaşında vefat etti. Merhumun cenaze namazı aynı gün ikindi namazını
müteakip kılındı. Cenaze namazına Şahyar ve civarındaki nahiyelerden
olmak üzere 120 binden fazla insan gelerek katıldı. Onun namazı için
Şahyar'da 50 dönüm yere özel alan oluşturuldu. Abdulla Damolla Haci
Doğu Türkistan içerisinde tanınmış meşhur din âlimlerimizden biri
olup, onun ömrünün 28 yılı Çin zindanlarında geçmiştir.
Abdulla Damolla bu güne kadar sayısız din
âlimleri yetiştirmiştir.
Çin Matbuatlarına Göre Doğu Türkistan'daki
Hapishanelerin Ortamı Oldukça “İyi” ve
“Rahat”mış(!)
Çin'in Doğu Türkistan'daki Hapishane ve
çalışma kamplarının şartlarının oldukça kötü, idarelerinin ve
düzeninin de oldukça berbat ve acımasız olduğu, Hapishanelerde
mahpuslara karşı insanlık dışı şiddetli işkence ve aşağılama
usullerinin icra edildiği ve mahpusların gördükleri işkenceler
sebebiyle ölmekte olduklarına dair delil ve ifadeler “Uluslararsı Af
Örgütü” gibi köklü insan hakları teşkilatlarının raporlarında
sürekli olarak yer almaktadır.
Mesela, “5 Şubat” Gulca olaylarının temel
iştirakçilerinden Abduhelil Abdumijit de Çin hapishanelerinde
işkence sebebiyle can veren siyasi mahpuslardan biri idi.
Fakat Çin basını bunun aksini iddia ederek
Doğu Türkistan'daki hapishane ve çalışma kamplarının ortam ve
şartlarını çok iyi olarak göstermektedir.
Mesela, “Sinkiang(Doğu Türkistan) Gazetesinin
21.01.2007 tarihli haberinde Doğu Türkistan'ın hapishane sisteminde
“insanca bir ortam oluşturma ferah ve hoşgörülükle idare etme,
içtimai yönden yardım verme, psikolojik eğitim”den oluşan hizmet
stilini yerleştirip, okul eğitimi, askeri disiplin, bahçecilik ve
sanat okulu şeklindeki huzurlu ve ferah hapishane ortamı oluşturma
hedefinde sıkı durulduğu için 5 yıldan beri Doğu Türkistan'daki
hapishanelerde olay meydana gelmemiş.
Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre,
hapishanelere yönelik kapalı, yarı açık ve tamamıyla açık 3 türlü
yönetim biçimini kullanarak suçluları tıpkı okuldaki gibi yöneterek
mütehassısları çağırıp getirerek mahpuslara dersler verdirilmiş.
Fakat önceleri Çin hapishanelerinde yatan çok
sayıda Uygurların bildirdiğine göre, Çin hapishanelerinin ortamı,
romanlarda ve sinema filmlerinde tasvir edildiği gibi ortaçağ
dönemindeki gibi korkunç ve zindanlardan farksız olup,
Hapishanelerdeki mahpusların da gardiyanlar nezdinde serçe kadar
bile değeri yoktur. Mahpuslar gardiyanların azıcık gözüne takılacak
olsalar, dövmeler, hakaret etmeler, aç bırakmalar, su göletlerine
atarak zincire vurmalar, hemen her gün gereksiz sorgu-suale çekerek,
Çince geleneksel yöntemlerle işkence yapmalar hapishanelerde genel
bir durum haline gelmiş bulunmaktadır.
Çin Hükümeti Doğu Türkistan’daki Yerli
Besicileri Şehirlere ve
Çiftçilik Bölgelerine Göç Ettirmeyi
Planlıyor
ETIC-12.01.2006 - “Çin Haber Ajansı”
tarafından ocak ayının 12.günü verilen habere göre Çin Hükümeti Doğu
Türkistan’da 2007 yılından itibaren her yıl ortalama olarak 150- 200
bin civarındaki besiciyi şehirlere ve Çiftçilik bölgelerine göç
ettirmeyi planlamış bulunmaktadır.
Ürümçi’de yapılmakta olan “Sinkiang (Doğu
Türkistan) Köy Hizmetleri” toplantısında “Otonom Bölge (Doğu
Türkistan) Komünist Partisi” nin sekreteri bir konuşma yaparak Doğu
Türkistan’ın dağlık bölgelerindeki yerli besicileri bu yıldan
itibaren düzenli olarak şehir ve çiftçilik bölgelerine göç ettirme
teklifini ortaya koymuştur. Bu konuda verdiği izahatlarda “Bu yolla
Sinkiang(Doğu Türkistan) da ki besicilerin gelirlerini arttırarak,
geçim seviyelerini yükseltmek mümkün olacaktır” demiştir.
Fakat dış ülkelerdeki bazı Uygur siyasetçiler,
Çin hükümeti tarafından ani olarak ortaya getirilen bu radikal
kararı, daha bu yakınlarda meydana gelen “Pamir Olayı” ile
ilişkilendirmektedirler.
Onlar, “Normalde dağlık bölgelerdeki besiciler
komünist partisinin tesirine fazla muhatap olmazlar. Çin hükümetinin
onları kontrol etmeleri de oldukça zordu. Bu yüzden yıllardan beri
Çin hâkimiyeti dağlık alanlardaki besiciliği doğrudan kontrol etmeye
çalışmışsa da o kadarda muvaffak olamamışlardı. Çin hükümeti
şimdilerde onları kendi mekânlarından ayırarak şehirlere ve
çiftçilik bölgelerine göç ettirmek suretiyle onları tamamıyla
kontrol altına almak istemektedirler” diyorlar.
Yukarıdaki haberde işaret edildiğine göre,
bugün Doğu Türkistan’ın dağlık bölgelerinde yaşamakta olan
besicilerin umumi sayısı tahminen 2 milyon civarında olup, onların
çoğunluğu Tanrı dağlarının eteklerinde yaşıyorlar.
Çin hükümetinin bu türden sindirme ve yok etme
planlarına besicilerin nasıl bir tepki gösterecekleri şimdilik belli
değil.
Çin, dünyaya meydan okuyor
Çin`in balistik füzeyle bir meteoroloji
uydusunu parçalamasının ardından, ABD`nin yeni bir silahlanma
yarışına mı, yoksa uzayda barış antlaşmasına mı yöneleceği
bilinmiyor
Çin, balistik füzeyle kendisine ait eski bir
meteoroloji uydusunu parçalayarak, ABD ve Rusya gibi `uzayda askeri
hareket yeteneğine sahip` bir ülke olduğunu kanıtladı.
Japonya, Britanya ve Avustralya hükümetleri
ile birlikte, Çin`in uzaydaki başarılı füze denemesini eleştiren
Bush yönetimi, Pekin`in girişimine karşı nasıl bir politika
izleyeceğinin işaretini ise henüz vermedi.
Silahsızlanma uzmanları Washington`ın önündeki
seçenekleri, `Yıldız Savaşları için yeniden `start` vermek` ya da
`Çin ve Rusya`nın uzun zamandır istediğini yaparak, Uzayın Askeri
Amaçlı Kullanımına Karşı Antlaşma`ya imza koymak` olduğunu
vurguluyorlar.
Teknoloji `yeni` değil
Çin`in uzayda uydu vurmak için kullandığı
balistik füze teknolojisi yeni değil. Pentagon kaynaklarına göre
Çin, Eylül 2004 ile Şubat 2006 arasında da uzayda uydu parçalama
kapasitesine sahip 3 ayrı füze fırlatmıştı. Ancak Pekin`in bu son
denemesinin `yüzde yüz başarı ile gerçekleştiğini` belirten
uzmanlar, ABD`nin bundan böyle Çin`i `uzayda bir tehdit` sayması
gerekeceği kanısındalar. Eski Sovyetler Birliği ve ABD, Çin`in bugün
kullandığı balistik füzeyle uydu vurma teknolojisini çok önce
geliştirmiş, ancak bu alandaki denemelerini karşılıklı olarak 1980`lerde
durdurmuştu. ABD`li yetkililer, bu kararın gerekçesini, `Denemelerin
uzayda atığa yol açması ve bu atığın da uyduların işlevini
bozabilmesi` diye açıklıyorlar.
ABD`yi felç edebilir
Çin`in uzayda uydu vurma yeteneğine sahip
olması, potansiyel olarak Amerikan ordusunun hareketini felce
uğratabilecek bir gelişme.
Bugün ABD askeri haberleşmesinin hemen tümü,
istihbarat etkinliğinin büyük bölümü ve silah sistemlerinin hedefe
yönlendirilmesi dahil birçok hayati işlem, uzaydaki uydular
aracılığıyla yapılıyor.
Çin`in bu uyduları devre dışı bırakması,
ABD`nin, örneğin Tayvan`a yönelebilecek bir Çin tehdidine anında
karşılık verememesi sonucunu doğurabilir.
İki seçenekten biri
ABD`deki silahsızlanma uzmanlarının Çin`in
girişimine tepkisi ikiye ayrıldı.Birçok uzman, Çin`in bu denemeyi,
sırf Washington`ı `Uzayın Askeri Amaçlı Kullanımına Karşı Antlaşma`
konusunda ikna etmek için yapmış olabileceğini savunuyor. ABD, bu
konuda Moskova ve Pekin`den gelen teklifleri, `Uzayda silah
olmadığına göre, bu antlaşma gereksiz` diye geri çevirmekteydi.
Bazı uzmanlar ise ABD`deki `şahinlerin`,
Çin`in son adımını, `ulusal güvenlik tehdidi` sayacağını ve uzayda
silahlanma harcamalarını yeniden başlatacağını belirtiyorlar.
Çin`in vurduğu uydu tehlike saçacak
Çin`in 11 Ocak`ta yerden 800 km yükseklikteki
bir meteoroloji uydusunu füzeyle vurarak parçalamasının, başta aynı
irtifada bulunan başka ülkelere ait ticari, askeri ve seyrüsefer
uyduları için tehdit yaratacağı belirtildi. Uzmanlara göre, bir
mermi gibi uyduya çarpan Çin füzesi uydunun irili ufaklı yüz
binlerce parçaya bölünmesine yol açtı. Yüksek hızlarda dünya
çevresinde dönen ve çok geniş bir alana yayılan bu parçalar başka
bir uyduya çarpıp tahrip edebilir.
`space.com` sitesinde yer alan bilgilere göre,
Çin`in vurduğu uydu 750 kg ağırlığında. Çarpma sonucu parçalanan
uydudan çapı 10 cm veya daha büyük olan muhtemelen 800 parça uzaya
dağıldı. Çapı 1-10 cm olan parçaların sayısı ise 40 binden fazla
olacak. Bir mm çapında da 2 milyon küçük parça oluştu. Bir mm
çapındaki küçük parçalar dahi çok yüksek hızlarda büyük tahrip edici
etkiye sahip. Buna karşılık çoğu uydunun yeterli bir koruma kalkanı
bulunmuyor. Uzmanlar, bu parçaların 450 km yükseklikteki bir
yörüngede dönen Uluslararası Uzay İstasyonu`nu için düşük de olsa
tehlike oluşturabileceğini belirttiler.
Çin, Tayvan`a 900 füze doğrulttu
Çin`in Tayvan`a en az 900 füze doğrulttuğu öne
sürüldü. Amerikan kaynaklarına dayanan bir Tayvan gazetesi, Pekin`in
`isyancı ada` Tayvan`ı hedef alan 900`dan fazla kısa menzilli füzesi
bulunduğunu yazdı.
Füzeler arasında 950 kilometre menzile sahip
M-9`larla 500 kilometre menzile sahip M-11`ler de bulunuyor.
Amerikan istihbarat kaynakları, füze sayısının sürekli arttığını
düşünüyor. Çin yönetimi, 1949`da bağımsızlığını ilan eden Tayvan`ı
`asi eyalet` olarak görmeye devam ediyor ve Taipeh`in bağımsızlığını
tanımıyor.
Kale Kilit Çin’de Taklide Savaş Açtı
Taklit kilitlere savaş açan Kale Kilit, Çinli
gümrük görevlilerinin yaptığı bir operasyon sonucunda binlerce
taklit Çin yapımı Kale marka kilidi Çin gümrüğünde ele geçirerek
imha etti.
Çin'de sahte kilit imalatına karşı mücadele etmek amacıyla bir büro
kuran Kale Kilit, bu büronun çalışmaları sonucunda Çinli gümrük
yetkilileriyle ortaklaşa yürüttüğü operasyon sonrasında, Cezayir'e
gitmek üzere hazırlanmış olan taklit Kale marka kilitleri ele
geçirdi. İmha edilen ürünler arasında taklit Kale Kilit'lerin yanı
sıra, dünyaca ünlü çeşitli markaların taklit güneş gözlükleri,
ampulleri, bujileri, kaynak elektrotları ve rulmanları da
bulunuyordu.
Kale Kilit İhracat Müdürü Turhan Turgut, Kale'nin bir dünya markası
olması nedeniyle taklitlerinin yapıldığını söyledi.
Nazar boncuğu Çin süsüne
karşı
İzmir'in Kemalpaşa
ilçesinde nazar boncuğu ve cam süs eşyası üretimiyle tanınan
Kurudere Köyü, Çin mallarına karşı turizm yoluyla rekabet edecek.
1950'li yıllardan bu yana nazar boncuğu ocaklarının bulunduğu ve cam
süs eşyası üretiminin yapıldığı köyün son yıllarda güç kaybettiğini
söyleyen Köy Muhtarı Hasan Yıldırım, Çin mallarının pazara
girmesiyle ocakların birer birer kapandığını söyledi.
2000'li yıllara kadar köyde doğan tüm
çocukların nazar boncuğu üretimiyle yetiştiğini belirten Yıldırım,
Çin süs eşyalarından sonra 2-3 yıl öncesine kadar 12 ocağın
bulunduğu köyde çalışan atölye sayısının 5'e düştüğünü aktardı.
Atölyelerin haftanın üç günü üretim yaptığını ifade eden Yıldırım,
"Köyümüz artık göç vermeye başladı” dedi.
Köyün gün geçtikçe canlılığını yitirdiğini
aktaran Yıldırım, geleneksel el sanatını öldürmemek için bir dizi
önlem aldıklarını kaydetti. Vatandaşları el ürünü cam eşya ve nazar
boncuğuyla Çin malı seri üretim ürünler arasındaki farklar konusunda
bilinçlendirmeye çalıştıklarını belirten Yıldırım, aldıkları
önlemleri şöyle sıraladı: "Kaliteli üretim için ocakları
geliştirdik. Çocuklarımıza yönelik nazar boncuğu eğitim kursu açtık.
Nazar boncuğu atölyesi görmeye gelen vatandaşları, turizme uygun
olmayan mekânlarda ağırlamak zorunda kalıyorduk. İzmir Valiliği ve
İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü'nün desteğiyle köye bir Boncuk Kafe
yaptırıyoruz. Bu tesis içinde nazar boncuğu ocakları, bu kültürün
tanıtılacağı mekânlar ve satış alanları olacak. Buranın tanıtımını
yaparak nazar boncuğu gibi ürünlerin yanında geleneksek tarım
ürünlerimizin de satışını yapacağız.”
El sanatlarını gelecek kuşaklara taşımak için
ellerinden gelen çabayı gösterdiklerini aktaran Muhtar Yıldırım, bu
çerçevede köyün isminin de ”Nazarköy” olarak değiştirilmesi için
müracaat ettiklerini belirtti. Boncuk atölyesi sahibi Mahmut Sür ise
Çin mallarıyla fiyat olarak rekabet etmenin mümkün olmadığını,
vatandaşın bu konuda bilinçlenmesi gerektiğini ifade etti.
Türk firmalarına Çin işkencesi
Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen,
milletvekillerinin 'taklit mallar' ile ilgili verdikleri soru
önergelerini yanıtlarken, Türk firmalarının yaşadıkları sorunları ve
yapılan girişimleri anlattı.
Akşam - 15 Ocak 2007 - Çin
firmalarının, Türk firmalarının ürünlerini taklit etmeleri nedeniyle
iki yıl içinde çok sayıda başvuru olduğunu bildiren Bakan Tüzmen,
öne çıkan büyük firmaları şöyle sıraladı: 'Ataman İlaç Kozmetik,
Pana Film Yapım, Ortadoğu Rulman Sanayi, Kale Kilit ve Kalıp Sanayi,
AS-YA Plastik, TURSAN Ticaret, Nurel Tekstil Sanayi, Kumtel
Dayanıklı Tüketim Malları, Paşabahçe Cam Sanayi, Pilsa Plastik
Sanayi, İTO Kilit Sanayi, Cebeci Plastik A.Ş.'
Bakan Tüzmen'in verdiği bilgilere göre, Dış
Ticaret Müsteşarlığı, kendisine ulaşan şikayetler üzerine Çin Halk
Cumhuriyeti nezdinde harekete geçti.
TAKLİTE KARŞI GİRİŞİM
Bakanlık, firmalara, markalarını tescil
ettirmek için Çin makamlarının yetkili kıldığı hukuk büroları
aracılığıyla 'Trade Mark Ofis' veya 'Halk Mahkemeleri'ne
başvurmalarını önerdi. Müsteşarlık, geçtiğimiz günlerde Cebeci
Plastik A.Ş adlı firmanın taklit ürün şikayeti ile ilgili dosyaları
da Şanghay Belediye Başkanı'na iletti. Bakan Tüzmen, fikri ve sınai
mülkiyet hakları ile ilgili olarak özel bir bilgisayar programının
da hazırlandığını bildirdi. Buna göre, gümrüğe başvuru yapan,
başvurusu kabul edilen hak sahiplerine ilişkin irtibat bilgileri ile
firma bazında orijinal ve sahte ürün karşılaştırmalarına ilişkin
bilgi ve resimlerin yer aldığı bir veri tabanı oluşturulacak. Söz
konusu veri tabanına dijital olarak yüklenen bilgi ve veriler, tüm
gümrük muayene memurlarının kullanımına açılacak.
Karsu Tekstil, 1.5 yıl önce konfeksiyon
üretimi için kullandığı fabrika binasını satmaya karar verdi.
Üretimde kullandığı makinaları ise deposuna kaldıran şirket, ilerde
yeniden konfeksiyon üretimine başlayabilir.
Çin`in yurtdışındaki müşterilerine daha fazla
ürün satması sonucu 1.5 yıl önce konfeksiyon üretimine son vermek
zorunda kalan Karsu Tekstil, fabrika binasını da satışa çıkardı.
Şirket, konfeksiyon üretiminde kullandığı makinaları ise satmak
yerine deposuna kaldırmayı tercih etti. Tekstil sektöründe uygun
şartlar oluşması halinde son verdikleri konfeksiyon üretimine
yeniden başlayabileceklerini kaydeden Karsu Tekstil Murahhas Aza`sı
Arif Molu, `Gelecekte konfeksiyon alanında oluşacak yeni bir fırsatı
değerlendirmek amacı ile onları saklayacağız` diye konuştu.
Bu arada Karsu Tekstil`in satılığa çıkardığı
fabrika binası İstanbul Büyükçekmece`de bulunuyor. Piyasada, 18 bin
636 metrekare alan üzerine olan söz konusu binanın ortalama satış
değerinin 7.8 milyon YTL düzeyinde olduğu konuşuluyor.
Bina ihtiyaç fazlasıydı
Satışa çıkarılan fabrika binasının 13 bin
metrekare kapalı alanı bulunduğunu belirten Molu, konfeksiyon
üretimine ara verdiklerinden beri bu binanın ihtiyaç fazlası
olduğunu söyledi. Fabrika binasının satışından elde edilecek geliri
nerede kullanacakları ile ilgili henüz bir saptama yapmadıklarını da
kaydeden Molu, `Ancak kafamızda çeşitli alternatiflerimiz var
bunları satış işlemi gerçekleştikten sonraki konjoktüre bakarak
değerlendireceğiz` dedi. Mevcut üretim kapasitesi ya da ürün gamının
artırılmasına yönelik bir takım çalışmalarının bulunduğu bilgisini
veren Molu, verimlilik artışı yoluyla da kapasitelerini
artırabileceklerini söyledi.
Kapasite kullanım oranlarının yüzde 90`nın
üzerinde olduğunu ve 15`den fazla ülkeye ihracat yaptıklarını
belirten Molu, bu yıl tekstil sektöründe çok büyük bir daralma
beklemediğini ifade etti. Karsu Tekstil`in, iplik üretimi ise devam
ediyor.
Güney
Azerbaycan Türkleri’nin İradesi Olmadan İran`a
Müdahale Edilemez
Müge Çetinkaya-Güney Azerbaycan Milli Uyanış
Hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı`nın APA`ya (Azerbaycan Pres
Haber Ajansı) verdiği malûmatlarda, Amerika Birleşik Devletlerinin
İran`a plânladığı olası ataklarda, İran Türklerinin fikrini ve
onayını almadan başarılı olamayacağını; İran içindeki en büyük
potansiyel güç olan Güney Azerbaycan Türkleri’nin ne derece etkili
olabileceğini hesaplayan Amerika`nın, İran`daki olaylarla yakından
ilgilendiğini açıkladı. Önümüzdeki günlerde Belçika`nın başkenti
Brüksel`de bulunan Avrupa Parlamentosuna, Güney Azerbaycan
Türklerinin içinde yaşadığı zorlukları anlatmak için gidecek olan
Dr. Çöhreganlı, burada beş gün kalarak diplomatik temaslarda
bulunacak.
GAMOH'ÇU GENCE 7 YIL HAPİS
Müge Çetinkaya-1985 doğumlu, Güney Azerbaycan`ın
Sulduz şehrindeki Azad İslami evren kenti öğrencisi Mehdi Nuri (
Elman Tebrizli) mahkeme karar metnine göre; Dr. Çöhreganlı`nın Pan
Türkist örgütü Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketine üye olmak,
bu teşkilatın lehine propaganda yapmak; Babek galası, Settar Han,
Bağır Han, 21 Azer, Ana dil günü gibi milli törenlere katılmak,
Nasyonalizm ve milliyetçilik taraftarı çalışmalarda bulunmak gibi
bir dizi suçlamalarla 7 yıl hapse, 3 yılda Azerbaycan şehirlerine
girmeme cezası aldı. Güney Azerbaycan`ın bağrından çıkarak hapis
edilen milli ve siyasi aktiflerin en genci olan Elman Tebrizli,
Urmiye, Tebriz, Sulduz (Negede) şehirlerindeki milli hareketlerde ön
saflarda yer almıştır. 20 01 – 2007
MAHNİŞAN`DAN YÜKSELEN
MİLLİ SESLENİŞ
Güney Azerbaycan`ın Zengan iline bağlı
Mahnişan ilçesinde, 21 Azer`in yıldönümünde olaylar çıktı...
Müge Çetinkaya-Güney Azerbaycan milli hükümeti
21 Azer hareketinin yıldönümünü kutlamak isteyen Mahnişan bilim
yurdu ( ing . üniversitesi) öğrencilerinin düzenlediği etkinlikler,
var olan (arap. mevcut ) düzenin (ing. rejimin) özel güçleri
tarafından bastırıldı. Çok sayıda öğrencinin göz altına alındığını
etkinliklerde, isyan ederek öğrencilere destek veren Mahnişan
ilçesinin ulusu da (arap. ahalisi de ) küçelere ( arap. sokaklara)
döküldü. Büyüyerek devam eden olayları bastırmak isteyen Mahnişan
belediye başkanı Hacı Seyfullah Kerimi, ulusa seslenerek, Azerbaycan
Türk milletinin yıllardır ezildiğini, milli isteklerinde haklı
olduğunu ve milli çaba verenleri desteklediğini bildirdi. Bu
konuşmanın üzerine belediye başkanlığı görevinden alınarak evinde
arama yapılan Hacı Seyfullah , kardeşleri Hacı Ruhullah Kerimi ve
Mühendis Cevad Gamberiyle birlikte Tahran`a gönderildi. Evinde
yapılan aramalarda bulunan, Güney Azerbaycan Türklerinin onurlu
bayrağı, Güney Azerbaycan milli hareketinin teorisyeni ve lideri Dr.
Çöhreganlı`ya ait resimler ve milli harekete ait çok sayıda Vcd`ye
el koyuldu. Mahnişan belediyesinin Türk asıllı başkanı Hacı
Seyfullah Kerimi`nin babasının da, Güney Azerbaycan milli hükümeti
döneminde (1945 1946) bölgenin en etkin adlarından (arap. isim)
biri olduğu açıklandı. Mahnişan bilim yurdundan yayılan milli
yürüyüşlerden sonra tutuklanan Zühre Muhammedi, Zehra Muhammedi ve
Velid Abdi adlı öğrenciler, uzun süren sorgulamanın ardından serbest
bırakıldılar.
Güney Azerbaycan
Millî Aktiflerinden
Abbas Lesanli Bey’in Durumu
Müge Çetinkaya- Güney Azerbaycanlı
milliyetçilerden Abbas Lesanli bey, tutuklu bulunduğu Erdebil
hapishanesinde 20 gündür açlık grevi yapmaktadır. Ana dil ve diğer
milli hakları için direnen Lesanli, - 10 derece soğukta, çok zor
hapishane koşullarında yaşamaktadır. Uluslararası Af örgütünün Ocak
ayında yayınladığı bildiride hakkında bilgi verilerek içinde
bulunduğu zor durum kınanan Lesanli, milli hareket aktiflerinden ve
edebiyatçıdır.
Kırım'da Türk Lider Öldürüldü
QHA’dan edinilen bilgilere göre, 20 Aralık
saat 14.00 sularında Akmescit’te Kırım Tatar ‘Birlik’ adlı gençlik
teşkilatı başkanı Norik Şirin’in cesedi bulundu.
Gelen ön bilgilere göre, dün, 19 Aralık akşam
işten sonra eve gitmek üzere arabayla yola çıkan Şirin, evine
varamadı ve saat 14.00 sularında cesedi bulundu. Kesinleşmemiş
bilgilere göre, Şirin aldığı bıçak darbeleri sonucu öldü. Şirin’in
öldürülme olayının ayrıntıları henüz bilinmiyor. 22 yaşındaki
Akmescit Tavriya Milli Üniversitesi İktisat Fakültesi öğrencisi
Norik Şirin Kırım Tatar gençleri arasında çok popüler idi. Birlik-
Edinstvo adlı derneği kurmuş, Golos Molodeji-Gençliğin Sesi
Gazetesi’ni yayınlamıştı.
İşlenen suçun nedeni Kırım Özerk Cunhuriyeti
Savcılığı tarafından araştırılmakta. Norik Şirin’in cenazesi 21
Aralık saat 13:00’de kaldırılacak. Yüzlerce yıllık Türk toprağı
Kırım'da son aylarda Kırım Türklerine karşı Ruslar ve Ukraynalılar
tarafından yöneltilen saldırılar ve şiddet eylemleri artmıştı.
ABTTF´den Yeni İskeçe Müftüsü Ahmet Mete´ye Tebrik
Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF),
halk Oyları ile İskeçe Müftülüğüne getirilen Ahmet Mete´yi Yeni
görevinden dolayı tebrik etti.
Kurban Bayramı´nın birinci günü İskeçe
camilerinde bayram namazı sonrası gerçekleştirilen seçimlerle göreve
getirilen yeni İskeçe müftüsü Ahmet Mete´yi yeni görevi dolayısıyla
tebrik eden Avrupa Batı Trakya Türk Federasyonu (ABTTF) Başkanı
Halit Habipoğlu mesajında “Batı Trakya davasının önemli
savunucularından rahmetli müftümüz M. Emin Aga´nın vefatı ile
boşalan İskeçe Müftülüğüne halkımızın çoğunluğunun oylarını alarak
getirildiğinizi büyük bir sevinçle öğrendim. Batı Trakya Türk
halkının sizi layık gördüğü bu şerefli görevi en iyi şekilde yerine
getireceğinizden tereddütüm olmaksızın sizi içtenlikle tebrik
ederim“ dedi.
Haklı davamızın peşindeyiz
Batı Trakya´da 1985´den beri Yunan hükümeti
ile Türk azınlığı karşı karşıya getiren müftülük sorununda
Yunanistan, 1913 Atina Antlaşması gereği azınlığın müftü seçimine
izin vermemekte direterek, Türk azınlığın yoğun olarak yaşadığı
kentler İskeçe ve Gümülcine müftülüklerine atama yapma yoluna
gitmiş, Türk azınlık Yunanistan´ın uzlaşmaz tavrı karşısında kendi
müftülerini seçme yönünde tavır belirlemişti. 1990 yılından beri
İskeçe ve Gümülcine´de ikisi atanmış ikisi seçilmiş dört müftü
bulunuyor. Yunanistan´ın seçilmiş müftüleri tanımama yönündeki
tavrını uluslararası hukuku hiçe sayma olarak tanımlayan ABTTF
Başkanı Habipoğlu, bu haksızlığın ortadan kaldırılması için büyük
çaba sarf ettiklerini, mücadelelerini yeni müftü Ahmet Mete ile
birlikte devam ettireceklerini sözlerine ekledi.
Ahmet Mete
1965 İskeçe doğumlu Ahmet Mete, Türkiye´de
aldığı ilk ve ortaöğrenimin ardından Uludağ Üniversitesi İlahiyat
Fakültesi´nde´başladığı yüksek öğrenimini Medine İslam
Üniversitesi´nde tamamladı. Eğitimin ardından Batı Trakya’ya dönen
Mete, din adamı olarak çalışmaya başladı. 7 yıldır Yassıören köyünde
imamlık yapan genç müftü evli ve 3 çocuk babası. Mete aynı zamanda
Batı Türk Azınlığı Vaaz ve İrşat Heyeti Asbaşkanlığı görevini de
yürütüyor. |