|

-5-
İKİNCİ PERDE
Yuluğ Hakanın sarayı, en yukarıda üç tane süslü koltuk, ortada Yuluğ
Hakan (1) sağda Umay Hatun ve solda Kutluk Tekin oturuyorlar,
önlerindeki sehpaların üzerinde kımız ve meyveler. Salonun iki
tarafındaki koltuklarda Hakanın vezirleri yer almış bulunuyorlar,
salonun kapı tarafında dokuz (2) yaver ayakta durmaktalar ve ellerinde
de dokuz (3) tane Uygur bayrağı (gök mavisi zemin üzerinde beyaz kurt
resimli) dalgalanmaktadır. Kutluk Tekin'in yüzü sararmış, gözleri
kızarmış, hasta gibi bir hali var.
Hakan: ( Kutluk Tekinin elini tutar) Sevgili oğlum sana ne oldu?
Başına ne gibi dert geldi? Güzel yüzün solmuş, gözlerin güya kan ile
dolmuş, derdini söyle ben çaresini bulayım, her ihtiyacını karşılamağa
çalışayım.
Kutluk: (başını önüne eğer) Ulu Hakanım iltifat sizden, kulluk bizden.
Hakan: Uygur elinde sayısız bahşılar (eski türkçede operator) ve
utacılar (eski Türkçede tabip) var, onlar senin derdinin ilâcını
bulurlar, ama önceden hastalığını bana söylemen gerekir, ondam sonra
tedavi işine girişilir.
Kutluk: (kıp kırmızı kesilir ve başını önüne eğer) Ulu babam!
Benim bahşım ve otacım sizsiniz, bana acırsanız tedaviyi kendiniz
yaparsınız.
Hakan: Çok iyi, önce derdini soyle.Sonra benden tedavi iste.
Kutluk: Derdimi siz pek iyi bilirsiz,
İsterseniz bir emirle çaresini yaparsınız.
Hakan: Ben senden varımı yoğumu esirger miyim? Derdini bilirsem
göz yumup durabilir miyim? Sen benim yüreğimin can damarısın, ecdadımın
bir tek varisi.
Kutluk: Derdimi
çoktan bildiniz, ama ilacımı kendiniz elimden aldınız.
Hakan: (Kahkayla güler) Derdin bu kadar acı mıydı ? İlâcın şu
ufacık be mi? (mendili çıkartıp Kutluğa verir)
Kutluk: (yerinden kalkıp mendili alır) Ulu Hakanım! Benim daha
bir dileğim var.
Hakan: (endişeli bir tavırla) bundan başka ne isteğin var?
Kutluk: Dileğim Kûça'ya gidişi.
Hakan: Mümkün değil bu sefere çıkış.
Kutluk: Sevgili babam! Tek dileğim budur!
Hakan: Rahatsız olma otur sevgili oğlum! Ben bana işin iç yüzünü
anlatayım, kalbini rahata kavuşturayım, bilirim ki sen iki yıldır Türkan
Terim'e (3) aşıksın, bu yolda eğlence ve rahatını bıraktın, halini bize
söylemekten utandın, aşk derdi ile gece ile gündüzü birbirine kattın,
Ben ve annen senin halini bildik, derdinin çaresini bulduk. Kün Han'a
elçi gönderip Türkan'ı diledik. Kün Han kabul etti. Fakat senin Küça'ya
gidişini şart koştu. Ama şimdilik gidemezsin, yol üzerindeki tehlikeleri
geçemezsin.
Devam Edecek
Kaynak: Mehmet Emin Buğra Külliyatı-
Yayıma Hazırlayan M.Yunus Buğra.
Ankara Haziran 2005


Babam Dr. Mesut Sabri BAYKOZİ,
"Niyaz
Kız'' adlı bu eserini Çin de bulunduğu zaman yazmıştır. İlk defa
28.7.1942 Çin'in Lancu şehrinde yayımlandı, ikincisi ise Ocak 1948
Ürümçü'de Uygur-Kazak Gazetesi
tarafından yayımlandı.
1948 senesi Doğu. Türkistan başkenti Ürümçü'de piyes olarak sahneye
konulmuştu. Seyredenler tarafından beğeniyle izlenmiş ve çok
alkışlanmıştır. Bunun nedeni halkın hissiyatım anlatmış olmasıydı.
Bu defa Anadolu Türkçesine çevirdim. Okurların beğeneceklerini umarım.
Kızı Gültekin PEHLİVAN (BAYKOZİ)
Anne babasının tek çocuğu olduğundan adını "Niyaz Kız'' koymuşlardı.
Niyaz kızdan önce doğan kardeşleri yaşamadan ölmüş olduğundan babası
''tanrı bunu da alır'' diyerek önceden hazırlık yaparak tanrının yoluna
adayarak bu çocuğunun adını Niyaz kız koydu. veya kızının adını Niyaz
kız koyarsa tanrı bu defalık olsun Niyaz eder diye umut etti. Dileği
kabul oldu, tanrı bu defa anne babasına bağışladı. Aradan seneler geçti.
Niyaz kız büyüdü, selvi gibi boy attı, on iki yaşına bastı. Yay gibi
kaşları, ahu gibi (kaş taşı gibi) gözleri günden güne parladı, bakışları
keskinleşti. Soyuna has özellikte başka uluslarda görülmeyen selvi boyu
gittikçe güzelleşti. Güzelleştikçe güzelleşti. Zavallı anne baba biricik
kızlarının üzerine tir tir titrer, üzerine toz kondurmaz, kızına yönelen
bakışları dahi kıskanırlardı.
Yazık binlerce yazıklar olsun ki, bu defa Niyaz kızın yerine onlar niyaz
gittiler, yani öldüler. Böylece nazlı Niyaz kız yetim kaldı, en gerekli
zamanda anne baba ihtimamı ve bakımından yoksun kaldı. Teyzesinin evine
ve onun kucağına sığındı. Aradan çok geçmeden teyzesi onu itip kakmaya
ve sövüp saymaya başladı. Teyze Hanım, gittikçe huysuzlaştı eziyetlerini
arttırdı, çoğalttı, en sonunda dayanılmaz duruma geldi. Hal böyle iken
Niyaz kız yine de sesini çıkarmayarak normal günlük işlerini görür
hareketlerinde bir değişiklik yapmadı, daha doğrusu çocukluk ve
gençliğin verdiği saflıkla pek bir şey anlamıyordu. Teyzesinin bu
hareketlerine normal olarak bakıyordu. Teyze, günden güne eziyet ve
kabalıklarını çoğaltarak dövüp sövmeye başladı. Belki teyzesinin
eziyetlerini bu kadar çoğaltmasında bazı sebepler olsa gerek, çünkü anne
babasının tek çocuğu olarak nazlı büyütülmüş olduğundan, Niyaz Kız yine
öyle nazlanmak ve şımarmak istiyordu. Teyze, anne gibi olamazdı, onun
yerli yersiz şımarmalarını kaldıramadı.
Bir gün teyzesi Niyaz Kıza kızarak sinirine hâkim olamadan elindeki
satırı Niyaz kısa fırlatır. Bu ağır ve keskin satır Niyaz kızın başına
isabet ederek başını yaralar, bunu gören komşular hemen mahkemeye
iletirler. Bunu gören yetkili afallayıp şaşırır ne yapacağını bilemez.
Biraz sonra kendini toparlayarak, bu çocuk burada kalsın amcaları
baksın, iyileştikten sonra soruşturma yapılacak, suçlu hapis edilsin
diye emir verir. Soruşturma, emir, hapis, dövme gibi işlerin hepsinin
kendi elinde olan bu şahsın bu kadar işi becerdiği için kendi de kendine
hayranlık duyar. Çoktandır düşündüğü fakat ele geçiremediği, böyle bir
fırsatın birden bire ziyadesiyle ayağının altına gelmesi fazlasıyla
memnun eder. Sevincinden kalkıp bir kaç defa köşede duran puta tapınır.
Şimdi kendi ayağıyla gelen bu avı kaçırmamak için sürekli olarak
düşünerek çareler arar plânlar kurar. Yavaş yavaş Niyaz kızın yaraları
iyileşir. Kan kaybından dolayı yüzündeki solukluk gidip yerine eski gül
rengini andıran pembelik taze yüzünde belirmeye başlar. Devam Edecek
Dr. Mesut Sabri Baykozi Ve Eserleri
Yayına Hazırlayan Diş Tb. Gültekin Baykozi
|
|
Hikmetlik Sözler
Milletler
Neshiryati teripidin 1998-yili Beijingda neshir qilinghan “Hikimetlik
Sozler” digen kitaptin elindi
Hikmetli Sözler Milletler Neşriyatı tarafından 1998 yılında Pekin'de
neşredilen “Hikmetli Sözler” adlı kitaptan alınmıştır.
Nadan, jahil kishiler bilen hem sohbet bolmighin; hususen ozini dana,
bilimlik dep hisaplighan kishilerdin yiraq bolghin.
Cahil kişilerle sohbet etme, özellikle kendisini akıllı ve bilgili
olarak gösteren kişilerden uzak dur.
Muhammed Sıdık Berşidi
Aghzigha kelgenni dimek nadanning ishi, aldigha kelgenni yimek
haywanning ishi.
Ağzına geleni söylemek cahilin işi, önüne geleni yemek hayvanın işi. Ali
Şir Nevai
Her Qandaq ishning munasip chiki, oz peyti bolidu, her qandaq nerse oz
peyti bilen saghlamdur.
Her işin münasip bir zamanı olur. Her şey kendi zamanı ile sağlamdır.
Yusuf Has Hacib
Ulughwar mehset yolida yurush qilghuchilar, her hil gheyri heweslerni
konglidin putunley chiqirwitishi, bir dilliq, bir iradilik bolushi lazim.
Kutsal maksat yolunun yolcularının, her türlü farklı hevesleri
içlerinden bütünüyle çıkartıp atmaları ve tek gönüllü, tek iradeli
olmaları gerekir.
Emir Hüseyin Saburi
|