Yukarı
30. Sayı
30.Sayı Uygurca
30. Sayı Aile
30.Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü-30
Dünyadan Kısa..30

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

 TÜRKLÜK BİLİNCİ ETRAFINDA KENETLENMENİN ÖNEMİ

 

Milletler için özgürlük ve bağımsızlıklarını kaybetmiş olmak dünyanın en elem verici, en onur kırıcı ve en ağır talihsizliklerinden biridir. Bu ahval her milleti değişik oranlarda etkiler. Kimi milletler içine düştükleri mevcut durumu kabullenerek yaşamayı seçer, kimi milletler, günün birinde bir “Beyaz atlı prens”in gelip kendilerini kurtarmasını bekler, kimi milletler de her türlü imkânsızlıklar içerisinde dahi özgürlük ve bağımsızlıklarını tekrar elde etmek için, mücadelenin şartları neyi ve hangi yöntemleri gerektiriyorsa o yöntemlerle mücadele etme yolunu seçerler.. İşte bu millet Türk milletidir…

Bu sebepledir ki; Bu gün dünyadaki en köklü ve müzmin Türk düşmanı milletler ve devletler gizli ve aleni usullerle Türk milletini ayrı ayrı boy, uruğ ve kabilelere bölerek, kendi hükümranlıkları altına almak ve böylece eritip yok etme girişimi içindedirler.

Eski Sovyetler Birliği Rusya'sı bu yolu denedi, kısmen de başarılı oldu ve bu başarısı 70 yıl sürebildi. 1990 yılının başlarından itibaren de Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra 5 ayrı Türk Cumhuriyeti dünya devletleri arasındaki yerini aldı. Putin liderliğindeki Rusya ise, aldığı darbeyi kendi lehine çevirebilen nadir devletlerden biri durumunda. Çünkü Slav asıllı milletlerdeki soy bilincini ön plana çıkartarak Slav milliyetçiliği esasına dayalı yeni ve güçlü bir Rusya oluşturma yolunda ciddi adımlar atıyor. Dolayısıyla da Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerini yeni bir tehlikenin gölgesi takip ediyor. Türk dünyasının, yeni Putin Rusya'sını hafife alması, onunla sözde dostluklar kurarak flört etmeye çalışması ve tarihte yaşananları göz ardı etmesi en büyük ve tarihi bir hata olur. Zira Tilki derisinden post, Rus ayısından da asla dost olmaz.

Dünyadaki ezeli ve ebedi Türk düşmanı bir devlet de Çin'dir. Bu millet, Tarih boyunca Türk milletine karşı olan kin, nefret ve intikam duygusundan bir an olsun ayrı düşmemiştir. Doğu Türkistan'ın 1949 yılında Çin işgaline düşmesi de, Çin'in Türk milletinden intikam almak isteme duygusunun bir tezahürüdür. Gönül isterdi ki; Doğu Türkistan halkının Çin tarafından gördüğü eza, cefa, soykırım ve sürgüne gönderme eylemleri dünya Türklüğüne karşı da yapılmış olan eylemler olsun. Fakat ne yazık ki, işgalci ve soykırımcı Çin'e Türk dünyası tarafından, daha doğrusu Türkiye Türkleri tarafından gösterilen tepkiler, son derece cılız ve neredeyse kişisel tepkiler bazında kalmıştır.

Bu tepkisizlikten cesaret alan Çinliler ve diğer Türk-İslâm düşmanı devletler, gelecekte önlerinde tek engel olarak gördükleri Türk milletini ve Türk kimliğini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bin bir türlü melanet senaryolarını sahnelemeye başlamışlardır. İşte bu noktada ne yazık ki bu oyunun figüranları olarak yine, Türk milletinin Türk zannettikleri veya Türklüğünü inkâr edenler kullanılmaktadır. ABD başta olmak üzere batılı sözde dost ülkeler, Türk milletinin arasına nifak tohumları ekmeye ve hatta Türkiye'yi bölüp parçalamaya yönelik girişimlerini, “Türkiyelilik”lerini ileri sürenlerin müthiş destekleri ile sürdürmektedirler. Çinlilerde Uygur boyuna mensup olanların çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan Türkleri arasına fitne sokarak, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek vs. gibi Türk boylarından “ayrı milletler” oluşturma gayreti içindedirler. Çünkü bu yöntem emperyalistlerin “Böl, parçala ve hükmet” anlayışı ile tamamen bir uyumluluk göstermektedir.

Aklıselim insanlar bilirler ki; Doğu Türkistan'ın kayıtsız şartsız tam bağımsızlığının kazanılmasının yolu, asıl kimlik olan “Türk” kimliğinin topyekûn benimsenmesinden, Türk kimliğini inkâr edenlere asıl kimliklerinin hatırlatılmasından ve “Doğu Türkistanlı” olarak milli mücadeleye girişilmesinden geçer.

Ne pahasına olursa olsun öncelikle Türk dünyasının tam desteğini arkasına almayan bir Doğu Türkistan milli mücadelesinin arzulanan ve hedeflenen süreler içerisinde başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu ulvi yolda elbette ki dünya kamuoyunun desteğine ihtiyaç duyulacaktır. Ancak, Doğu Türkistan'ın kurtuluş mücadelesini tamamıyla dünyada “Küresel Güç” olarak adlandırılan ülkelerin ve batı kamuoyunun desteğine mahkûm hale getirmek, gelecekte Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını bir başka emperyalistin ipoteği altına sokmak anlamına gelir…

İsrail'in hamisi olan devletlerin ya da her hangi bir Avrupa ülkesinin, tarih boyunca Türk ve Müslüman ülkelere karşı asla iyi niyet beslemedikleri bilinen bir gerçektir. Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) adını verdikleri ve aslında “Büyük İsrail Projesi” olan bir lanetli projeyi hayata geçirmek için, Orta doğuyu kan, gözyaşı ve ateşe boğanların kimler oldukları bellidir. Aynı kanlı ellerin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerini karıştırmak için her an fırsat kolladıklarını da unutmamak gerekir. Doğu Türkistan'ı kendilerinin Çin ile olan husumetlerinde ve siyasi hesaplarında silâh olarak kullanmalarına ise asla izin verilmemelidir.

Bu da ancak, dikkatli, onurlu, başı dik ve bağımsızlık için bağımsız hareket edebilmekle mümkündür. Bunun için de, Doğu Türkistan başta olmak üzere bütün Türk dünyasına karşı dünyadaki emperyalistlerin oynamakta oldukları oyunlarını bozacak ve Türk dünyasını birbirine daha fazla kenetleyecek kaynakları ortaya çıkartmak gerekir.
Uygur Türklerinin tarih ve edebiyat şahsiyetlerinden olan Turgun Almas'ın,

Doğu Türkistan'da yayınlandıktan kısa bir zaman sonra Çin devleti tarafından toplattırılan “UYGURLAR” adlı eserini, tarihçi, din âlimi ve komutan merhum Mehmet Emin Buğra Beyin “Şarkî Türkistan Tarihi” adlı eserini ve daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz birçok önemli Uygur yazısıyla yazılmış olan eserleri bir an evvel bütün Türk lehçelerinde çevirilerinin yapılarak dünyadaki Türk kökenli okuyucuların istifadelerine sunmak şarttır. Çünkü bu eserlerde özellikle her boy'un asıl kaynağının “Türklük” olduğu tarihi belgelerle gözler önüne serilmektedir.

Bu güne kadarki hata ve sevaplarını bir yana bırakarak dünyadaki bütün Türklerin “Türklük” temel bilinci etrafında bir araya gelmeleri, getirilmeleri konusunda kime ve hangi Tük topluluğuna ne şekilde bir vazife düşüyorsa bunu severek üstlenmek ve yerine getirmeye çalışmak her Türk ferdi için tarihi, milli ve insani bir görevdir…
Türk Birliğinde rahmet ve güç, ayrılıkta ise zillet vardır.

 

BAĞIMSIZ DOĞU TÜRKİSTANLILAR BİRLİĞİ KURULDU

Türkiye'nin Kayseri vilayetinde yaşayan Doğu Türkistanlı gençler tarafından “Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği” adı ile yeni bir sivil örgütlenme gerçekleştirildi.

Kayseri'nin sevilen, sayılan ve deneyimli gazetecilerinden biri olan Abdülmecit Avşar'ın başkanlığında, görülen lüzum üzerine kurulan bu yeni derneğin yöneticileri, gazetemize yaptıkları açıklamalarda bir süredir Doğu Türkistan davasının gidişatı hakkında gözlemler yaptıklarını, önemli noksanlıklar ve yanlışlıklar tespit etmiş olduklarını, bu yanlış ve noksanlıkların daha fazla devam etmemesi için de ciddi bir sivil örgütlenmeye ihtiyaç duyulduğu kararına vararak bu derneği kurmuş olduklarını söylediler.
Dernek yöneticileri bu örgütlenmenin gerçekleşmesinde, mensubu bulundukları Doğu Türkistanlılar camiasından ve Kayseri kamuoyundan aldıkları yeni bir teşkilatlanmanın zaruri hale geldiği yolundaki mesajların da etkili olduğunu beyan ettiler.
Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği yöneticileri ayrıca, Doğu Türkistan davası yolunda gördükleri büyük ve önemli bir boşluğu doldurmak ve davaya yeni bir ivme, güç ve vizyon kazandırmak için yola çıktıklarını ifade ettiler.

Abdülmecit Avşar; ilk, orta ve yüksek öğrenimini Kayseri 'de tamamladı. Askerliğini yedek subay olarak Kıbrıs'ta yaptı. Gökbayrak, Dergisi'nin ilk kurulduğu 1994 yılından 1999 yılına kadar yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Çok genç yaşlarından beri Doğu Türkistan davası saflarında çeşitli kademelerde görev aldı. Halen de gazetecilik mesleğini sürdürmekte olan Abdülmecit Avşar, İstiklâl Gazetesi'nin de ilk yayın hayatına başladığından beri genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Avşar, Kayseri' deki siyaset ve bürokratlarca da oldukça sevilen ve güvenilen bir kişiliğe sahip.

Tam Bağımsız Doğu Türkistan için Bismillah! Abdülmecit Avşar

 

 

Ürümçi de 10 Uygur genç “Kara Cemiyet” kurdukları iddiası ile

tutuklanarak yargılandı

 

Ürümçi Tanrıdağ bölgesi Yargı mahkemesi bu yakınlarda, uzun süredir ticaretle meşgul olan Ömer Rozi ve Samet Ababekri başta olmak üzere 10'dan fazla genci “Kara Cemiyet Kurdu” suçlamasıyla tutuklayıp yargıladı.

 

Almanya'da faaliyet gösteren Doğu Türkistan Haber merkezinden alınan habere  göre, yargılanan Uygur tüccarlar Ürümçi'de çeşitli alanlarda ticaret yaparak geçinmekte olan ve saygınlıkları bulunan kişilerdi. Bu kişiler güneyden gelen Uygurların yaşamlarını sürdürmelerinde yardımcı olan, okul yaptıran, yetim, dul ve yardıma muhtaç olanlara yardım eden yardımsever gençlerdi.

Doğu Türkistan'dan direkt olarak elde edilen bilgilere göre, özellikle tüccarlar arasındaki Ömer Rozi kesintisiz olarak Wang Leguen'in darbelerine maruz kalmakta olup, o önceleri Ürümçi'de Yinin sokağındaki Gülsay mahallesini satın alıp, güneyden gelen yoksul Uygurların bu bölgede yerleşmelerinin şartlarını hazırlamıştır. Uygurların bir arada toplu yaşamalarından endişe duyan Wang Leguen başkanlığındaki hükümet makamları Ömer Rozi üzerinden her türlü iftiralar uydurup halkın alın terleri ve hatta kanları bedeline meydana gelen Gülsay mahallesindeki evleri yıkarak dümdüz etmiş ve Ömer Rozi' nin ticaretini engellemiştir.

Aradan 10 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra bile yine Ömer Rozi, Çin hükümetinin tuzağından kurtulamamıştır. RFA  (Ekide) 07.12.2006

 

Kaşgarlı Mahmut ve Doğu Türkistan Sempozyumu

 

Doğu Türkistan Vakfı Tarafından “Doğumunun 1000. Yılında Büyük Türk Bilgini Kaşgarlı Mahmut ve DoğuTürkistan Sempozyumu” Adlı Bir Program Düzenlendi

 

Doğu Türkistan Vakfı tarafından İstanbul Vefa Anadolu Lisesi Konferans Salonunda 16-17 Aralık 2006 tarihlerinde “doğumunun 1000. yılında Büyük Türk Bilgini Kaşgarlı Mahmut ve Doğu Türkistan Sempozyumu” adı ile bir program tertip edildi. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Emekli General Mehmet Rıza Bekin'in Açılış konuşmasını yaptığı bu toplantının başkanlığını Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu yaptı. Bu toplantıya Türkiye'deki bazı Üniversitelerden, Araştırma görevlileri, Öğretim üyeleri, bilim adamları ve dinleyiciler olmak üzere çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda; Prof.Dr. Zekeriya Kitapchi, Prof.Dr. Nadir Devlet, Prof Dr.Alparslan Ceylan, Dr. Selçuk Çolakoğlu, prof. Dr. Metin Karaörs, Doç.Dr. Alimcan İnayet, Dr. Ahmet Toksoy, Abdullah Bakir, Veli Gül, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl, Prof. Dr. Salih Aynural, Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Dr. Bilge Donuk, Mehmet Gürlek, Prof. Dr. Kemal Göde, Prof. Dr. Mahmut Kaşgarlı, Dr. Ahmet Türköz, Araştırmacı Ömer Kul ve Özbekistan'dan gelen Zemira Hamidova birer tebliğ sundular.

Ayrıca bu Toplantıda Kuranı kerim okunarak, başta Doğu Türkistan'ın büyük mücahit ve önderlerinden olan merhum İsa Yusuf Alptekin'in de vefat yıldönümü olması sebebiyle onun ve diğer bütün şehitlerin ruhlarına dualar gönderildi. İsa Yusuf Alptekin'in mücadele hayatından kesitler anlatıldı.

 

Çin'in "Yoksulları Zengin Yapma" Yöntemi (!)

 

Hoten'de Bu Yıl Sonbahar Girdiğinden Bu Yana 33 Binden Fazla

Kişinin Başka Bölgelere Reçberlik Yapmak İçin Gittiği Öğrenildi

 

Hoten'in Yerel Hükümet İnternet sitesinin verdiği habere göre, Hoten'deki her kademeden hükümet organları yerli çiftçileri başka vilayetlere ve bölgelere giderek ameli işlerde çalışmaya zorlamanın adını “Yoksulları zengin yapma politikası” olarak adlandırmaktadırlar.

Vilayet, kaza ve köy seviyesinde barış komitelerinin seferber etmeleri neticesinde bu yıl sonbahar girdiğinden bu tarafa Hoten sınırları içerisindeki yoksul çiftçilerin çocukları başta olmak üzere 33 bin 447 Uygur genç başka vilayet ve bölgelere ırgatlık yapmak için gitmişlerdir.

Bunların bir kısmı Bingtuen (Silahlı Çiftçi görünümündeki Çin Milis güçleri)'in çeşitli tümenlerinde pamuk toplama işinde çalışırken, diğer bir kısmı da büyük şehirlerde gurbet hayatı yaşayıp beden gücü gerektiren işlerde geçimlerini temin etmişlerdir.

Kamuoyunun da bildiği gibi Hoten vilayeti Doğu Türkistan genelinde en yoksul vilayetlerden biri olup, buradaki çiftçilerin kişi başına düşen yıllık geliri 1000 Yuen'e bile ulaşmamaktadır.

 

“İnsan Hakları Günü”nde Çin Protesto edildi

 

İnsan Hakları Günü Münasebetiyle İsveç, Hollanda ve Avrupa'nın birçok yerlerinde Çin İstilacılarına Karşı Oldukça Görkemli Protesto Gösterileri Yapıldı

 

İsveç'teki Gösteriyi Dünya Uygur Kurultayının yeni seçilen önderi Rabiye Kadir'in girişimi ile İsveç Uygur Komitesi tertip etmiş olup, söz konusu gösteriye Uygurların dışında İsveç'te yaşamakta olan ve Çin'e karşı olan birçok teşkilatta katıldı. Bütün göstericiler hep birlikte Stockholm'daki büyük caddeleri dolaşarak çeşitli sloganlar atmak suretiyle yürüyüş yaptılar.

Gösteri, İsveç'teki basın ve yayın organlarının oldukça dikkatini celp etmiş olup, Protesto gösterileri sırasında İsveç Uygur Komitesinin Başkan yardımcısı Dilşat Reşit “Yeni Şafaklar” Televizyonunun, “Ümit Yıldızı” Radyosunun ve İsveç resmi radyosunun görüşme isteklerini kabul ederek sözü edilen gösteriler hakkında bilgiler verdi.

Gösteri sonunda gösteriyi tertip edenler konuşmalar yaparak Komünist Çin hâkimiyetinin rezilliklerini ifşa ettiler.

 

Hollanda'da Protesto Gösterisi

 

10.12.2006 günü Hollanda'nın Amsterdam şehrinde Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle geniş çaplı protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye Hollanda'daki Uygur toplumu, Tibetliler ve çok sayıda yerli halk katıldı.

Gösteri öğleden sonra saat 2'de Amsterdam şehir merkezinde DAM Kral meydanında konferans şeklinde başlanıp oldukça hararetli bir şekilde devam etti.

DUK Gençler komitesi ve Hollanda Doğu Türkistan Vakfı başkanı Bahtiyar Şemsiddin Çin hükümetinin Doğu Türkistan'daki insan haklarını çiğnemekte olduğu ile ilgili rapor vererek, uluslar arası kamuoyunun Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerine özel bir önem vermesini istedi.

Saat 15.30'dan itibaren yürüyüşe başlanmış olup, saat 17.oo' ye kadar sayıları 500 kişiden fazla olan göstericiler Amsterdam'ın şehir merkezindeki turistlerle dolu caddelerini dolaşıp göster yaptılar. Göstericiler: “bize Özgürlük gerek”, “Çinliler ülkemizden çıksınlar” şeklinde sloganlar atarak caddeleri inlettiler. Dalgalanan Gökbayrak ve Uygur doppaları (Milli Takke) her kesin ayrı bir dikkatini çekti. Bu gösteriye Doğu Türkistan'ı bilen ve ona ilgi duyanlar da katıldılar.

Doğu Türkistan hakkında 3 şekilde hazırlanan 300'den fazla bildiri dağıtılarak Doğu Türkistan ve Uygur meselesi özel olarak tanıtıldı. DUK Gençler Komitesi, Hollanda Doğu Türkistan Vakfı

 

Avukatlar, Guantanamo da tutuklu bulunan Uygurların derhal

serbest bırakılmalarını istedi

 

"Washington Post Gazetesi’nin 5 Aralık 2006 tarihli sayısında gazetenin yazarlarından Josh Wayt “Avukatlar Guantanamo da tutuklu bulunan Uygurların serbest bırakılmalarını istiyor” başlıklı bir makale yayınladı.

Makalede yer aldığına göre, Sabin Willet Susen Bekir adlarındaki avukatlar “Amerikanın Guantanamo Askeri hapishanesinde 5 yıldan beri tutuklu bulunan Uygurların serbest bırakılmaları gerekir” diyerek yargı makamından talepte bulunmuşlardır. Bu avukatlar, “Bu bir kısım Uygurların Guantanamo'da tutulmaları Çin ile Amerika arasındaki siyasi gelişmelerin bir yönü, onların kesinlikle “Talibanların eğitim kamplarına gitti” denilmesinden başka Amerika'yı tehdit eden belli başlı bir suçu yok. Bu sebeple onların serbest bırakılmaları gerekir” diyerek ısrarcı olmaktadırlar.

Söz konusu makalede yer aldığına göre, yine Guantanamo'da tutulmakta olan Uygurların kendilerinin de “ Biz kesinlikle Taliban'la bir işbirliği yapmadık. Tam tersine biz Amerikanın tutumunu benimsedik” dedikleri yer alıyor. RFA (Veli)

 

Kazakistan'dan Alatav Sınır Kapısındaki Petrol Boru Hattı Aracılığı

ile Doğu Türkistan'a Akan Ham Petrolün Yıllık Miktarı

10 Milyon Ton

“Tiyanşan(Tanrıdağ) Haber Ağı”nın verdiği habere göre boru hattı aracılığı ile  Kazakistan' dan Çin'e akacak olan ham petrolün miktarını ölçme istasyonu, aralık ayının 1. günü Doğu Türkistan'ın  Alatav sınır kapısında kurulmuş olup resmen faaliyete geçmiştir.  Yukarıdaki habere göre, Kazakistan ile Doğu Türkistan arasında sınır birlikteliği bulunan petrol boru hattının uzunluğu 962.2 kilometre olup, Alatav  Sınır kapısından Doğu Türkistan'ın Maytag bölgesine kadar olan mesafesi252 kilometre imiş. 2006 yılının Temmuz ayının 11. gününden itibaren bu petrol boru hattı aracılığı ile Kazakistan'ın ham petrolü Doğu Türkistan'a akıtılmış olup, bu petrol boru hattı aracılığı ile yılda 10 milyon ton ham petrolün Kazakistan'dan Doğu Türkistan'ave oradan daÇin’e akıtılmakta olduğu öğrenildi. (ETIC)

 

Taklamakan Çölü’nün iç kısımlarında yeni göl ve göletler keşfedildi

 

ETIC-“Tiyanşan(Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nin verdiği habere göre, Doğu Türkistan'ın Çarkalık nahiyesi sınırları içerisinde, Taklamakan çölünün batı kıyısında yeni göl ve göletler keşfedilmiş olup, gölün manzarasının ve çevresinin büyüleyici bir güzelliğe sahip olduğu öğrenildi. Çarkalık nahiyesinin hâkimi Yasin Abdurehim'in bildirdiğine göre, bu göller yerli halk tarafından bu yakınlarda keşfedilmiş olup, bunların arasından ancak 10 göle insanlar ulaşabiliyorlar. Bazı göllerin derinlikleri de 7-8 metre derinliğinde.

Henüz haritada bile yer almayan ve çoğunluğuna insan ayağı dahi basmayan bu göllerin çevresinde 10 küsur türde bitki yer almakta olup, bu gölde Beyaz Kuğu, Yabani Kaz, Yabani Ördek ve Turna gibi kuş türleri ve etrafındaki ormanlarda tilki, geyik, antilop ve benzeri yabani hayvanlar yaşamakta.

Hükümet birimlerinin ilk tahminlerine göre, Taklamakan çölünde yeni keşfedilen bu göl ve göletlerin etrafını saran ıslah edilmemiş olan ormanların yüzölçümünün 540 bin hektar olduğu öğrenildi. Bu göllerin en yakını da Çarkalık nahiyesine 90 küsur kilometre mesafede bulunuyor.

Şimdiye kadar bu göllerin etrafında insanların çiftçilik ve hayvancılıkla uğraştıklarına dair hiçbir ize rastlanılmadı.

 

Vefatının 11.Yıldönümünde İsa Yusuf Alptekin

 

Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucusu, işgalci Çinlilerin korkulu rüyası, büyük Türklük mücahidi ve Türk dünyasının yetiştirdiği nadir devlet adamlarından biri olan İsa Yusuf Alptekin'ini 17 Aralık 1995 tarihinde kaybettik.

İsa Yusuf Alptekin Bey, bir dönem Türkiye'de,“Türkiye sınırları dışında Türk yok” inkarcılığının arkasına saklanan fakat, kendi siyasi görüşleri gereği Vietnam, Kamboçya ve Şili için ağıtlar yakıp yas tutan eski tüfek komünistlerin yalanlarını, ilk önce 6 Mayıs 1939'da ve 1952 yılında geldiği Türkiye'de yüzlerine vuran bir İstiklal savaşçısıydı.

İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar kazasında dünyaya gelir. Babası Yusuf Bey aynı kazaya bağlı Saylık köyünde çiftçilikle uğraşan Kasım Hacı Muhammed Ali isimli bir zatın oğludur. Annesi Ayşe Hanım da yine Yenihisar'a bağ1ı ''Yeniösten'' köyünde çiftçilikle uğraşan Hasan isimli bir zatın kızıdır. İsa Yusuf Bey, 9 kardeşten hayatta kalan 3 kardeşin en küçükleridir. .

Batı Türkistan'da vazife yaptığı yıllar onun ufkunu genişletmiş ve dünyayı daha iyi tanıma fırsatı vermiştir. Bu görevleri sırasında Türk ve İslam dünyasını da yakından tanıdı.

Batı Türkistan'da görevli olduğu yıllarda İsa Yusuf Bey'i etkileyen en mühim hadiselerden biri de Özbek Türklerinin milli şairi Çolpan ile Taşkent'te görüşmüş olmasıdır. Onunla yarı gizli denilebilecek bu görüşmede Çolpan'ın söylediği şu sözler İsa Bey'i derinden etkiler: ''İsa Bey, gerek biz, gerek siz için yapılacak şey, adam yetiştirmek; her şeyden anlayacak adamlar yetiştirmek; ne çektiysek adamsızlıktan çektik. Türkiye'ye, Almanya'ya çok miktarda talebe göndermek lazım''

 İsa Yusuf Bey, yanında bulunduğu konsolos Çin De Li görevden alınınca 13 Mayıs 1932'deBatı Türkistan'dan ayrılır. 2 Haziran 1932 tarihinde de Pekin'e gelir. Nankin ve Tenzin şehirlerinde bulunan Çinli Müslümanlar ve Doğu Türkistanlılarla görüşmeler yapar.  18 Eylül 1936 günü Çin Millet Meclisi üyeliğine seçilir. Bu sırada 1933'te ''Doğu Türkistanlı Vatandaşlar Cemiyeti'ni kurar.

Çin Millet Meclisi içerisindeki görevi sırasında Özbek şair Çolpan'ın söylediği gibi Türkiye'ye, Almanya'ya ve dünyanın birçok ülkelerine öğrenciler göndermeye muvaffak olur. 1938'de ''Cemiyet-i Akvam-ı Mazaharat Türk Kurumu” adlı cemiyet tarafından o yıllarda meydana gelen Japon-Çin anlaşmazlığına uluslar arası bir çözüm bulma girişimlerinde bulunması için yurt dışına gönderilir.

Bu esnada İsa Yusuf Bey İslam ülkelerini ve Türkiye'yi ziyaret eder. İlk durağı Hindistan olur. Burada Muhammed Ali Cinnah ile görüşür. 29 Kasım'da görüştüğü kişi ise Gandi'dir.

 29 Ocak 1939'da Suudi Arabistan'da Maliye Bakanı Abdullah Süleyman ve Kral Abdülaziz Bin Suud' u ziyaret eder. Oradan Mısır'a geçer. Vapur yolculuğu sırasında Türkiye'nin Cidde konsolosu Talat Acar Bey ile uzun, uzun sohbet etmek imkânını bulur.

Ona ''Doğu Türkistan davasını, Çinlilerin zulmünü Türk yetkililerine anlatmak istediğini'' söyler.

 1 Mart 1939'da Kahire'de Mısır Parlamento reisi Behaddin Bereket Paşa, Veliaht Prens Muhammed Ali Paşa, Üniversite hocaları, yazarlar ve din adamları, İsa Yusuf Bey'in görüştüğü ve Doğu Türkistan davasını anlattığı şahıslardan bazılarıdır.

 İsa Bey 6 Mayıs 1939 günü İstanbul'a gelir. Önce Doğu Türkistanlı hemşerileriyle görüşür. Daha sonra Memduh Şevket Esendal ile fikir alışverişinde bulunur. 16 Mayıs 1939 da Ankara'ya gider. Dış İşleri Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Hamit Zübeyir Bey ve Alman Profesör Eberhard ile görüşmeler yapar. Ayrıca;  Başbakan Dr. Refik Saydam, Prof. Dr. Fuat Köprülü, Uluğ İğdemir, Besim Atalay, Hasan Ali Yücel, Prof. Dr. Abdulkadir İnan, Abdülhalik Renda, Osman Turan, Emin Bilgiç ve nihayet Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile görüşür.

Fakat bu görüşmelerin hiç birinden de istediği ve umduğu desteği bulamaz. O zamanlar Türkiye zaten fakir bir ülke olup, kendi yağıyla kavrulmak mecburiyetindedir. Dışişleri görevlileri ise çok çekingen davranmaktadırlar. Fakat İsa Bey, görüştüğü her kademeden kişilere bıkmadan, usanmadan Doğu Türkistan davasını anlatmaktadır.

 Nihayet 8 Eylül 1939'da Beyrut'a gelir. Lübnan ve Irak'ta ziyaretler yapar. 17 Ekim'de İran'ı, 20 Kasım'da Afganistan'ı ziyaret eder. Afgan Kralı Muhammed Zahir Şah onu kabul eder. İsa Bey, Afganistan'da Doğu Türkistanlı mücahit Mehmet Emin Buğrayı da ziyaret eder. 1940 yılında Tekrar Hindistan'a gelir ve İsa Bey'in iki yıl süren yurt dışı ziyareti artık sona ermiştir. 0 artık mücadelelerine Çin'de devam etmeye karar verir…

İsa Yusuf Bey, 1936 yılından 1947'ye kadar sürecek olan Çin Meclisi üyeliği sırasında Doğu Türkistanlılar üzerindeki Çin baskısının ve zulmünün kaldırılması konusunda Çin meclisine teklifler götürür, Çin meclisi İsa Beyi bu tutumlarından dolayı tehlikeli gördükleri için “Pantürkist” ve “Milliyetçi unsur” olarak adlandırmış ve her hareketini gözlem altında tutmaya başlamışlardır. 12 Kasım 1944 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kuruluş zemininin hazırlanmasında büyük rol oynamış fakat, bu hükümetin kabinesinde yer almamıştır.

1947 yılında kurulan eyalet hükümetinin genel sekreterlik görevini ifa etmiş olan İsa Yusuf Bey, 1949 yılına kadar da , “Uygur Kültür Cemiyeti” ile “Doğu Türkistan Gençlik Teşkilatı”nın genel başkanlığını yapmıştır. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında, yayınladığı gazete, dergi ve mecmualarla Rusya'nın ve Çin'in tepkilerini üzerine çekmiş, 1949'da Mao Ze Dung yönetimindeki Komünist Çin ordularının Doğu Türkistan'ı işgal etmesinin ardından 1949 sonbaharında İsa Yusuf Bey ve beraberindeki heyet. Kızıl Çin kuvvetlerine karşı direnen generalleri ziyaret ederler. Onların mücadele azmini arttırmaya çalışırlar. Fakat artık bundan sonra bulunulacak girişimlerin bir faydasının olmayacağı anlaşılmıştır.

İsa Yusuf Bey ve arkadaşları uzun süren müzakerelerde çok önemli bir yol ayrımında olduklarının bilinci içerisinde bir ikilem içindedirler. Ya Doğu Türkistan'da kalarak şartların asla eşit olmadığı bir savaşta düşmanla  çarpışılacak ve tamamen yok olacaklar. Ya da Mehmet Emin Buğra Beyin deyimi ile “Vatan için vatandan ayrılma” kararına vararak Doğu Türkistan mücadelesi hür dünyada sürdürülecek… Nihai karar 2. şık olur. Kızıl Çin kuvvetlerine karşı koymak için yeterli güce sahip olunmadığı düşüncesi ile hicret kararı alırlar. İsa Bey, 20 Eylül 1949 gece yarısı Ürümçi' den ayrılır. 22 Eylül'de Kuçar şehrinde Mehmet Emin Buğra ile buluşur. 27 Eylül'de geldiği Kaşgar dan 1 Ekim 1949 da ayrılır.

21 Ekim 1949 tarihinde ise, Doğu Türkistan'ın sınır kasabasından İsa Yusuf Bey ve yanındaki yüzlerce kişi sınırı aşarlar…

Yolculuk sonunda kafilelerindeki 852 kişiden 798' kişinin Ladak'a sağ salim gelebildiğini, 54 kişinin ise, bu uzun ve tehlikeli yolculuk sırasında kaybedilmiş olduğu anlaşılır.

Sağ gelenlerden 49 kişinin de el ve ayak parmakları donma sonucu kesilmek mecburiyetinde kalmıştır.

Daha sonra Keşmir'in başşehri Srinigar'a giderler. Artık çileli bir bekleyiş devri başlamıştır. Bu arada ikinci kafile olarak gelen Kazak Türklerinin de sığınma taleplerinin kabul ettirilmesine çalışmaktadırlar. Yeni Delhi'de Hindistan Dışişleri Bakanlığı ile görüşür. 6 Eylül 1951 tarihinde de Suudi Arabistan'a bir ziyarette bulunur.

Bir yandan da basın yoluyla Doğu Türkistan davası canlı tutulmaya çalışılır. Nihayet Bakanlar Kurulu 13/3/ 1952 tarihinde 1850 Doğu Türkistanlı, iskânlı göçmen olarak Türkiye'ye kabul edilir. 1953 yılı başından itibaren Doğu Türkistanlılar Türkiye'ye gelip yerleşmeye başlarlar. Göçmenlerin büyük kısmı Türkiye'ye yerleştikten sonra, İsa Yusuf Bey de ailesiyle birlikte 1954 Haziranında Türkiye'ye yerleşir. 4 Aralık 1957 tarihinde de Türk vatandaşlığına kabul edilerek ALPTEKİN soyadını alır.

Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da Doğu Türkistan Göçmenler Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna anlatılması üzerinde yoğunlaştırmıştır.

1960 yılında Yeni Delhi'de toplanan Asya-Afrika Konferansı'na, 1962'de Bağdat'ta, 1964'te Somali'de Mogadişu'da, 1965'de Mekke'de, 1978'de Karaçi'de toplanan İslam konferanslarına katılarak 1980 yılında Mekke'de düzenlenen Dünya İslam Birliği Kurucular Meclisi üyeliğine seçilmiştir. Bu toplantı ve konferanslarda Doğu Türkistan'ı temsil ederek Doğu Türkistan lehine kararlar alınmasına vesile olmuştur.

Doğu Türkistan mücadelesini daha geniş kitlelere duyurmak isteyen Alptekin, 1983 yılında Doğu Türkistan Neşriyat Merkezi'ni kurmuştur.

Eserleri arasında “Doğu Türkistan Davası”, “Unutulan Vatan Doğu Türkistan”, “Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor”,  Esir Doğu Türkistan İçin” isimli eserleri bulunmaktadır…

Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti devletinden çok büyük beklenti ve ümitleri bulunan İsa Yusuf ALPTEKİN Bey’in şu cümlesi oldukça manidardır. "Gönül arzu eder ki, Doğu Türkistan meselesinin halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye'nin hakkı olsun....”

 

 

“Bir çocuk doğurma şerefliliktir. Bir çocuk doğurursan çabuk

zengin olursun” (!)

 

Çin Hükümeti Doğu Türkistan'ın Köylerinde “Planlı” Çocuk Sahibi Olan Aileleri Ödüllendirme Uygulamasını Yaygınlaştırma Hazırlığında

“Planlı Doğum” olarak anılan politikanın uygulanmasında kesinlikle sert biçimde cezalandırma usullerini de kullanarak hedeflediği maksada ulaşamayan Çin hükümeti, Çin genelinde deneme mahiyetinde yürürlüğe koydukları “Az çocuk sahibi olanları ödüllendirme uygulaması”nı Doğu Türkistan'ın köy ve kasabalarında yaygınlaştırmaya ve bu yolla Uygurların nüfusunun artmasının önünü almaya hazırlanmaktadırlar.

Çin'in mevcut yasaları gereği Doğu Türkistan'daki yerli Çiftçi ve besicilerin 3 çocuk sahibi olabilme hakları bulunuyor. Fakat Çin hükümeti hiçbir zaman kendisinin bu yasalarına riayet etmiş değildir.

Temel hükümet organlarındaki planlı doğum birimleri çeşitli yasaklama tedbirleri ve tayinler yoluyla çiftçilerin yasalarla belirlenen 3 çocuk sahibi olma haklarını yasaklamışlardır. Onlar, “Bir çocuk doğurma şerefliliktir. Bir çocuk doğurursan çabuk zengin olursun” şeklinde sloganlarla ortaya çıkıp, az çocuk sahibi olan ya da evlendikten sonra epey bir zamana kadar çocuk sahibi olamayanları ödüllendirme yoluyla, Uygur çiftçilerin çok çocuk sahibi olmalarını engellemeye çalışmaktadırlar.(ETIC)

 

“İsa Yusuf Bey, Sarsılmaz Bir İman Kalesidir”

 

Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Çorum İl Başkanlığı düzenlediği bir programla Doğu Türkistan mücadelesinin bayrak ismi İsa Yusuf Alptekin'i andı.

 

‘'İsa Yusuf Bey Sarsılmaz Bir İman Kalesidir''

Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Çorum İl Başkanlığı düzenlediği bir programla Doğu Türkistan mücadelesinin bayrak ismi İsa Yusuf Alptekin'i andı.

Üniversite Masasının düzenlediği program Şehit Fikri Arıkan Seminer Salonunda yapıldı. Üniversite Masası Başkanı Turan Gazi Yalçındağ, yaptığı konuşmayla İsa Yusuf Alptekin'i, hayatını, eserlerini ve mücadelesini anlattı.

İsa Yusuf Alptekin'in hayatını ve mücadele yıllarını çocukluğundan başlayarak anlatan Yalçındağ,  İsa Yusuf Bey'in çocukluğunu, eğitim gördüğü yılları ve daha sonra kaymakam oluşunu, Batı Türkistanda'ki hayatını anlattı. Orada Özbek Ozan Çolpan'la görüşmesi, daha sonra Pekin'e gidişi, ilk milliyetçi faaliyetlerini ve Türkiye'ye gelişini anlattı.

 Daha sonra İsa Yusuf Bey'in yaptığı mücadele, kurduğu kuruluşlar ve yayınladığı eserler konusunda bilgi veren Yalçındağ, daha sonra da İsa Yusuf Bey'in  Türkiye'ye hicretini anlattı ve Doğu Türkistanlıların Türkiye'ye göçü ile ilgili bilgi verdi.

İsa Yusuf Bey'in sarsılmaz bir iman kalesi olduğunu ve böyle hatırlanması gerektiğini  söyleyen Yalçındağ, İsa Bey'in gençlik hayatından başlayarak devam eden hayatının çileler, eziyetler, hicretler ve her türlü sıkıntıyla dolu ancak hürriyet aşkıyla yanan bir ömür olduğunu belirtti. 17 Aralık 1995'de vefat etmesine rağmen bu hürriyet aşkının hala yandığını ve bu hürriyet aşkının şimdi Ülkü Ocaklıların bedeninde yandığını söylemesi ise coşkuyla alkışlandı.

İsa Yusuf Alptekin konuşmasını bitiren Yalçındağ, gündeme dair kısa bir konuşma yaparken bazı mesajlar verdi. Son günlerde Ülkü Ocakları üzerinde oynanan oyunlara karşı bazı mesajlar veren Yalçındağ, şu ifadeleri kullandı : 

         ‘’  Değerli dava arkadaşlarım,

 

             Ulusal Basından istediğimiz şudur, eğer Ülkü Ocakları bir suç merkezi ve Ülkücüler de  suçlu diye başlattığınız kampanya için artık somut örnekler ortaya koyunuz. Maksatlı ve sistemli şekilde ortaya koyulan senaryolar her zamanki gibi boşa çıkacaktır.

 

             Ocakların ve Ülkücülerin adresleri bellidir.

 

              Karar içinde yaşadığımız milletimizindir.

 

            Artık milletimizi sanal varsayımlarla oyalamayınız. Milletimizi seven, milli değerlerine sahip çıkan gençleri artık lekelemeyiniz.

 

           Bu ülke milletini sevenlerin hapse atıldığı ülke olmaktan elbette çıkacaktır.

 

           Ülkesini ve milletini sevenleri artık yıpratmayınız.

 

           Ülkemizin ihtiyacı olan, alakasız ve ispatsız haberlerle birilerini adres göstermek değil, toplumsal barışı sağlamak için birbirimizi anlamaktır.

 

           Mücadelemiz yasal zeminde ve hukukun üstünlüğü prensipleri dahilinde devam etmektedir.

 

           Beklentimiz bu asılsız kampanyaların son bulmasıdır.

 

           Hepinize teşekkür ediyorum…..

 

           Tanrı Türkü Korusun…’’ 

 

“İNSAN HAKLARI” HANGİ İNSANLAR İÇİN VAR?

10 Aralık 1948'de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ilan edilmesinin ardından bu beyannamenin altına imza atan üye devletlerin gözleri önünde 13 Ekim 1949 tarihinde Doğu Türkistan Mao'nun kızıl orduları tarafından işgal edilmiştir.

Bu işgalin ardından, Doğu Türkistan halkına Kızıl Çin işgalcileri tarafından insanlık tarihinde eşi ve benzerine az rastlanır işkence, soykırım, asimilasyon ve sürgün yöntemleri uygulanmıştır. Milyonlarca insan hunharca öldürülmüş, mal varlıkları müsadere edilmiş, dini inançlarını yaşamaları kesin bir şekilde yasaklanmış, bu yasağa uymayanlar feci şekillerdeki Çin işkencelerine tabi tutularak katledilmişlerdir.

Bu gün dünyada özgürlükten, barıştan, fırsat eşitliğinden, halkların kardeşliğinden, insanların temel hak ve hürriyetlerinin kutsallığından söz ederek kıtalar arası askeri operasyonlar düzenleyenler ve dünya barışını ciddi şekilde şirazeden çıkartan küresel güçler, neden Doğu Türkistan'ı göz ardı etmektedirler.

 İnsan Haklarını koruyup kollamak ve güvence altına almak adına tesis edilen BM Teşkilatına üye devletler, neden her türlü insani hakları Kızıl Çin müstemlekecileri tarafından çiğnenmekte olan, insanların en kutsal hakkı olan yaşama hakları bile ellerinden alınan 40 milyon Doğu Türkistan halkının yaşamakta olduğu insanlık trajedisini görmezlikten, duymazlıktan gelmektedir? Neden BM üyesi devletler, bu evrensel teşkilatın 5 daimi üyesinden biri olan Komünist Çin devletini Doğu Türkistan halkına yönelik olarak işlemekte olduğu insanlık suçları ve insan hakları ihlalleri konusunda uyarmazlar? Yoksa Çin devleti BM örgütü üyesi devletleri de tehdit mi ediyor?

Şurası çok iyi bilinmelidir ki; Bu gün Doğu Türkistan'ı işgal ederek yutup yok etmekte olan Çin, yarın da “Şanghay İşbirliği Örgütü” üyesi devletleri de kendilerinin menfur emellerine alet ederek BM üyesi olan bütün devletlerin iç işlerine de ciddi bir şekilde müdahale etmeye başlayacaktır…

1990 Yılında Doğu Türkistan'da vuku bulan ve tarihe “Barın Ayaklaması” olarak geçen hadise sırasında binlerce şehitten arta kalan Doğu Türkistan mücahitleri o yıllarda hür dünya devletlerine bir mektupla şöyle seslenmekteydiler:

… “Kan Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, din kardeşlerimiz dünya Müslümanlarına, dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün teşkilâtlara, bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür ve demokratik devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş Milletler Teşkilâtına… Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu Türkistan'ın tarihî başkenti ve kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin 45 km. batısındaki Aktuğ ilçesine bağlı Barın kasabasında Uygur çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri, molotof kokteylleri, balta keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu Türkistan halkını vahşet derecesinde ezmeye devam eden ve yurdumuzu sömüren Çinli işgalcilere karşı 5 Nisan 1990 tarihînde harekât başlattı. Harekâta katılan her fert sınırsız fedakârlıklar ve benzersiz kahramanlıklar göstererek kendilerinden kat, kat üstün olan işgalci düşman kuvvetlerine kanının son damlasına kadar karşı koydu.

İnsanlık duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı isteklerine ve kanunî taleplerine ulaşmak için başlattığı bu hareketi zamanımızın en modern silâhlarını kullanarak kanlı bir şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük ve haklı hareketi bastırmak için yüz binlerle ifade edilebilecek miktarda askerî güç kullandı. Bu kanlı bastırma hareketi sonunda, binlerce vatanperver genç  kahramanlık destanları yazarak şehit oldu…Bizlere kulak vermenizi bekliyoruz! ”

Aradan geçen 16 yıl zarfında ne her hangi bir dünya devleti, ya da uluslararası bir teşkilat, Doğu Türkistanlıların bu çağırılarına cevap vermek adına, işgalci Çin devletinin Doğu Türkistan halkına yönelik olarak uygulamakta olduğu insan hakları ihlalleri ve işlemekte olduğu insanlık suçlarını durdurmak için parmaklarını dahi oynatmadılar.

Yılda bir defa her“10 Aralık” günü “laf olsun torba dolsun” kabilinden söylemlerle bundan 58 yıl önce ilan edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin içinin, daha onlarca yıl asla doldurulamayacağını düşünüyoruz. 11.12.2006

 

ÇİN SAĞLIK BAKANLIĞININ İTİRAFI

 

ETIC: “Hastanelerde başka hastalara nakledilmekte olan vücut organlarının ekseriyeti ölüm cezasına çarptırılan ve kurşuna dizilerek öldürülen hükümlülere aittir.”

“Almanya Dalgaları “ Radyosunun verdiği habere göre, Çin Sağlık Bakanlığının bakan yardımcısı Huang hao fu, “Uluslararası Organ Nakli Tıp Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, Hastanelerde başka hastalara nakledilmekte olan vücut organlarının ekseriyetinin ölüm cezasına çarptırılan ve kurşuna dizilerek öldürülen hükümlülere ve çeşitli trafik kazalarında ölenlere ait olduğunu itiraf etmiştir.

Huang Hao Fu bu konuda Çin hükümetini savunarak “Biz organ nakli operasyonları öncesinde ölüm cezasına çarptırılan mahkumların yada onların aile efratlarının iznini almaktayız.”demiştir.

Yukarıdaki haberde, önceleri Çin hükümetinin uluslar arası insan hakları teşkilatlarının bu konudaki kınamalarını sürekli olarak inkar ede gelmekte olduklarına rağmen, Huang Hao fu'nun ölüme mahkum edilen mahpusların organlarını ameliyatla aldıklarını itiraf etmeye mecbur olmasına, İngiltere Radyo şirketinin muhabiri ile dış ülkelerdeki Falungong teşkilatlarının  bu konuda gösterdikleri açık ve net delillerin sebep olduğu beyan edilmiştir.

Mesela İngiliz radyo şirketinin  bir muhabiri, Çin'in Tian jin şehrindeki bir hastanede yürütülen organ nakli ameliyatlarını gizli kamera ile kaydetmiş ve yine, hastane sorumluları ile görüşerek babasının hasta olduğunu ve bir böbreğe ihtiyacının olduğunu söylediğinde, Hastane görevlisi ona, “Eğer Hong-Kong'daki malum bir hesaba 32 bin Euro yatırırsanız birkaç hafta içerisinde bir böbrek bulabilirsiniz” diyerek garanti vermiştir. Muhabir onlardan “Bu böbrek ölüm cezasına mahkum edilenlerin böbreği mi?” sorduğunda onlar kesin bir şekilde “Öyle, aslında bu iyi bir iş. Çünkü böylelikle mahpus kendisinin işlediği suçun belli bir kısmının bedelini ödemiş olur” diyerek cevap vermiştir.

Yine Amerika'nın Los Encılıs kentinde yaşayan 69 yaşındaki zengin bir Çinli göçmen Çin'in Guandong şehrine gelip buradaki bir hastanede böbrek nakli ameliyatı yaptırmış

 ve bir böbrek için 40 bin dolar ödemiştir. Bu kişinin hastaneden aldığı bilgilere göre, kendisine nakledilen böbreğin yeni kurşuna dizilerek öldürülen 30 yaşında bir mahpusa ait olduğunu öğrenmiştir.

Bundan başka yine dış ülkelerdeki Falungong teşkilatları da, Çin'deki bazı doktorların ve yetkililerin para kazanmak maksadıyla özel olarak mahpusların organlarını alıp satma birimi oluşturarak, organize bir şekilde suç işlemekte olduklarını, bu birimin sadece  kurşuna dizilerek öldürülen mahpusların organlarını değil, hatta henüz öldürülmemiş olan mahpuslarında vücut organlarını da dış ülkelere fahiş fiyatlarda satmakta olduklarını delillerle ifşa etmişlerdir.

Mezkur makalede beyan edildiğine göre 80'li yılarlıdan bu yana Uluslar arası İnsan Hakları Teşkilatları Çin'in adliye birimleri ile hastanelerini “Ölüm cezası verilen mahpusların onayını almadan onların vücut organlarını fahiş fiyatlara satmaktadırlar.” Diyerek kınamaktaydılar.

Günümüzde Çin'de ölüm cezası verilerek kurşuna dizilmek suretiyle öldürülmekte olanların sayısı, dünya genelinde uygulanan idam cezalarının toplamından da daha fazla olup, Uluslar arası Af Örgütünün bildirdiğine göre geçen sene Çin'de 1770 mahpus kurşuna dizilerek öldürülmüştür. Fakat, Çin'in yasal birimlerinin tahminlerine göre ise, her yıl kurşuna dizilerek öldürülenlerin gerçek sayısının 8-10 bin civarında olduğu öğrenilmiştir.

Almanya Dalgaları” radyosunun bu makalesinde, Çin hükümetinin  bu konuda uluslar arası toplumu sürekli olarak yanılttığı, bir Çin yetkilisinin söylediği ile diğer bir Çin yetkilisinin bir- biri ile çeliştiği, daha bu yılın Nisan ayında Çin'in bir yetkilisinin,  Çin'de hastalara nakledilen organların çok az bir bölümünün mahpuslara ait olduğu ortaya konulmuşsa da, şimdi ise Çin'in Sağlık bakan yardımcısının tam tersini söylemekte olduğu kaydedilmiştir.

Uluslar arası İnsan Hakları Teşkilatının Hong-Kong'daki gözlemcisi olan Beklin bu konu hakkında, “Önceleri Çin makamları mahpusların vücut organlarını satma meselesinin tartışılması bir yana  konu edilmesini dahi yasaklayagelmekteydiler. Çünkü bu mesele Çin'in İnsan Hakları alanındaki mühim konulardan biriydi. Bu yüzden Çin hükümeti ölüm cezası verilen ve vücut organları satılan mahpusların gerçek sayısını dünyaya ilan etmesi gerekir” dedi.

Gerçi Doğu Türkistan'da mahpusların organlarını alıp başkalarına satma hadiselerinin ne zaman başladığı hakkında açık bir malumat bulunmasa da, 90'lı yılların başlarından itibaren Ürümçi'deki bazı merkezi hastanelerin idama mahkum edilerek öldürülen mahkumların böbrek ve benzeri organlarını başka hastalara fahiş fiyatlar karşılığında naklettikleri hakkındaki haberler yayınlanmaktaydı.

Şimdi ise, bu tür hadiseler tıpkı Çin'in içeri bölgelerindeki gibi Doğu Türkistan'da da sıradan olaylar haline geldi ve organlarını satanlar tamamen Çinli suçlulardan oluşmaktadır.

Her ne kadar şimdiye kadar Uygur Siyasi mahpusların iç organlarının çalındığı hakkında açık bir delil bulunmasa da, ölüm cezasına çarptırılarak kurşuna dizilen bazı Uygur siyasi mahpusların aile efratlarının Çinli ilgililerden cesedi teslim alıp defnettiklerinde cesedin bazı yerlerinin ameliyat edilerek dikiş atılmış olduğunu tespit ettikleri ile ilgili haberler toplum arasında yaygın haldedir.

  

Çin, Güney Kıbrıs Rumlarını silâhlandırıyor

 

Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Güney Kıbrıs Çin'den silah almaya hazırlanıyor. 

Rum basınında yer alan haberlere göre, pazarlıklar çok gizli bir şekilde yürütülüyor.

Buna göre, Rum yönetimi Çin'den 70 adet 155'lik top batarya sistemi almak istiyor.

Silahların değeri, yaklaşık 80 milyon dolar. Çin yönetiminin 15 milyon dolar indirim de yaptığı belirtiliyor.

Rum Savunma Bakanlığı envanterindeki silah sistemlerini yenileme çalışmalarına iki yıl once başladı.

Ancak ABD, Yunanistan'a sattığı silah sistemlerinin Rum kesimine transferini yasaklayınca, Rum yönetimi arayışlarını başka ülkelere kaydırdı.

Rum- Çin İşbirliği Giderek Artıyor

Rumlar Suriye'den sonra Çin'de  Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'nun daveti üzerine kendisine eşlik eden 102 kişilik heyetle ülkeye gelen Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos, temaslarını sürdürüyor. Papadopulos, Çin ziyareti kapsamında geldiği Şanghay şehrinin Belediye Başkan vekili Feng Guoqin ile bir araya geldi.  Feng, görüşmede Kıbrıs Rum Kesimi ile Çin arasında geçmişten gelen mükemmel bir dostluk ve işbirliği bağları olduğunu belirterek, Güney Kıbrıs'ın Şanghay'da düzenlenecek '2010 Dünya Fuarı'na katılmasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Papadopulos ise görüşmede Çin'deki temasları ile iki taraf arasındaki ilişkilerin güçlendirileceğini umduğunu ifade etti.

-"PAPADOPULOS: İKİLİ İLİŞKİLER MÜKEMMEL"-

Rum lider Papadopulos, ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, Güney Kıbrıs ile Çin arasındaki ilişkilerinin 'mükemmel' olduğunu vurguladı. Ziyaretinin iki taraf arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğini umduğunu ifade eden Papadopulos, Çin'in Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak 'önemli bir rol' oynadığını dile getirdi. ''Çin'e yaptığım ziyaret, Çin ile mevcut önemli ve samimi ilişkileri güçlendirecek, ekonomi ve turizm alanlarındaki ikili işbirliğini geliştirecektir.'' diyen Rum lider, ikili ilişkiler konusunda övgüde bulundu.

PAPADOPULOS: ''AB'DE ÇİN'İ DESTEKLEYECEĞİZ''-

Papadopulos, AB'ye katılmış bir taraf olarak, Pekin'in Brüksel ile görüşmekte olduğu yasal taleplerini desteklemeye devam edeceğini de belirtti. ''Tek Çin'' politikasına bağlı olacaklarını yineleyen Papadopulos, karşılıksız olarak Çin'in egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini ifade etti. Son yıllarda ticari ilişkilerde hızlı bir büyüme olduğuna dikkat çeken Papadopulos , bu gelişmenin, ikili mükemmel siyasi ilişkiler çerçevesinde sağlandığını işaret etti.

Rum lider Papadopulos, turizm sektörüyle ilgili olarak da, Avrupa'ya çok-ülkeli geziler düzenleyen Çin seyahat acenteleri ile işbirliğini güçlendireceklerini dile getirdi. Papadopulos, ayrıca Çin'de düzenlenecek 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları'nın başarılı olacağına inandığını sözlerine ekledi. Papadopulos, 5 gün sürecek Çin ziyaretinin ilk ayağı olan Çin'in doğusundaki ticaret ve finans merkezi Şanghay'dan sonra, 6 Aralık'ta Pekin'e gelecek ve burada Çinli liderlerle görüşecek.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jiang Yu, ziyaret ile ilgili daha önce yaptığı açıklamada Çin ve Güney Kıbrıs arasındaki diplomatik ilişkilerin kurulmasından bu yana geçen 30 yılı aşkın sürede, siyaset, ekonomi, ticaret, bilim, teknoloji ve kültür alanlarındaki ikili dostluk ve işbirliği ilişkilerinin devamlı geliştiğini belirtti. Yu, ikili temasların günden güne yoğunlaştığını kaydederek ilişkilerin gelişmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. İki taraf arasındaki ticaret hacmi 2005 yılında 290 milyon doları aşmıştı.

 

Türkmenbaşı Defnedildi

 

21 Aralık´ta geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı, doğduğu köy olan Kıpçak´ta toprağa verildi. Niyazov için düzenlenen törene, Türkiye başta olmak üzere çok sayıda ülke üst düzeyde katıldı. Onbinlerce Türkmen de törende hazır bulundu.

     Niyazov için ilk tören başkent Aşkabat´taki Devlet Sarayı´nda düzenlendi. Türkmenler ellerinde çiçeklerle uzun törenin düzenlendiği Devlet Sarayı´nın önünde kuyruklar oluşturdu. Beraberindeki 100 kişilik Türk heyetiyle birlikte Niyazov´un naaşı önünde saygı duruşunda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkmenbaşı´nın yakınları ile Türkmenistan halkına başsağlığı diledi ve şeref defterini imzaladı. 40 ülkeden temsilcinin katıldığı törende, Ukrayna, Tacikistan, Kazakistan ve Afganistan devlet başkanı seviyesinde, Rusya başbakan, ABD ise dışişleri bakan yardımcısı seviyesinde temsil edildi. Türkmenbaşı Niyazov´un cenazesi daha sonra doğduğu yer olan Kıpçak Köyü´ne götürüldü. Niyazov için kendisinin yaptırdığı bir camiide cenaze namazı kılındı ve aile kabristanında toprağa verildi. Cenaze töreni nedeniyle, Türkmenistan´da bayraklar yarıya indirildi, lokanta ve dükkanlar kapatıldı.

Saparmurat Niyazov kimdir?

Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi.

Babası II. Dünya Savaşı'nda öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri, 1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü.

Niyazov, ilk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde büyüdü. Leningrad Teknik Üniversitesi'nden Enerji Mühendisi unvanı ile mezun oldu.Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985 yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı'na atandı. Daha sonra Türkmen Komünist Partisi'nin Merkez Komite 1'inci Sekreterliği'ne seçildi.

13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek Sovyet Başkanlığı'na atandı. 27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi.

21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9'unu aldı.

Türkmenbaşı, Türkmenistan'ın Moskova'dan bağımsızlığını ilan etmesinden önce 1985 yılından bu yana iktidarda bulunuyordu.

 

Çin'de Bilgisayar Adaletin Temelidir!

 

Ne yargıç, ne de jüriler karışıyor. Çin'de resmen uygulamaya geçen yöntemle suçun ve suçlunun verileri bir sisteme giriliyor, cezaya bilgisayar karar veriyor.

Çin'ib doğusundaki Zibo kentinde bir mahkeme, mahkûmların cezalarına bir bilgisayar programıyla karar veriyor. İki yıldır denenen yazılımın uygulanmasına resmen başlandı. Hırsızlıktan tecavüze, cinayetten güvenlik ihlalleri suçlarına kadar 100 farklı suçu tanımlayabilen program, mahkûmun cezasına karar verebiliyor. Programı geliştiren Qin Ye, "Program, mahkûmiyet sürelerinin standart bir hale gelmesini garanti altına almak amacını taşıyor" diyor.

Bilgisayar programı sayesinde yargıçlara yalnızca davanın detaylarını bilgisayara girmek düşüyor. Bilgisayar mahkûma verilecek cezayı tayin ediyor. Bu sayede hem yargıcın gücünü kötüye kullanması, hem de olası bir yolsuzluğun önlendiği belirtiliyor. Ancak bazı gazeteler, programın mahkemede yolsuzluğu önleyemeyeceği, yargıçları tembelleştireceği görüşünde. Yazılımın yakın zamanda Çin'in Shandong eyaletindeki tüm mahkemelerde kullanılacağı açıklandı.

 

 

Kosova´da Türkçe resmi belgede

 

Kosova´da Sırplar ve Arnavutlar arasında ikiye bölünmüş halde olan Mitroviça kentinde de bazı resmi belgeler Türkçe hazırlanmaya başladı

 

Kosova'da Türkler'in yoğun olarak yaşadığı Prizren'de Türkçe'nin resmi dil olması sonrasında başlayan tartışmalar sürerken şimdi de bölgenin Kuzeyinde bulunan Mitroviça şehrinde Türkçe resmi evraklarda kullanılmaya başlandı.

Cengiz Köroğlu isimli Kosovalı bir Türk'e verilen ve Kosova Haber gazetesi tarafından yayınlanan, Evlilik Durum Belgesi'nde Türkçe'nin de Arnavutça, Sırpça ve İngilizce ile birlikte kullanıldığı görülüyor.

Kosova'da 1389 yaşanan Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra resmi dil olan Türkçe, Yugoslavya zamanında da bu konumunu korumuştu. 1999 yılında Sırplar ile Arnavutlar arasında yaşanan savaş sonucu Birleşmiş Milletler, Kosova için özel bir misyon kurarak (UNMIK) bölgeyi yönetmeye başlamış ve Türkçe'yi resmi dil statüsünden çıkararak yerine İngilizce'yi getirmişti.

 

“KURTULUŞ İÇİN ULUSUN UYANMASI GEREKİR”

 

Müge Çetinkaya -Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çöhreganlı, 21 Azer günü münasebetiyle yayınladığı bildirisinde; Güney Azerbaycan Türk ulusunun esaretten kurtulması için ilk önce ulusun milli şuurunun uyanması gerektiğini bildirdi. Aralık ayının 12.günü Güney Azerbaycan`da milli hükümetin kurulduğu gündür. Bir yıl Azerbaycan`ı bağımsız olarak yönetmiş Pişeveri hükümetinin kurulmasının üzerinden 61 yıl geçti. Dr. Çöhreganlı , bu özel gün sebebiyle Azerbaycan Türk milletine seslenişinde “Geçmişimizi göz önünde tutarak , onun içinde gelişen her olaydan ders almalıyız. Kurtuluşa götüren ve faciaları engelleyen derslerden biri budur ki , asıl kurtuluş için ulusun bütünüyle uyanması gereklidir. Uyanış demek , milletimizin en azından beşte birlik kısmının seviyesinin yüksek ve azimli olması demektir.” dedi.

 

İRAN CUMHURBAŞKANINA PROTESTO

 

Müge Çetinkaya -Geçtiğimiz yıl göreve gelen İran İslam Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedi Necat, rejim muhalifi gruplarca protesto edildi. Tahran`da bulunan Emir Kabir Üniversitesine davet edilen Ahmedi Necat, öğrencilerin “diktatöre ölüm” sloganlarıyla yüzleşti. İsyancı öğrenciler, İran devletinin resmi televizyon kanalının kameramanlarına saldırıp görüntü almalarını engellediler. Ahmedi Necat`ın konuşma yaptığı kürsüye patlayıcı maddeler fırlatan grup, hâkimiyet taraftarı öğrencilerin hücumu ve devlet korumalarının müdahalesiyle zorlukla durdurulabildi. Ortamın kargaşası sebebiyle konuşmasına devam edemeyen İran`ın lideri , isyancı grubu “despot azınlığın temsilcileri” olarak nitelendirdi. Kaynaklar; 12 Aralık 2006- Musavat gazetesinin siyaset şubesince yazılan haber. İran İslam hakimiyetinden memnun olmayanların ve ülke dışına kaçanların sayısının hayli fazla olduğu gözden kaçmamaktadır. Özellikle İran gençliği, molla hakimiyetini red edmekte ve özgürlükten, demokrasiden, reformdan, çağdaş dünyanın değerlerinden yana olduklarını bildirmektedirler. Emir Kabir üniversitesinde yaşanan olayları tertipleyen öğrencilerin “İslahatçı talebe harekâtı” üyeleri oldukları açıklanmış olup,  siyasî çalışmalarının engellenmesi, Ahmedi Necat`a saldırmalarına sebep olarak gösterilmiştir. Tahran sokaklarına akan öğrenci gençler , çağdaşlık isteklerinden taviz vermemektedir.

 

İRAN`DAN CÜRETKAR İFADELER

 

Müge Çetinkaya -İran İslam Cumhuriyetinin devlet organına bağlı “İslam Respublikası” gazetesinin 27.11.2006 tarihli sayısında “Kuzey İran” adıyla makale yayınlandı. Bu cüretkâr ve Azerbaycan Türk milletine saldırı mahiyetindeki makalede , İran`da yaşayan milletlerin hepsi göz ardı edilerek sadece Fars milleti tanınmış ve onun dili, kültürü, milli hakları savunulmuştur. İran gibi çok milletli devletlerin çeşitli akımlara sığınması , hâkimiyeti elde tutan milleti diktatörleştirmektedir. İran hâkimiyeti şovenistliğine kalkan olarak İslam dinini kullanmakta ve içindeki gayri Fars milletlerin hak , taleplerini nasyonalizm ile itham edip cezalandırmaktadır. Toprakları içinde böylesine tutum sergileyen hâkimiyet, komşusu devletlerin sınırlarına ve milletlerine de göz dikmiştir. Kuzey İran adlı makalede kast edilen bölge , bağımsız ve uluslararası saygınlığı olan Azerbaycan Cumhuriyetidir. Azerbaycan`ın toprak bütünlüğüne ve milletine saldırı niteliğindeki yazılar, İran`ın komşularına bakışının aynasıdır. İran`ın söz konusu makale ile ilgili Azerbaycan devletinden yazılı özür dilemesi gerekmektedir. 

 

Himalayaların eteklerindeki Türk köyleri

yaşam mücadelesi veriyor

 

Dünyanın zirvesi sayılan Himalayalar, ayni zamanda unutulmuş hayatlar diyarıdır. Nasuh Mahruki'nin Everest tırmanışıyla tanıdık bölgeyi, Asya kıtasının zirvesinde dolaşan Türklerden habersiz..

Himalayaların eteklerindeki Keşmir'de yaklaşık 300 Türk köyü var. Sarp dağları mesken tutan bin aile, ayakta kalma mücadelesi veriyor. Hepsinin soyadı ayni; Osmani... Hindistan ile Pakistan arasında bölünmüş durumdalar. Bir rivayete göre, hicri 3. asırda Horasan bölgesinden göç ederek Hint yarımadasına gelmişler. İkinci görüş, Gaznelilere dayanıyor. Bölgeye 17 kez sefer düzenleyen Gazneli Mahmut, bazı askerlerini Keşmir'de bırakmış. Bugünkü aileler de o askerlerin torunları... Konuştukları Türkçe bir hayli bozulmuş. Kendilerine yardım elini uzatan Sultan 2. Abdülhamit'i unutmamışlar. Geçtiğimiz yıl yaşanan Pakistan depremi en çok Türk köylerini vurmuş. Yüzlerce can kaybı yaşanmış. Ancak Türkiye'den gelen yardımlar gönüllerini fethetmiş.

 

Dünyanın her köşesinde hakları ihlâl edilen tek milletin 'Türkler'

olduğu konusunda görüş birliğine varıldı

 

Anadolu ve Avrasya birlik olsun Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin düzenlediği sempozyumda, dünyanın her köşesinde hakları ihlâl edilen tek milletin 'Türkler' olduğu konusunda görüş birliğine varıldı. Ankara’daki konferansta, dünyada insan haklarından en çok söz eden ülkelerin; silâhlanma, sömürgecilik ve zulümden en fazla sorumlu olan ülkeler olduğuna dikkat çekildi

Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü dolayısıyla düzenlediği sempozyumda, dünyanın her köşesinde hakları ihlâl edilen tek milletin “Türkler” olduğu; ancak sorunun hiçbir ülkede dile getirilmediği konusunda görüş birliğine varıldı.

Çifte standart

Prof. Dr. Özcan Yeniçeri: Dünyada insan haklarından en çok söz eden ülkeler silâhlanma, sömürgecilik ve zulümden sorumlu ülkelerin başını çekiyor. İnsan hakları konusunda çifte standart sürüyor. Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’ne, Batı Trakya’da AB üyesi Yunanistan’ın Türklere uygun gördüğü muamele, insan haklarının insanların değil, güçlülerin hakkı olduğunun açık bir göstergesi. Demokrasi kılıfı

Prof. Dr. Anıl Çeçen: Türkiye ve Türk Dünyası devletleri, ABD emperyalizminin kucağına düştü.Batı, demokrasiyi kullanarak Türkiye’yi ele geçirme mücadelesi veriyor. Türk Dünyası da bizi ve Atatürk’ün çizgisindeki insan hakları yaklaşımımızı örnek almalı ve ortak direnişi gerçekleştirmeliyiz. Emperyalizm, dünyaya azınlığa dayalı bir demokrasi anlayışını dayatıyor. Sahip çıkmamız gerek

Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran: Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde sıkıntılı günler yaşayacak. Irak Türkmenleri kendi kaderine terkedilmiş durumda. Karabağ’da tek Türk kalmadı. 1 milyona yakın Azerbaycan Türk’ü yaşam mücadelesi veriyor. Birbirimizin sorunlarına daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor.

Dayanışma zamanıDoğu Türkistan temsilcisi Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet: Çin politikaları nedeniyle ölüme mahkum edilen Doğu Türkistan halkının son 50 yıl içinde uğradığı zulüm ve baskı arttı. Dünyada en çok yer altı ve yer üstü zenginliğe sahip ülkelerden biri olan Doğu Türkistan esaret altında. Türk Dünyası’nda ve Avrasya coğrafyasında insan hakları ile ilgili yapılacak çok şey var.

Sorumluluğumuz var

Dağıstan temsilcisi Nadya Camukova: Türkiye ve Türk Dünyası haklarını birilerine vererek onlardan dönen hakları elde etmeye çalışmamalı. Türk adını taşıyan Atalarımızın bugün var olan kuşaklara “Beni nasıl temsil ettin” diye sorduğunda yüzlerin kızarmaması gerekir. Bizden sonraki nesiller ’bana ne bıraktın?’diye sorduğunda ruhumuz kaçacak yer aramamalı. Sorumluluk bilinciyle hareket ederek haklarımıza sahip çıkmalıyız.

Baskılar devam ediyor

Kırgızistan Temsilcisi Gulnar Kurmanova: “Bölgede son günlerde yaşanan gelişmeler ve olaylar dikkat çekici bir boyutta. Sorunlar devam ederken işbirliğine gitmek anlamlı bir girişim olacaktır.” dedi. Kırım’dan gelen Eldar Seyitbekirov ise, Rus şovenizmi altında ezilen ve soykırım gibi sürgüne tabi tutulan Kırım Tatarları’nın baskı gördüğünü söyledi.

 

Dünya İnsan Hakları Günü'nde Türkmenler'den Eylem

 

10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında Beyoğlu Galatasaray Lisesi önündae toplanan yaklaşık 200 kişilik grup Türkmenlere yönelik insan hakları ihlallerinin devam ettiğini söyleyerek eylem yaptı.

 

Türkmeneli İnsan Hakları Derneği, Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği ile Türkmen Kardeşlik Derneği ve