|
TÜRKLÜK
BİLİNCİ ETRAFINDA KENETLENMENİN ÖNEMİ
Milletler için özgürlük ve bağımsızlıklarını kaybetmiş olmak
dünyanın en elem verici, en onur kırıcı ve en ağır
talihsizliklerinden biridir. Bu ahval her milleti değişik oranlarda
etkiler. Kimi milletler içine düştükleri mevcut durumu kabullenerek
yaşamayı seçer, kimi milletler, günün birinde bir “Beyaz atlı
prens”in gelip kendilerini kurtarmasını bekler, kimi milletler de
her türlü imkânsızlıklar içerisinde dahi özgürlük ve
bağımsızlıklarını tekrar elde etmek için, mücadelenin şartları neyi
ve hangi yöntemleri gerektiriyorsa o yöntemlerle mücadele etme
yolunu seçerler.. İşte bu millet Türk milletidir…
Bu sebepledir ki; Bu gün dünyadaki en köklü ve müzmin Türk düşmanı
milletler ve devletler gizli ve aleni usullerle Türk milletini ayrı
ayrı boy, uruğ ve kabilelere bölerek, kendi hükümranlıkları altına
almak ve böylece eritip yok etme girişimi içindedirler.
Eski Sovyetler Birliği Rusya'sı bu yolu denedi, kısmen de başarılı
oldu ve bu başarısı 70 yıl sürebildi. 1990 yılının başlarından
itibaren de Sovyetler Birliğinin dağılmasından sonra 5 ayrı Türk
Cumhuriyeti dünya devletleri arasındaki yerini aldı. Putin
liderliğindeki Rusya ise, aldığı darbeyi kendi lehine çevirebilen
nadir devletlerden biri durumunda. Çünkü Slav asıllı milletlerdeki
soy bilincini ön plana çıkartarak Slav milliyetçiliği esasına dayalı
yeni ve güçlü bir Rusya oluşturma yolunda ciddi adımlar atıyor.
Dolayısıyla da Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerini yeni bir
tehlikenin gölgesi takip ediyor. Türk dünyasının, yeni Putin
Rusya'sını hafife alması, onunla sözde dostluklar kurarak flört
etmeye çalışması ve tarihte yaşananları göz ardı etmesi en büyük ve
tarihi bir hata olur. Zira Tilki derisinden post, Rus ayısından da
asla dost olmaz.
Dünyadaki ezeli ve ebedi Türk düşmanı bir devlet de Çin'dir. Bu
millet, Tarih boyunca Türk milletine karşı olan kin, nefret ve
intikam duygusundan bir an olsun ayrı düşmemiştir. Doğu Türkistan'ın
1949 yılında Çin işgaline düşmesi de, Çin'in Türk milletinden
intikam almak isteme duygusunun bir tezahürüdür. Gönül isterdi ki;
Doğu Türkistan halkının Çin tarafından gördüğü eza, cefa, soykırım
ve sürgüne gönderme eylemleri dünya Türklüğüne karşı da yapılmış
olan eylemler olsun. Fakat ne yazık ki, işgalci ve soykırımcı Çin'e
Türk dünyası tarafından, daha doğrusu Türkiye Türkleri tarafından
gösterilen tepkiler, son derece cılız ve neredeyse kişisel tepkiler
bazında kalmıştır.
Bu tepkisizlikten cesaret alan Çinliler ve diğer Türk-İslâm düşmanı
devletler, gelecekte önlerinde tek engel olarak gördükleri Türk
milletini ve Türk kimliğini tamamen ortadan kaldırmaya yönelik bin
bir türlü melanet senaryolarını sahnelemeye başlamışlardır. İşte bu
noktada ne yazık ki bu oyunun figüranları olarak yine, Türk
milletinin Türk zannettikleri veya Türklüğünü inkâr edenler
kullanılmaktadır. ABD başta olmak üzere batılı sözde dost ülkeler,
Türk milletinin arasına nifak tohumları ekmeye ve hatta Türkiye'yi
bölüp parçalamaya yönelik girişimlerini, “Türkiyelilik”lerini ileri
sürenlerin müthiş destekleri ile sürdürmektedirler. Çinlilerde Uygur
boyuna mensup olanların çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan Türkleri
arasına fitne sokarak, Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek vs. gibi Türk
boylarından “ayrı milletler” oluşturma gayreti içindedirler. Çünkü
bu yöntem emperyalistlerin “Böl, parçala ve hükmet” anlayışı ile
tamamen bir uyumluluk göstermektedir.
Aklıselim insanlar bilirler ki; Doğu Türkistan'ın kayıtsız şartsız
tam bağımsızlığının kazanılmasının yolu, asıl kimlik olan “Türk”
kimliğinin topyekûn benimsenmesinden, Türk kimliğini inkâr edenlere
asıl kimliklerinin hatırlatılmasından ve “Doğu Türkistanlı” olarak
milli mücadeleye girişilmesinden geçer.
Ne pahasına olursa olsun öncelikle Türk dünyasının tam desteğini
arkasına almayan bir Doğu Türkistan milli mücadelesinin arzulanan ve
hedeflenen süreler içerisinde başarıya ulaşması mümkün değildir. Bu
ulvi yolda elbette ki dünya kamuoyunun desteğine ihtiyaç
duyulacaktır. Ancak, Doğu Türkistan'ın kurtuluş mücadelesini
tamamıyla dünyada “Küresel Güç” olarak adlandırılan ülkelerin ve
batı kamuoyunun desteğine mahkûm hale getirmek, gelecekte Doğu
Türkistan'ın bağımsızlığını bir başka emperyalistin ipoteği altına
sokmak anlamına gelir…
İsrail'in hamisi olan devletlerin ya da her hangi bir Avrupa
ülkesinin, tarih boyunca Türk ve Müslüman ülkelere karşı asla iyi
niyet beslemedikleri bilinen bir gerçektir. Büyük Orta Doğu Projesi
(BOP) adını verdikleri ve aslında “Büyük İsrail Projesi” olan bir
lanetli projeyi hayata geçirmek için, Orta doğuyu kan, gözyaşı ve
ateşe boğanların kimler oldukları bellidir. Aynı kanlı ellerin Orta
Asya Türk Cumhuriyetlerini karıştırmak için her an fırsat
kolladıklarını da unutmamak gerekir. Doğu Türkistan'ı kendilerinin
Çin ile olan husumetlerinde ve siyasi hesaplarında silâh olarak
kullanmalarına ise asla izin verilmemelidir.
Bu da ancak, dikkatli, onurlu, başı dik ve bağımsızlık için bağımsız
hareket edebilmekle mümkündür. Bunun için de, Doğu Türkistan başta
olmak üzere bütün Türk dünyasına karşı dünyadaki emperyalistlerin
oynamakta oldukları oyunlarını bozacak ve Türk dünyasını birbirine
daha fazla kenetleyecek kaynakları ortaya çıkartmak gerekir.
Uygur Türklerinin tarih ve edebiyat şahsiyetlerinden olan Turgun
Almas'ın,
Doğu Türkistan'da yayınlandıktan kısa bir zaman sonra Çin devleti
tarafından toplattırılan “UYGURLAR” adlı eserini, tarihçi, din âlimi
ve komutan merhum Mehmet Emin Buğra Beyin “Şarkî Türkistan Tarihi”
adlı eserini ve daha burada saymakla bitiremeyeceğimiz birçok önemli
Uygur yazısıyla yazılmış olan eserleri bir an evvel bütün Türk
lehçelerinde çevirilerinin yapılarak dünyadaki Türk kökenli
okuyucuların istifadelerine sunmak şarttır. Çünkü bu eserlerde
özellikle her boy'un asıl kaynağının “Türklük” olduğu tarihi
belgelerle gözler önüne serilmektedir.
Bu güne kadarki hata ve sevaplarını bir yana bırakarak dünyadaki
bütün Türklerin “Türklük” temel bilinci etrafında bir araya
gelmeleri, getirilmeleri konusunda kime ve hangi Tük topluluğuna ne
şekilde bir vazife düşüyorsa bunu severek üstlenmek ve yerine
getirmeye çalışmak her Türk ferdi için tarihi, milli ve insani bir
görevdir…
Türk Birliğinde rahmet ve güç, ayrılıkta ise zillet vardır.
BAĞIMSIZ DOĞU TÜRKİSTANLILAR BİRLİĞİ KURULDU
Türkiye'nin Kayseri vilayetinde yaşayan Doğu
Türkistanlı gençler tarafından “Bağımsız Doğu Türkistanlılar
Birliği” adı ile yeni bir sivil örgütlenme gerçekleştirildi.
Kayseri'nin sevilen, sayılan ve deneyimli
gazetecilerinden biri olan Abdülmecit Avşar'ın başkanlığında,
görülen lüzum üzerine kurulan bu yeni derneğin yöneticileri,
gazetemize yaptıkları açıklamalarda bir süredir Doğu Türkistan
davasının gidişatı hakkında gözlemler yaptıklarını, önemli
noksanlıklar ve yanlışlıklar tespit etmiş olduklarını, bu yanlış ve
noksanlıkların daha fazla devam etmemesi için de ciddi bir sivil
örgütlenmeye ihtiyaç duyulduğu kararına vararak bu derneği kurmuş
olduklarını söylediler.
Dernek yöneticileri bu örgütlenmenin gerçekleşmesinde, mensubu
bulundukları Doğu Türkistanlılar camiasından ve Kayseri kamuoyundan
aldıkları yeni bir teşkilatlanmanın zaruri hale geldiği yolundaki
mesajların da etkili olduğunu beyan ettiler.
Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği yöneticileri ayrıca, Doğu
Türkistan davası yolunda gördükleri büyük ve önemli bir boşluğu
doldurmak ve davaya yeni bir ivme, güç ve vizyon kazandırmak için
yola çıktıklarını ifade ettiler.
Abdülmecit Avşar; ilk, orta ve yüksek
öğrenimini Kayseri 'de tamamladı. Askerliğini yedek subay olarak
Kıbrıs'ta yaptı. Gökbayrak, Dergisi'nin ilk kurulduğu 1994 yılından
1999 yılına kadar yazı işleri müdürlüğünü yaptı. Çok genç
yaşlarından beri Doğu Türkistan davası saflarında çeşitli
kademelerde görev aldı. Halen de gazetecilik mesleğini sürdürmekte
olan Abdülmecit Avşar, İstiklâl Gazetesi'nin de ilk yayın hayatına
başladığından beri genel yayın yönetmenliğini yapıyor. Avşar,
Kayseri' deki siyaset ve bürokratlarca da oldukça sevilen ve
güvenilen bir kişiliğe sahip.
Tam Bağımsız Doğu Türkistan için
Bismillah! Abdülmecit Avşar
Ürümçi de 10 Uygur genç “Kara Cemiyet” kurdukları iddiası ile
tutuklanarak yargılandı
Ürümçi Tanrıdağ bölgesi Yargı mahkemesi bu yakınlarda, uzun süredir
ticaretle meşgul olan Ömer Rozi ve Samet Ababekri başta olmak üzere
10'dan fazla genci “Kara Cemiyet Kurdu” suçlamasıyla tutuklayıp
yargıladı.
Almanya'da faaliyet gösteren Doğu Türkistan Haber merkezinden alınan
habere göre, yargılanan Uygur tüccarlar Ürümçi'de çeşitli alanlarda
ticaret yaparak geçinmekte olan ve saygınlıkları bulunan kişilerdi.
Bu kişiler güneyden gelen Uygurların yaşamlarını sürdürmelerinde
yardımcı olan, okul yaptıran, yetim, dul ve yardıma muhtaç olanlara
yardım eden yardımsever gençlerdi.
Doğu Türkistan'dan direkt olarak elde edilen bilgilere göre,
özellikle tüccarlar arasındaki Ömer Rozi kesintisiz olarak Wang
Leguen'in darbelerine maruz kalmakta olup, o önceleri Ürümçi'de
Yinin sokağındaki Gülsay mahallesini satın alıp, güneyden gelen
yoksul Uygurların bu bölgede yerleşmelerinin şartlarını
hazırlamıştır. Uygurların bir arada toplu yaşamalarından endişe
duyan Wang Leguen başkanlığındaki hükümet makamları Ömer Rozi
üzerinden her türlü iftiralar uydurup halkın alın terleri ve hatta
kanları bedeline meydana gelen Gülsay mahallesindeki evleri yıkarak
dümdüz etmiş ve Ömer Rozi' nin ticaretini engellemiştir.
Aradan 10 yıl gibi bir zaman geçtikten sonra bile yine Ömer Rozi,
Çin hükümetinin tuzağından kurtulamamıştır. RFA (Ekide) 07.12.2006
Kaşgarlı
Mahmut ve Doğu Türkistan Sempozyumu
Doğu Türkistan Vakfı Tarafından “Doğumunun 1000. Yılında Büyük
Türk Bilgini Kaşgarlı Mahmut ve DoğuTürkistan Sempozyumu” Adlı Bir
Program Düzenlendi
Doğu Türkistan Vakfı tarafından İstanbul Vefa Anadolu Lisesi
Konferans Salonunda 16-17 Aralık 2006 tarihlerinde “doğumunun 1000.
yılında Büyük Türk Bilgini Kaşgarlı Mahmut ve Doğu Türkistan
Sempozyumu” adı ile bir program tertip edildi. Doğu Türkistan Vakfı
Başkanı Emekli General Mehmet Rıza Bekin'in Açılış konuşmasını
yaptığı bu toplantının başkanlığını Prof. Dr. Gülçin Çandarlıoğlu
yaptı. Bu toplantıya Türkiye'deki bazı Üniversitelerden, Araştırma
görevlileri, Öğretim üyeleri, bilim adamları ve dinleyiciler olmak
üzere çok sayıda kişi katıldı. Toplantıda; Prof.Dr. Zekeriya
Kitapchi, Prof.Dr. Nadir Devlet, Prof Dr.Alparslan Ceylan, Dr.
Selçuk Çolakoğlu, prof. Dr. Metin Karaörs, Doç.Dr. Alimcan İnayet,
Dr. Ahmet Toksoy, Abdullah Bakir, Veli Gül, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl,
Prof. Dr. Salih Aynural, Doç. Dr. Abdulvahap Kara, Dr. Bilge Donuk,
Mehmet Gürlek, Prof. Dr. Kemal Göde, Prof. Dr. Mahmut Kaşgarlı, Dr.
Ahmet Türköz, Araştırmacı Ömer Kul ve Özbekistan'dan gelen Zemira
Hamidova birer tebliğ sundular.
Ayrıca bu Toplantıda Kuranı kerim okunarak, başta Doğu Türkistan'ın
büyük mücahit ve önderlerinden olan merhum İsa Yusuf Alptekin'in de
vefat yıldönümü olması sebebiyle onun ve diğer bütün şehitlerin
ruhlarına dualar gönderildi. İsa Yusuf Alptekin'in mücadele
hayatından kesitler anlatıldı.
Çin'in
"Yoksulları Zengin Yapma" Yöntemi (!)
Hoten'de Bu Yıl Sonbahar Girdiğinden Bu Yana 33 Binden Fazla
Kişinin Başka Bölgelere Reçberlik Yapmak İçin Gittiği Öğrenildi
Hoten'in Yerel Hükümet İnternet sitesinin verdiği habere göre,
Hoten'deki her kademeden hükümet organları yerli çiftçileri başka
vilayetlere ve bölgelere giderek ameli işlerde çalışmaya zorlamanın
adını “Yoksulları zengin yapma politikası” olarak
adlandırmaktadırlar.
Vilayet, kaza ve köy seviyesinde barış komitelerinin seferber
etmeleri neticesinde bu yıl sonbahar girdiğinden bu tarafa Hoten
sınırları içerisindeki yoksul çiftçilerin çocukları başta olmak
üzere 33 bin 447 Uygur genç başka vilayet ve bölgelere ırgatlık
yapmak için gitmişlerdir.
Bunların bir kısmı Bingtuen (Silahlı Çiftçi görünümündeki Çin Milis
güçleri)'in çeşitli tümenlerinde pamuk toplama işinde çalışırken,
diğer bir kısmı da büyük şehirlerde gurbet hayatı yaşayıp beden gücü
gerektiren işlerde geçimlerini temin etmişlerdir.
Kamuoyunun da bildiği gibi Hoten vilayeti Doğu Türkistan genelinde
en yoksul vilayetlerden biri olup, buradaki çiftçilerin kişi başına
düşen yıllık geliri 1000 Yuen'e bile ulaşmamaktadır.
“İnsan
Hakları Günü”nde Çin Protesto edildi
İnsan Hakları Günü Münasebetiyle İsveç, Hollanda ve Avrupa'nın
birçok yerlerinde Çin İstilacılarına Karşı Oldukça Görkemli Protesto
Gösterileri Yapıldı
İsveç'teki Gösteriyi Dünya Uygur Kurultayının yeni seçilen önderi
Rabiye Kadir'in girişimi ile İsveç Uygur Komitesi tertip etmiş olup,
söz konusu gösteriye Uygurların dışında İsveç'te yaşamakta olan ve
Çin'e karşı olan birçok teşkilatta katıldı. Bütün göstericiler hep
birlikte Stockholm'daki büyük caddeleri dolaşarak çeşitli sloganlar
atmak suretiyle yürüyüş yaptılar.
Gösteri, İsveç'teki basın ve yayın organlarının oldukça dikkatini
celp etmiş olup, Protesto gösterileri sırasında İsveç Uygur
Komitesinin Başkan yardımcısı Dilşat Reşit “Yeni Şafaklar”
Televizyonunun, “Ümit Yıldızı” Radyosunun ve İsveç resmi radyosunun
görüşme isteklerini kabul ederek sözü edilen gösteriler hakkında
bilgiler verdi.
Gösteri sonunda gösteriyi tertip edenler konuşmalar yaparak Komünist
Çin hâkimiyetinin rezilliklerini ifşa ettiler.
Hollanda'da Protesto
Gösterisi
10.12.2006 günü Hollanda'nın Amsterdam şehrinde Dünya İnsan Hakları
Günü münasebetiyle geniş çaplı protesto gösterisi yapıldı. Gösteriye
Hollanda'daki Uygur toplumu, Tibetliler ve çok sayıda yerli halk
katıldı.
Gösteri öğleden sonra saat 2'de Amsterdam şehir merkezinde DAM Kral
meydanında konferans şeklinde başlanıp oldukça hararetli bir şekilde
devam etti.
DUK Gençler komitesi ve Hollanda Doğu Türkistan Vakfı başkanı
Bahtiyar Şemsiddin Çin hükümetinin Doğu Türkistan'daki insan
haklarını çiğnemekte olduğu ile ilgili rapor vererek, uluslar arası
kamuoyunun Doğu Türkistan'daki insan hakları ihlallerine özel bir
önem vermesini istedi.
Saat 15.30'dan itibaren yürüyüşe başlanmış olup, saat 17.oo' ye
kadar sayıları 500 kişiden fazla olan göstericiler Amsterdam'ın
şehir merkezindeki turistlerle dolu caddelerini dolaşıp göster
yaptılar. Göstericiler: “bize Özgürlük gerek”, “Çinliler ülkemizden
çıksınlar” şeklinde sloganlar atarak caddeleri inlettiler.
Dalgalanan Gökbayrak ve Uygur doppaları (Milli Takke) her kesin ayrı
bir dikkatini çekti. Bu gösteriye Doğu Türkistan'ı bilen ve ona ilgi
duyanlar da katıldılar.
Doğu Türkistan hakkında 3 şekilde hazırlanan 300'den fazla bildiri
dağıtılarak Doğu Türkistan ve Uygur meselesi özel olarak tanıtıldı.
DUK Gençler Komitesi, Hollanda Doğu Türkistan Vakfı
Avukatlar, Guantanamo da tutuklu bulunan Uygurların derhal
serbest bırakılmalarını istedi
"Washington Post Gazetesi’nin 5 Aralık 2006 tarihli sayısında
gazetenin yazarlarından Josh Wayt “Avukatlar Guantanamo da tutuklu
bulunan Uygurların serbest bırakılmalarını istiyor” başlıklı bir
makale yayınladı.
Makalede yer aldığına göre, Sabin Willet Susen Bekir adlarındaki
avukatlar “Amerikanın Guantanamo Askeri hapishanesinde 5 yıldan beri
tutuklu bulunan Uygurların serbest bırakılmaları gerekir” diyerek
yargı makamından talepte bulunmuşlardır. Bu avukatlar, “Bu bir kısım
Uygurların Guantanamo'da tutulmaları Çin ile Amerika arasındaki
siyasi gelişmelerin bir yönü, onların kesinlikle “Talibanların
eğitim kamplarına gitti” denilmesinden başka Amerika'yı tehdit eden
belli başlı bir suçu yok. Bu sebeple onların serbest bırakılmaları
gerekir” diyerek ısrarcı olmaktadırlar.
Söz konusu makalede yer aldığına göre, yine Guantanamo'da tutulmakta
olan Uygurların kendilerinin de “ Biz kesinlikle Taliban'la bir
işbirliği yapmadık. Tam tersine biz Amerikanın tutumunu benimsedik”
dedikleri yer alıyor. RFA (Veli)
Kazakistan'dan Alatav Sınır Kapısındaki Petrol Boru Hattı Aracılığı
ile Doğu Türkistan'a Akan Ham Petrolün Yıllık Miktarı
10 Milyon Ton
“Tiyanşan(Tanrıdağ) Haber Ağı”nın verdiği habere göre boru hattı
aracılığı ile Kazakistan' dan Çin'e akacak olan ham petrolün
miktarını ölçme istasyonu, aralık ayının 1. günü Doğu Türkistan'ın
Alatav sınır kapısında kurulmuş olup resmen faaliyete geçmiştir.
Yukarıdaki habere göre, Kazakistan ile Doğu Türkistan arasında sınır
birlikteliği bulunan petrol boru hattının uzunluğu 962.2 kilometre
olup, Alatav Sınır kapısından Doğu Türkistan'ın Maytag bölgesine
kadar olan mesafesi252 kilometre imiş. 2006 yılının Temmuz ayının
11. gününden itibaren bu petrol boru hattı aracılığı ile
Kazakistan'ın ham petrolü Doğu Türkistan'a akıtılmış olup, bu petrol
boru hattı aracılığı ile yılda 10 milyon ton ham petrolün
Kazakistan'dan Doğu Türkistan'ave oradan daÇin’e akıtılmakta olduğu
öğrenildi. (ETIC)
Taklamakan Çölü’nün iç kısımlarında yeni göl ve göletler keşfedildi
ETIC-“Tiyanşan(Tanrıdağı) İnternet Sitesi”nin verdiği habere
göre, Doğu Türkistan'ın Çarkalık nahiyesi sınırları içerisinde,
Taklamakan çölünün batı kıyısında yeni göl ve göletler keşfedilmiş
olup, gölün manzarasının ve çevresinin büyüleyici bir güzelliğe
sahip olduğu öğrenildi. Çarkalık nahiyesinin hâkimi Yasin
Abdurehim'in bildirdiğine göre, bu göller yerli halk tarafından bu
yakınlarda keşfedilmiş olup, bunların arasından ancak 10 göle
insanlar ulaşabiliyorlar. Bazı göllerin derinlikleri de 7-8 metre
derinliğinde.
Henüz haritada bile yer almayan ve çoğunluğuna insan ayağı dahi
basmayan bu göllerin çevresinde 10 küsur türde bitki yer almakta
olup, bu gölde Beyaz Kuğu, Yabani Kaz, Yabani Ördek ve Turna gibi
kuş türleri ve etrafındaki ormanlarda tilki, geyik, antilop ve
benzeri yabani hayvanlar yaşamakta.
Hükümet birimlerinin ilk tahminlerine göre, Taklamakan çölünde yeni
keşfedilen bu göl ve göletlerin etrafını saran ıslah edilmemiş olan
ormanların yüzölçümünün 540 bin hektar olduğu öğrenildi. Bu göllerin
en yakını da Çarkalık nahiyesine 90 küsur kilometre mesafede
bulunuyor.
Şimdiye kadar bu göllerin etrafında insanların çiftçilik ve
hayvancılıkla uğraştıklarına dair hiçbir ize rastlanılmadı.
Vefatının
11.Yıldönümünde İsa Yusuf Alptekin
Doğu Türkistan davasının yılmaz savunucusu, işgalci Çinlilerin
korkulu rüyası, büyük Türklük mücahidi ve Türk dünyasının
yetiştirdiği nadir devlet adamlarından biri olan İsa Yusuf
Alptekin'ini 17 Aralık 1995 tarihinde kaybettik.
İsa Yusuf Alptekin Bey, bir dönem Türkiye'de,“Türkiye sınırları
dışında Türk yok” inkarcılığının arkasına saklanan fakat, kendi
siyasi görüşleri gereği Vietnam, Kamboçya ve Şili için ağıtlar yakıp
yas tutan eski tüfek komünistlerin yalanlarını, ilk önce 6 Mayıs
1939'da ve 1952 yılında geldiği Türkiye'de yüzlerine vuran bir
İstiklal savaşçısıydı.
İsa Yusuf Alptekin 1901 yılında Kaşgar vilayetine bağlı Yenihisar
kazasında dünyaya gelir. Babası Yusuf Bey aynı kazaya bağlı Saylık
köyünde çiftçilikle uğraşan Kasım Hacı Muhammed Ali isimli bir zatın
oğludur. Annesi Ayşe Hanım da yine Yenihisar'a bağ1ı ''Yeniösten''
köyünde çiftçilikle uğraşan Hasan isimli bir zatın kızıdır. İsa
Yusuf Bey, 9 kardeşten hayatta kalan 3 kardeşin en küçükleridir. .
Batı Türkistan'da vazife yaptığı yıllar onun ufkunu genişletmiş ve
dünyayı daha iyi tanıma fırsatı vermiştir. Bu görevleri sırasında
Türk ve İslam dünyasını da yakından tanıdı.
Batı Türkistan'da görevli olduğu yıllarda İsa Yusuf Bey'i etkileyen
en mühim hadiselerden biri de Özbek Türklerinin milli şairi Çolpan
ile Taşkent'te görüşmüş olmasıdır. Onunla yarı gizli denilebilecek
bu görüşmede Çolpan'ın söylediği şu sözler İsa Bey'i derinden
etkiler: ''İsa Bey, gerek biz, gerek siz için yapılacak şey, adam
yetiştirmek; her şeyden anlayacak adamlar yetiştirmek; ne çektiysek
adamsızlıktan çektik. Türkiye'ye, Almanya'ya çok miktarda talebe
göndermek lazım''
İsa Yusuf Bey, yanında bulunduğu konsolos Çin De Li görevden
alınınca 13 Mayıs 1932'deBatı Türkistan'dan ayrılır. 2 Haziran 1932
tarihinde de Pekin'e gelir. Nankin ve Tenzin şehirlerinde bulunan
Çinli Müslümanlar ve Doğu Türkistanlılarla görüşmeler yapar. 18
Eylül 1936 günü Çin Millet Meclisi üyeliğine seçilir. Bu sırada
1933'te ''Doğu Türkistanlı Vatandaşlar Cemiyeti'ni kurar.
Çin Millet Meclisi içerisindeki görevi sırasında Özbek şair
Çolpan'ın söylediği gibi Türkiye'ye, Almanya'ya ve dünyanın birçok
ülkelerine öğrenciler göndermeye muvaffak olur. 1938'de ''Cemiyet-i
Akvam-ı Mazaharat Türk Kurumu” adlı cemiyet tarafından o yıllarda
meydana gelen Japon-Çin anlaşmazlığına uluslar arası bir çözüm bulma
girişimlerinde bulunması için yurt dışına gönderilir.
Bu esnada İsa Yusuf Bey İslam ülkelerini ve Türkiye'yi ziyaret eder.
İlk durağı Hindistan olur. Burada Muhammed Ali Cinnah ile görüşür.
29 Kasım'da görüştüğü kişi ise Gandi'dir.
29 Ocak 1939'da Suudi Arabistan'da Maliye Bakanı Abdullah Süleyman
ve Kral Abdülaziz Bin Suud' u ziyaret eder. Oradan Mısır'a geçer.
Vapur yolculuğu sırasında Türkiye'nin Cidde konsolosu Talat Acar Bey
ile uzun, uzun sohbet etmek imkânını bulur.
Ona ''Doğu Türkistan davasını, Çinlilerin zulmünü Türk yetkililerine
anlatmak istediğini'' söyler.
1 Mart 1939'da Kahire'de Mısır Parlamento reisi Behaddin Bereket
Paşa, Veliaht Prens Muhammed Ali Paşa, Üniversite hocaları, yazarlar
ve din adamları, İsa Yusuf Bey'in görüştüğü ve Doğu Türkistan
davasını anlattığı şahıslardan bazılarıdır.
İsa Bey 6 Mayıs 1939 günü İstanbul'a gelir. Önce Doğu Türkistanlı
hemşerileriyle görüşür. Daha sonra Memduh Şevket Esendal ile fikir
alışverişinde bulunur. 16 Mayıs 1939 da Ankara'ya gider. Dış İşleri
Bakanı Şükrü Saraçoğlu, Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesinde Hamit
Zübeyir Bey ve Alman Profesör Eberhard ile görüşmeler yapar.
Ayrıca; Başbakan Dr. Refik Saydam, Prof. Dr. Fuat Köprülü, Uluğ
İğdemir, Besim Atalay, Hasan Ali Yücel, Prof. Dr. Abdulkadir İnan,
Abdülhalik Renda, Osman Turan, Emin Bilgiç ve nihayet Cumhurbaşkanı
İsmet İnönü ile görüşür.
Fakat bu görüşmelerin hiç birinden de istediği ve umduğu desteği
bulamaz. O zamanlar Türkiye zaten fakir bir ülke olup, kendi yağıyla
kavrulmak mecburiyetindedir. Dışişleri görevlileri ise çok çekingen
davranmaktadırlar. Fakat İsa Bey, görüştüğü her kademeden kişilere
bıkmadan, usanmadan Doğu Türkistan davasını anlatmaktadır.
Nihayet 8 Eylül 1939'da Beyrut'a gelir. Lübnan ve Irak'ta
ziyaretler yapar. 17 Ekim'de İran'ı, 20 Kasım'da Afganistan'ı
ziyaret eder. Afgan Kralı Muhammed Zahir Şah onu kabul eder. İsa
Bey, Afganistan'da Doğu Türkistanlı mücahit Mehmet Emin Buğrayı da
ziyaret eder. 1940 yılında Tekrar Hindistan'a gelir ve İsa Bey'in
iki yıl süren yurt dışı ziyareti artık sona ermiştir. 0 artık
mücadelelerine Çin'de devam etmeye karar verir…
İsa Yusuf Bey, 1936 yılından 1947'ye kadar sürecek olan Çin Meclisi
üyeliği sırasında Doğu Türkistanlılar üzerindeki Çin baskısının ve
zulmünün kaldırılması konusunda Çin meclisine teklifler götürür, Çin
meclisi İsa Beyi bu tutumlarından dolayı tehlikeli gördükleri için
“Pantürkist” ve “Milliyetçi unsur” olarak adlandırmış ve her
hareketini gözlem altında tutmaya başlamışlardır. 12 Kasım 1944
yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kuruluş zemininin
hazırlanmasında büyük rol oynamış fakat, bu hükümetin kabinesinde
yer almamıştır.
1947 yılında kurulan eyalet hükümetinin genel sekreterlik görevini
ifa etmiş olan İsa Yusuf Bey, 1949 yılına kadar da , “Uygur Kültür
Cemiyeti” ile “Doğu Türkistan Gençlik Teşkilatı”nın genel
başkanlığını yapmıştır. Bir yıldan fazla kaldığı bu görev esnasında,
yayınladığı gazete, dergi ve mecmualarla Rusya'nın ve Çin'in
tepkilerini üzerine çekmiş, 1949'da Mao Ze Dung yönetimindeki
Komünist Çin ordularının Doğu Türkistan'ı işgal etmesinin ardından
1949 sonbaharında İsa Yusuf Bey ve beraberindeki heyet. Kızıl Çin
kuvvetlerine karşı direnen generalleri ziyaret ederler. Onların
mücadele azmini arttırmaya çalışırlar. Fakat artık bundan sonra
bulunulacak girişimlerin bir faydasının olmayacağı anlaşılmıştır.
İsa Yusuf Bey ve arkadaşları uzun süren müzakerelerde çok önemli bir
yol ayrımında olduklarının bilinci içerisinde bir ikilem
içindedirler. Ya Doğu Türkistan'da kalarak şartların asla eşit
olmadığı bir savaşta düşmanla çarpışılacak ve tamamen yok
olacaklar. Ya da Mehmet Emin Buğra Beyin deyimi ile “Vatan için
vatandan ayrılma” kararına vararak Doğu Türkistan mücadelesi hür
dünyada sürdürülecek… Nihai karar 2. şık olur. Kızıl Çin
kuvvetlerine karşı koymak için yeterli güce sahip olunmadığı
düşüncesi ile hicret kararı alırlar. İsa Bey, 20 Eylül 1949 gece
yarısı Ürümçi' den ayrılır. 22 Eylül'de Kuçar şehrinde Mehmet Emin
Buğra ile buluşur. 27 Eylül'de geldiği Kaşgar dan 1 Ekim 1949 da
ayrılır.
21 Ekim 1949 tarihinde ise, Doğu Türkistan'ın sınır kasabasından İsa
Yusuf Bey ve yanındaki yüzlerce kişi sınırı aşarlar…
Yolculuk sonunda kafilelerindeki 852 kişiden 798' kişinin Ladak'a
sağ salim gelebildiğini, 54 kişinin ise, bu uzun ve tehlikeli
yolculuk sırasında kaybedilmiş olduğu anlaşılır.
Sağ gelenlerden 49 kişinin de el ve ayak parmakları donma sonucu
kesilmek mecburiyetinde kalmıştır.
Daha sonra Keşmir'in başşehri Srinigar'a giderler. Artık çileli bir
bekleyiş devri başlamıştır. Bu arada ikinci kafile olarak gelen
Kazak Türklerinin de sığınma taleplerinin kabul ettirilmesine
çalışmaktadırlar. Yeni Delhi'de Hindistan Dışişleri Bakanlığı ile
görüşür. 6 Eylül 1951 tarihinde de Suudi Arabistan'a bir ziyarette
bulunur.
Bir yandan da basın yoluyla Doğu Türkistan davası canlı tutulmaya
çalışılır. Nihayet Bakanlar Kurulu 13/3/ 1952 tarihinde 1850 Doğu
Türkistanlı, iskânlı göçmen olarak Türkiye'ye kabul edilir. 1953
yılı başından itibaren Doğu Türkistanlılar Türkiye'ye gelip
yerleşmeye başlarlar. Göçmenlerin büyük kısmı Türkiye'ye
yerleştikten sonra, İsa Yusuf Bey de ailesiyle birlikte 1954
Haziranında Türkiye'ye yerleşir. 4 Aralık 1957 tarihinde de Türk
vatandaşlığına kabul edilerek ALPTEKİN soyadını alır.
Türkiye'ye gelir gelmez İstanbul'da Doğu Türkistan Göçmenler
Cemiyeti'ni kurarak, bundan sonraki faaliyetlerini Doğu Türkistan
davasının dünya kamuoyuna anlatılması üzerinde yoğunlaştırmıştır.
1960 yılında Yeni Delhi'de toplanan Asya-Afrika Konferansı'na,
1962'de Bağdat'ta, 1964'te Somali'de Mogadişu'da, 1965'de Mekke'de,
1978'de Karaçi'de toplanan İslam konferanslarına katılarak 1980
yılında Mekke'de düzenlenen Dünya İslam Birliği Kurucular Meclisi
üyeliğine seçilmiştir. Bu toplantı ve konferanslarda Doğu
Türkistan'ı temsil ederek Doğu Türkistan lehine kararlar alınmasına
vesile olmuştur.
Doğu Türkistan mücadelesini daha geniş kitlelere duyurmak isteyen
Alptekin, 1983 yılında Doğu Türkistan Neşriyat Merkezi'ni kurmuştur.
Eserleri arasında “Doğu Türkistan Davası”, “Unutulan Vatan Doğu
Türkistan”, “Doğu Türkistan İnsanlıktan Yardım İstiyor”, Esir Doğu
Türkistan İçin” isimli eserleri bulunmaktadır…
Özellikle de Türkiye Cumhuriyeti devletinden çok büyük beklenti ve
ümitleri bulunan İsa Yusuf ALPTEKİN Bey’in şu cümlesi oldukça
manidardır. "Gönül arzu eder ki, Doğu Türkistan meselesinin
halledilmesi davasında öncülük şerefi, Türkiye'nin hakkı olsun....”
“Bir çocuk doğurma şerefliliktir. Bir çocuk doğurursan çabuk
zengin olursun” (!)
Çin Hükümeti Doğu Türkistan'ın Köylerinde “Planlı” Çocuk Sahibi Olan
Aileleri Ödüllendirme Uygulamasını Yaygınlaştırma Hazırlığında
“Planlı Doğum” olarak anılan politikanın uygulanmasında kesinlikle
sert biçimde cezalandırma usullerini de kullanarak hedeflediği
maksada ulaşamayan Çin hükümeti, Çin genelinde deneme mahiyetinde
yürürlüğe koydukları “Az çocuk sahibi olanları ödüllendirme
uygulaması”nı Doğu Türkistan'ın köy ve kasabalarında
yaygınlaştırmaya ve bu yolla Uygurların nüfusunun artmasının önünü
almaya hazırlanmaktadırlar.
Çin'in mevcut yasaları gereği Doğu Türkistan'daki yerli Çiftçi ve
besicilerin 3 çocuk sahibi olabilme hakları bulunuyor. Fakat Çin
hükümeti hiçbir zaman kendisinin bu yasalarına riayet etmiş
değildir.
Temel hükümet organlarındaki planlı doğum birimleri çeşitli
yasaklama tedbirleri ve tayinler yoluyla çiftçilerin yasalarla
belirlenen 3 çocuk sahibi olma haklarını yasaklamışlardır. Onlar,
“Bir çocuk doğurma şerefliliktir. Bir çocuk doğurursan çabuk zengin
olursun” şeklinde sloganlarla ortaya çıkıp, az çocuk sahibi olan ya
da evlendikten sonra epey bir zamana kadar çocuk sahibi olamayanları
ödüllendirme yoluyla, Uygur çiftçilerin çok çocuk sahibi olmalarını
engellemeye çalışmaktadırlar.(ETIC)
“İsa
Yusuf Bey, Sarsılmaz Bir İman Kalesidir”
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Çorum İl Başkanlığı düzenlediği
bir programla Doğu Türkistan mücadelesinin bayrak ismi İsa Yusuf
Alptekin'i andı.
‘'İsa Yusuf Bey Sarsılmaz Bir İman Kalesidir''
Ülkü Ocakları Eğitim Kültür Vakfı Çorum İl Başkanlığı düzenlediği
bir programla Doğu Türkistan mücadelesinin bayrak ismi İsa Yusuf
Alptekin'i andı.
Üniversite Masasının düzenlediği program Şehit Fikri Arıkan Seminer
Salonunda yapıldı. Üniversite Masası Başkanı Turan Gazi Yalçındağ,
yaptığı konuşmayla İsa Yusuf Alptekin'i, hayatını, eserlerini ve
mücadelesini anlattı.
İsa Yusuf Alptekin'in hayatını ve mücadele yıllarını çocukluğundan
başlayarak anlatan Yalçındağ, İsa Yusuf Bey'in çocukluğunu, eğitim
gördüğü yılları ve daha sonra kaymakam oluşunu, Batı Türkistanda'ki
hayatını anlattı. Orada Özbek Ozan Çolpan'la görüşmesi, daha sonra
Pekin'e gidişi, ilk milliyetçi faaliyetlerini ve Türkiye'ye gelişini
anlattı.
Daha sonra İsa Yusuf Bey'in yaptığı mücadele, kurduğu kuruluşlar
ve yayınladığı eserler konusunda bilgi veren Yalçındağ, daha sonra
da İsa Yusuf Bey'in Türkiye'ye hicretini anlattı ve Doğu
Türkistanlıların Türkiye'ye göçü ile ilgili bilgi verdi.
İsa Yusuf Bey'in sarsılmaz bir iman kalesi olduğunu ve böyle
hatırlanması gerektiğini söyleyen Yalçındağ, İsa Bey'in gençlik
hayatından başlayarak devam eden hayatının çileler, eziyetler,
hicretler ve her türlü sıkıntıyla dolu ancak hürriyet aşkıyla yanan
bir ömür olduğunu belirtti. 17 Aralık 1995'de vefat etmesine rağmen
bu hürriyet aşkının hala yandığını ve bu hürriyet aşkının şimdi Ülkü
Ocaklıların bedeninde yandığını söylemesi ise coşkuyla alkışlandı.
İsa Yusuf Alptekin konuşmasını bitiren Yalçındağ, gündeme dair kısa
bir konuşma yaparken bazı mesajlar verdi. Son günlerde Ülkü Ocakları
üzerinde oynanan oyunlara karşı bazı mesajlar veren Yalçındağ, şu
ifadeleri kullandı :
‘’ Değerli
dava arkadaşlarım,
Ulusal
Basından istediğimiz şudur, eğer Ülkü Ocakları bir suç merkezi ve
Ülkücüler de suçlu diye başlattığınız kampanya için artık somut
örnekler ortaya koyunuz. Maksatlı ve sistemli şekilde ortaya koyulan
senaryolar her zamanki gibi boşa çıkacaktır.
Ocakların ve Ülkücülerin adresleri bellidir.
Karar
içinde yaşadığımız milletimizindir.
Artık
milletimizi sanal varsayımlarla oyalamayınız. Milletimizi seven,
milli değerlerine sahip çıkan gençleri artık lekelemeyiniz.
Bu ülke
milletini sevenlerin hapse atıldığı ülke olmaktan elbette
çıkacaktır.
Ülkesini
ve milletini sevenleri artık yıpratmayınız.
Ülkemizin
ihtiyacı olan, alakasız ve ispatsız haberlerle birilerini adres
göstermek değil, toplumsal barışı sağlamak için birbirimizi
anlamaktır.
Mücadelemiz yasal zeminde ve hukukun üstünlüğü prensipleri dahilinde
devam etmektedir.
Beklentimiz bu asılsız kampanyaların son bulmasıdır.
Hepinize
teşekkür ediyorum…..
Tanrı
Türkü Korusun…’’
“İNSAN HAKLARI”
HANGİ İNSANLAR İÇİN VAR?

10 Aralık 1948'de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin ilan
edilmesinin ardından bu beyannamenin altına imza atan üye
devletlerin gözleri önünde 13 Ekim 1949 tarihinde Doğu Türkistan
Mao'nun kızıl orduları tarafından işgal edilmiştir.
Bu işgalin ardından, Doğu Türkistan halkına Kızıl Çin işgalcileri
tarafından insanlık tarihinde eşi ve benzerine az rastlanır işkence,
soykırım, asimilasyon ve sürgün yöntemleri uygulanmıştır.
Milyonlarca insan hunharca öldürülmüş, mal varlıkları müsadere
edilmiş, dini inançlarını yaşamaları kesin bir şekilde yasaklanmış,
bu yasağa uymayanlar feci şekillerdeki Çin işkencelerine tabi
tutularak katledilmişlerdir.
Bu gün dünyada özgürlükten, barıştan, fırsat eşitliğinden, halkların
kardeşliğinden, insanların temel hak ve hürriyetlerinin
kutsallığından söz ederek kıtalar arası askeri operasyonlar
düzenleyenler ve dünya barışını ciddi şekilde şirazeden çıkartan
küresel güçler, neden Doğu Türkistan'ı göz ardı etmektedirler.
İnsan Haklarını koruyup kollamak ve güvence altına almak adına
tesis edilen BM Teşkilatına üye devletler, neden her türlü insani
hakları Kızıl Çin müstemlekecileri tarafından çiğnenmekte olan,
insanların en kutsal hakkı olan yaşama hakları bile ellerinden
alınan 40 milyon Doğu Türkistan halkının yaşamakta olduğu insanlık
trajedisini görmezlikten, duymazlıktan gelmektedir? Neden BM üyesi
devletler, bu evrensel teşkilatın 5 daimi üyesinden biri olan
Komünist Çin devletini Doğu Türkistan halkına yönelik olarak
işlemekte olduğu insanlık suçları ve insan hakları ihlalleri
konusunda uyarmazlar? Yoksa Çin devleti BM örgütü üyesi devletleri
de tehdit mi ediyor?
Şurası çok iyi bilinmelidir ki; Bu gün Doğu Türkistan'ı işgal ederek
yutup yok etmekte olan Çin, yarın da “Şanghay İşbirliği Örgütü”
üyesi devletleri de kendilerinin menfur emellerine alet ederek BM
üyesi olan bütün devletlerin iç işlerine de ciddi bir şekilde
müdahale etmeye başlayacaktır…
1990 Yılında Doğu Türkistan'da vuku bulan ve tarihe “Barın
Ayaklaması” olarak geçen hadise sırasında binlerce şehitten arta
kalan Doğu Türkistan mücahitleri o yıllarda hür dünya devletlerine
bir mektupla şöyle seslenmekteydiler:
… “Kan Kardeşlerimiz dünya Türklüğüne, din kardeşlerimiz dünya
Müslümanlarına, dünyadaki, hürriyeti, hak ve hukuku koruyucu bütün
teşkilâtlara, bağımsızlık ve demokrasiyi seven ve koruyan bütün hür
ve demokratik devletlere, erksever dünya halkına, Birleşmiş
Milletler Teşkilâtına… Uygur Türklerinin Anavatanı olan Doğu
Türkistan'ın tarihî başkenti ve kültür merkezi olan Kaşgar şehrinin
45 km. batısındaki Aktuğ ilçesine bağlı Barın kasabasında Uygur
çiftçi ve köylüleri ilkel av tüfekleri, molotof kokteylleri, balta
keser ve ağaç sopalarla silâhlanarak, Doğu Türkistan halkını vahşet
derecesinde ezmeye devam eden ve yurdumuzu sömüren Çinli işgalcilere
karşı 5 Nisan 1990 tarihînde harekât başlattı. Harekâta katılan her
fert sınırsız fedakârlıklar ve benzersiz kahramanlıklar göstererek
kendilerinden kat, kat üstün olan işgalci düşman kuvvetlerine
kanının son damlasına kadar karşı koydu.
İnsanlık duygusundan mahrum Çinli işgalciler halkın haklı
isteklerine ve kanunî taleplerine ulaşmak için başlattığı bu
hareketi zamanımızın en modern silâhlarını kullanarak kanlı bir
şekilde bastırdı. İşgalciler bu küçük ve haklı hareketi bastırmak
için yüz binlerle ifade edilebilecek miktarda askerî güç kullandı.
Bu kanlı bastırma hareketi sonunda, binlerce vatanperver genç
kahramanlık destanları yazarak şehit oldu…Bizlere kulak vermenizi
bekliyoruz! ”
Aradan geçen 16 yıl zarfında ne her hangi bir dünya devleti, ya da
uluslararası bir teşkilat, Doğu Türkistanlıların bu çağırılarına
cevap vermek adına, işgalci Çin devletinin Doğu Türkistan halkına
yönelik olarak uygulamakta olduğu insan hakları ihlalleri ve
işlemekte olduğu insanlık suçlarını durdurmak için parmaklarını dahi
oynatmadılar.
Yılda bir defa her“10 Aralık” günü “laf olsun torba dolsun”
kabilinden söylemlerle bundan 58 yıl önce ilan edilen İnsan Hakları
Evrensel Beyannamesinin içinin, daha onlarca yıl asla
doldurulamayacağını düşünüyoruz. 11.12.2006
ÇİN SAĞLIK BAKANLIĞININ
İTİRAFI
ETIC:
“Hastanelerde başka hastalara nakledilmekte olan vücut organlarının
ekseriyeti ölüm cezasına çarptırılan ve kurşuna dizilerek öldürülen
hükümlülere aittir.”
“Almanya Dalgaları “ Radyosunun verdiği habere göre, Çin Sağlık
Bakanlığının bakan yardımcısı Huang hao fu, “Uluslararası Organ
Nakli Tıp Toplantısı”nda yaptığı konuşmada, Hastanelerde başka
hastalara nakledilmekte olan vücut organlarının ekseriyetinin ölüm
cezasına çarptırılan ve kurşuna dizilerek öldürülen hükümlülere ve
çeşitli trafik kazalarında ölenlere ait olduğunu itiraf etmiştir.
Huang Hao Fu bu konuda Çin hükümetini
savunarak “Biz organ nakli operasyonları öncesinde ölüm cezasına
çarptırılan mahkumların yada onların aile efratlarının iznini
almaktayız.”demiştir.
Yukarıdaki haberde, önceleri Çin hükümetinin uluslar arası insan
hakları teşkilatlarının bu konudaki kınamalarını sürekli olarak
inkar ede gelmekte olduklarına rağmen, Huang Hao fu'nun ölüme mahkum
edilen mahpusların organlarını ameliyatla aldıklarını itiraf etmeye
mecbur olmasına, İngiltere Radyo şirketinin muhabiri ile dış
ülkelerdeki Falungong teşkilatlarının bu konuda gösterdikleri açık
ve net delillerin sebep olduğu beyan edilmiştir.
Mesela
İngiliz radyo şirketinin bir muhabiri, Çin'in Tian jin şehrindeki
bir hastanede yürütülen organ nakli ameliyatlarını gizli kamera ile
kaydetmiş ve yine, hastane sorumluları ile görüşerek babasının hasta
olduğunu ve bir böbreğe ihtiyacının olduğunu söylediğinde, Hastane
görevlisi ona, “Eğer Hong-Kong'daki malum bir hesaba 32 bin Euro
yatırırsanız birkaç hafta içerisinde bir böbrek bulabilirsiniz”
diyerek garanti vermiştir. Muhabir onlardan “Bu böbrek ölüm cezasına
mahkum edilenlerin böbreği mi?” sorduğunda onlar kesin bir şekilde
“Öyle, aslında bu iyi bir iş. Çünkü böylelikle mahpus kendisinin
işlediği suçun belli bir kısmının bedelini ödemiş olur” diyerek
cevap vermiştir.
Yine
Amerika'nın Los Encılıs kentinde yaşayan 69 yaşındaki zengin bir
Çinli göçmen Çin'in Guandong şehrine gelip buradaki bir hastanede
böbrek nakli ameliyatı yaptırmış
ve
bir böbrek için 40 bin dolar ödemiştir. Bu kişinin hastaneden aldığı
bilgilere göre, kendisine nakledilen böbreğin yeni kurşuna dizilerek
öldürülen 30 yaşında bir mahpusa ait olduğunu öğrenmiştir.
Bundan
başka yine dış ülkelerdeki Falungong teşkilatları da, Çin'deki bazı
doktorların ve yetkililerin para kazanmak maksadıyla özel olarak
mahpusların organlarını alıp satma birimi oluşturarak, organize bir
şekilde suç işlemekte olduklarını, bu birimin sadece kurşuna
dizilerek öldürülen mahpusların organlarını değil, hatta henüz
öldürülmemiş olan mahpuslarında vücut organlarını da dış ülkelere
fahiş fiyatlarda satmakta olduklarını delillerle ifşa etmişlerdir.
Mezkur
makalede beyan edildiğine göre 80'li yılarlıdan bu yana Uluslar
arası İnsan Hakları Teşkilatları Çin'in adliye birimleri ile
hastanelerini “Ölüm cezası verilen mahpusların onayını almadan
onların vücut organlarını fahiş fiyatlara satmaktadırlar.” Diyerek
kınamaktaydılar.
Günümüzde Çin'de ölüm cezası verilerek kurşuna dizilmek suretiyle
öldürülmekte olanların sayısı, dünya genelinde uygulanan idam
cezalarının toplamından da daha fazla olup, Uluslar arası Af
Örgütünün bildirdiğine göre geçen sene Çin'de 1770 mahpus kurşuna
dizilerek öldürülmüştür. Fakat, Çin'in yasal birimlerinin
tahminlerine göre ise, her yıl kurşuna dizilerek öldürülenlerin
gerçek sayısının 8-10 bin civarında olduğu öğrenilmiştir.
Almanya Dalgaları” radyosunun bu makalesinde, Çin hükümetinin bu
konuda uluslar arası toplumu sürekli olarak yanılttığı, bir Çin
yetkilisinin söylediği ile diğer bir Çin yetkilisinin bir- biri ile
çeliştiği, daha bu yılın Nisan ayında Çin'in bir yetkilisinin,
Çin'de hastalara nakledilen organların çok az bir bölümünün
mahpuslara ait olduğu ortaya konulmuşsa da, şimdi ise Çin'in Sağlık
bakan yardımcısının tam tersini söylemekte olduğu kaydedilmiştir.
Uluslar arası İnsan Hakları Teşkilatının Hong-Kong'daki gözlemcisi
olan Beklin bu konu hakkında, “Önceleri Çin makamları mahpusların
vücut organlarını satma meselesinin tartışılması bir yana konu
edilmesini dahi yasaklayagelmekteydiler. Çünkü bu mesele Çin'in
İnsan Hakları alanındaki mühim konulardan biriydi. Bu yüzden Çin
hükümeti ölüm cezası verilen ve vücut organları satılan mahpusların
gerçek sayısını dünyaya ilan etmesi gerekir” dedi.
Gerçi
Doğu Türkistan'da mahpusların organlarını alıp başkalarına satma
hadiselerinin ne zaman başladığı hakkında açık bir malumat bulunmasa
da, 90'lı yılların başlarından itibaren Ürümçi'deki bazı merkezi
hastanelerin idama mahkum edilerek öldürülen mahkumların böbrek ve
benzeri organlarını başka hastalara fahiş fiyatlar karşılığında
naklettikleri hakkındaki haberler yayınlanmaktaydı.
Şimdi
ise, bu tür hadiseler tıpkı Çin'in içeri bölgelerindeki gibi Doğu
Türkistan'da da sıradan olaylar haline geldi ve organlarını satanlar
tamamen Çinli suçlulardan oluşmaktadır.
Her ne
kadar şimdiye kadar Uygur Siyasi mahpusların iç organlarının
çalındığı hakkında açık bir delil bulunmasa da, ölüm cezasına
çarptırılarak kurşuna dizilen bazı Uygur siyasi mahpusların aile
efratlarının Çinli ilgililerden cesedi teslim alıp defnettiklerinde
cesedin bazı yerlerinin ameliyat edilerek dikiş atılmış olduğunu
tespit ettikleri ile ilgili haberler toplum arasında yaygın
haldedir.
Çin, Güney
Kıbrıs Rumlarını silâhlandırıyor
Kıbrıs Rum basınında yer alan haberlere göre, Güney Kıbrıs Çin'den
silah almaya hazırlanıyor.
Rum basınında yer alan haberlere göre, pazarlıklar çok gizli bir
şekilde yürütülüyor.
Buna göre, Rum yönetimi Çin'den 70 adet 155'lik top batarya sistemi
almak istiyor.
Silahların değeri, yaklaşık 80 milyon dolar. Çin yönetiminin 15
milyon dolar indirim de yaptığı belirtiliyor.
Rum Savunma Bakanlığı envanterindeki silah sistemlerini yenileme
çalışmalarına iki yıl once başladı.
Ancak ABD, Yunanistan'a sattığı silah sistemlerinin Rum kesimine
transferini yasaklayınca, Rum yönetimi arayışlarını başka ülkelere
kaydırdı.
Rum- Çin İşbirliği Giderek Artıyor
Rumlar Suriye'den sonra Çin'de Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'nun
daveti üzerine kendisine eşlik eden 102 kişilik heyetle ülkeye gelen
Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Tassos Papadopulos, temaslarını
sürdürüyor. Papadopulos, Çin ziyareti kapsamında geldiği Şanghay
şehrinin Belediye Başkan vekili Feng Guoqin ile bir araya geldi.
Feng, görüşmede Kıbrıs Rum Kesimi ile Çin arasında geçmişten gelen
mükemmel bir dostluk ve işbirliği bağları olduğunu belirterek, Güney
Kıbrıs'ın Şanghay'da düzenlenecek '2010 Dünya Fuarı'na katılmasından
duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Papadopulos ise görüşmede Çin'deki
temasları ile iki taraf arasındaki ilişkilerin güçlendirileceğini
umduğunu ifade etti.
-"PAPADOPULOS: İKİLİ İLİŞKİLER MÜKEMMEL"-
Rum lider Papadopulos, ziyareti öncesi yaptığı açıklamada, Güney
Kıbrıs ile Çin arasındaki ilişkilerinin 'mükemmel' olduğunu
vurguladı. Ziyaretinin iki taraf arasındaki ilişkileri daha da
güçlendireceğini umduğunu ifade eden Papadopulos, Çin'in Birleşmiş
Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin daimi üyesi olarak 'önemli bir
rol' oynadığını dile getirdi. ''Çin'e yaptığım ziyaret, Çin ile
mevcut önemli ve samimi ilişkileri güçlendirecek, ekonomi ve turizm
alanlarındaki ikili işbirliğini geliştirecektir.'' diyen Rum lider,
ikili ilişkiler konusunda övgüde bulundu.
PAPADOPULOS: ''AB'DE ÇİN'İ DESTEKLEYECEĞİZ''-
Papadopulos, AB'ye katılmış bir taraf olarak, Pekin'in Brüksel ile
görüşmekte olduğu yasal taleplerini desteklemeye devam edeceğini de
belirtti. ''Tek Çin'' politikasına bağlı olacaklarını yineleyen
Papadopulos, karşılıksız olarak Çin'in egemenliğini ve toprak
bütünlüğünü desteklediğini ifade etti. Son yıllarda ticari
ilişkilerde hızlı bir büyüme olduğuna dikkat çeken Papadopulos , bu
gelişmenin, ikili mükemmel siyasi ilişkiler çerçevesinde
sağlandığını işaret etti.
Rum lider Papadopulos, turizm sektörüyle ilgili olarak da, Avrupa'ya
çok-ülkeli geziler düzenleyen Çin seyahat acenteleri ile işbirliğini
güçlendireceklerini dile getirdi. Papadopulos, ayrıca Çin'de
düzenlenecek 2008 Pekin Olimpiyat Oyunları'nın başarılı olacağına
inandığını sözlerine ekledi. Papadopulos, 5 gün sürecek Çin
ziyaretinin ilk ayağı olan Çin'in doğusundaki ticaret ve finans
merkezi Şanghay'dan sonra, 6 Aralık'ta Pekin'e gelecek ve burada
Çinli liderlerle görüşecek.
Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Jiang Yu, ziyaret ile ilgili daha
önce yaptığı açıklamada Çin ve Güney Kıbrıs arasındaki diplomatik
ilişkilerin kurulmasından bu yana geçen 30 yılı aşkın sürede,
siyaset, ekonomi, ticaret, bilim, teknoloji ve kültür alanlarındaki
ikili dostluk ve işbirliği ilişkilerinin devamlı geliştiğini
belirtti. Yu, ikili temasların günden güne yoğunlaştığını kaydederek
ilişkilerin gelişmesinden duydukları memnuniyeti dile getirdi. İki
taraf arasındaki ticaret hacmi 2005 yılında 290 milyon doları
aşmıştı.
Türkmenbaşı Defnedildi
21 Aralık´ta geçirdiği kalp krizi sonucu vefat eden Türkmenistan
Devlet Başkanı Saparmurat Niyazov Türkmenbaşı, doğduğu köy olan
Kıpçak´ta toprağa verildi. Niyazov için düzenlenen törene, Türkiye
başta olmak üzere çok sayıda ülke üst düzeyde katıldı. Onbinlerce
Türkmen de törende hazır bulundu.
Niyazov için ilk tören başkent Aşkabat´taki Devlet Sarayı´nda
düzenlendi. Türkmenler ellerinde çiçeklerle uzun törenin
düzenlendiği Devlet Sarayı´nın önünde kuyruklar oluşturdu.
Beraberindeki 100 kişilik Türk heyetiyle birlikte Niyazov´un naaşı
önünde saygı duruşunda bulunan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan,
Türkmenbaşı´nın yakınları ile Türkmenistan halkına başsağlığı diledi
ve şeref defterini imzaladı. 40 ülkeden temsilcinin katıldığı
törende, Ukrayna, Tacikistan, Kazakistan ve Afganistan devlet
başkanı seviyesinde, Rusya başbakan, ABD ise dışişleri bakan
yardımcısı seviyesinde temsil edildi. Türkmenbaşı Niyazov´un
cenazesi daha sonra doğduğu yer olan Kıpçak Köyü´ne götürüldü.
Niyazov için kendisinin yaptırdığı bir camiide cenaze namazı kılındı
ve aile kabristanında toprağa verildi. Cenaze töreni nedeniyle,
Türkmenistan´da bayraklar yarıya indirildi, lokanta ve dükkanlar
kapatıldı.
Saparmurat Niyazov kimdir?
Saparmurat Atayevich Niyazov 1940 yılında bir işçi ailesinin çocuğu
olarak dünyaya geldi.
Babası II. Dünya Savaşı'nda öldürüldü. Ailesinin diğer fertleri,
1948 yılında meydana gelen Aşkabat depreminde öldü.
Niyazov, ilk önce yetimhanede, sonra uzak aile fertlerinin evinde
büyüdü. Leningrad Teknik Üniversitesi'nden Enerji Mühendisi unvanı
ile mezun oldu.Bundan sonra Aşkabat yakınlarındaki Bezmein enerji
tesislerinde çalıştı. Daha sonra Komünist Partisi üyesi oldu. 1985
yılında Türkmenistan Milletvekilleri Konseyi Başkanlığı'na atandı.
Daha sonra Türkmen Komünist Partisi'nin Merkez Komite 1'inci
Sekreterliği'ne seçildi.
13 Ocak 1990 tarihinde Cumhuriyetin yüksek yargı organı olan Yüksek
Sovyet Başkanlığı'na atandı. 27 Ekim 1990 günü yapılan seçimlerde
Türkmenistan'ın ilk Cumhurbaşkanlığına seçildi.
21 Haziran 1992 yılında yeni bir anayasanın kabulü için yapılan yeni
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oyların yüzde 99.9'unu aldı.
Türkmenbaşı, Türkmenistan'ın Moskova'dan bağımsızlığını ilan
etmesinden önce 1985 yılından bu yana iktidarda bulunuyordu.
Çin'de Bilgisayar
Adaletin Temelidir!
Ne yargıç, ne de jüriler karışıyor. Çin'de resmen uygulamaya geçen
yöntemle suçun ve suçlunun verileri bir sisteme giriliyor, cezaya
bilgisayar karar veriyor.
Çin'ib doğusundaki Zibo kentinde bir mahkeme, mahkûmların cezalarına
bir bilgisayar programıyla karar veriyor. İki yıldır denenen
yazılımın uygulanmasına resmen başlandı. Hırsızlıktan tecavüze,
cinayetten güvenlik ihlalleri suçlarına kadar 100 farklı suçu
tanımlayabilen program, mahkûmun cezasına karar verebiliyor.
Programı geliştiren Qin Ye, "Program, mahkûmiyet sürelerinin
standart bir hale gelmesini garanti altına almak amacını taşıyor"
diyor.
Bilgisayar programı sayesinde yargıçlara yalnızca davanın
detaylarını bilgisayara girmek düşüyor. Bilgisayar mahkûma verilecek
cezayı tayin ediyor. Bu sayede hem yargıcın gücünü kötüye
kullanması, hem de olası bir yolsuzluğun önlendiği belirtiliyor.
Ancak bazı gazeteler, programın mahkemede yolsuzluğu önleyemeyeceği,
yargıçları tembelleştireceği görüşünde. Yazılımın yakın zamanda
Çin'in Shandong eyaletindeki tüm mahkemelerde kullanılacağı
açıklandı.
Kosova´da Türkçe resmi
belgede
Kosova´da Sırplar ve Arnavutlar arasında ikiye bölünmüş halde olan
Mitroviça kentinde de bazı resmi belgeler Türkçe hazırlanmaya
başladı
Kosova'da Türkler'in yoğun olarak yaşadığı Prizren'de Türkçe'nin
resmi dil olması sonrasında başlayan tartışmalar sürerken şimdi de
bölgenin Kuzeyinde bulunan Mitroviça şehrinde Türkçe resmi
evraklarda kullanılmaya başlandı.
Cengiz Köroğlu isimli Kosovalı bir Türk'e verilen ve Kosova Haber
gazetesi tarafından yayınlanan, Evlilik Durum Belgesi'nde Türkçe'nin
de Arnavutça, Sırpça ve İngilizce ile birlikte kullanıldığı
görülüyor.
Kosova'da 1389 yaşanan Birinci Kosova Savaşı'ndan sonra resmi dil
olan Türkçe, Yugoslavya zamanında da bu konumunu korumuştu. 1999
yılında Sırplar ile Arnavutlar arasında yaşanan savaş sonucu
Birleşmiş Milletler, Kosova için özel bir misyon kurarak (UNMIK)
bölgeyi yönetmeye başlamış ve Türkçe'yi resmi dil statüsünden
çıkararak yerine İngilizce'yi getirmişti.
“KURTULUŞ İÇİN
ULUSUN UYANMASI GEREKİR”
Müge Çetinkaya -Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr.
Çöhreganlı, 21 Azer günü münasebetiyle yayınladığı bildirisinde;
Güney Azerbaycan Türk ulusunun esaretten kurtulması için ilk önce
ulusun milli şuurunun uyanması gerektiğini bildirdi. Aralık ayının
12.günü Güney Azerbaycan`da milli hükümetin kurulduğu gündür. Bir
yıl Azerbaycan`ı bağımsız olarak yönetmiş Pişeveri hükümetinin
kurulmasının üzerinden 61 yıl geçti. Dr. Çöhreganlı , bu özel gün
sebebiyle Azerbaycan Türk milletine seslenişinde “Geçmişimizi göz
önünde tutarak , onun içinde gelişen her olaydan ders almalıyız.
Kurtuluşa götüren ve faciaları engelleyen derslerden biri budur ki ,
asıl kurtuluş için ulusun bütünüyle uyanması gereklidir. Uyanış
demek , milletimizin en azından beşte birlik kısmının seviyesinin
yüksek ve azimli olması demektir.” dedi.
İRAN CUMHURBAŞKANINA
PROTESTO
Müge Çetinkaya -Geçtiğimiz yıl göreve gelen İran İslam
Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedi Necat, rejim muhalifi
gruplarca protesto edildi. Tahran`da bulunan Emir Kabir
Üniversitesine davet edilen Ahmedi Necat, öğrencilerin “diktatöre
ölüm” sloganlarıyla yüzleşti. İsyancı öğrenciler, İran devletinin
resmi televizyon kanalının kameramanlarına saldırıp görüntü
almalarını engellediler. Ahmedi Necat`ın konuşma yaptığı kürsüye
patlayıcı maddeler fırlatan grup, hâkimiyet taraftarı öğrencilerin
hücumu ve devlet korumalarının müdahalesiyle zorlukla
durdurulabildi. Ortamın kargaşası sebebiyle konuşmasına devam
edemeyen İran`ın lideri , isyancı grubu “despot azınlığın
temsilcileri” olarak nitelendirdi. Kaynaklar; 12 Aralık 2006-
Musavat gazetesinin siyaset şubesince yazılan haber. İran İslam
hakimiyetinden memnun olmayanların ve ülke dışına kaçanların
sayısının hayli fazla olduğu gözden kaçmamaktadır. Özellikle İran
gençliği, molla hakimiyetini red edmekte ve özgürlükten,
demokrasiden, reformdan, çağdaş dünyanın değerlerinden yana
olduklarını bildirmektedirler. Emir Kabir üniversitesinde yaşanan
olayları tertipleyen öğrencilerin “İslahatçı talebe harekâtı”
üyeleri oldukları açıklanmış olup, siyasî çalışmalarının
engellenmesi, Ahmedi Necat`a saldırmalarına sebep olarak
gösterilmiştir. Tahran sokaklarına akan öğrenci gençler , çağdaşlık
isteklerinden taviz vermemektedir.
İRAN`DAN CÜRETKAR İFADELER
Müge Çetinkaya -İran İslam Cumhuriyetinin devlet organına bağlı
“İslam Respublikası” gazetesinin 27.11.2006 tarihli sayısında “Kuzey
İran” adıyla makale yayınlandı. Bu cüretkâr ve Azerbaycan Türk
milletine saldırı mahiyetindeki makalede , İran`da yaşayan
milletlerin hepsi göz ardı edilerek sadece Fars milleti tanınmış ve
onun dili, kültürü, milli hakları savunulmuştur. İran gibi çok
milletli devletlerin çeşitli akımlara sığınması , hâkimiyeti elde
tutan milleti diktatörleştirmektedir. İran hâkimiyeti şovenistliğine
kalkan olarak İslam dinini kullanmakta ve içindeki gayri Fars
milletlerin hak , taleplerini nasyonalizm ile itham edip
cezalandırmaktadır. Toprakları içinde böylesine tutum sergileyen
hâkimiyet, komşusu devletlerin sınırlarına ve milletlerine de göz
dikmiştir. Kuzey İran adlı makalede kast edilen bölge , bağımsız ve
uluslararası saygınlığı olan Azerbaycan Cumhuriyetidir. Azerbaycan`ın
toprak bütünlüğüne ve milletine saldırı niteliğindeki yazılar, İran`ın
komşularına bakışının aynasıdır. İran`ın söz konusu makale ile
ilgili Azerbaycan devletinden yazılı özür dilemesi gerekmektedir.
Himalayaların
eteklerindeki Türk köyleri
yaşam mücadelesi veriyor
Dünyanın zirvesi sayılan Himalayalar, ayni zamanda unutulmuş
hayatlar diyarıdır. Nasuh Mahruki'nin Everest tırmanışıyla tanıdık
bölgeyi, Asya kıtasının zirvesinde dolaşan Türklerden habersiz..
Himalayaların eteklerindeki Keşmir'de yaklaşık 300 Türk köyü var.
Sarp dağları mesken tutan bin aile, ayakta kalma mücadelesi veriyor.
Hepsinin soyadı ayni; Osmani... Hindistan ile Pakistan arasında
bölünmüş durumdalar. Bir rivayete göre, hicri 3. asırda Horasan
bölgesinden göç ederek Hint yarımadasına gelmişler. İkinci görüş,
Gaznelilere dayanıyor. Bölgeye 17 kez sefer düzenleyen Gazneli
Mahmut, bazı askerlerini Keşmir'de bırakmış. Bugünkü aileler de o
askerlerin torunları... Konuştukları Türkçe bir hayli bozulmuş.
Kendilerine yardım elini uzatan Sultan 2. Abdülhamit'i unutmamışlar.
Geçtiğimiz yıl yaşanan Pakistan depremi en çok Türk köylerini
vurmuş. Yüzlerce can kaybı yaşanmış. Ancak Türkiye'den gelen
yardımlar gönüllerini fethetmiş.
Dünyanın her köşesinde hakları ihlâl edilen tek milletin 'Türkler'
olduğu konusunda görüş birliğine varıldı
Anadolu ve Avrasya birlik olsun Türk Dünyası İnsan Hakları
Derneği’nin düzenlediği sempozyumda, dünyanın her köşesinde hakları
ihlâl edilen tek milletin 'Türkler' olduğu konusunda görüş birliğine
varıldı. Ankara’daki konferansta, dünyada insan haklarından en çok
söz eden ülkelerin; silâhlanma, sömürgecilik ve zulümden en fazla
sorumlu olan ülkeler olduğuna dikkat çekildi
Türk Dünyası İnsan Hakları Derneği’nin 10 Aralık Dünya İnsan Hakları
Günü dolayısıyla düzenlediği sempozyumda, dünyanın her köşesinde
hakları ihlâl edilen tek milletin “Türkler” olduğu; ancak sorunun
hiçbir ülkede dile getirilmediği konusunda görüş birliğine varıldı.
Çifte standart
Prof. Dr. Özcan Yeniçeri: Dünyada insan haklarından en çok söz eden
ülkeler silâhlanma, sömürgecilik ve zulümden sorumlu ülkelerin
başını çekiyor. İnsan hakları konusunda çifte standart sürüyor.
Çin’in Doğu Türkistan’da Uygur Türkleri’ne, Batı Trakya’da AB üyesi
Yunanistan’ın Türklere uygun gördüğü muamele, insan haklarının
insanların değil, güçlülerin hakkı olduğunun açık bir göstergesi.
Demokrasi kılıfı
Prof. Dr. Anıl Çeçen: Türkiye ve Türk Dünyası devletleri, ABD
emperyalizminin kucağına düştü.Batı, demokrasiyi kullanarak
Türkiye’yi ele geçirme mücadelesi veriyor. Türk Dünyası da bizi ve
Atatürk’ün çizgisindeki insan hakları yaklaşımımızı örnek almalı ve
ortak direnişi gerçekleştirmeliyiz. Emperyalizm, dünyaya azınlığa
dayalı bir demokrasi anlayışını dayatıyor. Sahip çıkmamız gerek
Kırıkkale Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cemalettin Taşkıran:
Türkiye önümüzdeki 10 yıl içinde sıkıntılı günler yaşayacak. Irak
Türkmenleri kendi kaderine terkedilmiş durumda. Karabağ’da tek Türk
kalmadı. 1 milyona yakın Azerbaycan Türk’ü yaşam mücadelesi veriyor.
Birbirimizin sorunlarına daha fazla sahip çıkmamız gerekiyor.
Dayanışma zamanıDoğu Türkistan temsilcisi Yrd. Doç. Dr. Erkin Emet:
Çin politikaları nedeniyle ölüme mahkum edilen Doğu Türkistan
halkının son 50 yıl içinde uğradığı zulüm ve baskı arttı. Dünyada en
çok yer altı ve yer üstü zenginliğe sahip ülkelerden biri olan Doğu
Türkistan esaret altında. Türk Dünyası’nda ve Avrasya coğrafyasında
insan hakları ile ilgili yapılacak çok şey var.
Sorumluluğumuz var
Dağıstan temsilcisi Nadya Camukova: Türkiye ve Türk Dünyası
haklarını birilerine vererek onlardan dönen hakları elde etmeye
çalışmamalı. Türk adını taşıyan Atalarımızın bugün var olan
kuşaklara “Beni nasıl temsil ettin” diye sorduğunda yüzlerin
kızarmaması gerekir. Bizden sonraki nesiller ’bana ne bıraktın?’diye
sorduğunda ruhumuz kaçacak yer aramamalı. Sorumluluk bilinciyle
hareket ederek haklarımıza sahip çıkmalıyız.
Baskılar devam ediyor
Kırgızistan Temsilcisi Gulnar Kurmanova: “Bölgede son günlerde
yaşanan gelişmeler ve olaylar dikkat çekici bir boyutta. Sorunlar
devam ederken işbirliğine gitmek anlamlı bir girişim olacaktır.”
dedi. Kırım’dan gelen Eldar Seyitbekirov ise, Rus şovenizmi altında
ezilen ve soykırım gibi sürgüne tabi tutulan Kırım Tatarları’nın
baskı gördüğünü söyledi.
Dünya
İnsan Hakları Günü'nde Türkmenler'den Eylem
10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü kapsamında Beyoğlu Galatasaray
Lisesi önündae toplanan yaklaşık 200 kişilik grup Türkmenlere
yönelik insan hakları ihlallerinin devam ettiğini söyleyerek eylem
yaptı.
Türkmeneli İnsan Hakları Derneği, Irak Türkleri Kültür ve
Yardımlaşma Derneği ile Türkmen Kardeşlik Derneği ve |