|
“O
topraklar bizimdi”
Kayseri'de Nuh Naci
Talebe Yurdu'nda henüz öğrenci iken, okul çıkışından etüt saatine
kadar birkaç saat çarşıda dolaşırdık. Kiçikapu ile Kaleönü ve
Cumhuriyet alanına kadar olan mesafe, bizim gezip dolaşma sahamızdı.
Kaleönü'nde kırtasiye,kitap ve gazete satan birkaç dükkan vardı.
(Şimdi yerlerine bir camii yapılmış.) Bir gün bu dükkanlardan
birisinin vitrininde sergilenen kitapları inceliyordum. Gözüm bir
kitaba takıldı. Ortaboy bir kitaptı. İsmi de “O Topraklar
Bizimdi”.Heyecanla elime aldım. Yazarı Cengiz Dağcı idi.Kitabı
evirdim çevirdim ama cebimdeki para kitabı almama yetmedi. Küçücük,
çocuk beynimde ,ne demek? “O Topraklar Bizimdi”. Yoksa bizim olmayan
topraklar da mı vardı? Sorusu hep beynimde zonkluyordu. Aklıma
babamın arkadaşlarıyla yaptığı sohbetlerinde “O topraklar
bizim,gelecekte bizim olacak” dediğini hep hatırlıyordum. Acaba bu
kitap, yoksa babamın anlattıklarını mı anlatıyordu. Ne yapıp edip bu
kitabı almalıydım. Birkaç gün sonra kitabı almıştım. Ruslar
tarafından işgal edilen ve Ruslaştırılan Kırım topraklarından
bahsediyordu. Demek, bizim toprağımızı işgal eden Çinliler gibi
Ruslar da bir Türk diyarı olan Kırım'ı işgal etmişti. Bir Kırım
evladı olan Cengiz Dağcı, şimdi o toprakları “Bizimdi” diyordu. Bu
gün Rus emperyası yıkılmış, Cengiz Dağcı'nın toprakları “Bizim”
olmuş, bizim olma yoluna adımını atmıştı…Zira Ruslar tarafından
topraklarından sürülen Kırımlı kardeşlerimiz, artık bu gün o
topraklara dönmüş, topraklarına kavuşmuşlardır.
Ama, babamın
anlattığı “Bizim Topraklarımız” nerede? İnsanlara hürriyet,
milletlere istiklal, topraklara özgürlük çağında, Çin işgalinde,
komünist mezalimi altında inim inim inlemektedir. Evet o topraklar,
o kutsal Doğu Türkistan toprakları bizimdi. Çok yakın gelecekte
bizim olacak ve olmalıdır da. Çin, dünyada sulh ve huzur içinde
yaşamak istiyorsa, topraklarımızı,Doğu Türkistan'ı, Doğu
Türkistanlılara derhal devretmelidir.İstiklal ve özgürlüğünü
tanımalıdır.
“Anayurtta Unutulan Türklük”
Kayseri Lisesi biyoloji öğretmeni Cebbar Ertürk'tü. Bize de derse
geliyordu. Bir gün beni sözlüye kaldırdı ve ders zili çalınca “beni
gör” dedi. Sözlüde başarı notu almıştım. Acaba neden çağırıyordu?
Diye düşünceye daldım dersten sonra öğretmenimizi gördüm. Meğerse,
Cebbar öğretmen Azeri asıllıymış. O da Rus işgalindeki toprağının
özgürlüğü için çalışıyormuş. Beni Sümer mahallesindeki evine
götürdü. Doğu Türkistan'dan yola çıkıp,Türkiye'ye gelene kadar geçen
yollardaki meşakkatleri, Çin mezalimini hatırladığım kadarıyla
kendilerine anlattım. Sonra kitaplığını açtı, bana bir kitap uzattı,
bunu oku dedi. Anlayamazsan bile sakla, ileride anlarsın,demişti.
Kitabın adı “Anayurtta Unutulan Türklük” idi ve Erciyes Yayınevi
tarafından basılmıştı. Kitabı aldım, sakladım. Daha sonraları
okuduğumda Cebbar öğretmen, ana yurdunun Rus emperyalistleri
tarafından işgal edildiğini, artık unutulmak üzere olduğunu fakat,
unutturmamak için Anayurtta Unutulan Türklük” adı ile bu eseri
kaleme almıştı. Yıllar sonra Cebbar Bey,Azerbaycan'ın özgürlüğünü
görmüş, Hazar sahilinde istiklâl havasını doya doya solumuştu.
Biz, Doğu
Türkistanlıların da ana yurdumuzdaki Türklüğü unutmamamız,onun
özgürlüğü yolunda gayret sarf etmemiz, gelecek nesillerimize Doğu
Türkistan sevgisini vermemiz gerekiyor.
Aradan yıllar geçti, Bir gün Aydın'dan bir mektup geldi. Mektubu
yazan öğretmen Cebbar Ertürk idi. Aydın Lisesi'ndeymiş. Mektubunda
bana “Anayurdunu unutmamışsın, yazılarını okuyorum, gözlerinden
öperim, İnşallah Azerbaycan ve Doğu Türkistanımız azat olacak”
diyordu.
Bu gün Doğu Türkistan meselesi, Doğu Türkistan'ı kendi çıkarlarına
göre plânlayan dış güçler tarafından, Doğu Türkistan unutturulmak
istenmekte, kabile esasına göre bölünmekte “böl-parçala-yut”
sistemine itildiği görülmektedir. Esaretteki toprağın “Çin'in Sincan
Otonom Rayonu Ulusunun adı da Çok Milletler Topluluğu,
isteklerimizde, otonomide ıslahat, insan hakları ve karın tokluğu
masalları… -Bunu bize sunanlarda Doğu Türkistan Davasını
savunanlar!.. Dünya da hiçbir millete karın tokluğuna özgürlük ve
insan hakları verildiğini tarih yazmıyor.
Yukarıda ibret için
adını andığım kitaplar tek hedef gösteriyorlardı;
-vatan toprağını, o
topraklarda yaşayan Türklüğü unutmamak,özgürlük ve istiklâlini
savunmak…
BAŞSAĞLIĞI
Üsküdar Salacak'taki
evinin salonunda Osman Batur ve Ali Bek Hakim'in resmiyle
duvarlarını süsleyen, evlatlarına Osman Batur'un çocuklarının adını
takan, değerli bilim adamı,şair ve yazar, Doğu Türkistan hamisi Doç.
Dr. Dilaver Cebeci beyefendi ile,totaliter komünist sistemi,
eserlerinde kendine özgü ifadesiyle dile getiren, Türk Dünyasının
kültür adamı, Ulu Türkistanlı Cengiz Aytmatov'a Allah tan rahmet
niyaz ederek, Türk Dünyasına baş sağlığı diliyorum.Her iki kıymetli
değerimizin mekanı cennet olsun…
“İstiklâl istiyoruz
Çünkü, biz Çinli değil Türk’üz”
Doğu Türkistan
Sürgün Hükümeti’nin Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek
Gayretullah 05 Mayıs 2007 tarihinde Balıkesir Salih Tozan Kültür
Merkezinde düzenlenen konferansa katıldı.
Balıkesir,
Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü
Bugünü” konulu bir konferansa davet edilen Hızırbek Gayretullah,
konferansta karşılaşmış olduğu sorulardan bir kaçı:
-Siz Doğu
Türkistanlılar istiklâl mi yoksa, insan hakları mı istiyorsunuz?
- Bu gün Çin
Halk Cumhuriyeti haricinde 100 milyon Çinli bulunmaktadır. Bu
Çinliler Çin Halk Cumhuriyeti’nden insan hakları ile rejimin
değişmesini istiyorlar ve bunu savunuyorlar. Biz Doğu Türkistanlılar
toprağımızı istiyoruz, istiklâl istiyoruz. Çünkü, biz Çinli değil
Türk’üz. Anayurdumuz işgal edilmiş, asimile tehlikesi altındadır. Bu
itibarla evvela, Doğu Türkistan’ın istiklâli, sonra insan
hakları...
GÜNÜMÜZDE DOĞU
TÜRKİSTAN
' ...Bizler
esaret altında yaşamaya mahkûm bırakılan bir ülkenin ve yok edilmek
istenen bir halkın hür dünyadaki temsilcileri olarak sesleniyoruz.
Bizler de sizler
gibi 58 yıl önce kendi topraklarımızda özgürce yaşamanın mutluluğu
içindeydik.1863, 1933, 1944 yıllarında kurduğumuz 'hükümetlerle',
bağımsız ülke olarak sizler gibi hür dünyanın içinde olma ümidinî
taşıyorduk. Hatta kendi paramız vardı. Pasaportumuz vardı.
Bayrağımız vardı. Millî Ordumuz vardı.
Ne var ki, 58
yıl önce kendi topraklarımızda 'bağımsız ye özgür olma hakkımız'
zorla elimizden alındı. Komünist Çin askerî kuvvetleri 1949 yılında
ülkemizi işgal ederek bağımsız ve hür yaşama hayallerimize ağır bir
darbe vurdu.
İşgalin ardından
halkımıza yönelik vahşî, insanlık dışı, temel insanlık haklarını
hiçe sayan, tarifi imkânsız soykırım politikası uygulanmaya
başlandı.
Petrol,
Doğalgaz, Uranyum, Volfram, Altın, Kömür gibi oldukça değerli ve
zengin yeraltı kaynaklarına sahip olan ülkemizde halkımız, âdeta bir
cehennem hayatı içinde, kelimelerle anlatılmayacak kadar 'utanç
verici metotlarla' yok edilmek istendi.
30 milyon masum
insan nükleer denemelerde 'canlı kobay' olarak kullanıldı... Nükleer
denemelerden radyasyondan etkilenen on binlerce insanın tedavisi
yapılmayarak ölmeleri sağlandı... Taklamakan Çölü'nün güneydoğu
kısmındaki Lop- Nur'daki atom denemeleri merkezinde 50 defa nükleer
deneme gerçekleştirilmiş olup, Doğu Türkistan ve Orta Asya'nın
ekolojik (çevre) dengesi olumsuz etkilenmiştir. Bu denemeler yalnız
insan sağlığına değil, tabiata ve hayvanlara da zarar vermiştir. Bu
denemeler sonucunda halkımız arasında tarifi imkânsız hastalıklar ve
fizikî değişiklikler olmuştur.
Yaklaşık son
yarım asırda 200.000 bin masum insan çeşitli işkence ve devlet
terörü metotlarıyla öldürüldü…
Bu yetmemiş gibi
1980 yılından itibaren 'nüfus plânlaması, bahanesiyle on binlerce
kadın kolektif kürtaja tâbi tutularak on binlerce 'masum bebek' ana
karnında iken vahşîce katledildi… Birçoğu kısırlaştırıldı. Çocukları
zalim Çin Hükümeti tarafından vahşî biçimde öldürülen analarımız
ağır psikolojik rahatsızlıklara duçar oldular, birçoğu üzüntüden
öldü, birçoğu mecnun oldu.
On binlerce
aydınımız, gencimiz Hitler'in Nazi Kampları'ndan bin beter 'çalışma
kampları'nda sürgüne gönderilerek ölüme terk edildi... Birçoğu halen
devam ettiği gibi 'enselerine kurşun sıkılarak' öldürüldü... Ne
acıdır ki kurşunun parası dahi, öldürülen kişinin ailesinden 'kurşun
vergisi' olarak geri alındı.. .Cesetleri ise ailelerine
gösterilmeden iş makinelerince açılan büyük çukurlara gömülmektedir
...
Sözde 'Eğitim
Kampları'nda gençlerimiz ve aydınlarımız her türlü fiziki ve
psikolojik işkencelere tutulmak suretiyle, asimilâsyonun
hızlandırılması amacıyla, halkımızı ayakta tutan ' direnç noktaları
' ve 'moral kaynakları' bir bir kurutulmaya başlandı. millî
kimliğimizi ifade eden ve ecdatlarımızdan kalan tarihi, kültürel
eski eserler, mekânlar, mezarlıklar yıkılmaya başlandı.
İnsanlarımız
sırf dinî ve millî kimliklerinden dolayı, özgürce ve insanca yaşama
taleplerinden dolayı yargısız infazlarla idam edildi ve hala her yıl
ortalama 100 masum insan stadyumlarla düzenlenen, ölüm merasimleri
ile idam edilmektedir... Sadece 1997 yılında, demokratik
taleplerinden dolayı kurşuna dizilenlerin sayısı 300 kişiydi bizim
bildiğimiz ise 3000 kişiyi geçmiştir... Özgürlük hareketlerini kanlı
şekilde bastıran terörist Çin Hükümeti, demokratik talepte bulunan
halkımızın mal-mülklerini müsadere etmiş, Çin'den getirilen Çinli
göçmenler bu evlere yerleştirilmiştir. Bugün Doğu Türkistan'da
birçok yerleşim birimine askerler ve asker aileleri yerleştirilmiş,
âdeta askerî şehirler kurularak, halkımız abluka altına alınmıştır.
Halkımızın
<Seyahat Özgürlüğü> elinden alınmış durumdadır. Halkımızın
demokratik talepleri, kişi hak ve hukuklarının uygulanması gibi
talepleri <bölücü> , <terörist> , <parti düşmanı> gibi komik
suçlamalarla ağır cezalarla bastırılmaktadır.
'Dinî ibadetler'
kısıtlandı... Bir çok ibadet yerleri yıkıldı 'ahır', 'sinema' haline
getirildi. Dinî alimler ve şahıslar yargısız infaz edildi. Dinî ve
millî kitaplarımız, millî medeniyetimize ait kıymetli kültürel
mirasımız talan edildi. Bu tür kitap ve tarihi eserleri saklayanlar
ağır cezalara mahkûm edildi. Ölülere bile işkenceler yapılarak
resmen 'organ ticareti' yapılmaya başlandı...
Asimilâsyonu
hızlandırmak amacıyla plânlı ve devlet teşvikli olarak Çinli
göçmenler bölgeye yerleştirilerek halkımız 58 yıl içinde kendi
topraklarında 'azınlık' durumuna düşürüldü... Doğu Türkistan'da 1949
yılında ki %3 Çin nüfusu 1990'lı yıllarda %50' ye ulaşmış
durumdadır.
Sözde <özerk
yönetimi statüsü> altında hür dünyaya şirin gözükmek amacıyla,
Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından uygulamaya konulan sözde
bölgenin kalkınmasına yönelik girişimlerle aslında olası bağımsızlık
hareketlerinin önünün kesilmesi ve bölgenin hızla
'Çinlileştirilmesi' amaçlanmaktadır.
1949 öncesi
hemen hemen hiç görülmeyen 'içki ve uyuşturucu alışkanlığı' âdeta
teşvik edilerek halkımız yavaş yavaş yok edilmesi plânı uygulanmaya
konuldu... Hatta Çinli fahişeler vasıtasıyla AİDS hastalığının
yayılması karşısında hiçbir önlem almayarak, neslimizin bozulması,
sağlıksız nesiller oluşması yönünde gizli teşvik uygulanmaktadır.
Tüm bu baskı,
zulüm, işkenceler yetmiyormuş gibi ülkemin tarihi, coğrafî ve siyasî
adı olan >Doğu Türkistan< adı 'yeni ilhak edilen toprak' manasına
gelen Sinkiang = Xinjiang olarak değiştirilmek suretiyle, 1.824.418
km2 genişliğindeki ülkemiz üzerinde hak talep etmektedir. Doğu
Türkistan hiçbir zaman özerklik yasası, uygulanmış değildir. 1949
yılından bu yana demokratik seçimler yapılmamıştır. Bürokraside
tayinler Pekin'in onayı ve Komünist Parti'nin talebiyle
gerçekleştirilmektedir. Sözde mevcut <özerk yönetim>de görevli olan
halkımızın inisiyatif kullanma ve devlet temsil etme hakkı ve hukuku
kesinlikle yoktur.
Velhasıl dün
olduğu gibi bugün de Komünist Çin işgali altındaki halkımızın her
saniyesi azap, korku, açlık, işkence ve manevî mahrumiyetler içinde
geçmektedir. Ancak ne acıdır ki; cehennemi bile aratacak korkunç
trajedinin yaşandığı ve yaşanmaya devam ettiği Çin istilâsı
altındaki Doğu Türkistan'da 'yaşam mücadelesi veren halkımız'
feryatlarına kulak verecek, insanî yardım elini uzatacak bir ülke
çıkmadı.
Hür dünyanın bu
trajedi karşısındaki sessizliği ve kayıtsızlığı ve uluslararası
caydırıcı hiçbir tedbirin alınmaması karşısında Komünist Çin
Hükümeti daha da cesaretlenerek, halkımız ve bölgeyi tamamıyla
'Çinlileştirme politikasını ' sinsice her alanda uygulamaya koydu.
Yanan her
'kandil' söndürüldü... Yükselen her 'ses' susturuldu...
İletilen her
'talep' hasıraltı edildi... Ve açan her 'çiçek' kurutuldu.
Çin tarihini,
Çin halkının karakteristik özelliklerini ve Komünist Çin siyaseti
yakından bilenlere malûmdur ki, eğer uluslararası kamuoyunun dikkati
çekilmezse, siyasî, ekonomik ve askeri desteği alınmazsa çok yakında
esaret altındaki 30 milyon insanın <sarı tehlike>karşısında
dayanacak gücü kalmayacaktır...
Ve şu gerçek
unutulmamalıdır ki, nüfusu 1,5 milyara yaklaşan 'Sarı Tehlike'
yalnız bizim ülkemiz halkımız için değil, tüm hür dünya içinde ciddî
bir tehlike ve tehdittir...
Komünist Çin
yönetimi 21 yüzyılda üç aşamada 'dünyaya hâkim olma' plânını
uygulamaya koymuştur.
Emperyalist
Pekin yönetimi; işgali altında bulundurduğu Doğu Türkistan'ı çıkış
kapısı olarak kullanıp önce Orta Asya'daki yeni bağımsızlıklarına
kavuşan devletlere, akabinde ucuz iş gücü enerji ve ticarî vaatlerle
Türkiye'yi basmak olarak kullanıp Avrupa'ya kadar uzanan Avrasya
coğrafyasını uranyumu zenginleştirme ve nükleer füzeler geliştirme
ve terörist hareketlere sponsor olma gibi emperyalist bir amaç için
kullanmayı hedeflemektedirler.
'Uluslararası
terörizmin gizli sponsoru' konumundaki Kızıl Çin, her bakımdan
uluslararası dünya barışını, hür dünyanın güvenliğini ve insanlığı
tehdit etmektedir. Velhasıl tarihin utanç sayfalarında her zaman
yazılı olacak bir işgal ve istilânın ötesinde ülkemizde alenî ve
çirkin soykırım uygulanmaktadır.
İşte böyle
acımasız ve gayri medenî bir ülkenin işgalindeki bir 'cendere'
altında yaşayarak 58 yıldır dayanan halkımız, 58 yıldır ümitle
beklemeye koyuldu...
Ölülere bile
işkencenin yapıldığı, kota fazlası bebeklerin öldürüldüğü, göbek
kordon bağlarının ticareti yapıldığı cehennemi bile aratacak böyle
bir<trajik manzara> karşısında, hür dünyada yaşayan bizlerin,
sizlerin, tüm medenî dünyanın daha fazla sessiz ve kayıtsız kalması
beklenemezdi. Nitekim zulüm karşısında gösterilemeyen, insanî tepki,
soykırımı hızlandırılmıştır. Baskılar onur kırıcı ve dayanılmaz
boyutlara gelmiştir.
Takdir edersiniz
ki; işgal altındaki ülkemizde yok edilmek istenen 30 milyon halkın
hayatta kalma mücadelesi, sesini duyurma gayreti karşısında; hür
dünyada yaşayan biz Doğu Türkistanlı mültecilerin daha fazla sessiz
ve tepkisiz bekleme hakkımız ve lüksümüz olamazdı...
İşte bugün,
gerçeklerin bilincinde halkımızın anonim onayı ve işgal altında
mücadele eden siyasî liderlerimiz ortak kararı ile bu tarihi günde
halkımız beklentilerine bir nebze de olsun cevap verecek bir adımı
atmış bulunuyor. Ve Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetini ilân etmiş
bulunuyoruz.
Hükümet faaliyet
Programının Esasları :
1)14 Eylül 2004
tarihinde saat 14.45'de ilân edilen 'Sürgünde Doğu Türkistan
Hükümeti', bugün düzenlenen 'yemin merasimi' ifade ederek işbu
'beyanname' ile resmiyetini tamamlamış bulunmaktadır.
2)Yüzbinlerce
şehit pahasına geldiğimiz bu nokta, yakın gelecekte hür dünyanın
desteğiyle bağımsızlık ve özgürlük yolunda uluslar arası arenada
atılmış en önemli bir ve siyasî bir manevradır...
3)Hükümetimiz;1863,1933ve 1944 yıllarında kurulan 'Doğu Türkistan
Millî Hükümetleri'nin devamı ve tek yasal temsilcisidir...
4)Doğu
Türkistan'ın 1949 öncesi üniter yapısını benimseyen, 'bağımsızlık ve
hürriyet benim karakterimdir' diyen, millî kahramanların yolundan
yürüyen her Doğu Türkistanlı bu Hükümetin tabii vatandaşlarıdır...
5)Millî davamızı
dünya gündemine taşıyacağına ve esaret altındaki halkımıza moral ve
ümit vereceğine inandığımız Hükümetimizin kurulmasında saygın
konukseverliği ve hoşgörüsünden dolayı başta ABD kamuoyu olmak üzere
tüm insan hakları örgütleri ve lobilerine şükranlarımızı sunuyoruz.
6)Hükümetimiz;
emperyalist Kızıl Çin yönetimine bağlı sözde 'Sinkiang Uygur Özerk
Yönetimi'ni ve 'Pekin işgalini' reddetmektedir.
7)Doğu Türkistan
halkının sabrı taşmıştır. Doğu Türkistan halkı başta Birleşmiş
Milletler (BM) olmak üzere bütün uluslararası teşkilâtlara ve hür
dünya ülkelerine seslenmektedir ki, Çin terörizmini yok etmek,
demokrasi düşmanı, özgürlük düşmanı Çin diktatörlük rejimini yıkmak
sadece Doğu Türkistan halkının veya Tibet, İç Moğolistan yada
Mançurya halkının vazifesi değildir. Bütün hür dünya ülkelerinin
vicdanî ve insanî sorumluluğu vardır. İşte Hükümetimiz; bu
sorumluluğu hür dünya ülkelerine her vesileyle sürekli
hatırlatacaktır. Çünkü şu bilinmelidir ki, başta Doğu Türkistan
olmak üzere Kızıl Çin esaretindeki Tibet, Mançurya, İç Moğolistan ve
Tungan (Çinli Müslümanlar) sorununa çare bulunmazsa, yalnız bu
bölgenin değil, Asya'nın ve tüm dünyanın güvenliği ciddî tehdit
altına girecektir.
8)Hükümetimiz;
işgal altındaki topraklarımızın tam bağımsızlığını ve esir
halkımızın hürriyetini kazanması yönünde, işgalci komünist Çin
Hükümeti üzerinde, uluslararası müeyyidelerin uygulanması noktasında
'demokratik baskılar ' ın kurulması yönünde siyasî ve hukukî
girişimlerde bulunacaktır...
9)Hükümetimiz;
halkımıza özgür bir gelecek sağlayacak her türlü yasal önlemi
alacaktır... Doğu Türkistan halkı son nefesini verinceye kadar
terörist Çin Hükümeti ile mücadelesini sürdürecektir.
10)Hükümetimiz;
millî ve dinî kimlikleri yok edilme tehdidi altında yaşam mücadelesi
veren halkımızı 58 yıldır ayakta tutan 'maddî ve manevî
değerlerimizi' yaşama, yaşatma ve nesillere aktarma yolunda kararlı
bir tutum sergileyecektir .
11)Hükümetimiz;
esaret altındaki halkımıza zarar verecek her türlü terör
eylemlerinden, söylemlerden uzak kalacaktır. Ama asla 'yumuşak bir
politika' izlemeyecektir.
12)Hükümetimiz;
esaret altındaki halkımızın Çin'in sinsi soykırımı hedefleyen
politikası karşısında halkımızın sürekli uyanık olmasını temin
edecek her türlü önlemi alacaktır.
13)Hükümetimiz;
mazlum, mağdur ve masum Doğu Türkistan halkının millî kimliklerini
koruma noktasında bağımsızlığa giden yolda, her türlü siyasî
girişimini demokratik, barışçı, insan hakları çerçevesinde
sürdürülecek olup;
1)Nükleer
denemelerin son bulmasının, nükleer atıkların temizlenmesi
radyasyondan etkilenen vatandaşlarımızın gerekli tedavilerinin
ücretsiz yapılması...,
2)İnsan hakları
ihlâllerinin, yargısız infazların sona erdirilmesi ...,
3)Zorunlu kürtaj
ve kısırlaştırma gibi gayri insanî operasyonların durdurulması...,
4)İzinsiz ve
zorunlu organ alımının durdurulması..,
5)Çinli
vatandaşlara uygulandığı gibi uyuşturucunun yasaklanmasını ve
uyuşturucu ticareti yapanların cezalandırılması ve bölgeden
uzaklaştırılması..,
6)Doğu
Türkistan'a plânlı Çinli göçmen yerleştirilmesinin durdurulması ve
1949 yılı sonrası bölgeye yerleştirilen Çinli göçmenlerin bölgeden
uzaklaştırılması..,
7)Halkımıza
uygulanan seyahat özgürlüğü kısıtlamasının kaldırılması ve her yıl
dinî ziyaretlerini yapabilmeleri için gerekli kolaylığın
gösterilmesi...,
8)Karşılıklı
akraba ziyaretlerine getirilen yasakların kaldırılması, vize
kolaylığının sağlanması. ..,
9)Çin ' in de
imzaladığı BM Irk Ayrımcılığını Kaldırma Komitesi Sözleşmesi'nde
belirtilen kararların uygulanması. ..,
10)BM'lerce
onaylanan İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde yazılı ilkelerin
uygulanması. ..,
11)Bölgedeki
yeraltı ve yerüstü kaynakların satışından, ihracatından elde edilen
gelirin öncelikli olarak Doğu Türkistan halkının yaşam
standartlarının iyileştirilmesinde kullanılması. ..,
12)Ülkenin işgal
edildiği 1949 yılından bu yana siyasî, dinî, kültürel nedenlerle
veya ifade düşüncelerinden ya da demokratik taleplerinden dolayı
tutuklananların serbest bırakılması. ..,
13)Haksız ve
siyasî nedenlerle idam edilenlerin ailelerine yeterli miktar da
maddî tazminatların ödenmesi ...,
14)Ve tüm
bunların adil şekilde uygulanmasının temini için başta BM olmak
üzere UNESCO, UNICEF, KIZILHAÇ, KIZILAY, AMNETY INTERNATIONAL, İKÖ
(İslam Konferansı Örgütü), BDT(Bağımsız Devletler Topluluğu)UNPO(Birleşmiş
Milletlerde Temsil Edilmeyen Halklar Teşkilâtı), AB (Avrupa Birliği)
gibi benzeri uluslararası kurum ve kuruluşların bölgede birer
temsilciliklerinin açılmasına izin verilmesini sağlayıcı önlemleri
almak, aldırmak, uygulamak, uygulatmak yolunda her türlü insanı
vicdanî, kanunî haklarımızı kullanmada tereddüt gösterilmeyecektir.
siyasî, kültürel, ekonomik ambargolar uygulanması, kredilerin
kesilmesi, uluslararası yaptırımların uygulatılması yönünde
hükümetimiz her kapıyı çalarak girişimlerde bulunacaktır.
15)Hükümetimiz;
Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın1949 öncesi (1933,1944)
'bağımsız ülke' ,'bağımsız hükümet' statüsüne kavuşturulması
noktasında, her türlü yasal siyasî, hukukî, demokratik haklar ve
uluslar arası müeyyidelerin uygulanması için gayret gösterecektir.
16)Hükümetimiz;
Anayasanın 6. bölüm 3.md.si gereği, devletin millî çıkarları
doğrultusunda, parlâmentonun onayını alarak, gelişen şartlar
dahilinde Pekin yönetimi ile müzakere yapma kapısını açık tutar .
17)Hükümetimiz;
Doğu Türkistan Davasını, İnsan Hakları İhlallerini, Doğu Türkistan
halkının bağımsızlık ve özgürlük taleplerini uluslararası gündeme
taşıyarak, 1949 öncesi meşru haklarımızın yani bağımsızlık ve
hürriyetimizin temini noktasında dünya kamuoyunun dikkatini çekmeye
ve desteğini almaya çalışacaktır.
18)Hükümetimiz;
öncelikle Doğu Türkistan'ın bağımsızlık davasını Birleşmiş
Milletlerin gündemine getirme yolunda ülkeler nezdinde girişimde
bulunacaktır.
19)Yukarıda
özetle belirtilen amaç ve hedefler çerçevesinde;
a )BM ilkelerine
bağlı,
b )Demokratik ve
özgürlükçü ilkelere sadık,
c)Uluslararası
hukuk ve kurallara saygılı
d)İnsan Hakları
Beyannamesi ile ilgili sözleşmelerine bağlı
e)Hiçbir ülkenin
tekelinde, güdümünde ve baskısında olmayan,
f)Doğu Türkistan
halkının millî idaresiyle 14 Eylül 2004 tarihinde ilân edilen
'Sürgündeki Doğu Türkistan Hükümeti'nin üyeleri ve milletvekilleri
yemin etmek suretiyle 5 yıllık süre ile seçilmiştir. 20)Hükümetimiz;
işbu 'Hükümet programı ve beyannamesi' ile tüm ülkeler uluslararası
resmî kurum ve kuruluşlardan, sivil toplum örgütlerinden, siyasî
partilerden, uluslararası şirketlerden siyasî, ekonomik, eğitim,
kültürel ve askerî alanlarda;
a)'Resmi
Tanınma' talep etmektedir.
b)'Sembolik
Tanınma' talep etmektedir.
c)'Manevi
Destek' talep etmektedir.
d)'Maddi Destek'
talep etmektedir.
21)Yalnız
özgürlük mücadelesi değil, aynı zamanda yok olmama savaşı veren bir
halkı temsil eden Hükümetimize gösterilecek her türlü ilgi, yardım
ve destek şüphesiz Doğu Türkistan halkı tarafında unutulmayacaktır.
Balıkesir,
Aydınlar Ocağı tarafından “Türk Dünyasında Doğu Türkistan'ın Dünü
Bugünü” konulu bir konferansta Doğu Türkistan Sürgün Hükümeti’nin
Başbakan Yardımcısı, Gazeteci-Yazar, Hızırbek Gayretullah’ın
konferans konuşmasından bir bölüm Balıkesir Salih Tozan Kültür
Merkezi- 05 Mayıs 2007
Doğu
Türkistan'da: İkinci Cumhuriyetin Kuruluşu-Yıkılışı
1950
yıllarında Doğu Türkistan'da iktidar olan Çin'li Genel Vali Jin-Şu-Rin,
Sovyet yanlısı bir politika takip etmişti. Hatta Ekim 1931 tarihinde
Sovyetlerle birde ticarî anlaşma imzalamıştı. Bu anlaşmaya göre Sovyetler,
Doğu Türkistan'ın bütün ticarî faaliyetlerine sahip oluyor, ülkede serbestçe
ticarî dolaşım hakkı elde ediyordu. Fakat elde ettikleri bu imtiyazlar
Moskova'yı tatmin etmiyordu. Daha fazla ve etkin olarak ülke ekonomisine
hükümran olmak istiyordu. Rusların bu faaliyetlerinden Doğu Türkistan
Türkleri de memnun değillerdi. Hoca Niyaz, General Mahmut Muhiti, Mehmet
Emin Hazret, Irıshan ve Esimhan gibi milliyetçilerde Jin-Şu-Rin iktidarına
karşı mücadele ediyorlardı. Tam bu sıralarda Jin-Şu-Rin'nin ordusunda albay
rütbesinde Mançuryalı bir subay vardı. İleride Şin-Şi-Sey olarak sahneye
çıkacak olan bu albaya Moskova Urumçi'deki ajanları vasıtasıyla kanca
attılar ve Şin-Şi-Sey'i, Jin- Şu-Rin iktidarına karşı el altında isyana
hazırladılar. Bu fırsattan yararlanmak isteyen Doğu Türkistanlı milliyetçi,
Hoca Niyaz, General Mahmut Muhiti, Mehmet Emin Hazret, Jin-Şu-Rin
iktidarından uzaklaştırmak üzere Şinle anlaşıyorlardı. Nitekim 1933 yılının
11-12, Nisan ayının gecesinde Şin-şi-sey taraftarlarınca genel vali konağı
basılır 20 saat kadar süren müsadame sonucunda Genel vVali Jin-Şu-Rin teslim
olur. Ancak, Urumçi'deki Sovyet konsolosu araya girek, isyancıların elinden
gelen vali teslim alır ve sağ olarak Moskova üzerinden Çin'e yollar.
Jin-Şi-Şey
de, o günlerdeki Çin-Japon savaşının kargaşasından yararlanarak kendisini
genel vali ilân eder, iktidarı ele geçirir. Daha ilk hükümet toplantısında,
kendisine destek veren, darbe ortaklarından Tao-Ming-Yu başta olmak üzere 5
kişiyi hükümet konağında kurşuna dizdirir. Bu olay, Doğu Türkistanlı
liderlerin ve Doğu Türkistanlıların Şin-Si-Sey'e olan güven ve itimatını
sarsar. Diğer taraftan da, Şin-Şi-Sey Sovyet üniformalı 10.000 kişilik bir
muharip birliği Targabayatay-Altay Bölgesi’ne “İli Birliği”, İli (Gulca)
bölgesine de “Targabayatay Birliği” adı altında ordu sevk ederek ülkenin
kuzey kısmına Sovyetlerin işgal etmesine zemin hazırladı.
Yayınladığı hükümet bildirisinde, daha sonraları Şin-Şi-Sey'in altı presibi
olarak anılacak olan bildiri şöyle diyordu:
1-Emperyalizmle mücadele,
2-Sovyetlerle iyi ilişkilerde olmak,
3-Milletlerle yanyana yaşamak,
4-Proleterya-İşçi-haklarını
savunmak,
5-Barış için seferber olmak,
6-Ulaşılacak mutluluğa inanmak,
Bu
olaylardan sonra, Şin-Şi-Sey'le, Doğu Türkistanlıların araları açılmış ve
Doğu Türkistan tarihinde görülmemiş bir Şin-Şi-Sey terörü eser, yüzlerce
Doğu Türkistanlı aydın ve eşraf mensupları zindana atılır, idam edilir,
insanlık dışı muameleye tabi tutulurlar ve bir soy kırım hareketi başlar .
Bu acımasız yönetime karşı 6 Ocak 1933 günü Turfan'da general Mahmut Muhiti,
Hotan'de Mehmet Emin Hazret, Kumulda Hoca Niyaz, Altay'da İrishan ve Esimhan
kardeşler bu zalim idareye karşı isyan bayrağını açarlar. Bu isyanların
sonunda 12 Kasım 1933 yılında Kaşgar'da Doğu Türkistan Cumhuriyeti ilan
edilir, Gökbayrak göklere çekilir.
1933-1943 yıllarında iktidarda kalan 10 yıllık Şin-Şi-Sey devri, Doğu
Türkistan Türklüğü için, zülüm, işkence, soy kırım ve adeletsizlikle tarihe
geçen bir devirdir. Ancak, Rusların bu devirde ülkede cirit attıkları ve
istedikleri tüm imtiyazları elde ettikleri bir devredir. 1911'de kurulan Çin
Cumhuriyetinin ülkeye tam hakim olamaması, 1930 yıllardaki Çin-Japon savaşı
,Çinli komünistlerin faaliyetleri, ülkedeki milliyetçi akımlarla mücadele
zor durumda kalan merkezi Çin yönetiminin zaafiyetinden Ruslar yeterince
faydalandılar. Bunun sonucu olarak ta Şin-Şi-Sey, Doğu Türkistan
Cumhuriyetini ortadan kaldırdı.
Fakat, Şin-Şi-Sey devrinin 1943 yılında sona ermesiyle Doğu Türkistan'da
istiklâl hareketi canlandı. 07 Kasım 1944 günü İli'de milli bir isyan patlak
verdi. İli şehri Türklerin eline geçti. Diğer taraftan da Altay, Targabatay
ve Şaveçek havalisi Osman Batur tarafından Çin Kuvvetleri temizlenmiş ve
Türkler bu bölgeye hakim olmuşlardı. Böylece Doğu Türkistan tarihinde "Üç
Aymak" (Üç İl) inkılâbı adı ile anılacak olan bu bölgeler özgürlüğüne
kavuştu. 7 Kasım olaylarının lideri Dr. AlihanTöre, Osman Batur'la temasa
geçerek, bir özgür devletin kurulmasının ilk adımını atmıştı. Böylece,
özgürlük savaşında tek vücut olarak hareket eden, Doğu Türkistan'ın Çungarya
havzasındaki Özbek, Kazak, Uygur, Tatar ve diğer Türk boyları büyük sevinç
içinde, 12 Kasım 1944 günü İli'de "Doğu Türkistan Cumhuriyet" devletini ilân
ettiler. Dr. AlihanTöre devlet başkanı idi. 1946 yılına gelindiğinde
Rusların oyunu ile Dr. AlihanTöre Moskova'ya kaçırıldı. Bu defa yerine
Sovyet yanlısı Ahmet Can Kasimi devlet başkanı oldu. Bu durum karşısında
Çinliler de boş durmuyor, Doğu Türkistan'ın Sovyet boyunduruğu altına
girmesine göz yumuyorlardı. Nitekim, Dr. Mesut Sabri Baykozi başkanlığında
"Sincan Eyalet Hükümetini" başkenti Urimçi olmak üzere 1945 yılında ilân
ettiler. Fakat Doğu Türkistan’ı hem Rus hemde Çin baskısından kurtarmak
isteyen yurtsever milliyetçiler iki arada bir derede kalmışlardı. Ne yazık
ki; Eyalet hükümeti de, vatanın tam bağımsızlığını isteyen yurt severlere
yardımcı olmuyordu. Bu durum 1949 yılının Ekim ayına kadar devam etti. Bu
tarihte Çin'e hakim olan koministler, İli'deki Doğu Türkistan Cumhuriyeti
ile Go-Mingdan taraftarı Urimçi'deki Sincan Eyalet Hükümetine de son
verdiler.
Aradan 62 yıl geçmiş olmasına rağmen, Doğu Türkistanlıların kalbinde yaşayan
İli Doğu Türkistan Cumhuriyetinin devamı, gene o günlerdeki heyecanla,
birlik, beraberlik şuurunda tek yürek ve tek millet olarak 14 Eylül 2004
tarihinde S. Doğu Türkistan hükümeti olarak, vatanımızın istiklâli için
mücadeleye başlamış bulunmaktadır.
|