|
DOĞU TÜRKİSTANLILAR
İÇİN HER 12 KASIM…
Doğu Türkistanlılar, onlarca yıldır 12 Kasım 1933 ve12 Kasım 1944'te
kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetleri’nin kuruluş aşamalarını konu
alan toplantı ve etkinlikler yapmayı kesintisiz olarak
sürdürmektedirler.
Bu etkinliklerle aynı zamanda da, dünya Türklüğünün millî
dinamizmini ayakta tutmaya, dünyadaki Türk düşmanları tarafından
pörsütülmeye ve dumura uğratılmaya çalışılan Türk devlet geleneğini
ihya etme yolunda da hizmet ifa etmeye çalışmaktadır. Bu
faaliyetler, Türk milletinin kendi şartlarını her türlü zorluklar
karşısında da olsa hazırlayarak, ihtiyaç söz konusu olduğunda da
devlet kurma görevini şanla, şerefle ve gururla deruhte ettiklerinin
de açık bir göstergesidir.
Doğu Türkistan Türkleri, dünyanın en fazla karışıklıklara ve sıcak
savaşlara gebe olduğu bir dönemde Türk milletinin ekmeksiz, aşsız ve
susuz yaşayabileceğini ama bayraksız, vatansız, ordusuz ve devletsiz
olarak asla yaşayamayacağını bütün dünyaya 1933 ve 1944 yıllarının
12 Kasımında bir defa daha gür bir sesle haykırmıştır.
Doğu Türkistan Türkleri, bundan 60-70 yıl önce Türk milletinin
vakarını, sabrını, şeref ve haysiyetine olan düşkünlüğünü, şecaatini
ve kahramanlığını da ortaya koymuştur.
Rus ve Çin emperyalistlerinin ve devrin en güçlü devletlerinden biri
olan ve siyasî açıdan da dünyada en etkili bir devlet olan
İngiliz’lerin işbirliği ile Maya, Aztek ve İnkalar gibi tarih
sahnesinden tamamen silinmek istenmelerine karşı duran Doğu
Türkistan halkı bütün olumsuz şartlara rağmen giriştikleri istiklâl
savaşından galibiyetle çıkarak 12 Kasım 1933'te ve 12 Kasım 1944'te
iki defa birer Türk devleti kurmayı başarmışlardır.
Devletin bekası ve güvenliği, milletin selameti ve istiklâli söz
konusu olduğunda iyi niyet gösterilerine ve duygusallıklara asla yer
olmaması gerektiğinin açık bir tezahürünü yaşayan zamanın Doğu
Türkistan önderleri, Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletinin tam da
yükseliş dönemine girdiği bir sırada Rus ve Çinli’lerden gelen sözde
bir barış teklifini değerlendirmek istemeleri sebebiyle “uçak
kazası” süsü verilen bir suikast sonucunda katledildiler.
Normal şartlarda bir mücadele ile başa çıkamayacaklarını anlayan
zamanın büyük ve güçlü devletleri olan Rusya ve Çin Doğu Türkistan
Cumhuriyeti devletini ancak böylesine kendilerine yakışır bir
entrika sonunda inkıraza uğratabildiler…
Müzmin birer Türk düşmanı oldukları tarih boyunca tescillenen Rus ve
Çin emperyalistlerinin sona erdirdikleri bu Doğu Türkistan
Cumhuriyeti, elbetteki tarihi gerçekleri de ortadan tamamen
kaldırmaya yetmeyecektir. Çünkü dünya tarihi boyunca yıkılan
devletlerin yerine her zaman yeni bir Türk devleti mutlaka
kurulmuştur. Ve yine kurulacaktır.
Çünkü; Tarihte kurulan Hun ve Göktürk Devletlerinden sonra Büyük
Uygur Orhun Devleti (M.745- 840), Kansu (Doğu) Uygur Devleti
(M.846-1226), İdikut Uygur Devleti (M.845-1368), Uygur Karahanlılar
Devleti (M.848-1212), Uygur Çağatay Devleti (1227-1306), Uygur
Seidiye Hanlığı (1506-1682), Uygur Yedişehir Hanlığı yada Ba-devlet
Yakuphan Kaşgarya devleti (M.1863-1877), İli Uygur Sultanlığı
(M.1869-1880), Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti (12 Kasım 1933) ve
Doğu Türkistan Cumhuriyeti (12 Kasım 1944) olmak üzere Türk
devletleri kurulmuştur.
Günümüz dünya şartları, sadece geçmişin gölgesi altına sığınarak
yaşamayı ve hatıralarla avunmayı asla kabul etmez. Millî
duyarlılıklardan uzak yaşayan milletleri acımasız dişlileri arasında
öğüterek yok eder.
O halde, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Doğu Türkistanlıların
yapmaları gereken, tarihin üzerlerine yüklediği kaçınılmaz misyonun
gereklerini mutlaka yerine getirmek olmalıdır.
Mete Han'ın, Atilla'nın, Bilge Kağan'ın Kürşad'ın, Abdulkerim Sultan
Satuk Buğrahan'ın, Kaşgarlı Mahmut'un ve Yusuf Has Hacib'lerin
neslinden olan Doğu Türkistanlı’ların işleri zor, hedefleri ulvidir.
Başarıya ulaşmaları ise, asla imkânsız değildir. Yeter ki, inançlı,
azimli, kararlı ve gayretkeş olmaktan ayrılmasınlar.
Her 12 Kasım; Doğu Türkistanlılar için ağıt yakma ve hayıflanma
günleri olmaktan çıkartılıp, geçmişteki cesaret ve hamaset sahibi
önderlerden ilham alma günlerine dönüştürülmelidir.
Her 12 Kasım; biz Doğu Türkistanlılar için durum değerlendirmesi
yapma, Doğu Türkistan'ın yeniden istiklâline kavuşması yolunda yeni
stratejiler geliştirme ve ulvî ufuklara doğru yelken açma fırsatları
olmalıdır…
Her 12 Kasım; dünyanın dört bir yanındaki bazı Doğu Türkistan
teşkilâtları sorumluları için, mevcudu koruma ve “Küçük olsun, benim
olsun” anlayışından vazgeçerek temel hedefe ulaşma yolunda ihlas,
inanç, sadakat, samimiyet ve fedakârlıklarının derecesini bir defa
daha gözden geçirme günleri olmalıdır.
Her 12 Kasım; dava erlerinin Tam Bağımsız Doğu Türkistan uğrundaki
ulvî yolda yıllar yılı kendilerine sülük gibi yapışarak kanlarını
emmekte olanlardan, sırtlarındaki kamburlardan ve ayaklarına pranga
olanlardan kurtulma kararı aldıkları günler olmalıdır.
Doğu
Türkistan Cumhuriyetleri Hatırlandı
Kasım ayının
12'sinde dış ülkelerdeki Doğu Türkistanlılar 12 Kasım 1933'te
kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetini ve 12 Kasım1944’te
kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetlerinin kuruluş yıldönümlerini
çeşitli programlarla kutladılar.
NORVEÇ'TE
Norveç'teki
Doğu Türkistanlılar bir araya gelerek 12 Kasım 1933'te ve 12 Kasım
1944'te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetlerinin yıl dönümünü
kutladılar. Aynı zamanda Doğu Türkistan halkının özgürlüğü, Doğu
Türkistan devletinin bağımsızlığı için canlarını veren kahramanların
ruhlarına fatihalar okundu.
HOLLANDA'DA
12 Kasım 2006
günü Hollanda'nın Tilburg şehrinde Hollanda Doğu Türkistan Vakfı’nın
organizasyonu ile Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini hatırlama
faaliyeti gerçekleştirildi.
KAZAKİSTAN'DA
Kazakistan'daki Doğu Türkistan siyasi faaliyetçileri 1992 yılından
beri 12 Kasım tarihlerinde Doğu Türkistan Cumhuriyetleri’ni
hatırlamaktadırlar. Yine 12 Kasım 2006 Pazar günü Almata'daki Siyasi
faaliyetçiler o devrin Doğu Türkistan milli ordusunda görev almış
olan bazı rütbelilerin de katıldıkları özel bir anma toplantısı
tertip ettiler.
AMERİKA’DA
UAA-Uygur
Amerikan Birliği, “12 Kasım günü, Uygurların tarihindeki ve
kalbindeki şanlı bir gün olarak kabul edilir. Çünkü Uygurlar 1933
yılında kendilerinin Gökbayrak’larını yükselterek bir demokratik
Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurmuşlardır. Uygurların kurdukları
bu devlet aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinden sonra İslâm
dünyasında kurulan ilk demokratik bir devlet idi.”dediler.
TÜRKİYE’DE
Doğu
Türkistan Vakfı
Doğu
Türkistan Vakfı tarafından İstanbul da 05 Kasım 2006 tarihinde Türk
Dünyası Araştırmaları Vakfı Süleymaniye Kültür Merkezinde “Doğu
Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Toplantısı” düzenledi. Oturum
Başkanlığını Prof. Dr. Abdulkadir Donuk’un yaptığı toplantıya
konuşmacı olarak katılan Ömer Kul, “12 Kasım 1933 Kaşgar Doğu
Türkistan Cumhuriyeti 73 Yaşında”, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ise, “12
Kasım 1944 Gulca Doğu Türkistan Cumhuriyeti 62 Yaşında” başlıklı
konuşmalarıyla katıldılar. Toplantı yemek ikramı ile sona erdi.
İstiklâl
Gazetesi
İstiklal
Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur, Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşu
ile ilgili olarak şu açıklama da bulundu; “Tarihin en zor
dönemlerinde ve içinde bulunulan imkânsızlıklar içerisinde dünya
Türkleri arasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir
Türk devleti kurmayı başaranlar, Doğu Türkistan Türkleri olmuştur.
Bu, asla göz ardı edilmemesi gereken tarihi bir gerçektir.”dedi.
ALMANYA’DAN
Dünya Uygur
Kurultayı
“12 Kasım
günü tarihimizdeki şanlı bir gündür. Yani Cumhuriyet günümüz.
Ecdatlarımız yakın tarihimizde iki defa Cumhuriyet kurup
bağımsızlığımıza olan susamışlığımızı ve irademizi açıkça ortaya
koydukları gündür.”Açıklamasında bulundu.
ETIC
“12 Kasım
günü Doğu Türkistan adına oldukça şerefli ve ehemmiyete haiz bir gün
olup, aynı zamanda bütün halkımızın milli bayram günüdür.”
Dediler.
DOĞU
TÜRKİSTAN ENFORMASYON MERKEZİ
“İKİ
CUMHURİYETİMİZİN MÜCADELE RUHUNA VARİSLİK YAPARAK 3. CUMHURİYETİMİZİ
HAYATA GEÇİRMEK İÇİN MÜCADELE EDELİM”
Başlıklı bir makale yayınladı.”Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi
yayınladığı özel makalede; Saygıdeğer vatandaşlarımız! Hepimizin
malûmu olduğu üzere 12 Kasım günü Doğu Türkistan adına oldukça
şerefli ve ehemmiyete haiz bir gün olup, aynı zamanda bütün
halkımızın milli bayram günüdür de. Çünkü; 1933 ve 1944 yıllarının
12 Kasım günlerinde halkımız iki defa kendi bağımsızlıklarını ilân
ederek 20. Asırda kendi özgür devletlerini kurmuşlardı. İşte o
günden itibaren 12 Kasım günleri Doğu Türkistan halkı tarihindeki
asla unutulmaz şerefli sayfalardan biri haline geldi. O günden
itibaren Doğu Türkistan halkı her yıl 12 Kasım günlerini Doğu
Türkistan halkı için mukaddes bir gün olarak telâkki edip, çeşitli
etkinliklerle kendilerinin bu haysiyetli milli bayram günlerini
kutlamışlardır."
Dünya Uygur
Kurultayı
12 Kasım günü
tarihimizdeki şanlı bir gündür. Yani Cumhuriyet günümüz.
Ecdatlarımız yakın tarihimizde iki defa Cumhuriyet kurup
bağımsızlığımıza olan susamışlığımızı ve irademizi açıkça ortaya
koydukları gündür.” Bu tarihi günü hatırlamak ve bu Cumhuriyetler
için hayatlarını feda eden şehitlerimizi yad etmek, onların
ruhlarına dua etmek bizim vicdani ve milli borumuzdur.”
Aziz
milletimiz ve kadirbilir dâhilerimiz yakın tarihimizde, yani 12
Kasım 1933 ve 12 Kasım1944 tarihlerinde bağımsız Cumhuriyetler
kurarak, Doğu Türkistan halkının milli özgürlük iradesini bütün
dünyaya ilan etmekle kalmayıp, aynı zamanda Doğu Türkistan halkının
yüksek demokrasi anlayışını da dünyaya göstermişti.
Bundan 70 yıl
önce henüz dünyada demokrasi anlayışının kökleşmediği, Cumhuriyet
fikrinin dünyanın çok az bölgelerinde daha yeni yeni şekillenmekte
olduğu şartlarda ecdatlarımızın dünyaya “Cumhuriyet” ilan ederek
milletimizin demokrasi anlayışını ortaya koyması kesinlikle
ehemmiyetli bir hadise idi.
Demek oluyor
ki, 70 yıl önce Cumhuriyet kurabilen, demokrasiyi ortaya koyabilen
bir milletin, demokrasinin hâkim olmakta olduğu günümüzde yine
demokrasiden beklentilerinin olması ve demokrasi kaynağından
beslenmesi, kendisinin yeni Cumhuriyetini mutlaka yine kuracağının
bir göstergesidir.
Ben Dünya
Uygur Kurultayı adına, bütün yurttaşlarımıza bu iki Cumhuriyetimizi
her zaman hatırlamalarını ve onun manevi ruhunun varisi olmanın her
bir Doğu Türkistanlının milli ve vicdani borcu olduğunu
hatırlatmakla beraber, vatandaşlarımızı ümit var olmaya ve milli
davamız için maddi ve manevi cihetlerden fedakârlık göstermeye
çağırıyorum.
Hepinizin
Cumhuriyet Bayramlarını tekrar tebrik ediyorum. Cumhuriyet
Bayramınız tekrar mübarek olsun. Hürmetlerimle; 12.11.2006
Uygur
Amerikan Birliği
Uygur
Amerikan Birliği 12 Kasım 2006 günü 1933 ve 1944 yıllarında kurulan
Doğu Türkistan Cumhuriyetinin devlet bayrağını ve meşhur Uygur
kompozitör, musıkişinas, ozan ve insan hakları savunucusu Küreş
Küsen' için Anma günü tertip etti. Söz konusu toplantı, 12 Kasım
günü Northern Virginia Community Colloge Annandale Compus (NVCC)
Ernst Culture Center'de gerçekleştirildi.
İlgili heyet
tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:
“12 Kasım
günü, Uygurların tarihindeki ve kalbindeki şanlı bir gün olarak
kabul edilir. Çünkü Uygurlar 1933 yılında kendilerinin
Gökbayraklarını yükselterek bir demokratik Doğu Türkistan İslam
Cumhuriyeti kurmuşlardır. Uygurların kurdukları bu devlet aynı
zamanda Türkiye Cumhuriyetinden sonra İslam dünyasında kurulan ilk
demokratik bir devlet idi.
1944 yılında
kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti, Uygurların diğer Türk milletine
mensup halklarla omuz-omuza vererek kurduğu çok milletli bir
demokratik devlet olup, bu devlet, Doğu Türkistan halkının demokrasi
ve bağımsızlığı için diğer Türk boyları ile de ortak mücadele
ettiğini tam olarak ispat eden sönmez bir tarihtir.
Bizler her
yıl 12 Kasım günü yalnızca Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını
hatırlamakla kalmayıp, vatanımızın hürriyeti, insan hakları, inanç
özgürlüğü ve demokrasi için mücadele eden kahramanımız Küreş
Küsen'in vefatını da hatırlayarak kuran okuyup dua edeceğiz.”
Hürmetlerimizle, UAA Heyeti
İstiklal
Gazetesi
İstiklâl
Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşu
ile ilgili olarak şu açıklama da bulundu;
“Tarihin en
zor dönemlerinde ve içinde bulunulan imkânsızlıklar içerisinde dünya
Türkleri arasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir
Türk devleti kurmayı başaranlar Doğu Türkistan Türkleri olmuştur.
Bu, asla göz ardı edilmemesi gereken tarihi bir gerçektir.
Dünyanın en
vahşi ordusuna sahip olan Çin işgal güçlerine karşı, 1931 yılının
Şubat ayında Doğu Türkistan'ın Çin ile sınırı bulunan en doğu
vilayeti olan Kumul'da başlatılan ve kısa zamanda bütün Doğu
Türkistan sathına yayılan istiklâl savaşı sonunda, 12 Kasım 1933'te
Kaşgar'da Sabit Damollam önderliğinde Doğu Türkistan İslâm
Cumhuriyeti ilan edildi. Millî marş eşliğinde millî ordu
mensuplarının ve halkın mutluluk gözyaşları arasında mavi zemin
üzerine ay-yıldızlı Gökbayrak göndere çekildi…
Bu devlet çok
kısa zamanda kendi millî parasını bastı, yurt dışı seyahatler için
pasaportu vardı ve düzenli millî ordusunu güçlendirmek için
çalışmalara hız verdi.
Ne yazık ki;
Bu Türk Cumhuriyetinin, kendi esareti altındaki Batı Türkistan
Türklerine ilham kaynağı olabileceğini ve emsal teşkil edebileceğini
düşünen Rusya'nın, yüzyıllardır Doğu Türkistan'ı işgal edebilme
ihtirası ile yanıp tutuşan Çin'in ve kendi hegemonyası altındaki
Hindistan ve Pakistan'ın yanı başında bağımsız bir Türk-İslâm
Cumhuriyeti'nin varlığından rahatsızlık duyan İngilizlerin işbirliği
yapmaları ve diğer dünya devletlerinin de seyirci kalmaları
neticesinde tarihte kurulan bu Doğu Türkistan Cumhuriyeti inkıraza
uğradı…
1944 yılında
Gulca'nın Nilka nahiyesi sınırları içerisindeki Avral Dağlarında
Gani Batur isimli bir kahraman Doğu Türkistan evladının başlattığı
istiklâl savaşı 7 Kasım 1944'te Gulca'dan sonra bütün civar
vilayetlere de sıçramış ve nihayetinde Ali Han Töre'nin
başkanlığındaki Doğu Türkistan mücahitleri 12 Kasım 1944'te Doğu
Türkistan Cumhuriyetinin kurulduğunu bütün dünyaya ilân etmişlerdir…
Doğu
Türkistan Cumhuriyeti idarecileri kısa zamanda devletin maliye
sistemini kurarak aktif hale getirmiş, millî ordusunu revize etmiş,
güçlendirmiş ve her an olabilecek saldırılara cevap vermeye hazır
hale getirmiştir... 60.000 kişilik güçlü bir Doğu Türkistan Millî
Ordusu'nun Ürümçi'ye doğru yola çıktığı sırada, Ruslardan ve
Çinlilerden gelen art niyetli sözde bir barış teklifinin
değerlendirmeye alınmak istenmesi gibi siyasi bir hataya düşülmesi
sebebiyle, Manas Irmağı kıyısında 3 yıl boyunca bekletilen Doğu
Türkistan Millî Ordusu yıpranmış, Ahmetcan Kasimi başta olmak üzere
hükümet liderlerinin uçak kazası süsü verilerek katledilmesini takip
eden olaylar sonunda Doğu Türkistan 1949 yılında tekrar Çin işgaline
maruz kalmıştır…
Türk ve dünya
tarihinde önemli hadiselerden olması gereken 12 Kasım 1933 ve 12
Kasım 1944'teki Doğu Türkistan devletlerinin kuruluşları elbetteki
unutulmamalı ve gelecek nesillere de her fırsatta anlatılmalıdır.
Fakat, Doğu Türkistanlıların yapmaları gereken de sadece yılda bir
defa anma toplantıları yapmaktan ibaret olarak kalmamalıdır.
Her 12 Kasım,
biz Doğu Türkistanlılar için durum değerlendirmesi yapma, Doğu
Türkistan'ın yeniden istiklâline kavuşması yolunda yeni stratejiler
geliştirme ve ulvi ufuklara doğru yelken açma fırsatı olmalıdır…”
Açıklamasında bulundu.
Kültür
Bakanı Atilla Koç, 2 milyon hayal Çinli turist peşinde...
Çin Halk
Cumhuriyeti'nin İstanbul Başkonsolosluğundan yapılan açıklamaya
göre, iki ülkenin kültür bakanlıkları tarafından, Kültürel Değişim
Programı çerçevesinde düzenlenen festival, Doğu Türkistan dan
getirilen Uygur sanat ekibine ait dans ve müzik gösterileri, sanat
sergisi ile TV belgesel ve filmlerinin gösterimini kapsıyor. Kültür
ve Turizm Bakanı Atilla Koç, ¨Çin Kültür Festivali¨(!) kapsamında
İstanbul`da bulunan (Doğu Türkistanlıların nefretle ret ettikleri
sözde Uygur Özerk Bölgesi) Halk Hükümeti Başkan Yardımcısı(!) ve bir
numaralı Çin Kuklası Kurexi Maihesuti ve beraberindeki heyeti kabul
etti.
Atatürk
Kültür Merkezindeki kabulün ardından Bakan Koç, ve konuk heyet, daha
sonra halk dansları topluluğunun gösterisini izledi. Gösteriyi
izleyenler arasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de
vardı.
12 Mukam
Asamblesi 20 yıl aradan sonra ilk defa geldiği Türkiye'de İstanbul
ve İzmir'den sonra gösterilerini sergiledikten sonra 22.11.2006
tarihinde de Ankara'ya geldi. Onlar Ankara'daki Leyla Gencer
salonunda oyunlarını sahnelediler. Bu salonda aynı zamanda da Uygur
diyarındaki (Doğu Türkistan) kültür eserleri, şehirler dağ ve ırmak
manzaraları, Uygur örf ve adetlerini yansıtan fotoğraflar
sergilenmiş olup, Türkiye'nin Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin bu
resim sergisini ve gösterileri de izledi.
Oyunun
sahnelenmesi öncesinde açılış için kurdele kesme töreni yapıldı.
Sergide yer alan resimler bakan'a Uygur Otonom Bölgesi(Doğu
Türkistan) Başkan Yardımcısı Küreş Maksudi tarafından tafsilatlı
olarak tanıtıldı. Bu resimlerde Uygurların Baht-saadet ve mutluluk
içinde yaşamakta oldukları, özellikle de camilerde namaz kılmakta
olan insanlar ve hatta bilgisayarların önünde oturarak Kur’an
okumakta olan gençlerin resimleri aracılığı ile dini özgürlüğe sahip
oldukları ayrıca anlatıldı.
Çin
Büyükelçiliği görevlilerinin tehdidi
Sergi sonunda
devlet bakanı Mehmet Ali Şahin gazetecilere bir açıklama yaparak
şunları söyledi: “Gerçi mesafe uzak olsa da gönülleri bir birleri
ile çok yakın olan iki devletiz. Ben Çin halk Cumhuriyetine iki defa
ziyarete gittim. Orada o kadar iyi ağırlandım ki; Kendimi adeta
Türkiye'deki gibi hissettim. Bu sebeple Çin Halk Cumhuriyetindeki
devlet erkânı ve halkına karşı özel bir sevgi besliyorum. Bu gün ben
burada bu sergiyi gördüm. Bu resimlerden Çin'deki fotoğraf sanatının
hangi seviyelere ulaşmış olduğunu gördüm. Ben iki devlet arasındaki
münasebetlerin güçleneceğini ümit ediyorum. Kültür faaliyetlerinin
iki devlet arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğine
inanıyorum.”
Biz bakanın
açıklamasının bitiminde bakana sorular yönelttik:
-Siz Uygur
bölgesine (Doğu Türkistan) gittiniz mi?
-Sinkiang
Uygur Özerk Bölgesine henüz gidemedim. Önümüzdeki aylarda Çin'e 3.
defa ziyarette bulunacağım. O zaman Uygur bölgesine de gitmeyi
düşünüyorum.
-Oradaki
insan hakları ihlâlleri ile ilgili neler söyleyeceksiniz?
-Bu konuda
şimdi bir düşüncem yok. Yorum yapmıyorum.
Bakan bu
soruma cevap vermeye başlar başlamaz derhal 3 polis beni
engelleyerek oradan beni uzaklaştırdı.
Orada Uygur
bölgesinden (Doğu Türkistan) gelen ve Çin büyükelçiliğinden gelen
Çinliler radyomuzun muhabirlerinin orada bulunmalarından şiddetli
şekilde rahatsız oluyorlardı. Onlar defalarca yanımıza gelerek
burada “Mesele çıkartmayın. Eğer mesele çıkartırsanız sizleri
gözaltına aldırırız.” Gibi sözlerle bizleri tehdit ettiler. Bizler
de özgür düşünceye sahip muhabirler olduğumuzu, buranın Çin
müstebitlerinin devleti olmadığını, bizleri gözaltına aldırtma
haklarının bulunmadığını söyleyerek onlara reddiye bildirdik. Biz
orada yine Çin Büyükelçiliğinin kültürden sorumlu görevlisi Shi
Ruling'e soru sorduk:
-Sizler Uygur
sanatçılarının pasaportlarını toplayıp kimseler ile görüştürmüyor
muşsunuz. Bu doğrumu?
-Öyle bir şey
yok. Bu tamamen saçmalamaktır. Tamamen yalan. Sizler yalan
konuşuyorsunuz. Öyle şey olur mu?
Biz Shi
Ruling'in verdiği cevaptan Çin Büyükelçiliğinin kültürden sorumlu
elçisinin kendisinin ne kadar medeni olduğunu kesinlikle iyice
görmüş olduk.
Eğer Çin bu
politikasını devam ettirecek olursa günün birinde mutlaka
yıkılacaktır.
Biz bu
gelişmelerden sonra sergiyi gezmekte olan politikacılara ve halka
mikrofon uzattık. Keçiören Belediye başkanı Turgut Altınok'ta resim
sergisini gezenlerdendi.
Turgut
Altınok’a sorduk;
-Resimleri
görünce neler hissettiniz?
-Oralar
Türkiye'ye çok benziyor. Tarihimiz, kültürümüz, sosyal yaşantımız,
tabiat güzelliklerimiz bir birlerine çok benziyor. Üstelik bu
medeniyeti yaratan milletin büyüklüğünü de bu sergiden görebiliriz.
Ben, Uygur diyarından (Doğu Türkistan) sanatçıların gelmesine
oldukça iyi bir şey, iyi bir başlangıç diye bakıyorum. Gördüğünüz
gibi resimlerde Uygurların oldukça baht-sadet içinde yaşamakta
oldukları anlatılmaya çalışılıyor. Fakat bu sanatçıların
pasaportları toplanmış olup, onlar akrabaları ile bile
görüşememektedirler. Buna ne diyorsunuz?
Bu doğru
değil. Çin'in bu tür politikalardan vazgeçmesi gerekir. Uzun
yıllardan sonra Türkiye'ye gelen bu kardeşlerimiz akrabaları ile
görüşebilmeli, istediği yere de gidebilmeli. Eğer Çin bu
politikasını devam ettirecek olursa günün birinde mutlaka yıkılır.
Türkiye Uygurların ikinci vatanıdır. Burada Uygurların
yasaklamalarla karşılaşması oldukça yanlış.
Türkiye'ye
Yola Çıkmadan Önceki Siyasi Eğitim
İsminin
açıklanmasını istemeyen birinin anlattığına göre, sanatçılar
Türkiye'ye gelmeden önce 3 günlük bir eğitimden geçirilmiş olup,
bunlara Türkiye'deki Uygurlarla görüşmeme ve asla izinsiz bir
harekette bulunmama konularında ders verilmiştir. Bizim buradan
gördüğümüz kadarı ile de Uygur sanatçılar hiç kimse ile serbestçe
görüşememekte olup, Çinlilerin Uygurlar gösteri yapacaklar diyerek
talepte bulunmaları üzerine gelen güvenlik görevlilerinin sayısında
oldukça çok olduğu gözlerden kaçmadı. Fotoğraf sergisinden sonra
Uygur 12 mukam asamblesinin gösterileri başladı. Gösterinin
başlamasından önce riyasetçi bir Uygur 12 mukam'ın tarihi sürecini
seyircilere kısaca anlattı. (RFA-Erkin Tarım)23.11.2006
ETIC Başkanı Abdulcelil
Karakaş:
“Kayıtsız
şartsız tam bağımsızlık”
Bizler dış
ülkelerde nasıl telaffuz edersek edelim, bizim milli hareketimizin
nazari temeli Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlığı nazariyesine
dayanır. Tam manasıyla ifade etmek gerekirse, kayıtsız şartsız milli
bağımsızlığımızı elde etmektir.
Eğer bizim
milli, hareketimiz bu nazari temelden ayrıldığı an halkımızın
desteğinden de mahrum kalırız. Çünkü halkımız işte bu gaye ve işte
bu ulvi maksat için aziz canlarını feda etmektedir.
“Milli
bağımsızlık hareketimizin dizginlerinin her zaman kendi ellerimizde
olması gerekir”
Öncelikle
şunu vurgulamam gerekir ki; Milli bağımsızlık, dostlarımızın ve
uluslararası arenada bizlerle duygu birliği içinde olan türlü
güçlerin yardımlarına ve duygularımızı paylaşmalarına muhtaçtır.
Günümüzde globalleşmekte olan dünyada geçmişteki gibi sadece kendi
gücümüze ve geleneksel klasik anlamda mücadele yöntemlerine
dayanarak hedefe ulaşmamız mümkün değildir.
“Düşmanımın
düşmanı dostumdur” anlayışı ile, hangi dine ya da hangi ırka mensup
olduğuna bakmaksızın bize yardım eli uzatanların ellerini geri
çevirmememiz gerekir.
Bu yüzdendir
ki; 50 küsur yıldan beri dış ülkelerde yürütmekte olduğumuz
mücadelemiz esnasında en önemli kazanım olarak dünya toplumlarının
yardımlarını ve bizlerle duygu birliğini elde ettik. Bu cihetten bir
değerlendirme yapacak olursak bu güne kadar oldukça büyük
muvaffakiyetler elde ettiğimizi görebiliriz.
Milli
mücadelemize doğrudan yardım veren uluslar arası güçlerin sayısı
günden güne artmaktadır. Bizlerin duygularını paylaşan devletlerin
sayısı da arttı. Demokratik batı ülkeleri bağımsızlık mücadelemiz
için siyasi cihetten rahat ortamlar hazırlamaktadırlar. Bu gün
sadece batıdaki 3 teşkilâtımızın Amerika'daki yardım vakıflarından
aldıkları maddî yardım yarım milyon dolara ulaşmaktadır. Yine
Amerika'daki “Özgür Asya Radyosu” da yılda birkaç milyon dolar
masraf ederek özel olarak Uygurca yayın yapmaktadır. İşte bunlar
bizleri sevindiren ve ümitlendiren hadiselerdir.
Ne yazık ki;
Uluslar arası ortamda bizlerle duygu birliği yapanlar, yardım ve
destek verenlerin sayısının çoğalmasına paralel olarak milli
mücadele saflarımızda da insanı endişeye sevk eden bazı olağan dışı
hadiselerde çoğalmaktadır. Bu olağan dışı hadiseleri aşağıdaki
birkaç noktada toplamak mümkündür.
Şurası gayet
açık ki; günümüz dünyasında maksatsız ve şartsız bir yardım mümkün
değildir. Yardım, elbette ki hesaplanan bir menfaat temeline
dayanır. Bazı devlet ve siyasi güçler bizlere acıyarak ya da sadaka
olsun diye yardım etmiyorlar. Onların bizlere yaptıkları yardımlar
aslında Çin'e karşı izledikleri stratejik politikanın bir
parçasıdır. Vakti saati geldiğinde onlar bizlere yaptıkları
yardımları bizlerden ya da bize borçlu olan Çin'den kaç misli olarak
tahsil etmeleri mümkündür.
Onlar böyle
davranmakta haklıdırlar. Bizlerde bunun doğru olduğunu düşünürüz.
Fakat dışarıdan görünüşte bazı dış güçlerin Bizim milli mücadele
birliğimizin iç işlerine karışmaları ve müdahalede bulunmalarının
oranı oldukça artmaktadır. Mesela onlar teşkilatlarımız arasında
“Şunu başkan yaparsan yardım veririm”, “Şununla birleşirsen yardım
veririm”, “Filanca kişiyi çalıştırırsan yardım veririm”, “Aranızda
filanca teşkilat ya da şahıs yer alırsa yardım vermem…”gibi
dayatmalar ileri sürmektedirler. Gerçi onların bu talepleri ilk
bakışta bizim birlik ve beraberliğimize faydalı gibi görünse de,
gelecekte milli hareketimiz için kesinlikle faydalı olacak olan bazı
teşkilât ve şahıslarımızın milli birlik saflarımızın dışında
kalmalarına, hatta dışlanmalarına ve “Uluslararası vaziyetle
bütünleşemeyenler” şeklindeki horlanmalara maruz kalmalarına yol
açacak bir durumun ortaya çıkmasına sebep olması söz konusudur.
Daha da
kötüsü halkımızın iradesine ve milli hareketimize önderlik
edebilecek kabiliyete ve salahiyete sahip insanlar davamızın dışında
bırakılarak milli hareketimizin dizginlerinin, Uygur halkının
menfaati için değil, kendilerinin bağlı bulundukları devlet ya da
siyasi veya iktisadi güçlerin çıkarı için hizmet eden insanların
ellerine düşmesi mümkündür. İşte o zaman da bizim aldığımız
yardımların, attığımız adımların hiçbir ehemmiyeti olmayacaktır.
Netice olarak
onlarca yıl sonra işlerimize sıfırdan başlamaya mecbur oluruz.
Bizleri
endişeye sevk eden bu tür olaylar günümüzde Kazakistan ve
Kırgızistan'da görülmeye başlanıldı.
Mesela son
yıllarda “Şanghay İşbirliği Örgütü” nün sadık üyelerinden Kazakistan
ve Kırgızistan makamları, iktisadi yönden yardım verme, siyasi ve
içtimai cihetten destek olma kozunu kullanarak milli mücadele
saflarımızdaki bazı teşkilat ve şahıslarımızın dizginlerini ellerine
geçirmişlerdir. Ayrıca bazı hakiki vatanperver zatlarımızı ve
onların kurdukları teşkilatlarımızı dışlamak suretiyle de Uygur
toplumunun fikirlerini kendi kontrolü altına alarak bizlerin Orta
Asya Türk Cumhuriyetlerinde yürütmekte olduğumuz milli,
hareketimizin yönünü başka taraflara çekmeye başladılar. Hatta kendi
müttefikleri olan Çin'in menfaati için hizmet ettirme girişimleri
içindedirler.
Bakılacak
olursa bu devletlerdeki bazı Uygur teşkilatlarının sorumluları için
Çin, “yol geçen hanı” haline geldi. Onlar, “Bulunduğumuz ülkelerin
Uygurların Milli Eğitimini, kültürünü, örf adet, gelenek ve
göreneklerini muhafaza edeceğiz” şeklinde oldukça güzel maskeler
altında bu ülkelerde yaşayan bir kısım Uygurları uyuşturarak, öte
yandan ise, Çin ile gizli, gizli görüşerek kendilerinin ceplerini
doldurmanın derdine düştüler. Fakat onlar iktisadî cihetten güçlü ve
arkalarında devlet gücü bulunduğundan aleni olarak onların
yakalarına yapışarak “Ey mel'un, bizim milli eğitimimizi,
kültürümüzü, örf ve adetlerimizi yok etmekte olanlar işte bu
Çinliler olmasına rağmen, hangi yolla yine bu Çinlilerle omuz omuza
vererek bizim bu milli ve manevî değerlerimizi koruyacakmışsın?”
diyerek onlardan hesap sorma cüretini gösteremiyorlar.
Elbette ki;
Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin durumunu demokratik batı ülkelerine
benzetmek mümkün değildir. Fakat bizler de batı ülkelerinde de olsak
“ne dersen peki” noktasında olursak halkımızla ayrı düşeriz. Biz,
bizlere yardım vermekte olan tarafları rencide etmeyen bir temel
üzerinde halkımızın iradesine ve milli menfaatimize dayanan büyük
meselelerde nezaket kuralları içerisinde sıkı durmamız, onların bazı
şartlarını kabul etmekle beraber, bizimde bazı şartlarımızı onlara
kabul ettirmemiz gerekir.
Ne yazık ki;
Bize yardım edeceklerin çoğalması ile beraber mücadele saflarımızda
bir takım siyasî tellâllar ortaya çıktı. Onlar kendilerini, bazı
devlet ve sivil örgütlerin güvendikleri kişiler olarak gösterip,
teşkilâtlarımız arasında kasılarak dolaşıyorlar. Bir taraftan kendi
siyasî nüfuzlarını arttırmaya çalışırken, diğer taraftan
teşkilâtlarımız ve milli şahıslar arasında sunî ihtilâflar meydana
getirmektedirler. Milli mücadele saflarımızda kesinlikle belirli
devlet ya da belirli güçlere sadakatle bağlı olan ve o devletin
çizdiği çizgiden çıkmayan bu şahıslar vakti geldiğinde o devletin
menfaatleri için milli davadan bile vazgeçmeye hazır bir grup
oluşturmaya uğraşmaktadırlar. Hatta bütün milli hareketimizi
böylesine bir hale getirmeye çalışmak gibi bir niyetleri de yok
değil.
Aslında bir
Uygur'un başka bir devletin güvenlik birimlerinde hizmet etmesi
utanç verici ve aşağılık bir harekettir. Fakat, mücadele
saflarımızdaki bazı insanlar bunu utanç verici bir durum olarak
telâkki etmek bir yana, tam tersine bunu bir koz olarak kullanarak
milli dava saflarımızdaki bazı teşkilât ve milli şahıslarımıza karşı
tehdit unsuru olarak kullanmaktadırlar. Hatta onlara siyasî cihetten
zarar vermek gibi olaylarda yok değil.
Bizler dış
ülkelerde nasıl telâffuz edersek edelim, bizim milli hareketimizin
nazarî temeli Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlığı nazariyesine
dayanır. Tam manasıyla ifade etmek gerekirse, kayıtsız şartsız milli
bağımsızlığımızı elde etmektir. Eğer bizim milli, hareketimiz bu
nazarî temelden ayrıldığı an halkımızın desteğinden de mahrum
kalırız. Çünkü halkımız işte bu gaye ve işte bu ulvî maksat için
aziz canlarını feda etmektedir. Ne yazık ki; bizi bu nazarî temelden
vazgeçmeye zorlamakta olan devlet ve güçlerde yok değil. Onlar,
“Bağımsızlığı merhale, merhale ayırarak elde etmek gerekir. İstiklâl
sloganları ile ortaya çıkan bir millete uluslararası kamuoyunun açık
bir şekilde destek vermesi mümkün değildir. Önce yüksek muhtariyet,
ardından federasyon ve sonunda bağımsızlık” şeklinde fikirler ortaya
koyarak bizlerden de aynen Tibetliler gibi “Yüksek muhtariyet”
sloganından faydalanmayı talep etmektedirler.
Uluslararası
açıdan bakıldığında bu tür görüşler doğru gibi görünse de, böylesi
bir taktik izlemek bizim milli hareketimizin özelliklerine ve
halkımızın arzu ve istekleri ile uyuşmaz. Halkımız henüz bu tür
fikirlere hazır değil. Bizde kalkıp halkımızdan “Yüksek muhtariyet”
için can vermelerini isteyemeyiz. Bunun için can verecek bir
Uygur'un çıkması da mümkün değil. “Yüksek muhtariyet” sloganından
sonra Tibetlilerin savaşçılıklarının kaybolduğu gibi bizlerde dikkat
etmediğimiz takdirde Tibetlilerin akıbetlerine uğramamız mümkündür.
Bu yüzden biz
milli mücadele saflarındakiler olarak dış ülkelerde her türlü adımı
atarken, özellikle de başka devlet veya uluslararası güçlerle
sürdüreceğimiz görüşmelerde Doğu Türkistan'daki halkımızın
taleplerini, mücadele yöntemini, mevcut duruma bakış açısını çıkış
noktası olarak kabul etmemiz ve milli hareketimizin dizginlerini her
zaman kendi ellerimizde tutmamız gerekir.
Uygurcadan
Çeviren: Mehmet Emin BATUR
Muhammet
Tohti Metrozi Çin Hapishanesinde Yaşam
Mücadelesi
Veriyor
Pakistan'daki
İslamabad Üniversitesinin Hukuk Fakültesinde öğrenim görmekte olan
genç Uygur aydını Muhammet Tohti Metrozi 2003 yılının Temmuz ayının
16'sında ani olarak ortadan kaybolmuş olup, birkaç gün sonra onun
Pakistan güvenlik güçleri tarafından yakalanarak Çin'e teslim
edildiği öğrenilmişti.
Edindiğimiz
bilgilere göre, Çin hapishanelerinde ağır derecede fiziki
işkencelere maruz kalan Muhammet Tohti Metrozi 2005 yılının 5.
ayında dava açılmış olup, yargılama esnasında o, kendisinin hukuk
bilgisinden faydalanarak kendisinin suçsuz olduğunu ispatladığı için
yargılamada karar çıkmamıştır. Fakat, 2006 yılının Temmuz ayında Çin
hükümeti Muhammet Tohti üzerinden kapalı yargılama yaparak onu
müebbet hapse mahkum etmiştir.
Yakın
zamanlarda alınan bilgilere göre, Muhammet Tohti hapishanede çok
ağır bier hastalığa yakalanmış olup, onun iki ayağı felç oldu.
Muhammet
Tohti Metrozi ve Abdulvahap Tohti'nin Pakistan hükümeti tarafından
Çin'e teslim edilmesi uluslar arası İnsan hakları teşkilatının sert
biçimde tenkidine uğramıştı. Merkezi Londra'da bulunan Uluslar arası
Af Örgütü sert bir beyanat yayınlayarak Pakistan hükümetinin BM.
Mülteciler komitesi tarafından siyasi sığınma talebi kabul edilerek
İsveç'e yerleştirilme öncesinde olan Muhammet Tohti'yi Çin'e teslim
etmesini sert biçimde kınayarak Çin h hükümetinden o'nu serbest
bırakmasını da istemiştir.
Öğrenildiğine
öre, Çin hükümeti tarafından bölücülük faaliyetlerine katıldığı
ileri sürülen Muhammet Tohti hapishanede Çin Polislerinin çok ağır
işkencelerine tabi tutulmuş ve 2006 yılının 7. ayında kendisi
hakkında kapalı yargılama yapılarak müebbet hapis cezası verilmesini
protesto etmek için açlık direnişi ilan etmişti. O, bu protesto
eylemini 17 gün boyunca devam ettirmişti.
Muhammet
Tohti bu direnişini sürdürürken çok ağır biçimde hastalığa
yakalandı. Muhammet Tohti'nin durumundan tam olarak haberdar olan,
yakın zamanda ondan bir mektup alan ve şu anda İsveç'te yaşamakta
olan onun yakın dostu Abdullah'ın anlattığına göre, Muhammet
Tohti'nin çok ağır bir hastalığa yakalanmış olmasına hapishanede
gördüğü manevi ve fiziki ağır işkencelerin sebep olmuş olabileceği
ihtimali çok kuvvetli.
Abdullah'ın
anlattığına göre, Pakistan'daki İslamabad uluslar arası
Üniversitesinin Hukuk fakültesinde Hukuk doktora öğrenimi görmekte
olduğu bir sırada Pakistan Hükümeti tarafından Çin'e teslim edilen
Muhammet Tohti'nin Pakistan'daki Uygur öğrencilere yardım etmekten
başka bir suçu(!) yok…
Doğu
Türkistan'da “Çift Dilde Eğitim”Uygulanan Okullarda
Öğrenim
Gören Öğrencilerin Sayısı 150 bine Ulaştı
Çin
Hâkimiyetinin Uygurların Milli Eğitimini Çinlileştirme maksadıyla
2000 yılından itibaren uygulamaya başladıkları “Çift dilde eğitim”
politikası ciddi bir biçimde sürdürülmektedir. Çin
Hakimiyetinin
bu politikası neticesinde bu gün Uygurların milli eğitimi bu güne
kadar emsali görülmedik bir seviyede bir tehlikeyle karşı karşıya
kaldı.
Mesela Çin
hükümetinin sevk ve idaresindeki “Tiyanşan (Doğu Türkistan) internet
sitesi” nin 04.11.2006 tarihli haberinde Doğu Türkistan'da milli
Orta ve ilköğretim okullarına yönelik olarak “Çift dide eğitim”
olarak adlandırılan sistemin uygulanmaya başlanmasından önceki 1999
yılında bütün Doğu Türkistan genelinde deneme mahiyetinde başlatılan
“Çift dilde eğitim” sınıflarının sayısı 20 küsur ve bu sınıflarda
öğrenim gören milli öğrencilerin sayısı da 2000' den biraz fazla
idi.
2000 yılından
itibaren Çin hükümeti sistematik bir plan yaparak milli maarifi
Çinlileştirmeyi ve Uygur gençlerini asimile etmeyi hedeflemiştir.
Bu sebeple de “Çift dilde eğitim” politikasını bütün gücü ile
mecburi olarak icra etmeye başladı. 6 yıl gibi kısa bir zaman içinde
de Doğu Türkistan'ın milli maarifini tamamen felç hale getirdi.
2004 yılına
gelindiğinde ise Doğu Türkistan genelinde 52 adet milli orta ve
ilköğretim okulunda “Çift dilde eğitim” sınıfları tesisi edildikten
sonra bu sınıflarda eğitim gören öğrencilerin sayısı 30 bini geçti.
Şimdi ise bütün Doğu Türkistan genelinde bu tür “Çift dilde eğitim”
sınıflarının umumi sayısı 5000'e, öğrencilerin sayısı ise 150 bine
ulaştırıldı.
Çin
hâkimiyeti Uygur maarifini Çinlileştirme politikasını düzenli hızlı
bir şekilde sürdürülmesini garanti altına almak için gelecek 5 yıl
içerisinde Doğu Türkistan’da Uygurların daha yoğun halde yaşadıkları
Aksu, Kaşgar, Atuş ve Hoten bölgelerindeki 56 nahiyede 430 milyon
yuen tutarında yatırım yaparak 1009 milli ilk öğretim okulunda “Çift
dilde eğitim ve öğretim kursu” açıp, ilköğretim okullarına kabul
edilecek milli gençlere yönelik olarak okula giriş öncesinde özel
Çince ders vermeyi karar altına almışlardır.
Doğu
Türkistan’ın Bay nahiyesinde aç ve çıplakların
sayısı 11
binden fazla
Doğu
Türkistan daki halkın sefaletine, Çin hâkimiyetinin iktisadî talan
ve soygun politikaları, haddinden fazla ve adaletsiz vergiler sebep
olmaktadır.
Aksu'nun Bay
nahiyesi, Doğu Türkistan genelinde en yoksul nahiyelerden biri olup,
“Büyük Kültür İhtilali” döneminde bu nahiyede 5000 den fazla Uygur
açlıktan ölmüşlerdi. Gerçi Bay nahiyesi Doğu Türkistan genelinde en
başta gelen tahıl üretim merkezlerinden biri olarak kabul edilse de,
Bay halkı hiçbir zaman ismine yaraşır şekilde “zengin” olamadı
(Uygurca da “Bay” zengin anlamına geliyor.) Tiyanşan (Tanrıdağı)
İnternet sitesinin 11 Kasım 2006 günkü haberine göre şu anda Bay
Nahiyesinde aç ve çıplak ailelerin sayısı 4500'den fazla olup, bu
ailelerin insan sayısının 11 bin'den daha fazla olduğu
öğrenilmiştir. Bu gün Doğu Türkistan'da ise Bay nahiyesine benzer
yoksul nahiyelerin sayısı hiçte az değil. Yoksulların hemen hepside
hep Uygurlardır. Onların bu hale düşmesine Çin hâkimiyetinin
iktisadî talan ve soygun politikaları, haddinden fazla ve adaletsiz
vergiler sebep olmuştur. Yani meselenin temelinde Çin hâkimiyetinin
müstemlekecilik politikası yatmaktadır.
RABİYE
KADİR, DÜNYA UYGUR
KURULTAYININ BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİ
Almanya'dan
elde edilen bilgilere göre üç gündür devam etmekte olan Dünya Uygur
Kurultayının Toplantısında 26 Kasım 2006 günü Kurultaya katılanların
topluca fikir birliğine varmaları sonucunda Uygur milli hareketinin
önderi Rabiye Kadir Hanım Dünya Uygur Kurultayının başkanlığına
seçilerek görev aldı.
Rabiye Kadir
Hanımın bu defaki Kurultaya katılması Doğu Türkistanlılara büyük
ölçüde ilham verdi. Başkanlığa seçilen Rabiye Kadir Hanım Dünya
Uygur Kurultayının önceki yıllarda yaptığı hizmetleri taktirle
karşıladığını beyan ederek kendisinin de bundan sonra Doğu Türkistan
davasını bütün gücü ile daha da ileri götürmek ve yüceltmek için
bütün gücü ile çalışacağını bildirmiştir.
Rabiye Kadir
hanım bu yıl mayıs ayında Amerika Uygur Birliğinin başkanlığına da
seçilmiş olup, Dünya Uygur Kurultayının faaliyetlerini aktif olarak
destekleye gelmişti.RFA 26.11.2006
Çin
Yeraltı Dini Teşkilat Üyesi 15 Kişiye Gizlice İdam Cezası Verdi
29.11.2006
Birleşik haber ajansının Pekin'den verdiği habere göre Çin'deki 'senbenpurin'
adı verilen ailevi dini teşkilatın müritleri olan Sendung, İyangsi,
Sichuen başta olmak üzere 7 bölgede faaliyet gösterip, sayısı 500
bine ulaştığında Çin Toplum Güvenliği Bakanlığı 2004 yılında bu
teşkilatın 20 üyesi hakkında adam öldürme ve dolandırıcılık
yaptıkları suçlamasıyla dava açmıştı. Haberden anlaşıldığına göre,
Xéylungjyangdin 20 den fazla avukat Pekin'e gelerek bu teşkilatı
savunmaktaysa da, şimdiye kadar bu dini teşkilatın üyelerinden
hakkında gizli bir biçimde idam cazası kararı verilerek idam
edilenlerin sayısı 15'e ulaşmış bulunmaktadır.
Xéylungjyang
bölgesinin Shuangyangsen vilayeti mahkemesinin bu dini teşkilatın
üyeleri hakkında verdikleri kararlar bu yıl 17 Ekim'den 19 Ekim'e
kadar Xéylungjyang bölgesi yüksek yargı mahkemesi tarafından tekrar
incelenmişse de, yinede bir değişiklik olmamıştır.
Haberde ifade
edildiğine göre, Çin Komünist Partisinin kontrolündeki Katolik
vatanseverler teşkilatı tarafından “Yasa dışı yeraltı teşkilatı”
olarak adlandırılmakta olan dini teşkilatların üyelerinin şu anda
Çin'deki sayısı 12 milyona ulaşmış bulunmaktadır.
Komünist Çin
hükümeti kendisinin kabul etmediği Hıristiyan teşkilatlarının
hepsine kesintisiz olarak sindire gelmektedir. RFA-Veli
Rabiye
Kadir'in Oğlu Alim Abdurehim Çin Hükümeti Tarafından 7
Yıl Hapis
Cezasına Çarptırıldı
Kamuoyunun da
bildiği gibi Doğu Türkistan milli hareketinin lideri olan Rabiye
Kadir Hanım Almanya'da yapılan “Dünya Uygur Kurultayı”nın 2.
Temsilciler toplantısında Uygur Kurultayı Başkanlığına getirildiği
günün hemen ertesinde, yani 27 Kasım günü, Çin hâkimiyeti Rabiye
Kadir Hanımdan intikam almak maksadıyla, onun Doğu Türkistan'daki
oğlu Alim Abdurehim'i iftira atmak suretiyle 7 yıl süre ile hapis
cezasına mahkum etmişti. O günden beri bu konu ile ilgili haberler
birçok ülkelerin basın-yayın organlarında geniş çaplı olarak
yayınlanmaktadır.
Mesela
Almanya'nın etkili ve nüfuzlu yayın organlarından olan “Almanya
Dalgaları Radyosunda da bu haber verildi. Söz konusu haberde Çin
yargı mahkemelerinin Alim Abdurehim'e, Annesi Rabiye kadirden
intikam alma maksadıyla hapis cezası verdikleri vurgulanmakla
beraber, Rabiye Hanımın, “ Oğlumun suçu yok. Çin yargısının oğlum
için çıkardığı bu karar tamamen benden öç almayı hedeflemektedir.
Bilinen anlamı ile değerlendirildiğinde Çin'in bu yaptığı, Çin
hükümetine haklı olarak karşı çıkan ve gerçekleri dile getiren bütün
Doğu Türkistanlılara karşı yöneltilen bir intikam alma olayından
başka bir şey değildir.” Şeklinde sözlerine yer verilmiştir. RFA-27.11.2006
(Peride)
ÇİNLİLER
TARIM ORMANLIĞINDAKİ
YABANİ
HAYVANLARA DA GÖZ DİKTİ
Dış
ülkelerdeki Doğu Türkistan aydınları Doğu Türkistan'daki değerli
yabanî hayvanların neslinin tamamen yok olmasına Çinli göçmenlerin
sebep olduklarını ileri sürüyorlardı. Çin basın-yayın organlarında
yer alan bazı haberler de yukarıdaki Doğu Türkistan aydınlarının
iddialarını doğrular niteliktedir.
“Tiyanşan
(Tanrıdağı) internet sitesi”nin 17.11.2006 tarihli haberinde “Otonom
Bölge (Doğu Türkistan) Orman Polisi Dairesi” yakın zamanda
Ürümçi'nin Davançin Bölgesinde ülke genelinde ikinci dereceli koruma
altına alınan yabanî hayvan türlerini çalıp götürmekte olan bir grup
Çinli yakalandı. Bu hayvan kaçakçılarının Bingtuen'in (Silahlı
çiftçi milisler)3. Tümenine bağlı 33. bölük mensubu Çinliler olduğu
öğrenildi.
Araçlara
yükledikleri 33 adet yabanî hayvan türünün hepside koruma altına
alınan hayvanlar olup, bu hayvanlardan 9 yabanî atın havasızlık ve
açlık yüzünden öldüğü, bu atların ise, Ürümçi'deki at yarışı alanına
götürülmekte olduğu anlaşıldı.
Otonom Bölge
(Doğu Türkistan) Orman Polis Dairesinin başkan yardımcısı Aziz bu
konuda; “devlet tarafından koruma altına alınan yabanî hayvanları
taşımak ve nakletmek için “Otonom Bölge (Doğu Türkistan Ormancılık
Bakanlığından izin alınması gerekir. Fakat bu kaçakçıların ellerinde
her hangi bir izin belgesi de bulunmamaktadır” dedi.
Dünya
Şehit
babaya yürek yakan bakış
Bingöl'ün
Yayladere İlçesi'nde terör örgütü PKK tarafından şehit edilen Uzman
Çavuş Bünyamin Güzel, Kayseri'de toprağa verildi. Şehit uzman
çavuşun cenaze töreninde gözyaşları sel oldu.
Cenaze
töreninde Şehit Uzman Çavuş Bünyamin Güzel'in annesi Elif ve babası
Ahmet Ali Güzel ile eşi Fatma Güzel gözyaşlarına boğuldu.
Oğlunun Türk
bayrağına sarılı tabutunu gören acılı anne Elif Güzel ağıt yakarak,
"Evimin direği tek oğlumdu. Ona nasıl kıydınız?" diye seslendi.
Şehit Uzman
Çavuş Bünyamin Güzel'in 5 aylık hamile eşi Fatma Güzel, "Allah da
sizin belanızı versin" diyerek gözyaşı döktü. Şehidin babası Ahmet
Ali Güzel de, PKK'ya lanet yağdırarak, "O benim biricik oğlumdu, o
benim her şeyimdi. Oğluma nasıl kıydınız? Torunumu neden babasız
bıraktınız?" diyerek PKK terör örgütüne lanet yağdırdı.
Şehidin henüz
1 yaşında olan oğlu Ahmet Murat'ın da gözyaşları cenaze töreni
boyunca dinmedi. Cenazeye katılanlar, küçük Murat'ın iç dağlayan
ağlayışı karşısında gözyaşlarına boğuldu.
Daha sonra
kılınan cenaze namazının ardından Şehit Uzman Çavuş Bünyamin
Güzel'in Türk bayrağına sarılı tabutu bir süre omuzlarda taşındıktan
sonra top arabasına kondu. Bu arada cenazeye katılan vatandaşlar,
"şehitler ölmez,vatan bölünmez", "kahrolsun PKK", "İmralı'yı basarız
Apo'yu asarız", "gönüllü askeriz silah isteriz" şeklinde sloganlar
attı.
Şehit Uzman
Çavuş Bünyamin Güzel'in cenazesi resmi törenin ardından Kartal
Şehitliği'nde toprağa verildi.
Almanya ile
Çin Arasında Yasal Düzelmeme
Antlaşması İmzalandı
“Almanya
Dalgaları” Radyosunun verdiği habere göre 26 Ekim günü Almanya ile
Çin Adalet bakanları Berlin'de bir araya gelerek kendi aralarında
“Yasal düzenleme dayanışması mutabakatı” imzaladılar.
“Almanya
Dalgaları” Radyosunun verdiği habere göre 26 Ekim günü Almanya ile
Çin Adalet bakanları Berlin'de bir araya gelerek kendi aralarında
“Yasal düzenleme dayanışması mutabakatı” imzaladılar.
Hong
Konglu Gazeteciye 5 yıl hapis
Hong Konglu
bir gazeteciye Çin'de casusluk yaptığı gerekçesiyle verilen 5 yıllık
hapis cezası kesinleşti.
Singapur'da
yayınlanan Straits Times gazetesinin muhabiri Çing Çeong hakkında
ağustosta verilen mahkumiyet kararı Pekin'deki yüksek mahkeme
tarafından onandı.
Gazetecinin
avukatı, "Karar onandı. Mahkemeye saygılıyız, ama hayal kırıklığına
uğradık" dedi.
Yakınları da
Çing'in masumiyetini kanıtlamak için mücadeleye devam edeceklerini
bildirdi. 56 yaşındaki gazeteci, Tayvan hesabına casusluk yapmaktan
nisanda tutuklanmış ve 31 ağustosta suçlu bulunarak 5 yıl hapisle
cezalandırılmıştı. Basına kapalı görülen dava sonunda çıkan karar,
insan hakları örgütleri ve basın kuruluşlarınca kınanmıştı. Çing'in
2000 ve 2005 yılları arasında Çin'de siyasi, ekonomik ve askeri
istihbarat topladığı ve bunları Tayvan'a sattığı iddia ediliyordu.
`Microsoft
Çin`den çekilebilir`
Microsoft`un
üst düzey yöneticisi Fred Tipson, BBC`ye verdiği demeçte gayri
demokratik rejimlerle yönetilen ülkelerde çalışmaya devam edip
etmeme konusunun şirket içinde masaya yatırıldığını, Çin`den
çekilmenin gündeme geldiğini belirtti.
Birleşmiş
Milletler'in Atina'da düzenlediği internet konferansında bir forumda
söz alan Tipson, “Çin'de işler kötüleşiyor, bu ülkedeki varlığımızı
yeniden düşünmek durumundayız” diye konuştu.
Verdiği
bilgilerin kişisel gözlemi olduğunu vurgulayan Tipson şöyle devam
etti: “Çin'de internet kullanıcılarının sürekli dava edilmesi şirket
içinde rahatsızlık yaratıyor, bir süre sonra bu kabul edilemez bir
hal alabilir. Bizim üzerimizde Çin hükümetinin kendi halkına
yaptığının bir sınırı olmalı, sınır aşıldığında ise karar bizimdir.”
CISCO VE
MICROSOFT ELEŞTİRİLİYOR
Tipson'ın
yanı sıra söz alan internet ağşebekelerinin altyapısı sağlayıcısı
Cisco'nun tepe yöneticilerinden Art Reilly de, büyük şirketlerin
Çin'de iş yapabilmek için demokrasiden ödün verdikleri eleştirisini
yanıtladı. Örneğin Cisco, Çin'e sattığı 'router' ekipmanların
hükümet tarafından kullanıcıların deşifre edilmesinde kullanıldığı
yönünde eleştiriliyor. Microsoft ise internetteki blogları
sansürlediği için kınanıyor. İnsan hakları örgütleri, Çin gibi
anti-demokratik rejimlerin Cisco'nun 'router'larını kullanıcıların
aleyhinde değerlendirdiğini vurguluyor.
Reilly, Çin'e
diğer ülkelerden farklı bir ürün satmadıklarını söylerken, Tipson da
şirketlerin iş yaptıkları ülkelerin kurallarına uymaları
gerektiğinin altını çizdi. Tipson'e göre, internet açık toplumu
geliştiriyor bu nedenle hükümetlere tehdi olduğu yönünde fikrin
güçlenmesi de 'olumsuz' bir gelişme.
GOOGLE:
MECBURUZ
Arama motoru
Google temsilcileri de, Çin hükümetinin sansürlerine uyma
politikasının bu ülkede internetin gelişmesinde uzun vadede yararı
olacağını savunuyor. Google yöneticilerine göre, 'sansürlü
internet'in internetin hiç olmamasından daha avantajlı bir durum.
Çin'den
Pakistan'a Nükleer Destek
Çin,
Pakistan'a nükleer enerji üretiminde yardım etmeyi sürdüreceğini
bildirdi.
Çin Devlet
Başkanı Hu Jintao, Hindistan'ın ardından geçtiği Pakistan'da Devlet
Bakanı Pervez Müşerref ile görüştü.
İki ülke, beş
yıllık Ticaret Paktı imzaladı. Anlaşma, beş yıl içinde Çin ile
Pakistan arasındaki gümrük vergilerinin sıfırlanmasını öngörüyor.
Taraflar,
ortak uçak ve radar sistemi üretmek için de anlaşma yaptı.
Çin Devlet
Başkanı, Pakistan'a nükleer enerjide yardımlarını sürdürmeyi ve
Hindistan ile sorunlarında yapıcı bir rol oynamayı taahhüt etti.
Çin, 1999
yılında da Pakistan'ın Pencap eyaletindeki nükleer santral inşasında
mali ve teknik yardımda bulunmuştu.
İki ülke, bu
santralin yakınında yeni bir nükleer santral inşası için geçen Nisan
ayında anlaşmaya varmıştı.
Pakistan Hava
Kuvvetlerinden (PHK) yapılan açıklamada, Çin Havacılık Şirketi ile
PHK'nin “uçak imalatı ve erken uyarı hava araçları dahil diğer
bağlantılı alanlarda uzun dönemli işbirliği ve ortak kalkınmada
anlaştıkları” belirtildi.
Açıklamada,
Çin Havada Erken Uyarı Sistemi'nin ilerletilmesi ve daha da
geliştirilmesi için PHK ve Çin Havacılık Şirketi arasında, bir
mutabakat zaptının İslamabad'da imzalandığı kaydedildi.
Söz konusu
açıklama, Çin devlet Başkanı Hu Jintao'nun savunma ile nükleer,
ekonomik ve ticari alanlardaki bağları genişletme konusunun ele
alınacağı Pakistan ziyareti sırasında yapıldı.
Kanada
Büyükelçisi Doğu Türkistan'da
İncelemelerde bulundu
Kanada
Büyükelçisinin bu defaki Doğu Türkistan ziyaretini “Hüseyin Celil
Olayı” ile ilgili olarak değerlendirmektedirler.
“Sinkiang
(Doğu Türkistan) Gazetesinin verdiği habere göre, Kanada'nın Çin'de
görevli Büyükelçisi 31.10.2006 tarihi ile 05.11.2006 tarihleri
arasında Doğu Türkistan'ı ziyaret ederek Ürümçi ve Kaşgar'da
incelemelerde bulunmuştur. Mezkur haberin içeriğine göre Kanada
Büyükelçisi Ürümçi'de kukla bölge başkanı İsmayil Tilivaldi ile
görüşmüş ve daha başka hükümet organlarını da ziyaret ederek Doğu
Türkistan'ın maarif, sağlık, Çevre durumu ve azınlık milletler
meselesi… gibi konularda etraflıca malumat edinmiştir.
Fakat,
yabancı ülke siyasi gözlemcileri Kanada
Büyükelçisinin bu defaki Doğu Türkistan ziyaretini “Hüseyin Celil
Olayı” ile ilgili olarak değerlendirmektedirler.
Tüketicinin başı Çin malı ile dertte
Tüketici
şikâyetlerinin satış oranının yüksekliği nedeniyle Çin
Malları ve
bilişim sektöründe yoğunlaştığı bildirildi.
Adana Sanayi
ve Ticaret İl Müdürlüğü Tüketici Hakem Heyeti kayıtlarından derlenen
bilgiye
göre, iğneden
ipliğe her kalem ürünü bulmanın mümkün olduğu Çin malları,
tüketiciyi hak arama peşinde koştururken, hakem heyetlerinin de iş
yükünü ağırlaşırdı. Satış oranının yüksekliği nedeniyle şikâyetlerin
en yoğun görüldüğü ürünler arasında yer alan Çin mallarında ise
bilişim sektörü ve motosiklet başı çekiyor. Reklâmlarda verilen
özellikleri taşımayan bilgisayarlar, Türkçe kullanma kılavuzu
bulunmayan ve garanti belgesi satıcı tarafından onaylanmamış ürünler
şikayete daha fazla konu oluyor. Ürünü alırken yeterince araştırma
yapmayan tüketiciler, aldığı ürünün garanti belgesi onayının bile
olmadığını sonradan fark edince tüketici hakem heyetlerine
başvuruyor. Marka sahteciliğinin de yapıldığı Çin mallarında sahte
markalı ürün alanlar ise haklarını aramakta zorlanıyor. Ancak, diğer
ürünlerde gerek satıcı firma gerekse ithalatı yapan firma nezdinde
yapılan çalışmalar çoğunlukla tüketici lehine olumlu sonuç veriyor.
Adana Sanayi
ve Ticaret İl Müdürlüğü Tüketici Hakem heyetine geçen yıl 5 bin 40
şikâyet geldi. Yazılı olarak gelen 271 şikâyetten 193'ü tüketici
lehine, 64'ü firmalar lehine sonuçlandı. 14 şikâyetle ilgili
inceleme ise devam ediyor.
HAKEM
HEYETLERİ
Hakem
heyetleri, illerde Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü, ilçelerde ise
Kaymakamlık bünyesinde faaliyet gösteriyor. Hakem heyetlerine
yapılan başvurulardan herhangi bir ücret alınmıyor. Hakem heyetlerce
görevlendirilecek bilirkişi ücretleri de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı
tarafından karşılanıyor. Bir ürünün parasal değeri 1.892,63 YTL
üstündeyse, bu durumdaki uyuşmazlıklarda İl Hakem Heyetleri, bu
rakamın altındaki uyuşmazlıklara ise ilçelerdeki hakem heyetlerine
başvurmak gerekiyor.
Altaş`ın
Çin tehdidine çözümü ileri teknoloji
Tekstilden
elektroniğe kadar birçok sektörün başını ağrıtan Çin, küçük el
aletleri sektörü için de tehdit. Çin üretimi ucuz ve kalitesiz küçük
el aletlerine karşı savaş başlatan yerli üretici çareyi yüksek
teknoloji ürünlerinde buldu. Türkiye'nin önde gelen el aletleri
üreticisi Altaş, yüksek teknoloji ürünleri ile Çin tehdidinin
üstesinden geldi. Kısa bir süre önce Alman Gedore firması ile
birleşen Altaş El Aletleri Sanayi'nin Genel Müdürü Bülent Savaş,
"Eğer maliyetleri düşük tutmaya yönelik üretimde yoğunlaşırsanız,
her zaman sizden daha ucuza üreten birileri çıkacaktır. Onun yerine
biz daha kaliteli, yüksek teknoloji ürünlerinde yoğunlaştık. Ar-Ge'ye
dayalı, onların yapamayacağı yüksek teknoloji ürünleri üretiyoruz.
Doğru politika izlemişiz ki, 1998 yılından bu yana pazar lideri
olduk. Şu anda profesyonel kullanımların yanı sıra otomotiv
sektörünün de yüzde 90 tedarikçisi durumundayız" dedi.
Türk
markalı Çin ürünleri
Osman S.
AROLAT
1990`lı
yılların ortalarında Çin`de Dünya Genç Girişimciler Yarışması`ndaydık.
Alışveriş için bizi bir pazara götürdüler. Birçok Batılı markanın
taklitleri pazarda çok ucuza satılıyordu. Ben 80 yuana (yaklaşık 6
dolara) Nike marka bir spor pabucu aldım, getirip oğluma verdiğimde
fiyatını öğrenince; `Bu son model. Türkiye`de bunun fiyatı 55 dolar,
insan bir-iki tane daha alır...` demişti. Şimdi görüyoruz ki,
Çinliler`in taklit ettiği markalar arasına birçok Türk markası da
girmiş...1990`lı yılların ortalarında Çin`de Dünya Genç Girişimciler
Yarışması`ndaydık. Alışveriş için bizi bir pazara götürdüler. Birçok
Batılı markanın taklitleri pazarda çok ucuza satılıyordu. Ben 80
yuana yaklaşık 6 dolara Nike marka bir spor pabucu aldım, getirip
oğluma verdiğimde fiyatını öğrenince; `Bu son model. Türkiye`de
bunun fiyatı 55 dolar, insan bir-iki tane daha alır...` demişti. Bu
pazarda dünyanın hemen hemen bütün ünlü markaları, tekstilden
çantaya boy gösteriyordu ve hepsi gerçeklerinin 1/10-12 fiyatınaydı.
Seher Yaşayacak`ın haberinden öğreniyoruz ki Çinliler`in taklit
ettiği markalar arasına bazı Türk markaları da girmiş. Türk kalem
firması Pensan`ın ürünlerinin güçlü olduğu ihraç pazarları İran,
Ukrayna ve Rusya`da Çin taklitleri piyasaya sürülmüş. Yapılan
araştırmada Türkiye piyasasına da Çinliler`in Pensan markasıyla
kalem soktukları saptanmış ancak Antidamping Yasası uygulamalarıyla
Türkiye piyasasından çekilmişler. Fakat Pensan`a Rusya, Ukrayna ve
İran pazarlarında kendi markasını taşıyan taklit ürünlerle Çinliler,
ciddi zararlar vermişler, piyasasını daratmışlar. Sarar ise marka
bilinirliği olan Türk devletlerinde ve Ortadoğu`da Çinliler`in Sarar
etiketli taklit ürünlerin piyasada boy göstermeleri üzerine, Çin`de
fabrika kurma kararı almış. Cemaletin Sarar, Türk devletlerinde
satılan Sarar markalı ürünlerin sadece yüzde 30`unun kendi ürünleri
olduğunu, yüzde 70`inin Çinliler`in Sarar markalı taklit ürünleri
olduğunu belirtiyor. Süleyman Orakçıoğlu ise güçlü oldukları Mısır
pazarında Çinliler`in taklit Damat-Tween markalı ürünlerinin
satıldığı mağazalar açtıklarını belirtiyor. Orakçıkoğlu, DTI üyesi
olmasına karşılık Çin`in taklit ettiği markalar karşısında bütün
dünyanın Çin`e göz yumduğunu söylüyor. Taklit ürünlere karşı
Avrupalılar`ın tüketicilerini bilinçlendirmek için kampanya
başlattığını açıklayan Orakçıoğlu, benzer kampanyayı Türk
işadamlarının da yapması gerektiğini söylüyor. Çin`in Türk ihraç
ürünlerinin hakim olduğu bazı pazarlarda Türk markalarını tescil
ettirerek taklit ürünlerini bu pazarlara sokmaya çalıştıklarını
belirtiyor. Türk denim sektörü de Çinli firmaların taklit saldırısı
altında. Türk Denim Sanayicileri ve İşadamları Dernek Başkanı Nedim
Özbek, Çinliler`e karşı uluslararası piyasada çok yönlü bir mücadele
yürüttüklerini söyledi. Özbek, zor olan bu mücadeleyi yürütürken
Redstar markasının taklit ürünlerini Polonya piyasasında tespit
ettiklerini, başvuru yapıp tüm gümrük kapılarına yazı
yazdırdıklarını açıkladı. Bütün bunlar gösteriyor ki Çin taklit
ürünlerine karşı çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Kamunun da
Türkiye`ye taklit Çin ürünlerinin girmesinin önüne geçmesi lazım.
Türkiye`deki sektör derneklerinin uluslararası pazarlarda ciddi bir
planla Türk markalarının taklidini önleme yolunda çalışmalar yapması
gerekir. Ayrıca uluslararası organizasyonların Çin`in taklit ettiği
ürünleri piyasalamasını önlemek için ortak kararlar alması ve
girişimlerde bulunması da şart. Türkiye, markalarını geliştirdikçe,
Çin taklit ürün tehdidinin daha da artacağını unutmadan çok yönlü
eylem planı ile hareket etmelidir. Dünya Gazetesi
Türk
Dünyası
Güney
Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’nin değerli üyelerinden MuhammedRıza
Agapur, İsveç Azerbaycan Federasyonu’nun başkanlığına seçildi.
Müge
Çetinkaya:
28-29 Ekim
2006 tarihlerinde İsveç`in Göteborg şehrinde, İsveç Az erbaycan
Federasyonunun yeni yönetici kadrosunun atamaları yapıldı. 107
kişinin katıldığı seçimlerde, Güney Azerbaycan Milli Uyanış
Hareketi’nin değerli üyelerinden Muhammed Rıza Agapur, İsveç
Azerbaycan Federasyonunun başkanlığına seçildi. Geçtiğimiz yıl
İsveç`e sığınan Agapur`un İran`a iadesi gündeme gelmiş ve bu olay
milli hareketçiler arasında sıkıntıya neden olmuştu. İsveç`in yirmi
üç değişik bölgesinden katılan Azerbaycanlıların büyük çoğunluğu Agapur`dan yana oy kullanırken, kuzey ve güney Azerbaycan
bayraklarının bir arada dalgalanması dikkat çekiciydi.
Federasyonun
yönetici kadrosu dokuz kişiden ibarettir. Seçimler sonuçlandıktan
sonra İsveç`te yaşayan Güney Azerbaycanlı ozan Araz Elses
katılımcılara türküleriyle neşe kattı.
Dualarımız
sazıyla sözüyle Türk milletinin
hizmetinde
olmuş Küreş Küsen Bey içindir...
Çin vahşeti
altında yaşam mücadelesi veren, ulu Türk milletinin değerli
mensupları Uygur Türkleri kardeşlerimizin ve bütün Türk dünyasının
milli ozanı Küreş Küsen büyüğümüzün, Tanrının şefkatli kollarına
ulaştığını öğrendik. Değerli Küsen Bey gibi güzel insanların uçmağa
varışı, gönüllerimizde ızdıraplı yaralar açmaktadır. Milli
mensubiyet bilinciyle yetişen ve Türk milli davasına baş koyan böyle
ozanlarımızın, sanatçılarımızın, okuyucularımızın kolay yetişmediği
kesindir. Esaretin, vatanının işgalinin, bayrağının erkince
dalgalanmamasının ne demek olduğunu bilen Güney Azerbaycan Türkleri
olarak, Küreş Küsen Bey’e rahmet, acılı ailesine baş sağlığı
diliyor, merhum ozanımızın mekânı uçmak olsun diyorum. Dualarımız
sazıyla sözüyle Türk milletinin hizmetinde olmuş Küreş Küsen Bey
içindir..
GAMOH
Başkanlık Ofis Müdürü
Aydın
QARAXANLI
Kırım
Tatarları Eskişehir’de Gaspıralı büstü açtılar
20 Kasım’da
Türk Dünyası’nın efsanevi fikir ve icraat adamlarından İsmail Bey Gaspıralı’nın büstü Eskişehir’de törenle açıldı. Eskişehir
Büyükşehir Belediyesi tarafından Eskişehir Kırım Türkleri
Derneği’nin gençlik komisyonu üyelerinden Emre Ünal’a yaptırılan
büst, Şeker Mahallesi’nin Gaspıralı İsmail Caddesi ile diasporadaki
Kırım Tatar siyasetçilerden olan Hasan Polatkan'ın adını taşıyan
caddenin kesiştiği noktaya dikildi.
Büstün
açılışını Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen yaptı.
Büyükerşen, törendeki konuşmasında İsmail Gaspıralı’nın Türk
Dünyası’nın büyük düşünürü, pedagogu, gazetecisi ve dil bilimcisi
olduğunu ve tüm Türkleri “dilde, fikirde, işte birlik” şiarı ile
birleştirmeye çalıştığını söyledi. Büyükerşen heykelin açılış
hikâyesini ise şöyle anlattı: “Gaspıralı İsmail'e bir şükran
göstergesi olarak daha önceden adını verdiğimiz caddeye büstünü
diktik. 3 yıl önce ABD'ye yaptığım bir ziyarette Kırım Derneği'nde
Gaspıralı İsmail Bey'in yağlı boya resmini görmüştüm. Daha sonra
büstünü yapmak için fotoğraf çekmiştim. Büstü yaparken o fotoğraftan
esinlendik. Çocukluk ve gençliğimin geçtiği bölgeye olan borcumu,
Türk Dünyası’nın büyük düşünce adamlarından Gaspıralı İsmail'in
heykelini dikerek ödemek istedim”.
Eskişehir
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Mesut Ör,
katkılarından dolayı Yılmaz Büyükerşen'e teşekkür plaketi verdi.
Daha sonra İsmail Gaspıralı için dua edildi.
KARAÇAY
|