Yukarı
29.Sayı
29.Sayı Uygurca
29.Sayı Aile
29. Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü-29
Dünyadan Kısa..29

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

  

DOĞU TÜRKİSTANLILAR İÇİN HER 12 KASIM…


Doğu Türkistanlılar, onlarca yıldır 12 Kasım 1933 ve12 Kasım 1944'te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetleri’nin kuruluş aşamalarını konu alan toplantı ve etkinlikler yapmayı kesintisiz olarak sürdürmektedirler.
Bu etkinliklerle aynı zamanda da, dünya Türklüğünün millî dinamizmini ayakta tutmaya, dünyadaki Türk düşmanları tarafından pörsütülmeye ve dumura uğratılmaya çalışılan Türk devlet geleneğini ihya etme yolunda da hizmet ifa etmeye çalışmaktadır. Bu faaliyetler, Türk milletinin kendi şartlarını her türlü zorluklar karşısında da olsa hazırlayarak, ihtiyaç söz konusu olduğunda da devlet kurma görevini şanla, şerefle ve gururla deruhte ettiklerinin de açık bir göstergesidir.
Doğu Türkistan Türkleri, dünyanın en fazla karışıklıklara ve sıcak savaşlara gebe olduğu bir dönemde Türk milletinin ekmeksiz, aşsız ve susuz yaşayabileceğini ama bayraksız, vatansız, ordusuz ve devletsiz olarak asla yaşayamayacağını bütün dünyaya 1933 ve 1944 yıllarının 12 Kasımında bir defa daha gür bir sesle haykırmıştır.
Doğu Türkistan Türkleri, bundan 60-70 yıl önce Türk milletinin vakarını, sabrını, şeref ve haysiyetine olan düşkünlüğünü, şecaatini ve kahramanlığını da ortaya koymuştur.
Rus ve Çin emperyalistlerinin ve devrin en güçlü devletlerinden biri olan ve siyasî açıdan da dünyada en etkili bir devlet olan İngiliz’lerin işbirliği ile Maya, Aztek ve İnkalar gibi tarih sahnesinden tamamen silinmek istenmelerine karşı duran Doğu Türkistan halkı bütün olumsuz şartlara rağmen giriştikleri istiklâl savaşından galibiyetle çıkarak 12 Kasım 1933'te ve 12 Kasım 1944'te iki defa birer Türk devleti kurmayı başarmışlardır.
Devletin bekası ve güvenliği, milletin selameti ve istiklâli söz konusu olduğunda iyi niyet gösterilerine ve duygusallıklara asla yer olmaması gerektiğinin açık bir tezahürünü yaşayan zamanın Doğu Türkistan önderleri, Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletinin tam da yükseliş dönemine girdiği bir sırada Rus ve Çinli’lerden gelen sözde bir barış teklifini değerlendirmek istemeleri sebebiyle “uçak kazası” süsü verilen bir suikast sonucunda katledildiler.
Normal şartlarda bir mücadele ile başa çıkamayacaklarını anlayan zamanın büyük ve güçlü devletleri olan Rusya ve Çin Doğu Türkistan Cumhuriyeti devletini ancak böylesine kendilerine yakışır bir entrika sonunda inkıraza uğratabildiler…
Müzmin birer Türk düşmanı oldukları tarih boyunca tescillenen Rus ve Çin emperyalistlerinin sona erdirdikleri bu Doğu Türkistan Cumhuriyeti, elbetteki tarihi gerçekleri de ortadan tamamen kaldırmaya yetmeyecektir. Çünkü dünya tarihi boyunca yıkılan devletlerin yerine her zaman yeni bir Türk devleti mutlaka kurulmuştur. Ve yine kurulacaktır.
Çünkü; Tarihte kurulan Hun ve Göktürk Devletlerinden sonra Büyük Uygur Orhun Devleti (M.745- 840), Kansu (Doğu) Uygur Devleti (M.846-1226), İdikut Uygur Devleti (M.845-1368), Uygur Karahanlılar Devleti (M.848-1212), Uygur Çağatay Devleti (1227-1306), Uygur Seidiye Hanlığı (1506-1682), Uygur Yedişehir Hanlığı yada Ba-devlet Yakuphan Kaşgarya devleti (M.1863-1877), İli Uygur Sultanlığı (M.1869-1880), Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti (12 Kasım 1933) ve Doğu Türkistan Cumhuriyeti (12 Kasım 1944) olmak üzere Türk devletleri kurulmuştur.
Günümüz dünya şartları, sadece geçmişin gölgesi altına sığınarak yaşamayı ve hatıralarla avunmayı asla kabul etmez. Millî duyarlılıklardan uzak yaşayan milletleri acımasız dişlileri arasında öğüterek yok eder.
O halde, dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar Doğu Türkistanlıların yapmaları gereken, tarihin üzerlerine yüklediği kaçınılmaz misyonun gereklerini mutlaka yerine getirmek olmalıdır.
Mete Han'ın, Atilla'nın, Bilge Kağan'ın Kürşad'ın, Abdulkerim Sultan Satuk Buğrahan'ın, Kaşgarlı Mahmut'un ve Yusuf Has Hacib'lerin neslinden olan Doğu Türkistanlı’ların işleri zor, hedefleri ulvidir. Başarıya ulaşmaları ise, asla imkânsız değildir. Yeter ki, inançlı, azimli, kararlı ve gayretkeş olmaktan ayrılmasınlar.
Her 12 Kasım; Doğu Türkistanlılar için ağıt yakma ve hayıflanma günleri olmaktan çıkartılıp, geçmişteki cesaret ve hamaset sahibi önderlerden ilham alma günlerine dönüştürülmelidir.
Her 12 Kasım; biz Doğu Türkistanlılar için durum değerlendirmesi yapma, Doğu Türkistan'ın yeniden istiklâline kavuşması yolunda yeni stratejiler geliştirme ve ulvî ufuklara doğru yelken açma fırsatları olmalıdır…
Her 12 Kasım; dünyanın dört bir yanındaki bazı Doğu Türkistan teşkilâtları sorumluları için, mevcudu koruma ve “Küçük olsun, benim olsun” anlayışından vazgeçerek temel hedefe ulaşma yolunda ihlas, inanç, sadakat, samimiyet ve fedakârlıklarının derecesini bir defa daha gözden geçirme günleri olmalıdır.
Her 12 Kasım; dava erlerinin Tam Bağımsız Doğu Türkistan uğrundaki ulvî yolda yıllar yılı kendilerine sülük gibi yapışarak kanlarını emmekte olanlardan, sırtlarındaki kamburlardan ve ayaklarına pranga olanlardan kurtulma kararı aldıkları günler olmalıdır.

Doğu Türkistan Cumhuriyetleri Hatırlandı

 

Kasım ayının 12'sinde dış ülkelerdeki Doğu Türkistanlılar 12 Kasım 1933'te kurulan Doğu Türkistan İslam Cumhuriyetini ve 12 Kasım1944’te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetlerinin kuruluş yıldönümlerini çeşitli programlarla kutladılar.

 

NORVEÇ'TE

Norveç'teki Doğu Türkistanlılar bir araya gelerek 12 Kasım 1933'te ve 12 Kasım 1944'te kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetlerinin yıl dönümünü kutladılar. Aynı zamanda Doğu Türkistan halkının özgürlüğü, Doğu Türkistan devletinin bağımsızlığı için canlarını veren kahramanların ruhlarına fatihalar okundu.

HOLLANDA'DA

12 Kasım 2006 günü Hollanda'nın Tilburg şehrinde Hollanda Doğu Türkistan Vakfı’nın organizasyonu ile Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini hatırlama faaliyeti gerçekleştirildi.

KAZAKİSTAN'DA

Kazakistan'daki Doğu Türkistan siyasi faaliyetçileri 1992 yılından beri 12 Kasım tarihlerinde Doğu Türkistan Cumhuriyetleri’ni hatırlamaktadırlar. Yine 12 Kasım 2006 Pazar günü Almata'daki Siyasi faaliyetçiler o devrin Doğu Türkistan milli ordusunda görev almış olan bazı rütbelilerin de katıldıkları özel bir anma toplantısı tertip ettiler.

AMERİKA’DA

UAA-Uygur Amerikan Birliği, “12 Kasım günü, Uygurların tarihindeki ve kalbindeki şanlı bir gün olarak kabul edilir. Çünkü Uygurlar 1933 yılında kendilerinin Gökbayrak’larını yükselterek bir demokratik Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti kurmuşlardır. Uygurların kurdukları bu devlet aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinden sonra İslâm dünyasında kurulan ilk demokratik bir devlet idi.”dediler.

TÜRKİYE’DE

Doğu Türkistan Vakfı

Doğu Türkistan Vakfı tarafından İstanbul da 05 Kasım 2006 tarihinde Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Süleymaniye Kültür Merkezinde  “Doğu Türkistan Cumhuriyetlerini Anma Toplantısı” düzenledi. Oturum Başkanlığını Prof. Dr. Abdulkadir Donuk’un yaptığı toplantıya konuşmacı olarak katılan Ömer Kul, “12 Kasım 1933 Kaşgar Doğu Türkistan Cumhuriyeti 73 Yaşında”, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ise,  “12 Kasım 1944 Gulca Doğu Türkistan Cumhuriyeti 62 Yaşında” başlıklı konuşmalarıyla katıldılar. Toplantı yemek ikramı ile sona erdi.

İstiklâl Gazetesi

İstiklal Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur, Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşu ile ilgili olarak şu açıklama da bulundu; “Tarihin en zor dönemlerinde ve içinde bulunulan imkânsızlıklar içerisinde dünya Türkleri arasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir Türk devleti kurmayı başaranlar, Doğu Türkistan Türkleri olmuştur. Bu, asla göz ardı edilmemesi gereken tarihi bir gerçektir.”dedi.

ALMANYA’DAN

Dünya Uygur Kurultayı

“12 Kasım günü tarihimizdeki şanlı bir gündür. Yani Cumhuriyet günümüz. Ecdatlarımız yakın tarihimizde iki defa Cumhuriyet kurup bağımsızlığımıza olan susamışlığımızı ve irademizi açıkça ortaya koydukları gündür.”Açıklamasında bulundu.

ETIC

“12 Kasım günü Doğu Türkistan adına oldukça şerefli ve ehemmiyete haiz bir gün olup, aynı zamanda bütün halkımızın milli bayram günüdür.” Dediler.  

 

DOĞU TÜRKİSTAN ENFORMASYON MERKEZİ

“İKİ CUMHURİYETİMİZİN MÜCADELE RUHUNA VARİSLİK YAPARAK 3. CUMHURİYETİMİZİ HAYATA GEÇİRMEK İÇİN MÜCADELE EDELİM”

Başlıklı bir makale yayınladı.”Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi yayınladığı özel makalede; Saygıdeğer vatandaşlarımız! Hepimizin malûmu olduğu üzere 12 Kasım günü Doğu Türkistan adına oldukça şerefli ve ehemmiyete haiz bir gün olup, aynı zamanda bütün halkımızın milli bayram günüdür de. Çünkü; 1933 ve 1944 yıllarının 12 Kasım günlerinde halkımız iki defa kendi bağımsızlıklarını ilân ederek 20. Asırda kendi özgür devletlerini kurmuşlardı. İşte o günden itibaren 12 Kasım günleri Doğu Türkistan halkı tarihindeki asla unutulmaz şerefli sayfalardan biri haline geldi. O günden itibaren Doğu Türkistan halkı her yıl  12 Kasım günlerini Doğu Türkistan halkı için mukaddes bir gün olarak telâkki edip, çeşitli etkinliklerle kendilerinin bu haysiyetli milli bayram günlerini kutlamışlardır."

 

 Dünya Uygur Kurultayı

12 Kasım günü tarihimizdeki şanlı bir gündür. Yani Cumhuriyet günümüz. Ecdatlarımız yakın tarihimizde iki defa Cumhuriyet kurup bağımsızlığımıza olan susamışlığımızı ve irademizi açıkça ortaya koydukları gündür.” Bu tarihi günü hatırlamak ve bu Cumhuriyetler için hayatlarını feda eden şehitlerimizi yad etmek, onların ruhlarına dua etmek bizim vicdani ve milli borumuzdur.”

Aziz milletimiz ve kadirbilir dâhilerimiz yakın tarihimizde, yani 12 Kasım 1933 ve 12 Kasım1944 tarihlerinde bağımsız Cumhuriyetler kurarak, Doğu Türkistan halkının milli özgürlük iradesini bütün dünyaya ilan etmekle kalmayıp, aynı zamanda Doğu Türkistan halkının yüksek demokrasi anlayışını da dünyaya göstermişti.

Bundan 70 yıl önce henüz dünyada demokrasi anlayışının kökleşmediği, Cumhuriyet fikrinin dünyanın çok az bölgelerinde daha yeni yeni şekillenmekte olduğu şartlarda ecdatlarımızın dünyaya “Cumhuriyet” ilan ederek milletimizin demokrasi anlayışını ortaya koyması kesinlikle ehemmiyetli bir hadise idi.

Demek oluyor ki, 70 yıl önce Cumhuriyet kurabilen, demokrasiyi ortaya koyabilen bir milletin, demokrasinin hâkim olmakta olduğu günümüzde yine demokrasiden beklentilerinin olması ve demokrasi kaynağından beslenmesi, kendisinin yeni Cumhuriyetini mutlaka yine kuracağının bir göstergesidir.

Ben Dünya Uygur Kurultayı adına, bütün yurttaşlarımıza bu iki Cumhuriyetimizi her zaman hatırlamalarını ve onun manevi ruhunun varisi olmanın her bir Doğu Türkistanlının milli ve vicdani borcu olduğunu hatırlatmakla beraber, vatandaşlarımızı ümit var olmaya ve milli davamız için maddi ve manevi cihetlerden fedakârlık göstermeye çağırıyorum.

Hepinizin Cumhuriyet Bayramlarını tekrar tebrik ediyorum. Cumhuriyet Bayramınız tekrar mübarek olsun. Hürmetlerimle; 12.11.2006

 

Uygur Amerikan Birliği            

Uygur Amerikan Birliği 12 Kasım 2006 günü 1933 ve 1944 yıllarında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyetinin devlet bayrağını ve meşhur Uygur kompozitör, musıkişinas, ozan ve insan hakları savunucusu Küreş Küsen' için Anma günü tertip etti. Söz konusu toplantı, 12 Kasım günü Northern Virginia Community Colloge Annandale Compus (NVCC) Ernst Culture Center'de gerçekleştirildi.

İlgili heyet tarafından yapılan açıklamada şöyle denildi:

“12 Kasım günü, Uygurların tarihindeki ve kalbindeki şanlı bir gün olarak kabul edilir. Çünkü Uygurlar 1933 yılında kendilerinin Gökbayraklarını yükselterek bir demokratik Doğu Türkistan İslam Cumhuriyeti kurmuşlardır. Uygurların kurdukları bu devlet aynı zamanda Türkiye Cumhuriyetinden sonra İslam dünyasında kurulan ilk demokratik bir devlet idi.

1944 yılında kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti, Uygurların diğer Türk milletine mensup halklarla omuz-omuza vererek kurduğu çok milletli bir demokratik devlet olup, bu devlet, Doğu Türkistan halkının demokrasi ve bağımsızlığı için diğer Türk boyları ile de ortak mücadele ettiğini tam olarak ispat eden sönmez bir tarihtir.

Bizler her yıl 12 Kasım günü yalnızca Doğu Türkistan'ın bağımsızlığını hatırlamakla kalmayıp, vatanımızın hürriyeti, insan hakları, inanç özgürlüğü ve demokrasi için mücadele eden kahramanımız Küreş Küsen'in vefatını da hatırlayarak kuran okuyup dua edeceğiz.” Hürmetlerimizle, UAA Heyeti

 

İstiklal Gazetesi

İstiklâl Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur Türk Cumhuriyetlerinin kuruluşu ile ilgili olarak şu açıklama da bulundu;

“Tarihin en zor dönemlerinde ve içinde bulunulan imkânsızlıklar içerisinde dünya Türkleri arasında, Türkiye Cumhuriyeti devletinden sonra ikinci bir Türk devleti kurmayı başaranlar Doğu Türkistan Türkleri olmuştur. Bu, asla göz ardı edilmemesi gereken tarihi bir gerçektir.

Dünyanın en vahşi ordusuna sahip olan Çin işgal güçlerine karşı, 1931 yılının Şubat ayında Doğu Türkistan'ın Çin ile sınırı bulunan en doğu vilayeti olan Kumul'da başlatılan ve kısa zamanda bütün Doğu Türkistan sathına yayılan istiklâl savaşı sonunda, 12 Kasım 1933'te Kaşgar'da Sabit Damollam önderliğinde Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ilan edildi. Millî marş eşliğinde millî ordu mensuplarının ve halkın mutluluk gözyaşları arasında mavi zemin üzerine ay-yıldızlı Gökbayrak göndere çekildi…

Bu devlet çok kısa zamanda kendi millî parasını bastı, yurt dışı seyahatler için pasaportu vardı ve düzenli millî ordusunu güçlendirmek için çalışmalara hız verdi.

Ne yazık ki; Bu Türk Cumhuriyetinin, kendi esareti altındaki Batı Türkistan Türklerine ilham kaynağı olabileceğini ve emsal teşkil edebileceğini düşünen Rusya'nın, yüzyıllardır Doğu Türkistan'ı işgal edebilme ihtirası ile yanıp tutuşan Çin'in ve kendi hegemonyası altındaki Hindistan ve Pakistan'ın yanı başında bağımsız bir Türk-İslâm Cumhuriyeti'nin varlığından rahatsızlık duyan İngilizlerin işbirliği yapmaları ve diğer dünya devletlerinin de seyirci kalmaları neticesinde tarihte kurulan bu Doğu Türkistan Cumhuriyeti inkıraza uğradı…

1944 yılında Gulca'nın Nilka nahiyesi sınırları içerisindeki Avral Dağlarında Gani Batur isimli bir kahraman Doğu Türkistan evladının başlattığı istiklâl savaşı 7 Kasım 1944'te Gulca'dan sonra bütün civar vilayetlere de sıçramış ve nihayetinde Ali Han Töre'nin başkanlığındaki Doğu Türkistan mücahitleri 12 Kasım 1944'te Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kurulduğunu bütün dünyaya ilân etmişlerdir…

Doğu Türkistan Cumhuriyeti idarecileri kısa zamanda devletin maliye sistemini kurarak aktif hale getirmiş, millî ordusunu revize etmiş, güçlendirmiş ve her an olabilecek saldırılara cevap vermeye hazır hale getirmiştir... 60.000 kişilik güçlü bir Doğu Türkistan Millî Ordusu'nun Ürümçi'ye doğru yola çıktığı sırada, Ruslardan ve Çinlilerden gelen art niyetli sözde bir barış teklifinin değerlendirmeye alınmak istenmesi gibi siyasi bir hataya düşülmesi sebebiyle, Manas Irmağı kıyısında 3 yıl boyunca bekletilen Doğu Türkistan Millî Ordusu yıpranmış, Ahmetcan Kasimi başta olmak üzere hükümet liderlerinin uçak kazası süsü verilerek katledilmesini takip eden olaylar sonunda Doğu Türkistan 1949 yılında tekrar Çin işgaline maruz kalmıştır…

Türk ve dünya tarihinde önemli hadiselerden olması gereken 12 Kasım 1933 ve 12 Kasım 1944'teki Doğu Türkistan devletlerinin kuruluşları elbetteki unutulmamalı ve gelecek nesillere de her fırsatta anlatılmalıdır. Fakat, Doğu Türkistanlıların yapmaları gereken de sadece yılda bir defa anma toplantıları yapmaktan ibaret olarak kalmamalıdır.

Her 12 Kasım, biz Doğu Türkistanlılar için durum değerlendirmesi yapma, Doğu Türkistan'ın yeniden istiklâline kavuşması yolunda yeni stratejiler geliştirme ve ulvi ufuklara doğru yelken açma fırsatı olmalıdır…” Açıklamasında bulundu.

 

Kültür Bakanı Atilla Koç, 2 milyon hayal Çinli turist peşinde...

 

Çin Halk  Cumhuriyeti'nin İstanbul Başkonsolosluğundan yapılan açıklamaya göre, iki ülkenin kültür bakanlıkları tarafından, Kültürel Değişim Programı çerçevesinde düzenlenen festival, Doğu Türkistan dan getirilen Uygur sanat ekibine ait dans ve müzik gösterileri, sanat sergisi ile TV belgesel ve filmlerinin gösterimini kapsıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Atilla Koç, ¨Çin Kültür Festivali¨(!) kapsamında İstanbul`da bulunan (Doğu Türkistanlıların nefretle ret ettikleri sözde Uygur Özerk Bölgesi) Halk Hükümeti Başkan Yardımcısı(!) ve bir numaralı Çin Kuklası Kurexi Maihesuti ve beraberindeki heyeti kabul etti.

Atatürk Kültür Merkezindeki kabulün ardından Bakan Koç, ve konuk heyet, daha sonra halk dansları topluluğunun gösterisini izledi. Gösteriyi izleyenler arasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek de vardı.

12 Mukam Asamblesi 20 yıl aradan sonra ilk defa geldiği Türkiye'de İstanbul ve İzmir'den sonra gösterilerini sergiledikten sonra 22.11.2006 tarihinde de Ankara'ya geldi. Onlar Ankara'daki Leyla Gencer salonunda oyunlarını sahnelediler. Bu salonda aynı zamanda da Uygur diyarındaki (Doğu Türkistan) kültür eserleri, şehirler dağ ve ırmak manzaraları, Uygur örf ve adetlerini yansıtan fotoğraflar sergilenmiş olup, Türkiye'nin Devlet Bakanı Mehmet Ali Şahin bu resim sergisini ve gösterileri de izledi.

Oyunun sahnelenmesi öncesinde açılış için kurdele kesme töreni yapıldı. Sergide yer alan resimler bakan'a Uygur Otonom Bölgesi(Doğu Türkistan) Başkan Yardımcısı Küreş Maksudi tarafından tafsilatlı olarak tanıtıldı. Bu resimlerde Uygurların Baht-saadet ve mutluluk içinde yaşamakta oldukları, özellikle de camilerde namaz kılmakta olan insanlar ve hatta bilgisayarların önünde oturarak Kur’an okumakta olan gençlerin resimleri aracılığı ile dini özgürlüğe sahip oldukları ayrıca anlatıldı.

Çin Büyükelçiliği görevlilerinin tehdidi 

Sergi sonunda devlet bakanı Mehmet Ali Şahin gazetecilere bir açıklama yaparak şunları söyledi: “Gerçi mesafe uzak olsa da gönülleri bir birleri ile çok yakın olan iki devletiz. Ben Çin halk Cumhuriyetine iki defa ziyarete gittim. Orada o kadar iyi ağırlandım ki; Kendimi adeta Türkiye'deki gibi hissettim. Bu sebeple Çin Halk Cumhuriyetindeki devlet erkânı ve halkına karşı özel bir sevgi besliyorum. Bu gün ben burada bu sergiyi gördüm. Bu resimlerden Çin'deki fotoğraf sanatının hangi seviyelere ulaşmış olduğunu gördüm. Ben iki devlet arasındaki münasebetlerin güçleneceğini ümit ediyorum. Kültür faaliyetlerinin iki devlet arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğine inanıyorum.”

Biz bakanın açıklamasının bitiminde bakana sorular yönelttik:

-Siz Uygur bölgesine (Doğu Türkistan) gittiniz mi?

-Sinkiang Uygur Özerk Bölgesine henüz gidemedim. Önümüzdeki aylarda Çin'e 3. defa ziyarette bulunacağım. O zaman Uygur bölgesine de gitmeyi düşünüyorum.

-Oradaki insan hakları ihlâlleri ile ilgili neler söyleyeceksiniz?

-Bu konuda şimdi bir düşüncem yok. Yorum yapmıyorum.

Bakan bu soruma cevap vermeye başlar başlamaz derhal 3 polis beni engelleyerek oradan beni uzaklaştırdı.

Orada Uygur bölgesinden (Doğu Türkistan) gelen ve Çin büyükelçiliğinden gelen Çinliler radyomuzun muhabirlerinin orada bulunmalarından şiddetli şekilde rahatsız oluyorlardı. Onlar defalarca yanımıza gelerek burada “Mesele çıkartmayın. Eğer mesele çıkartırsanız sizleri gözaltına aldırırız.” Gibi sözlerle bizleri tehdit ettiler. Bizler de özgür düşünceye sahip muhabirler olduğumuzu, buranın Çin müstebitlerinin devleti olmadığını, bizleri gözaltına aldırtma haklarının bulunmadığını söyleyerek onlara reddiye bildirdik. Biz orada yine Çin Büyükelçiliğinin kültürden sorumlu görevlisi Shi Ruling'e soru sorduk:

-Sizler Uygur sanatçılarının pasaportlarını toplayıp kimseler ile görüştürmüyor muşsunuz. Bu doğrumu?

-Öyle bir şey yok. Bu tamamen saçmalamaktır. Tamamen yalan. Sizler yalan konuşuyorsunuz. Öyle şey olur mu?

Biz Shi Ruling'in verdiği cevaptan Çin Büyükelçiliğinin kültürden sorumlu elçisinin kendisinin ne kadar medeni olduğunu kesinlikle iyice görmüş olduk.

Eğer Çin bu politikasını devam ettirecek olursa günün birinde mutlaka yıkılacaktır. 

Biz bu gelişmelerden sonra sergiyi gezmekte olan politikacılara ve halka mikrofon uzattık. Keçiören Belediye başkanı Turgut Altınok'ta resim sergisini gezenlerdendi.

Turgut Altınok’a sorduk;

-Resimleri görünce neler hissettiniz?

-Oralar Türkiye'ye çok benziyor. Tarihimiz, kültürümüz, sosyal yaşantımız, tabiat güzelliklerimiz bir birlerine çok benziyor. Üstelik bu medeniyeti yaratan milletin büyüklüğünü de bu sergiden görebiliriz. Ben, Uygur diyarından (Doğu Türkistan) sanatçıların gelmesine oldukça iyi bir şey, iyi bir başlangıç diye bakıyorum. Gördüğünüz gibi resimlerde Uygurların oldukça baht-sadet içinde yaşamakta oldukları anlatılmaya çalışılıyor. Fakat bu sanatçıların pasaportları toplanmış olup, onlar akrabaları ile bile görüşememektedirler. Buna ne diyorsunuz?

Bu doğru değil. Çin'in bu tür politikalardan vazgeçmesi gerekir. Uzun yıllardan sonra Türkiye'ye gelen bu kardeşlerimiz akrabaları ile görüşebilmeli, istediği yere de gidebilmeli. Eğer Çin bu politikasını devam ettirecek olursa günün birinde mutlaka yıkılır. Türkiye Uygurların ikinci vatanıdır. Burada Uygurların yasaklamalarla karşılaşması oldukça yanlış.

Türkiye'ye Yola Çıkmadan Önceki Siyasi Eğitim

İsminin açıklanmasını istemeyen birinin anlattığına göre, sanatçılar Türkiye'ye gelmeden önce 3 günlük bir eğitimden geçirilmiş olup, bunlara Türkiye'deki Uygurlarla görüşmeme ve asla izinsiz bir harekette bulunmama konularında ders verilmiştir. Bizim buradan gördüğümüz kadarı ile de Uygur sanatçılar hiç kimse ile serbestçe görüşememekte olup, Çinlilerin Uygurlar gösteri yapacaklar diyerek talepte bulunmaları üzerine gelen güvenlik görevlilerinin sayısında oldukça çok olduğu gözlerden kaçmadı. Fotoğraf sergisinden sonra Uygur 12 mukam asamblesinin gösterileri başladı. Gösterinin başlamasından önce riyasetçi bir Uygur 12 mukam'ın tarihi sürecini seyircilere kısaca anlattı. (RFA-Erkin Tarım)23.11.2006

 

 

ETIC Başkanı Abdulcelil Karakaş:

“Kayıtsız şartsız tam bağımsızlık”

 

Bizler dış ülkelerde nasıl telaffuz edersek edelim, bizim milli hareketimizin nazari temeli Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlığı nazariyesine dayanır. Tam manasıyla ifade etmek gerekirse, kayıtsız şartsız milli bağımsızlığımızı elde etmektir.

Eğer bizim milli, hareketimiz bu nazari temelden ayrıldığı an halkımızın desteğinden de mahrum kalırız. Çünkü halkımız işte bu gaye ve işte bu ulvi maksat için aziz canlarını feda etmektedir.

“Milli bağımsızlık hareketimizin dizginlerinin her zaman kendi ellerimizde olması gerekir”

Öncelikle şunu vurgulamam gerekir ki; Milli bağımsızlık, dostlarımızın ve uluslararası arenada bizlerle duygu birliği içinde olan türlü güçlerin yardımlarına ve duygularımızı paylaşmalarına muhtaçtır. Günümüzde globalleşmekte olan dünyada geçmişteki gibi sadece kendi gücümüze ve geleneksel klasik anlamda mücadele yöntemlerine dayanarak hedefe ulaşmamız mümkün değildir.

“Düşmanımın düşmanı dostumdur” anlayışı ile, hangi dine ya da hangi ırka mensup olduğuna bakmaksızın bize yardım eli uzatanların ellerini geri çevirmememiz gerekir.

Bu yüzdendir ki; 50 küsur yıldan beri dış ülkelerde yürütmekte olduğumuz mücadelemiz esnasında en önemli kazanım olarak dünya toplumlarının yardımlarını ve bizlerle duygu birliğini elde ettik. Bu cihetten bir değerlendirme yapacak olursak bu güne kadar oldukça büyük muvaffakiyetler elde ettiğimizi görebiliriz.

Milli mücadelemize doğrudan yardım veren uluslar arası güçlerin sayısı günden güne artmaktadır. Bizlerin duygularını paylaşan devletlerin sayısı da arttı. Demokratik batı ülkeleri bağımsızlık mücadelemiz için siyasi cihetten rahat ortamlar hazırlamaktadırlar. Bu gün sadece batıdaki 3 teşkilâtımızın Amerika'daki yardım vakıflarından aldıkları maddî yardım yarım milyon dolara ulaşmaktadır. Yine Amerika'daki  “Özgür Asya Radyosu” da yılda birkaç milyon dolar masraf ederek özel olarak Uygurca yayın yapmaktadır. İşte bunlar bizleri sevindiren ve ümitlendiren hadiselerdir.

Ne yazık ki; Uluslar arası ortamda bizlerle duygu birliği yapanlar, yardım ve destek verenlerin sayısının çoğalmasına paralel olarak milli mücadele saflarımızda da insanı endişeye sevk eden bazı olağan dışı hadiselerde çoğalmaktadır. Bu olağan dışı hadiseleri aşağıdaki birkaç noktada toplamak mümkündür.

Şurası gayet açık ki; günümüz dünyasında maksatsız ve şartsız bir yardım mümkün değildir. Yardım, elbette ki hesaplanan bir menfaat temeline dayanır. Bazı devlet ve siyasi güçler bizlere acıyarak ya da sadaka olsun diye yardım etmiyorlar. Onların bizlere yaptıkları yardımlar aslında Çin'e karşı izledikleri stratejik politikanın bir parçasıdır. Vakti saati geldiğinde onlar bizlere yaptıkları yardımları bizlerden ya da bize borçlu olan Çin'den kaç misli olarak tahsil etmeleri mümkündür.

Onlar böyle davranmakta haklıdırlar. Bizlerde bunun doğru olduğunu düşünürüz. Fakat dışarıdan görünüşte bazı dış güçlerin Bizim milli mücadele birliğimizin iç işlerine karışmaları ve müdahalede bulunmalarının oranı oldukça artmaktadır. Mesela onlar teşkilatlarımız arasında “Şunu başkan yaparsan yardım veririm”, “Şununla birleşirsen yardım veririm”, “Filanca kişiyi çalıştırırsan yardım veririm”, “Aranızda filanca teşkilat ya da şahıs yer alırsa yardım vermem…”gibi dayatmalar ileri sürmektedirler. Gerçi onların bu talepleri ilk bakışta bizim birlik ve beraberliğimize faydalı gibi görünse de, gelecekte milli hareketimiz için kesinlikle faydalı olacak olan bazı teşkilât ve şahıslarımızın milli birlik saflarımızın dışında kalmalarına, hatta dışlanmalarına ve “Uluslararası vaziyetle bütünleşemeyenler” şeklindeki horlanmalara maruz kalmalarına yol açacak bir durumun ortaya çıkmasına sebep olması söz konusudur.

Daha da kötüsü halkımızın iradesine ve milli hareketimize önderlik edebilecek kabiliyete ve salahiyete sahip insanlar davamızın dışında bırakılarak milli hareketimizin dizginlerinin, Uygur halkının menfaati için değil, kendilerinin bağlı bulundukları devlet ya da siyasi veya iktisadi güçlerin çıkarı için hizmet eden insanların ellerine düşmesi mümkündür. İşte o zaman da bizim aldığımız yardımların, attığımız adımların hiçbir ehemmiyeti olmayacaktır.

Netice olarak onlarca yıl sonra işlerimize sıfırdan başlamaya mecbur oluruz.

Bizleri endişeye sevk eden bu tür olaylar günümüzde Kazakistan ve Kırgızistan'da görülmeye başlanıldı.

Mesela son yıllarda “Şanghay İşbirliği Örgütü” nün sadık üyelerinden Kazakistan ve Kırgızistan makamları, iktisadi yönden yardım verme, siyasi ve içtimai cihetten destek olma kozunu kullanarak milli mücadele saflarımızdaki bazı teşkilat ve şahıslarımızın dizginlerini ellerine geçirmişlerdir. Ayrıca bazı hakiki vatanperver zatlarımızı ve onların kurdukları teşkilatlarımızı dışlamak suretiyle de Uygur toplumunun fikirlerini kendi kontrolü altına alarak bizlerin Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinde yürütmekte olduğumuz milli, hareketimizin yönünü başka taraflara çekmeye başladılar. Hatta kendi müttefikleri olan Çin'in menfaati için hizmet ettirme girişimleri içindedirler.

Bakılacak olursa bu devletlerdeki bazı Uygur teşkilatlarının sorumluları için Çin, “yol geçen hanı” haline geldi. Onlar, “Bulunduğumuz ülkelerin Uygurların Milli Eğitimini, kültürünü, örf adet, gelenek ve göreneklerini muhafaza edeceğiz” şeklinde oldukça güzel maskeler altında bu ülkelerde yaşayan bir kısım Uygurları uyuşturarak, öte yandan ise, Çin ile gizli, gizli görüşerek kendilerinin ceplerini doldurmanın derdine düştüler. Fakat onlar iktisadî cihetten güçlü ve arkalarında devlet gücü bulunduğundan aleni olarak onların yakalarına yapışarak “Ey mel'un, bizim milli eğitimimizi, kültürümüzü, örf ve adetlerimizi yok etmekte olanlar işte bu Çinliler olmasına rağmen, hangi yolla yine bu Çinlilerle omuz omuza vererek bizim bu milli ve manevî değerlerimizi koruyacakmışsın?” diyerek onlardan hesap sorma cüretini gösteremiyorlar.

Elbette ki; Orta Asya Türk Cumhuriyetlerinin durumunu demokratik batı ülkelerine benzetmek mümkün değildir. Fakat bizler de batı ülkelerinde de olsak “ne dersen peki” noktasında olursak halkımızla ayrı düşeriz. Biz, bizlere yardım vermekte olan tarafları rencide etmeyen bir temel üzerinde halkımızın iradesine ve milli menfaatimize dayanan büyük meselelerde nezaket kuralları içerisinde sıkı durmamız, onların bazı şartlarını kabul etmekle beraber, bizimde bazı şartlarımızı onlara kabul ettirmemiz gerekir.

Ne yazık ki; Bize yardım edeceklerin çoğalması ile beraber mücadele saflarımızda bir takım siyasî tellâllar ortaya çıktı. Onlar kendilerini, bazı devlet ve sivil örgütlerin güvendikleri kişiler olarak gösterip, teşkilâtlarımız arasında kasılarak dolaşıyorlar. Bir taraftan kendi siyasî nüfuzlarını arttırmaya çalışırken, diğer taraftan teşkilâtlarımız ve milli şahıslar arasında sunî ihtilâflar meydana getirmektedirler. Milli mücadele saflarımızda kesinlikle belirli devlet ya da belirli güçlere sadakatle bağlı olan ve o devletin çizdiği çizgiden çıkmayan bu şahıslar vakti geldiğinde o devletin menfaatleri için milli davadan bile vazgeçmeye hazır bir grup oluşturmaya uğraşmaktadırlar. Hatta bütün milli hareketimizi böylesine bir hale getirmeye çalışmak gibi bir niyetleri de yok değil.

Aslında bir Uygur'un başka bir devletin güvenlik birimlerinde hizmet etmesi utanç verici ve aşağılık bir harekettir. Fakat, mücadele saflarımızdaki bazı insanlar bunu utanç verici bir durum olarak telâkki etmek bir yana, tam tersine bunu bir koz olarak kullanarak milli dava saflarımızdaki bazı teşkilât ve milli şahıslarımıza karşı tehdit unsuru olarak kullanmaktadırlar. Hatta onlara siyasî cihetten zarar vermek gibi olaylarda yok değil.

Bizler dış ülkelerde nasıl telâffuz edersek edelim, bizim milli hareketimizin nazarî temeli Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlığı nazariyesine dayanır. Tam manasıyla ifade etmek gerekirse, kayıtsız şartsız milli bağımsızlığımızı elde etmektir. Eğer bizim milli, hareketimiz bu nazarî temelden ayrıldığı an halkımızın desteğinden de mahrum kalırız. Çünkü halkımız işte bu gaye ve işte bu ulvî maksat için aziz canlarını feda etmektedir. Ne yazık ki; bizi bu nazarî temelden vazgeçmeye zorlamakta olan devlet ve güçlerde yok değil. Onlar, “Bağımsızlığı merhale, merhale ayırarak elde etmek gerekir. İstiklâl sloganları ile ortaya çıkan bir millete uluslararası kamuoyunun açık bir şekilde destek vermesi mümkün değildir. Önce yüksek muhtariyet, ardından federasyon ve sonunda bağımsızlık” şeklinde fikirler ortaya koyarak bizlerden de aynen Tibetliler gibi “Yüksek muhtariyet” sloganından faydalanmayı talep etmektedirler.

Uluslararası açıdan bakıldığında bu tür görüşler doğru gibi görünse de, böylesi bir taktik izlemek bizim milli hareketimizin özelliklerine ve halkımızın arzu ve istekleri ile uyuşmaz. Halkımız henüz bu tür fikirlere hazır değil. Bizde kalkıp halkımızdan “Yüksek muhtariyet” için can vermelerini isteyemeyiz. Bunun için can verecek bir Uygur'un çıkması da mümkün değil. “Yüksek muhtariyet” sloganından sonra Tibetlilerin savaşçılıklarının kaybolduğu gibi bizlerde dikkat etmediğimiz takdirde Tibetlilerin akıbetlerine uğramamız mümkündür.

Bu yüzden biz milli mücadele saflarındakiler olarak dış ülkelerde her türlü adımı atarken, özellikle de başka devlet veya uluslararası güçlerle sürdüreceğimiz görüşmelerde Doğu Türkistan'daki halkımızın taleplerini, mücadele yöntemini, mevcut duruma bakış açısını çıkış noktası olarak kabul etmemiz ve milli hareketimizin dizginlerini her zaman kendi ellerimizde tutmamız gerekir.

Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin BATUR

           

Muhammet Tohti Metrozi Çin Hapishanesinde Yaşam

Mücadelesi Veriyor

Pakistan'daki İslamabad Üniversitesinin Hukuk Fakültesinde öğrenim görmekte olan genç Uygur aydını Muhammet Tohti Metrozi 2003 yılının Temmuz ayının 16'sında ani olarak ortadan kaybolmuş olup, birkaç gün sonra onun Pakistan güvenlik güçleri tarafından yakalanarak Çin'e teslim edildiği öğrenilmişti.

Edindiğimiz bilgilere göre, Çin hapishanelerinde ağır derecede fiziki işkencelere maruz kalan Muhammet Tohti Metrozi 2005 yılının 5. ayında dava açılmış olup,  yargılama esnasında o, kendisinin hukuk bilgisinden faydalanarak kendisinin suçsuz olduğunu ispatladığı için yargılamada karar çıkmamıştır. Fakat, 2006 yılının Temmuz ayında Çin hükümeti Muhammet Tohti üzerinden kapalı yargılama yaparak onu müebbet hapse mahkum etmiştir.

Yakın zamanlarda alınan bilgilere göre, Muhammet Tohti hapishanede çok ağır bier hastalığa yakalanmış olup, onun iki ayağı felç oldu.

Muhammet Tohti Metrozi ve Abdulvahap Tohti'nin Pakistan hükümeti tarafından  Çin'e teslim edilmesi uluslar arası İnsan hakları teşkilatının sert biçimde tenkidine uğramıştı. Merkezi Londra'da bulunan Uluslar arası Af Örgütü sert bir beyanat yayınlayarak Pakistan hükümetinin BM. Mülteciler komitesi tarafından siyasi sığınma talebi kabul edilerek İsveç'e yerleştirilme öncesinde olan Muhammet Tohti'yi Çin'e teslim etmesini sert biçimde kınayarak Çin h hükümetinden o'nu serbest bırakmasını da istemiştir.

Öğrenildiğine öre, Çin hükümeti tarafından bölücülük faaliyetlerine katıldığı ileri sürülen Muhammet Tohti hapishanede Çin Polislerinin çok ağır işkencelerine tabi tutulmuş ve 2006 yılının 7. ayında kendisi hakkında kapalı yargılama yapılarak müebbet hapis cezası verilmesini protesto etmek için açlık direnişi ilan etmişti. O, bu protesto eylemini 17 gün boyunca devam ettirmişti.

Muhammet Tohti bu direnişini sürdürürken çok ağır biçimde hastalığa yakalandı. Muhammet Tohti'nin durumundan tam olarak haberdar olan, yakın zamanda ondan bir mektup alan ve şu anda İsveç'te yaşamakta olan onun yakın dostu Abdullah'ın anlattığına göre, Muhammet Tohti'nin çok ağır bir hastalığa yakalanmış olmasına hapishanede gördüğü manevi ve fiziki ağır işkencelerin sebep olmuş olabileceği ihtimali çok kuvvetli.

Abdullah'ın anlattığına göre, Pakistan'daki İslamabad uluslar arası Üniversitesinin Hukuk fakültesinde Hukuk doktora öğrenimi görmekte olduğu bir sırada Pakistan Hükümeti tarafından Çin'e teslim edilen Muhammet Tohti'nin Pakistan'daki Uygur öğrencilere yardım etmekten başka bir suçu(!) yok…

  

Doğu Türkistan'da “Çift Dilde Eğitim”Uygulanan Okullarda

Öğrenim Gören Öğrencilerin Sayısı 150 bine Ulaştı

 

Çin Hâkimiyetinin Uygurların Milli Eğitimini Çinlileştirme maksadıyla 2000 yılından itibaren uygulamaya başladıkları “Çift dilde eğitim” politikası ciddi bir biçimde sürdürülmektedir. Çin

Hakimiyetinin bu politikası neticesinde bu gün Uygurların milli eğitimi bu güne kadar emsali görülmedik bir seviyede bir tehlikeyle karşı karşıya kaldı.

 

Mesela Çin hükümetinin sevk ve idaresindeki “Tiyanşan (Doğu Türkistan) internet sitesi” nin 04.11.2006 tarihli haberinde Doğu Türkistan'da milli Orta ve ilköğretim okullarına yönelik olarak  “Çift dide eğitim” olarak adlandırılan sistemin uygulanmaya başlanmasından önceki 1999 yılında bütün Doğu Türkistan genelinde deneme mahiyetinde başlatılan “Çift dilde eğitim” sınıflarının sayısı 20 küsur ve bu sınıflarda öğrenim gören milli öğrencilerin sayısı da 2000' den biraz fazla idi.

2000 yılından itibaren Çin hükümeti sistematik bir plan yaparak  milli maarifi Çinlileştirmeyi ve  Uygur gençlerini asimile etmeyi hedeflemiştir. Bu sebeple de “Çift dilde eğitim” politikasını bütün gücü ile mecburi olarak icra etmeye başladı. 6 yıl gibi kısa bir zaman içinde de Doğu Türkistan'ın milli maarifini tamamen felç hale getirdi.

2004 yılına gelindiğinde ise Doğu Türkistan genelinde 52 adet milli orta ve ilköğretim okulunda “Çift dilde eğitim” sınıfları tesisi edildikten sonra bu sınıflarda eğitim gören öğrencilerin sayısı 30 bini geçti. Şimdi ise bütün Doğu Türkistan genelinde bu tür “Çift dilde eğitim” sınıflarının umumi sayısı 5000'e, öğrencilerin sayısı ise 150 bine ulaştırıldı.

Çin hâkimiyeti Uygur maarifini Çinlileştirme politikasını düzenli hızlı bir şekilde sürdürülmesini garanti altına almak için gelecek 5 yıl içerisinde Doğu Türkistan’da Uygurların daha yoğun halde yaşadıkları Aksu, Kaşgar, Atuş ve Hoten bölgelerindeki 56 nahiyede 430 milyon yuen tutarında yatırım yaparak 1009 milli ilk öğretim okulunda “Çift dilde eğitim ve öğretim kursu” açıp, ilköğretim okullarına kabul edilecek milli gençlere yönelik olarak okula giriş öncesinde özel Çince ders vermeyi karar altına almışlardır.

  

Doğu Türkistan’ın Bay nahiyesinde aç ve çıplakların

sayısı 11 binden fazla

Doğu Türkistan daki halkın sefaletine, Çin hâkimiyetinin iktisadî talan ve soygun politikaları, haddinden fazla ve adaletsiz vergiler sebep olmaktadır.

Aksu'nun Bay nahiyesi, Doğu Türkistan genelinde en yoksul nahiyelerden biri olup, “Büyük Kültür İhtilali” döneminde bu nahiyede 5000 den fazla Uygur açlıktan ölmüşlerdi. Gerçi Bay nahiyesi Doğu Türkistan genelinde en başta gelen tahıl üretim merkezlerinden biri olarak kabul edilse de, Bay halkı hiçbir zaman ismine yaraşır şekilde “zengin” olamadı (Uygurca da “Bay” zengin anlamına geliyor.)  Tiyanşan (Tanrıdağı) İnternet sitesinin 11 Kasım 2006 günkü haberine göre şu anda Bay Nahiyesinde aç ve çıplak ailelerin sayısı 4500'den fazla olup, bu ailelerin insan sayısının 11 bin'den daha fazla olduğu öğrenilmiştir. Bu gün Doğu Türkistan'da ise Bay nahiyesine benzer yoksul nahiyelerin sayısı hiçte az değil. Yoksulların hemen hepside hep Uygurlardır. Onların bu hale düşmesine Çin hâkimiyetinin iktisadî talan ve soygun politikaları, haddinden fazla ve adaletsiz vergiler  sebep olmuştur. Yani meselenin temelinde Çin hâkimiyetinin müstemlekecilik politikası yatmaktadır.

 

RABİYE KADİR, DÜNYA UYGUR

KURULTAYININ BAŞKANLIĞINA SEÇİLDİ

 

Almanya'dan elde edilen bilgilere göre üç gündür devam etmekte olan Dünya Uygur Kurultayının Toplantısında 26 Kasım 2006 günü Kurultaya katılanların topluca fikir birliğine varmaları sonucunda Uygur milli hareketinin önderi Rabiye Kadir Hanım Dünya Uygur Kurultayının başkanlığına seçilerek görev aldı.

Rabiye Kadir Hanımın bu defaki Kurultaya katılması Doğu Türkistanlılara büyük ölçüde ilham verdi. Başkanlığa seçilen Rabiye Kadir Hanım Dünya Uygur Kurultayının önceki yıllarda yaptığı hizmetleri taktirle karşıladığını beyan ederek kendisinin de bundan sonra Doğu Türkistan davasını bütün gücü ile daha da ileri götürmek ve yüceltmek için bütün gücü ile çalışacağını bildirmiştir.

Rabiye Kadir hanım bu yıl mayıs ayında Amerika Uygur Birliğinin başkanlığına da seçilmiş olup, Dünya Uygur Kurultayının faaliyetlerini aktif olarak destekleye gelmişti.RFA  26.11.2006

 

Çin Yeraltı Dini Teşkilat Üyesi 15 Kişiye Gizlice İdam Cezası Verdi

 

29.11.2006 Birleşik haber ajansının Pekin'den verdiği habere göre Çin'deki 'senbenpurin' adı verilen ailevi dini teşkilatın müritleri olan Sendung, İyangsi, Sichuen başta olmak üzere 7 bölgede faaliyet gösterip, sayısı 500 bine ulaştığında Çin Toplum Güvenliği Bakanlığı 2004 yılında bu teşkilatın 20 üyesi hakkında adam öldürme ve dolandırıcılık yaptıkları suçlamasıyla dava açmıştı. Haberden anlaşıldığına göre, Xéylungjyangdin 20 den fazla avukat  Pekin'e gelerek bu teşkilatı savunmaktaysa da, şimdiye kadar bu dini teşkilatın üyelerinden hakkında gizli bir biçimde idam cazası kararı verilerek idam edilenlerin sayısı 15'e ulaşmış bulunmaktadır.

Xéylungjyang bölgesinin Shuangyangsen vilayeti mahkemesinin bu dini teşkilatın üyeleri hakkında verdikleri kararlar bu yıl 17 Ekim'den 19 Ekim'e kadar Xéylungjyang bölgesi yüksek yargı mahkemesi tarafından tekrar incelenmişse de, yinede bir değişiklik olmamıştır.

Haberde ifade edildiğine göre, Çin Komünist Partisinin kontrolündeki Katolik vatanseverler teşkilatı tarafından “Yasa dışı yeraltı teşkilatı” olarak adlandırılmakta olan dini teşkilatların üyelerinin şu anda Çin'deki sayısı 12 milyona ulaşmış bulunmaktadır.

Komünist Çin hükümeti kendisinin kabul etmediği Hıristiyan teşkilatlarının hepsine kesintisiz olarak sindire gelmektedir. RFA-Veli

 

Rabiye Kadir'in Oğlu Alim Abdurehim Çin Hükümeti Tarafından 7

Yıl Hapis Cezasına Çarptırıldı

Kamuoyunun da bildiği gibi Doğu Türkistan milli hareketinin lideri olan Rabiye Kadir Hanım Almanya'da yapılan “Dünya Uygur Kurultayı”nın 2. Temsilciler toplantısında Uygur Kurultayı Başkanlığına getirildiği günün hemen ertesinde, yani 27 Kasım günü, Çin hâkimiyeti Rabiye Kadir Hanımdan intikam almak maksadıyla, onun Doğu Türkistan'daki oğlu Alim Abdurehim'i iftira atmak suretiyle 7 yıl süre ile hapis cezasına mahkum etmişti. O günden beri bu konu ile ilgili haberler birçok ülkelerin basın-yayın organlarında geniş çaplı olarak yayınlanmaktadır.

Mesela Almanya'nın etkili ve nüfuzlu yayın organlarından olan  “Almanya Dalgaları Radyosunda da bu haber verildi. Söz konusu haberde Çin yargı mahkemelerinin Alim Abdurehim'e, Annesi Rabiye kadirden intikam alma maksadıyla hapis cezası verdikleri vurgulanmakla beraber,  Rabiye Hanımın, “ Oğlumun suçu yok. Çin yargısının oğlum için çıkardığı bu karar tamamen benden öç almayı hedeflemektedir. Bilinen anlamı ile değerlendirildiğinde Çin'in bu yaptığı, Çin hükümetine haklı olarak karşı çıkan ve gerçekleri dile getiren bütün Doğu Türkistanlılara karşı yöneltilen bir intikam alma olayından başka bir şey değildir.” Şeklinde sözlerine yer verilmiştir. RFA-27.11.2006 (Peride)

  

ÇİNLİLER TARIM ORMANLIĞINDAKİ

YABANİ HAYVANLARA DA GÖZ DİKTİ

 

Dış ülkelerdeki Doğu Türkistan aydınları Doğu Türkistan'daki değerli yabanî hayvanların neslinin tamamen yok olmasına Çinli göçmenlerin sebep olduklarını ileri sürüyorlardı. Çin basın-yayın organlarında yer alan bazı haberler de yukarıdaki Doğu Türkistan aydınlarının iddialarını doğrular niteliktedir.

“Tiyanşan (Tanrıdağı) internet sitesi”nin 17.11.2006 tarihli haberinde “Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Orman Polisi Dairesi” yakın zamanda Ürümçi'nin Davançin Bölgesinde ülke genelinde ikinci dereceli koruma altına alınan yabanî hayvan türlerini çalıp götürmekte olan bir grup Çinli yakalandı. Bu hayvan kaçakçılarının Bingtuen'in (Silahlı çiftçi milisler)3. Tümenine bağlı 33. bölük mensubu Çinliler olduğu öğrenildi.

Araçlara yükledikleri 33 adet yabanî hayvan türünün hepside koruma altına alınan hayvanlar olup, bu hayvanlardan 9 yabanî atın havasızlık ve açlık yüzünden öldüğü, bu atların ise, Ürümçi'deki at yarışı alanına götürülmekte olduğu anlaşıldı.

Otonom Bölge (Doğu Türkistan) Orman Polis Dairesinin başkan yardımcısı Aziz bu konuda; “devlet tarafından koruma altına alınan yabanî hayvanları taşımak ve nakletmek için “Otonom Bölge (Doğu Türkistan Ormancılık Bakanlığından izin alınması gerekir. Fakat bu kaçakçıların ellerinde her hangi bir izin belgesi de bulunmamaktadır” dedi.

 

Dünya

 

Şehit babaya yürek yakan bakış

 

Bingöl'ün Yayladere İlçesi'nde terör örgütü PKK tarafından şehit edilen Uzman Çavuş Bünyamin Güzel, Kayseri'de toprağa verildi. Şehit uzman çavuşun cenaze töreninde gözyaşları sel oldu.

 

Cenaze töreninde Şehit Uzman Çavuş Bünyamin Güzel'in annesi Elif ve babası Ahmet Ali Güzel ile eşi Fatma Güzel gözyaşlarına boğuldu.

Oğlunun Türk bayrağına sarılı tabutunu gören acılı anne Elif Güzel ağıt yakarak, "Evimin direği tek oğlumdu. Ona nasıl kıydınız?" diye seslendi.

Şehit Uzman Çavuş Bünyamin Güzel'in 5 aylık hamile eşi Fatma Güzel, "Allah da sizin belanızı versin" diyerek gözyaşı döktü. Şehidin babası Ahmet Ali Güzel de, PKK'ya lanet yağdırarak, "O benim biricik oğlumdu, o benim her şeyimdi. Oğluma nasıl kıydınız? Torunumu neden babasız bıraktınız?" diyerek PKK terör örgütüne lanet yağdırdı.

Şehidin henüz 1 yaşında olan oğlu Ahmet Murat'ın da gözyaşları cenaze töreni boyunca dinmedi. Cenazeye katılanlar, küçük Murat'ın iç dağlayan ağlayışı karşısında gözyaşlarına boğuldu.

Daha sonra kılınan cenaze namazının ardından Şehit Uzman Çavuş Bünyamin Güzel'in Türk bayrağına sarılı tabutu bir süre omuzlarda taşındıktan sonra top arabasına kondu. Bu arada cenazeye katılan vatandaşlar, "şehitler ölmez,vatan bölünmez", "kahrolsun PKK", "İmralı'yı basarız Apo'yu asarız", "gönüllü askeriz silah isteriz" şeklinde sloganlar attı.

Şehit Uzman Çavuş Bünyamin Güzel'in cenazesi resmi törenin ardından Kartal Şehitliği'nde toprağa verildi.

 

Almanya ile Çin Arasında Yasal Düzelmeme Antlaşması İmzalandı

 

“Almanya Dalgaları” Radyosunun verdiği habere göre 26 Ekim günü Almanya ile Çin Adalet bakanları Berlin'de bir araya gelerek kendi aralarında “Yasal düzenleme dayanışması mutabakatı” imzaladılar.

“Almanya Dalgaları” Radyosunun verdiği habere göre 26 Ekim günü Almanya ile Çin Adalet bakanları Berlin'de bir araya gelerek kendi aralarında “Yasal düzenleme dayanışması mutabakatı” imzaladılar.

 

Hong Konglu Gazeteciye 5 yıl hapis

 

Hong Konglu bir gazeteciye Çin'de casusluk yaptığı gerekçesiyle verilen 5 yıllık hapis cezası kesinleşti.

Singapur'da yayınlanan Straits Times gazetesinin muhabiri Çing Çeong hakkında ağustosta verilen mahkumiyet kararı Pekin'deki yüksek mahkeme tarafından onandı.

Gazetecinin avukatı, "Karar onandı. Mahkemeye saygılıyız, ama hayal kırıklığına uğradık" dedi.

Yakınları da Çing'in masumiyetini kanıtlamak için mücadeleye devam edeceklerini bildirdi. 56 yaşındaki gazeteci, Tayvan hesabına casusluk yapmaktan nisanda tutuklanmış ve 31 ağustosta suçlu bulunarak 5 yıl hapisle cezalandırılmıştı. Basına kapalı görülen dava sonunda çıkan karar, insan hakları örgütleri ve basın kuruluşlarınca kınanmıştı. Çing'in 2000 ve 2005 yılları arasında Çin'de siyasi, ekonomik ve askeri istihbarat topladığı ve bunları Tayvan'a sattığı iddia ediliyordu.

 

`Microsoft Çin`den çekilebilir`

 

Microsoft`un üst düzey yöneticisi Fred Tipson, BBC`ye verdiği demeçte gayri demokratik rejimlerle yönetilen ülkelerde çalışmaya devam edip etmeme konusunun şirket içinde masaya yatırıldığını, Çin`den çekilmenin gündeme geldiğini belirtti.

 

Birleşmiş Milletler'in Atina'da düzenlediği internet konferansında bir forumda söz alan Tipson, “Çin'de işler kötüleşiyor, bu ülkedeki varlığımızı yeniden düşünmek durumundayız” diye konuştu.

Verdiği bilgilerin kişisel gözlemi olduğunu vurgulayan Tipson şöyle devam etti: “Çin'de internet kullanıcılarının sürekli dava edilmesi şirket içinde rahatsızlık yaratıyor, bir süre sonra bu kabul edilemez bir hal alabilir. Bizim üzerimizde Çin hükümetinin kendi halkına yaptığının bir sınırı olmalı, sınır aşıldığında ise karar bizimdir.”

CISCO VE MICROSOFT ELEŞTİRİLİYOR

Tipson'ın yanı sıra söz alan internet ağşebekelerinin altyapısı sağlayıcısı Cisco'nun tepe yöneticilerinden Art Reilly de, büyük şirketlerin Çin'de iş yapabilmek için demokrasiden ödün verdikleri eleştirisini yanıtladı. Örneğin Cisco, Çin'e sattığı 'router' ekipmanların hükümet tarafından kullanıcıların deşifre edilmesinde kullanıldığı yönünde eleştiriliyor. Microsoft ise internetteki blogları sansürlediği için kınanıyor. İnsan hakları örgütleri, Çin gibi anti-demokratik rejimlerin Cisco'nun 'router'larını kullanıcıların aleyhinde değerlendirdiğini vurguluyor.

Reilly, Çin'e diğer ülkelerden farklı bir ürün satmadıklarını söylerken, Tipson da şirketlerin iş yaptıkları ülkelerin kurallarına uymaları gerektiğinin altını çizdi. Tipson'e göre, internet açık toplumu geliştiriyor bu nedenle hükümetlere tehdi olduğu yönünde fikrin güçlenmesi de 'olumsuz' bir gelişme.

GOOGLE: MECBURUZ

Arama motoru Google temsilcileri de, Çin hükümetinin sansürlerine uyma politikasının bu ülkede internetin gelişmesinde uzun vadede yararı olacağını savunuyor. Google yöneticilerine göre, 'sansürlü internet'in internetin hiç olmamasından daha avantajlı bir durum.

 

Çin'den Pakistan'a Nükleer Destek

 

Çin, Pakistan'a nükleer enerji üretiminde yardım etmeyi sürdüreceğini bildirdi.

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, Hindistan'ın ardından geçtiği Pakistan'da Devlet Bakanı Pervez Müşerref ile görüştü.

İki ülke, beş yıllık Ticaret Paktı imzaladı. Anlaşma, beş yıl içinde Çin ile Pakistan arasındaki gümrük vergilerinin sıfırlanmasını öngörüyor.

Taraflar, ortak uçak ve radar sistemi üretmek için de anlaşma yaptı.

Çin Devlet Başkanı, Pakistan'a nükleer enerjide yardımlarını sürdürmeyi ve Hindistan ile sorunlarında yapıcı bir rol oynamayı taahhüt etti.

Çin, 1999 yılında da Pakistan'ın Pencap eyaletindeki nükleer santral inşasında mali ve teknik yardımda bulunmuştu.

İki ülke, bu santralin yakınında yeni bir nükleer santral inşası için geçen Nisan ayında anlaşmaya varmıştı.

Pakistan Hava Kuvvetlerinden (PHK) yapılan açıklamada, Çin Havacılık Şirketi ile PHK'nin “uçak imalatı ve erken uyarı hava araçları dahil diğer bağlantılı alanlarda uzun dönemli işbirliği ve ortak kalkınmada anlaştıkları” belirtildi.

Açıklamada, Çin Havada Erken Uyarı Sistemi'nin ilerletilmesi ve daha da geliştirilmesi için PHK ve Çin Havacılık Şirketi arasında, bir mutabakat zaptının İslamabad'da imzalandığı kaydedildi.

Söz konusu açıklama, Çin devlet Başkanı Hu Jintao'nun savunma ile nükleer, ekonomik ve ticari alanlardaki bağları genişletme konusunun ele alınacağı Pakistan ziyareti sırasında yapıldı.

 

Kanada Büyükelçisi Doğu Türkistan'da

İncelemelerde bulundu

 

Kanada Büyükelçisinin bu defaki Doğu Türkistan ziyaretini  “Hüseyin Celil Olayı”  ile ilgili olarak değerlendirmektedirler.

“Sinkiang (Doğu Türkistan) Gazetesinin verdiği habere göre, Kanada'nın Çin'de görevli Büyükelçisi 31.10.2006 tarihi ile 05.11.2006 tarihleri arasında Doğu Türkistan'ı ziyaret ederek Ürümçi ve Kaşgar'da incelemelerde bulunmuştur. Mezkur haberin içeriğine göre Kanada Büyükelçisi Ürümçi'de kukla bölge başkanı İsmayil Tilivaldi ile görüşmüş ve daha başka hükümet organlarını da ziyaret ederek Doğu Türkistan'ın maarif, sağlık, Çevre durumu ve azınlık milletler meselesi… gibi konularda etraflıca malumat edinmiştir.

Fakat, yabancı ülke siyasi gözlemcileri Kanada

Büyükelçisinin bu defaki Doğu Türkistan ziyaretini  “Hüseyin Celil Olayı” ile ilgili olarak değerlendirmektedirler.

 

Tüketicinin başı Çin malı ile dertte

 

Tüketici şikâyetlerinin satış oranının yüksekliği nedeniyle Çin

Malları ve bilişim sektöründe yoğunlaştığı bildirildi.

 

Adana Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü Tüketici Hakem Heyeti kayıtlarından derlenen bilgiye

göre, iğneden ipliğe her kalem ürünü bulmanın mümkün olduğu Çin malları, tüketiciyi hak arama peşinde koştururken, hakem heyetlerinin de iş yükünü ağırlaşırdı. Satış oranının yüksekliği nedeniyle şikâyetlerin en yoğun görüldüğü ürünler arasında yer alan Çin mallarında ise bilişim sektörü ve motosiklet başı çekiyor. Reklâmlarda verilen özellikleri taşımayan bilgisayarlar, Türkçe kullanma kılavuzu bulunmayan ve garanti belgesi satıcı tarafından onaylanmamış ürünler şikayete daha fazla konu oluyor. Ürünü alırken yeterince araştırma yapmayan tüketiciler, aldığı ürünün garanti belgesi onayının bile olmadığını sonradan fark edince tüketici hakem heyetlerine başvuruyor. Marka sahteciliğinin de yapıldığı Çin mallarında sahte markalı ürün alanlar ise haklarını aramakta zorlanıyor. Ancak, diğer ürünlerde gerek satıcı firma gerekse ithalatı yapan firma nezdinde yapılan çalışmalar çoğunlukla tüketici lehine olumlu sonuç veriyor.

Adana Sanayi ve Ticaret İl Müdürlüğü Tüketici Hakem heyetine geçen yıl 5 bin 40 şikâyet geldi. Yazılı olarak gelen 271 şikâyetten 193'ü tüketici lehine, 64'ü firmalar lehine sonuçlandı. 14 şikâyetle ilgili inceleme ise devam ediyor.

HAKEM HEYETLERİ

Hakem heyetleri, illerde Sanayi ve Ticaret Müdürlüğü, ilçelerde ise Kaymakamlık bünyesinde faaliyet gösteriyor. Hakem heyetlerine yapılan başvurulardan herhangi bir ücret alınmıyor. Hakem heyetlerce görevlendirilecek bilirkişi ücretleri de Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından karşılanıyor. Bir ürünün parasal değeri 1.892,63 YTL üstündeyse, bu durumdaki uyuşmazlıklarda İl Hakem Heyetleri, bu rakamın altındaki uyuşmazlıklara ise ilçelerdeki hakem heyetlerine başvurmak gerekiyor.

 

Altaş`ın Çin tehdidine çözümü ileri teknoloji

 

 Tekstilden elektroniğe kadar birçok sektörün başını ağrıtan Çin, küçük el aletleri sektörü için de tehdit. Çin üretimi ucuz ve kalitesiz küçük el aletlerine karşı savaş başlatan yerli üretici çareyi yüksek teknoloji ürünlerinde buldu. Türkiye'nin önde gelen el aletleri üreticisi Altaş, yüksek teknoloji ürünleri ile Çin tehdidinin üstesinden geldi. Kısa bir süre önce Alman Gedore firması ile birleşen Altaş El Aletleri Sanayi'nin Genel Müdürü Bülent Savaş, "Eğer maliyetleri düşük tutmaya yönelik üretimde yoğunlaşırsanız, her zaman sizden daha ucuza üreten birileri çıkacaktır. Onun yerine biz daha kaliteli, yüksek teknoloji ürünlerinde yoğunlaştık. Ar-Ge'ye dayalı, onların yapamayacağı yüksek teknoloji ürünleri üretiyoruz. Doğru politika izlemişiz ki, 1998 yılından bu yana pazar lideri olduk. Şu anda profesyonel kullanımların yanı sıra otomotiv sektörünün de yüzde 90 tedarikçisi durumundayız" dedi.

 

Türk markalı Çin ürünleri

Osman S. AROLAT

 

1990`lı yılların ortalarında Çin`de Dünya Genç Girişimciler Yarışması`ndaydık. Alışveriş için bizi bir pazara götürdüler. Birçok Batılı markanın taklitleri pazarda çok ucuza satılıyordu. Ben 80 yuana (yaklaşık 6 dolara) Nike marka bir spor pabucu aldım, getirip oğluma verdiğimde fiyatını öğrenince; `Bu son model. Türkiye`de bunun fiyatı 55 dolar, insan bir-iki tane daha alır...` demişti. Şimdi görüyoruz ki, Çinliler`in taklit ettiği markalar arasına birçok Türk markası da girmiş...1990`lı yılların ortalarında Çin`de Dünya Genç Girişimciler Yarışması`ndaydık. Alışveriş için bizi bir pazara götürdüler. Birçok Batılı markanın taklitleri pazarda çok ucuza satılıyordu. Ben 80 yuana yaklaşık 6 dolara Nike marka bir spor pabucu aldım, getirip oğluma verdiğimde fiyatını öğrenince; `Bu son model. Türkiye`de bunun fiyatı 55 dolar, insan bir-iki tane daha alır...` demişti. Bu pazarda dünyanın hemen hemen bütün ünlü markaları, tekstilden çantaya boy gösteriyordu ve hepsi gerçeklerinin 1/10-12 fiyatınaydı. Seher Yaşayacak`ın haberinden öğreniyoruz ki Çinliler`in taklit ettiği markalar arasına bazı Türk markaları da girmiş. Türk kalem firması Pensan`ın ürünlerinin güçlü olduğu ihraç pazarları İran, Ukrayna ve Rusya`da Çin taklitleri piyasaya sürülmüş. Yapılan araştırmada Türkiye piyasasına da Çinliler`in Pensan markasıyla kalem soktukları saptanmış ancak Antidamping Yasası uygulamalarıyla Türkiye piyasasından çekilmişler. Fakat Pensan`a Rusya, Ukrayna ve İran pazarlarında kendi markasını taşıyan taklit ürünlerle Çinliler, ciddi zararlar vermişler, piyasasını daratmışlar. Sarar ise marka bilinirliği olan Türk devletlerinde ve Ortadoğu`da Çinliler`in Sarar etiketli taklit ürünlerin piyasada boy göstermeleri üzerine, Çin`de fabrika kurma kararı almış. Cemaletin Sarar, Türk devletlerinde satılan Sarar markalı ürünlerin sadece yüzde 30`unun kendi ürünleri olduğunu, yüzde 70`inin Çinliler`in Sarar markalı taklit ürünleri olduğunu belirtiyor. Süleyman Orakçıoğlu ise güçlü oldukları Mısır pazarında Çinliler`in taklit Damat-Tween markalı ürünlerinin satıldığı mağazalar açtıklarını belirtiyor. Orakçıkoğlu, DTI üyesi olmasına karşılık Çin`in taklit ettiği markalar karşısında bütün dünyanın Çin`e göz yumduğunu söylüyor. Taklit ürünlere karşı Avrupalılar`ın tüketicilerini bilinçlendirmek için kampanya başlattığını açıklayan Orakçıoğlu, benzer kampanyayı Türk işadamlarının da yapması gerektiğini söylüyor. Çin`in Türk ihraç ürünlerinin hakim olduğu bazı pazarlarda Türk markalarını tescil ettirerek taklit ürünlerini bu pazarlara sokmaya çalıştıklarını belirtiyor. Türk denim sektörü de Çinli firmaların taklit saldırısı altında. Türk Denim Sanayicileri ve İşadamları Dernek Başkanı Nedim Özbek, Çinliler`e karşı uluslararası piyasada çok yönlü bir mücadele yürüttüklerini söyledi. Özbek, zor olan bu mücadeleyi yürütürken Redstar markasının taklit ürünlerini Polonya piyasasında tespit ettiklerini, başvuru yapıp tüm gümrük kapılarına yazı yazdırdıklarını açıkladı. Bütün bunlar gösteriyor ki Çin taklit ürünlerine karşı çok yönlü bir mücadele gerekiyor. Kamunun da Türkiye`ye taklit Çin ürünlerinin girmesinin önüne geçmesi lazım. Türkiye`deki sektör derneklerinin uluslararası pazarlarda ciddi bir planla Türk markalarının taklidini önleme yolunda çalışmalar yapması gerekir. Ayrıca uluslararası organizasyonların Çin`in taklit ettiği ürünleri piyasalamasını önlemek için ortak kararlar alması ve girişimlerde bulunması da şart. Türkiye, markalarını geliştirdikçe, Çin taklit ürün tehdidinin daha da artacağını unutmadan çok yönlü eylem planı ile hareket etmelidir. Dünya Gazetesi

 

Türk Dünyası

 

Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’nin değerli üyelerinden MuhammedRıza Agapur, İsveç Azerbaycan Federasyonu’nun başkanlığına seçildi.

Müge Çetinkaya:

28-29 Ekim 2006 tarihlerinde İsveç`in Göteborg şehrinde, İsveç Azerbaycan Federasyonunun yeni yönetici kadrosunun atamaları yapıldı. 107 kişinin katıldığı seçimlerde, Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi’nin değerli üyelerinden Muhammed Rıza Agapur, İsveç Azerbaycan Federasyonunun başkanlığına seçildi. Geçtiğimiz yıl İsveç`e sığınan Agapur`un İran`a iadesi gündeme gelmiş ve bu olay milli hareketçiler arasında sıkıntıya neden olmuştu. İsveç`in yirmi üç değişik bölgesinden katılan Azerbaycanlıların büyük çoğunluğu Agapur`dan yana oy kullanırken, kuzey  ve güney Azerbaycan bayraklarının bir arada dalgalanması dikkat çekiciydi.

Federasyonun yönetici kadrosu dokuz kişiden ibarettir. Seçimler sonuçlandıktan sonra İsveç`te yaşayan Güney Azerbaycanlı ozan Araz Elses katılımcılara türküleriyle neşe kattı.

 

Dualarımız sazıyla sözüyle Türk milletinin

hizmetinde olmuş Küreş Küsen Bey içindir...

 

Çin vahşeti altında yaşam mücadelesi veren, ulu Türk milletinin değerli mensupları Uygur Türkleri kardeşlerimizin ve bütün Türk dünyasının milli ozanı Küreş Küsen büyüğümüzün, Tanrının şefkatli kollarına ulaştığını öğrendik. Değerli Küsen Bey gibi güzel insanların uçmağa varışı, gönüllerimizde ızdıraplı yaralar açmaktadır. Milli mensubiyet bilinciyle yetişen ve Türk milli davasına baş koyan böyle ozanlarımızın, sanatçılarımızın, okuyucularımızın kolay yetişmediği kesindir. Esaretin, vatanının işgalinin, bayrağının erkince dalgalanmamasının ne demek olduğunu bilen Güney Azerbaycan Türkleri olarak, Küreş Küsen Bey’e rahmet, acılı ailesine baş sağlığı diliyor, merhum ozanımızın mekânı uçmak olsun diyorum. Dualarımız sazıyla sözüyle Türk milletinin hizmetinde olmuş Küreş Küsen Bey içindir..

 

GAMOH Başkanlık Ofis Müdürü

Aydın QARAXANLI

 

Kırım Tatarları Eskişehir’de Gaspıralı büstü açtılar

 

20 Kasım’da Türk Dünyası’nın efsanevi fikir ve icraat adamlarından İsmail Bey Gaspıralı’nın büstü Eskişehir’de törenle açıldı. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi tarafından Eskişehir Kırım Türkleri Derneği’nin gençlik komisyonu üyelerinden Emre Ünal’a yaptırılan büst, Şeker Mahallesi’nin Gaspıralı İsmail Caddesi ile diasporadaki Kırım Tatar siyasetçilerden olan Hasan Polatkan'ın adını taşıyan caddenin kesiştiği noktaya dikildi.

Büstün açılışını Büyükşehir Belediye Başkanı Yılmaz Büyükerşen yaptı. Büyükerşen, törendeki konuşmasında İsmail Gaspıralı’nın Türk Dünyası’nın büyük düşünürü, pedagogu, gazetecisi ve dil bilimcisi olduğunu ve tüm Türkleri “dilde, fikirde, işte birlik” şiarı ile birleştirmeye çalıştığını söyledi. Büyükerşen heykelin açılış hikâyesini ise şöyle anlattı: “Gaspıralı İsmail'e bir şükran göstergesi olarak daha önceden adını verdiğimiz caddeye büstünü diktik. 3 yıl önce ABD'ye yaptığım bir ziyarette Kırım Derneği'nde Gaspıralı İsmail Bey'in yağlı boya resmini görmüştüm. Daha sonra büstünü yapmak için fotoğraf çekmiştim. Büstü yaparken o fotoğraftan esinlendik. Çocukluk ve gençliğimin geçtiği bölgeye olan borcumu, Türk Dünyası’nın büyük düşünce adamlarından Gaspıralı İsmail'in heykelini dikerek ödemek istedim”.

Eskişehir Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Başkanı Mesut Ör, katkılarından dolayı Yılmaz Büyükerşen'e teşekkür plaketi verdi. Daha sonra İsmail Gaspıralı için dua edildi.

 

KARAÇAY