|
DOĞU TÜRKİSTAN TÜRKLERİ İÇİN EN BÜYÜK TEHLİKE ÇİN'İN
ASİMİLASYON POLİTİKASI
57 yıldır Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan'ın karşı karşıya bulunduğu en büyük tehdit ve tehlikelerden biri Çinliler tarafından Doğu Türkistan halkının asimilâsyona maruz bırakılması olayıdır. Bu, belki de öldürülmekten daha beter bir faciadır. Çünkü, ölürsünüz, öldürülürsünüz ama, sizden sonra gelen nesilleriniz, ya sizin intikamınızı almak ya da kaybedilen İstiklali tekrar kazanmak için her sahada mücadele verir ve savaşır. Fakat,
düşman tarafından bir yandan öldürme ve bir taraftan da geride kalanların asimilâsyona uğratılması girişimleri varsa, işte bence en büyük facia budur. Çünkü, gelecek nesilleriniz tamamen yok edilmektedir.
Zaten Doğu Türkistanlıların en büyük talihsizliği de Rusya ve Çin gibi iki büyük Türk düşmanı emperyalistle komşu olmuş olmasıdır. Dolayısıyla asırlardır zaman, zaman da bağımsızlığını kazanan ve devletler kuran Doğu Türkistanlılar tarihi süreç içerisinde Çin'in işgaline uğramaktan kurtulamamış, halk olarak ne kadar istemeseler dahi Çinli’lerle iç içe bulunmak durumunda kalmışlardır. Dünyanın en şovenist ve en asimileci bir milleti olan Çinlilerin Doğu Türkistan halkına yapmak istedikleri en büyük kötülük, Müslüman Türk
halkını bir an önce kendi içlerinde eritmek suretiyle yok etmektir. Peki bu emellerinde başarılı oldular mı sorusuna verilecek kesin cevap, kocaman bir “HAYIR!”dır. Çünkü; Doğu Türkistan Türkleri ile Çinliler arasındaki en büyük ayırıcı özellik, Doğu Türkistanlıların İslam dinine mensup olmalarıdır. Çinliler her ne kadar, “M.Ö. 60 yılından itibaren Sinkiang Çin topraklarının bir parçası olageldi. O zamandan bu yana Çin merkezi hükümetinin Sinkiang üzerindeki egemenliği hiç kesintiye uğramadı”(Çin Devlet Konseyi Basın Ofisi
tarafından 21 Ocak 2002 tarihinde hazırlanıp el altından gizlice dağıtılan “Doğu Türkistan Terör Güçleri Suçlarının Sorumluluğundan kaçamazlar” adlı kitapçık) diyerek tarihi çarpıtmaya ve Doğu Türkistan'ı inkâr etmeye kalkışsalar da dünya tarihçileri bilmektedirler ki, 1863, 12 Kasım 1933, 1944 ve 1947'de de Eyalet hükümetinin kurulması gibi devlet ve hükümetler kurulmuş ve bu devletlerin pasaportları, paraları Millî Ordusu ve İstiklâl Marşları bulunmaktaydı..
Güneş balçıkla asla sıvanamaz. Çinliler bu güne kadar hep güneşi balçıkla sıvamaya kalkıştılar ama başarılı olamadılar… Çinlilerle Türklerin karşılıklı evlenmelerini teşvik etmek için çok büyük meblağlar ayırdılar. Bu uygulamalar tarihi bir Çin politikası olarak geçmişten günümüze kadar bütün Çinliler tarafından uygulana geldi. Fakat netice fiyasko ile sonuçlandı. Çünkü Doğu Türkistan Türkleri, bir Doğu Türkistanlı ile bir Çinlinin evlenmesini “Bir kafirle bir Müslüman'ın evlenmesi” değil, “Bir Doğu Türkistanlının yok
olması” yada, “Bir Doğu Türkistanlının dinî ve millî özelliklerini tamamen kaybetmesi” olarak değerlendirerek Çinli ile evlenmelere şiddetle karşı çıkmaktadırlar. Nitekim 1947 yılında kurulan Doğu Türkistan Eyalet hükümetinin kurulması öncesinde hükümetin kabine toplantısında yapılan hararetli tartışmalar sonunda Doğu Türkistanlıların Çinlilerle evlenmelerinin yasaklanması ile ilgili özel bir yasa çıkartıldığını, İsa Yusuf Alptekin Bey “Esir Doğu Türkistan İçin” adlı eserinde beyan etmekte olup, bu konu üzerinde bu kadar
ciddiyetle durulmasının izahını ise yine aynı eserinde şöyle açıklamaktadır. “…Doğu Türkistan'da meydana gelen milli isyan ve mücadelelerin çoğunun temel sebeplerinden biri buradaki Çinlilerin hâkim güç olma avantajlarını kullanarak Uygur kadınlarla zorla evlenmeleri ve Uygur kadınlarına Çin elbiseleri giydirerek sokaklarda dolaştırmalarıydı. Bu durum ise, Uygurların gururuna çok dokunuyordu. Bu sebeple Çinli ile evlenen bir Uygur kadın öldüğünde onun namazını kimse kıldırmaz, Uygur mezarlığına değil, kuş konmaz kervan
geçmez yerlere gömerlerdi…”
Amerikalı Tarihçi D.w. Forbes, “Doğu Türkistan'daki Bağımsız Komutanlar” adlı eserinde, “1930 yılının başlarında meydana gelen milli ayaklanmalar esnasında Doğu Türkistan'ın her hangi bir bölgesinde sayıları çok az da olsa Çinlilerle evlenen Uygur kadınların bütün mal varlıkları müsadere edilerek ya öldürüldüler, ya da evliliklerine son verildi.” Demektedir. Ayrıca aynı eserinde, Milli Ayaklanma önderlerinden Osman Kırgız'ın 03.05.1933 tarihinde Uygur askerleri ile baskın düzenleyerek Kaşgar'ın Konaşehir (Eskişehir)
bölgesini aldıktan sonra hanımları Uygur olan 100'e yakın Çinliyi hanımları ile beraber öldürdüğünü de beyan etmektedir.
Doğu Türkistan Tarihinde “Üç Efendiler” olarak anılan önderlerden biri ve 1947'deki Eyalet hükümeti reisi de olan Dr. Mesut Sabri Baykozi'nin yazmış olduğu ve bir Uygur kızının Çinli ile evlenmemek için verdiği mücadeleyi konu alan “Niyaz Kız” isimli eserinin sahnelenmesinden sonra bütün Doğu Türkistan sathında hasbelkader çeşitli sebeplerle az sayıda da olsa Çinlilerle evlenmiş bulunan Uygur bayanlar arasında Çinli kocalardan ayrılma furyası başlar…
İşgalci Çin devletinin 1949 yılından beri Doğu Türkistan'a sürekli olarak Çinli göçmen getirip yerleştirmesindeki asıl maksat, yıllar içerisinde Doğu Türkistan halkını azınlığa düşürerek ve mümkün olursa karşılıklı evlenmeleri teşvik ederek asimilâsyon denilen insanlık âleminin en büyük faciasını Doğu Türkistan halkı üzerinde gerçekleştirmektir…
Bu İşkenceler Türklere Uygulanıyor
Çinliler Doğu Türkistan'ı işgal etmekle kalmayıp Müslüman Türk halkını hiçbir zaman insan yerine koymadı. Doğu Türkistanlı kendi ülkesinde horlandı, kendi ülkesinde dışlandı, bütün insanî hakları gaddarca ellerinden alındı. İnsanlar dedesinden ninesinden kalan evlerden sokağa atılıp, Çin'den getirilen Çinli göçmenlere verildi. O da yetmedi, açlığa ve sefalete mahkûm ettiler, binlerce insan açlıktan, gıdasızlıktan kırıldı. Doğu Türkistan'ın bütün doğal zenginlikleri talan edilerek Çin'e götürüldü. Türklere yönelik uygulanan
mecburi ''doğum kontrolü'' adı altında Müslüman Türk kadınları 7-8 aylık hamile olduğuna bakılmaksızın kürtaja tâbi tutularak öldürüldü, kısırlaştırıldı, anne olma hakları ellerinden alındı, bebekler katledildi…
Daha saymakla bitiremeyeceğimiz sayısız işkenceler, zulümler ve katliamlar... Tarihte eşine rastlanılmamış, insanlık adına utanç verici bir işgal, Çinli emperyalistler tarafından bütün dünyanın gözleri önünde gerçekleştirildi. Bütün bunlar, geçmişte bu konuda yazılan ve söylenenlerin bir tekrarı olsa da, bizler nefes alıp verdiğimiz sürece bütün dünya kamuoyunun kör ve sağır pozisyonunda olmasına bakmaksızın, yazmaya anlatmaya devam edeceğiz. İşgalci Çinlilerin kızıl maskelerini düşürünceye kadar da dünya kamuoyunun
dikkatlerini dünyadaki Çin tehlikesine çekmeye devam etmek, biz Doğu Türkistanlılar için, milli, dini ve insani bir yükümlülüktür.
Bu gün İnsan hakları, demokrasi ve istiklâl için mücadele vermekte olan Doğu Türkistanlılar, Çinli'lerce "terörist" olarak adlandırılarak, hapishanelere atılıp, İnsanlık dışı, vahşet dolu işkencelere maruz bırakılmaktadırlar.
İşte yarım asrı geçkin bir süredir işgalci Çinliler tarafından Doğu Türkistanlılara yönelik olarak uygulanan dünyaca ünlü Çin işkencelerinden bazıları:
Yarım asırdır, Çinli gibi despot, bağnaz, gaspçı, vahşi, Türk-İslam düşmanı, işkencede dünya birincisi, aç gözlü, havada ve karada kıpırdayan her türlü mahlûkatı yiyen, yayılmacı, zalim bir milletle iç içe yaşamak zorunda kalan Müslüman Doğu Türkistan halkı artık ölüm korkusunu çoktan unutmuştur. Bundan sonra Çinli cellâtların Doğu Türkistanlılardan alabilecekleri hiçbir şey kalmamıştır.
İŞKENCE ÇEŞİTLERİNDEN BAZILARI
Mazlumun başına madeni bir başlık geçirilerek buna elektrik verilir. Böylece cereyanın etkisiyle gözler dışarı fırlar.
Baş ve ayaklar iki ayrı makineye bağlanır ve aksi istikamette hareket ettirilir.
Eller bağlı olduğu halde sırta ağır kayalar(taşlar) konur.
Ellerden tavana asılarak saatlerce, hatta günlerce bu halde tutulur.
Çivili sopalarla dövülür.
Vücut kızarıncaya kadar kamçılanır ve kızaran yerler bıçakla kesilir.
Vücudun herhangi bir yerinde bir delik açılır. Delikten düğümlü ip geçirilir. Yara kabuk bağlayıncaya kadar bekletilir. Daha sonra yaranın içindeki düğümlü ip testere gibi ileri geri hareket ettirilir.
El ve ayak parmakları telle veya iplikle birbirlerine yapışık şekilde dikilir.
Mümkün olduğu kadar ayakta kalmasını sağlamak için kulaklardan duvara çivilenir.
Bir cesedin yanına bağlayarak bir gün bekletilir.
Kışın buz bloklar üstüne yatırılır.
Kışın içi su dolu fıçılarda günlerce bekletilir.
Günlerce ayakta ve susuz bırakılır.
Kızgın kömür parçalarının üzerinde yürütülür.
Kadın ve erkek ayırt etmeden çıplak halde buzlu tahta dolaplarda hapsedilir.
Kadın ya da erkek çıplak halde çuvallara sokulur ve bu çuvallar ağaçlara asılır.
Kızgın demirlerle vücudun çeşitli yerleri dağlanır.
Dağlanmış vücut üzerine kızgın yağ dökülür.
Tel kamçılarla kırbaçlanır.
Demirkazıklar üzerine oturtulur.
Tırnakların arasına çivi çakılır.
Sivri uçlu demir taraklarla vücut taranır.
Vücudun çeşitli yerlerine demir ve çiviler çakılır.
Başın ve vücudun derileri yüzülür.
Ağız ve buruna kostik veya diğer asitler dökülür.
Buruna kırmızıbiber çektirilir.
Hayvan yerine yüklü arabalara koşulur.
Meydanlarda Müslüman ailelerin genç kız ve kadınlarına sarkıntılık edilir.
Cinsiyet uzuvlarına domuz kılı sokulur.
Kadınları çırılçıplak soyup memelerine vurarak acı verilir.
Avrat mahallerine elektrik verilir.
Hamile kadınların karnına çıkıp tepinilir.
Mazlum, hayvan gibi kafeslere konularak cadde ve sokaklarda dolaştırılır.
Ellerinden yüksek bir yere asarak parmaklara ve el bileklerine demir çubuklar ve kazma sapları ile vurularak parmak ve bilekler kırılır.
Diz kapaklarına kazma sapı ile vurularak, diz kapakları kırılır.
Mao'nun heykeli veya resmi önünde her sabah işe gitmeden önce diz çöktürülmek suretiyle heykelden veya resimden iş izni aldırılır.
Mahkûmu yerde yüzükoyun yatırarak, parmaklarına basılır.
Mahkûmun tüm dişleri kırılıncaya kadar bir boksör tarafından dövülür.
Mahkûmlara ahlak dışı ve yüz kızartıcı adlarla hitap edilir.
Kışın Mahkûmları kar üstüne oturtarak üzerlerine hortumla su sıkılır.
Amerikan AP ajansı Doğu Türkistan Uygur Türklerinin hayatına geniş yer ayırdı. 25 fotoğrafla desteklenen haberde Kaşgar`da düzenlenen festivallerden tarihi İpek yolu üzerinde yaşayan Uygur Türklerinin günlük hayatlarından kesitler anlatılıyor.
Amerikan AP ajansı Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerinin hayatına geniş yer ayırdı. 25 fotoğrafla desteklenen haberde Kaşgar`da düzenlenen festivallerden tarihi İpek yolu üzerinde yaşayan Uygur Türklerinin günlük hayatlarından kesintiler anlatılıyor.
Kaşgar bölgesinde yaşayan yaklaşık 35 milyon Uygur Türkü`nün kendilerine özgü yaşayış biçimini devam ettirerek değerlerini korumaya çalıştıkları belirtilen haberde, Müslüman Uygurlar`ın 2000 yıldır can damarı olan ipek yolu ve üzerindeki hayatı anlatılıyor.
Son yıllarda bu konuda yapılan araştırmaların da değerlendirildiği haberde, Çin, Rus ve Türklerin yanı sıra bazı Batılı bilim adamlarının yaptığı araştırmaların sonucu Uygur Türklerinin sanılanın aksine barbar, çoban, cahil, ilkel topluluklar olmadığını Batı`dan daha eski ve güçlü uygarlığa sahip olduğunu gösterdi.
İşte `Uygur` medeniyeti
Amerikan AP ajansı Doğu Türkistan’da yaşayan Uygur Türklerinin hayatına geniş yer ayırdı. 25 fotoğrafla desteklenen haberde Kaşgar`da düzenlenen festivallerden tarihi İpek yolu üzerinde yaşayan Uygur Türklerinin günlük hayatlarından kesintiler anlatılıyor.
Kaşgar bölgesinde yaşayan yaklaşık 35 milyon Uygur Türkü`nün kendilerine özgü yaşayış biçimini devam ettirerek değerlerini korumaya çalıştıkları belirtilen haberde, Müslüman Uygurlar`ın 2000 yıldır can damarı olan ipek yolu ve üzerindeki hayatı anlatılıyor.
Son yıllarda bu konuda yapılan araştırmaların da değerlendirildiği haberde, Çin, Rus ve Türklerin yanı sıra bazı Batılı bilim adamlarının yaptığı araştırmaların sonucu Uygur Türklerinin sanılanın aksine barbar, çoban, cahil, ilkel topluluklar olmadığını Batı`dan daha eski ve güçlü uygarlığa sahip olduğunu gösterdi.
Rabiye Kadir “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” ni ziyaret etti
RFA- Doğu Türkistan milli hareketinin önderi ve Uygur halkının manevi annesi Rabiye Kadir Hanım 16.08.2006 tarihinde Almanya'nın Münih şehrindeki “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin çalışma ofisini ziyaret ederek, Merkezin başkanı Abdulcelil Karakaş ve “ETIC-Uygur Araştırma Merkezi”nin başkanı Perhat Yorunkaş ile görüşerek milli hareketimizin genel durumu ve gelecekteki gelişme sürecinin ayrıntıları hakkında görüş alışverişinde bulundu.
Rabiye Kadir Hanım öncelikle “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” Başkanı Abdulcelil Karakaş'ın Milli mücadelemize sağladığı katkılardan övgü ile söz ederek, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin dış ülkelerdeki en nüfuzlu ve en köklü haber merkezi olduğuna” vurgu yaptı.
Görüşme esnasında Rabiye Kadir Hanım “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” tarafından tesis edilen ve bir süreden beri deneme yayınlarını sürdüren “U-Tv”nin (Uygur Televizyonu) özel ziyaretini kabul ederek “U-Tv'nin sohbet programında kendisinin, milli hareketimizin bu günkü durumu ve geleceği hakkındaki düşüncelerini geniş bir şekilde ortaya koydu.
Bu defa gerçekleştirilen Tv. Programı yaklaşık bir saat sürerken pek yakında “U-Tv” den tam olarak yayınlanacak.
DUK Başkanı Erkin Alptekin Üç Ayrı Uluslararası Toplantıya Katıldı
DUK Başkanı Erkin Alptekin 28 Temmuz 2006 ila 01 Ağustos 2006 tarihleri arasında İsviçre'nin Cenevre ve Lozan şehirlerinde düzenlenen “Temsil Edilmeyen Milletler Teşkilatının İcra Komitesi Toplantısı” ve “Yerli Halkların Çalışma Grubu Toplantısı”, “Barış Müzakereleri Toplantısı” olmak üzere üç ayrı toplantıya katıldı.
Erkin Alptekin söz konusu toplantılarda Uluslar arası meseleler ve esir milletler hakkında fikir beyan ederek, Doğu Türkistan halkının hak ve hukuku konularında da görüş ve düşüncelerini dile getirdi.
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği” Rabiye Kadir’i ağırlamak için özel kır
gezisi organize etti
13.08.2006 tarihinde Almanya'nın Münih kentinde faaliyet göstermekte olan “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” Teşkilatı Uygurların manevi annesi Doğu Türkistan Milli hareketinin milli önderi Rabiye kadir ve onun eşi olan milli üstat Sıdıkhaci Rozi'nin şerefine özel olarak kır gezisi organize edildi. Rabiye Hanım ile eşi Sıdıkhaci Rozi 11.08.2006 tarihinde Almanya'ya ulaşmış olup, aynı gün “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” Teşkilatının önderleri ve üyelerinden oluşan bir grup Uygur Münih Havaalanına giderek çiçeklerle onları
karşılamışlardı. 13.08.2006 Pazar günü gerçekleştirilen Kır gezisi organizasyonuna Almanya'nın değişik bölgelerinde yerleşik bulunan Uygurlardan 150'den fazla Uygur aileleri ile birlikte katıldılar.
DUK Başkanı Erkin Alptekin Bey de yüzlerce kilometre uzaklıktaki Wurzburg şehrinden özel olarak Münih'e gelerek söz konusu Kır gezisine katılarak Rabiye Kadir Hanım ve eşi Sıdıkhaci Rozi ile yüz yüze görüştü.
İlk olarak DUK Başkanı Erkin Alptekin orada bulunan topluluğa hitaben bir konuşma yaparak, Rabiye Kadir 'den, “Uygurların manevî annesi, Doğu Türkistan milli hareketinin önderi, uluslar arası insan hakları mücadelesinin bayraktarı” diyerek övgü ile söz etti. Rabiye Kadir hanımdan samimi bir şekilde hal hatır sorduktan sonra, onun Doğu Türkistan milli mücadelesindeki yeri ve Doğu Türkistan mücadelesi adına elde ettiği kazanımlarından bir defa daha takdirle söz etti. DUK'un her zaman Rabiye Kadir hanımla aynı safta ve omuz
omuza durarak mücadele edeceklerinin altını çizdi.
Rabiye Kadir Hanım da konuşmasında, Doğu Türkistan halkının uğramakta olduğu facialardan ve Çin'in insanlık dışı siyasi, iktisadi ve kültürel yıkımlarından, Çin'in Doğu Türkistan halkına yönelttiği asimilasyon politikaları ve dolayısıyla dehşetengiz bir biçimde devam ettirilmekte olan devlet teröründen söz ederek, muhaceretteki Doğu Türkistanlıların insan hakları mücadelesi alanında elde etmekte oldukları kazanımları ve Uygur Teşkilatlarının vazifeleri konularında da görüş ve düşüncelerini dile getirdi.
Bu faaliyete Avrupa Doğu Türkistan Birliği Başkanı Dolkun Eysa ve Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı Abdulcelil Karakaş gibi teşkilat başkanları da katıldılar. Beş saat devam eden bu faaliyet coşku dolu bir atmosferde geçti. Söz konusu etkinliğin ardından DUK'un önde gelenleri ile Rabiye Kadir Hanım ve Sıdıkhaci Rozi arasında Uygur milli mücadelesinin geleceği, içinde bulunulan durum ve gelecekteki siyasi hareketlerin plan ve programları hakkında mühim dereceli dâhili müzakereler yapıldı.
Çinli yazarla, Doğu Türkistanlı Seyitof’un tartışması büyük ilgi gördü
Âlim Seyitof'un “Amerikanın Sesi” Televizyonunda Çinli Yazar Gao
Xin İleYaptığı
Münazara Uygurlar Arasında Geniş Yankı Uyandırdı
“Dünya Uygur Kurultayı” İcra Komitesi Başkanı ve “Uygur Amerikan Birliğinin Genel Sekreteri “Amerika'nın Sesi” Televizyonunun Çince gerçekleştirilen “Özgür Münazara Meydanı” programında Çinli yazar Gao Xin ile Uygurların milli bağımsızlığı konusunda yaptığı program dış ülkelerdeki Uygurlar arasında geniş yankı buldu.
Dış ülkelerde yaşayan bir çok Uygur, İnternetteki münazara meydanlarında Alim Seyitof'a övgüler yağdırarak onun, Uygur halkının gerçek duygularını ve görüşlerini ortaya koyduğunu söylediler.
Yapılan program iki nokta üzerinde yoğunlaşırken, programın akışı içerisinde Çinli Yazar Gao Xin “Doğu Türkistan ezelden beri Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır. Çin'e demokrasi geldiğinde Doğu Türkistan'da bağımsızlık hakkında bir referandum yapılırsa Uygurların nüfusu azınlıkta olduğu için Doğu Türkistan'ın bağımsızlığı konusunda bir karar alınmaz” şeklinde bir görüş ortaya koydu.
Alim Seyitof ise, Gao Xin'in yukarıdaki safsatalarını belgelerle sert bir şekilde reddetti.
Alim Seyitof, Gao Xin'e verdiği red cevabında Doğu Türkistan halkının tarihten beri bağımsız olarak yaşaya geldiğini fakat, Mançur İmparatorluğunun işgal etmesi sonrasında bu toprakların isminin “Sonradan ilhak edilmiş topraklar” anlamına gelen “Sinkiang olarak değiştirildiğini, Mançur istilasından taa ki Komünist Çin'in Doğu Türkistan'ı işgal ettiği 1949 yılına kadar bu topraklarda meydana gelen milli kurtuluş hareketleri sonunda birkaç defa bağımsız Cumhuriyetlerin kurulmuş olduğunu, şimdiki Komünist Çin
müstemlekecilerinin de daha önceki Mançur ve Gomindang (Milliyetçi Çin) müstemlekecilerinin varisi olduklarını ortaya koydu.
Alim Seyitof yine, Çin'deki Komünizm yıkılarak yerine demokrasi getirildiğinde eğer Doğu Türkistan'ın geleceği ile ilgili bir halk oylaması söz konusu olursa Birleşmiş Milletlerin konu ile ilgili prensiplerinin ruhu gereğince kesinlikle ve yalnızca Doğu Türkistan'ın yerli halkının oy kullanma hakkının bulunduğunu, Doğu Türkistan halkının Uygur, Kazak, Kırgız, Tacik ve Moğol'lardan oluştuğunu, bu güne kadar bütün Çin hakimiyetleri tarafından Doğu Türkistan'a sistematik olarak planlı bir şekilde getirilip yerleştirilen Çinli
göçmenlerin genel bir referandumda oy kullanma hakkının bulunmadığını söyledi.
Doğu Türkistan’da maden kazası: 10 ölü
Doğu Türkistan’da medyana gelen kömür madeni kazasında 10 kişi öldü
Alınan bilgilere göre, Doğu Türkistan’a bağlı Fukang kömür ocağında meydana gelen faciada ağır yararlanan bir işçi ise hastaneye kaldırıldı.
Kaza, işçilerin çalışması anında ocağın aniden çökmesi sonucu meydana gelirken, sızan gazdan zehirlenen işçilerden 3'ünün kaybolduğu bildirildi. Nedeni henüz açıklanmayan kaza esnasında madende 14 işçinin bulunduğu ifade edildi. Doğu Türkistan’ın yer altı ve yer üstü zenginliklerini Çin’e taşıyan işgalci hükümet, daha fazla yer altı kaynağı elde etmek için hiçbir güvenlik önlemi almadan ve olumsuz şartlarda insanları maden ocaklarında çalıştırıyor. Bu yüzden her yıl yüzlerce Türk hayatını kaybediyor.
Doğu Türkistan'da Yoksulluk Ve İşsizlik Had Safhada
İli bölgesi, Doğu Türkistan genelinde yerli işsizlerin sayısının en çok olduğu yerlerden biridir. Özellikle Gulca şehrinde Uygurlar arasındaki işsizlik oranı %50-60'lar civarındadır. 1997 yılında patlak veren “5 Şubat “ Gulca olaylarının ortaya çıkışına sebep olan mühim sebeplerden biri de Uygur gençleri arasındaki haddinden fazla artan işsizlik belasıdır.
Çin basınında yayınlanan bazı istatistiklere bakıldığında, İli bölgesinde işsizliğin şimdilerde de ciddi şekilde devam etmekte olduğu yüzbinlerce çiftçinin kendi mekânlarını terk ederek başka memleketlere gidip oralarda hayatlarını idame ettirmeye çalıştıklarına çokça rastlanılmaktadır.
Yakın zamanlarda “İli Haber Sitesi”nde yayınlanan bir habere göre bu yılın ilk yarısında İli bölgesinden 168 bin 949 çiftçi başka bölgelere giderek amelelik yapmıştır. Yılın sonlarına kadar bu sayının 300 bine kadar ulaşması bekleniyor. Onlar genellikle inşaatlarda, ev hizmetlerinde ve besicilik dallarında çalışıyorlar.
Uygur işadamları Almatı´da toplandı
Kazakistan’ın Almatı şehrinde “İş adamları ve İşveren Uygur Birliği” tarafından bir toplantı düzenlendi. Toplantıda birliğin ad değişikliliği ve yeni birliklerle işbirliği ve ortaklıklar kurulması konuları ele alındı. Tarım ve tahıl üretiminin büyük bir oranını ellerinde tutan birlik devlet statüsüne yükseltiliyor. Sivil toplum örgütü olarak 10 yıl önce Uygur Türk’ü
işadamlarınca kurulan bu birlik kısa bir sürede 47 bin kişi çalıştıran 100’den fazla büyük işletme ve şirketin bağlı olduğu bir güç haline geldi.
Tarım ve sanayi alanlarında yatırım ve çalışanlarının sayısını çoğaltmayı hedefleyen birlik, isminde değişiklik yaparak büyümeyi amaçlıyor. Birlik, adına devlet statüsü kazandırılarak, “Kazakistan İşadamları, İşverenler ve Tarım Üreticiler Birliği” olarak değiştirildi. Kazakistan işadamları, işverenler ve tarım üreticileri birliği başkanı Dinmurat Küznev: “Kazakistan çok uluslu bir devlet. Bu devletin gücü birliğindedir. Bu yaklaşımla birliğimizin adını Uygur ifadesiyle ayırmaksızın “Kazakistan İşadamları, İşverenler ve Tarım Üreticiler Birliği” olarak sizinde taktirlerinizle değiştirilmiştir. Birliğimizde çok fazla değişikliklere yer veriliyor. Buda devlet ve başka işletmelerle olan ilişkilerimizi ve yatırımlarımızı olumsuz etkilemektedir.
Bu toplantıyı düzenlemekteki amaç Kazakistan kanunlarına uygun ve yönetmeliklerimizdeki eksikleri gidermek için düzenlenmektedir.
Köylerde açılan birlik temsilcilikleri üretimin ve pazarlamasının daha iyi ve verimli olmasını öncelikleri arasına koymaktadır. Ülkedeki başka birlik ve örgütlerde bizim birliğimiz gibi eksiklikleri vardır ve hükümet ile cumhurbaşkanı nazarında olumsuz görülmektedir” dedi. Kazakistan işadamları formunun müdürü Münavara Paltaşeva ise “Bu birliğin para desteğini diğer birliklerden ayrıcalıklı görüyorum. Ülkedeki tüm Birlikler akıl ve rehberlik hizmeti verirken bu Birlik para ve kredi yardımı yapan tek birlik özelliğinide
taşımaktadır” dedi. Birliğin ülke çapında 13temsilciliği ve yılda faizsiz olarak verdiği 50 milyon tenge krediye sahip olduğu belirtildi.
Birlik ayrıca küçük işletmelerin yanı sıra köy mekteplerinde okul yaptırma ve öğretmenlere yardım etme konusunda da tek sivil toplum kuruluşu olma özelliğini taşıyor. Kuran Kursu öğrencilerinin Doğu Türkistan duyarlılığı
Eskişehir'in Alpu İlçesi'nde, camide açılan yaz Kur'an kursuna katılan
bir
grup öğrenci, Doğu Türkistan’daki katliamlara seyirci kalınmamasını istedi.
Yıldıztepe Camii'nde açılan yaz Kur'an kursuna katılan öğrenciler, kursun son haftasında hatim indirdi. Öğrenciler, hocaları Vahdettin Yılmaz ile birlikte okudukları Kur'an Kerim'i duayla bağışladı.
Filistin ve Lübnan'daki Müslümanlar için dua eden öğrenciler, ayrıca bölgedeki çocuklar için aralarında bir miktar para topladı. Nakiti, Başbakanlık İdari ve Mali İşler Daire Başkanlığı hesabına yatıran çocuklar, "Doğu Türkistan'da, Çeçenistan'da, Batı Trakya'da, Orta Doğu'da Türk ve Müslümanların bulunduğu her ülkede yaşanan acı dramlara herkesi duyarlı olmaya davet ediyoruz" dedi. İstiklal
Çin, Doğu Türkistan'daki 20 Nisan Olayının Ayrıntılarını İlk Defa Açıkladı
Çin basınında, 1998 yılının 20 Nisanında polislerle milli bağımsızlık yanlıları arasında meydana gelen silâhlı çatışma olayının iç yüzü açıkça yayınlandı. Çinlilerin “Sinkiang'ın Başkenti Gazetesi” adını verdikleri ama aslında “Doğu Türkistan'ın Başkenti Gazetesi” olması gereken gazetede ve Çin internet sitelerinde yayınlanan makalede 20 Nisan olayının öncesi ve sonrası tafsilâtlı olarak irdelenip, Bu olay “Çin'in terörizme karşı mücadele” tarihindeki en ünlü olay olarak gösterilmiştir.
Onda, 1997 yılı Aralık ayından başlayarak elde edilen ipuçlarına dayanılarak 1998 yılı Nisan ayının 20'sinde Gulca vilâyetinin Hudiyaryüzü köyündeki Tiyipcan'ın evine iki ayrı Çinli polis ekibi baskın yaparak girdiği, Tiyipcan ve Hammat Emet isimli diğer bir Uygur, polislerle sonuna kadar silâhlı çatışmaya girerek bir Çin polisini öldürdüğü ve sonunda onlarında Çin polislerince öldürüldüğü olay, tafsilâtlı olarak yazıldı. Önceleri Çin makamları bu hadiseyi büyük çaplı bir silâh sevkıyatını açığa çıkarttıkları şeklinde ifade
etmişlerse de, olayın asıl iç yüzü bu şekilde anlatılmamıştı.(Peride) 09.08.2006 Doğu Türkistan’ı kömür deposu olarak görüyorlar
Yeraltı ve yerüstü zengikleri ile 1,5 milyar nüfuslu Çin’i adeta besleyen Doğu Türkistan’ın maden kaynakları Çinliler tarafından sömürülmekte ve kesinlikle Türklerin istifadesine sunulmadan Çin’in iç bölgelerine kaçırılmakta.
Doğu Türkistan’ın Doğu Çungarya Kömür Havzası'nda tespit edilen kömür rezervinin 68 milyar 500 milyon tona ulaştığı bildirilerek, burasının Çin'in en büyük kömür havzası olmaya adım adım yaklaştığı belirtildi.
Doğu Türkistan’a bağlı Changji Hui Özerk İli'nin Cimsar, Qitai ve Mulei ilçelerini kapsayan Doğu Çungarya Kömür Havzası, elverişli ulaşım koşulları, son derece kalın kömür tabakaları ve düz jeolojik yapısıyla kömür çıkarma çalışmalarının bütün elverişli koşullarına sahip.
Çin Jeoloji ve Maden Kaynakları Arama ve Değerlendirme Müdürlüğü'ne bağlı arama ekipleri, uzun süren arama çalışmaları sonucunda şimdiye kadar bölgede 68 milyar 500 milyon ton kömür rezervinin bulunduğunu, kömür tabakalarının kalınlığının 80 metreye ulaştığını, kilometrekare başına düşen azami kömür üretiminin 90 milyon tonu geçebileceğini tespit ettiler. Uzmanlar, Doğu Çungarya Kömür Havzası'ndaki tahmini kömür rezervinin 390 milyar tona ulaşabileceğini de belirterek önümüzdeki 4-5 yıl yapılacak yeni arama ve keşif
çalışmalarıyla burasının İç Moğolistan Özerk Bölgesi'ndeki Erdos Kömür Havzası'nı geride bırakarak, Çin'in en büyük kömür havzası haline gelmesine kesin gözle baktıklarını da ifade ettiler. Jeoloji ve Maden Kaynakları Arama ve Değerlendirme Müdürlüğü'nün gerçekleştirdiği bu çalışma, daha önce 97 milyar 800 milyon ton kömür rezervi bulunduğu tespit edilen Doğu Türkistan’da ki kömür rezervini büyük ölçüde artırarak kömür üretimine geniş ufuklar açtı. Alınan bilgilere göre Doğu Çungarya Havzası'nda bugün 12 bölgede keşif ve arama
çalışmaları sürdürülmektedir. Havza, sahip olduğu büyük kömür rezerviyle Çin'in önde gelen enerji şirketlerinin öncelikli yatırım alanı haline geldi. Uzmanlar, dünyada benzeri büyük kömür havzalarının sayısının son derece sınırlı olduğuna işaret ederek, Doğu Çungarya Havzası'nın aynı zamanda Doğu Türkistan’da kömüre dayalı en büyük elektrik ve kimya sanayisi merkezi haline geleceği söylediler. İstiklal
Çin hükümeti, Doğu Türkistan’daki Bingtuen'lerin nüfusunu 7
milyona çıkartmayı planlıyor 1954 yılında kurulduğundan beri Doğu Türkistan genelinde kendi başına bir hanedanlık meydana getirmiş olan “Üretim ve İnşaat Bingtueni” nin bu günkü umumi nüfusu, hükümet istatistik dairelerinin
verdiği bilgilere göre 2 milyon 540 bindir.
Bingtuen, malum manada tarif edildiğinde Komünist Çin hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki en köklü ve en güvenilir müstemlekeci birliğidir. Hatta dış ülkelerdeki bazı meşhur Çinli demokratlar da yazdıkları makalelerde Bingtuen'in Doğu Türkistan'da yerleşik milli zıddiyet ve çatışmaların temel kaynağı ve sebepçisi olduğunu, gelecekte de Doğu Türkistan'da Kosova'daki gibi geniş çaplı bir milli çatışma söz konusu olduğunda bu çatışmanın da doğrudan yerli halk ile Bingtuenliler arasında cereyan edeceğini açıkça beyan ede
gelmektedirler.(i.g) Bu yüzden de Çin hâkimiyeti yerli halkın “Cellatlar Birliği” olarak adlandırdığı Bingtueni dağıtma konusundaki taleplerini reddederek, tam tersine Bingtueni güçlendirme ve daha da büyütme çabasındadır.
“Bingtuen Gazetesi”nin verdiği habere göre Yakında Bingtuenli 50'den fazla mütehassısın katılımı ile gerçekleştirilecek olan “Bingtuen Nüfus Nazariyesini Araştırma Toplantısı”nda Bingtuen'de yaşlananların sayısının çoğalması neticesinde ortaya çıkan iş gücü yetersizliği meselesini halletmek için bundan sonraki 30 yıl içinde Bingtuen'in nüfusunu 7 milyona çıkartmak planlanmıştır.
Doğu Türkistan'da ki salgın ve bulaşıcı hastalıklarda Çin'in parmağı
var Doğu Türkistan'da ölen bir kişide kuş gribi görüldüğünü doğrulandı Yapılan açıklamada 62 yaşındaki bir erkek köylü olan bu hastanın, 19 Haziran'da hastalandıktan sonra ateş ve zatürree gibi belirtiler gösterdiği ve 12 Temmuz'da öldüğü bildirildi.
Bakanlık, ilk testlerde öldürücü kuş gribi virüsü 5HN1'ne rastlanılmadığı ancak yapılan ikinci testin sonucunun pozitif olduğunu duyurdu. Söz konusu vakanın ardından yerel sağlık birimlerinin gerekli önlemleri alarak hastayla yakın teması olan kişilere yönelik gözetim yaptığı ancak söz konusu kişilerde klinik belirtilere rastlanmadığı belirtildi. Epidemiyoloji araştırmalar merkezi ise hastanın geçen ay kuş gribine yakalan insan yada kümes hayvanlarıyla temasının olmadığını açıkladı. Çin Sağlık Bakanlığı, bu vakayı Dünya
Sağlık Örgütü (WHO)'ne rapor etti. Ancak uzmanlar Çin'in işgal altında tuttuğu Doğu Türkistan'da ve diğer yerlerde kuş gribinden ölenlerin hepsinin Dünya Sağlık Örgütüne bildirmediği görüşünde.
Çin Hükümeti, Doğu Türkistan'da artan salgın ve bulaşıcı hastalıklarla ilgili olarak Müslüman Türklere ayrımcılık yaparken, son yıllarda Çin'den getirilen Çinlilerin Doğu Türkistan'daki Türklere hastalık bulaştırdıkları da ifade ediliyor.
Çin, Doğu Türkistan petrollerine doymuyor
Doğu Türkistan’ın doğusunda yer alan Turfan ve Hami (Kumul) havzalarında faaliyet gösteren Çin Petrol Şirketler Grubu'na bağlı Turfan-Hami(Kumul) Petrol Havzası İşletmesi, bölgedeki petrol arama çalışmalarına hız verdi. Şirket yetkilileri, bölgede üç 100 milyon tonluk petrol ve doğal gaz yatağı bulunduğunu açıklayarak, bu keşfin şirketin üretim istikrarına güçlü güvence sağladığını belirttiler.
Alev Dağı, Turfan bölgesinde yer alan tanınmış bir turistik bölge. Burada uzun süren petrol arama çalışmaları sonucunda Alev Dağı'nın altında 300 milyon ton petrol ve doğal gaz yatağı bulunduğu, bunların 70 milyon tonluk kısmının değerlendirilebilir halde olduğu tespit edildi. Birkaç yıl sonra Alev Dağı'nı ziyaret eden turistler, yörenin eşsiz doğal güzelliklerinin yanı sıra, geniş kapsamlı petrol çıkarma çalışmalarına da tanık olabilecekler.
Doğu Türkistan’ın Balikun İlçesi'nde yer alan havzada 1950'li yıllarda başlatılan petrol arama çalışmaları, uzun bir dönem fazla sonuç getirmemişti. Ancak 2004 yılında yeni yöntemlerle yeniden başlatılan petrol arama çalışmaları sonucunda bu havzada 180 milyon tonluk petrol ve doğal gaz rezervi bulundu. Burası, önümüzdeki üç yıl içinde yılda 500 bin tonluk petrol üretim kapasitesine ulaşacak.
Bunun dışında Turfan-Hami(Kumul) Çukuru'nun kuzeyinde de 110 milyon ton petrol ve 37 milyar 200 milyon metreküp doğal gaz rezervi bulundu.Bu yeni keşiflere dayanarak, Turfan-Hami Petrol Havzası İşletmesi, üretim hedeflerinde önemli değişiklikler yaptı ve 11. Beş Yıllık Gelişme Planı'nın sona ereceği 2010 yılında yıllık petrol üretimini 2 milyon 300 bin ton, doğal gaz üretimini de 2 milyar metreküp olarak belirledi.
TÜRK DÜNYASI Güney Azerbaycan`da Ermeni Konferansı
Müge Çetinkaya- Karakilise mıntıkasında azınlık olarak yaşayan İran Ermenilerinin başçılığında tertiplenen kongreye, yaklaşık altı yüz Ermeninin katıldığı açıklandı. Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin Bakü bürosu tarafından da, Ermeni konferansıyla bağlı açıklamalar yapıldı. GAMOH Bakü bürosundan edinilen malumatlarda; Maku şehrinin belediyesi tarafından
katılımcılara zengin çeşitli ikramların yapıldığı, konferansın geçirileceği mekanın itinayla temin edildiği, Ermeni katılımcıların kalacağı otel masraflarının yine belediyece karşılandığı bildirildi. Kanada Fransa gibi batı ülkelerinden İran`a gelen Ermenilerin yanı sıra, Suriye, Ermenistan, Lübnan, İran, Azerbaycan Cumhuriyeti topraklarının Ermenistan işgalindeki yüzde yirmilik parçası olan Dağlık Karabağ Ermenilerinin de katıldığı kongrede, Fars hakimiyetinin yoğun güvenlik önlemleri aldığı gözlemlendi. Molla yönetimine,
milli haklarını korudukları için hürmetlerini dile getirerek söze başlayan Ermenilerin Başpiskoposu Nişan Topozyan, Fars molla hakimiyetine ve onun dini lideri Hamaney`e şükranlarını sundu. İran Ermenilerinin dini temsilcisi Topozyan, Fars idaresinin kendilerini her zaman, her şartta koruduğunu söyledi. İran`da yaşayan etnik azınlıkların arasında en sonuncusu olan gayri müslim Ermenilerin, dil, din gibi bütün kültürel hakları devlet tarafından korunduğu gibi, özel ibadethaneleri, hastahaneleri, Ermenice eğitim öğretim yapan
okulları bulunmaktadır. Ülkenin en küçük etnik azınlığına* milli haklarını kullanma olanağı sağlayan hâkimiyetin, bunun yanısıra, 40 milyonluk İran Türklerini ana dil ile eğitim öğrenim görme hakkından mahrum etmesi, Türk çocuklarına Türkçe ad verilmesini yasalarla engellemesi, etnik ve kültürel farklılıklarını tanımaması büyük bir tezat oluşturmaktadır. Kendileri ile aynı din hatta aynı mezhepte olan İran Türklerine, gayri müslim Ermenilere tanıdığı milli destekleri sağlamaması, molla hakimiyetinin ne derece islim olduğunun
bir başka göstergesidir...
*İran Ermenileri, genel nüfusun yaklaşık %1.5`luk kısmını teşkil eder. Bütün milli hakları devlet eliyle korunmakta ve sürdürülmektedir. Dünya Ermenilerinin %0.4`ü İran`da yaşar. Bugün İran`da, sayıları 150.000 civarında Ermeni bulunmaktadır.
BERLİN`DE FARS HAKİMİYETİNE KARŞI BİRLİK
OLMA KARARI ALINDI
Müge Çetinkaya-GAMOH ve Almanya Azerbaycan Akademisyenler Birliği tarafından, Berlin`de bulunan Almanya parlamento binasında İran Fars şovenizmine karşı konferans düzenlendi. GAMOH Berlin temsilcisi ve Almanya Azerbaycan Akademisyenler birliği sorumlularından Dr. Ahmet Yezdani`nin öncülüğünde tertiplenen konferansa, İran`da yaşayan milletlerin temsilcileri ve GAMOH`nin üyeleri aktif olarak katıldı. Geniş katılımlı ve Alman basınının ilgi gösterdiği
kongrede, GAMOH ve diğer milletlerin temsilcisi durumundaki milli hareketlerin ortaklaşa aldığı kararlar şöyledir :
Berlin konferansının katılımcıları, aşağıdaki kararnamede yazılan maddelerin bütününü kabul eder. Madde 1. İran, çok milletli bir ülkedir. Orada, Azerbaycan Türk`ü, Fars, Kürt, Arap, Türkmen, Belüç gibi birçok millet yaşamaktadır.
Madde 2. Bu milletlerin yaşadığı İran coğrafyasında Fars şovenizmi, gayri Fars milletlerin sosyo ekonomik haklarının ve siyasal gelişimlerinin önünü tıkamıştır. Mevcut olarak başta bulunan Fars şovenist hakimiyet, İran`da yaşayan gayri Fars milletleri inkar etmekte ve Farslık şuurunu üstün tutarak diğer milletleri aşağılamaktadır. Onların ana dil ve kültürlerini yasaklayarak, manevi soykırım uygulamaktadır. Bu ortamda filizlenen milli hareketlerin aktif ve öncülerini tutuklamakta, idam etmektedir.
Kısaca, İran`da demokrasi ve beraberliğin karşısında olan tek güç Fars şovenizmidir ve Fars olmayan milletleri ezmekten vazgeçmemektedir.
Madde 3. Fars şovenizminin geçmişten bugüne kadrolaşmış temsilcileri olan önce Pehlevi hakimiyeti, şimdi ise İslam Cumhuriyeti Fars milletini üstün görerek, Fars olmayan milletleri sömürmüş ve böylelikle İran`ın geri kalmasına sebep olmuştur. Fars hakimiyetleri, kültürel, siyasal ve ekonomik eşitsizliğin gerçek mimarıdır. İran`da, milli zulm altında olan milletler, tarihten beri milli haklarını geri kazanmak için ayaklanmışlardır. Ancak, her iki Fars hakimiyeti tarafından da, önce fiziki sonra manevi soykırıma maruz
kalmışlardır. Yıllardır dökülen kana rağmen durulmayan milli talepler, şovenizm ve demokrasi cephesi olarak halen çatışmaya devam etmektedir.
Madde 4. Kendi kaderlerini elde etmek için dünya insan hakları anlaşmalarının ışığında hareket eden gayri Fars milletler, İran`da zulm altında olan her milletin kendi bölgelerinde referandum yapmasını ve İran hakimiyetinin Muhtariyet Federalizm Konfederalizm şeklinde örgütlenmesini talep ederler. Bu talebin karşısında oluşturulacak yeni bir hakimiyet, eğer gayri Fars milletlerin milli haklarını tanır ve onların İran`daki mevcut totaliter mollakrasiden ayrılıp bağımsız hükümet kurarak kendi parlamentolarını işletmelerine
olanak sağlarsa, ( Bu her milletin doğal ve yasal hakkıdır ) bu da Fars şovenizminin karşısında örgütlenmiş alternatif bir demokratik hareket şeklinde tarafımızdan kabul edilir.
Madde 5. Berlin konferansına katılan ilgililer olarak, İran`da yaşayan milletlerin dostluk ve beraberliğinin korunmasından yana olup, din mezhep, kadın erkek gibi ayrımcı öğeleri kabul etmediğimizi açıklarız. İran toplumunun her türlü ayrımcılıktan arınmış olarak, el ele, demokratik, laik ve adil hakimiyete kavuşmasını gaye olarak görürüz..
Madde 6. İran`da zulm altında olan milletlerin milli mücadelelerini tanır, Güney Azerbaycan, Belüçistan, Ahvaz (Arap) bölgesi ve Türkmenistan`da devam eden ayaklanmalarla gönül birliğimiz olduğunu ilan ederiz.
Madde 7. İslâm Cumhuriyetinin milli aktifleri tutuklamasını ve öldürmesini kınıyoruz. Hakimiyeti mahkum ediyoruz. Siyasi sebeplerle zindanda tutulan bütün hareketçilerin serbest bırakılmasını istiyoruz. İran`da zulm gören milletlerin milli hareketçilerinin, özellikle geçtiğimiz aylarda çıkan olaylarda tutuklanan Azerbaycan milli hareketçilerinin serbest bırakılmasını istiyoruz.
Madde 8. İslam Cumhuriyetinin geri kalmış ve irticai faaliyetleriyle birlikte, Fars olmayan bölgelerde giriştiği etnik temizlemeyle, etnikleri zor kullanarak Fars bölgelerine göçürmekle, öz ahalisini göçürdüğü bölgelere başka milletleri yerleştirmekle (Nüfusun ve yerleşimin doğal dengesini bozarak Farslaştırma politikası), kötü niyetini ortaya koymaktadır. Etnik temizleme amacıyla sürgün edilme işkencesi, Türkmenistan, Ahvaz (Arap), Beluçistan ve Batı Azerbaycan bölgelerinde uygulanmaktadır.
Madde 9. Barışçıl amaçlar ve dünya barışına katkıda bulunmak için nükleer güç kullanmak her milletin hakkıdır ancak, İran`da hüküm süren Farsçı şovenist hakimiyetin bu gücü elde etmek istemesinin altında yatan sebep, İran`ın içinde ve dışında sürdürdüğü şovenist Farsçı ideolojinin hakimiyet alanını genişletmek istemesidir. Bizler, dünyada barıştan yana olan kurum ve kuruluşlarla beraber, İran`ın nükleer güç elde etme çabalarını kınıyoruz. Bir kez daha Fars hakimiyetini mahkum ediyor ve gayri demokratik molla hakimiyetinin
nükleer enerji sağlamasına gizli yollarla yardım edenlere muhalif olduğumuzu bildiriyoruz. Madde 10. İran`da zulm altında olan milletlerin iki ya da daha çok taraflı olarak işbirliği yapmasının, bu coğrafyanın geleceği açısından olduğu kadar, gayri Fars milletlerin milli kaderlerini ellerine alması açısından da öneminin büyük olduğunu biliyoruz. Bu işbirliğin güçlenerek devam etmesini istiyoruz. Fars şovenizminin karşısında mücadele eden demokratik Fars kuvvetleriyle de işbirliğimiz sürmektedir.
Kırım'da Ruslar Türklere saldırdı
Bahçesaray'da Ruslar, Azizler Mezarlığı'nın pazar yeri olmasına karşı
çıkan Tatar Türklerine demirlerle saldırdı
Kırım Bahçesaray'da, Kırım Hanlığı döneminden kalan Azizler Mezarlığı ve çevresinin pazar yeri olarak kullanılmasıyla başlayan gerginlik, çatışmaya dönüştü. Bir grup Rus’un, bölgede nöbet tutan Kırım Türklerine demir sopalarla saldırmasıyla başlayan olaylarda 20 Kırım Türkü yaralandı. Saldırganlar Kırım Türklerinin lideri ve Kırım Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu'nun arabasına taşlarla saldırarak camlarını kırdı.
ANLAŞMAYA RAĞMEN
Tarihi mezarlıktan sadece türbeler ve namazgah kalmıştı. SSCB yıkıldıktan sonra, tarihi mezarlık alanı pazar yeri olarak kullanılmaya başlandı. Kırım Türklerinin tarihi mezarlıklarına sahip çıkmak için başlattıkları demokratik ve yasal mücadeleler sonucunda, geçen hafta Cuma günü Kırım Milli Tatar Meclisi Başkanı ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu ile Ukrayna Başbakanı Yunokoviç ile yapılan prensip anlaşmasında pazar yerinin başka bir yere taşınması karar verildi. Ancak, Cumartesi günü bir
grup şovenist Rus pazar yerinde nöbet tutan Kırım Tatar Türklerine saldırdı.
PROTOKOL İMZALANDI
Kırım Milli Meclis Başkanı Kırımoğlu, “Protokol imzalandı. Pazar yeri, Tatar Türklerinin tarihi mezarlığı olan Azizler Mezarlığı'ndan bir ay içerisinde kaldırılacak” dedi.
Kerkük'te iç savaş uyarısı
ABD'nin, Kerkük talebinden geri adım atmaları yönünde Kürtleri ikna edebilecek tek güç olduğunu söyleyen Hiltermann, “ABD Kerkük'e karışmama politikasını sürdürürse en muhtemel sonuç, kentte bir iç savaşın çıkması olacak” dedi. Hiltermann, Türkiye'nin Kürtler'in Kerkük petrolünü ele geçirmesine izin vermeyeceğinin de altını çizdi.
Dünyanın kriz bölgelerinde çözüm üretmeyi amaçlayan, merkezi Brüksel'de bulunan Uluslararası Kriz Grubunun (ICG) Orta Doğu direktörü Joost Hiltermann, Kerkük konusunda uyarılarda bulundu. Washington'da Özgür Avrupa Radyosu/Özgürlük Radyosu kuruluşunun düzenlediği bir toplantıda konuşan Hiltermann, “peşmergelerin Kerkük'ü ve Kerkük petrolünü ele geçirmesine Türkiye'nin izin vermeyeceği” görüşünü dile getirdi.
Peşmerge göçü
Irak'ta mevcut anayasa uyarınca Kerkük'ün gelecekteki statüsünün belirlenmesi için 2007 sonundan önce kentte ve civarında referandum düzenlenmesi öngörülüyor. Kerkük'ün, kuzey Irak'taki peşmerge bölgesinin “başkenti” ilan edilmesine çalışan peşmergelerin, 2003 yılındaki Irak savaşından bu yana 100 binden fazla peşmergenin kente göç etmesini sağladığı belirtiliyor. Hiltermann, “Kerkük'e ilişkin maddenin anayasaya geçen yıl zaten şaibeli koşullarda yerleştirildiğine” işaret ederek, “peşmerge göçünün sürdüğü ve bu durumda
referandumu peşmergelerin kazanacağının açıkça görüldüğü bir ortamda kentin peşmergelerin eline geçmesinin, Irak'taki diğer toplumlar ve bölge ülkeleri tarafından meşru kabul edilmeyeceğini” kaydetti.
“ABD'nin, Kerkük talebinden geri adım atmaları yönünde peşmergeleri ikna edebilecek tek güç olduğunu” söyleyen Hiltermann, “ABD Kerkük'e karışmama politikasını sürdürürse en muhtemel sonuç, kentte bir iç savaşın çıkması olacak” dedi. Hiltermann, “Peşmergeler, Kerkük'ü barışçı yolla veya güç kullanarak ele geçiremez, çünkü aralarında Türkiye'nin de olduğu düşmanlarla karşılaşır. Peşmergeler, Kerkük'ün petrolünü de ele geçiremez, çünkü Türkiye buna izin vermez” diye konuştu.
Özel temsilci
Krizden çıkılması için alternatif bir plan ortaya atan Hiltermann, referandumun şimdilik iptalini, Kerkük'e örneğin 10 yıllık bir geçici statü verilmesini ve BM'nin bu konu için ilgili tarafları uzlaştırmaya çalışacak özel temsilci atamasını önerdi. Hiltermann, ABD'den bu öneriyi desteklemesini istedi.
Irkçı Bulgar liderden Türkler'e Suçlama
Bulgaristan'da Türklere ve çingenelere karşı ırkçı söylemleriyle tanınan aşırı sağ Ataka Partisi lideri Volen Siderov, amacının ülkedeki Türkleri yönetimden uzaklaştırmak olduğunu belirtti. Avusturya'da yayınlanan Der Standart Gazetesi'ne bir demeç veren Siderov, partisinin siyasi amaçlarının ilk sırasında iktidardaki üçlü koalisyonun ortağı olan ve üyelerinin çoğunu Türkler'in oluşturduğu Hak ve Özgürlükler Hareketi Partisi'ni (HÖH) yönetimden uzaklaştırmak olduğunu söyledi. HÖH liderinin hareketlerini mafyayla kıyaslayan
ırkçı lider, Türkçe konuşmayan ve İslam'a yönelmeyen Bulgarlar'ın kamu alanında iş fırsatlarından uzak tutulduğunu iddia etti.
Ahıska Türklerinin diplomalarına denklik Kararı, Sezer'den döndü
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer, Türkiye'ye 1995 yılından itibaren göç eden Ahıska Türklerinden, önlisans ve lisans diploması sahiplerine, diploma denklik belgesi verilmesi hakkındaki kanunu TBMM'ye iade etti.
TBMM Genel Kurulu'nda, AK Parti Bursa Milletvekili Mustafa Dündar'ın teklifi ile yasalaşan kanun, Türkiye'ye 1995 yılından itibaren göç eden Ahıska Türklerinin önlisans ve lisans diplomalarına denklik belgesi verilmesini içeriyordu.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezi'nden yapılan açıklamaya göre, Cumhurbaşkanı Sezer iade gerekçesinde, Anayasa'nın Yükseköğretim Kurulu'nun görevlerine ilişkin maddesine atıfta bulundu. Yükseköğretimin planlanması, düzenlenmesi, yönetilmesi ve denetlenmesi yetkisinin Yükseköğretim Kurulu'na verildiğini ifade eden Sezer,
Yapılan düzenlemede karar yetkisi, 1995 yılından itibaren Türkiye'ye göç eden Ahıska Türklerine ilişkin diplomalar yönünden Diploma Denklik Komisyonu'na bırakılmaktadır ki, bu düzenlemeyi Anayasa'nın 131. maddesiyle bağdaştırmak olanaksızdır.”dedi.
Kosova’da ki Türklerin büyük başarısı: Türkçe Prizren'de resmi dil oldu
Son 15 yıldır dünya gündeminde sürekli yer almayı başaran Kosova, bu defa Türkler'in zaferi ile manşetlere çıktı.
Kosova'daki Türk siyasilerin yıllar süren çabaları sonucu, Prizren'de resmi dil Türkçe oldu.Mahir Yağcılar başkanlığındaki Kosova Demokratik Türk Partisi'nin (KDTP) müthiş uğraşlar sonucu bunu başarması, kentteki 5 bin civarındaki Türk tarafından da büyük sevinçle karşılandı. Sonsayfa.com'un haberine göre, Kosova Başbakanı Agim Çeku, Meclis Başkanı Berişa ve KDTP Milletvekili Mahir Yağcılar, Türkçe'nin Prizren'deki resmiyetiyle ilgili anlaşmayı imzaladı. Yasa yürürlüğe girdi.
Avrupa'daki birçok gazete, Prizren'de resmi dilin Türkçe olduğuna geniş yer ayırdı. Gazetelerin hepsi, bunun Kosova'da yaşayan Türkler'in çok büyük bir başarı kazandığına dikkat çekti.
Türk Dünyası konulu toplantıda Doğu Türkistan görüşüldü
Türkiye'nin Kastamonu vilayetinde Türk Dünyası Kültür Sanat programı gerçekleştirildi.
3 gün boyunca devam eden bu toplantıya Türk dünyasının çeşitli ülkelerinden ve bölgelerinden misafirler katıldı. Bu toplantıya Kırım-Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa Abdulcemil Kırımoğlu, Kastamonu valisi Mustafa Kara, Parlamento üyesi Mehmet Yıldırım, Mehmet Serdaroğlu başta olmak üzere kalabalık bir halk topluluğu katıldı.
Türk Dünyası Kültür Sanat günlerinin gündeminde yine Türk dünyasının meseleleri konulu bir ilmi muhakeme toplantısı da vardı. Toplantıya Prof. Dr. Turan Yazgan, Prof. Dr. Ahmet Taşağıl ve kemal Çapraz gibi bilim adamları da katıldı. Onlar söz konusu toplantıda Türk dünyasının bu gün karşı karşıya bulunduğu meseleler, Türk dünyasının durumu gibi konuları gündeme getirmenin dışında Doğu Türkistan meselesi hakkında da özellikle durdular. Bu faaliyetin mesulü olan Belediye başkanı Sayın Mehmet Sayim Sayan bize verdiği malûmatta
şunları söyledi.
Türk dünyası Günleri Faaliyetimizi 10 yıldır devam ettiriyoruz. Bu Yıl 10. sunu gerçekleştiriyoruz. Bu faaliyetimiz her geçen yıl daha da büyümekte ve genişlemektedir. Özellikle de bu yıl ki toplantı oldukça görkemli geçiyor. Bosna'dan Sibirya'ya, Kerkük'ten Kırım'a kadar olan coğrafyadan gelen bütün Türk boylarından olmak üzere 150'ye yakın temsilci katıldı.
Kırım Meclis başkanı Mustafa Cemiloğlu da bu faaliyetimize katılarak bir konuşma yaptı. Bu ilmi muhakeme toplantısına Türk dünyasının genel meseleleri hakkında konuşan Prof. Dr. Turan Yazgan ile Erkin Tarım bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
Turan Yazgan 10 bin yıllık toprağı olan Doğu Türkistan'ı Çin'in yutmakta olduğunu söyleyerek şöyle dedi: “Orada da akıllıca işler yapamadık. Gözümüzün içine baka, baka bizim 10 bin yıllık toprağımızı işgal etmeyi sürdürüyor. Biz ise Türkiye olarak Çin ile ticari menfaatimizi düşünerek Çin'in işgaline göz yummaktayız. Çin ile 500 milyon dolarlık iş yapma plânımız vardı. Şu anda ise, bu oran 300 milyona geriledi. Bunun sebebi ise, bizim Doğu Türkistan meselesi ile ilgilenmemiz miş.
Aslında Doğu Türkistan'daki Türk nüfusunun Çinlileştirilmesi meselesini de bizim dünya gündemine getirmemiz gerekiyordu. Fakat biz onu yapamadık. Bu tarihi sorumluluğa geçmişteki ve mevcut hükümetlerin cevap vermeleri gerekir”diye konuştu. Erkin Tarim- Uygurcadan Çeviren: İstiklâl
DÜNYA
Çin, şimdi de Azerbaycan’daki eski PETROL kuyularının peşinde
Ekonomisinin büyümesine paralel olarak artan enerji ihtiyacını
petrol yatakları zengin ülkelere yaptığı yatırımlarla karşılamaya
çalışan Çin, Azerbaycan'daki eski petrol kuyularında kalan petrolü
çıkarmak için harekete geçti.
Azerbaycan’ın Pekin Büyükelçisi Yaşar Aliyev, Çin’le gelişmekte olan ikili ilişkilerle alakalı düzenlediği basın toplantısında Pekin yönetiminin, kullandığı yeni teknolojiyle Azeri kuyularında kalan petrolü çıkaracağını kaydetti. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in geçtiğimiz yıl yaptığı Pekin ziyaretinin iki ülke arasındaki ilişkilerde büyük bir hamle başlattığını
vurgulayan Büyükelçi Aliyev, ticarî ve kültürel alandaki gelişmelere dikkat çekti. Yıllık ortalama yüzde 9 civarında bir büyümeyle dünyanın en hızlı kalkınan ekonomisine sahip Çin’in enerji ihtiyacı da buna paralel olarak artıyor. Bu ihtiyacı karşılamak üzere dünyanın en ücra köşesinde dahi yatırım yapan Çin, yılda yaklaşık 150 milyon varil petrol üreten Azerbaycan’a da yatırımlarını sürdürüyor.
İlk kez 1854 yılında petrol aramalarının başladığı Azerbaycan’da birçok petrol kuyusu eski teknoloji ile işletiliyor.
Bundan dolayı kuyulardaki petrolün tamamı dışarıya çıkarılamıyor. Denizde petrol aramanın çok daha fazla maliyeti olduğunu bilen Çin, birkaç yıldan beri Azerbaycan’da yeni teknoloji kullanarak söz konusu eski kuyulardaki petrolü dışarı çıkarmaya çalışıyor.
Çin Tayland malı diye mal sattı, DTM uyandı
Dış Ticaret Müsteşarlığı (DTM), aslen Çin menşeli olan ancak, Tayland malı olarak Türkiye'ye sokulan ve antidamping kapsamında bulunan 'garfitli kurşun kalemler ve kurşun boya kalemleri' ile ilgili soruşturma başlattı.
DTM'nin 'İthalatta Haksız Rekabetin Önlenmesine İlişkin Tebliği' Resmi Gazete'de yayımlandı. Tebliğde, Çin menşeli kalemler için dampinge karşı önlem alındığı hatırlatıldı.
Ancak, Çin için önlem alınmasından sonra Tayland'dan söz konusu ürünün ithalatında artış görülmesi üzerine, Tayland gümrüklerinin önlem konusu ürün için Türkiye'ye ilişkin ihracat rakamlarının Türkiye'deki ithalat kayıtlarında belirtilen rakamların çok altında olduğu tespit edildi. Aslen Çin menşeli olduğu düşünülen ürünlerin Tayland menşeli olarak Türkiye'ye getirildiği belirtilen tebliğde, soruşturma açılmasına karar verildiği kaydedildi.
"ÇİN"İN AMACI HAKİMİYET KURMAK"
Çin"in başkenti Pekin"den Tibet"te Lhasa"ya uzanan geniş coğrafyada yol alan tren vadilerden, tarlalardan yüzlerce kentten geçiyor. Demiryolu en yüksekte 5 bin 100 metre"ye kadar çıkıyor. Golmund"ten Lhasa"ya kadar 1.150 km boyunca hiç durmuyor; Tibet Platosu"nda rakım kazanarak yoluna devam ediyor. Demiryolu boyunca en yüksek istasyon 4 bin 520 metre"deki Nagku kenti. Çin"i boydan boya 120 km/saat hızla dolanan tren Pekin"den Tibet"e 50 saatte varıyor.
Çin"in 4 milyar dolar harcama yaparak döşediği bu demiryolu hattı dünyanın en yüksek ray hattı özelliği taşıyor. Tren, sadece turist veya yolcu taşımayacak, aynı zamanda bölgeden bölgeye nakliye işlerinde de kullanılacak. Çin Devlet Başkanı Hu Jintao, demiryolunu “Çin dünyanın en güçlü devletidir, bu demiryolu Çinli mühendislerin en zor görevleri bile yerine getirebileceğinin kanıtıdır” sözleriyle açtı.
Ancak, kimi çevrelere göre ise tren, Çin"in demiryolları gibi ekonomik ve sosyal metaları birer siyasî strateji gibi kullandığının bir kanıtı. Batı ülkelerinde yaşayan özgür Tibet yanlılarına göre Çin, demiryollarından İç Moğolistan ve Doğu Türkistan daki Çin egemenliğini güçlendirmekte istifade ediyor.
Çin Komünist Partisi, 1950"de Tibet"e girmiş ve Himalayalar"ın eteklerindeki bu ülkeyi Çin toprağı ilân etmişti. Çin, işgalinden bu yana Tibet üzerinde sosyal ve ekonomik olarak hâkimiyet kurmak istemiş, ancak mesafeden dolayı Tibet"e erişim maliyetli olmuştu. Demiryolunun doğanın tüm zorluklarına karşın döşenmesi Çin"in Tibet üzerinde kurmaya çalıştığı hâkimiyeti de pekiştirecek. Ayrıca trenin Çin"in fakir doğu bölgelerindeki çiftçilerin kentlere göç etmesine imkân vereceği ve ciddî ekonomik ve sosyal sorunları beraberinde
getireceği belirtiliyor.
Dünya neden Türk askerini istiyor? BM öncülüğünde birçok barış gücüne katılan Türk Silahlı Kuvvetleri, çatışmalı bölgelerde barışın
vazgeçilmez teminatı oldu. 56 yıldır yaklaşık 30 bin Türk askeri, "cihan barışının" sağlanması için çalıştı. Ankara"nın koyduğu şartlar çerçevesinde nihai karar verilirse, Mehmetçik Kore, Somali, Bosna-Hersek, Kosova ve Afganistan"dan sonra Lübnan"da da barışın bekçisi olacak. TSK verilerine göre, BM barışı koruma faaliyetlerine Türkiye"nin katkısı, tugay seviyesindeki birlikle Kore Savaşı"na katıldığı 1950"de başladı. Kore"de 1950-1953 arasında dönüşümlü olarak toplam 15 bin personel görevlendiren Türkiye, bu savaşta 731
şehit verdi. TSK, halen Bosna-Hersek, Kosova, Afganistan ve Sudan"da barışı korumaya devam ediyor. Savaşın bilançosu KORKUNÇ Ateşkesle savaşın insani ve ekonomik bilançosu bütün ağırlığıyla ortaya çıkıyor. 34 günlük savaşta Lübnan'da üçte biri
çocuk 1084 sivil can verdi, 1 milyonu aşkın kişi yerlerinden oldu. Zarar 6 milyar dolar. LÜBNAN Üçte biri 12 yaşından küçük çocuk, 1084 sivil hayatını kaybetti.
40 Lübnan askeri ve polisinin yanı sıra 61 Hizbullah gerillası, yedi Şii Emel örgütü militanı ve bir Filistin Halk Kurtuluş Cephesi militanı öldü.
Dört BM gözlemcisiyle bir BM Geçici Barış Gücü (UNIFIL) askeri öldü.
3 bin 700 kişi yaralandı.
Çatışmalar yüzünden 973 bin 334 kişi yerinden olurken, ayrıca 220 bin kişi de Lübnan'ı terk etti.
Enkaz altında çok sayıda ceset var.
630 km.'lik karayolu, 145 köprü ve üst geçit, 32 benzin istasyonu, 7 bin konut ile 900 fabrika, işyeri ve çiftlik kısmen ya da tamamen imha edildi. Ayrıca aralarında Beyrut havaalanının da bulunduğu limanlar, su ve arıtma tesisleriyle elektrik santralları gibi hayati önemdeki 29 tesis hasar gördü ya da yıkıldı. Radyo-TV ve telefon vericileriyle mabetler de bombardımanlardan nasibini alırken, Ciyye elektrik santralının vurulmasıyla Akdeniz'de oluşan petrol kirliliği Suriye karasularına kadar genişledi.
İsrail’in yaptığı insanlık dışı katliamlar tüm dünyada tepkilere ve lânet okumalara neden oldu. Sivillerin hedef alındığı saldırılarda binlerce insan yaşamını yitirdi. Onbinlerce kişi ise sakat kaldı.
Bir ay devam eden kimyasal silah, misket bombası, akıllı füze, tank atışı, F-16 bombardımanı sağnağına, ülkenin tüm bir altyapısının, yollarının, köprülerinin, enerji tesislerinin, askeri üslerinin bombalanmasına, güney Lübnan halkının kuzeye sürülmesine, kaçamayanların saklandıkları sığınaklara gömülmesine rağmen İsrail ancak sınırdan 11 km ileriye gidebildi.
Çin ile Kazakistan ortak Askeri Tatbikat Yaptı
Şanghay İşbirliği Örgütü’ nün iki üyesi Çin ve Kazakistan'ın
sözde “Terörizm”e karşı ortak askeri tatbikatı yapıldı. Bu defa
ki tatbikatın ismine “Tiyanşan-1” ( Tanrı Dağı-1 ) adı verildi. ETIC-Yapılan tatbikatın amacının, bu yıl Haziran ayında yapılan “Şanghay İşbirliği Örgütü” toplantısı esnasında iki devlet arasında oluşturulan tesanütün yapısına uygun olarak Çin ve Kazakistan'ın güvenlik ve Anayasa katmanları arasındaki dayanışmanın seviyesini yükseltmek “terörizm”e karşı olan gücünü
ortaya koymak ve iki devletin sınır güvenliğini teyit ve mevcudiyetini korumak olarak amaçlandığı ifade ediliyor.
Ancak, Çin'in “Şanghay İşbirliği Örgütü” nü kurmasındaki en temel sebeplerden biri, Uygurların milli bağımsızlık hareketlerini bastırmaktan ibaret olup, bu teşkilâtın kurulduğu 1996 yılından bu güne kadar Çin hâkimiyeti “Şanghay İşbirliği Örgütü”nü bu niyeti için kullanıyor.
Afganistan’da bir Türk öldürüldü Afganistan’da bir Türk vatandaşı uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti.
Kolin İnşaat firmasında çalışan Hasan Gedik adlı ustabaşı, Kandahar-Herat karayolunda uğradığı silahlı saldırı sonucu yaşamını yitirdi. Olayda ayrıca inşaat firmasının güvenliğini sağlayan GAT Güvenlik şirketinden Semih adlı bir Türk vatandaşının da kaçırıldığı belirtildi. Türk yetkililerin, Afgan makamları, koalisyon kuvvetleri ve NATO-ISAF nezdinde girişimde bulunduğu,
saldırıyı yapanlara ilişkin şu aşamada bilgi olmadığı kaydedildi.
|