|
Bir “Habis Ur” Ve
“Baltanın Sapı”
Meşhur bir hikâyedir; Ormanın birine bir düşman musallat olmuştur. Bu
sinsi düşman aralıksız olarak geceli gündüzlü ormana zarar vermektedir.
Ağaçlar ne kadar direndilerse de kesilmekten kurtulamamaktadırlar.
Günlerden bir gün ormandaki ağaçlar orman padişahının yanına şikâyete
gitmişler. Padişah bu ağaçların şikâyetlerini ve çaresizlik içindeki
hallerini görünce “içinizden birileri bu düşmana yardım ediyor” demiş ve
her geldiklerinde ayrı bir tavsiyede bulunmuş. Ormandaki ağaçlar ise, o
sinsi düşmandan bir türlü kurtulmaya muvaffak olamamışlar. Kralın
huzuruna en son çıktıklarında artık kralda bir hayli öfkelenerek “O
düşmanı ne yapıp edip yakalayıp buraya getirin!” demiş. Düşmanı
yakalayıp getirmişler. Kral birde baksa ki, o sinsi düşman bir balta…
Kral, “Demedim mi ben size içinizden birisi o'na yardım ediyor diye”
demiş ve eklemiş “baksanıza sapı ağaçtan! yoksa tek başına bir demir
parçası size ne yapabilirdi ki?” demiş…
Tarih boyunca meydana gelen savaşları kaybedenlerin kaybetme
sebeplerinin başında, kale kapılarını düşmanlara içeriden açıveren
hainlerin ihanetleri gelir. Bu hainlere ihanetlerinin sebebini
sorduğunuzda, melanetlerini, ihanet olarak kabul etmedikleri gibi
yaptıklarının da doğruluğunu yine, tarihte yaşanan ve o devrin kendi
şartları içerisinde değerlendirilmesi gereken olumsuz ve asla tasvip
edilmeyen olaylarını misal vererek savunmaya çalışırlar.
Tarihi süreç içerisinde nice devletleri temellerinden sarsan ve hatta
yıkılmalarına sebep olanlar; mayasını yedi cetlerinden miras aldıkları
fitnecilik ve düşmanlarla işbirliği yapabilme sermayelerini düşman
güçlerin maddi vaatleri karşılığında kullanarak sistematik bir biçimde
milli bütünlüğün içerisine nifak tohumları ekme, kardeş kavgalarını akıl
almaz yöntemlerle körükleyerek milli bölünmelere ve parçalanmalara sebep
olma görevini üstlenen ve ne yazık ki; yine o milletin ve devletin kendi
içinden çıkan ve zerre kadar insanlıktan nasibini almamış olan bir takım
“habis ur”lardır.
Çıkarları uğruna her hangi bir ülkeyi işgal etmek isteyen
emperyalistlerin tank, tüfek veya füzelerle saldırıya geçmelerine gerek
yoktur. Gözlerine kestirdikleri o ülkede yaşayan ve maddiyata karşı çok
büyük zaafları bulunan söz konusu “habis ur”lardan bir miktar tespit
edip, onları paraya boğmak suretiyle satın alarak onlar aracılığı ile
taarruza geçmeleri yeterlidir. Böylece çok kısa bir sürede o “habis
ur”lar vasıtasıyla o ülkede kardeş kavgaları başlatarak kaos yaratıp
bunun akabinde de o ülkede karanlık emellerini kolayca icra etme alanı
bulabilirler. Bu “habis ur”lar zaten karakteristik yapıları gereği
ellerinde benzin bidonu ile nerede bir kıvılcım görseler orada yangın
çıkartmaya koşarlar. Çıkacak yangının enkazından dahi maddî çıkar elde
etmeyi çok iyi başarırlar.
Bu “habis ur”lar bazen iyilik meleği kılığına bürünerek düşmanlardan
elde ettiği maddi çıkarın cüzi bir kısmını cömertçe sarf etmekte bir
sakınca görmezler. Bazen de etki alanları içerisine almak istedikleri
kişilerin psiko-sosyal yapılarını iyi tespit etmiş olduklarından, inanç
sahasına inerek yalan yanlış din tacirliği bile yaparlar. Kendi
çıkarları söz konusu olduğunda ekmeğini yediği devletin ve milletin
milli ve manevî değerlerini açıkça çiğneyerek yapmadık hokkabazlık
bırakmazlar…Bunlar öylesine pişkin davranışlar sergilerler ki; sebep
oldukları yıkımlar gözlerinin önüne serildiğinde hedef saptırarak
kolayca mevzu ve mevzi değiştirirler…
Dünyada hangi devlet olursa olsun kaçınılmaz bir durum söz konusu
olduğunda cephesi ve düşmanı belli olan savaşların sonuçlarına katlanmak
pahasına çekinmeden savaşa girebilirler. Fakat; nereden, nasıl ve ne
zaman çıkacağı belli olmayan kalleş düşmana karşı savaş söz konusu
olduğunda bir tereddüt geçirileceği muhakkaktır. Çünkü karşıdaki düşman,
sinsi, karşıdaki düşman kalleş ve karşıdaki düşmanın varlığı hissedilir
ama görünmezdir. Her ne kadar asrımızdaki savaşların sonuçlarını askeri
teknolojinin belirlediği yada belirleyeceği söylense de, savaşların
sonuçlarını belirleyen en önemli ve asıl unsur strateji savaşlarıdır. Bu
sebeple dünyadaki küresel güçler askeri harekâtlardan çok önce sözünü
ettiğimiz “habis ur”ları devreye sokarak iç bölünme ve kargaşalıklarla
kendilerine zemin hazırlarlar.
Türk Milleti olarak yıllardır birileri tarafından hep düşmanlarımızı
sınırlarımızın dışında aramaya şartlandırıldık. Bu bir dereceye kadar
doğrudur. Fakat, asıl tehlike ve tehdit'in milletimiz arasından satın
alınarak seferber edilen “habis ur”lar olduğunun da kesinlikle bilinmesi
ve asıl mücadelenin bunlara karşı yürütülmesi şarttır. Tarihte biz
Türklere karşı bu yöntemi en çok kullanan millet de Çinliler olmuştur.
Aynı Çinli’ler artık Türk milletinin hafızasının zayıfladığını ve Bilge
Kağan'ın Orhun kitabelerine kazıdığı nasihatlerini unuttuklarını
düşünmüş olmalılar ki; son yıllarda dünyanın her tarafında olduğu gibi
Türkiye'de de ciddî bir biçimde faaliyet içine girmiş bulunmaktadırlar.
Günümüzdeki Çin saldırganlarının ellerindeki en büyük silâhları ne yazık
ki; Kaleyi Çinlilere içeriden açıvermeyi düşünen ihanet odakları ve
haklı olarak sıkça sözünü ettiğimiz “habis ur”lar olmaktadır. Bu “habis
ur”ların daha fazla çoğalmasına, büyümesine ve milletimize zarar
vermesine mutlaka mani olunmalıdır.
Erciyes’te Çin İşkenceleri Sergisi açıldı
İstiklâl Gazetesi tarafında 17. Erciyes Zafer Kurultayında açılan "Çin
İşkenceleri" Sergisini Kurultaya katılan on binlerce kişi ziyaret etti.
17. Erciyes Zafer Kurultayı Kayseri'de ki Erciyes Tekir Yaylasında
yapıldı. 3 gün süren Kurultay'da İstiklal Gazetesi tarafından da Doğu
Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik yapılan işkenceleri anlatan bir
fotoğraf sergisi açıldı.
Çeşitli işkence fotograflarının yer aldığı sergi büyük ilgi
çekerken, kurultaya katılan on binlerce kişi İstiklâl Gazetesi'nin
çadırını ziyaret ederek, Doğu Türkistan'ın son durumu hakkında bilgi
aldılar.
“Çin İşkenceleri Sergisi”ni on binlerce kişi gezdi
İstiklâl Gazetesi tarafından 17. Erciyes Zafer Kurultayında açılan
"Çin İşkenceleri" Sergisini Kurultaya katılan on binlerce kişi ziyaret
etti.
17. Erciyes Zafer Kurultayı Kayseri'de ki Erciyes Tekir Yaylasında
yapıldı. 3 gün süren Kurultay'da İstiklâl Gazetesi tarafından da Doğu
Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik yapılan işkenceleri anlatan bir
fotoğraf sergisi açıldı.
Çeşitli işkence fotoğraflarının yer aldığı sergi büyük ilgi çekerken,
kurultaya katılan on binlerce kişi İstiklâl Gazetesi'nin çadırını
ziyaret ederek, Doğu Türkistan'ın son durumu hakkında bilgi aldılar.
Ulusal ve Yerel Basın mensuplarının da büyük ilgi gösterdiği sergi
hakkında bir açıklama yapan Gazetemiz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü
Mehmet Emin Batur, Kızıl Çin hükümetinin işgal ettiği Doğu Türkistan'da
halka sadece Müslüman ve Türk oldukları için akla hayale gelmeyen
işkenceler uyguladıklarını söyledi.
En doğal hakkı olan bağımsızlık haklarını dile getiren Doğu
Türkistanlıların, terör devleti olan Çin tarafından tutuklandıklarını ve
bir daha tutuklananlardan haber alınamadığını kaydeden Batur, “ Tüm
dünyanın gözü önünde cereyan eden bu olaylar karşısında daha ne kadar
suskun kalınacak. İçinde Doğu Türkistan'ın olmadığı bir Türk Dünyasından
asla söz edilemez” diye konuştu. Doğu Türkistan'da yaşanan zulmü
yansıtan yaklaşık 150 resimden oluşan Çin mezalimi sergisine yoğun ilgi
olurken, 3 gün açık kalan sergiyi 10 binlerce insan gezdi. Bazı
ziyaretçilerin bayıldığı, bazılarının gözyaşlarını tutamadığı Çin
işkencelerinin fotoğrafları sergisinde yer alan resimlerin birçoğunun
dünyada ilk kez 17. Zafer Kurultayı'nda sergilendiği belirtildi.
İstiklâl Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur, gazetenin henüz iki yaşında
olmasına rağmen Doğu Türkistan Davası'nın dünyaya anlatılmasında büyük
rol oynadığını belirterek, “Doğu Türkistan'da yaşanan insanlık ayıbını
dünyaya duyurabilmek için kısıtlı imkânlarımızla gayret sarf etmeye
çalışıyoruz. Açtığımız sergide bunun bir örneği. On binlerce kadınlı
erkekli kardeşlerimizin sergimizi gezip bizlere destek vermeleri takdire
değerdi. Bu tür etkinliklerimizi ileri ki günlerde sürdürmeyi
düşünüyoruz.” dedi.
Kurultay alanında çeşitli temaslarda da bulunan Mehmet Emin Batur,
Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Cemal Çetin ile de bir süre
sohbet ederek görüş alışverişinde bulundu.
"Çin İşkenceleri" Sergisini ziyaret edenler gözyaşlarını tutamazken,
zaman zaman Doğu Türkistanlıların karşı karşıya kaldığı zulüm
fotoğraflarına dayanamayan ziyaretçiler ise baygınlık geçirdi.
Çin İşkenceleri Sergisi’ni gezen vatandaşlar zulüm fotoğraflarını
görünce baygınlık geçirdi.
Sergiyi ziyaret edenler, Doğu Türkistan hakkında da ayrıntılı bir
şekilde bilgilendirdi.
UYGUR Pilavı beğenildi
17. Zafer Kurultayı'nda dağıtılan Doğu Türkistan
Pilavı vatandaşlardan büyük ilgi gördü.
“Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği” tarafından Doğu Türkistan Uygur
pilavı Doğu Türkistan'ı tanıtmak için mezalim sergisini gezen
vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtıldı. Etli Uygur Pilavını yapan ve
dağıtan genç ustalar Kerim Cengiz ve Osman Ergenekon, havuçlu ve etli
olan pirinç pilavının Doğu Türkistanlı Uygur Türeleri'nin en önemli
yemeklerinden birisi olduğunu belirterek, “17. Zafer Kurultayı'nda
dağıtılan pilavlar vatandaşlardan büyük ilgi gördü. Amacımız davamızı
tanıtmak ve şehitlerimizin ruhuna dua almaktı. Vatandaşlar tarafından
beğenilmesi bizleri ziyadesiyle memnun etti. İnşallah, Doğu Türkistan
tamamen bağımsızlığına kavuşunca milyonlarca insana etli pirinç
pilavımızdan dağıtacağız” diye konuştular.
Batur, Türk Federasyonu Genel Başkanı ile Görüştü
Gazetemiz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Emin Batur, Avrupa Türk
Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Cemal Çetin ile görüştü.
17. Erciyes Zafer Kurultayına katılan Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu
Genel Başkanı Cemal Çetin'i Federasyon çadırında ziyaret eden ve bir
süre görüşen Mehmet Emin Batur, ziyarette çeşitli görüş alışverişinde
bulundu.
Televizyon programlarında Doğu Türkistan konuşuldu
Mehmet Emin Batur,15.07.2006 Tarihinde Kayseri Erciyes Televizyonunda,
Erciyes Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı ile
“Türk Dünyası” adlı programa katılarak Türk dünyasının meseleleri ve Çin
işgali altındaki Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu durum ile ilgili
görüşlerini seyircilerle paylaştı. Doğu Türkistan merkezli devam eden bu
programda Doğu Türkistansız bir Türk dünyasından söz etmenin mümkün
olamayacağını belirten Batur, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehdit
ve tehlikelere de dikkat çekerek Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlık
yolunun güçlü ve kendi milli stratejisini kendisi belirleyen bir
Türkiye'den geçeceğini vurguladı.
Şafak
Radyo’da Doğu Türkistan Programı
Kayseri Şafak Radyo'da 01.08.2006 tarihinde Program yapımcısı Ahmet
Biçer Ceylan ile Doğu Türkistan'da ve Ortadoğu'da yaşanan zulümleri konu
alan bir programa katılan Mehmet Emin Batur Doğu Türkistan'da yaşanan
zulümlerle ilgili olarak dinleyicilere geniş çaplı bilgiler verdi.
Erciyes’in Zirvesi’ne Gökbayrak dikildi
17. Erciyes Zafer Kurultay alanında bulunan bağımsız Türk Devletleri
bayrakları arasına Doğu Türkistan bayrağı olan Gökbayrak’da girdi.
İstiklal Gazetesi olarak MHP’li yetkililerle yapılan görüşme sonunda
Gökbayrak diğer Türk Cumhuriyetleri bayraklar arasındaki yerini alarak
göndere çekildi.
Türkiye'de küçük Tanrı Dağı olarak adlandırılan Kayseri'deki
Erciyes Dağının 3 bin 917 metre yüksekliğindeki zirvesine Doğu
Türkistan'ın bayrağı olan Gökbayrak dikildi.
İstiklâl Gazetesi adına zirveye tırmanan
Dağcı-Fotoğrafçı Bekir Demirağ ve ekibi zirvede Gökbayrağı açarak zirve
anı defterine yazı yazdılar.
Dağcılar, şimdilik Erciyes'in zirvesine dikilen Gökbayrak'ın
en kısa zamanda Doğu Türkistan'da ki Tanrı Dağlarının zirvesine
dikilmesini yüce Mevla'dan dilediklerini belirterek, Gökbayrağı zirveye
çıkarma onuruna ulaştıkları içinde ayrıca İstiklâl Gazetesine teşekkür
ettiler.
Zirve tırmanışına katılan dağcıların isimleri şöyle: Bekir Demirağ,
Nazım Pehlivan, Şükrü Türe, Nurettin Yıldız ve Şenol Cengiz.
Hüseyincan Celil, Özbekistan Hükümeti tarafından Çin'e teslim edildi
Mart ayında Özbekistan'da tutuklanan Kanada vatandaşı Hüsenjan Karim'in
Özbekistan hükümeti tarafından Çin'e teslim edildiği bildirildi.
Hüsenjan Karim'in Kanada'da yaşamakta olan eşi Kamile Tilendibayva'nın
bildirdiğine göre, Kanada Dış işleri bakanlığının bir çalışanı,
Taşkent’teki Kanada diplomatlarının Kanada dış işleri bakanlığına,
Hüsenjan Karim'i Özbekistan hükümetinin Çin'e iade ettiği konusunda
haberdar ettiğini söyledi. Hüsenjan Karim'in ne zaman Çin'e iade
edildiği ise henüz tam olarak bilinmiyor. Fakat yakında Hüsenjan
Karim'in Taşkent'teki akrabaları Özbekistan makamlarının onu başka bir
hapishaneye naklettiklerini bildirmekle beraber onu hangi hapishaneye
naklettikleri ile ilgili malumat vermediklerini bildirmişti.
U
yıl eşi ve üç çocuğu ile Özbekistan'daki akrabaları ile görüşmek ve
hasret gidermek için Özbekistan'a giden Hüsenjan Karim 27 Mart günü
Taşkent'te Özbek makamları tarafından tutuklanmıştı. Kanada hükümeti,
kanada vatandaşı olan Hüsenjan Karim' in Özbek makamları tarafından
tutuklanmasına sert tepki göstererek Özbekistan hükümetinden onun derhal
serbest bırakılmasını talep ederek diplomatik girişimlerini
sürdürüyordu.
Siyasi faaliyetleri sebebiyle 1990'lı yılların ortalarında yabancı
ülkelere kaçmak mecburiyetinde kalan Hüsenjan Karim 2001 yılında
Kanada'ya gelerek siyasi sığınma talebinde bulunmuştu. RFA (Kanat)
Hüsencan Karim Hakkında Yeni Haber
Hükümeti temsilen Başbakan Stefan Harper ve onun parlamentodaki genel
sekreteri Jason Kenney 15.07.2006 tarihinde Rusya’ya gittiler. Bu
yolculuğun maksadı, Temmuz ayının 15 ve 16. günleri arasında Moskova’da
yapılacak olan G-8 üst düzey toplantısına katılmak.“Toronto Yıldızı”
gazetesinin verdiği habere göre, Temmuz’un 17. günü Kanada Başbakanı
Stefan Harper Çin Başbakanı Hujintao ile görüşmesi esnasında Çin
Başbakanından Hüsencan Karim’in güvenlik içinde Kanada’ya iade etmesini
de istemiştir.18.07.2006
Özbekistan hükümetinin Hüsencan Celil'i Çin’e teslim ettiği kesinlik
kazandı.Birleşik haber ajansı Kanada vatandaşı olan Hüsencan Celil'in
Özbekistan'da tutuklanarak Çin'e iade edilmek üzere olduğu konusunda
haberler verildikten sonra 30.06.2006 günü “mosnyus” internet sitesinde
yayınlanan habere göre Özbekistan hükümeti Kanada vatandaşı olan
Hüsencan Celil'i idam edilmesi ihtimali bulunan Çin'e iade ettiklerini
açıkça bildirmiştir.
Söz konusu haberde ifade edildiğine göre Çin hükümeti geçen yıl (2005)
3900 kişiye idam cezası vermiş olup, bunlardan 1770 kişiyi kurşuna
dizmiştir. Çin hükümeti bu kişilere dair haberleri “devlet sırrı” olarak
adlandırmaktadır. Haberden anlaşıldığına göre yine, Uluslararası Af
Örgütü Çin'in Kazakistan tarafından 5. ayda iade edilen bir Uygur ile
Özbekistan'ın bu defa iade ettiği Hüsencan Celil'i serbest bırakmaları
gerektiğini vurgulamıştır.. (RFA-Veli)
Doğu Türkistan’daki ve Çin’deki aydınların yaşam süreleri gittikçe
kısalıyor
Çin içtimai Fenler Akademisi bu yakınlarda Doğu Türkistan’daki ve
Çin’deki aydınlar meselesi hakkında özel olarak mavi kapaklı kitap yayımladı.
Söz konusu “2006 Yılı Mavi Kapaklı Kitap” ta şu anda Doğu Türkistan’daki
ve Çin’deki aydınların en az %70’inin haddinden fazla ruhî baskılar
sebebiyle çöküntü içinde oldukları ve 50 yaş civarlarında hayata veda
ettiklerini ortaya koydu. Pekin’de çıkmakta olan “Kanun Gazetesi”nde
yayınlanan malumatta belirtildiğine göre, şu anda Çin’de iktidar sahibi
kişilerin sayısının hızla azalmakta olduğu bu durum sadece 2005 yılında
Çin ekonomisine 900 milyar yuen tutarında büyük ölçüde bir zarara neden
olmuştur. 10’da
Kanada Çin'deki siyasî tutukluların organlarının alınması ile ilgili
rapor yayınladı
Bağımsız araştırmacılar Kanada Parlamentosunda Çin hükümetinin son beş
yıldan beri Çin hapishanelerindeki siyasi tutukluların organlarını
zorbalıkla alarak para karşılığında satılmakta olduğu konusunda özel bir
rapor yayınladı.
Çin'in bu uygulamasını dünyada eşi benzeri görülmemiş bir tür hırsızlık
ve işlenen çok ağır bir insanlık suçu olduğunu söyleyerek kınadı.
10.07.2006 (RFA-K.Tursun)
Almanya'da siyasî sığınma talebinde bulunmuş olarak ikamet eden Dini
zat Abitjan Mehmut, Çin hapishanesinde yatmakta olan talebesi Ablipiz
Abdurehimin hayatından ciddî derecede endişe duymakta olduğunu beyan
etti.
ETIC-Almanya'da siyasi sığınma talebinde bulunarak ikamet etmekte olan
genç din alimlerimizden Abitjan Damollam (Ağabeytjan Mehmut) Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi’ne verdiği malumatta, 5 yıldan daha fazla
bir süreden beri Çin'in karqanlık zindanlarında işkence çekmekte olan
genç dini zat ve kendisinin doğrudan talebesi Ablipiz Abdurehim'in
hayatından ciddi bir biçimde endişe duymakta olduğunu beyan ederek
Uluslar arası İnsan Hakları Örgütlerine, suçsuz yere 13 yıl süre ile
hapis cezası verilmiş olması sebebiyle hapiste yarı ölü halde yatmakta
olan Ablipiz Abdurehim'in hayatını kurtarmaları çağrısında bulundu.
Abitjan Damollam Yurt içinde tanınmış genç dini zatlarımızdan biri olup,
1990 yılında meydana gelen “Barın Çiftçiler Ayaklanması”nın önderi olan
Zeynidin Yusuf'unda dini eğitim aldığı öğrencilerden biri idi.
Abitjan'ın bildirdiğine göre Ablipiz Abdurehim Kaşgar Yenişehir
nahiyesindeki Barın köyünün (Doğu Türkistan'da iki köyün ismi Barındır.
Birisi Uluğçat nahiyesindedir.) 16.bölge 2. Mahallesinde oturmakta olup,
1997 yılında Çin hükümeti onu “Ağabeyjan Mehmut'un en büyük talebesidir.
Abitjan mehmut ona patlayıcı madde kapsülleri temin etti” şeklindeki
iftira ile tutuklamıtı. Çin polisleri onu hapishanede iken çok şiddetli
işkencelere tabi tutarak “Abitjandan patlayıcı madde kapsülleri aldım”
şeklinde yalan bir itirafname imzalatmaya çalıştıkları sırada ayaklarını
kırarak felç kalmasına sebep olmuşlardır.
13.03.2001 tarihinde bir gizli yargılama yaparak onu, hiçbir delil
olmamasına rağmen “bölücü” yaftasını vurarak 13 yıl süre ile hapis
cezası ile cezalandırmışlardır. Şu anda o Ürümçi vilayetindeki 1.
Bajiahu Hapishanesinin 7.bölüm 9. grubunda yarı ölü halde yatmaktadır.
Ablipiz Abdurehim'in 5 kardeşi, hanımı ve biri erkek ikisi kız olmak
üzere üç çocuğu kendi köylerinde perişanlık içinde yaşamakta olup, Çin
makamları onları Ablipiz Abdurehim ile bir defa dahi görüştürmemiştir.
Bu sebeple onlar Ablipiz'in hayatından endişe duymaktadırlar. Doğu
Türkistan Enformasyon Merkezi, Ablipiz Abdurehim'in durumundan bütün
uluslar arası teşkilatları haberdar etmek için çalışacağını bildirdi.
Alman Hükûmeti Muhtar Tilivaldi adındaki Uygur'u Çin'e teslim etti
Muhtar Tilivaldi Doğu Türkistan'ın Ürümçi şehrinden olup, 1998 yılında
Almanya'ya gelerek siyasi sığınma talebinde bulunmuştu. Bu güne kadar
Almanya'nın Meinz adlı şehrinde yaşamaktaydı. DUK (Dünya Uygur
Kurultayı) Genel sekreteri Dolkun Eysa'nın verdiği bilgilere göre Muhtar
Tilivaldi'nin siyasî sığınma talebi devamlı olarak red edile
gelmekteydi. Sebebi ise, Alman hükümetini kendisinin siyasî kişiliğine
inandıramaması ve tahmini olarak 2001 yılı son olarak siyasi sığınma
talebinin ret edilmesinden sonra şimdiye kadar Almanya'da yasal olmayan
bir biçimde yaşıyor olmasıdır. Muhtar Tilivaldi son red olayından sonra
Alman makamlarına Oturum izni için bir başvuruda da bulunmamıştır.
Haziran ayı içerisinde Alman polisleri tarafından gözaltına alınan
Tilivaldi Çin'e iade edilmeyi reddetmesi ve oturum izni olmadan
Almanya'da yaşaması sebepleri ile hapse atmışlardır. Bu olayı öğrenen
DUK mensupları özel avukat tutarak onun Çin'e iade edilmesini önlemek
için çaba içine girdiler. Bu konuya Uluslar arası Af Örgütü, Tehlike
altındaki milletleri Kurtarma teşkilâtı ve diğer insan hakları örgütleri
de el atarak Muhtar Tilivaldi'nin Çin'e iade edilmesini önlemek için
ortak hareket etmişlerdir. Fakat Alman mahkemelerinin verdiği nihaî
kararı değiştirebilmek mümkün olmamıştır. Muhtar Tilivaldi 13.07.2006
tarihinde öğle saatlerinde iki Alman polisi nezaretinde Uçakla Pekin'e
gönderilmiştir.13.07.2006 (RFA-Ekrem)
Doğu Türkistan'ın Kaba Deryasında Uluslararası Boyutta Büyük Bir
Altın Madeni Bulundu
Aynı zamanda burada Altın rezervinden başka Gümüş ve bakır madenlerinin
de bolca bulunduğu bildirilmektedir. Çin haber ajanslarının Kaba
nahiyesi Komünist Partisi Sekreteri Liyubin’in sözlerini naklederek,
bildirdiklerine göre bu bölgede keşfedilen Altın rezervi miktarının 100
tondan, Gümüş rezervinin 1000 tondan daha fazla olduğunu ve bakır
rezervinin ise, 360 ton olduğu öğrenilmiştir.
Bölge Komünist Partisi Sekreteri Lyubin, haber ajanslarına yine, Doğu
Türkistan'ın Maden kaynakları yönünden oldukça zengin olup, özellikle de
Kaba ırmağındaki maden arama çalışmalarının parlak bir geleceğinin
olduğunu bildirmiştir. Çin'in oldukça büyük kapasiteye sahip olan birçok
fabrikalarının Doğu Türkistan'da her türlü maden arama işlerini ciddi ve
geniş çaplı olarak yürütmektedirler.
Çin makamları yeni keşfettikleri bu maden ocaklarından da 3-4 yıl içinde
yılda 10 ton altın çıkartabilme kapasitesine ulaşmayı planlamaktadırlar.
Bu duruma rıza göstermeyecek olan Uygurlar Çin hükümetinin Doğu
Türkistan'da yürütmekte oldukları sayısız maden açma faaliyetlerinin
çevre koruma maddelerine riayet etmeyerek yürütülmekte olduğunu, böylece
Doğu Türkistan'daki yerli halkların da bu zenginliklerden hiçbir şekilde
faydalanamamakta olduklarını bildirmekteler. 05.07.2006 (Peride)
Uygur Öğretmenlere Çin Dili Engeli
Çin Komünist Partisinin Doğu Türkistan'daki kukla temsilcisi Wang Leguen
“Çift dilde eğitimi güçlendirme” konusundaki konuşması sırasında “Bundan
sonra çift dil bilmeyenler öğretmenlik yapamayacak” diye sert bir
açıklamada bulundu. Devam-Bununla beraber bütün “azınlık millet”
öğretmenlerine çift dil bilme mecburiyeti getirerek “Öğretmenlik Liyakat
karnesi olmayanların öğretmenlik yapma yetkisi yoktur. Diyerek, bu
karneye sahip olmak için bütün öğretmenlerin mesleki seviye imtihanından
başka Çin dili seviye imtihanlarında üst derecelerde başarılı olma şartı
da getirildi. Bu uygulama neticesinde şimdiye kadar Uygur milli eğitim
saflarında görev yapmakta olan çok sayıda Uygur öğretmenler işlerinden
ayrılmak zorunda bırakıldılar. Uygur okullarındaki öğretmenlerin kasıtlı
olarak işlerinden el çektirilmesi sonrasında meydana gelen öğretmen
açığını kapatmak için Çin'den Çinli öğretmenler getirerek istihdam
etmektedirler.
Bu aşamadan sonra da kasıtlı olarak bütün ilk ve ortaokul derslerinin
arasına Çinlilerin uydurma olarak ve Türk tarihini çarpıtarak yazdıkları
“Sinkiang Tarihi” olarak adlandırılan dersi yerleştirip bu özel ders
vasıtasıyla Uygur çocuklarına küçük yaşlardan itibaren Çin'e “ana
vatanım” demeyi, Doğu Türkistan'ın da ezelden beri Çin'in ayrılmaz bir
parçası olduğunu öğretmeye başladılar.
Aksu Vilayeti Yeni Pazar'da yerleşik Uygurlar göçe zorlanıyor
Doğu Türkistan'ın Aksu şehrinde Çin hükümeti Çin bölgelerinden gelen
sermaye sahipleri ile birlikte hareket ederek şehirlerde yerleşik
Uygurları evlerinden çıkartarak, kadim Uygur mahallelerini yıkıp onun
yerine Çin'den getirilen Çinli göçmenlerin istifade edecekleri ve
yerleşecekleri çok katlı binalar ve iş merkezleri kurmaktadırlar. Yeni
aldığımız habere göre Doğu Türkistan'ın Aksu şehrinde birkaç yıldan beri
Çin hükümeti bazı Çin bölgelerinden gelen sermaye sahipleri ile birlikte
hareket ederek şehirlerde yerleşik Uygurları evlerinden çıkartarak,
Kadim Uygur mahallelerini yıkıp onun yerine Çin'den getirilen Çinli
göçmenlerin istifade edecekleri ve yerleşecekleri çok katlı binalar ve
iş merkezleri kurmaktadırlar. Çin devletinin bu türden uygulamaları
Uygur halkının bütün tepkilerine ve karşı çıkmalarına rağmen bütün hızı
ile devam etmektedir. İsminin açıklanmasını istemeyen bu şahsın
bildirdiğine göre yine bu yakınlarda Uygurların yoğun olarak yerleşik
bulundukları Aksu vilayetinin Yeni Pazar semtinde hükümet Uygurları göçe
mecbur ederek halkın evlerini yok pahasına kapatarak onları, ulaşım ve
geçimin çok zor oluğu şehir dışındaki eski hava alanı civarına
yerleştirmektedirler. Hükümet bu istimlâk olayına olumlu cevap veren
birkaç kişiyi sözde mükâfatlandırırken, karşı çıkanları ise işten atma
ve hapse atma baskıları uygulayarak cezalandırarak evlerini ellerinden
aldılar. Zorla Uygur halkının ellerinden aldıkları alanlara Çinlileri
yerleştirirlerken mağdur edilen Uygur halkının ise ellerindeki parayla
tekrar bir ev alabilmesi tamamen imkânsızdır. (RFA)
Çin'in
Doğu Türkistan Millî Maarifini Çinlileştirme
Politikasının Neticesi
İşgal altındaki Doğu Türkistan'da Çinli’lerin tesis ve ilân ettikleri
sözde Milli Maarif Bakanlığı’nın 26.06.2006 günü yayınladığı “Otonom
bölge azınlık milletler çift dilde (Çince ve Uygurca) eğitim ve öğretimi
güçlendirme hakkında düşünceler” adlı dâhili bildiride açıklandığına
göre, Çin hükümeti Doğu Türkistan'ın köy ve kasabalarında “Çift dilde
eğitim”i güçlendirmek için 2006 yılından başlayarak 2010 yılına kadar
toplam 430 milyon yuen meblağ ayırmıştır. 2000 yılından başlayarak Çin
Komünist Partisi ve hükümet birimleri Doğu Türkistan'da “Çift dilde
eğitimi ıslah etme” adı altında yürüttükleri maarifi Çinlileştirme
hareketini daha da güçlendirdiler. Yani onlar çift dilde eğitimi büyük
güç sarf ederek yoluna koyma gayreti çerçevesinde İlköğretimin birinci
sınıfından itibaren Çin dili ile eğitimi yerleştirdiler. Daha açık bir
ifade ile bütün derslerle beraber tabii fen derslerini Çince okutma, ona
ilaveten ana dil adı altında Uygurca ya da başka azınlık milletler(!)
dil ve edebiyat derslerini koymak gibi büyük değişiklikler yaptılar.
Daha doğrusu, Doğu Türkistan'daki Üniversitelerde mevcut bütün temel
dersler Çinlileştirildikten sonra 2006 yılının sonuna kadar ilk, orta ve
liselerin tamamını Çin okulları ile birleştirme kararı aldılar.
Çinli’nin Kötüsü Bingtuenli
Doğu Türkistanlılar arasında “Çinlinin kötüsü Bingtuen’li olanı”diye bir
söz vardır. 50 küsur yıldan beri Doğu Türkistan halkının başına büyük
belâlar getiren ve “Üretim ve İnşaat Bingtueni” olarak adlandırılan
birime halkımız tarafından bu isim verilmiştir.
Bingtuen’in bütün tuan- alanları birleşmesindeki “Halk askerleri” ise,
Doğu Türkistan milli hareketler ve halk isyanlarının acımasızca
bastırılmasında doğrudan aktif rol oynaya gelen bir cellâtlar
birliğidir. Mesela Bingtuen Birliğindeki halk askerlerinin Çin’in polis
ve askerleri ile uyumlu olarak 1980’li yılların başlarındaki “Kaşgar
Olayı”,”Kargalık Olayı”, 1990 yılındaki “Barın Olayı”, 1997 yılındaki “5
Şubat Gulca Olayı”… olmak üzere büyüklü küçüklü halk isyanları ve milli
hareketleri çok kanlı bir biçimde bastıra geldikleri halkımız tarafından
bilinen bir gerçektir. Fakat Uygur halkı tarafından lânetlene gelen bu
faşist birlik Bingtuen önderleri tarafından her zaman ödüllendirilmekte
ve taltif edilmektedir.
“Tiyanşan Haber ağı”nın 20.07.2006 tarihinde verdiği Bingtuen
bünyesindeki 89. Tümenin başkanı Bufuming’in bu tümendeki halk
askerlerini (Silahlı Çiftçiler yada silahlı milisler) para ve maddi
emtialarla mükâfatlandırarak hatırlarını sorduğunu beyan etmiştir (ETIC)
Kırgızistan'daki Uygurlar Çin Büyükelçiliği önünde protesto
eylemi yaptı
Kırgızistan'daki Uygurlar Bişkek'teki Çin Büyükelçiliği önünde protesto
eylemi yaparak Çin hükümetinden Rabiye Kadir'in çocuklarını ve
Hüseyincan Celil'i serbest bırakmasını istediler. Göstericilerin
arasında Hüseyincan Celil'in eşi Kamile'nin Kırgızistan'daki akrabaları
da mevcut olup, onlar Çin Büyükelçiliği önünde “Biz Uygur halkının
haklarını çiğneyen Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın politikalarını
protesto ediyoruz.” İbarelerinin yer aldığı pankartlar taşıyarak,
“Hüseyincan Celil serbest bırakılsın”, “Rabiye Kadir'in çocukları
serbest bırakılsın”, “Uygurlara özgürlük”, “Yaşasın demokrasi, Yaşasın
Özgürlük” sloganları atıldı.05.07.2006 (RFA-Tursun İslam)
Çin'den kalleşçe bir uygulama
Doğu Türkistan'dan aldığımız bilgilere göre Çin'den Doğu Türkistan'a
gelen bir takım güdümlü ve Çin devletinin karanlık emellerinin taşeronu
olan kişiler Uygur çocuklarını her türlü yöntemlerle kandırarak Çin'in
içeri bölgelerinde hırsızlık, bozgunculuk gibi olaylarda
kullanmaktadırlar. Uluslar arası kamuoyunda insan ticaretinin
engellenmesi ve sert darbe vurulması gerektiğinin vurgulandığı bir
dönemde Çin haber ajanslarında Çin şirketlerinin Peyzabattan yaş
ortalaması 19 olan 200 Uygur kızını Tiyenjin’e (Çin'de bir bölge)
götürdüklerinin haberleri verilmektedir.
Bu tür uygulamaların yıllardır devam ettiğini bildiren görgü şahitleri
Doğu Türkistanlıların körpe dimağlarını aldatarak kaçırıp her türlü
insanlık dışı emellerine alet etmektedirler. Bu icraatların temelinde,
Çin Komünist Partisi üst düzey idarecilerinin Doğu Türkistan ve Doğu
Türkistan halkına yönelik politikalarının yattığını söylemek gerekir.
Çinli’leri Kovup Doğu Türkistan’ı Özgürleştirelim–2
Geçen Sayıdan Devam-Bakalım o zaman Doğu Türkistan halkımı zarara
uğrarmış yoksa Çinliler mi kendi talan etme faaliyetlerinin önü
tıkandığı için etkilenirlermiş bunu açıkça görebiliriz. Demir yolu da
aynı, Nur Kabilde öyle! Bu yolları “Sinkiang'ı Kalkındırmak için yaptık”
şeklindeki yalancılıkları ortaya çıkar ve “her millet halkının menfaati”
denilen sözü “Çinliler” anlamında “her millet halkının bütün menfaati”
denilen sözü de “Çinli işgalcilerin milli menfaati” olarak anlarsanız
doğru anlamış olursunuz.
Piçan-Turfan bölgesindeki büyük nahiye olarak kabul edilir. Çin
saldırganları Piçan'ı işgal ettikten sonra Uygur Çiftçilerin toprak ve
arazilerini, ev-barklarını sahiplenmenin dışında maden bölgelerini de
sahiplendiler. Piçan sınırları içinde binlerce yerde petrol kuyuları
açarak petrol ve doğal gazlarımızı da talan ederek Çin Seddi'nin ötesine
(Çin'e) taşımaktadırlar. Turfan 'ın uzun lifli pamukları, üzümü, Kavunu
ve sebzelerinden başka işgalci Çinliler, Petrol, doğal gaz, kömür,
altın, demir, mermer, kalay, nitrat,(KNO3) bor (element rumuzu B) başta
olmak üzere 65 türlü maden zenginliklerimizi talan ederek Çin Seddinin
ötesine taşımaktadırlar.
Turfan 'daki Petrol rezervi 1 milyar 575milyon ton, doğal gaz rezervi
365 milyar metre küp, Çinliler Turfan Petrol sahasından yılda 5 milyon
ton petrol ve 500 milyon metre küp doğal gazımızı gasp ederek Çin'e
taşıyorlar. Turfan 'dan Çinlilerin talan etmekte oldukları kali nitrat
ve natri nitrat'a benzer madenler arasında dünyada 2. sırada
gelmektedir. Bu kıymetli tuzların hepsini Çinli teröristler Çin Seddinin
ötesine taşımaktadır! Turfan'daki kömür rezervi 13 milyon 400 bin ton
olup, onu da trenlerle hemen her gün Çin’e götürmekteler.
Turfan Uygurları uzak tarihimiz süresince kendi çapında medeniyetler
oluşturmuş olup, bunların arasında mimari üslup'ta Turfan 'ın coğrafi
alandaki özelliğini yansıtmaktadır.
İli vilayeti Çapçal nahiyesinin güney doğusundan doğuya doğru uzanan
Tanrıdağı sıra dağlarından (731, 734, 735.. olmak üzere numaralandırılan
maden bölgelerinden) kömür, uranyum ve daha başka renkli metalleri gasp
ederek atom bombası yaparak Lopnur nükleer deneme alanında(!) 50'yi
geçkin sayıda atom denemesi yaparak Tarim vadisini merkez kabul ederek
Orta Asya ve Tibet başta olmak üzere ekolojik dengesini ağır derecede
bozarak halkımızın başına belalar gelmesine sebep oldular.
Geçen yıldan başlayarak Turfan nahiyesi sınırları içinden uranyum madeni
keşfederek bu uranyum madenlerini çıkartmaya başlamış olup, bu
uranyumları işleyerek atom bombası yapını hızlandırarak Orta Asya ve
dünyadaki birçok devletleri tehdit etmek suretiyle işgal etmek ve
böylece dünyada en başta gelen bir terörist devlet olmaya çalışmaktadır.
06.08.2005 tarihinde akşam saatlerinden başlayarak Turfan 'da 26 saat
süreyle aralıksız yağmur yağması sebebiyle sel felaketi meydana gelmiş
olup, Turfan vilayetinin Karahoca köyündeki 230 Uygur ailesinin
ev-barkları ve ekili arazileri sel suları altında kalarak tarumar oldu.
Tabii olarak bu sel felaketi sırasında genellikle Uygur aileler maddi
zarara uğradığı için işgalci Çin hükümeti hiçbir şekilde yardım etmedi.
Ulu Allah bizlerin yardımcısı olsun, Amin!
07 Ağustos 2005 günü Turfan 'da meydana gelen sel felaketi sırasında
sele kapılarak yıkılan köprüden bir görünüş. Bu sel felaketi sırasında
Çin'den vatanımıza ulaşan demir yolu çevre yolunun bir kısmı da
yıkılarak işgalci Çinlilerin talan etme faaliyetlerinin hızını
kesmiştir.
Sel felaketi sırasında evleri ve arazileri zarar gören Uygur çiftçi
kadının kaygılı hali.
Uygur halkına felaketler hep ardı ardına geldi. Mihriban, şefkatli ve
kadir Allah, ecdatlarımızın ve bizlerin bilerek yada bilmeyerek
işlediğimiz günahlarımızı affet.
Senin bizlere bahşettiğin bu mukaddes topraklardan seni kutsal kitabın
Kuranı kerimi inkâr eden, sana sığınan ve sana kulluk etmek için direnen
Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Tacik olmak üzere Müslümanlara
zulmederek katletmekte olan işgalci, kâfir Çinlileri kovmak için cihad
etmeyi nasip eyle. Kadir Allah her şey sana kolaydır. Mazlum halkımızın
dualarını kabul et! Amin!
Astana asri mezarlığı Turfan vilayetinin 40 km. doğusunda olup, eski
İdikut şehrinin kuzey-batısına yerleşmiştir. Doğudan batıya 5 km,
güneyden kuzeye olan genişliği 2 km.dir. Bu kabristan'a İdikut Uygur
devletinin hakanları ve halk defnedilmiştir. İşgalci Çinliler utanmadan
“Astana asri mezarlığı mumya ve cesetleri Çin'e aittir” diyerek var
güçleri ile propagandalar yürütmektedirler. Çin JKP teröristleri “Bu
kabristanlıktan bulunan mumya ve cesetlerin çoğu kısmı Çin'in, kalanlar
Koşlar, Türkler, Hunlar ve yüksek arabalılar (Kangillar)'ın idi, demek
oluyor ki, İdikut Uygur halkının temeli Çinli idi, her milletle beraber
bir arada idi” diyerek insanın midesini bulandıran ve hiç bir mantığa
sığmayan sahtekârlıklarla meşgul olmaktalar. Aşağıdaki Çince internet
sitesini açacak olursanız Çinli işgalcilerin ne diye saçmalamakta
olduklarını görürsünüz. http://www.vacationcn.com/chinese/tese/luxian/tianshan.htm
Yalkundağ, Tanrı dağlarının torunu olup, 140 milyon yıl önce
şekillenmiştir. Doğudan batıya doğru olan uzunluğu tahmini olarak 100
km, Güneyden kuzeye doğru genişliği ise 10 km. olup, en yüksek yeri 831
metre, deniz seviyesinden yüksekliği 500 metredir. Nemlilik oranı az,
güneş ışığını oldukça çok güçlü alan, üstü düz, mineral terkibi kırmızı
renkte olduğundan Uygur halkı onu Kızıl dağ olarak adlandıra gelmiştir.
Yaz günleri Turfan bostanlıklarından Kızıl dağa bakacak olursanız tıpkı
tavlanmış tandır gibi güçlü ışıltısının bütün dağ yüzeyine çarparak
parlamakta olduğunu görürsünüz. Bu hadiseye göre halkımız bu dağı
“Yalkundağ” olarak adlandırmıştır. Çinli işgalciler Yalkundağ'ın ismini
Uygurlardan sorarak öğrenip “Huyanşang” diyerek şimdilerde yabancılara
vatanımıza saldırarak gelmekte olan Çinlilere ve Doğu Türkistan'daki
gençlere “Huyansen” şeklinde Çince isminin propagandasını yaparak bu
dağı kendilerinin olarak göstermenin çabası içindeler.
Kaynak:http://xitayterrorchilar.blogspot.com/
Uygurcadan Çeviren: Mehmet Emin Batur
TÜRK DÜNYASI
“Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi” Başkanlık Ofisinden Basın
Açıklaması
Babek qala qurultayı arefəsinde tutuqlanan milletçilerle bağlı GAMOH
Başqanlıq Ofisinin basın açıqlaması
Müge Çetinkaya’nın Haberi-Bu il ulu ve ebedi milli qehremanımız Babek`in
doğum gününü ezizlemekle illik milli qurultay keçirmek isteyen, 35
milyon Güney Azerbaycan Türk ulusun qayğısın çeken şerefli hereketçi
milletçilere qarşı en çirkin ve ortaçaq modelli yöntemlerle o cümleden
on minler en ağır silahlarıla hazır durumda olan İran fars faşizmin
ordusu, Babek qalasını sanki bir savaş alanına çevirmişdir. Babek
qalasının bütün çevresini quşatmaya (muhasireye) alan faşist fars
ordusu, habele qalaya geden bütün yolları ve ara yolları bağlayan polis
memurları tüm girişlerin önünü almışlardır. 21.ci yüzilde bütün insani
haqlarından mehrum edilen 35milyon Güney Azerbaycan Türk ulusu, haqlı
ses ve harayını şeherlerden uzaq qaradağ dağlarında yerleşen Babek
qalasında bele yığıncaq keçirmeleri uyğulanan şiddetli yöntemlerle önü
alınır! Babek qala qurultayına getmekde fars faşıst hakimiyeti gizli
servisi terefinden tutuqlanan milli fealımız Emir bey Bennaye Kazemi,
ağır işkencelerden saqlığı ciddi şekilde zerer deydikden sonra Tebriz`in
imam xestexanasında iranın gizli servisinin şiddetli kontrolunda tedavi
halındadır.
Habele Güney Azerbaycan milli herekatın aktıv feallarından babek qala
qurultayı erefesinde Tebriz, Erdebil, Urmu, Zengan, Marağa, Sulduz,
Culfa, Salmas ve Tehran şehrlerinde tutuqlanan Mehendis Qulamriza bey
Emani, Abbas bey Leysanlı, Elçin bey Hatemi ve Cavab bey Abbasi,
Mehendis Hesen bey Raşidi ve .... en ağır durumdadırlar.
GAMOH Avrupa Teşkilatı olaraq bir kez daha uluslar arası insan haqları
qoruyan bütün qurum quruluşları, İranın qeyri insanı ve anti demokrat
siyasetine qarşı gereken girişimlerde bulunmaları ile tutsaqlarda
saxlanılan milli feallarımızın derhal buraxılmalarını, insanlıq adına
çağırır, İran`ın fars faşıst hakimiyetini şiddetle qınayırıq.
Güney Azerbaycan Türk Ulusunun İstediyi Qurtuluş Dilegi ile
GAMOH Başkanlık Ofisi Müdürü Aydın Karahanlı
İran Mahkemelerinden Akıl Almaz İstekler
Haziran ayında başladığı açlık greviyle milli taleplerini dile getiren
Cavad Abbasi, 45 gündür, uluslararası kanunların tersine işlemlere maruz
kalarak hapis tutuluyor. Aynı ayın son günlerinde, İran İslam
mahkemelerinde yargılanan Abbasi hakkında, zindan cezası çıkarıldı.
Sağlık durumu, son bir aydır yaptığı açlık orucuyla iyice bozulan milli
hareketçinin, hakkında kesinleşen zindan cezasını çekmekten kurtulması
için oniki bin dolarlık harç, mahkeme tarafından istenmiştir. Güney
Azerbaycan milli hareketinin yılmaz savaşçısı Cavad Abbasi`nin
yargılanma sebepleri; Azerbaycan Türk milliyetçiliği yolunda telkin
yapmak, Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin propagandasını
üstlenmek, İran devletinin aleyhine baş kaldırmak olarak açıklanmıştır.
İran Fars hakimiyetine karşı, Güney Azerbaycan davasını savunan milli
hareketçilerden Mesud Sabir`in ise, Tebriz`deki iş yeri yağmalanmış,
özel eşyalarına el konularak Ettealat (İran İslam Cumhuriyeti`nin gizli
servisi) binasında sorgu altına alınmıştır. Milli hareketçilerin yasal
haklarını savunmayı gönüllü olarak üstlenen avukat Salih Kamrani`nin de
tutukluluk hali devam etmekte olup, İran rejimine karşı bölücülük suçu
işlediği ithamıyla yargılanmaktadır. Cavad Abbasi`den mahkemece talep
edilen oniki bin dolarlık harç, Kamrani`nin serbest bırakılması için de
istenmiştir. Milliyetçi gençlerden Ali Badali ise, Tahran yakınlarındaki
Evin hapishanesinde, sorgulama süreci atlanarak tutuklu bulunmaktadır.
Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin Bakü temsilciğinin basın
sorumlusu Ağrı Karadağlı da, geçtiğimiz ay fiziksel saldırıya uğramıştı.
Bakü sahilinde gezintide olduğu sırada, kimliği belirsiz üç kişi
tarafından Farsça sövülerek üzerine saldırılan Karadağlı, vücuduna
aldığı yaralardan dolayı Birleşmiş Milletler Teşkilatına rapor verdi.
İran rejimi tarafından başına bedel biçilen Karadağlı`nın, İran`da
tutuklanan ağabeyi Alpay Karadağlı da işkence görerek cezaevi günlerini
tamamlamaktadır. Kuzey Azerbaycan ve İran dışındaki diğer ülkelere
çıkmış olan milli hareketçilerin, geride bıraktığı kardeş, ana, baba ve
bütün akrabaları hakimiyetin kuvvetlerince sırayla gözlem altına
alınmaktadır. Alpay Karadağlı da, Güney Azerbaycan milli uyanış
hareketinin aktif üyelerinden biri olan kardeşinin bedelini içeride
ödemektedir.
Urmu Üniversitesi`nde Çaşıt (Ajan) Parmağı
Mayıs ayında, İran adlı ülkenin resmi yayın organı İran-ı Cuma
gazetesinde Türkleri aşağılayan karikatürlerin yayınlanmasının ardından,
ayaklanan milyonlarca Güney Azerbaycanlı milliyetçinin arasına rejim
ajanlarınca nifak sokulmakta olduğu bildirildi.Güney Azerbaycan milli
uyanış hareketinin ilgili birimlerine gelen bilgilere göre ; Milli
tepkinin kaleleri olan üniversitelerden Urmu Üniversitesi`nde, son
günlerde sahte imzalar ile milli hareketçilerin aleyhine, hayal ürünü
yazılar yazılarak dağıtılmaktadır. Birbirine düşen milliyetçi
öğrenciler, bunun hâkimiyetin ajanlarınca tertiplenmiş bir oyun olduğunu
anlamaları üzerine harekete geçerek basın açıklaması hazırlamışlardır.
Kırım'da Etnik Gerginlik
Ukrayna'ya bağlı Kırım'da yaşayan Kırım Türkleri, Bahçesaray'da
Azizler Mezarlığı olarak bilinen ve bir türbenin de bulunduğu alana
büyük bir alış veriş merkezinin yapılacağını öğrenmeleri üzerine, bunu
protesto etmek için miting düzenledi.
Tarihi türbe ile minberlerin bulunduğu Azizler Mezarlığı olarak bilinen
yer, Kırım Türklerinin 1944 yılında topyekün sürgün edildikten sonra
Ruslar tarafından halk pazarı olarak kullanılmaya başlanmıştı. Kırım
Türkleri için kutsal bir mekan olarak bilinen Azizler Mezarlığı'nın
Ukrayna Kanunlarına göre tarihi eser olması sebebiyle Kırım Türklerine
verilmesi gerekiyordu. Ancak, bugüne kadar yapılan başvurulara rağmen
mezarlığın Kırım Türklerine iade edilmediği belirtiliyor.
Azizler mezarlığının geri verilmesini isteyen Kırım Türklerinin, miting
için toplandığı alanda Ukrayna Polis Komandolarının güvenlik önlemleri
aldığı, ancak mitingi sabote etmek isteyenler arasında yaşanan gerginlik
üzerine büyük olaylar çıkabileceği gelen haberler arasında.
Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Seydişehir Şube Başkanı
Mustafa Sarıkamış konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ”Ukrayna ile 1991
yılında yapılan anlaşma gereği ibadethanelerin gerçek sahiplerine
verilmesi gerekmektedir. Kırım'da yaşayan yaklaşık 400 bin Kırım
Tatar-Türkü dillerinden ve dinlerinden uzaklaştırıldılar. Şimdi
ibadethanelerimizi, tarihi yerlerimizi geri istiyoruz. Bu konuda duyarlı
tüm kardeşlerimizden manevi destek bekliyoruz” dedi.
KIRIM MÜFTÜSÜNÜN GÖRÜŞÜ
Kırım Müftüsü Hacı Emirali Ablaev, Bahçesaray'daki pazarın olduğu yerde
Müslüman türbe ve kabirlerin bulunduğuna dair ellerinde yazılı
belgelerin olduğunu belirterek “Bahçesaray pazarının bulunduğu yerde 300
kadar Müslüman defnedilmişti” dedi.
Denktaş: "KKTC yıkılmamak üzere kuruldu”
Rauf Denktaş’ın tartışmaya sunduğu “KKTC’nin 20 Temmuz 2006 Bildirisi”ne
bazı sivil toplum örgütleri de imzalarıyla destek verdi. Lefkoşa’daki
Saray Otel’de toplanan sivil toplum örgütü temsilcileri, Denktaş’ın
bizzat okuyarak görüşlerine sunduğu bildiriye imza attı.
KKTC’nin 1.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, federasyon formülünü 20 yıl
müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs'ı almaya niyeti olduğunu
anladığı an devleti kurduğunu belirterek, "Bu devlet, yıkılmamak üzere
kuruldu" dedi.
Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreterinin Siyasi İşler
Yardımcısı İbrahim Gambari’nin gelişiyle ortaya konulan formülün
tehlikeli ve olumsuz olduğunu ifade ederek, bu toplantıyı da bu
tehlikelere dikkat çekmek ve halkın ne düşündüğünü ortaya koymak için
düzenlediğini kaydetti.
Gündeme geldiği günden beri, bildirgenin ’20 Temmuz kutlamaları için
KKTC’ye gelecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir tertip’
şeklinde nitelendirilerek, çeşitli spekülasyonlar yapıldığına işaret
eden Denktaş, "Erdoğan’a, havanın ne olduğunu görme imkanı sağlayacağız.
Erdoğan’ın da vereceği mesajlar vardır. Dinlemeye hazırız" dedi.
"GERİYE GİDİŞİ ENGELLEMEK LAZIM"
Rauf Denktaş, Gambari’nin gelişinin halka yeni bir şey varmış gibi lanse
edildiğini belirterek, "Yeni bir şey yok, geriye gidiş var.Bu geriye
gidişi engellemek lazım" diye konuştu.
Denktaş, "Devletin doğuşu, bir çocuğun doğuşuna benzer. Devlet de
yıllarca süren sancı ve kanla doğar. Sizin de şehidinizle katkınız var.
Böyle kurtulduk, böyle kurulduk" değerlendirmesini yaptı.
Federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs’ı
almaya niyeti olduğunu anladığı an devleti kurduğunu dile getiren
Denktaş, "Bu devlet, yıkılmamak üzere kuruldu. Biz Rum’a teslim
olamayız. Türkiye’nin olmayacağı bir ortamda Rum’un ne yapacağını
bilmezsek, yuh olsun bize. Devlete sahip çıkmak lazım. Dünyaya da bunu
duyurmak lazım" dedi.
Herkesin barış istediğini, ancak yeniden yıkılmayacak barış istendiğine
işaret eden Denktaş, "Barışı önlemek için değil, kalıcı barış için
mücadele ediyoruz. Kıbrıs’ı Türkiye’nin önüne koymak büyük bir
kalleşliktir. Bu, Türkiye’yi parçalamak için bir oyundur. Bu tehlikeden
süratle kurtulmak lazım" ifadesini kullandı.
Yunanistan, 'Müslümanlara haksızlık yapmaktan
AİHM'de MAHKUM OLDU
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Batı Trakya İskeçe seçilmiş
müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yaptığı iki başvuruyla ilgili Yunanistan'ı
mahkum etti. (13 Temmuz 2006 Perşembe)
AİHM, Yunanistan'ın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) din ve
vicdan özgürlüğüyle ilgili 9. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.
Para cezasına gerek görmeyen AİHM, Yunanistan'ın, mahkeme masrafı olarak
yaklaşık 3 bin avro ödemesini kararlaştırdı.
Batı Trakya Türkleri`nin lideri Dr. Sadık Ahmet Anıldı
Hayatını Batı Trakya Türkleri için mücadeleye adayan, bu uğurda birçok
kez hapis yatan ve şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dr.
Sadık Ahmet anılıyor.
7
Ocak 1947 yılında, Gümülcine vilayetinin küçük Sirkeli köyünde dünyaya
gelen ve Batı Trakya Türkleri ve onların sorunları için mücadele veren
Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi`nin kurucusu Dr. Sadık Ahmet, ölümünün
11. yıldönümünde törenlerle anılıyor. Sadık Ahmet`in Gümülcine`de
Kahveci Mezarlığı`ndaki kabri başında düzenlenen törene, Devlet Bakanı
Mehmet Aydın ile Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer katıldılar.
Merhum Sadık Ahmet`in eşi Işık Ahmet ile oğlu Levent ve kızı Funda`nın
yanısıra azınlık milletvekili İlhan Ahmet, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü
İbrahim Şerif ile çok sayıda Batı Trakyalı Türk`ün de izlediği törende,
saygı duruşunun ardından Sadık Ahmet`in yaşamı boyunca verdiği
mücadelelerle ilgili konuşmalar yapıldı ve dualar okundu.
Devlet Bakanı Aydın, törende yaptığı konuşmada, merhum Sadık
Ahmet`in ``İdeal ile gerçeği birleştiren bir dava adamı olduğunu``
söyledi. Sadık Ahmet`in, yaşamı boyunca Türk azınlığın hakları için
verdiğimücadelede çok önceden görülmesi gerekenleri gördüğünü belirten
Aydın,``Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türk azınlığı davasının bayrak
ismidir.Zaman, onun haklılığını ortaya çıkardı. Türk azınlığın, bugün
Sorunlarının daha çok farkına vararak kendi davasına sahip çıkmasında,
Dr. Sadık Ahmet`in payı büyüktür`` dedi. Aydın, Batı Trakya Türk
azınlığı konusunun Türkiye`de siyaset üstü bir konu olduğunu ve tüm
siyasal çevreler tarafından desteklendiğini belirterek, ``Sizin
sorunlarınız bizim sorunlarımızdır. Türkiye`de herkes Batı Trakya`da
insan hakları eksikliği olmamasını gönül birliğiyle arzu ediyor`` diye
konuştu. Dr. Sadık Ahmet`in ruhuna mevlit okundu. Bu arada Aydın,
törenden önce Sadık Ahmet`in annesini evinde ziyaret ettikten sonra,
Rodop Valisi Aris Yannakidis ile Rodop Milletvekili İlhan Ahmet ve
Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif`ede nezaket ziyaretlerinde
bulundu. En son 1990 yılında Batı Trakya Türklerine Türk dediği için 2
ay hapis yatan Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet 1995
yılında şüpheli bir trafik kazasıyla hayata gözlerini yumdu.
Ezan sesine karşı 35 bin kişi imza attı
Aşırı milliyetçi Ataka Partisi, başkent Sofya’daki camiden okunan ezan
sesinin kaldırılması için başlattığı imza kampanyasını 35 bin kişinin
desteklediğini açıkladı.
Bulgar medyasındaki haberlere göre, partinin belediye meclisine
gönderdiği bir mektupta caminin hoparlörlerinin tamamen kapatılmasını
istedi.
Partinin lideri Volen Siderov, birçok ülkede ezanın protestolar
nedeniyle kaldırıldığını ile sürdü. Cami etrafında çadır kuran Ataka
üyeleri mayıs ayının sonundan itibaren imza topluyor.
M. Necati Sepetçioğlu dualarla uğurlandı
Hocaların hocası, çağımızın Dede Korkut’u, M. Necati Sepetçioğlu’nu
sevenleriyle birlikte son yolculuğuna uğurladık. Sepetçioğlu’nun
cenazesi, Karacahmet Mezarlığı’nda dualarla toprağa verildi.
Eserleriyle bir nesile hocalık eden Çağımızın Dede Korkut’u Mustafa
Necati Sepetçioğlu Türk fikir ve edebiyat dünyasından pek çok kişinin
iştirak ettiği bir törenle toprağa verildi.
Sevenleri ve talebeleri Sepetçioğlu’nu son yolculuğuna uğurlamak için
Üsküdar Bağlarbaşı’ndaki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi
Camii’ndeki cenaze töreninde buluştu. Cenaze namazını kıldıran Prof. Dr.
Bayraktar Bayraklı, Sepetçioğlu’nun Türk kültürünün çınarlarından biri
olduğuna vurgu yaparak, “Milletin kültürünü ayakta tutan çınarlar zamanı
gelir arkalarında ölümsüz eserler bırakarak ayakta ölürler” dedi. Prof
Bayraklı konuşma sonunda cemaatten helallik istemesinin ardından
Sepetçioğlu’nun Türk Bayrağı’na sarılı naaşı dua ve tekbirlerle cenaze
arabasına taşındı. Sepetçioğlu’nun cenazesi, daha sonra götürüldüğü
Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedildi. Defin sonrasında Kur’an-ı Kerim
okunmasını müteakip eşi Muazzam Gülşen Sepetçioğlu ve yakınları
taziyeleri kabul etti. Cenazeye eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek,
Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof Dr Turan Yazgan, Prof. Dr.
Mustafa Kafalı, MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu’nun da aralarında
bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.
ITC lideri Ergeç'e suikast girişimi
15 Temmuz tarihinde Kerkük'ün Bağdat yolu caddesinde düzenlenen bir
terör eylemi, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Sadettin Ergeç'i hedef
alınmasına Türkmenlerin tepkisi sürüyor. Terör saldırısında yara almadan
kurtulan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Doktor Saadettin Ergeç'e geçmiş
olsun ziyaretleri sürüyor. Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Milletvekili
Doktor Saadettin Ergeçi'i ziyaret eden Türkmen Bağımsızlar Hareketi
Başkanı Kenan Şakir Üzeiyrağalı Dr. Ergeç'e geçmiş olsun dileklerinde
bulunarak bu terör eylemini şiddetle kınadıklarını belirtti.
Irak Türkmen Cephesi Başkanı Doktor Ergeç, Kerkük'teki resmi
karargâhında Türkmen Sadık Derneği ve Türkmen Öğretmenler Birliği'nden
gelen heyetleri de kabul etti.
Heyet, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Ergeç'e yapılan bu çirkin
saldırıyı kınayarak geçmiş olsun dileklerini sundular. Daha sonra Irak
Türkmen Cephesi Altun Köprü Büro Sorumlusu, Irak Türkmen Cephesi Erbil
İl Başkanı, Irak Milli Türkmen Partisi Altu Köprü Sorumlusu ve Türkmen
İstişare Meclisi Başkanını kabul etti. Ziyaretçiler yapılan bu terör
eylemini kınayarak Türkmen halkının maruz kaldığı haksızlıkları dile
getirdiler. Ziyaretçiler Dr. Ergeç'e geçmiş olsun dileklerini ilettiler.
Türkmen Hukukçular Birliği, Türkmen Sanatçılar Birliği, Türkmen
Savaşçılar Birliği ve Irak İslam Partisi heyetleri de Irak Türkmen
Cephesi Başkanı Dr. Saadettin Ergeç'i ziyaret ettiler. Heyetler Irak
Türkmen Cephesi Başkanına geçmiş olsun dilekler ini sunarak yapılan bu
terör eylemini kınadıklarını dile getirdiler. Heyet bir konuşma yapan
Irak Türkmen Cephesi Başkanı Ve Milletvekili Doktor Saadettin Ergeç
Türkmen davasının her şeyden büyük olduğunu dile getirdi.
Kerkük'ten yayın yapan Türkmeneli yere televizyonunun heyeti de Irak
Türkmen Cephesi Başkanını ziyaret ettiler. Televizyoncu heyet, Irak
Türkmen Cephesi başkanına yapılan bu saldırı tüm Türkmenlere
yapıladığını belirterek geçmiş olsun dileklerini Dr. Ergeç’e aktardılar.
Kerkük'e bağlı Türkmen Tazahurmatu nahiyesinden de heyetler Irak Türkmen
Cephesi Başkanı Doktor Saadettin Ergeç'i ziyaret ettiler. Yapılan
saldırıdan dolayı geçmiş olsun dileklerini Dr. Ergeç’e sunan heyet
arasından Nahiye müdürü ve bazı Arap aşiretleri başkanları yer aldı.
Irak Milli Türkmen Partisi Başkanı da Irak Türkmen Cephesi Başkanını
ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini bir kez daha dile getirdi.
Türkmen Telafer'liler Türkmen milletine karşı yapılan komploların
karşısında duracaklarını dile getirdiler. 3 gün önce bombalı saldırıdan
yara almadan kurtulan Dr. Saadettin Erge.'e geçmiş olsun dileklerinde
bulunmak üzere Bektaşi Tarikatı Başkanı Seyit Hamit Bektaşi, Irak
Türkmen Cephesi'nin Bılava Sorumlusu, Irak Türkmen Cephesi'ne bağlı
Fazıl Antike Bürosu sorumlusu ve Musalla İstişare Meclisi Bşakanı, Irak
Türkmen Cephesi Başkanı Saadettin Ergeç'i ziyaret etti. Dr.Ergeç
Ziyaretçilere teşekkürlerini bildirerek mücadeleye devam edeceklerini
açıkladı.
Elazığ Hazar Şiir Akşamları bu yılda coşkulu kutlanacak
Elazığ’la özdeşleşen Hazar Şiir Akşamları için hazırlıklara başlandı. Bu
yıl etkinliklerin daha da coşkulu geçmesi bekleniyor. Hazar Şiir
Akşamları bu yıl, Kurtuluş savaşı yıllarında Türk milletinin çektiği
çileleri içinde hissederek, yazdığı şiirlerle adından söz ettiren ve
ikinci Doktor İkbal olarak bilinen Kazakistan'ın ünlü şairi Mağcan
Camabay'ın anısına düzenlenecek. Mağcan Camabay, özellikle 1921 yılında
yazdığı Uzaktaki Kardeşime adlı şiirle ünlenmişti. Eylül ayının 20, 21
ve 22’sinde yapılacak olan etkinliklere başta Türkiye olmak üzere Türk
Cumhuriyetlerinden bir çok şair katılacak. Aralarında Kazakistan,
Türkmenistan, Tataristan gibi Türk dünyasından 10 şairin katılması
beklenirken, Elazığ’dan 7, Türkiye genelinden ise yine 10 şairin
katılmasıyla toplam 27 kişi Elazığlıları şiire doyuracak. Elazığ Kültür
ve Turizm Müdürü Tahsin Öztürk, bu yılki etkinliklerin daha da canlı
geçmesini beklediklerin vurgulayarak, amaçlarının kültür çalışmaları
vasıtasıyla Türk dünyasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlamak olduğunu
belirtti. Öztürk, şöyle dedi: “Amacımız bu tür programlarla Türk
dünyası şairlerinin birbiriyle tanışarak bilgilerini artırmalarını
sağlamak. Bunun yanında gençlerin kültür sanata ilgisini artırarak,
onların yaşatılmasını sağlamakta diğer bir amacımızdır.” Dedi
Türk Boyları Yalova'da bir araya geldi
Yalova Folklor Eğitim Merkezi (YAFEM) 12 - 21 Temmuz tarihleri arasında
düzenlediği "5. Türk Boyları Kültür Şöleni"nde yüzlerce katılımcıyı
Yalova'da buluşturdu.12 Temmuz Cuma günü açılışı yapılan Kültür
Şöleni'nde aynı gün Romanya Türk Demokrat Birliği'nden Gazeteci - Yazar
Gülten Abdullah'ın "Tuna Mektupları, Hat ve Tezhip Sergisi'nin açılışı
da yapıldı. Daha sonra Barış Manço Açık Hava Tiyatrosu'nda Gala Programı
gerçekleşti.
10 gün süren etkinlik boyunca, konuk ülkelerden gelen halk oyunları
ekipleri, ülkelerine ve yörelerine ait halk oyunlarını açık hava
tiyatrosunda her gece sergileyerek, binlerce Yalovalıya unutulmaz
saatler yaşattı.
"5. Türk Boyları Kültür Şöleni" etkinliklerinde 16 Temmuz Salı günü
"Türkçe Sohbetler" düzenlendi. Etkinlik çerçevesinde düzenlenen Türkçe
Sohbetler'de; Batı Trakya'dan Öğretmenin Sesi Genel Yayın Yönetmeni -
Sosyolog İlknur Halil ve Romanya'dan Gazeteci - Yazar Gülten Abdullah
birer konuşma yaptılar. Yalova Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonunda
düzenlenen Türkçe Sohbetler'de İlknur Halil "Batı Trakya ve Balkan
Türkleri" konulu bir konuşma yaptı. Aynı gün Halk Eğitim Merkezi'nde
açılan stantta Öğretmenin Sesi dergisi tanıtılarak yeni okuyucularla
buluşturuldu.
Etkinliğe; Bulgaristan'dan "Ruen Belediyesi" Halk Oyunları Topluluğu,
Kabartay - Balkar'dan "As - Alan" Halk Oyunları Topluluğu, Kosova -
Prizren'den "Filizler" Türk - Kültür Sanat Derneği, Romanya - Müslüman
Tatar Türklerinin Demokrat Birliğinden "Mecidiye Karasu" Halk Oyunları
Topluluğu ve "Yıldızlar Kara Murat" Halk Oyunları Topluluğu, Moldova'dan
"Kadınca" Türkü ve Halk Oyunları Topluluğu, Kıbrıs'tan "Değirmenlik
Belediyesi" Halk Oyunları Topluluğu ve Geçitkale Gençlik Merkezi" Halk
Oyunları Topluluğu, Bosna - Hersek'ten "Halil Mirsiç" Gençlik Halk
Oyunları Topluluğu, Gürcistan'dan "Martve" Halk Oyunları Topluluğu,
Kırım'dan "Uçan Su" Oyun ve Yır Topluluğu, Makedonya - Çalıklı'dan
"Bahar" Halk Oyunları Topluluğu, Yunanistan - Batı Trakya'dan İskeçe
Türk Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkan ve
yöneticilerinden temsilciler katılırken, İlknur Halil de Türkçe
Sohbetler çerçevesinde Batı Trakya ve Balkan Türkleri ile ilgili bir
konuşma yapmak üzere Batı Trakya'dan kültür şölenine katıldılar.
DÜNYA
Kalleş Pusuda 5 şehit
Bitlis’te devriye görevi yapan zırhlı askeri aracın terör örgütü
tarafından yola döşenen mayına çarpması sonucu şehit olan 5 asker,
memleketlerinde düzenlenen törenlerle toprağa verildi.
Patlamada şehit olan Jandarma Kıdemli Üstçavuş Hakan Toydemir’in
cenazesi memleketi Ankara’daydı. Şehit askerin cenazesinin Merkez
Camii’ne götürülüşü sırasında törene katılanlar yol boyunca terör örgütü
aleyhine sloganlar attı. Törene Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar
Büyükanıt, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu,
Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri ve çok sayıda general,
subay, astsubay ve yerel yöneticiler katıldı. Şehit Toydemir’in naaşı,
kılınan namazın ardından Kırbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Şehit Jandarma Uzman Çavuş Hayrettin Karabıyık’ın cenaze töreni de
Balıkesir’deydi. Şehit jandarma Karabıyık, Zağanos Paşa Camii’nde
kılınan cenaze namazının ardından, Yaylacık Köyü’nde toprağa verildi.
Patlamada şehit olan jandarma komando er Ramazan Okur, memleketi
Bursa’da kılınan cenaze namazının ardından Pınarbaşı Şehitliği’nde
toprağa verildi. Şehit jandarma komando er Nurdoğan Zorgün’ün cenaze
töreni ise Kahramanmaraş’taydı. Şehit erin cenazesi, kılınan namazın
ardından Şeyadil Mezarlığı şehitlik bölümünde toprağa verildi. Bir diğer
cenaze töreni de Sivas’taydı. Şehit jandarma komando onbaşı Erdal
Kavallı, Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Yavu Beldesi’nde toprağa
verildi.
İsrail çocuk katliamı yapıyor
İsrail, Lübnan'da en kanlı saldırısını gerçekleştirdi. Sivillere yönelik
katliam, Lübnan'ın güneyindeki Kana kasabasında gerçekleşti. İsrail'in
Lübnan'da başlattığı operasyonun 19. gününde, bir defada düzenlenen en
kanlı saldırının kurbanları çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oldu. İsrail
savaş uçakları, 100 kadar Lübnanlı'nın savaştan kaçarak sığınak olarak
kullandığı binayı vurdu. 55 sivil öldü. Ölenlerin 37'sinin çocuk olduğu
açıklandı.
UYKUDA YAKALANDILAR
Önceki gece boyunca, sınırın Lübnan tarafındaki Kana kasabasına 50'den
fazla füze fırlattığı bildirilen İsrail ordusunun, Kana'daki birçok evi
de yerle bir ettiği açıklandı. En büyük hasarın ve can kaybının meydana
geldiği üç katlı binanın, kasabanın, konutların bir arada toplandığı
bölümünde yer aldığı ve insanların uykuda olduğu bir saatte doğrudan
hedef alındığı bildirildi.
Şamil Basayev şehit oldu...
Rus Destekli Ermeni Saldırıları Karşısında Dudayev'in Emriyle Dağlık
Karabağ'a Yardıma Koşan Ve Azerbaycan'da Türklerle Aynı Siperde Karavana
Paylaşan Büyük Savaşçı
Şehit gibi yaşadı ve şehadetle dünya hayatı sona erdi..
Şamil Basayev , İnguşetyada bulunan Ekajevo köyünün yakınlarında meydana
gelen çatışmada FSB ve rus özel OMON birlikleri ile çatışarak kahramanca
şehit düştü. Cecen.org merkezine gönderilen ve sağlam kaynaklardan
alınan habere göre Basayev ve beraberindeki bir grup İnguşetya
bölgesinde rus özel birliği ve FSB ye ait özel bir birlik tarafından
pusuya düşürüldü. Mashadov ve Sadulayev örneğinde olduğu gibi
münafıkların büyük rol oynadığı düşünülen operasyonda çeçen halkı büyük
bir kahramanını daha şehit verdi. Operasyonun pazar gecesini pazartesiye
baglayan saatlerde gerçekleştiği ve bomba yüklü bir aracın mücahidlerin
yakınında patlatılarak gerçekleştirildiği bildirildi. Bu arada kukla
Kadirov'da yaptığı açıklamada sevincini kustu , ifadesinde "tüm Çeçen ve
Rus ulusu için büyük bir sevinç olduğunu, çünkü bu kişinin elinin kanlı
olduğunu" belirtti.
Şamil Baseyev'in Silah Arkadaşı Ender Tuncer Özcan:
Çeçen lider Şamil Basayev'in öldürülmesini değerlendiren Düzce'deki
silah arkadaşı Ender Tuncer Özcan, mücadelenin devam edeceğini söyledi.
1996 yılında Avrasya feribotunun kaçırılmasında ve Abhazya savaşında
Çeçen lider Şamil Basayev ile birlikte hareket ettiklerini belirten
Düzceli Ender Tuncer Özcan, üzüntüsünün büyük olduğunu belirtti. Özcan,
"Şamil Basayev ile bizim tanışmamız Abhazya savaşında olmuştu. İdealleri
olan, zeki bir insan olması bizi etkilemişti. O zamanlarda kendisine
ileride Kafkaslar'ın yeni Şeyh Şamil'i sen olacaksın dediğimizde, 'O
kim, ben kimim? Onun yaptığı mücadelenin yanında benim yaptığım mücadele
bir hiç' demişti. Zaman ilerledikçe Ruslara karşı yaptığı mücadele,
stratejileri, taktikleri kendisini sembol haline getirdi. Şamil Basayev
Kafkaslar'daki, Çeçenistan'daki mücadelede ne ilk ne de sondur.
Sıkı bir savaşçı:
Samil Basayev 1965'de Çeçenistan'ın Vedeno Bölgesi'nin Vedeno köyünde
doğdu. 1995 yılı başında Vedeno'daki çarpışmalarda bir kardeşi öldü.
Ağabeyi Şirvani Basayev Bamut şehrinin komutanıydı. 1987'de Moskova'da
mühendislik eğitimi aldı. 1991 Ağustosu'nda Moskova'da Beyaz Saray'ın
savunulması hareketine katıldı. 1991'de Çeçenistan'a döndü. Kafkas
Halkları Konfederasyonu'na ait birliklere katıldı. 1992'de Kafkas
Halkları Konfederasyonu Birlikleri Komutanı oldu.
Ağustos 1992'de Abhazya'da savaşa katıldı. Nisan-Temmuz 1994'de
Afganistan'ın Host eyaletinde eğitim aldı. 1994 Yazında Cevher
Dudayev'in yanında yer alarak askeri faaliyetlere katıldı.
14 Haziran 1995'de Rusya'nın Budenovsk şehrindeki hastaneyi ele geçirdi.
Dünya kamuoyunun dikkatini Çeçenistan'daki trajediye çekmeyi başardı.
Nisan 1996'da Çeçenistan Cumhuriyeti'nin Silahlı Kuvvetler
Komutanlığı'na seçildi. Aralık 1996'da komutanlığı bırakarak Çeçenistan
Başkanlık seçimlerinde aday oldu. 27 Ocak 1997 başkanlık yarışında
oyların yüzde 23.5'ini alarak ikinci oldu ve bayrağı Aslan Mashadov'a
kaptırdı. Bir müddet başbakanlık yaptı. Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra
bir grup arkadaşıyla birlikte Dağıstan İçkeriya Halkları Kongresi'ni
organize etti ve bu kongrede bağımsız bir otorite olarak "Emir" unvanını
aldı.
Dağıstan'da çıkan çatışmalarda adı tekrar öne çıktı. Rusya'nın
Çeçenistan'ı yeniden işgal etmesi üzerine emrindeki gönüllü askerlerle
birlikte gerilla savaşı vermeye başladı.
10.Yılında Srebrenitsa Soykırımı
Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa girildiği anda burun
direğini kıran kesif bir koku yükseliyor binalardan. Soğuk hava
tertibatına sahip binalar, araçlar; bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi
özel kıyafetler giymiş, ağızları maskeli insanlar... Katliamın
gerçekleştiği Potoçari Köyünde hazırlanan şehitlikte bu yıl 610 yeni
mezar açıldı.
Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda bekleyen 6 bini
aşkın ceset torbası var. Burası Srebrenitsa’nın bakiyesi. Çalışanlar
adli tıp uzmanları, ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki
toplu mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler. Merkez, görenlerin
kanını donduracak cinsten. Poşetlerde milyonlarca kemik incelenmeyi
bekliyor. Türkiye’de patates poşetlemekte kullanılan kır |