Yukarı
25.Sayı
25.Sayı Uygurca
25.Sayı Aile
İstiklal 25 Tam sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

Bir “Habis Ur”  Ve “Baltanın Sapı”

Meşhur bir hikâyedir; Ormanın birine bir düşman musallat olmuştur. Bu sinsi düşman aralıksız olarak geceli gündüzlü ormana zarar vermektedir. Ağaçlar ne kadar direndilerse de kesilmekten kurtulamamaktadırlar. Günlerden bir gün ormandaki ağaçlar orman padişahının yanına şikâyete gitmişler. Padişah bu ağaçların şikâyetlerini ve çaresizlik içindeki hallerini görünce “içinizden birileri bu düşmana yardım ediyor” demiş ve her geldiklerinde ayrı bir tavsiyede bulunmuş. Ormandaki ağaçlar ise, o sinsi düşmandan bir türlü kurtulmaya muvaffak olamamışlar. Kralın huzuruna en son çıktıklarında artık kralda bir hayli öfkelenerek “O düşmanı ne yapıp edip yakalayıp buraya getirin!” demiş. Düşmanı yakalayıp getirmişler. Kral birde baksa ki, o sinsi düşman bir balta… Kral, “Demedim mi ben size içinizden birisi o'na yardım ediyor diye” demiş ve eklemiş “baksanıza sapı ağaçtan! yoksa tek başına bir demir parçası size ne yapabilirdi ki?” demiş…
Tarih boyunca meydana gelen savaşları kaybedenlerin kaybetme sebeplerinin başında, kale kapılarını düşmanlara içeriden açıveren hainlerin ihanetleri gelir. Bu hainlere ihanetlerinin sebebini sorduğunuzda, melanetlerini, ihanet olarak kabul etmedikleri gibi yaptıklarının da doğruluğunu yine, tarihte yaşanan ve o devrin kendi şartları içerisinde değerlendirilmesi gereken olumsuz ve asla tasvip edilmeyen olaylarını misal vererek savunmaya çalışırlar.
Tarihi süreç içerisinde nice devletleri temellerinden sarsan ve hatta yıkılmalarına sebep olanlar; mayasını yedi cetlerinden miras aldıkları fitnecilik ve düşmanlarla işbirliği yapabilme sermayelerini düşman güçlerin maddi vaatleri karşılığında kullanarak sistematik bir biçimde milli bütünlüğün içerisine nifak tohumları ekme, kardeş kavgalarını akıl almaz yöntemlerle körükleyerek milli bölünmelere ve parçalanmalara sebep olma görevini üstlenen ve ne yazık ki; yine o milletin ve devletin kendi içinden çıkan ve zerre kadar insanlıktan nasibini almamış olan bir takım “habis ur”lardır.
Çıkarları uğruna her hangi bir ülkeyi işgal etmek isteyen emperyalistlerin tank, tüfek veya füzelerle saldırıya geçmelerine gerek yoktur. Gözlerine kestirdikleri o ülkede yaşayan ve maddiyata karşı çok büyük zaafları bulunan söz konusu “habis ur”lardan bir miktar tespit edip, onları paraya boğmak suretiyle satın alarak onlar aracılığı ile taarruza geçmeleri yeterlidir. Böylece çok kısa bir sürede o “habis ur”lar vasıtasıyla o ülkede kardeş kavgaları başlatarak kaos yaratıp bunun akabinde de o ülkede karanlık emellerini kolayca icra etme alanı bulabilirler. Bu “habis ur”lar zaten karakteristik yapıları gereği ellerinde benzin bidonu ile nerede bir kıvılcım görseler orada yangın çıkartmaya koşarlar. Çıkacak yangının enkazından dahi maddî çıkar elde etmeyi çok iyi başarırlar.
Bu “habis ur”lar bazen iyilik meleği kılığına bürünerek düşmanlardan elde ettiği maddi çıkarın cüzi bir kısmını cömertçe sarf etmekte bir sakınca görmezler. Bazen de etki alanları içerisine almak istedikleri kişilerin psiko-sosyal yapılarını iyi tespit etmiş olduklarından, inanç sahasına inerek yalan yanlış din tacirliği bile yaparlar. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda ekmeğini yediği devletin ve milletin milli ve manevî değerlerini açıkça çiğneyerek yapmadık hokkabazlık bırakmazlar…Bunlar öylesine pişkin davranışlar sergilerler ki; sebep oldukları yıkımlar gözlerinin önüne serildiğinde hedef saptırarak kolayca mevzu ve mevzi değiştirirler…
Dünyada hangi devlet olursa olsun kaçınılmaz bir durum söz konusu olduğunda cephesi ve düşmanı belli olan savaşların sonuçlarına katlanmak pahasına çekinmeden savaşa girebilirler. Fakat; nereden, nasıl ve ne zaman çıkacağı belli olmayan kalleş düşmana karşı savaş söz konusu olduğunda bir tereddüt geçirileceği muhakkaktır. Çünkü karşıdaki düşman, sinsi, karşıdaki düşman kalleş ve karşıdaki düşmanın varlığı hissedilir ama görünmezdir. Her ne kadar asrımızdaki savaşların sonuçlarını askeri teknolojinin belirlediği yada belirleyeceği söylense de, savaşların sonuçlarını belirleyen en önemli ve asıl unsur strateji savaşlarıdır. Bu sebeple dünyadaki küresel güçler askeri harekâtlardan çok önce sözünü ettiğimiz “habis ur”ları devreye sokarak iç bölünme ve kargaşalıklarla kendilerine zemin hazırlarlar.
Türk Milleti olarak yıllardır birileri tarafından hep düşmanlarımızı sınırlarımızın dışında aramaya şartlandırıldık. Bu bir dereceye kadar doğrudur. Fakat, asıl tehlike ve tehdit'in milletimiz arasından satın alınarak seferber edilen “habis ur”lar olduğunun da kesinlikle bilinmesi ve asıl mücadelenin bunlara karşı yürütülmesi şarttır. Tarihte biz Türklere karşı bu yöntemi en çok kullanan millet de Çinliler olmuştur. Aynı Çinli’ler artık Türk milletinin hafızasının zayıfladığını ve Bilge Kağan'ın Orhun kitabelerine kazıdığı nasihatlerini unuttuklarını düşünmüş olmalılar ki; son yıllarda dünyanın her tarafında olduğu gibi Türkiye'de de ciddî bir biçimde faaliyet içine girmiş bulunmaktadırlar. Günümüzdeki Çin saldırganlarının ellerindeki en büyük silâhları ne yazık ki; Kaleyi Çinlilere içeriden açıvermeyi düşünen ihanet odakları ve haklı olarak sıkça sözünü ettiğimiz “habis ur”lar olmaktadır. Bu “habis ur”ların daha fazla çoğalmasına, büyümesine ve milletimize zarar vermesine mutlaka mani olunmalıdır.

Erciyes’te Çin İşkenceleri Sergisi açıldı

 

İstiklâl Gazetesi tarafında 17. Erciyes Zafer Kurultayında açılan "Çin İşkenceleri" Sergisini Kurultaya katılan on binlerce kişi ziyaret etti.

17. Erciyes Zafer Kurultayı Kayseri'de ki Erciyes Tekir Yaylasında yapıldı. 3 gün süren Kurultay'da İstiklal Gazetesi tarafından da Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik yapılan işkenceleri anlatan bir fotoğraf sergisi açıldı.

 Çeşitli işkence fotograflarının yer aldığı sergi büyük ilgi çekerken, kurultaya katılan on binlerce kişi İstiklâl Gazetesi'nin çadırını ziyaret ederek, Doğu Türkistan'ın son durumu hakkında bilgi aldılar.

 

“Çin İşkenceleri Sergisi”ni on binlerce kişi gezdi

 

İstiklâl Gazetesi tarafından 17. Erciyes Zafer Kurultayında açılan "Çin İşkenceleri" Sergisini Kurultaya katılan on binlerce kişi ziyaret etti.

17. Erciyes Zafer Kurultayı Kayseri'de ki Erciyes Tekir Yaylasında yapıldı. 3 gün süren Kurultay'da İstiklâl Gazetesi tarafından da Doğu Türkistan'da Müslüman Türklere yönelik yapılan işkenceleri anlatan bir fotoğraf sergisi açıldı.

Çeşitli işkence fotoğraflarının yer aldığı sergi büyük ilgi çekerken, kurultaya katılan on binlerce kişi İstiklâl Gazetesi'nin çadırını ziyaret ederek, Doğu Türkistan'ın son durumu hakkında bilgi aldılar. Ulusal ve Yerel Basın mensuplarının da büyük ilgi gösterdiği sergi hakkında bir açıklama yapan Gazetemiz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Emin Batur, Kızıl Çin hükümetinin işgal ettiği Doğu Türkistan'da halka sadece Müslüman ve Türk oldukları için akla hayale gelmeyen işkenceler uyguladıklarını söyledi.

En doğal hakkı olan bağımsızlık haklarını dile getiren Doğu Türkistanlıların, terör devleti olan Çin tarafından tutuklandıklarını ve bir daha tutuklananlardan haber alınamadığını kaydeden Batur, “ Tüm dünyanın gözü önünde cereyan eden bu olaylar karşısında daha ne kadar suskun kalınacak. İçinde Doğu Türkistan'ın olmadığı bir Türk Dünyasından asla söz edilemez” diye konuştu. Doğu Türkistan'da yaşanan zulmü yansıtan yaklaşık 150 resimden oluşan Çin mezalimi sergisine yoğun ilgi olurken, 3 gün açık kalan sergiyi 10 binlerce insan gezdi. Bazı ziyaretçilerin bayıldığı, bazılarının gözyaşlarını tutamadığı Çin işkencelerinin fotoğrafları sergisinde yer alan resimlerin birçoğunun dünyada ilk kez 17. Zafer Kurultayı'nda sergilendiği belirtildi. İstiklâl Gazetesi Sahibi Mehmet Emin Batur, gazetenin henüz iki yaşında olmasına rağmen Doğu Türkistan Davası'nın dünyaya anlatılmasında büyük rol oynadığını belirterek, “Doğu Türkistan'da yaşanan insanlık ayıbını dünyaya duyurabilmek için kısıtlı imkânlarımızla gayret sarf etmeye çalışıyoruz. Açtığımız sergide bunun bir örneği. On binlerce kadınlı erkekli kardeşlerimizin sergimizi gezip bizlere destek vermeleri takdire değerdi. Bu tür etkinliklerimizi ileri ki günlerde sürdürmeyi düşünüyoruz.” dedi.

Kurultay alanında çeşitli temaslarda da bulunan Mehmet Emin Batur,  Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu Başkanı Cemal Çetin ile de bir süre sohbet ederek görüş alışverişinde bulundu.

"Çin İşkenceleri" Sergisini ziyaret edenler gözyaşlarını tutamazken, zaman zaman Doğu Türkistanlıların karşı karşıya kaldığı zulüm fotoğraflarına dayanamayan ziyaretçiler ise baygınlık geçirdi.

Çin İşkenceleri Sergisi’ni gezen vatandaşlar zulüm fotoğraflarını görünce baygınlık geçirdi.

Sergiyi ziyaret edenler, Doğu Türkistan hakkında da ayrıntılı bir şekilde bilgilendirdi.

 

UYGUR Pilavı beğenildi

17. Zafer Kurultayı'nda dağıtılan Doğu Türkistan

Pilavı vatandaşlardan büyük ilgi gördü.

“Bağımsız Doğu Türkistanlılar Birliği” tarafından Doğu Türkistan Uygur pilavı Doğu Türkistan'ı tanıtmak için mezalim sergisini gezen vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtıldı. Etli Uygur Pilavını yapan ve dağıtan genç ustalar Kerim Cengiz ve Osman Ergenekon, havuçlu ve etli olan pirinç pilavının Doğu Türkistanlı Uygur Türeleri'nin en önemli yemeklerinden birisi olduğunu belirterek, “17. Zafer Kurultayı'nda dağıtılan pilavlar vatandaşlardan büyük ilgi gördü. Amacımız davamızı tanıtmak ve şehitlerimizin ruhuna dua almaktı. Vatandaşlar tarafından beğenilmesi bizleri ziyadesiyle memnun etti. İnşallah, Doğu Türkistan tamamen bağımsızlığına kavuşunca milyonlarca insana etli pirinç pilavımızdan dağıtacağız” diye konuştular.

 

Batur, Türk Federasyonu Genel Başkanı ile Görüştü

 

Gazetemiz Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Mehmet Emin Batur, Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Cemal Çetin ile görüştü.

17. Erciyes Zafer Kurultayına katılan Avrupa Türk Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Cemal Çetin'i Federasyon çadırında ziyaret eden ve bir süre görüşen Mehmet Emin Batur, ziyarette çeşitli görüş alışverişinde bulundu.

 

Televizyon programlarında Doğu Türkistan konuşuldu

 

Mehmet Emin Batur,15.07.2006 Tarihinde Kayseri Erciyes Televizyonunda, Erciyes Üniversitesi Öğretim üyelerinden Prof. Dr. Abdülkadir Yuvalı ile “Türk Dünyası” adlı programa katılarak Türk dünyasının meseleleri ve Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu durum ile ilgili görüşlerini seyircilerle paylaştı. Doğu Türkistan merkezli devam eden bu programda Doğu Türkistansız bir Türk dünyasından söz etmenin mümkün olamayacağını belirten Batur, Türkiye'nin karşı karşıya bulunduğu tehdit ve tehlikelere de dikkat çekerek Doğu Türkistan'ın tam bağımsızlık yolunun güçlü ve kendi milli stratejisini kendisi belirleyen bir Türkiye'den geçeceğini vurguladı.

 

 Şafak Radyo’da Doğu Türkistan Programı

 

Kayseri Şafak Radyo'da 01.08.2006 tarihinde Program yapımcısı Ahmet Biçer Ceylan ile Doğu Türkistan'da ve Ortadoğu'da yaşanan zulümleri konu alan bir programa katılan  Mehmet Emin Batur Doğu Türkistan'da yaşanan zulümlerle ilgili olarak dinleyicilere geniş çaplı bilgiler verdi.

 

Erciyes’in Zirvesi’ne Gökbayrak dikildi

 

17. Erciyes Zafer Kurultay alanında bulunan bağımsız Türk Devletleri bayrakları arasına Doğu Türkistan bayrağı olan Gökbayrak’da girdi. İstiklal Gazetesi olarak MHP’li yetkililerle yapılan görüşme sonunda Gökbayrak diğer Türk Cumhuriyetleri bayraklar arasındaki yerini alarak göndere çekildi.

 

            Türkiye'de küçük Tanrı Dağı olarak adlandırılan Kayseri'deki Erciyes Dağının 3 bin 917 metre yüksekliğindeki zirvesine Doğu Türkistan'ın bayrağı olan Gökbayrak dikildi.

İstiklâl Gazetesi adına zirveye tırmanan

Dağcı-Fotoğrafçı Bekir Demirağ ve ekibi zirvede Gökbayrağı açarak zirve anı defterine yazı yazdılar.

            Dağcılar, şimdilik Erciyes'in zirvesine dikilen Gökbayrak'ın en kısa zamanda Doğu Türkistan'da ki Tanrı Dağlarının zirvesine dikilmesini yüce Mevla'dan dilediklerini belirterek, Gökbayrağı zirveye çıkarma onuruna ulaştıkları içinde ayrıca İstiklâl Gazetesine teşekkür ettiler.

Zirve tırmanışına katılan dağcıların isimleri şöyle: Bekir Demirağ, Nazım Pehlivan, Şükrü Türe, Nurettin Yıldız ve Şenol Cengiz.

 

Hüseyincan Celil, Özbekistan Hükümeti tarafından Çin'e teslim edildi

 

Mart ayında Özbekistan'da tutuklanan Kanada vatandaşı Hüsenjan Karim'in Özbekistan hükümeti tarafından Çin'e teslim edildiği bildirildi.

 

Hüsenjan Karim'in Kanada'da yaşamakta olan eşi Kamile Tilendibayva'nın bildirdiğine göre, Kanada Dış işleri bakanlığının bir çalışanı, Taşkent’teki Kanada diplomatlarının Kanada dış işleri bakanlığına, Hüsenjan Karim'i Özbekistan hükümetinin Çin'e iade ettiği konusunda haberdar ettiğini söyledi. Hüsenjan Karim'in ne zaman Çin'e iade edildiği ise henüz tam olarak bilinmiyor. Fakat yakında Hüsenjan Karim'in Taşkent'teki akrabaları Özbekistan makamlarının onu başka bir hapishaneye naklettiklerini bildirmekle beraber onu hangi hapishaneye naklettikleri ile ilgili malumat vermediklerini bildirmişti.

U yıl eşi ve üç çocuğu ile Özbekistan'daki akrabaları ile görüşmek ve hasret gidermek için Özbekistan'a giden Hüsenjan Karim 27 Mart günü Taşkent'te Özbek makamları tarafından tutuklanmıştı. Kanada hükümeti, kanada vatandaşı olan Hüsenjan Karim' in Özbek makamları tarafından tutuklanmasına sert tepki göstererek Özbekistan hükümetinden onun derhal serbest bırakılmasını talep ederek diplomatik girişimlerini sürdürüyordu.

Siyasi faaliyetleri sebebiyle 1990'lı yılların ortalarında yabancı ülkelere kaçmak mecburiyetinde kalan Hüsenjan Karim 2001 yılında Kanada'ya gelerek siyasi sığınma talebinde bulunmuştu. RFA (Kanat)

Hüsencan Karim Hakkında Yeni Haber

Hükümeti temsilen Başbakan Stefan Harper ve onun parlamentodaki genel sekreteri Jason Kenney 15.07.2006 tarihinde Rusya’ya gittiler. Bu yolculuğun maksadı, Temmuz ayının 15 ve 16. günleri arasında Moskova’da yapılacak olan G-8 üst düzey toplantısına katılmak.“Toronto Yıldızı” gazetesinin verdiği habere göre, Temmuz’un 17. günü Kanada Başbakanı Stefan Harper Çin Başbakanı Hujintao ile görüşmesi esnasında Çin Başbakanından Hüsencan Karim’in güvenlik içinde Kanada’ya iade etmesini de istemiştir.18.07.2006 

 

Özbekistan hükümetinin Hüsencan Celil'i Çin’e teslim ettiği kesinlik kazandı.Birleşik haber ajansı Kanada vatandaşı olan Hüsencan Celil'in Özbekistan'da tutuklanarak Çin'e iade edilmek üzere olduğu konusunda haberler verildikten sonra 30.06.2006 günü “mosnyus” internet sitesinde yayınlanan habere göre Özbekistan hükümeti  Kanada vatandaşı olan  Hüsencan Celil'i idam edilmesi ihtimali bulunan Çin'e iade ettiklerini açıkça bildirmiştir.

Söz konusu haberde ifade edildiğine göre Çin hükümeti geçen yıl (2005) 3900 kişiye idam cezası vermiş olup, bunlardan 1770 kişiyi kurşuna dizmiştir. Çin hükümeti bu kişilere dair haberleri “devlet sırrı” olarak adlandırmaktadır. Haberden anlaşıldığına göre yine, Uluslararası Af Örgütü Çin'in Kazakistan tarafından 5. ayda iade edilen bir Uygur ile Özbekistan'ın bu defa iade ettiği Hüsencan Celil'i serbest bırakmaları gerektiğini vurgulamıştır.. (RFA-Veli)

 

Doğu Türkistan’daki ve Çin’deki aydınların yaşam süreleri gittikçe

kısalıyor

 

Çin içtimai Fenler Akademisi bu yakınlarda Doğu Türkistan’daki ve Çin’deki aydınlar meselesi hakkında özel olarak mavi kapaklı kitap yayımladı.

 

Söz konusu “2006 Yılı Mavi Kapaklı Kitap” ta şu anda Doğu Türkistan’daki ve Çin’deki aydınların en az %70’inin haddinden fazla ruhî baskılar sebebiyle çöküntü içinde oldukları ve 50 yaş civarlarında hayata veda ettiklerini ortaya koydu. Pekin’de çıkmakta olan “Kanun Gazetesi”nde yayınlanan malumatta belirtildiğine göre, şu anda Çin’de iktidar sahibi kişilerin sayısının hızla azalmakta olduğu bu durum sadece 2005 yılında Çin ekonomisine 900 milyar yuen tutarında büyük ölçüde bir zarara neden olmuştur.  10’da

 

Kanada Çin'deki siyasî tutukluların organlarının alınması ile ilgili  

rapor yayınladı

Bağımsız araştırmacılar Kanada Parlamentosunda Çin hükümetinin son beş yıldan beri Çin hapishanelerindeki siyasi tutukluların organlarını zorbalıkla alarak para karşılığında satılmakta olduğu konusunda özel bir rapor yayınladı.

Çin'in bu uygulamasını dünyada eşi benzeri görülmemiş bir tür hırsızlık ve işlenen çok ağır bir insanlık suçu olduğunu söyleyerek kınadı.

10.07.2006 (RFA-K.Tursun)

 

Almanya'da siyasî sığınma talebinde bulunmuş olarak ikamet eden Dini zat Abitjan Mehmut, Çin hapishanesinde yatmakta olan talebesi Ablipiz Abdurehimin hayatından ciddî derecede endişe duymakta olduğunu beyan etti.

ETIC-Almanya'da siyasi sığınma talebinde bulunarak ikamet etmekte olan genç din alimlerimizden Abitjan Damollam (Ağabeytjan Mehmut) Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi’ne verdiği malumatta, 5 yıldan daha fazla bir süreden beri Çin'in karqanlık zindanlarında işkence çekmekte olan genç dini zat ve kendisinin doğrudan talebesi Ablipiz Abdurehim'in hayatından ciddi bir biçimde endişe duymakta olduğunu beyan ederek Uluslar arası İnsan Hakları Örgütlerine, suçsuz yere 13 yıl süre ile hapis cezası verilmiş olması sebebiyle hapiste yarı ölü halde yatmakta olan Ablipiz Abdurehim'in hayatını kurtarmaları çağrısında bulundu. Abitjan Damollam Yurt içinde tanınmış genç dini zatlarımızdan biri olup, 1990 yılında meydana gelen “Barın Çiftçiler Ayaklanması”nın önderi olan Zeynidin Yusuf'unda dini eğitim aldığı öğrencilerden biri idi. Abitjan'ın bildirdiğine göre Ablipiz Abdurehim Kaşgar Yenişehir nahiyesindeki Barın köyünün (Doğu Türkistan'da iki köyün ismi Barındır. Birisi Uluğçat nahiyesindedir.) 16.bölge 2. Mahallesinde oturmakta olup, 1997 yılında Çin hükümeti onu “Ağabeyjan Mehmut'un en büyük talebesidir. Abitjan mehmut ona patlayıcı madde kapsülleri temin etti” şeklindeki iftira ile tutuklamıtı. Çin polisleri onu hapishanede iken çok şiddetli işkencelere tabi tutarak “Abitjandan patlayıcı madde kapsülleri aldım” şeklinde yalan bir itirafname imzalatmaya çalıştıkları sırada ayaklarını kırarak felç kalmasına sebep olmuşlardır.

13.03.2001 tarihinde bir gizli yargılama yaparak onu, hiçbir delil olmamasına rağmen “bölücü” yaftasını vurarak 13 yıl süre ile hapis cezası ile cezalandırmışlardır. Şu anda o Ürümçi vilayetindeki 1. Bajiahu Hapishanesinin 7.bölüm 9. grubunda yarı ölü halde yatmaktadır. Ablipiz Abdurehim'in 5 kardeşi, hanımı ve biri erkek ikisi kız olmak üzere üç çocuğu kendi köylerinde perişanlık içinde yaşamakta olup, Çin makamları onları Ablipiz Abdurehim ile bir defa dahi görüştürmemiştir. Bu sebeple onlar Ablipiz'in hayatından endişe duymaktadırlar. Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi, Ablipiz Abdurehim'in durumundan bütün uluslar arası teşkilatları haberdar etmek için çalışacağını bildirdi.

 

Alman Hükûmeti Muhtar Tilivaldi adındaki Uygur'u Çin'e teslim etti

 

Muhtar Tilivaldi Doğu Türkistan'ın Ürümçi şehrinden olup, 1998 yılında Almanya'ya gelerek siyasi sığınma talebinde bulunmuştu. Bu güne kadar Almanya'nın Meinz adlı şehrinde yaşamaktaydı. DUK (Dünya Uygur Kurultayı) Genel sekreteri Dolkun Eysa'nın verdiği bilgilere göre Muhtar Tilivaldi'nin siyasî sığınma talebi devamlı olarak red edile gelmekteydi. Sebebi ise, Alman hükümetini kendisinin siyasî kişiliğine inandıramaması ve tahmini olarak 2001 yılı son olarak siyasi sığınma talebinin ret edilmesinden sonra şimdiye kadar Almanya'da yasal olmayan bir biçimde yaşıyor olmasıdır. Muhtar Tilivaldi son red olayından sonra Alman makamlarına Oturum izni için bir başvuruda da bulunmamıştır.

Haziran ayı içerisinde Alman polisleri tarafından gözaltına alınan Tilivaldi Çin'e iade edilmeyi reddetmesi ve oturum izni olmadan Almanya'da yaşaması sebepleri ile hapse atmışlardır. Bu olayı öğrenen DUK mensupları özel avukat tutarak onun Çin'e iade edilmesini önlemek için çaba içine girdiler. Bu konuya Uluslar arası Af Örgütü, Tehlike altındaki milletleri Kurtarma teşkilâtı ve diğer insan hakları örgütleri de el atarak Muhtar Tilivaldi'nin Çin'e iade edilmesini önlemek için ortak hareket etmişlerdir. Fakat Alman mahkemelerinin verdiği nihaî kararı değiştirebilmek mümkün olmamıştır. Muhtar Tilivaldi 13.07.2006 tarihinde öğle saatlerinde iki Alman polisi nezaretinde Uçakla Pekin'e gönderilmiştir.13.07.2006 (RFA-Ekrem)

 

Doğu Türkistan'ın Kaba Deryasında Uluslararası Boyutta Büyük Bir

Altın Madeni Bulundu

 

Aynı zamanda burada Altın rezervinden başka Gümüş ve bakır madenlerinin de bolca bulunduğu bildirilmektedir. Çin haber ajanslarının Kaba nahiyesi Komünist Partisi Sekreteri Liyubin’in sözlerini naklederek, bildirdiklerine göre bu bölgede keşfedilen Altın rezervi miktarının 100 tondan, Gümüş rezervinin 1000 tondan daha fazla olduğunu ve bakır rezervinin ise, 360 ton olduğu öğrenilmiştir.

Bölge Komünist Partisi Sekreteri Lyubin, haber ajanslarına yine, Doğu Türkistan'ın Maden kaynakları yönünden oldukça zengin olup, özellikle de Kaba ırmağındaki maden arama çalışmalarının parlak bir geleceğinin olduğunu bildirmiştir. Çin'in oldukça büyük kapasiteye sahip olan birçok fabrikalarının Doğu Türkistan'da her türlü maden arama işlerini ciddi ve geniş çaplı olarak yürütmektedirler.

Çin makamları yeni keşfettikleri bu maden ocaklarından da 3-4 yıl içinde yılda 10 ton altın çıkartabilme kapasitesine ulaşmayı planlamaktadırlar. Bu duruma rıza göstermeyecek olan Uygurlar Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yürütmekte oldukları sayısız maden açma faaliyetlerinin çevre koruma maddelerine riayet etmeyerek yürütülmekte olduğunu, böylece Doğu Türkistan'daki yerli halkların da bu zenginliklerden hiçbir şekilde faydalanamamakta olduklarını bildirmekteler. 05.07.2006 (Peride)

 

Uygur Öğretmenlere Çin Dili Engeli

 

Çin Komünist Partisinin Doğu Türkistan'daki kukla temsilcisi Wang Leguen “Çift dilde eğitimi güçlendirme” konusundaki konuşması sırasında “Bundan sonra çift dil bilmeyenler öğretmenlik yapamayacak” diye sert bir açıklamada bulundu. Devam-Bununla beraber bütün “azınlık millet” öğretmenlerine çift dil bilme mecburiyeti getirerek “Öğretmenlik Liyakat karnesi olmayanların öğretmenlik yapma yetkisi yoktur. Diyerek, bu karneye sahip olmak için bütün öğretmenlerin mesleki seviye imtihanından başka Çin dili seviye imtihanlarında üst derecelerde başarılı olma şartı da getirildi. Bu uygulama neticesinde şimdiye kadar Uygur milli eğitim saflarında görev yapmakta olan çok sayıda Uygur öğretmenler işlerinden ayrılmak zorunda bırakıldılar. Uygur okullarındaki öğretmenlerin kasıtlı olarak işlerinden el çektirilmesi sonrasında meydana gelen öğretmen açığını kapatmak için Çin'den Çinli öğretmenler getirerek istihdam etmektedirler.

Bu aşamadan sonra da kasıtlı olarak bütün ilk ve ortaokul derslerinin arasına Çinlilerin uydurma olarak ve Türk tarihini çarpıtarak yazdıkları “Sinkiang Tarihi” olarak adlandırılan dersi yerleştirip bu özel ders vasıtasıyla Uygur çocuklarına küçük yaşlardan itibaren Çin'e “ana vatanım” demeyi, Doğu Türkistan'ın da ezelden beri Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu öğretmeye başladılar.

 

Aksu Vilayeti Yeni Pazar'da yerleşik Uygurlar göçe zorlanıyor

 

Doğu Türkistan'ın Aksu şehrinde Çin hükümeti Çin bölgelerinden gelen sermaye sahipleri ile birlikte hareket ederek şehirlerde yerleşik Uygurları evlerinden çıkartarak, kadim Uygur mahallelerini yıkıp onun yerine Çin'den getirilen Çinli göçmenlerin istifade edecekleri ve yerleşecekleri çok katlı binalar ve iş merkezleri kurmaktadırlar. Yeni aldığımız habere göre Doğu Türkistan'ın Aksu şehrinde birkaç yıldan beri Çin hükümeti bazı Çin bölgelerinden gelen sermaye sahipleri ile birlikte hareket ederek şehirlerde yerleşik Uygurları evlerinden çıkartarak, Kadim Uygur mahallelerini yıkıp onun yerine Çin'den getirilen Çinli göçmenlerin istifade edecekleri ve yerleşecekleri çok katlı binalar ve iş merkezleri kurmaktadırlar. Çin devletinin bu türden uygulamaları Uygur halkının bütün tepkilerine ve karşı çıkmalarına rağmen bütün hızı ile devam etmektedir. İsminin açıklanmasını istemeyen bu şahsın bildirdiğine göre yine bu yakınlarda Uygurların yoğun olarak yerleşik bulundukları Aksu vilayetinin Yeni Pazar semtinde hükümet Uygurları göçe mecbur ederek halkın evlerini yok pahasına kapatarak onları, ulaşım ve geçimin çok zor oluğu şehir dışındaki eski hava alanı civarına yerleştirmektedirler. Hükümet bu istimlâk olayına olumlu cevap veren birkaç kişiyi sözde mükâfatlandırırken, karşı çıkanları ise işten atma ve hapse atma baskıları uygulayarak cezalandırarak evlerini ellerinden aldılar. Zorla Uygur halkının ellerinden aldıkları alanlara Çinlileri yerleştirirlerken mağdur edilen Uygur halkının ise ellerindeki parayla tekrar bir ev alabilmesi tamamen imkânsızdır. (RFA)

 

Çin'in Doğu Türkistan Millî Maarifini Çinlileştirme

Politikasının Neticesi

 

İşgal altındaki Doğu Türkistan'da Çinli’lerin tesis ve ilân ettikleri sözde Milli Maarif Bakanlığı’nın 26.06.2006 günü yayınladığı “Otonom bölge azınlık milletler çift dilde (Çince ve Uygurca) eğitim ve öğretimi güçlendirme hakkında düşünceler” adlı dâhili bildiride açıklandığına göre, Çin hükümeti Doğu Türkistan'ın köy ve kasabalarında “Çift dilde eğitim”i güçlendirmek için 2006 yılından başlayarak 2010 yılına kadar toplam 430 milyon yuen meblağ ayırmıştır.  2000 yılından başlayarak Çin Komünist Partisi ve hükümet birimleri Doğu Türkistan'da “Çift dilde eğitimi ıslah etme” adı altında yürüttükleri maarifi Çinlileştirme hareketini daha da güçlendirdiler. Yani onlar çift dilde eğitimi büyük güç sarf ederek yoluna koyma gayreti çerçevesinde İlköğretimin birinci sınıfından itibaren Çin dili ile eğitimi yerleştirdiler. Daha açık bir ifade ile bütün derslerle beraber tabii fen derslerini Çince okutma, ona ilaveten ana dil adı altında Uygurca ya da başka azınlık milletler(!) dil ve edebiyat derslerini koymak gibi büyük değişiklikler yaptılar.

Daha doğrusu, Doğu Türkistan'daki Üniversitelerde mevcut bütün temel dersler Çinlileştirildikten sonra 2006 yılının sonuna kadar ilk, orta ve liselerin tamamını Çin okulları ile birleştirme kararı aldılar.

 

Çinli’nin Kötüsü Bingtuenli

 

Doğu Türkistanlılar arasında “Çinlinin kötüsü Bingtuen’li olanı”diye bir söz vardır. 50 küsur yıldan beri Doğu Türkistan halkının başına büyük belâlar getiren ve “Üretim ve İnşaat Bingtueni” olarak adlandırılan birime halkımız tarafından bu isim verilmiştir.

Bingtuen’in bütün tuan- alanları birleşmesindeki “Halk askerleri” ise, Doğu Türkistan milli hareketler ve halk isyanlarının acımasızca bastırılmasında doğrudan aktif rol oynaya gelen bir cellâtlar birliğidir. Mesela Bingtuen Birliğindeki halk askerlerinin Çin’in polis ve askerleri ile uyumlu olarak 1980’li yılların başlarındaki “Kaşgar Olayı”,”Kargalık Olayı”, 1990 yılındaki “Barın Olayı”, 1997 yılındaki “5 Şubat Gulca Olayı”… olmak üzere büyüklü küçüklü halk isyanları ve milli hareketleri çok kanlı bir biçimde bastıra geldikleri halkımız tarafından bilinen bir gerçektir. Fakat Uygur halkı tarafından lânetlene gelen bu faşist birlik Bingtuen önderleri tarafından her zaman ödüllendirilmekte ve taltif edilmektedir.

“Tiyanşan Haber ağı”nın 20.07.2006 tarihinde verdiği Bingtuen bünyesindeki 89. Tümenin başkanı Bufuming’in  bu tümendeki  halk askerlerini (Silahlı Çiftçiler yada silahlı milisler) para ve maddi emtialarla mükâfatlandırarak hatırlarını sorduğunu beyan etmiştir (ETIC)

 

Kırgızistan'daki Uygurlar Çin Büyükelçiliği önünde protesto

eylemi yaptı

 

Kırgızistan'daki Uygurlar Bişkek'teki Çin Büyükelçiliği önünde protesto eylemi yaparak Çin hükümetinden Rabiye Kadir'in çocuklarını ve Hüseyincan Celil'i serbest bırakmasını istediler. Göstericilerin arasında Hüseyincan Celil'in eşi Kamile'nin Kırgızistan'daki akrabaları da mevcut olup, onlar Çin Büyükelçiliği önünde “Biz Uygur halkının haklarını çiğneyen Şanghay İşbirliği Teşkilatı’nın politikalarını protesto ediyoruz.” İbarelerinin yer aldığı pankartlar taşıyarak, “Hüseyincan Celil serbest bırakılsın”, “Rabiye Kadir'in çocukları serbest bırakılsın”, “Uygurlara özgürlük”, “Yaşasın demokrasi, Yaşasın Özgürlük” sloganları atıldı.05.07.2006 (RFA-Tursun İslam)

 

Çin'den kalleşçe bir uygulama

 

Doğu Türkistan'dan aldığımız bilgilere göre Çin'den Doğu Türkistan'a gelen bir takım güdümlü ve Çin devletinin karanlık emellerinin taşeronu olan kişiler Uygur çocuklarını her türlü yöntemlerle kandırarak Çin'in içeri bölgelerinde hırsızlık, bozgunculuk gibi olaylarda kullanmaktadırlar. Uluslar arası kamuoyunda insan ticaretinin engellenmesi ve sert darbe vurulması gerektiğinin vurgulandığı bir dönemde Çin haber ajanslarında Çin şirketlerinin Peyzabattan yaş ortalaması 19 olan 200 Uygur kızını Tiyenjin’e (Çin'de bir bölge) götürdüklerinin haberleri verilmektedir.

Bu tür uygulamaların yıllardır devam ettiğini bildiren görgü şahitleri Doğu Türkistanlıların körpe dimağlarını aldatarak kaçırıp her türlü insanlık dışı emellerine alet etmektedirler. Bu icraatların temelinde, Çin Komünist Partisi üst düzey idarecilerinin Doğu Türkistan ve Doğu Türkistan halkına yönelik politikalarının yattığını söylemek gerekir.

 

Çinli’leri Kovup Doğu Türkistan’ı Özgürleştirelim–2

 

Geçen Sayıdan Devam-Bakalım o zaman Doğu Türkistan halkımı zarara uğrarmış yoksa Çinliler mi kendi talan etme faaliyetlerinin önü tıkandığı için etkilenirlermiş bunu açıkça görebiliriz. Demir yolu da aynı, Nur Kabilde öyle! Bu yolları “Sinkiang'ı Kalkındırmak için yaptık” şeklindeki yalancılıkları ortaya çıkar ve “her millet halkının menfaati” denilen sözü “Çinliler” anlamında  “her millet halkının bütün menfaati” denilen sözü de “Çinli işgalcilerin milli menfaati” olarak anlarsanız doğru anlamış olursunuz.

Piçan-Turfan bölgesindeki büyük nahiye olarak kabul edilir. Çin saldırganları Piçan'ı işgal ettikten sonra Uygur Çiftçilerin toprak ve arazilerini, ev-barklarını sahiplenmenin dışında maden bölgelerini de sahiplendiler. Piçan sınırları içinde binlerce yerde petrol kuyuları açarak petrol ve doğal gazlarımızı da talan ederek Çin Seddi'nin ötesine (Çin'e) taşımaktadırlar. Turfan 'ın uzun lifli pamukları, üzümü, Kavunu ve sebzelerinden başka işgalci Çinliler, Petrol, doğal gaz, kömür, altın, demir, mermer, kalay, nitrat,(KNO3) bor (element rumuzu B) başta olmak üzere 65 türlü maden zenginliklerimizi talan ederek Çin Seddinin ötesine taşımaktadırlar.            

Turfan 'daki Petrol rezervi 1 milyar 575milyon ton, doğal gaz rezervi 365 milyar metre küp, Çinliler Turfan  Petrol sahasından yılda 5 milyon ton petrol ve 500 milyon metre küp doğal gazımızı gasp ederek Çin'e taşıyorlar. Turfan 'dan Çinlilerin talan etmekte oldukları kali nitrat ve natri nitrat'a benzer madenler arasında dünyada 2. sırada gelmektedir. Bu kıymetli tuzların hepsini Çinli teröristler Çin Seddinin ötesine taşımaktadır! Turfan'daki kömür rezervi 13 milyon 400 bin ton olup,  onu da trenlerle hemen her gün Çin’e götürmekteler.

Turfan Uygurları uzak tarihimiz süresince kendi çapında medeniyetler oluşturmuş olup, bunların arasında mimari üslup'ta Turfan 'ın coğrafi alandaki özelliğini yansıtmaktadır.

İli vilayeti Çapçal nahiyesinin güney doğusundan doğuya doğru uzanan Tanrıdağı sıra dağlarından (731, 734, 735.. olmak üzere numaralandırılan maden bölgelerinden) kömür, uranyum ve daha başka renkli metalleri gasp ederek atom bombası yaparak Lopnur nükleer deneme alanında(!) 50'yi geçkin sayıda atom denemesi yaparak Tarim vadisini merkez kabul ederek Orta Asya ve Tibet başta olmak üzere ekolojik dengesini ağır derecede bozarak halkımızın başına belalar gelmesine sebep oldular.

Geçen yıldan başlayarak Turfan nahiyesi sınırları içinden uranyum madeni keşfederek bu uranyum madenlerini çıkartmaya başlamış olup, bu uranyumları işleyerek atom bombası yapını hızlandırarak Orta Asya ve dünyadaki birçok devletleri tehdit etmek suretiyle işgal etmek ve böylece dünyada en başta gelen bir terörist devlet olmaya çalışmaktadır.

 

06.08.2005 tarihinde akşam saatlerinden başlayarak Turfan 'da 26 saat süreyle aralıksız yağmur yağması sebebiyle sel felaketi meydana gelmiş olup, Turfan vilayetinin Karahoca köyündeki 230 Uygur ailesinin ev-barkları ve ekili arazileri sel suları altında kalarak tarumar oldu. Tabii olarak bu sel felaketi sırasında genellikle Uygur aileler maddi zarara uğradığı için işgalci Çin hükümeti hiçbir şekilde yardım etmedi. Ulu Allah bizlerin yardımcısı olsun, Amin!

07 Ağustos 2005 günü Turfan 'da meydana gelen sel felaketi sırasında sele kapılarak yıkılan köprüden bir görünüş. Bu sel felaketi sırasında Çin'den vatanımıza ulaşan demir yolu çevre yolunun bir kısmı da yıkılarak işgalci Çinlilerin talan etme faaliyetlerinin hızını kesmiştir.

Sel felaketi sırasında evleri ve arazileri zarar gören Uygur çiftçi kadının kaygılı hali.

Uygur halkına felaketler hep ardı ardına geldi. Mihriban, şefkatli ve kadir Allah, ecdatlarımızın ve bizlerin bilerek yada bilmeyerek işlediğimiz günahlarımızı affet.

Senin bizlere bahşettiğin bu mukaddes topraklardan seni kutsal kitabın Kuranı kerimi inkâr eden, sana sığınan ve sana kulluk etmek için direnen Uygur, Kazak, Kırgız, Özbek, Tatar, Tacik olmak üzere Müslümanlara zulmederek katletmekte olan işgalci, kâfir Çinlileri kovmak için cihad etmeyi nasip eyle. Kadir Allah her şey sana kolaydır. Mazlum halkımızın dualarını kabul et! Amin!

Astana asri mezarlığı Turfan vilayetinin 40 km. doğusunda olup, eski İdikut şehrinin kuzey-batısına yerleşmiştir. Doğudan batıya 5 km, güneyden kuzeye olan genişliği 2 km.dir. Bu kabristan'a İdikut Uygur devletinin hakanları ve halk defnedilmiştir. İşgalci Çinliler utanmadan “Astana asri mezarlığı mumya ve cesetleri Çin'e aittir” diyerek var güçleri ile propagandalar yürütmektedirler. Çin JKP teröristleri  “Bu kabristanlıktan bulunan mumya ve cesetlerin çoğu kısmı Çin'in, kalanlar Koşlar, Türkler, Hunlar ve yüksek arabalılar (Kangillar)'ın idi, demek oluyor ki, İdikut Uygur halkının temeli Çinli idi, her milletle beraber bir arada idi” diyerek insanın midesini bulandıran ve hiç bir mantığa sığmayan sahtekârlıklarla meşgul olmaktalar. Aşağıdaki Çince internet sitesini açacak olursanız Çinli işgalcilerin ne diye saçmalamakta olduklarını görürsünüz. http://www.vacationcn.com/chinese/tese/luxian/tianshan.htm 

Yalkundağ, Tanrı dağlarının torunu olup, 140 milyon yıl önce şekillenmiştir. Doğudan batıya doğru olan uzunluğu tahmini olarak 100 km, Güneyden kuzeye doğru genişliği ise 10 km. olup, en yüksek yeri 831 metre, deniz seviyesinden yüksekliği 500 metredir. Nemlilik oranı az, güneş ışığını oldukça çok güçlü alan, üstü düz, mineral terkibi kırmızı renkte olduğundan Uygur halkı onu Kızıl dağ olarak adlandıra gelmiştir.  Yaz günleri Turfan bostanlıklarından Kızıl dağa bakacak olursanız tıpkı tavlanmış tandır gibi güçlü ışıltısının bütün dağ yüzeyine çarparak parlamakta olduğunu görürsünüz. Bu hadiseye göre halkımız bu dağı “Yalkundağ” olarak adlandırmıştır. Çinli işgalciler Yalkundağ'ın ismini Uygurlardan sorarak öğrenip “Huyanşang” diyerek şimdilerde yabancılara vatanımıza saldırarak gelmekte olan Çinlilere ve Doğu Türkistan'daki gençlere “Huyansen” şeklinde Çince isminin propagandasını yaparak bu dağı kendilerinin olarak göstermenin çabası içindeler.

Kaynak:http://xitayterrorchilar.blogspot.com/

Uygurcadan Çeviren:  Mehmet Emin Batur

 

TÜRK DÜNYASI

 

“Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi” Başkanlık Ofisinden Basın

Açıklaması

Babek qala qurultayı arefəsinde tutuqlanan milletçilerle bağlı GAMOH Başqanlıq Ofisinin basın açıqlaması

Müge Çetinkaya’nın Haberi-Bu il ulu ve ebedi milli qehremanımız Babek`in doğum gününü ezizlemekle illik milli qurultay keçirmek isteyen, 35 milyon Güney Azerbaycan Türk ulusun qayğısın çeken şerefli hereketçi milletçilere qarşı en çirkin ve ortaçaq modelli yöntemlerle o cümleden on minler en ağır silahlarıla hazır durumda olan İran fars faşizmin ordusu, Babek qalasını sanki bir savaş alanına çevirmişdir. Babek qalasının bütün çevresini quşatmaya (muhasireye) alan faşist fars ordusu, habele qalaya geden bütün yolları ve ara yolları bağlayan polis memurları tüm girişlerin önünü almışlardır. 21.ci yüzilde bütün insani haqlarından mehrum edilen 35milyon Güney Azerbaycan Türk ulusu, haqlı ses ve harayını şeherlerden uzaq qaradağ dağlarında yerleşen Babek qalasında bele yığıncaq keçirmeleri uyğulanan şiddetli yöntemlerle önü alınır! Babek qala qurultayına getmekde fars faşıst hakimiyeti gizli servisi terefinden tutuqlanan milli fealımız Emir bey Bennaye Kazemi, ağır işkencelerden saqlığı ciddi şekilde zerer deydikden sonra Tebriz`in imam xestexanasında iranın gizli servisinin şiddetli kontrolunda tedavi halındadır.

Habele Güney Azerbaycan milli herekatın aktıv feallarından babek qala qurultayı erefesinde Tebriz, Erdebil, Urmu, Zengan, Marağa, Sulduz, Culfa, Salmas ve Tehran şehrlerinde tutuqlanan Mehendis Qulamriza bey Emani, Abbas bey Leysanlı, Elçin bey Hatemi ve Cavab bey Abbasi, Mehendis Hesen bey Raşidi ve .... en ağır durumdadırlar.

GAMOH Avrupa Teşkilatı olaraq bir kez daha uluslar arası insan haqları qoruyan bütün qurum quruluşları, İranın qeyri insanı ve anti demokrat siyasetine qarşı gereken girişimlerde bulunmaları ile tutsaqlarda saxlanılan milli feallarımızın derhal buraxılmalarını,  insanlıq adına çağırır, İran`ın fars faşıst hakimiyetini şiddetle qınayırıq.

Güney Azerbaycan Türk Ulusunun İstediyi Qurtuluş Dilegi ile

GAMOH Başkanlık Ofisi Müdürü Aydın Karahanlı

 

İran Mahkemelerinden Akıl Almaz İstekler

 

Haziran ayında başladığı açlık greviyle milli taleplerini dile getiren Cavad Abbasi, 45 gündür, uluslararası kanunların tersine işlemlere maruz kalarak hapis tutuluyor. Aynı ayın son günlerinde, İran İslam mahkemelerinde yargılanan Abbasi hakkında, zindan cezası çıkarıldı. Sağlık durumu, son bir aydır yaptığı açlık orucuyla iyice bozulan milli hareketçinin, hakkında kesinleşen zindan cezasını çekmekten kurtulması için oniki bin dolarlık harç, mahkeme tarafından istenmiştir. Güney Azerbaycan milli hareketinin yılmaz savaşçısı Cavad Abbasi`nin yargılanma sebepleri; Azerbaycan Türk milliyetçiliği yolunda telkin yapmak, Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin propagandasını üstlenmek, İran devletinin aleyhine baş kaldırmak olarak açıklanmıştır. İran Fars hakimiyetine karşı, Güney Azerbaycan davasını savunan milli hareketçilerden Mesud Sabir`in ise, Tebriz`deki iş yeri yağmalanmış, özel eşyalarına el konularak Ettealat (İran İslam Cumhuriyeti`nin gizli servisi) binasında sorgu altına alınmıştır. Milli hareketçilerin yasal haklarını savunmayı gönüllü olarak üstlenen avukat Salih Kamrani`nin de tutukluluk hali devam etmekte olup, İran rejimine karşı bölücülük suçu işlediği ithamıyla yargılanmaktadır. Cavad Abbasi`den mahkemece talep edilen oniki bin dolarlık harç, Kamrani`nin serbest bırakılması için de istenmiştir. Milliyetçi gençlerden Ali Badali ise, Tahran yakınlarındaki Evin hapishanesinde, sorgulama süreci atlanarak tutuklu bulunmaktadır. Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin Bakü temsilciğinin basın sorumlusu Ağrı Karadağlı da, geçtiğimiz ay fiziksel saldırıya uğramıştı. Bakü sahilinde gezintide olduğu sırada, kimliği belirsiz üç kişi tarafından Farsça sövülerek üzerine saldırılan Karadağlı, vücuduna aldığı yaralardan dolayı Birleşmiş Milletler Teşkilatına rapor verdi. İran rejimi tarafından başına bedel biçilen Karadağlı`nın, İran`da tutuklanan ağabeyi Alpay Karadağlı da işkence görerek cezaevi günlerini tamamlamaktadır. Kuzey Azerbaycan ve İran dışındaki diğer ülkelere çıkmış olan milli hareketçilerin, geride bıraktığı kardeş, ana, baba ve bütün akrabaları hakimiyetin kuvvetlerince sırayla gözlem altına alınmaktadır. Alpay Karadağlı da, Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin aktif üyelerinden biri olan kardeşinin bedelini içeride ödemektedir.

Urmu Üniversitesi`nde Çaşıt (Ajan) Parmağı

Mayıs ayında, İran adlı ülkenin resmi yayın organı İran-ı Cuma gazetesinde Türkleri aşağılayan karikatürlerin yayınlanmasının ardından, ayaklanan milyonlarca Güney Azerbaycanlı milliyetçinin arasına rejim ajanlarınca nifak sokulmakta olduğu bildirildi.Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin ilgili birimlerine gelen bilgilere göre ; Milli tepkinin kaleleri olan üniversitelerden Urmu Üniversitesi`nde, son günlerde sahte imzalar ile milli hareketçilerin aleyhine, hayal ürünü yazılar yazılarak dağıtılmaktadır. Birbirine düşen milliyetçi öğrenciler, bunun hâkimiyetin ajanlarınca tertiplenmiş bir oyun olduğunu anlamaları üzerine harekete geçerek basın açıklaması hazırlamışlardır.

 

Kırım'da Etnik Gerginlik

 

Ukrayna'ya bağlı Kırım'da yaşayan Kırım Türkleri,  Bahçesaray'da Azizler Mezarlığı olarak bilinen ve bir türbenin de bulunduğu alana büyük bir alış veriş merkezinin yapılacağını öğrenmeleri üzerine, bunu protesto etmek için miting düzenledi.

Tarihi türbe ile minberlerin bulunduğu Azizler Mezarlığı olarak bilinen yer, Kırım Türklerinin 1944 yılında topyekün sürgün edildikten sonra Ruslar tarafından halk pazarı olarak kullanılmaya başlanmıştı. Kırım Türkleri için kutsal bir mekan olarak bilinen Azizler Mezarlığı'nın Ukrayna Kanunlarına göre tarihi eser olması sebebiyle Kırım Türklerine verilmesi gerekiyordu. Ancak, bugüne kadar yapılan başvurulara rağmen mezarlığın Kırım Türklerine iade edilmediği belirtiliyor.

Azizler mezarlığının geri verilmesini isteyen Kırım Türklerinin,  miting için toplandığı alanda Ukrayna Polis Komandolarının güvenlik önlemleri aldığı, ancak mitingi sabote etmek isteyenler arasında yaşanan gerginlik üzerine büyük olaylar çıkabileceği gelen haberler arasında.

Kırım Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Seydişehir Şube Başkanı Mustafa Sarıkamış konuyla ilgili yaptığı açıklamada, ”Ukrayna ile 1991 yılında yapılan anlaşma gereği ibadethanelerin gerçek sahiplerine verilmesi gerekmektedir. Kırım'da yaşayan yaklaşık 400 bin Kırım Tatar-Türkü dillerinden ve dinlerinden uzaklaştırıldılar. Şimdi ibadethanelerimizi, tarihi yerlerimizi geri istiyoruz. Bu konuda duyarlı tüm kardeşlerimizden manevi destek bekliyoruz” dedi.

KIRIM MÜFTÜSÜNÜN GÖRÜŞÜ

Kırım Müftüsü Hacı Emirali Ablaev, Bahçesaray'daki pazarın olduğu yerde Müslüman türbe ve kabirlerin bulunduğuna dair ellerinde yazılı belgelerin olduğunu belirterek “Bahçesaray pazarının bulunduğu yerde 300 kadar Müslüman defnedilmişti” dedi.

 

Denktaş: "KKTC yıkılmamak üzere kuruldu”

 

Rauf Denktaş’ın tartışmaya sunduğu “KKTC’nin 20 Temmuz 2006 Bildirisi”ne bazı sivil toplum örgütleri de imzalarıyla destek verdi. Lefkoşa’daki Saray Otel’de toplanan sivil toplum örgütü temsilcileri, Denktaş’ın bizzat okuyarak görüşlerine sunduğu bildiriye imza attı.

KKTC’nin 1.Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs'ı almaya niyeti olduğunu anladığı an devleti kurduğunu belirterek, "Bu devlet, yıkılmamak üzere kuruldu" dedi.

Rauf Denktaş, Kıbrıs konusunda BM Genel Sekreterinin Siyasi İşler Yardımcısı İbrahim Gambari’nin gelişiyle ortaya konulan formülün tehlikeli ve olumsuz olduğunu ifade ederek, bu toplantıyı da bu tehlikelere dikkat çekmek ve halkın ne düşündüğünü ortaya koymak için düzenlediğini kaydetti.

Gündeme geldiği günden beri, bildirgenin ’20 Temmuz kutlamaları için KKTC’ye gelecek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı bir tertip’ şeklinde nitelendirilerek, çeşitli spekülasyonlar yapıldığına işaret eden Denktaş, "Erdoğan’a, havanın ne olduğunu görme imkanı sağlayacağız. Erdoğan’ın da vereceği mesajlar vardır. Dinlemeye hazırız" dedi.

"GERİYE GİDİŞİ ENGELLEMEK LAZIM"

Rauf Denktaş, Gambari’nin gelişinin halka yeni bir şey varmış gibi lanse edildiğini belirterek, "Yeni bir şey yok, geriye gidiş var.Bu geriye gidişi engellemek lazım" diye konuştu.

Denktaş, "Devletin doğuşu, bir çocuğun doğuşuna benzer. Devlet de yıllarca süren sancı ve kanla doğar. Sizin de şehidinizle katkınız var. Böyle kurtulduk, böyle kurulduk" değerlendirmesini yaptı.

Federasyon formülünü 20 yıl müzakere ettiğini ve Rumların bütün Kıbrıs’ı almaya niyeti olduğunu anladığı an devleti kurduğunu dile getiren Denktaş, "Bu devlet, yıkılmamak üzere kuruldu. Biz Rum’a teslim olamayız. Türkiye’nin olmayacağı bir ortamda Rum’un ne yapacağını bilmezsek, yuh olsun bize. Devlete sahip çıkmak lazım. Dünyaya da bunu duyurmak lazım" dedi.

Herkesin barış istediğini, ancak yeniden yıkılmayacak barış istendiğine işaret eden Denktaş, "Barışı önlemek için değil, kalıcı barış için mücadele ediyoruz. Kıbrıs’ı Türkiye’nin önüne koymak büyük bir kalleşliktir. Bu, Türkiye’yi parçalamak için bir oyundur. Bu tehlikeden süratle kurtulmak lazım" ifadesini kullandı.

 

Yunanistan, 'Müslümanlara haksızlık yapmaktan

AİHM'de MAHKUM OLDU

 

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Batı Trakya İskeçe seçilmiş müftüsü Mehmet Emin Aga'nın yaptığı iki başvuruyla ilgili Yunanistan'ı mahkum etti. (13 Temmuz 2006 Perşembe)

AİHM, Yunanistan'ın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) din ve vicdan özgürlüğüyle ilgili 9. maddesini ihlal ettiğine hükmetti.

Para cezasına gerek görmeyen AİHM, Yunanistan'ın, mahkeme masrafı olarak yaklaşık 3 bin avro ödemesini kararlaştırdı.

 

Batı Trakya Türkleri`nin lideri Dr. Sadık Ahmet Anıldı

 

Hayatını Batı Trakya Türkleri için mücadeleye adayan, bu uğurda birçok kez hapis yatan ve şüpheli bir trafik kazasında hayatını kaybeden Dr. Sadık Ahmet anılıyor.

7 Ocak 1947 yılında, Gümülcine vilayetinin küçük Sirkeli köyünde dünyaya gelen ve Batı Trakya Türkleri ve onların sorunları için mücadele veren Dostluk Eşitlik ve Barış Partisi`nin kurucusu Dr. Sadık Ahmet, ölümünün 11. yıldönümünde törenlerle anılıyor.  Sadık Ahmet`in Gümülcine`de Kahveci Mezarlığı`ndaki kabri başında düzenlenen törene, Devlet Bakanı Mehmet Aydın ile Başbakanlık  Müsteşarı Ömer Dinçer katıldılar.

Merhum Sadık Ahmet`in eşi Işık Ahmet ile oğlu Levent ve kızı Funda`nın yanısıra azınlık milletvekili İlhan Ahmet, Gümülcine Seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif ile çok sayıda Batı Trakyalı Türk`ün de izlediği törende, saygı duruşunun ardından Sadık Ahmet`in yaşamı boyunca verdiği mücadelelerle ilgili konuşmalar yapıldı ve dualar okundu.

Devlet Bakanı Aydın, törende yaptığı konuşmada, merhum Sadık

Ahmet`in ``İdeal ile gerçeği birleştiren bir dava adamı olduğunu`` söyledi.  Sadık Ahmet`in, yaşamı boyunca Türk azınlığın hakları için verdiğimücadelede çok önceden görülmesi gerekenleri gördüğünü belirten Aydın,``Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türk azınlığı davasının bayrak ismidir.Zaman, onun haklılığını ortaya çıkardı. Türk azınlığın, bugün Sorunlarının daha çok farkına vararak kendi davasına sahip çıkmasında, Dr. Sadık Ahmet`in payı büyüktür`` dedi.  Aydın, Batı Trakya Türk azınlığı konusunun Türkiye`de siyaset üstü bir konu olduğunu ve tüm siyasal çevreler tarafından desteklendiğini belirterek, ``Sizin sorunlarınız bizim sorunlarımızdır. Türkiye`de herkes Batı Trakya`da insan hakları eksikliği olmamasını gönül birliğiyle arzu ediyor`` diye konuştu. Dr. Sadık Ahmet`in ruhuna mevlit okundu. Bu arada Aydın, törenden önce Sadık Ahmet`in annesini evinde ziyaret ettikten sonra, Rodop Valisi Aris Yannakidis ile Rodop Milletvekili İlhan Ahmet ve Gümülcine seçilmiş Müftüsü İbrahim Şerif`ede nezaket ziyaretlerinde bulundu. En son 1990 yılında Batı Trakya Türklerine Türk dediği için 2 ay hapis yatan Batı Trakya Türklerinin lideri Dr. Sadık Ahmet 1995 yılında şüpheli bir trafik kazasıyla hayata gözlerini yumdu.

 

Ezan sesine karşı 35 bin kişi imza attı

 

Aşırı milliyetçi Ataka Partisi, başkent Sofya’daki camiden okunan ezan sesinin kaldırılması için başlattığı imza kampanyasını 35 bin kişinin desteklediğini açıkladı.

Bulgar medyasındaki haberlere göre, partinin belediye meclisine gönderdiği bir mektupta caminin hoparlörlerinin tamamen kapatılmasını istedi.

Partinin lideri Volen Siderov, birçok ülkede ezanın protestolar nedeniyle kaldırıldığını ile sürdü. Cami etrafında çadır kuran Ataka üyeleri mayıs ayının sonundan itibaren imza topluyor.

 

M. Necati Sepetçioğlu dualarla uğurlandı

 

Hocaların hocası, çağımızın Dede Korkut’u, M. Necati Sepetçioğlu’nu sevenleriyle birlikte son yolculuğuna uğurladık. Sepetçioğlu’nun cenazesi, Karacahmet Mezarlığı’nda dualarla toprağa verildi.

  Eserleriyle bir nesile hocalık eden Çağımızın Dede Korkut’u Mustafa Necati Sepetçioğlu Türk fikir ve edebiyat dünyasından pek çok kişinin iştirak ettiği bir törenle toprağa verildi.

Sevenleri ve talebeleri Sepetçioğlu’nu son yolculuğuna uğurlamak için Üsküdar Bağlarbaşı’ndaki Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Camii’ndeki cenaze töreninde buluştu. Cenaze namazını kıldıran Prof. Dr. Bayraktar Bayraklı, Sepetçioğlu’nun Türk kültürünün çınarlarından biri olduğuna vurgu yaparak, “Milletin kültürünü ayakta tutan çınarlar zamanı gelir arkalarında ölümsüz eserler bırakarak ayakta ölürler” dedi. Prof Bayraklı konuşma sonunda cemaatten helallik istemesinin ardından Sepetçioğlu’nun Türk Bayrağı’na sarılı naaşı dua ve tekbirlerle cenaze arabasına taşındı. Sepetçioğlu’nun cenazesi, daha sonra götürüldüğü Karacaahmet Mezarlığı’nda defnedildi. Defin sonrasında Kur’an-ı Kerim okunmasını müteakip eşi Muazzam Gülşen Sepetçioğlu ve yakınları taziyeleri kabul etti. Cenazeye eski Kültür Bakanı Namık Kemal Zeybek, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Başkanı Prof Dr Turan Yazgan, Prof. Dr. Mustafa Kafalı, MHP İstanbul İl Başkanı İhsan Barutçu’nun da aralarında bulunduğu çok sayıda kişi katıldı.

 

ITC lideri Ergeç'e suikast girişimi

 

15 Temmuz tarihinde Kerkük'ün Bağdat yolu caddesinde düzenlenen bir terör eylemi, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Sadettin Ergeç'i hedef alınmasına Türkmenlerin tepkisi sürüyor. Terör saldırısında yara almadan kurtulan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Doktor Saadettin Ergeç'e geçmiş olsun ziyaretleri sürüyor. Irak Türkmen Cephesi Başkanı ve Milletvekili Doktor Saadettin Ergeçi'i ziyaret eden Türkmen Bağımsızlar Hareketi Başkanı Kenan Şakir Üzeiyrağalı Dr. Ergeç'e geçmiş olsun dileklerinde bulunarak bu terör eylemini şiddetle kınadıklarını belirtti.

Irak Türkmen Cephesi Başkanı Doktor Ergeç, Kerkük'teki resmi karargâhında Türkmen Sadık Derneği ve Türkmen Öğretmenler Birliği'nden gelen heyetleri de kabul etti.

Heyet, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Ergeç'e yapılan bu çirkin saldırıyı kınayarak geçmiş olsun dileklerini sundular. Daha sonra Irak Türkmen Cephesi Altun Köprü Büro Sorumlusu, Irak Türkmen Cephesi Erbil İl Başkanı, Irak Milli Türkmen Partisi Altu Köprü Sorumlusu ve Türkmen İstişare Meclisi Başkanını kabul etti. Ziyaretçiler yapılan bu terör eylemini kınayarak Türkmen halkının maruz kaldığı haksızlıkları dile getirdiler. Ziyaretçiler Dr. Ergeç'e geçmiş olsun dileklerini ilettiler.

Türkmen Hukukçular Birliği, Türkmen Sanatçılar Birliği, Türkmen Savaşçılar Birliği ve Irak İslam Partisi heyetleri de Irak Türkmen Cephesi Başkanı Dr. Saadettin Ergeç'i ziyaret ettiler. Heyetler Irak Türkmen Cephesi Başkanına geçmiş olsun dilekler ini sunarak yapılan bu terör eylemini kınadıklarını dile getirdiler. Heyet bir konuşma yapan Irak Türkmen Cephesi Başkanı Ve Milletvekili Doktor Saadettin Ergeç Türkmen davasının her şeyden büyük olduğunu dile getirdi.

Kerkük'ten yayın yapan Türkmeneli yere televizyonunun heyeti de Irak Türkmen Cephesi Başkanını ziyaret ettiler. Televizyoncu heyet, Irak Türkmen Cephesi başkanına yapılan bu saldırı tüm Türkmenlere yapıladığını belirterek geçmiş olsun dileklerini Dr. Ergeç’e aktardılar.

Kerkük'e bağlı Türkmen Tazahurmatu nahiyesinden de heyetler Irak Türkmen Cephesi Başkanı Doktor Saadettin Ergeç'i ziyaret ettiler. Yapılan saldırıdan dolayı geçmiş olsun dileklerini Dr. Ergeç’e sunan heyet arasından Nahiye müdürü ve bazı Arap aşiretleri başkanları yer aldı.

Irak Milli Türkmen Partisi Başkanı da Irak Türkmen Cephesi Başkanını ziyaret ederek geçmiş olsun dileklerini bir kez daha dile getirdi. Türkmen Telafer'liler Türkmen milletine karşı yapılan komploların karşısında duracaklarını dile getirdiler. 3 gün önce bombalı saldırıdan yara almadan kurtulan Dr. Saadettin Erge.'e geçmiş olsun dileklerinde bulunmak üzere Bektaşi Tarikatı Başkanı Seyit Hamit Bektaşi, Irak Türkmen Cephesi'nin Bılava Sorumlusu, Irak Türkmen Cephesi'ne bağlı Fazıl Antike Bürosu sorumlusu ve Musalla İstişare Meclisi Bşakanı, Irak Türkmen Cephesi Başkanı Saadettin Ergeç'i ziyaret etti. Dr.Ergeç Ziyaretçilere teşekkürlerini bildirerek mücadeleye devam edeceklerini açıkladı.

 

Elazığ Hazar Şiir Akşamları bu yılda coşkulu kutlanacak

 

Elazığ’la özdeşleşen Hazar Şiir Akşamları için hazırlıklara başlandı. Bu yıl etkinliklerin daha da coşkulu geçmesi bekleniyor. Hazar Şiir Akşamları bu yıl, Kurtuluş savaşı yıllarında Türk milletinin çektiği çileleri içinde hissederek, yazdığı şiirlerle adından söz ettiren ve ikinci Doktor İkbal olarak bilinen Kazakistan'ın ünlü şairi Mağcan Camabay'ın anısına düzenlenecek. Mağcan Camabay, özellikle 1921 yılında yazdığı Uzaktaki Kardeşime adlı şiirle ünlenmişti.  Eylül ayının 20, 21 ve 22’sinde yapılacak olan etkinliklere başta Türkiye olmak üzere Türk Cumhuriyetlerinden bir çok şair katılacak. Aralarında Kazakistan, Türkmenistan, Tataristan gibi Türk dünyasından 10 şairin katılması beklenirken, Elazığ’dan 7, Türkiye genelinden ise yine 10 şairin katılmasıyla toplam 27 kişi Elazığlıları şiire doyuracak. Elazığ Kültür ve Turizm Müdürü Tahsin Öztürk, bu yılki etkinliklerin daha da canlı geçmesini beklediklerin vurgulayarak, amaçlarının kültür çalışmaları vasıtasıyla Türk dünyasındaki ilişkilerin gelişmesini sağlamak olduğunu belirtti. Öztürk, şöyle dedi:  “Amacımız bu tür programlarla Türk dünyası şairlerinin birbiriyle tanışarak bilgilerini artırmalarını sağlamak. Bunun yanında gençlerin kültür sanata ilgisini artırarak, onların yaşatılmasını sağlamakta diğer bir amacımızdır.” Dedi

 

Türk Boyları Yalova'da bir araya geldi

 

Yalova Folklor Eğitim Merkezi (YAFEM) 12 - 21 Temmuz tarihleri arasında düzenlediği "5. Türk Boyları Kültür Şöleni"nde yüzlerce katılımcıyı Yalova'da buluşturdu.12 Temmuz Cuma günü açılışı yapılan Kültür Şöleni'nde aynı gün Romanya Türk Demokrat Birliği'nden Gazeteci - Yazar Gülten Abdullah'ın "Tuna Mektupları, Hat ve Tezhip Sergisi'nin açılışı da yapıldı. Daha sonra Barış Manço Açık Hava Tiyatrosu'nda Gala Programı gerçekleşti.

10 gün süren etkinlik boyunca, konuk ülkelerden gelen halk oyunları ekipleri, ülkelerine ve yörelerine ait halk oyunlarını açık hava tiyatrosunda her gece sergileyerek, binlerce Yalovalıya unutulmaz saatler yaşattı.

"5. Türk Boyları Kültür Şöleni" etkinliklerinde 16 Temmuz Salı günü "Türkçe Sohbetler" düzenlendi. Etkinlik çerçevesinde düzenlenen Türkçe Sohbetler'de; Batı Trakya'dan Öğretmenin Sesi Genel Yayın Yönetmeni - Sosyolog İlknur Halil ve Romanya'dan Gazeteci - Yazar Gülten Abdullah birer konuşma yaptılar. Yalova Halk Eğitim Merkezi Konferans Salonunda düzenlenen Türkçe Sohbetler'de İlknur Halil "Batı Trakya ve Balkan Türkleri" konulu bir konuşma yaptı. Aynı gün Halk Eğitim Merkezi'nde açılan stantta Öğretmenin Sesi dergisi tanıtılarak yeni okuyucularla buluşturuldu.

Etkinliğe; Bulgaristan'dan "Ruen Belediyesi" Halk Oyunları Topluluğu, Kabartay - Balkar'dan "As - Alan" Halk Oyunları Topluluğu, Kosova - Prizren'den "Filizler" Türk - Kültür Sanat Derneği, Romanya - Müslüman Tatar Türklerinin Demokrat Birliğinden "Mecidiye Karasu" Halk Oyunları Topluluğu ve "Yıldızlar Kara Murat" Halk Oyunları Topluluğu, Moldova'dan "Kadınca" Türkü ve Halk Oyunları Topluluğu, Kıbrıs'tan "Değirmenlik Belediyesi" Halk Oyunları Topluluğu ve Geçitkale Gençlik Merkezi" Halk Oyunları Topluluğu, Bosna - Hersek'ten "Halil Mirsiç" Gençlik Halk Oyunları Topluluğu, Gürcistan'dan "Martve" Halk Oyunları Topluluğu, Kırım'dan "Uçan Su" Oyun ve Yır Topluluğu, Makedonya - Çalıklı'dan "Bahar" Halk Oyunları Topluluğu, Yunanistan - Batı Trakya'dan İskeçe Türk Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği Başkan ve yöneticilerinden temsilciler katılırken, İlknur Halil de Türkçe Sohbetler çerçevesinde Batı Trakya ve Balkan Türkleri ile ilgili bir konuşma yapmak üzere Batı Trakya'dan kültür şölenine katıldılar.

 

DÜNYA

 

Kalleş Pusuda 5 şehit

 

Bitlis’te devriye görevi yapan zırhlı askeri aracın terör örgütü tarafından yola döşenen mayına çarpması sonucu şehit olan 5 asker,  memleketlerinde düzenlenen törenlerle toprağa verildi.

Patlamada şehit olan Jandarma Kıdemli Üstçavuş Hakan Toydemir’in cenazesi memleketi Ankara’daydı. Şehit askerin cenazesinin Merkez Camii’ne götürülüşü sırasında törene katılanlar yol boyunca terör örgütü aleyhine sloganlar attı. Törene Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Fevzi Türkeri ve çok sayıda general, subay, astsubay ve yerel yöneticiler katıldı. Şehit Toydemir’in naaşı, kılınan namazın ardından Kırbaşı Mezarlığı’nda toprağa verildi.

Şehit Jandarma Uzman Çavuş Hayrettin Karabıyık’ın cenaze töreni de Balıkesir’deydi. Şehit jandarma Karabıyık, Zağanos Paşa Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından, Yaylacık Köyü’nde toprağa verildi.

Patlamada şehit olan jandarma komando er Ramazan Okur, memleketi Bursa’da kılınan cenaze namazının ardından Pınarbaşı Şehitliği’nde toprağa verildi. Şehit jandarma komando er Nurdoğan Zorgün’ün cenaze töreni ise Kahramanmaraş’taydı. Şehit erin cenazesi, kılınan namazın ardından Şeyadil Mezarlığı şehitlik bölümünde toprağa verildi. Bir diğer cenaze töreni de Sivas’taydı. Şehit jandarma komando onbaşı Erdal Kavallı, Sivas’ın Yıldızeli İlçesi’ne bağlı Yavu Beldesi’nde toprağa verildi.

 

İsrail çocuk katliamı yapıyor

 

İsrail, Lübnan'da en kanlı saldırısını gerçekleştirdi. Sivillere yönelik katliam, Lübnan'ın güneyindeki Kana kasabasında gerçekleşti. İsrail'in Lübnan'da başlattığı operasyonun 19. gününde, bir defada düzenlenen en kanlı saldırının kurbanları çocuklar, kadınlar ve yaşlılar oldu. İsrail savaş uçakları, 100 kadar Lübnanlı'nın savaştan kaçarak sığınak olarak kullandığı binayı vurdu. 55 sivil öldü. Ölenlerin 37'sinin çocuk olduğu açıklandı.

UYKUDA YAKALANDILAR

Önceki gece boyunca, sınırın Lübnan tarafındaki Kana kasabasına 50'den fazla füze fırlattığı bildirilen İsrail ordusunun, Kana'daki birçok evi de yerle bir ettiği açıklandı. En büyük hasarın ve can kaybının meydana geldiği üç katlı binanın, kasabanın, konutların bir arada toplandığı bölümünde yer aldığı ve insanların uykuda olduğu bir saatte doğrudan hedef alındığı bildirildi.

 

Şamil Basayev şehit oldu...

 

Rus Destekli Ermeni Saldırıları Karşısında Dudayev'in Emriyle Dağlık Karabağ'a Yardıma Koşan Ve Azerbaycan'da Türklerle Aynı Siperde Karavana Paylaşan Büyük Savaşçı

 Şehit gibi yaşadı ve şehadetle dünya hayatı sona erdi..

Şamil Basayev , İnguşetyada bulunan Ekajevo köyünün yakınlarında meydana gelen çatışmada FSB ve rus özel OMON birlikleri ile çatışarak kahramanca şehit düştü. Cecen.org merkezine gönderilen ve sağlam kaynaklardan alınan habere göre Basayev ve beraberindeki bir grup İnguşetya bölgesinde rus özel birliği ve FSB ye ait özel bir birlik tarafından pusuya düşürüldü. Mashadov ve Sadulayev örneğinde olduğu gibi münafıkların büyük rol oynadığı düşünülen operasyonda çeçen halkı büyük bir kahramanını daha şehit verdi. Operasyonun pazar gecesini pazartesiye baglayan saatlerde gerçekleştiği ve bomba yüklü bir aracın mücahidlerin yakınında patlatılarak gerçekleştirildiği bildirildi. Bu arada kukla Kadirov'da yaptığı açıklamada sevincini kustu , ifadesinde "tüm Çeçen ve Rus ulusu için büyük bir sevinç olduğunu, çünkü bu kişinin elinin kanlı olduğunu" belirtti.

Şamil Baseyev'in Silah Arkadaşı Ender Tuncer Özcan:

Çeçen lider Şamil Basayev'in öldürülmesini değerlendiren Düzce'deki silah arkadaşı Ender Tuncer Özcan, mücadelenin devam edeceğini söyledi. 1996 yılında Avrasya feribotunun kaçırılmasında ve Abhazya savaşında Çeçen lider Şamil Basayev ile birlikte hareket ettiklerini belirten Düzceli Ender Tuncer Özcan, üzüntüsünün büyük olduğunu belirtti. Özcan, "Şamil Basayev ile bizim tanışmamız Abhazya savaşında olmuştu. İdealleri olan, zeki bir insan olması bizi etkilemişti. O zamanlarda kendisine ileride Kafkaslar'ın yeni Şeyh Şamil'i sen olacaksın dediğimizde, 'O kim, ben kimim? Onun yaptığı mücadelenin yanında benim yaptığım mücadele bir hiç' demişti. Zaman ilerledikçe Ruslara karşı yaptığı mücadele, stratejileri, taktikleri kendisini sembol haline getirdi. Şamil Basayev Kafkaslar'daki, Çeçenistan'daki mücadelede ne ilk ne de sondur. 

Sıkı bir savaşçı:

Samil Basayev 1965'de  Çeçenistan'ın Vedeno Bölgesi'nin Vedeno köyünde doğdu. 1995 yılı başında Vedeno'daki çarpışmalarda bir kardeşi öldü. Ağabeyi Şirvani Basayev Bamut şehrinin komutanıydı. 1987'de Moskova'da mühendislik eğitimi aldı. 1991 Ağustosu'nda Moskova'da Beyaz Saray'ın savunulması hareketine katıldı. 1991'de Çeçenistan'a döndü. Kafkas Halkları Konfederasyonu'na ait birliklere katıldı. 1992'de Kafkas Halkları Konfederasyonu Birlikleri Komutanı oldu.

Ağustos 1992'de Abhazya'da savaşa katıldı. Nisan-Temmuz 1994'de Afganistan'ın Host eyaletinde eğitim aldı. 1994 Yazında Cevher Dudayev'in yanında yer alarak askeri faaliyetlere katıldı.

14 Haziran 1995'de Rusya'nın Budenovsk şehrindeki hastaneyi ele geçirdi. Dünya kamuoyunun dikkatini Çeçenistan'daki trajediye çekmeyi başardı. Nisan 1996'da  Çeçenistan Cumhuriyeti'nin Silahlı Kuvvetler Komutanlığı'na seçildi. Aralık 1996'da komutanlığı bırakarak Çeçenistan Başkanlık seçimlerinde aday oldu. 27 Ocak 1997 başkanlık yarışında oyların yüzde 23.5'ini alarak ikinci oldu ve bayrağı Aslan Mashadov'a kaptırdı. Bir müddet başbakanlık yaptı. Başbakanlıktan ayrıldıktan sonra bir grup arkadaşıyla birlikte Dağıstan İçkeriya Halkları Kongresi'ni organize etti ve bu kongrede bağımsız bir otorite olarak "Emir" unvanını aldı.

Dağıstan'da çıkan çatışmalarda adı tekrar öne çıktı. Rusya'nın Çeçenistan'ı yeniden işgal etmesi üzerine emrindeki gönüllü askerlerle birlikte gerilla savaşı vermeye başladı.

 

10.Yılında Srebrenitsa Soykırımı

 

Tuzla kent merkezinde prefabrik bir yapı... Sokağa girildiği anda burun direğini kıran kesif bir koku yükseliyor binalardan. Soğuk hava tertibatına sahip binalar, araçlar; bir uzay üssünde çalışıyormuş gibi özel kıyafetler giymiş, ağızları maskeli insanlar... Katliamın gerçekleştiği Potoçari Köyünde hazırlanan şehitlikte bu yıl 610 yeni mezar açıldı.

Yoğun bir tempoda çalışıyor insanlar; çünkü raflarda bekleyen 6 bini aşkın ceset torbası var. Burası Srebrenitsa’nın bakiyesi. Çalışanlar adli tıp uzmanları, ceset torbalarında bekleyenler ise Srebrenitsa’daki toplu mezarlardan çıkartılan Boşnaklara ait kemikler. Merkez, görenlerin kanını donduracak cinsten. Poşetlerde milyonlarca kemik incelenmeyi bekliyor. Türkiye’de patates poşetlemekte kullanılan kır