|
VAHŞETİN BÖYLESİ
Sizi bir ülke düşünmeye
davet ediyorum. İnsanların “din böyle emrediyor” diye akıl dışı yöntemlerle
sınırlandırıldığı, kadınların başı yarı açık sokağa çıktıklarında copla
dövüldükleri, birden fazla etnik kimliği bünyesinde barındırmasına rağmen
hiçbirinin milli haklarının tanınmadığı, sokak ortalarında dar ağaçlarının
kurulup insanların idam edildiği bir ülke..
İnsanlar özgür olarak
doğarlar. İnanç ve tercihlerinde özgür olarak, doğalarının gereğini yaşama
hakları vardır. İnsanlık tarihi, bir yudum özgürlük için nelerin
yapılabileceğine şahitlik eder. Adem oğlu, yaradılışının gereği, hür olmak
ister. Onun özgürlüğünü sınırlamaya veya yasaklamaya kalkan hangi otorite
olursa olsun, dağılmaya mecburdur.. Esir çok iyi uyuşturulmuşsa da, birgün
mutlaka uyuşturucuların tesiri geçer..İran Türklüğü de, Alp Er Tunga`dan bu
yana güçlü zehirlerle uyuşturuldu.
Tez uyandı..
Bazen Babek olup Arap
emperyalizminin karşısına dikildi, bazen Şeyh Muhammed Hıyabani olup
“miletim tanınsın” diye baş verdi. Bazen de sokaklara aktı hınca hınç,
milliyet aşkını Mayıs ayaklanması lafsıyla kanla kazıdı tarihe..
İran`da yaşayan elli milyon Türk`ün adı yok.
Dilleri bağlanmış, milli namusları ayaklar altına alınmış. İran Türkleri
denildiği zaman aklımıza, birleşik Azerbaycan`ın Gülüstan ve Türkmençay
anlaşmalarıyla ayrılıp işgal edilmiş güney hissesi gelmemelidir. Orada en az
elli milyonluk, Türkiye`den sonraki ikinci büyük Türk nüfusu var. Anadolu`daki
kardeşlerine deyişler yazan boynu bükülmüş Horasan Türkleri ; Farsla iç içe
yaşayan, at yetiştiricilikleri ve silah kullanmalarıyla meşhur Kaşkay
Türkleri, Hamse, Halaç, Türkmen, Bayat, Karapapak Türkleri, adları anılmaz,
yolları bilinmez, esirliğin ezikliğinde yaşıyor..
Tabii esirlikte yaşamak yaşamaksa..
Benim derdim Farsla,
Ermeniyle, Çinliyle, öteki berikiyle değil. Benim derdim, Türk`ü esir
etmekte yol almışlarla. Bin yıldan fazla bugünkü İran`a hükmeden Türklerin,
“tuvalet pisliklerini yiyerek beslenen hamam böceği” olarak karikatür
çizilmesi, “eşek Türk” diye arkasından bağrılması olağan görülebilir mi ?
Bunlara kayıtsız kalmak mümkün müdür ? “Haydi canım sende geç” diyebilmek
imkan dahili midir ?
Hayır..
Zulme kulak tıkayanlardan olmaktansa, hiç olmamak yeğdir..
Yüzyıllarca Türklerin
hakimiyeti altında refah içinde, huzur yumağında yaşamış olmalarına rağmen,
bu büyük ulusa kin güdenler, minnet duyacakları yerde “boynun altında
kalsın” diyenler peşi sıra kanlı icraatlarını sürdürüyorlar. Coğrafyanın adı
ne olursa olsun, Türk`e hissedilen düşünce ve eylemler hiç değişmiyor...Son
örnek, İran`ın Türk yerleşim yerlerinden Tebrizden geldi...Yedi mayıs günü
Tebriz şehrinden dünyaya yayılan, araçlarında Türkçe müzik dinledikleri için
molla yönetiminin katillerince vurulan iki gencecik fidanın kanlı resimleri
gözümün önünden gitmiyor.
Ağlayamıyorum...
Göz pınarlarım, yaş dökemeyecek kadar usanmış..
Ellerim, soyuma yapılanları yazarken, belki birgün Türk`ün haklılığı
anlaşılacak diye zihnimi avutuyor..
Her yerde öldürülürken; katil, soykırımcı damgası yemek ..
Toprakları çalınmışken, barbar diye anılmak..
Milliyetine sahip çıkamamış dört bir yana dağılmışken, şoven ulus
görülmek...
Hazmedilir gibi değil..
Tebriz`de araçlarının içinde vurulan gençler, bir de dinin emirlerine
uymadıkları gerekçesiyle suçlanmışlar. Dine göre müzik dinlemek harammış.
Din kurallarını hiçe saymanın bedeli, vurulmakmış..
Bana göre tek neden bu değil. Etnik kimlikleri Türk olan gençlerin Türkçe
müzik dinliyor olmaları, vurulmalarına sebeptir. Bu dile getirilmeyerek, din
kurallarına uymamak bahanesiyle geçiştirildi.
Gencecik fidanlar şimdi bitkisel hayatta yaşam mücadelesi veriyor. Eğer
ölmezlerse, kalan ömürlerini başkalarının bakımına muhtaç engelliler olarak
tamamlayacaklar.
Saldırganlar mı ?
Onlar, aldıkları “aferin” priminin keyfini sürüyorlar..
Vahşetin böylesi, hatta daha katmerlisi başka yerlerde de var.. Tesadüf ki
mağdurları yine Türkler..
Nerede mi ?
Türk kanıyla kıpkızıl olmuş Çin`de...
DOĞU TÜRKİSTAN
TÜRKLÜĞÜNÜN BİTMEYEN ÇİLESİ
Uzaklarda, taa Asya'nın
ortasında bir yurdumuz var. Atalarımızın en az 1000 yıl önce, belki
kimimizinkilerin daha erken bir vakitte terk eylediği, bugün Çin Halk
Cumhuriyeti adıyla dünya devletleri arasında boy gösteren, her canlıyı
potansiyel yiyecek olarak algılama vahşîliğine ve iğrençliğine sahip korkunç
milletin toprakları yanı başındaki kök yurdumuz öksüz..
Avrupa'dan Japon denizine kadar bizimdi mâzide. Yeryüzüne sığmaz, yabancı
kavimlerin üzerinde dirliğimiz sürerdik.
Tarihin sayfalarını teker teker gezip bakalım, bizim gibi bir başka millet
daha gelip geçmiş mi ?
Yurdumuzu terk etmemizle
kuduz hayvanlar misali topraklarımıza çöreklenen Çinliler, ilk iş olarak ,
Doğu Türkistan Türk topraklarına 'Sinciang' yani 'yeni kazanılmış topraklar'
adını verdi. Kimden kazanılmış , nasıl kazanılmış !?...
Ata babalarımızın at sürdüğü,
kanlarını cömertçe döktüğü topraklar bugün Çin'in elinde.....
Ve orada yaşamak için
çırpınan 35 milyon Türk, en ağır işkencelerle soykırım ediliyor. Hani insan
hakları kuruluşları, hani Türkiye'deki o çok öten sivil toplum kuruluşları,
hani gazeteciler, yazarlar, devlet adamları ... Nerdeler ?..
Türk devletinin bütünlüğüne
göz koyan, arsızca hırsızca topraklarımıza göz dikip pay isteyenlerin burnu
kanasa başımıza dikilen, cefakâr polisimize, vefakâr askerimize silâh
sıkanlara methiyeler düzen, o sözde insan hakları kuruluşlarının çirkef
borazanları neredeler ?..
Tabiî, maksat Türk vatanını bölmek, yöntem terör yaratmak olunca, dünyanın
her köşesinde dökülen Türk kanının, akan Türk göz yaşının esamesi
duyulmayacaktır..
Çin'in elinde katledilen
milyonlarca(!) evet milyonlarca Uygur Türk'ünün canının bedelini
sormazlar...
Çin, nükleer anlamda iyi silâhlanmış bir devlettir. Elinde güçlü nükleer
silâhları vardır.
Bütün denemelerini de, her ne
kerametse!, Çinlilerin yaşadığı yerleşim yerlerinde değil, Doğu Türkistan'da
yapar. Doğu Türkistan'ın göbeğinde, Lopnor Bölgesinde yapılan tatbikatlar
sonucunda sakat doğan çocuklar, kanser olan Türklerin canını can olarak
görmeyenlerden cesaret alan Komünist Çinliler, Türk katliamına aralıksız
devam ediyor. Guljalı, Kaşgarlı Türk kadınlarının yumurtalıkları ameliyatla
alınıp kısırlaştırılıyor, rahimleri deşiliyor. Çocuklar doğabilirlerse sakat
doğuyor.. Doğu Türkistan Türklüğü fakir, kimsesiz, yokluk içinde.. Ektikleri
tarlaları bile kendilerinin değil, Çin hükümeti iliklerini kemiklerini
emiyor..
Her Türk ailesinin evinde bir
Çinli memur gözetmenlik yapıyor, ailenin günlüğünü rapor olarak devlete
iletiyor.
Büyük çoğunluğu Müslüman olan Uygur Türkleri, inandıkları dinlerinin
gereğini yerine getiremiyor. Ramazan ayında oruç tutmaya niyetlenmemeleri
için ışığı yanan aileler Çinli memurlar ve satılmış hainlerce polise ihbar
ediliyor.
Geçen yıl kapatılan Kaşgar
Hitgah Camiinde ezanlar susturuldu ve 18 yaşını bitirmemiş olanların diğer
camiîlere girişleri yasaklandı. İslâm dininin kutsal kitabı Kuran-ı Kerim'in
okunması, öğretilmesi ve hatta taşınması (!) dâhi yasak.. Çin'e gittiğinizde
hasbelkader üzerinizde bir dua kitabı veya hadis kitabı olursa, Çin
hapishanelerinde ultra özel (!) sorgulama usulleri ile ağırlanacağınızdan
şüpheniz olmasın. Amerika'nın Irak operasyonundaki görüntülerini solda sıfır
bırakacaklardır.
Doğu Türkistanlı çocuklar
Uygur Türkçe'siyle eğitim göremezler. Resmi dil Çince'dir. İlkokul çağından
önce anaokulu tarzında eğitim kurumlarına alınırlar ve burada Çince
öğrenirler. Çin dilinin sembollerle ifade edilmesinin ne kadar zor ve
karmaşık olduğunu bilmeyen yoktur. Kulağı alışık olmayan insanlar Çince
sesleri bile birbirinden ayırt edemezken, Türk çocuklarına zorla, dayakla
Çin dili öğretiliyor. Çinli öğrenci ile Türk öğrenci arasındaki not
verilirken yapılırken adaletsizlikten tutun da, Ramazan aylarında oruç
tutmalarını engellemek için tertiplenen yemek şölenlerine kadar her şey, Çin
kâbusunun birkaç perdesi.
Çin'in Türklere karşı
uyguladığı terörizm her yönüyle böyle açıkken, bazılarının bu devletle
ısrarla ilişki kurmakta direnmesi, her şey bir yana bizim gibi Türklerin
onurunu kırıyor, millî namusunu çiğniyor.
Çin, ezeli ve edebi millî düşmanımızdır. Hiç kimse Çinlileri Türk milletinin
vicdanında aklamaya kalkmasın.
Öyle bir arsız ve soysuz
dünyaya gelmeyecektir..
Söyleşi:

Çöhreganlı Kızları
Söyleşiyi yapan: Müge Çetinkaya
04.01.2007
İran`da yaşayan otuzbeş milyon Güney Azerbaycanlı
Türk, yeni bir oluşumla milli savaşına devam ediyor. Bu oluşumun adı,
üniversiteli ve çalışan genç milliyetçi bayanların öncülüğünde kurulan
“Çöhreganlı kızları”. Güney Azerbaycan`ın bağımsızlık davasına yeni bir
nefes kazandıran grup, ateşli, temiz ve arınmış Türkçeyle yazdığı
bildirilerle dikkat çekti. Milli çevrelerin ilgiyle takip ettiği “Çöhreganlı
kızları”yla söyleşi yapma olanağı bulduk. Bize değerli zamanlarından
ayırarak sorularımızı cevaplandıran, büyük milletin büyük kızlarına teşekkür
ediyor, milli savaşlarında uğurlar diliyoruz.
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan`da milliyetçi kızlardan oluşan bir grup
kurdunuz. “Çöhreganlı kızları grubu” ..Bu grubun temeli nasıl atıldı ?
Fikir, amaç, istekleriniz nelerdir ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Güney Azerbaycan Türk milleti bütünüyle
milli zulm altındadır. Fars şovenizminin sömürgesi altında inildeyen
milletimizin bütün kesimleri, o sıradan kadınlarda zulm çekmektedirler. Biz
"Çöhreganlı kızları " olarak, Güney Azerbaycan`da milli uyanış yaratmakla
beraber, kadın hak hukuku uğrunda da mücadele vermeyi amaç edindik. Çünkü,
bizim milli ideolojimiz Türkçülük olmakla beraber çağdaşlıktır da.. Çağdaş
dünyanın değerlerine karşın, İran denilen ülkede ve onun içindeki Güney
Azerbaycan`da kadın erkek eşitliği kabul edilmiyor. Güney Azerbaycan`da Türk
kadını, bir yandan Fars şovenizminin zulmü altında, diğer yandan ise kadın
olduğu için cinsiyet ayrımcılığıyla yüz yüze. Bizim isteğimiz, milletimizi
Fars şovenizminin elinden kurtarmaktır. Ancak, gelecekteki Azerbaycan`ımızda
kadın erkek hukukunun eşitliğini sağlamak için ilk önce milliyetçiler
arasında bu düşüncenin temellerini atmak istiyoruz. Kısaca amacımız,
bütünlükte milletimizi, özelde ise kadınları zulm altından kurtarmaktır.
Grubumuzun temeli, örgütleniş şekli bir yıl öncesine dayanır. Şimdiye dek
milliyetçi kızların arasında düşüncelerimizi ( milliyetçilik ve kadın
hakları fikirlerini ) yaydık. Ancak milli mücadelede erkek dava
arkadaşlarımızla beraber olduk. Son zamanlarda grubumuzu daha iyi
biçimlendirdik. İlk resmi çıkışımızı ise, milli haeketimizin önderi Dr.
Çöhreganlı beyin istifasıyla yaptık.
İstiklâl Gazetesi: Grubunuza gelen tepkiler nasıl ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Grubun geçmişinden habersiz olanlar, böyle
bir oluşumun kurulduğuna inanmıyorlar. Bunun nedeni, İran`da kadınlara karşı
olan kısıtlamalardan kaynaklanıyor olabilir. Kadınların gerçekten ayağa
kalkıp haklarını istemelerine inanmıyorlar. Milli hareket içinde kadınların
sayısı şimdiye değin az olduğundan, grubumuza inanmayan gözlerle bakmaları
olağan. Şaşkınlıkla karşılayanların yanında bizi alkışlayan, destek
olanlarda var. Grubumuza katılmak isteyen kızların sayısı her geçen gün
çoğalmaktadır. Bizler, ana amaç olarak milletimizi, onun öncüleri olan
milliyetçileri ve kadınları aramıza çağırıyoruz.
Şimdiye kadar milli harekete katılmayan kadınlarımızda, Çöhreganlı
kızlarının çabaları neticesinde harekete katıldılar. Bu kadınlarımız,
gelecekteki Azerbaycan`ımızda gelmek istedikleri konumları
anlayabildiklerinden dürtülenmişlerdir. Milli hareketimizde kadınların
sayısı artmaktadır.
İstiklâl Gazetesi: Şimdiye kadar gerçekleştirdiğiniz hareketleri anlatır
mısınız ? Önümüzdeki günlerde hangi milli faaliyetleri gerçekleştirmeyi
düşünüyorsunuz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Biz (grub üyeleri), yıllardır milli
hareket için çalıştık. Eğitim aldığımız üniversitelerde ve çalışma
yerlerimizde milli faaliyetlerimizi sürdürüyoruz. Bugünkü çalışmalarımız
grubumuzu daha fazla güçlendirmekte ve milli siyasi bilgileri
pekiştirmektir. Bununla birlikte, tarihimizdeki milli olaylarla ilgili bir
dizi planları gerçekleştirmek üzereyiz.
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan`ın hangi şehirlerinde faaliyetleriniz
var ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Grubumuzun üyelerinin bir çoğu Tebriz,
Urmu, Hoy, Maki, Maraga, Culfa, Karadağ şehirlerindendir. Aktiflerimiz
Tebriz, Urmu ve Erdebil üniversitelerinde tahsil gören öğrenci kızlardır.
Asıl çalışmalarımız bu üç şehirdedir. Ama üyelerimiz kendi şehir ve
bölgelerinde milliyetçi kızları toplayıp, bu şehirlerde grubun kollarını
yaratmaya çaba göstermektedir.
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan Türklerinin milli direnişine değinir
misiniz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Milletimizi yıllardır uyuttular,
bayılttılar. Hasta milletimizi diriltmenin biricik yolu var. Onu uyandırmak.
Uyanırsa dirilecek. Bu millet, tarih boyu yenilmez oldu. Şimdi nasıl
yenildiğini, geri kaldığını, uyuduğunu anlarsa, karşısına geçen olamaz.
Doğrusunu demek gerekirse bizim sömürgeliğimiz gizliden oldu. Açıktan bu
milleti sömürmek olmaz. Bunu tarih gösterecek. Bu direnişin ufak gösterisine
mayıs ayında hepimiz şahit olduk.
İstiklâl Gazetesi: Milli hareket, şovenist hakimiyet eliyle ne şekillerde
sabote ediliyor ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Hakimiyet çökmeye doğru gidiyor. Ama buna
bakmayarak çeşitli yollarla hareketin önünü almak istiyor. Mayıs ayı
olaylarında en medeni şekillerde dile getirdiğimiz milli itirazlarımız,
kurşunlarla karşılandı. Onlar , vatandaşlarımızı şehit etmekte,
milliyetçileri tutuklamakta, işkence etmekte, aleyhlerine baskılar
oluşturmakta, milli törenlere izin vermemektedir. Ancak, bu taşkın
hareketleri ile sonuç alamazlar,sadece öz çöküşlerini kısa süre daha
erteleyebilirler. Milli davranışlarımızın geriye dönüşü yoktur. Hakimiyet,
bu olaylarda hareketi caydırmak için onu ele geçirmek istedi. Bir çok
şehirlerde Cuma namazı sonrasında hakimiyetin adamları millet adına gösteri
yapmak istediler. Bu çabaları boşuna çıktı, millet onlara katılmadı. Güney
Azerbaycan Türk milleti, milli hareket istediği an sokaklara, meydanlara
çıktı. Hakimiyetin taktikleri Babek galasında da hüsrana uğradı. Hakimiyet
ilk yıllarda, Babek galası kurultayını içeriksel olarak değişmek istediyse
de bunu başaramadı. Bu hallerden başka, hakimiyet, milli hareket içinde
bölücülük, milliyetçileri birbirine düşürmek, hareketçilerin birliğini bozup
aralarını açmak gibi eylemler yapmaktadır.
İstiklâl Gazetesi: İran dışında yaşayan Türklerden, Kuzey Azerbaycan ve
Türkiye gibi Türk devletlerinden beklentileriniz var mı ? Onların siz Güney
Azerbaycan Türklerine yaklaşımlarını nasıl değerlediriyorsunuz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Türkiye ve Azerbaycan`ın milletinden,
hakimiyetlerinden umduklarımız, beklentilerimiz farklıdır. Milletin
yapabileceğini devlet yapamaz ve aksine Kuzey Azerbaycan Türkleri güneydeki
kardeşlerinin durumunu fazlasıyla biliyorlar. Özellikle Elçibey döneminde,
bütün Azerbaycan fikri hakim olmuştu. Kuzeyli kardeşlerimiz yeri geldiğinde
yardımlarını esirgemiyorlar. Orada yayınlanan televizyon kanallarında, tam
yüreğimizin dilediği gibi olmasa da, Güney Azerbaycan`daki olaylar hakkında
yayınlar yapılıyor. İş Azerbaycan hakimiyetine geldiğinde, beklentilerimiz
daha azdır. Çok fazla destek olabilecek güçte olmalarına rağmen bunu
yapmadılar. İran`ın Kuzey Azerbaycan`ı sarsıp yıkmak için yaptıklarının onda
birini bize gizliden arka durmakla yapsalardı, şimdi halimiz bambaşka
olurdu. Kısaca Azerbaycan hakimiyetinin bu davranışları ne Türkçülük, ne de
siyasi gerçekçilik açısından bize uymamaktadır.
Türkiye konusuna gelince mesele değişir. Türkiye`nin Türk milleti, Güney
Azerbaycan Türk`ünü tanımıyor. Son zamanlarda, özellikle Çöhreganlı beyin
dış dünyaya çıkmasından sonra televizyon kanallarından yayınlanan
programlar, bu açıdan yetmedi. Onlar bizi, bildiğimiz kadarıyla Türk
kardeşlerinden çok müslüman kardeşleri olarak görürler. İran şovenist
hakimiyeti de Müslümancılığın arkasına gizleniyor. Türkiye Türkleri, Güney
Azerbaycan Türklerinin milli zulm altındaki iniltilerini duymuyorlar. Bu
bilgisizlikte, Türkiye hakimiyetlerinin suçunu gizlemek olmaz. Bizce onlar,
hala daha, bizi düşman sanan Avrupa`ya katılma niyetiyle doğuyu, özellikle
de Güney Azerbaycan Türklerini unutmuş görünüyorlar. 21 Azer hareketinde, 20
Yanvar kırgınında, Karabağ Savaşı’nda, Çöhreganlı`nın Türkiye`de
tutuklanmasında, biz hep aynı yaklaşımları gördük.
Türkiye hakimiyetlerinin davranışları neyi gösteriyor ? Onlar bize kardeş
gibi mi, yoksa komşu ülkenin yurttaşı gibi mi baktılar ? Onlar, Türk`ün
ezilmesine, beşer hukukunun gasp edilmesine göz yumdular. Onlar, İran`ın pkk
ve hizbullah`ı desteklemesinin karşısında, bize İran`a baskı yapacak
alternatif güç olarak bakmadılar.
Bizim Türkiye ve Azerbaycan hakimiyetlerinden , Türk hakimiyetleri oldukları
için biricik beklentimiz var. Kendi ülkelerinin milli kazançlarını korumak
için, Güney Azerbaycan Türklerini ve onun milli siyasi hareketini gözden
geçirsinler. Bulundukları bölgenin dengesi açısından nasıl
davranabileceklerini o zaman bilecekler. Modası geçmiş ve çürümüş, tutucu (
kanservativ) siyasetlerin ne kadar yararsız olduğunu anlamalılardır.
İstiklâl Gazetesi: Mayıs “Xurdat milli kıyamları” ayaklanmasında onlarca
milliyetçi şehit edildi. Bu ayaklanmayla ilgili düşüncelerinizi bildirir
misiniz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Bu olaylar Türk`ün gücünü bir kez daha
gösterdi. Yıllar boyu ezilmiş Güney Azerbaycan Türklüğü ayağa kalktı.
Şehitler verdi. Ayaklanma, şeref ve namus üzerinde ölüme giden bir millet
olduğumuzu gösterdi. Millet gücünün ne olduğunu ve bu varlığı ezmeye
çalışanların sonunun ne olacağını da gösterdi. O şehitlerin kanı yerde
kalmayacak. Biz buna ant içtik. Millet düşmanını açıkça görebildi. Artık onu
tekrar uyutmak zordur. Fars şovenizmi korkuya kapıldı. Binlerce soydaşımız
tutuklandı, ancak hareket durmadı. Mayıs ayaklanması, gelecekteki büyük bir
devrimin göstergesidir. O gün gelecek, uzun çekmez.
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan milli uyanış hareketi ile ilgili
düşünceleriniz nelerdir ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: GAMOH, milli hareketimizin başlıca siyasi
örgütüdür. Bu örgütün kökü, temeli ve gücü içeridedir. Avrupa, Amerika,
Azerbaycan ve Türkiye`de kurulan örgütler ise, 2002 yılından itibaren
oluşturulmuş budaklardır. Biz teşkilatın strateji ve taktiklerini yerli
yerinde bulduğumuz için, grup olarak GAMOH`a katıldık. Millet arasında
kendisine yer açarak, git gide güçlenen GAMOH, hakimiyetin dikkatindeki
birinci teşkilattır. Bunu hakimiyetin zindanlarında çürütülenler çok daha
iyi bilir.
İstiklâlGazetesi:Başta bulunan şovenist hakimiyetin geleceğini nasıl
görüyorsunuz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Bu hakimiyet, dünyanın ve İran denilen
ülkede yaşayan milletlerin istekleri ile uyuşmadığından sistem olarak
dağılmaya mahkumdur. Dış çevreden duvarlar aracılığı ile gizlenmek, millete
insan gibi değil de köle gibi bakmak asrı çoktan geçti. Petrol, (sözde)
İslam ideolojisi ve popülarizme dayanan Fars şovenizmi, ıslahat döneminden
sağlam çıkamadığı için yeniden 1979. yıllara dönmek istiyor. Bu eskiye
dönüş, hakimiyetin çöküşü ile sonuçlanacak. Onlar, hala milleti ve dünyayı
tanımak istemiyorlar..
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan milli hareketinin önündeki engellerden
söz eder misiniz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Güney Azerbaycan Türk milletinin
kurtuluşu, tarihi gerekliliktir. Tarih, milletin istediği kurtuluşa doğru
akmaktadır. Önümüze çıkan zorluklar ise doğaldır. Kütle seferberliği
yaratacak hareketin önünde, hakimiyet güçlerinin ve cahillerin tepkileri ilk
günlerden beri var. Milli bayrağımıza, milli önderimize, milli ideolojimize
ve topraklarımıza saldırılar var.. Bunları yapmakla hareketin gücünü
azaltmayı umuyorlar fakat, milletimizin dinmez gücü onları ezecek.
İstiklâl Gazetesi: Güney Azerbaycan ve İran Türklerinin milli şuurlarını
yeterli buluyor musunuz ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Milli bilinç sadece Güney Azerbaycan
Türklerinde değil, Türk dünyasının genelinde azdır. Yeterli değil.. Güneyde
sürdürülen hareketin milli uyanış hareketi olarak adlandırılması, bu milli
bilinç azlığındandır.
İstiklâl Gazetesi: Sadece İran Türkleri değil, Türkistan Türkleri de zulm
altında. Çin işgalinde soykırım edilen Doğu Türkistan Türkleri ile ilgili
duygu ve düşünceleriniz nelerdir ? Mazlum Doğu Türkistan Türklerine iletmek
istediğiniz yürek sözleriniz nedir ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Onlar bizim kardeşlerimiz, bacılarımızdır.
Onların hareketlerini, mücadelelerini kendi hareketlerimiz , kendi savaşımız
sayıyoruz. Doğu Türkistan denilince, tüylerimiz ürperiyor, kanımız coşuyor,
yüreğimiz sızlıyor. Yolumuzun yol beyi Elçibey`in dediği gibi, “ Türk bir
sistemdir. Dünya onu sistem görür. Bizde böyle görmeliyiz. Bu sistemin bir
yeri yaralanırsa, bütünü sızlamalıdır. O gün Türk dünyası anlam kazanacak,
Türk dünyası üveylikten çıkacak.”
İstiklâl Gazetesi: Son olarak söylemek istediğiniz, özgür dünyaya vermek
istediğiniz mesajlarınız nelerdir ?
Çöhreganlı Kızları Grubu Sözcüsü: Özgür birisine, haksızca tutsaklanmış
birisi ne diyebilir ? Bilmiyorum, belki de utanıyorum bir söz demeye...
İran Çevresindeki Durum
Ulusal Tatar Hareketi'nin Bir Değerlendirmesi
Basın
ve yayın organlarında İran ve İran'ın çevresinde gelişmekte olan durumdan
bilgi almaktayız. Bizim düşüncemize göre Batı yani Hıristiyan dünyası buna
Rusya da dahil olmak üzere, bir çok adımdan oluşan ve yıllara hatta on
yıllara yayılmış bir kombinasyonu uygulamaktadır. Bu kombinasyonu anlamak ve
analiz yapabilmek için politik, tarih, ekonomi, coğrafya ve din konusunda
bir çok bilgiyi değerlendirmek gereklidir. tabiî ki Batının asıl maksadı,
İslam dünyasını zayıflatmaktır. Ancak bu yapılırken başka hedefler de
belirlenmiştir.
Büyük
bir ciddiyetle söyleyebiliriz ki, Hıristiyan dünyası Haçlı seferinin yeni
bir kademesine başlangıç vermiştir. Bu kademe de yumuşak liberal formdur.
Güç uygulama adımı ancak bu kademe başarısız olursa başlatılabilir.
Bilindiği gibi İslam dünyasında nüfus, ekonomi, askeri güç ve politik açıdan
güçlü olan üç ülke vardır bunlar da Türkiye, İran ve Pakistan'dır. Bu üç
ülke de Türklerin, Osmanlı, Saferi ve Babür İmparatorluklarının
mirasçılarıdır. Onlar Türk'tü ve devletleri kurulurken desteklerini Türk
milletinden alıyorlardı.
Uzun zaman geçti ve artık bu büyük devletlerimiz yok. Ancak, bunların
kalıntıları üzerine kurulmuş ve mirasçıları olan devletler hala Hıristiyan
dünyasının korkusudurlar. Batı dünyası bu devletleri saf dişi kılmak için
yeni yöntemler geliştirmeye devam etmektedir. Pakistan her zaman Hindistan
ile karşı karşıya getirilerek saf dışı edilmeye çalışılıyor. Devamlı
Ermeni-Kürt problemlerini karıştırarak Türkiye oyalanmaya, hesap vermeye ve
pasifleştirilmeye çalışılıyor. İran'a yönelik ise Türkiye'ye uygulanan baskı
uygulanamıyor. İran'a daha çok din bazlı baskı uygulanmaya çalışılıyor. Daha
doğrusu İran dünyadaki devlet standartlarına uymuyor. Bunun yanında
Azerbaycan Türklerinin İran'ın kurulmasındaki rolüne hem Batı hem de Farslar
tarafından göz yumuluyor. Sanki İran'da hiç Azerbaycan Türk`ü yokmuş gibi
sayılıyor. Ancak İran nüfusunun %40'i Türklerden oluşmaktadır.
Meydana gelen olaylardan ve gelişmelerden hiç zorlanmadan görebiliriz ki
Batı bütün kozlarını Kürtlerin üzerine oynuyor. Peki neden böyle anî bir
şekilde Hıristiyan dünyası Kürtlere karsı inanılmaz sevgi ve desteği
esirgememeye başladı? Bu sevginin temelinde stratejik hesapların olduğu
kanaatindeyiz. Anlatmaya çalısalım: Kimler biliyor ki, Batı Hıristiyan
dünyasının sevdiği üç millet vardır bunlar da Ermeni, Yahudi ve
Yunanlılardır. Hiçbir uluslararası kanun bunların aleyhine çalışmaz; çalışsa
da farklı formüller bulunarak onların lehine çevrilir. Peki neden? Bu
sorunun bir çok cevabı vardır. Bunlardan en önemlilerden birisi de
Hıristiyan dünyasında ekonomi ve ideoloji ipleri bu üç milletin
temsilcilerince tutuluyor ve bunlar dünyanın her yerine yayılmış durumdalar.
Bu üç milletten sadece birisi bu bölgede bulunuyor, o da Ermenistan'dır.
Türkiye ve İran'ı zayıflatan Batı, tabiî ki buradaki kaleleri olan
Ermenistan'ı güçlendirmeye çalışacaklardır. Bunun için büyük kombinasyon ve
plân geliştirilmiştir ve burada Kürtlerin rolü, kurban edilecek piyon
olmaktır.
Birinci etapta Batı Kürtlerin kuzeye, Ermenistan'a doğru genişlemeleri için
elinden gelen yardımda bulunacak. Aslına bakılırsa, Kürtlerin resmi olmasa
da bir devletleri var. Düzensiz olsa da ordunun ve paranın varlığı bir
devletin en önemli ön şartlarıdır. Ancak bu Batı tarafından resmi olarak
kabul edilmiyor. Neden? Batı dünyası Türkiye'nin veya Arap dünyasının
tepkisinden mi çekiniyor? Hayır. Bunun sebebi sudur ki, Kürtler resmi olarak
bir devlet kabul edilirlerse kuzeye genişlemeleri imkânsızlaşır. Çünkü
uluslararası kanunlar hiçbir devletin diğer bir devletin sınırlarına tecavüz
etmesini onaylamaz. Ancak Kürtler Ermenistan' ulaştıktan sonra plânın ikinci
adımına başlayacaktır.
Bildiğimiz gibi Ermenistan uzun zamandır bu bölgedeki topraklara göz
dikmektedir. Türkiye ve İran varken bu topraklara sahip olmak onlar için
ancak bir hayaldir. Ancak, zayıf bir Kürt devletinden bu toprakları almak
hem de batının desteğiyle çok basit olacaktır. Buna benzer bir örnek yakın
geçmişte yaşandı. Güçlü Sovyetler Birliği devleti varken Ermeniler Karabağ'ı
istiyorlardı ama alamıyorlardı. Moskova buna izin veremezdi. Çünkü bu bütün
Rus-Sovyet düzenini bozabilirdi. Ancak Sovyetler zayıflayınca ve yıkılmaya
geçince Ermeniler hızlı bir şekilde Karabağ'ın yani sıra Azerbaycan
toprağının %20 sini işgal etti. Ermeniler tarafından Kürtlerin topraklarının
yüzde kaçının alınacağını da ancak Hıristiyan Tanrısı bilir. Bunun yanından
aslî olmayan ve şimdiye kadar sadece Türklere zoraki olarak kabul
ettirilmeye çalışılan sözde Ermeni Soykırımını bir de Kürtlere yamamaya
çalışsalar, o zaman Kürt Devleti diye bir şey kesinlikle kalmayacaktır.
Ermeni tarihi yazıtlarında Kürtlerin Ermenistan'a işgalci olarak
geldiklerinin ve halkı katlettiklerinden bahis ediliyor. Şimdilik Ermeniler
bundan hiç bahsetmiyorlar. “Günümüz Terörizmi” kitabında yazar Evginiy
KOJUSHKO PKK'nın faaliyetlerini Ermeni Teröristlerle beraber koordine
ettiklerinden bahsediyor. PKK'nın militanlarının üçte biri Ermenilerden
oluşuyor. Ermenistan, İran ve Türkiye konusundaki istihbaratını da PKK ile
paylaşmaktan da sakınmıyor.
Ermenilerin tarih boyunca sahip olmaya çalıştıkları topraklarda Kürtlerin
yaşamasına izin vereceğini düşünmek hiç doğru olmayacaktır. Tabii ki
Ermenistan'ın şu anda İsrail'in yaptığı gibi birçok ülkeyle birden savaşması
beklenemez. Ancak gelecekte Ermenistan batının desteğiyle hem Kürdistan hem
de Azerbaycan ile aynı anda savaş yapabilir ve başarılı olursa eminiz ki
batı dünyası uluslararası kânunlar o anki duruma göre uydurarak bu başarının
yasalaşmasını sağlayacaktır.
Sizce
Batı dünyasının plânları arasında Azerbaycan Türklerini güçlendirmeye
yönelik plânlar var mıdır?
İran'ın problemi şudur ki ülkede % 40 nüfusa sahip olan, ama hiçbir hakka
sahip olmayan Türk nüfusu vardır. Bu haliyle zor durumda İran'ı
savunacaklarından da şüpheliyiz. İran'da yüzbinlerce Türk tarafından yapılan
gösterilerin giderek artacağını da düşünüyoruz.
En mükemmeli İran'da iki dilin var olmasıdır. Azerbaycan Türklerinin ülkenin
kuruluşu ve güçlenmesindeki rolü göz önüne alınırsa bu yapılmalıdır. Ancak
Farsların buna izin vereceklerini düşünmüyoruz. Farsların şovenizmi çok
uluslu İran devletinin yıkılmasına yol açacaktır ki bu devlette Farslar
ancak nüfusun yarısını dahi oluşturamıyorlar.
Bizim
dileğimiz, bölgedeki Türk soydaşlarımızın oyuna gelmemeleri ve Türk
düşmanlarına başarılı olmalarına izin vermemeleri ve her tür duruma karşı
hazırlıklı olmalarıdır.
Türk
tarihinde daha kara sayfalarımız da var. Ama her durumda kendine olan
özgüveni, gücü kendisine ve Ulu Tengri'ye olan inancı sayesinde Türk milleti
her zaman muvaffak olmuştur.
TATAR (TÜRK) MİLLİ HAREKETİNİN İDEOLOJİK SİSTEMİ -1
Giriş
Türk soylu halkların milli şuur gelişimlerinin ve milli benlik savaşlarının aktifleri, geçmişten bugüne, Tatar Türkleri olmuştur. Tatar sözcüğü her ne kadar uydurma ve yabancıların Türklere verdiği bir tanımlama olsa da, Çin ve Rus kaynaklarında bütün Türk dilli ve soylu halklar Tatar tabiri altında ifade edilmiştir. Türk tarihi ve değerleri açısından hiçbir manevî kıymet taşımayan Tatar sözcüğünün yerine, Tatarlaştırılarak Türklükten koparılmaya çalışılan Türk soylu halkları asıl menşeileri olan adla, yani Türk adıyla anacağım.
Türkçülük, Kırım ve Kazan Türklerinin omuzlarında inşa edildi dersem, abartmış olmam. Karadeniz`in kuzeyinde küçük yeşil adada yaşayan Türklerin, Rus ve Slav ırkın diğer milletlerinin saldırılarına karşı yüklendikleri milli misyon, günümüzde yeni hamlelerle Türk dünyasına hizmet ediyor. Kırım`da Türkçülük, kalem ve fikir savaşı olarak başlamış, yeri geldiğinde fizikî mücadeleyle devam etmiştir. İsmail Gaspıralı beyin “Dilde, fikirde, işte birlik” sloganıyla ortaya atılan Türk birliği ülküsü, Türk dünyasının genelinde milli
direnişe ön ayak olmuştur. Türklerin birliğinin önemini öz ve dolu anlatan bu slogan, Kazan Türklerine de rehberlik etmiştir. İnancım o`dur ki ; Türklüğün abide şahsiyeti Gaspıralı beyin fikirleri, her Türk`ün beynine itinayla işlendikten sonra Türk birliği kurulacaktır.
Sovyetlerin Ruslaştırma ve Emperyalizm savaşında, Türk dünyası verdiği kayıpları unutamaz. Milli ülkülerine kılıf seçtikleri Komünizm ile Türk kanı içen Ruslar, Türk dünyasının güçlü düşmanlarındandır . Televizyon kanallarından birinde duyurulan habere göre, 200.000 Rus vatandaşı Türklerle evlilik yapmış. 200.000 Rusla evlenenler eğer soy itibarîyle Türkse, bu korkunç bir rakamdır. Milli şuur ve milli kin yoksunluğunu göstermesi yönünden korkunç olduğu kadar, Türk soyunun safiyetinin bozulup melezleşmesi açısından da en büyük
felâkettir. Türklüğün amansız düşmanları, gayri Türkler kadar melezlerdir. Hatta melezler, sinsi oldukları için daha azılı Türk düşmanlarıdır. Türk olmayanı bilirsiniz, o mutlak düşmandır ama melezi bilemezsiniz. Çünkü, Türk dilini çok iyi bilir, değerlerini tanır, yarısı Türk`tür, böylelikle Türkleri aldatması kolaydır. Şunu unutmamak gerekir ki, soy bilinci olmadan kültür bilinci hiçbir değer taşımaz. Türk soyundan gelmemiş ancak onun milli kazançlarını temsil edenler kesinlikle Türklük kadrosuna dahil edilemezler. Türklük,
kültürel aidiyet olduğu kadar soy aidiyetine de sahipliktir. Unutkan ve beyni televizyon dizileri, kadın bedeninin teşhir edildiği sefil yayınlarla uyuşturulmuş bir millet olduğumuz gerçek ama, milli düşmanlıkları unutup yabancılarla evlenecek kadar aşağılıklaştığımızı tahmin etmezdim..
Milletler arasında dostluk ancak siyasî menfaatlerin çizdiği ölçüde olabilir. Dünya üzerindeki milletlerin hiçbiri birbirine dost değildir. Aksi durumu iddia etmek hayalcilikle, bunda daha ileri gidilirse kötü niyetle değerlendirilir. Uluslar hızla silâhlanırken ebedi barıştan bahsetmek, milli körlüktür. Barış ve kardeşlik, aynı soydan gelenler arasında mümkün olabilen güzelliklerdir.
Milletler arasında olan mücadeleler maddî ve manevî olarak ayrılır.
Maddi mücadele ve çekişme yöntemleri
a- Ekonomik Ekonomik düzenin ve parasal dengenin alt üst edilerek ahlâkî çöküntü başta olmak üzere hedef milletin üzerinde her türlü tahribatın yapılması
b- Narkotik Uyuşturucu, sigara, alkol ile zehirlenen özellikle genç beyinlerin bu yolla ele geçirilmesi, hedef ülke gençliğinin körlenmesi
c- silâhla yapılan birebir savaşlar Sıcak savaş
Manevi mücadele ve yöntemleri
a- Metodoloji felsefî literatürdeki karşılığıyla yöntem bilimi . Türk ulusu Gök Türklerden sonra hızla özüne yabancılaşmaya başlamış, yabancı milletlerin değerlerini kendi varlığına uydurmadan körü körüne kabul ederek yöntem bilimindeki üstünlüğünü kaybetmiştir.
b-Kronoloji Tarihi olayları sırasıyla dizinleme bilimi . Türk ulusu bu bilim yönteminde de yenilmiştir. Orta Asya`daki tarihimiz Çin ve İran eliyle, bugünkü tarihimizse Hıristiyan Avrupa`nın art niyetli, bilimden uzak, anti laik, siyasî çıkarlarının hizmetinde yanlış ve yanlı olarak kaleme alınmaktadır.
c-İdeoloji Fikir . Yunanca “İdea” kökünden gelen ideoloji sözcüğünün, günümüzde Türkler tarafından milli bir karşılığı geliştirilememiştir. Psikolojik savaş teknikleri, ideoloji kapsamında ele alınmalıdır. İdeolojik savaşın etkili yöntemlerinden biri enformasyondur. Hedef seçilen milletin milli bünyesine sızan gayri millilik görevini eksiksiz yapar ve fertlerin şuur altına çeşitli şekillerle yerleşir. Her eve giren televizyonda yayınlanan yapımların her birinin gayri milli bir hedefi vardır. Eğitim öğrenim hayatımızı, medya ve
kitlesel iletişim araçlarımızı, sanat ve sanatın türevlerini, kültür sahamızın her öğesini yabancı güçlerin dayattığı düşünce sistemi ile eliyor ve değerlendiriyoruz. Milli olmak, ama her alanda milli düşünmek tek kurtuluş ve geleceği kucaklama ilkemizdir...
16-08-2006 cetinkayamuge@mynet.com
TATAR (TÜRK) MİLLİ HAREKETİNİN İDEOLOJİK SİSTEMİ -2
Tataristan`dan Türk dünyasına sesleniş
Fikirde, sözde ve işte bağımsızlık
Rus vahşetinden payını fazlasıyla alan Karadeniz Türklüğünün Kazan ayağında başlayan millî hareket, 1987 yılında Moskova Kızıl Meydan`da binlerce Kırım Türk`ünün ayaklanmasından feyz aldı. Günümüzün efsane liderlerinden Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu`nun başçılığında atağa geçen Türklerin sayesinde, dünyanın gözleri Kırım davasına çevrilmişti. Yaşayan efsane Kırımoğlu`nun izini iz bilen genç millîyetçilerin Kazan`daki örgütlenmeleri, 1997 yılında son ideolojik şeklini aldı. 30 Ağustos 1990 tarihinde Sovyetlere karşı bağımsızlığını
ilan eden Tataristan, Cumhuriyet şeklini benimseyerek millî devletçilik yolunda ilk adımını atmış oldu. Tatar millî hareketi, bu yarı özgür ortamda, bağrında yetişmiş aydınlarının sayesinde gelişerek ilerledi. Yoldaş fikir klubü başkanı ve Tatar ictimai merkezi eski başkanı Zinnur Ehliullin, Tanrıcılık ve Türk inancı hakkında pek çok makaleler yazan Kazanlı Almira Hisam, Fenus Muhitov, “Bizim yol” gazetesinin editörü Damir Şeyhettin, “Dillerin kardeşliği halkların kardeşliği” gibi dilcilik üzerine kıymetli makaleler yazmış olan
Prof. Dr. Raif Zakirov, “Tatarlar Türkler, Dünyayı titreten adamlar ( Büyük cihan imparatorluklarının tarihi ) [Çallı yayınları 1997 ] ve “Tanrıcılık Türklerin ve Moğolların dünya görüşü” [ Novosiibirsk 2000 ] gibi yayınlanmış kitapları bulunan araştırmacı, yazar, tarihçi Rafael Bezertinov, Tataristan millî hareketinin omuzlayıcı neferleridir. millî hareketçilerin asıl amacı, hazırladıkları değerlendirmelerin sadece Tataristan sınırları içinde kalmayıp, bütün Türk dünyasına ulaşmasıdır. Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan,
Özbekistan, Azerbaycan, Kırım, Çuvaşistan - Gagauz eli ( Gök Oğuz Türkleri Çuvaşlar gibi Ortodoks Hıristiyan Türkler ), Yakut ve Sahalar, Altaylar, Finlandiya, Macaristan, Estonya, Karaçay, Dağıstan gibi Türklerin olduğu ülke ve bölgelerde geniş çaplı faaliyetler düzenlendi. Bu ülkelerde konferanslar tertiplenip, röportajlar verildi, makaleler, kitaplar basıldı.
Tatar millî hareketinin teorisi
Devletlerin ve sosyal yaşamın temel taşının insan olduğu muhakkaktır. Görünen her yapı, aslında insan organizmasının işlediği gibi çalışan düzeneklerdir. Bilimlerin ana kaynağı olan insan, tek bir hücrenin milyonlarca kez bölünmesiyle meydana gelmiştir. Tatar millî hareketinin birinci teorisinin kaynağıda, insandan örneklendirilerek açıklanmaktadır.
1- Çekirdek teorisi
DNA`yı, dolayısıyla hücre karakterini taşıyan çekirdek, genetik hafızadır. Bireyin kodları burada yazılıdır. Çekirdeği çıkarılarak yerine farklı bir çekirdeğin hafızası enjekte edilen düzeneklerde, çekirdeğin kendi özelliklerini kaybettiği bilinmektedir. Bunu millî teoriye uygularsak ; millet en geniş sistemdir. Milletlerin ruhları, çekirdeklerindedir. millî hücre çekirdeğinin ana unsuru, dildir. Ana dil, içinde adet ve gelenekleri saklayan, manevî kültürü koruyan sığınaktır. Diğer unsur, ortak abecedir(alfabedir). millî abece,
dilin sembolik çizimi, görsel işlemesidir. Dil ve onun görsel şekli abece, ortak iletişimin, bilgi alış verişinin ana ağıdır. Türklerin millî abecesi, Gök Türk abecesidir. Türklerin yaşamlarını ince bir göz zevkiyle ölümsüzleştiren millî abecemiz, bugün kullanılmamaktadır. 1300 yıl gibi fertler için uzun ama milletler için bir an olan kısa zamanda, millî abecemiz başta olmak üzere birçok değerimizi kaybetmemiz, geleceğimiz için ürperticidir. Ortak dil ve abeceden sonra sıra millî ülküye gelir ki bu, millî mirastır. Ataların
düşünce, heyecan, sevinç, istek, beklenti ve ruhî dünyasının yarınlara aktarılması ancak millî ülküyle olur. Dinler, felsefî sistemler ve inançlar başlı başına ülküdür. İslam dini, Hıristiyanlık, Kapitalizm, Komünizm, millîyetçilik, hepsi birer ülküdür. Bir Komünist ile millîyetçi arasında ülkücülük anlamında hiçbir fark yoktur, ikisi de ülkücüdür. Hıristiyan ile Yahudi arasında da amaç için yaşama anlamında fark yoktur. İkisi de idealisttir.
Millî şuur = Millî dil + Millî Abece + Millî Ülkü
Milletin şuur sahibi olması için; millî dil, millî abece ve bu ikisi yerine oturduktan sonra zahmetsizce güne çıkan millî ülkü gereklidir. Bu üç ana unsurdan biri olmazsa, millî şuur zayıflar ve zaman içinde diğer şuurlu milletlerin arasında mahvolarak yok olur. Millî şuur yüksekliğinde Yahudiler yerinde bir örnektir. Millî şuurlarını matematiksel olarak 3 / 3 olarak sembolleştirebileceğimiz Yahudiler, 2000 yıl vatansız yaşamalarına rağmen millî benliklerini kaybetmemişler ve para karşılığında toprak satın alıp kendilerine vatan
kurmuşlardır. Yahudilerin millî dil ve abecelerini korumaları, dinlerini millîleştirmeleri, onların millî ülkülerini asırlarca saklamış ve en sonunda diriltmiştir. Araplarda Yahudiler kadar millî şuura sahiptir. Arap birliğini kurarak birleşmeleri, dayanışmalarının meyvesidir. Ancak Araplar Yahudiler kadar etkin ve yönlendirici değildir. Avrupalı milletlerin ve Rusların millî şuurları da
2,5 / 3 oranındadır. Ermeni ve Gürcülerde aynı oranlamayla açıklanabilir. Fakat, Ermeni ve Gürcülerin etkinliği diğerlerine nazaran yüksektir. Çünkü, onlar tarihin hiçbir devresinde millî dil ve abecelerinden vazgeçmediler. Ruslar gibi herhangi bir dini kendilerine millî ülkü seçmediler.
TATAR (TÜRK) MİLLİ HAREKETİNİN İDEOLOJİK SİSTEMİ -3
Hıristiyanlık, Yahudi
milletinin eseri ve milli ülküsüdür. Bugünkü Hıristiyan uygarlığının temeli
Yahudi milliyetçiliğidir. Araplar İslâm uygarlığının, Yahudiler de
Hıristiyan uygarlığının temelidir. Dolayısıyla İslâm ne kadar güçlenirse o
kadar Arapların, Hıristiyanlık ne kadar ilerlerse o kadar Yahudilerin
ilerlemesi gerçekleşir. İslâm ilerledikçe Arap dili ve abecesi gelişir, Arap
gelenekleri yabancı milletlerin milli bünyelerine girer. Filolog ve diğer
bilim adamlarının teorilerine göre, önümüzdeki yüzyıllarda din dilleri
dışındaki bütün diller ortadan kalkacak. Din dili olmayı başarabilmiş diller
ayakta kalabilecek. Yani Arapça, İbranice, Çince gibi diller hakim olacak.
Çinliler ve Japonların milli şuurunu ise (3+1) / 3 oranlamasıyla
açıklayabiliriz. Japonlar yüksek karakter özelliklerinden, Çinliler ise
nüfus fazlalığından etkindir. Bu milletlerin diğerlerinden farkı, milli dil,
milli abece ve milli ülkülerinin yanına bir de Budizm inancını eklemiş
olmalarıdır. Çekirdek üzerine çekirdek ekleyen Çinliler ve Japonlar, öz
benliklerini hınca hınç diri saklamaktadırlar. Dört abeceyi kullanan
Japonlar, milli şuur zafiyetindeki milletlere en güzel örnektir. Hiragana ve
Katagana adlı milli abecelerinden başka Hirogilif abecesi olan Kanji ve
Latin abecesini de birarada saklamaktadırlar.
Emperyalizm ülküsüylü
kullanılmaya çalışılan bazı dinler, milletlerin benliğinde yara açmıştır.
Yakın yüzyıllarda Arap milletinin dışındaki topluluk ve milletler,
İslâmlaşarak öz benliklerini kaybedeceklerdir. Çünkü, yüz yıllar sonra Arap
olmayan milletlerin milli ülküsü haline gelecek olan İslâm, bu milletlerin
Araplaşmasına neden olacaktır. Yahudi milletinden olmayanlar içinde durum
aynıdır. Hıristiyanlaşarak milli benliğini kaybeden uluslar, milli
ülkülerinden boşalan yeri Hıristiyanlık ile dolduracak ve Yahudileşecektir.
Tıpkı hücre örneğinde olduğu gibi, genetik özellikleri çıkarılmış hücreye
verilen yabancı kodların asıl olanı geçersiz kılması gibi, dünya iki
kutupluluğa doğru ilerleyecektir
2- Çatı teorisi
Çekirdek teorisinin
üzerine yığılan Çatı teorisinde, milletler çeşitli uygarlıkların altına
girerler. meselâ Türkler, Araplar ve Farslar İslâm uygarlığının; Avrupalılar
Hıristiyan; Çinliler, Japonlar, Koreliler gibi uzak Asyalı halklar Budizm
uygarlığının çatısı altındadır. Milletlerin, yabancı uygarlıkların altına
girmesindeki ana etken, ekonomik ve teknolojik üstünlüktür. 20.yüzyılın
başında, İslâm, Hıristiyanlık ve Budizm uygarlıklarının dışında Komünizm ve
Nasyonal Sosyalizm uygarlıkları vardı. Bunların her ikisi de başlı başına
uygarlık şeklinde kabul edilebilir. Çünkü esaslarında asırlık değerleri
barındırmış ve bunlarla harmanlanmıştır.
Mevcut durumdaki uygarlıklar
a- İslâm uygarlığı
b- Hıristiyanlık uygarlığı
c- Budizm uygarlığı
20. yüzyılın başında silinen uygarlıklar
a- Komünizm uygarlığı - Rusya 1917 1991
b- Nasyonal Sosyalizm uygarlığı - Almanya 1922 1945
Komünizm`in kalesi Rusya, soğuk savaş ile; Nasyonal Sosyalizm`in kalesi
Almanya sıcak savaş ile yerle bir edilmişti. Günümüzde moda tanım olarak
herkesin ağzında olan medeniyetler çatışması da, çatı teorisi anlayışıyla
değerlendirilmelidir. İslâm ve Hıristiyan uygarlığı çekişmekte, sunî
kargaşalar yaratılarak iki medeniyet tokuşturulmaktadır. Bu çatışmalar sıcak
savaşlara neden olmaktadır ve olacaktır. Tataristanlı aydınlara göre kazanan
taraf, Budizm uygarlığı olacak ve Budist toplumlar gelecek bin yılları
şekillendirecektir. Çin ve Japonya`nın ilerlemesi kaçınılmaz olacaktır.
Çin`in batıya açılma ülküsü ve yayılmacılığı tarihi kimliğidir. Taklit ve
kalitesiz mallarıyla her piyasaya rahatlıkla girebilen Çin, dünya için en
büyük tehlike ve tek kutupluluğun mimarı olacaktır.
3- Hun Turan teorisi
Gök Türk Abecesinin öneminin kavranması
Türklerin milli abecesi olan Gök Türk abecesinin tekrar kazanılması ve milli
ruha eklenmesi zarurîdir. Milli abecemizi tekrar kazanamazsak, Türk diline
yabancı sözcükler girmeye devam edecek ve Türkçe melez bir dil haline
gelecektir. Günümüzde Türk dilinin durumu, Turan coğrafyasının her yeri için
geçerli bir tespittir ki yozlaşmakta, içi boşalmakta ve melezleşmektedir.
Soy itibarıyla duru Türk topluluğu Uygur Türklerinin en basitinden ekmeğe,
Farsça “nan” demesi, Türkçe`deki yabancı istilâsının derecesini
göstermektedir. Devamı Var
cetinkayamuge@mynet.com
TATAR (TÜRK) MİLLİ HAREKETİNİN İDEOLOJİK SİSTEMİ -4
Arı
Türkçeden gittikçe kopan Türkler, görsel mirasları olan milli abecelerini
diriltip çağa uyarlayamazlarsa, milli dil Türkçe de tıpkı milli abece gibi
kaybedilecektir.
Türkler için uygun seçenek
Tataristan milli hareketçileri, Türk milleti için en uygun seçeneğin
Çinliler ve Japonlar gibi milli dile, milli abeceye, milli ülküye sarılmanın
ve bunlara ek olarak İslâm dininin artı faktör olarak korunmasının
gerektiğinde hem fikirler . Türkler, İslâm dinini de içlerinde barındırarak
(3+1) / 3 olasılığında milli şuurlarını geri kazanacaklardır. Kazan`da
örgütlenen araştırma cemiyeti, Türk milliyetçi akademisyen ve fikir
adamlarının öncülüğünde Türklüğün geleceği için böyle bir yön tayin
etmektedir.
Budizm faktörü
Yaklaşık 1000 yıl önce Budist olan Çinliler, Japonlar, Moğollar ve
Tibetliler arasındaki farklar büyüktür. Çinliler ve Japonlar dünya düzenine
dolaylı veya dolaysız olarak yön verirken, Moğollar ve Tibetliler hayatta
kalmak için çetin mücadeleler vermektedir. Budizm uygarlığının çatısı
altında birleşen milletlerin arasındaki tezatlar düşündürücüdür. Bunun
sebebi şöyle açıklanabilir ; Çin ve Japon milletleri Budizm felsefesini
kendi milli dengeleri ve değerleri üzerinde şekillendirmiş, geliştirmiştir.
Yani Budizm`in gözü kapalı erleri olmayıp onu millileştirmişler, milli
bünyelerinin parçası yapabilmişlerdir. Moğollar, Tibet ve Koreliler ise, Çin
ve Japon milletlerinin tersine kendi benliklerini Budizm çatısı altına
eritmişler, milli ülkülerini Budizm`e feda etmişlerdir. Milli kimliğini
kaybetmiş ve kaybetmekte olan bütün ulusların ortak özelliği, sonradan
kazandıklarını milli ruhları ile kaynaştıramamalarıdır
Gök Türkler Turan uygarlığını yaşatmışlardı
Atalarımız Gök Türklerde milli şuur had safhada yüksekti. Adetler,
gelenekler, inanç ve anlayışlar, abece ve dil gibi milliydi. Milli ülkü,
adalet mekanizmasının ve milli ruhun dinamiğiydi. Matematiksel olarak 3 / 3
oranında sembolleştirdiğimiz tarihteki milli şuurumuz, Turan uygarlığının ve
dolayısıyla Turan imparatorluğunun temeliydi. Milli şuur yüksekliği, milli
ülküyü gerçek etmiş ve Turan birliği kurulmuştu. Türk milletinin ilk
yozlaşması, Gök Türklerle siyasî çekişmeler yaşayan ve onların takipçisi
olarak daha sonraki zamanlarda Türk birliğini koruyan Uygurlar döneminde
olmuştur. 745 841 yılları arasında Türkler içinde yabancı unsur ve
değerlerin artarak ilerlediğini gözlemliyoruz. Böğü Kağan`ın Mani dinini ve
Sogd abecesini kabullenmesi, Türk birliğine, Turan imparatorluğuna yıkıcı
darbe olarak geri dönmüştür. Türk milli bünyesine tezat adet ve yaptırımları
getiren Manihaizm inancı, sadece Türkleri değil Fin Oğur, Macar, Moğol,
Sibirya`daki uzantılarımız, Japon gibi akraba topluluklarımızın geleceğini
de değiştirmiştir. Turan (Ural Altay) kutsal adı altında aynı sınıfa
girdiğimiz, uzak zamanlarda beraber ortak çatı altında yaşadığımız bu
akrabalarımızla bağlarımız kopmuş, her biri farklı inanç ve öğretileri
kabullenerek başka uygarlıkların çatısı altına girmişlerdir. Hunlar olarak
hüküm sürdüğümüz dönemlerimizde bir olduğumuz akrabalarımızla bugün bağımız
dil grubunun yakın ve benzer olması ölçüsünde sınırlı kalmıştır. 16-08-2006
SON
TÜRKÇÜLÜKTEN UZAK OLAN TÜRK,
TÜRK`ÜN EN BÜYÜK DÜŞMANIDIR
Türk`ü koşulsuz şartsız sevmek, onun haklarını tek ve mutlak hak olarak kabul edip savunmak, her şeraitte onun çıkarlarına çalışmak demek olan Türkçülükten uzak olan mankurtlar içimizde fazlasıyla vardır. Türkçü zihniyet; Türk milletinin içinden çıkmamışlardan çok; soyu Türk, dili Türk, kültürü Türk olan ama Türk`ü yani kendisini sevmeyen, düşmanlık güden sapkınlarla mücadele halindedir. Dünyanın bütün coğrafyalarına dağılmış Türk ulusunun ancak namuslu bazı
neferleri Türkçülük ülküsüne baş koymuştur. Geri kalan çoğunluk, Türk olmasına rağmen dünyevi hırslarının kurbanı olmuş, nefsinin kölesi olup düşmandan fazla düşmanlık yapmayı misyon edinmiştir. İran Türklerini bir bir tutuklayan İran gizli servisi Ettealat elemanlarının yarısı Türk`tür !..Kendi öz kardeşini mollalara ihbar edip zindanlarda çürüten Türkler vardır !.. Bu sebeplerden Güney Azerbaycanlı milli hareketçiler öz kardeşlerine hatta ana babalarına dahi güvenmemekte, milli çabalarını gizli kapaklı sürdürmektedirler. Bunda
da haklıdırlar..Netlikle ifade edilmelidir ki, Türkçülükten uzak olan Türk, Türklüğün en büyük düşmanıdır. 1980 öncesinde Türkiye`de yaşanan olaylarda tam tamına buna örnektir. Ülkeyi ikiye bölen, aynı evde aynı ana babadan olmuş kardeşleri birbirinin gözünü oyar hale getiren ortam, gayri Türkler kadar maalesef Türklerin çizdiği kaosun resmiydi. O dönemin enternasyonallerine göre Türkçülük, korkunç bir akımdı. Ordan burdan duydukları ama anlamını kendileri bile bilmedikleri tanımlarla Türkçü hareketi itham edenler; eşitlik,
kardeşlik, hak ve özgürlükler diyerek cinayet işliyorlar, ülke kan girdabında kayboluyordu. İtin kurdun birbirine karıştığı, kimin ne olduğunun bazen bilinmediği bu ortamda yabancı ülkelerin istihbarat servisleri cirit atıyor, Türk insanı bir kap yağa, bir ekmeğe hasret bırakılıyordu. Komünistlerin şer eylemlerine katılanların çoğunluğu Kürt, Ermeni, Süryani, Arap, Çerkez gibi gayri Türklerdi. Fakat bu etnik çorbanın içinde maalesef Türklerde bulunmaktaydı. Az sayıda da olsa Komünist faaliyetlere katılan Türkler, daha sonraki
zamanlarda kimlerin eline düştüklerini anlamışlar ve pek çoğu teslim olmuşlardı. Tertemiz Türk soylu Alevileri kışkırtanlar, onları vatan hainliğinin saflarına kadar itenler kimi zaman başarılı olup sevinmişlerdi. “Kâfir Aleviler camileri bombaladı” diye şaibe salan kesimlerin oyunu, Alevi Sünni çatışmasına dönmüş ve Türk Türk`ü katletmişti. Bunlar unutulacak hadiseler değildir. Türk`ü diğer Türk`ten ayıran her ideoloji bize düşmandır. Türk`ü anasından atasından, soyundan dilinden, yurdundan ocağından soğutan her ideoloji
çıfıttır.
Türk dünyasının en mazlum Türkleri, Çin işgalindeki Doğu Türkistan dadır. Onlar öyle yalnız ve sahipsizdirler ki, yaratıcıdan başka dostları yoktur. Feryatlarını ne bir duyan vardır, ne yanlarına varıp yaralarını saran vardır. Katil ve ruh hastası Çinlilerin elinde akıllara ziyan işkencelerle öldürülürler ama hiç kimse onları bilmez. Sessizce yaşarlar, sessizce can verirler. Kan kardeşlerinin kurduğu bağımsız devletler bile onları himaye etmez. Kimse tarihi
düşman Çin`in karşısında dikilip, hesap sormaz. Uygur Türklerinin soykırımına devletlerarası işbirliklerle çanak tutulur, alkışlanır.
Uygurun kanı birilerine can verir...
Türk boyları içinde ilk olarak yerleşik hayata geçen, ticaretle, sanatla, ilimle uğraşan uygar Uygur Türkleri; Kazakistan, Kırgızistan polisinin eliyle Çin`e teslim ediliyor. Türklüğe kattıkları ilim irfanla yerleri en üstlerde olan Uygur Türkleri, GökTürk saraylarında ilim adamı olarak, vezir olarak, danışman olarak devleti idare etmişlerdi. GokTürklerde elit ve yönetici tabakada Uygurlar vardı. Türk devletlerini bazen Kağan olarak, bazen vezir olarak yöneten
uygar Uygur Türklerinin lehçesi, kültürü, onbinlerce yıllık mazisi Çin vahşilerinin süngüleriyle siliniyor. Çin zulmünden kaçarak Kazakistan`a, Kırgızistan`a sığınan Uygur Türklerin hepsi Çin`e teslim edildi. Onları Çin`e teslim edenler mazlum Kazak ve Kırgız Türkleri değildi. Hâkimiyetleri elinde tutan güçlerin yaptıkları anlaşmalar neticesinde iade ediliyorlardı. Masum Kazak Türkleri onları evlerinde saklıyor, barındırıyordu. Ama dediğimiz gibi, Türk sevgisinden, soydaş aşkından mahrum olanların elindeki idareler, Türk dünyasına
kâbus yaşatmaktan başkasını yapamazlardı.
İçinde bulunduğumuz ayın yedisinde, Kırgızistan`da yedi yıldır yok yere hapis tutulan Obulkasim Hacı vefat etti. Hapishane koşullarının sağlıksız olması ve gördüğü fiziksel işkenceler onu gencecik yaşında kanser hastalığının pençesine atmıştı. Kırgızistan`ın başkenti Bişkek`te yeraltı zindanında çile çektirilen Obulkasım beye, ne bir tıbbi tedavi, ne de bir sağlıklı koşul sağlanmıştı. Ölüme terk edilen Uygur Türk`ü, hastalığın verdiği acılarla, ağrılarla inleye
inleye vefat etti. Çin`in başta komşu ülkeler olmak üzere bütün Türk ülkeleri üzerinde etkili politikaları olduğunu biliyoruz. Milliyetçi olduğunu iddia eden siyasi partilerin liderlerince bile, protokol gereği denilerek ayakta alkışlanan, gögüslerine madalyalar gerilen Çin Halk Cumhuriyeti, Türk devletlerinin elini kolunu anlaşmalarla bağlıyor. Çin`in aç nüfusunu doyurmak ve diğer ülkeleri sömürmek amacıyla batıya açılması, 1996 yılında Şanghay işbirliği anlaşmasını yapmasıyla hukukî rahatlık sağlamıştı..
Batıdan çektiğimiz yetmedi, bir de başımıza Çin çıktı. Nüfusunun çokluğunu yabancı ülkelere avantaj olarak sunan Çin, ajanları ve yalakaları aracılığıyla istihbarat yapıyor, cinayetler işliyor. İstanbul`un göbeğindeki Çin lokantaları, günde milyarlarca lira hâsılat topluyor. O lokantalara giden, televizyon dizilerinde reklâmlarını yapan görgüsüzlerin Çinlilere kazandırdığı paralar, Uygurların daha çok işkence ile öldürülmesini sağlıyor. Bize, Türk`ü seven,
Türk`ten taraf olan yani Türkçü Türkler lâzım.
Aslını sevmeyeni tanımayız.
24.09.06
BİR DEĞERLENDİRME
Mayıs ayaklanması adıyla Güney Azerbaycan siyasi tarihine geçen olayların akabinde, sayıları iki binden fazla olarak bildirilen Türkçü, hakimiyetçe katledilmişti. Daha şehitlerimizin kanı soğumadan, hane dokunulmazlığı hiçe sayılarak basılan evlerinden alınan millîyetçiler tutuklanmış, aylarca sorgulama bahanesiyle işkenceler yapılmıştı. Hala tutuklu bulunan ve adlarını tespit etmenin şimdilik mümkün olmadığı yüzlerce bozkurt, hakimiyetin vahşi neferlerinin
elinde kurbanlık koyun muamelesi görmekte.. Mayıs ayaklanması, bir grubun eseri değildir. Organize, tepeden tırnağa millî bir isyandır. Güney Azerbaycan Türk milleti kadınıyla kızıyla, çocuğuyla yaşlısıyla topyekun ayağa kalkmış ve hâkimiyetin kanlı rejimine cevap vermiştir. Bu şerefli millî isyan, masum millîyetçilerin üzerine açılan ateşlerle, bombalarla bastırılmıştır. Başta bulunan Mollakrasinin koruyucuları, Tanrı adına insanları yönetme gücünü kendinde bulmaya cesaret edecek kadar korkunçturlar. Tanrı adına cinayet işleyen,
insanları, binlerce kişiyi topladığı meydanlarda dar ağacına çeken hâkimiyetin, Türk ulusu ve devleti kadar dünya devletlerinin bütünü için tehlike arz ettiği göz ardı edilmemelidir. İran Fars hakimiyeti, başta İsrail ve batılı devletler olmak üzere bütün dünyaya kin besleyen, diş bileyen terörist bir sistemdir. Ama perde arkasında, bu ne perhiz bu ne lahana turşusu dedirtecek ilişkiler kuran İran, işine geldiğinde İsrail ile yağlı ballı sarmalanmaktan da çekinmemektedir..
Acem`in Türk`e güttüğü tarihi düşmanlıksa, manzumelerinden, ata sözlerinden, fıkralarından sızıp zehirini saçmaktadır. Mayıs ayaklanmasını fitilleyen, İran İslam Cumhuriyetinin resmi yayın organı İran-ı Cuma gazetesinin karikatürlü hakaretlerinden sonra, Acem`in Türk`e yaklaşımını bilmeyenlerin fikirlerinin uyandığını umuyorum.
İran içinde tarihten bugüne dökülen Türk kanı, Turan coğrafyasının diğer bölgelerinden az değildir. 1905 yılında Settar Han, 1920`de Şeyh Muhammed Hıyabani, 1944 1945`de Mir Cafer Pişeveri başçılığındaki Azerbaycan millî hükümeti ve 1995`de Güney Azerbaycan millî uyanış hareketi olarak, kabaca dört başlıkta topladığım Güney Azerbaycan millî hareketi, her döneminde binlerle ifade edilen sayılarda şehit vermiştir. Türk millî davası, elbette kanla beslenir. Kan dökmeden can almadan Türk hakimiyeti kurulamaz. Şehitlerimiz,
iftiharımızdır. Atalarımız, Anadolu`da dahil Türk`ün yaşadığı toprakları güle oynaya değil, ucundan, kınından kan damlayan kılıçlarla yurt yaptı..
'Biz istiyoruz ki, ülkede hüküm süren hakiki millet olsun. Biz de halen meşrutiyet rejimi vardır. Bu meşrutiyet rejimini hayata geçirmek ilk adımdır ki, bu adımı biz atmalıyız. Biz, sözü işe çevirmeliyiz . Meşrutiyeti dilimizde değil, bütün idarelerimizde yerleştirmeliyiz. Biz, Tebriz şehrinden başlayarak bütün İran'da arzularımızı yerine getireceğiz'... 1919 yılında büyük önder Şeyh Muhammed Hıyabani, İran Türklüğünün hedeflerini bu sözleriyle açıklamıştır. Bütün İran`ın tarihi sahibi olan Türkler, hile ile, zorluk ile çalınan
yurdunda tekrar özgür olacaktır..
1944 yılı, Güney Azerbaycan Türk hareketinin Kuzey Azerbaycan millî uyanışını tetiklediği tarihtir. Mir Cafer Pişeveri`nin trafik kazası süsüyle öldürülmesine kadar geçen sürede, bölünmüş Azerbaycan`ın tekrar birleşmesi yolunda emin adımlar atılmıştı. Millî hükümet döneminde başlarından aşağı bomba yağdırılan Azerbaycan Türk köylerinin görüntüleri, İran ve İran yanlısı devletlerin dışındakilerin kütüphanelerinde mevcuttur.
`Siz Türk değilsiniz. İran`ı istilâ eden Moğolların idaresinde kalarak Türkçe öğrenmiş Farslarsınız` gibi üç yaşındaki çocuk dimağının bile kabul etmeyeceği saçmalıklarla Güney Azerbaycan Türklerini soylarından, dillerinden, benlik ve varlıklarından koparma gayretindeki Fars hâkimiyeti, 1979 İslam devrimiyle de Türk düşmanlığından zerre kaybetmeden ilerliyor. Fizyonomileri ile Farslardan ilk bakışta ayrılabilen Azerbaycan Türklerini Farslığa yamayan hezeyanlar
sadece İran`da değil, Çin işgalinde soykırım edilen Doğu Türkistan Türklerine de yapılıyor. Çin hakimiyetince, su katılmamış, en ufak bir melezleşmeye bile imkan vermemiş Doğu Türkistan Türkleri, Çin soyuna dayandırılmaya çalışılıyor. Bütün dünya tarihini alt üst edecek bilimden uzak akıldan ırak hastalıklı yalanları ortaya atan Komünist Çin, Türk düşmanlığı sahasında İranı bile solluyor...Sözde şeriatçı İran ile Komünist Çin`in, ellerinde esir tuttukları, öz yurtlarında köle ettikleri toplam 75 milyonluk Türk nüfusu, dünyanın
gözü önünde, aynı yöntemlerle soykırım ediliyor...
Filistin Arab`ı Lübnan Hizbullah`ı için gözyaşı dökenler, feryat figan sokaklarda bağırıp elli bin kişilik mitingler düzenleyenler ama Doğu Türkistan Türkleri için, Güney Azerbaycan Türkleri için, Kerkük Türkleri için kılını bile kıpırdatmayanlar !. Karınlarında altın var diye Yemen`de Türkleri katleden Araplara duyduğunuz sevgi ve muhabbetin, hiç olmazsa yarısını, eğer Türkseniz soydaşlarınız için duyun... Eğer Türkseniz ? !...
23-07-2006
Dr.
Çöhreganli`nin Türkiye`ye Gelişi ve Gelinen Son Durum
Güney
Azerbaycan davasına karşı olanların son bir İcraatını daha görmüş, bu hazin
durum karşısında da zaten pek ümidi olmayan millî beklentilerimin dibinden
baltalanıp körlendiğini açıklamalıyım. Türk dünyasının birbirinden böylesine
kopuk hatta düşman oluşu, bütün ve birleşik Azerbaycan davasının bir darbe
daha alarak sendelemesi, kısa vade de Turan adlı kutlu birlikteliğin
kurulmasının imkân dâhili dışındalığı, gerçeklerle yüzleşen her insanı
yıkacak hallerdir. Dr. Çöhreganlı beyin dokuz haziran günü basın toplantısı
yapmaya hazırlanırken kaldığı otelden polis tarafından alınarak, bir suçlu
gibi, bir hırsız, bir terörist gibi sorgulanması, hatta ilerleyen saatlerde
İran gibi insan haklarından tutun da sosyal, siyasî, içtimaî şartları malûm
olan devlete iadesinin gündeme getirilmesi, millî ayıp, siyasî
ahlâksızlıktır. Türk devletçiliğiyle, Türk millîyetçiliğiyle asla
bağdaşmayacak olan uygulamalardan nasibini alan dışarıdaki Türklere karşı
yapılan bu ahlâksızlık ilk değildir. Sürgünde kurulan Doğu Türkistan
hükümetinin Başbakan ve Cumhurbaşkanları da İstanbul hava limanından geri
çevrilmiş, ülkeye dahi sokulmamıştı…Ömrü Çin zindanlarında geçmiş, Türk
millî varlığı için hayat tüketmiş Ahmet İgemberdi, yaşı ve sağlık
koşullarının çetinliğine rağmen Türkiye`ye sokulmamış, bu ülkenin bir bardak
suyunu içmek bile çok görülmüştü. Keza Enver Yusuf Turani`ye de vatan
topraklarını çiğnemek haram edilmişti..Onlarla aynı tavırlara lâyık görülen
Güney Azerbaycan Türklüğünün korkusuz sesi Dr. Çöhreganlı`ya yapılanlar,
Türk dünyasının her bir neferine yapılmıştır. Bilge önderimizin her zaman
dediği gibi, suçlu olanlar Türkiye`de yaşayan kanı temiz, vicdanı duru Türk
milleti değil; hâkimiyetleri ele almış, kadroları hile ile işgal etmiş gayri
Türklerdir. Türkiye dışındaki Türklere içi sızlayanlarsa, tertemiz vatan
evlatlarıdır. Biz biliyoruz ki, devşirmelerin elinden çıkan imzalarla Türk
milleti birbirinden ayrılmaz..Devşirmenin yaptığı Türk`ün boynuna
yüklenmemiştir, yüklenmeyecektir...
Güney Azerbaycan millî Uyanış Hareketi silahlı bir örgüt, lideri Dr. Çağrı
Çöhreganlı beyde terörist başı değildir. Türkiye'nin güvenlik birimleri
tarafından sorgulanması gereken, emniyet müdürlüklerinde tutulmaya layık
görülebilecek en son kişidir. O bir öğretmen, eğitmen, akademisyendir. O,
fikir adamı, düşünce insanı, İran gibi zalim, totaliter, anti demokratlığı
ciğerlerine işlemiş devletten millî haklarını geri isteyen kırk iki
milyonluk Güney Azerbaycan Türklüğünün önderidir. Türkiye polisinin onu
fiziksel ölçüde incitmediği muhakkaktır ama Türkiye`yi öz vatanı gören, orda
yaşayan Türkleri ayrı düştükleri ama ilerde birleşecekleri can kardeşleri
olarak seven Dr. Çöhreganlı beyin manevî dünyasına tecavüz etmiştir.
Kolundan tutarak emniyet müdürlüğüne oradan da ülkenin istihbarat servisi
MİT`e götürülmesi, Dr. Çöhreganlı gibi özel dünyasında da lider olan Türk`e
reva olabilecek davranışlar değildir. Ben, ona yapılanları hazmedemiyorum…
Hiçbir Türk`ün de hazmedebileceğini sanmıyorum..Aynı gün saat 23.00`de
Türkiye`den çıkarılan doktor bey, kendi tercihi olan Kuzey Azerbaycan`a
gönderilmiştir. Yaklaşık oniki saat süren sorgulamanın ardından apar topar
Bakü`ye çıkarılan önderimiz, kardeş Azerbaycan`da da en fazla oniki saat
kalabilmiş, on haziran akşamı Kuzey Azerbaycan polisinin, yemek yediği
lokantadan almasıyla Amerika`ya gönderilmiştir. En az yirmi kişilik sivil
polis ekibiyle alınan önderimiz, yüz yıl önce bir olan vatanının kuzeyinden
de darbe yemiş, iki koca günü yollarda geçirerek nihayet on iki haziran`da
Amerika`ya dönebilmiştir..
Güney Azerbaycan'daki millî ayaklanmaları Amerikan oyunu, kırk küsur
milyonluk İran Türklüğünü Amerikan güdümünde olmakla suçlayanlara soruyorum.
Türkiye ve Kuzey Azerbaycan gibi iki Türk devletinin polis sorgusu altında
saatlerce tutarak sınır dışı ettiği, suçlu muamelesi yapıp onurunu kırdığı
Dr. Çöhreganlı`ya hangi devlet kucak açmıştır? Onu ülkesinde barındırıp
siyasi fikirlerine hürmet etmiştir? Ona insana yakışır, insanlık onuruna
layık tavır takınmıştır? ... Niye Türk devletleri Güney Azerbaycan Türk
milletinin millî mücadelesini desteklememektedir ? Vahşi Amerika kadar
olamayanların, iftira atmaya hakkı asla yoktur !12-06-2006
|