|
| |
|





 |
|
|

AİLE

|
|
UYGUR MUTFAK
KÜLTÜRÜ |
|
TANDIR KEBABI
|
Malzemeler:
İslami usullerde kesilmiş olan koyunun derisi yüzülüp kelle ve
bacağı alınr, içi yıkanarak kurulanır. Takriben l0 adet yumurta
sarısı, 5 bardak yoğurt, 3 su bardağı un, 1 su bardağı pul biber, 2
kaşık kimyon, 1 kaşık zerdeçal, 1 kaşık tuz iyice çırpılarak şira
hazırlanır.
Yapılışı:
Koyun kalın bir sopaya geçirildikten sonra üzerine baharatlı şira
sürülüp etin sopadan kaymaması için her iki uçtan çivilenerek
tutturulduktan sonra...
Tandırın harlı ateşi alınıp, hava delikleri tamamen kapatıldıktan
sonra, sopaya geçirilmiş olan koyun bütün olarak tandıra baş aşağı
indirilip dört buçuk saat tandır kapalı bir şekilde pişmeye
bırakılır.
Altın renginde kızarak pişen tandır kebabı ister bütün olarak
ziyafet sofrasına getirilir, ister tek kişilik porsiyonlar şeklinde
servis yapılır.
Günümüzde ancak kırsal kesimlerde yapıla bilen bu ananevî damak
tadımız, çok nadirde olsa büyük kentlerde de yapıla gelmektedir.
KAYNAK:
Nur'âlâ GÖKTÜRK
Geleneksel Doğu Türkistan Uygur Mutfak Kültürü
İstiklâl Gazetesi: 0352 338 58 97
E-posta: istiklal@istiklalgazetesi.com.tr |
|
UYGUR HALK
MASALLARI |
|
Uygur Türkçesi |
Türkiye Türkçesi |
|
SHİR BİLEN ÇAŞKAN
Bir küni shir uxlawatsa bir chashqan kelip uning dümbisige
chiqiwelip sekreptu. Shir oyğhinip ketip uni tutuwaptu ve
ghezeplinip yerge etip, mingisini chuwuvetmekçi boluptu. Chashqan
yalwurup:
— Shir akâ xapa bolmang, bundin keyin undaq qilmaymen. Bir küni
sizgimu paydam tegip qalar, meni qoyuweting, -deptu.
— Sining qolungdin nime keletti? -dep zangliq kilip külüptü shir.
— Undaq dimeng "Kozge ilmiğhan putaq chomaq" digen gep bar. Bezide
sizdek çonglar közge ilmiğhan kichiklerning kolidinmu chon ishlar
kelidu.
—Yoqal közümdin! Shir uning sözige ishenmigen halda qoyuwetiptu.
Künlerdin bir küni bu shir owchilarning qoliğha chüshüp qaptu,
Owchilar shirni yogan bir derexke maxtap bağlaptu-de, yene bir
shirni tutqili ketiptu.
Shir "emdi Ölidiğhan boldum" dep qorqup dir-dir titreshke bashlaptu.
Del shu chağda uning aldida heliqi chashqan peyda bolup qaptu-de:
— Shir akâ nime boldinğiz? -dep soraptu.
— Nime bolattim, körmeywatamsen? -deptu shir chili bolup.
Qorqmang, men sizni qutquzup qoyay! Shir uninğha heyran bolup qarap
qaptu. Chashqan kelip ötkür chishliri bilen ağamchilarni bir demdila
qirqip taşlaptu-de, shirni azat qiptu. Xoshalliğidin nime diyishni
bilmey qalğhan
shir:
—Rexmet sanğa, ötkende men seni bikâr zanglik qiptimen. Kiçiklerning
qolidinmu chong ishlar kelidiken. emdi bildim, -deptu.
|
ASLAN ÎLE SIÇAN
Bir gün aslan uyurken bir sıçan gelerek onun sırtına çıkıp zıplamış.
Aslan uyanarak onu yakalamış ve öfkelenerek yere atıp beynini
dağıtmak istemiş. Sıçan yalvararak:
— Aslan ağa, gücenmeyin. Bundan sonra böyle yapmam. Bir gün elbet
size de bir faydam dokunur; beni koyuverin, demiş.
— Senin elinden ne gelir? diye alay ederek gülmüş aslan.
— Öyle demeyin. "Göze ilişmeyen (önemsenmeyen) ayağa değer diye bir
söz var. Bazen sizin gibi büyüklerin gözüne ilişmeyen küçüklerin
elinden de büyük işler gelir.
— Yok ol gözümden! demiş aslan ve sözüne inanmadığı halde onu
koyuvermiş.
Günlerden bir gün bu aslan avcıların eline düşmüş. Avcılar aslanı
kalın bir ağaca sıkıca bağlamışlar ve başka bir aslan yakalamak için
gitmişler.
Aslan "şimdi ölüyorum"' diye korkudan tir tir titremeye başlamış.
Tam o sırada önüne daha önce salıverdiği sıçan çıkıvermiş:
— Aslan ağa. ne oldunuz, diye sormuş.
— Ne olacaktım, görmüyor musun? demiş aslan canı sıkılarak.
— Korkmayın, ben sizi kurtarıveririm! Aslan sıçana hayretle bakmış.
Sıçan, yaklaşıp keskin dişleri ile ipleri bir anda kemirip atmış ve
aslanı azat etmiş. Sevincinden ne diyeceğini bilemeyen aslan:
— Teşekkür ederim, geçmişte ben seni boş yere alaya almışım.
Küçüklerin elinden de büyük işler gelirmiş; şimdi anladım, demiş.
|
|
|
|
İstiklâl Mücadelesi (18)
Azimet
Özgürlük ve Bağımsızlık Gözyaşları
İle Elde Edilemez
Onun için Rus
casusları "İlihan Töre Andicanlı bir Öz bek, bir Özbegin Doğu
Türkistan hükümetine başkan olduğu bugüne kadar görülmemiş bir şey"
diyerek halkın hemşericilik asabiyetinden faydalanıp fitne-fesat
çıkartmak istedi. Urumçi'de anlaşma yapıldıktan 7 gün sonra yani
13-6-1946'da Gulca'daki Rus konsolosu, Ilihan Töre'yi bir gece vakti
jiple kaçırarak Rus sınırından öteye; Korgas'a götürdü. Bir devlet
başkanını, 40 bin kişilik muntazam bir ordunun bas kumandanını
Gulca'daki küçük bir konsolosun alıp götürme cesareti nereden
geliyordu? Bu devlete, bu halka, hu millete, bu orduya böyle bir
hakaret edebilme cesaretini ona kim veriyordu? Bu is millî
Öncülerimiz susturulduktan sonra gerçekleştirildi. Ordu içinden
Ilihan Töre'nin elinden kahramanlık madalyası almış bir kaç subay
yada asker çıkıp "Komutanımızı ver, vermezsen seni öldüreceğiz"
diyerek Rus konsolosunun şakağına silahını dayayabilmiş olsa idi bu
milletin muhabbet duyduğu Önderlerini korumayı da bildiğini gururla
ispatlamış olurduk.
Kurgas sınırında 10 gün boyunca bekletilen Ilihan Töre'nin halini
gören Gulca halkı Cumhurbaskanı'nı geri getireceğiz diye
ayaklanmadı. Gulca'da hayatin normal bir şekilde devam ettiğini, hiç
kimsenin cumhurbaşkanı için galeyan baslatmadığını gören Ruslarsa
onu kaçırarak hapse atmışlardır. Ilihan Töre yönetimde iken Doğu
Türkistan vatandaşları içinde Rus pasaportu dağıtılmasını siki bir
şekilde yasaklamıştı. Fakat onun gidisiyle beraber Rus konsolosu,
açıkça ve rahatça kendi devletinin pasaportunu dağıtmaya başladı.
Vatanın istikbalinden ümit kesen bir çok subay, aydın ve başka
kesimden insanlar arka arkaya Sovyetler Birliği vatandaşlığına
gedmeye basladı. Ordu, hükümet ve halk içinde parçalanma zuhur
etmişti. Fırsattan istifade etmesini bilen Çinliler de bos durmadı.
1942'de Çöçek'te Zakir-dofun tanıştırması ile Çin Milliyetçileri
tarafından resmi casus olarak ise alınan Seyfeddin Aziz
Öncülüğündeki bir grup hain ümidini Mao'ya bağlayarak diğerlerinin
yanından ayrılıp Çin komünistlerin merkezi olan Yü-nen'e casusluk
yapmaya başladılar. İstikbalde Çinlilere hizmet edecek hainler
grubunu hazırlamaya giriştiler. Daha şehitlerin kanı soğumadan;
kendilerini akilli zannederek kısa yoldan kâr elde etmek isteyen
hainler birbirleriyle yarışırcasına çalışıyorlardı. İlihan Töre'nin
yerine Ahmetcan Kasım geçmişti, ancak o Rusların ve Çinliler'in
çıkarcı politikalarına karşı önlemler almamıştı. Ahmetcan Kasım
akilli, diplomasiyi iyi bilen, tedbirli bir millî liderdi. Bunu da
ilk hisseden İlihan Töre olmuş ve onu mühim devlet islerine
koymuştu..
Devam Edecek
|
|
|
|
|
IŞIĞA YÜRÜMEK
Sami Güven
Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin
taban tarafını ışığa doğru, açık olan ağız kısmını da
karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların hepsi ışık olan
tarafa doğru üşüşüyorlar . Ama şişenin tabanı cam ve onların
da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı
başaramıyorlar. Bu arada sinekler, şişenin ağzına
doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar. Ağzı
açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile
gelmiyor. Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam
ediyorlar. İnsanın aklına hemen arıların akılsızca
davrandıkları geliyor. Ancak daha derinlemesine düşününce,
karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.
Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü. Arıların
ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Sinekler ise malûm hayvanlar. Arılar ne kadar temizse adı
üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler. Arılardan
korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz
bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller
olacaktır kuskusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan
vazgeçmeyenlerdir. Ne tür engel olursa olsun önlerinde,
çabalarını sürdürenlerdir. Ve bu uğurda da gerektiğinde
ölebilenlerdir. Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür
bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır . Karanlığa
yürüyenlerdir. Karanlık düşüncelerdir. Şişenin ağzının
karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur . Sinsi,
ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır. SADECE Kendi
yaşamları söz konusudur. Nerede yemek varsa, nerede rahat
yasayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya
giderler. Onlar için karanlık olması önemli değildir açık
ağızların.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır. Engellere aldırmaz.
Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında
öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür. Ama
sinekler kaçarlar.Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler
kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne
tünerler. Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.
Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar. Oysa
sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler. Onlar için
yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur.
ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE, IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN
ÇABALAYANLARA, IŞIK SAÇANLARA, SEVGİLER
Girme şu alçakların hizmetine
Konma sinek gibi pislik üstüne
İki günde bir somun ye ne olur
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme..
Ömer Hayyam |
|
|
|
|
|
|
|
|