Yukarı
24.Sayı
24.Sayı Uygurca
Aile
İstiklal 24 Tam sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

İSTİKLÂL GAZETESİ İKİ YAŞINDA

 

Muhterem gönül dostlarımız ve İSTİKLÂL GAZETESİ’ nin vefakâr okuyucuları!
Gazetemizin birinci yılını dolduruşunun mutluluğunu sizlerle paylaştığımız günü daha dünkü gibi hatırlıyorum. Şu anda ise gazetemizin 24. sayısı elinizde ve ikinci yılını da doldurmuş bulunuyor.
Siz kıymetli dostlarımızın da çok iyi bildikleri gibi günümüzde yayıncılık yapmak oldukça meşakkatli bir iştir. Fakat insanın sizler gibi kadirşinas, vefakâr, idealist, Müslüman Türk milletinin millî ve manevî değerlerinin ebediyen yaşamasını, yaşatılmasını bütün gönlü ve samimiyetiyle arzu eden dostları olunca her şey çok kolay, yokuşlar düz, engeller ise vız geliyor insana…
Değil mi ki; insanları hayata bağlayan en önemli unsurların başında samimiyet, dostluk, gösterişten ve “desinler” den uzak sevgiler gelir…
Azmin, inancın, sadakatin, samimiyetin ve ulvî hedeflere ulaşmaya kilitlenmişliğin harmanlanması ile elinizdeki bu mütevazı fakat, ifa ettiği vazife itibarıyla düşmanı endişeye, dostu sevince, ümitli olmaya ve kararlılığa sevk eden bu mevkute meydana gelmiş bulunmaktadır. Bu güne kadar en dikkatli olmaya gayret ettiğimiz konuların başında ilkeli, seviyeli ve dürüst bir yayıncılık yapmaya çalışmak gelmektedir. “Tarafsız mısınız?” derseniz tarafız tabiî…
Vatanımız Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlilere karşı samimî, dürüst, tribünlere oynamayan, iki yüzlü davranmayan, şahsî egoların tatmin edilmesi peşinde koşmayan, çıkar için onun bunun önünde eğilmeyen, cesur ve cevval Doğu Türkistan Özgürlük Savaşçıları’ndan yana tarafız elbette…
Zira, dünyada mazlum ve mağdur, Doğu Türkistan halkının haklı davasını savunacak, onun sesini dünya kamuoyuna hakkıyla duyurabilecek bir yayın organına şiddetle ihtiyaç duyulduğu bir dönemde yayın hayatına başlayan ve her sayısında ibresi devamlı olarak daha yukarıyı gösteren İSTİKLÂL GAZETESİ dünden bu güne zaruret hasıl olması sebebiyle sayfa adedini 8’den 16’ya yükseltmiş bulunmaktadır. Seçkin ve saygın yazar kadrosuyla muhterem okuyucularımıza mükemmel bilgiler aktarmakta ve kutlu yolculuğuna emin ve kararlı adımlarla devam etmektedir.
Doğu Türkistan davası gibi savunucusu az, hassas, ciddî ve düşmanı büyük bir meseleyi omuzladıklarını iddia edenler, yayıncılık adına çok cılız ve inandırıcılıktan uzak, zerre kadar alın teri ilâve edilmeden, “Laf olsun torba dolsun” kabilinden sayfalara yerleştirildiği açıkça belli olan, çıkış sürelerinde çok büyük istikrarsızlıklar sergileyen sözde yayınlarla kamuoyunun karşısına çıkmamalıdırlar. Çünkü böylesi davranışlar Doğu Türkistan davasına fayda yerine zarar verdiği gibi, Doğu Türkistanlıların yıllar yılı savunduğu doğrularla taban tabana çelişmektedir.
Gazetemizi, Doğu Türkistan Davası adına çıkmakta olduğu iddia edilen bazı yayınlardan ayıran en önemli özellik, içerdiği haberlerin hemen hemen tamamının yeni ve güncel haberler olmasıdır. Yıllar yılı Çin’in baskıcı ve kapalı rejimi dolayısıyla dış dünyaya Doğu Türkistan ile ilgili haber sızmıyordu. Çin’in ve bazı küresel güçlerin yayınladıkları radyo haberlerini de her kesin alması mümkün olmuyordu. Fakat, son yıllarda haberleşme teknolojisindeki gelişmeler yazılı basın alanında Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlilere karşı çok önemli bir cephe açılabileceği ile ilgili bir kapı araladı. İşte bu fırsatı en hızlı, etkili ve güncel biçimde bir gazeteye dönüştürerek okuyucularımıza ulaştırmak ise bizlere ayrı bir gurur ve mutluluk vermektedir.
İSTİKLÂL GAZETESİ’ nin bir diğer önemli özelliği de, bir ay boyunca her fırsatta elinizden bırakamayacağınız bir başucu bilgi kaynağı niteliği taşımasıdır. Çünkü, içerdiği bilgiler kısa zamanda gündemden düşecek ve güncelliğini kaybedecek türden olmayıp, arşivlenebilir ve gerektiğinde bilgi için başvurulabilir kaynak özelliğindedir.
İSTİKLÂL GAZETESİ yalnızca bencil bir biçimde Doğu Türkistan meselesine odaklanmış olmayıp, aynı zamanda bütün Türk dünyasının da bir yayın organı olma özelliğini taşıyor. Çünkü, 1990’lı yılların başlarından itibaren eski Sovyetler Birliği esareti altındaki Türk boylarının bağımsızlıklarını elde ederek birer Türk Cumhuriyeti olarak dünya konjonktürü içerisindeki yerlerini alması kimilerinde bütün Türk dünyasının özgür olduğu kanaatini uyandırdı…
Oysa ki; Doğu Türkistan hâlâ Çin esareti altında bulunuyor. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinde bin bir türlü problemler devam ediyor. Güney Azerbaycan’daki 42 milyon Türk Fars şovenizminin şiddetli baskısı altında. Rusya Federasyonuna bağlı Türk toplulukları Slav milliyetçiliğinin asimilâsyonu ile karşı karşıya. Musul ve Kerkük’teki Türkler bir Kürt soykırımı tehlikesi altında bulunuyorlar. Daha açık ve net bir ifade ile Türk Milletinin Bağımsızlığı yalnızca Türkiye Türklerinin bağımsızlığından ibaret değildir. Dünyanın neresinde Türk varsa oralarda Türklerin varlığı tehdit ve tehlike altındadır…
İşte bu sebeplerle İSTİKLÂL GAZETESİ, bütün Türk dünyasının karşı karşıya bulunduğu tehlikelere karşı da duyarlı olmak, mümkün olduğu kadar onların problemlerini de Türk ve dünya kamuoyuna duyurmak görevini de üstlenmiştir.
Çünkü, Doğu Türkistan’ın Tam Bağımsızlığına kavuşması için nasıl ve ne zaman gerçekleşir bilinmez ama en kısa zamanda ve acilen çok güçlü bir “Dünya Türk Birliği”ne ihtiyaç vardır.
İSTİKLÂL GAZETESİ’ne ve üstlendiği misyona dünyanın her bir köşesinden her cihetten destek veren bütün gönüldaşlarımıza yürekten teşekkürü bir borç biliriz.

 

Doğu Türkistan’a Kırgız-Çin Darbesi

 

Çin'in Şinhua Ajansından elde edilen bilgilere göre Kırgızistan Başbakanı Kurmanbek Bakıyev Çin'deki iki gün süren ziyaretini tamamladı. 09 Haziran günü Çin'e gelen Kurmanbek Bakıyev Çin devlet başkanı Hu Jintao ve Başbakan Venjibao'larla görüşerek, Çin ile Kırgızistan arasında siyasî, iktisadî ve kültürel işbirliğini daha sıkı hale getirmek ve derinleştirmek için fikir birliğine vardılar. Kırgızistan hükümeti ülkedeki Doğu Türkistan asıllı Uygur halkına yönelik düşmanca tavırlarına hız vererek Komünist Çin'e yaranma girişimlerini sürdürüyor. Kırgızistan hükümetlerinin kendilerinden siyasî sığınma talebinde bulunan Doğu Türkistanlıları Çin'e neden teslim ettikleri hususu sorulduğunda; "Çin çok güçlü bir devlet", "Varlığımızın güven içinde sürdürülebilmesi için Çin devleti ile iyi geçinmek zorundayız" anlamında ifadeler kullanmaktadırlar. Çin ile Müslüman ülkelerden Pakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Kazakistan'ın işbirliği insanı şaşırtacak boyutlardadır. Komünist Çin bu ülkelerle sözde terörizmle mücadele anlaşmaları imzalamışlardır. Hiç bir zamanda Pekin'in göbeğinde bir Pakistanlı, bir Türkiyeli, bir Kazakistanlı ya da bir Kırgızistanlı teröristle veya bunlardan birinin gerçekleştirdiği terör eylemine hiç rastlanılmamıştır. RFA- 15’te

 

1. Sayfadan Devam-  Peki; o halde Çinliler bu ülkelerle bu ucube anlaşmaları neden yapmıştır? diyecek olursak Komünist Çin yetkilileri, bu söz konusu ülkelerdeki "terörist" olarak ilan ettikleri Doğu Türkistan asıllıların kendilerine iade edilmesinin ve cezalandırılmasının peşindedir. Bu görüşmeler sonunda Çin ve Kırgızistan devlet başkanları ortak bir bildiri yayınladılar. Onların yayınladıkları ortak bildirinin kapsadığı alan oldukça geniş olup, bu bildiride Kırgızistan ile Çin'in “Doğu Türkistan Güçleri” ne birlikte darbe vuracakları, “Doğu Türkistan güçleri”ne darbe vurmanın  uluslar arası terörizme darbe vurmanın bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiği gibi konular yer almaktadır.

Mezkûr ortak basın bildirisinde Kırgızistan ile Çin'in güvenlik dayanışmasını güçlendirmek ve “Doğu Türkistan'ı da içine alan üç türlü güçler ve sınır ihlâlleri neticesinde ortaya çıkan suçlarla ortak mücadele edilecektir.” Denilmektedir

Bunlardan başka yine, Çin-Kırgızistan ortak bildirisinde “ Her iki tarafın birbirlerinin topraklarında ülke güvenliği, birbirlerinin toprak bütünlüğü ve sahiplik haklarını tehdit edecek örgütlenmelere izin vermemek” şeklinde maddeler de yer almaktadır.

Kurman Bakıyev'de Askar Akayev'in Çin politikasını devam ettirerek Uygur meselesi hakkında Çin ile ortak hareket edeceklerini ifade etmiştir. (Umidvar) 11.06.2006

 

 

Arnavutluk hükümeti 5 Uygur gence sahip çıkacağını açıkladı

 

Arnavutluk hükümeti bir bildiri yayınlayarak Guantanamo'dan serbest bırakıldıktan sonra Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur gence siyasî sığınma hakkı vermeyeceği ile ilgili uluslar arası basın organlarında çıkan haberleri reddetti. 13’de

 

1. Sayfadan Devam-15.06.2006 günü Arnavutluk Dış işleri Bakanlığı bir bildiri yayınlayarak, Arnavutluk hükümetinin Guantanamo'dan bırakıldıktan sonra Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur'u  başka bir devlete göndermeyi planladığı hakkında basın ve yayın organlarında çıkan haberler doğru değil. Bu haberler Arnavutluk hükümetinin resmi politikasını yansıtmamaktadır. Arnavutluk hükümeti Arnavutluk devletinin yasalarına ve uluslar arası yasalara uygun olarak söz konusu kişilere yaşam şartı hazırlamıştır. Böylece onların Arnavutluk toplumuna uyum sağlayarak yaşamalarına destek verecektir. Denilmiştir.

Arnavutluk dış işleri bakanlığının bildirisinde yine, Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur'un siyasi sığınma taleplerinin yasalar çerçevesinde yürütülmekte olduğunu, Arnavutluk hükümetinin bu Uygurların Arnavutluk'ta kalmaları taraftarı olduklarını ve bu niyetlerini daha önceden Çin hükümetine de duyurmuş olduklarını vurgulamıştır.

14.06.2006 tarihinde uluslar arası basına yansıdığına göre Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur'a ülkenin siyasi sığınma hakkı vermeyeceği ile ilgili haberler yer alıyordu. RFA (Ekide)

15.06.2006

 

Rabiye Kadir'in bir oğlu daha tutuklandı

 

Uygur- Amerikan Birliğinin verdiği bilgilere göre, Uygur Millî Hareketi'nin önderi Rabiye Kadir'in Aksu vilayetinde mukim Kahar Abdurehim adındaki oğlu 13 Haziran günü Çin polisleri tarafından tutuklanarak Ürümçi'ye götürüldü.

 

1 Haziran 2006 günü Çin makamları Rabiye Kadir'in, Âlim Abdureyim, Ablikim Abdureyim iki oğlunu tutuklamış ve kızı Rüşengül'ü de gözaltına almışlardı. Aldığımız yeni haberlere göre şu anda Rabiye Kadir'in üç oğlunun Çin polis yetkililerince resmen tutuklandığı öğrenilmiştir.

Rabiye Kadir'in bildirdiğine göre Çin polisleri bu üç kardeşi “milli bölücülük propagandası yaparak devleti yıkmaya çalıştı. Mevcut düzeni yıkmaya çalıştı. Vergi kaçırdı ve vergi kontrollerine karşı çıktı.” Gibi suçlamaları onların ailelerine tebliğ etmişlerdir. Rabiye Kadir Hanım ve Uygur teşkilâtları mezkûr olaya tepki gösterdiler. Merkezi Waşington'daki Uygur Amerikan Birliği bu münasebetle Çarşamba günü yayınladığı bildiride, Çin makamlarının bu hareketini yasa dışı ve insan haklarını açıkça ihlâl etmek olarak nitelendirdi. Çin'i Rabiye Kadir'in çocuklarını derhal serbest bırakmaya çağıran  Uygur Amerikan Birliği, “Dış ülkelerdeki Uygur muhacirleri Rabiye Kadir'in çocuklarının tutuklanmasından fevkalâde endişe duymaktadırlar” dedi. 

Rabiye Kadir Hanım RFA radyosuna verdiği beyanatında Çin devletinin kendisinin yurt dışında sürdürmekte olduğu demokrasi ve insan hakları faaliyetlerini engellemek için çocuklarını tutukladığını ve bu yolla kendisinin, Çin'in Doğu Türkistan halkına karşı yürütmekte olduğu insan hakları ihlâllerine karşı olan mücadelesini engellemek istediklerini, fakat Çin devletinin bu girişimi ile asla kendisinin faaliyetlerini durdurmaya muvaffak olamayacaklarını bildirdi.17.06.2006

 

Mehmet Cantürk ile röportaj

 

 

57 yılıdır Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için var gücü ile çalışmış olan ve Doğu Türkistan davasının önderlerinden Muhterem Mehmet Cantürk Hoca ile yaptığımız röportajı siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

 

57 yılıdır Çin işgali altında bulunan Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için var gücü ile çalışmış olan ve Doğu Türkistan davasının önderlerinden Muhterem Mehmet Cantürk Hoca ile yaptığımız röportajı siz değerli okuyucularımızla paylaşıyoruz.

 

 Uygurtürk: Sayın Hocam Doğu Türkistan'ın işgalinden sonra Çinli’lerin Doğ Türkistanlılara karşı uyguladığı baskı ve zulümlerden bahseder misiniz?

 

Cantürk: 13 Ekim 1949 yılında işgal edildiğinde ben 14 yaşlarındaydım. Zaten askerler gelir gelmez baskı düzenini kurmaya başladılar. Milletin dini milli sembollerini yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Canileri tiyatro merkezleri hatta ahıra çevirdiler. Kur'an-ı Kerim ve ezan okunmasını yasakladılar. Bunlara karşı çıkanları da hapislere atarak işkencelerle öldürdüler.

 

 Uygurtürk: Sizler 1961 yılında meşakkatli bir yolculuk sonunda Afganistan'a gittiniz. Yolda başınızdan geçen ilginç bir olay var mı?

 

Cantürk:Evet. Ben Pekindeki Afgan büyükelçisine bir yazı yazdım. 10-12 gün sonra cevap geldi. Ancak postacıdan daha mektubu alıp okumama fırsat kalmadan Çinli polisler kapıya dayandılar ve beni alıp karakola götürdüler. Orada bana tehditler savurarak akıllarınca gözdağı vermeye çalıştılar. Birkaç gün sonra bir yazı daha geldi ve biz 78 aile ile birlikte at, eşek ve Tibet öküzlerinin üzerinde Pamir dağlarını aşmaya koyulduk. Burada Kırgız çadırları göründü ve ellerinde silahlarını bize doğrultmuş insanları gördük. Herkeste bir korku meydana geldi. Adamlar Farsça olarak ( Durun! Yoksa ateş ederiz. Siz kimsiniz? ) gibi sorular sordular. Bende Farsça bildiğim için Doğu Türkistanlı olduğumuzu ve Çin zulmünden kaçarak İslam ülkelerine sığınmak istediğimizi söyledim. silâhlı adamlar bana (Müslüman mısınız?) diye sordu bende evet diyince benden ihlâs suresini okumamı istedi. Bende Felak-Nas ve İhlâs surelerini okudum. Adamlar silâhlarını indirerek bize sarıldılar ve bizi bir gece misafir ettiler.

 

Uygurtürk: Pamir dağlarını geçtikten sonra siz son olarak Afganistan'a geldiniz ve orada 4 yıl kaldınız. 1965 yılında da Kayseri'ye gelerek yerleştiniz. Kayseri'ye geldiğinizde nasıl karşılandınız?

 

Cantürk: Bizlere Afganistan'da iken başta Türkiye'nin de içinde olduğu birkaç ülkeye gidebileceğimizi söylediler. Biz Türkiye'yi bizim gibi Türk ve Müslümanların yaşadığı yer olduğu için seçtik. Gerçektende Kayseri'ye ilk geldiğimizde halk bizi çok sıcak karşıladı. Ellerindeki imkânları ile bize yardımcı oldular. Kolaylıklar sağladılar. Bu desteklerinin 41 yıl geçmiş olmasına rağmen hala sürdüğünü görüyorum ve çok seviniyorum. Kayseri bizim için çok ayrı bir yere sahip.

 

Uygurtürk: Afganistan'dan geldikten sonra Kayseri'de Doğu Türkistan davasını çeşitli şekillerde yaptınız ve sizin ilk başkanı olduğunuz bir dernek kuruldu bu konuda bilgi verir misiniz?

 

Cantürk: Vatanımızdan 1961 yılında çıkmak zorunda kalan bizler. Hiç bir zaman oraları unutmadık. Çünkü biz vatandan ayrıldık ama orada akrabalarımız, kardeşlerimiz kaldı. Onların neler çektiğini işgalci Çin ordularının ne gibi zulümler yaptığını herkese anlatmak lâzımdı. Bunun için 1981 yılında Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneğini kuruduk ve kurucu Başkanı oldum. Dava arkadaşlarımla birlikte her ay bir iki defa mitingler düzenledik. Basın toplantıları, basın bültenleri yayınladı. Değişik vilâyetlere giderek konferanslara katıldık. Birazda olsa Türkiye’de ve dünyada sesimizi duyurmaya çalıştık ve halada bunu sürdürüyoruz. Çünkü biz bunu yapmadığımız takdirde vatanımıza ihanet etmiş olacağımızı ve Allah indinde de sorumlu kalacağımız biliyoruz.

 

Uygurtürk: 1981'li yıllarda yaptığınız çalışmalarda Doğu Türkistan konusunda hiç engellemeler ya da baskılara maruz kaldınız mı?

 

Cantürk: Kesinlikle hayır. Davamızı anlatma yolunda hiç engellenmedik. Bu engellemeler. Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı döneminde başladı ve sürüyor. Çin hükümetinin baskıları Türkiye'de kendini gösteriyor. Ekonomik menfaatler uğruna 35 milyon Müslüman Türk görmezden geliniyor. Bu çok acı verici bir durum. Türk ve Müslüman olanlar bir birine destek olmak zorunda. Türkiye'ye bu yakışır.

 

Uygurtürk: Doğu Türkistan Davasının şimdiki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

Cantürk: Davamız hususunda bir çöküntü var sanki. Yapılan çok iyi bir çalışma yok. Her yerde bir dernek açılıyor hepsi kendini Genel Merkez olarak kabul ediyor, herkes bir şey söylüyor. Böyle olunca da birlik parçalanıyor. Bu konuya bir çözüm bulunmalı.

 

Uygurtürk: Sayın Hocam, siz birçok öğrenci yetiştirdiniz. Şimdiki Uygur gençlere tavsiyeleriniz nelerdir?

 

Cantürk: Biz yıllarca davamıza hizmet etmek için çaba harcadık. Artık yaşımız bir hayli ilerledi. Artık davamızı gençlerimizin omuzlaması lâzım. Millî benliklerini unutmadan, kültürlerini-dillerini yaşatarak gece gündüz hizmet etmeliler. Günümüz şartları neleri gerektiriyorsa araç gereç olarak teknolojiyi takip ederek çalışmalılar. Anne babalar evlerinde Uygurca konuşmalı ve çocuklarına öğretmeli. Doğu Türkistan tarihi ile ilgili kitaplar mutlaka okunmalı. Çünkü tarihimizi bilmeyen bir gençliğin davamıza katkısı olmaz. Bu onlara bizim değil. Doğu Türkistan'da yaşayan atalarımızın mirası ve emanetidir. Bu emanetten kaçmak olmaz.

 

Uygurtürk: Doğu Türkistan'ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?

 

Cantürk: Aziz vatanımız elbet bir gün bağımsızlığına kavuşacak. Ancak bunu biz görebilir miyiz bilmiyorum. Çinlilerin yaptığı yanlarına kalmayacak. Bunca yıldır uygulanan asimilâsyon ve katliamlara rağmen halkımız hiçbir zaman ümidini kaybetmedi ve kaybetmemelidir.

 

Uygurtürk: Sizlerin emeği büyük Sayın Hocam. Günümüz şartları dediniz. Son olarak da Medya günümüzde çok etkili bir araç.  İstiklâl Gazetesini nasıl buluyorsunuz?

İstiklâl Gazetesini ilk çıktığı günden beri takip ediyorum. Çok başarılı çalışmalara imza atıyorsunuz. Davamıza büyük bir boyut kazandırdınız. Teşkilâtların yapamadığını siz başardınız. Sizleri tebrik ediyorum. İnşallah başarılarınız daim olur.

 

 Mehmet Cantürk Kimdir?

 

Kısa Özgeçmişi

1935 yılında Doğu Türkistan'ın Kaşgar şehrine bağlı Yarkent kazasında 7 kardeşin en büyükleri olarak dünyaya geldi.

İlk ve Orta öğrenimini Yarkent'te tamamladı. Daha sonra Kaşgar'da Saltuk Buğra Han Medresesi’ne kayıt olarak medresenin bir hücresinde 12 yıl boyunca dinî eğitim aldı. 1961 yılında Doğu Türkistan'daki Komünist Çin baskısı nedeniyle 78 aile birlikte binbir zorluklarla Afganistan'a geçti. Afganistan'da 4 yıl kaldıktan sonra Türkiye'ye gelerek Kayseri'ye yerleşti.

Yüksek öğrenim gören gençlere Arapça, Farsça,Uygurca, Osmanlıca- Tefsir, Hadis, Edebiyat dersleri okuttu. 1989 yılında Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneği'nin Kurucu Başkanlığını yaptı. 11 yıl dernek başkanlığı yaptıktan sonra görevini gençlere bırakma kararı aldı.

Bir dönem Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphane Müdürü olarak çalışan Mehmet Cantürk emekli oldu. 71 yaşına gelen Cantürk emeklilik günlerini evde kitap okuyarak ve Üniversiteli öğrencilere Doğu Türkistan konulu tezlerinde yardımcı olarak geçiriyor.

 

Uygur teşkilâtları Çin karşıtı faaliyetlerini arttırdı

 

DUK'un çağrısına uyularak 09.06.2006 günü dünyanın değişik ülkelerindeki Uygur Teşkilatları Çin'e karşı gösteri ve türlü şekillerde protesto eylemleri gerçekleştirdi. 15’de

 

1. Sayfadan Devam- 04.06.2006günü Dünya Uygur Kurultayının Başkanı Erkin Alptekin’in bir çağrı yayınlayarak Doğu Türkistan dışındaki bütün Uygurları Uygurların manevî annesi, Doğu Türkistan milli hareketinin önderi Rabiye Kadir Hanım’ın çocuklarının Çin hükümeti tarafından tutuklanmasını protesto etmek için bir faaliyet seferberliği başlatılmasını istemişti. Bu çağrıya cevaben Kanada, Avrupa ve Asya’daki Uygurların yerleşik bulundukları ülkelerde 09.06.2006 günü aynı anda türlü şekillerde Çin’e karşı protesto gösterileri yapıldı.

            Kanada, Türkiye, İngiltere, Norveç, Hollanda ve Almanya başta olmak üzere çeşitli devletlerdeki Çin Büyükelçilikleri ve konsoloslukları önünde de gösteriler düzenlendi. Merkezi Asya, Avustralya ve Avrupa’daki diğer devletlerde de birbirinden ayrı şekillerde protesto eylemleri gerçekleştirildi.

 

ETIC- Uygur Araştırma Merkez Temsilcileri Macaristan Ve

Romanya'da

 

Almanya'nın Münih şehrinde faaliyet göstermekte olan  “ETIC-Uygur Araştırma Merkezi” görevlilerinden oluşan 5 kişilik bir ilmi heyet “Dünya Hunlar Kurultayı” ve “Dünya Sakalar Milli Kurultayı”nın davetine icabet etmek için 1 Haziran'dan 5 Haziran'a kadar Macaristan ve Romanya'da ziyaretlerde bulundular. 15’de

 

1. Sayfadan Devam-“ETIC-Uygur Araştırma Merkezi”nin Başkanı Perhat Yorunkaş ve merkezin Başkatibi ve sözcüsü Ümit Agahi, Merkezin yazı işleri bölümü sorumlusu Enver'den oluşan  bu heyet  01.Haziran 2006 günü öğleden sonra “Dünya Hunlar Kurultayı Almanya Şubesi”nin başkanı Dr. Yanos' eşliğinde Münih'ten otomobil ile yola çıkarak aynı gün gece saat 12.30 sıralarında Macaristan'ın başkenti Pudapeşte'ye ulaştılar ve Budapeşte' de “Dünya Hunlar Kurultayı”nın Romanya'ya doğru yola çıkma hazırlığındaki 50 kişiden oluşan heyeti ile buluştular.

Uygur Temsilcileri Budapeşte'ye ulaştıktan sonra iki gruba ayrıldılar. Perhat Yorunkaş, Ümit Agahi ve Hilalidin'den oluşan 3 kişilik heyet 50 kişilik Hunlar Kurultayı vekilleri ile beraber özel otobüsle 02 Haziran 2006 günü tan yeri ağarırken saat 04.30 da Budapeşte'den Romanya'ya doğru yola çıktı ve 900 km. den fazla yol giderek Romanya'da Sakaların toplu olarak yaşadıkları Csiksomlyo bölgesine ulaştılar.

 

03.06.2006 günü Uygur temsilcileri davete icabet ederek  “Düny Sakalar Milli Kurultayı” tarafından Csiksomlyo bölgesindeki uçsuz bucaksız uzayıp giden bir yaylada organize edilen ve yılda bir defa tertip edilen Hunlara mensup milletlere özel dini ve milli bayram sayılabilecek faaliyetlerine iştirak ettiler.

 

  

Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı

Çöhreganlı  İstanbul`da tutuklandı

 

Müge Çetinkaya’nın Haberi - Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı, 5 Haziran 2006 tarihinde geldiği İstanbul`da 9 Haziran günü tutuklandı. 4’de

 

1. Sayfadan Devam-Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı, 5 Haziran 2006 tarihinde geldiği İstanbul`da 9 Haziran günü tutuklandı. Geldiği gün hava alanında basın mensuplarına bilgiler veren Dr. Çöhreganlı, 6 Haziran günü, saat 18.30`da yayınlanan TGRT Haber programına katılarak yaklaşık 23 dakika siyasi tespitlerde bulunmuştu. 7 Haziran günü, GAMOH İstanbul temsilciliği tarafından düzenlenen halka açık basın toplantısında Türkiye medyasına ve Azerbaycan davasına ilgili vatandaşlara seslenen Güney Azerbaycan`ın lideri, Bilgi Üniversitesi mütevelli heyeti üyesi, Star gazetesi yazarı Halit Kakınç`la da görüş alış verişinde bulundu. TGRT`nunda yayınlanan “Mehmet Soysal`la Başbaşa” adlı programa konuk olan bilge önderin tespitleri, 23 Haziran günü yayınlanacaktır. Türkiye gazetelerinde geniş yer verilen Güney Azerbaycan Milli Hareketinin lideri, 9 Haziran günü kaldığı otelde basın mensupları ile görüşme yapacakken, saat 11.00`de İstanbul polisi tarafından gözaltına alındı. Zeytinburnu emniyet müdürlüğüne götürülen Dr. Çöhreganlı, ilerleyen saatlerde MİT`nın ilgili birimlerine sevk edilerek bilgisine başvuruldu. Türkiye makamlarının, bu tutuklama ile ilgili sunduğu gerekçe “İran`dan Türkiye`ye giriş yapan bir grup teröristin, Güney Azerbaycan liderine karşı suikast hazırlığında olması” şeklinde bildirilmiştir. Türkiye tarafından İran`a iadesi de gündeme getirilen Dr.Çöhreganlı`nın, BM ve bazı uluslararası kuruluşların müdahalesiyle böyle bir faciaya maruz kalması engellenmiş oldu. Can güvenliğini sağlamak gerekçesiyle yaklaşık 14 saat özgürülüğüne el koyulan Dr.Çöhreganlı, aynı günün gecesi saat 23.00 civarında Kuzey Azerbaycan`a çıkarılmıştır. Güney Azerbaycan Milli hareketinin önderinin tutuklanmasında, İran İslam Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat`ın bizzat Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi ve İç İşleri Bakanı Abdülkadir Aksu`yla Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül`ün imzaladığı dilekçenin esas olduğu yönünde bilgiler yansımıştır. 10 Haziran günü giriş yaptığı Kuzey Azerbaycan Cumhuriyetinde de yaklaşık 12 saat kalabilen Dr. Çöhreganlı, Bakü`de bir lokantada yemek yediği sırada 20 kişilik sivil polis ekibince gözaltına alınmış ve ülkeden çıkarılmıştır. Zorlu geçen yolculuktan sonra 12 Haziran 2006 tarihinde Amerika Birleşik Devletlerine ulaşan Dr. Çöhreganlı beye yaşatılanlar, iki Türk devletinin Türk dünyasına bakışını bir kez daha göstermiş oldu. Türk milletinin manevi annesi Rabia Kadir hanımefendi`ye, ömrünü Çin zindanlarında tüketmiş Ahmet İgamberdi`ye, Enver Yusuf Turani`ye, Muhammed Salih`e ve son olarak Dr. Çağrı Çöhreganlı beye yapılan muameleleri esefle kınıyor, sağır kulaklara bir kez daha; herşey Türk için, Türk`e göre, Türk tarafından olmalıdır diyoruz.

 

AB, Çin’e İnsan Haklarını İyileştirme Çağrısı Yaptı

 

Avrupa Birliği, Çin’in siyasî suçlulara fizikî yollarla işkence uygulamasına  ve idam uygulanmasına son vermesi çağrısında bulundu. 15’de

 

AB’nin mezkur girişiminin 21.dönem Avrupa ve Çin insan hakları diyaloglarının sürdürüldüğü sıralara denk gelmesi sebebiyle AB’nin Dış İşleri bakanlığı yine Çin’den basın  yayın organları ve İnternet kullanımı üzerindeki kontrollerin kaldırılmasını talep etti.AB’nin Çin hakkında hazırladığı raporunda bildirildiğine göre Çin dış işleri bakanlığının Uluslar arası bölümünün müdürü ve Heylong başkanlığındaki Çin vekiller Birliği AB’ne Polislerin sorgulama esnasını kasete kaydetme ve idam cezalarını hangi yöntemlerle icra edecekleri hakkında rapor hazırlamışlardı.Geçen ay Çin hükümeti  İnsan haklarını iyileştirmek için bundan sonra suçluları sorguladıklarında sorgulama odasına ses kayıt cihazı yerleştirme, idam cezalarını iğne ile icra etme yöntemlerini uygulayacaklarını bildirmişlerdi. AB’ Çin’den  yine, Uygur ve Tibetlilere dini özgürlük vermesini talep etmekle beraber, idam cezası verilen  suçluların  organlarını satma işine son vermesini de istemişti. (Eqide)

 

Karizler Dünya Medeniyet  Mirasları Arasına Girecek

 

Doğu Türkistan Çifçilerinin  akıl ve ferasetinin cevheri olan Karizler meydana getirilişlerinin üzeriden 2000 yıl geçtikten sonra ilk defa dünya kültür mirası olma yolunda. 15’de

 

1. Sayfadan Devam-Turpan vilayeti teşvikat bölümünden edinilen bilgilere göre, Turpan ve Kumul vilayetlerinin iki yıl boyunca uğraş vermeleri sonucunda ilk önce Karizlerin dünya kültür mirasları arasına alınması ile ilgili dokümanlar arasına dahil etmek, ardından da dünya kültür mirasları listesine dahil ederek kabul edilmesini sağlamak amaçlanmaktadır.

Genel uzunluğu 5000 km. olan Karizlerin hemen hepsi Turpan, Kumul ve Hoten gibi vilayetlere dağılmıştır. Elde edilen bilgilere göre tahmini olarak dünyada 40 küsur devlette Karizler var. Fakat, başka yerlerdekilere oranla Doğu Türkistan'da daha fazla kullanılmış ve korunmuş görünmektedir. 50 yıl önce Doğu Türkistan'daki Karizler 1784 adetten fazla idi.Şimdi ise içinde suyu bulunan Karizlerden sadece 500 küsur tane kaldı. 1200’den fazla Kariz tamamen kurudu. Günümüzde yılda ortalama 23 Kariz süratle kurumaktadır. İşgalci Çin devleti Karizlere yabancıların ilgisini gördükçe gelir getiren Turizm açısından bir hesapla yola çıkarak bu yıl Turfan ve Kumul bölgelerindeki Karizleri restore etmek için 200 milyon yuen meblağ ayırmayı planlamış bulunmaktadır.

İlk etapta restore edilmek üzere 391 adet Kariz ele alınıyor.

 

Türk Dünyası Çocukları Toplandı

 

12. Türk Dünyası Çocuk Şöleni, Kadıköy'de düzenlenen yürüyüş ve gösteriyle start aldı. 6’da

 

1. Sayfadan Devam-Yöresel kıyafetleriyle yürüyüşe katılan çocukların Söğütlüçeşme Caddesi'nden geçişi ve İskele Meydanı'ndaki folklor gösterileri, vatandaşlar tarafından ilgiyle izlendi. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından düzenlenen 12. Türk Dünyası Çocuk Şöleni'ne, bu yıl 37 Türk dünyasından çocuklar katıldı. Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgal altında tutulan Iraklı çocuklar, Türk bayrağı ile kendi ülkelerinin bayrağından oluşan kıyafetleriyle, dostluk mesajları verdi. Kadıköy İskele Meydanı'na toplanan çocuklar, burada gösteri yaptı. İskele Meydanı'ndaki etkinlik, saygı duruşu, İstiklal Marşı'nın okunması ve Atatürk büstüne çelenk konulmasıyla başladı. Gösterilerden önce konuşma yapan Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan, 300 milyonluk bir milleti temsil eden bütün Türk çocuklarının, Mustafa Kemal Atatürk'ün önünde kendi kıyafetleri ve bayraklarıyla bir araya geldiğini belirtti. Prof. Dr. Yazgan, "İşte Türk Milleti, bütün dünyanın gözü önünde ve herkesin karşısındadır. Tek dişi kalmış denilen medeniyete sesleniyorum; Türk birliğinin üzerinden elinizi çekin. Bunu engelleyemezsiniz, engelleyemezsiniz. 20 asır boyunca Türkler üzerinde sürdürülen, soygun, zulüm ve katliam artık bitmelidir. Tüm dünyada insan hakları ihmal ediliyor. İlim aşkına, hukuk adına suç işleniyor. Bunların durmasını istiyoruz" dedi. Etkinliğini ilk günü, çocukların yörelerine ait folklor gösterilerini sunmalarıyla sona erdi. Aralarında Afganistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İran, Irak Türkeli'nin yanı sıra, Altay, Bayır- Bucak (Suriye), Çulım, Gökoğuz (Gagauz), Hasekili, Karaçay, Kumuk, Nogay, Saka, Şor, Tataristan, Teleüt ve Tuva Türkleri gibi adı çok duyulmamış 37 Türk Dünyası çocuklarının katıldığı şölenin kinci bölümü ile devam edecek.

 

Pekin'e çağrı: “Tiananmen  Katliamı”nın hesabını ver

 

Merkezi İngiltere'de bulunan Uluslararası Af Örgütü, Çin Hükümeti'ne 1989'da Tiananmen Meydanı'nda sivil protestocuların öldürülmesi olayıyla ilgili tarafsız ve halka açık soruşturma başlatması çağrısında bulundu.

 

Tiananmen Meydanı'ndaki katliamın 12.nci yıl dönümü yaklaşırken, insan haklarını savunan Uluslararası Af Örgütü, Pekin hükümetinden, demokrasi yanlısı gösteriler sırasında ordu birlikleri tarafından öldürülen ve yaralanan kişiler hakkında hesap vermesini talep etti. Uluslararası Af Örgütü, Tiananmen olayındaki kurbanların ailelerine tazminat ödenmesini de istedi. Uluslararası Af Örgütü, ayrıca, Çin'in, 1989'da hükümete karşı düzenlenen protesto gösterisine katıldığı için hala hapiste olan mahkûmların “derhal ve önkoşulsuz olarak” salıverilmesini talep etti.  10’da

 

16. Sayfadan Devam-1989 yılında, Çin'in dört bir köşesinden gelen birlikler, Tiananmen Meydanı'nda protesto gösterisi yapan silahsız insanların üzerine tanklarını sürmüş ve ateş açmışlardı. 4 Haziran sabahı başlayan ateş, günlerce sürmüştü.

Üniversite öğrencilerinin başını çektiği protestocular, düzenledikleri dev eylemi altı hafta boyunca sürdürmüşlerdi. Çin Hükümeti, olayların patlak verdiği 1989 Haziran ayı sonunda yayınladığı raporda, çıkan çatışmalarda üç bin sivilin yaralandığını, 36'sı üniversite öğrencisi olan 200 kişinin de öldüğünü açıklamıştı.

1989 yılından beri, Pekin yönetiminin bir yandan Tiananmen Katliamı'nın yıldönümü anısına gösteri yapanları gözaltına alırken, öte yandan Tiananmen olayı hakkında kullandığı lisanı yumuşatmakta olması dikkat çekiyor. 1990 yılında Pekin tarafından “şiddet dolu karşı-devrimci ayaklanma” olarak adlandırılan protesto gösterilerinin Çin hükümeti için tanımı artık “siyasi karışıklık”tan ibaret. Çin Hükümetinin yumuşayan söylemine rağmen, Uluslararası Af Örgütü yetkilileri, olayla ilgili saklı bırakılan yönlerin olduğunu düşünüyor. Kuruluşa göre, protesto gösterileri sırasında 200'den çok daha fazla gösterici öldürülmüş, on binlerce kişi tutuklanmıştı.

Kuruluşun yayınladığı rapora göre, 200'den fazla kişi Tiananmen Meydanı'ndaki gösteriye katıldığı için hala hapiste. Bu kişilerin çoğunun ağır işkenceye maruz kaldığı da raporda ifade ediliyor.

Uluslararası Af Örgütü'nün raporu, protesto gösterisine katıldıkları için tutuklanan kişilerin adil biçimde yargılanmadığını da söylüyor. Örgüt raporuna göre, bu kişiler 1997'de kaldırılan “karşı-devrimci suçlar”dan yargılanmışlardı.

Öte yandan, “Tiananmen Anneleri” olarak bilinen kurban yakınları da Çin Hükümeti'ne açık mektup yollayarak, ordu birliklerinin protestoculara ateş açması emrini verdiğine inanılan dönemin Başbakanı Li Peng hakkında dava açılması talebinde bulundular. Kurban aileleri, geçtiğimiz yılın Eylül ayında New York'ta Li Peng'e karşı dava açmışlardı.

Çin Hükümeti ise, ailelerin dava açılması isteğini “politik bir oyun” olarak nitelendirdiler. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, “Tiananmen Anneleri” isimli grubun üyeleri, sık sık yıldırma amaçlı hareketlere ve suçlamalara maruz kalıyorlar.

 

Doğu Türkistan da kuş gribi vakası

 

RFA- Doğu Türkistan kuş gribi virüsünün çokça görülen ülkelerinden biri olup yeterli önlemler çabuk ve zamanında alınmadığı ve hatta kasıtlı davranıldığı için geçen yıl Eylül ayından bu güne kadar geçen sürede Doğu Türkistan'ın Piçan, Davançing, Könes, ve Poskam başta olmak üzere 9 ayrı bölgede Kuş gribi hastalığı yaygın hale geldi.  15’de

 

16. Sayfadan Devam-Doğu Türkistan'ın Hoten vilayetinde ortaya çıkan kuş gribi sebebiyle şimdiye kadar 17000 kanatlı hayvan itlaf edildi. Köy işleri bakanlığının bildirdiğine göre itlaf edilen kanatlı hayvanların geneli Hoten ilinin Buzak köyündeki tavuk çiftliklerine ait olup, şu anda buralardaki Kuş Gribi hadisesi il etapta kontrol altına alınmışsa da, söz konusu haberde bu hastalığın insanlara bulaşıp bulaşmadığı konusunda bir malumat verilmemiştir.  Buzak köyünün Taşarık çiftçilik meydanındaki bazı kümes hayvanlarında ani ölümler meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak ilgili organların incelemeleri sonucunda bu kuşların Kuş gribi sebebiyle öldükleri kesinlik kazandı. Doğu Türkistan kuş gribi virüsünün  çokça görülen  ülkelerinden biri olup yeterli önlemler çabuk ve zamanında alınmadığı ve hatta kasıtlı davranıldığı için geçen yıl Eylül ayından bu güne kadar geçen sürede Doğu Türkistan'ın Piçan, Davançing, Könes, ve Poskam başta olmak üzere 9 ayrı bölgede Kuş gribi hastalığı yaygın hale gelmiştir.

 

Başbakan Erdoğan, komünistlerden söz aldı

 

Türkiye, durgun bir sezon geçiren turizm sektörüne canlılık kazandırmak için gözünü Çin'e dikti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çinli turist ve yatırımcıların Türkiye'ye gelmesi için komünistlerden söz aldı.

 

Başbakan Erdoğan, İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndaki makamında ağırladığı Çin Komünist Partisi yöneticilerinden Türkiye aleyhine gelişen ticari ilişkilerin turizm ve yatırımlarla dengelenmesini istedi. Başbakan Erdoğan, AK Parti'nin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Çin Başbakan Yardımcısı düzeyindeki Guandong Eyaleti Çin Komünist Partisi Sekreteri, Politburo üyesi Zhang Deijang'ın da aralarında bulunduğu, parti üyesi ve işadamlarından oluşan 23 kişilik Çin heyetini İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndaki çalışma ofisinde kabul etti.  10’da

 

16. Sayfadan Devam-Görüşmenin ana gündemini turizm ve ticarî ilişkiler oluşturdu. Başbakan Erdoğan, 2 ülke arasındaki dış ticaret dengesinin Türkiye aleyhine geliştiğine işaret ederek, Çin'den çok fazla ithalat olması nedeniyle ilişkilerde dengesizlik olduğunu vurguladı. Erdoğan, ticari ilişkilerdeki dengesizliğin turizm ve yatırımlarla kapatılması gerektiğini belirterek, Çinli turistlerin Türkiye'ye gelişinin özendirilmesini istedi. Çin yatırımlarının da Türkiye'ye yönlendirilmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, dengesizliğin ekonominin bu 2 alanıyla giderilmesinin önemine vurgu yaptı. Çin Komünist Partisi yöneticilerine "Çinli turistleri ve yatırımcıları Türkiye'ye gönderin" diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin doğal ve kültürel zenginliklerinin görülmeye değer olduğunu söyledi. Erdoğan'ın bu sözlerine "Korkarım Türkiye Çinli dolar" diye esprili bir cevap veren Heyet Başkanı Deijang, İstanbul'un tarihi ve turistik mekanlarını gezdiğini, Topkapı Sarayı'nda, Sultanahmet Camii'nde birçok Koreli, Japon turiste rastladığını, ancak hiçbir Çinli turist göremediğini kaydetti. Deijang, Çinli turistleri ve yatırımcıları mutlaka Türkiye'ye yönlendireceklerini belirterek, bu konuda Başbakan Erdoğan'a söz verdi.

Erdoğan da Deijang'ın "Türkiye'yi Çinli ile doldururuz" esprisi üzerine, "Bizim gönlümüz geniş, her yer dolabilir" karşılığını verdi. Başbakan Erdoğan, Türk insanının Çinlilere büyük sempati beslediğini de ifade ederek, "Yatırımcılarınız Türkiye'de yalnız kalmaz" sözü verdi.

Görüşmede Çin'in en büyük eyaletlerinden Guandong Eyaleti ile İstanbul arasında direkt uçuş başlatılması konusu da gündeme geldi. Heyet Başkanı Deijang görüşmede 2 öneri ortaya atarak, Guandong Eyaleti'nden İstanbul'a direkt uçuşların başlamasını teklif etti. Başbakan Erdoğan ise Türk Hava Yolları'nın filosunu güçlendirmeye çalıştığını hatırlatarak, arz-talep olması halinde doğrudan uçuşların başlayabileceğini söyledi. Deijang ayrıca, Guandong eyaletinden Türkiye'ye yatırımların yönlendirilmesi için çaba sarf edeceklerini bildirdi.

Heyet Başkanı Deijang görüşmede Türkiye'nin "tek Çin politikası"nı da övdü. Türkiye'nin bu konudaki kararlılığından duyduğu memnuniyeti dile getiren Deijang, bu kararlılığın sürmesini istedi. Başbakan Erdoğan da, Türkiye Cumhuriyeti'nin tek Çin politikasını kararlılıkla sürdüreceklerini ifade etti. Deijang, daha önce "AK Parti Genel Başkanı" sıfatıyla Çin'e giden Erdoğan'ı "Başbakan" olarak ülkelerinde ağırlamak istediklerini de iletti.

Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün ise Çin Komünist Partisi yöneticilerini kabulünde, Çin ekonomisini överek, Çin'in başarılı ve göz kamaştırıcı bir ekonomik gelişme gösterdiğini söylediği öğrenildi.  Çin Komünist Partisi heyeti yarın İstanbul'da DEİK yöneticileriyle bir araya gelecek. 300'e yakın işadamının katılacağı toplantıda, turizm alanında bir protokol imzalanacağı öğrenildi.

 

Doğu Türkistan'daki Tuva Medeniyeti yok olmak üzere

 

RFA-Doğu Türkistan'daki Altay dağlarının kuzey batısındaki Kanas Gölü civarında takriben 2000 kişilik bir nüfusa sahip Tuva'lar yaşamakta olup, şimdilerde bu Tuva medeniyeti yok olma tehlikesi altında bulunmaktadır.

 

Çin haber ajanslarının verdikleri bilgilere göre, Çin Merkezi Milletler Üniversitesi iki yıllık bir zaman harcayarak Tuva medeniyeti hakkında özel bir araştırma yürütmüştür. Bu araştırmada, onların milli örf-adet, gelenek ve görenekleri, giyim-kuşamları, dilleri, milli şarkı ve müzikleri, günlük yaşam biçimleri gözlemlenmiştir. Neticede mütehassisler Kanas Gölü civarındaki turizmin Tuva milletinin kültürüne ağır darbe vurduğunu ileri sürdü. 5’te

 

16 Sayfadan Devam-Anlaşıldığına göre, Tuva milletinin ecdattan ecdada anlatageldikleri bir yürüyüş destanları, Tuva önde gelenlerinin bu alemden göçmelerine paralel olarak yok olmaya yüz tutmuştur. Böylece onların her türlü giyim-kuşamları da yeni kuşak Tuva'lılar arasında da giderek yok olmaktadır. Tuva milleti Altay dağlarındaki Kanas Gölünün etrafındaki güzel ve tenha bölgelerde yaşıyor olup, bazı araştırmacılar onlar için Cengizhan batıya göç ederken oralarda kalan askerlerinin soyundan olduklarını söylerlerken, bir başkaları da Tuva'lıların ecdatlarını bundan 500 yıl önce Sibirya'dan gelen göçmenlerin soyundan olduklarını söylemektedirler. Tuva'lar o bölgede sadece Doğu Türkistan sınırları içerisinde bulunmakta olup, onların nüfusu 2000 dolayındadır. Onlar çok eski tarihlerden beri hayvancılık ve avcılıkla geçinmektedirler.

Merkezi milletler Üniversitesi Araştırma Birimi bu münasebetle yerel hükümeti ve devlet organlarını yok olmak üzere olan Tuva milletinin kültür ve medeniyetini koruma altına almaya çağırdı. . (Peride)

 

Çin’in Uluslararası Radyosu’ndan İtiraflar

 

Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmeye başladığı 1990 yılının başlarından itibaren işgalci Çin Devleti Doğu Türkistan’a sınırı bulunan Kazakistan ve Kırgızistan sınırına apar topar bir milyon civarında askeri yığınak yaptı. Bunun sebebi ise, Batı Türkistan’daki bağımsızlık rüzgarlarının Doğu Türkistan’a sıçrayabileceği korkusuydu.

 

İlerleyen yıllarda Kazak ve Kırgız hükümetlerinin gerek Çin korkusu yüzünden, gerekse de Çin ile yapmaya planladıkları ithalat ve ihracat sebebiyle Çin’in Doğu Türkistan’daki baskıcı politikalarına açık destek vermesiyle Doğu Türkistan’ın bilhassa kuzey batı bölgelerinde ve Doğu Türkistan’ın tamamında daha fazla kök salmaya yönelik icraatlar başlattılar. 13’de

 

6. Sayfadan Devam-Bu icraatların başında Doğu Türkistan’ın hemen her bölgesinde değerli maden, Petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına hız vermek gelmektedir.

Siz muhterem okuyucularımıza, Doğu Türkistan’da işgalci Çin devletinin 1949 yılından beri devam ettirmekte olduğu aramalar sonuncunda ne kadar çok milli zenginliklerin Çin’e taşınmış olduğunun göstergesi olan ve sadece bölgesel bazı kaynakların miktarları hakkında Çin Uluslararası Radyosunun 19.06.2006 tarihli yayınlarından bazı özetler sunuyoruz. Ancak, Çin radyosunun Doğu Türkistan’ın yerine Çin dilinde “İlhak edilmiş topraklar” anlamına gelen “Xinjiang” yada bazı vilayet ve bölge isimlerini kendi deyimleri ile değişik şekillerde telaffuz etmelerini ise kesinlikle reddettiğimizi de ilan ediyor, onun yerine ülkenin asıl ve tarihi ismi olan  “Doğu Türkistan”ı kullanıyoruz.

Söz konusu radyo bilgileri aynı zamanda yıllar yılı Çin’in Doğu Türkistan’ın zenginlik kaynaklarını nasıl sömürdüğünü ortaya koyan bir itirafname niteliği de taşıyor.

İşte Çin Uluslararası Radyosunun konu ile ilgili açıklamalarından bir bölüm:

     “…1992'de dışa açılma boyutunu hızla genişleten Doğu Türkistan 2004 sonu itibariyle 135 ülke ve bölgeyle ticari bağlantı kurdu. Kazakistan ise, Doğu Türkistan’ın en büyük ve en sağlıklı ticarî ortağı haline geldi. Kazak yetkililer sanayileşme adımlarının hızlandırılacağını kaydettiler. Alev Dağı (Yalkun Tağ) Turfan bölgesinde yer alan tanınmış bir turistik bölge. Burada uzun süren petrol arama çalışmaları sonucunda Alev Dağın (Yalkun Tağ) altında 300 milyon ton petrol ve doğal gaz yatağı bulunduğu, bunların 70 milyon tonluk kısmının değerlendirilebilir halde olduğu tespit edildi. Birkaç yıl sonra Alev Dağı'nı ziyaret eden turistler, yörenin eşsiz doğal güzelliklerinin yanı sıra, geniş kapsamlı petrol çıkarma çalışmalarına da tanık olabilecekler.

Doğu Türkistan’ın Balikun ilçesi'nde yer alan Santanghu havzasında 1950'li yıllarda başlatılan petrol arama çalışmaları, uzun bir dönem fazla sonuç getirmemişti.

Ancak 2004 yılında yeni yöntemlerle yeniden başlatılan petrol arama  çalışmaları sonucunda bu havzada 180 milyon tonluk petrol ve doğal gaz rezervi bulundu. Burası, önümüzdeki üç yıl içinde yılda 500 bin tonluk petrol üretim kapasitesine ulaşacak.Bunun dışında Turfan-Hami Çukuru'nun kuzeyinde de 110 milyon ton petrol ve 37 milyar 200 milyon metreküp doğal gaz rezervi bulundu.Bu yeni keşiflere dayanarak, Turfan-Hami Petrol Havzası İşletmesi, üretim hedeflerinde önemli değişiklikler yaptı ve 11. Beş Yıllık Gelişme Planı'nın sona ereceği 2010 yılında yıllık petrol üretimini 2 milyon 300 bin ton, doğal gaz  üretimini de 2 milyar metreküp olarak belirledi…

…Uzmanlar, Doğu Çungarya Kömür Havzası'ndaki tahmini kömür rezervinin 390 milyar tona ulaşabileceğini de belirterek önümüzdeki 4-5 yıl boyunca yapılacak yeni arama ve keşif çalışmalarıyla burasının İç Moğolistan Özerk Bölgesi'ndeki Erdos Kömür Havzası'nı geride bırakarak, dünyanın en büyük kömür havzalarından biri haline gelmesine kesin gözle baktıklarını da ifade ettiler. Doğu Türkistan Jeoloji ve Maden Kaynakları Arama ve Değerlendirme Müdürlüğü'nün gerçekleştirdiği bu çalışma, daha önce 97 milyar 800 milyon ton kömür rezervi bulunduğu tespit edilen Doğu Türkistan’daki kömür rezervini büyük ölçüde artırarak Doğu Türkistan’daki kömür üretimine geniş ufuklar açtı. Alınan bilgilere göre Doğu Çungarya Havzası'nda bugün 12 bölgede keşif ve arama çalışmaları sürdürülmektedir.

 Havza,sahip olduğu büyük kömür rezerviyle Doğu Türkistan’ın  önde gelen enerji şirketlerinin öncelikli yatırım alanı haline geldi. Uzmanlar, dünyada bunun benzeri büyük kömür havzalarının sayısının son derece sınırlı olduğuna işaret ederek, Doğu Çungarya Havzası'nın aynı zamanda Doğu Türkistan’ da kömüre dayalı en büyük elektrik ve kimya sanayisi merkezi haline geleceğini, böylece Doğu Türkistan’ın Batıdaki Doğal Gazı Doğuya Taşıma Projesi kapsamında Doğu Türkistan’ın güneyindeki Tarım Havzası'ndan başlayıp ülkenin doğusunda yer alan Shanghai şehriyle Zhejiang eyaletinde son bulan 2400 kilometre uzunluğundaki doğal gaz boru hattı, Doğu Türkistan ile ülkenin doğusu arasındaki mesafeyi azalttığı gibi, bölgenin enerji ve kaynak koridoru olması yolunda atılan önemli bir adım oldu.

Bununla birlikte Doğu Türkistan ulaşım koşullarını düzeltmek için de büyük çaba harcıyor. Bunun bir örneğinin inşaatına kısa süre önce başlanan Çin-Kazakistan demiryolu hattını gösterebiliriz. Kazakistan'da mevcut olan geniş raylı demiryolu hattı, Çin'deki demiryolu sistemine uymuyor. Bu durum, Doğu Türkistan ile Kazakistan arasındaki demiryolu taşımacılığının gelişmesini engelliyor. Bu engel, yeni kurulacak demiryolu hattıyla kalkacak. Toplam uzunluğu 3070 kilometre olan bu hat 3.5 milyar dolara mal olacak olan Çin-Kazakistan demiryolu hattının 2010 yılında hizmete girmesiyle Çin ve Kazakistan arasındaki demiryolu taşımacılığı, büyük ölçüde kolaylaşacak, Çin ile Avrupa arasında mal taşıma süresi yarıya inecek ve Çin, aynı zamanda Hindistan, Japonya ve Güneydoğu Asya ülkelerine mal transit hizmetleri verebilecek. Doğu Türkistan’ın enerji ve kaynak koridoru olma yolunda attığı adımlar, bölgenin dış ticaretine de büyük kolaylık sağladı…”

Öyle anlaşılıyor ki; Kazakistan-Çin paslaşması ve dayanışması ile Doğu Türkistan’ı epey büyük sıkıntılar bekliyor. Burada, Çin’in şimdiye kadar Doğu Türkistan’dan gasp edip götürmekte olduğu ve yalnızca bir iki bölgedeki aramalarda ortaya çıkartılan Petrol, Doğalgaz ve kömür rezervlerinden bahsettik.

 Oysa ki; Doğu Türkistan’da var olan zenginlik kaynakları yalnızca Petrol, Doğalgaz ve Kömürden ibaret olmayıp, bunlardan başka 130 çeşit civarında değerli maden türü de buradan çıkartılmakta ve devamlı bir surette Çin’e taşınmaktadır… Tarih:19.06.2006

 

Çinlileri Kovup Doğu Türkistan’ı Özgürleştirelim

 

Doğu Türkistan’ın normal haritası. Güney doğumuzda işgalci Çin devleti komşu olup, batıda Kaşgar doğuda Kumul’a kadar, kuzeyde Altaydan güneyde Çerçen ve Çarkalık’a kadar olan topraklarımıza saldırarak işgal eden Çinlileri tertemiz kovup atsak işte o zaman bizim özgürlük şafağımız atıp, vatanımız rengarenk çiçeklere bürünür.

 

Halkımız hürriyete kavuşur, hakiki manada baht ve saadet bizlere de kapısını açar. Mücadele edelim, Çinlileri kovup Doğu Türkistan’ı özgür yapalım, bağımsız Doğu Türkistan Cumhuriyetini eskisi gibi tekrar kuralım! Günden güne daha da kudurmakta olan saldırgan Çinlilere karşı mücadeleye atılalım! 12’de

 

16. Sayfadan Devam-Aşağıdaki resim terörist Çinlilerin kendilerinin Doğu Türkistan’a yaptıkları saldırı, gasp ve terör suçlarını dünyadan gizleyerek “Bu topraklar ezelden beri bizimdi. Şimdilerde ise her tarafını kalkındırmaktayız. Onun için öncelikle her tarafını kazıp açarak zenginlik kaynağı keşfettikçe derhal çıkartarak Seddin içerisine nakletmezsek olmaz. Diyerek batılı devletleri, BM’i, Dünya kalkınma bankasını aldatarak bu üst seviyeli çevre yolunu yapabilmek için faizsiz kredi aldılar.

Adaletten çok göz önündeki menfaatin daha önemli bir yer tuttuğu bu rezil dünyada saldırgan teröristlere dünya bankası faizsiz borç verdi. “Kalkınma için” verilen bu borç paranın bir kısmını Pekin’deki baş terörist Çinlilerin aileleri ceplerine attılar. Bir kısmını da Wang Leguen başta olmak üzere vatanımıza işgal, gasp, soygun, terör estirmek ve soykırım için gelen düşman büyükbaşları yediler. Bir kısmını da Seddin ötesinden vatanımıza yasal olmayan yollarla giren Çinliler, yol ve inşaat şirketleri kurarak yite kalka bitirdiler. Diğer bir kısmın da yine vatanımıza yasa dışı yolarla işgalci sıfatıyla giren Çinlileri işe yerleştirmek,yol polislerinin sayısını arttırmak ve düzene sokmak,soygunculuğa güvence vermek için halkımıza yöneltilen  gözetlemeyi arttırmak gibi devlet terörizmi icra etme işlerine kullanıldı.

Siz Ürümçi ile Turfan arasına yapılan  bu çevre yolunu görerek Bizim yurdumuzun yolları amma da harika olmuş!" diyerek sevinmekte acele etmeyin.

Bu yollar sizin ve bizim için değil, işgalci Çinlilerin işgal alanlarını genişletmek için, talan ve soy kırım faaliyetlerine hız kazandırmak için yapıldı. Bu çevre yolunun iki tarafına bakacak olursanız pervaneler görürsünüz. Bu pervaneler Davançing etrafında yıl boyunca rüzgâr estirdiği için Çinli işgalciler talan için gelen Çinlilerin suç işleme ve yaşama ihtiyaçlarını gidermek için yapılan Rüzgardan elektrik üretme istasyonlarıdır. Bizim topraklarımızda ve gökyüzünde Allah tarafından çıkartılan rüzgârları da Çinli işgalciler sahiplenerek kendileri için hizmet ettirmektedirler. Bu yolun kimler için yapılmış olduğunu anlamak için birkaç yerdeki köprüleri havaya uçurarak kaçıp gidelim. (Devam Edecek)

Kaynak: xitayterrorchilar.blogspot.com

Uygurcadan Çeviren:

Mehmet Emin Batur

 

Türk`ün yolunu kesmek

 

Şanghay İttifakı, Çin’le Rusya’nın iş birliği projesidir. Amaç açıktır: Asya kıt’asına yabancı sayılan Birleşik Amerika’nın bu kıt’ada yolunu keserek, cihan devleti pozisyonunu ve çalımını bozmak.

Ancak Çin’le Rusya, iki büyük rakip ülkedir. Samimi dostlukları zordur. Komünizm bile onları yakınlaştıracağına, büsbütün ayrıştırmıştı. Çin, Doğu Sibirya’nın, vaktiyle Rusya tarafından hileyle elinden alındığı iddiasındadır. Doğu Sibirya’da bugün milyonla kaçak Çinli göçmen ve işçinin biriktiği söyleniyor.

Kaldı ki Rusya, bir Avrupa devletidir. Avrupa uygarlığının münakaşasız parçasıdır. Dünya ekonomisini yönlendirmeye soyunan en zengin 7 Batı devletinin 8.’si olarak, kapitalist dünyaya katılarak güneşte yerini almaya hazırlanmaktadır. Bu arada çok büyük çapta bir devlet adamı olan Putin’in, önümüzdeki yıl kesinlikle başkanlıktan çekileceğini beyan etmesi, beni hayran bıraktı. Yazmadan geçemedim.

Şanghay’da Putin, İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’a uzun uzun iltifat etti. İlk defa görüşüyorlardı. İran, henüz bu ittifakın üyesi değildir. Müşahit sıfatıyla Şanghay zirvesine katıldı.

Amerika’ya karşı tam bir gösteri idi. Türk dünyası ve bu dünyanın yıldızı Türkiye için dehşetli gelişmeleri içermek istidadında bulunduğu muhakkaktı. Orta Asya devletlerinin iştiraki ile bu müthiş gerçek gölgeye itiliyor. Rusya, İran ve Çin, Türk âleminin çok büyük parçalarını pençelerine almışlardır. Asya tarihini oluşturan Türk’ün, yeniden emperyalist hamlelerini engellememesi için, o kadar eskimiş sayılan kural hâlâ geçerlidir: Türkiye ile Türkistan’ın arasını kesmek. Bu işi ise ancak Rusya ile Çin’den destek alan İran başarabilir. Bu üç devlette hâlen, Türkiye nüfusu kadar bir Türk nüfusu yaşıyor. Bu durumu göremeyen, pas geçen bir politika, gerçeklere oturmaz. Türkistan ile Kafkasya’yı paylaşarak Türk’ü bertaraf etmek siyaseti açıktır. Amerika buna karşı çıkar endişesi, Şanghay İttifakını doğurdu. Biz Türkiye’de Bizans üslûbu münakaşalara dalmanın rehavetini yaşarken, Türk’ün birkaç asır için geleceğinin tehdide maruz kaldığını, havsalamız almıyor. Türkiye Gazetesi- 19 Haziran 2006

 

Şanghay İşbirliği Örgütü, Türkiye’ye göz kırpıyor

 

Şanghay İşbirliği Örgütü, enerji işbirliği ve bölgesel                         güvenlik konusunda işbirliğini geliştirme kararı aldı.                         Zirveye gözlemci olarak katılan İran Cumhurbaşkanı                         Mahmud Ahmedinejad, ülkesinin karşı karşıya olduğu                         nükleer krizle ilgili olarak bugün bir basın toplantısı                         düzenleyecek. Ahmedinejad'la görüşen Rus lider Vladimir Putin, "İran, kendisine sunulan nükleer teşvik paketini   görüşmeye hazır." dedi. Zirvede Türkiye'nin gözlemci                         üyeliğine de yeşil ışık yakıldı. Zirveyle ilgili basın  toplantısı düzenleyen Çin Dışişleri Sözcüsü Liu Jianchao, Cihan Haber Ajansı'nın konuyla ilgili sorusu                         üzerine "Türkiye'nin henüz gözlemci üyelik başvurusunda  bulunmadığını; ancak Ankara'nın ŞİÖ'ye ilgi göstermesini olumlu karşıladıklarını" aktardı. "Türkiye'nin aramıza  katılmasına hoş bakarız. ŞİÖ şeffaf bir kuruluştur." diyen sözcü, "Türkiye gibi ülkelerle işbirliği ve  koordinasyona hazırız." ifadelerini kullandı. Böylece Rusya'dan sonra teşkilatın diğer büyük ortağı Çin'den de Ankara'ya olumlu sinyal gelmiş oldu. Teşkilata ilgi duyan Başbakan Tayyip Erdoğan, ocak ayındaki                         görüşmesinde Putin'den "ŞİÖ ile işbirliği için destek"                         istemiş, Rus lider de bu teklifi ‘çok olumlu' karşılamıştı. Çin, Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'ın tam üye olduğu ŞİÖ'nün halihazırda 4 gözlemci üyesi var: İran, Hindistan, Pakistan ve Moğolistan.

Dünkü zirveye başkanlık eden Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, konuşmasında ülkesinin ŞİÖ'yü güçlendirmeye  yönelik politikasını anlattı. Terörizm, bölücülük, radikalizm ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı dayanışmanın derinleştirilmesi vurgulanan zirve deklarasyonunda ekonomik işbirliğinin yanı sıra kültür,   sanat, eğitim ve turizm gibi alanlarda da sistemli   diyalog kurularak dünya barışına katkı sağlanmasının önemine dikkat çekildi. Deklarasyonda BM Güvenlik Konseyi'nde daha adil bir yapılanmaya gidilmesi ve  BM'nin bir sonraki genel sekreterinin Asyalı olması da  talep edildi. Bildiride, enerji işbirliğinin "birinci  öncelik" olarak zikredilmesi dikkat çekti. Zirvede  konuşan Ahmedinejad da, Çin, Rusya ve Orta Asya ülkelerinin enerji konusunda daha etkili işbirliği yolları aramalarını istedi. Ahmedinejad, toplantıya katılan 11 ülkenin enerji bakanlarını işbirliği  yollarını ele almak üzere İran'da toplantı düzenlemeye  çağırdı. Zirve dolayısıyla Şanghay'da 60 bin polis görev yaparken, ilk ve orta dereceli okullar ile devlet  kurumları 3 gün tatil edildi. Zirveye, ŞİÖ üyesi olmayan  Afganistan Devlet Başkanı Hamid Karzai de katıldı.

 

 

Sehit Piyade Er Son Yolculuguna Uğurlandı

 

Bingöl`de teröristlerin askeri birliğe düzenlediği saldırıda şehit olan piyade er Ömer Yankayıs (21)  için Denizli`de tören düzenlendi.

 

Şehit er Yankayıs için Delikliçınar Meydani`ndaki Yeni Camii`de tören düzenledi. Yankayıs`in cenazesi camiye getirildiğinde tabutu gören anne Huri Yankayıs, fenalık geçirdi. Gözyaşını tutamayan anne Yankayıs, yakınlarının desteğiyle ayakta durabildi.

Şehit erin kardeşleri Hüseyin, Mehmet ve Ramazan Yankayıs ise cenaze töreni boyunca tabutun başından ayrılmadı. Sürekli ağlayan Yankayıs kardeşler, terör örgütüne lanet yağdırdı.

Törene katılan vatandaşlar da terör örgütü aleyhine sloganlar attı. Balkonlara çıkan Denizlililerin de ağladıkları görüldü.

Denizli Müftüsü Mahmut Gündüz`un kıldırdığı cenaze namazından sonra, bir sure omuzlarda ve ardından top arabasında taşınan Yankayıs`in cenazesi, toprağa verilmek üzere doğum yeri olan Tavas`in Yukarı Boğaz köyüne oturuldu.

Cenaze törenine şehidin ailesi, Denizli Valisi Gazi Simsek, Denizli Belediye Başkanı Nihat Zeybekçi, subaylar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katildi.

Bingöl-Elazığ karayolunda seyreden askeri birliğe, teröristler tarafından acılan ilk ateş ve çıkan çatışmada 1 asker şehit olmuş, 8 asker yaralanmıştı.

 

ÇİC Cumhurbaşkan Abdulhalim Sadulayev şehit oldu

 

Çeçenistan İçkerya Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı danışmanı İbragim Mejidov, Cumhurbaşkanı Abdulhalim Sadulayev'in çok sayıda Rus işgalcisi ve Rusya yanlısının Argun şehrinde düzenlediği operasyonda mücadele ederken şehit olduğunu açıkladı. Detaylı bilgilerin daha sonra verileceğini bildirildi. Hatırlatalım, Çeçen tarafı, Rus ve hain iddialar hakkında bir açıklamada bulunmamıştı.

Rus işgalci kaynakların haberine göre, bu sabah Argun'da meydana gelen çatışma sonucu Çeçen Lider Sadulayev hayatını kaybetti. Hainlerin iddialarına göre, Sadullayev'in cesedini onu çok iyi tanıyan kişilerce teşhis edildi. Rus medya organlarının bildirdiğine göre, Argun'da meydana gelen çatışmada 2 FSB elemanı yok edildi.

Ayraca, en az 2 kişinin çatışma esnasında karanlıktan istifade ederek kaçmayı başardığı duyuruldu. Rus yanlısı kukla liderler, Sadullayev'in öldürülmesinin “büyük bir başarı” olduğunu ve mücahitlere “şiddetli bir darbe” olacağını söyledi. Argunlu olan Sadullayev, verdiği tüm röportajlarında öldürülmesi halinde cumhurbaşkanlığına kendisinden sonra Dokka Umarov'un geçeceğini ifade etmişti. Kavkaz Center

 

Rumsfeld'den Çin'e Çağrı

 

Çin, her yıl savunmaya 30 milyar dolar harcadığını söylüyor. Ancak  Amerika Savunma Bakanlığı Çin’in savunma bütçesinin aslında 90 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor.

 

Amerika Savunma bakanı Donald Rumsfeld, Çin’i askeri harcamaları konusunda daha açık olmaya çağırdı. Singapur’daki bir uluslararası güvenlik konferansında konuşan Rumsfeld, Çin’in küresel ekonomideki payı büyürken, saydam olmasının çıkarlarına daha iyi hizmet edeceğini belirtti. Çin, her yıl savunmaya 30 milyar dolar harcadığını söylüyor. Ancak  Amerika Savunma Bakanlığı Çin’in savunma bütçesinin aslında 90 milyar dolar olduğunu tahmin ediyor. Rumsfeld, Çin ve Rusya’nın, İran’ı Şangay İşbirliği Örgütü'ne katma girişiminden kaygı duyduğunu da söyledi. Amerika Savunma Bakanı, Tahran’ın terörist bağlarının örgütün amaçlarıyla çeliştiğini  savundu.

 'İran'ın Örgüte Katılması Bana Garip Geliyor'

Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, İran’ın dünyanın önde gelen terörist ülkelerinden biri olduğunu vurgulayarak Şangay İşbirliği Örgütüne davet edilmesinden şaşkınlık duyduğunu söyledi.

Rumsfeld” İran, Hamas’ı destekliyor, Hizbullah’ı destekliyor, terörist faaliyetlere karıştığı yolunda uzun bir geçmişi var. Böyle bir ülkeyi terörle mücadele amacıyla kurulmuş bir ögrüte almak bana çok garip geliyor” şeklinde konuştu.  Çin, Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerinden oluşan Şangay İşbirliği Örgütü, çeşitli hedefler dışında terörle mücadeleyi de amaçlıyor.  İran Cumhurbaşkanı örgütün bu ay sonu Şangay’da yapacağı toplantıya gözlemci olarak davet edildi.

 Rumsfeld bu eleştirileri, bugün Singapur’da düzenlenen 23 ülkenin savunma yetkililerinin katıldığı özel bir güvenlik konferansında yaptı. Amerika Savunma Bakanı konuşmasında Çin’i de savunma bütçesi  konusunda daha açık olmaya çağırdı.

Çin’in askeri yatırımlarında sürdürdüğü gizliliğin bazı komşuları için kaygı uyandırdığını belirten Rumsfeld, açık olmanın Pekin  yönetimine de yarar getireceğini söyledi. Bakan, ticaret ortağı olan  ülkelerin, askeri niyetlerini bilirlerse Çin’e yatırım yapma konusunda kendilerini daha rahat hissedeceklerini vurguladı. Rumsfeld, Kuzey Kore’yi de daha açık olmaya, Libya’yı örnek alarak kitle imha silâhlarından vazgeçmeye ve uluslararası topluluğa yeniden katılmaya çağırdı. Donald Rumsfeld konuşmasında Pakistan ve Afganistan devlet başakanlarını terörle mücadeleye yaptıkları katkılardan ötürü övdü. Rumsfeld, Amerika’nın Asya ülkelerinin terörle mücadelede askeri işbirliğini arttırmasını memnunlukla karşıladığını da belirtti.

 

Rauf Denktaş:“Allah ve vatan aşkını iyi bilin!”

 

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ) öğrencilerine seslenerek, “Allah aşkı ve korkusuyla vatan aşkını iyi bilmelerini” istedi.

 

KTMÜ’nün davetlisi olarak dört gündür Kırgızistan’da bulunan Rauf Denktaş, dün KTMÜ’nün 2006 yılı mezuniyet törenine katıldı. Üniversite bahçesinde düzenlenen törende, KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Karıbek Moldobayev ve Rektör Vekili Prof. Dr. Seyfullah Çevik, konuşmalarında Denktaş ve mücadelesi hakkında bilgi aktardılar. Ardından KTMÜ Senatosunun Denktaş’a “fahri doktora verilmesi” kararı, Rektör Moldobayev ve Rektör Vekili Çevik tarafından Kırgızca ve Türkçe okundu. Üniversite Senatosunun 25 Ekim 2005 tarihinde “hayatını ülkesine ve Türk Dünyasına adaması, bu dava uğruna hiç tavizsiz, şerefle mücadele etmesi, çabaları ve eserleriyle Türk kültür ve medeniyetine katkı sağlaması, KKTC’nin dünya sahnesine çıkmasının yolunu açması” sebebiyle kendisine fahri doktora unvanı verilen Denktaş’a üniversitenin cüppesi giydirildi.

‘KKTC adına alıyorum’

Rauf Denktaş yaptığı konuşmada, “bu unvanın kendi başarısı için değil, hak ve hürriyeti için her şeyini ortaya koymuş bir halkın mücadelesi adına bu uğurda can veren, şehit olan, gazi olan Kıbrıs Türk halkı adına aldığını ve teşekkür ettiğini” söyledi. Denktaş, gençleri “Allah aşkını ve vatan aşkını iyi bilerek; vatan için, hürriyet için mücadele etmeye; vatanlarını, hürriyetlerini ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı bir duvar gibi dik durmaya” çağırdı.

 

İran devleti boykot ediliyor

 

Güney Azerbaycan milli hareketinin İran içindeki önderlerinin, Fars rejimine karşı başlattıkları eylemler, açlık grevleriyle devam ediyor.

 

Müge Çetinkaya-Güney Azerbaycanlı milliyetçilerin geçtiğimiz ay itibariyle başlattıkları milli ayaklanma, üzerinden bir ay geçmesine rağmen dinmemiştir. Gule Mirza Emani, Abbas lesani, Cevad Abbasi gibi Güney Azerbaycan milli hareketinin İran içindeki önderlerinin, Fars rejimine karşı başlattıkları eylemler, açlık grevleriyle devam ediyor. Geçtiğimiz yıl, bölücülük suçlamasıyla mahkemeye sevk edilen Abbas Lesani, mahkeme heyetinin önünde Farsça konuşmayı red etmiş, savunmasını Türkçe olarak vermişti. Bu iddialı çıkışından dolayı bir ay zindan cezasına çarptırılan Lesani, milli mücadelesini yılmadan sürdürüyor. Mayıs ayı ortasında başladığı açlık grevinden vazgeçmeyen, sağlık durumunun ciddileşmesine rağmen tıbbi destek ünitelerini red eden Lesani beyin, hızla kilo kaybetmekte olduğu ve hayati organ fonksiyonlarının tehlikeye girdiği bildirildi. Açlık grevi yaparak Fars hakimiyetini protesto eden diğer milliyetçilerin adları şöyledir : Mehdi Muhammed Pur, Rahim Kulami, Davut Esadi, Vahid Dergah, Celal Tegavi, Cafer Subhani, Ekber Hub, Rıza Şabani. Azerbaycan siyasi mahpusları müdafa komitesi tarafından, bu milliyetçilerin sağlık durumlarının ciddi olarak tehlikeye girdiği bildirilmiştir.

 

İran gazetelerinden Türk milli varlığına bir hakaret daha

 

Müge Çetinkaya-İran`ın resmi yayın organı İran gazetesi`nden Türk dünyasına yapılan “lağım böcekleri” hakaretinden sonra, yine İran rejiminin bir başka yandaşı Şark gazetesinde Türklere nefret kusuldu. Azerbaycan Türk tarihinin abide milli lideri Settar Han`ı hedef alan Şark gazetesi, haziran ayı başında Güney Azerbaycanlı gazeteci ve aydınlar tarafından mahkemeye verildi. Güney Azerbaycan milli hareketinin mimarı, 1905 yılında İran Türkleri arasında  Ulusçuluk tohumunu ekerek, söndürülmeye çalışılmış milli ruhlarını harekete döndüren yüce önder Settar Han`ın manevi şahsiyetine yapılan saldırılarda ; onun karaktersiz, zafiyetlerine esir olan, emeği ile geleceğini kazanamayan aciz biri olarak yazılması, Türk dünyasından özür dileyip hatalarını telafi etmeye uğraşacakları yerde, daha da cahilleşerek küstahlaşan Fars hakimiyetinin Türklere beslediği bitmez tükenmez kinin yeni bir ayağı olmuştur. Başka milletleri tahkir eden hastalıklı rejim ve ideolojilerin, tarihin çöp kabındaki yerlerini bir an önce almalarını temenni ediyoruz. 

 

Kerkük'te Türkmenlere Yine Saldırı: 16 ölü , 33 yaralı

 

Irak'ın Kerkük Kentinde Düzenlenen 3 Ayrı Terör Saldırısında En Az 16 Kişi Öldü, 33 Kişi Yaralandı

 

Irak'ın Kerkük kentinde düzenlenen 3 ayrı terör saldırısında en az 16 kişi öldü, 33 kişi yaralandı. Polis kaynakları, Kerkük'te belli aralıklarla yapılan bombalı saldırılarda en az 16 kişinin öldüğünü, 33 kişinin de yaralandığını açıkladı. İlk saldırı yerel saat ile 07.30'da yapıldı. Şii Türkmen toplumun yaşadığı semtte bombalı araçla bir pazar yerine yapılan saldırıda 13 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı. Yaklaşık yarım saat sonra bir araçla polis merkezine intihar saldırısı girişiminde bulunuldu. Polisin araca ateş açması sonucu meydana gelen patlamada 2 polis hayatını kaybetti, 8 sivil yaralandı. Kerkük'ün güneyindeki Hurriyah semtinde üst düzey bir polis yetkilisini hedef alan intihar saldırısında da 1 koruma hayatını kaybetti, 7 kişi yaralandı. Kerkük'te geçtiğimiz Pazar ABD ve Irak güçleri tarafından yapılan operasyonda 8 kişinin yakalanmasının ardından terör saldırılarının yapıldığına dikkat çekildi.

 

İpek Yolu geçişi açılıyor

 

Çin ve Hindistan arasında, 44 yıldır kapalı olan bir sınır geçişinden yeniden ticarete başlanmasını öngören bir anlaşma imzalandı.

Sınır anlaşmazlığı

Nathu La geçişi 1962 yılında Çin ile Hindistan arasında savaşın patlak vermesinin ardından kapanmıştı.

Tarafların halen toprak anlaşmazlıkları bulunuyor.

Hindistan Çin'i Keşmir bölgesinde 32 bin kilometrekarelik toprağını işgal  etmekle suçluyor. Pekin ise Hindistan'ın kuzeydoğu eyaleti Arunaçal Pradeş üzerinde hak iddia ediyor. Ancak geçtiğimiz yıl Çin, Nathu La'nın bulunduğu Sikkim eyaletinin Hindistan'a ait olduğunu kabul etmişti. Hintli yetkililer, sınır ticaretinin başlamasının iki ülke arasındaki sorunların giderilmesine de yardımcı olacağını söylüyor.