|
İSTİKLÂL GAZETESİ İKİ YAŞINDA
Muhterem gönül
dostlarımız ve İSTİKLÂL GAZETESİ’ nin vefakâr okuyucuları!
Gazetemizin birinci yılını dolduruşunun mutluluğunu sizlerle
paylaştığımız günü daha dünkü gibi hatırlıyorum. Şu anda ise gazetemizin
24. sayısı elinizde ve ikinci yılını da doldurmuş bulunuyor.
Siz kıymetli dostlarımızın da çok iyi bildikleri gibi günümüzde
yayıncılık yapmak oldukça meşakkatli bir iştir. Fakat insanın sizler
gibi kadirşinas, vefakâr, idealist, Müslüman Türk milletinin millî ve
manevî değerlerinin ebediyen yaşamasını, yaşatılmasını bütün gönlü ve
samimiyetiyle arzu eden dostları olunca her şey çok kolay, yokuşlar düz,
engeller ise vız geliyor insana…
Değil mi ki; insanları hayata bağlayan en önemli unsurların başında
samimiyet, dostluk, gösterişten ve “desinler” den uzak sevgiler gelir…
Azmin, inancın, sadakatin, samimiyetin ve ulvî hedeflere ulaşmaya
kilitlenmişliğin harmanlanması ile elinizdeki bu mütevazı fakat, ifa
ettiği vazife itibarıyla düşmanı endişeye, dostu sevince, ümitli olmaya
ve kararlılığa sevk eden bu mevkute meydana gelmiş bulunmaktadır. Bu
güne kadar en dikkatli olmaya gayret ettiğimiz konuların başında ilkeli,
seviyeli ve dürüst bir yayıncılık yapmaya çalışmak gelmektedir.
“Tarafsız mısınız?” derseniz tarafız tabiî…
Vatanımız Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlilere karşı samimî, dürüst,
tribünlere oynamayan, iki yüzlü davranmayan, şahsî egoların tatmin
edilmesi peşinde koşmayan, çıkar için onun bunun önünde eğilmeyen, cesur
ve cevval Doğu Türkistan Özgürlük Savaşçıları’ndan yana tarafız elbette…
Zira, dünyada mazlum ve mağdur, Doğu Türkistan halkının haklı davasını
savunacak, onun sesini dünya kamuoyuna hakkıyla duyurabilecek bir yayın
organına şiddetle ihtiyaç duyulduğu bir dönemde yayın hayatına başlayan
ve her sayısında ibresi devamlı olarak daha yukarıyı gösteren İSTİKLÂL
GAZETESİ dünden bu güne zaruret hasıl olması sebebiyle sayfa adedini
8’den 16’ya yükseltmiş bulunmaktadır. Seçkin ve saygın yazar kadrosuyla
muhterem okuyucularımıza mükemmel bilgiler aktarmakta ve kutlu
yolculuğuna emin ve kararlı adımlarla devam etmektedir.
Doğu Türkistan davası gibi savunucusu az, hassas, ciddî ve düşmanı büyük
bir meseleyi omuzladıklarını iddia edenler, yayıncılık adına çok cılız
ve inandırıcılıktan uzak, zerre kadar alın teri ilâve edilmeden, “Laf
olsun torba dolsun” kabilinden sayfalara yerleştirildiği açıkça belli
olan, çıkış sürelerinde çok büyük istikrarsızlıklar sergileyen sözde
yayınlarla kamuoyunun karşısına çıkmamalıdırlar. Çünkü böylesi
davranışlar Doğu Türkistan davasına fayda yerine zarar verdiği gibi,
Doğu Türkistanlıların yıllar yılı savunduğu doğrularla taban tabana
çelişmektedir.
Gazetemizi, Doğu Türkistan Davası adına çıkmakta olduğu iddia edilen
bazı yayınlardan ayıran en önemli özellik, içerdiği haberlerin hemen
hemen tamamının yeni ve güncel haberler olmasıdır. Yıllar yılı Çin’in
baskıcı ve kapalı rejimi dolayısıyla dış dünyaya Doğu Türkistan ile
ilgili haber sızmıyordu. Çin’in ve bazı küresel güçlerin yayınladıkları
radyo haberlerini de her kesin alması mümkün olmuyordu. Fakat, son
yıllarda haberleşme teknolojisindeki gelişmeler yazılı basın alanında
Doğu Türkistan’ı işgal eden Çinlilere karşı çok önemli bir cephe
açılabileceği ile ilgili bir kapı araladı. İşte bu fırsatı en hızlı,
etkili ve güncel biçimde bir gazeteye dönüştürerek okuyucularımıza
ulaştırmak ise bizlere ayrı bir gurur ve mutluluk vermektedir.
İSTİKLÂL GAZETESİ’ nin bir diğer önemli özelliği de, bir ay boyunca her
fırsatta elinizden bırakamayacağınız bir başucu bilgi kaynağı niteliği
taşımasıdır. Çünkü, içerdiği bilgiler kısa zamanda gündemden düşecek ve
güncelliğini kaybedecek türden olmayıp, arşivlenebilir ve gerektiğinde
bilgi için başvurulabilir kaynak özelliğindedir.
İSTİKLÂL GAZETESİ yalnızca bencil bir biçimde Doğu Türkistan meselesine
odaklanmış olmayıp, aynı zamanda bütün Türk dünyasının da bir yayın
organı olma özelliğini taşıyor. Çünkü, 1990’lı yılların başlarından
itibaren eski Sovyetler Birliği esareti altındaki Türk boylarının
bağımsızlıklarını elde ederek birer Türk Cumhuriyeti olarak dünya
konjonktürü içerisindeki yerlerini alması kimilerinde bütün Türk
dünyasının özgür olduğu kanaatini uyandırdı…
Oysa ki; Doğu Türkistan hâlâ Çin esareti altında bulunuyor. Batı
Türkistan Türk Cumhuriyetlerinde bin bir türlü problemler devam ediyor.
Güney Azerbaycan’daki 42 milyon Türk Fars şovenizminin şiddetli baskısı
altında. Rusya Federasyonuna bağlı Türk toplulukları Slav
milliyetçiliğinin asimilâsyonu ile karşı karşıya. Musul ve Kerkük’teki
Türkler bir Kürt soykırımı tehlikesi altında bulunuyorlar. Daha açık ve
net bir ifade ile Türk Milletinin Bağımsızlığı yalnızca Türkiye
Türklerinin bağımsızlığından ibaret değildir. Dünyanın neresinde Türk
varsa oralarda Türklerin varlığı tehdit ve tehlike altındadır…
İşte bu sebeplerle İSTİKLÂL GAZETESİ, bütün Türk dünyasının karşı
karşıya bulunduğu tehlikelere karşı da duyarlı olmak, mümkün olduğu
kadar onların problemlerini de Türk ve dünya kamuoyuna duyurmak görevini
de üstlenmiştir.
Çünkü, Doğu Türkistan’ın Tam Bağımsızlığına kavuşması için nasıl ve ne
zaman gerçekleşir bilinmez ama en kısa zamanda ve acilen çok güçlü bir
“Dünya Türk Birliği”ne ihtiyaç vardır.
İSTİKLÂL GAZETESİ’ne ve üstlendiği misyona dünyanın her bir köşesinden
her cihetten destek veren bütün gönüldaşlarımıza yürekten teşekkürü bir
borç biliriz.
Doğu Türkistan’a
Kırgız-Çin Darbesi
Çin'in Şinhua Ajansından
elde edilen bilgilere göre Kırgızistan Başbakanı Kurmanbek Bakıyev
Çin'deki iki gün süren ziyaretini tamamladı. 09 Haziran günü Çin'e gelen
Kurmanbek Bakıyev Çin devlet başkanı Hu Jintao ve Başbakan
Venjibao'larla görüşerek, Çin ile Kırgızistan arasında siyasî, iktisadî
ve kültürel işbirliğini daha sıkı hale getirmek ve derinleştirmek için
fikir birliğine vardılar. Kırgızistan hükümeti ülkedeki Doğu Türkistan
asıllı Uygur halkına yönelik düşmanca tavırlarına hız vererek Komünist
Çin'e yaranma girişimlerini sürdürüyor. Kırgızistan hükümetlerinin
kendilerinden siyasî sığınma talebinde bulunan Doğu Türkistanlıları
Çin'e neden teslim ettikleri hususu sorulduğunda; "Çin çok güçlü bir
devlet", "Varlığımızın güven içinde sürdürülebilmesi için Çin devleti
ile iyi geçinmek zorundayız" anlamında ifadeler kullanmaktadırlar. Çin
ile Müslüman ülkelerden Pakistan, Kırgızistan, Türkiye ve Kazakistan'ın
işbirliği insanı şaşırtacak boyutlardadır. Komünist Çin bu ülkelerle
sözde terörizmle mücadele anlaşmaları imzalamışlardır. Hiç bir zamanda
Pekin'in göbeğinde bir Pakistanlı, bir Türkiyeli, bir Kazakistanlı ya da
bir Kırgızistanlı teröristle veya bunlardan birinin gerçekleştirdiği
terör eylemine hiç rastlanılmamıştır. RFA- 15’te
1. Sayfadan Devam- Peki;
o halde Çinliler bu ülkelerle bu ucube anlaşmaları neden yapmıştır?
diyecek olursak Komünist Çin yetkilileri, bu söz konusu ülkelerdeki
"terörist" olarak ilan ettikleri Doğu Türkistan asıllıların kendilerine
iade edilmesinin ve cezalandırılmasının peşindedir. Bu görüşmeler
sonunda Çin ve Kırgızistan devlet başkanları ortak bir bildiri
yayınladılar. Onların yayınladıkları ortak bildirinin kapsadığı alan
oldukça geniş olup, bu bildiride Kırgızistan ile Çin'in “Doğu Türkistan
Güçleri” ne birlikte darbe vuracakları, “Doğu Türkistan güçleri”ne darbe
vurmanın uluslar arası terörizme darbe vurmanın bir parçası olarak
değerlendirilmesi gerektiği gibi konular yer almaktadır.
Mezkûr ortak basın
bildirisinde Kırgızistan ile Çin'in güvenlik dayanışmasını güçlendirmek
ve “Doğu Türkistan'ı da içine alan üç türlü güçler ve sınır ihlâlleri
neticesinde ortaya çıkan suçlarla ortak mücadele edilecektir.”
Denilmektedir
Bunlardan başka yine,
Çin-Kırgızistan ortak bildirisinde “ Her iki tarafın birbirlerinin
topraklarında ülke güvenliği, birbirlerinin toprak bütünlüğü ve sahiplik
haklarını tehdit edecek örgütlenmelere izin vermemek” şeklinde maddeler
de yer almaktadır.
Kurman Bakıyev'de Askar
Akayev'in Çin politikasını devam ettirerek Uygur meselesi hakkında Çin
ile ortak hareket edeceklerini ifade etmiştir. (Umidvar) 11.06.2006
Arnavutluk hükümeti 5
Uygur gence sahip çıkacağını açıkladı
Arnavutluk hükümeti bir
bildiri yayınlayarak Guantanamo'dan serbest bırakıldıktan sonra
Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur gence siyasî sığınma hakkı
vermeyeceği ile ilgili uluslar arası basın organlarında çıkan haberleri
reddetti. 13’de
1. Sayfadan
Devam-15.06.2006 günü Arnavutluk Dış işleri Bakanlığı bir bildiri
yayınlayarak, Arnavutluk hükümetinin Guantanamo'dan bırakıldıktan sonra
Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur'u başka bir devlete göndermeyi
planladığı hakkında basın ve yayın organlarında çıkan haberler doğru
değil. Bu haberler Arnavutluk hükümetinin resmi politikasını
yansıtmamaktadır. Arnavutluk hükümeti Arnavutluk devletinin yasalarına
ve uluslar arası yasalara uygun olarak söz konusu kişilere yaşam şartı
hazırlamıştır. Böylece onların Arnavutluk toplumuna uyum sağlayarak
yaşamalarına destek verecektir. Denilmiştir.
Arnavutluk dış işleri
bakanlığının bildirisinde yine, Arnavutluk'a yerleştirilen 5 Uygur'un
siyasi sığınma taleplerinin yasalar çerçevesinde yürütülmekte olduğunu,
Arnavutluk hükümetinin bu Uygurların Arnavutluk'ta kalmaları taraftarı
olduklarını ve bu niyetlerini daha önceden Çin hükümetine de duyurmuş
olduklarını vurgulamıştır.
14.06.2006 tarihinde
uluslar arası basına yansıdığına göre Arnavutluk'a yerleştirilen 5
Uygur'a ülkenin siyasi sığınma hakkı vermeyeceği ile ilgili haberler yer
alıyordu. RFA (Ekide)
15.06.2006
Rabiye Kadir'in bir
oğlu daha tutuklandı
Uygur- Amerikan
Birliğinin verdiği bilgilere göre, Uygur Millî Hareketi'nin önderi
Rabiye Kadir'in Aksu vilayetinde mukim Kahar Abdurehim adındaki oğlu 13
Haziran günü Çin polisleri tarafından tutuklanarak Ürümçi'ye götürüldü.
1 Haziran 2006 günü Çin
makamları Rabiye Kadir'in, Âlim Abdureyim, Ablikim Abdureyim iki oğlunu
tutuklamış ve kızı Rüşengül'ü de gözaltına almışlardı. Aldığımız yeni
haberlere göre şu anda Rabiye Kadir'in üç oğlunun Çin polis
yetkililerince resmen tutuklandığı öğrenilmiştir.
Rabiye Kadir'in
bildirdiğine göre Çin polisleri bu üç kardeşi “milli bölücülük
propagandası yaparak devleti yıkmaya çalıştı. Mevcut düzeni yıkmaya
çalıştı. Vergi kaçırdı ve vergi kontrollerine karşı çıktı.” Gibi
suçlamaları onların ailelerine tebliğ etmişlerdir. Rabiye Kadir Hanım ve
Uygur teşkilâtları mezkûr olaya tepki gösterdiler. Merkezi
Waşington'daki Uygur Amerikan Birliği bu münasebetle Çarşamba günü
yayınladığı bildiride, Çin makamlarının bu hareketini yasa dışı ve insan
haklarını açıkça ihlâl etmek olarak nitelendirdi. Çin'i Rabiye Kadir'in
çocuklarını derhal serbest bırakmaya çağıran Uygur Amerikan Birliği,
“Dış ülkelerdeki Uygur muhacirleri Rabiye Kadir'in çocuklarının
tutuklanmasından fevkalâde endişe duymaktadırlar” dedi.
Rabiye Kadir Hanım RFA
radyosuna verdiği beyanatında Çin devletinin kendisinin yurt dışında
sürdürmekte olduğu demokrasi ve insan hakları faaliyetlerini engellemek
için çocuklarını tutukladığını ve bu yolla kendisinin, Çin'in Doğu
Türkistan halkına karşı yürütmekte olduğu insan hakları ihlâllerine
karşı olan mücadelesini engellemek istediklerini, fakat Çin devletinin
bu girişimi ile asla kendisinin faaliyetlerini durdurmaya muvaffak
olamayacaklarını bildirdi.17.06.2006
Mehmet Cantürk ile
röportaj
57 yılıdır Çin işgali
altında bulunan Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için var gücü ile
çalışmış olan ve Doğu Türkistan davasının önderlerinden Muhterem Mehmet
Cantürk Hoca ile yaptığımız röportajı siz değerli okuyucularımızla
paylaşıyoruz.
57 yılıdır Çin işgali
altında bulunan Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı için var gücü ile
çalışmış olan ve Doğu Türkistan davasının önderlerinden Muhterem Mehmet
Cantürk Hoca ile yaptığımız röportajı siz değerli okuyucularımızla
paylaşıyoruz.
Uygurtürk: Sayın Hocam
Doğu Türkistan'ın işgalinden sonra Çinli’lerin Doğ Türkistanlılara karşı
uyguladığı baskı ve zulümlerden bahseder misiniz?
Cantürk: 13 Ekim 1949
yılında işgal edildiğinde ben 14 yaşlarındaydım. Zaten askerler gelir
gelmez baskı düzenini kurmaya başladılar. Milletin dini milli
sembollerini yok etmek için ellerinden geleni yaptılar. Canileri tiyatro
merkezleri hatta ahıra çevirdiler. Kur'an-ı Kerim ve ezan okunmasını
yasakladılar. Bunlara karşı çıkanları da hapislere atarak işkencelerle
öldürdüler.
Uygurtürk: Sizler 1961
yılında meşakkatli bir yolculuk sonunda Afganistan'a gittiniz. Yolda
başınızdan geçen ilginç bir olay var mı?
Cantürk:Evet. Ben
Pekindeki Afgan büyükelçisine bir yazı yazdım. 10-12 gün sonra cevap
geldi. Ancak postacıdan daha mektubu alıp okumama fırsat kalmadan Çinli
polisler kapıya dayandılar ve beni alıp karakola götürdüler. Orada bana
tehditler savurarak akıllarınca gözdağı vermeye çalıştılar. Birkaç gün
sonra bir yazı daha geldi ve biz 78 aile ile birlikte at, eşek ve Tibet
öküzlerinin üzerinde Pamir dağlarını aşmaya koyulduk. Burada Kırgız
çadırları göründü ve ellerinde silahlarını bize doğrultmuş insanları
gördük. Herkeste bir korku meydana geldi. Adamlar Farsça olarak ( Durun!
Yoksa ateş ederiz. Siz kimsiniz? ) gibi sorular sordular. Bende Farsça
bildiğim için Doğu Türkistanlı olduğumuzu ve Çin zulmünden kaçarak İslam
ülkelerine sığınmak istediğimizi söyledim. silâhlı adamlar bana
(Müslüman mısınız?) diye sordu bende evet diyince benden ihlâs suresini
okumamı istedi. Bende Felak-Nas ve İhlâs surelerini okudum. Adamlar
silâhlarını indirerek bize sarıldılar ve bizi bir gece misafir ettiler.
Uygurtürk: Pamir
dağlarını geçtikten sonra siz son olarak Afganistan'a geldiniz ve orada
4 yıl kaldınız. 1965 yılında da Kayseri'ye gelerek yerleştiniz.
Kayseri'ye geldiğinizde nasıl karşılandınız?
Cantürk: Bizlere
Afganistan'da iken başta Türkiye'nin de içinde olduğu birkaç ülkeye
gidebileceğimizi söylediler. Biz Türkiye'yi bizim gibi Türk ve
Müslümanların yaşadığı yer olduğu için seçtik. Gerçektende Kayseri'ye
ilk geldiğimizde halk bizi çok sıcak karşıladı. Ellerindeki imkânları
ile bize yardımcı oldular. Kolaylıklar sağladılar. Bu desteklerinin 41
yıl geçmiş olmasına rağmen hala sürdüğünü görüyorum ve çok seviniyorum.
Kayseri bizim için çok ayrı bir yere sahip.
Uygurtürk: Afganistan'dan
geldikten sonra Kayseri'de Doğu Türkistan davasını çeşitli şekillerde
yaptınız ve sizin ilk başkanı olduğunuz bir dernek kuruldu bu konuda
bilgi verir misiniz?
Cantürk: Vatanımızdan
1961 yılında çıkmak zorunda kalan bizler. Hiç bir zaman oraları
unutmadık. Çünkü biz vatandan ayrıldık ama orada akrabalarımız,
kardeşlerimiz kaldı. Onların neler çektiğini işgalci Çin ordularının ne
gibi zulümler yaptığını herkese anlatmak lâzımdı. Bunun için 1981
yılında Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma Derneğini kuruduk ve kurucu
Başkanı oldum. Dava arkadaşlarımla birlikte her ay bir iki defa
mitingler düzenledik. Basın toplantıları, basın bültenleri yayınladı.
Değişik vilâyetlere giderek konferanslara katıldık. Birazda olsa
Türkiye’de ve dünyada sesimizi duyurmaya çalıştık ve halada bunu
sürdürüyoruz. Çünkü biz bunu yapmadığımız takdirde vatanımıza ihanet
etmiş olacağımızı ve Allah indinde de sorumlu kalacağımız biliyoruz.
Uygurtürk: 1981'li
yıllarda yaptığınız çalışmalarda Doğu Türkistan konusunda hiç
engellemeler ya da baskılara maruz kaldınız mı?
Cantürk: Kesinlikle
hayır. Davamızı anlatma yolunda hiç engellenmedik. Bu engellemeler.
Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığı döneminde başladı ve sürüyor. Çin
hükümetinin baskıları Türkiye'de kendini gösteriyor. Ekonomik menfaatler
uğruna 35 milyon Müslüman Türk görmezden geliniyor. Bu çok acı verici
bir durum. Türk ve Müslüman olanlar bir birine destek olmak zorunda.
Türkiye'ye bu yakışır.
Uygurtürk: Doğu Türkistan
Davasının şimdiki durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cantürk: Davamız
hususunda bir çöküntü var sanki. Yapılan çok iyi bir çalışma yok. Her
yerde bir dernek açılıyor hepsi kendini Genel Merkez olarak kabul
ediyor, herkes bir şey söylüyor. Böyle olunca da birlik parçalanıyor. Bu
konuya bir çözüm bulunmalı.
Uygurtürk: Sayın Hocam,
siz birçok öğrenci yetiştirdiniz. Şimdiki Uygur gençlere tavsiyeleriniz
nelerdir?
Cantürk: Biz yıllarca
davamıza hizmet etmek için çaba harcadık. Artık yaşımız bir hayli
ilerledi. Artık davamızı gençlerimizin omuzlaması lâzım. Millî
benliklerini unutmadan, kültürlerini-dillerini yaşatarak gece gündüz
hizmet etmeliler. Günümüz şartları neleri gerektiriyorsa araç gereç
olarak teknolojiyi takip ederek çalışmalılar. Anne babalar evlerinde
Uygurca konuşmalı ve çocuklarına öğretmeli. Doğu Türkistan tarihi ile
ilgili kitaplar mutlaka okunmalı. Çünkü tarihimizi bilmeyen bir
gençliğin davamıza katkısı olmaz. Bu onlara bizim değil. Doğu
Türkistan'da yaşayan atalarımızın mirası ve emanetidir. Bu emanetten
kaçmak olmaz.
Uygurtürk: Doğu
Türkistan'ın geleceğini nasıl görüyorsunuz?
Cantürk: Aziz vatanımız
elbet bir gün bağımsızlığına kavuşacak. Ancak bunu biz görebilir miyiz
bilmiyorum. Çinlilerin yaptığı yanlarına kalmayacak. Bunca yıldır
uygulanan asimilâsyon ve katliamlara rağmen halkımız hiçbir zaman
ümidini kaybetmedi ve kaybetmemelidir.
Uygurtürk: Sizlerin emeği
büyük Sayın Hocam. Günümüz şartları dediniz. Son olarak da Medya
günümüzde çok etkili bir araç. İstiklâl Gazetesini nasıl buluyorsunuz?
İstiklâl Gazetesini ilk
çıktığı günden beri takip ediyorum. Çok başarılı çalışmalara imza
atıyorsunuz. Davamıza büyük bir boyut kazandırdınız. Teşkilâtların
yapamadığını siz başardınız. Sizleri tebrik ediyorum. İnşallah
başarılarınız daim olur.
Mehmet
Cantürk Kimdir?
Kısa Özgeçmişi
1935 yılında Doğu
Türkistan'ın Kaşgar şehrine bağlı Yarkent kazasında 7 kardeşin en
büyükleri olarak dünyaya geldi.
İlk ve Orta öğrenimini
Yarkent'te tamamladı. Daha sonra Kaşgar'da Saltuk Buğra Han Medresesi’ne
kayıt olarak medresenin bir hücresinde 12 yıl boyunca dinî eğitim aldı.
1961 yılında Doğu Türkistan'daki Komünist Çin baskısı nedeniyle 78 aile
birlikte binbir zorluklarla Afganistan'a geçti. Afganistan'da 4 yıl
kaldıktan sonra Türkiye'ye gelerek Kayseri'ye yerleşti.
Yüksek öğrenim gören
gençlere Arapça, Farsça,Uygurca, Osmanlıca- Tefsir, Hadis, Edebiyat
dersleri okuttu. 1989 yılında Doğu Türkistan Kültür ve Dayanışma
Derneği'nin Kurucu Başkanlığını yaptı. 11 yıl dernek başkanlığı
yaptıktan sonra görevini gençlere bırakma kararı aldı.
Bir dönem Erciyes
Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphane Müdürü olarak çalışan Mehmet
Cantürk emekli oldu. 71 yaşına gelen Cantürk emeklilik günlerini evde
kitap okuyarak ve Üniversiteli öğrencilere Doğu Türkistan konulu
tezlerinde yardımcı olarak geçiriyor.
Uygur
teşkilâtları Çin karşıtı faaliyetlerini arttırdı
DUK'un çağrısına uyularak
09.06.2006 günü dünyanın değişik ülkelerindeki Uygur Teşkilatları Çin'e
karşı gösteri ve türlü şekillerde protesto eylemleri gerçekleştirdi.
15’de
1. Sayfadan Devam-
04.06.2006günü Dünya Uygur Kurultayının Başkanı Erkin Alptekin’in bir
çağrı yayınlayarak Doğu Türkistan dışındaki bütün Uygurları Uygurların
manevî annesi, Doğu Türkistan milli hareketinin önderi Rabiye Kadir
Hanım’ın çocuklarının Çin hükümeti tarafından tutuklanmasını protesto
etmek için bir faaliyet seferberliği başlatılmasını istemişti. Bu
çağrıya cevaben Kanada, Avrupa ve Asya’daki Uygurların yerleşik
bulundukları ülkelerde 09.06.2006 günü aynı anda türlü şekillerde Çin’e
karşı protesto gösterileri yapıldı.
Kanada,
Türkiye, İngiltere, Norveç, Hollanda ve Almanya başta olmak üzere
çeşitli devletlerdeki Çin Büyükelçilikleri ve konsoloslukları önünde de
gösteriler düzenlendi. Merkezi Asya, Avustralya ve Avrupa’daki diğer
devletlerde de birbirinden ayrı şekillerde protesto eylemleri
gerçekleştirildi.
ETIC-
Uygur Araştırma Merkez Temsilcileri Macaristan Ve
Romanya'da
Almanya'nın Münih
şehrinde faaliyet göstermekte olan “ETIC-Uygur Araştırma Merkezi”
görevlilerinden oluşan 5 kişilik bir ilmi heyet “Dünya Hunlar Kurultayı”
ve “Dünya Sakalar Milli Kurultayı”nın davetine icabet etmek için 1
Haziran'dan 5 Haziran'a kadar Macaristan ve Romanya'da ziyaretlerde
bulundular. 15’de
1. Sayfadan Devam-“ETIC-Uygur
Araştırma Merkezi”nin Başkanı Perhat Yorunkaş ve merkezin Başkatibi ve
sözcüsü Ümit Agahi, Merkezin yazı işleri bölümü sorumlusu Enver'den
oluşan bu heyet 01.Haziran 2006 günü öğleden sonra “Dünya Hunlar
Kurultayı Almanya Şubesi”nin başkanı Dr. Yanos' eşliğinde Münih'ten
otomobil ile yola çıkarak aynı gün gece saat 12.30 sıralarında
Macaristan'ın başkenti Pudapeşte'ye ulaştılar ve Budapeşte' de “Dünya
Hunlar Kurultayı”nın Romanya'ya doğru yola çıkma hazırlığındaki 50
kişiden oluşan heyeti ile buluştular.
Uygur Temsilcileri
Budapeşte'ye ulaştıktan sonra iki gruba ayrıldılar. Perhat Yorunkaş,
Ümit Agahi ve Hilalidin'den oluşan 3 kişilik heyet 50 kişilik Hunlar
Kurultayı vekilleri ile beraber özel otobüsle 02 Haziran 2006 günü tan
yeri ağarırken saat 04.30 da Budapeşte'den Romanya'ya doğru yola çıktı
ve 900 km. den fazla yol giderek Romanya'da Sakaların toplu olarak
yaşadıkları Csiksomlyo bölgesine ulaştılar.
03.06.2006 günü Uygur
temsilcileri davete icabet ederek “Düny Sakalar Milli Kurultayı”
tarafından Csiksomlyo bölgesindeki uçsuz bucaksız uzayıp giden bir
yaylada organize edilen ve yılda bir defa tertip edilen Hunlara mensup
milletlere özel dini ve milli bayram sayılabilecek faaliyetlerine
iştirak ettiler.
Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı
Çöhreganlı İstanbul`da tutuklandı
Müge Çetinkaya’nın Haberi
- Güney Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı,
5 Haziran 2006 tarihinde geldiği İstanbul`da 9 Haziran günü tutuklandı.
4’de
1. Sayfadan Devam-Güney
Azerbaycan Milli Uyanış Hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı, 5
Haziran 2006 tarihinde geldiği İstanbul`da 9 Haziran günü tutuklandı.
Geldiği gün hava alanında basın mensuplarına bilgiler veren Dr.
Çöhreganlı, 6 Haziran günü, saat 18.30`da yayınlanan TGRT Haber
programına katılarak yaklaşık 23 dakika siyasi tespitlerde bulunmuştu. 7
Haziran günü, GAMOH İstanbul temsilciliği tarafından düzenlenen halka
açık basın toplantısında Türkiye medyasına ve Azerbaycan davasına ilgili
vatandaşlara seslenen Güney Azerbaycan`ın lideri, Bilgi Üniversitesi
mütevelli heyeti üyesi, Star gazetesi yazarı Halit Kakınç`la da görüş
alış verişinde bulundu. TGRT`nunda yayınlanan “Mehmet Soysal`la Başbaşa”
adlı programa konuk olan bilge önderin tespitleri, 23 Haziran günü
yayınlanacaktır. Türkiye gazetelerinde geniş yer verilen Güney
Azerbaycan Milli Hareketinin lideri, 9 Haziran günü kaldığı otelde basın
mensupları ile görüşme yapacakken, saat 11.00`de İstanbul polisi
tarafından gözaltına alındı. Zeytinburnu emniyet müdürlüğüne götürülen
Dr. Çöhreganlı, ilerleyen saatlerde MİT`nın ilgili birimlerine sevk
edilerek bilgisine başvuruldu. Türkiye makamlarının, bu tutuklama ile
ilgili sunduğu gerekçe “İran`dan Türkiye`ye giriş yapan bir grup
teröristin, Güney Azerbaycan liderine karşı suikast hazırlığında olması”
şeklinde bildirilmiştir. Türkiye tarafından İran`a iadesi de gündeme
getirilen Dr.Çöhreganlı`nın, BM ve bazı uluslararası kuruluşların
müdahalesiyle böyle bir faciaya maruz kalması engellenmiş oldu. Can
güvenliğini sağlamak gerekçesiyle yaklaşık 14 saat özgürülüğüne el
koyulan Dr.Çöhreganlı, aynı günün gecesi saat 23.00 civarında Kuzey
Azerbaycan`a çıkarılmıştır. Güney Azerbaycan Milli hareketinin önderinin
tutuklanmasında, İran İslam Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Ahmedi Necat`ın
bizzat Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesi ve İç İşleri Bakanı Abdülkadir
Aksu`yla Dış İşleri Bakanı Abdullah Gül`ün imzaladığı dilekçenin esas
olduğu yönünde bilgiler yansımıştır. 10 Haziran günü giriş yaptığı Kuzey
Azerbaycan Cumhuriyetinde de yaklaşık 12 saat kalabilen Dr. Çöhreganlı,
Bakü`de bir lokantada yemek yediği sırada 20 kişilik sivil polis
ekibince gözaltına alınmış ve ülkeden çıkarılmıştır. Zorlu geçen
yolculuktan sonra 12 Haziran 2006 tarihinde Amerika Birleşik
Devletlerine ulaşan Dr. Çöhreganlı beye yaşatılanlar, iki Türk
devletinin Türk dünyasına bakışını bir kez daha göstermiş oldu. Türk
milletinin manevi annesi Rabia Kadir hanımefendi`ye, ömrünü Çin
zindanlarında tüketmiş Ahmet İgamberdi`ye, Enver Yusuf Turani`ye,
Muhammed Salih`e ve son olarak Dr. Çağrı Çöhreganlı beye yapılan
muameleleri esefle kınıyor, sağır kulaklara bir kez daha; herşey Türk
için, Türk`e göre, Türk tarafından olmalıdır diyoruz.
AB, Çin’e İnsan
Haklarını İyileştirme Çağrısı Yaptı
Avrupa Birliği, Çin’in
siyasî suçlulara fizikî yollarla işkence uygulamasına ve idam
uygulanmasına son vermesi çağrısında bulundu. 15’de
AB’nin mezkur girişiminin
21.dönem Avrupa ve Çin insan hakları diyaloglarının sürdürüldüğü
sıralara denk gelmesi sebebiyle AB’nin Dış İşleri bakanlığı yine Çin’den
basın yayın organları ve İnternet kullanımı üzerindeki kontrollerin
kaldırılmasını talep etti.AB’nin Çin hakkında hazırladığı raporunda
bildirildiğine göre Çin dış işleri bakanlığının Uluslar arası bölümünün
müdürü ve Heylong başkanlığındaki Çin vekiller Birliği AB’ne Polislerin
sorgulama esnasını kasete kaydetme ve idam cezalarını hangi yöntemlerle
icra edecekleri hakkında rapor hazırlamışlardı.Geçen ay Çin hükümeti
İnsan haklarını iyileştirmek için bundan sonra suçluları
sorguladıklarında sorgulama odasına ses kayıt cihazı yerleştirme, idam
cezalarını iğne ile icra etme yöntemlerini uygulayacaklarını
bildirmişlerdi. AB’ Çin’den yine, Uygur ve Tibetlilere dini özgürlük
vermesini talep etmekle beraber, idam cezası verilen suçluların
organlarını satma işine son vermesini de istemişti. (Eqide)
Karizler Dünya
Medeniyet Mirasları Arasına Girecek
Doğu Türkistan
Çifçilerinin akıl ve ferasetinin cevheri olan Karizler meydana
getirilişlerinin üzeriden 2000 yıl geçtikten sonra ilk defa dünya kültür
mirası olma yolunda. 15’de
1. Sayfadan Devam-Turpan
vilayeti teşvikat bölümünden edinilen bilgilere göre, Turpan ve Kumul
vilayetlerinin iki yıl boyunca uğraş vermeleri sonucunda ilk önce
Karizlerin dünya kültür mirasları arasına alınması ile ilgili dokümanlar
arasına dahil etmek, ardından da dünya kültür mirasları listesine dahil
ederek kabul edilmesini sağlamak amaçlanmaktadır.
Genel uzunluğu 5000 km.
olan Karizlerin hemen hepsi Turpan, Kumul ve Hoten gibi vilayetlere
dağılmıştır. Elde edilen bilgilere göre tahmini olarak dünyada 40 küsur
devlette Karizler var. Fakat, başka yerlerdekilere oranla Doğu
Türkistan'da daha fazla kullanılmış ve korunmuş görünmektedir. 50 yıl
önce Doğu Türkistan'daki Karizler 1784 adetten fazla idi.Şimdi ise
içinde suyu bulunan Karizlerden sadece 500 küsur tane kaldı. 1200’den
fazla Kariz tamamen kurudu. Günümüzde yılda ortalama 23 Kariz süratle
kurumaktadır. İşgalci Çin devleti Karizlere yabancıların ilgisini
gördükçe gelir getiren Turizm açısından bir hesapla yola çıkarak bu yıl
Turfan ve Kumul bölgelerindeki Karizleri restore etmek için 200 milyon
yuen meblağ ayırmayı planlamış bulunmaktadır.
İlk etapta restore
edilmek üzere 391 adet Kariz ele alınıyor.
Türk Dünyası Çocukları
Toplandı
12. Türk Dünyası Çocuk
Şöleni, Kadıköy'de düzenlenen yürüyüş ve gösteriyle start aldı. 6’da
1. Sayfadan Devam-Yöresel
kıyafetleriyle yürüyüşe katılan çocukların Söğütlüçeşme Caddesi'nden
geçişi ve İskele Meydanı'ndaki folklor gösterileri, vatandaşlar
tarafından ilgiyle izlendi. Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı tarafından
düzenlenen 12. Türk Dünyası Çocuk Şöleni'ne, bu yıl 37 Türk dünyasından
çocuklar katıldı. Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgal altında
tutulan Iraklı çocuklar, Türk bayrağı ile kendi ülkelerinin bayrağından
oluşan kıyafetleriyle, dostluk mesajları verdi. Kadıköy İskele
Meydanı'na toplanan çocuklar, burada gösteri yaptı. İskele Meydanı'ndaki
etkinlik, saygı duruşu, İstiklal Marşı'nın okunması ve Atatürk büstüne
çelenk konulmasıyla başladı. Gösterilerden önce konuşma yapan Türk
Dünyası Araştırmaları Vakfı Genel Başkanı Prof. Dr. Turan Yazgan, 300
milyonluk bir milleti temsil eden bütün Türk çocuklarının, Mustafa Kemal
Atatürk'ün önünde kendi kıyafetleri ve bayraklarıyla bir araya geldiğini
belirtti. Prof. Dr. Yazgan, "İşte Türk Milleti, bütün dünyanın gözü
önünde ve herkesin karşısındadır. Tek dişi kalmış denilen medeniyete
sesleniyorum; Türk birliğinin üzerinden elinizi çekin. Bunu
engelleyemezsiniz, engelleyemezsiniz. 20 asır boyunca Türkler üzerinde
sürdürülen, soygun, zulüm ve katliam artık bitmelidir. Tüm dünyada insan
hakları ihmal ediliyor. İlim aşkına, hukuk adına suç işleniyor. Bunların
durmasını istiyoruz" dedi. Etkinliğini ilk günü, çocukların yörelerine
ait folklor gösterilerini sunmalarıyla sona erdi. Aralarında Afganistan,
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, İran, Irak Türkeli'nin yanı sıra, Altay,
Bayır- Bucak (Suriye), Çulım, Gökoğuz (Gagauz), Hasekili, Karaçay,
Kumuk, Nogay, Saka, Şor, Tataristan, Teleüt ve Tuva Türkleri gibi adı
çok duyulmamış 37 Türk Dünyası çocuklarının katıldığı şölenin kinci
bölümü ile devam edecek.
Pekin'e çağrı:
“Tiananmen Katliamı”nın hesabını ver
Merkezi İngiltere'de
bulunan Uluslararası Af Örgütü, Çin Hükümeti'ne 1989'da Tiananmen
Meydanı'nda sivil protestocuların öldürülmesi olayıyla ilgili tarafsız
ve halka açık soruşturma başlatması çağrısında bulundu.
Tiananmen Meydanı'ndaki
katliamın 12.nci yıl dönümü yaklaşırken, insan haklarını savunan
Uluslararası Af Örgütü, Pekin hükümetinden, demokrasi yanlısı gösteriler
sırasında ordu birlikleri tarafından öldürülen ve yaralanan kişiler
hakkında hesap vermesini talep etti. Uluslararası Af Örgütü, Tiananmen
olayındaki kurbanların ailelerine tazminat ödenmesini de istedi.
Uluslararası Af Örgütü, ayrıca, Çin'in, 1989'da hükümete karşı
düzenlenen protesto gösterisine katıldığı için hala hapiste olan
mahkûmların “derhal ve önkoşulsuz olarak” salıverilmesini talep etti.
10’da
16. Sayfadan Devam-1989
yılında, Çin'in dört bir köşesinden gelen birlikler, Tiananmen
Meydanı'nda protesto gösterisi yapan silahsız insanların üzerine
tanklarını sürmüş ve ateş açmışlardı. 4 Haziran sabahı başlayan ateş,
günlerce sürmüştü.
Üniversite öğrencilerinin
başını çektiği protestocular, düzenledikleri dev eylemi altı hafta
boyunca sürdürmüşlerdi. Çin Hükümeti, olayların patlak verdiği 1989
Haziran ayı sonunda yayınladığı raporda, çıkan çatışmalarda üç bin
sivilin yaralandığını, 36'sı üniversite öğrencisi olan 200 kişinin de
öldüğünü açıklamıştı.
1989 yılından beri, Pekin
yönetiminin bir yandan Tiananmen Katliamı'nın yıldönümü anısına gösteri
yapanları gözaltına alırken, öte yandan Tiananmen olayı hakkında
kullandığı lisanı yumuşatmakta olması dikkat çekiyor. 1990 yılında Pekin
tarafından “şiddet dolu karşı-devrimci ayaklanma” olarak adlandırılan
protesto gösterilerinin Çin hükümeti için tanımı artık “siyasi
karışıklık”tan ibaret. Çin Hükümetinin yumuşayan söylemine rağmen,
Uluslararası Af Örgütü yetkilileri, olayla ilgili saklı bırakılan
yönlerin olduğunu düşünüyor. Kuruluşa göre, protesto gösterileri
sırasında 200'den çok daha fazla gösterici öldürülmüş, on binlerce kişi
tutuklanmıştı.
Kuruluşun yayınladığı
rapora göre, 200'den fazla kişi Tiananmen Meydanı'ndaki gösteriye
katıldığı için hala hapiste. Bu kişilerin çoğunun ağır işkenceye maruz
kaldığı da raporda ifade ediliyor.
Uluslararası Af
Örgütü'nün raporu, protesto gösterisine katıldıkları için tutuklanan
kişilerin adil biçimde yargılanmadığını da söylüyor. Örgüt raporuna
göre, bu kişiler 1997'de kaldırılan “karşı-devrimci suçlar”dan
yargılanmışlardı.
Öte yandan, “Tiananmen
Anneleri” olarak bilinen kurban yakınları da Çin Hükümeti'ne açık mektup
yollayarak, ordu birliklerinin protestoculara ateş açması emrini
verdiğine inanılan dönemin Başbakanı Li Peng hakkında dava açılması
talebinde bulundular. Kurban aileleri, geçtiğimiz yılın Eylül ayında New
York'ta Li Peng'e karşı dava açmışlardı.
Çin Hükümeti ise,
ailelerin dava açılması isteğini “politik bir oyun” olarak
nitelendirdiler. Uluslararası Af Örgütü'ne göre, “Tiananmen Anneleri”
isimli grubun üyeleri, sık sık yıldırma amaçlı hareketlere ve
suçlamalara maruz kalıyorlar.
Doğu Türkistan da kuş
gribi vakası
RFA- Doğu Türkistan kuş
gribi virüsünün çokça görülen ülkelerinden biri olup yeterli önlemler
çabuk ve zamanında alınmadığı ve hatta kasıtlı davranıldığı için geçen
yıl Eylül ayından bu güne kadar geçen sürede Doğu Türkistan'ın Piçan,
Davançing, Könes, ve Poskam başta olmak üzere 9 ayrı bölgede Kuş gribi
hastalığı yaygın hale geldi. 15’de
16. Sayfadan Devam-Doğu
Türkistan'ın Hoten vilayetinde ortaya çıkan kuş gribi sebebiyle şimdiye
kadar 17000 kanatlı hayvan itlaf edildi. Köy işleri bakanlığının
bildirdiğine göre itlaf edilen kanatlı hayvanların geneli Hoten ilinin
Buzak köyündeki tavuk çiftliklerine ait olup, şu anda buralardaki Kuş
Gribi hadisesi il etapta kontrol altına alınmışsa da, söz konusu haberde
bu hastalığın insanlara bulaşıp bulaşmadığı konusunda bir malumat
verilmemiştir. Buzak köyünün Taşarık çiftçilik meydanındaki bazı kümes
hayvanlarında ani ölümler meydana gelmiştir. Buna bağlı olarak ilgili
organların incelemeleri sonucunda bu kuşların Kuş gribi sebebiyle
öldükleri kesinlik kazandı. Doğu Türkistan kuş gribi virüsünün çokça
görülen ülkelerinden biri olup yeterli önlemler çabuk ve zamanında
alınmadığı ve hatta kasıtlı davranıldığı için geçen yıl Eylül ayından bu
güne kadar geçen sürede Doğu Türkistan'ın Piçan, Davançing, Könes, ve
Poskam başta olmak üzere 9 ayrı bölgede Kuş gribi hastalığı yaygın hale
gelmiştir.
Başbakan Erdoğan,
komünistlerden söz aldı
Türkiye, durgun bir sezon
geçiren turizm sektörüne canlılık kazandırmak için gözünü Çin'e dikti.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çinli turist ve yatırımcıların Türkiye'ye
gelmesi için komünistlerden söz aldı.
Başbakan Erdoğan,
İstanbul Dolmabahçe Sarayı'ndaki makamında ağırladığı Çin Komünist
Partisi yöneticilerinden Türkiye aleyhine gelişen ticari ilişkilerin
turizm ve yatırımlarla dengelenmesini istedi. Başbakan Erdoğan, AK
Parti'nin davetlisi olarak Türkiye'ye gelen Çin Başbakan Yardımcısı
düzeyindeki Guandong Eyaleti Çin Komünist Partisi Sekreteri, Politburo
üyesi Zhang Deijang'ın da aralarında bulunduğu, parti üyesi ve
işadamlarından oluşan 23 kişilik Çin heyetini İstanbul Dolmabahçe
Sarayı'ndaki çalışma ofisinde kabul etti. 10’da
16. Sayfadan
Devam-Görüşmenin ana gündemini turizm ve ticarî ilişkiler oluşturdu.
Başbakan Erdoğan, 2 ülke arasındaki dış ticaret dengesinin Türkiye
aleyhine geliştiğine işaret ederek, Çin'den çok fazla ithalat olması
nedeniyle ilişkilerde dengesizlik olduğunu vurguladı. Erdoğan, ticari
ilişkilerdeki dengesizliğin turizm ve yatırımlarla kapatılması
gerektiğini belirterek, Çinli turistlerin Türkiye'ye gelişinin
özendirilmesini istedi. Çin yatırımlarının da Türkiye'ye yönlendirilmesi
gerektiğini ifade eden Erdoğan, dengesizliğin ekonominin bu 2 alanıyla
giderilmesinin önemine vurgu yaptı. Çin Komünist Partisi yöneticilerine
"Çinli turistleri ve yatırımcıları Türkiye'ye gönderin" diyen Başbakan
Erdoğan, Türkiye'nin doğal ve kültürel zenginliklerinin görülmeye değer
olduğunu söyledi. Erdoğan'ın bu sözlerine "Korkarım Türkiye Çinli dolar"
diye esprili bir cevap veren Heyet Başkanı Deijang, İstanbul'un tarihi
ve turistik mekanlarını gezdiğini, Topkapı Sarayı'nda, Sultanahmet
Camii'nde birçok Koreli, Japon turiste rastladığını, ancak hiçbir Çinli
turist göremediğini kaydetti. Deijang, Çinli turistleri ve yatırımcıları
mutlaka Türkiye'ye yönlendireceklerini belirterek, bu konuda Başbakan
Erdoğan'a söz verdi.
Erdoğan da Deijang'ın
"Türkiye'yi Çinli ile doldururuz" esprisi üzerine, "Bizim gönlümüz
geniş, her yer dolabilir" karşılığını verdi. Başbakan Erdoğan, Türk
insanının Çinlilere büyük sempati beslediğini de ifade ederek,
"Yatırımcılarınız Türkiye'de yalnız kalmaz" sözü verdi.
Görüşmede Çin'in en büyük
eyaletlerinden Guandong Eyaleti ile İstanbul arasında direkt uçuş
başlatılması konusu da gündeme geldi. Heyet Başkanı Deijang görüşmede 2
öneri ortaya atarak, Guandong Eyaleti'nden İstanbul'a direkt uçuşların
başlamasını teklif etti. Başbakan Erdoğan ise Türk Hava Yolları'nın
filosunu güçlendirmeye çalıştığını hatırlatarak, arz-talep olması
halinde doğrudan uçuşların başlayabileceğini söyledi. Deijang ayrıca,
Guandong eyaletinden Türkiye'ye yatırımların yönlendirilmesi için çaba
sarf edeceklerini bildirdi.
Heyet Başkanı Deijang
görüşmede Türkiye'nin "tek Çin politikası"nı da övdü. Türkiye'nin bu
konudaki kararlılığından duyduğu memnuniyeti dile getiren Deijang, bu
kararlılığın sürmesini istedi. Başbakan Erdoğan da, Türkiye
Cumhuriyeti'nin tek Çin politikasını kararlılıkla sürdüreceklerini ifade
etti. Deijang, daha önce "AK Parti Genel Başkanı" sıfatıyla Çin'e giden
Erdoğan'ı "Başbakan" olarak ülkelerinde ağırlamak istediklerini de
iletti.
Dışişleri Bakanı ve
Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül'ün ise Çin Komünist Partisi
yöneticilerini kabulünde, Çin ekonomisini överek, Çin'in başarılı ve göz
kamaştırıcı bir ekonomik gelişme gösterdiğini söylediği öğrenildi. Çin
Komünist Partisi heyeti yarın İstanbul'da DEİK yöneticileriyle bir araya
gelecek. 300'e yakın işadamının katılacağı toplantıda, turizm alanında
bir protokol imzalanacağı öğrenildi.
Doğu Türkistan'daki
Tuva Medeniyeti yok olmak üzere
RFA-Doğu Türkistan'daki
Altay dağlarının kuzey batısındaki Kanas Gölü civarında takriben 2000
kişilik bir nüfusa sahip Tuva'lar yaşamakta olup, şimdilerde bu Tuva
medeniyeti yok olma tehlikesi altında bulunmaktadır.
Çin haber ajanslarının
verdikleri bilgilere göre, Çin Merkezi Milletler Üniversitesi iki yıllık
bir zaman harcayarak Tuva medeniyeti hakkında özel bir araştırma
yürütmüştür. Bu araştırmada, onların milli örf-adet, gelenek ve
görenekleri, giyim-kuşamları, dilleri, milli şarkı ve müzikleri, günlük
yaşam biçimleri gözlemlenmiştir. Neticede mütehassisler Kanas Gölü
civarındaki turizmin Tuva milletinin kültürüne ağır darbe vurduğunu
ileri sürdü. 5’te
16 Sayfadan
Devam-Anlaşıldığına göre, Tuva milletinin ecdattan ecdada
anlatageldikleri bir yürüyüş destanları, Tuva önde gelenlerinin bu
alemden göçmelerine paralel olarak yok olmaya yüz tutmuştur. Böylece
onların her türlü giyim-kuşamları da yeni kuşak Tuva'lılar arasında da
giderek yok olmaktadır. Tuva milleti Altay dağlarındaki Kanas Gölünün
etrafındaki güzel ve tenha bölgelerde yaşıyor olup, bazı araştırmacılar
onlar için Cengizhan batıya göç ederken oralarda kalan askerlerinin
soyundan olduklarını söylerlerken, bir başkaları da Tuva'lıların
ecdatlarını bundan 500 yıl önce Sibirya'dan gelen göçmenlerin soyundan
olduklarını söylemektedirler. Tuva'lar o bölgede sadece Doğu Türkistan
sınırları içerisinde bulunmakta olup, onların nüfusu 2000 dolayındadır.
Onlar çok eski tarihlerden beri hayvancılık ve avcılıkla
geçinmektedirler.
Merkezi milletler
Üniversitesi Araştırma Birimi bu münasebetle yerel hükümeti ve devlet
organlarını yok olmak üzere olan Tuva milletinin kültür ve medeniyetini
koruma altına almaya çağırdı. . (Peride)
Çin’in Uluslararası
Radyosu’ndan İtiraflar
Batı Türkistan Türk
Cumhuriyetlerinin bağımsızlıklarını elde etmeye başladığı 1990 yılının
başlarından itibaren işgalci Çin Devleti Doğu Türkistan’a sınırı bulunan
Kazakistan ve Kırgızistan sınırına apar topar bir milyon civarında
askeri yığınak yaptı. Bunun sebebi ise, Batı Türkistan’daki bağımsızlık
rüzgarlarının Doğu Türkistan’a sıçrayabileceği korkusuydu.
İlerleyen yıllarda Kazak
ve Kırgız hükümetlerinin gerek Çin korkusu yüzünden, gerekse de Çin ile
yapmaya planladıkları ithalat ve ihracat sebebiyle Çin’in Doğu
Türkistan’daki baskıcı politikalarına açık destek vermesiyle Doğu
Türkistan’ın bilhassa kuzey batı bölgelerinde ve Doğu Türkistan’ın
tamamında daha fazla kök salmaya yönelik icraatlar başlattılar. 13’de
6. Sayfadan Devam-Bu
icraatların başında Doğu Türkistan’ın hemen her bölgesinde değerli
maden, Petrol ve doğal gaz arama çalışmalarına hız vermek gelmektedir.
Siz muhterem
okuyucularımıza, Doğu Türkistan’da işgalci Çin devletinin 1949 yılından
beri devam ettirmekte olduğu aramalar sonuncunda ne kadar çok milli
zenginliklerin Çin’e taşınmış olduğunun göstergesi olan ve sadece
bölgesel bazı kaynakların miktarları hakkında Çin Uluslararası
Radyosunun 19.06.2006 tarihli yayınlarından bazı özetler sunuyoruz.
Ancak, Çin radyosunun Doğu Türkistan’ın yerine Çin dilinde “İlhak
edilmiş topraklar” anlamına gelen “Xinjiang” yada bazı vilayet ve bölge
isimlerini kendi deyimleri ile değişik şekillerde telaffuz etmelerini
ise kesinlikle reddettiğimizi de ilan ediyor, onun yerine ülkenin asıl
ve tarihi ismi olan “Doğu Türkistan”ı kullanıyoruz.
Söz konusu radyo
bilgileri aynı zamanda yıllar yılı Çin’in Doğu Türkistan’ın zenginlik
kaynaklarını nasıl sömürdüğünü ortaya koyan bir itirafname niteliği de
taşıyor.
İşte Çin Uluslararası
Radyosunun konu ile ilgili açıklamalarından bir bölüm:
“…1992'de dışa
açılma boyutunu hızla genişleten Doğu Türkistan 2004 sonu itibariyle 135
ülke ve bölgeyle ticari bağlantı kurdu. Kazakistan ise, Doğu
Türkistan’ın en büyük ve en sağlıklı ticarî ortağı haline geldi. Kazak
yetkililer sanayileşme adımlarının hızlandırılacağını kaydettiler. Alev
Dağı (Yalkun Tağ) Turfan bölgesinde yer alan tanınmış bir turistik
bölge. Burada uzun süren petrol arama çalışmaları sonucunda Alev Dağın
(Yalkun Tağ) altında 300 milyon ton petrol ve doğal gaz yatağı
bulunduğu, bunların 70 milyon tonluk kısmının değerlendirilebilir halde
olduğu tespit edildi. Birkaç yıl sonra Alev Dağı'nı ziyaret eden
turistler, yörenin eşsiz doğal güzelliklerinin yanı sıra, geniş kapsamlı
petrol çıkarma çalışmalarına da tanık olabilecekler.
Doğu Türkistan’ın Balikun
ilçesi'nde yer alan Santanghu havzasında 1950'li yıllarda başlatılan
petrol arama çalışmaları, uzun bir dönem fazla sonuç getirmemişti.
Ancak 2004 yılında yeni
yöntemlerle yeniden başlatılan petrol arama çalışmaları sonucunda bu
havzada 180 milyon tonluk petrol ve doğal gaz rezervi bulundu. Burası,
önümüzdeki üç yıl içinde yılda 500 bin tonluk petrol üretim kapasitesine
ulaşacak.Bunun dışında Turfan-Hami Çukuru'nun kuzeyinde de 110 milyon
ton petrol ve 37 milyar 200 milyon metreküp doğal gaz rezervi bulundu.Bu
yeni keşiflere dayanarak, Turfan-Hami Petrol Havzası İşletmesi, üretim
hedeflerinde önemli değişiklikler yaptı ve 11. Beş Yıllık Gelişme
Planı'nın sona ereceği 2010 yılında yıllık petrol üretimini 2 milyon 300
bin ton, doğal gaz üretimini de 2 milyar metreküp olarak belirledi…
…Uzmanlar, Doğu Çungarya Kömür Havzası'ndaki tahmini kömür rezervinin 390 milyar tona
ulaşabileceğini de belirterek önümüzdeki 4-5 yıl boyunca yapılacak yeni
arama ve keşif çalışmalarıyla burasının İç Moğolistan Özerk
Bölgesi'ndeki Erdos Kömür Havzası'nı geride bırakarak, dünyanın en büyük
kömür havzalarından biri haline gelmesine kesin gözle baktıklarını da
ifade ettiler. Doğu Türkistan Jeoloji ve Maden Kaynakları Arama ve
Değerlendirme Müdürlüğü'nün gerçekleştirdiği bu çalışma, daha önce 97
milyar 800 milyon ton kömür rezervi bulunduğu tespit edilen Doğu
Türkistan’daki kömür rezervini büyük ölçüde artırarak Doğu
Türkistan’daki kömür üretimine geniş ufuklar açtı. Alınan bilgilere göre
Doğu Çungarya Havzası'nda bugün 12 bölgede keşif ve arama çalışmaları
sürdürülmektedir.
Havza,sahip olduğu büyük
kömür rezerviyle Doğu Türkistan’ın önde gelen enerji şirketlerinin
öncelikli yatırım alanı haline geldi. Uzmanlar, dünyada bunun benzeri
büyük kömür havzalarının sayısının son derece sınırlı olduğuna işaret
ederek, Doğu Çungarya Havzası'nın aynı zamanda Doğu Türkistan’ da kömüre
dayalı en büyük elektrik ve kimya sanayisi merkezi haline geleceğini,
böylece Doğu Türkistan’ın Batıdaki Doğal Gazı Doğuya Taşıma Projesi
kapsamında Doğu Türkistan’ın güneyindeki Tarım Havzası'ndan başlayıp
ülkenin doğusunda yer alan Shanghai şehriyle Zhejiang eyaletinde son
bulan 2400 kilometre uzunluğundaki doğal gaz boru hattı, Doğu Türkistan
ile ülkenin doğusu arasındaki mesafeyi azalttığı gibi, bölgenin enerji
ve kaynak koridoru olması yolunda atılan önemli bir adım oldu.
Bununla birlikte Doğu
Türkistan ulaşım koşullarını düzeltmek için de büyük çaba harcıyor.
Bunun bir örneğinin inşaatına kısa süre önce başlanan Çin-Kazakistan
demiryolu hattını gösterebiliriz. Kazakistan'da mevcut olan geniş raylı
demiryolu hattı, Çin'deki demiryolu sistemine uymuyor. Bu durum, Doğu
Türkistan ile Kazakistan arasındaki demiryolu taşımacılığının
gelişmesini engelliyor. Bu engel, yeni kurulacak demiryolu hattıyla
kalkacak. Toplam uzunluğu 3070 kilometre olan bu hat 3.5 milyar dolara
mal olacak olan Çin-Kazakistan demiryolu hattının 2010 yılında hizmete
girmesiyle Çin ve Kazakistan arasındaki demiryolu taşımacılığı, büyük
ölçüde kolaylaşacak, Çin ile Avrupa arasında mal taşıma süresi yarıya
inecek ve Çin, aynı zamanda Hindistan, Japonya ve Güneydoğu Asya
ülkelerine mal transit hizmetleri verebilecek. Doğu Türkistan’ın enerji
ve kaynak koridoru olma yolunda attığı adımlar, bölgenin dış ticaretine
de büyük kolaylık sağladı…”
Öyle anlaşılıyor ki;
Kazakistan-Çin paslaşması ve dayanışması ile Doğu Türkistan’ı epey büyük
sıkıntılar bekliyor. Burada, Çin’in şimdiye kadar Doğu Türkistan’dan
gasp edip götürmekte olduğu ve yalnızca bir iki bölgedeki aramalarda
ortaya çıkartılan Petrol, Doğalgaz ve kömür rezervlerinden bahsettik.
Oysa ki; Doğu
Türkistan’da var olan zenginlik kaynakları yalnızca Petrol, Doğalgaz ve
Kömürden ibaret olmayıp, bunlardan başka 130 çeşit civarında değerli
maden türü de buradan çıkartılmakta ve devamlı bir surette Çin’e
taşınmaktadır… Tarih:19.06.2006
Çinlileri Kovup Doğu
Türkistan’ı Özgürleştirelim
Doğu Türkistan’ın normal
haritası. Güney doğumuzda işgalci Çin devleti komşu olup, batıda Kaşgar
doğuda Kumul’a kadar, kuzeyde Altaydan güneyde Çerçen ve Çarkalık’a
kadar olan topraklarımıza saldırarak işgal eden Çinlileri tertemiz kovup
atsak işte o zaman bizim özgürlük şafağımız atıp, vatanımız rengarenk
çiçeklere bürünür.
Halkımız hürriyete
kavuşur, hakiki manada baht ve saadet bizlere de kapısını açar. Mücadele
edelim, Çinlileri kovup Doğu Türkistan’ı özgür yapalım, bağımsız Doğu
Türkistan Cumhuriyetini eskisi gibi tekrar kuralım! Günden güne daha da
kudurmakta olan saldırgan Çinlilere karşı mücadeleye atılalım! 12’de
16. Sayfadan
Devam-Aşağıdaki resim terörist Çinlilerin kendilerinin Doğu Türkistan’a
yaptıkları saldırı, gasp ve terör suçlarını dünyadan gizleyerek “Bu
topraklar ezelden beri bizimdi. Şimdilerde ise her tarafını
kalkındırmaktayız. Onun için öncelikle her tarafını kazıp açarak
zenginlik kaynağı keşfettikçe derhal çıkartarak Seddin içerisine
nakletmezsek olmaz. Diyerek batılı devletleri, BM’i, Dünya kalkınma
bankasını aldatarak bu üst seviyeli çevre yolunu yapabilmek için faizsiz
kredi aldılar.
Adaletten çok göz
önündeki menfaatin daha önemli bir yer tuttuğu bu rezil dünyada
saldırgan teröristlere dünya bankası faizsiz borç verdi. “Kalkınma için”
verilen bu borç paranın bir kısmını Pekin’deki baş terörist Çinlilerin
aileleri ceplerine attılar. Bir kısmını da Wang Leguen başta olmak üzere
vatanımıza işgal, gasp, soygun, terör estirmek ve soykırım için gelen
düşman büyükbaşları yediler. Bir kısmını da Seddin ötesinden vatanımıza
yasal olmayan yollarla giren Çinliler, yol ve inşaat şirketleri kurarak
yite kalka bitirdiler. Diğer bir kısmın da yine vatanımıza yasa dışı
yolarla işgalci sıfatıyla giren Çinlileri işe yerleştirmek,yol
polislerinin sayısını arttırmak ve düzene sokmak,soygunculuğa güvence
vermek için halkımıza yöneltilen gözetlemeyi arttırmak gibi devlet
terörizmi icra etme işlerine kullanıldı.
Siz Ürümçi ile Turfan
arasına yapılan bu çevre yolunu görerek Bizim yurdumuzun yolları amma
da harika olmuş!" diyerek sevinmekte acele etmeyin.
Bu yollar sizin ve bizim
için değil, işgalci Çinlilerin işgal alanlarını genişletmek için, talan
ve soy kırım faaliyetlerine hız kazandırmak için yapıldı. Bu çevre
yolunun iki tarafına bakacak olursanız pervaneler görürsünüz. Bu
pervaneler Davançing etrafında yıl boyunca rüzgâr estirdiği için Çinli
işgalciler talan için gelen Çinlilerin suç işleme ve yaşama
ihtiyaçlarını gidermek için yapılan Rüzgardan elektrik üretme
istasyonlarıdır. Bizim topraklarımızda ve gökyüzünde Allah tarafından
çıkartılan rüzgârları da Çinli işgalciler sahiplenerek kendileri için
hizmet ettirmektedirler. Bu yolun kimler için yapılmış olduğunu anlamak
için birkaç yerdeki köprüleri havaya uçurarak kaçıp gidelim. (Devam
Edecek)
Kaynak: xitayterrorchilar.blogspot.com
Uygurcadan Çeviren:
Mehmet Emin Batur
Türk`ün yolunu kesmek
Şanghay İttifakı, Çin’le
Rusya’nın iş birliği projesidir. Amaç açıktır: Asya kıt’asına yabancı
sayılan Birleşik Amerika’nın bu kıt’ada yolunu keserek, cihan devleti
pozisyonunu ve çalımını bozmak.
Ancak Çin’le Rusya, iki
büyük rakip ülkedir. Samimi dostlukları zordur. Komünizm bile onları
yakınlaştıracağına, büsbütün ayrıştırmıştı. Çin, Doğu Sibirya’nın,
vaktiyle Rusya tarafından hileyle elinden alındığı iddiasındadır. Doğu
Sibirya’da bugün milyonla kaçak Çinli göçmen ve işçinin biriktiği
söyleniyor.
Kaldı ki Rusya, bir
Avrupa devletidir. Avrupa uygarlığının münakaşasız parçasıdır. Dünya
ekonomisini yönlendirmeye soyunan en zengin 7 Batı devletinin 8.’si
olarak, kapitalist dünyaya katılarak güneşte yerini almaya
hazırlanmaktadır. Bu arada çok büyük çapta bir devlet adamı olan
Putin’in, önümüzdeki yıl kesinlikle başkanlıktan çekileceğini beyan
etmesi, beni hayran bıraktı. Yazmadan geçemedim.
Şanghay’da Putin, İran
Cumhurbaşkanı Ahmedinecad’a uzun uzun iltifat etti. İlk defa
görüşüyorlardı. İran, henüz bu ittifakın üyesi değildir. Müşahit
sıfatıyla Şanghay zirvesine katıldı.
Amerika’ya karşı tam bir
gösteri idi. Türk dünyası ve bu dünyanın yıldızı Türkiye için dehşetli
gelişmeleri içermek istidadında bulunduğu muhakkaktı. Orta Asya
devletlerinin iştiraki ile bu müthiş gerçek gölgeye itiliyor. Rusya,
İran ve Çin, Türk âleminin çok büyük parçalarını pençelerine
almışlardır. Asya tarihini oluşturan Türk’ün, yeniden emperyalist
hamlelerini engellememesi için, o kadar eskimiş sayılan kural hâlâ
geçerlidir: Türkiye ile Türkistan’ın arasını kesmek. Bu işi ise ancak
Rusya ile Çin’den destek alan İran başarabilir. Bu üç devlette hâlen,
Türkiye nüfusu kadar bir Türk nüfusu yaşıyor. Bu durumu göremeyen, pas
geçen bir politika, gerçeklere oturmaz. Türkistan ile Kafkasya’yı
paylaşarak Türk’ü bertaraf etmek siyaseti açıktır. Amerika buna karşı
çıkar endişesi, Şanghay İttifakını doğurdu. Biz Türkiye’de Bizans üslûbu
münakaşalara dalmanın rehavetini yaşarken, Türk’ün birkaç asır için
geleceğinin tehdide maruz kaldığını, havsalamız almıyor. Türkiye
Gazetesi- 19 Haziran 2006
Şanghay İşbirliği
Örgütü, Türkiye’ye göz kırpıyor
Şanghay İşbirliği Örgütü,
enerji işbirliği ve bölgesel güvenlik konusunda
işbirliğini geliştirme kararı aldı. Zirveye
gözlemci olarak katılan İran Cumhurbaşkanı
Mahmud Ahmedinejad, ülkesinin karşı karşıya
olduğu nükleer krizle ilgili olarak bugün bir
basın toplantısı düzenleyecek. Ahmedinejad'la
görüşen Rus lider Vladimir Putin, "İran, kendisine sunulan nükleer
teşvik paketini görüşmeye hazır." dedi. Zirvede Türkiye'nin
gözlemci üyeliğine de yeşil ışık yakıldı.
Zirveyle ilgili basın toplantısı düzenleyen Çin Dışişleri Sözcüsü Liu
Jianchao, Cihan Haber Ajansı'nın konuyla ilgili
sorusu üzerine "Türkiye'nin henüz gözlemci
üyelik başvurusunda bulunmadığını; ancak Ankara'nın ŞİÖ'ye ilgi
göstermesini olumlu karşıladıklarını" aktardı. "Türkiye'nin aramıza
katılmasına hoş bakarız. ŞİÖ şeffaf bir kuruluştur." diyen sözcü,
"Türkiye gibi ülkelerle işbirliği ve koordinasyona hazırız."
ifadelerini kullandı. Böylece Rusya'dan sonra teşkilatın diğer büyük
ortağı Çin'den de Ankara'ya olumlu sinyal gelmiş oldu. Teşkilata ilgi
duyan Başbakan Tayyip Erdoğan, ocak ayındaki
görüşmesinde Putin'den "ŞİÖ ile işbirliği için
destek" istemiş, Rus lider de bu teklifi ‘çok
olumlu' karşılamıştı. Çin, Rusya, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan ve
Tacikistan'ın tam üye olduğu ŞİÖ'nün halihazırda 4 gözlemci üyesi var:
İran, Hindistan, Pakistan ve Moğolistan.
Dünkü zirveye başkanlık
eden Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao, konuşmasında ülkesinin ŞİÖ'yü
güçlendirmeye yönelik politikasını anlattı. Terörizm, bölücülük,
radikalizm ve uyuşturucu kaçakçılığına karşı dayanışmanın
derinleştirilmesi vurgulanan zirve deklarasyonunda ekonomik işbirliğinin
yanı sıra kültür, sanat, eğitim ve turizm gibi alanlarda da sistemli
diyalog kurularak dünya barışına katkı sağlanmasının önemine dikkat
çekildi. Deklarasyonda BM Güvenlik Konseyi'nde daha adil bir yapılanmaya
gidilmesi ve BM'nin bir sonraki genel sekreterinin Asyalı olması da
talep edildi. Bildiride, enerji işbirliğinin "birinci öncelik" olarak
zikredilmesi dikkat çekti. Zirvede konuşan Ahmedinejad da, Çin, Rusya
ve Orta Asya ülkelerinin enerji konusunda daha etkili işbirliği yolları
aramalarını istedi. Ahmedinejad, toplantıya katılan 11 ülkenin enerji
bakanlarını işbirliği yollarını ele almak üzere İran'da toplantı
düzenlemeye çağırdı. Zirve dolayısıyla Şanghay'da 60 bin polis görev
yaparken, ilk ve orta dereceli okullar ile devlet kurumları 3 gün tatil
edildi. Zirveye, ŞİÖ üyesi olmayan Afganistan Devlet Başkanı Hamid
Karzai de katıldı.
Sehit Piyade Er Son
Yolculuguna Uğurlandı
Bingöl`de teröristlerin
askeri birliğe düzenlediği saldırıda şehit olan piyade er Ömer Yankayıs
(21) için Denizli`de tören düzenlendi.
Şehit er Yankayıs için
Delikliçınar Meydani`ndaki Yeni Camii`de tören düzenledi. Yankayıs`in
cenazesi camiye getirildiğinde tabutu gören anne Huri Yankayıs, fenalık
geçirdi. Gözyaşını tutamayan anne Yankayıs, yakınlarının desteğiyle
ayakta durabildi.
Şehit erin kardeşleri
Hüseyin, Mehmet ve Ramazan Yankayıs ise cenaze töreni boyunca tabutun
başından ayrılmadı. Sürekli ağlayan Yankayıs kardeşler, terör örgütüne
lanet yağdırdı.
Törene katılan
vatandaşlar da terör örgütü aleyhine sloganlar attı. Balkonlara çıkan
Denizlililerin de ağladıkları görüldü.
Denizli Müftüsü Mahmut
Gündüz`un kıldırdığı cenaze namazından sonra, bir sure omuzlarda ve
ardından top arabasında taşınan Yankayıs`in cenazesi, toprağa verilmek
üzere doğum yeri olan Tavas`in Yukarı Boğaz köyüne oturuldu.
Cenaze törenine şehidin
ailesi, Denizli Valisi Gazi Simsek, Denizli Belediye Başkanı Nihat
Zeybekçi, subaylar ve kalabalık bir vatandaş topluluğu katildi.
Bingöl-Elazığ karayolunda
seyreden askeri birliğe, teröristler tarafından acılan ilk ateş ve çıkan
çatışmada 1 asker şehit olmuş, 8 asker yaralanmıştı.
ÇİC Cumhurbaşkan
Abdulhalim Sadulayev şehit oldu
Çeçenistan İçkerya
Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı danışmanı İbragim Mejidov, Cumhurbaşkanı
Abdulhalim Sadulayev'in çok sayıda Rus işgalcisi ve Rusya yanlısının
Argun şehrinde düzenlediği operasyonda mücadele ederken şehit olduğunu
açıkladı. Detaylı bilgilerin daha sonra verileceğini bildirildi.
Hatırlatalım, Çeçen tarafı, Rus ve hain iddialar hakkında bir açıklamada
bulunmamıştı.
Rus işgalci kaynakların
haberine göre, bu sabah Argun'da meydana gelen çatışma sonucu Çeçen
Lider Sadulayev hayatını kaybetti. Hainlerin iddialarına göre,
Sadullayev'in cesedini onu çok iyi tanıyan kişilerce teşhis edildi. Rus
medya organlarının bildirdiğine göre, Argun'da meydana gelen çatışmada 2
FSB elemanı yok edildi.
Ayraca, en az 2 kişinin
çatışma esnasında karanlıktan istifade ederek kaçmayı başardığı
duyuruldu. Rus yanlısı kukla liderler, Sadullayev'in öldürülmesinin
“büyük bir başarı” olduğunu ve mücahitlere “şiddetli bir darbe”
olacağını söyledi. Argunlu olan Sadullayev, verdiği tüm röportajlarında
öldürülmesi halinde cumhurbaşkanlığına kendisinden sonra Dokka Umarov'un
geçeceğini ifade etmişti. Kavkaz Center
Rumsfeld'den Çin'e
Çağrı
Çin, her yıl savunmaya 30
milyar dolar harcadığını söylüyor. Ancak Amerika Savunma Bakanlığı
Çin’in savunma bütçesinin aslında 90 milyar dolar olduğunu tahmin
ediyor.
Amerika Savunma bakanı
Donald Rumsfeld, Çin’i askeri harcamaları konusunda daha açık olmaya
çağırdı. Singapur’daki bir uluslararası güvenlik konferansında konuşan
Rumsfeld, Çin’in küresel ekonomideki payı büyürken, saydam olmasının
çıkarlarına daha iyi hizmet edeceğini belirtti. Çin, her yıl savunmaya
30 milyar dolar harcadığını söylüyor. Ancak Amerika Savunma Bakanlığı
Çin’in savunma bütçesinin aslında 90 milyar dolar olduğunu tahmin
ediyor. Rumsfeld, Çin ve Rusya’nın, İran’ı Şangay İşbirliği Örgütü'ne
katma girişiminden kaygı duyduğunu da söyledi. Amerika Savunma Bakanı,
Tahran’ın terörist bağlarının örgütün amaçlarıyla çeliştiğini savundu.
'İran'ın Örgüte
Katılması Bana Garip Geliyor'
Savunma Bakanı Donald
Rumsfeld, İran’ın dünyanın önde gelen terörist ülkelerinden biri
olduğunu vurgulayarak Şangay İşbirliği Örgütüne davet edilmesinden
şaşkınlık duyduğunu söyledi.
Rumsfeld” İran, Hamas’ı
destekliyor, Hizbullah’ı destekliyor, terörist faaliyetlere karıştığı
yolunda uzun bir geçmişi var. Böyle bir ülkeyi terörle mücadele amacıyla
kurulmuş bir ögrüte almak bana çok garip geliyor” şeklinde konuştu.
Çin, Rusya ve bazı Orta Asya ülkelerinden oluşan Şangay İşbirliği
Örgütü, çeşitli hedefler dışında terörle mücadeleyi de amaçlıyor. İran
Cumhurbaşkanı örgütün bu ay sonu Şangay’da yapacağı toplantıya gözlemci
olarak davet edildi.
Rumsfeld bu
eleştirileri, bugün Singapur’da düzenlenen 23 ülkenin savunma
yetkililerinin katıldığı özel bir güvenlik konferansında yaptı. Amerika
Savunma Bakanı konuşmasında Çin’i de savunma bütçesi konusunda daha
açık olmaya çağırdı.
Çin’in askeri
yatırımlarında sürdürdüğü gizliliğin bazı komşuları için kaygı
uyandırdığını belirten Rumsfeld, açık olmanın Pekin yönetimine de yarar
getireceğini söyledi. Bakan, ticaret ortağı olan ülkelerin, askeri
niyetlerini bilirlerse Çin’e yatırım yapma konusunda kendilerini daha
rahat hissedeceklerini vurguladı. Rumsfeld, Kuzey Kore’yi de daha açık
olmaya, Libya’yı örnek alarak kitle imha silâhlarından vazgeçmeye ve
uluslararası topluluğa yeniden katılmaya çağırdı. Donald Rumsfeld
konuşmasında Pakistan ve Afganistan devlet başakanlarını terörle
mücadeleye yaptıkları katkılardan ötürü övdü. Rumsfeld, Amerika’nın Asya
ülkelerinin terörle mücadelede askeri işbirliğini arttırmasını
memnunlukla karşıladığını da belirtti.
Rauf Denktaş:“Allah ve
vatan aşkını iyi bilin!”
KKTC 1. Cumhurbaşkanı
Rauf Denktaş, Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi (KTMÜ)
öğrencilerine seslenerek, “Allah aşkı ve korkusuyla vatan aşkını iyi
bilmelerini” istedi.
KTMÜ’nün davetlisi olarak
dört gündür Kırgızistan’da bulunan Rauf Denktaş, dün KTMÜ’nün 2006 yılı
mezuniyet törenine katıldı. Üniversite bahçesinde düzenlenen törende,
KTMÜ Rektörü Prof. Dr. Karıbek Moldobayev ve Rektör Vekili Prof. Dr.
Seyfullah Çevik, konuşmalarında Denktaş ve mücadelesi hakkında bilgi
aktardılar. Ardından KTMÜ Senatosunun Denktaş’a “fahri doktora
verilmesi” kararı, Rektör Moldobayev ve Rektör Vekili Çevik tarafından
Kırgızca ve Türkçe okundu. Üniversite Senatosunun 25 Ekim 2005 tarihinde
“hayatını ülkesine ve Türk Dünyasına adaması, bu dava uğruna hiç
tavizsiz, şerefle mücadele etmesi, çabaları ve eserleriyle Türk kültür
ve medeniyetine katkı sağlaması, KKTC’nin dünya sahnesine çıkmasının
yolunu açması” sebebiyle kendisine fahri doktora unvanı verilen
Denktaş’a üniversitenin cüppesi giydirildi.
‘KKTC adına alıyorum’
Rauf Denktaş yaptığı
konuşmada, “bu unvanın kendi başarısı için değil, hak ve hürriyeti için
her şeyini ortaya koymuş bir halkın mücadelesi adına bu uğurda can
veren, şehit olan, gazi olan Kıbrıs Türk halkı adına aldığını ve
teşekkür ettiğini” söyledi. Denktaş, gençleri “Allah aşkını ve vatan
aşkını iyi bilerek; vatan için, hürriyet için mücadele etmeye;
vatanlarını, hürriyetlerini ortadan kaldırmaya çalışanlara karşı bir
duvar gibi dik durmaya” çağırdı.
İran devleti boykot
ediliyor
Güney Azerbaycan milli
hareketinin İran içindeki önderlerinin, Fars rejimine karşı
başlattıkları eylemler, açlık grevleriyle devam ediyor.
Müge Çetinkaya-Güney
Azerbaycanlı milliyetçilerin geçtiğimiz ay itibariyle başlattıkları
milli ayaklanma, üzerinden bir ay geçmesine rağmen dinmemiştir. Gule
Mirza Emani, Abbas lesani, Cevad Abbasi gibi Güney Azerbaycan milli
hareketinin İran içindeki önderlerinin, Fars rejimine karşı
başlattıkları eylemler, açlık grevleriyle devam ediyor. Geçtiğimiz yıl,
bölücülük suçlamasıyla mahkemeye sevk edilen Abbas Lesani, mahkeme
heyetinin önünde Farsça konuşmayı red etmiş, savunmasını Türkçe olarak
vermişti. Bu iddialı çıkışından dolayı bir ay zindan cezasına
çarptırılan Lesani, milli mücadelesini yılmadan sürdürüyor. Mayıs ayı
ortasında başladığı açlık grevinden vazgeçmeyen, sağlık durumunun
ciddileşmesine rağmen tıbbi destek ünitelerini red eden Lesani beyin,
hızla kilo kaybetmekte olduğu ve hayati organ fonksiyonlarının tehlikeye
girdiği bildirildi. Açlık grevi yaparak Fars hakimiyetini protesto eden
diğer milliyetçilerin adları şöyledir : Mehdi Muhammed Pur, Rahim Kulami,
Davut Esadi, Vahid Dergah, Celal Tegavi, Cafer Subhani, Ekber Hub, Rıza
Şabani. Azerbaycan siyasi mahpusları müdafa komitesi tarafından, bu
milliyetçilerin sağlık durumlarının ciddi olarak tehlikeye girdiği
bildirilmiştir.
İran gazetelerinden
Türk milli varlığına bir hakaret daha
Müge Çetinkaya-İran`ın
resmi yayın organı İran gazetesi`nden Türk dünyasına yapılan “lağım
böcekleri” hakaretinden sonra, yine İran rejiminin bir başka yandaşı
Şark gazetesinde Türklere nefret kusuldu. Azerbaycan Türk tarihinin
abide milli lideri Settar Han`ı hedef alan Şark gazetesi, haziran ayı
başında Güney Azerbaycanlı gazeteci ve aydınlar tarafından mahkemeye
verildi. Güney Azerbaycan milli hareketinin mimarı, 1905 yılında İran
Türkleri arasında Ulusçuluk tohumunu ekerek, söndürülmeye çalışılmış
milli ruhlarını harekete döndüren yüce önder Settar Han`ın manevi
şahsiyetine yapılan saldırılarda ; onun karaktersiz, zafiyetlerine esir
olan, emeği ile geleceğini kazanamayan aciz biri olarak yazılması, Türk
dünyasından özür dileyip hatalarını telafi etmeye uğraşacakları yerde,
daha da cahilleşerek küstahlaşan Fars hakimiyetinin Türklere beslediği
bitmez tükenmez kinin yeni bir ayağı olmuştur. Başka milletleri tahkir
eden hastalıklı rejim ve ideolojilerin, tarihin çöp kabındaki yerlerini
bir an önce almalarını temenni ediyoruz.
Kerkük'te Türkmenlere
Yine Saldırı: 16 ölü , 33 yaralı
Irak'ın Kerkük Kentinde
Düzenlenen 3 Ayrı Terör Saldırısında En Az 16 Kişi Öldü, 33 Kişi
Yaralandı
Irak'ın Kerkük kentinde
düzenlenen 3 ayrı terör saldırısında en az 16 kişi öldü, 33 kişi
yaralandı. Polis kaynakları, Kerkük'te belli aralıklarla yapılan bombalı
saldırılarda en az 16 kişinin öldüğünü, 33 kişinin de yaralandığını
açıkladı. İlk saldırı yerel saat ile 07.30'da yapıldı. Şii Türkmen
toplumun yaşadığı semtte bombalı araçla bir pazar yerine yapılan
saldırıda 13 kişi hayatını kaybetti, 18 kişi yaralandı. Yaklaşık yarım
saat sonra bir araçla polis merkezine intihar saldırısı girişiminde
bulunuldu. Polisin araca ateş açması sonucu meydana gelen patlamada 2
polis hayatını kaybetti, 8 sivil yaralandı. Kerkük'ün güneyindeki
Hurriyah semtinde üst düzey bir polis yetkilisini hedef alan intihar
saldırısında da 1 koruma hayatını kaybetti, 7 kişi yaralandı. Kerkük'te
geçtiğimiz Pazar ABD ve Irak güçleri tarafından yapılan operasyonda 8
kişinin yakalanmasının ardından terör saldırılarının yapıldığına dikkat
çekildi.
İpek Yolu geçişi
açılıyor
Çin ve Hindistan
arasında, 44 yıldır kapalı olan bir sınır geçişinden yeniden ticarete
başlanmasını öngören bir anlaşma imzalandı.
Sınır anlaşmazlığı
Nathu La geçişi 1962
yılında Çin ile Hindistan arasında savaşın patlak vermesinin ardından
kapanmıştı.
Tarafların halen toprak
anlaşmazlıkları bulunuyor.
Hindistan Çin'i Keşmir
bölgesinde 32 bin kilometrekarelik toprağını işgal etmekle suçluyor.
Pekin ise Hindistan'ın kuzeydoğu eyaleti Arunaçal Pradeş üzerinde hak
iddia ediyor. Ancak geçtiğimiz yıl Çin, Nathu La'nın bulunduğu Sikkim
eyaletinin Hindistan'a ait olduğunu kabul etmişti. Hintli yetkililer,
sınır ticaretinin başlamasının iki ülke arasındaki sorunların
giderilmesine de yardımcı olacağını söylüyor.
|