Yukarı
23.Sayı
23.Sayı Uygurca
Aile
İstiklal 23 Tam sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

AKREBİN KISKACINDAKİ TÜRKİSTAN

 

Türklerin yaşadığı yer, Türklerin vatanı anlamlarına gelen Türkistan toprakları, tarih boyunca Çinlilerin ve Rusların iştahını kabartan bir cazibe merkezi olma durumunu hep korumuştur. Büyük Türkistan'ın doğusunun 1759 yılından itibaren aralıklarla Çinliler tarafından işgal edilmeye başlamasından sonra bu Türk topraklarının adı Doğu Türkistan, batıda kalan toprakların adı da Batı Türkistan olarak anılmaya başlanmıştır.
19. Yüzyılın birinci yarısının başlarından itibaren Rusların hegemonyası altında yaşamak mecburiyetinde kalan Batı Türkistan'daki Türk boyları, (Kazak,Kırgız, Özbek, Tacik, Türkmen ve diğerleri) Sosyalist ve komünist sistemlerin klâsik ve en güçlü silâhı olan “Böl, parçala ve hükmet” politikası gereği, “Sen Kazak'sın, Sen Kırgız'sın, Sen Özbek'sin” vs. gibi her bir Türk boyunu ayrı bir millet, her bir lehçeyi de ayrı bir dil gibi dayatarak Türk boyları arasındaki tesanütü, dil ve yazı birliğini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaları ile karşı karşıya kalarak birbirlerini yeterince tanıma ve birbirleri ile yakınlaşma imkânı bulamadılar.
1990 yılının başlarında Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası Batı Türkistan Türkleri Bağımsız birer devlet kurma şansını elde ettiler…Fakat bu güne kadar Rusya Federasyonunun Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinden tamamen vazgeçtiğini, oralardan ümidini kestiğini yada devletin idarî mekanizmasından ellerini çektiklerini görmedik. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerindeki parlâmenterlerin yarısına yakının Slav(Rus) asıllılardan oluştuğunu da bilmeyen yok.
Bazı bölgelerde halen Lenin heykellerinin kaldırılmadığını, Sovyetler Birliği döneminden kalma “of”, “ov” ve “viç” gibi eklerin Müslüman Türk isimlerinin sonunda Rusların taktığı birer melanet halkası olarak taşınmaya devam edildiğini, üstelikte 1990 sonrası doğan Türk çocuklarından bazılarına da Rus'ça isimler konulmakta olduğunu düşünürsek bu nasıl bağımsızlık? Bu nasıl özgürleşmedir anlamak mümkün değil!
Batı Türkistan Türklerinin bağımsız olmalarının hemen ardından, işgali altında bulunan ve Kazakistan ile, Kırgızistan'a sınırı bulunan Doğu Türkistan'ın da Batı Türkistan Türkleri gibi bağımsız olma kulvarına girebileceği endişesi ile paniğe kapılan Komünist Çin Doğu Türkistan'ın Kuzey-batı sınırlarına askeri yığınak yaptıktan sonra Batı Türkistan devlet adamları ile bir dizi sözde güvenlik ve ekonomik işbirliği anlaşmaları imzaladı. Aradan geçen 15 yılın sonunda ise, Batı Türkistan devletlerinde Çin'in siyasî, askeri ve ekonomik açılardan nüfuzu oldukça etkili hale geldi… Henüz toparlanma ve kalkınma süreci içinde olan ve yeterli devlet tecrübesi bulunmayan Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri, Rusya Federasyonu ve Çin ablukası denilebilecek bir ikili kıskaç arasında gerçek bağımsızlığın vasıflarını yakalama mücadelesi verirken bu defa da, ne pahasına olursa olsun dünyanın tek hakimi olma yolunda zücaciye dükkânına girmiş fil misali her tarafı yakıp yıkmakta bir beis görmeyen Amerika'nın “Ben de varım” dediği bir şeytan üçgeninin ortasında kalakaldı…
Seksen yıla yakın bir süre boyunca işgal altında olmanın getirdiği felç olmuşlukla milli ve dini benliklerinde dejenerasyonlar yaşayan, Millet olmanın şuuruna tam olarak erişme fırsatını yakalayamayan ve neredeyse “Bağımsızlık” kavramının ne anlama geldiğini dahi tamamen unutmak üzere iken bağımsız birer devlet olarak dünya sahnesine çıkan Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerine samimiyetle, ve fedakârlıkla, gerçek anlamda destek olan, yol yordam gösteren ve devlet tecrübesinden istifade ettiren bir dünya devleti de çıkmadığından dolayı geçmiş yıllarda oldukça zor merhaleler atlattılar. Üstelik şimdilerde ise, Rusya, Çin ve Amerikanın ayak oyunları ve köşe kapmacalarının oluşturduğu gizli ve alenî kum fırtınaları ve kasırgalar ile karşı karşıya kalmak üzereler…
Artık 15 yılı geride bırakan Batı Türkistan Türk Cumhuriyeti idarecileri kendi tırnakları ile kendi başlarını kaşımak mecburiyetinde olduklarının bilinci içerisinde gerçekten bağımsız birer devlet olduklarını, Lenin heykellerini ve isimlerinin sonlarındaki melanet halkası ekleri kaldırıp atarak göstermelidirler. Bağımsız birer devlet olduklarını, Komünist Çin cellâtlarının giyotinlerinde can vermemek için kendilerinden siyasî sığınma talebinde bulunan kahraman Doğu Türkistan mücahitlerine sahip çıkarak, onları koruyup kollayarak, uluslar arası insan hakları sözleşmelerinde yer alan haklardan sonuna kadar yararlanmalarını sağlayarak göstermelidirler. Çünkü, tarihin hiçbir döneminde Doğu Türkistanlılar Batı Türkistan Türklerine ihanet etmediler, Doğu Türkistan'ın yılmaz mücahit liderleri olan İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler ömürleri boyunca Doğu Türkistan davasına olduğu gibi o zamanlar eski Sovyetler Birliğinin esareti altında bulunan Batı Türkistan'ın da kurtuluşu için mücadele vermişlerdir.
Şurası bir gerçek ki; milletlerin öncelikle kendi beyinlerinde, yüreklerinde ve ruh alemlerinde özgür yaşamayı arzu etmeleri, özgürlüğe muhakkak kavuşacaklarına inanmaları, bunun için canla başla mücadele vermeleri ve özgürlüklerine kavuştuklarında da özgürlüğü içlerine sindirmeleri, tam bağımsız bir devletin özgür bireyleri olarak yaşamanın gereklerini de bihakkın yerine getirmeleri gerekiyor.

 

İstanbul’da Çin mallarına protesto

 

İstanbul Eminönü’nde Çin mallarının piyasayı işgal ettiğini öne süren esnaf, Çin malı çanta ve ayakkabıları yaktı. Eminönü çevresinde çanta, ayakkabı ve deri konfeksiyon işiyle uğraşan esnaf, Beyazıt tramvay durağı önünde toplandı. “Küreselleşme dediniz kökümüzü kazıdınız, kahrolsun Çin malları ” yazılı pankart açan esnaf, artık iş yapamaz noktaya geldiklerini vurguladı. Çin malı ayakkabı ve çantaları yakan esnaf, Gedikpaşa’ya kadar da yürüyüş yaptı.

Çin Mallarına Karşı “Çin Yapımı Değildir” Markası Çıktı,

Sıra AB'den Onay Almada  Cebelitarık Merkezli Alvito Holdings Limited deri, deri giysiler, çanta, giyim eşyalarından oluşan ürünlerini "Not made in China" yani "Çin malı değildir" markası ile satmak için harekete geçti. Firma ilk adım olarak ise markanın 25 Avrupa ülkesinde geçerli olması için Topluluk Markası Ofisi'ne başvuru yaptı. Ancak bu arada Çinliler de boş durmadı. Bu başvurunun kendi ülkeleri ve mallarına karşı bir komplo olduğunu iddia eden Çinlilerin protesto imzaları Avrupa Komisyonu'na ulaştı.

 İstanbul Beyazıt'ta bir grup esnaf, Çin mallarını protesto amacıyla, bu ülke yapımı bazı ürünleri yaktı.

Gedikpaşa ve Çevresi Esnaf Platformu üyesi bir grup, Beyazıt'ta toplandı. ''Çin mallarına hayır'' şeklinde sloganlar atan grup, ayrıca ''Çin malı alan vatandaş haindir'', ''Küçük üretici Eminönü'nde de var, Paris'in göbeğinde de'', ''İki rakibimiz var. Dışarıda Çin, içeride rant'' ve ''Küreselleşme dediniz kökümüzü kazıdınız'' yazılı dövizler taşıdı.Platform adına okunan açıklamada, Çin mallarının, ''deri konfeksiyon, çanta, ayakkabı ve kuyumcu küçük esnafının üzerine kara bulut gibi çöktüğü'' ve işyerlerinin kapanmasına neden olduğu ileri sürüldü.

Açıklamada, Çin mallarını getiren büyük ithalatçıların, hem esnafın ticaretine darbe vurduğu, hem de esnafı bölgeden çıkarmak için elinden geleni yaptığı iddia edildi.

Esnafın çevreyi kirletmediği ve tarihi dokuya zarar vermediği ifade edilen açıklamada, bölgedeki esnafın 1998 yılında binaları boşalttığı ve emlak fiyatlarının düştüğü, bundan belli kesimlerin yarar sağladığı ileri sürülerek, bugün de benzer bir durumun yaşandığı savunuldu. Açıklamada, bölgenin, Türkiye'nin sıcak para kaynağı olduğuna dikkat çekildi.

Grup açıklamanın ardından yanlarında getirdikleri Çin yapımı ayakkabı ve konfeksiyon ürünlerini yaktıktan sonra dağıldı.

Çin Mallarına Karşı 'Çin Yapımı Değildir' Markası Çıktı,

Sıra AB'den Onay Almada  Cebelitarık Merkezli Alvito Holdings Limited deri, deri giysiler, çanta, giyim eşyalarından oluşan ürünlerini "Not made in China" yani "Çin malı değildir" markası ile satmak için harekete geçti. Firma ilk adım olarak ise markanın 25 Avrupa ülkesinde geçerli olması için Topluluk Markası Ofisi'ne başvuru yaptı. Ancak bu arada Çinliler de boş durmadı. Bu başvurunun kendi ülkeleri ve mallarına karşı bir komplo olduğunu iddia eden Çinlilerin protesto imzaları Avrupa Komisyonu'na ulaştı. “Not made in China" için marka başvurusu yapan Alvito Holdings Limited isimli şirket 13 Eylül ve 13 Ekim 2005 tarihlerinde “deri, deri giysiler, çanta, giyim eşyaları” gibi ürünlerde ikisi logolu biri düz yazı olmak üzere 3 adet “Not made in China” markası için 25 AB ülkesinde geçerli olan Topluluk Markası müracaatını gerçekleştirdi. Söz konusu markalar, ana ofis OHIM (Office for Harmonization in the Internal Market-Trade Marks and Designs) tarafından incelenecek ve marka olma özelliklerine haiz olduğuna karar verilmesi halinde, ilan edilerek itirazlara açılacak. Yayın aşamasında bu markalar aleyhine herhangi bir itiraz olmazsa “Not made in China (Çin yapımı değildir) markaları 25 Avrupa Birliği üye ülkesinde yasal marka olma özelliğine kavuşacak.

Alvito Holdings Limited'in bu girişimi Çinliler'in de tepkisini çekti. 13 Mart 2006 ‘da Çin’deki Avrupa Komisyonu delegesine binlerce Çinli vatandaşın protesto imzalarını içeren dilekçe sunuldu. Çin halkının kızgınlığına medya kuruluşları da destek vererek, online imza kampanyası başlattı. Beijing Trademark and Patent Agency kayıtlarına göre; Cnstock sitesi 3 bin imza ve 115 mesaj kayıt ederken, Netease web sitesi 10097 imza ve 357 mesajla bu müracaatlara tepki gösterdi.

'Sorun Yaratmaz'

Yurtdışı marka uzmanı Yasemin Hatipoğlu, "Not made in China" markalarının, tüketici üzerinde markanın orijini veya sahip olduğu özellikler konusunda yanlış algılamaya neden olacak bir izlenim yaratmayacağı görüşünde. Tam aksine aldatıcı marka tüketiciyi aslında sahip olmadığı nitelik ve coğrafi kaynak konusunda yanıltan markadır. Bu marka ise açıkça Çin ile ilgili olmadığı ve ürünlerin Çin ürünleri ile karıştırmaya neden olabilecek nitelikler taşımadığını belirtiyor.

'Not Made in France' Kabul Görmemişti

Dünya’da “Not” olumsuzluk ekini içeren ulusal ve uluslararası pek çok marka müracaatı mevcut. Bunlardan tescil edilmiş olanlar da var. Örneğin İngiltere’ de et ürünleri için Amerikalıların ünlü sosisli sandviçi Hot Dog'a gönderme yapan Not Dog (köpek değil) markası tescil edildi. Bunun yanında Not made in France markası Amerika Patent Ofisi tarafından giyim eşyaları için reddedildi. Not made in France markası sahibi İngiliz firması VRBIA, karara itiraz ederken, "Markanın Fransız ürünleri ile ilgili bir çeşit hiciv ya da Irak’taki savaş sırasında bozulan Amerika-Fransa ilişkileri hakkında esprili bir ifade olarak algılanması gerektiğini" öne sürdü. Ancak Amerika Patent Ofisi bu espriyi hiç de komik bulmadı ve şirketin itirazını da ret ederek Not made in France markasının Amerika’da koruma dışı bırakılmasına karar verdi.

Bir Ülke İtiraz Ederse Başvuru Reddediliyor

AB ülkelerinin tamamı için geçerli olan, Topluluk Markası tescili İspanya’nın Alicante şehrinde kurulan Topluluk Marka Ofisi’nde yapılıyor. Tek bir tescil ile topluluğun ülkeleri olan, Avusturya, Belçika, İngiltere, Danimarka, Almanya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksembourg, Hollanda, Portekiz, İspanya ve İsveç’te markanın korunması sağlanıyor. Topluluk markası için yapılacak başvurular yayınlanarak üye ülkelerin itirazlarına açılıyor.  Hiçbir itiraz gelmemesi halinde, tescil işlemi yapılıyor. Ancak itiraz gelirse Topluluk Marka Tescili isteği reddediliyor. Bu durumda, itiraz etmeyen ülkelere tek tek başvurularak, tescil ihtiyacı çözümlenebiliyor.

 

Türkiye'nin sahip çıkmadığı 5 Uygur Türk'ü Arnavutluk'a gitti

 

ABD'nin aklamasına karşın Türkiye dahil 20 ülke sığınma vermediği için Guantanamo'da esir tutulan beş Uygur'u nihayet Arnavutluk kabul etti

 

Amerika Hükümeti (05.05.2006) Guantanamo da tutulan Uygurlardan 5 ini Guantanamo daki askeri hapishaneden salıverdiler.

Uygur-Amerikan Birliğinin haberinde Amerika Dışişleri Bakanlığı harp suçluları biriminin sorumlusu bu gün öğleden sonra Guantanamo daki askeri hapishanede tutlmakta olan Adil Ablikim, Ababekri Kasım, Ehter Kasım, Eyüp Haci Ehmet, ve Ahmet Adil adlarındaki kişilerin  serbest bırakıldığının haberini vermiştir.

 

Uygur-Amerikan Birliğinin Başkanı Nuri Türkel'in bildirdiğine göre, Guantanamo askeri hapishanesinden serbest bırakılan Uygurlar Arnavutluk'a yerleştirilmek üzere  Tiran'daki B.M Teşkilatı misafirhanesine teslim edilmişlerdir.

ABD'nin 'terörle savaşı'na yanlışlıkla kurban gidip Guantanamo'da dört yıldır tutulan bir grup Uygur'dan beşi, Arnavutluk'un kapılarını açması sayesinde esaretten kurtuldu. Çin'in Doğu Türkistan'daki zulüm politikası sürerken, son dönemde 22 Uygur da Guantanamo'daki esaretleriyle gündemdeydi. ABD'nin 2003'te 'düşman savaşçı' suçlamasından akladığı beş esir, bir türlü özgürlüğe kavuşamıyordu. Çünkü Çin'e iadeleri işkence ve idam anlamına geliyordu. Washington'ın kapısını çaldığı Türkiye dahil 20 ülke ise sığınma vermeyi reddediyordu. Sonunda Bush yönetiminin sessiz müttefiki Tiran, olumlu yanıt verdi. ABD Dışişleri, Pekin'in iade talebini geri çevirdiklerini belirtip "Arnavutluk hükümeti, Çin vatandaşı beş Uygur'u mülteci kabul edeceğini bildirdi" dedi. Sözcü, Tiran'ın 'önemli bir insani jest' yaptığını söyleyip Washington'ın 'minnettarlığı'nı dile getirdi. "Uygurlara insani muamele için azami çabayı gösterdik. Amacımız, onları yaşamlarını yeniden kurabilecekleri bir yere yerleştirmekti" açıklaması yapan Pentagon, Guantanamo'da 'düşman savaşçı' 17 Uygur esir kaldığını söylerken, kimliklerini belirtmedi. Arnavut Dışişleri, 'Beş Uygur, iltica başvurusu yaptı. Yasal prosedür inceleniyor' açıklamasıyla yetinirken, Uygur Amerikan Derneği, beş esirin sağ salim Arnavutluk'a ulaştığını duyurdu. Dernek Başkanı Nuri Türkel, "İnanılmaz bir haber. Her şey çok ani gelişti. Biraz şaşkın olsalar da, beşi de özgür olmaktan mutlu ve sağlıklılar" dedi. Avukat Barbara Olshansky ise, "Bush yönetimi, masumları esir tutmasıyla ilgili mahkemede hesap vermemek için bu kararı aldı" yorumunu yaptı. ABD raporuyla alay Önceki gün Bush yönetimini 22 yıllık işkenceyle mücadele sözleşmesini ihlalden sorgulayan BM İşkenceyi Önleme Komitesi, "Savaş esirlerine kötü muamele yasağını ihlal ettiğinize dair tartışmayı reddetmek için istihbarat faaliyetleri mazeretinin arkasına sığınamazsınız" uyarısını yaptı. Komite üyeleri, ABD'nin işkenceyi önlemekle ve işkencecileri yargılamakla yükümlüyken, üst düzey yetkilileri yargılamadığını, alt düzey yetkililere de en fazla bir yıl hapis verdiğini belirtti. Rum üye Andreas Mavrommatis, "Eskiden her ülkenin insan hakları durumu için ABD Dışişleri'nin yıllık raporuna bakardık. Ama artık onu kullanmaya biraz korkuyoruz" diye dalga da geçti. (afp, ap)

Arnavutluk: “Beş Uygur’un Meselesi Çin-Arnavutluk Münasebetlerini Etkilemez”

Arnavutluk basınının haberlerine göre, Arnavutluk Dış işleri bakanı Mustafayiç, Arnavutluk makamlarından Siyasi sığınma talebinde bulunan ve bu yüzden Çin makamlarının tepkisine yol açan ve Guantanamo’dan gelen 5 Uygur misafirin meselesinin Çin-Arnavutluk ilişkilerine olumsuz bir etkisinin olmayacağını bildirmiştir.

Çin makamları Amerika Milli Savunma Bakanlığı tarafından “Terörist değildir” denilerek aklanan 5 Uygur’u Terörist örgüt üyesi diye suçlamakta ve Arnavutluk hükümetinden onları Çin hükümetine iade etmesini istemektedir.

Çin hükümeti geçen hafta Çin Halk Kurultayının Uygur Müdür Yardımcısı İsmail Ehmet’i Basın mensuplarının karşısına geçirip konuşturarak Amerika’yı uluslar arası arenadaki terörle mücadeleyi aksattığını ileri sürmüştür.

Mustafayiç’ in vurguladığına göre, onun bu yıl Çin’e gerçekleştireceği ziyaretin iptali söz konusu değildir. O, ziyaret esnasında Çin ile Arnavutluk arasındaki, siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin daha da kuvvetleneceğini beyan etmiştir. Mustafayiç 5 Uygur’un siyasi sığınma talebini kendince fevkalade olarak yorumlayıp, Arnavutluk hükümetinin bu 5 Uygur’un meselesini Arnavutluk siyası kanunu, kanunları ve sözleşmeler gereğince bir çözüme kavuşturmayı düşünmektedirler.

Arnavutluk hükümetinin konU ile ilgili analizlerine göre, gerçi Mustafayiç tarafından olay Çin-Aranavutluk ilişkilerini olumsuz yönde etkilemeyecektir. Denilmişse de, Pekin makamları bu meseleye farklı bir gözle bakmaktalar.Bu 5 Uygur geçtiğimiz hafta Guantanamo üssünden bırakıldıktan sonra Arnavutluk’a götürürlmüşlerdir. Fakat, bu esnada hiç kimselere haber vermemişlerdir. Bu Uygurların Avukatı, henüz tutukluların tehlikeden kurtulmadıklarını belirterek Amerikayı da sorumsuz davranmakla suçlamışlardır.RFA-Erkin)

 

Çin'den ABD'ye Uygur Protestosu

 

Çin, Guantanamo Üssü’ndeki cezaevinde tutulan beş Uygur’u kendisine teslim etmeyen Amerika’yı eleştirdi. Amerikalı askeri yetkililerin suçsuz bulduğu Uygur tutuklular, geçen hafta Arnavutluk’a gönderilmişti. Uzun bir süredir Guantanamo’da tutulan Uygurlar, kötü muamele görecekleri kaygısıyla Çin’e gönderilmedi. Çin Parlamento Başkan Yardımcısı İsmail Amat, Washington’un Uyugrları teslim etmemesinin, kabul edilemez olduğunu bildirdi. Çin Arnavutluk’tan Uygurları teslim etmesini istedi Arnavut yetkililerse, Uygurların sığınma talebini değerlendirdiklerini bildirdi.

 

Doğu Türkistan Vakfı'nın Kuruluşunun 20. Yılı Kutlandı

 

RFA-İstanbul'da faaliyet göstermekte olan Doğu Türkistan Vakfı'nın 20. Yılı Münasebetiyle görkemli bir toplantı tertip edildi.

 

Söz konusu toplantıya Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğünden yetkililer, Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof. Dr. Mustafa ERKAL, Süleymaniye Vakfı Başkanı Abdulaziz Baykal ve İstanbul'da yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar olmak üzere 500 civarında kişi katıldı.

 

Toplantıda konuşan Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof.Dr. Mustafa ERKAL “Türklerde Vakıf Geleneği” konulu bir konuşma yaptı. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Em. General Mehmet Rıza Bekin Doğu Türkistan Vakfının Kuruluş süreci ile ilgili, Vakıf Genel Sekreteri Hamit Göktürk Doğu Türkistan Vakfı'nın Kuruluşundan bu güne kadar ki süre içerisinde yaptığı hizmetlerle ilgili, Doğu Türkistanlı Kadınlar adına konuşan Şair ve yazar Nurala Göktürk Hanımefendi de yeni yayınlamış olduğu “Geleneksel Doğu Türkistan Uygur Mutfak Kültürü” adlı kitabının mahiyeti ile ilgili bilgiler verdi. RFA

 

Doğu Türkistan Dayanışma Derneği’nin  6. Genel Kurulu Yapıldı

 

Merkezi İstanbul'da bulunan, Doğu Türkistan Dayanışma Derneği'nin 6. Dönem Genel Kurul toplantısı 20 Mayıs 2006 tarihinde yapıldı

 

Yapılan seçimlerde derneğin genel başkanlığına İsmail Cengiz oybirliği ile seçildi. Dr. Mehmet Ömer Nazar, Erkin Artış, A. Celil Turan, Ablekim Kaşgarlı, Kemal İlktürk, Hafız Osman Karakaş ve Kadir Ahan'dan oluşan yönetim kurulu iki yıl süresince görev yapacak.

Bilindiği üzere Doğu Türkistan Dayanışma Derneği, 1993 yılında tüm dünyadaki Doğu Türkistan teşkilatlarının katılımıyla düzenlenen I. Doğu Türkistan Milli Kurultayı'nda alınan karar gereği kurularak faaliyete geçmişti.

İsmail Cengiz aynı zamanda merkezi ABD'de bulunan ITSF Uluslararası Türk Dernek ve Toplulukları Federasyonu Türkiye Bölge Başkanlığı görevini de yürütmekte. (Kaşgar Tanıtım)

 

Almanya'da “Uygur Araştırma Merkezi” Kuruldu

 

20.05.2006 günü, Almanya'daki bazı Uygur aydınların teşebbüsleri ve “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin başkanı Abdulcelil Karakaş'ın onayı ile  “ETIC- Uygur Araştırma Merkezi” Almanya'nın Münih Şehrinde kuruldu.

Başkan: Perhat Yorunkaş ( Dergici ve Yazar)

Başkan Yardımcısı :Tursun Muhammad (Tarihçi) Başkatip ve Sözcü : Ümit Agahi(Pedagog)

Neşriyat Müdürü   : Küreş Atihan (Yayıncı-Yazar)

Tercüme-Tahrir İşleri Müdürü: Enver Ahmet(Dergici)

Tercüme-Tahrir İşl.Md. Yard.: Alye Zeper(Öğretim üyesi ve çevirmen)

Dini Tetkikat İşleri Müdürü: Abidjan Mahmud (Dini zat) 

 “ETIC-Uygur Araştırma Merkezi”nin Temel Vazifesi:  

Doğu Türkistan'ın tarihi, siyasi, iktisadi, kültürel dini ve başka alanlarda  sistemli bir araştırma yürüterek bu cihetlerde özel ilmi rapor, eser,, biyografi ve yıllıklar hazırlamak. Vatan içinde aleni olarak neşretme imkanı bulunamayan ve tercüme edilmesi yasaklanan yabancı ve Uygur tarihçi,yazar, araştırmacı, mütehassıs, şair, edip ve filozofların Doğu Türkistan ve Uygurlar hakkında yazdıkları eserlerinin çevirisini yapmak ve yayınlamak.

Milli bağımsızlık  hareketleri ile meşgul olan bütün Doğu Türkistan Teşkilatlarını ve çeşitli uluslar arası insan hakları teşkilatlarını Doğu Türkistan ve Uygurların umumi vaziyetleri, Uygurların insan hakları meseleleri gibi konularda ilmi belge ve delillerle desteklemek. “ETIC-Uygur Araştırma Merkezi” Kendisi için zaruri ve gerekli olan arşiv, doküman ve materyalleri toplayıp düzenledi ve 20.05.2006 gününden itibaren resmi araştırma hizmetlerine başladı. “ETIC-Uygur Araştırma merkezi” her hangi bir teşkilata bağlı olmayan bağımsız bir araştırma birimi olup, bütün Uygur teşkilatları ile aynı mesafede içinde kalarak yardımlaşır.

 

Çin Polisleri Guancu'nun Yavtey Pazarındaki Uygur Ticaretçilerini

Döverek Dağıttı

 

 Çinli polislerce dövülen Uygurlardan 5 Uygur ağır şekilde yaralandı.

8 Mayıs 2006 tarihinde öğleden sonra saat 18.oo civarlarında Çin polisleri Guancu'nun Yavtey Pazarında geçim derdinde olan Uygurların etraflarını sararak saldırıp geçimini sağlamak için küçükçaplı alış verişler yapmakta olan 300 civarındaki Uygur'u pazardan döverek kovmuşlardır. Çinli polislerce dövülen Uygurlardan 5 Uygur ağır şekilde yaralanmıştır. RFA-Olayı kendi gözleri ile gören bir Uygur'un anlattıklarına göre olayın meydana geldiği gün 100 civarındaki Çin polisleri Guancu'nun Yavtey Pazar yerine ellerinde sopalarla ani şekilde bir baskın düzenleyerek Yavtey pazarındaki yolun iki tarafında küçük çaplı ticaretle uğraşan Uygurları dağıtmaya çalışarak onların düzenlerini ve tezgahlarını kırıp dökmek suretiyle Uygurları dövmeye başlamışlardır. Bu esnada bir çok Uygur kaçarak dayak yemekten kurtulmuştur. Netice olarak onlarca Uygur Çinli polislerin dayakları sonucunda yaralanmışlardır.

Edinilen bilgilere göre yaralı Uygurların müracaat ettikleri bazı hastaneler bu Uygurları tedavi etmek istememişlerdir.

8 Mayıs günü polislerden dayak yiyerek el ve ayakları kırılan Uygurlardan biri olan Doğu Türkistan'ın Gulca vilayetinden Abdurezak halen kendine gelememiştir. Yine Çinli polislerin dayağı sonucu kaburgaları kırılan Kaşgar-Maralbaşı nahiyesi Avat köyünden Ali Abliz halen Guangcu yishöyuen hastanesinde yerinden kalkamaz durumda yatmaktadır. Yine aynı tarihte Çin polislerince dövülerek ağır yaralanan Doğu Türkistan'ın Yarkent vilayetinden Sabık Sadık hastanede yatmaktadır.

Çin Polislerinin Tekrar Saldırısı:

10 mayıs 2006 günü öğleden sonra saat 16.oo' da tekrar sayıları 100 civarındaki Çin polisleri söz konusu olan Pazar yerine gelerek yeniden ticari faaliyetlerine devam eden Uygurları kovmuşlardır. Edinilen bilgilere göre, iki gün boyunca Guancu'nun Yavtey Pazar yeri ve etrafında sivil giyimli Çin polisleri Uygurları dövmek suretiyle kovarak onların pazara gelmelerine izin vermemektedirler.12 Mayıs günü Çin polisleri yavtey pazarına gelen Uygurlardan biri olan 23 yaşındaki Ahmetcan'ı ağır biçimde döverek yürüyemez hale getirmişlerdir. Çin polislerinin dayağı sonucunda yaralanan Uygurların sayısı epey fazlaysa da ya paralarının olmamasından, yada hastaneye düşmesi durumunda daha kötü bir sonuçla karşılaşmamak için hastanelere gidememişlerdir.Görgü şahitlerinin anlattıklarına göre elleri ve ayakları kırılan, kafaları yarılan, kaburgaları kırılan bir çok yaralı Uygur parasızlık yüzünden hastanelere gidemeyerek Guancu'nun en ücra köşelerinde sersefil bir biçimde ne yapacaklarını şaşırmış vaziyette perişan durumdalar.(Kanat)

 

Rabiye Kadir'in çocukları tutuklandı

 

İnsan hakları alanındaki çalışmaları nedeniyle hapsedilen ve serbest bırakıldıktan sonra ABD'ye giden Uygur iş kadını Rabia Kadir'in 3 çocuğu Çin polislerince tutuklandı.

Rabiye Kadir'in başkanlığını yaptığı Uygur Amerikan Derneği'nden yapılan açıklamada, Kadir'in iki oğlu ve bir kızının önceki gün Doğu Türkistan'da tutuklandığı belirtildi.

Kadir'in çocuklarının, dün Doğu Türkistan'a giden ABD Kongre heyeti ile görüşmelerini önlemek için tutuklandıkları belirtildi.

Açıklamada, Rabia Kadir'in bu hafta dernek başkanı seçildiği de kaydedildi. Kadir ise yaptığı açıklamada, çocuklarının derhal serbest bırakılmasını isteyerek, “Çin hükümeti ailemi ve akrabalarımı rahatsız etmeye derhal son vermelidir” dedi. BM Kadın Konferansı'na 1995 yılında Çin temsilcisi olarak katılan Kadir, 1999'da Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurlara karşı izlenen politikalar yüzünden Pekin yönetimini eleştirmekten ve yerel basında çıkan makaleleri yabancılara verdiği iddiası ile 8 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ancak Mart 2005'te erken tahliye edilerek ABD'ye gitmesine izin verilmişti.

 

Doğu Türkistan da Yüksek Okul Mezunu Uygur Öğrenciler İşsizlik

Girdabında

 

RFA Radyosunun görüşme teklifini kabul eden bir üniversite memuru kendisi ile yapılan telefon görüşmesi esnasında, şu anda Ürümçi’de Yüksek okul bitiren kişilerin iş bulabilmelerinin hemen hemen imkânsız hale geldiğini fakat yüksek okul bitiren Çinli’lerin ise böyle bir sıkıntı yaşamadıklarının altını çizmiştir.

 

Her türlü iş yerlerinden iş talebinde bulunan Uygurlara açıktan açığa “Biz Uygur eleman almıyoruz” diyerek onların taleplerinin reddedilmesi sebebiyle bir çok Uygur yüksek okul öğrencileri ümitsizliğe kapılarak öğrenimlerini yarım bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Çin’in içleri bölgelerinden gelen yüksek okul mezunu Çinlilerin Doğu Türkistan’daki sayısının artmasına paralel olarak Uygur öğrencilerin mezun olduktan sonra iş bulabilmelerinin giderek imkânsızlaşmakta olduğunu da bildiren söz konusu memur. bu durumun yalnızca Ürümçi’de yada büyük şehirlerde cereyan eden bir hadise olmayıp, geniş kırsal alanlarda da aynı sıkıntıların yaşanmakta olduğunu da sözlerine ekledi.

Daha yakın zamanda Yine RFA’ nın görüşme teklifini kabul eden Aksu bölgesindeki bir çiftçi bayan kendisinin bin bir sıkıntılarla okuttuğu iki çocuğunun şimdiye kadar bir türlü iş bulamadığından yakınmıştır.Bu çiftçi bayanın anlattıklarına göre her yıl Aksu bölgesinde yüksek okul bitirenlerin sayısı 5000 civarında olmasına rağmen bu sayının ancak %1’i iş bulabilmektedir. (Mehriban)

 

Doğu Türkistanlı Öğrencilere Çin Dili Zulmü

 

Çin Hükümetinin Doğu Türkistan'da görevlendirdiği diktatör Wang Leguen  bu yakınlarda Uygur Çocuklarına Çin dili öğretilmesinin kesintisiz devam ettirilmesi gerektiği konusuna vurgu yaptı.

Tanrıdağ İnternet sitesinin 18 Mayıs günü yayınladığı habere göre,  Wang Leguen  Çince öğrenim veren Orta okullardaki bütün sınıfların durumlarını yeniden gözden geçirerek Çin dili ile eğitim- öğretim seviyelerinin özel olarak yükseltilmesini ve bu alandaki faaliyetlere hız kazandırılmasını, böylelikle de azınlık milletlerin eğitim ve öğretimlerine önemli derecede katkı sağlanmış olunacağını tekrarlamıştır.

            Söz konusu haberden anlaşıldığına göre Ürümçi'deki 83 Okulda Çin dilinde Eğitim ve öğretim verilmektedir. Bu okullarda çok sayıdaki Uygur öğrencide Çince öğrenim görmeye mecbur edilmektedir. Dünya Uygur Kurultayının sözcüsü olan Dilşat Reşit'in ifadelerine göre; Çin hükümeti Uygur öğrencileri kalabalık gruplar halinde Çin'in içeri bölgelerine götürerek onlara Çin dili ile eğitim ve öğretim vermenin dışında Doğu Türkistan'daki okullarda da Çin dili ile eğitim ve öğrenim görmeye mecbur edilmekte olduğunu ve Çinin asıl maksadının ise tedrici olarak Uygur dili ile eğitim ve öğretimi tamamen ortadan kaldırmak olduğunu  vurgulamıştır.

                 

Müslümanlara Duyuru ve Yardım Çağrısı

 

Doğu Türkistan, İslam Ümmeti’nin unutulmuş topraklarından bir tanesidir. Bu unutulmuşluk Müslüman Doğu Türkistan halkının zalim Çin karşısında dayanmasını zorlaştırmaktadır.

İşgalin başladığı günden bu yana Doğu Türkistan halkına İslam dinini unutturmak için kafir Çinlilerin yapmadıkları baskı ve zulüm kalmamıştır. Tüm dini eğitim yasaklanmış, gizlice evlerde dini eğitim vermeye çalışanlar tutuklanarak hapse atılmış ve kahpe kurşunlarla şehit edilmişlerdir. Hatta bu zulüm o kadar ileri gitmiştir ki camilere girebilecek kişilerin kimler olduğunu dahi Çin Komünist Partisi belirlemiştir. Hotan’de bir caminin kapısına asılan tabelada aynen şu ifadeler yer almaktadır:

“Aşağıdaki şahısların mescide girerek dini faaliyetler ile uğraşması men edilmiştir:

1.Komünist Parti üyeleri, İttifak (gençlik kuruluşu) üyeleri.

2.Devlet çalışanları, tatile çıkanlar, emekliye ayrılanlar.

3.18 yaşından küçük olanlar.

4.Köy memurları (muhtar v.s.)

5.Hanımlar”

Evlerde dini eğitim verilmemesi içinde özellikle köylere Urumçi’den Komünist Parti’ye sıkı bir şekilde bağlı olan memurlar gönderilerek, evlere yerleştirilmek, evlerde ailenin bir ferdi gibi hiçbir iş yapmadan yaşamaktadırlar. Bu memurlar yaşadıkları ailenin ve komşuların dini eğitim verip vermediğini kontrol ederek üstlerine rapor etmektedirler.

Baskı ve zulmün bu kadar yoğun olduğu Doğu Türkistan’ın aksine, Çin’in iç kesiminde yaşayan Çinli Müslümanlar Doğu Türkistan’a nispeten daha iyi durumdadırlar.

Doğu Türkistan’da eğitim alma imkanı bulamayan gençlerimizden 20 tanesini geçtiğimiz Nisan ayından beri gizlice Çinli Müslümanların yanında dini eğitime başlattık.

Ancak şartlar zor… Maddi imkansızlıklar bu son derece gerekli ve Doğu Türkistan Müslümanlığının devamı için hayati önem taşıyan eğitimi devam ettirmemizi imkansız hale getiriyor. Öğrenci başına aylık 50 € civarında olan masrafı karşılamamız dahi maddi olarak bizi çok zorluyor.

Gerek Türk gerekse diğer milletlerden olan ve tüm dünya çapında eğitim kurumları bulunan cemaatler ise resmi yollardan eğitim kurumu kurmaya çalıştıkları için başarısız oluyorlar. Bu yüzden dini eğitim faaliyetlerimizi gizlice sürdürmek zorundayız.

Siz Müslümanlardan, en azından bir öğrencimizin aylık masraflarını karşılayabilmek için gerekli 50 € burs istiyoruz. Bu burs ile öğrencimizin tüm kira, yemek, yol masrafları karşılanmış olacak.

Bir ayda verdiğiniz sigara parasının bir kısmını dahi tasarruf ederek bu bursu verebilirsiniz. Bu zor zamanımızda bizleri yalnız bırakmayacağınıza imanımız tamdır.

"İnsanların en hayırlısı, atının dizginlerini sıkıca tutup; nerede bir feryat duysa atını oraya sürendir" Hadis-i Şerif  Saygılarımızla.

Abdulcelil Karakaş

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı Goethe-Str. 3 ETIC , 80336 München Germany

Uygurischer Verein e. V , Tel:0179 996 2145 http://www.uygur.org Email: etic@uygur.org 

 

Doğu Türkistan da 6 işçi zehirli gazdan öldü

  

Doğu Türkistan da bir kuyuya düşen işçiyle onu kurtarmaya çalışan altı arkadaştan beşinin kuyudaki zehirli gazdan öldüğü açıklandı. Yeni Çin Haber Ajansı`nın haberinde, Çiemo ilçesinde dün meydana gelen olayda ölenlerin kanalizasyon şirketinde çalıştıkları belirtilirken, ölümlerine neden olan gaz `bataklık gazı` olarak nitelendi.

Düşen işçiyi kurtarmaya çalışan bir işçinin hastaneye kaldırıldığı ve durumunun ciddi olduğu öğrenildi

 

Ürümçi Hua Ling Toptancılar Sitesinde Yangın    

 

10 Mayıs 2006 günü sabah 5.30 sıralarında Ürümçi'deki en büyük toptancı pazarlarından biri olan Hua Ling Toptancılar çarşısında ani olarak bir yangın meydana gelmiştir.

Sijiang Şehirleri” Gazetesinin verdiği habere göre, Bu yangın, Ürümçi itfaiyesi tarafından gönderilen 9 ekip, 201 kişi ve 51 adet yangın söndürme aracı ile 4 saatlik bir çalışma sonucunda söndürülebilmiştir. Bu toptancılar sitesi Ürümçi'deki en büyük toptancı pazarlarından biri olup, burada inşaat malzemeleri ev tefriş ürünleri gibi büyük hacimli malzemeler toptan satılıyordu. Burada ticaretle uğraşanların %90'ını Çin'den Doğu Türkistan'a getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler oluşturmaktadır.

Daha yakın zaman önce Ürümçi İtfaiye müdürlüğü tarafından hazırlanan raporlar sonucunda Rabiye Kadir  alışveriş merkezi ve daha on ayrı iş merkezinin yangına karşı tedbirler konusunda zayıf olduğu gerekçesi ile kapatılmasına karar verilmiş fakat söz konusu Hua Ling Toptancılar sitesinde çok çabuk yanabilme ihtimali olan mallar satılıyor olmasına ve ekseriyeti Çinli göçmenlerden oluşan işyeri sahipleri bulunmasına rağmen “Yangına karşı Güvenli” olduğu şeklinde rapor verilmişti.

İşgalci Çin devleti Rabiye Kadir Alış veriş merkezini, Rabiye Kadir'in ailesinden öç alma maksadı ile kasıtlı olarak “Kolay yangın çıkma ihtimali var” iddiası ile kapatmıştı.(Nazugum)      

 

İzmir'de “Doğu Türkistan  Meselesinin Türkiye Ve Dünya

Siyasetindeki Yeri” konulu bir toplantı yapıldı    

 

İzmir'de faaliyet göstermekte olan Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneğinin organizasyonu ile  İzmir Büyük Şehir Belediyesi toplantı salonunda “Doğu Türkistan Meselesinin Türkiye ve Dünya Siyasetindeki Yeri” konulu bir toplantı gerçekleştirildi.

Toplantıya İzmir'deki bir çok sivil Toplum örgütlerinin temsilcileri, Üniversite öğrencileri ve öğretim üyeleri ve vatandaşlar olmak üzere çok sayıda kişi katıldı. Toplantıya Irak Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof.Dr. Suphi Saatçi, İsa Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Arslan Alptekin,  Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneği Başkanı Celal Özcan katılarak birer konuşma yaptılar. (RFA)

 

Diktatör Wang Leguen “Üç Türlü Güçler”e Sert Darbe Vurmak

Gerektiğini Tekrarladı

 

İşgalci Çin Hükümetinin Doğu Türkistan'da görevli diktatörü Wang Leguen 13.05.2006 günü kendi sorumluluk bölgesinde bulunan her seviyedeki güvenlik birimlerine bir çağırıda bulunarak “üç türlü güçler” e karşı sert darbe vurmaları gerektiğini yineledi. Gerçi Wang Leguen'in bu söylemi bir ilk değilse de, bu çağrıdan sonra yakın zamanlardan beri bölge üst düzey sorumlularının “üç türlü güçler”e darbe vurma ile ilgili sözleri yeniden gündemin birinci sırasında yer almaya başladı.

ABD'nin Orta Asya bölgesinde giderek artan etkisi Çin'i endişeye sevk etmeye başladı.  Wang Leguen bu defaki çağrısında mevcut uluslararası karmaşık durum karşısında Doğu Türkistan'da “üç türlü güç”lere karşı verilen mücadelede çok büyük başarılar elde edildiğini, bundan sonra da gerek yurt içinde ve gerekse de yurt dışındaki “üç türlü güç”lere karşı sert darbe vurma konusundaki tedbirlerin arttırılmasının önemini vurguladı.

Wang Leguen'in “Karşık Uluslar arası vaziyet” sözü üzerinde duran ABD'deki Uygur Aydını Sıdıkhaci Rozi, Amerikanın Orta Asya'daki tesirinin artmakta olmasının Çin'i endişe sevk etmekte olduğunu, bu sebeple de onların “üç türlü güç”lere karşı darbe vurma hareketini yeniden gündeme getirmekte oldukları şeklinde bir yorum yapmıştır.

       

Uygurlar “Uluslararası İnsan Hakları

Teşkilatı”nın Yıllık Toplantısına Katıldılar

 

Mayıs ayın 6 ve 7. Günleri Alanya-Frankfurt Şehrinin Köningstein adı verilen bölgesinde “Uluslararsı İnsan Hakları Teşkilatı”nın yıllık toplantısı gerçekleştirildi.

Bu toplantıya Almanya'daki çeşitli Partilerin milletvekilleri, Almanya Hükümet görevlileri, Siyasetçiler, Avukatlar, Basın-yayın görevlileri ve dünyada ezilmekte olan birkaç milletin temsilcileri olmak üzere davet edilmişlerdir.

Bu toplantıya Asya kıtasından Uygurlar, Tibetliler, Moğollar, Demokrasi yanlısı Çinliler ve Falungongcuların temsilcileri de katıldılar.

Ünlü Çinli Demokrasi yanlısı muhalif Wu Hongda  (Herry Wu) da bu toplantıya katılanlar ararsındaydı.Almanya'da yaşamakta olan Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin sabık genel sekreteri Umit Agahi ile Nurmehmet Tursun Uygurları temsilen bu toplantıya katıldılar. Umit agahi Uygurlar adına Uygurların Anayurdu olan Doğu Türkistan'ın  genel siyasi vaziyeti hakkında bir rapor sundu.  Agahi sunduğu raporda, Uygurların kendi anayurtlarında yaşam şartlarının her geçen gün ağırlaşmakta olduğunu, Uygurların insanî hak ve özgürlüklerinin çok ağır biçimlerde çiğnenmekte olduğunu, Çin hükümetinin Uygur halkına yönelttiği asimilâsyon politikasının her geçen gün daha da ağırlaşmakta olduğunu, Çin'in müstemlekecilik siyasetinin çığırından çıktığını beyan ederek dünya kamu oyunun,Çin hükümeti tarafından Uygurlara yöneltilen dini, milli, kültürel ve basın- yayın alanındaki şiddetli baskılarını kınamasını istedi.

 

Çin malı istifası

 

MEB Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Selçuk'un, Çin'den getirilen eğitim araçlarının alınması yönündeki baskı nedeniyle istifa ettiği iddia edildi.

 Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk'un istifasının arkasında, Çin ve Tayvan'dan getirilen eğitim araç-gereçlerinin alınması yönünde yapılan baskının yattığı öne sürüldü.

MEB, geçen yıl müfredatı yenilenen fen ve teknoloji dersinde kullanılmak üzere araç-gereç ihalesine çıktı. İhaleyi, Bilgin Eğitim Araçları Şirketi kazandı. 143 kalemden oluşan malzeme Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi Başkanlığı'nca Talim ve Terbiye Kurulu'nun (TTK) onayına sunuldu.

İddialara göre, üst düzey bir bürokratın talimatıyla TTK onayı alınmadan araç-gereçlerin MEB'in depolarına konulması sağlandı. Materyaller, TTK'daki incelemenin ardından "teknik şartnameye uymadığı" gerekçesiyle geri çevrildi. Bunun üzerine ilgili yönergede yapılacak değişiklikle uygun bulunmayan eğitim araçlarının yeniden düzenlenip TTK'ya gönderilmesi halinde başvurunun ilk müracaat gibi değerlendirileceği ifadesine yer verildi.Malzemeler, 2. kez TTK'ya gönderilirken, Selçuk'a onay vermesi için baskı uygulandı. Selçuk da muhalefetine rağmen söz konusu araç-gereçlerin inceleme süreci yeniden başlayınca istifa yolunu seçti. MEB yetkilileri, iddialar üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı.11 Mayıs 2006 Milliyet

 

Çin porseleni zehir saçıyor

 

Yener SÜSOY

 ...

Türkiye’nin pek çok yerinde olduğu gibi, Kütahya’nın giriş ve çıkışında ucuz Çin malları satan dükkanlar var.

- Yener Bbey, paradan para kazanma devri bitti, şimdi tasarımdan para kazanılıyor. Bizim gibi, tasarım anlayışını benimsemiş olanlar, Çin korkusuna kapılmaz. Biz iç pazarda Çin’den etkilenmiyoruz, kaliteli ürün, özel tasarım ve kabul edilebilir fiyatlarımızla onların hedef kulvarının dışındayız. Sıradan bir Çin malı, emsalsiz Kütahya porseleninin, çinisinin yerini tutabilir mi? Alelade Çin malları, Kütahya çinisi, porseleni olarak yutturuluyor; bunları alanlara şaşıyorum. Çin kökenli ucuz ürünlerin dekorunda veya sırrında, ucuzu çıksın diye "kurşun kadmiyum" kullanılıyor. Bunlar hem bizim laboratuvarımızda, hem de Ankara’da yapılan bilimsel incelemeler sonucunda kanıtlandı. Kurşunun insan sağlığına çok ciddi zararları olduğu zaten biliniyor. Dünyada başka hiçbir ülkede bizdeki gibi başıboşluk yok. Her şeyden önce ürününüzün sağlık sertifikası olacak.

Ürünlerimiz, İsrail’e girerken oradaki en hassas laboratuarlarda titizlikle inceleniyor. Ürününüzü İsrail topraklarına sokabiliyorsanız, en yüksek standarttasınız demektir. Eğer ürününüz uygun kalitede değilse, imhası için bütün masrafı sizden alıyorlar. Çin’den ithalatta en son moda, gözü kapalı konteyner satın almak. Mesela bin dolarlık bir konteyner satın alıyorsunuz ama, içinden ne çıkacağını bilmiyorsunuz. Ayakkabı çekeceği de çıkabilir, tarak da, kağıt peçete de, şapka da, bunların hepsi de. Bazı uyanıklar, oralarda satılmayan ne kadar mal varsa konteynerlere doldurup bize pazarlıyor. Ne kalite garantisi var, ne de zaman. Bu mallar gümrükten nasıl geçiyor bilmiyorum, normalde beyana tabi olması lazım. Türk sanayicileri olarak, devletimizden bir an önce gümrüklere hakim olmasını bekliyoruz.

Porselencilikte dünya bizi izliyor

Nafi Güral’dan daha iyi kim bilebilir, Türk porselenin dünyadaki konumunu...

- Dünyada bizden daha kaliteli, daha vasıflı porselen üreten bir fabrika, hatta bir ülke yok. Porselencilikte biz dünyayı değil, dünya bizi takip ediyor. Buna rağmen, Türkiye’deki çoğu porselen fabrikası kendi porselenine güvenmediği için yabancı isimler kullanıyor. Biz de ürettiğimiz porselenlere yabancı ülke damgası vursak, rahatlıkla iki kat fiyatına satarız. Ama, biz ülkemize, Kütahya’mıza, kendi alın terimize inanıyoruz, ürünlerimizle gurur duyuyoruz. Dünyadaki bütün teknik gelişmeleri yakından izliyoruz, en üstün laboratuvarlara sahibiz. Güral ailesi olarak Türk porselen piyasasının yaklaşık yüzde 75’ine hakimiz. Dünyada aile olarak ilk sıradayız, Avrupa’da ise birinciyiz. Toplam 120 milyon sofra eşyası üretiyoruz, sadece bizim fabrikanın 170 bin metrekare kapalı alanı var, 2400 kişi çalışıyor.

Yener Bey, porselen eşya değildir, bir kültürdür, yarınların antikasıdır. En önemlisi, porselen sağlıktır. Porselenin inceliği kadar beyazlığı da kalitesi için önemli bir göstergedir. "Opak" dediğimiz kar beyazı olmayacak, kesinlikle. Hakiki kaliteli bir porselende, derinliğinde "mavi" görebildiğimiz bir beyazlık olur. Bu mavilik, sırrın içindeki ana madde "masse"nin görüntüsüdür aslında. Göz yanılması var mı diye beyazı ölçen aletlerimiz de var ama, hálá en geçerli yöntem gözle kontrol.

25 milyarlık porselen vazo

Evde, lokantada, özellikle tavernada tabak kırıldıkça Nafi Bey’in yüreği yağ bağlıyor olmalı... (Mı acaba?..)

Bir porselen kırıldığında tahmininizin aksine sevinmem, yüreğim yanar. Siz de gördünüz, bu iş o kadar emek-yoğun ki, her bir porselende işçilerimizden en üst düzeye kadar takım olarak herkesin alın teri var. Bunun için "Ateş saçan çiçekler" adını verdim kampanyamıza. Bir çamurun ne emeklerlerle nasıl bir güzelliğe dönüştüğünü kendi gözlerinizle gördünüz. Mesela odamda duran iki büyük vazo, dünyada ilk defa bu büyüklükte yapılan porselen vazo. Altın kabartma tekniğiyle yapıldı, yaklaşık 1.50 m boyunda. Hamit ustamız el tornasında şekil verdikten sonra bir ay kurutuldu. 1000 derecelik fırında pişirildikten sonra, 1400 derecede sır yapıldı. Ahmet Ercan ustamız da, sır üstü çalışmasıyla tamamen kendi hayali olan desenleri renklendirdi. Kullanılan gümüş 925 ayar. Böyle bir eser Çin vazolarıyla mukayese bile kabul etmez. Fiyatını sorarsanız, Ahmet ustanın "Seda" adını verdiği bu vazoların tanesinin satış fiyatı 25 bin YTL.

 

Çin doymak bilmiyor

  

 Çin, işgali altındaki Doğu Türkistan üzerinden  Petrol almaya başladı. Kazakistan- Doğu Türkistan arasında döşenen boru hattından ham petrol akmaya başladı. Bu, Çin`e doğrudan boru hattıyla aktarılan ilk ithal petrol oldu. Yeni Çin Haber Ajansı`nın bildirdiğine göre, Kazakistan`ın 962.2 kilometre uzunluğundaki boru hattına petrol pompalamaya başlamasından 30 saat sonra, yerel saatle sabah 03.10`da ilk petrol, Doğu Türkistan’ın kuzeybatısındaki Alatav sınır geçidine ulaştı. Çin, 1993`den beri aralıksız olarak petrol ithal ediyor. Petrol tüketimi açısından dünyada ABD`nin ardından ikinci sırada bulunan Çin, geçen yıl 127 milyon ton ham petrol ithal etti. Çin ve Kazakistan arasındaki enerji işbirliği 1997`de başladı. Kazakistan`daki Atasu`dan Alatav`a uzanan boru hattı, geçtiğimiz yıl kasım ayında tamamlandı. 700 milyon dolara mal olan boru hattından yılda 20 milyon ton petrol taşınabilecek. Çin, geçen yıl Alatav üzerinden 1.3 milyon ton Kazak petrolü ithal etti. Bu rakamın bu yıl 4.75 milyon tonu, gelecek yıl da 8 milyon tonu bulması bekleniyor.

GÜNEY AZERBAYCAN

İRAN GAZETESİ`NDEN 300 MİLYONLUK TÜRK DÜNYASINA HAKARET

 

Müge Çetinkaya

 12.05.2006 Cuma günü, merkezi Tahran olmak üzere İran`ın genelinde yayın yapan ve sözde İslam rejiminin bayraktarlığını üstlenmiş olan `İran gazetesi`nin  çocuklara yönelik hazırlanmış ek sayfasında, Türkleri küçük düşüren karikatürler yayınlandı. Fars dilinde konuşan küçük bir erkek çocuğun karşısında oturtulmuş, onun dilini anlamayan ve Azerbaycan Türkçe`sinde “nedir” anlamına gelen “ne mene”  sözcüğünü kullanan böcek çizilerek Türkler böcek, Türk dili de böcek hışırtısı yerine konulmuştur. Bu seviyesiz karikatürün yankıları gazetenin yayınlandığı günden itibaren artarak devam etmektedir.

15.05.2006 Pazartesi günü Tebriz Üniversitesi`nde, sayıları 6000`den fazla olarak açıklanan Güney Azerbaycanlı öğrenci, İran gazetesi`nde neşredilen karikatüre karşı tepki gösterileri düzenlemiş, hakimiyetin polislerince yaralanan, yerlerde sürüklenen öğrencileri durdurmak akşam saatlerine kadar mümkün olmamıştır. Tebriz Üniversitesi`nde başlayan olaylar bastırılmadan diğer üniversitelere sıçramış ve Güney Azerbaycanlı öğrencilerin  son bir aydır artarak süren direnişleri had safhaya çıkmıştır. Sadece Güney Azerbaycan Türklerine değil 300 milyonluk, köklü mazisiyle insanlığa ışık tutmuş, GökTürklerin bugünkü çocuklarına hakaret eden İran gazetesini ve İran devletinin çirkin siyasetini kınıyoruz. Milletleri aşağılayarak kendinizi yüceltemezsiniz. Ancak, bütün dünyanın lanetlediği Faşizanlığınızı ispat edersiniz.

 SEHEND ÜNİVERSİTESİ`NDE AÇLIK GREVİ

 

Tebriz şehrinin Sehend Üniversitesi`nde , Azerbaycanlı öğrenciler günü münasebetiyle başlayan gösteriler açlık grevleriyle devam ediyor.

 “Benim dilim ölen değil , başka dile dönen değil” , “Haray Haray ben Türk`em” , “Yaşasın Azerbaycan” sloganlarıyla inleyen İran Üniversitelerinde , öğrenciler ağız ve ellerini bağlayarak gasp edilmiş ana dillerinin geri verilmesini talep ediyorlar. Şimdiye kadar 27 öğrencinin tıbbi kontrol altına alındığı ve sağlık durumlarının ciddiyet arz ettiği bildirildi. Erdebil Üniversitesi`nde düzenlenen “Ana dili” konferansına katılımın da yüksek olduğu bildirilmiş olup , Güney Azerbaycanlı öğrenciler arasında her yıl tertiplenen Azerbaycanlı öğrenciler günü , 1995 yılından beri Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin çabalarıyla gerçekleştirilmektedir. 1925 yılında dağıtılan İran`daki Türk hakimiyeti , bu zamana kadar sayısız direniş , sayısız silahlı ve silahsız mücadeleyle tekrar kurulmak istendi. Okullarda ayaklanan Azerbaycanlı öğrencilerin direnişleri milliyetçiliğin sözde değil özde olduğunun delili olarak takdire layıktır.   

 

SUÇLARI AZERBAYCAN TÜRÇESİ`NDE ŞİİR YAZMAK

 

Kuzey Azerbaycan`da yayın yapan Turan haber ajansından verilen bilgilere göre; İran`ın Hudaferin kasabasındaki okulun yazı tahtasına Azerbaycan Türkçesi`nde şiirler yazan orta okul öğrencileri,  16-17 yaşlarındaki Sabir Horsende, Seyid İsmail Mosevi, Arif ve Ali Kasimiye kardeşler feci şekilde dövülerek hastanelik edildiler. Durumları ağır olan gençlerin ailelerinin de sorgu altına alınmış olup , gözetimde tutuldukları bildirildi.

 

 İRAN`DA “AZERBAYCAN” SÖZÜ YASAKLANDI

 

Urmiye Üniveristesi`nde Güney Azerbaycanlı öğrenciler tarafından yayınlanan “Azerbaycan” ve “Haray” adlı dergiler kapatılmış, okul yönetimince Azerbaycan sözünün yasaklandığı açıklanmıştır. Azerbaycan dergisi henüz ilk sayısında kapatılmış ve yayının durdurulmasına sebep olarak adı gösterilmiştir. Haray dergisinin kapatılmasının nedeni , Güney Azerbaycan milli davasını tebliğ etmesi, Seyid Cafer Pişeverinin siyasi ve içtimai kişiliğine dair makaleler yayınlaması olarak duyurulmuştur.

 

 AZERBAYCAN TÜRKLERİNİN MİLLİ HAKLARINI SAVUNAN POLİS

GÖZALTINDA

Güney Azerbaycan`ın Maraga şehrinde görevli İrec Kurbani Mukaddem adlı Türk asıllı yüksek rütbeli polis, Güney Azerbaycan Türklerinin milli haklarını savunmalarını doğru bulduğunu açıkladığı için gözaltında tutularak görevinden geri alındı. Emniyet teşkilatında görevli Türk asıllı polislerin kendi aralarında Türkçe konuştukları bir sırada, bu konuşmalara şahit olan Fars asıllı polisin “niçin dağ adamları gibi Türkçe konuşuyorsunuz?” şeklinde çıkışması kavga sebebi olmuş, ağız dalaşına giren polislerin kavgası mahkemede son bulmuştur. Yalan ifade ve şahitliklerle düzenlenmiş dosyalardaki ithamlarla suçlanan İrec Kurbani Mukaddem sorgusunun ardından tutuklanmış , bu olaydan iki gün sonra, Güney Azerbaycan milli hareketinin aktif üyelerinden olan kardeşi Resul Kurbani Mukaddem gözaltına alınmıştır. Resul Mukaddemden hala haber alınamamaktadır.

 

TUTUKLANANLAR

 Güney Azerbaycan`ın Maki  şehrinde yaşayan ve Güney Azerbaycan milli hareketinin aktif üyelerinden Ali Helmi , öğretmen Bahaman Nasirzade , Sabir Beytullahi , Ali Hüseyin Nejad ve Muhsin Demirci 15.05.2006 tarihinde İran`ın mevcut hakimiyetinin emniyet güçlerince tutuklandı. Öğretmen Sabir Beytullahi Hoy İnkilap mahkemesi tarafından 2005 yılında dört yıllık hapis cezasına çarptırılmış, delil yetersizliği nedeniyle kefaletle serbest bırakılmıştı.

GAMOH`TAN KARABAĞ İŞGALİNE TEPKİ

 

Güney Azerbaycan milli uyanış hareketi Berlin sorumlusu ve aynı zamanda Almanya Azerbaycan Akademisyenler birliği başkanı Ahmet Yezdani tarafından , Ermeni işgalindeki Azerbaycan toprağı Karabağ hakkında , Alman parlamentosuna dilekçe verildi. Bugün Azerbaycan`ın yüzde yirmilik kısmı Ermenilerce işgal edilmiştir.  

Qarabağ haqqında Almanyanın parlamentine mektub

Azerbaycan-Almaniya Akademikler Birliyi

Sedr  Ehmed Omid Yezdani

Lehrterstr. 46

10557 Berlin

Tel: 030-21227026

Mail: jazdani@gmx.de

 

Almaniya Parlamentine

Xarici İşler Nazirliyine

Almaniya Federal Hökumetine

Alman Metbuatına

                                   Berlin, 8 May 2006-cı il

 Ermenistanın herbi cinayeti

 

  20 %den artıq Azerbaycan erazisi on illerden beridir ki ermeni herbi hisseleri terefinden beynelxalq hüquq normalarına zidd olaraq zebt edilmişdir. Bir milyondan artıq azerbaycanlı sistematik şekilde sürgün olunaraq hal-hazırda hedden artıq ağır veziyyetde qaçqın düşergelerinde yaşayır. On minlerle azerbaycanlı öldürülüb. BMT, ATET, NATO ve AB Azerbaycanın dövlet erazilerinin işğalını çoxsaylı beyanname ve çağırışlarında keskin mühakime etmiş ve Ermenistanı beynelxalq hüquq normalarına emel etmeye çağırmışlar. Ermenistan ise bu günedek beynelxalq hüquq normalarına, elece de dünya ictimaiyyetinin çağırışlarına mehel qoymur. 

Biz Sizi çox sayda insan heyatına bais olmuş bu qanunsuz işğala son qoymaq meqsedile Ermenistan dövletine daha güclü tezyiq etmeye sesleyirik.  

Dağlıq Qarabağ Azerbaycan daxilinde yerleşmıklı beynelxalq hüquqa esasen, elece de BMT terefinden Azerbaycanın ayrılmaz bir terkib hissesi kimi qebul olunmusdur. Dağlıq Qarabağın Ermenistanla heç bir bağlantısı yoxdur. 1990-cı ilde Dağlıq Qarabağ münaqişesi baslayana qeder burada azerbaycanlılar ve ermeniler sülh ve emin-amanlıq şeraitinde yasamışlar.  

Çar Rusiyasının köcürme siyaseti regionun etnik terkibinde mühüm deyişikliye sebeb olmuşdur. 

1830-cu ile qeder Qarabağda Azerbaycanlılar ehalinin cox hissesini teşkil etseler de, çar Rusiyasının köcürme siyasetine esasen sonrakı illerde ermenilerin xeyrine xeyli deyişiklikler oldu.  

Dağlıq Qarabağın 1991-ci iledek muxtariyyet statusu, burada yaşayan ermenilerin ise muxtariyyet hüquqlari var idi. 1991-ci ilden beri Qarbağda yaşayan 100 minlerle ermeni öz müsteqilliklerini elde etmek isteyir ve ekstremist milliyetçiler Dağlıq Qarabağin Ermenistana aid olduğunu vurğulayırlar.  

Ancaq dünya ictimaiyyeti 100 min Qarabağ ermenisinin müsteqilliyini tanımır.

 Belelikle, 1992-ci ilden ermeni qoşunları  Dağlıq Qarabağin Ermenistan torpağı olduğunu dünya ictimaiyyetine sübut etmek üçün Ermenistanla Dağlıq Qarabağ arasındakı Azerbaycan torpaqlarina hücum ederek ele keçirdiler.  

Ermeniler  Ermenistan ve Dağlıq Qarabağ arasında elaqe yaratmaq ücün neinki Dağlıq Qarabagğı, elece de Azerbaycanın 20 % torpağını işğal ederek 1.000.000 azerbaycanlının qetline sebeb olmuşlar.   

1992-ci ilin 26 fevralında ermeni herbi qoşunları Rusiyanin bu işe xüsusi celb olunmuş 366-cı herbi hissesi ile birlikde Azebaycanın Xocalı şeherine hücum etmişler.

Ermeni xüsusi qoşunları burada qadınlara ve uşaqlara qarşı qeyri-insani vehşilikler töretmişler.

 Şahidlerin çoxsaylı hesabatları, hedsiz fotomateriallar, elece de bir çox jurnalistlerin gözlerile gördüklerinin tesviri ermenilerin hemin günkü hereketlerindeki cilovlanmayan mehvetme arzusunu sübut edir. Milliyyetçi Böyük Ermenistan xülyasında bütün Xocalı ehalisi yer üzünden silinmeli idi ki, bu azerbaycanlılarin Dağlıq Qarabağdan panika ile qaçmasına ve erazinin etnik temizlenmesine sebeb olsun. 

 Ermeni qoşunlari hemin gece Xocalıda 613 nefer dinc ehalini vehşicesine öldürmüşler, bunlardan 103-ü qadin, 83-ü ise körpe ve südemer uşaqlar idi. 1275 nefer ehali esir götürülmüşdür, bunlardan ekseriyyeti ile vehşicesine reftar olunmuşdur. Hemin esirlerden 150-nin izi indiye qeder de tapılmamışdır. Hemin günde  487 vetendaş meqsedli qetlin qurbanı olmuşdur.

 Ermenistan beynelxalq ictimaiyyete özünü sülhsever, Xristian deyerlerine tapınan medeni bir xalq kimi teqdim edir. Ermeni dövleti bu günedek özünün qeddar keçmişini ve cinayetlerini boynuna almamış ve münaqişenin sülh yolu ile helline qetiyyen maraq göstermir.  Ermenistan soyuqqanlıqla dünya tehlükesizlik şurasının dörd BMT-beyannamesini, hemçinin NATO ve AB-nin Azerbaycan erazilerinin beynelxalq normalara zidd işğalına son qoymaq ve 1 milyon azerbaycanlı qaçqının evlerine geri dönmesine şerait yaratmaq barede çağırışlarını diqqetden kenarda qoyur. Avropa Şurası en son olaraq 2005-ci il yanvar ayının 25de beyan etmişdir ki, ermeni herbi hisselerinin bu erazileri işğal etmesi beynelxalq hüququn ağır şekilde pozulması demekdir.

Bir milyondan artıq azerbaycanlı qaçqın illerden beri  facievi veziyyetde qaçqın düşergelerinde yaşayır. Qerb dünyası gelecekde qaçqınların öz doğma yurdlarına qayıtması üçün kütlevi şekilde tesir göstermelidir. Qaçqın düşergelerinde tedricen radikal islam eqidesi üçün çox elverişli şerait yaranır.  

Bu sebebden biz aşağıdakıları teleb edirik: 

Dağlıq Qarabağa aid olan BMT beyannamelerinin qeyd-şertsiz yerine yetirilmesi,

Ermeni herbi hisselerinin Xocalı şeherindeki fealiyyetinin § 6 VStGB (soyqırım), § 7 VStGB (beşeriyyete qarşı cinayet), § 8 ff VStGB (herbi cinayet), elece de  1948-ci il beynelxalq hüquq konvensiyasının keskin pozulması kimi tanınması 

Xocalıda töredilen vehşilikleri araşdirmaq ücün beynelxalq cinayet mehkemesinin yaradılmasi.

Parlament nümayende heyetinin Azerbaycandakı qacqın düşergelerine gönderilmesi.

 Azerbaycan-Almaniya Akademikler Birliyi Ehmed Omid Yezdani Sedr 

 

 

 

Kazaklarda Türkçe seferberliği

 

Türk–Kazak ilişkilerindeki en büyük canlanma eğitim alanında göze çarpıyor. Kazakistan’ın Türkistan şehrinde Hoca Ahmet Yesevi Milletlerarası Kazak–Türk Üniversitesi ile Almatı’daki Süleyman Demirel Üniversitesi’nde Türkçe–Kazakça eğitim yapılıyor. Almatı’daki Al Farabi Kazak Milli Devlet Üniversitesi’nde ve Abay Devlet Üniversitesi’nde Türkoloji bölümleri bulunuyor ve bu bölümlerde Türkçe öğretiliyor. Ayrıca 19 Kazak–Türk lisesinde de Kazak öğrenciler Türkçe öğreniyor. Bununla birlikte Almatı’daki TÖMER’de (Türkçe Öğretim Merkezi) şu anda 161 öğrenci, çeşitli seviyelerde Türkçe öğreniyor. 1992’den beri Türkiye’de binlerce Kazak öğrenci eğitim alırken, bağımsızlıktan beri yüzbinlerce Kazak Türkçe öğrendi.
Kazakistan’da faaliyet gösteren Türk firmalarında, eğitim kurumlarında binlerce Türkçe bilen Kazak çalışırken, Türkçe, Kazakistan’da yaygınlık açısından Rusça, Kazakça ve İngilizce’nin ardından 4. sırada yer alıyor. Kazak Türkçe’si ile Türkiye Türkçe’si birbirine çok yakın olduğu için Kazaklar için Türkçe öğrenmek, Türkler için de Kazakça öğrenmek çok kolay hale geliyor. Türkçe’nin Kazakistan’da bu kadar yaygın olmasında Kazak–Türk liselerinin payının büyük olduğu belirtiliyor. Bu liselere her sene imtihanla öğrenci alınıyor, ancak başvuruların sadece yüzde 10’una cevap verilebiliyor.
Kazakistan’daki hemen hemen her şehirde Kazak–Türk liseleri göze çarpıyor. Kazak–Türk liseleri olmayan şehirlerin valileri KATEV’e (Kazak–Türk Eğitim Vakfı) başvurarak, şehirlerinde Kazak–Türk lisesi açılması için arsa hibe edeceklerini ve gerekli desteği vereceklerini belirtiyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ise, Kazak–Türk liselerine ve Türkiye kökenli eğitim kurumlarına büyük destek veriyor. Bu da Türkçe’nin Kazakistan’daki konumunu güçlendiren en önemli faktör haline geliyor.

 

Bulgar Irkçılığı

 

Bulgaristan'da ırkçı ve aşırı milliyetçi ATAKA partisi, İslam'da güç gösterisine karşı oldukları gerekçesiyle, ezan sesini susturmak için imza kampanyası başlattı.

Bulgaristan`da ırkçı ve aşırı milliyetçi görüşleriyle tanınan ATAKA partisinin üyeleri, başkent Sofya`daki Banyabaşı camisinin yanına bir çadır kurarak, camilerde ezan okunmasının yasaklanması için imza kampanyası başlattı.

ATAKA partisinden yapılan açıklamada, ezan sesinin camilerin çevresinde yaşayan vatandaşları rahatsız ettiği ileri sürülerek, camiden ses sistemiyle ezan okunmasının yasaklanması istendi.
İmza kampanyasının düzenleyicilerinden ATAKA üyesi Kamen Kamenov da yaptığı açıklamada, İslam dinine karşı olmadıklarını ve saygı duyduklarını belirterek, ``Biz İslam`ın güç gösterisine karşıyız. Yüksek sesle ezan okunmasını da bir güç gösterisi olarak kabul ediyoruz`` yorumunda bulundu.

Kamenov, imza kampanyasının 15 haziran tarihine kadar devam edeceğini ve belediye meclisinin ezanın yasaklanması yolunda karar alması için imzaların belediye başkanlığına gönderileceğini bildirdi. ATAKA`nın Sofya`da ezan sesini susturmaya yönelik girişimi, Müslümanlar tarafından büyük tepkiyle karşılandı.
ATAKA`nın girişiminin etnik gerginliği tırmandırma amacı taşıdığını ifade eden Müslümanlar, ``Biz de kiliselerde çan seslerininsusturulması için mi imza kampanyası başlatalım. Bunların bütün amaçları farklı dinler arasında gerginlik yaratıp bundan siyasi çıkar elde etmek`` diye konuştular.

Bulgaristan Müslümanları Yüksek Şurası başkanı Basri Pehlivan da yaptığı açıklamada, ATAKA`nın ezan sesini susturma girişiminin son derece tehlikeli olduğunu söyledi.
Ezan sesinin Bulgaristan`daki etnik huzurun bir simgesi olduğunu vurgulayan Pehlivan, ``Bu huzuru bozmak isteyenler hiçbir zaman amaçlarına ulaşamayacaklardır`` dedi.

 

KIRIM TÜRKLERİ’NİN VATANLARINDAN SÜRGÜN EDİLİŞİNİN 62.

YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE

Basın Bildirisi

Türk ve Dünya Kamuoyuna

Bundan tam 62 yıl önce 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım Türkleri tarihi yurtları Kırım’dan insanlıkdışı bir muamele ile hayvan vagonlarına istif edilerek Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürgüne gönderilmiştir. Sovyet rejimi tarafından sürgüne gönderilen 400 bin civarında Kırım Türk’ünün %46’sı 22 gün süren sürgün yolculuğu ve sonrasındaki bir kaç gün içinde soğuk, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybederek şehit olmuştur. Aradan geçen 62 yıl sonunda bugün Kırım Türkleri anavatanları Kırım’a geri dönmekte ve Kırım’ı yeniden vatan yapma mücadelelerine devam etmektedirler. Bu mücadele dahi çok ağır ve çetin şartlar içinde gerçekleşmektedir. Geri dönüşün başladığı son 16 yılda Kırım’a yerleşebilen Kırım Türklerinin sayısı 260 bin civarındadır. Kırım’a yerleşen Kırım Türklerinden 4827’si yatakhanelerde, 14.580’i kiralık evlerde yaşamaktadır. 17.204 aile yarısı tamamlanamamış evlerde, 10.637 aile yüzde yetmişi tamamlanabilen evlerde, 8154 aile de geçici barakalarda yaşamaktadır. Kırım Türklerinin çoğunlukla yerleştiği beldelerin %30’unda elektrik ve su, %75’inde yol, %80’inde ise gaz bulunmamaktadır. Bebek ölüm oranı, Ukrayna genelinde yine en yüksek Kırım Türkleri arasındadır. Kırım Türklerinin çoğu bir işten, sosyal güvenlikten ve sağlık hizmetlerinden mahrum durumdadır. Halen sürgün bölgelerinde 300 bin Kırım Türkü ise anavatana dönmek için beklemektedir.

Büyük sürgün yaşanalı 62 yıl olmasına rağmen Kırım Türklerinin maddi ve manevi kayıpları tazmin edilmemiş, yaraları kapatılmamıştır.
İnsanlık tarihinin en acı sürgün ve katliamlarından biri olan Kırım Türklerinin vatanlarından sürgün edilişini bir kez daha Türk ve Dünya kamuoyu önünde esefle kınıyor, sürgün ve mücadele şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Kırım Türklerinin vatan Kırım’a dönüşlerinin hızlandırılması ve mevcut sosyo-ekonomik problemlerinin bir an evvel çözülmesi için tüm dünya devletlerini göreve davet ediyoruz.18.05.2006
KIRIM TÜRKLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
 

          KOÇYİĞİT...

 

Albay Nevzat Yıldız'ın yaşadığı KOÇYİĞİT olayı vatan aşkının gücünü

gösterdi...

Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in onayı ile şehit Komando Er İsmail Bulat ile Gazi Piyade Onbaşı Ayhan Yücel'e Devlet Övünç Madalyası verildi. Madalya için düzenlenen törende, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nevzat Yıldız'ın anlattığı "Koçyiğit" hikayesi, şehit anneleri ile salonda bulunanları gözyaşına boğdu.
Atatürk Kültür Merkezi'ndeki törene Ordu Valisi Said Vakkas Gözlügöl, Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hüseyin Güney, Ordu Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nevzat Yıldız, Belediye Başkanı Seyit Torun, Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Büyüktümtürk, Hürriyet Gazetesi Başyazarı Oktay Ekşi, davetliler, şehit ve gazi aileleri katıldı.
Törende konuşma yapan Ordu İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nevzat Yıldız, "Başımdan geçen bir Koçyiğit öyküsünü anlatacağım" diyerek kucaklarında şehit düşen bir askerin hikayesini anlattı. Komutanın anlattıklarını dinleyenler gözyaşlarını tutamadı.
Bayrakları söküp şehidi örttüler
ALBAY Nevzat Yıldız, yaşadığı olayı şöyle anlattı:
"Bingöl'ün Solhan İlçesi. Kar 2 metre, çatışmada şehit olan bir Mehmetçik yanımızda. Birkaç korucu ve muhafız Baysal Çavuş üşüyoruz. Helikopterle battaniye atıldı, birine ben sarıldım, birini de muhafıza verdim.
Baktım şehide örtüyor, 'Oğlum ona yarın bayrak örteriz, o üşümez' dedim. Erlerin yeleklerinde kalbinin üzerinde küçük bir bayrak dikilidir. Onu çıkarıp alnına koydu. Ertesi gün 200 bayrağın göğüslerden sökülüp şehide örtüldüğünü gördüm. O 200 Koçyiğit yüreğinden söküp örttü. Çünkü o tepeler, arkadaşlarının kanı ile kızarmış bayrak olmuştu.
“Erol KÜÇÜKOĞLU/ DHA

 

Sürgündeki Özbek muhalif lider Muhammed Salih serbest

bırakıldı !

 

Sürgündeki Özbek muhalif lider gittiği İsveç'ten Londra'ya geçerken gözaltına alınmış, 1 günden fazla kaldığı tutukluluk hali daha sonra kaldırılarak serbest bırakıldı.

 Tutuklanmasıyla ilgili olarak İsveç'in resmi makamları ''yanlış anlaşılma oldu'' diye açıklama yapmakla yetinmiş olup, Sayın Salih'in Özbekistan hükümetinin 2000'de çıkarttığı interpol bültenine istinaden tutuklandığı belli oldu.

AynI olay 2001 yılında Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da da yasanmış olup, Muhammed Salih 11 gün tutuklu kalmış, çıkartıldığı Prag şehir mahkemesince serbest bırakılmış, ertesi günü Çek Cumhurbaşkanı Vaclav Havel kendisiyle başkanlık sarayında görüşerek devleti adına özür dilemişti.

Bilindiği gibi, İslam Kerimov hükümeti Sayın Salih'i 1999 olaylarından sorumlu tutarak, gıyabında 15,5 yıla mahkum etmiş, uluslararası arama emri çıkartmıştı. Fakat olayın maksatlı olduğu kanaatine varan birleşmiş milletler kendisine mülteci mak