|
AKREBİN KISKACINDAKİ TÜRKİSTAN
Türklerin yaşadığı yer,
Türklerin vatanı anlamlarına gelen Türkistan toprakları, tarih boyunca
Çinlilerin ve Rusların iştahını kabartan bir cazibe merkezi olma
durumunu hep korumuştur. Büyük Türkistan'ın doğusunun 1759 yılından
itibaren aralıklarla Çinliler tarafından işgal edilmeye başlamasından
sonra bu Türk topraklarının adı Doğu Türkistan, batıda kalan toprakların
adı da Batı Türkistan olarak anılmaya başlanmıştır.
19. Yüzyılın birinci yarısının başlarından itibaren Rusların hegemonyası
altında yaşamak mecburiyetinde kalan Batı Türkistan'daki Türk boyları,
(Kazak,Kırgız, Özbek, Tacik, Türkmen ve diğerleri) Sosyalist ve komünist
sistemlerin klâsik ve en güçlü silâhı olan “Böl, parçala ve hükmet”
politikası gereği, “Sen Kazak'sın, Sen Kırgız'sın, Sen Özbek'sin” vs.
gibi her bir Türk boyunu ayrı bir millet, her bir lehçeyi de ayrı bir
dil gibi dayatarak Türk boyları arasındaki tesanütü, dil ve yazı
birliğini ortadan kaldırmaya yönelik uygulamaları ile karşı karşıya
kalarak birbirlerini yeterince tanıma ve birbirleri ile yakınlaşma
imkânı bulamadılar.
1990 yılının başlarında Sovyetler Birliğinin dağılması sonrası Batı
Türkistan Türkleri Bağımsız birer devlet kurma şansını elde
ettiler…Fakat bu güne kadar Rusya Federasyonunun Batı Türkistan Türk
Cumhuriyetlerinden tamamen vazgeçtiğini, oralardan ümidini kestiğini
yada devletin idarî mekanizmasından ellerini çektiklerini görmedik. Batı
Türkistan Türk Cumhuriyetlerindeki parlâmenterlerin yarısına yakının
Slav(Rus) asıllılardan oluştuğunu da bilmeyen yok.
Bazı bölgelerde halen Lenin heykellerinin kaldırılmadığını, Sovyetler
Birliği döneminden kalma “of”, “ov” ve “viç” gibi eklerin Müslüman Türk
isimlerinin sonunda Rusların taktığı birer melanet halkası olarak
taşınmaya devam edildiğini, üstelikte 1990 sonrası doğan Türk
çocuklarından bazılarına da Rus'ça isimler konulmakta olduğunu
düşünürsek bu nasıl bağımsızlık? Bu nasıl özgürleşmedir anlamak mümkün
değil!
Batı Türkistan Türklerinin bağımsız olmalarının hemen ardından, işgali
altında bulunan ve Kazakistan ile, Kırgızistan'a sınırı bulunan Doğu
Türkistan'ın da Batı Türkistan Türkleri gibi bağımsız olma kulvarına
girebileceği endişesi ile paniğe kapılan Komünist Çin Doğu Türkistan'ın
Kuzey-batı sınırlarına askeri yığınak yaptıktan sonra Batı Türkistan
devlet adamları ile bir dizi sözde güvenlik ve ekonomik işbirliği
anlaşmaları imzaladı. Aradan geçen 15 yılın sonunda ise, Batı Türkistan
devletlerinde Çin'in siyasî, askeri ve ekonomik açılardan nüfuzu oldukça
etkili hale geldi… Henüz toparlanma ve kalkınma süreci içinde olan ve
yeterli devlet tecrübesi bulunmayan Batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri,
Rusya Federasyonu ve Çin ablukası denilebilecek bir ikili kıskaç
arasında gerçek bağımsızlığın vasıflarını yakalama mücadelesi verirken
bu defa da, ne pahasına olursa olsun dünyanın tek hakimi olma yolunda
zücaciye dükkânına girmiş fil misali her tarafı yakıp yıkmakta bir beis
görmeyen Amerika'nın “Ben de varım” dediği bir şeytan üçgeninin
ortasında kalakaldı…
Seksen yıla yakın bir süre boyunca işgal altında olmanın getirdiği felç
olmuşlukla milli ve dini benliklerinde dejenerasyonlar yaşayan, Millet
olmanın şuuruna tam olarak erişme fırsatını yakalayamayan ve neredeyse
“Bağımsızlık” kavramının ne anlama geldiğini dahi tamamen unutmak üzere
iken bağımsız birer devlet olarak dünya sahnesine çıkan Batı Türkistan
Türk Cumhuriyetlerine samimiyetle, ve fedakârlıkla, gerçek anlamda
destek olan, yol yordam gösteren ve devlet tecrübesinden istifade
ettiren bir dünya devleti de çıkmadığından dolayı geçmiş yıllarda
oldukça zor merhaleler atlattılar. Üstelik şimdilerde ise, Rusya, Çin ve
Amerikanın ayak oyunları ve köşe kapmacalarının oluşturduğu gizli ve
alenî kum fırtınaları ve kasırgalar ile karşı karşıya kalmak üzereler…
Artık 15 yılı geride bırakan Batı Türkistan Türk Cumhuriyeti idarecileri
kendi tırnakları ile kendi başlarını kaşımak mecburiyetinde olduklarının
bilinci içerisinde gerçekten bağımsız birer devlet olduklarını, Lenin
heykellerini ve isimlerinin sonlarındaki melanet halkası ekleri kaldırıp
atarak göstermelidirler. Bağımsız birer devlet olduklarını, Komünist Çin
cellâtlarının giyotinlerinde can vermemek için kendilerinden siyasî
sığınma talebinde bulunan kahraman Doğu Türkistan mücahitlerine sahip
çıkarak, onları koruyup kollayarak, uluslar arası insan hakları
sözleşmelerinde yer alan haklardan sonuna kadar yararlanmalarını
sağlayarak göstermelidirler. Çünkü, tarihin hiçbir döneminde Doğu
Türkistanlılar Batı Türkistan Türklerine ihanet etmediler, Doğu
Türkistan'ın yılmaz mücahit liderleri olan İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet
Emin Buğra Beyler ömürleri boyunca Doğu Türkistan davasına olduğu gibi o
zamanlar eski Sovyetler Birliğinin esareti altında bulunan Batı
Türkistan'ın da kurtuluşu için mücadele vermişlerdir.
Şurası bir gerçek ki; milletlerin öncelikle kendi beyinlerinde,
yüreklerinde ve ruh alemlerinde özgür yaşamayı arzu etmeleri, özgürlüğe
muhakkak kavuşacaklarına inanmaları, bunun için canla başla mücadele
vermeleri ve özgürlüklerine kavuştuklarında da özgürlüğü içlerine
sindirmeleri, tam bağımsız bir devletin özgür bireyleri olarak yaşamanın
gereklerini de bihakkın yerine getirmeleri gerekiyor.
İstanbul’da Çin mallarına
protesto
İstanbul Eminönü’nde Çin
mallarının piyasayı işgal ettiğini öne süren esnaf, Çin malı çanta ve
ayakkabıları yaktı. Eminönü çevresinde çanta, ayakkabı ve deri
konfeksiyon işiyle uğraşan esnaf, Beyazıt tramvay durağı önünde
toplandı. “Küreselleşme dediniz kökümüzü kazıdınız, kahrolsun Çin
malları ” yazılı pankart açan esnaf, artık iş yapamaz noktaya
geldiklerini vurguladı. Çin malı ayakkabı ve çantaları yakan esnaf,
Gedikpaşa’ya kadar da yürüyüş yaptı.
Çin Mallarına Karşı “Çin
Yapımı Değildir” Markası Çıktı,
Sıra AB'den Onay Almada
Cebelitarık Merkezli Alvito Holdings Limited deri, deri giysiler, çanta,
giyim eşyalarından oluşan ürünlerini "Not made in China" yani "Çin malı
değildir" markası ile satmak için harekete geçti. Firma ilk adım olarak
ise markanın 25 Avrupa ülkesinde geçerli olması için Topluluk Markası
Ofisi'ne başvuru yaptı. Ancak bu arada Çinliler de boş durmadı. Bu
başvurunun kendi ülkeleri ve mallarına karşı bir komplo olduğunu iddia
eden Çinlilerin protesto imzaları Avrupa Komisyonu'na ulaştı.
İstanbul Beyazıt'ta bir
grup esnaf, Çin mallarını protesto amacıyla, bu ülke yapımı bazı
ürünleri yaktı.
Gedikpaşa ve Çevresi
Esnaf Platformu üyesi bir grup, Beyazıt'ta toplandı. ''Çin mallarına
hayır'' şeklinde sloganlar atan grup, ayrıca ''Çin malı alan vatandaş
haindir'', ''Küçük üretici Eminönü'nde de var, Paris'in göbeğinde de'',
''İki rakibimiz var. Dışarıda Çin, içeride rant'' ve ''Küreselleşme
dediniz kökümüzü kazıdınız'' yazılı dövizler taşıdı.Platform adına
okunan açıklamada, Çin mallarının, ''deri konfeksiyon, çanta, ayakkabı
ve kuyumcu küçük esnafının üzerine kara bulut gibi çöktüğü'' ve
işyerlerinin kapanmasına neden olduğu ileri sürüldü.
Açıklamada, Çin mallarını
getiren büyük ithalatçıların, hem esnafın ticaretine darbe vurduğu, hem
de esnafı bölgeden çıkarmak için elinden geleni yaptığı iddia edildi.
Esnafın çevreyi
kirletmediği ve tarihi dokuya zarar vermediği ifade edilen açıklamada,
bölgedeki esnafın 1998 yılında binaları boşalttığı ve emlak fiyatlarının
düştüğü, bundan belli kesimlerin yarar sağladığı ileri sürülerek, bugün
de benzer bir durumun yaşandığı savunuldu. Açıklamada, bölgenin,
Türkiye'nin sıcak para kaynağı olduğuna dikkat çekildi.
Grup açıklamanın ardından
yanlarında getirdikleri Çin yapımı ayakkabı ve konfeksiyon ürünlerini
yaktıktan sonra dağıldı.
Çin Mallarına Karşı
'Çin Yapımı Değildir' Markası Çıktı,
Sıra AB'den Onay Almada
Cebelitarık Merkezli Alvito Holdings Limited deri, deri giysiler, çanta,
giyim eşyalarından oluşan ürünlerini "Not made in China" yani "Çin malı
değildir" markası ile satmak için harekete geçti. Firma ilk adım olarak
ise markanın 25 Avrupa ülkesinde geçerli olması için Topluluk Markası
Ofisi'ne başvuru yaptı. Ancak bu arada Çinliler de boş durmadı. Bu
başvurunun kendi ülkeleri ve mallarına karşı bir komplo olduğunu iddia
eden Çinlilerin protesto imzaları Avrupa Komisyonu'na ulaştı. “Not made
in China" için marka başvurusu yapan Alvito Holdings Limited isimli
şirket 13 Eylül ve 13 Ekim 2005 tarihlerinde “deri, deri giysiler,
çanta, giyim eşyaları” gibi ürünlerde ikisi logolu biri düz yazı olmak
üzere 3 adet “Not made in China” markası için 25 AB ülkesinde geçerli
olan Topluluk Markası müracaatını gerçekleştirdi. Söz konusu markalar,
ana ofis OHIM (Office for Harmonization in the Internal Market-Trade
Marks and Designs) tarafından incelenecek ve marka olma özelliklerine
haiz olduğuna karar verilmesi halinde, ilan edilerek itirazlara
açılacak. Yayın aşamasında bu markalar aleyhine herhangi bir itiraz
olmazsa “Not made in China (Çin yapımı değildir) markaları 25 Avrupa
Birliği üye ülkesinde yasal marka olma özelliğine kavuşacak.
Alvito Holdings
Limited'in bu girişimi Çinliler'in de tepkisini çekti. 13 Mart 2006 ‘da
Çin’deki Avrupa Komisyonu delegesine binlerce Çinli vatandaşın protesto
imzalarını içeren dilekçe sunuldu. Çin halkının kızgınlığına medya
kuruluşları da destek vererek, online imza kampanyası başlattı. Beijing
Trademark and Patent Agency kayıtlarına göre; Cnstock sitesi 3 bin imza
ve 115 mesaj kayıt ederken, Netease web sitesi 10097 imza ve 357 mesajla
bu müracaatlara tepki gösterdi.
'Sorun Yaratmaz'
Yurtdışı marka uzmanı
Yasemin Hatipoğlu, "Not made in China" markalarının, tüketici üzerinde
markanın orijini veya sahip olduğu özellikler konusunda yanlış
algılamaya neden olacak bir izlenim yaratmayacağı görüşünde. Tam aksine
aldatıcı marka tüketiciyi aslında sahip olmadığı nitelik ve coğrafi
kaynak konusunda yanıltan markadır. Bu marka ise açıkça Çin ile ilgili
olmadığı ve ürünlerin Çin ürünleri ile karıştırmaya neden olabilecek
nitelikler taşımadığını belirtiyor.
'Not Made in France'
Kabul Görmemişti
Dünya’da “Not” olumsuzluk
ekini içeren ulusal ve uluslararası pek çok marka müracaatı mevcut.
Bunlardan tescil edilmiş olanlar da var. Örneğin İngiltere’ de et
ürünleri için Amerikalıların ünlü sosisli sandviçi Hot Dog'a gönderme
yapan Not Dog (köpek değil) markası tescil edildi. Bunun yanında Not
made in France markası Amerika Patent Ofisi tarafından giyim eşyaları
için reddedildi. Not made in France markası sahibi İngiliz firması VRBIA,
karara itiraz ederken, "Markanın Fransız ürünleri ile ilgili bir çeşit
hiciv ya da Irak’taki savaş sırasında bozulan Amerika-Fransa ilişkileri
hakkında esprili bir ifade olarak algılanması gerektiğini" öne sürdü.
Ancak Amerika Patent Ofisi bu espriyi hiç de komik bulmadı ve şirketin
itirazını da ret ederek Not made in France markasının Amerika’da koruma
dışı bırakılmasına karar verdi.
Bir Ülke İtiraz Ederse
Başvuru Reddediliyor
AB ülkelerinin tamamı
için geçerli olan, Topluluk Markası tescili İspanya’nın Alicante
şehrinde kurulan Topluluk Marka Ofisi’nde yapılıyor. Tek bir tescil ile
topluluğun ülkeleri olan, Avusturya, Belçika, İngiltere, Danimarka,
Almanya, Finlandiya, Fransa, Yunanistan, İrlanda, İtalya, Lüksembourg,
Hollanda, Portekiz, İspanya ve İsveç’te markanın korunması sağlanıyor.
Topluluk markası için yapılacak başvurular yayınlanarak üye ülkelerin
itirazlarına açılıyor. Hiçbir itiraz gelmemesi halinde, tescil işlemi
yapılıyor. Ancak itiraz gelirse Topluluk Marka Tescili isteği
reddediliyor. Bu durumda, itiraz etmeyen ülkelere tek tek başvurularak,
tescil ihtiyacı çözümlenebiliyor.
Türkiye'nin sahip
çıkmadığı 5 Uygur Türk'ü Arnavutluk'a gitti
ABD'nin aklamasına karşın
Türkiye dahil 20 ülke sığınma vermediği için Guantanamo'da esir tutulan
beş Uygur'u nihayet Arnavutluk kabul etti
Amerika Hükümeti
(05.05.2006) Guantanamo da tutulan Uygurlardan 5 ini Guantanamo daki
askeri hapishaneden salıverdiler.
Uygur-Amerikan Birliğinin
haberinde Amerika Dışişleri Bakanlığı harp suçluları biriminin sorumlusu
bu gün öğleden sonra Guantanamo daki askeri hapishanede tutlmakta olan
Adil Ablikim, Ababekri Kasım, Ehter Kasım, Eyüp Haci Ehmet, ve Ahmet
Adil adlarındaki kişilerin serbest bırakıldığının haberini vermiştir.
Uygur-Amerikan Birliğinin
Başkanı Nuri Türkel'in bildirdiğine göre, Guantanamo askeri
hapishanesinden serbest bırakılan Uygurlar Arnavutluk'a yerleştirilmek
üzere Tiran'daki B.M Teşkilatı misafirhanesine teslim edilmişlerdir.
ABD'nin 'terörle
savaşı'na yanlışlıkla kurban gidip Guantanamo'da dört yıldır tutulan bir
grup Uygur'dan beşi, Arnavutluk'un kapılarını açması sayesinde esaretten
kurtuldu. Çin'in Doğu Türkistan'daki zulüm politikası sürerken, son
dönemde 22 Uygur da Guantanamo'daki esaretleriyle gündemdeydi. ABD'nin
2003'te 'düşman savaşçı' suçlamasından akladığı beş esir, bir türlü
özgürlüğe kavuşamıyordu. Çünkü Çin'e iadeleri işkence ve idam anlamına
geliyordu. Washington'ın kapısını çaldığı Türkiye dahil 20 ülke ise
sığınma vermeyi reddediyordu. Sonunda Bush yönetiminin sessiz müttefiki
Tiran, olumlu yanıt verdi. ABD Dışişleri, Pekin'in iade talebini geri
çevirdiklerini belirtip "Arnavutluk hükümeti, Çin vatandaşı beş Uygur'u
mülteci kabul edeceğini bildirdi" dedi. Sözcü, Tiran'ın 'önemli bir
insani jest' yaptığını söyleyip Washington'ın 'minnettarlığı'nı dile
getirdi. "Uygurlara insani muamele için azami çabayı gösterdik.
Amacımız, onları yaşamlarını yeniden kurabilecekleri bir yere
yerleştirmekti" açıklaması yapan Pentagon, Guantanamo'da 'düşman
savaşçı' 17 Uygur esir kaldığını söylerken, kimliklerini belirtmedi.
Arnavut Dışişleri, 'Beş Uygur, iltica başvurusu yaptı. Yasal prosedür
inceleniyor' açıklamasıyla yetinirken, Uygur Amerikan Derneği, beş
esirin sağ salim Arnavutluk'a ulaştığını duyurdu. Dernek Başkanı Nuri
Türkel, "İnanılmaz bir haber. Her şey çok ani gelişti. Biraz şaşkın
olsalar da, beşi de özgür olmaktan mutlu ve sağlıklılar" dedi. Avukat
Barbara Olshansky ise, "Bush yönetimi, masumları esir tutmasıyla ilgili
mahkemede hesap vermemek için bu kararı aldı" yorumunu yaptı. ABD
raporuyla alay Önceki gün Bush yönetimini 22 yıllık işkenceyle mücadele
sözleşmesini ihlalden sorgulayan BM İşkenceyi Önleme Komitesi, "Savaş
esirlerine kötü muamele yasağını ihlal ettiğinize dair tartışmayı
reddetmek için istihbarat faaliyetleri mazeretinin arkasına
sığınamazsınız" uyarısını yaptı. Komite üyeleri, ABD'nin işkenceyi
önlemekle ve işkencecileri yargılamakla yükümlüyken, üst düzey
yetkilileri yargılamadığını, alt düzey yetkililere de en fazla bir yıl
hapis verdiğini belirtti. Rum üye Andreas Mavrommatis, "Eskiden her
ülkenin insan hakları durumu için ABD Dışişleri'nin yıllık raporuna
bakardık. Ama artık onu kullanmaya biraz korkuyoruz" diye dalga da
geçti. (afp, ap)
Arnavutluk: “Beş Uygur’un
Meselesi Çin-Arnavutluk Münasebetlerini Etkilemez”
Arnavutluk basınının
haberlerine göre, Arnavutluk Dış işleri bakanı Mustafayiç, Arnavutluk
makamlarından Siyasi sığınma talebinde bulunan ve bu yüzden Çin
makamlarının tepkisine yol açan ve Guantanamo’dan gelen 5 Uygur
misafirin meselesinin Çin-Arnavutluk ilişkilerine olumsuz bir etkisinin
olmayacağını bildirmiştir.
Çin makamları Amerika
Milli Savunma Bakanlığı tarafından “Terörist değildir” denilerek aklanan
5 Uygur’u Terörist örgüt üyesi diye suçlamakta ve Arnavutluk
hükümetinden onları Çin hükümetine iade etmesini istemektedir.
Çin hükümeti geçen hafta
Çin Halk Kurultayının Uygur Müdür Yardımcısı İsmail Ehmet’i Basın
mensuplarının karşısına geçirip konuşturarak Amerika’yı uluslar arası
arenadaki terörle mücadeleyi aksattığını ileri sürmüştür.
Mustafayiç’ in
vurguladığına göre, onun bu yıl Çin’e gerçekleştireceği ziyaretin iptali
söz konusu değildir. O, ziyaret esnasında Çin ile Arnavutluk arasındaki,
siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkilerin daha da kuvvetleneceğini
beyan etmiştir. Mustafayiç 5 Uygur’un siyasi sığınma talebini kendince
fevkalade olarak yorumlayıp, Arnavutluk hükümetinin bu 5 Uygur’un
meselesini Arnavutluk siyası kanunu, kanunları ve sözleşmeler gereğince
bir çözüme kavuşturmayı düşünmektedirler.
Arnavutluk hükümetinin
konU ile ilgili analizlerine göre, gerçi Mustafayiç tarafından olay Çin-Aranavutluk
ilişkilerini olumsuz yönde etkilemeyecektir. Denilmişse de, Pekin
makamları bu meseleye farklı bir gözle bakmaktalar.Bu 5 Uygur geçtiğimiz
hafta Guantanamo üssünden bırakıldıktan sonra Arnavutluk’a
götürürlmüşlerdir. Fakat, bu esnada hiç kimselere haber vermemişlerdir.
Bu Uygurların Avukatı, henüz tutukluların tehlikeden kurtulmadıklarını
belirterek Amerikayı da sorumsuz davranmakla suçlamışlardır.RFA-Erkin)
Çin'den ABD'ye Uygur
Protestosu
Çin, Guantanamo
Üssü’ndeki cezaevinde tutulan beş Uygur’u kendisine teslim etmeyen
Amerika’yı eleştirdi. Amerikalı askeri yetkililerin suçsuz bulduğu Uygur
tutuklular, geçen hafta Arnavutluk’a gönderilmişti. Uzun bir süredir
Guantanamo’da tutulan Uygurlar, kötü muamele görecekleri kaygısıyla
Çin’e gönderilmedi. Çin Parlamento Başkan Yardımcısı İsmail Amat,
Washington’un Uyugrları teslim etmemesinin, kabul edilemez olduğunu
bildirdi. Çin Arnavutluk’tan Uygurları teslim etmesini istedi Arnavut
yetkililerse, Uygurların sığınma talebini değerlendirdiklerini bildirdi.
Doğu Türkistan Vakfı'nın
Kuruluşunun 20. Yılı Kutlandı
RFA-İstanbul'da faaliyet
göstermekte olan Doğu Türkistan Vakfı'nın 20. Yılı Münasebetiyle
görkemli bir toplantı tertip edildi.
Söz konusu toplantıya
Türkiye Vakıflar Genel Müdürlüğünden yetkililer, Aydınlar Ocağı Genel
Başkanı Prof. Dr. Mustafa ERKAL, Süleymaniye Vakfı Başkanı Abdulaziz
Baykal ve İstanbul'da yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar olmak üzere 500
civarında kişi katıldı.
Toplantıda konuşan
Aydınlar Ocağı Genel Başkanı Prof.Dr. Mustafa ERKAL “Türklerde Vakıf
Geleneği” konulu bir konuşma yaptı. Doğu Türkistan Vakfı Başkanı Em.
General Mehmet Rıza Bekin Doğu Türkistan Vakfının Kuruluş süreci ile
ilgili, Vakıf Genel Sekreteri Hamit Göktürk Doğu Türkistan Vakfı'nın
Kuruluşundan bu güne kadar ki süre içerisinde yaptığı hizmetlerle
ilgili, Doğu Türkistanlı Kadınlar adına konuşan Şair ve yazar Nurala
Göktürk Hanımefendi de yeni yayınlamış olduğu “Geleneksel Doğu Türkistan
Uygur Mutfak Kültürü” adlı kitabının mahiyeti ile ilgili bilgiler verdi.
RFA
Doğu Türkistan Dayanışma
Derneği’nin 6. Genel Kurulu Yapıldı
Merkezi İstanbul'da
bulunan, Doğu Türkistan Dayanışma Derneği'nin 6. Dönem Genel Kurul
toplantısı 20 Mayıs 2006 tarihinde yapıldı
Yapılan seçimlerde
derneğin genel başkanlığına İsmail Cengiz oybirliği ile seçildi. Dr.
Mehmet Ömer Nazar, Erkin Artış, A. Celil Turan, Ablekim Kaşgarlı, Kemal
İlktürk, Hafız Osman Karakaş ve Kadir Ahan'dan oluşan yönetim kurulu iki
yıl süresince görev yapacak.
Bilindiği üzere Doğu
Türkistan Dayanışma Derneği, 1993 yılında tüm dünyadaki Doğu Türkistan
teşkilatlarının katılımıyla düzenlenen I. Doğu Türkistan Milli
Kurultayı'nda alınan karar gereği kurularak faaliyete geçmişti.
İsmail Cengiz aynı
zamanda merkezi ABD'de bulunan ITSF Uluslararası Türk Dernek ve
Toplulukları Federasyonu Türkiye Bölge Başkanlığı görevini de
yürütmekte. (Kaşgar Tanıtım)
Almanya'da “Uygur
Araştırma Merkezi” Kuruldu
20.05.2006 günü,
Almanya'daki bazı Uygur aydınların teşebbüsleri ve “Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi”nin başkanı Abdulcelil Karakaş'ın onayı ile “ETIC-
Uygur Araştırma Merkezi” Almanya'nın Münih Şehrinde kuruldu.
Başkan: Perhat Yorunkaş (
Dergici ve Yazar)
Başkan Yardımcısı :Tursun
Muhammad (Tarihçi) Başkatip ve Sözcü : Ümit Agahi(Pedagog)
Neşriyat Müdürü : Küreş
Atihan (Yayıncı-Yazar)
Tercüme-Tahrir İşleri
Müdürü: Enver Ahmet(Dergici)
Tercüme-Tahrir İşl.Md.
Yard.: Alye Zeper(Öğretim üyesi ve çevirmen)
Dini Tetkikat İşleri
Müdürü: Abidjan Mahmud (Dini zat)
“ETIC-Uygur Araştırma
Merkezi”nin Temel Vazifesi:
Doğu Türkistan'ın tarihi,
siyasi, iktisadi, kültürel dini ve başka alanlarda sistemli bir
araştırma yürüterek bu cihetlerde özel ilmi rapor, eser,, biyografi ve
yıllıklar hazırlamak. Vatan içinde aleni olarak neşretme imkanı
bulunamayan ve tercüme edilmesi yasaklanan yabancı ve Uygur
tarihçi,yazar, araştırmacı, mütehassıs, şair, edip ve filozofların Doğu
Türkistan ve Uygurlar hakkında yazdıkları eserlerinin çevirisini yapmak
ve yayınlamak.
Milli bağımsızlık
hareketleri ile meşgul olan bütün Doğu Türkistan Teşkilatlarını ve
çeşitli uluslar arası insan hakları teşkilatlarını Doğu Türkistan ve
Uygurların umumi vaziyetleri, Uygurların insan hakları meseleleri gibi
konularda ilmi belge ve delillerle desteklemek. “ETIC-Uygur Araştırma
Merkezi” Kendisi için zaruri ve gerekli olan arşiv, doküman ve
materyalleri toplayıp düzenledi ve 20.05.2006 gününden itibaren resmi
araştırma hizmetlerine başladı. “ETIC-Uygur Araştırma merkezi” her hangi
bir teşkilata bağlı olmayan bağımsız bir araştırma birimi olup, bütün
Uygur teşkilatları ile aynı mesafede içinde kalarak yardımlaşır.
Çin Polisleri Guancu'nun
Yavtey Pazarındaki Uygur Ticaretçilerini
Döverek Dağıttı
Çinli polislerce dövülen
Uygurlardan 5 Uygur ağır şekilde yaralandı.
8 Mayıs 2006 tarihinde
öğleden sonra saat 18.oo civarlarında Çin polisleri Guancu'nun Yavtey
Pazarında geçim derdinde olan Uygurların etraflarını sararak saldırıp
geçimini sağlamak için küçükçaplı alış verişler yapmakta olan 300
civarındaki Uygur'u pazardan döverek kovmuşlardır. Çinli polislerce
dövülen Uygurlardan 5 Uygur ağır şekilde yaralanmıştır. RFA-Olayı kendi
gözleri ile gören bir Uygur'un anlattıklarına göre olayın meydana
geldiği gün 100 civarındaki Çin polisleri Guancu'nun Yavtey Pazar yerine
ellerinde sopalarla ani şekilde bir baskın düzenleyerek Yavtey
pazarındaki yolun iki tarafında küçük çaplı ticaretle uğraşan Uygurları
dağıtmaya çalışarak onların düzenlerini ve tezgahlarını kırıp dökmek
suretiyle Uygurları dövmeye başlamışlardır. Bu esnada bir çok Uygur
kaçarak dayak yemekten kurtulmuştur. Netice olarak onlarca Uygur Çinli
polislerin dayakları sonucunda yaralanmışlardır.
Edinilen bilgilere göre
yaralı Uygurların müracaat ettikleri bazı hastaneler bu Uygurları tedavi
etmek istememişlerdir.
8 Mayıs günü polislerden
dayak yiyerek el ve ayakları kırılan Uygurlardan biri olan Doğu
Türkistan'ın Gulca vilayetinden Abdurezak halen kendine gelememiştir.
Yine Çinli polislerin dayağı sonucu kaburgaları kırılan Kaşgar-Maralbaşı
nahiyesi Avat köyünden Ali Abliz halen Guangcu yishöyuen hastanesinde
yerinden kalkamaz durumda yatmaktadır. Yine aynı tarihte Çin
polislerince dövülerek ağır yaralanan Doğu Türkistan'ın Yarkent
vilayetinden Sabık Sadık hastanede yatmaktadır.
Çin Polislerinin
Tekrar Saldırısı:
10 mayıs 2006 günü
öğleden sonra saat 16.oo' da tekrar sayıları 100 civarındaki Çin
polisleri söz konusu olan Pazar yerine gelerek yeniden ticari
faaliyetlerine devam eden Uygurları kovmuşlardır. Edinilen bilgilere
göre, iki gün boyunca Guancu'nun Yavtey Pazar yeri ve etrafında sivil
giyimli Çin polisleri Uygurları dövmek suretiyle kovarak onların pazara
gelmelerine izin vermemektedirler.12 Mayıs günü Çin polisleri yavtey
pazarına gelen Uygurlardan biri olan 23 yaşındaki Ahmetcan'ı ağır
biçimde döverek yürüyemez hale getirmişlerdir. Çin polislerinin dayağı
sonucunda yaralanan Uygurların sayısı epey fazlaysa da ya paralarının
olmamasından, yada hastaneye düşmesi durumunda daha kötü bir sonuçla
karşılaşmamak için hastanelere gidememişlerdir.Görgü şahitlerinin
anlattıklarına göre elleri ve ayakları kırılan, kafaları yarılan,
kaburgaları kırılan bir çok yaralı Uygur parasızlık yüzünden hastanelere
gidemeyerek Guancu'nun en ücra köşelerinde sersefil bir biçimde ne
yapacaklarını şaşırmış vaziyette perişan durumdalar.(Kanat)
Rabiye Kadir'in çocukları
tutuklandı
İnsan hakları alanındaki
çalışmaları nedeniyle hapsedilen ve serbest bırakıldıktan sonra ABD'ye
giden Uygur iş kadını Rabia Kadir'in 3 çocuğu Çin polislerince
tutuklandı.
Rabiye Kadir'in
başkanlığını yaptığı Uygur Amerikan Derneği'nden yapılan açıklamada,
Kadir'in iki oğlu ve bir kızının önceki gün Doğu Türkistan'da
tutuklandığı belirtildi.
Kadir'in çocuklarının,
dün Doğu Türkistan'a giden ABD Kongre heyeti ile görüşmelerini önlemek
için tutuklandıkları belirtildi.
Açıklamada, Rabia
Kadir'in bu hafta dernek başkanı seçildiği de kaydedildi. Kadir ise
yaptığı açıklamada, çocuklarının derhal serbest bırakılmasını isteyerek,
“Çin hükümeti ailemi ve akrabalarımı rahatsız etmeye derhal son
vermelidir” dedi. BM Kadın Konferansı'na 1995 yılında Çin temsilcisi
olarak katılan Kadir, 1999'da Doğu Türkistan'da yaşayan Uygurlara karşı
izlenen politikalar yüzünden Pekin yönetimini eleştirmekten ve yerel
basında çıkan makaleleri yabancılara verdiği iddiası ile 8 yıl hapis
cezasına çarptırılmış, ancak Mart 2005'te erken tahliye edilerek ABD'ye
gitmesine izin verilmişti.
Doğu Türkistan da Yüksek
Okul Mezunu Uygur Öğrenciler İşsizlik
Girdabında
RFA Radyosunun görüşme
teklifini kabul eden bir üniversite memuru kendisi ile yapılan telefon
görüşmesi esnasında, şu anda Ürümçi’de Yüksek okul bitiren kişilerin iş
bulabilmelerinin hemen hemen imkânsız hale geldiğini fakat yüksek okul
bitiren Çinli’lerin ise böyle bir sıkıntı yaşamadıklarının altını
çizmiştir.
Her türlü iş yerlerinden
iş talebinde bulunan Uygurlara açıktan açığa “Biz Uygur eleman
almıyoruz” diyerek onların taleplerinin reddedilmesi sebebiyle bir çok
Uygur yüksek okul öğrencileri ümitsizliğe kapılarak öğrenimlerini yarım
bırakmak zorunda kalmaktadırlar. Çin’in içleri bölgelerinden gelen
yüksek okul mezunu Çinlilerin Doğu Türkistan’daki sayısının artmasına
paralel olarak Uygur öğrencilerin mezun olduktan sonra iş
bulabilmelerinin giderek imkânsızlaşmakta olduğunu da bildiren söz
konusu memur. bu durumun yalnızca Ürümçi’de yada büyük şehirlerde
cereyan eden bir hadise olmayıp, geniş kırsal alanlarda da aynı
sıkıntıların yaşanmakta olduğunu da sözlerine ekledi.
Daha yakın zamanda Yine
RFA’ nın görüşme teklifini kabul eden Aksu bölgesindeki bir çiftçi bayan
kendisinin bin bir sıkıntılarla okuttuğu iki çocuğunun şimdiye kadar bir
türlü iş bulamadığından yakınmıştır.Bu çiftçi bayanın anlattıklarına
göre her yıl Aksu bölgesinde yüksek okul bitirenlerin sayısı 5000
civarında olmasına rağmen bu sayının ancak %1’i iş bulabilmektedir. (Mehriban)
Doğu Türkistanlı
Öğrencilere Çin Dili Zulmü
Çin Hükümetinin Doğu
Türkistan'da görevlendirdiği diktatör Wang Leguen bu yakınlarda Uygur
Çocuklarına Çin dili öğretilmesinin kesintisiz devam ettirilmesi
gerektiği konusuna vurgu yaptı.
Tanrıdağ İnternet
sitesinin 18 Mayıs günü yayınladığı habere göre, Wang Leguen Çince
öğrenim veren Orta okullardaki bütün sınıfların durumlarını yeniden
gözden geçirerek Çin dili ile eğitim- öğretim seviyelerinin özel olarak
yükseltilmesini ve bu alandaki faaliyetlere hız kazandırılmasını,
böylelikle de azınlık milletlerin eğitim ve öğretimlerine önemli
derecede katkı sağlanmış olunacağını tekrarlamıştır.
Söz konusu
haberden anlaşıldığına göre Ürümçi'deki 83 Okulda Çin dilinde Eğitim ve
öğretim verilmektedir. Bu okullarda çok sayıdaki Uygur öğrencide Çince
öğrenim görmeye mecbur edilmektedir. Dünya Uygur Kurultayının sözcüsü
olan Dilşat Reşit'in ifadelerine göre; Çin hükümeti Uygur öğrencileri
kalabalık gruplar halinde Çin'in içeri bölgelerine götürerek onlara Çin
dili ile eğitim ve öğretim vermenin dışında Doğu Türkistan'daki
okullarda da Çin dili ile eğitim ve öğrenim görmeye mecbur edilmekte
olduğunu ve Çinin asıl maksadının ise tedrici olarak Uygur dili ile
eğitim ve öğretimi tamamen ortadan kaldırmak olduğunu vurgulamıştır.
Müslümanlara Duyuru ve
Yardım Çağrısı
Doğu Türkistan, İslam
Ümmeti’nin unutulmuş topraklarından bir tanesidir. Bu unutulmuşluk
Müslüman Doğu Türkistan halkının zalim Çin karşısında dayanmasını
zorlaştırmaktadır.
İşgalin başladığı günden
bu yana Doğu Türkistan halkına İslam dinini unutturmak için kafir
Çinlilerin yapmadıkları baskı ve zulüm kalmamıştır. Tüm dini eğitim
yasaklanmış, gizlice evlerde dini eğitim vermeye çalışanlar tutuklanarak
hapse atılmış ve kahpe kurşunlarla şehit edilmişlerdir. Hatta bu zulüm o
kadar ileri gitmiştir ki camilere girebilecek kişilerin kimler olduğunu
dahi Çin Komünist Partisi belirlemiştir. Hotan’de bir caminin kapısına
asılan tabelada aynen şu ifadeler yer almaktadır:
“Aşağıdaki şahısların
mescide girerek dini faaliyetler ile uğraşması men edilmiştir:
1.Komünist Parti üyeleri,
İttifak (gençlik kuruluşu) üyeleri.
2.Devlet çalışanları,
tatile çıkanlar, emekliye ayrılanlar.
3.18 yaşından küçük
olanlar.
4.Köy memurları (muhtar
v.s.)
5.Hanımlar”
Evlerde dini eğitim
verilmemesi içinde özellikle köylere Urumçi’den Komünist Parti’ye sıkı
bir şekilde bağlı olan memurlar gönderilerek, evlere yerleştirilmek,
evlerde ailenin bir ferdi gibi hiçbir iş yapmadan yaşamaktadırlar. Bu
memurlar yaşadıkları ailenin ve komşuların dini eğitim verip vermediğini
kontrol ederek üstlerine rapor etmektedirler.
Baskı ve zulmün bu kadar
yoğun olduğu Doğu Türkistan’ın aksine, Çin’in iç kesiminde yaşayan Çinli
Müslümanlar Doğu Türkistan’a nispeten daha iyi durumdadırlar.
Doğu Türkistan’da eğitim
alma imkanı bulamayan gençlerimizden 20 tanesini geçtiğimiz Nisan
ayından beri gizlice Çinli Müslümanların yanında dini eğitime başlattık.
Ancak şartlar zor… Maddi
imkansızlıklar bu son derece gerekli ve Doğu Türkistan Müslümanlığının
devamı için hayati önem taşıyan eğitimi devam ettirmemizi imkansız hale
getiriyor. Öğrenci başına aylık 50 € civarında olan masrafı karşılamamız
dahi maddi olarak bizi çok zorluyor.
Gerek Türk gerekse diğer
milletlerden olan ve tüm dünya çapında eğitim kurumları bulunan
cemaatler ise resmi yollardan eğitim kurumu kurmaya çalıştıkları için
başarısız oluyorlar. Bu yüzden dini eğitim faaliyetlerimizi gizlice
sürdürmek zorundayız.
Siz Müslümanlardan, en
azından bir öğrencimizin aylık masraflarını karşılayabilmek için gerekli
50 € burs istiyoruz. Bu burs ile öğrencimizin tüm kira, yemek, yol
masrafları karşılanmış olacak.
Bir ayda verdiğiniz
sigara parasının bir kısmını dahi tasarruf ederek bu bursu
verebilirsiniz. Bu zor zamanımızda bizleri yalnız bırakmayacağınıza
imanımız tamdır.
"İnsanların en hayırlısı,
atının dizginlerini sıkıca tutup; nerede bir feryat duysa atını oraya
sürendir" Hadis-i Şerif Saygılarımızla.
Abdulcelil Karakaş
Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi Başkanı Goethe-Str. 3 ETIC , 80336 München Germany
Uygurischer Verein e. V ,
Tel:0179 996 2145 http://www.uygur.org Email:
etic@uygur.org
Doğu Türkistan da 6 işçi
zehirli gazdan öldü
Doğu Türkistan da bir
kuyuya düşen işçiyle onu kurtarmaya çalışan altı arkadaştan beşinin
kuyudaki zehirli gazdan öldüğü açıklandı. Yeni Çin Haber Ajansı`nın
haberinde, Çiemo ilçesinde dün meydana gelen olayda ölenlerin
kanalizasyon şirketinde çalıştıkları belirtilirken, ölümlerine neden
olan gaz `bataklık gazı` olarak nitelendi.
Düşen işçiyi kurtarmaya
çalışan bir işçinin hastaneye kaldırıldığı ve durumunun ciddi olduğu
öğrenildi
Ürümçi Hua Ling
Toptancılar Sitesinde Yangın
10 Mayıs 2006 günü sabah
5.30 sıralarında Ürümçi'deki en büyük toptancı pazarlarından biri olan
Hua Ling Toptancılar çarşısında ani olarak bir yangın meydana gelmiştir.
Sijiang Şehirleri”
Gazetesinin verdiği habere göre, Bu yangın, Ürümçi itfaiyesi tarafından
gönderilen 9 ekip, 201 kişi ve 51 adet yangın söndürme aracı ile 4
saatlik bir çalışma sonucunda söndürülebilmiştir. Bu toptancılar sitesi
Ürümçi'deki en büyük toptancı pazarlarından biri olup, burada inşaat
malzemeleri ev tefriş ürünleri gibi büyük hacimli malzemeler toptan
satılıyordu. Burada ticaretle uğraşanların %90'ını Çin'den Doğu
Türkistan'a getirilip yerleştirilen Çinli göçmenler oluşturmaktadır.
Daha yakın zaman önce
Ürümçi İtfaiye müdürlüğü tarafından hazırlanan raporlar sonucunda Rabiye
Kadir alışveriş merkezi ve daha on ayrı iş merkezinin yangına karşı
tedbirler konusunda zayıf olduğu gerekçesi ile kapatılmasına karar
verilmiş fakat söz konusu Hua Ling Toptancılar sitesinde çok çabuk
yanabilme ihtimali olan mallar satılıyor olmasına ve ekseriyeti Çinli
göçmenlerden oluşan işyeri sahipleri bulunmasına rağmen “Yangına karşı
Güvenli” olduğu şeklinde rapor verilmişti.
İşgalci Çin devleti
Rabiye Kadir Alış veriş merkezini, Rabiye Kadir'in ailesinden öç alma
maksadı ile kasıtlı olarak “Kolay yangın çıkma ihtimali var” iddiası ile
kapatmıştı.(Nazugum)
İzmir'de “Doğu Türkistan
Meselesinin Türkiye Ve Dünya
Siyasetindeki Yeri”
konulu bir toplantı yapıldı
İzmir'de faaliyet
göstermekte olan Türk Dünyası Kültür ve İnsan Hakları Derneğinin
organizasyonu ile İzmir Büyük Şehir Belediyesi toplantı salonunda “Doğu
Türkistan Meselesinin Türkiye ve Dünya Siyasetindeki Yeri” konulu bir
toplantı gerçekleştirildi.
Toplantıya İzmir'deki bir
çok sivil Toplum örgütlerinin temsilcileri, Üniversite öğrencileri ve
öğretim üyeleri ve vatandaşlar olmak üzere çok sayıda kişi katıldı.
Toplantıya Irak Kerkük Vakfı Genel Sekreteri Prof.Dr. Suphi Saatçi, İsa
Yusuf Alptekin Vakfı Başkanı Arslan Alptekin, Türk Dünyası Kültür ve
İnsan Hakları Derneği Başkanı Celal Özcan katılarak birer konuşma
yaptılar. (RFA)
Diktatör Wang Leguen “Üç
Türlü Güçler”e Sert Darbe Vurmak
Gerektiğini Tekrarladı
İşgalci Çin Hükümetinin
Doğu Türkistan'da görevli diktatörü Wang Leguen 13.05.2006 günü kendi
sorumluluk bölgesinde bulunan her seviyedeki güvenlik birimlerine bir
çağırıda bulunarak “üç türlü güçler” e karşı sert darbe vurmaları
gerektiğini yineledi. Gerçi Wang Leguen'in bu söylemi bir ilk değilse
de, bu çağrıdan sonra yakın zamanlardan beri bölge üst düzey
sorumlularının “üç türlü güçler”e darbe vurma ile ilgili sözleri yeniden
gündemin birinci sırasında yer almaya başladı.
ABD'nin Orta Asya
bölgesinde giderek artan etkisi Çin'i endişeye sevk etmeye başladı.
Wang Leguen bu defaki çağrısında mevcut uluslararası karmaşık durum
karşısında Doğu Türkistan'da “üç türlü güç”lere karşı verilen mücadelede
çok büyük başarılar elde edildiğini, bundan sonra da gerek yurt içinde
ve gerekse de yurt dışındaki “üç türlü güç”lere karşı sert darbe vurma
konusundaki tedbirlerin arttırılmasının önemini vurguladı.
Wang Leguen'in “Karşık
Uluslar arası vaziyet” sözü üzerinde duran ABD'deki Uygur Aydını
Sıdıkhaci Rozi, Amerikanın Orta Asya'daki tesirinin artmakta olmasının
Çin'i endişe sevk etmekte olduğunu, bu sebeple de onların “üç türlü
güç”lere karşı darbe vurma hareketini yeniden gündeme getirmekte
oldukları şeklinde bir yorum yapmıştır.
Uygurlar “Uluslararası
İnsan Hakları
Teşkilatı”nın Yıllık
Toplantısına Katıldılar
Mayıs ayın 6 ve 7.
Günleri Alanya-Frankfurt Şehrinin Köningstein adı verilen bölgesinde
“Uluslararsı İnsan Hakları Teşkilatı”nın yıllık toplantısı
gerçekleştirildi.
Bu toplantıya
Almanya'daki çeşitli Partilerin milletvekilleri, Almanya Hükümet
görevlileri, Siyasetçiler, Avukatlar, Basın-yayın görevlileri ve dünyada
ezilmekte olan birkaç milletin temsilcileri olmak üzere davet
edilmişlerdir.
Bu toplantıya Asya
kıtasından Uygurlar, Tibetliler, Moğollar, Demokrasi yanlısı Çinliler ve
Falungongcuların temsilcileri de katıldılar.
Ünlü Çinli Demokrasi
yanlısı muhalif Wu Hongda (Herry Wu) da bu toplantıya katılanlar
ararsındaydı.Almanya'da yaşamakta olan Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin
sabık genel sekreteri Umit Agahi ile Nurmehmet Tursun Uygurları temsilen
bu toplantıya katıldılar. Umit agahi Uygurlar adına Uygurların Anayurdu
olan Doğu Türkistan'ın genel siyasi vaziyeti hakkında bir rapor sundu.
Agahi sunduğu raporda, Uygurların kendi anayurtlarında yaşam şartlarının
her geçen gün ağırlaşmakta olduğunu, Uygurların insanî hak ve
özgürlüklerinin çok ağır biçimlerde çiğnenmekte olduğunu, Çin
hükümetinin Uygur halkına yönelttiği asimilâsyon politikasının her geçen
gün daha da ağırlaşmakta olduğunu, Çin'in müstemlekecilik siyasetinin
çığırından çıktığını beyan ederek dünya kamu oyunun,Çin hükümeti
tarafından Uygurlara yöneltilen dini, milli, kültürel ve basın- yayın
alanındaki şiddetli baskılarını kınamasını istedi.
Çin malı istifası
MEB Talim ve Terbiye
Kurulu Başkanı Selçuk'un, Çin'den getirilen eğitim araçlarının alınması
yönündeki baskı nedeniyle istifa ettiği iddia edildi.
Milli Eğitim Bakanlığı
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Ziya Selçuk'un istifasının arkasında,
Çin ve Tayvan'dan getirilen eğitim araç-gereçlerinin alınması yönünde
yapılan baskının yattığı öne sürüldü.
MEB, geçen yıl müfredatı
yenilenen fen ve teknoloji dersinde kullanılmak üzere araç-gereç
ihalesine çıktı. İhaleyi, Bilgin Eğitim Araçları Şirketi kazandı. 143
kalemden oluşan malzeme Eğitim Araçları ve Donatım Dairesi
Başkanlığı'nca Talim ve Terbiye Kurulu'nun (TTK) onayına sunuldu.
İddialara göre, üst düzey
bir bürokratın talimatıyla TTK onayı alınmadan araç-gereçlerin MEB'in
depolarına konulması sağlandı. Materyaller, TTK'daki incelemenin
ardından "teknik şartnameye uymadığı" gerekçesiyle geri çevrildi. Bunun
üzerine ilgili yönergede yapılacak değişiklikle uygun bulunmayan eğitim
araçlarının yeniden düzenlenip TTK'ya gönderilmesi halinde başvurunun
ilk müracaat gibi değerlendirileceği ifadesine yer verildi.Malzemeler,
2. kez TTK'ya gönderilirken, Selçuk'a onay vermesi için baskı uygulandı.
Selçuk da muhalefetine rağmen söz konusu araç-gereçlerin inceleme süreci
yeniden başlayınca istifa yolunu seçti. MEB yetkilileri, iddialar
üzerine soruşturma başlatıldığını açıkladı.11 Mayıs 2006 Milliyet
Çin porseleni zehir
saçıyor
Yener SÜSOY
...
Türkiye’nin pek çok
yerinde olduğu gibi, Kütahya’nın giriş ve çıkışında ucuz Çin malları
satan dükkanlar var.
- Yener Bbey, paradan
para kazanma devri bitti, şimdi tasarımdan para kazanılıyor. Bizim gibi,
tasarım anlayışını benimsemiş olanlar, Çin korkusuna kapılmaz. Biz iç
pazarda Çin’den etkilenmiyoruz, kaliteli ürün, özel tasarım ve kabul
edilebilir fiyatlarımızla onların hedef kulvarının dışındayız. Sıradan
bir Çin malı, emsalsiz Kütahya porseleninin, çinisinin yerini tutabilir
mi? Alelade Çin malları, Kütahya çinisi, porseleni olarak yutturuluyor;
bunları alanlara şaşıyorum. Çin kökenli ucuz ürünlerin dekorunda veya
sırrında, ucuzu çıksın diye "kurşun kadmiyum" kullanılıyor. Bunlar hem
bizim laboratuvarımızda, hem de Ankara’da yapılan bilimsel incelemeler
sonucunda kanıtlandı. Kurşunun insan sağlığına çok ciddi zararları
olduğu zaten biliniyor. Dünyada başka hiçbir ülkede bizdeki gibi
başıboşluk yok. Her şeyden önce ürününüzün sağlık sertifikası olacak.
Ürünlerimiz, İsrail’e
girerken oradaki en hassas laboratuarlarda titizlikle inceleniyor.
Ürününüzü İsrail topraklarına sokabiliyorsanız, en yüksek
standarttasınız demektir. Eğer ürününüz uygun kalitede değilse, imhası
için bütün masrafı sizden alıyorlar. Çin’den ithalatta en son moda, gözü
kapalı konteyner satın almak. Mesela bin dolarlık bir konteyner satın
alıyorsunuz ama, içinden ne çıkacağını bilmiyorsunuz. Ayakkabı çekeceği
de çıkabilir, tarak da, kağıt peçete de, şapka da, bunların hepsi de.
Bazı uyanıklar, oralarda satılmayan ne kadar mal varsa konteynerlere
doldurup bize pazarlıyor. Ne kalite garantisi var, ne de zaman. Bu
mallar gümrükten nasıl geçiyor bilmiyorum, normalde beyana tabi olması
lazım. Türk sanayicileri olarak, devletimizden bir an önce gümrüklere
hakim olmasını bekliyoruz.
Porselencilikte dünya
bizi izliyor
Nafi Güral’dan daha iyi
kim bilebilir, Türk porselenin dünyadaki konumunu...
- Dünyada bizden daha
kaliteli, daha vasıflı porselen üreten bir fabrika, hatta bir ülke yok.
Porselencilikte biz dünyayı değil, dünya bizi takip ediyor. Buna rağmen,
Türkiye’deki çoğu porselen fabrikası kendi porselenine güvenmediği için
yabancı isimler kullanıyor. Biz de ürettiğimiz porselenlere yabancı ülke
damgası vursak, rahatlıkla iki kat fiyatına satarız. Ama, biz ülkemize,
Kütahya’mıza, kendi alın terimize inanıyoruz, ürünlerimizle gurur
duyuyoruz. Dünyadaki bütün teknik gelişmeleri yakından izliyoruz, en
üstün laboratuvarlara sahibiz. Güral ailesi olarak Türk porselen
piyasasının yaklaşık yüzde 75’ine hakimiz. Dünyada aile olarak ilk
sıradayız, Avrupa’da ise birinciyiz. Toplam 120 milyon sofra eşyası
üretiyoruz, sadece bizim fabrikanın 170 bin metrekare kapalı alanı var,
2400 kişi çalışıyor.
Yener Bey, porselen eşya
değildir, bir kültürdür, yarınların antikasıdır. En önemlisi, porselen
sağlıktır. Porselenin inceliği kadar beyazlığı da kalitesi için önemli
bir göstergedir. "Opak" dediğimiz kar beyazı olmayacak, kesinlikle.
Hakiki kaliteli bir porselende, derinliğinde "mavi" görebildiğimiz bir
beyazlık olur. Bu mavilik, sırrın içindeki ana madde "masse"nin
görüntüsüdür aslında. Göz yanılması var mı diye beyazı ölçen aletlerimiz
de var ama, hálá en geçerli yöntem gözle kontrol.
25 milyarlık porselen
vazo
Evde, lokantada,
özellikle tavernada tabak kırıldıkça Nafi Bey’in yüreği yağ bağlıyor
olmalı... (Mı acaba?..)
Bir porselen kırıldığında
tahmininizin aksine sevinmem, yüreğim yanar. Siz de gördünüz, bu iş o
kadar emek-yoğun ki, her bir porselende işçilerimizden en üst düzeye
kadar takım olarak herkesin alın teri var. Bunun için "Ateş saçan
çiçekler" adını verdim kampanyamıza. Bir çamurun ne emeklerlerle nasıl
bir güzelliğe dönüştüğünü kendi gözlerinizle gördünüz. Mesela odamda
duran iki büyük vazo, dünyada ilk defa bu büyüklükte yapılan porselen
vazo. Altın kabartma tekniğiyle yapıldı, yaklaşık 1.50 m boyunda. Hamit
ustamız el tornasında şekil verdikten sonra bir ay kurutuldu. 1000
derecelik fırında pişirildikten sonra, 1400 derecede sır yapıldı. Ahmet
Ercan ustamız da, sır üstü çalışmasıyla tamamen kendi hayali olan
desenleri renklendirdi. Kullanılan gümüş 925 ayar. Böyle bir eser Çin
vazolarıyla mukayese bile kabul etmez. Fiyatını sorarsanız, Ahmet
ustanın "Seda" adını verdiği bu vazoların tanesinin satış fiyatı 25 bin
YTL.
Çin doymak bilmiyor
Çin, işgali altındaki
Doğu Türkistan üzerinden Petrol almaya başladı. Kazakistan- Doğu
Türkistan arasında döşenen boru hattından ham petrol akmaya başladı. Bu,
Çin`e doğrudan boru hattıyla aktarılan ilk ithal petrol oldu. Yeni Çin
Haber Ajansı`nın bildirdiğine göre, Kazakistan`ın 962.2 kilometre
uzunluğundaki boru hattına petrol pompalamaya başlamasından 30 saat
sonra, yerel saatle sabah 03.10`da ilk petrol, Doğu Türkistan’ın
kuzeybatısındaki Alatav sınır geçidine ulaştı. Çin, 1993`den beri
aralıksız olarak petrol ithal ediyor. Petrol tüketimi açısından dünyada
ABD`nin ardından ikinci sırada bulunan Çin, geçen yıl 127 milyon ton ham
petrol ithal etti. Çin ve Kazakistan arasındaki enerji işbirliği 1997`de
başladı. Kazakistan`daki Atasu`dan Alatav`a uzanan boru hattı,
geçtiğimiz yıl kasım ayında tamamlandı. 700 milyon dolara mal olan boru
hattından yılda 20 milyon ton petrol taşınabilecek. Çin, geçen yıl
Alatav üzerinden 1.3 milyon ton Kazak petrolü ithal etti. Bu rakamın bu
yıl 4.75 milyon tonu, gelecek yıl da 8 milyon tonu bulması bekleniyor.
GÜNEY AZERBAYCAN
İRAN
GAZETESİ`NDEN 300 MİLYONLUK TÜRK DÜNYASINA HAKARET
Müge Çetinkaya
12.05.2006
Cuma günü, merkezi Tahran olmak üzere İran`ın genelinde yayın yapan ve
sözde İslam rejiminin bayraktarlığını üstlenmiş olan `İran gazetesi`nin
çocuklara yönelik hazırlanmış ek sayfasında, Türkleri küçük düşüren
karikatürler yayınlandı. Fars dilinde konuşan küçük bir erkek çocuğun
karşısında oturtulmuş, onun dilini anlamayan ve Azerbaycan Türkçe`sinde
“nedir” anlamına gelen “ne mene” sözcüğünü kullanan böcek çizilerek
Türkler böcek, Türk dili de böcek hışırtısı yerine konulmuştur. Bu
seviyesiz karikatürün yankıları gazetenin yayınlandığı günden itibaren
artarak devam etmektedir.
15.05.2006 Pazartesi günü Tebriz Üniversitesi`nde, sayıları 6000`den fazla olarak açıklanan Güney Azerbaycanlı öğrenci,
İran gazetesi`nde neşredilen karikatüre karşı tepki gösterileri
düzenlemiş, hakimiyetin polislerince yaralanan, yerlerde sürüklenen
öğrencileri durdurmak akşam saatlerine kadar mümkün olmamıştır. Tebriz
Üniversitesi`nde başlayan olaylar bastırılmadan diğer üniversitelere
sıçramış ve Güney Azerbaycanlı öğrencilerin son bir aydır artarak
süren direnişleri had safhaya çıkmıştır. Sadece Güney Azerbaycan
Türklerine değil 300 milyonluk, köklü mazisiyle insanlığa ışık tutmuş, GökTürklerin bugünkü çocuklarına hakaret eden İran gazetesini ve İran
devletinin çirkin siyasetini kınıyoruz. Milletleri aşağılayarak
kendinizi yüceltemezsiniz. Ancak, bütün dünyanın lanetlediği
Faşizanlığınızı ispat edersiniz.
SEHEND ÜNİVERSİTESİ`NDE AÇLIK GREVİ
Tebriz şehrinin Sehend Üniversitesi`nde ,
Azerbaycanlı öğrenciler günü münasebetiyle başlayan gösteriler açlık
grevleriyle devam ediyor.
“Benim
dilim ölen değil , başka dile dönen değil” , “Haray Haray ben Türk`em” ,
“Yaşasın Azerbaycan” sloganlarıyla inleyen İran Üniversitelerinde ,
öğrenciler ağız ve ellerini bağlayarak gasp edilmiş ana dillerinin geri
verilmesini talep ediyorlar. Şimdiye kadar 27 öğrencinin tıbbi kontrol
altına alındığı ve sağlık durumlarının ciddiyet arz ettiği bildirildi.
Erdebil Üniversitesi`nde düzenlenen “Ana dili” konferansına katılımın da
yüksek olduğu bildirilmiş olup , Güney Azerbaycanlı öğrenciler arasında
her yıl tertiplenen Azerbaycanlı öğrenciler günü , 1995 yılından beri
Güney Azerbaycan milli uyanış hareketinin çabalarıyla
gerçekleştirilmektedir. 1925 yılında dağıtılan İran`daki Türk hakimiyeti
, bu zamana kadar sayısız direniş , sayısız silahlı ve silahsız
mücadeleyle tekrar kurulmak istendi. Okullarda ayaklanan Azerbaycanlı
öğrencilerin direnişleri milliyetçiliğin sözde değil özde olduğunun
delili olarak takdire layıktır.
SUÇLARI AZERBAYCAN TÜRÇESİ`NDE ŞİİR YAZMAK
Kuzey Azerbaycan`da yayın yapan Turan haber
ajansından verilen bilgilere göre; İran`ın Hudaferin kasabasındaki
okulun yazı tahtasına Azerbaycan Türkçesi`nde şiirler yazan orta okul
öğrencileri, 16-17 yaşlarındaki Sabir Horsende, Seyid İsmail Mosevi,
Arif ve Ali Kasimiye kardeşler feci şekilde dövülerek hastanelik
edildiler. Durumları ağır olan gençlerin ailelerinin de sorgu altına
alınmış olup , gözetimde tutuldukları bildirildi.
İRAN`DA “AZERBAYCAN” SÖZÜ YASAKLANDI
Urmiye
Üniveristesi`nde Güney Azerbaycanlı öğrenciler tarafından yayınlanan
“Azerbaycan” ve “Haray” adlı dergiler kapatılmış, okul yönetimince
Azerbaycan sözünün yasaklandığı açıklanmıştır. Azerbaycan dergisi henüz
ilk sayısında kapatılmış ve yayının durdurulmasına sebep olarak adı
gösterilmiştir. Haray dergisinin kapatılmasının nedeni , Güney
Azerbaycan milli davasını tebliğ etmesi, Seyid Cafer Pişeverinin siyasi
ve içtimai kişiliğine dair makaleler yayınlaması olarak duyurulmuştur.
AZERBAYCAN TÜRKLERİNİN MİLLİ HAKLARINI SAVUNAN POLİS
GÖZALTINDA
Güney
Azerbaycan`ın Maraga şehrinde görevli İrec Kurbani Mukaddem adlı Türk
asıllı yüksek rütbeli polis, Güney Azerbaycan Türklerinin milli
haklarını savunmalarını doğru bulduğunu açıkladığı için gözaltında
tutularak görevinden geri alındı. Emniyet teşkilatında görevli Türk
asıllı polislerin kendi aralarında Türkçe konuştukları bir sırada, bu
konuşmalara şahit olan Fars asıllı polisin “niçin dağ adamları gibi
Türkçe konuşuyorsunuz?” şeklinde çıkışması kavga sebebi olmuş, ağız
dalaşına giren polislerin kavgası mahkemede son bulmuştur. Yalan ifade
ve şahitliklerle düzenlenmiş dosyalardaki ithamlarla suçlanan İrec
Kurbani Mukaddem sorgusunun ardından tutuklanmış , bu olaydan iki gün
sonra, Güney Azerbaycan milli hareketinin aktif üyelerinden olan kardeşi
Resul Kurbani Mukaddem gözaltına alınmıştır. Resul Mukaddemden hala
haber alınamamaktadır.
TUTUKLANANLAR
Güney
Azerbaycan`ın Maki şehrinde yaşayan ve Güney Azerbaycan milli
hareketinin aktif üyelerinden Ali Helmi , öğretmen Bahaman Nasirzade ,
Sabir Beytullahi , Ali Hüseyin Nejad ve Muhsin Demirci 15.05.2006
tarihinde İran`ın mevcut hakimiyetinin emniyet güçlerince tutuklandı.
Öğretmen Sabir Beytullahi Hoy İnkilap mahkemesi tarafından 2005 yılında
dört yıllık hapis cezasına çarptırılmış, delil yetersizliği nedeniyle
kefaletle serbest bırakılmıştı.
GAMOH`TAN KARABAĞ İŞGALİNE TEPKİ
Güney Azerbaycan milli uyanış hareketi Berlin
sorumlusu ve aynı zamanda Almanya Azerbaycan Akademisyenler birliği
başkanı Ahmet Yezdani tarafından , Ermeni işgalindeki Azerbaycan toprağı
Karabağ hakkında , Alman parlamentosuna dilekçe verildi. Bugün
Azerbaycan`ın yüzde yirmilik kısmı Ermenilerce işgal edilmiştir.
Qarabağ haqqında Almanyanın parlamentine mektub
Azerbaycan-Almaniya Akademikler Birliyi
Sedr Ehmed Omid Yezdani
Lehrterstr. 46
10557 Berlin
Tel: 030-21227026
Mail: jazdani@gmx.de
Almaniya Parlamentine
Xarici İşler Nazirliyine
Almaniya Federal Hökumetine
Alman Metbuatına
Berlin, 8 May 2006-cı il
Ermenistanın herbi cinayeti
20 %den artıq Azerbaycan erazisi on illerden beridir ki ermeni
herbi hisseleri terefinden beynelxalq hüquq normalarına zidd
olaraq zebt edilmişdir. Bir milyondan artıq azerbaycanlı
sistematik şekilde sürgün olunaraq hal-hazırda hedden artıq ağır
veziyyetde qaçqın düşergelerinde yaşayır. On minlerle
azerbaycanlı öldürülüb. BMT, ATET, NATO ve AB Azerbaycanın
dövlet erazilerinin işğalını çoxsaylı beyanname ve
çağırışlarında keskin mühakime etmiş ve Ermenistanı beynelxalq
hüquq normalarına emel etmeye çağırmışlar. Ermenistan ise bu
günedek beynelxalq hüquq normalarına, elece de dünya
ictimaiyyetinin çağırışlarına mehel qoymur.
Biz Sizi çox sayda insan heyatına bais olmuş bu qanunsuz işğala
son qoymaq meqsedile Ermenistan dövletine daha güclü tezyiq
etmeye sesleyirik.
Dağlıq Qarabağ Azerbaycan daxilinde yerleşmıklı beynelxalq
hüquqa esasen, elece de BMT terefinden Azerbaycanın ayrılmaz bir
terkib hissesi kimi qebul olunmusdur. Dağlıq Qarabağın
Ermenistanla heç bir bağlantısı yoxdur. 1990-cı ilde Dağlıq
Qarabağ münaqişesi baslayana qeder burada azerbaycanlılar ve
ermeniler sülh ve emin-amanlıq şeraitinde yasamışlar.
Çar Rusiyasının köcürme siyaseti regionun etnik terkibinde mühüm
deyişikliye sebeb olmuşdur.
1830-cu ile qeder Qarabağda Azerbaycanlılar ehalinin cox
hissesini teşkil etseler de, çar Rusiyasının köcürme siyasetine
esasen sonrakı illerde ermenilerin xeyrine xeyli deyişiklikler
oldu.
Dağlıq Qarabağın 1991-ci iledek muxtariyyet statusu, burada
yaşayan ermenilerin ise muxtariyyet hüquqlari var idi. 1991-ci
ilden beri Qarbağda yaşayan 100 minlerle ermeni öz
müsteqilliklerini elde etmek isteyir ve ekstremist milliyetçiler
Dağlıq Qarabağin Ermenistana aid olduğunu vurğulayırlar.
Ancaq dünya ictimaiyyeti 100 min Qarabağ ermenisinin
müsteqilliyini tanımır.
Belelikle, 1992-ci ilden ermeni qoşunları Dağlıq Qarabağin
Ermenistan torpağı olduğunu dünya ictimaiyyetine sübut etmek
üçün Ermenistanla Dağlıq Qarabağ arasındakı Azerbaycan
torpaqlarina hücum ederek ele keçirdiler.
Ermeniler Ermenistan ve Dağlıq Qarabağ arasında elaqe yaratmaq
ücün neinki Dağlıq Qarabagğı, elece de Azerbaycanın 20 %
torpağını işğal ederek 1.000.000 azerbaycanlının qetline sebeb
olmuşlar.
1992-ci ilin 26 fevralında ermeni herbi qoşunları Rusiyanin bu
işe xüsusi celb olunmuş 366-cı herbi hissesi ile birlikde
Azebaycanın Xocalı şeherine hücum etmişler.
Ermeni xüsusi qoşunları burada qadınlara ve uşaqlara qarşı qeyri-insani
vehşilikler töretmişler.
Şahidlerin çoxsaylı hesabatları, hedsiz fotomateriallar, elece
de bir çox jurnalistlerin gözlerile gördüklerinin tesviri
ermenilerin hemin günkü hereketlerindeki cilovlanmayan mehvetme
arzusunu sübut edir. Milliyyetçi Böyük Ermenistan xülyasında
bütün Xocalı ehalisi yer üzünden silinmeli idi ki, bu
azerbaycanlılarin Dağlıq Qarabağdan panika ile qaçmasına ve
erazinin etnik temizlenmesine sebeb olsun.
Ermeni qoşunlari hemin gece Xocalıda 613 nefer dinc ehalini
vehşicesine öldürmüşler, bunlardan 103-ü qadin, 83-ü ise körpe
ve südemer uşaqlar idi. 1275 nefer ehali esir götürülmüşdür,
bunlardan ekseriyyeti ile vehşicesine reftar olunmuşdur. Hemin
esirlerden 150-nin izi indiye qeder de tapılmamışdır. Hemin
günde 487 vetendaş meqsedli qetlin qurbanı olmuşdur.
Ermenistan beynelxalq ictimaiyyete özünü sülhsever, Xristian
deyerlerine tapınan medeni bir xalq kimi teqdim edir. Ermeni
dövleti bu günedek özünün qeddar keçmişini ve cinayetlerini
boynuna almamış ve münaqişenin sülh yolu ile helline qetiyyen
maraq göstermir. Ermenistan soyuqqanlıqla dünya tehlükesizlik
şurasının dörd BMT-beyannamesini, hemçinin NATO ve AB-nin
Azerbaycan erazilerinin beynelxalq normalara zidd işğalına son
qoymaq ve 1 milyon azerbaycanlı qaçqının evlerine geri dönmesine
şerait yaratmaq barede çağırışlarını diqqetden kenarda qoyur.
Avropa Şurası en son olaraq 2005-ci il yanvar ayının 25de beyan
etmişdir ki, ermeni herbi hisselerinin bu erazileri işğal etmesi
beynelxalq hüququn ağır şekilde pozulması demekdir.
Bir milyondan artıq azerbaycanlı qaçqın illerden beri facievi
veziyyetde qaçqın düşergelerinde yaşayır. Qerb dünyası gelecekde
qaçqınların öz doğma yurdlarına qayıtması üçün kütlevi şekilde
tesir göstermelidir. Qaçqın düşergelerinde tedricen radikal
islam eqidesi üçün çox elverişli şerait yaranır.
Bu sebebden biz aşağıdakıları teleb edirik:
Dağlıq Qarabağa aid olan BMT beyannamelerinin qeyd-şertsiz
yerine yetirilmesi,
Ermeni herbi hisselerinin Xocalı şeherindeki fealiyyetinin § 6
VStGB (soyqırım), § 7 VStGB (beşeriyyete qarşı cinayet), § 8 ff
VStGB (herbi cinayet), elece de 1948-ci il beynelxalq hüquq
konvensiyasının keskin pozulması kimi tanınması
Xocalıda töredilen vehşilikleri araşdirmaq ücün beynelxalq
cinayet mehkemesinin yaradılmasi.
Parlament nümayende heyetinin Azerbaycandakı qacqın
düşergelerine gönderilmesi.
Azerbaycan-Almaniya Akademikler Birliyi Ehmed Omid Yezdani Sedr
Kazaklarda Türkçe
seferberliği
Türk–Kazak
ilişkilerindeki en büyük canlanma eğitim alanında göze çarpıyor.
Kazakistan’ın Türkistan şehrinde Hoca Ahmet Yesevi Milletlerarası
Kazak–Türk Üniversitesi ile Almatı’daki Süleyman Demirel
Üniversitesi’nde Türkçe–Kazakça eğitim yapılıyor. Almatı’daki Al Farabi
Kazak Milli Devlet Üniversitesi’nde ve Abay Devlet Üniversitesi’nde
Türkoloji bölümleri bulunuyor ve bu bölümlerde Türkçe öğretiliyor.
Ayrıca 19 Kazak–Türk lisesinde de Kazak öğrenciler Türkçe öğreniyor.
Bununla birlikte Almatı’daki TÖMER’de (Türkçe Öğretim Merkezi) şu anda
161 öğrenci, çeşitli seviyelerde Türkçe öğreniyor. 1992’den beri
Türkiye’de binlerce Kazak öğrenci eğitim alırken, bağımsızlıktan beri
yüzbinlerce Kazak Türkçe öğrendi.
Kazakistan’da faaliyet gösteren Türk firmalarında, eğitim kurumlarında
binlerce Türkçe bilen Kazak çalışırken, Türkçe, Kazakistan’da yaygınlık
açısından Rusça, Kazakça ve İngilizce’nin ardından 4. sırada yer alıyor.
Kazak Türkçe’si ile Türkiye Türkçe’si birbirine çok yakın olduğu için
Kazaklar için Türkçe öğrenmek, Türkler için de Kazakça öğrenmek çok
kolay hale geliyor. Türkçe’nin Kazakistan’da bu kadar yaygın olmasında
Kazak–Türk liselerinin payının büyük olduğu belirtiliyor. Bu liselere
her sene imtihanla öğrenci alınıyor, ancak başvuruların sadece yüzde
10’una cevap verilebiliyor.
Kazakistan’daki hemen hemen her şehirde Kazak–Türk liseleri göze
çarpıyor. Kazak–Türk liseleri olmayan şehirlerin valileri KATEV’e
(Kazak–Türk Eğitim Vakfı) başvurarak, şehirlerinde Kazak–Türk lisesi
açılması için arsa hibe edeceklerini ve gerekli desteği vereceklerini
belirtiyor. Kazakistan Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev ise,
Kazak–Türk liselerine ve Türkiye kökenli eğitim kurumlarına büyük destek
veriyor. Bu da Türkçe’nin Kazakistan’daki konumunu güçlendiren en önemli
faktör haline geliyor.
Bulgar Irkçılığı
Bulgaristan'da ırkçı ve
aşırı milliyetçi ATAKA partisi, İslam'da güç gösterisine karşı oldukları
gerekçesiyle, ezan sesini susturmak için imza kampanyası başlattı.
Bulgaristan`da ırkçı ve
aşırı milliyetçi görüşleriyle tanınan ATAKA partisinin üyeleri, başkent
Sofya`daki Banyabaşı camisinin yanına bir çadır kurarak, camilerde ezan
okunmasının yasaklanması için imza kampanyası başlattı.
ATAKA partisinden yapılan
açıklamada, ezan sesinin camilerin çevresinde yaşayan vatandaşları
rahatsız ettiği ileri sürülerek, camiden ses sistemiyle ezan okunmasının
yasaklanması istendi.
İmza kampanyasının düzenleyicilerinden ATAKA üyesi Kamen Kamenov da
yaptığı açıklamada, İslam dinine karşı olmadıklarını ve saygı
duyduklarını belirterek, ``Biz İslam`ın güç gösterisine karşıyız. Yüksek
sesle ezan okunmasını da bir güç gösterisi olarak kabul ediyoruz``
yorumunda bulundu.
Kamenov, imza
kampanyasının 15 haziran tarihine kadar devam edeceğini ve belediye
meclisinin ezanın yasaklanması yolunda karar alması için imzaların
belediye başkanlığına gönderileceğini bildirdi. ATAKA`nın Sofya`da ezan
sesini susturmaya yönelik girişimi, Müslümanlar tarafından büyük
tepkiyle karşılandı.
ATAKA`nın girişiminin etnik gerginliği tırmandırma amacı taşıdığını
ifade eden Müslümanlar, ``Biz de kiliselerde çan seslerininsusturulması
için mi imza kampanyası başlatalım. Bunların bütün amaçları farklı
dinler arasında gerginlik yaratıp bundan siyasi çıkar elde etmek`` diye
konuştular.
Bulgaristan Müslümanları
Yüksek Şurası başkanı Basri Pehlivan da yaptığı açıklamada, ATAKA`nın
ezan sesini susturma girişiminin son derece tehlikeli olduğunu söyledi.
Ezan sesinin Bulgaristan`daki etnik huzurun bir simgesi olduğunu
vurgulayan Pehlivan, ``Bu huzuru bozmak isteyenler hiçbir zaman
amaçlarına ulaşamayacaklardır`` dedi.
KIRIM TÜRKLERİ’NİN VATANLARINDAN SÜRGÜN
EDİLİŞİNİN 62.
YILDÖNÜMÜ MÜNASEBETİYLE
Basın Bildirisi
Türk ve Dünya Kamuoyuna
Bundan tam 62 yıl önce 18 Mayıs 1944 gecesi Kırım Türkleri tarihi
yurtları Kırım’dan insanlıkdışı bir muamele ile hayvan vagonlarına istif
edilerek Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürgüne gönderilmiştir. Sovyet
rejimi tarafından sürgüne gönderilen 400 bin civarında Kırım Türk’ünün
%46’sı 22 gün süren sürgün yolculuğu ve sonrasındaki bir kaç gün içinde
soğuk, hastalık ve açlıktan hayatlarını kaybederek şehit olmuştur.
Aradan geçen 62 yıl sonunda bugün Kırım Türkleri anavatanları Kırım’a
geri dönmekte ve Kırım’ı yeniden vatan yapma mücadelelerine devam
etmektedirler. Bu mücadele dahi çok ağır ve çetin şartlar içinde
gerçekleşmektedir. Geri dönüşün başladığı son 16 yılda Kırım’a
yerleşebilen Kırım Türklerinin sayısı 260 bin civarındadır. Kırım’a
yerleşen Kırım Türklerinden 4827’si yatakhanelerde, 14.580’i kiralık
evlerde yaşamaktadır. 17.204 aile yarısı tamamlanamamış evlerde, 10.637
aile yüzde yetmişi tamamlanabilen evlerde, 8154 aile de geçici
barakalarda yaşamaktadır. Kırım Türklerinin çoğunlukla yerleştiği
beldelerin %30’unda elektrik ve su, %75’inde yol, %80’inde ise gaz
bulunmamaktadır. Bebek ölüm oranı, Ukrayna genelinde yine en yüksek
Kırım Türkleri arasındadır. Kırım Türklerinin çoğu bir işten, sosyal
güvenlikten ve sağlık hizmetlerinden mahrum durumdadır. Halen sürgün
bölgelerinde 300 bin Kırım Türkü ise anavatana dönmek için
beklemektedir.
Büyük sürgün yaşanalı 62 yıl olmasına rağmen Kırım Türklerinin maddi ve
manevi kayıpları tazmin edilmemiş, yaraları kapatılmamıştır.
İnsanlık tarihinin en acı sürgün ve katliamlarından biri olan Kırım
Türklerinin vatanlarından sürgün edilişini bir kez daha Türk ve Dünya
kamuoyu önünde esefle kınıyor, sürgün ve mücadele şehitlerimizi rahmetle
anıyoruz. Kırım Türklerinin vatan Kırım’a dönüşlerinin hızlandırılması
ve mevcut sosyo-ekonomik problemlerinin bir an evvel çözülmesi için tüm
dünya devletlerini göreve davet ediyoruz.18.05.2006
KIRIM TÜRKLERİ KÜLTÜR VE YARDIMLAŞMA DERNEĞİ GENEL MERKEZİ
KOÇYİĞİT...
Albay Nevzat Yıldız'ın yaşadığı KOÇYİĞİT olayı
vatan aşkının gücünü
gösterdi...
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in onayı ile
şehit Komando Er İsmail Bulat ile Gazi Piyade Onbaşı Ayhan Yücel'e
Devlet Övünç Madalyası verildi. Madalya için düzenlenen törende, İl
Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nevzat Yıldız'ın anlattığı "Koçyiğit"
hikayesi, şehit anneleri ile salonda bulunanları gözyaşına boğdu.
Atatürk Kültür Merkezi'ndeki törene Ordu Valisi Said Vakkas Gözlügöl,
Giresun Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Hüseyin Güney, Ordu Jandarma
Komutanı Kıdemli Albay Nevzat Yıldız, Belediye Başkanı Seyit Torun,
Cumhuriyet Başsavcısı Fevzi Büyüktümtürk, Hürriyet Gazetesi Başyazarı
Oktay Ekşi, davetliler, şehit ve gazi aileleri katıldı.
Törende konuşma yapan Ordu İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nevzat
Yıldız, "Başımdan geçen bir Koçyiğit öyküsünü anlatacağım" diyerek
kucaklarında şehit düşen bir askerin hikayesini anlattı. Komutanın
anlattıklarını dinleyenler gözyaşlarını tutamadı.
Bayrakları söküp şehidi örttüler
ALBAY Nevzat Yıldız, yaşadığı olayı şöyle anlattı:
"Bingöl'ün Solhan İlçesi. Kar 2 metre, çatışmada şehit olan bir
Mehmetçik yanımızda. Birkaç korucu ve muhafız Baysal Çavuş üşüyoruz.
Helikopterle battaniye atıldı, birine ben sarıldım, birini de muhafıza
verdim.
Baktım şehide örtüyor, 'Oğlum ona yarın bayrak örteriz, o üşümez' dedim.
Erlerin yeleklerinde kalbinin üzerinde küçük bir bayrak dikilidir. Onu
çıkarıp alnına koydu. Ertesi gün 200 bayrağın göğüslerden sökülüp şehide
örtüldüğünü gördüm. O 200 Koçyiğit yüreğinden söküp örttü. Çünkü o
tepeler, arkadaşlarının kanı ile kızarmış bayrak olmuştu.
“Erol KÜÇÜKOĞLU/ DHA
Sürgündeki Özbek muhalif lider Muhammed Salih
serbest
bırakıldı !
Sürgündeki Özbek muhalif lider gittiği İsveç'ten
Londra'ya geçerken gözaltına alınmış, 1 günden fazla kaldığı tutukluluk
hali daha sonra kaldırılarak serbest bırakıldı.
Tutuklanmasıyla ilgili olarak İsveç'in resmi
makamları ''yanlış anlaşılma oldu'' diye açıklama yapmakla yetinmiş
olup, Sayın Salih'in Özbekistan hükümetinin 2000'de çıkarttığı interpol
bültenine istinaden tutuklandığı belli oldu.
AynI olay 2001 yılında Çek Cumhuriyeti'nin
başkenti Prag'da da yasanmış olup, Muhammed Salih 11 gün tutuklu kalmış,
çıkartıldığı Prag şehir mahkemesince serbest bırakılmış, ertesi günü Çek
Cumhurbaşkanı Vaclav Havel kendisiyle başkanlık sarayında görüşerek
devleti adına özür dilemişti.
Bilindiği gibi, İslam Kerimov hükümeti Sayın
Salih'i 1999 olaylarından sorumlu tutarak, gıyabında 15,5 yıla mahkum
etmiş, uluslararası arama emri çıkartmıştı. Fakat olayın maksatlı olduğu
kanaatine varan birleşmiş milletler kendisine mülteci mak |