Yukarı
21.Sayı
21.Sayı Uygurca
Kültür
Aile
İstiklal 21 Tam sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

Çinli’ye güvenen hükûmet Doğu Türkistanlı’lara güvenmiyor mu?

 

Her ne kadar Doğu Türkistan halkının kimliği hakkında Türkiye hükûmetlerine yeniden bilgi vermeye kalkışmanın anlamsız olacağını bilsek de, bu güne kadar Doğu Türkistan'a ve Türkiye'yi kendi vatanı bilerek Türkiye' de yaşama yolunu seçen Doğu Türkistanlılara karşı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetleri’nin sergiledikleri tavırlar ve duyarsızlıklar, Türkiye kamuoyuna bir defa daha Doğu Türkistanlılar hakkında kısaca bilgi vermeyi zaruret haline getirmiştir…

Doğu Türkistan halkı İslâm dinine mensuptur. Doğu Türkistan halkı Türk milletinin ilk defa  İslâmiyet'le tanışmasına (Karahanlılar döneminde) vesile olan karışıksız Türklerdendir. Tarih boyunca her çıkan rüzgârın etkisiyle yön değiştirmemiştir. Bukalemun misali her ilgi duyduğu renge bürünmeye kalkışmamıştır. İnsanî değerlerine bağlı kalarak insanlığını unutan ve unutma temayülünde olanlara erdemli insanın nasıl olması gerektiği konusunda örnek teşkil etmiştir. Doğu Türkistan Türkleri, dünyada nerede nasıl durması ve karşılaştığı olumlu yada olumsuz olaylar karşısında nasıl davranması gerektiğini şaşırarak kozmopolitleşmeyen Türk'lerdendir. Türk milletine mensup olmaktan da her zaman gurur ve mutluluk duymuşlardır.

Uzun yıllardır dünyanın en şovenist, en gaddar, en emperyalist ve en İslâm ve Türklük düşmanı bir millet olan Çinli’lerle mücadele etmek zorunda kalmasına rağmen asla boyun eğmeyen, teslimiyet içine girmeyen, rahat yaşamak(!)  kaygısıyla topraklarının kutsiyetinden asla taviz vermeyen, birileri istiyor ve dayatıyor diyerek, öldürülmek ve hapse atılmak pahasına da olsa Müslüman Türk kimliğini açıkça  söylemekten ve haykırmaktan çekinmeyen, Türk milletine özgü örf, adet, gelenek ve göreneklerini her türlü zor şartlar altında yaşatmayı ve ayakta tutmayı, kendilerine ecdatlarının kutsal bir vasiyeti olarak kabul edip sürdüren, Türkiye ve Türklük sevdalısı insanlardır…

Ülkelerinin, Çin gibi insanlıktan zerre kadar bile nasibini almamış bir emperyalistin  işgaline uğraması Doğu Türkistanlıların en büyük talihsizlikleri olmuştur. Bu yüzden dünyanın hemen her ülkesinde çok ağır manevî bedeller ödemek zorunda kalmaktadırlar.

Günümüzde bir çok dünya milletleri arzuladıkları her türlü imkânı elde etmiş olmanın getirdiği doyumsuzluk sonucunda ruhsal alemlerindeki büyük boşluğu ancak kendi millî kimliklerine sahip çıkmakla doldurabilecekleri sonucuna vararak, kendi soylarına sahip çıkma ve gelecek nesillerini de koruma altına alma  çabası içine girmiş olmasına rağmen Türkiye neden kendi soydaşları olan Doğu Türkistan Türklerine sahip çıkmıyor. Onların dert ve ızdıraplarına karşı duyarsız davranıyor… Yoksa Türkiye Doğu Türkistanlılara Çinlilere güvendiği kadarda mı güvenmiyor. Türkiye'nin kime güveneceği konusuna gelince acizane bir tavsiyemiz olacak o da, Orhun Abideleri’ndeki Bilge Kağan’ın ve Bilge Tonyukuk'un Çinli’ler hakkındaki uyarılarının bir defa daha gözden geçirilerek beyinlere nakşedilmesidir…

Ne yazık ki; hal böyle iken dünyadaki Türk kimliğini dumura uğratmayı ve mümkünse dünyadaki Türk varlığını yok etmeyi atalarının bir kutsal vasiyeti olarak kabul eden ırklar ve devletler Türk dünyasının göz bebeği olan aziz Türkiye'mize Türkiye'yi idare edenlere, ve Türk milletine milliyetsizleşmeyi dayatmaktadırlar. Bunu yapmak dünyadaki Türk düşmanlarının birinci vazifeleridir.. Fakat düşündürücü olan, Türkiye'mizin bu dayatmaları âdeta damarlarına önceleri azar azar uyuşturucu zerk edilerek uyuşturucu müptelâsı haline getirilen  insanlar gibi  “AB” hayalleri içerisinde tedrici olarak Türklük kavramının ve Türk milletine mensup olmanın çok önemli bir husus olmadığını düşünmeye başlama sürecine girmekte (girdirilmekte) olduğu gerçeğidir…

Eski Sovyetler Birliği’nin dağılması öncesi esaret altındaki Türk dünyasının “Kızıl Elma”sı Türkiye, bu gün Türkiye sınırları dışındaki Türk milletine mensup insanlara karşı inanılmaz bir duyarsızlık sergilemektedir. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin devlet adamlarının zaman, zaman Türkiye'nin kendilerine olan ilgisizliği sebebiyle yaptıkları açıklamalar biliniyor. Rusya Federasyonu’na bağlı özerk Türk toplulukları, Musul ve Kerkük Türkleri’nin feryatları ayyuka yükseldi. Komünist Çin işgali altındaki 40 milyonluk nüfusa sahip Doğu Türkistan Türklerinin Türkiye'den beklentilerinin boşa çıkmakta olduğunu ayrı tutarsak, üstüne üstlük Türkiye yetkilileri tarafından zaman zaman Doğu Türkistan Türkleri’nin yaralarına tuz basan davranışlarla karşılaşmak insanı âdeta kahrediyor…Çin devlet başkanına durup dururken üstün liyakat madalyası takdim edilmesi, Doğu Türkistanların aleyhine “Gizli Başbakanlık Genelgeleri”nin yayınlanması, Bir dönem Başbakan yardımcısının Çin'i ziyareti sırasında Çin başbakanına altın tabanca hediye etmesi gibi… Tabii ki Türkiye'nin Doğu Türkistan Türklerini rencide eden davranışları bunlarla son bulmadı.

12 Temmuz 2005 tarihinde Yalova Kültür Merkezi’nin daveti üzerine Avusturya'dan Türkiye'ye giriş yapan Merkezi Amerika'da bulunan Sürgünde Doğu Türkistan Hükümetinin Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi Dışişleri Bakanlığı’nın “Türkiye'ye girişinin engellenmesi” hakkındaki yazısı ile karşılaştı. Türkiye'deki Çin Büyük Elçiliğinin hükûmete yaptığı baskılar sonunda  Ahmet İgemberdi Atatürk Havalimanı'ndan geri dönmek zorunda bırakıldı.

Türkiye şimdi de, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Örgütü”`nün Nisanda İstanbul`da düzenleyeceği “4.Dünya Demokrasi Hareketi” kongresinin daveti üzerine  Türkiye'ye gelmek için vize başvurusunda bulunan Uygur insan hakları ve demokrasi hareketinin lideri Rabiya Kadir`e vize vermedi.

 

Talabani'ye Barzani'ye, Kırmızı Pasaport Kırmızı Halı (!)

Rabiye Kadir’e  Türk vizesi yok

 Türkiye, Çin`in geçen yıl Bush yönetiminin çabaları sonucunda serbest bırakılması sonrası ABD`ye getirilen Uygur İnsan Hakları Ve Demokrasi Hareketi’nin lideri Rabiya Kadir`e vize vermiyor.

Rabiye Kadir:  “Ah, Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki! Biliyor musunuz, bütün Doğu Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke Türkiye'mizdir. Maalesef, hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil toplum kuruluşu üyesi bugüne kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir sivil toplum kuruluşu davet ederse, seve seve gelirim.

Mustafa Kemal Atatürk'ün adını küçük yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı. Atatürk'ün büyüklüğünü gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki Anıtkabir'e giderek, uzaktaki Doğu Türkistan halkının sesini yazmak isterim. Atatürk, Türk dünyasına büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık ki, Atatürk'ün bu mirasına fazla sahip çıkılmıyor! "

Türkiye, Çin`in geçen yıl Bush yönetiminin çabaları sonucunda serbest bırakılması sonrası ABD`ye getirilen Uygur insan hakları ve demokrasi hareketinin lideri Rabiya Kadir`e vize vermiyor. Türkiye`nin Washington Büyükelçiliği, Kadir`in National Endowment for Democracy, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Örgütü`nün nisanda İstanbul`da düzenleyeceği `4. Dünya Demokrasi Hareketi` kongresine katılmak amacıyla yaptığı vize başvurusunu geri çevirdi. Ret kararında Türk Dışişleri`nin Kadir`in Türkiye`ye girmesini sakıncalı bulmasının etkili olduğu öğrenildi. Olay, toplantıyı organize eden kuruluşlar tarafından şaşkınlıkla karşılandı. 2004 Rafto İnsan Hakları Ödülü sahibi Kadir, bir yıldır Avrupa`da birçok ülkenin dışişleri yetkilileri tarafından kabul edilmişti. Son olarak geçenlerde ABD Kongresi’nde Uygur diasporası’nın kültür gecesinin de davetlilerindendi. Yıllardır demeçlerinde Türkiye`nin demokratik gelişiminden övgüyle söz etmesiyle tanınan Kadir, kendisine geçit vermeyen ülkenin Türkiye olmasından ötürü son derece üzüntü duyduğunu, dünyaya Çin yönetiminin Uygurlara uyguladığı baskı politikalarını anlatan bir kişi olarak Türk devletinin tavrına anlam veremediğini söyledi. Kadir, Çin`in en başarılı iş kadınlarından biriydi. Ancak 1997`de Doğu Türkistan`ın Gulca şehrindeki katliamı eleştirmiş ve 1999`da tutuklanmıştı. Kılıç Buğra Kanat- (Arşivi)WASHINGTON -Radikal

 

Komünist Çin, Vatan hainlerinin mezarlarına bakım yaparken

millî kahramanların mezarlarını yok ediyor

 

Cumhurbaşkanı
Hoca Niyaz Hacı’nın Kabri

Vatan Haini Appak
Hoca’nın Kabri

Hoca Niyaz Hacı Ürümçi-Şamalbağ'da, yani ittifak yolu ile yenen yolunun ortasındaki tepeye yerleşmiş olan yol üzerindedir. Burada birkaç bin kişilik bir mezarlık vardır. Bu mezarlığa cenaze defnetmek bundan birkaç yıl öncesinden beri yasaklanmıştı. Fakat buradaki mezarların yakınları ve oradan gelip geçenler orada duraklayarak fatiha okumayı ihmal etmezler.

Hoca Niyaz Hacı 1931 yılındaki Kumul inkılabının önderlerindendir. Söz konusu mezarlıkta 1941 yılında Şing Şi Say tarafından gizlice öldürülen Hoca Niyaz Hacı başta olmak üzere, Sabit Damolla, Mesut Sabri, Kurban Koday, Şerifhan Töre, gibi büyük zatlar defnedilmişlerdir. Hoca Niyaz Hacı'nın mezarı yıllardan beri bakımsızlık yüzünden kubbesinin yarısı yıkılmış ve harabeye dönüşmüşse de bu zatın mezarından ziyaretçilerin ayağı hiçbir zaman kesilmedi. Yakın zamandan beri yerel hükûmet ve ittifak yolu mahalle komitesi işbirliği yaparak bu mezarlığın 31 Mart 2006 tarihine kadar bulunduğu yerden kaldırılacağını ve onun yerine ormanlık alan oluşturulacağını, bu mezarlıkta yakınları bulunanların cesetlerin kemiklerini en kısa zamanda başka yere nakletmeleri gerektiği konusunda bildiri yayınlamışlardır. Tarihi kayıtlar hatırlandığında Hoca Niyaz Hacı 1881 yılında Kumul’da hayvancılıkla uğraşan bir ailede dünyaya geldi. O, 1907 yılındaki Turpan milli ayaklanması, 1912 yılındaki Tömür Helpe millî ayaklanmalarına katıldı. Ayrıca,  Kumul Milli ayaklanmasına önderlik etti. 1937 yılında Hoca Niyaz Hacı Shingşisey tarafından ayaklanmaya kalkışmak suçlamasıyla hapse atıldı. 1941 yılında gizlice şehit edildikten sonra Ürümçi’de bulunan Liyudavan’daki tepeliklere başka cesetlerle beraber belirsiz kabirlere gömüldü.

 

1947 yılına gelindiğinde Doğu Türkistan Hükümet Başkanı olan Ahmetcan Kasimi girişimleri ve çabaları ile merhumun cesedi bulunarak teşhis ve tespit edildikten sonra o yıl yaz aylarında görkemli törenlerle eski Kona Mezarlığa (Eski mezarlık) defnedildikten sonra üzerine bir kümbet inşa edildi. O tarihten itibaren bu mezarlığın adı Hoca Niyaz Hacı Mezarlığı olarak anılmaya başlandı. Böylece o günden sonra halk tarafında Hoca Niyaz Hacı nın mezarı başta olmak üzere oradaki kahramanların mezarları ziyaret edilegeldi. İşgalci Çin hükümetinin, Doğu Türkistan halkının milli kahramanı olan Hoca Niyaz Hacının mezarını bulunduğu yerden kaldırma girişimi dış ülkelerdeki Doğu Türkistan aydınları arasında çok sert tepkilere sebep olmaktadır. Çünkü Uygur örf-adetlerine göre mezardaki ceset’in yerinden oynatılması meyit’ in ruhunu ciddi şekilde incitmek anlamına gelir.Konu ile ilgili fikir beyan edenler şöyle demekt3edirler;“Hoca Niyaz Hacının mezarını onarmak yerine onu çeşitli bahaneler ileri sürerek yerinden kaldırmak Çin hükümetinin zorbalık politikasının bir göstergesidir. Aynı zamanda bu hareket Doğu Türkistan’ın Milli Bağımsızlığı için can veren şehitlerin tekrar ölüm cezasına çarptırılmasıdır.”

 

Hoca Niyaz Hacı Hayatı

 

Büyük devlet adamları ve vatan kahramanları yaşadıkları dönemin mevcut şartları içerisinde ele alınarak hataları ve sevapları ile doğru değerlendirilmelidir. Eğer vatanı ve milleti için doğru yaptıkları inancıyla içine düştükleri hatalar, yararlı hizmetlerden az ise, tarih sayfaları söz konusu devlet adamlarının ve vatan kahramanlarının haklarını bir gün mutlaka teslim edecektir. Bizlere düşen ise işgalci Çinli’lerin, mezarının varlığına dahî tahammmül edemedikleri Hoca Niyaz Hacı’ya yararlı hizmetlerinden dolayı minnet duymaktır.

Doğu Türkistanlı mücahid ve devlet adamlarındandır. 1881yılında Kumul Prensliğine bağlı, Taraatı adındaki bir dağ köyünde doğdu. 1912 yılında Kumul şehrinde, Timur halife adındaki bir mücahidin liderliğindeki ayaklanmada büyük başarılar gösterdiğinden Kumul Prensi Şah Maksut tarafından Muhafız kıtası komutanlığına tayin edildi.

12.04.1931 yılında artan, işgalci Çin baskısına karşı, meşhur Kumul Ayaklanması’nı başlattı. Aynı yıllarda, Turfan'da Mahmut Muhiti ve kardeşleri, Hoten'de Mehmet Emin Buğra Beğler, Altay'da Şerifhan Töre, Tohsun'da Tohti Beğ, Yerkent'te Abdullah Nur Ahmet ve Sabit Damolla'nın liderliklerinde başlatılan büyük ayaklanmalar sonucu, 12.11.1933'de merkezi Kaşgar'da olan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti ilân edildi. Hoca Niyaz Hacı Kaşgar'da toplanan Doğu Türkistan Milli Kurultayı’nca, Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki ilk işi, bütün Türklüğün hamisi ve müstakil devleti olan Atatürk Türkiye'sine, Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kurulduğunu bildirmek ve yardım istemek oldu. Doğu Türkistan Halkını uyandırmak ve bağımsızlığın korunması fikrini halk'a anlatmak için Doğu Türkistan şehirlerinde geziler yaptı.

Birkaç kazada tutunabilen işgalci Çin birlikleri, Rus'lardan aldıkları bütün yardımlar sayesinde bu genç hükümete saldırdılar.

Hoca Niyaz Han, düşmanlarının bu avantajına karşı, silâh almak için bir kaç devletten istekte bulunmuşsa da, bu isteği yerine getirilmedi. Zor durumda kalan Hoca Niyaz Hacı silâh almak için Sovyet Rusya'ya baş vurdu, Rus'larla yapılan silâh alımı müzakerelerini bizzat kendisi idare etmek üzere bir heyet ile birlikte Doğu Türkistan'ın Rus hudut karakolu Ergaştam'a gitti. 50 kg. Altın karşılığında silâh almak için antlaşma yaptı. Fakat Rus'lar geleneksel iki yüzlü politikalarını uyguladılar. Ve kendisine İhanet ederek, tahüt ettiği silâhları göndermediler.

Doğu Türkistan'da birkaç kazada hükümranlığını sürdüren Çinli askerî Vali Şenğ Si Say, bu ayaklanmayı bastırması için Ruslardan yardım istedi. Neticede Ruslar; tayyare, tank ve zırhlarla mücehhez onbinlerce askeri Doğu Türkistan'a göndererek bu ayaklanmayı bastırdı ve kurulan Millî Hükümeti dağıttı. Daha sonra bir Rus kuklası olan General Şenğ, Si Say, Rusların direktifi ile başta Hoca Niyaz Hacı olmak üzere 300.000 kişiyi tevkif etti. Gene Hoca Niyaz Hacı başta olmak üzere 100.000 kişiyi şehit etti. Sonradan anlaşıldığına göre,

Hoca Niyaz Han Rus'ların direktifi ile hareket etmekte olan General Şin-Şi-Şey tarafından, hile ile tutuklandı. 1942 yılına kadar çeşitli işkencelere maruz bırakıldıktan sonra, 1941 senesi Nisan ayında zehirli gaz ocağına atılmak suretiyle öldürülmüştür. Tam bir vatanperver ve fevkalâde bir kumandan olan Hoca Niyaz Hacı, Doğu Türkistan Kurtuluş Tarihinin mümtaz simalarından biridir. Yapmış olduğu hizmet ve fedakârlıkları ile Doğu Türkistan Türklüğünce daima minnetle anılacaktır. Kaynak: www.hurgokbayrak.com

 

Türkiye Çinlileri Taltif Etmeyi Sürdürüyor

Hükûmet,koynundaki
yılanın farkında mı?

Türkiye yetkilileri tarafından Çin devlet başkanına Devlet liyakat madalyası verilmesinin ardından şimdi de Çin Büyükelçisi Song Aiguo'ya Çin-Türk Dostluk Derneği tarafından onur madalyası, Ankara Üniversitesi tarafından dostluk ve yakın dost plaketi verildi.

09.03.2006 tarihinde Çin Büyük elçilik konutunda verilen bir resepsiyonda, resepsiyona katılanların arasında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Adalet Bakanı Cemil Çiçek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Doğru Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, üniversite rektörleri, fakülte müdürleri, profesörler, gazeteciler ve çeşitli alanların tanınmış simaları vardı.
Çin-Türk Dostluk Derneği ve Türk Tanıtım Vakfı başkanı Kemal Baytaş Çin Büyükelçisi Song'a Çin-Türk Halkları arasındaki dostluğu ve anlayışı güçlendirdiği ve Çin-Türkiye ilişkilerini ilerlettiği için vakıf adına Dostluk ve onur madalyası verdi. Ayrıca, Ankara Üniversitesi Rektör'ü Nusret Aras da Song'a Ankara Üniversitesi'ne yaptığı yardımlardan dolayı Ankara Üniversitesi'nin Yakın Dost plaketini vermiştir.
Kendisine yönelik olarak girişilen bu taltif yarışından aşırı derecede keyif alan Song, Türkiye'yi ikinci vatan olarak gördüğünü söyledi.
 

Nobel Ödülü'nü bu yıl almak istiyorum

 

Son yılların en büyük insan hakları savunucularından Rabiya Kadir karşımda oturuyor... Dünyanın en büyük ekonomilerinden Çin'de önce bir numaralı işkadını olarak yükselmiş, siyasi görüşleri nedeniyle ağustos 1999'da tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ABD ile Çin arasındaki sert çekişmelere neden olmuş, ABD Başkanı George Bush ve Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'in baskılarından sonra 17 Mart 2005'te özgür bırakılarak ABD'ye gitmesine izin verilmiş, geçen yıl olduğu gibi, bu yıl da Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen "Doğu Türkistan'ın Kahraman Anası" unvanıyla tanınan kişi, bu narin yapılı kadın mı? ABD'nin başkenti Washington'da, Connecticut Avenue adlı geniş caddedeki 1025 numaralı binanın onuncu katında bulunan küçücük bir odadayız. Bir masa, bilgisayar ve iki iskemleden oluşan ve en çok dört kişinin sığabildiği bu oda, Rabiya Hanım'ın bundan 4 ay önce kurduğu Uluslararası Uygur İnsan Hakları ve Demokrasi Vakfı'nın ofisi. Rabiya Hanım söyleşimizi Uygur Türkçesi ile yapıyoruz.

- Rabia Hanım Çin'de ağustos 1999'da tutuklanmadan önce, ülkenin bir numaralı, en başarılı iş kadınıydınız. Sonra ne oldu da tutuklandınız?

- Ben iş hayatına 1987'te başladım. Çin'in "Sinkiang-Uygur Özerk Bölgesi" diye adlandırdığı Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi'de başladığım mütevazı kuru temizleme şirketim kısa bir sürede 350 kadar hanımın çalıştığı büyük bir iş yeri haline geldi. 1990'lar ortasında biraz da Çin Devleti'nin o sıralardaki yardımıyla en başarılı işkadını oldum. Ancak, halkımın, Doğu Türkistan Türk halkının yaşadığı acılarla, Çin devleti tarafından yapılan siyasi ve ekonomik baskıları da görüyordum. 1997'de Doğu Türkistan'daki Türk kadınlarını meslek sahibi yapmak amacıyla "Binlerce Anne Hareketi"ni başlattım. Evsiz Türk kadınlarını uygun şartlarda ev sahibi yapıyor, öğrenim görememiş kız ve kadınları eğitiyor, iş sahibi yapıyorduk.

- Peki, bu hareketler Çin yönetimi tarafından olumsuz olarak mı yorumlandı?

- Evet, benim bu girişimlerim bazı siyasi çevrelerde hoşnutsuzluk uyandırmaya başlamıştı. Ayrıca, eşim Rozi Sıddık'ın Çin'in "kara listesi"nde olduğunu haber aldım. Kendisi tarihçidir ve Çin'deki "Kültür Devrimi" (1966-1976) sırasında 10 yıl hapis yatmıştı. Tekrar tutuklanmasından korktuğumuz için, 1996'da Çin'den kaçtı ve ABD'den siyasi sığınma hakkı alarak oraya yerleşti.

 DEVLET SIRRI OLAN GAZETELER

- Demek bu olaylar sizinle Çin yöneticileri arasındaki ilişkileri epey gerdi.

- Öyle oldu. Nitekim, ABD Kongresi'nin Araştırma Servisi üyelerinden bir grup beni görmek için ağustos 1999'da Urumçi şehrine geldiğinde, ben buluşma yerine giderken yolda Çin polisi tarafından tutuklanarak gözetim altına alındım ve "Yabancılara devlet sırrını verme" suçuyla 8 yıl hapis cezasına çarptırıldım.

- Tutuklandığınızda üzerinizde ne gibi devlet sırları vardı?

- (Gülerek) Urumçi'de Uygur Türk dilinde yayınlanan gazetelerden birkaç tanesi vardı.

- Geçen yıl Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilenler arasındaydınız. Sizi bu yıl da aday yapacaklarmış. Nobel'i almak size ne ifade eder?

- Doğrudur, bunu bana da bildirdiler. Ben Nobel'i kişisel olarak değil de, Çin'deki özgürlük ve demokrasi için, Doğu Türkistan'daki Türk halkının eşit hakları için istiyorum. Nobel'in bana verilmesi ezilen, insanca yaşama hakları elinden alınan yüz milyonlarca insana güven verecektir. Bunun için, evet Nobel'i almak isterim.

 Türkiye'den davet bekliyor

- Siz Çin'den çıkarak özgürlüğe kavuştuğunuzdan beri çeşitli yabancı ülkelere resmen çağrıldınız...

- Geçen yıl 20 - 25 Haziran arasında resmi davetli olarak İngiltere, Almanya, Hollanda, Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre, Belçika ve Lüksemburg'a gittim. Doğu Türkistan halkının insan hakları ve demokratik haklarını kazanması için konuşma imkanı elde ettim.

- Türkiye'den size resmi devlet makamları veya sivil toplum kuruluşlarından hiçbir çağrı gelmedi mi?

- (Gözleri yaşarıyor) Ah, Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki! Biliyor musunuz, bütün Doğu Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke Türkiye'mizdir. Maalesef, hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil toplum kuruluşu üyesi bugüne kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir sivil toplum kuruluşu davet ederse, seve seve gelirim. Mustafa Kemal Atatürk'ün adını küçük yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı. Atatürk'ün büyüklüğünü gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki Anıtkabir'e giderek, uzaktaki Doğu Türkistan halkının sesini yazmak isterim. Atatürk Türk dünyasına büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık ki, Atatürk'ün bu mirasına fazla sahip çıkılmıyor!

 Gençler iş bulamıyor kitaplarımız yakılıyor

- Doğu Türkistan'da yaşayan Türklere karşı nasıl kısıtlamalar var?

- Başta iş güvencesi yok! Bir iş yerindeki açık kadroya başvurulduğu zaman, öncelik bir Çinliye veriliyor ve aynı yetenekteki Uygur veya Kazak gençleri alınmıyor. Sonra, Mao zamanında bile bizlere ana dilimizde eğitim yapma hakkı verilmişken, bu haklar sonradan geri alındı, üniversite eğitimi yalnız Çince yapılıyor. Uygurca gazete, dergi ve kitap yayımları azaltıldı, Uygurca yazılmış tarih kitaplarımız yakılarak imha edildi. Hoş Çince eğitim alsak bile, gençlerimize iş hakkı verilmiyor. ABD'de sayıları yüzlere varan genç Uygur kız ve erkeklerle bu vakfı kurduk ve onlar beni bu vakfa ak saçlı anne olarak başkan seçtiler. Burada çalışan Uygur gençleri çalıştıkları yerlerden aldıkları aylıklarının beşte birini her ay bu vakfın kasasına yatırıyor. Koç Üniversitesi Stratejik Araştırma Merkezi Müdürü Timur KOCAOĞLU

 

Uygur Boksör Mehmet Tursun'un Başarısı

           

Çin'in Shenjin vilayetinde yapılmakta olan unvan müsabakalarında Uygur boksör Mehmet Tursun 200 boksör arasından 3. defa arka arkaya üstünlük sağlayıp ilk

8 boksör arasına girmeyi başardı.

“Tanrıdağ Sitesi”nin 09 Mart 2006 günü yayınladığı haberde doğu Türkistan'dan Ekrem Barat, Şirzat Muhammetcan olmak üzere Uygur boksörlerde mezkûr boks müsabakalarına katılmış olup, sonuç olarak galip gelme mücadelesi vermektedirler.

Birkaç yıldan beri her branştan spor dallarında  Çin'de ve uluslararası spor müsabakalarında  şampiyon olan Uygur gençlerinin sayısı epey fazla. Uzmanların bildirdiklerine göre, Uygurlar  bedensel yapı itibarıyla ve sağlıklı olma konusunda  Çinlilerden çok farklıdırlar. Fakat ne yazık ki; Çin devleti Uygur sporculara yeterli ilgiyi göstermediğinden Uygur sporcular evrensel müsabakalarda hak ettikleri yerlere gelememektedirler. (Eqide) RFA

  

Çin'den gelen kozmetik ve zayıflama ürünlerine dikkat !!!

 

Son zamanlarda dış ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin'e uşaklık etmeyi vazife telakki eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit çeşit zayıflama ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri içindedirler.

Oysaki; Çin basınında, iç ve dış piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların ekseriyetinin insan sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu sahte ürün ve ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin yayınlandığı ile ilgili haberler yer almaktadır.

Son zamanlarda dış ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin'e uşaklık etmeyi vazife telakki eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit çeşit zayıflama ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri içindedirler.

Oysaki; Çin basınında, iç ve dış piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların ekseriyetinin insan sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu sahte ürün ve ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin yayınlandığı ile ilgili haberler yer almaktadır.

Çin internet sitelerinden edinilen bilgilere göre, 14 çeşit sözde zayıflama ilacı, zayıflama çayı ve yiyeceklerinin satışlarını yasaklandığı ve piyasalarda ele geçirilenlerin ise toplattırıldığı, bu tür sahte kozmetik ürünlerinin ve sözde zayıflama ilaçlarının insanlar üzerinde hafıza zayıflığı, uyuşukluk, çeşitli cilt hastalıkları ve ölüme kadar götürebilen hastalıklara sebebiyet verdiği bildirilmektedir. Bu sebeple dış ülkelerde yaşayan bazı Doğu Türkistanlı sağlık uzmanları Çin entrikalarını ve sahtekârlıklarını çok iyi bildiklerinden Çin de üretildikten sonra sıra dışı yollarla dış ülkelerde insanlara pazarlanmaya çalışılan sözde zayıflama ilaçlarına ve Çin kozmetik ürünlerine karşı dikkatli olunması yolunda uyarı ve ikazlarda bulunmaktadırlar.

 

Demiryoluna Taş koymak suretiyle Treni Durduran iki Uygur genç

Çinli’leri fena halde korkuttu

 

“Şinhua Haber ağı”nın 10.03.2006 tarihinde Ürümçi'den verdiği habere göre Mart ayının 8'inde 18.20 civarında  Ürümçi Tren istasyonundan yola çıkan 41012 sayılı yük treni Ulambay istikametine doğru saatte 60 km. hızla ilerlerken aniden tren makinisti önündeki yol güzergahında bir engelin olduğunu görerek çok sert bir şekilde fren yaptı.

Tren ancak söz konusu engele 5 metrelik bir mesafe kala zorlukla durabilmiştir. Bu esnada tren rayından çıkma tehlikesi geçirmiştir.

Olaydan sonra Ürümçi demiryolu Polis merkezi olay yerinde inceleme başlatmakla beraber demir yolu üzerindeki engelin kasıtlı olarak oluşturulduğunu tespit ederek onu “kesinlikle ciddi bir güvenlik dosyası” olarak adlandırıp 20 den fazla polis o bölgede  sıkı denetlemeler yapmıştır.

Bu kolaçan etme esnasında polisler demir yolu üzerinde  Ulambay istikametinden gelmekte olan 14-15 yaşlarında iki Uygur çocuğunu göz altına almıştır. Yapılan sorgulamalar sonucunda aslında bu iki gencin Kaşgarlı oldukları, geçen yıl Mart ayında okuldan ve evlerinden kaçtıkları ve Çin'in Zhengzhou vilayetine gittikleri, yakın da yine yük trenine atlayarak Ürümçi'ye geldikleri, Ürümçi'den memleketlerine dönmek için demir yolunu takip ederek Kaşgar'a doğru yürümekte oldukları, Ulambay civarında  treni durdurarak binme maksadı ile demir yoluna bir beton levha ve üç büyük kaya parçası koydukları anlaşılmıştır.

 

Avrupa Doğu Türkistan Birliğinde Yönetim Değişikliği Yapıldı

 

05.03.2006 tarihinde Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 15. genel kurul toplantısı yapıldı.

Demokratik bir ortamda gerçekleştirilen bu defa ki genel kurul toplantısı sonunda

Dünya Uygur kurultayının Başkâtibi Dolkun Eysa oybirliği ile Avrupa Doğu Türkistan

Birliğinin Başkanlığına seçildi.

Ayrıca Ablimit Tursun ve Enver Abdulkerim Başkan yardımcılığına getirildiler.

Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Genel Sekreterliğine Erkin Zunun, Muhasipliğe umut Tursun seçildiler. Bunlardan başka Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 6 daimi üyeliğine de Abdurèshit, Gülnar Qurban, Esqer Tursun, Abduweli Almas, Melike Rustem, Munire Almas toplantıya katılanlar tarafından oy birliği ile seçildiler.

 

Ünlü Uygur İp Cambazı Adil Hoşur Çin Parlamentosunda Sesini

Yükseltti

 

Doğu Türkistan halkı tarafından “Yüksekler Şahı” olarak anılan ünlü ip cambazı Adil Hoşur Pekin'de yapılan “Ülke  halk temsilcileri kurultayı”nın istişare toplantısında fikir beyan ederek eğitim ve öğretim masraflarının haddinden fazla ağır olmasından  dolayı Doğu Türkistan'daki üniversite  öğrencilerinin çok zor şartlar altında kaldığını ortaya koydu.

Adil Hoşur, söz konusu toplantıda, Doğu Türkistan'daki ailelerin çoğunun gelir düzeyleri çok düşük olması sebebiyle çocuk okutan ailelerin iktisadi yönden kat kat borç batağına saplandıklarını, ifade etti.

 

Özellikle de yüksek okullarda öğrencisi b ulunan ailelerin ilk yılın zorluklarını bir şekilde atlatsalar bile ikinci yıla girildiğinde evlerinde besledikleri birkaç baş hayvanlarını ve oturdukları evlerini bile satmak zorunda kaldıklarını, bunlarda yetmeyip sağa sola borçlandıklarını ve hatta ağır okul masraflarını karşılayamamaları sebebiyle çocuklarını okuldan almak mecburiyetinde kaldıklarını, yüksek okulu bitiren birçok gençlerin de daha sonra iş bulamamaları yüzünden yoksulluğa ve sefalete mahkûm olduklarını, bu yüzden de ailelerin çocuklarını okutmaktan soğuduklarını gür bir sesle ifade ederek, bir an önce eğitim öğretimde eşitliğin sağlanmasını ve okul masraflarının acilen aşağı çekilmesini istemiştir.

 

Çinli’lerin aç kalmasını Doğu Türkistan  toprakları önlüyor

 

Çin de yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan'ın Çin'in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor. 1. Sayfadan devam-Çin de yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan'ın Çin'in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor. Haberin içeriği şöyle, “gelecek günler göz önüne alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin aralıksız olarak azalmakta olması sebebiyle Doğu Türkistan'da yeni ekilebilir alanlar oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada oluşturulacak yeni ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki üretimin arttırılması ülkemizin (Çin'in) açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasında kesinlikle büyük rol oynar”
Söz konusu haberde, Pekin'de yapılan “Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na katılan Doğu Türkistanlı kukla vekiller Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yeni tarım arazileri açma çalışmalarına daha fazla meblağ ayrılmasını ve böylece Doğu Türkistan'ın Çin'in önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirilmesini de talep etmişlerdir.

 

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Bildirisi

 

Bizler, kukla vekillerin  kötülük yapmaktan ellerini çekip, müstemlekeci Çin hakimiyetinin kılıcını sallamaktan vazgeçerek halkımızın saflarına katılmalarını, yaşamları boyunca bir defa olsun halkımız için faydalı işler yapmalarını ümit ediyoruz. 

Çin parlamentosundaki DoğuTürkistan asıllı kukla temsilciler Uygur halkının vekilleri olmayıp, tam tersine Doğu Türkistan halkına zulmetmekte olan müstemlekeci Çin hâkimiyetinin sadık uşaklarıdırlar.

Bir süreden beri Çin basın ve yayın organları 5.03.2006 tarihinde yapılan “10. Ülke Halk Kurultayı 4. Genel İstişare Toplantısı”nı oldukça büyük bir olay olarak lanse etmektedir.

Edinilen bilgilere göre Komünist Çin Hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki baş temsilcisi ve Çinlilerin “Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi” olarak andıkları Doğu Türkistan'daki Çin Komünist Parti Sekreteri Wangleguen Çin Komünist Partisi üyesi 60 kişilik Doğu Türkistanlı kukla vekilleri de yanına alarak söz konusu toplantıya katılmak için Pekin'e gitti.

Yıllardan beri Komünist Çin hâkimiyeti, Çin parlamentosunda yer alan Doğu Türkistanlı kukla temsilcilerin ve Doğu Türkistan'da tesis ettikleri kukla parlamento (Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi Halk Kurultayı Daimi Komitesi) nun  Doğu Türkistan'daki her millete mensup halkların tam yetkili temsilcileri ve Doğu Türkistan halkının hür iradesini temsil edebilecek yasal yetkiye sahip tek organ olduğunu ileri sürerek kendilerinin Doğu Türkistan'a yönelttikleri müstemlekecilik politikalarını işte bu kukla temsilciler ve yine bu kukla organ vasıt6asıyla icra ede geldikleri bilinmektedir. Gerçekte ise bu kukla temsilciler hiçbir zaman Doğu Türkistan halkının özgür ve hür iradesiyle demokratik teamüllere uygun olarak seçilmiş değildir.Bunlar tam tersine Çin hakimiyetinin kılıcını sallayan, Çinlilerin menfaatine çalışan sadık  Çin uşakları arasından seçilerek vazifelendirilen milli münafıklardır.

Gerek Çin parlamentosu bünyesindeki Doğu Türkistanlı Kukla üyeler olsun ve gerekse de Doğu Türkistan'daki kukla parlamento olsun onların geçmişi ve bu günü Doğu Türkistan halkına ağır külfet ve belalar getiren, iğrenç derecede suçlar ve eylemlerle dolup taşmıştır. Mesela Doğu Türkistan halkının neslini kurutmayı amaçlayan “Doğum kontrol Politikası”na ait yasalar, Doğu Türkistan halkının dini inançlarını yasaklamayı, Milli eğitimini Çinlileştirmeyi, doğal zenginliklerini talan etmeyi ve böylece doğu Türkistan halkının milli varlığını yok etmeye yönelik kanun, nizam ve emir-fermanların düzenlenmesinde ve icra edilmesinde işte bu kukla parlamento ve kukla parlamento üyeleri rol oynamıştır. Bu sebeple Doğu Türkistan halkı her zaman onlardan nefret ede geldi. Dolayısıyla onları, “Milli satılıklar birliğinin tipik vekilleri” olarak adlandırarak her zaman onlardan uzak durmaya gayret etmişlerdir.

Mesela, bu defa Pekin'e giden kukla vekiller arasındaki iki Uygur'un Çin basınına vermiş oldukları beyanatlar bu sözde vekillerin asıl iç yüzlerini açıkça ortaya koymaktadır. “Tanrıdağ İnternet sitesi”nde 03.03 2006 tarihinde yayınlanan haberlere göre, kukla Uygur vekillerden Abdulla Abbas Pekin'e doğru yola çıkmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Ben bu defa ki toplantıda çift dilde eğitimi daha da yaygınlaştırma ve güçlendirme konusunda teklif sunacağım” demiştir.

Diğer bir kukla vekil Aliye Ezimet ise, “Bölgemizi (Doğu Türkistan) Çin'in tahıl üretim merkezi haline getirme konusundaki  çalışmalara hız kazandırılması talebinde bulunacağım” şeklinde bir açıklama yapmıştır.

Çin hükümeti tarafından icra edilmekte olan çift dilde eğitim politikası ise, Uygur halkının milli maarifini tamamen Çinlileştirmeyi amaçlayan bir düzenleme olup, bu politika  Doğu Türkistan halkının set tepkisine sebep ola gelmektedir. Diğer yandan Çinliler Doğ Türkistan'ı işgal ettiklerinden beri Doğu Türkistan topraklarının çeşitli zenginlik kaynaklarını talan etme politikasını takip etmişlerdir. Uygur halkının aç, çıplak kalmasını umursamadan Uygur halkı tarafından bin bir güçlüklerle üretilen pamuk ve hububat gibi toprak mahsullerini zalimlikle gasp ederek bunlarla kendilerinin Çinlilerini beslemişlerdir.

Kısacası, yukarıdaki iki kukla vekilin ortaya koydukları  her iki nokta  Doğu Türkistan halkının  en sert şekilde tepki göstermesine sebep olan hususlardı. Demek oluyor ki; bu kukla vekiller hiçbir zaman Doğu Türkistan halkının çıkarlarını nazarı itibara almamışlardır.

Doğu Türkistan halkının hakiki vekilleri, Doğu Türkistan halkının bütün milli menfaatlerini koruyup kollama yolunda canlarını vermişlerdir. Bu yolda mücadele ederek hapislere düşmüşler, yada bu güne kadar büyük fedakarlıklarla mücadele etmekte olan yiğitlerimiz, Doğu Türkistan halkının gerçek iradesine, halkımızın arzu ve isteklerine tam olarak  vekillik eden, halkımızın her türlü menfaatlerini her şeyden üstün bilen vatanperver zatlarımızdır!

Bizler, kukla vekillerin  kötülük yapmaktan ellerini çekip, müstemlekeci Çin hakimiyetinin kılıcını sallamaktan vazgeçerek halkımızın saflarına katılmalarını, yaşamları boyunca bir defa olsun halkımız için faydalı işler yapmalarını ümit ediyoruz.

Tarih boyunca, kendi milletini satan, kendi halkına asilik eden milli münafıkların akıbetleri hiçbir zaman iyi olmamıştır. Kendi halkı ile hasım hale gelmekte olan değişmez milli hainler mutlaka bir gün halkımızın vereceği cezaya uğrayacaklardır!

 

Uygur'a dokunursan, PKK'ya dokunurum

                         

(YORUMSUZ)

…Kuzey Irak'taki petrol rezervleri 130 milyar varil olarak hesaplanıyor. Çin'in, Kürtlere ilgisinin en önemli nedenlerinden biri de işte budur. Irak'ın yeni anayasası, Kerkük ve civarındaki petrolün kim tarafından kullanılacağı konusunu çok muğlak bırakmıştır. İlerdi bir Şii-Sunni çatışması veya Kürtlere yönelik bir Arap saldırısı, Kuzey Irak'ın petrol kuyularıyla birlikte bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlanabilecektir. Çin, bu olasılığı da dikkate almaktadır.

Çin'in Kürt politikalarındaki değişikliğin bir diğer nedeni de, Türkiye'deki gelişmelerdir.

Çin'in Kuzey Irak Kürtlerine ilgi duymaya başlamasının bir başka nedeni de, Türkiye'yi dolaylı bir baskı altında tutmak, hiç değilse bazı sinyalleri yollamak.

Eski politikalar değişmiş değil. Hala Türkiye'nin toprak bütünlüğüne önem veriliyor. Bundan dolayı da, PKK ile organik bağ kurulmuyor. Açıkça, silah veya para yardımı yapılmıyor.

Ancak, Çin'in bir de kuşkusu var. O da, Türkiye'nin ayrılıkçı Uygur hareketleriyle ilgilenmesi.

Ankara kesinlikle yalanlıyor, ancak Çin inanmıyor. Bazı ayrılıkçı Uygur grupların, Türkiye'den gizli destek sağladıkları kuşkusu var. Bundan dolayı da, Kuzey Irak Kürt partileriyle temas oluştururken, dolaylı bir sinyal yollamış oluyor. Bölgeye yerleşmeye başladığı, Kürt politikasında "ince ayar" yaptığı, ilerde daha da farklı hareket edebileceği mesajlarını veriyor:

"Uygur ayrılıkçı gruplara dokunursanız, bizde PKK'ya dokunuruz".

Çin'in, kendi içindeki ayrılıkçı gruplar konusundaki duyarlığının artışında, Çeçen grupların etkisiyle önemli bir yer tutuyor.

Diğer bir neden de, ekonomik gelişmenin getirdiği yeni koşullar: Yabancılarla temasın artışı ve eskisi gibi sert önlemlerin alınamaması. Uluslararası alanda İnsan Haklarına duyarlıkların yaygınlaşması...

Ankara, bölgedeki Kürt oluşumunu hesaplarken, bundan böyle, Çin'e daha fazla dikkat sarf etmek zorunda kalacak

 

(Bu yazı, Posta Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında, Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde (www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )

mabirand@e-kolay.net.

 

Doğu Türkistan'a Yönelik Çinli Göçmen Akını Her Geçen Gün

Artıyor

 

Doğu Türkistan'da Çinli göçmenlerin sayısının giderek artmasına paralel olarak bu toprakların hakiki sahipleri olan Uygur halkının kendi topraklarında azınlık durumuna düşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.

Çin de yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan'ın Çin'in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor.

Haberin içeriği şöyle, “gelecek günler göz önüne alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin aralıksız olarak azalmakta olması sebebiyle Doğu Türkistan'da yeni ekilebilir alanlar oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada oluşturulacak yeni ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki üretimin arttırılması ülkemizin (Çin'in) açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasında kesinlikle büyük rol oynar”

Söz konusu haberde, Pekin'de yapılan  “Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na katılan Doğu Türkistanlı kukla vekiller Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yeni tarım arazileri açma çalışmalarına daha fazla meblağ ayrılmasını ve böylece Doğu Türkistan'ın Çin'in önde gelen üretim merkezlerinden biri haline getirilmesini de talep etmişlerdir.

 

Mehmet Emin Batur ile Doğu Türkistan söyleşisi

 

Soru:  Doğu Türkistan'daki Çin baskısı uluslararası kamuoyuna nasıl yansımaktadır?

Cevap: Doğu Türkistan'da sadece bir baskının varlığından söz etmek eksik ve yanlış bir ifade olur. Doğu Türkistan Çin işgali altında olup, Doğu Türkistan halkının tedrici olarak asimile edilmesi, tamamen yok edilmek istenmesi söz konusudur. Doğu Türkistan Türklerinin asimile edilmek istenmesi ve yok edilmek istenmesi çalışmalarından dünya kamuoyunun haberi yoktur veya dünya kamuoyu “üç maymun”u oynamaktadır. Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu durum ile ilgili olarak bilinen gerçeklerden bahsetme konusunda dünya devletleri Çin pazarını kaybetme korkusu ile korkak davranmaktadır. Doğu Türkistan konusuna olan bu ilgisizliğin temelinde ise, Doğu Türkistan halkının Türk ve Müslüman olması yatmaktadır.

Soru: Türkiye'de Doğu Türkistan'la ilgili ne gibi faaliyetler yürütülmektedir?

Cevap: Türkiye'de 1954'lerden itibaren İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler kurdukları sivil örgütler bünyesinde yasal haklarını kullanarak demokratik yollarla mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Bu gün de bu mücadele yine sivil örgütler kanalı ile mevcut şartlar değerlendirilerek sürdürülmektedir.

Soru: Türkiye'nin Doğu Türkistan'la ilişkileri ne durumdadır?

Cevap: Türkiye'nin bir Doğu Türkistan politikasının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü göründüğü kadarı ile Türkiye hükümetleri Çin'i el üstünde tutma politikası yürütmektedirler. Hal böyle olunca da bir Doğu Türkistan politikasının varlığından söz etmek abesle iştigal olur diye düşünüyorum. Çin'in nüfus potansiyelinden istifade etmek isteme yanılgısı ile hareket edilmekteyse de Çin ile yapılan ihracat ve ithalat ta aradaki ticari açık kolay kolay kapatılamayacak seviyelerdedir. Çünkü Çin'den Türkiye tabir yerindeyse ancak yüz alıp bir satabilmektedir. Türkiye'nin, Çin'in göndermeyi taahhüt ettiği iki milyon Çinli turist potansiyelinden faydalanma düşüncesi vardı. Fakat Türkiye yetkilileri büyük bir hayal kırıklığına uğradılar.Çin devleti Türkiye'ye turist olarak fakir fukara karnını doyuramayan sefil Çinlilerden birkaç bin adet gönderdi. Bunlarında bir bölümü ülkesine dönmeyerek Çin hükümetinin nüfus ihracı politikası gereğince Türkiye'nin çeşitli vilayetlerinde çöreklendiler.

Soru: Türkiye'nin Doğu Türkistan politikası ne olmalıdır?

Cevap: Türkiye, Doğu Türkistan konusunda hazırlıklı olmalıdır. Batı Türkistan Türkleri gibi Doğu Türkistan'da bağımsızlığını mutlaka kazanacaktır. Bu konuda hazırlıklı olmalıdır. Türkiye Doğu Türkistan'ı hiçbir zaman göz ardı edemez, etmemelidir. Doğu Türkistan'da çok verimli araziler ve yeraltı, yerüstü kaynaklar bulunmaktadır. Eğer Türkiye yetkilileri uzun vadede milli kalkınmayı düşünüyorsa Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlığını asla göz ardı etmemelidir. Türkiye'nin elinde, yeri geldiğinde Çin'e karşı kullanabileceği Doğu Türkistan gibi siyasi, ekonomik ve uluslar arası strateji açısından çok büyük önem arz eden bir potansiyel vardır. Türkiye Doğu Türkistan konusunda tam bağımsız bir devlet olduğunun bilinci içerisinde politikalar izlemelidir.

Soru: Türkiye, Doğu Türkistanlı soydaşlarına kapılarını açmış mıdır?

Cevap: Evet. Bunu yapmak tarihin ve Türk milletine mensup olmanın üzerine yüklediği bir mesuliyettir. Doğu Türkistanlılara 1950'li yıllardan itibaren Türkiye Cumhuriyeti devleti kucak açmıştır. Fakat, 1190'lı yıllardan sonra Eski Sovyetler Birliğinin dağılmasını müteakip Kazakistan ve Kırgızistan üzerinden bir yolunu bularak Türkiye'ye giriş yapan Doğu Türkistanlıların bir çoğu Türkiye'de büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Türkiye'de oturum alamayan veya Türkiye'de vatandaşlık müracaatlarına olumlu cevap alamayanların bir çoğu batı ülkelerine gitmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Türkiye hükümetlerinin bu konuda daha sorumlu ve ilgili davranmaları umulur ve beklenir.

Soru: Türkiye'de Doğu Türkistanlı soydaşlarımız en büyük darbeyi kimin zamanında yemiştir?

Cevap: Hiç şüphesiz 1998'de Mesut Yılmaz hükümeti zamanında yemiştir. Mesut Yılmaz'a 1998 yılının Haziran ayında Başbakanlık konutunda Türkiye'de bir Doğu Türkistan Kültür Araştırma Merkezi Kurulması hakkında proje verdim. Fakat ne yazık ki; biz olumlu bir cevap almayı beklerken 23 Aralık 1998 tarihinde bir gizli başbakanlık

genelgesi yayınlayarak (23 Aralık 1998 Tarih ve 1998/36 sayılı gizli Başbakanlık Genelgesi) Bu genelge ile Doğu Türkistan faaliyetlerinin önü kesildi. Bu genelge ile devlet memurlarının Doğu Türkistan'la ilgili toplantılara katılması, mesaj göndermesi ve toplantılara Doğu Türkistan'ın Gökbayrağı'nın  asılması yasaklandı.

Soru: Türk halkı Doğu Türkistan'da zulüm görenlerden haberdar mıdır ve Doğu Türkistanlılara kim sahip çıkmaktadır?

Cevap: Türkiye'de Doğu Türkistan meselesine en duyarlı kesim bilindiği gibi Türk milliyetçileridir. Biz daha Türkiye'ye gelmeden önce de Türk milliyetçileri Esir Türklere ve dolayısıyla Doğu Türkistan davasına sahip çıkmışlardır. Biz Doğu Türkistanlıların da dünya ülkeleri arasında Türkiye'yi tercih etmelerinin başta gelen sebebi budur.

Soru: Doğu Türkistan'daki mücadele hangi çizgide sürdürülmektedir?

Cevap: Hiç mübalağasız Doğu Türkistan'da da, çok zor şartlar altında da olsa Çeçenistan'daki, Filistin'deki gibi bir mücadele sürdürülüyor. Çin son derece dışa kapalı baskıcı canice bir iç politika yürütmekte olduğundan dış ülkelere haber ulaşmamaktadır. Doğu Türkitan'da Millî değerlerin, örf-adetlerin ve de İslâm dininin korunması mücadelesi var. Doğu Türkistanlılar yıllardır Çinlilerin yediğini yemedi, giydiğini giymedi, karşı karşıya bulunulan bütün zorluklara rağmen her zaman Müslüman Türkler morallerini yüksek tuttular. Doğu Türkistan'da bağımsızlık fikri her geçen gün dalga dalga büyümektedir. İşgalci Çinli'leri telaşlandıran ve korkutan da işte bu duygular ve milli duruş tur.

Soru: Türkistanlı mücahitler Çin zulmüne karşı ne tür operasyonlar yürütmektedir?

Cevap: Doğu Türkistan'ın haklı bağımsızlık mücadelesinde en büyük sıkıntı işte bu noktada yatmaktadır. Dünyada Doğu Türkistan davasına gerçek anlamda ve samimi olarak destek veren bir devlet olmadığından sesimizi milletler arası platformlarda duyurmakta çok büyük zorluklar yaşıyoruz. Fakat biz Doğu Türkistanlılar olarak dünya devletlerinin davamıza ilgisizliğini bahane ederek bir kenara çekilmedik. Mevcut imkânları kullanarak demokratik yollarla bağımsızlık mücadelemizi bütün dünyada sürdürmeye çalışıyoruz. Diğer yandan da Doğu Türkistan'da kültürel bir mücadele sürdürülüyor. Tarihçilerimiz, romancılarımız, edebiyatçılarımız bağımsızlık konularını bir şekilde işliyorlar. Gelecek nesillerin bir milli şuur içerisinde yetişmeleri için gayret ediyorlar. Ama bunları üstü kapalı bir şekilde yapıyorlar. Çünkü Çin anti demokratik bir devlet olduğundan insanların normal yollarla seslerini yükseltebilmeleri, haklarını arayabilmeleri doğruları söyleyebilmeleri mümkün değildir. Doğu Türkistanlı mücahitleri silahlı mücadeleye sevk eden sebepler de bunlardır.

Soru: Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesinin önü nasıl kesilmektedir?

Cevap:1990'da Sovyetlerin parçalanmasından sonra Batı Türkistan'daki Türk Cumhuriyetleri bağımsızlıklarını kazandılar. Bu bağımsızlık rüzgârlarının Doğu Türkistan'ı etkilemesinden korkan Çin Doğu Türkistan'ın kuzeyine bir milyon asker yığdı. Kazakistan ve Kırgızistan'ın kuzeyinden toprak satın aldı. Buralara büyük binalar dikildi ve kalabalık Çin aileleri yerleştirildi. Buna benzer iskân politikaları uyguladı. Kırgızistan ve Kazakistan ise Çin ile ilişkilerini tehlikeye atmamak için veya Çin'in askeri müdahalesinden çekindiği için Çin'in doğu Türkistan'ın aleyhine olan bütün taleplerini harfiyen yerine getirmektedir. Dolayısıyla Kazakistan ve Kırgızistan'daki Uygur Türkleri büyük tehdit altındadır. Kazak ve Kırgız hükümetleri kendi ülkelerindeki Doğu Türkistanlıların sivil örgütlenmelerine büyük ölçüde kısıtlamalar getirmektedirler.

Soru: Çin neden özellikle Türkiye'deki Doğu Türkistanlıları tehlike olarak görmektedir?

Cevap: Doğu Türkistan'dan ayrılmak zorunda kalan Doğu Türkistanlıların öncelikle ulaşmak istedikleri ülke Türkiye'dir. Çin devletinin de bütün endişesi soydaş ve dindaş Türk halkının omuz omuza vermesidir. İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler “vatan için vatandan ayrıldık” cümleleriyle mücadele vermişlerdir. Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar için önce Türkiye gelir. Önce Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesi birinci sırada gelir. Çin bu sebeple Türkiye'deki Doğu Türkistan faaliyetlerini bitirebilmek için Türkiye'de Çin devletinin gizli olarak finanse ettiği Çin lokantaları açmaktadır. Bu Çin lokantaların masum mekanlar olduğuna inanmıyorum. Buralar strateji merkezleridir. Çinliler buralarda istişarelerini ve planlarını yapmaktadırlar… Çinliler bundan bin yıl sonrasının hesaplarını yapan bir devlettir.

Soru: ABD'nin Doğu Türkistan politikası nedir?

Cevap: ABD, Çin ile ikinci dünya harbinden sonra başlayan ve günümüze kadar devam edip gelen siyasi ve ideolojik sürtüşmesinde Doğu Türkistanlıları koz olarak kullanıyor. ABD'nin Aslına bakılırsa insan hakları, demokrasi gibi bir derdi yoktur. Sadece kendi siyasi ve ideolojik çıkarları için Doğu Türkistan meselesini koz olarak kullanıyor.

Soru: Geçtiğimiz günlerde Filistin de seçimi kazanan Hamas, Ankara'yı ziyarete gelmişti ve akabinde İsrail, Hamas için PKK benzetmesi yapmıştı. Buna bağlı olarak Türkiye'nin Doğu Türkistanlı mücahitlere sahip çıkması durumunda Çin'inde PKK benzetmesi yapması doğru olur mu?

Cevap: Kesinlikle doğru olmaz. Çünkü, Doğu Türkistanlılar Çin tarafından işgal edilen ve geçmişte var olduğuna dünya tarihinin de şahitlik ettiği bir vatanın Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesini vermektedir. Ama terör örgütü PKK, işgal edilen bir devletin, bir toprağın mücadelesini mi veriyor? Hayır! Milyon defa hayır! Tarihte kurulmuş bir devletlerimi vardı da işgale uğramıştır. PKK terör örgütü dünyadaki Türkiye düşmanlarının taşeronluğunu ve maşalığını yaparak Türkiye'yi bölüp parçalamak isteyen, eli kanlı kiralık bir terör örgütüdür.

  

Teknolojide çekik göz istilâsı raporu

 

AYGÜN: “ Peygamberimiz ilim Çin'de bile olsa gidip alın demişti. Biz galiba ilimi kilim anladık.

İlimi bırakıp kilimi alıyoruz” dedi.

Ucuz ve kalitesiz mallarıyla piyasalarımızı

kasıp kavuran Çin, sonunda Türkiye'nin yüksek teknoloji ürünü pazarını da ele geçirdi.

Çin 2005 yılında yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler arasında 1.sırada yer aldı

1996 yılında Çin'den yaptığımız yüksek teknoloji ürünü ithalatı 148.3 milyon dolar iken 2005 yılında 2.1 milyar dolara çıktı. Artış oranı yüzde 1290. 1996 yılında en çok ithalat

yaptığımız ülkeler arasında 18.sırada yer alan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı. Son 10 yılda Çin ile Türkiye arasındaki dış ticaret açığı 18.4 milyar doları buldu.10’da

Türkiye pazarına kilitle giren, bisikletten halıya, kırtasiyeden gözlüğe ucuz ve kalitesiz mallarıyla piyasalarımızı istila eden Çin, sonunda “yüksek teknoloji ürünleri” pazarımızı da ele geçirdi.

Ankara Ticaret Odası'nın (ATO) Dış Ticaret Müsteşarlığı verileri ve OECD sınıflamasından yararlanarak hazırladığı “Teknolojide Çekik Göz İstilası” raporuna göre Çin, 2005 yılında, yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler arasında 1.sırada yer aldı.

 

Türkiye'nin Çin'den yaptığı yüksek teknoloji ürünü ithalatı 1996 yılında 148.3 milyon dolar iken 10 yılda yüzde 1290 artış göstererek 2005 yılında 2.1 milyar dolara çıktı.

2005 yılında Türkiye'nin toplam yüksek teknoloji ürünü ithalatının yüzde 15.3'ü Çin'den gerçekleştirildi.

Rapora göre, 2005 yılında Çin'den gerçekleştirdiğimiz 6.8 milyar dolarlık ithalatın 2.1 milyar dolarlık kısmını yüksek teknoloji ürünleri oluşturuyor. Bir başka deyişle Çin'den yaptığımız her 100 dolarlık ithalatın 30 doları yüksek teknoloji ürünlerine gidiyor.

Çin'in Türkiye'ye en çok sattığı iki ürün grubu, 998 milyon dolar ile “büro, muhasebe, bilgi işlem makineleri” ve 802 milyon dolarla “radyo, televizyon, haberleşme teçhizatı ve cihazları” oldu. Bu iki ürün grubunun ithalatı, Çin'den yaptığımız ithalatın dörtte birinden fazlasını (yüzde 26.3) oluşturuyor. Geçen yıl tüm büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinin yüzde 41'ini Çin'den satın aldık.

Türkiye 2005 yılında Çin'den 190 milyon dolarlık “tıbbi ve hassas optik aletler”, 70 milyon dolarlık “tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün” satın aldı. İkinci gruptaki ürünler, ilaç ve ilaç hammaddeleri gibi ürünleri kapsıyor.

JET HIZIYLA İLERLİYOR

Çin Türkiye piyasalarında jet hızıyla ilerliyor. 10 yıl önce en çok ithalat yaptığımız ülkeler arasında 18.sırada bulunan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı.

Türkiye'nin ithalat yaptığı ülkeler sıralamasında 2002 yılına kadar ilk 10 ülke arasına giremeyen Çin, 2002 yılında 1.4 milyar dolarla 10.ülke konumuna yükseldi. Çin, 2003 yılında 2.6 milyar dolar ile 8.sırada, 2004 yılında 4.5 milyar dolarla 6.sırada yer alırken 2005 yılında yüzde 53 artış göstererek 6.8 milyar dolarla en fazla ithalat yaptığımız 4.ülke durumuna geldi.

2005 yılında Çin'in toplam ithalatımız içindeki payı yüzde 6'ya yaklaştı.

ÇİN'E 10 YILDA 18 MİLYAR DOLAR AÇIK VERDİK

Çin, Türkiye'nin en çok mal aldığı ülkeler arasında hızla zirveye tırmanırken, Türkiye'nin Çin'e ihracatı fersah fersah gerilerde kalıyor.

Son 10 yılda Çin'den 20.6 milyar dolarlık ithalat yapan Türkiye, aynı sürede bu ülkeye sadece 2.2 milyar dolarlık mal satabildi. Çin ile dış ticaret açığı son 1996-2005 döneminde 18.4 milyar doları buldu.

Sadece Çin değil diğer Uzakdoğu Asya ülkeleri de ithalatımızdaki paylarını artırıyorlar. Çin, Güney Kore, Japonya, Tayvan, Malezya ve Tayland'ın 2005 yılı ithalatımızdaki payı yüzde 12'yi geçti.

YÜKSEK TEKNOLOJİ ÜRETEMİYORUZ

Dünya ticaretinde gittikçe önemli bir paya sahip olan ve ülkelerin rekabet gücünü artıran “yüksek teknoloji ürünü ihracatı”nda Türkiye varlık gösteremiyor. Ar-ge yatırımlarına kaynak ayırmayan Türkiye, her geçen yıl yüksek teknoloji ürünleri ithalatını artırıyor.

1996 yılında 5.1 milyar dolar olan yüksek teknoloji ürünü ithalatı, 2005 yılında 13.4 milyar dolara çıktı.

2005 yılında 4.1 milyar dolarlık yüksek teknoloji ürünü ihracatına karşılık 13.4 milyar dolarlık ithalat gerçekleştiren Türkiye'nin bu alandaki dış ticaret açığı 9.3 milyar dolar oldu. 43.1 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın beşte birinden fazlasını, yüksek teknoloji ürünü ticaretinde verdiğimiz açık oluşturuyor.

2005 yılında, yüksek teknoloji ürünleri ithalatımızda birinci sırada yer alan Çin'i 1.7 milyar dolar ile Almanya izliyor. ABD 1.3 milyar dolarla üçüncü sırada yer alıyor. En çok yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz diğer ülkeler sırasıyla Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Güney Kore, Macaristan ve İsviçre…

Tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün ithalatımızın yarıya yakınını (yüzde 46.7) Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD'den yapıyoruz.

ATO BAŞKANI AYGÜN

Rapora ilişkin değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, Çin'in yüksek teknoloji alanında da Türkiye pazarına hakim olmasını endişe verici bulduğunu söyledi. Aygün, “Peygamberimiz ilim Çin'de bile olsa gidip alın demişti. Biz galiba ilimi kilim anladık… İlimi bırakıp kilimi alıyoruz” diye konuştu.

Yüksek teknolojiyi ihracatında dünya ülkelerinin gerisinde yer alan Türkiye'nin sadece 2005 yılında bu ürünlerin ithalatına 13.4 milyar dolar verdiğini kaydeden Aygün, “Üretim ve dış ticaret stratejimizi gözden geçirmezsek açığımız her yıl daha da büyür” dedi. Aygün şunları söyledi:

2005 yılı ithalat rakamlarının ortaya çıkardığı tablo, yüksek düşük teknoloji ayrımı olmaksızın bütün sektörlerde Çin istilası altında olduğumuzu ortaya koyuyor. Bu tablo 2006 yılında daha da kararacak. Dış Ticaret Müsteşarlığı tarafından 768 ürürünün TSE standartına uyma zorunluluğu kaldırıldı. Ahşap parkeler, kadın çorapları, oyuncaklar, elektrikli battaniyeler, seramik karolar, hela taşları, pisuvarlar, banyo küvetleri, cam yapılarda kullanılan temel ürünler, barbeküler, yemek tencereleri, sifonlar, lavabolar, matkaplar, musluklar, otomobiller, jantlar, genel kullanım amaçlı güneş gözlükleri, aydınlatma armatürleri, lambalar, trafik işaretleri boyası, boyalar, su depoları, bisikletler, lastik ve jantlar kontrolsüz olarak Türkiye'ye girecek. Buradaki büyük pastayı da yine Çin yiyecek. Bu günden uyarıyorum. Çin 2006 yılında Türkiye ekonomisini bitirecek.

 

Türkiye'nin koyduğu kotalar bile Çin istilâsını durdurmadı

 

Tekstili güçlü Türkiye'de bile tekstil pazarının 5 yıl içinde yüzde 16'sını sadece ülkesinden yaptığı ithalatla ele geçiren Çin ile deyim yerindeyse savaş yaşanıyor.

 

Düşük fiyat vererek bazı kategorilerde piyasanın yüzde 90'ını ele geçiren Çin'e karşı kota kozunu kullanan Türkiye, 2005'te kısmen başarılı oldu. Ancak Çin de boş durmadı ve yüksek duvarlara karşın düşük fiyat silahıyla hem tekstil ve hazırgiyimde hem de kota konulan ürünlerde pazar payını artırdı. Dünya Ticaret Örgütü gelişmekte olan ülkelere uyguladığı tekstil kotalarının kaldırılmasına 1995'te başladı. Ancak Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'- ne Kasım 2001'de üye olup da ucuz işçilik, taklit mallarla başta ABD ve AB olmak üzere tüm piyasaları ele geçirmesiyle gelişmekte olan ve azgelişmiş ülkeler için umut kabusa dönüşmeye başladı.

 

Batman'da 4 Polisi Şehit Eden PKK Terör Örgütü Mensubu 4 Kişi

Tutuklandı

 

Batman'da 6 Mart günü İpragaz Mahallesi'nde devriye gezen polis otosuna düzenlenen saldırıda 4 polis memurunu şehit ederek 2 polis ve bir emniyet bekçisini yaralayan PKK terör örgütü mensubu 4 kişi tutuklanarak cezaevine konuldu.

1. Sayfadan devam-Konuyla ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırı sonrası duyarlı vatandaşların yoğun biçimde '155 Polis İmdat' ı arayarak ihbarda bulunduklarına yer vererek, şöyle denildi: "Şehit Hasan Gül Karakol Amirliğine bağlı polis otosuna terör örgütü mensuplarınca düzenlenen silahlı saldırı olayının aydınlatılmasına yönelik oarak elde edilen bilgiler ve delillerin yanısıra sağduyulu vatandaşların 155 polis imdat telefonuna yapılan yoğun ihbarların değerlendirilmesi neticesinde S.K., S.C., A.K., M.A., M.S.A., M.S., H.A. ve M.A. isimli şahıslar gözaltına alındı. Adli makamlara sevk edilen bu şahıslardan S.K., M.S.A., S.C. ve H.A. tutuklanarak cezaevine konuldu.

Sabah Gazetesi

12 Mart 2006

  

‘Komünistler küçük çocukları kaynatıp gübre yapıyorlardı!..

 

Napoli'de konuşan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Komünizmin dehşet verici bir rejim olduğunu savundu. Berlusconi'nin sözleri İtalyan muhalefeti ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin tepkisini çekti.

 

  İşte tartışılan sözler...

 İtalya'da genel seçimlere iki hafta kalan kızışan seçim kampanyasında konuşan Başbakan Silvio Berlusconi, solun lideri Romano Prodi'ye bir göndermede bulunarak "Hatırlatırım, Mao zamanında Komünistler küçük çocukları kaynatıp gübre yapıyorlardı" dedi ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin tepkisini çekti.  Napoli'de konuşan Berlusconi, Komünizmin dehşet verici bir rejim olduğunu savunurken İtalya'yı beş yıllığına komünistlerin elinden kurtardığına da işaret ederek, "Seçimlerde buna göre oy verin ve unutmayın Mao zamanında Komünistler küçük çocukları canlı canlı kaynatıp sonra gübre yapıyorlardı" iddiasında bulundu. Berlusconi'nin bu sözlerine İtalyan muhalefetiyle Çin Halk Cumhuriyeti'nden büyük tepki geldi. Berlusconi bu bilgiyi, "Komünizmin Kara Kitabı" adlı eserin 480. sayfasından alıntı yaptığını söyledi. habervitrini.com

 

Çin ve Rusya arasında doğalgaz anlaşması

 

  Çin'de Rus Yılı'nın açılışı bale ve klasik müzikli bir gösteriyle yapıldı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Hu Cintao'nin konuşmalarını beş bin kişi dinlerken, iki lider de dostluk mesajları verdi. Çin Devlet Başkanı Hu Cintao, “Bizi geçmişten bu yana uzun bir dostluk ilişkisi birbirimize bağlıyor. Birbirimizi destekliyor ve anlıyoruz. Çin-Japon savaşı sırasında kahraman Rus askerleri Çin'de yaşamını yitirdi. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında Ruslar'ın bize elini uzattığını asla unutamayız. Bizim dostluğumuz içtenliğe dayanıyor” diye konuştu.

Eski ideolojik ihtilaflardan ise iki lider de hiç bahsetmedi. Ön planda hep olumlu gelişmeler vardı. Temaslarda, Rusya ve Çin arasında ilerleyen ticaret, terörle mücadelede işbirliği, İran ve Kuzey Kore'nin nükleer programlarıyla ilgili anlaşmazlıkta iki ülkenin diplomatik girişimleri ele alındı. Putin, Çin televizyonuna yaptığı açıklamada, Rus Yılı'nın açılışını yaptıklarını, bunun ikili ilişkilerde bir dönüm noktası olduğunu söyledi.

Ekonomik ilişkiler

Ancak bu olumlu tablonun ardından asıl meselere geçildi. Putin, bugün Rusya Çin ilişkilerinde sağlanan önemli gelişmelere rağmen, birkaç önemli sorun olduğunu söyledi. Çin Devlet Başkanı Hu Jinato ile birlikte katıldığı Çin-Rusya Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Zirvesi'nde konuşan Putin, bu sorunların başında Rusya-Çin arasındaki ticarette yaşanan yapısal değişiklikler ve Rusya'dan Çin'e yapılan hammadde ihracatının geldiğini kaydetti.

Putin, Rus doğalgazı, petrolü ve diğer doğal kaynakların Çin'e ihracatında patlama yaşanmasına rağmen, makine ve donanım satışında yaşanan düşüşe dikkat çekti. Rusya Devlet Başkanı iki ülke arasındaki ticaretin hammadde fiyatlarındaki dalgalanmalardan çok fazla etkilendiğini, bu durumun da istikrarsızlık yarattığını kaydetti.

Enerji anlaşmaları

İki ülke arasında dün doğalgazın Çin'e transferi için kurulacak ve 2011 yılından itibaren senede 80 milyar metreküp kapasiteli iki boru hattı projesi için anlaşma imzalandı. Putin ve Çin Başbakanı Wen Jiabao arasında bugün de fizibilite çalışması yapılması için bir anlaşma imzalandı. Ancak bu anlaşma sadece bir plan oluşturulmasını öngörüyor.

 

Çinli Güvenlik Elemanlarını Türkiye Eğitiyor

 

Geçtiğimiz günlerde Çin'den sessiz sedasız Türkiye'ye gelen 14 üst düzey Çinli Emniyet müdürü İstanbul'a gelerek Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile çeşitli görüşmeler yaptı. Söz konusu Çinli Emniyet Müdürleri'nin Yenibosna'daki  okuldan daha önce randevu aldıkları da öğrenildi.

Veli Küçük ile görüşmeleri esnasında, Stratejik Güvenlik, Koruma ve eğitim A.Ş'nin başarılı eğitimini  daha önce duyduklarını ve bu sebeple Veli Paşa ve ekibi ile işbirliği yapmak istediklerini ve Çin'de “Özel Güvenlik Teşkilatı” kurmak için eğitim almak istediklerini belirtmişlerdir. Stratejik Güvenlik, Koruma ve eğitim A.Ş'nin eğitimlerini yerinde incelediklerini ve özellikle atış eğitimlerini çok beğendiklerini ifade eden Çinli Emniyet müdürleri söz konusu okul ile, Çin'deki yabancı işadamlarını ve Türkiye'ye gelecek üst düzey işadamlarını korumaya yönelik olarak karşılıklı işbirliği yapılması ve Çinli personelin Türkiye'de eğitilmesi için bir dizi  anlaşmalar imzalanarak alelacele hukuki işlemler başlatıldı.

Türkiye'ye Resmi sıfatla gelmediklerini açıklayan Çinli polis müdürlerinin İstanbul valisi  Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah'la görüşmemesi oldukça düşündürücü.

 

Çin Büyükelçisi kendi malı kalitesiz olduğu için bizden giyiniyor

 

Dünya, ucuz olduğu için Çin malını kapışırken, Çin`in Türkiye Büyükelçisi Aiguo Song, takım elbiselerini Vakko`dan aldığını açıkladı. Song, kalitesiz olduğu için Çin mallarını tercih etmediğini söyledi TÜM dünyayı kasıp kavuran Çin rüzgarı, Türk tekstil sektörüne de olumsuz etkiledi. Çin`in etkisiyle sektör hem dış pazarlarda hem de iç piyasada kan kaybetti. Ancak, Çinli olup Çin malı tercih etmeyenler de var. Çin Büyükelçisi Aiguo Song, artık ucuz değil kaliteli üretimi seçtiklerini belirtirken, giydiği takım elbiselerin Vakko marka olduğunu açıkladı. Bütün dünyanın ucuz olduğu için Çin malına yönlediği bir dönemde, Çin Büyükelçisi Song tercihini Türk markasından yana yaptığını söyledi. ÇİN`DEN Türkiye`ye gelen işadamlarının 20 milyon dolarlık alım yapmayı planlarken, bu rakamın 40 milyon dolara çıktığına da dikkat çeken Song, bu artışta Vakko gibi markaların büyük payı olduğunu dile getirdi. 1938 yılından bu yana hazır giyim alanında faaliyet gösteren Vakko, son yıllarda yapılan marka değer ölçümlerine göre Türkiye`nin en prestijli 5 markasından biri konumunda bulunuyor. Ayrıca, son dönemlerde Vakko, dünya liderlerinin de tercihi haline geldi. George Bush ve Bill Clinton gibi dünyaca tanınan liderler, Vakko imzalı kravatlar kullandı. İBRAHİM ACAR 17.03.2006

 

İstoç`u Çin malı istila etti, başkan bile kaçtı

 

5 bin işyerinin bulunduğu İstoç`ta Çin malı satanların sayısı her geçen gün artıyor. Çin malı ile mücadele edemeyen İstoç`un başkanı bile Türkiye`yi terk edip Çin`e gidiyor.

 

Yaklaşık 5 bin işyerinin bulunduğu İstanbul Toptan Ticaret Depolama ve Küçük Sanayi Sitesi (İstoç) esnafı son yıllarda durgunluğun yanı sıra Çin istilası ile de sarsılıyor. 12 yıldır aktif olarak çalışan İstoç`taki toptancılar kendi içlerinde farklı çözümler üreterek durgunluğu atlatmaya çalışıyor. Bu amaçla perakende satışa da yönelen İstoç`luyu vuran yine kendi içlerinden çıkmış. Döviz kuru ve Çin`in ucuz üretimi nedeniyle ithalatçıların sayısı artınca yerli şirketler giderek zora girmeye başlamış. İstoç Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kemalbay`ın ifadesine göre bir dönem Çin`den mal getirip satan firmaların sayısı 200-300`e kadar ulaşmış. `Halen 100`ün üzerinde firma Çin malı satıyor` diyen Kemalbay, şunları anlatıyor: `Burası Çin ve Uzakdoğu`dan gelen malların adeta üssü haline geldi. Önce bunlar herşey 1 milyon salgınını başlattı. Burada üretim yapan üyelerimizin hepsi dışarıdan gelen bu mallarla rekabet edememekten şikayetçi.`

İTHALATÇI DA ŞİKAYETÇİ Başkan `Tek iş yapan ithalatçılar` diyor ama özellikle Çin malı satan züccaciye ve hediyelik eşya satan esnaf da şikayetçi. Daha çok Çin malı satan ve son dönemde satışlarının yüzde 80 düştüğünü söyleyen İstoç esnafından Ali Sel, 5-10 yıllık müşterilerinin bile çeklerini ödemekte zorlandığını ifade ediyor. Yaklaşık 35-40 bin kişinin çalıştığı ve günde 30 bine yakın aracın giriş çıkış yaptığı İstoç`ta 34`ün üzerinde işkolu bulunuyor. Bunlar arasında yoğunluk züccaciye, plastik ve hırdavatta. Hacer Gemici

 

Güney Azerbaycanlı Milliyetçiler Arasında Artan Ölümler

Güney Azerbaycanlı Türklerden milli kurtuluş hareketine Katılanların, sırayla, çeşitli kazalar neticesinde hayatlarını kaybettikleri açıklandı.

 

2000 yılından bu yana, milli hareketin aktif üyelerinden Rıza Keffari, İsmail Cemilzade, Doktor Mülayim Kaşgaylı, Mühendis Alpay Zencanlı, Mirkazım Musevi, Muhammed Ali Nesiriyan, Keleyberli Babek adlı gençler, trafik kazası başta olmak üzere, değişik kazalarla yaşama veda etmişler. 2’de

 

14.Sayfadan devam- Ölenlerin milli hareket mensubu olmaları ve henüz 30 yaşlarına bile varmamış olmaları, Azerbaycanlı milliyetçilerce düşündürücü olarak değerlendiriliyor.

Bu gençlerin kazalar neticesinde ölmesinin, Güney Azerbaycanlı milliyetçiler arasında şüphe uyandırdığı belirtiliyor. En son vefat haberi, Mart ayının 9.gününde, Tebrizli milli hareket mensubu Sehend Afşarlının ölümüyle alındı.

GAMOH'nin Bakü bürosundan yapılan açıklamalara göre ; Erdebil  Astara yolunda özel aracıyla seyir eden Afşarlı, karşı yönden gelen başka bir araç ile çarpışmış, aldığı darbeler sonucunda da yaşamını yitirmiş. 30 yaşındaki Afşarlı, 10 Mart 2006 Cuma günü , Tebriz'de düzenlenen cenaze töreniyle, milli hareketçiler tarafından toprağa verildi. Milli ülküyü yaymaktaki ve hareket içindeki faydalı çalışmaları ile mezarı başından anılan Afşarlı, bekardı. 

Yine GAMOH Başkanlık ofisinden yapılan açıklamalara göre ; cenaze törenine katılan milli hareketçiler tarafından yapılan konuşmaların ardından, mevcut güvenlik güçlerinin mezarlığa gelmesiyle, Gula Mirza Emani, Hasan Ahsani, Muharrem Hoşnam adlı milli hareketçiler göz altına alınarak, sorgulandılar.

Sehend Afşarlının beklenmedik vefatıyla ilgili,  GAMOH Başkanlık Ofisi Müdürü Aydın Karahanlı, milli hareket ve Mili Hareketin lideri Dr. Çağrı Çöhreganli bey adına,  Güney Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere bütün Türk dünyasına başsağlığı mesajlarını iletti.

 

Güney Azerbaycanlılar İran Kürtlerinden Rahatsız  

 

Müge Çetinkaya- Kuzey Azerbaycan'da basılan Musavat gazetesinin haberine göre,İrantopraklarında yaşayan Kürtler, Kuzey Azerbaycan'a toplu halde göçmeyebaşladılar. Gazetede yer alan yorumlarda, parçalanması muhtemel İran ve Amerika tarafından dağıtılan Irak'tan, toprak payı alacak olan Kürtler, Azerbaycan Türkleri için uzun vadede ciddi tehlike oluşturacak.

Güney Azerbaycanlı Türklerin etrafı ise tam bir ateş çemberiyle örülecek ve İran Fars hâkimiyeti, yeni oluşan Kürt birlikleri ve Fars ırkçıları tarafından devamlı sıkıştırılacaklar. Dünya Azerbaycanlılar Kongresi tarafından da, yakın gelecekte beklenen bu sorunla alakalı sıkıntı ve endişeler dile getirildi.  İranlı Kürtlerin silahlanıyor olduğu da açıklanan bilgilerden. Azerbaycanlı milliyetçiler, Kürtlerin silahlanmasını, ikinci Hocali faciasının gerçekleşmesine zemin olacak kötü bir hazırlık olarak değerlendiriyor. İran sınırları içindeki Türk şehirlerinden Sulduz, Urmiye ve hatta Tebriz'e kadar, İran Kürtlerin yayılması ve yerleşmesi neticesinde, bu ezeli Güney Azerbaycan Türk yerleşim yerlerinin, Kürt toprağı olarak gösterilmeye başlandığına dikkat çekildi. Dört bir yandan eli kolu bağlanan Güney Azerbaycanlı milliyetçilerin, Amerika'nın İran'a yapması beklenen saldırı ile alakalı bulundukları tespitlerde şöyledir;  Güney Azerbaycan Türkleri, İran'ın vurulmasından yanadır. Ancak, Türkiye ve Kuzey Azerbaycan dışındaki hiçbir devletin ordusunun yanında olmayacaklarını ısrarla belirtiyorlar.  Güney Azerbaycanlı