|
Çinli’ye güvenen hükûmet Doğu Türkistanlı’lara güvenmiyor mu?
Her ne kadar Doğu
Türkistan halkının kimliği hakkında Türkiye hükûmetlerine yeniden bilgi
vermeye kalkışmanın anlamsız olacağını bilsek de, bu güne kadar Doğu
Türkistan'a ve Türkiye'yi kendi vatanı bilerek Türkiye' de yaşama yolunu
seçen Doğu Türkistanlılara karşı Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetleri’nin
sergiledikleri tavırlar ve duyarsızlıklar, Türkiye kamuoyuna bir defa
daha Doğu Türkistanlılar hakkında kısaca bilgi vermeyi zaruret haline
getirmiştir…
Doğu Türkistan halkı
İslâm dinine mensuptur. Doğu Türkistan halkı Türk milletinin ilk defa
İslâmiyet'le tanışmasına (Karahanlılar döneminde) vesile olan karışıksız
Türklerdendir. Tarih boyunca her çıkan rüzgârın etkisiyle yön
değiştirmemiştir. Bukalemun misali her ilgi duyduğu renge bürünmeye
kalkışmamıştır. İnsanî değerlerine bağlı kalarak insanlığını unutan ve
unutma temayülünde olanlara erdemli insanın nasıl olması gerektiği
konusunda örnek teşkil etmiştir. Doğu Türkistan Türkleri, dünyada nerede
nasıl durması ve karşılaştığı olumlu yada olumsuz olaylar karşısında
nasıl davranması gerektiğini şaşırarak kozmopolitleşmeyen
Türk'lerdendir. Türk milletine mensup olmaktan da her zaman gurur ve
mutluluk duymuşlardır.
Uzun yıllardır dünyanın
en şovenist, en gaddar, en emperyalist ve en İslâm ve Türklük düşmanı
bir millet olan Çinli’lerle mücadele etmek zorunda kalmasına rağmen asla
boyun eğmeyen, teslimiyet içine girmeyen, rahat yaşamak(!)
kaygısıyla topraklarının kutsiyetinden asla taviz vermeyen, birileri
istiyor ve dayatıyor diyerek, öldürülmek ve hapse atılmak pahasına da
olsa Müslüman Türk kimliğini açıkça söylemekten ve haykırmaktan
çekinmeyen, Türk milletine özgü örf, adet, gelenek ve göreneklerini her
türlü zor şartlar altında yaşatmayı ve ayakta tutmayı, kendilerine
ecdatlarının kutsal bir vasiyeti olarak kabul edip sürdüren, Türkiye ve
Türklük sevdalısı insanlardır…
Ülkelerinin, Çin gibi insanlıktan zerre kadar bile nasibini almamış bir
emperyalistin işgaline uğraması Doğu Türkistanlıların en büyük
talihsizlikleri olmuştur. Bu yüzden dünyanın hemen her ülkesinde çok
ağır manevî bedeller ödemek zorunda kalmaktadırlar.
Günümüzde bir çok dünya milletleri arzuladıkları her türlü imkânı elde
etmiş olmanın getirdiği doyumsuzluk sonucunda ruhsal alemlerindeki büyük
boşluğu ancak kendi millî kimliklerine sahip çıkmakla doldurabilecekleri
sonucuna vararak, kendi soylarına sahip çıkma ve gelecek nesillerini de
koruma altına alma çabası içine girmiş olmasına rağmen Türkiye
neden kendi soydaşları olan Doğu Türkistan Türklerine sahip çıkmıyor.
Onların dert ve ızdıraplarına karşı duyarsız davranıyor… Yoksa Türkiye
Doğu Türkistanlılara Çinlilere güvendiği kadarda mı güvenmiyor.
Türkiye'nin kime güveneceği konusuna gelince acizane bir tavsiyemiz
olacak o da, Orhun Abideleri’ndeki Bilge Kağan’ın ve Bilge Tonyukuk'un
Çinli’ler hakkındaki uyarılarının bir defa daha gözden geçirilerek
beyinlere nakşedilmesidir…
Ne
yazık ki; hal böyle iken dünyadaki Türk kimliğini dumura uğratmayı ve
mümkünse dünyadaki Türk varlığını yok etmeyi atalarının bir kutsal
vasiyeti olarak kabul eden ırklar ve devletler Türk dünyasının göz
bebeği olan aziz Türkiye'mize Türkiye'yi idare edenlere, ve Türk
milletine milliyetsizleşmeyi dayatmaktadırlar. Bunu yapmak dünyadaki
Türk düşmanlarının birinci vazifeleridir.. Fakat düşündürücü olan,
Türkiye'mizin bu dayatmaları âdeta damarlarına önceleri azar azar
uyuşturucu zerk edilerek uyuşturucu müptelâsı haline getirilen
insanlar gibi “AB” hayalleri içerisinde tedrici olarak Türklük
kavramının ve Türk milletine mensup olmanın çok önemli bir husus
olmadığını düşünmeye başlama sürecine girmekte (girdirilmekte) olduğu
gerçeğidir…
Eski
Sovyetler Birliği’nin dağılması öncesi esaret altındaki Türk dünyasının
“Kızıl Elma”sı Türkiye, bu gün Türkiye sınırları dışındaki Türk
milletine mensup insanlara karşı inanılmaz bir duyarsızlık
sergilemektedir. Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin devlet
adamlarının zaman, zaman Türkiye'nin kendilerine olan ilgisizliği
sebebiyle yaptıkları açıklamalar biliniyor. Rusya Federasyonu’na bağlı
özerk Türk toplulukları, Musul ve Kerkük Türkleri’nin feryatları ayyuka
yükseldi. Komünist Çin işgali altındaki 40 milyonluk nüfusa sahip Doğu
Türkistan Türklerinin Türkiye'den beklentilerinin boşa çıkmakta olduğunu
ayrı tutarsak, üstüne üstlük Türkiye yetkilileri tarafından zaman zaman
Doğu Türkistan Türkleri’nin yaralarına tuz basan davranışlarla
karşılaşmak insanı âdeta kahrediyor…Çin devlet başkanına durup dururken
üstün liyakat madalyası takdim edilmesi, Doğu Türkistanların aleyhine
“Gizli Başbakanlık Genelgeleri”nin yayınlanması, Bir dönem Başbakan
yardımcısının Çin'i ziyareti sırasında Çin başbakanına altın tabanca
hediye etmesi gibi… Tabii ki Türkiye'nin Doğu Türkistan Türklerini
rencide eden davranışları bunlarla son bulmadı.
12
Temmuz 2005 tarihinde Yalova Kültür Merkezi’nin daveti üzerine
Avusturya'dan Türkiye'ye giriş yapan Merkezi Amerika'da bulunan Sürgünde
Doğu Türkistan Hükümetinin Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi Dışişleri
Bakanlığı’nın “Türkiye'ye girişinin engellenmesi” hakkındaki yazısı ile
karşılaştı. Türkiye'deki Çin Büyük Elçiliğinin hükûmete yaptığı baskılar
sonunda Ahmet İgemberdi Atatürk Havalimanı'ndan geri dönmek
zorunda bırakıldı.
Türkiye şimdi de, “Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler Vakfı ve Helsinki
Yurttaşlar Örgütü”`nün Nisanda İstanbul`da düzenleyeceği “4.Dünya
Demokrasi Hareketi” kongresinin daveti üzerine Türkiye'ye gelmek
için vize başvurusunda bulunan Uygur insan hakları ve demokrasi
hareketinin lideri Rabiya Kadir`e vize vermedi.
Talabani'ye Barzani'ye, Kırmızı Pasaport
Kırmızı Halı (!)
Rabiye Kadir’e Türk vizesi yok
Türkiye,
Çin`in geçen yıl Bush yönetiminin çabaları sonucunda serbest bırakılması
sonrası ABD`ye getirilen Uygur İnsan Hakları Ve Demokrasi Hareketi’nin
lideri Rabiya Kadir`e vize vermiyor.
Rabiye Kadir: “Ah,
Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki! Biliyor musunuz, bütün Doğu
Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke Türkiye'mizdir. Maalesef,
hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil toplum kuruluşu üyesi bugüne
kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir sivil toplum kuruluşu davet
ederse, seve seve gelirim.
Mustafa Kemal Atatürk'ün
adını küçük yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı. Atatürk'ün
büyüklüğünü gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki Anıtkabir'e
giderek, uzaktaki Doğu Türkistan halkının sesini yazmak isterim.
Atatürk, Türk dünyasına büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık ki,
Atatürk'ün bu mirasına fazla sahip çıkılmıyor! "
Türkiye, Çin`in geçen yıl
Bush yönetiminin çabaları sonucunda serbest bırakılması sonrası ABD`ye
getirilen Uygur insan hakları ve demokrasi hareketinin lideri Rabiya
Kadir`e vize vermiyor. Türkiye`nin Washington Büyükelçiliği, Kadir`in
National Endowment for Democracy, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etütler
Vakfı ve Helsinki Yurttaşlar Örgütü`nün nisanda İstanbul`da
düzenleyeceği `4. Dünya Demokrasi Hareketi` kongresine katılmak amacıyla
yaptığı vize başvurusunu geri çevirdi. Ret kararında Türk Dışişleri`nin
Kadir`in Türkiye`ye girmesini sakıncalı bulmasının etkili olduğu
öğrenildi. Olay, toplantıyı organize eden kuruluşlar tarafından
şaşkınlıkla karşılandı. 2004 Rafto İnsan Hakları Ödülü sahibi Kadir, bir
yıldır Avrupa`da birçok ülkenin dışişleri yetkilileri tarafından kabul
edilmişti. Son olarak geçenlerde ABD Kongresi’nde Uygur diasporası’nın
kültür gecesinin de davetlilerindendi. Yıllardır demeçlerinde Türkiye`nin
demokratik gelişiminden övgüyle söz etmesiyle tanınan Kadir, kendisine
geçit vermeyen ülkenin Türkiye olmasından ötürü son derece üzüntü
duyduğunu, dünyaya Çin yönetiminin Uygurlara uyguladığı baskı
politikalarını anlatan bir kişi olarak Türk devletinin tavrına anlam
veremediğini söyledi. Kadir, Çin`in en başarılı iş kadınlarından
biriydi. Ancak 1997`de Doğu Türkistan`ın Gulca şehrindeki katliamı
eleştirmiş ve 1999`da tutuklanmıştı. Kılıç Buğra Kanat- (Arşivi)WASHINGTON
-Radikal
Komünist Çin, Vatan hainlerinin mezarlarına bakım yaparken
millî kahramanların mezarlarını yok
ediyor
 |
|
Cumhurbaşkanı
Hoca Niyaz Hacı’nın Kabri |
 |
|
Vatan Haini Appak
Hoca’nın Kabri |
Hoca Niyaz Hacı Ürümçi-Şamalbağ'da,
yani ittifak yolu ile yenen
yolunun ortasındaki
tepeye yerleşmiş olan yol üzerindedir. Burada birkaç bin kişilik bir
mezarlık vardır. Bu mezarlığa cenaze defnetmek bundan birkaç yıl
öncesinden beri yasaklanmıştı. Fakat buradaki mezarların yakınları ve
oradan gelip geçenler orada duraklayarak fatiha okumayı ihmal etmezler.
Hoca Niyaz Hacı 1931
yılındaki Kumul inkılabının önderlerindendir. Söz konusu mezarlıkta 1941
yılında Şing Şi Say tarafından gizlice öldürülen Hoca Niyaz Hacı başta
olmak üzere, Sabit Damolla, Mesut Sabri,
Kurban Koday, Şerifhan
Töre, gibi büyük zatlar defnedilmişlerdir. Hoca Niyaz Hacı'nın mezarı
yıllardan beri bakımsızlık yüzünden kubbesinin yarısı yıkılmış ve
harabeye dönüşmüşse de bu zatın mezarından ziyaretçilerin ayağı hiçbir
zaman kesilmedi. Yakın zamandan beri yerel hükûmet ve ittifak yolu
mahalle komitesi işbirliği yaparak bu mezarlığın 31 Mart 2006 tarihine
kadar bulunduğu yerden kaldırılacağını ve onun yerine ormanlık alan
oluşturulacağını, bu mezarlıkta yakınları bulunanların cesetlerin
kemiklerini en kısa zamanda başka yere nakletmeleri gerektiği konusunda
bildiri yayınlamışlardır. Tarihi kayıtlar hatırlandığında Hoca Niyaz
Hacı 1881 yılında Kumul’da hayvancılıkla uğraşan bir ailede dünyaya
geldi. O, 1907 yılındaki Turpan milli ayaklanması, 1912 yılındaki Tömür
Helpe millî ayaklanmalarına katıldı. Ayrıca, Kumul Milli
ayaklanmasına önderlik etti. 1937 yılında Hoca Niyaz Hacı Shingşisey
tarafından ayaklanmaya kalkışmak suçlamasıyla hapse atıldı. 1941 yılında
gizlice şehit edildikten sonra Ürümçi’de bulunan Liyudavan’daki
tepeliklere başka cesetlerle beraber belirsiz kabirlere gömüldü.
1947 yılına gelindiğinde
Doğu Türkistan Hükümet Başkanı olan Ahmetcan Kasimi girişimleri ve
çabaları ile merhumun cesedi bulunarak teşhis ve tespit edildikten sonra
o yıl yaz aylarında görkemli törenlerle eski Kona Mezarlığa (Eski
mezarlık) defnedildikten sonra üzerine bir kümbet inşa edildi. O
tarihten itibaren bu mezarlığın adı Hoca Niyaz Hacı Mezarlığı olarak
anılmaya başlandı. Böylece o günden sonra halk tarafında Hoca Niyaz Hacı
nın mezarı başta olmak üzere oradaki kahramanların mezarları ziyaret
edilegeldi. İşgalci Çin hükümetinin, Doğu Türkistan halkının milli
kahramanı olan Hoca Niyaz Hacının mezarını bulunduğu yerden kaldırma
girişimi dış ülkelerdeki Doğu Türkistan aydınları arasında çok sert
tepkilere sebep olmaktadır. Çünkü Uygur örf-adetlerine göre mezardaki
ceset’in yerinden oynatılması meyit’ in ruhunu ciddi şekilde incitmek
anlamına gelir.Konu ile ilgili fikir beyan edenler şöyle
demekt3edirler;“Hoca Niyaz Hacının mezarını onarmak yerine onu çeşitli
bahaneler ileri sürerek yerinden kaldırmak Çin hükümetinin zorbalık
politikasının bir göstergesidir. Aynı zamanda bu hareket Doğu
Türkistan’ın Milli Bağımsızlığı için can veren şehitlerin tekrar ölüm
cezasına çarptırılmasıdır.”
Hoca Niyaz Hacı Hayatı
Büyük devlet adamları ve
vatan kahramanları yaşadıkları dönemin mevcut şartları içerisinde ele
alınarak hataları ve sevapları ile doğru değerlendirilmelidir. Eğer
vatanı ve milleti için doğru yaptıkları inancıyla içine düştükleri
hatalar, yararlı hizmetlerden az ise, tarih sayfaları söz konusu devlet
adamlarının ve vatan kahramanlarının haklarını bir gün mutlaka teslim
edecektir. Bizlere düşen ise işgalci Çinli’lerin, mezarının varlığına
dahî tahammmül edemedikleri Hoca Niyaz Hacı’ya yararlı hizmetlerinden
dolayı minnet duymaktır.
Doğu Türkistanlı mücahid
ve devlet adamlarındandır. 1881yılında Kumul Prensliğine bağlı, Taraatı
adındaki bir dağ köyünde doğdu. 1912 yılında Kumul şehrinde, Timur
halife adındaki bir mücahidin liderliğindeki ayaklanmada büyük başarılar
gösterdiğinden Kumul Prensi Şah Maksut tarafından Muhafız kıtası
komutanlığına tayin edildi.
12.04.1931 yılında artan,
işgalci Çin baskısına karşı, meşhur Kumul Ayaklanması’nı başlattı. Aynı
yıllarda, Turfan'da Mahmut Muhiti ve kardeşleri, Hoten'de Mehmet Emin
Buğra Beğler, Altay'da Şerifhan Töre, Tohsun'da Tohti Beğ, Yerkent'te
Abdullah Nur Ahmet ve Sabit Damolla'nın liderliklerinde başlatılan büyük
ayaklanmalar sonucu, 12.11.1933'de merkezi Kaşgar'da olan Doğu Türkistan
İslâm Cumhuriyeti ilân edildi. Hoca Niyaz Hacı Kaşgar'da toplanan Doğu
Türkistan Milli Kurultayı’nca, Cumhurbaşkanı seçildi. Cumhurbaşkanı
seçildikten sonraki ilk işi, bütün Türklüğün hamisi ve müstakil devleti
olan Atatürk Türkiye'sine, Doğu Türkistan Cumhuriyetinin kurulduğunu
bildirmek ve yardım istemek oldu. Doğu Türkistan Halkını uyandırmak ve
bağımsızlığın korunması fikrini halk'a anlatmak için Doğu Türkistan
şehirlerinde geziler yaptı.
Birkaç kazada tutunabilen
işgalci Çin birlikleri, Rus'lardan aldıkları bütün yardımlar sayesinde
bu genç hükümete saldırdılar.
Hoca Niyaz Han,
düşmanlarının bu avantajına karşı, silâh almak için bir kaç devletten
istekte bulunmuşsa da, bu isteği yerine getirilmedi. Zor durumda kalan
Hoca Niyaz Hacı silâh almak için Sovyet Rusya'ya baş vurdu, Rus'larla
yapılan silâh alımı müzakerelerini bizzat kendisi idare etmek üzere bir
heyet ile birlikte Doğu Türkistan'ın Rus hudut karakolu Ergaştam'a
gitti. 50 kg. Altın karşılığında silâh almak için antlaşma yaptı. Fakat
Rus'lar geleneksel iki yüzlü politikalarını uyguladılar. Ve kendisine
İhanet ederek, tahüt ettiği silâhları göndermediler.
Doğu Türkistan'da birkaç
kazada hükümranlığını sürdüren Çinli askerî Vali Şenğ Si Say, bu
ayaklanmayı bastırması için Ruslardan yardım istedi. Neticede Ruslar;
tayyare, tank ve zırhlarla mücehhez onbinlerce askeri Doğu Türkistan'a
göndererek bu ayaklanmayı bastırdı ve kurulan Millî Hükümeti dağıttı.
Daha sonra bir Rus kuklası olan General Şenğ, Si Say, Rusların direktifi
ile başta Hoca Niyaz Hacı olmak üzere 300.000 kişiyi tevkif etti. Gene
Hoca Niyaz Hacı başta olmak üzere 100.000 kişiyi şehit etti. Sonradan
anlaşıldığına göre,
Hoca Niyaz Han Rus'ların
direktifi ile hareket etmekte olan General Şin-Şi-Şey tarafından, hile
ile tutuklandı. 1942 yılına kadar çeşitli işkencelere maruz
bırakıldıktan sonra, 1941 senesi Nisan ayında zehirli gaz ocağına
atılmak suretiyle öldürülmüştür. Tam bir vatanperver ve fevkalâde bir
kumandan olan Hoca Niyaz Hacı, Doğu Türkistan Kurtuluş Tarihinin mümtaz
simalarından biridir. Yapmış olduğu hizmet ve fedakârlıkları ile Doğu
Türkistan Türklüğünce daima minnetle anılacaktır. Kaynak:
www.hurgokbayrak.com
Türkiye Çinlileri
Taltif Etmeyi Sürdürüyor
|

Hükûmet,koynundaki
yılanın farkında mı? |
Türkiye yetkilileri
tarafından Çin devlet başkanına Devlet liyakat madalyası verilmesinin
ardından şimdi de Çin Büyükelçisi Song Aiguo'ya Çin-Türk Dostluk Derneği
tarafından onur madalyası, Ankara Üniversitesi tarafından dostluk ve
yakın dost plaketi verildi.
09.03.2006 tarihinde
Çin Büyük elçilik konutunda verilen bir resepsiyonda, resepsiyona
katılanların arasında İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu, Adalet Bakanı
Cemil Çiçek, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri Kemal Nehrozoğlu, Doğru
Yol Partisi Genel Başkanı Mehmet Ağar, üniversite rektörleri, fakülte
müdürleri, profesörler, gazeteciler ve çeşitli alanların tanınmış
simaları vardı.
Çin-Türk Dostluk Derneği ve Türk Tanıtım Vakfı başkanı Kemal Baytaş Çin
Büyükelçisi Song'a Çin-Türk Halkları arasındaki dostluğu ve anlayışı
güçlendirdiği ve Çin-Türkiye ilişkilerini ilerlettiği için vakıf adına
Dostluk ve onur madalyası verdi. Ayrıca, Ankara Üniversitesi Rektör'ü
Nusret Aras da Song'a Ankara Üniversitesi'ne yaptığı yardımlardan dolayı
Ankara Üniversitesi'nin Yakın Dost plaketini vermiştir.
Kendisine yönelik olarak girişilen bu taltif yarışından aşırı derecede
keyif alan Song, Türkiye'yi ikinci vatan olarak gördüğünü söyledi.
Nobel Ödülü'nü bu yıl
almak istiyorum
Son yılların en büyük
insan hakları savunucularından Rabiya Kadir karşımda oturuyor...
Dünyanın en büyük ekonomilerinden Çin'de önce bir numaralı işkadını
olarak yükselmiş, siyasi görüşleri nedeniyle ağustos 1999'da
tutuklanarak 8 yıl hapis cezasına çarptırılmış, ABD ile Çin arasındaki
sert çekişmelere neden olmuş, ABD Başkanı George Bush ve Dışişleri
Bakanı Condoleezza Rice'in baskılarından sonra 17 Mart 2005'te özgür
bırakılarak ABD'ye gitmesine izin verilmiş, geçen yıl olduğu gibi, bu
yıl da Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterilen "Doğu Türkistan'ın Kahraman
Anası" unvanıyla tanınan kişi, bu narin yapılı kadın mı? ABD'nin
başkenti Washington'da, Connecticut Avenue adlı geniş caddedeki 1025
numaralı binanın onuncu katında bulunan küçücük bir odadayız. Bir masa,
bilgisayar ve iki iskemleden oluşan ve en çok dört kişinin sığabildiği
bu oda, Rabiya Hanım'ın bundan 4 ay önce kurduğu Uluslararası Uygur
İnsan Hakları ve Demokrasi Vakfı'nın ofisi. Rabiya Hanım söyleşimizi
Uygur Türkçesi ile yapıyoruz.
- Rabia Hanım Çin'de
ağustos 1999'da tutuklanmadan önce, ülkenin bir numaralı, en başarılı iş
kadınıydınız. Sonra ne oldu da tutuklandınız?
- Ben iş hayatına 1987'te
başladım. Çin'in "Sinkiang-Uygur Özerk Bölgesi" diye adlandırdığı Doğu
Türkistan'ın başkenti Urumçi'de başladığım mütevazı kuru temizleme
şirketim kısa bir sürede 350 kadar hanımın çalıştığı büyük bir iş yeri
haline geldi. 1990'lar ortasında biraz da Çin Devleti'nin o sıralardaki
yardımıyla en başarılı işkadını oldum. Ancak, halkımın, Doğu Türkistan
Türk halkının yaşadığı acılarla, Çin devleti tarafından yapılan siyasi
ve ekonomik baskıları da görüyordum. 1997'de Doğu Türkistan'daki Türk
kadınlarını meslek sahibi yapmak amacıyla "Binlerce Anne Hareketi"ni
başlattım. Evsiz Türk kadınlarını uygun şartlarda ev sahibi yapıyor,
öğrenim görememiş kız ve kadınları eğitiyor, iş sahibi yapıyorduk.
- Peki, bu hareketler Çin
yönetimi tarafından olumsuz olarak mı yorumlandı?
- Evet, benim bu
girişimlerim bazı siyasi çevrelerde hoşnutsuzluk uyandırmaya başlamıştı.
Ayrıca, eşim Rozi Sıddık'ın Çin'in "kara listesi"nde olduğunu haber
aldım. Kendisi tarihçidir ve Çin'deki "Kültür Devrimi" (1966-1976)
sırasında 10 yıl hapis yatmıştı. Tekrar tutuklanmasından korktuğumuz
için, 1996'da Çin'den kaçtı ve ABD'den siyasi sığınma hakkı alarak oraya
yerleşti.
DEVLET SIRRI OLAN
GAZETELER
- Demek bu olaylar
sizinle Çin yöneticileri arasındaki ilişkileri epey gerdi.
- Öyle oldu. Nitekim, ABD
Kongresi'nin Araştırma Servisi üyelerinden bir grup beni görmek için
ağustos 1999'da Urumçi şehrine geldiğinde, ben buluşma yerine giderken
yolda Çin polisi tarafından tutuklanarak gözetim altına alındım ve
"Yabancılara devlet sırrını verme" suçuyla 8 yıl hapis cezasına
çarptırıldım.
- Tutuklandığınızda
üzerinizde ne gibi devlet sırları vardı?
- (Gülerek) Urumçi'de
Uygur Türk dilinde yayınlanan gazetelerden birkaç tanesi vardı.
- Geçen yıl Nobel Barış
Ödülü'ne aday gösterilenler arasındaydınız. Sizi bu yıl da aday
yapacaklarmış. Nobel'i almak size ne ifade eder?
- Doğrudur, bunu bana da
bildirdiler. Ben Nobel'i kişisel olarak değil de, Çin'deki özgürlük ve
demokrasi için, Doğu Türkistan'daki Türk halkının eşit hakları için
istiyorum. Nobel'in bana verilmesi ezilen, insanca yaşama hakları
elinden alınan yüz milyonlarca insana güven verecektir. Bunun için, evet
Nobel'i almak isterim.
Türkiye'den davet
bekliyor
- Siz Çin'den çıkarak
özgürlüğe kavuştuğunuzdan beri çeşitli yabancı ülkelere resmen
çağrıldınız...
- Geçen yıl 20 - 25
Haziran arasında resmi davetli olarak İngiltere, Almanya, Hollanda,
Danimarka, İsveç, Norveç, İsviçre, Belçika ve Lüksemburg'a gittim. Doğu
Türkistan halkının insan hakları ve demokratik haklarını kazanması için
konuşma imkanı elde ettim.
- Türkiye'den size resmi
devlet makamları veya sivil toplum kuruluşlarından hiçbir çağrı gelmedi
mi?
- (Gözleri yaşarıyor) Ah,
Türkiye'yi o kadar görmek istiyorum ki! Biliyor musunuz, bütün Doğu
Türkistanlı Türklerin gönlündeki kutsal ülke Türkiye'mizdir. Maalesef,
hiçbir Türk dışişleri yetkilisi veya sivil toplum kuruluşu üyesi bugüne
kadar beni aramadı. Eğer beni TBMM veya bir sivil toplum kuruluşu davet
ederse, seve seve gelirim. Mustafa Kemal Atatürk'ün adını küçük
yaşlarımda annem ve babam kulağıma fısıldamıştı. Atatürk'ün büyüklüğünü
gençlik yıllarımda öğrendim. Ankara'daki Anıtkabir'e giderek, uzaktaki
Doğu Türkistan halkının sesini yazmak isterim. Atatürk Türk dünyasına
büyük ilgi duyar ve önem verirdi. Yazık ki, Atatürk'ün bu mirasına fazla
sahip çıkılmıyor!
Gençler iş bulamıyor
kitaplarımız yakılıyor
- Doğu Türkistan'da
yaşayan Türklere karşı nasıl kısıtlamalar var?
- Başta iş güvencesi yok!
Bir iş yerindeki açık kadroya başvurulduğu zaman, öncelik bir Çinliye
veriliyor ve aynı yetenekteki Uygur veya Kazak gençleri alınmıyor.
Sonra, Mao zamanında bile bizlere ana dilimizde eğitim yapma hakkı
verilmişken, bu haklar sonradan geri alındı, üniversite eğitimi yalnız
Çince yapılıyor. Uygurca gazete, dergi ve kitap yayımları azaltıldı,
Uygurca yazılmış tarih kitaplarımız yakılarak imha edildi. Hoş Çince
eğitim alsak bile, gençlerimize iş hakkı verilmiyor. ABD'de sayıları
yüzlere varan genç Uygur kız ve erkeklerle bu vakfı kurduk ve onlar beni
bu vakfa ak saçlı anne olarak başkan seçtiler. Burada çalışan Uygur
gençleri çalıştıkları yerlerden aldıkları aylıklarının beşte birini her
ay bu vakfın kasasına yatırıyor. Koç Üniversitesi Stratejik Araştırma
Merkezi Müdürü Timur KOCAOĞLU
Uygur Boksör Mehmet
Tursun'un Başarısı
Çin'in Shenjin
vilayetinde yapılmakta olan unvan müsabakalarında Uygur boksör Mehmet
Tursun 200 boksör arasından 3. defa arka arkaya üstünlük sağlayıp ilk
8 boksör arasına girmeyi
başardı.
“Tanrıdağ Sitesi”nin 09
Mart 2006 günü yayınladığı haberde doğu Türkistan'dan Ekrem Barat,
Şirzat Muhammetcan olmak üzere Uygur boksörlerde mezkûr boks
müsabakalarına katılmış olup, sonuç olarak galip gelme mücadelesi
vermektedirler.
Birkaç yıldan beri her
branştan spor dallarında Çin'de ve uluslararası spor
müsabakalarında şampiyon olan Uygur gençlerinin sayısı epey fazla.
Uzmanların bildirdiklerine göre, Uygurlar bedensel yapı itibarıyla
ve sağlıklı olma konusunda Çinlilerden çok farklıdırlar. Fakat ne
yazık ki; Çin devleti Uygur sporculara yeterli ilgiyi göstermediğinden
Uygur sporcular evrensel müsabakalarda hak ettikleri yerlere
gelememektedirler. (Eqide) RFA
Çin'den gelen kozmetik ve zayıflama ürünlerine dikkat !!!
Son zamanlarda dış
ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin'e uşaklık
etmeyi vazife telakki eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit
çeşit zayıflama ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri
içindedirler.
Oysaki;
Çin basınında, iç ve dış piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların
ekseriyetinin insan sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu
sahte ürün ve ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin
yayınlandığı ile ilgili haberler yer almaktadır.
Son zamanlarda dış
ülkelerde yaşamakta olan Doğu Türkistanlılar arasından Çin'e uşaklık
etmeyi vazife telakki eden bazı kişiler, Çin tarafından üretilen çeşit
çeşit zayıflama ilaçlarını ve kozmetik ürünlerini pazarlama faaliyetleri
içindedirler.
Oysaki; Çin basınında, iç
ve dış piyasalarda pazarlanmakta olan bu tür ilaçların ekseriyetinin
insan sağlığına zararlı olduklarının tespit edildiği, bu sahte ürün ve
ilaçların toplattırılması hakkında bildirilerin yayınlandığı ile ilgili
haberler yer almaktadır.
Çin internet sitelerinden
edinilen bilgilere göre, 14 çeşit sözde zayıflama ilacı, zayıflama çayı
ve yiyeceklerinin satışlarını yasaklandığı ve piyasalarda ele
geçirilenlerin ise toplattırıldığı, bu tür sahte kozmetik ürünlerinin ve
sözde zayıflama ilaçlarının insanlar üzerinde hafıza zayıflığı,
uyuşukluk, çeşitli cilt hastalıkları ve ölüme kadar götürebilen
hastalıklara sebebiyet verdiği bildirilmektedir. Bu sebeple dış
ülkelerde yaşayan bazı Doğu Türkistanlı sağlık uzmanları Çin
entrikalarını ve sahtekârlıklarını çok iyi bildiklerinden Çin de
üretildikten sonra sıra dışı yollarla dış ülkelerde insanlara
pazarlanmaya çalışılan sözde zayıflama ilaçlarına ve Çin kozmetik
ürünlerine karşı dikkatli olunması yolunda uyarı ve ikazlarda
bulunmaktadırlar.
Demiryoluna Taş koymak suretiyle Treni Durduran iki Uygur genç
Çinli’leri fena halde korkuttu
“Şinhua Haber ağı”nın
10.03.2006 tarihinde Ürümçi'den verdiği habere göre Mart ayının 8'inde
18.20 civarında Ürümçi Tren istasyonundan yola çıkan 41012 sayılı
yük treni Ulambay istikametine doğru saatte 60 km. hızla ilerlerken
aniden tren makinisti önündeki yol güzergahında bir engelin olduğunu
görerek çok sert bir şekilde fren yaptı.
Tren ancak söz konusu
engele 5 metrelik bir mesafe kala zorlukla durabilmiştir. Bu esnada tren
rayından çıkma tehlikesi geçirmiştir.
Olaydan sonra Ürümçi
demiryolu Polis merkezi olay yerinde inceleme başlatmakla beraber demir
yolu üzerindeki engelin kasıtlı olarak oluşturulduğunu tespit ederek onu
“kesinlikle ciddi bir güvenlik dosyası” olarak adlandırıp 20 den fazla
polis o bölgede sıkı denetlemeler yapmıştır.
Bu kolaçan etme esnasında
polisler demir yolu üzerinde Ulambay istikametinden gelmekte olan
14-15 yaşlarında iki Uygur çocuğunu göz altına almıştır. Yapılan
sorgulamalar sonucunda aslında bu iki gencin Kaşgarlı oldukları, geçen
yıl Mart ayında okuldan ve evlerinden kaçtıkları ve Çin'in Zhengzhou
vilayetine gittikleri, yakın da yine yük trenine atlayarak Ürümçi'ye
geldikleri, Ürümçi'den memleketlerine dönmek için demir yolunu takip
ederek Kaşgar'a doğru yürümekte oldukları, Ulambay civarında treni
durdurarak binme maksadı ile demir yoluna bir beton levha ve üç büyük
kaya parçası koydukları anlaşılmıştır.
Avrupa Doğu Türkistan Birliğinde Yönetim Değişikliği Yapıldı
05.03.2006 tarihinde
Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 15. genel kurul toplantısı yapıldı.
Demokratik
bir ortamda gerçekleştirilen bu defa ki genel kurul toplantısı sonunda
Dünya Uygur kurultayının
Başkâtibi Dolkun Eysa oybirliği ile Avrupa Doğu Türkistan
Birliğinin Başkanlığına
seçildi.
Ayrıca Ablimit Tursun ve
Enver Abdulkerim Başkan yardımcılığına getirildiler.
Avrupa Doğu Türkistan
Birliğinin Genel Sekreterliğine Erkin Zunun, Muhasipliğe umut Tursun
seçildiler. Bunlardan başka Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin 6 daimi
üyeliğine de Abdurèshit, Gülnar Qurban, Esqer Tursun, Abduweli Almas,
Melike Rustem, Munire Almas toplantıya katılanlar tarafından oy birliği
ile seçildiler.
Ünlü Uygur İp Cambazı Adil Hoşur Çin Parlamentosunda Sesini
Yükseltti
Doğu
Türkistan halkı tarafından “Yüksekler Şahı” olarak anılan ünlü ip
cambazı Adil Hoşur Pekin'de yapılan “Ülke halk temsilcileri
kurultayı”nın istişare toplantısında fikir beyan ederek eğitim ve
öğretim masraflarının haddinden fazla ağır olmasından dolayı Doğu
Türkistan'daki üniversite öğrencilerinin çok zor şartlar altında
kaldığını ortaya koydu.
Adil Hoşur, söz konusu
toplantıda, Doğu Türkistan'daki ailelerin çoğunun gelir düzeyleri çok
düşük olması sebebiyle çocuk okutan ailelerin iktisadi yönden kat kat
borç batağına saplandıklarını, ifade etti.
Özellikle de yüksek
okullarda öğrencisi b ulunan ailelerin ilk yılın zorluklarını bir
şekilde atlatsalar bile ikinci yıla girildiğinde evlerinde besledikleri
birkaç baş hayvanlarını ve oturdukları evlerini bile satmak zorunda
kaldıklarını, bunlarda yetmeyip sağa sola borçlandıklarını ve hatta ağır
okul masraflarını karşılayamamaları sebebiyle çocuklarını okuldan almak
mecburiyetinde kaldıklarını, yüksek okulu bitiren birçok gençlerin de
daha sonra iş bulamamaları yüzünden yoksulluğa ve sefalete mahkûm
olduklarını, bu yüzden de ailelerin çocuklarını okutmaktan soğuduklarını
gür bir sesle ifade ederek, bir an önce eğitim öğretimde eşitliğin
sağlanmasını ve okul masraflarının acilen aşağı çekilmesini istemiştir.
Çinli’lerin aç kalmasını Doğu Türkistan toprakları önlüyor
Çin
de yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan'ın Çin'in
gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi
olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor.
1. Sayfadan devam-Çin de yayınlanan Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu
Türkistan'ın Çin'in gelecekte açlık tehlikesi ile karşı karşıya
kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili itirafname sayılabilecek türden
haberler yayınlanıyor. Haberin içeriği şöyle, “gelecek günler göz önüne
alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin aralıksız olarak azalmakta
olması sebebiyle Doğu Türkistan'da yeni ekilebilir alanlar
oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada oluşturulacak yeni
ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki üretimin arttırılması
ülkemizin (Çin'in) açlık tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasında
kesinlikle büyük rol oynar”
Söz konusu haberde, Pekin'de yapılan “Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na
katılan Doğu Türkistanlı kukla vekiller Çin hükümetinin Doğu
Türkistan'da yeni tarım arazileri açma çalışmalarına daha fazla meblağ
ayrılmasını ve böylece Doğu Türkistan'ın Çin'in önde gelen üretim
merkezlerinden biri haline getirilmesini de talep etmişlerdir.
Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi Bildirisi
Bizler,
kukla vekillerin kötülük yapmaktan ellerini çekip, müstemlekeci
Çin hakimiyetinin kılıcını sallamaktan vazgeçerek halkımızın saflarına
katılmalarını, yaşamları boyunca bir defa olsun halkımız için faydalı
işler yapmalarını ümit ediyoruz.
Çin parlamentosundaki
DoğuTürkistan asıllı kukla temsilciler Uygur halkının vekilleri olmayıp,
tam tersine Doğu Türkistan halkına zulmetmekte olan müstemlekeci Çin
hâkimiyetinin sadık uşaklarıdırlar.
Bir süreden beri Çin
basın ve yayın organları 5.03.2006 tarihinde yapılan “10. Ülke Halk
Kurultayı 4. Genel İstişare Toplantısı”nı oldukça büyük bir olay olarak
lanse etmektedir.
Edinilen bilgilere göre
Komünist Çin Hâkimiyetinin Doğu Türkistan'daki baş temsilcisi ve
Çinlilerin “Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi” olarak andıkları Doğu
Türkistan'daki Çin Komünist Parti Sekreteri Wangleguen Çin Komünist
Partisi üyesi 60 kişilik Doğu Türkistanlı kukla vekilleri de yanına
alarak söz konusu toplantıya katılmak için Pekin'e gitti.
Yıllardan beri Komünist
Çin hâkimiyeti, Çin parlamentosunda yer alan Doğu Türkistanlı kukla
temsilcilerin ve Doğu Türkistan'da tesis ettikleri kukla parlamento
(Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi Halk Kurultayı Daimi Komitesi) nun
Doğu Türkistan'daki her millete mensup halkların tam yetkili
temsilcileri ve Doğu Türkistan halkının hür iradesini temsil edebilecek
yasal yetkiye sahip tek organ olduğunu ileri sürerek kendilerinin Doğu
Türkistan'a yönelttikleri müstemlekecilik politikalarını işte bu kukla
temsilciler ve yine bu kukla organ vasıt6asıyla icra ede geldikleri
bilinmektedir. Gerçekte ise bu kukla temsilciler hiçbir zaman Doğu
Türkistan halkının özgür ve hür iradesiyle demokratik teamüllere uygun
olarak seçilmiş değildir.Bunlar tam tersine Çin hakimiyetinin kılıcını
sallayan, Çinlilerin menfaatine çalışan sadık Çin uşakları
arasından seçilerek vazifelendirilen milli münafıklardır.
Gerek Çin parlamentosu
bünyesindeki Doğu Türkistanlı Kukla üyeler olsun ve gerekse de Doğu
Türkistan'daki kukla parlamento olsun onların geçmişi ve bu günü Doğu
Türkistan halkına ağır külfet ve belalar getiren, iğrenç derecede suçlar
ve eylemlerle dolup taşmıştır. Mesela Doğu Türkistan halkının neslini
kurutmayı amaçlayan “Doğum kontrol Politikası”na ait yasalar, Doğu
Türkistan halkının dini inançlarını yasaklamayı, Milli eğitimini
Çinlileştirmeyi, doğal zenginliklerini talan etmeyi ve böylece doğu
Türkistan halkının milli varlığını yok etmeye yönelik kanun, nizam ve
emir-fermanların düzenlenmesinde ve icra edilmesinde işte bu kukla
parlamento ve kukla parlamento üyeleri rol oynamıştır. Bu sebeple Doğu
Türkistan halkı her zaman onlardan nefret ede geldi. Dolayısıyla onları,
“Milli satılıklar birliğinin tipik vekilleri” olarak adlandırarak her
zaman onlardan uzak durmaya gayret etmişlerdir.
Mesela, bu defa Pekin'e
giden kukla vekiller arasındaki iki Uygur'un Çin basınına vermiş
oldukları beyanatlar bu sözde vekillerin asıl iç yüzlerini açıkça ortaya
koymaktadır. “Tanrıdağ İnternet sitesi”nde 03.03 2006 tarihinde
yayınlanan haberlere göre, kukla Uygur vekillerden Abdulla Abbas Pekin'e
doğru yola çıkmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada “Ben bu
defa ki toplantıda çift dilde eğitimi daha da yaygınlaştırma ve
güçlendirme konusunda teklif sunacağım” demiştir.
Diğer bir kukla vekil
Aliye Ezimet ise, “Bölgemizi (Doğu Türkistan) Çin'in tahıl üretim
merkezi haline getirme konusundaki çalışmalara hız kazandırılması
talebinde bulunacağım” şeklinde bir açıklama yapmıştır.
Çin hükümeti tarafından
icra edilmekte olan çift dilde eğitim politikası ise, Uygur halkının
milli maarifini tamamen Çinlileştirmeyi amaçlayan bir düzenleme olup, bu
politika Doğu Türkistan halkının set tepkisine sebep ola
gelmektedir. Diğer yandan Çinliler Doğ Türkistan'ı işgal ettiklerinden
beri Doğu Türkistan topraklarının çeşitli zenginlik kaynaklarını talan
etme politikasını takip etmişlerdir. Uygur halkının aç, çıplak kalmasını
umursamadan Uygur halkı tarafından bin bir güçlüklerle üretilen pamuk ve
hububat gibi toprak mahsullerini zalimlikle gasp ederek bunlarla
kendilerinin Çinlilerini beslemişlerdir.
Kısacası, yukarıdaki iki
kukla vekilin ortaya koydukları her iki nokta Doğu Türkistan
halkının en sert şekilde tepki göstermesine sebep olan hususlardı.
Demek oluyor ki; bu kukla vekiller hiçbir zaman Doğu Türkistan halkının
çıkarlarını nazarı itibara almamışlardır.
Doğu Türkistan halkının
hakiki vekilleri, Doğu Türkistan halkının bütün milli menfaatlerini
koruyup kollama yolunda canlarını vermişlerdir. Bu yolda mücadele ederek
hapislere düşmüşler, yada bu güne kadar büyük fedakarlıklarla mücadele
etmekte olan yiğitlerimiz, Doğu Türkistan halkının gerçek iradesine,
halkımızın arzu ve isteklerine tam olarak vekillik eden,
halkımızın her türlü menfaatlerini her şeyden üstün bilen vatanperver
zatlarımızdır!
Bizler, kukla vekillerin
kötülük yapmaktan ellerini çekip, müstemlekeci Çin hakimiyetinin
kılıcını sallamaktan vazgeçerek halkımızın saflarına katılmalarını,
yaşamları boyunca bir defa olsun halkımız için faydalı işler yapmalarını
ümit ediyoruz.
Tarih boyunca, kendi
milletini satan, kendi halkına asilik eden milli münafıkların akıbetleri
hiçbir zaman iyi olmamıştır. Kendi halkı ile hasım hale gelmekte olan
değişmez milli hainler mutlaka bir gün halkımızın vereceği cezaya
uğrayacaklardır!
Uygur'a dokunursan, PKK'ya
dokunurum
(YORUMSUZ)
…Kuzey Irak'taki petrol
rezervleri 130 milyar varil olarak h esaplanıyor.
Çin'in, Kürtlere ilgisinin en önemli nedenlerinden biri de işte budur.
Irak'ın yeni anayasası, Kerkük ve civarındaki petrolün kim tarafından
kullanılacağı konusunu çok muğlak bırakmıştır. İlerdi bir Şii-Sunni
çatışması veya Kürtlere yönelik bir Arap saldırısı, Kuzey Irak'ın petrol
kuyularıyla birlikte bağımsızlığını ilan etmesiyle sonuçlanabilecektir.
Çin, bu olasılığı da dikkate almaktadır.
Çin'in Kürt
politikalarındaki değişikliğin bir diğer nedeni de, Türkiye'deki
gelişmelerdir.
Çin'in Kuzey Irak
Kürtlerine ilgi duymaya başlamasının bir başka nedeni de, Türkiye'yi
dolaylı bir baskı altında tutmak, hiç değilse bazı sinyalleri yollamak.
Eski politikalar değişmiş
değil. Hala Türkiye'nin toprak bütünlüğüne önem veriliyor. Bundan dolayı
da, PKK ile organik bağ kurulmuyor. Açıkça, silah veya para yardımı
yapılmıyor.
Ancak, Çin'in bir de
kuşkusu var. O da, Türkiye'nin ayrılıkçı Uygur hareketleriyle
ilgilenmesi.
Ankara kesinlikle
yalanlıyor, ancak Çin inanmıyor. Bazı ayrılıkçı Uygur grupların,
Türkiye'den gizli destek sağladıkları kuşkusu var. Bundan dolayı da,
Kuzey Irak Kürt partileriyle temas oluştururken, dolaylı bir sinyal
yollamış oluyor. Bölgeye yerleşmeye başladığı, Kürt politikasında "ince
ayar" yaptığı, ilerde daha da farklı hareket edebileceği mesajlarını
veriyor:
"Uygur ayrılıkçı gruplara
dokunursanız, bizde PKK'ya dokunuruz".
Çin'in, kendi içindeki
ayrılıkçı gruplar konusundaki duyarlığının artışında, Çeçen grupların
etkisiyle önemli bir yer tutuyor.
Diğer bir neden de,
ekonomik gelişmenin getirdiği yeni koşullar: Yabancılarla temasın artışı
ve eskisi gibi sert önlemlerin alınamaması. Uluslararası alanda İnsan
Haklarına duyarlıkların yaygınlaşması...
Ankara, bölgedeki Kürt
oluşumunu hesaplarken, bundan böyle, Çin'e daha fazla dikkat sarf etmek
zorunda kalacak
(Bu yazı, Posta
Gazetesinde ve aynı gün Hürriyet Gazetesinin tüm dış yayınlarında,
Hürriyet internet sitesinde (www.hurriyetim.com.tr) Milliyet internet
sitesinde (www.milliyet.com.tr) ve Daily News ekibi tarafından tercüme
edildikten sonra hem ana gazetede, hem de Daily News internet sitesinde
(www.turkishdailynews.com) yayınlanmaktadır. )
mabirand@e-kolay.net.
Doğu
Türkistan'a Yönelik Çinli Göçmen Akını Her Geçen Gün
Artıyor
Doğu Türkistan'da Çinli
göçmenlerin sayısının giderek artmasına paralel olarak bu toprakların
hakiki sahipleri olan Uygur halkının kendi topraklarında azınlık
durumuna düşmesi kaçınılmaz hale gelmektedir.
Çin de yayınlanan
Tanrıdağ internet sitesinde, Doğu Türkistan'ın Çin'in gelecekte açlık
tehlikesi ile karşı karşıya kalmamasının garantisi olduğu ile ilgili
itirafname sayılabilecek türden haberler yayınlanıyor.
Haberin içeriği şöyle,
“gelecek günler göz önüne alındığında Çin deki ekilebilir arazilerin
aralıksız olarak azalmakta olması sebebiyle Doğu Türkistan'da yeni
ekilebilir alanlar oluşturulmasının gizli zarureti ortadadır. Burada
oluşturulacak yeni ekilebilir arazilerden istifade ile tarımdaki
üretimin arttırılması ülkemizin (Çin'in) açlık tehlikesi ile karşı
karşıya kalmamasında kesinlikle büyük rol oynar”
Söz konusu haberde,
Pekin'de yapılan “Ülke Halk Vekilleri Kurultayı”na katılan Doğu
Türkistanlı kukla vekiller Çin hükümetinin Doğu Türkistan'da yeni tarım
arazileri açma çalışmalarına daha fazla meblağ ayrılmasını ve böylece
Doğu Türkistan'ın Çin'in önde gelen üretim merkezlerinden biri haline
getirilmesini de talep etmişlerdir.
Mehmet Emin
Batur ile Doğu Türkistan söyleşisi
Soru: Doğu
Türkistan'daki Çin baskısı uluslararası kamuoyuna nasıl yansımaktadır?
Cevap: Doğu Türkistan'da
sadece bir baskının varlığından söz etmek eksik ve yanlış bir ifade
olur. Doğu Türkistan Çin işgali altında olup, Doğu Türkistan halkının
tedrici olarak asimile edilmesi, tamamen yok edilmek istenmesi söz
konusudur. Doğu Türkistan Türklerinin asimile edilmek istenmesi ve yok
edilmek istenmesi çalışmalarından dünya kamuoyunun haberi yoktur veya
dünya kamuoyu “üç maymun”u oynamaktadır. Doğu Türkistan'ın içinde
bulunduğu durum ile ilgili olarak bilinen gerçeklerden bahsetme
konusunda dünya devletleri Çin pazarını kaybetme korkusu ile korkak
davranmaktadır. Doğu Türkistan konusuna olan bu ilgisizliğin temelinde
ise, Doğu Türkistan halkının Türk ve Müslüman olması yatmaktadır.
Soru: Türkiye'de Doğu
Türkistan'la ilgili ne gibi faaliyetler yürütülmektedir?
Cevap: Türkiye'de
1954'lerden itibaren İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beyler
kurdukları sivil örgütler bünyesinde yasal haklarını kullanarak
demokratik yollarla mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Bu gün de bu
mücadele yine sivil örgütler kanalı ile mevcut şartlar değerlendirilerek
sürdürülmektedir.
Soru: Türkiye'nin Doğu
Türkistan'la ilişkileri ne durumdadır?
Cevap: Türkiye'nin bir
Doğu Türkistan politikasının olduğunu düşünmüyorum. Çünkü göründüğü
kadarı ile Türkiye hükümetleri Çin'i el üstünde tutma politikası
yürütmektedirler. Hal böyle olunca da bir Doğu Türkistan politikasının
varlığından söz etmek abesle iştigal olur diye düşünüyorum. Çin'in nüfus
potansiyelinden istifade etmek isteme yanılgısı ile hareket edilmekteyse
de Çin ile yapılan ihracat ve ithalat ta aradaki ticari açık kolay kolay
kapatılamayacak seviyelerdedir. Çünkü Çin'den Türkiye tabir yerindeyse
ancak yüz alıp bir satabilmektedir. Türkiye'nin, Çin'in göndermeyi
taahhüt ettiği iki milyon Çinli turist potansiyelinden faydalanma
düşüncesi vardı. Fakat Türkiye yetkilileri büyük bir hayal kırıklığına
uğradılar.Çin devleti Türkiye'ye turist olarak fakir fukara karnını
doyuramayan sefil Çinlilerden birkaç bin adet gönderdi. Bunlarında bir
bölümü ülkesine dönmeyerek Çin hükümetinin nüfus ihracı politikası
gereğince Türkiye'nin çeşitli vilayetlerinde çöreklendiler.
Soru: Türkiye'nin Doğu
Türkistan politikası ne olmalıdır?
Cevap: Türkiye, Doğu
Türkistan konusunda hazırlıklı olmalıdır. Batı Türkistan Türkleri gibi
Doğu Türkistan'da bağımsızlığını mutlaka kazanacaktır. Bu konuda
hazırlıklı olmalıdır. Türkiye Doğu Türkistan'ı hiçbir zaman göz ardı
edemez, etmemelidir. Doğu Türkistan'da çok verimli araziler ve yeraltı,
yerüstü kaynaklar bulunmaktadır. Eğer Türkiye yetkilileri uzun vadede
milli kalkınmayı düşünüyorsa Doğu Türkistan Türklerinin bağımsızlığını
asla göz ardı etmemelidir. Türkiye'nin elinde, yeri geldiğinde Çin'e
karşı kullanabileceği Doğu Türkistan gibi siyasi, ekonomik ve uluslar
arası strateji açısından çok büyük önem arz eden bir potansiyel vardır.
Türkiye Doğu Türkistan konusunda tam bağımsız bir devlet olduğunun
bilinci içerisinde politikalar izlemelidir.
Soru: Türkiye, Doğu
Türkistanlı soydaşlarına kapılarını açmış mıdır?
Cevap: Evet. Bunu yapmak
tarihin ve Türk milletine mensup olmanın üzerine yüklediği bir
mesuliyettir. Doğu Türkistanlılara 1950'li yıllardan itibaren Türkiye
Cumhuriyeti devleti kucak açmıştır. Fakat, 1190'lı yıllardan sonra Eski
Sovyetler Birliğinin dağılmasını müteakip Kazakistan ve Kırgızistan
üzerinden bir yolunu bularak Türkiye'ye giriş yapan Doğu
Türkistanlıların bir çoğu Türkiye'de büyük zorluklarla
karşılaşmaktadırlar. Türkiye'de oturum alamayan veya Türkiye'de
vatandaşlık müracaatlarına olumlu cevap alamayanların bir çoğu batı
ülkelerine gitmek mecburiyetinde kalmaktadırlar. Türkiye hükümetlerinin
bu konuda daha sorumlu ve ilgili davranmaları umulur ve beklenir.
Soru: Türkiye'de Doğu
Türkistanlı soydaşlarımız en büyük darbeyi kimin zamanında yemiştir?
Cevap: Hiç şüphesiz
1998'de Mesut Yılmaz hükümeti zamanında yemiştir. Mesut Yılmaz'a 1998
yılının Haziran ayında Başbakanlık konutunda Türkiye'de bir Doğu
Türkistan Kültür Araştırma Merkezi Kurulması hakkında proje verdim.
Fakat ne yazık ki; biz olumlu bir cevap almayı beklerken 23 Aralık 1998
tarihinde bir gizli başbakanlık
genelgesi yayınlayarak
(23 Aralık 1998 Tarih ve 1998/36 sayılı gizli Başbakanlık Genelgesi) Bu
genelge ile Doğu Türkistan faaliyetlerinin önü kesildi. Bu genelge ile
devlet memurlarının Doğu Türkistan'la ilgili toplantılara katılması,
mesaj göndermesi ve toplantılara Doğu Türkistan'ın Gökbayrağı'nın
asılması yasaklandı.
Soru: Türk halkı Doğu
Türkistan'da zulüm görenlerden haberdar mıdır ve Doğu Türkistanlılara
kim sahip çıkmaktadır?
Cevap: Türkiye'de Doğu
Türkistan meselesine en duyarlı kesim bilindiği gibi Türk
milliyetçileridir. Biz daha Türkiye'ye gelmeden önce de Türk
milliyetçileri Esir Türklere ve dolayısıyla Doğu Türkistan davasına
sahip çıkmışlardır. Biz Doğu Türkistanlıların da dünya ülkeleri arasında
Türkiye'yi tercih etmelerinin başta gelen sebebi budur.
Soru: Doğu Türkistan'daki
mücadele hangi çizgide sürdürülmektedir?
Cevap: Hiç mübalağasız
Doğu Türkistan'da da, çok zor şartlar altında da olsa Çeçenistan'daki,
Filistin'deki gibi bir mücadele sürdürülüyor. Çin son derece dışa kapalı
baskıcı canice bir iç politika yürütmekte olduğundan dış ülkelere haber
ulaşmamaktadır. Doğu Türkitan'da Millî değerlerin, örf-adetlerin ve de
İslâm dininin korunması mücadelesi var. Doğu Türkistanlılar yıllardır
Çinlilerin yediğini yemedi, giydiğini giymedi, karşı karşıya bulunulan
bütün zorluklara rağmen her zaman Müslüman Türkler morallerini yüksek
tuttular. Doğu Türkistan'da bağımsızlık fikri her geçen gün dalga dalga
büyümektedir. İşgalci Çinli'leri telaşlandıran ve korkutan da işte bu
duygular ve milli duruş tur.
Soru: Türkistanlı
mücahitler Çin zulmüne karşı ne tür operasyonlar yürütmektedir?
Cevap: Doğu Türkistan'ın
haklı bağımsızlık mücadelesinde en büyük sıkıntı işte bu noktada
yatmaktadır. Dünyada Doğu Türkistan davasına gerçek anlamda ve samimi
olarak destek veren bir devlet olmadığından sesimizi milletler arası
platformlarda duyurmakta çok büyük zorluklar yaşıyoruz. Fakat biz Doğu
Türkistanlılar olarak dünya devletlerinin davamıza ilgisizliğini bahane
ederek bir kenara çekilmedik. Mevcut imkânları kullanarak demokratik
yollarla bağımsızlık mücadelemizi bütün dünyada sürdürmeye çalışıyoruz.
Diğer yandan da Doğu Türkistan'da kültürel bir mücadele sürdürülüyor.
Tarihçilerimiz, romancılarımız, edebiyatçılarımız bağımsızlık konularını
bir şekilde işliyorlar. Gelecek nesillerin bir milli şuur içerisinde
yetişmeleri için gayret ediyorlar. Ama bunları üstü kapalı bir şekilde
yapıyorlar. Çünkü Çin anti demokratik bir devlet olduğundan insanların
normal yollarla seslerini yükseltebilmeleri, haklarını arayabilmeleri
doğruları söyleyebilmeleri mümkün değildir. Doğu Türkistanlı mücahitleri
silahlı mücadeleye sevk eden sebepler de bunlardır.
Soru: Doğu Türkistan'ın
bağımsızlık mücadelesinin önü nasıl kesilmektedir?
Cevap:1990'da Sovyetlerin
parçalanmasından sonra Batı Türkistan'daki Türk Cumhuriyetleri
bağımsızlıklarını kazandılar. Bu bağımsızlık rüzgârlarının Doğu
Türkistan'ı etkilemesinden korkan Çin Doğu Türkistan'ın kuzeyine bir
milyon asker yığdı. Kazakistan ve Kırgızistan'ın kuzeyinden toprak satın
aldı. Buralara büyük binalar dikildi ve kalabalık Çin aileleri
yerleştirildi. Buna benzer iskân politikaları uyguladı. Kırgızistan ve
Kazakistan ise Çin ile ilişkilerini tehlikeye atmamak için veya Çin'in
askeri müdahalesinden çekindiği için Çin'in doğu Türkistan'ın aleyhine
olan bütün taleplerini harfiyen yerine getirmektedir. Dolayısıyla
Kazakistan ve Kırgızistan'daki Uygur Türkleri büyük tehdit altındadır.
Kazak ve Kırgız hükümetleri kendi ülkelerindeki Doğu Türkistanlıların
sivil örgütlenmelerine büyük ölçüde kısıtlamalar getirmektedirler.
Soru: Çin neden özellikle
Türkiye'deki Doğu Türkistanlıları tehlike olarak görmektedir?
Cevap: Doğu Türkistan'dan
ayrılmak zorunda kalan Doğu Türkistanlıların öncelikle ulaşmak
istedikleri ülke Türkiye'dir. Çin devletinin de bütün endişesi soydaş ve
dindaş Türk halkının omuz omuza vermesidir. İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet
Emin Buğra Beyler “vatan için vatandan ayrıldık” cümleleriyle mücadele
vermişlerdir. Türkiye'deki Doğu Türkistanlılar için önce Türkiye gelir.
Önce Türkiye'nin kalkınması ve gelişmesi birinci sırada gelir. Çin bu
sebeple Türkiye'deki Doğu Türkistan faaliyetlerini bitirebilmek için
Türkiye'de Çin devletinin gizli olarak finanse ettiği Çin lokantaları
açmaktadır. Bu Çin lokantaların masum mekanlar olduğuna inanmıyorum.
Buralar strateji merkezleridir. Çinliler buralarda istişarelerini ve
planlarını yapmaktadırlar… Çinliler bundan bin yıl sonrasının
hesaplarını yapan bir devlettir.
Soru: ABD'nin Doğu
Türkistan politikası nedir?
Cevap: ABD, Çin ile
ikinci dünya harbinden sonra başlayan ve günümüze kadar devam edip gelen
siyasi ve ideolojik sürtüşmesinde Doğu Türkistanlıları koz olarak
kullanıyor. ABD'nin Aslına bakılırsa insan hakları, demokrasi gibi bir
derdi yoktur. Sadece kendi siyasi ve ideolojik çıkarları için Doğu
Türkistan meselesini koz olarak kullanıyor.
Soru: Geçtiğimiz günlerde
Filistin de seçimi kazanan Hamas, Ankara'yı ziyarete gelmişti ve
akabinde İsrail, Hamas için PKK benzetmesi yapmıştı. Buna bağlı olarak
Türkiye'nin Doğu Türkistanlı mücahitlere sahip çıkması durumunda
Çin'inde PKK benzetmesi yapması doğru olur mu?
Cevap: Kesinlikle doğru
olmaz. Çünkü, Doğu Türkistanlılar Çin tarafından işgal edilen ve
geçmişte var olduğuna dünya tarihinin de şahitlik ettiği bir vatanın
Doğu Türkistan'ın bağımsızlık mücadelesini vermektedir. Ama terör örgütü
PKK, işgal edilen bir devletin, bir toprağın mücadelesini mi veriyor?
Hayır! Milyon defa hayır! Tarihte kurulmuş bir devletlerimi vardı da
işgale uğramıştır. PKK terör örgütü dünyadaki Türkiye düşmanlarının
taşeronluğunu ve maşalığını yaparak Türkiye'yi bölüp parçalamak isteyen,
eli kanlı kiralık bir terör örgütüdür.
Teknolojide çekik göz
istilâsı raporu
AYGÜN: “ Peygamberimiz
ilim Çin'de bile olsa gidip alın demişti. Biz galiba ilimi kilim
anladık.
İlimi
bırakıp kilimi alıyoruz” dedi.
Ucuz ve kalitesiz
mallarıyla piyasalarımızı
kasıp kavuran Çin,
sonunda Türkiye'nin yüksek teknoloji ürünü pazarını da ele geçirdi.
Çin 2005 yılında yüksek
teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler arasında 1.sırada yer aldı
1996 yılında Çin'den
yaptığımız yüksek teknoloji ürünü ithalatı 148.3 milyon dolar iken 2005
yılında 2.1 milyar dolara çıktı. Artış oranı yüzde 1290. 1996 yılında en
çok ithalat
yaptığımız ülkeler
arasında 18.sırada yer alan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı. Son 10
yılda Çin ile Türkiye arasındaki dış ticaret açığı 18.4 milyar doları
buldu.10’da
Türkiye pazarına kilitle
giren, bisikletten halıya, kırtasiyeden gözlüğe ucuz ve kalitesiz
mallarıyla piyasalarımızı istila eden Çin, sonunda “yüksek teknoloji
ürünleri” pazarımızı da ele geçirdi.
Ankara Ticaret Odası'nın
(ATO) Dış Ticaret Müsteşarlığı verileri ve OECD sınıflamasından
yararlanarak hazırladığı “Teknolojide Çekik Göz İstilası” raporuna göre
Çin, 2005 yılında, yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz ülkeler
arasında 1.sırada yer aldı.
Türkiye'nin Çin'den
yaptığı yüksek teknoloji ürünü ithalatı 1996 yılında 148.3 milyon dolar
iken 10 yılda yüzde 1290 artış göstererek 2005 yılında 2.1 milyar dolara
çıktı.
2005 yılında Türkiye'nin
toplam yüksek teknoloji ürünü ithalatının yüzde 15.3'ü Çin'den
gerçekleştirildi.
Rapora göre, 2005 yılında
Çin'den gerçekleştirdiğimiz 6.8 milyar dolarlık ithalatın 2.1 milyar
dolarlık kısmını yüksek teknoloji ürünleri oluşturuyor. Bir başka
deyişle Çin'den yaptığımız her 100 dolarlık ithalatın 30 doları yüksek
teknoloji ürünlerine gidiyor.
Çin'in Türkiye'ye en çok
sattığı iki ürün grubu, 998 milyon dolar ile “büro, muhasebe, bilgi
işlem makineleri” ve 802 milyon dolarla “radyo, televizyon, haberleşme
teçhizatı ve cihazları” oldu. Bu iki ürün grubunun ithalatı, Çin'den
yaptığımız ithalatın dörtte birinden fazlasını (yüzde 26.3) oluşturuyor.
Geçen yıl tüm büro, muhasebe ve bilgi işlem makinelerinin yüzde 41'ini
Çin'den satın aldık.
Türkiye 2005 yılında
Çin'den 190 milyon dolarlık “tıbbi ve hassas optik aletler”, 70 milyon
dolarlık “tıpta ve eczacılıkta kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı
ürün” satın aldı. İkinci gruptaki ürünler, ilaç ve ilaç hammaddeleri
gibi ürünleri kapsıyor.
JET HIZIYLA İLERLİYOR
Çin Türkiye piyasalarında
jet hızıyla ilerliyor. 10 yıl önce en çok ithalat yaptığımız ülkeler
arasında 18.sırada bulunan Çin, 2005 yılında 4.sıraya tırmandı.
Türkiye'nin ithalat
yaptığı ülkeler sıralamasında 2002 yılına kadar ilk 10 ülke arasına
giremeyen Çin, 2002 yılında 1.4 milyar dolarla 10.ülke konumuna
yükseldi. Çin, 2003 yılında 2.6 milyar dolar ile 8.sırada, 2004 yılında
4.5 milyar dolarla 6.sırada yer alırken 2005 yılında yüzde 53 artış
göstererek 6.8 milyar dolarla en fazla ithalat yaptığımız 4.ülke
durumuna geldi.
2005 yılında Çin'in
toplam ithalatımız içindeki payı yüzde 6'ya yaklaştı.
ÇİN'E 10 YILDA 18
MİLYAR DOLAR AÇIK VERDİK
Çin, Türkiye'nin en çok
mal aldığı ülkeler arasında hızla zirveye tırmanırken, Türkiye'nin Çin'e
ihracatı fersah fersah gerilerde kalıyor.
Son 10 yılda Çin'den 20.6
milyar dolarlık ithalat yapan Türkiye, aynı sürede bu ülkeye sadece 2.2
milyar dolarlık mal satabildi. Çin ile dış ticaret açığı son 1996-2005
döneminde 18.4 milyar doları buldu.
Sadece Çin değil diğer
Uzakdoğu Asya ülkeleri de ithalatımızdaki paylarını artırıyorlar. Çin,
Güney Kore, Japonya, Tayvan, Malezya ve Tayland'ın 2005 yılı
ithalatımızdaki payı yüzde 12'yi geçti.
YÜKSEK TEKNOLOJİ
ÜRETEMİYORUZ
Dünya ticaretinde
gittikçe önemli bir paya sahip olan ve ülkelerin rekabet gücünü artıran
“yüksek teknoloji ürünü ihracatı”nda Türkiye varlık gösteremiyor. Ar-ge
yatırımlarına kaynak ayırmayan Türkiye, her geçen yıl yüksek teknoloji
ürünleri ithalatını artırıyor.
1996 yılında 5.1 milyar
dolar olan yüksek teknoloji ürünü ithalatı, 2005 yılında 13.4 milyar
dolara çıktı.
2005 yılında 4.1 milyar
dolarlık yüksek teknoloji ürünü ihracatına karşılık 13.4 milyar dolarlık
ithalat gerçekleştiren Türkiye'nin bu alandaki dış ticaret açığı 9.3
milyar dolar oldu. 43.1 milyar dolarlık dış ticaret açığımızın beşte
birinden fazlasını, yüksek teknoloji ürünü ticaretinde verdiğimiz açık
oluşturuyor.
2005 yılında, yüksek
teknoloji ürünleri ithalatımızda birinci sırada yer alan Çin'i 1.7
milyar dolar ile Almanya izliyor. ABD 1.3 milyar dolarla üçüncü sırada
yer alıyor. En çok yüksek teknoloji ürünü ithal ettiğimiz diğer ülkeler
sırasıyla Fransa, İngiltere, İtalya, Japonya, Güney Kore, Macaristan ve
İsviçre…
Tıpta ve eczacılıkta
kullanılan kimyasal ve bitkisel kaynaklı ürün ithalatımızın yarıya
yakınını (yüzde 46.7) Almanya, İtalya, İngiltere ve ABD'den yapıyoruz.
ATO BAŞKANI AYGÜN
Rapora ilişkin
değerlendirmelerde bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, Çin'in yüksek
teknoloji alanında da Türkiye pazarına hakim olmasını endişe verici
bulduğunu söyledi. Aygün, “Peygamberimiz ilim Çin'de bile olsa gidip
alın demişti. Biz galiba ilimi kilim anladık… İlimi bırakıp kilimi
alıyoruz” diye konuştu.
Yüksek teknolojiyi
ihracatında dünya ülkelerinin gerisinde yer alan Türkiye'nin sadece 2005
yılında bu ürünlerin ithalatına 13.4 milyar dolar verdiğini kaydeden
Aygün, “Üretim ve dış ticaret stratejimizi gözden geçirmezsek açığımız
her yıl daha da büyür” dedi. Aygün şunları söyledi:
2005 yılı ithalat
rakamlarının ortaya çıkardığı tablo, yüksek düşük teknoloji ayrımı
olmaksızın bütün sektörlerde Çin istilası altında olduğumuzu ortaya
koyuyor. Bu tablo 2006 yılında daha da kararacak. Dış Ticaret
Müsteşarlığı tarafından 768 ürürünün TSE standartına uyma zorunluluğu
kaldırıldı. Ahşap parkeler, kadın çorapları, oyuncaklar, elektrikli
battaniyeler, seramik karolar, hela taşları, pisuvarlar, banyo
küvetleri, cam yapılarda kullanılan temel ürünler, barbeküler, yemek
tencereleri, sifonlar, lavabolar, matkaplar, musluklar, otomobiller,
jantlar, genel kullanım amaçlı güneş gözlükleri, aydınlatma armatürleri,
lambalar, trafik işaretleri boyası, boyalar, su depoları, bisikletler,
lastik ve jantlar kontrolsüz olarak Türkiye'ye girecek. Buradaki büyük
pastayı da yine Çin yiyecek. Bu günden uyarıyorum. Çin 2006 yılında
Türkiye ekonomisini bitirecek.
Türkiye'nin koyduğu kotalar bile Çin istilâsını durdurmadı
Tekstili güçlü Türkiye'de
bile tekstil pazarının 5 yıl içinde yüzde 16'sını sadece ülkesinden
yaptığı ithalatla ele geçiren Çin ile deyim yerindeyse savaş yaşanıyor.
Düşük fiyat vererek bazı
kategorilerde piyasanın yüzde 90'ını ele geçiren Çin'e karşı kota kozunu
kullanan Türkiye, 2005'te kısmen başarılı oldu. Ancak Çin de boş durmadı
ve yüksek duvarlara karşın düşük fiyat silahıyla hem tekstil ve
hazırgiyimde hem de kota konulan ürünlerde pazar payını artırdı. Dünya
Ticaret Örgütü gelişmekte olan ülkelere uyguladığı tekstil kotalarının
kaldırılmasına 1995'te başladı. Ancak Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'- ne
Kasım 2001'de üye olup da ucuz işçilik, taklit mallarla başta ABD ve AB
olmak üzere tüm piyasaları ele geçirmesiyle gelişmekte olan ve
azgelişmiş ülkeler için umut kabusa dönüşmeye başladı.
Batman'da 4 Polisi Şehit Eden PKK Terör Örgütü Mensubu 4 Kişi
Tutuklandı
Batman'da
6 Mart günü İpragaz Mahallesi'nde devriye gezen polis otosuna düzenlenen
saldırıda 4 polis memurunu şehit ederek 2 polis ve bir emniyet bekçisini
yaralayan PKK terör örgütü mensubu 4 kişi tutuklanarak cezaevine
konuldu.
1. Sayfadan devam-Konuyla
ilgili olarak Emniyet Genel Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü
tarafından yapılan yazılı açıklamada, saldırı sonrası duyarlı
vatandaşların yoğun biçimde '155 Polis İmdat' ı arayarak ihbarda
bulunduklarına yer vererek, şöyle denildi: "Şehit Hasan Gül Karakol
Amirliğine bağlı polis otosuna terör örgütü mensuplarınca düzenlenen
silahlı saldırı olayının aydınlatılmasına yönelik oarak elde edilen
bilgiler ve delillerin yanısıra sağduyulu vatandaşların 155 polis imdat
telefonuna yapılan yoğun ihbarların değerlendirilmesi neticesinde S.K.,
S.C., A.K., M.A., M.S.A., M.S., H.A. ve M.A. isimli şahıslar gözaltına
alındı. Adli makamlara sevk edilen bu şahıslardan S.K., M.S.A., S.C. ve
H.A. tutuklanarak cezaevine konuldu.
Sabah Gazetesi
12 Mart 2006
‘Komünistler küçük çocukları kaynatıp gübre yapıyorlardı!..
Napoli'de
konuşan İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi, Komünizmin dehşet verici bir
rejim olduğunu savundu. Berlusconi'nin sözleri İtalyan muhalefeti ve Çin
Halk Cumhuriyeti'nin tepkisini çekti.
İşte tartışılan
sözler...
İtalya'da genel
seçimlere iki hafta kalan kızışan seçim kampanyasında konuşan Başbakan
Silvio Berlusconi, solun lideri Romano Prodi'ye bir göndermede bulunarak
"Hatırlatırım, Mao zamanında Komünistler küçük çocukları kaynatıp gübre
yapıyorlardı" dedi ve Çin Halk Cumhuriyeti'nin tepkisini çekti.
Napoli'de konuşan Berlusconi, Komünizmin dehşet verici bir rejim
olduğunu savunurken İtalya'yı beş yıllığına komünistlerin elinden
kurtardığına da işaret ederek, "Seçimlerde buna göre oy verin ve
unutmayın Mao zamanında Komünistler küçük çocukları canlı canlı kaynatıp
sonra gübre yapıyorlardı" iddiasında bulundu. Berlusconi'nin bu
sözlerine İtalyan muhalefetiyle Çin Halk Cumhuriyeti'nden büyük tepki
geldi. Berlusconi bu bilgiyi, "Komünizmin Kara Kitabı" adlı eserin 480.
sayfasından alıntı yaptığını söyledi. habervitrini.com
Çin ve Rusya arasında
doğalgaz anlaşması
Çin'de
Rus Yılı'nın açılışı bale ve klasik müzikli bir gösteriyle yapıldı.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Hu Cintao'nin
konuşmalarını beş bin kişi dinlerken, iki lider de dostluk mesajları
verdi. Çin Devlet Başkanı Hu Cintao, “Bizi geçmişten bu yana uzun bir
dostluk ilişkisi birbirimize bağlıyor. Birbirimizi destekliyor ve
anlıyoruz. Çin-Japon savaşı sırasında kahraman Rus askerleri Çin'de
yaşamını yitirdi. Özellikle Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluş aşamasında
Ruslar'ın bize elini uzattığını asla unutamayız. Bizim dostluğumuz
içtenliğe dayanıyor” diye konuştu.
Eski ideolojik
ihtilaflardan ise iki lider de hiç bahsetmedi. Ön planda hep olumlu
gelişmeler vardı. Temaslarda, Rusya ve Çin arasında ilerleyen ticaret,
terörle mücadelede işbirliği, İran ve Kuzey Kore'nin nükleer
programlarıyla ilgili anlaşmazlıkta iki ülkenin diplomatik girişimleri
ele alındı. Putin, Çin televizyonuna yaptığı açıklamada, Rus Yılı'nın
açılışını yaptıklarını, bunun ikili ilişkilerde bir dönüm noktası
olduğunu söyledi.
Ekonomik ilişkiler
Ancak bu olumlu tablonun
ardından asıl meselere geçildi. Putin, bugün Rusya Çin ilişkilerinde
sağlanan önemli gelişmelere rağmen, birkaç önemli sorun olduğunu
söyledi. Çin Devlet Başkanı Hu Jinato ile birlikte katıldığı Çin-Rusya
Ekonomi, Sanayi ve Ticaret Zirvesi'nde konuşan Putin, bu sorunların
başında Rusya-Çin arasındaki ticarette yaşanan yapısal değişiklikler ve
Rusya'dan Çin'e yapılan hammadde ihracatının geldiğini kaydetti.
Putin, Rus doğalgazı,
petrolü ve diğer doğal kaynakların Çin'e ihracatında patlama yaşanmasına
rağmen, makine ve donanım satışında yaşanan düşüşe dikkat çekti. Rusya
Devlet Başkanı iki ülke arasındaki ticaretin hammadde fiyatlarındaki
dalgalanmalardan çok fazla etkilendiğini, bu durumun da istikrarsızlık
yarattığını kaydetti.
Enerji anlaşmaları
İki ülke arasında dün
doğalgazın Çin'e transferi için kurulacak ve 2011 yılından itibaren
senede 80 milyar metreküp kapasiteli iki boru hattı projesi için anlaşma
imzalandı. Putin ve Çin Başbakanı Wen Jiabao arasında bugün de
fizibilite çalışması yapılması için bir anlaşma imzalandı. Ancak bu
anlaşma sadece bir plan oluşturulmasını öngörüyor.
Çinli Güvenlik
Elemanlarını Türkiye Eğitiyor
Geçtiğimiz günlerde
Çin'den sessiz sedasız Türkiye'ye gelen 14 üst düzey Çinli Emniyet
müdürü İstanbul'a gelerek Emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile çeşitli
görüşmeler yaptı. Söz konusu Çinli Emniyet Müdürleri'nin Yenibosna'daki
okuldan daha önce randevu aldıkları da öğrenildi.
Veli Küçük ile
görüşmeleri esnasında, Stratejik Güvenlik, Koruma ve eğitim A.Ş'nin
başarılı eğitimini daha önce duyduklarını ve bu sebeple Veli Paşa
ve ekibi ile işbirliği yapmak istediklerini ve Çin'de “Özel Güvenlik
Teşkilatı” kurmak için eğitim almak istediklerini belirtmişlerdir.
Stratejik Güvenlik, Koruma ve eğitim A.Ş'nin eğitimlerini yerinde
incelediklerini ve özellikle atış eğitimlerini çok beğendiklerini ifade
eden Çinli Emniyet müdürleri söz konusu okul ile, Çin'deki yabancı
işadamlarını ve Türkiye'ye gelecek üst düzey işadamlarını korumaya
yönelik olarak karşılıklı işbirliği yapılması ve Çinli personelin
Türkiye'de eğitilmesi için bir dizi anlaşmalar imzalanarak
alelacele hukuki işlemler başlatıldı.
Türkiye'ye Resmi sıfatla
gelmediklerini açıklayan Çinli polis müdürlerinin İstanbul valisi
Güler ve Emniyet Müdürü Cerrah'la görüşmemesi oldukça düşündürücü.
Çin Büyükelçisi kendi malı kalitesiz olduğu için bizden giyiniyor
Dünya, ucuz olduğu için
Çin malını kapışırken, Çin`in Türkiye Büyükelçisi Aiguo Song, takım
elbiselerini Vakko`dan aldığını açıkladı. Song, kalitesiz olduğu için
Çin mallarını tercih etmediğini söyledi TÜM dünyayı kasıp kavuran Çin
rüzgarı, Türk tekstil sektörüne de olumsuz etkiledi. Çin`in etkisiyle
sektör hem dış pazarlarda hem de iç piyasada kan kaybetti. Ancak, Çinli
olup Çin malı tercih etmeyenler de var. Çin Büyükelçisi Aiguo Song,
artık ucuz değil kaliteli üretimi seçtiklerini belirtirken, giydiği
takım elbiselerin Vakko marka olduğunu açıkladı. Bütün dünyanın ucuz
olduğu için Çin malına yönlediği bir dönemde, Çin Büyükelçisi Song
tercihini Türk markasından yana yaptığını söyledi. ÇİN`DEN Türkiye`ye
gelen işadamlarının 20 milyon dolarlık alım yapmayı planlarken, bu
rakamın 40 milyon dolara çıktığına da dikkat çeken Song, bu artışta
Vakko gibi markaların büyük payı olduğunu dile getirdi. 1938 yılından bu
yana hazır giyim alanında faaliyet gösteren Vakko, son yıllarda yapılan
marka değer ölçümlerine göre Türkiye`nin en prestijli 5 markasından biri
konumunda bulunuyor. Ayrıca, son dönemlerde Vakko, dünya liderlerinin de
tercihi haline geldi. George Bush ve Bill Clinton gibi dünyaca tanınan
liderler, Vakko imzalı kravatlar kullandı. İBRAHİM ACAR 17.03.2006
İstoç`u Çin
malı istila etti, başkan bile kaçtı
5 bin işyerinin bulunduğu
İstoç`ta Çin malı satanların sayısı her geçen gün artıyor. Çin malı ile
mücadele edemeyen İstoç`un başkanı bile Türkiye`yi terk edip Çin`e
gidiyor.
Yaklaşık 5 bin işyerinin
bulunduğu İstanbul Toptan Ticaret Depolama ve Küçük Sanayi Sitesi (İstoç)
esnafı son yıllarda durgunluğun yanı sıra Çin istilası ile de
sarsılıyor. 12 yıldır aktif olarak çalışan İstoç`taki toptancılar kendi
içlerinde farklı çözümler üreterek durgunluğu atlatmaya çalışıyor. Bu
amaçla perakende satışa da yönelen İstoç`luyu vuran yine kendi
içlerinden çıkmış. Döviz kuru ve Çin`in ucuz üretimi nedeniyle
ithalatçıların sayısı artınca yerli şirketler giderek zora girmeye
başlamış. İstoç Yönetim Kurulu Başkanı Nahit Kemalbay`ın ifadesine göre
bir dönem Çin`den mal getirip satan firmaların sayısı 200-300`e kadar
ulaşmış. `Halen 100`ün üzerinde firma Çin malı satıyor` diyen Kemalbay,
şunları anlatıyor: `Burası Çin ve Uzakdoğu`dan gelen malların adeta üssü
haline geldi. Önce bunlar herşey 1 milyon salgınını başlattı. Burada
üretim yapan üyelerimizin hepsi dışarıdan gelen bu mallarla rekabet
edememekten şikayetçi.`
İTHALATÇI DA ŞİKAYETÇİ
Başkan `Tek iş yapan ithalatçılar` diyor ama özellikle Çin malı satan
züccaciye ve hediyelik eşya satan esnaf da şikayetçi. Daha çok Çin malı
satan ve son dönemde satışlarının yüzde 80 düştüğünü söyleyen İstoç
esnafından Ali Sel, 5-10 yıllık müşterilerinin bile çeklerini ödemekte
zorlandığını ifade ediyor. Yaklaşık 35-40 bin kişinin çalıştığı ve günde
30 bine yakın aracın giriş çıkış yaptığı İstoç`ta 34`ün üzerinde işkolu
bulunuyor. Bunlar arasında yoğunluk züccaciye, plastik ve hırdavatta.
Hacer Gemici
Güney
Azerbaycanlı Milliyetçiler Arasında Artan Ölümler
Güney
Azerbaycanlı Türklerden milli kurtuluş hareketine Katılanların, sırayla,
çeşitli kazalar neticesinde hayatlarını kaybettikleri açıklandı.
2000 yılından bu yana,
milli hareketin aktif üyelerinden Rıza Keffari, İsmail Cemilzade, Doktor
Mülayim Kaşgaylı, Mühendis Alpay Zencanlı, Mirkazım Musevi, Muhammed Ali
Nesiriyan, Keleyberli Babek adlı gençler, trafik kazası başta olmak
üzere, değişik kazalarla yaşama veda etmişler. 2’de
14.Sayfadan devam-
Ölenlerin milli hareket mensubu olmaları ve henüz 30 yaşlarına bile
varmamış olmaları, Azerbaycanlı milliyetçilerce düşündürücü olarak
değerlendiriliyor.
Bu gençlerin kazalar
neticesinde ölmesinin, Güney Azerbaycanlı milliyetçiler arasında şüphe
uyandırdığı belirtiliyor. En son vefat haberi, Mart ayının 9.gününde,
Tebrizli milli hareket mensubu Sehend Afşarlının ölümüyle alındı.
GAMOH'nin Bakü bürosundan
yapılan açıklamalara göre ; Erdebil Astara yolunda özel aracıyla
seyir eden Afşarlı, karşı yönden gelen başka bir araç ile çarpışmış,
aldığı darbeler sonucunda da yaşamını yitirmiş. 30 yaşındaki Afşarlı, 10
Mart 2006 Cuma günü , Tebriz'de düzenlenen cenaze töreniyle, milli
hareketçiler tarafından toprağa verildi. Milli ülküyü yaymaktaki ve
hareket içindeki faydalı çalışmaları ile mezarı başından anılan Afşarlı,
bekardı.
Yine GAMOH Başkanlık
ofisinden yapılan açıklamalara göre ; cenaze törenine katılan milli
hareketçiler tarafından yapılan konuşmaların ardından, mevcut güvenlik
güçlerinin mezarlığa gelmesiyle, Gula Mirza Emani, Hasan Ahsani,
Muharrem Hoşnam adlı milli hareketçiler göz altına alınarak,
sorgulandılar.
Sehend Afşarlının
beklenmedik vefatıyla ilgili, GAMOH Başkanlık Ofisi Müdürü Aydın
Karahanlı, milli hareket ve Mili Hareketin lideri Dr. Çağrı Çöhreganli
bey adına, Güney Azerbaycan Türkleri başta olmak üzere bütün Türk
dünyasına başsağlığı mesajlarını iletti.
Güney
Azerbaycanlılar İran Kürtlerinden Rahatsız
Müge Çetinkaya-
Kuzey Azerbaycan'da basılan Musavat gazetesinin haberine göre,İrantopraklarında
yaşayan Kürtler, Kuzey Azerbaycan'a toplu halde göçmeyebaşladılar.
Gazetede yer alan yorumlarda, parçalanması muhtemel İran ve Amerika
tarafından dağıtılan Irak'tan, toprak payı alacak olan Kürtler,
Azerbaycan Türkleri için uzun vadede ciddi tehlike oluşturacak.
Güney Azerbaycanlı
Türklerin etrafı ise tam bir ateş çemberiyle örülecek ve İran Fars
hâkimiyeti, yeni oluşan Kürt birlikleri ve Fars ırkçıları tarafından
devamlı sıkıştırılacaklar. Dünya Azerbaycanlılar Kongresi tarafından da,
yakın gelecekte beklenen bu sorunla alakalı sıkıntı ve endişeler dile
getirildi. İranlı Kürtlerin silahlanıyor olduğu da açıklanan
bilgilerden. Azerbaycanlı milliyetçiler, Kürtlerin silahlanmasını,
ikinci Hocali faciasının gerçekleşmesine zemin olacak kötü bir hazırlık
olarak değerlendiriyor. İran sınırları içindeki Türk şehirlerinden
Sulduz, Urmiye ve hatta Tebriz'e kadar, İran Kürtlerin yayılması ve
yerleşmesi neticesinde, bu ezeli Güney Azerbaycan Türk yerleşim
yerlerinin, Kürt toprağı olarak gösterilmeye başlandığına dikkat
çekildi. Dört bir yandan eli kolu bağlanan Güney Azerbaycanlı
milliyetçilerin, Amerika'nın İran'a yapması beklenen saldırı ile alakalı
bulundukları tespitlerde şöyledir; Güney Azerbaycan Türkleri,
İran'ın vurulmasından yanadır. Ancak, Türkiye ve Kuzey Azerbaycan
dışındaki hiçbir devletin ordusunun yanında olmayacaklarını ısrarla
belirtiyorlar. Güney Azerbaycanlı |