|
PATLAMAYA HAZIR
BİRBOMBANIN ÜZERİNDEKİ ÇİN
Dünya devletleri bu gün
Komünist Çin ile münasebetlerini tamamen sözde maddi çıkarları ön planda
tutarak tesis etmektedir. Bir taraftan sahte ve son derece kalitesiz Çin
mallarını ithal etmeye devam etmekte, diğer yandan da kalitesiz Çin
mallarının ülkelerinde yarattığı ekonomik olumsuzluklardan yakınmak gibi
anlaşılması zor bir davranış sergilemektedirler.
Üstelikte bu ülkeler Çin’e doğru dürüst bir ihracat da
gerçekleştirememektedirler.
Öyle zannediyorum ki; Kalitesiz, taklit ve sahte Çin mallarından mağdur
olmayan bir dünya ülkesi kalmamıştır. O halde, geriye Çin ile ilişki
kurmayı gerektirecek ve Çin işgali altındaki Doğu Türkistan, Tibet ve İç
Moğolistan halklarına yönelik olarak Çin devleti tarafından yarım
asırdır işlenmekte olan insanlık suçlarının sorgulanmasını ve milletler
arası platformlarda Çin’den hesap sorulmasını engelleyecek ne kalmıştır?
Doğu Türkistan’daki 40 milyon Müslüman Türk’e karşı her gün türlü
şekillere büründürülmüş soykırımlar icra edilmekte, onlara insanlık dışı
muameleler reva görülmekte, Müslüman Türk gençleri Çinli ile evlenmeye
zorlanılmakta, Doğu Türkistanlı çocuklara “Çin dili ile eğitim”
dayatılarak Türk çocukları eğitim ve öğretimden mahrum bırakılmakta,
Doğu Türkistan’ın bütün zenginlik kaynakları Çin’e taşınmakta, Doğu
Türkistan halkı kendi toprakları üzerinde açlığa ve sefalete mahkûm
edilmekte, Çin’den devamlı olarak getirilen ve Çin’de her türlü
ahlâksızlık, hırsızlık, gasp, adam öldürme, uyuşturucu ticareti ve
kullanımı yüzünden sabıkalı olan ve AIDS hastası olan Çinli göçmenler
Doğu Türkistan’ın en bakir topraklarına yerleştirmektedirler. Komünist
Çin devletinin sözde “Doğum Kontrolü” (Bebek katliamı) ile Müslüman Türk
nüfusu kasıtlı olarak azaltılırken diğer yandan da Çin’den getirilip
yerleştirilen Çinli göçmenlerle Ürümçi ve Gulca başta olmak üzere bir
çok vilayetlerde Müslüman Türk nüfusu azınlığa düşürülmüştür.
Çin hükümetinin Çin’de enselerine kurşun sıkılarak öldürmek dâhil çok
ağır cezalara çarptırdıkları suçlar, Doğu Türkistan’da işgalci Çin
devleti tarafından neredeyse özendirici bir tavır sergilenerek sinsice
yaygınlaştırılmaya çalışılmaktadır. Sokak ve caddelerin kenarlarında
ellerinde içki şişeleri olduğu halde gruplar halinde kumar ve uyuşturucu
partileri yapan insanlara rastlanılmaktadır.
Bunlar, dünyaya farklı görünmeye çalışan Komünist Çin’in, işgali
altındaki 1.828.418 km. kare yüz ölçüme sahip ezeli ve ebedi bir
Müslüman Türk yurdu olan Doğu Türkistan’daki Türk halkına karşı
uygulamakta olduğu insanlık dışı muamelelerin çok küçük bir bölümüdür…
Şimdi bütün dünya kamuoyuna, insan haklarını savunmak için kurulmuş
olduklarını iddia eden evrensel sivil örgütlere, BM. Teşkilatı
mesullerine, Avrupa İnsan Hakları Platformları’na, bütün dünyanın eşrefi
mahlûkat olan insanlığın varlığı için bir araç olduğuna inanan medenî
dünyaya ve yüreklerinde bir parça insanî duygu bulunan her kese
soruyoruz! Toprakları işgal edilen ve bütün zenginlikleri sömürülerek
sefalete, yoksulluğa mahkûm edilen ve her türlü insanî hakları ayaklar
altında çiğnenen insanların içinde bulundukları zilletten kurtulmak için
verdikleri mücadelenin adı “terörizm”, iffetlerini, ülkelerini, ve
varlıklarını korumak isteyen insanlar da “terörist” midir??
Doğu Türkistan’ın Kızıl Çin tarafından işgal edilmesinin üzerinden 57
yıl geçmiş olmasına rağmen, bütün dünyanın gözleri önünde ırkî aşağılama
ile bir milletin tamamen yok edilmesi söz konusu iken, “Dünya Barışı”,
“Özgürlük”, “Demokrasi”, “İnsanlık Onuru”, “Yaşama hakkının kutsallığı”
gibi kavramları bolca tekrar etmekle vakit öldüren ve böylelikle
mevcudiyetlerini sürdürenler neredeydiler??
Şurası asla unutulmamalıdır ki; Doğu Türkistan halkı 50 yılı aşkın bir
süredir sergilediği sükûnet içindeki tavrı ile dünya kamuoyunun ve
milletler arası teşkilâtların Doğu Türkistan gerçeğini bir gün mutlaka
göreceğini ve Doğu Türkistan halkının haklı davasını Milletlerarası
platformlara taşıyacağına olan inancını ifade etmek istemektedir.
Fakat; dünya devletlerinin ve milletlerarası teşkilâtların Çin’in
haksızlıklarının durdurulması konusunda artık uygulayacakları hukukî
yaptırım ve müeyyidelerin tükendiğini ifade ettiklerinin anlaşılması
durumunda, Çinli işgalcilerin 57 yıldır katlettikleri Müslüman Türk’ün
kafatasları içerisinde şarap içerek üzerinde tepindikleri Doğu Türkistan
bombası patlayacak ve işgalci Çin devleti neye uğradığını şaşıracaktır.
1863, 12 Kasım 1933, 1944 ve 1947’de Çinli işgalcilere karşı milyonlarca
şehit vermek pahasına zafer kazanarak 4 defa devlet kurma başarısını
gösteren Doğu Türkistanlılar,18 Şubat 2006 günü Hoten’in Keriye
nahiyesindeki pazaryerine diktikleri Doğu Türkistan’ın şanlı
Gökbayrağını istedikleri zaman Ürümçi’ye, Kaşgar’a, Yarkent’e ve Doğu
Türkistan’ın bütün vilayetlerine de dikebilecek güçtedir.
Dünya kamuoyu, daha fazla kaybedecek bir şeyleri kalmayan Doğu Türkistan
halkının sessiz ve vakarlı duruşlarını onların ümitsiz olduklarına
değil, medenî dünya tarafından insanlığın kanayan yarası durumundaki
Doğu Türkistan meselesine uluslararası hukuk kurallarını işleterek bir
çözüm bulunmasını beklediklerine yormalıdır.
Hoten'in Keriye Nahiyesine Gökbayrak dikildi
Dünya Uygur Kurultayı Sözcüsü Dilşat Reşit’in beyanına göre İllegal dini
okullarla ilişkisi olduğundan şüphelenilenler, spor dalları ile meşgul
olanlar, hapisten çıkan eski mahpuslar, araştırılanların başında yer
almaktadırlar. Çin makamları Doğu Türkistan Bayrağının Hizbul Tahrir
Partisi üyeleri tarafından dikilmiş olabileceğini ileri sürmektedirler.
Birinci Sayfadan Devam-Arama ve araştırma hareketi söz konusu Keriye
nahiyesinin Devlet güvenlik dairesi ve aynı nahiyedeki Barış Komitesi
işbirliğinde yürütülmektedir.
Dilşat Reşit, Barış Komitesinin “Uygur Otonom Bölgesi”nde ilk defa bu
tür olaylar için seferber edilmiş olduğunu, şimdiye kadar da nahiye
genelinde 6 kişinin tutuklandığını söyledi. Fakat, bu sayının doğruluğu
ve arama hareketinin Doğu Türkistan Bayrağının dikilmesi ile ilgili olup
olmadığı aydınlığa kavuşturulamadı. Doğu Türkistan’daki kukla bölge
sorumlusu İsmail Tilivaldi geçen Aralık ayındaki bir konuşmasında sözde
“Milli Bölücü” lere karşı mücadelenin kesinlikle çok şiddetli bir
şekilde yürütüleceğini söylemişti. Çin hükümeti Doğu Türkistan Güçlerini
“teröristler” diyerek tanımlamışsa da Uluslar arası insan hakları
örgütleri Çin makamlarını terörizmle mücadeleyi bahane ederek,
Uygurların haklarını çiğnemekte olduğundan dolayı kınamıştı. RFA (Erkin)
Doğu Türkistan’ın Hoten Vilayeti Keriye nahiyesinde geçmişte yaşanmış
olaylardan bazıları:
04 Eylül 1999 Çin
Hükümeti Büyük Mücahit; Muhammed Dursun'a Ölüm Cezası Vererek İdam Etti
Bilindiği üzere; Hotan'da Çin Komünist Partisi'ne karşı gizli silahlı
faaliyet yürütmekte olan, Uygur Mücahitlerinin Lideri Köreş, 04.09.1999
tarihinde gece Hotan Misafirhanesi çalışanlarının ailelerinin kaldığı
lojmanda 102 numarada Çin Polisi tarafından çok büyük bir muhasara
altına alınmıştı.
Teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren büyük Mücahid, eve girmeye
çalışan Tursun Tohti isimli Uygur asıllı münafık polisi öldürmüştü. 15
dk. Boyunca süren çatışma sonucunda Mücahid Köreş daha fazla dayanamamış
ve yüzlerce polisin açtığı yaylım atışı neticesinde şehit düşmüştü. ETIC
- Köreş'ten sonra mücahitlerin başına geçen Şir Ali ise mücahitlerle
birlikte oldukça başarılı operasyonlara imza attıktan sonra, artan
baskının neticesinde, savaşarak Nefal'a doğru kaçmış ve Çin'i terk
etmiştir. Ancak Nefal Hükümeti, Şir Ali ve mücahitlerini, Çin'e iade
etmiştir. Tüm dünyanın izlemekle yetindiği bu olaylar neticesinde Şir
Ali ve mücahitleri idam edilmişlerdi. Keriya Nahiyesi Karakir köyünden
olan Şehit Muhammed Dursun, Şehit Köreş ve Şehit Şir Ali'nin üstadı
olmakla suçlanarak 1996 yılının Haziran ayında hakkında tutuklama emri
çıkartılarak, başına 200.000 Yuan ödül koyulmuştu. Bastırdığı ilanları
küçük köylerden, büyük şehirlere kadar Doğu Türkistan'ın her yerine
dağıtan Çinli faşistler, vefakâr Doğu Türkistan halkı sayesinde
yıllardır hiçbir sonuç alamamışlardı.
Ancak yıllardır yakalanamayan Mücahit Komutan Muhammed Dursun, yine
Uygur asıllı bir münafığın ihbarı neticesinde Dongbei'de yakalandı.
Memleketi olan Keriye'ye getirildi ve çok geçmeden hakkında verilen idam
cezası yerine getirildi. Haziran ayının sonlarına doğru Dongei'de
münafıkların ihbarıyla yakalanan 30 yaşında ki Şehit Muhammed Dursun ve
mücahitleri, Keriye'de kurulan ve halkın izlediği açık mahkemede
yargılanarak, hiçbir soruşturma yapılmadan ve savunma yapılmasına izin
verilmeden ilk celsede idam cezasına çarptırılmışlardır. Şehit Muhammed
Dursun ve mücahitleri, Keriye'nin Yağlık Derya kenarında idam
edilmişlerdir. Şehitler mezarlığa gömülmek yerine, idam edildikleri yere
açılan çukurlara gömüldüler.
Şehit Muhammed Dursun ve mücahitlerinin idamlarını mazlum Uygur halkı,
kilometrelerce mesafeyi; büyük çoğunluğu yaya olarak katedip gelmiş ve
şehitlere son anlarından yanlarında olduklarını belirtmek istemişlerdir.
Şehitlerin cenazelerini defnetmek amacıyla gelen Uygur Müslümanlar Çin
gizli polisi tarafından kameraya çekilmiş ve kamera görüntülerinde
tespit edilen 40 kadar Uygur genci, gece evlerinden alınarak
hapsedilmişlerdir. Gençler 6'şar ay hapis ve yüksek para cezasına
çarptırılmışlardır.
Yıllardan beri köpekler gibi Muhammed Dursun'un arkasında dolaşan Çin
Polisleri kendi içimizden çıkan münafıklar yardımı ile Muhammed
Dursun'un şehit edilmesinden cesaret alarak tutuklamalara başladı.
Muhammed Dursun şehit edildikten sonra, 18.07.2005 günü Keriye Nahiyesi
Şen Pazar Polis Karakolu'ndan bir grup polis Ürümçi'ye gelerek, Şehit
Muhammed Dursun ve mücahit grubu ile ilişkileri olduğu gerekçesi ile
aslen Keriye'li olan, ancak işsizlik sebebi ile Urumçi'de bulunan
Abdulkadir Mehmet Emin, Abdulhakim Abdulgani ve 3 arkadaşlarını
Keriye'ye götürmüşler. Mücahitlere yardım etmekle suçlanan 5 Uygur genci
Keriye Hapishanesi'nde tutuklu durumdalar. Bu gelişmelerin haricinde
2005 yılı yaz aylarının başlaması ile birlikte Uygur Müslümanlara
yönelik tutuklama furyası yeniden başladı.
2005
yılı yaz aylarının başlaması ile Hoten vilayeti Polis İdaresi Abdullah
Rozi ve Muhammed isimli polis amirleri ile beraber 10 civarında polisi
Urumçi'ye göndermiştir. Uygurların çoğunlukta yaşadığı bölgeler olan ve
Hoten'den Urumçi'ye gelip yerleşen Uygurların yoğun olduğu Saymaçang
Kasapçılık Meydanı, Sanşihangza, Dön Köprüsü gibi bölgelerde, Uygurları
kontrol etmeye ve gözaltında tutmaya başlamışlardır. Şüphelendikleri
Uygurları ise hiçbir gerekçe göstermeden tutukluyorlar. Aynı uygulama
Gulca şehrinde de sürmektedir.
2
Kasım 1999
Çin
Polisi Keriye Nâhiyesi'nde Bir Uygur Âilesinin Bütün Fertlerini
Katletti..
Çin
Polisi, Keriye Nâhiyesi'nin Karakir Kasabası'ndaki Uygur Türkü çiftçi
Alim Kurban'ın eşi Arzugül'ü, 14 yaşındaki oğlu Abdullatif'i ve 8
yaşındaki kızını insanlık dışı bir şekilde döverek öldürdü. Kânun dışı
dînî faâliyette bulundukları suçlamasıyla Keriye Nâhiyesi'nin Karahan
hapishânesine atılan üç öğrenci Eylül 1999'da firâr ettiler. Bunlar,
Hotan Vilâyeti'nin Hanerik Kasabası'ndan 22 yaşındaki Ahmet Hoca, yine
Hotan Nahiyesi’nden Muhammet Abdullah Hoca ve Karakaş Yava Kasabası'ndan
Nurmehmet adlı öğrencilerdir. Çin Hükûmeti 2 Kasım 1999'da hapishaneden
kaçan bu üç öğrenciyi yakalamak için Keriye Nahiyesi’nde genel bir
operasyon düzenledi. Operasyona katılan Çin polislerinden 5’i Keriye
Nâhiyesi'nin Karakir Kasabası'ndaki çiftçi Âlim Kurban'ın evinde arama
yaptılar. Bu aramada polisler, Âlim Kurban'ın evinde gizlenen Nurmehmet
adlı öğrenciyi yakaladılar. Çin polisleri, ev sâhibi Alim Kurban'ı
soyduktan sonra, sıkıca bağlayarak, diğer iki kaçağın nerede olduklarını
öğrenmek için sorguya çektiler. Bu işkenceli sorgulamaya dayanamayan
Âlim’in evdeşi Arzugül polislere karşı koydu. Polisler de Arzugül'ühemen
orada işkenceyle öldürdüler. Ailenin bu fâciâya tanık olan 14 yaşındaki
oğlu Abdullatif, anasının öcünü almak için polislere baltayla saldırdı.
Bunun üzerine Çinli polisler 14 yaşındaki çocuğu vurarak öldürdüler.
Edinilen bilgilere göre bu operasyonda Karakir Kasabası'nda Uygur Türkü
14 köylü ağır şekilde işkence görmüşlerdir. Köylüler hâlen Keriye
Nahiyesi hapishanesinde tutuklu bulunmaktadırlar.
Abdulehet Mehdum Hacim
Bu
zat Doğu Türkistanlı büyük önder ve büyük mücahit “Şarki Türkistan
Tarihi” adlı eserin müellifi Merhum Mehmet Emin Buğra Beyin kız
kardeşinin oğludur. Abdulehet Mehsum Hacim’in babası Barat Ahunum
Karakaş nahiyesinde büyük bir medresenin baş müderrisi olup, 1930’lu
yıllarda Çinli saldırganlar suçsuz yere tutuklayıp şehit etmişlerdir.
O,
okulu bitirdikten sonra Hoten’e geri döndü. Daha aradan 6 ay bile
geçmeden Çin Komünist yetkilileri tarafından tutuklanarak 15 yıl süre
ile Hoten vilayetine bağlı Keriye nahiyesindeki “Suçluları ağır çalışma
şartları ile ıslah etme kampları”nda tutuklu kaldı.
Bir
süre sonra 4. defa tutuklandı. Bu defa mahlas isimlerle yeni dini
eserler tercüme etmiş olmak ve yazmak suçları isnat edildi. Çin hükümeti
2002 yılında “Yasaklanan eserleri imha etme kampanyası” başlatarak, dini
ve siyasi kitaplar, Kur’an-ı Kerim tefsirleri, el yazması eserler ve
Suudi Arabistan’ın Medine şehrindeki Kral Fahd Kur’an basım merkezinde
basılan Kur’an-ı kerimin Uygurca tercümesi de dâhil olmak üzere
40.000’den fazla son derece değerli eserleri yakmak suretiyle imha etti.
İşte
bu, Doğu Türkistan’daki Müslüman Türklerin dini alandaki acıklı durumunu
gözler önüne sermektedir. İşte bu Çin Koministleri bu gün ise İslam
âlemine şirin görünebilmek için Peygamber efendimize yapılan alçakça
saldırılar kınama sahtekârlığını gösterebilmektedir.
29
Ağustos 2000
Doğu
Türkistan'ın Hotan vilayetine bağlı Keriye nahiyesinde Yerli Uygurlarla
Çin göçmenleri arasında geniş ölçekli bir kavga meydana gelmiş olup,
vaka şöyle gerçekleşmiş Aynı gün orta yaşlarında bir Uygur kadın alış
veriş yapmak için bir mağazaya girdiğinde dikkatsizlikten bir Çinli
çocuğun ayağına basıvermiş, bu Bayan Çinli çocuk ve onun babasından
derhal özür dilemesine rağmen Çinli çocuğun babası Uygur bayanı sövüp
hakaretler savurmuş ve dövüp-tekmelemiş, sonra bu da yetmemiş gibi eline
bir tane demir sopa alıp onunla döverek çaresiz kadını kan-ter
içerisinde bıraktıktan sonra yetinmek üzereyken, orada olayı temaşa eden
başka bir Çinli göçmen " Vur, öldür, öldürsen de sorgu suali olmaz" diye
Bağırmış. Bu horluğu vicdanına yediremeyen Uygurlarsa kızgınlıklarından
o iki Çinli göçmeni çok fena dövmüşler. Olaydan haber alan başka
Uygurlar da arka arkadan gelip toplanarak, kısa sürede bir kaç bin kişi
toplanmışlar. Kızgınlığını bastıramayan Uygurlar nahiye merkezine
toplanarak "Biz hayvan mıyız ki öldürülsek sorgu-sualimiz olmasın?"
diyerek hükümete karşı tepkilerini belirtmişler. Bunu gören Çinli
göçmenler de toplanarak Uygurlara karşı savunmaya geçmişler. Sonuçta
Uygurlarla göçmen Çinliler arasında feci bir kavga meydana gelip, her
iki taraftan birçok kişi yaralanmışlar. Çin hükümet temsilcileri ise
Uygur göstericileri dağıtmak için Hotan'da bekletilen tam
silahlandırılmış polis ve jandarma bölüklerini kullanarak göstericileri
kat kat çember içine almış, göz yaşartıcı bomba kullanarak aynı meydanda
200 den fazla Uygur göstericiyi tutuklamışlar. Olay zorbalıkla
bastırıldıktan sonra Çin hükümeti vakanın karakterini saptırarak " Bu
Milli Bölücülerin kasıtlı ve planlı olarak yaptıkları bir illegal
harekettir" diye açıklama yaptı ve olaya iştirak edenlerin soruşturma ve
tutuklama işlerini 2-3 aya kadar devam ettirdiler.
04 Haziran 2002
Doğu
Türkistan'ın Hoten vilayeti Çira ve Keriye nahiyelerinde Çin hükümet
yetkilileri halkın nahiye merkezine toplanması ve kitapların toplanması
hususunda emir vermiştir. Bu emir doğrultusunda 4-5 gün sonra Çin
askerleri evlere baskın düzenleyip arama yapmıştır. Bu aramaya karşı
gelen Türklerden de çok sayıda kişiyi tutuklamışlardır.
İsviçre Uygur Komitesi’nden Önemli Bildiri
Bu
gün hızlı adımlarla uluslar arası kamuoyu oluşturma yolunda ilerlemekte
olan Uygur Demokratik hareketinin en üst seviyelerine ulaşmak ve bu
yoldaki birliğin sağlam temeller üzerinde hayat bulması için, İsviçre
Uygur Komitesi bütün dünyada ciddi bir mesele haline dönüşmekte olan
“Vatana gidip gelme” meselesine karşı aşağıdaki bildiriyi yayınlamıştır.
Birinci Sayfadan Devam Şehitlerimizin kanları ve şerefli namları
bedeline siyasi sığınma talebinde bulunarak yabancı ülke pasaportu alan
ve çeşitli Uygur teşkilatları bünyesinde demokratik hareketlere aktif
olarak katılan, Çin elçilik ve konsoloslukları önünde ay-yıldızlı Gök
Bayrağını dalgalandırarak “Uygurlara Özgürlük” diye bağıran fakat,
şerefsizliğin ve namussuzluğun ne anlama geldiğini bilmeyen az sayıdaki
bazı iradesiz kişiler bu gün o sevgili Gökbayrağı bırakıp, kendilerinin
önlerinde bağırdıkları Çin elçiliklerine utanmazca tazimde bulunarak
vize almakta ve Çin’e koşmaktalar.
Çin
hükümeti bu uşak tabiatlılardan faydalanarak, kendilerinin Uygur
teşkilatlarını parçalama, Uygurlar arasına fitne-fesat dağıtma, gizli
bilgiler alma gibi rezilce maksatlarına erişmek için çok ciddi
faaliyetler yürütmektedirler. Dış ülkelerde siyasi sığınma talebinde
bulunanların davamız konusunda güvenilebilirliklerinin ciddi bir
dayanağının olması ve Çin uşaklarının saflarımız arasına sızmalarının
önlenmesi için, İsviçre Uygur komitesi, dış ülkelerde siyasi sığınma
talebinde bulunarak yabancı ülke pasaportu alan ve Çin’e gidip gelenlere
Uygur Demokratik hareketi içindeki güvenilmez kişiler olarak
bakmaktadır. Bu sebeple, İsviçre Uygur Komitesinin aktif üyelerinden
AKFAR AHMAT ile ABDUMİJİT SAVUT (MIJITKARİM) adlı kişilerin görevden
alınarak üyelikten çıkartıldıkları kamuoyuna duyurulur. İsviçre Uygur
Komitesi 19.02.2006
Kanada’da Uygur Kültür Ve Sanatının Tanıtıldığı Bir Belgesel Film
Çekildi
Kanadalı rejisör Bayan Abir Alsayed tarafından Uygurların Kültür ve
sanatının tanıtıldığı ve yine Uygurların bu günkü siyasi durumunun da
aksettirildiği bir belgesel film çekildi. Bu film geçtiğimiz günlerde
halkla buluştu.
21
dakikalık bu filmde Uygurların Müzik ve sanatı ile mukam geleneğinin
tanıtılmasının yanı sıra Uygur medeniyeti ile Uygur tarihinin birbirleri
iç içe bağlantılı olduğuna vurgu yapılarak, Uygur gelenekleri etraflıca
gün ışığına çıkartılmıştır. Söz konusu filmde yine geleneksellikle
çağdaşlık özdeşleştirilmiştir.
Bu
filmin ortaya çıkmasında Kanada’nın Monreal şehrinde ikamet eden Uygur
Sanatçı Doktor Tamara Hanım ve onun Kanada Mc Gill Üniversitesinin
musikişinaslık fakültesinde doktora öğrencisi olan kızı Adalyat İsiyeva
hanım önemli rol oynamıştır. Onlar yalnızca bir yabancı ülke rejisörüne
Uygur kültür ve medeniyetine ait materyaller temin etmekle kalmayıp,
filmde tanıtıcılık vazifesini de üstlenmişlerdir.
Tamara Hanım Moskova ve Kazakistan’da uzun yıllar Uygur kültür, sanat
ve medeniyeti hakkında araştırmalar yapmış olan bir sanatkârdır.
Bu
film hakkında malumat almak için RFA’nın Kanada’daki gönüllü muhabiri
Kamil Tursun, Tamara hanım ve onun kızı Adalyat hanımla bir görüşme
gerçekleştirmiştir.
5
Şubat 1997 Gulca Katliamının 9. Yılı
5
Şubat Gulca Katliamının 9. Yılı Münasebetiyle Almanya’da Çin Karşıtı
Protesto Eylemi Yapıldı.
04.02.2006 günü Komünist Çin hâkimiyetinin 1997 yılı 5 Şubatında
Gulca’da yapmış olduğu kanlı katliamının 9. yılı olması sebebiyle
Almanya’nın Münih kentindeki Çin konsolosluğu önünde protesto gösterisi
yapıldı. Almanya’daki “Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatı”
tarafından organize edilen bu defa ki protesto gösterisine “Dünya Uygur
Kurultayı” nın merkezdeki temsilcileri, “Doğu Türkistan Enformasyon
Merkezi sorumluları ve Almanya’da yaşamakta olan Uygurlar katıldılar.
Gösteri sırasında Uygurlar o kadar şiddetli soğuğa aldırmaksızın
ellerinde Doğu Türkistan’ın Ay-yıldızlı Gök Bayrakları Çin hâkimiyetine
karşı yazılan pankartlar olduğu halde Çin yönetimine karşı coşkulu
sloganlar atarak gösteri alanını titrettiler. Bu gösteri Almanya saati
ile 10.oo ile 12.oo arası olmak üzere iki saat boyunca devam etti. Bu
gösteri başından sonuna kadar coşkulu ve heyecanlı geçti. Ayrıca bu
protesto eylemleri sırasında yasalara aykırı hiçbir harekete
rastlanılmadı. Eylemin sonunda “5 Şubat” Gulca katliamı sırasında
hayatlarını kaybeden Şehitlerin ruhlarına atfen özel olarak dua edildi.
Hollanda’daki Uygurlar Çin Karşıtı Protesto Eylemi Yaptı
Hollanda’da faaliyet gösteren “Doğu Türkistan Vakfı”nın organizasyonu
ile 06.02.2006 günü Hollanda’da yaşayan 50 den fazla Uygur Hollanda’nın
Denhag şehrindeki Çin konsolosluğu önünde Çin karşıtı bir protesto
gösterisi gerçekleştirdiler. Birinci Sayfadan Devam - Göstericiler Çin
saldırganlarının 1997 yılının 5 Şubatında Gulca’da yaptıkları katliamı
kınamak ve protesto etmek için ve Çin hükümetinin Doğu Türkistan’da
yürütmekte olduğu devlet terörünü dünya kamuoyuna ifşa edecek türden
pankartlar taşıyarak Hollanda parlamentosu, Hollanda Dış işleri
bakanlığı önlerinde ve şehir merkezinde bir protesto eylemi yaptılar.
Söz konusu protesto gösterisi sırasında Çin hükümetinin Doğu
Türkistanlılara karşı yönelttiği sindirme ve yok etme politikasını
kınayan Hollanda dilinde, İngilizce ve Çince olmak üzere 3 dilde olmak
üzere çok sayıda bildiriler de dağıtıldı. Bu protesto eylemi 3.5 saat
boyunca oldukça heyecanlı ve hararetli olarak devam etti. Hollanda Doğu
Türkistan Vakfı Propaganda Bölümü 07.02.2006 uygur.org
Doğu Türkistanlı çocuklar eğitim-öğretimden yoksun
Çin
yasalarında her ne kadar azınlık milletlerin kendi ana dillerinde
öğrenim görme hakkına yer verilmişse de Çin makamlarının kendi işgalleri
altındaki Doğu Türkistan’da yürütmekte oldukları çift dilde eğitim ve
öğretim politikası Uygur’ların ana dillerini öğrenmekten mahrum
bırakmaktadır.
Yakın zamanda Doğu Türkistan’ı da içine alan xeylungjyang, Lyawning, İç
Moğolistan ve Guangshi başta olmak üzere 16 bölgenin kırsal yerleşim
alanlarında maarif meselesi hakkında özel bir inceleme ve araştırma
yapmıştır. Bu incelemeler sonunda anlaşıldığına göre, mezkur bölgelerin
köylerinde okul masraflarının ağır olması sebebiyle aileler çocuklarını
okula gönderememekte olduğu, okula giden öğrencilerin de bir çoklarının
öğrenimlerini yarı yolda bırakmak zorunda kalmakta oldukları ortaya
çıkmıştır. Çin Komünist partisi okulunun gözetiminde Sürdürülen inceleme
ve araştırmalara göre Doğu Türkistan kırsalındaki çiftçi çocuklarının
öğrenimden yoksun kalma hadisesi giderek yaygınlaşmakta olup, henüz
ortaokulu dahi bitiremeden öğrenimlerini yarıda bırakan çocukların oranı
%40 civarındadır.
Gelişigüzel para toplamalar anne-babaların yükünü daha da
ağırlaştırmaktadır
Yapılan incelemelerden anlaşılmıştır ki; birçok köy ve kasabalarda
aileler çocuklarının okul masraflarının ağırlığı sebebiyle çocuklarını
okuldan almak zorunda kalmaktadırlar. Çin hükümeti bir taraftan eğitim
ve öğretimin parasız olduğunu söylerken diğer yandan ise sık sık çeşitli
adlar altında para toplamak suretiyle öğrenci velilerini zor durumda
bırakmaktadırlar.
Öğretmenlerin maaşları zamanında verilmemektedir
İnceleme raporunda yer aldığına göre Doğu Türkistan’daki eğitim ve
öğretime ayrılan meblağ çok düşük olduğundan dolayı özellikle kırsal
bölgelerdeki okullarda derslik sıkıntısının yanı sıra öğretmenlerin
maaşları da düzenli olarak verilmemektedir. Bu sebeple de buralardaki
okul öğretmenlerinin geçim sıkıntısı içinde oldukları görülmektedir.
Bir
Doğu Türkistanlı aydının itirafları
RFA
Radyosunun görüşme isteğini kabul eden bir Doğu Türkistanlı aydın olan
Sıdık Haci efendi Doğu Türkistan’ın kısal bölgelerindeki okul
öğrencilerinin öğrenim masraflarının ağır olması sebebiyle okullarından
ayrılmak zorunda oldukları konusu üzerinde durarak,”Bu şartlar bundan
sonra daha da ağırlaşabilir” dedi. Uzun yıllar Doğu Türkistan maarifinde
görev yapan Sıdık Haci Doğu Türkistan’daki eğitim giderlerine ayrılan
payın adil bir dağılımının olmadığını söyleyerek kendisinin çalıştığı
okullarda meydana gelen olaylardan örnek vermek suretiyle, “Çin
hükümetinin Doğu Türkistan maarifine samimi ve ciddi anlamda önem
vermesinin kesinlikle mümkün olmadığın ifade etti.(Mehriban)
Uluslar arası Af Örgütü Doğu Türkistan’daki siyasî tutuklular hakkında
yeni bir rapor yayınlama hazırlıklarını sürdürüyor.
Dünya Uygur Kurultayı’nın Sekreteri Dolkun Eysa’nın verdiği bilgilere
göre, Uluslararası Af Örgütü uzun zamandan beri Doğu Türkistan daki
siyasî tutuklular listesine netlik kazandırma çalışmalarını
sürdürüyordu. Af Örgütünün bu çalışmalar esnasında da Dünya Uygur
Kurultayı ile yakın temasta olacağını söyleyen Eysa, yakında
Uluslararası Af Örgütünün Doğu Türkistan’daki siyasî tutuklularla ilgili
ciddî ve kapsamlı bir rapor yayınlayacağını da ifade etti. İSA HUSEYİN:
Hakkında 2005 Haziran’ında 12 yıl hapsine karar verildi, Doğu Türkistan
Adalet Partisi üyesi. (Kaynak Bilgi ETIC)
ABDULHALİL ZUNUN: 20 yıl hapsine karar verildi.
NURMUHAMMET YASİN (KÖREŞ HÜSEYİN) 06,03,1964 Doğumlu bir yazardır,
İşgalci Çin devleti bu genç yazarın10 yıl boyunca sözde bölücülük
faaliyetlerinde bulunduğunu iddia etmektedir. (wild pigeon) “Yabani
Güvercin” adlı kitabın yazarıdır. Bu kitabını 29 Kasım 2004 e kadar
elinde bulundurduktan sonra ismini vererek Kaşgar Edebiyatı Dergisinde
kapalı kapılar ardında yayınladı (004 bitişi 2005 başlangıcında)
Ürümçi’nin 1. nolu mahkûm olarak nitelendirilen Yasin, merkezi Amerika
Birleşik devletlerinde bulunan Özgür Asya Radyosu, Köreş Hüseyin ve Nur
Muhammet Yasin’in, yani Kaşgar Edebiyatının liderlerinden olan bu
kişilerin kısa hikâyelerinden bahsetti.
ABDULLAH CEMAL: Çin’in kuzey basında nisan aylarında sözde etnik
bölücülüğü kışkırtmaktan dolayı suçlandı ve tutuklandı (Kaynak RFA)
TOHTİ TÜNİYAZ: 6 Şubat 1988 de Ürümçi bölgesel güvenliği tarafından
tutuklandı. Bölge dışı gizli bilgileri saklamakla suçlandı. 2 yıl hapsi
göz önünde bulundurularak ve 7 yıl politik haklardan mahrum edilerek
toplam 11 yıl olmak üzere yasak konuldu ve tutuksuz olarak serbest
bırakıldı.
ABDULGANİ MEHMET EMİN: Abdulgani Mehmet Emin öğretmen ve aynı zamanda
gazetecidir. 26 ağustos 2002’de alıkonularak tutuklandı ve mahkeme
kararınca gizli bilgiler yayınladığını öne sürerek 9 yıl hapsine karar
verildi. Cezasını bölge dışında bilinmeyen bir yerde çekmektedir.
Hayatta olup olmadığı bilinmiyor.
MUHAMMET TOHTİ METROZİ: Siyasi sığınmacı olarak Pakistan’a geçti.
Buradan siyasi sığınma talebi kabul edilmek üzere İsviçre’ye kabul
edildi. (Haziran 2003) daha sonra zor kullanılarak Çin’e geri teslim
edildi. Suçu(!) ise, Pakistan’daki Uygurlara yardımcı olmak ve onları
organize etmekti.
NUR
MUHAMMET YUSUF: 1996 da tutuklandı. 20 yıl hüküm giydirildi. Daha
sonraki mahkemelerinde yeterli cezayı aldığı göz önünde bulundurularak
2006 da salıverildi.
RAHMATCAN:
Gulca ayaklanmasından sonra tutuklandı.(Haziran 1997 de) Ayaklanmadan
dolayı 18 yıl hüküm giydirildi tam belli olmasa da, 2013 veya 2015
yılında serbest bırakılacağı öngörülüyor.
AYŞE
YOLDAŞ, CELİL, REŞAT MEHMET, DURSUNCAN MEHMET, İSMAİL MEHMET: Ekim 1992
de tutuklandılar. Sözde terörist olayları körüklemek ve düzenlemek
sucundan Artuş şehrinde tutuluyorlar.
CELİL AVAL: Yargılanmasına devam ediliyor.
AYŞE
YOLDAŞ: 5 ila 15 yıl arasında hüküm giydirildi. Diğerleri 2002 de
serbest bırakıldılar.
ABDİCAN EBUL KASIM,REŞAT MEHMET,DURSUNCAN MEHMET İSMAİL MEHMET:
Dursuncan Mehmet: 12 yıl hüküm giydirildi. 5 yılın sonunda diğer
arkadaşlarının serbest bırakıldığına inanıyor. Abdican Ebul Kasım
tiberküloz hastalığından hayatını kaybetti.
ABDUL KERİM METTURSUN: 1995 Yılında Merkez Emniyet birimleri tarafından
tutuklandı. Terörist statüsü uygulandı. Öğrencileri ulusal terörizm ve
bölücülük hakkında bilgilendirdiğinden. Şu anki durumları belli değil
ama yasal statüleri olduğu gibi devam ediyor. Tutukluluğu 3 yıl devam
ettikten sonra 1998 de sona erdi.
ÇİNLİ DİPLOMATİK MİSYONLAR YOLUYLA ALINAN BAZI HABERLER (Engel
olunmadan alınan)
ABDULLAH AHUN:1998 yılının ortalarında oğlu gibi polisler tarafından
tutsak alınarak tutuklanmıştır. Tohti Niyaz bölgesel polisler tarafından
tutuklanmıştır.
ABLIMET:1998 yılında sözde, Belediyelere karşı hoş olmayan sözler
söylediği için tutuklandı.
MEMET TURSUN:1998 yılında yasal olmayan gazeteleri okuyarak
yakalandı.Daha sonra sorguya alınarak 1998 yılının sonlarında serbest
bırakıldı.
ROZI
MEHMET TOHTİ:1998 yılında yasal olmayan sorular sorarak belediyede
konuşma yaptı.
ABDUL HAMİT GAZİ:1998 yılında yasal olmayan organizatörlerin arasında
yer almasından dolayı tutuklandı. İkamet ettiği bölgede tutuldu. 1998
yılının sonuna kadar da bu bölgede tutuldu. Şu anki yasal statüsü
bilinmiyor.
İLİ
MEHMET TURSUN:1998 yılında Çini aşağılayıcı sözler söyleyerek
tutuklandı. 7 ay boyunca bulunduğu bölgede tutuklu kaldı. 1998 yılının
sonunda serbest bırakıldı.
ABDUL BASİT:1998 yılında göz altına alındı.
SELAHADDİN: Yasal statüleri bilinmiyor.
ROZİ
MEHMET: Yasal statüsü bilinmiyor
BARIN’DAN SİYASİ SUÇLULAR
Nisan 1990 da 6000 in üzerinde kişi Çin polislerinin şiddet
kullanmaları sonucu hayatını kaybetti.
İBRAHİM AHMET: 1990 yılında Doğu Türkistan İslam Partisinin
kurucularından olduğu suçlamasıyla sanık olarak tutuklandı ve ömür boyu
hapsine karar verildi.(Ürümçide hapis süresi devam ediyor)
CEMAL MUHAMMET: 1990 yılında Doğu Türkistan İslam Partisi kurucularından
olduğu suçlamasıyla ömür boyu hapsine karar verildi.
TOHTİ İSLAM:1990 yılında tutuklanarak 19 yıl boyunca hüküm giydirildi
vusu ceza evinde tutuluyor 2009 yılında serbest bırakılması düşünülüyor.
TURGUN ABDUL KARIM: Nasim Bulak çalışma kampında tutuluyor. 2008 de
bırakılması tahmin ediliyor.
SÜLEYMAN İSA:18 yıl boyunca tutukluluğuna karar verildi. Vusu'daki ceza
evinde tutuluyor 2009 de serbest bırakılması düşünülüyor.
TURGUN CAN MUHAMMET:1990 yılında tutuklandı. 17 yıl hüküm giydirildi.
2007 yılında serbest bırakılması düşünülüyor.
KURBAN CUMA:1990 yılında tutuklandı 16 yıl hüküm giydirildi 2006 da vusu
ceza evinden serbest bırakılması düşünülüyor.
RAHMAN CAN AHMET: Ağır yaralı bir şekilde 1990yılında tutuklandı. 16 yıl
hüküm giydirildi. Vusu ceza evinde bulunuyor. 2006 yılında serbest
bırakılması düşünülüyor.
ROZY
(RAMAZAN) HAŞİM: Barında 1990 yılında tutuklanarak Artuş’taki ceza
evinde tutuluyor. Sağlık durumu çok zayıf.
ROZY
CUMA (BAYRAM CUMA):1990 yılında kayboldu. Ölü yada diri olduğu konusunda
bir haber alınamadı.
AZİZ
KURBAN: 5 Ekim 1990 Ürümçi cezaevinde tutuluyordu. Sonradan nereye
götürüldüğü bilinmiyor.
HÜSEYİN KURBAN:1990 yılında tutuklandı. 1992 de serbest bırakıldı ancak
bu yönde her hangi bir kanıt yok.
ABDURAHİM TURDİ:1990 yılında tutuklandı. Öldürüldüğü sanılıyor
“Dünyanın en eski halısı Doğu Türkistan’da bulunmuştur”
Koyunlu Halı’nın Halkla İlişkiler Müdiresi Hatice Adalı, halı-kilim
sanatının eski tarihlere dayandığını söyleyerek, “Dünyada bilinen en
eski halı Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur.
‘İran düğümü’, ‘asimetrik’; Türk düğümü ise ‘simetrik’tir.
Dolayısıyla Pazırık halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu
halının Türk halısı olduğunu gösterir” dedi. Halının bilinen en eski
tarihine kadar uzanan yolculuğu hakkında bilgi veren Koyunlu Halı’nın
Halkla İlişkiler Müdiresi Hatice Adalı, halı-kilim sanatı ve koyun
ilişkisine değindi. 14. Sayfadan Devam- Atla beraber koyunun da bozkır
şartlarının vazgeçilmez hayvanı olduğuna dikkat çeken Adalı, atın
manevra gücüyle yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkı
sağlarken, koyunun da yapağıyla giyecek ve barınacakları eşyaların
yapımına imkân verdiğini dile getirdi. Adalı, “Günümüzdeki Türk
Cumhuriyetleri’nde dokunan halı ve kilimlerdeki hâkim unsur; hayvan
damgalarıdır” dedi. Kazakistan’daki Türklerin hâlâ keçeden
ayakkabı-çizme yaptıklarını vurgulayan Adalı, üzeri koçbaşlı nakışlarla
işlenmiş keçeleri, bütün Türk Cumhuriyetleri’nde bugün bile görmenin
mümkün olduğunu kaydetti. İstep kuşağının en karakteristik göçebe
kavmini ise Türklerin oluşturduğunu dile getiren Adalı, halı yapımı ve
yayımı bakımından da önemli görev yüklendiklerini kaydetti. Adalı, “Bu
pek çok mütehassısın üzerinde birleştiği bir fikirdir. Atla beraber
koyun bozkır şartlarının vazgeçilmez hayvanıdırlar. At manevra gücüyle
yoğun Çin nüfusu karşısında Türklere hayat hakkını sağlarken, koyun da
yapağıyla giyinecek ve barınacakları eşyaların yapımına imkân vermiştir.
Türkler koyunların yünlerinden keçeler yapmış ve koçbaşlarını da
keçelerine, kilimlerine-halılarına vb. damga olarak işlemişlerdir.
Mesela “Yenisey’in yukarı akımında ve Uygurlardan sonra bir müddet
Moğolistan’da yaşayan Kırgızların halıları da keçe cinsindendi. Bunlarda
kullanılan bezek motiflerine yerliler koçkardıng müzü (koçların boynuzu)
derler. Halının tarihini anlatan Hatice Adalı, “Dünyada bilenen en eski
halı Altay bölgesindeki Pazırık kurganında bulunmuştur. Öte yandan bu
bölge tarihin bilinen devrinden bugüne kadar, Türkler tarafından
kullanılan yerleşim yerleridir. Adalı, 1863 yılında Hive, Tahran, Buhara
gibi bölgelerde yaptığı seyahatler hakkında bilgi veren Vambery’nin,
halı ve keçe imalatının Türkmenler tarafından yapıldığını zikrettiğini
söyledi. Vambery, “Bir kadın dokunulması istenen nakışların örneklerini
kum üzerine parça parça çizer, işçiler de bu örneğe bakarak halıyı
dokurlar” ifadesine yer verdi. Adalı şöyle devam etti: “Halı sanatının
doğduğu coğrafya Türklerin yaşadığı alanlardır. Halı hakkında yapılan
yüzyıla yaklaşan çalışmaların halı sanatının bütün dünyaya Türkler
tarafından tanıtıldığını ortaya koymaktadır.
Pazırık halısından önce bulunan ve 6. yy’a ait olan halı da Doğu
Türkistan’da bulunmuştur
İslam ülkelerine ise halı Selçuklular tarafından tanıtılmıştır.
Pazırık’ta bulunan düğümlü halı da bilim adamları tarafından ‘Türk
Düğümü’ olarak bilinen ‘Gördes Düğümü’ ile dokunmuştur. Ayrıca düğümlü
halı tekniği ilk defa İç Asya’da kullanılmıştır. Bu nedenle bazı
eserlerde düğümlü halıların Türk tarihiyle yakın ilgisi olduğu
belirtilir. Sanat tarihçilerinin belirttiğine göre, ‘İran Düğümü’,
‘asimetrik’; Türk düğümü ise ‘simetrik’tir. Dolayısıyla Pazırık
halısındaki düğümlerin de simetrik olması, bu halının Türk halısı
olduğu, en azından İran halısı olmadığı hususunda önemli bir belgedir.”
ABD Guantanamo’daki Doğu Türkistanlıları, işkence yapabileceği
gerekçesiyle Çin’e iade etmediğini açıkladı
ABD
bu açıklamayla; biryandan işlediği işkence suçlarını örterek sempati
kazanmaya çalışıyor diğer yandan, kendisi gibi işkenceci olan rakibi
Çin’i yıpratmak istiyor. Vahşetini propagandalarla gizlemeye çalışan
Amerikan yönetimi, yıllarca suçsuz yere esir tuttukları Doğu
Türkistanlıları Çin’e iade etmeyeceklerini, kendilerini kabul edecek bir
ülke bulunduğu takdirde serbest bırakılacaklarını açıkladı.
Guantanamo’da, Amerikan askerlerinin yaptığı işkencelerin dayanılmaz
boyuta ulaşması üzerine esirlerin intihara teşebbüs ettiği bilindiği
halde Washington’un kendisi işkenceci değilmiş gibi Uygur Türeleri’ni
işkence yapılır endişesiyle Çin’e iade etmeyeceğini duyurması sinsi bir
taktik. İşkenceci Amerika bu açıklamayla; dünya kamuoyunu yanıltıp bir
yandan sempati kazanmaya ve puan toplamaya çalışıyor diğer yandan
kendisi gibi işkenceci olan rakibi Çin’i yıpratmak istiyor.
Propaganda uyarınca Amerikan Adalet Bakanlığı tarafından bir belge
yayınlandı. Belgeye göre, istinaf mahkemesi kararı gereği, ABD yönetimi
tarafından ‘’düşman savaşçı’’ olarak görülmeyen Uygur kökenlilerin,
Guantanamo’da daha fazla tutulmasının gereği bulunmuyor.
14.
Sayfadan Devam - Belgede, Çin’in işgali altındaki Doğu Türkistan’dan Ebu
Bekir Kasım ve Adil Abdu El Hakim ile 7 Uygur kökenlinin kendilerini
kabul edecek uygun ülke bulunduğunda serbest bırakılacağı belirtiliyor.
Amerikan yönetimine göre, Pakistan’da yakalanan ve son aylarda serbest
kalmak için birçok girişimde bulunan Uygurlar, 2001’de Afganistan’da
askeri eğitim almış. Çin, Uygurların iade edilmesini isterken, Amerikan
yönetimi ise, bu ülkede işkence görebilecekleri gerekçesiyle, Mart
2005’ten bu yana ‘’düşman savaşçı’’ olarak görmediği bu tutsakların
Çin’e iadesine yanaşmadığını açıklıyor.
Guardian: Blair yalan söyledi
Guardian gazetesi, İngiliz hükümetinin, Amerikan istihbarat Örgütü
CIA’in gizli gözaltı merkezlerinden haberdar olduğunu ve
milletvekillerinin hükümetin ne bildiğini öğrenmesini engellemeye
çalıştığını yazdı. Habere göre, Başbakanlık, CIA’in işkence uçuşları
olarak nitelenen gizli gözaltı merkezlerine terör zanlılarının
taşınmasına ilişkin iddiaların içeriği ve bu iddiaların nasıl ele
alınması gerektiğine ilişkin Dışişleri Bakanlığı’nın tavsiyesini sordu.
Dışişleri Bakanlığı da 7 Aralık günü Başbakanlığa gönderdiği belgede,
“Tartışmaların ayrıntılarına girmekten kaçınılarak, terörle mücadelede
Amerika’yla yasal yükümlülüklerimiz çerçevesinde, yakın işbirliğinin
mantığını vurgulamalıyız” dedi. Hükmet, skandal ortaya çıktığında
ısrarla uygulamadan haberdar olmadığını söylemişti.
İsviçre’de “Kara Jul’daki Savaş” Adlı Kitap Yazıldı
1960'lı yıllarda Doğu Türkistan'ın güneyden kuzeye geniş çaplı olarak
yayılan Doğu Türkistan Halk ihtilali Partisi yer yer ciddi şekilde
harekete geçerek silahlı ayaklanma için hazrlık yapmışsa da çeşitli
sebeplerle bu hareket Çin hükümetine ifşa edilmiş olduğundan on binlerce
kişi Çin hükümetinin gizli kuşatması altında tutuklanmalara maruz
kalmışlardı.
O
dönemdeki geniş çaplı tutuklama kampanyası sırasında Doğu Türkistan Halk
İhtilali partisi Kaşgar Şubesinin bazı üyeleri Ahunop ve Mijit Siling’in
önderliğinde kuşatmayı yarıp çıkarak, Atuş’un Kara Jul köyünde
toplanmışlardı. Onlar burada Çin Askerleri ile silahlı çatışmaya girerek
tarihte “Ahunop ve Mijit Siling Olayı” diye anılan kahramanlık sayfasını
oluşturmuşlardı.
Şu
anda İsviçre’de yaşamakta olan Haji Abdureşit Kerimi, o zamanki olaya
katılanlardan bir olarak Çin polislerine esir düşen ve 15 yıl hapis
yatan canlı şahitlerden biridir. Bu önde gelen milli ihtilalci bu
yakınlarda o zamanki olaylar hakkındaki hatıralarını anlattığı “Kara
Jul’daki Savaş” adlı bir kitap yazarak neşriyatçılara teslim etti.
Bu
münasebetle RFA’nın İsviçre’deki gönüllü muhabiri Yalkun mezkur kitabın
yazarı olan Haji Abdurişit Kerimi’ye bir ziyarette bulundu.
Doğu Türkistan’da yürütülen “Mecburi Doğum Kontrolü” için yılda 6 milyon yuen ayrılıyor
Doğu
Türkistan Radyo istasyonunun verdiği habere göre, Doğu Türkistan bölgesi
genelinde planlı doğum hizmetlerinin daha da güçlendirilmiş olarak icra
edilmesi için “11. Beş yıllık Plan” dönemi içinde özel meblağı her yıl 6
milyon yuen tutarında arttırarak planlı doğum gereksinim ağını
geliştirmeyi planlamaktadırlar.
Böylelikle Çin hükümeti tarafından pilot bölge olarak seçilen kasaba ve
köylerden başlatılarak Doğu Türkistan genelinde “Doğum Kontrolü” (Bebek
katliamı demek daha doğru olacaktır.) uygulamasının alanını yaygın ve
daha etkin hale getirilmesi için çalışmalar yapılmaktadır.
Verilen haberde yine, özellikle son birkaç yıldan beri Doğu
Türkistan’daki kukla yerel hükümetin Doğu Türkistan’da sürdürülen “Doğum
Kontrolü” (Bebek katliamı) faaliyetlerine ayrı bir ehemmiyet vermeye
başladığı bildirilmiştir. RFA(Peride)
“Hocali Türk Katliamı”nın14. Yılında İstanbul'da gösteriler düzenlendi
Müge Çetinkaya
Müge
Çetinkaya-Gösteriye çeşitli dernek ve siyasi partiler katıldı. Güney
Azerbaycan Milli Uyanış Hareketi, Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı,
Azerbaycan Kültür Derneği, Milliyetçi Hareket Partisi, Saadet Partisi İl
Yönetim Kurulu, İşçi Partisi Gençlik Kolları, Türk Dünyası Akraba
Toplulukları Kongresi gibi kuruluşlar, yer aldılar.
Hocali katliamının 14.yıl dönümü, Taksim meydanını dolduran kalabalık
grubun sloganlarıyla başladı. 'Faşist ve terörist Ermenilere ölüm olsun'
, 'Ya Karabağ, ya ölüm' , ' Karabağ tezlikle azat olmalıdır' , ' Rus,
Fars, Ermeni, bütün Türk'ün düşmanı' , ' Mahvolsun Fars ve Ermeni
Faşistleri' , 'Yaşasın birleşik Azerbaycan' , 'Başkentimiz Tebriz '
şeklinde sloganlar atan ve bu sloganların yazılı olduğu pankartları,
dövizleri taşıyan kalabalık grup, basın mensupları tarafından izlendi.
Gösteri, olaysız sona erdi.
Kuzey Azerbaycan Cumhuriyetinin sınırları içindeki, dünya kamuoyunda
Dağlık Karabağ olarak anılan Azerbaycan Türklerinin yerleşim yeri, 1992
yılında ahalisi Azerbaycanlıların, Ermeni ordusunun anî baskınıyla
katledilmesiyle, uluslar arası gündeme düşmüştü. Cinsiyet ve yaş ayrımı
yapılmadan, kundaktaki Azerbaycanlı bebeklerin bile katledildiği,
kadınlara tecavüz edildiği, erkeklerin diri diri yakıldığı, yaşlıların
eziyet edilerek öldürüldüğü Hocali katliamı, Ermenilerin, 20.yüzyılın
başında Anadolu topraklarında Türklere gerçekleştirdiği katliam girişim
ve teknikleriyle birebir örtüşüyor. Erzurum, Kars, Van, Trabzon başta
olmak üzere, İç Anadolu'ya kadar giren Ermeni çeteleri, önlerine gelen
Türkleri acımasızca katletmişlerdi.
İstanbul'da tertiplenen gösteriye , Güney Azerbaycan Milli Uyanış
Hareketinin (GAMOH) bütün üyeleri , tam kadro olarak katılmıştır..
Hocali katliamı, Avrupa ülkelerinde yaşayan Kuzey ve Güney
Azerbaycanlılarca, önümüzdeki günlerde anılacaktır.
25
Şubat 2006 tarihinde, Almanya'nın Berlin şehrinde, GAMOH' NİN Berlin
sorumlusu Ahmet Yazdani beyin tertiplediği organizasyonla, saat 11.00'de
Ermenistan Konsolosluğu önünde başlayacak olan gösteri; Ermenistan'ın
siyasetinin ve işgali altına tuttuğu Karabağ'da yaşayan
Azerbaycanlıların katliam’a uğratılmasının kınandığı konuşmalar
yapılarak sonlandırılacaktır.
26
Şubat 2006 tarihinde saat 21.30 23.30 arasında, GAMOH Kuzey Kıbrıs Türk
Cumhuriyeti Temsilcisi Prof. Dr. Habib Derzinevesi, Türkiye'de yayın
yapan Avrasya televizyonunun Kamuoyu isimli programına katılarak Hocali
katliamıyla ilgili konuşma yapacaktır.
Hocali katliamı; insanlık suçudur ve çağımızın Türk soykırımıdır..
Dağlık Karabağ için 6. Kez görüşme
Dağlık Karabağ sorununun çözümü konusunda 6. kez yapılan ikili görüşme
öncesinde iki tarafta da iyimserlik havasının hâkim olduğu belirtildi.
Önce
liderlerle ayrı ayrı görüşen Chirac, barış fırsatının değerlendirilmesi
çağrısı yaptı. Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ve Ermenistan
Cumhurbaşkanı Robert Koçaryan , Dağlık Karabağ sorununun çözümü için dün
6. kez bir araya geldi. Dağlık Karabağ sorununun çözümünde arabuluculuk
üstlenen Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı Minsk Grubu'nun diğer
üyeleri Rusya, Fransa ve ABD'li yetkililerin de yakından izlediği
görüşme, Fransa'nın başkenti Paris yakınlarındaki Ramboillet Şatosu'nda
gerçekleşti. Görüşme öncesinde Aliyev ve Koçaryan'la ayrı ayrı bir araya
gelen Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac , her iki lidere Dağlık
Karabağ sorununa ilişkin ortaya çıkan mevcut barış fırsatının
kaçırılmaması çağrısı yaptı. Uluslararası toplumun da barış
müzakerelerini desteklediğini söyleyen Chirac, sorunun çözülmesinin
bölgedeki barış ve istikrara da katkıda bulunacağını vurguladı. Aliyev
ve Koçaryan'ın bir bölümü çeşitli uluslararası toplantılar çerçevesinde
yapılan görüşmelerinin ilki Aralık 2003'te gerçekleşmiş, iki lider daha
sonra Astana ve Kazan'da birer kez, Varşova'da iki kez bir araya
gelmişti.
Koçaryan Azerbaycan vatandaşı
Azerbaycan, sorunun ancak toprak bütünlüğü çerçevesinde çözülebileceği,
toprak tavizinin kesinlikle mümkün olmadığını dile getirirken,
Ermenistan Dağlık Karabağ'ın ''bağımsız bir devlet olması veya Erivan'a
bağlanması dışında bir çözümün kabul edilmeyeceğini'' birçok kez ifade
etti. Ermenistan'ın 1990'da Dağlık Karabağ'ı işgal etmesiyle başlayan
savaşta yaklaşık 35 bin kişi yaşamını yitirmiş, yüz binlerce kişi
evlerini terk etmek zorunda kalmıştı. Bakû'nun bölgedeki fiili
hâkimiyetini sona erdiren çatışmalarda Dağlık Karabağ'daki Ermenilerin
liderliğini üstlenen isim ise halen resmen Azerbaycan vatandaşı olan şu
anda Ermenistan'ın lideri Koçaryan'dı. Gözlemciler, Paris görüşmesi
öncesinde iki tarafta da iyimserlik havasının hâkim olduğunu ancak
herhangi bir uzlaşmaya varılsa bile, bunun ülke kamuoylarına kabul
ettirilmesinin kolay olmayacağına dikkat çekiyor.
Azerbaycan topraklarının yaklaşık yüzde 20'sini işgal altında tutan
Ermenistan'ın bu tutumu, Türkiye'nin bu ülkeyle resmi ilişki
kurmamasının önemli nedenleri arasında bulunuyor.
AİHM, Bulgaristan'ı suçlu buldu
Bulgaristan’daki Türk azınlığa mensup, Muhammed Ahmed Osman ve eşi
İlmiye Hasan Osman’ın yaptığı başvuruyu değerlendiren AİHM, Sofya’yı
suçlu buldu. Mahkeme Bulgaristan’ın, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin
işkence ve kötü muamelenin yasaklanması, ayrımcılığın yasaklanmasıyla
mal ve mülkiyet korunma hakkını ihlal ettiğine hükmetti. Bulgaristan,
Plovdiv bölgesindeki Brani Pole köyünde yaşayan Osman çiftine, mahkeme
masrafları da dahil olmak üzere 8 bin 340 Euro tazminat ödeyecek.
1983’ten bu yana köylerindeki tarım kooperatifine ait bir evde oturan ve
yine evin yanındaki toprağı kullanma hakları bulunan çiftin evleri ve
toprakları, 1990’da çıkan yasa gereği ellerinden alınmıştı. Muhammed
Ahmed Osman, Bulgar mahkemesine yaptığı başvuruda ev ve topraklarından
uzaklaştırıldığını, polis tarafından dövüldüğünü ve kötü muameye tabi
tutulduğunu bildirmişti.
Güney Azerbaycanlı millî şair Şehriyar anılıyor
İran
Türklüğünün ölmez şairlerinden Muhammed Hüseyin Şehriyar, Avrupa
ülkelerinin
önde
gelen merkezlerinde anılıyor. Şehriyar, 1906 yılında Tebriz'de doğdu.
Türk asıllı bir
aileden gelen şair, Türkçe ve Farsça yazdığı şiirleriyle, Azerbaycan
edebiyatında olduğu
kadar, İran Fars edebiyatında da çığır açtı.
Müge
Çetinkaya - 125 kıtalık iki bölümlük 'Haydar Babaya Selam' adlı
şiirini, beşer mısra halinde on birli hece ölçüsüyle Türkçe olarak
yazmıştır. Azerbaycan Türk edebiyatının ve Şehriyar'ın , bilinen ,
Şehriyar adıyla özdeşleşen şiiri Haydar babaya selamdır..
Heyder baba, ildırımlar şaxanda,
Seller, sular şaqqıldayıb axanda,
Qızlar ona sef baglayıb baxanda,
Salam olsun, şövketize elize,
Menim de bir adım gelsin dilize
Heyder baba, kekliklerin uçanda,
Kol
dibinden dovşan qalzib qaçanda,
Baxçaların çiçeklenib açanda,
Bizden de bir mümkün olsa yad eyle,
Açılmayan ürekleri şad eyle
Bayram yeli çardaxları yıxanda,
Novruzgülü, qarçiçeyi cıxanda,
Ağ
buludlar köyneklerin sıxanda,
Bizden de bir yad eyleyen şad olsun,
Dertlerimiz qoy dikelsin dağ olsun..
Türk
diline duyduğu aşkla birlikte; vatan sevgisi, atalara bağlılık,
bağımsızlık arzusu gibi ulvi temaları işlediği edebi yapıtları, Türk
dilinin Azerbaycan ağzının kudretli akislerindendir.
Türk'ün Dili
Türkün dili tek sevgili istekli dil olmaz,
Özge(1) dile qatsan(2), bu esil(3)dil esil olmaz.
Öz
şe'rini(4) Farsa, Erebe(5) qatmasa şair,
Şe'ri eşidenler(*), oxuyanlar(*) kesil olmaz.
Pişmiş kimi şe'rin de gerek dadı-duzu olsun,
Kend
ehli bilerler ki, doşabsız(6) xeşil(7) olmaz.
Sözler de cevahir kimidir(8), esli bedelden,
Teşhis veren olsa bu qedir zir-zibil(9) olmaz.
Şair
ola bilmezsin, anan doğmasa şair,
Missen a balam, her sarı köynek(10) qızıl(11) olmaz.
Ötmez, oxumaz bülbülü salsan qefes içre(12),
Dağ-daşda
doğulmuş deli ceyran(13) hemil(14) olmaz.
İnsan odur, dutsun bu zelil xalqın elinden,
Allah'ı seversen, bele insan zelil olmaz.
Her
çend Serabın südü(15) cox, yağ-balı çoxdur,
Baş
erse de çatdırsa Serab Erdebil olmaz.
Millet qemi olsa bu çocuklar çöpe dönmez,
Erbablarımızdan da qarınlar tebil olmaz.
Menden de ne zalim oğlum, ne qisasçı,
Bir
defe bunu qan ki, ipekten qezil olmaz.
Düz
vaxtda dolar taxta-tabaq edviye(16) ile,
Onda
ki, nenem sancılanar, zencefil olmaz.
Fars
şairi cox sözleri bizden aparmış,
Sabir(17) kimi bir sürfeli(18) şair paxıl(19) olmaz.
Türkün meseli, folkloru dünyada tekdir,
Xan
yorganı, kend içre meseldir, mitil olmaz.
Azer
qoşunu qeyseri-Rumu esir etmiş ,(20)
Kesra (21) sözüdür, bir bele tarix nağıl olmaz.
Bu
Şehriyarın teb'i kimi çimmeli çeşme,
Kövser ola bilse demirem, Selsebil olmaz.
(1)
: Başka (2) :katsan (3) : asıl (4) : şiirini (5) : Araba (6) : pekmez
(7) : yeşil (8) : gibidir (9) : çöp (10) : gömlek (11) : kızıl (12) :
kafes içine (13) : ceylan (14) : hasta (15) : sütü
(16)
: baharat (17) : Ünlü bir Güney Azerbaycanlı şair (18) : sofra (19) :
kıskanç (20) : Azerbaycan'ın ordusu Rum'un keyser'ini fetih etti (21) :
Saray
1988
yılında Tahran'da vefat etmesine kadar geçen zamanda, kalemini silâh
gibi kullanmış, dokunaklı şiirleriyle Güney Azerbaycan Türklüğünün edebi
yol göstericisi olmuştur. İran dışına çıkan Güney Azerbaycanlıların
girişimleriyle, bugün Avrupa ülkelerinde tanınan, sayılı Türk asıllı
şairler arasında yer almıştır. İsveç'te yaşayan Güney Azerbaycan
Türklerinden, bağımsızlık mücadelesinde görev almayı milli sorumluluk
olarak gören milliyetçilerin, istikrarlı çalışmaları meyvesini vermiş,
Güney Azerbaycan'ın milli şairi Şehriyar, İsveç devleti tarafından
hazırlanan resmi kültür takviminde yer almıştır. 2006 yılının Mart
ayının 25 ve 26. günlerinde, İsveç'in çeşitli merkezlerinde düzenlenecek
etkinliklerle, edebi ve milli kişiliği anılacak olan Şehriyar, Türk
dünyasının edebi otoritelerindendir.
Nevruz Dede Rahmete Getti...
Bakü'yü düşman işgalinden kurtarmakiçin Nuri Paşa komutanlığında 1918'de
Azerbaycan'a gelen Türk subaylarından NimetullahBey'in oğlu Ahmet
Nevruz'un cenazesi Bakü'de iki ülke vatandaşlarının katılımıyla toprağa
verildi.
Onun
ölmeden önce son dileği ana vatanına ölmeden önce bir kez daha
gelebilmekti. Deniz Feneri Derneği, Nevruz Dede’nin son dileği olan
vatanına kavuşmasına aracı olmuştu. Nevruz dede hem vatan özlemini
gidermiş hem de modern teknik imkânlarla tedavi altına alınmıştı. Ancak
her canlı gibi onun da bir vadesi vardı ve o vade dolduğunda aramızdan
ayrılması mukadderdi. O yaşarken son dileğini gerçekleştirmenin
mutluluğunu, O’nun gibi değerli bir insanı kaybetmenin hüznünü tüm Deniz
Feneri ailesi yüreğinde hissediyor. Dünya Savaşı sırasında henüz 7
yaşındayken, Nuri Paşa’nın komutasındaki askeri birlikte yüksek rütbeli
subay olarak görev alan babası Nimetullah Paşa ile birlikte Kafkas
Cephesi’ne giden Nevruz Dede vatanına 91 yıl hasret olarak yaşamıştı.
Son dileği vatanına kavuşmak olan Nevruz Dede’yi Deniz Feneri Derneği
geçtiğimiz yıl vatanına kavuşturmuştu. Türkiye’ye ayak bastığı an vatan
toprağını eğilip öpen ve hıçkırıklarına engel olmayacak kadar vatan
sevgisi ile dopdolu Nevruz Dedemize Allah’tan rahmet, yakınlarına
başsağlığı ve sabır diliyoruz. Nevruz Dede Azerbaycan’ın başkenti Bakü
şehrinde gelini ve torunları ile birlikte yaşıyordu.
Kırım Türkleri’nin millî devletçiliği yok edilemez
Kırım Türklerinin sürgünde yaşadığı yıllarda, vatanları Kırım'a dönme
düşüncesi birinci ideolojisi olmuştur. O yıllarda Kırım Türklerinin
Milli Hareketine temel koyan ilk aktivistler; Kırım Türklerinin talebi
olarak en önemli meseleyi "Milli Devletçilik" olarak ortaya koydular.
İşte o günden bugüne kadar Kırım Türklerinin koruya geldiği bu talep,
hâlâ milli davamızın ana fikriyatını oluşturmaktadır.
Kırım Türk halkının bir kısmının büyük ümitler besleyip, geçen
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde rey verdiği Ukrayna'nın yeni Cumhurbaşkanı
Viktor Yuşçenko Ağustos ayında Ukrayna'nın bağımsızlığının 14. yılı
münasebetiyle yapmış olduğu konuşmasında şu sözleri söyledi: " 14 yıl
önce biz kendi evimizde bağımsız yaşamak için hukukumuzu tastikledik.
Ukrayna halkının başına gelen geçen yüzyıldaki eziyet ve baskılara
rağmen, Ukrayna halkı bağımsızlığı için savaşmaya kuvvet buldu."
Elbette Yuşçenko'nun bu sözleri saygıya lâyıktır. Ancak, Yuşçenko Kırım
Tatar Türklerinin talebine kendi halkına baktığı gibi bakmamaktadır.
Saygılı Ukrayna Cumhurbaşkanı Kırım Tatar Türklerini hak ve hukuktan
mahrum etmektedir. Hatta 2005 yılı içinde Yuşçenko Kırım'a yapmış
olduğu ziyarette; Bahçesaray'da Mustafa Cemiloğlu başkanlığındaki Kırım
Tatar Milli Meclisi azaları ile görüşürken, Kırım Tatar Milli
Hareketi'nin esas talebinden, Milli Devletçilik talebinden vazgeçmeyi
teklif etmiştir. Yuşçenko Kırım Tatarlarının Milli Devletçilik'ten
vazgeçerek medeni bir şekilde Ukrayna vatandaşı olarak yaşamalarını
istemiştir. Kırım Türklerinin Milli Devletçilik talebi Yuşçenko'ya göre
Ukrayna Anayasası'na uygun gelmiyormuş. Ukrayna kendisini Üniter Devlet
olarak ilân ettiğinden, Ukrayna içinde iki devlet ve iki halk olamazmış.
Diğer taraftan Viktor Yuşçenko, Portakal Devrimi sonucu Ukrayna'da
hakimiyeti ele geçirmesinin üzerinden bir yıl bile geçmeden devrimi
gerçekleştiren yakın mesai arkadaşları ile arası açılarak onları
istifaya zorlamıştır. Günümüzün en demokratik Cumhurbaşkanı Yuşçenko,
kendisinden evvelki Cumhurbaşkanlarının yapamadığı adımları atmıştır.
Yuşçenko en yakın adamlarından olan Anatoli Matvienko'yu Kırım'da
Başbakan olarak atamıştır. Matvienko'nun Kırım' daki ilk icraatı "Temel
Halk" kavramını yok etmeye yönelik faaliyetler oluşturmuştur.
Diğer taraftan Ekim-2005'de Kırım Otonom Cumhuriyeti eski Meclis Başkanı
ve eski Başbakanı Ukrayna Milletvekili Leonid Graç, Ukrayna Cumhuriyetçi
Partisi Başkanı Yuriy Boyko ve Ukrayna Ulusal Parti Başkanı Aleksandır
Grets'in içinde bulunduğu bir grup; Kırım Türklerinin "Milli
Devletçiliği" aleyhine kampanya başlattılar.Bu kampanyaya gerek Kırım ve
gerekse Ukrayna genelinde Rusya yanlısı çevreler büyük destek verdi.
Kiev'de ve Bahçesaray'da broşür dağıtılarak Kırım Tatarları ile Rus
etnik gruplar karşı karşıya getirilmek istendi. Ayrıca hükümet krizinden
sonra gelen Kırım’ın yeni Başbakanı Anatoliy Burdigov ise Kırım Tatar
probleminin çözümünün yolunu Kırım Türklerinin "asimile" olması ile
mümkün olacağını söylemektedir. Ancak, elbetteki Kırım Tatar Milli
Hareketi’nin vekilleri ve Kırım Türk halkı buna hiçbir zaman razı
olmayacaktır. Milli davanın ana maksadı yolunda pek çok
aktivistler-güreşçiler kurban oldular. Hapishanelerde yattılar. Bunları
Kırım Türk halkı unutmamaktadır.
Bugün bizler, medeniyetimizin inkişafını; gaz, su vb. en temel
ihtiyaçları gidermek olarak düşünecek olursak ne gerek vardı mücadele
edip Kırım'a dönmeye. Sürgünde yaşadığımız yerlerde de bizim milli
gazetemiz, milli ansambilimiz, milli neşriyatımız, televizyonda ve
radyoda bölüğümüz, okullarda ana dilde derslerimiz vardı.
Evet. Ne için biz Milli Hareketimizin baş şiarı olarak kesin kes " Ya
Vatan, Ya Ölüm" dedik? Devletçilik, evet tek Devletçilik halkımızın
bütün hak hukuklarını tekamül ettirebilir. Bunu aklı başında her kes
bilmektedir.
18
Ekim 1921’de meydana getirilen Kırım Tatarları'nın Milli Devletçiliği,
Kırım Tatar Muhtar Cumhuriyeti içinde mahkeme, savcılık vb. resmi
daireler Kırım Tatar halkının menfaatlerini koruyordu. O devirde Kırım
Tatar dili, Rusça'nın yanında resmi, devlet dili olarak tanınmıştı.Kırım
Tatar dili Cumhuriyet içinde devlet ve içtimai hayatta iş dili
sıfatında kullanılmıştı.1921'den sonraki kısa süre içerisinde milli
medeniyetimiz ayağa kalkıp, inkişaf edip yükselmişti.Ancak, 1944
senesinde halkımız sürgün edildikten sonra halkımızın Milli Devletçiliği
de sistem tarafından silinerek yok edilmeye çalışıldı.
Kırım Tatar Türkleri sürgünde geçen yarım asırdan sonra mevcut devletin
yardımını beklemeden, kendi öz gücüyle vatanımız Kırım'a avdet etti.
Büyük bir akılla halkımız sistemden Milli Devletçiliğimizi yeniden talep
etti.Bu yılların yakın devamından sonra 1991 yılında Ukrayna devleti
kendi bağımsızlığını ilan etti.Ukrayna halkı kendi toprağında bağımsız
olma hukukuna erişti.Bu devirler sürecinde Ukrayna'da üç Cumhurbaşkanı
değişti. Fakat halkımıza Milli Devleti iade edilmedi.
Ukrayna, komşusu Rusya'dan biraz olsa da örnek almıyor. Boris Yeltsin'in
Rusya'da SSCB’nin dağılmasından sonra imzaladığı milletlerin milli
haklarını iade eden kanunu bile Ukrayna henüz imzalamadı. Daha doğrusu
kendisini demokrat ilan edenlerin iktidarı bu kanunları çıkarmaya
yetmedi. Kırım Türklerinin Ukrayna'daki statüsü ile ilgili "Kanun
Tasarısı" Ukraynalı idareciler ve siyasetçiler tarafından görülmedi ve
duyulmadı.
Çünkü onlar Kırım’da “Kırım Tatarlarsız Kırım” istiyorlardı.
Biz
bir defa daha tekrar ediyoruz: “ Milli Devletimiz Yok Edilemez
Haklarımız, Hukuklarımız, Dilimiz ve Medeniyetimiz Yok Edilemez…"
Kırım Türkleri Eğitim, Kültür ve İşbirliği Derneği
Ankara-Türkiye kirimturk@gmail.com www.bizimkirim.com
Batı Trakyalı Hemşerilerimiz Türkiye’de Mal edinebilecekler
BTTDD Derneğinin verdiği ve takibini yaptığı dosyaların Ankara da
değerlendirilmesinden sonra müjdeli haber geldi. Batı Trakyalı
Hemşerilerimiz Türkiye’de Mal edinebilecekler.
AK
Parti Bursa Milletvekili Mustafa Dündar'ın Tapu Kadastro Genel
Müdürlüğü'ne gönderdiği yazıyla harekete geçen Anayasa Mahkemesi, Yunan
uyruklu Türk soyluların Türkiye'de mal edinmekte yaşadığı zorlukları
ortadan kaldırdı.
Anayasa Mahkemesi'nin iptal ettiği Tapu Kanunu'nun 35. maddesi yeniden
düzenlendi. Böylece Batı Trakyalılar ve Türk soylu şahıslar, ev ya da
arsa almak için aylarca uğraşmak ve ekstradan milyarlarca lira harcamak
zorunda kalmayacak. Türkiye'de taşınmaz mal edinmek isteyen Yunan
uyruklu Türk asıllı şahıslar, yapılan yeni düzenlemeyle, artık
işlemlerini yaşadıkları illerde yapabilecek. Daha önce ortalama 3 ay
süren ve birçok olumsuzlukla karşılaşılan uygulamayı Anayasa
Mahkemesi'nin ortadan kaldırması sayesinde, mal edinme işlemleri birkaç
güne düştü. Yeniden düzenlenen kanunla askeri yasak bölgeler, askeri ve
özel güvenlik bölgeleri ile stratejik bölgelere ilişkin kararlara ait
harita ve koordinatlar, Milli Savunma Bakanlığı tarafından en geç 3 ay
içerisinde Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü'nün bağlı bulunduğu bakanlığa
bildirilecek. Böylece uygulamadan doğan sıkıntılar ve gereksiz
harcamalar önlenmiş olacak.
Yeni
düzenlemeden önce, Yunan uyruklu Türk asıllı bir şahıs mülk edinmek
istediğinde, pasaport tercümesi ve etabli belgesiyle ilgili Tabu Sicil
Müdürlüğü'ne, taşınmazın en yakın askeri birliğe uzaklığının tespiti
için yazı yazıyor, Kadastro Müdürlüğü'nden ise fonksiyonu neredeyse hiç
olmayan bir harita gönderiliyordu. Bu harita örneği, pasaport tercümesi,
Tapu Sicil Müdürlüğü'nce düzenlenen bilgi formuyla birlikte bir yazı
ekinde Garnizon Komutanlığı'na gönderiliyor, Garnizon Komutanlığı da
sakınca olup olmadığına dair yazı gönderince işlem yapılıyordu.
Bu
yetki devriyle birlikte bölge müdürlükleri, taşınmazların stratejik
önemine ait yazışmalara gerek duymaksızın karar verebilecek ve böylece
başvuruların işlem süreci kısalmış olacak.
Dağlık Karabağ Sorununa Çözüm Beklentisi: Türksam Başkanı Sinan OĞAN,
Alman DW (Deutsche Welle) Radyosundan Nihat Halıcı’nın sorularını
yanıtladı…
Türkiye Uluslararası İlişkiler ve Stratejik Analizler Merkezi Başkanı
Sinan Oğan ise 2006’da konuyla ilgili önemli adımlar atılmasının
beklendiğini söyledi.
Oğan, Kafkaslar’ın uzun yıllardır çözüm bekleyen sorunlarından Dağlık
Karabağ yeniden uluslararası toplumun gündeminde. Avrupa Konseyi
Parlamenterler Meclisi (AKPM) Başkanı Rene van der Linden, “Güney
Kafkasya'nın istikrarının, Yukarı Karabağ sorununun çözümüne bağlı
olduğunu” belirterek “taraflar arasında diyalogun geliştirilmesi için
parlamenter diplomasisinin imkanlarını sonuna kadar kullanacaklarını”
belirtti. Von der Linden, “Mayıs ayında Erivan ve Bakü'ye yapacağı
ziyaretlerde bu konuyu özellikle gündeme getireceğini” sözlerine ekledi.
Ermenistan'a çalışma ziyaretinde bulunan İran Dışişleri Bakanı Manuçehr
Mutteki ise Yukarı Karabağ sorununun barışçı çözümü için Bakü ve
Erivan'ın gerekli politikaya sahip olduklarını söyledi. Mutteki, İran'ın
her zaman çözüme destek olmaya çalıştığını ve taraflar arasında
varılacak bir anlaşmayı destekleyeceğini kaydetti. İran Dışişleri
Bakanı, uzlaşmadan sonra bölgeye barış gücü yerleştirilmesi sürecinde de
yer alabileceklerini bildirdi.
Azerbaycan ve Ermenistan liderleri arasında hafta sonunda Fransa’nın
başkentinde yapılan zirveyi değerlendiren Türkiye Uluslararası İlişkiler
ve Stratejik Analizler Merkezi TÜRKSAM Başkanı Sinan Oğan, uluslararası
güçlerin çözüm ve istikrar istediğini ve 2006 yılında Dağlık Karabağ
meselesinde önemli adımlar atılmasının beklendiğini söyledi.
Japon silahıyla Çin'i vurdu
Konya'da bir tekstil firması, geliştirdiği üretim sistemi sayesinde,
bugüne kadar namaz takkesinde dünya piyasasındaki Çin hâkimiyetine son
verdi.
Sentosa Triko A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Abdullah Altuntaş, AA
muhabirine yaptığı açıklamada, kuruluşu çok eskilere dayanan bir firma
olmadıklarını, tekstil işine de 2001 yılında girdiklerini belirtti.
Triko ürünleri imal etmeye başlarken piyasayı tanımaya çalıştıklarını
anlatan Altuntaş, ''Yüksek kar getirebilecek ürünleri araştırdık. İlk
sırada Türkiye'de üretilmeyen ve o güne kadar tamamı Çin'den ithal
edilen, erkeklerin namaz kılarken kullandığı namaz takkesi olduğunu
gördük'' dedi.
Diğer tekstil ürünlerini ürettikleri makineleri satın aldıkları Japon
firmasının İstanbul'daki Türkiye distribütörlüğüyle temasa geçerek,
namaz takkesi üretimi yapabilecek özelliklere sahip bir makine satın
almak istediklerini söylediklerini anlatan Altuntaş, şunları
kaydetti:ÖNCE 'YAPAMAZSINIZ' DEDİLER ''Firma yetkilileri, namaz
takkesinin nakış tekniğiyle dokunduğunu, kendilerinde ve piyasada bu
ürünü üretebilecek bir makinenin bulunmadığını söylediler. Biz ise pes
etmedik ve söz konusu firmadan, bu işi yapmaya en yakın özellikleri
taşıyan, 100 bin avro değerindeki bir makineyi satın aldık. Makinenin
çalışma düzeneklerinde bazı değişiklikler yaparak, namaz takkesini
üretmeyi başardık. Daha sonra aynı makineden 4 adet daha alarak, yıllık
kapasitemizi 1,5 milyon adeta kadar çıkardık. İslam ülkelerinde yaygın
olarak kullanılan namaz takkelerini daha önce Çin, elde üretiyordu.
Yaptığımız üretimin ardından bizim belirlediğimiz fiyata dayanamayan
Çinli üreticiler, dünya piyasalarına mal satamaz hale geldi.'' Halen
ABD'den Suudi Arabistan'a kadar dünyadaki pek çok ülkeye 8 farklı renkte
namaz takkesi ihraç ettiklerini belirten Altuntaş, ''Bu makineyle namaz
takkesi üretebildiğimizi söylediğimiz Japon firması yetkilileri bile bu
işe çok şaşırdı. Bunu nasıl başardığımızı Konya'ya gelerek incelediler.
Tabi bazı püf noktaları kendilerinden saklı tuttuk. Ancak, bu
tekniğimizi Konya'da ortak iş yaptığımız firmalara öğreterek
Türkiye'deki üretim miktarını artırdık.''
2005
YILI YATIRIM BAŞARI ÖDÜLÜNÜ KAZANDILAR-
Söz
konusu üretim tekniğinin kendilerine çok önemli bir prestij
kazandırdığını vurgulayan Altuntaş, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Japon
malı bir örme makinesinde, firma yetkilerini bile şaşırtan bir takım
düzenlemeler yaparak, bu takkeleri dünyada ilk kez seri olarak üretmeye
başladık. Türkiye'deki iş çevreleri, bunu önemli bir yenilik olarak
değerlendirdi. Anadolu Aslanları İşadamları Derneği, elde ettiğimiz bu
başarıdan dolayı, geçtiğimiz hafta İstanbul'da yapılan ödül töreninde
firmamıza 2005 Yılı Yatırım Başarı Ödülü'nü verdi. Yaklaşık 60
çalışanımızla birlikte bu başarıyla gurur duyuyoruz.''
Türk Tekstil sektöründe Çin yüzünden 10 ayda 200 bin kişi işsiz kaldı
Düşük kur ve Çin rekabetine dayanamayan tekstil sektöründe çalışanların
yüzde 10'u işini kaybetti. Düşük kur ve Çin rekabetiyle bunalan tekstil
ve konfeksiyon sektöründe son 10 ay içinde kapanan fabrikalar nedeniyle
150-200 bin kişinin işsiz kaldığı açıklandı. Türkiye İhracatçılar
Meclisi (HM)Başkan Vekili ve İstanbul Hazır giyim ve Konfeksiyon
İhracatçıları Birliği (İHKİB) Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu
"Bu kaybın artmasından korkuyoruz. Özellikle en büyük çekincemiz sosyal
kriz olması. İşini kaybeden insanların çaresizliği bu ülkenin en büyük
sorunu olur" dedi. Tekstil ve hazır giyimin geçen yıl 73.1 milyar dolar
düzeyinde gerçekleşen ülke ihracatı içinde yüzde 26 pay aldığına dikkat
çeken Orakçıoğlu, "Sektörde 2 milyon kişi çalışıyor. Türkiye'de
istihdamın yüzde 20'sini sağlıyoruz. Kapanan firmaların birçoğu kendi
beceriksizliklerinden değil, ekonomik politikaların getirdiği
baskılardan bu duruma düşüyor" diye konuştu.
Yurtdışında üretim
Orakçıoğlu, bazı firmaların daha avantajlı olduğu için Ürdün, Mısır,
Bulgaristan, Romanya, Özbekistan başta olmak üzere yurtdışına gittiğine
işaret ederek, şunları söyledi: "Sektörün mevcut birikimini başka
ülkelere taşımak istemiyoruz. İşletmelerimizi korumalıyız. En çok girdi
maliyetleri yükünden etkileniyoruz. Son 3 yıldır YTL reel olarak yüzde
78 değerlenirken, girdi maliyetleri yüzde 50 arttı."
Başbakan' la görüşecekler
İHKİB Başkam Süleyman Orakçıoğlu, firmaların kapanmasının sektörel
ihracatı olumsuz etkileyeceğini belirterek, tüm ihracatçı birliklerinin
katımıyla İstanbul'da toplantı düzenleyeceklerini ve durum
değerlendirmesi yapacaklarını söyledi. Orakçıoğlu, "Önemli olan eylem
yapmak değil, sorunlara duyarlı yaklaşmak. Bu hafta Başbakan Recep
Tayyip Erdoğan'dan da randevu istedik. Başbakan, randevu vereceğini
söyledi" diye konuştu.
“Beyaz Sarayda ve Jennifer Lopez'in evinde Türk mermeri
kullanırken, bizim Türkler Çin graniti sevdasına düştü"
Aydın İnşaatçılar Odası Başkanı Alaattin Durmaz, inşat sektörüne giren
Çin granitlerinden duydukları rahatsızlığı dile getirdi. Dünyanın ünlü
binalarında kullanılan Türk mermerlerinin kalitesinin görülmezden
gelinerek, Çin granitlerinin Türkiye'de çok büyük pazara sahip olmasına
sebep olunduğunu belirten Aydın İnşaatçılar Odası Başkanı Alaattin
Durmaz, "Beyaz Sarayda ve Jennifer Lopez'in evinde Türk mermeri
kullanılırken, bizim Türk vatandaşları Türk mermerlerinin kalitesine
ulaşamayan ve sağlığa zararlı olan Çin granitlerinin sevdasına düştü.
Ülkemizdeki yerli ürünleri yok eden Çin malları, ne yazık ki hiçbir
engelle karşılaşmadan pazarlarımızda satılıyor. Çin ürünleri ülkemiz
pazarlarında satılması için bazı kalite kontrollerinden geçmesi gerek"
dedi. Çin granitlerinin insan sağlığını tehdit ettiğini öne süren
Durmaz, "Çin malı granitler de doğal taş; fakat yapı itibariyle Çin
granitleri altına nem geçiriyor. Buda granitlerin altında baterilerin
oluşmasına neden oluyor. Bu granitlerin renklendirilmesi için kullanılan
kimyasal maddeler insan sağlığını ciddi anlatma tehdit ediyor. Türk
mermerlerinde ise bu sorun yok. Beyaz Saray'da ve Jennifer Lopez gibi
birçok ünlü ismin evinde Türk mermerleri kullanılırken, ne yazık ki Türk
milleti mutfağında Çin graniti kullanmak için can atıyor. Çin graniti
Türk mermerine göre yüzde 50 ucuz. Vatandaşlarımız bu ucuzluğu kanıp da
sağlıklarına tehdit etmesinler" dedi. Çin mallarının bir tek kendi
sektörlerine zarar vermediğini kaydeden İnşaatçılar Odası Başkanı
Alaattin Durmaz, Çin mallarına karşı devletin bazı önlemler alması
gerektiğini söyledi. Çin mallarının Türk pazarlarına doğrudan girişinin
önlenmesi gerektiğini savunan Durmaz, Çin'den gelen ürünlerin kalite
kontrollerinden geçtikten sonra pazara sürülmesi gerektiğini dile
getirdi.
Türk Balına Çin İşkencesi
Yılda 60 bin ton bal üreten ve bunun 11 bin tonunu ihraç eden
Türkiye’nin, yurt dışı satışları son iki yılda yüzde 50 geriledi. Bunun
Çin’den kaynaklandığını söyleyen Binbir Çiçek Bal Yönetim Kurulu Başkanı
Hamdi Yılmaz, ‘Çin özellikle Avrupa’ya yaptığı tanıtım çalışmaları ve
düşük fiyatlı ürünleriyle Türkiye’nin ihracatına sekte vuruyor’ dedi.
Türkiye, Avrupa’ya bir kilo balı 2.5-4 Euroya satarken Çin’in bunun yarı
fiyatına sattığını belirten Yılmaz, ‘Çin hükümeti üreticisine destek
veriyor. Yurt dışı tanıtımlarda onların yanında oluyor. Hükümet destek
verirse birkaç yılda Türkiye’nin bal ihracatı 300 milyon Euroya çıkar’
dedi. Bal üretiminde Türkiye’nin en büyük tesislerine sahip olduklarını
belirten Yılmaz, yılda 8 bin ton bal ürettiklerini söyledi.
Çin Büyükelçiliği önünde Kürk' Protestosu... DOĞ-ÇEV, hayvanların
kürkleri için
"vahşice öldürülmesini" protesto etti
Çin'de kürkleri için hayvanların vahşi şekilde öldürülmesi Doğa ve
Çevreyi Koruma Yaşatma
Derneği (Doğ-Çev)tarafından Çin Büyükelçiliği'ne siyah çelenk
bırakılarak protesto edildi.
Çin
Büyükelçiliği önünde toplanan Doğ-Çev yanlısı bir grup adına basın
açıklaması yapıldı. Açıklamada, uluslararası kürk endüstrisinin, kürk
üretiminin altında yatan vahşeti örtbas etmek ve insanları yeniden kürk
giymeye teşvik etmek için son 10 yıldır çok iyi planlanmış bir halkla
ilişkiler kampanyası yürüttüğü iddia edildi. Birinci Sayfadan Devam -
Dünyanın en büyük kürk üreticisi ve işleyicisi konumunda olan Çin'in,
hayvan refahı konusunda hiçbir yasal düzenleme olmayan bir ülke olduğu
ileri sürülen açıklamada, Çin'deki üretme çiftliklerinde daracık
kafeslerde tutulan hayvanların, toptan kürk satışlarının yapıldığı
pazarlara insanlık dışı koşullarda nakledildikleri öne sürüldü.
İşçilerin kafeslerden sürükleyerek çıkardıkları hayvanları
sersemleştirmek için başlarına vurdukları ileri sürülerek, derinin
yüzülmesi sırasında hayvanların çoğunun bilincinin tamamen yerinde
olduğu ve çırpınıp kurtulmaya çalıştıkları açıklandı. Bilincini
yitirmeyen hayvanların, derilerinin yüzülme işlemi sona erene kadar
çaresizce çırpınmaya devam ettikleri ifade edilen açıklamada,
bazılarının ise derileri tamamen yüzüldükten sonra 5 ya da 10 dakika
boyunca nefes almaya ve kıpırdanmaya devam ettikleri vurgulandı.
Açıklamada, kürk ve kürklü ürünlerin alınmaması ve kürklü ürünleri
özendirici yayınlar yapılmaması, hayvanlara yönelik uygulanan vahşetin
önlenmesi için yasal düzenlemeler yapılması istendi. Yapılan açıklamanın
ardından grup içinden seçilen temsilciler Çin Büyükelçiliği'nin girişine
siyah çelenk bıraktı. Yoğun güvenlik önleminin alındığı eylem olaysız
sona erdi.
Irak'ta El-Askeriye Türbesi Bombalandı
Irak'ta el Askeriye Türbesi'nin bombalanması ülkeyi mezhep çatışmasının
eşiğine getirdi. Kızgın Şiiler Sünnilere ait camileri yaktı. Kimliği
belirsiz kişilerce Peygamberimiz'in torunlarından İmam Hasan el Askeri
ve İmam Ali el Naki'nin türbesinin bombalanması, Irak'ta en kötü senaryo
olan iç savaşı yeniden gündeme getirdi. Türbenin bombalandığı haberinin
duyulması üzerine sokaklara dökülen Iraklı Şiiler, protesto gösterileri
yaptı.
ITC
Başkanı Dr. Sadettin ERGEÇ Samarra Saldırısını Kınayarak Milleti Sağ
Duyulu olmaya Çağırdı
Türkmeneli TV ITC Başkanı Dr. Sadettin ERGEÇ Samarra Saldırısını
Kınayarak Milleti Sağ Duyulu olmaya çağırdı. Bu gün üzülerek söylemem
gerekirse almış olduğumuz üzücü haberler içerisinde Selam olsun Ali el
Hadi ve Hasanın el Askeri’nin Mezarlarına utanç verici bir saldırı, bir
tecavüz yapılmıştır. Biz Irak Türkmen Cephesi olarak, tüm Türkmenler, ve
şahsımız adına bu yapılan korkunç tecavüzü şiddetle kınıyoruz. Bu
yapılanlar bizim milletimize, Iraklılara yapılan en büyük komplolardan
biridir. Bu yapılanlar biz Müslümanlar arasında çıkarılması istenen
mezhep kavgasının ateşlenmesi amacıyla yapılmıştır bunu yapanlar mutlaka
art niyetlidir. Bizim İnsanlarımız, bizim toplumumuz,bizim
Milletimiz,bizim Müslüman’ımız sağduyuludur bunu da gayet iyi bir
şekilde atlatacaktır. Tüm Müslümanların başı sağ olsun, bu yapılan
korkunç tecavüze karşı mutlaka yürek birliği içerisinde bunun üstesinden
geleceğimize inanıyorum ve tekrar ediyorum Irak Türkmen Cephesi, olarak
Türkmenler olarak baş sağlığı diliyorum var olun sağ olun teşekkürler.
Çin Afganistan’a ahlâksızlık ihraç ediyor
Geçen yıl Afganistan da 5 Çinli fahişe ele geçirilerek 6 ay hapiste
tutulduktan sonra sınır dışına kovulmuşlardı.
Çin
ile Afganistan arasındaki münasebetlerin sıklaşmasına paralel olarak
Çinliler Kabil başta olmak üzere bazı Afganistan vilayetlerinde ticaret
yerleri ve Çin lokantaları açmaya başlamışlardı. Fransız Haber
organlarının verdiği haberlere göre Afganistan hükümeti Çinli
tüccarların bazı yerlerde kadın ticareti de yapmakta olduklarını tespit
ederek, bir dizi temizlik hareketi başlatmıştır. Bu hareket sonucunda 46
adet Çinli fahişe ele geçirilerek tutuklanmıştır.
Geçen yıl da 5 Çinli fahişe ele geçirilerek 6 ay hapiste tutulduktan
sonra sınır dışına kovulmuşlardı.
Çin'de 'özgürlük' ve 'demokrasi'yi aramak yasak!
Microsoft'un Çin pazarına hitap eden MSN sürümünde, yönetimin istediği
bazı kısıtlamalar yapılıyor.
Bu
servisle yapılan mesajlaşmalarda, 'özgürlük', 'demokrasi', ‘insan
hakları' ve gösteri yürüyüşü' gibi sözcükler bloke ediliyor.
Kullanıcı mesajına Çin hükümeti tarafından 'tabu' sayılan sözcükleri
yazdığında ekranda, 'Yasak sözcük, lütfen silin' ifadesi beliriyor.
Google, ise Tayvan'ın bağımsızlığı veya 1989 Tienanmen Olayları gibi
birçok başlığın aramasını Çin yönetiminin talebi üzerine engelliyor.
Yaklaşık 30 bin memur, hergün web sitelerini, tartışma forumlarını ve
e-mailleri kontrol ediyor. Ocak 2001'den beri, sakıncalı oldukları iddia
edilen bilgileri internette yayımlayanlar veya e-posta yoluyla yayanlar,
en ağır şekilde cezalandırılıyor. İnsan hakları örgütlerinin verilerine
göre, yaklaşık 50 kişi, 'sakıncalı bilgileri' internette yayımladıkları
veya e-posta yoluyla yaydıkları için hapiste. Çin'in yanı sıra Belarus,
Myanmar, Küba, İran, Libya ve Maldivler internette sansüre başvuruyor.
Amerikan Kongresi’nin Çin’in sansür uygulamalarını tartışmak
üzere düzenlediği bir panelde Yahoo ve Google başta olmak üzere bazı
teknoloji şirketleri ağır bir şekilde eleştirildi. Panelde şirketler,
özgür düşünce üzerinden kar amacı gütmek ve totaliter Çin hükümetinin
sansürcü politikasında pay sahibi olmakla suçlandı. ABD Kongresi
tarafından düzenlenen bir panelde ileri teknoloji şirketlerinin son
zamanlarda Çin’de gerçekleştirdiği atılımlar tartışıldı. Panelde,
arasında Yahoo, Google, Microsoft ve Cisco gibi yazılım ve donanım
üzerine faaliyet gösteren dev Amerikan şirketlerinin faaliyetleri ağır
bir şekilde eleştirildi. Yahoo ve Google, özgür düşünce üzerinden kar
amacı gütmekle suçlanırken, Microsoft ve Cisco da, Küresel İnsan Hakları
Alt Komitesi önünde savunma yaptı.
Geçtiğimiz haftalarda ‘Çin’e özel’ bir arama sitesini hayata geçiren
Google, çeşitli çevreler tarafından Çin hükümeti ile ortaklaşa bir
şekilde davranmak ve sansürcü anlayışı benimsemekle suçlanmıştı. Yahoo
da pek çok kez Çin’deki özgür düşünce savunucularını hükümete
bildirmekle itham edilmişti. Panelde Microsoft ve Cisco da suçlamalardan
nasbini alarak, büyük bir potansiyele sahip bilişim pazarının hızla
geliştiği Çin’de hükümetle “işbirliği” yapmakla eleştirildiler.
|