Yukarı
17. Sayı
17 Uygurca
Tarih
Aile
İstiklal 17 Tam Sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

 

Çin'in Türkiye'deki Doğu Türkistanlı’lara
Yönelik Bölücülük Faaliyetleri

 

1995 yılının Mart aylarında Komünist Çin Devleti yetkililerince, dış ülkelerde faaliyet yürütmekte olan Doğu Türkistan Bağımsızlık yanlılarının faaliyetlerini durdurmak ve onlara engel olmak için 450 milyon dolarlık bir meblâğın ayrılmış olduğu ve bu hususta gerekirse sınırsız harcama yapılması gerektiğinin deklare edildiği haberleri alınmıştı.
Kırgızistan ve Kazakistan'da yaptıkları birkaç parça yatırım ile çiçeği burnunda liderleri kafakola almayı başardılar. Çünkü oralarda o günlerde mevcut otorite boşluğu içerisinde para için her şeyi yapabilecek mizaçta çokça insan müsveddesi bulabilmek mümkündü. Bu yüzden bu Türk bölgelerinde çok uzun zamandan beri yerleşik bulunan onlarca kahraman Doğu Türkistan evlatları faili meçhul cinayetlere kurban gittiler.
Kazakistan ve Kırgızistan'a Çin zulmü yüzünden sığınan bazı gençler de Kazak ve Kırgız hükümetlerince Çin cellâtlarına teslim edildiler, ya da çok ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Çin ajanları ellerini kollarını sallaya, sallaya o bölgelerde cirit attılar. 2005 yılına gelindiğinde ise, Çinliler kazandıkları zaferin(!) tadını ne yazık ki; Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin liderleri ile “Şanghay İşbirliği Örgütü” levhasının altında kadeh tokuşturarak kutlamaya başladılar. Bu günlerde alınan haberlere bakıldığında ise Kazakistan ve Kırgızistan'da yerleşik Doğu Türkistan kökenliler son derece zor günler yaşamaktadırlar. Çünkü batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri’nde siyasî ve ekonomik yönden her geçen gün güç kazanmakta olan Çinli’ler buralarda kendileri için tehlikeli gördükleri Doğu Türkistanlı’ları türlü yollarla bertaraf edebilmektedirler.
Ne kadar esef verici bir gerçektir ki; Çin ajanlarının kuvvetli bir kolu da yılların tecrübelisi ve bütün dünyaya kendisini ispat etmiş olan Türkiye'mizde faaliyet içindedirler.
Bu hususta Türkiye'de faili meçhul bir cinayet sonucu hayatını kaybeden değerli bir araştırmacı ve bilim adamı olan rahmetli Necip Hablemitoğlu'nun Çin'in Türkiye'deki faaliyet alanları üzerine kaleme almış olduğu araştırma yazıları dikkatle tekrar, tekrar incelenmelidir.
Son zamanlarda Çin'in Türkiye'de daha profesyonel bir şekilde icraatlar yapmakta olduğu ve “Maşa varken elini yakma” anlayışı ile kişilik zafiyeti bulunan bir takım insancıkları kullanarak Doğu Türkistanlılar arasında fitne-fesat ve bölücülük faaliyetleri yürütmektedirler.
Anlaşılan o ki; Çin'in Türkiye'ye yönelik faaliyetleri için ayırdığı meblağ, diğer ülkelerdeki faaliyetler için ayırdığından çok daha fazla…
Bu cümleden olarak özellikle Türkiye'deki Doğu Türkistanlıları yakın markaja alan Çin, oldukça sinsi ve Çinliye özgü yöntemlerle Pekin'deki patronlarının hazırlayıp ellerine tutuşturdukları parçalama ve engelleme planlarını icra etmektedirler.
İlk iş olarak Türkiye'nin birçok vilayetlerinde Pekin'den finanse edildiğine inandığımız Çin lokantaları açma girişimlerine hız verdiler. Bu sözde Çin lokantaları Çinlilerin ve Çin hayranı taşeronların buluşma yerleri oldu. Buralarda aldıkları kararlar gereğince Doğu Türkistanlıların toplu yaşadıkları yerlere çeşitli şekillerde sızmayı da başardılar. Bu sızmalara çanak tutan en büyük etken ise yine Çinlilerin sinsice ve büyük bir ustalıkla Türkiye'deki uşakları vasıtasıyla ortaya attıkları “Bavul ticareti furyası oldu…
1980'li yılların başlarından itibaren gözlerini kestirme yollardan zengin olma hırsı bürümüş olan bazı Doğu Türkistanlıların Türkiye'de esen “Döviz gelsin de nereden gelirse gelsin” şeklindeki rüzgârdan istifade etmek istemesi ve Çin ile Türkiye arasındaki siyasî samimiyetin gölgesine sığınmaları sebebiyle “Bavul ticareti” denilen bir melanet trafiği ortaya çıktı.Bazı Doğu Türkistanlılar tarafından da rağbet gören bu melanet trafiğinin boyutları kısa zamanda Doğu Türkistanlıların bünyesini adeta bir kanser gibi sarmaya başladı.
Bu gidişatın devamında ise, her geçen gün yayılmakta olan sözde “Bavul ticareti” Çin ajanlarının işlerini daha da kolaylaştırdı. Yine Çin uşağı taşeronların provokasyonları sonucunda “Bavul ticareti” ile uğraşan Doğu Türkistanlılar arasında temeli çıkar çatışmasına dayalı olarak sürdürülen yaftalama faaliyetleri ortaya çıktı. Önü alınamaz bir şekilde ve insafsızca sürdürülen karşılıklı suçlamalar ve şüpheler sonucunda da her geçen gün Türkiye'deki bir avuç Doğu Türkistanlı arasında tesanüt zayıflamaya ve çıkar odaklı karşılıklı cepheleşmeler baş göstermeye başladı.
Artık, Doğu Türkistanlıları “bölücü” ve “terörist” olmakla suçlayan Komünist Çin devletinin kendisinin bölücülüğü tescillenirken, diğer taraftan da kendileri büyük ölçüde menfur emellerine ulaşmış oluyorlardı.
Bütün bunlar Doğu Türkistanlılarca da az çok bilinmesine rağmen bu güne kadar bir türlü gerekli dersler çıkartılamadı. İçinde bulunduğumuz dönem de ise, geçmişte Çin ile yapılan “Bavul Ticareti” yerini İstanbul'un çeşitli semtlerinde Çin-Doğu Türkistanlı(!) ortaklığı ile sürdürülen yerleşik ticarete (!) bıraktı. Her geçen gün bu girift gidişat hız kazanarak devam ediyor.
Türkiye'de Çinli sayısı arttıkça da Doğu Türkistanlılar arasındaki birliktelikler zayıflamaya ve Bağımsız Doğu Türkistan hareketi kan kaybetmeye başladı. Bu gidişatın müsebbibi olan yerli taşeronlar ise sureti haktan görünerek Çin mallarını diledikleri şekilde pazarlamaya ve keselerini kirli Çin paraları ile doldurmaya devam ediyorlar…
İstiklâl Gazetesi olarak bunları dile getirmemizdeki asıl maksat ise, yalnızca Doğu Türkistan'ın haklı mücadelesinin sinsice akamete uğratılmakta olduğunun dışında Türkiye'de Çinli'lerin ve Çin uşaklarının statü dışı faaliyetler içinde olmalarına karşı devletimizin ilgili birimlerinin dikkatini çekmektir.

 

Çin'in yeni silahı: AIDS 

 

Yıllardan beri Doğu Türkistanlı Uygur Türklerini çeşitli yollarda asimile etmeye çalışan Çinliler, şimdide AIDS'ye sarıldı

 

Çağın vebası olarak gösterilen AIDS hastalığının son zamanlarda Doğu Türkistan'da hızla yayılmaya başlamasının altında Çin oyununun olduğu belirtiliyor. Çoğunluğu Müslüman olan ve tek eşlilik ve zina konularında oldukça duyarlı olan Uygur Türkleri arasında bu hastalığın yayılmasının en önemli sebebinin Çinlilerin, kan ihtiyacı olan hastalara AIDS'lı kan vermeleri olduğu ileri sürülüyor. 

10 binin üzerine çıkmış

Doğu Türkistan'dan alınan haberlere göre 4 bin 386'sı Ürumçi'de olmak üzere Doğu Türkistan genelinde bu sayının 10 binin üzerine çıktığı belirtiliyor. Sayının gün geçtikçe artmaya başladığı da iddia edilmektedir.

Önlem de yok, uyarı da

Çinli yetkililerin Doğu Türkistan'daki Türkleri AIDS konusunda uyarmadıkları ve bu konuda tedavi imkânı da çoğu zaman sağlamadıkları belirtiliyor. Doğu Türkistan'dan gelen haberlere göre halkın AIDS'i tanıması durumunda Çin'e karşı harekete geçeceğinden korkan yetkililerin, Türk neslini yok etme konusunda kararlı oldukları için AIDS'in Türkler arasında yayılmasına sessiz kaldıkları, buna karşılık Çinlileri uyardıkları kaydediliyor.

Doğu Türkistan'da AIDS hastalığı ve bu hastalığa yakalananların sayısı günden güne artmaktadır         

01.12.2005 Uluslar arası AIDS Günü'nün sebebiyle, tüm dünyada AIDS raporları ilân edilmektedir.

Medyada yer alan haberlere bakılırsa; Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistan'da AIDS hastalığının yayılmasını engellemeye yönelik çabaları çok fazladır. Ancak Çin Hükümeti'nin propaganda amacıyla yayınladığı bu haberler gerçeği yansıtmamaktadır. Çin Hükümeti'nin, Doğu Türkistan'da AIDS hastalığını önleme konusundan hiçbir çabası bulunmadığı bilinmektedir.

Bugünkü duruma göre bu yıl Doğu Türkistan'da AIDS hastalığına yakalananların sayısı 9346 kişi olduğu belirtilip, gerçek sayının bundan çok fazla olduğu tahmin edilmektedir. Ancak aldığımız habere göre Doğu Türkistan'da AIDS hastalarının en yoğun olduğu yer Ürümçi, Gulca başta olmak üzere hiçbir şehirde AIDS tedavi merkezi bulunmadığı bildirilmiştir.

Doğu Türkistan'da AIDS tedavi merkezi bulunmamaktadır

Doğu Türkistan'da AIDS Hastalığı Bilgi Merkezi'nde çalışan bir yetkili “Doğu Türkistan'ın AIDS' ten korunması sadece medyaya yönelik bir açıklamadır. Gerçekte böyle bir çaba bulunmamaktadır. Hastahanelerde AIDS hastalarına özel bir bölüm bulunmamaktadır. Oysaki AIDS hastalarının rehabilite olması için, ayrı bir bölümde tedavi olması gereklidir.” dedi.

Doğu Türkistan'da ki bilinen bir sağlık merkezinde çalışan bir yetkili ise “Doğu Türkistan'da AIDS'e yakalanan kişilerin Doğu Türkistan'ın güney kısmının da kontrol edilmesi halinde orada da AIDS hastalarına rastlanabileceğini” söyledi.

Çin Hükümeti medya ile AIDS'in yayılmasını engelleyebilir mi?

Medyada yer alan haberlere göre Doğu Türkistan'ın AIDS hastalığının hızlı yayılmakta olan bölgelerden birine dönmesi ile Çin ve Uluslar arası AIDS Araştırma ve Yardım organizasyonları Doğu Türkistan'a AIDS hastalığının engellenmesi için bütçe ayrılmıştır. Ancak AIDS'e harcanacak olan paralar AIDS' ten korunmak için değil medyada propaganda amacıyla kullanılmıştır.

Doğu Türkistan'da her yıl AIDS'e yakalananların sayısı 10.000 kişinin üstündedir.

Doğu Türkistan'ın AIDS durumu hakkında basından alınan bilgilere göre Doğu Türkistan'da 1995 yılında ilk AIDS vakasına rastlandı. Ancak istatistiklere göre Doğu Türkistan'da AIDS hastalığı çok çabuk yayıldı.

2000 yılına gelindiğinde Doğu Türkistan'da AIDS'e yakalananların sayısının çokluğu açısından Yunnan'ın ardından ikinci sırada gelmektedir. Bununla birlikte her sene AIDS hastası olarak resmi kayıtlara geçen rakamlara göre 10.000 kişinin üstündedir.

RFA'nın Ürümçi'de ki Kızıl Haç Cemiyeti'nin açmış olduğu AIDS Bilgi Merkezinden aldığı bilgiye göre, Doğu Türkistan'da AIDS'e yakalananların % 95'i Uygur'dur. Çoğunlukla uyuşturucu madde alan kişiler olduğu belirtilirken, AIDS' in bu yolla bulaşmış olduğu belirtilmiştir.

Doğu Türkistan'da toplam olarak 90.000 AIDS hastası olduğu görülmüştür.

Gulca'da kontrolden geçen 12.000 kişiden, 3.000'inde AIDS virüsüne rastlandı. Çin Hükümeti Doğu Türkistan'da AIDS'in önünü almak için tedbirler aldığını medyaya açıklasa da, AIDS tedavisi yapan herhangi bir merkez bulunmamaktadır.

Araştırmamıza göre uyuşturucu tedavi merkezlerinde tedavi olmakta olanların durumu çok daha tehlikededir. Buralarda AIDS'e yakalanma riski daha fazladır.

Uygurlar arasında AIDS'in çok süratli yayılmasının sebepleri nelerdir?

Uygurlar arasında hızlı ve geniş çaplı olarak yayılması halkı sarmıştır. Bazı Uygurlar bunun sebebini uyuşturucu madde kullanımı olarak görürken bazıları da Çin Hükümeti'nin sağlık politikaları olduğunu görmektedir. Uygurlar dini ve milli kültürün zayıflamasından dolayı olduğunu belirtmişlerdir.  RFA Gülchéhre

 

Çin Hükûmeti Kaşgar Edebiyatı Dergisi YayınYönetmeni Köresh

Hüseyin’i 3 yıl hapse mahkûm etti

 

RFA/ETIC  Çin Hükümeti; Kaşgar Edebiyatı Dergisi Yayın Yönetmeni Köresh Hüseyin’i; Çin Hükümeti’nin Uygur Otonom Bölgesindeki katı siyasetinin tenkit edildiği “Yabani Güverci” isimli eserin yayınlanmasına izin verdiği için 3 yıl hapis cezasına çarptırdı. Adının açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin RFA muhabirine bildirdiğine göre; Kaşgar Ağır Ceza Mahkemesi, bu sene 35 yaşını dolduran Köresh Hüseyin’i “Milli bölücülük ve bölücülük ideolojisini teşvik eden eserin yayınlanmasına izin vermekle” suçladı.  9’DA

 

Yabani Güvercin isimli eserin yazarı Nur Muhammed Yasin, 2005 yılının başlarında Çin tarafından 10 sene hapis cezasına çarptırılmıştı.

Kaşgar Ağır Ceza Mahkemesi; Köresh Hüseyin’in 3 sene hapis cezasına çarptırılması ile ilgili sorumuza yanıt vermekten kaçınarak, olayı inkâr etmiştir.

 

 Dalay Lama ve Rabiye Kadir Dünya Barışı

Konulu Bir Konferansa Katıldılar

 

Rabiye Kadir Hanım ve Çin işgali altındaki Tibetlilerin ruhani lideri Dalay Lama 13 Kasım 2005 günü Waşington' da Dünya Barışı ve Sevgi konulu  yaklaşık 16 bin kişinin katıldığı bir konferansa iştirak ettiler. Konferansta, dünya barışı, karşılıklı sevgi ve saygı, katliama yönelik olarak bulundurulan silahların durumu gibi konular üzerinde duruldu.

Toplantıya Uygur İnsan hakları ve demokrasi hareketinin önderlerinden Rabiye Kadir Hanım özel misafir sıfatıyla davet edildi. Toplantıda Rabiye Kadir hanım ve Doğu Türkistan meselesi katılımcılara özel olarak anlatılarak  “Uygurların manevi annesi Rabiye Kadir'i aramızda görmekten şeref duyuyoruz” denildi.

Daha sonra Rabiye kadir Hanım Amerika Uygur Cemiyetinin başkanı Nuri Türkel ile beraber sahneye davet edildi. Bu esnada Rabiye Kadir Hanım Tibetlilerin Ruhani Lideri Dalay Lama'nın başına Doğu Türkistan milli doppasını giydirdi.

Dalay Lama: Tibet, Moğol ve Uygurlar devamlı olarak eziyetlerle karşı karşıya olduklarını vurgulayarak “Tibetlileri içinde barındıran Moğol ve Uygurlar geçtiğimiz asırda çok zor şartlardan geçtiler, dolayısıyla Tibet, İç Moğolistan ve Uygurlar devamlı olarak zorluklarla karşılaşmaktadırlar.” Dedi.

 

Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi Kurucusu

ve Başkanı İsa Hüsen, 12 yıl hapis cezasına çarptırıldı

 

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi’nin vatandan aldığı habere göre Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi Başkanı İsa Hüsen, Çin polisleri tarafından Temmuz. 2005 tarihinde tutuklandı.

İsa Hüsen, Aksu vilayetinin Toksu nahiyesinden olup, üniversite mezunudur. 1994’te Toksu nahiyesinde Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi’ni kurdu ve başkan seçildi.                                                     İsa Hüsen, 1994 yılı Şubat ayında Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi’ni kurduktan sonra, basın yayın yoluyla Çin Hükümeti’nin Doğu Türkistan’da uyguladığı sistematik zulümleri duyurmaya ve Doğu Türkistan halkını Çin unsurlarına karşı mücadele etmeye çağırmıştı.

Yukarda sayılan sebeplerden ötürü İsa Hüsen, 1994 yılı Ağustos ayında Çin tarafından tutuklanarak 9 senelik hapis cezasına çarptırıldı. Hapis cezasını bitirdikten sonra 2003 yılı Ağustos ayında serbest kalan İsa Hüsen; hapisten çıktıktan sonrada Çin Hükümeti’nin yıldırma politikasından kurtulamadı ve devamlı surette göz altında tutuldu.

İsa Hüsen’in hapisten çıktıktan sonra peşini bırakmayan Çin Hükümeti, hapis sonrasında ziyaretine gelen dost ve arkadaşlarının bir ayaklanma hazırlığı olduğunu bahane ederek, İsa Hüsen’i tekrar tutuklamış ve 12 sene hapis cezasına çarptırmıştır.

 

 

İsviçre'de Yaşayan Doğu Türkistanlılardan Anma Toplantısı

 

 

12 Kasım 2005 günü İsviçre'de yaşayan Doğu Türkistanlılar 12 Kasım 1933 ve 12 Kasım 1944 tarihlerinde doğu Türkistan'da kurulan Doğu Türkistan devletlerini anma toplantısı gerçekleştirdiler. Stockholm şehir merkezinde İsviçre’de yaşamakta olan Uygurlar, İsviçre Uygur Komitesinin organizasyonu ile 1933 ve 1944 yıllarında kurulan Doğu Türkistan devletleri anıldı.

Bununla beraber aynı tarihleri de devlet bayramı olarak kabul ettiler. Bu toplantı İsviçre'de yaşayan Uygurların oluşturduğu Uygur Komitesinin başkanı tanınmış bestekâr Köreş Sultan riyasetçiliğinde yapıldı.

 

Berlin’de Hujintao Karşıtı Protesto Eylemi

 

11.11.2005 Günü kısa adı DUK olan Dünya Uygur Kurultayının önde gelenlerinden Ablimit Tursun, Dolkun Eysa, Ablikim İdris'in önderliğindeki Almanya'da yaşayan Uygurlar başkent Berlin'e giderek Çin büyükelçiliği önünde, Hujintao'nun Almanya ziyareti sebebiyle üç saat süre ile protesto eylemi gerçekleştirdiler.

Bu protesto eylemine Tibet teşkilatı, İç Moğolistan teşkilatı ve Tehdit altındaki milletleri koruma teşkilatlarının üyeleri ve diğer insan hakları teşkilatları temsilcileri de katıldılar. Bu defa ki protesto gösterisine gazete, dergi, radyo ve televizyon muhabirleri de özel bir ilgi gösterdiler. Söz konusu eyleme katılanlarla da ayrı ayrı röportajlar gerçekleştirerek Uygurlar, Tibetliler ve İç Moğolistan halklarının insan haklarının çiğnenmekte olduğu ile ilgili bilgiler aldılar. Bu gösterilerden sonra Uygurlar Almanya parlamento binasının önüne kadar ellerinde Ay-yıldızlı Gök bayraklarla giderek Hujintao'nun Almanya ziyaretine tepki gösterdikleri sırada orada bulunan Uygurlardan 40 kişi Alman polisi tarafından gözaltına alındılar. Almanya Parlamento binası güvenliğinden sorumlu polis merkezince 2 saat süresince sıkı kontrol ve sorgulamalardan geçirilen Uygurlar, daha sonra kendilerine ulaştırılan yanlış bilgi sonucunda Uygurları gözaltı ve sorguya maruz bıraktıklarını ifade ile kendilerinden özür dilemek suretiyle serbest bıraktılar. (DUK)

 

Uygurların ünlü “12 Makam” eseri Birleşmiş Milletlerin “Korunması gereken kültürel miraslar” kapsamına alındı

 

Birleşmiş Milletler Kültür Teşkilatı, 25.11.2005 pazartesi günü Merkezinde düzenlediği toplantıda, “Korunması gereken kültürel miraslar” listesine alınan eserleri ilan etti. Bu listeye Uygurların manevi sanat eseri olan “12 Makam” dâhil edildi.

“12 Makam” başta Asya’nın kuzeyi, güneyi ve batısı olmak üzere, Afrika’da ki 19 devlet ve yönetim bölgesinde tesir göstermiş bir eserdir. Birleşmiş Milletler Kültür Teşkilatı,1998 yılında kültürel mirasları korumak amacıyla kurulmuştur. Öncelikli amaç bu gibi eserleri koruma altına alarak, 10 yıllık bir plan dâhilinde yok olmaktan kurtarmaktır.

Kasım ayında ilan edilen listeye, “Uygur 12 Makam Eseri” dışında dünyanın çeşitli yerlerinde ki 42 kültürel miras daha dahil edilmiş olup, Moğollara ait “Uzun Perdeli Halk Müziği” bu listenin içinde yer almıştır.

 

 

Londra'da Çin Lideri Hujintao Aleyhtarı Gösteri Düzenlendi

 

Çin lideri Hujintao'nun Avrupa ziyaretlerinin birinci durağı Londra olup,  08.11.2005 tarihinde Londra'ya ulaştı. Londra’da, İngiltere Başbakanı Toniy Bleyr ile iki devlet arasındaki ticarî ilişkiler, uluslar arası güvenlik ve insan hakları konularında bir görüşme gerçekleştirdi. Bu ziyaret esnasında Hujintao aleyhinde büyük çaplı bir protesto gösterisi yapıldı. Bu gösteriye İngiltere'deki Uygur cemiyetinin üyeleri, Tibet teşkilatlarının üyeleri,  Uygur ve Tibetlileri destekleyenler, Çinli demokrasi yanlıları ve Falung gong müritleri olmak üzere yüzlerce kişi iştirak etti. (DUK)

 

Çin, ‘iskambille' Türk avına çıktı

 

Çin'in Sincan kentinde bir tren istasyonunda ellerinde tuttukları iskambil kâğıtlarını halka dağıtan "üniformalıları" görenler önce bu kişilerin şans oyunlarını oynatan bahisçi olduğunu sandı. Ancak durum, dağıtılan iskambil destelerindeki "aranıyor" yazılı suçlu fotoğraflarını görünce anlaşıldı. Çin polisi, Amerika'nın devrik lider ve eski rejim suçlularını bulmak için Irak'ta uyguladığı taktiği hayata geçirdi. Cinayet zanlılarının fotoğraflarının olduğu 500 bin adet deste halka ücretsiz dağıtıldı. Yetkililer, kartların üzerinde katil zanlısının işlediği suç, görüldüğünde bildirilmesi gereken polis telefon numaraları ve ihbarı yapan kişiye verilecek ödül miktarının yazılı olduğunu söyledi.

 

Çin'in insan hakları sicili tartışılıyor

 

Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'nun İngiltere gezisi, İngiliz gazetelerinin sayfalarında geniş yer verdiği konular arasında. Geziye şüpheyle yaklaşan Independent'ın manşeti "Çin yapımı".

Gazete bir Çin bayrağı üzerinde, Pekin Yönetimi'ne yönelik eleştirileri sıralamış.

"Çin her yıl yaklaşık 10 bin kişiyi idam ediyor. Ülkede muhalifler 'akli dengesi tehlikeli derecede bozuk olarak' görülüyor, kendilerine özel tedavi uygulanıyor. Tibetli lider Dalai Lama'nın destekçileri sık sık ya kayboluyor ya da işkenceye maruz kalıyor. Çin yönetimi nüfusunun çoğu Müslüman Doğu Türkistan'da da eylemcileri hapse attı, onları çalışma kamplarında 'yeniden eğitti'. Bu kişilerden bazıları idam edildi, bazılarına da kelepçelenip dövülmeleri sonrası elektrik şoku verildi."

 

GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE 10 KASIM

 

Basın Bildirisi- Türk Dünyasının, Bilge Hakanı; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu; Türk Milletinin Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının 67. yıl dönümündeyiz. "Hürriyeti, İstiklâli ve Cumhuriyeti bu milletin karakteri" olarak tanımlayan ve bütün hayatını en sevdiği milletine adayan bir büyük şahsiyeti tekrar anmanın, anlamanın, hayat felsefesi ile ortaya koyduğu eşsiz mücadelesine bir daha milletçe şahit olmanın haklı gurur ve şuurunu yaşamaktayız.

Bu millet, bu güzel şahsiyete; 'Atatürk’ diyerek, Türk Milletinin karakterini ortaya koyması bakımından üzerinde ısrarla durulmalıdır. Bir dönem. ''Cepheden cepheye koşanların.." hürriyet ve istiklâlin temininden sonra, savaştan yorgun ve bitap düşmüş bir vaziyette çıkan bir milleti kısa zamanda nasıl toparladığına, ona ufuk ve gaye anlamında bir büyük misyon yüklediğine; 13 milyon yürekli nüfusu ile 'vatan coğrafyasının top yekûn kalkınması..' yolunda ne şekilde çaba harcadıklarına şahittir..

Anadolu'yu, bütün Türk Dünyasının nazargâhı haline getirerek, bugünleri ta o günlerin yalın ikliminde görerek yorumlayan ve Türk insanının, 'muasır medeniyetler seviyesine çıkmasını'' telkin eden büyük ufuk lideridir...

"Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır; ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır" sözleriyle; Cumhuriyete olan inancını belirterek bizlere, bu ulvî inancın yaşatılmasını vasiyet etmiştir.

Bir 10 Kasım Tarihini milletçe yâd ederken; bu milletin ne kadar çetin ve zor şartlar altında büyük mücadeleler vererek; 'millî hislerle..' dalgalar halinde dağlara yüklenerek bugünlere geldiğini unutmayalım, Türk Milleti, her türlü zorluğu, sıkıntıyı; azim, irade ve kararlılığı ile yenecek güçtedir. Bu duygular içerisinde; başla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, onun silâh arkadaşlarını, bu vatan coğrafyası için hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyor, hayatta kalan gazilerimize minnet ve şükran duygularımızı en kalbi İlişlerimizle belirtiyoruz.

10 KASIM 2005

KAYSERİ KÜLTÜR ve TURİZM DERNEĞİ

YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI

P.K.218 38002 KAYSERİ, T EL/BELGE GEÇER: 0352 221 73 03 Adresi: Sahabiye Mahallesi Muhtarlığı, Kocasinan 38010 KAYSERİ

E-Posta: kayserikulturveturizm@mynet.com

  

Denktaş: Bu adam akreptir  

 

KKTC’nin kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ülkesinin 22. Kuruluş yıldönümü öncesinde sert uyarılarda bulundu. 1974 Barış harekâtı’na katılan gazileri kabul eden Denktaş, özetle şunları söyledi:

İMZA ATAN ŞEREFSİZDİR

‘Birleşmiş Milletler Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto görüşmelere elinde küçük bir not defteri ve kalemle gelip, ‘Ben bir sineğim’ dedi. Bu sinek akrep oldu. De Soto ABD, İngiltere ile işbirliği ve Rumlarla alışverişle Annan Planı’nı ortaya çıkardı.  Buradan diyorum ki; Hiçbir makam, hiçbir Kıbrıslı Türk, hiçbir Anadolu çocuğu, var olan bir devleti ortadan kaldıracak anlaşmaya imza atamaz. Atarsa büyük şerefsizlik yapmış olur.   Buradan diyorum ki; Hiçbir makam, hiçbir Kıbrıslı Türk, hiçbir Anadolu çocuğu, var olan bir devleti ortadan kaldıracak anlaşmaya imza atamaz. Atarsa büyük şerefsizlik yapmış olur.

RUMLAR ESİR ALMADI

KKTC'nin kuruluş sürecini hazırlayan 74 çıkartmasında yer alan gaziler, iki şehitliği gezdiler. Burada o günlerin heyecanlarını tekrar yaşayan gaziler, şehit düşen silah arkadaşları için dua edip gözyaşı döktüler. Gazi Abidin Yücedağ, şehit İlker Karter için 'Keşif kolunda uçuyordu. Magosa civarında yerden açılan ateşle uçağı vuruldu. Paraşütle atladı. 1961 Cenevre Sözleşmesi'ne göre esir alınması gerekiyordu. Ama Rumlar esir almadı ve şehit ettiler' dedi. Özgür Ekşi Hürriyet

 

 12. Türk Dünyası Gençlik Günleri Ve Kurultayı

 

TÜRK OCAKLARI DEĞERLENDİRME BÜLTENİ’NDEN 25 Kasım 2005

12. Türk Dünyası Gençlik Günleri ve Kurultayı, Türk Ocaklarının ev sahipliğinde, Başbakanlık Tanıtma Fonu'nun desteği, TİKA'nın işbirliği ile, 13-20 Kasım 2005 tarihleri arasında İstanbul'da yapıldı. Türk dünyası rüzgârlarının esmeye başladığı 1990'lardan bu tarafa devam eden belki de yegâne etkinlik olması bakımından dikkatleri çeken Kurultay, her bakımdan faydalı oldu.

DTGB, Şubat 1992'de Tatar Gençleri Birliği Azatlık'ın öncülüğünde Rusya Federasyonu içindeki Türk Devlet ve Toplulukları ile Kırım ve Azerbaycan'dan gençlik teşkilâtlarının katıldığı Türk Dünyası Gençlik Kurultayı'nda doğdu. DTGB'nin o günlerdeki doğuşunda, Türk Ocaklı gençlerden Yakup Deliömeroğlu, Hasan Ali Karasar, Tümen Somuncuoğlu, Konuralp Ercilasun, Terken Hacaloğlu, Tataristan'dan İrik Garif, Talgat Ahmedişin, Zülfire Sagidkızı, Başkurdistan'dan Artur İdilbayev ve Çuvaşistan'dan Vecislav Timofiyev gibi gençlik liderlerinin ortak gayretleri etkili oldu ve o günlerden bugünlere DTGB sürekli olarak gelişti. DTGB gönüllü, bağımsız, milletlerarası bir demokratik platform olarak kurulmuş ve temelini, uluslararası normlardan, insan hakları deklârasyonuna paralel devletlerarası anlaşmalardan almıştır Bugün Türklerin yaşadığı 36 ülkeden 41 kuruluşu üye ve gözlemci statüsünde bünyesinde barındıran DTGB, bu haliyle, uluslar arası gençlik örgütlerinin en büyükleri arasındadır. Nitekim gençler, bu kurultay esnasında da, önümüzdeki yıllarda Birleşmiş Milletlerin tanıdığı ve destek olduğu bir örgüt haline gelmenin yollarını arayacaklarını, bir temenni mahiyetinde, ifade etmişlerdir. Fin-Ogur halklarının DTGB'ye üye olması, bu yıl Kore'den de bir müracaatın yapılmış olması, DTGB'yi Türkçe konuşan gençlerin örgütü olmanın ötesine, bir Ural-Altay gençlik örgütü olmaya götürmektedir.Kurultay, ilk defa Türkiye'de yapılmaktadır. Daha önce her biri başka bir Türk yurdunda yapılan kurultaylar, TYB Genel Başkanı Yakup Deliömeroğlu'nun kurultayda yaptığı konuşmada da dile getirdiği gibi, bu özelliğiyle de benzersizdir. Fakat Türkiye'de yapılıyor olmasının uyandırdığı ilgi öylesine yüksek oldu ki, önceki kurultaylara çağrılan 200 kadar delegenin ancak 130 ile 150 kadarı katılırken, bu defa eksiksiz katlım oldu, delegasyonların yanlarında gelen sanatçılarla ve Türkiye'den katlımla birlikte sayı 250'ye ulaştı. Bu sevindirici yoğunluğun önümüzdeki yıllarda da ve nerede yapılırsa yapılsın devamını temenni etmek durumundayız. Bunların başında, dil birliğini sağlamak geliyor. Daha önce 11.Kurultayda alınan "Kurultay Dili, Türkiye Türkçesi'dir" kararı, bu kurultayda da görüldüğü gibi, henüz sembolik bir karardır. Acele etmeye gerek yoktur. Sabırlı olmak gerekir. Zaten Türkiye Türkçe'si konuşan Balkanlar, Ortadoğu, Kıbrıs delegasyonları dışındakilere, Türkiye'de Türkçe kursları düzenlemek bu derinliğine çalışmaların başında geliyor. Her delegasyonun kendi şive veya lehçelerini en iyi şekilde öğrenmelerini sağlamak da, ihmal edilmemesi gereken önemli bir iştir. Ancak ortak bir yazı diline ve alfabeye doğru yönelmeyi sağlamak kurultayın hedefi haline gelmelidir. Sağ olun gençler. Kurultaylarınız "Mengi - daim" olsun. Dirlik düzeniniz bozulmasın. Geleceğe birlikte yürüyüşünüz kutlu olsun.

 

'Türklüğümüz göklerde dalgalanan bir sancak'

 

Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği 2. Başkanı Yalçın Koçak, "Derneğimiz adına

Bulgaristan'da Üniversitemizi kurmamız sebebiyle etki sahamıza giren Balkanlar Türkleri ve

Balkan Türklerinin politikasızlığı, milliyetçiliğimizi kişisel olarak rahatsız etti. Osman ALTUNTAŞ

 

Bulgaristan'da kurduğumuz Üniversite sayesinde, Türk gençlerine EUA lisansı vereceğiz" dedi. Sakarya eski Milletvekili ve Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği 2. Başkanı Yalçın Koçak, derneklerinin 1985 yılında zamanın Başbakanı rahmetli Turgut Özal tarafından kurdurulduğunu belirterek, "Bulgaristan'da eğitime açtığımız Balkan Üniversitesi sayesinde, etki sahamıza giren Balkanlar Türkleri ve Balkan Türklerinin politikasızlığı, milliyetçiliğimizi kişisel olarak rahatsız etti" dedi. Yalçın Koçak, derneklerinin çalışmaları, hedefleri ve Balkan Türklerinin bugünü ve yarını hakkında ORTADOĞU'nun sorularını cevapladı.

Türk'lük yuvası haline getirdik

— Derneğinizin çalışmalarını ve amaçlarını anlatır mısınız?

Bilindiği gibi Bulgaristan'da Dernek adına Balkan Üniversitesi'ni kurduk. Kendimizi birden bire Balkan Türklerinin sorunlar yumağı ile karşı karşıya bulduk. Balkanların ve Balkan Türklerinin politikasızlığı milliyetçi kişiliğimizi rahatsız etti. Balkan Türkleri ile ilgili şöyle bir tarihe dönüp inceleme yaptığımızda, (Geçmişte) Türkiye'deki balkan derneklerin çoğunun Bulgar muhibi gibi çalıştıklarını, hatta bazılarının da işbirlikçiliklerini de devam ettirdiklerini üzelerek müşahade etmiş bulunmaktayım. Bu sebepten dolayı, en büyük balkan derneği olan "Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği"nin yönetimine, eski milletvekili arkadaşım Ali Rıfkı Atasever ile birlikte el attık. Derneğimiz, rahmetli Başbakan Turgut Özal tarafından 1985 yılında kurdurtulmuştur. Derneğin yönetimine gelir gelmez ilk iş olarak, içindeki yabancı unsurları temizledik. Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği'ni, temiz bir Türk'lük yuvası haline getirdik. Şimdi öncelikle Balkanlardan başlayarak, dünyada nerede bir Türk varsa etki sahamız altında sayacağız. Durumdan da vazife çıkararak hizmetimize ve davamıza devam ediyoruz.

 

 

KKTC'nin istiklâli bizim istiklâlimizdir

 

Azerbaycan Ana Vatan Partisi Genel Başkanı Milletvekili Fezail Agamali, "Tabi ki, bu tüm Türk dünyasının bayramlarından biridir.

 

Türk devletleri gibi diğer devletler de KKTC'nin bağımsızlığını tanıyacaktır" dedi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşunun 22. yıldönümü Azerbaycan'da kutlandı. KKTC'nin 22. Kuruluş yıldönümü nedeniyle KKTC Azerbaycan Temsilciliği tarafından Bakü Eğlence Merkezinde düzenlenen resepsiyona, çok sayıda milletvekili katıldı. KKTC Azerbaycan Temsilcisi Mustafa Evran ile Azerbaycan Milletvekili ve Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Nizami Ceferov tebrik konuşması yaptılar. KKTC'nin 22. yılında Kıbrıslıları tebrik eden Azerbaycan Ana Vatan Partisi Genel Başkanı Milletvekili Fezail Ağamalı, "Tabi ki, bu tüm Türk dünyasının bayramlarından biridir. KKTC'nin istiklâli bizim istiklâlimizdir, onun sevinci bizim sevincimiz, onun sıkıntıları da bizim sıkıntılarımızdır. Ben çok memnunum ki, artık buzlar kırılmaya başlayıp, Azerbaycan tarafından ambargonun kaldırılması yönünde ciddî adımlar atıldı. Başka devletler için örnek olacağına inanıyorum, Türk devletleri gibi diğer devletler de KKTC'nin bağımsızlığını tanıyacaktır" dedi.   

 

Atina'nın cami ayıbı

 

Adamlar Atina’ya Camii izni vermezken, sen git boş bir AB hayali uğruna Atatürk'ün ihanet yuvası diye nitelediği Patrikhaneye Ruhban Okulu açmaya kalk, Ekümen ilan et.

 

 Yunanistan'ın, 150 bini aşkın Müslüman'ın yaşadığı camisiz Avrupa başkenti Atina'da bayram namazı bu yıl da bir stadyumda kılındı. Yaklaşık 5 bin Müslüman, bayram sabahı, Atina'nın Faliron semtindeki "Dostluk ve Barış" stadyumunun bitişiğindeki büyük, boş alanda bayram namazı kılmaya gitti. Ancak, yağmur nedeniyle namaz, kapalı stadyumun içindeki fuar bölümü ve koridorlarında kılındı. Namaza katılanlar, Yunan başkentinde halen bir cami bulunmamasından yakındılar.

 

Kırım Tatar Millî Meclisi Başkanı diplomatik akşam yemeğine katıldı

 

Ukrayna’daki Almanya Büyükelçisi Dietmar Gerhard Stüdemann’ın daveti üzerine, Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Mustafa A. Kırımoğlu, 7 Kasım’da Alman Büyükelçisi meskeninde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Ali Bilge Cankorel’in diplomatik vazifesinin bitmesi münasebeti ile verilen diplomatik akşam yemeğine katıldı. Akşam yemeğine ayrıca Hırvatistan Büyükelçisi Dr Mario Mikoliç, Ukrayna Devte Sekreteri Oleg Rıbaçuk katıldılar. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanının Oleg Rıbaçuk ile sohbetindeki eski Ukrayna Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın “Milliyet Ayrımına Göre Sürgün Edilen Vatandaşlarının Haklarının İadesi Hakkındaki” kanun tasarısının üzerindeki vetosunun kaldırılması meselesi ele alındı. O. Rıbaçuk işbu sorununun en kısa zamanda halli için çalışacağını söyledi. Meclis Basın Servisi

 

Güney Azerbaycan'da Settar Han Özlemle Anıldı

 

Millî hareketin lideri Dr. Çağrı Çöhreganli Bey'in, günün anlam ve önemini açıklamak amacıyla hazırladığı bildiri de millî hareketçiler arasında sevinçle karşılanmıştır.

 

Settar Han'ın Tahran'ı güzelleştirme teşkilatı ve Tahran belediye başkanlığının girişimleriyle, Heykeltıraş Şehriyar ve Şahbuz Zarabi kardeşlere yaptırılan 75 kilo ağırlığında, 85 santimetre uzunluğundaki tunçtan büstü, 120 santimetrelik granitten yapılmış taşın üzerine konularak Tahran'da düzenlenen açılış töreniyle manevi olarak ölümsüzleştirilmiştir. Güney Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi mensubu milliyetçilerce her yıl anılan büyük önder, şahadetinin 91.yıl dönümüne istinaden geçtiğimiz günlerde düzenlenen törenlerde; Tebriz, Kazvin, Hemedan, Horasan, Kum, Erdebil, Zengan ve Kirman şehirlerinden katılan, sayıları 3000'den fazla millî hareketçi tarafından bir kez daha özlemle anılmıştır. Millî hareketin lideri Dr. Çağrı Çöhreganli Bey'in, günün anlam ve önemini açıklamak amacıyla hazırladığı bildiri de millî hareketçiler arasında sevinçle karşılanmıştır. Olaysız başlayan anma töreninin sonunda ortak hazırlanan bir kararname okunmuştur. Bu kararname'de millî haklarını aradıkları için tutuklanan hareketçilerin serbest bırakılması, Türk dilinin resmi dil olarak kullanılması, Eğitim kurumlarında Türk dili ile öğrenim yapılması, İran topraklarının ezeli sahibi Türklerin bıraktığı asırlık tarihi eserlerin devlet desteğiyle korunması talep edildi. Kararnamenin okunmasının ardından dağılmak isteyen millîyetçiler Fars kuvvetleri tarafından 15 dakika süre ile ayakta sorgulanmış ve aşağıda adlarını verdiğimiz millî hareketçiler, Rey şehrindeki 172 numaralı emniyet birimine götürülerek yaklaşık 8 saat süre ile ifadelerine başvurulmuştur. Tutuklanan millî hareketçilerin adları şöyledir : Koşaçay ilinden 28 yaşındaki Mehdi Bazmani, 23 yaşındaki Efsin Mehdizade, 22 yaşındaki Musa Şeyhi ; Erdebil şehrinden 24 yaşındaki Behruz Elizade ve Esker Ekberzade'dir. Esker Ekberzade dışındaki millî hareketçiler serbest bırakılmış olup, kendisinin akıbeti hakkında bilgi alınamamaktadır.

 Müge Çetinkaya – İstanbul

 

Settar Han

 

Türk dünyasından efsane şahsiyetlerinden Settar Han; 1868 yılında , bugünkü İran İslâm Cumhuriyetinin hâkimiyeti altındaki Güney Azerbaycan Türk topraklarının sınırları içindeki, Karadağ bölgesinin Canalı şehrinde dünyaya geldi. Millî değerlere duyduğu hasret ve şuurla şekillenen dünya görüşü, 1905 yılındaki Tebriz merkezli Meşrutiyet hareketinde öncü faaliyet göstermesiyle eyleme döküldü. İran Türkleri arasında baş gösteren millî direniş, küçük yerleşim yerleri olan mahallelerde başlayan örgütlenmelerle hedefe ilerliyordu. 1907 yılında Tebriz'in Emirhiz mahallesinde teşkilâtlanan milliyetçilere önderlik eden Settar Han, millî ayaklanmanın sembolü oldu.

1908 yılının Temmuz ayında Olağanüstü savaş komitesini toplayan büyük önder 1909 yılında Tebriz şehrini Fars kuvvetlerinden temizledi. Silah arkadaşı Bağır Han ile birlikte Fars güçleri tarafından zulüm gören Settar Han, 1910 yılında Yepremhan adındaki Ermeni militan tarafından ayağından kurşunlandı. Aldığı yaranın tedavi edilmemesi üzerine vücudunda dolaşan kurşunun yol açtığı sağlık sorunları sebebiyle, 9 Kasım 1914'de 48 yaşında şehit düştü. Kabri Tahran'da, Reyşehir'ine bağlı Tutu bağındadır. İran Türkleri arasında millî bağımsızlığın manevî ifadesi olan Settar Han, her yıl şahadetinin sene devriyesinde geniş kitlelere hitap eden katılımlarla anılmaktadır.

 

Türk dünyası’nın iki kayıbı: İsmail Otar ve Münir Kızavul

 

28 Ekim 2005 tarihinde Kırım millî davsının Türkiye'deki önemli isimlerinden İsmail Otar ile İstanbul Kırım Derneği'nin maddî manevî en büyük destekçilerinden olan Kızavul ailesinin en büyük ferdi Münir Kızavul'u kaybettik.

 

         İsmail Otar 

 (1 Ekim 1911- 28 Ekim 2005)

1 Ekim 1911'de Bursa'da doğdu. Babası Ali Otar 1880 yılında Bahçesaray'ın Otarköy'ünde doğmuştur. Annesi Emine Otar Bahçesaraylı olan ve 1880'lerin başında Akmescid'e göçen Mustafa'nın kızı olup 1890'da Akmescid'de dünyaya gelmiştir.

İlköğrenimini Bursa'da gören Otar 1935 senesinde İstanbul'da Yüksek İktisat ve Ticaret Mektebi'nden mezun olmuştur. Muhasebecilik ve muhasebe uzmanlığı yapmış, meslekî bazı eserler ve birçok makaleler yazmış ve konuşmalar yapmıştır.

İsmail Otar Kırım Millî Davası'nın muhaceretteki önemli isimlerinden biri olarak pek çok önemli çalışmaya imza atmış ve bu yolda eserler vermiştir.

Kırım Millî Davası'nda yetişmesinde Cafer Seydahmet Kırımer'in büyük tesiri olmuştur.

Emel ve Kırım dergilerinde bir çok makalesi çıkan Otar, Kırımlı Türk şair ve bilgini Bekir Sıdkı Çobanzade hakkında bir kitap yazmış, Çarlık Hakmiyetinde Kırım Faciası (Dr.Ahmet Özenbaşlı) ve Tevarih-i Tatar Han (Kefeli İbrahim Efendi) gibi kıymetli eserleri günümüz İstanbul Türkçesine aktarmıştır.

Şüphesiz, şiirleri arasında "Çibörek" isimli eseri halk tarafından en çok beğenilen ve meşhur olanıdır.

Emel Türk Kültürünü Araştırma ve Tanıma Vakfı'nın da kurucu üyesi olan İsmail Otar ilerlemiş yaşına rağmen gayretle eser vermeye devam etmekte ve mücadelesini sürdürmekteydi.

Kıymetli büyüğümüze Cenab-ı Allah'tan rahmet dileriz.

Milletimizin başı sağ olsun.

KIRIM TÜRKLERİ

Kültür ve Yardımlaşma Derneği

İSTANBUL Şubesi

 

Irak Türkmen Cephesi 630 Numarasına Oy

Vermek Türkmen Millî Kutsal Görevimizdir

 

Irak devleti bütün milletleri kapsayarak bunun yanında, büyük Müslüman Türkmen Şii, Sünni, Kale gavurları bulunmaktadır 15 -Aralık -2005 tarihinde Irak'ta Dört yıllık seçim yapılmaktadır.

Saddam celladı uzun yıllar Türk milletimiz, zulüm, işkence baskı uygulamakla hiç bir zaman milletimizin üstünde işkencesi kalkmadan, bu aşamada her türlü baskılara rağmen, Kürtlerin Kürtleşme politikasına karşı bizler kendimizi toparlayarak, birlikte Yaşlı, Kadın, Erkelerle seçim alanına koşarak birlik beraberliğimizi göstermekle, seçime katılmamız gerekmektedir.

Yıllar boyu demokratik özgürlükten yoksun kalarak bu sınav önünde tüm gücümüzle hazır olup durmalıyız, ve Milli Türkçülük davasına yakınlık, ilgi gösteren ve Türkmen milletimizi meşru çatısı altına alan Irak Türkmen Cephesi'ne oyumuzu 630 numaraya vermeliyiz.

El ele, gönül gönülle Türkçülük duygularımızı tüm düşmanlara, hainlere karşı birleştirmekle bu milli dava seçimlerini Kerkük'ü Türklüğü kazanmaya durmadan katılmalıyız.

Irak Türkmen Cephesine ses vererek, seçime katılmak her doğru milletsever Türkmen'in üzerine düşen kutsal ve meşru önemli görev sayılmaktadır, bu seçim toplumsal olarak milli davamız yolunda gelecek için milletimizin erek umudunu ve istek arzusunu belirlenmesine sağlamaktadır.

Seçim işlemleri sonucu, temiz bir yolla özgür olarak üstün bir birlik başarıyla gerçekleşmesi için yorulmalı, seçimin doğrudan komşu devletler, Birleşmiş Milletler yardımı tarafıyla göz altında alarak, bizler Türk milletimizin güvenlik bakımından çalışarak, Irak toprak bütünlüğü ve seçimlerin Türkmen milleti için özgür seçim olmasını istenmekle Irak Türkmen Cephesi üstün başarılar göstermektedir onu tüm varlıklarımızla desteklemeliyiz.

Bizler Soylu, Töresi, belli olan Irak Türkleri olarak milletimiz şeref, gelenek, göreneklerine bağlı kalarak Türkmen şehrimiz Kerkük, Erbil, Musul, Diyala,Vasit, ve tüm Türkmen elimize, İlçe,Köylerimize can atarak bir karış yerlerimizden, topraklarımızdan taviz vermeden, vermeyiz.

Türkmen'in başkenti atar damarı Kerkük şehri tek Türkmenlerin şehri olarak onu kuruyacaklar, Türkmen Kerkük diye uğrunda binlerce, can, kan şehitler vermişlerdir halada Türkçülük milli topraklarımız için vermektedir.

Kürtlere gelince boş kafa boş hayallerini bir yana bırakıp unutsunlar yalan iddialarında tekrarlamasınlar, Kerkük bir Türk şehridir ve Türk şehri kalacaktır, boş iddialar hiçbir zaman Kürtlerin ısrarına ve çıkarına hizmet etmeyecektir.

Türkmen eskiden olduğu gibi bu günde tek Kerküklerine, milli topraklarına bağlı kalarak her bir insanına güvenerek kendi haklarını kendi elleriyle almaya çalışacakladır Yorulacaklardır.

Türkmen milletinin yaşamakta olduğu bu günlük zor durumdur, oda seçimlerin yakınılanlaşması, güçlü atılgan milletimiz tüm engellere rağmen, tüm varlıklarıyla seçimi aşacaklardır, Tarihin ilk doğuşundan Türk milletimiz şanıyla yiğitliğiyle onur töresiyle tanınmakla, Irak Türkmen Cephesine 630 numaraya oy vermek için tüm milli varlıklarıyla atılganlık sonsuza dek bitmeyen güçleriyle katılarak tüm başarıyı elde edeceklerdir. Milli dava Türkçülük, kahraman Türkmenler, uzun yıllardan beri dökmüş oldukları temiz kanlar, vermiş oldukları, baba yiğit cesur şehitler, tarih boyunca bellidir, bu sürede Türkmenler, seçimin önemli olmasını göz önüne alarak, Türkmenler durmadan, beklemeden seçime katılmaya çalışarak, seçimlerin yıllardır baskı ve zulüm içinde yaşayan milletimiz, milli kaderini belirleyeceği alanda görünerek kendisini göstermelidir.

Seçim günlerin gün be gün yaklaşması, milletimiz sendik başına gedmesi, güven ve huzur içinde olmakla, milletimiz kendi temsilcisini seçecektir, demokrasi ilkeler üzerine Türkmen gönüllerin birliğiyle, bizim ellimizle Irak'ın kalkınması olacaktır, yeni güneşin doğuşuyla geleceği güzel mutlu günlerli elde etmeye çalışacağız.

Kerkük'ümüzün yeniden yapılması için, birlikte, beraberce, eşit olarak, Sünni, Şii ve Kale gavurları ile, çalışmalıyız, sesimizi yalnız, yalnız Irak Türkmen Cephesi 630 Numarasına vermeliyiz, ölene dek Türkmen yaşayıp Türkmen kalmalıyız.

  

BM: Çin'de işkence yaygın

 

Birleşmiş Milletler, Çin'de işkencenin hâlâ yaygın olduğunu bildirdi. Novak yaklaşık iki hafta Çin'de kaldı.

 

Örgütün İnsan Hakları Komisyonu'nun işkence raportörü Manfred Novak, ülkede sorunun çözümü için hâlâ çok şey yapılması gerektiğini, daha fazla yapısal reforma ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Manfred Novak yine de Çin'de büyük şehirlerde işkencenin azaldığını da sözlerine ekledi. Manfred Novak yine de Çin'de büyük şehirlerde işkencenin azaldığını da sözlerine ekledi. Novak bu açıklamaları, başkent Pekin, Tibet ve Müslümanların çoğunlukta olduğu Doğu Türkistan'daki gözetim merkezlerini ziyareti sonrası yaptı. Novak temasları sırasında heyetinin Çin istihbarat yetkililerince yakından takip edildiğini söyledi. Manfred Novak Çin güvenlik yetkililerini, işkence gördükleri iddia edilen kişileri korkutmak ve bu kişilerle temas kurmalarını engellemekle suçladı. BM yetkilisi, Çin'de işkencenin yaygın olmasının nedeni, suçlular aleyhine kanıt bulma baskısı olduğunu belirtti. Manfred Novak, yargının bağımsızlığı olmadan bu sürecin kontrol edilemeyeceğini vurguladı. Çin işkenceyi 1996'da yasaklamıştı ancak insan hakları kuruluşları Çin yetkililerinin hâlâ sık sık işkenceye başvurduklarını öne sürüyorlardı.

Manfred Novak ise Çin'deki işkence ve kötü muamele iddialarını soruşturmak üzere 10 yıl süren uzun bir kampanya sonrası yaklaşık iki haftalığına bu ülkeye gitmişti.

 

Japonya'nın Çin endişesi

 

Japonya Savunma Bakanı Fukushiro Nukaga, Çin'in askeri gücünü takviye etmesinin '’ciddi kaygı'' yarattığını söyledi.

 

Nukaga, bir televizyon programında yaptığı konuşmada, Çin'in son yıllarda hızla artan askeri harcamalarına gönderme yaparak, ''Ciddi biçimde kaygılıyız. Tokyo, Çin'in son zamanlarda askeri gücünü takviye etmesini izlemeye devam etmeli, ancak iki ülke arasında çatışmayı önlemek için dostluğunu ilerletmeli'' dedi. Çin askeri gemilerine son aylarda Doğu Çin Denizi'nde tartışmalı karasularında sıkça rastlandığını belirten Nukaga, ''Bu tür şeyler gerçekten askeri tehdide dönüşmeden önce dikkatli olmalı ve (Çin ile) görüş alışverişimizi artırmalıyız. İki ülke arasında savunma siyaseti diyalogu geliştirilebilir ve ortak savunma tatbikatları yapılabilir'' dedi.

Nukaga, Çin'in savunma politikalarında daha şeffaf olması gerektiğini, böylece güven sağlanabileceğini de kaydetti.

Çin'in hızla büyüyen ekonomisiyle birlikte son yıllarda savunma bütçesini iki kat artırdığı belirtiliyor. Çin'e ait bir savaş gemisi, bu aybaşında Japonya'nın güneyindeki Kume adasına yaklaşarak, Doğu Çin Denizi'nde Japonya'nın karasularını kısa süreliğine ihlal etmiş, ancak Japonya'ya ait sahil savunma devriye uçağının uyarısından sonra bölgeyi terk etmişti.

Japonya, hava sahasını ihlal eden Çin uçaklarına karşı, son altı ayda Japon savaş uçaklarının 30 kez havalandığını açıklamıştı.

Tokyo ve Pekin, deniz altındaki doğal gaz kaynakları, Doğu Çin Denizi'ndeki bazı küçük adalar ve Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'nin savaş suçlularının bulunduğu Yasukuni tapınağını ziyareti gibi konularda sorun yaşıyor.

Japonya ve Çin'in 'anıt' gerginliği          

Bölge ülkelerini bir araya getirecek olan büyük Asya-Pasifik Zirvesi'ne günler kala Çin ve Japonya arasındaki diplomatik sorun ilişkilerde gerginlik yarattı.

Koizumi, Çin'in isteklerine boyun eğen isim olmak istemiyor

Çin ve Güney Kore, Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'yi, tartışmalı bir savaş anıtını ziyareti nedeniyle bir kez daha sert şekilde eleştirdi.

Japonya Dışişleri Bakanı Li Zaoçing, Koizumi'yi, savaş suçlularına tapmakla suçladı.

Ayrıca yetkililer, Zirve sırasında, Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'nun, Koizumi'yle görüşmeyeceğini açıkladılar.

Doğu Asya'nın bu iki güçlü ülkesi arasındaki gerginlik endişe yaratsa da, gözlemciler, Japonya'nın tutumunda bir yumuşama beklenmediğini ifade ediyorlar.

Çin daha önce de Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'ye karşı hoşnutsuzluğunu ifade etmişti ancak Pekin yönetiminin son tavrı devam eden bu hoşnutsuzluğun son ve en açık örneği. Yasukini savaş anıtı nedeniyle daha önce de iki ülke arasında gerginlik yaşanmıştı. Hem Koizumi'nin bu anıtı ziyaretleri hem de Tokyo'da yeni açıklanan Bakanlar Kurulu'nda yer alan katı tutumlu milliyetçi isimler Japonya'nın askerî geçmişindeki geleneklerin devamı olarak değerlendiriliyor.

Koizumi ve Liberaal Demokratik Parti'deki pekçok isim, Japonya'nın, geçmişle ilgili daha önce yeterince özür dilediğini savunuyor ve bu savaş anıtının savaşta ölen askerleri onurlandıran bir simge olduğunu ifade ediyor.

Öte yandan, Asya ülkeleri arasında geçmişten gelen rekabet dikkate alındığında, hiçbir Japonya liderinin, Çin'in isteklerine boyun eğen isim olmak istemediği de ortada. Japonya'daki kamuoyu yoklamaları, bu konu üzerinde halkın bölündüğünü gösteriyor.

 

Çin malı kremler’in gözkapağı düşüklüğü

gözkapağı felci, yüz felci, ağız eğriliği gibi sakıncaları var

 

Çin malı botoks güzelleşmek isterken ciddi sağlık sorunlarıyla başbaşa bırakabilir. Sağlık bakanlığı uyarılarına rağmen hâlâ bavul ticareti ve kargolarla ülkeye sokulan kremler yüzünü güzelleştirmek isteyenleri bakın ne hale sokuyor.

Gözkapağı düşüklüğü gözkapağı felci, yüz felci, ağız eğriliği gibi ciddi sakıncalar ortaya çıkıyor.

Çin malı Botox:

Her ürünün sahtesi de bir süre sonra piyasaya çıkıyor.

Botox bir marka. İçeriği “Botulinium toxin A” denilen ve bakteriden elde edilen bir madde. Son zamanlarda bu ilacın Çin malı olarak ve bavul ticareti ile getirildiğini, botox uygulaması yapan birçok doktorun Çin malı botox satan kişilerce ziyaret edildiği artık herkes tarafından biliniyor.

İçeriği, üretim şekli belli olmayan, yasal izin ve denetimden uzak bu sahte botox'lardan uzak durulması gerektiği açıklandı.

 

10 Bin Dolara Jip, 4 Bin Dolara Oto!

 

Çinliler dünya ekonomisini sarsmaya devam ediyorlar. Tekstil ve elektronikten sonra şimdi de otomotive el attılar. 10 bin dolarlık jipler piyasayı sarsmaya başladı.

 

 Ama fiyatına bakıp aldanmayın. Neden mi?

 

Çinli otomotiv devi Jianling, yeni arazi aracı Landwind'i Avrupa ülkelerine ihraç etmeye başladı. Adı Land Rover'dan esinlenerek konulan Landwind'in etiket fiyatinın sadece 10 bin dolar olacağı açıklandı.

Şimdiden bin adet sipariş aldıklarım belirten Jianling yetkilileri, Şangay'dan gemiye yüklenen 200 adet cipin Belçika'ya doğru hareket ettiğini ifade etti. Avrupa ülkelerindeki SUV sınıfında yer alan en ucuz araçların yarı fiyatına satılan Landwind'in 2.0 litre motor hacmine sahip olan versiyonu, saatte tam 160 kilometre hız yapabiliyor.

Otomobilde hava yastığından otomatik klimaya, CD çalardan deri koltuk döşemelerine kadar her türlü konfor standart olarak sunuluyor. Ancak 10 bin dolarlık Landwind'in elbette bir takım dezavantajları da var... Örneğin, araç geçen ay yapılan Euro NCAP güvenlik testinde 'sıfır' alarak tarihe geçti.

Çarpışmalar sırasında yolcu güvenliği sağlamayan Landvvind için yetkililer, 20 yıllık güvenlik testi tarihinde böyle kötü bir sonuçla karşılaşmadık' yorumunu yaptı.

 Çin işkencesi

Frankfurt Otomobil Fuarı'nda sergilenerek Avrupa'da piyasaya çıkan ilk Çin otomobili, çarpışma testinde teneke Cola kutusu gibi buruştu. Sonuç tam bir fiyasko olmasına rağmen böyle bir araca Avrupa'da trafiğe çıkış izni verilmiş olması oldukça şaşırtıcı.

 

Tutumluluk iyidir. Gerçekten de kimse, satın alacağı bir ürüne fazla para ödemek istemez. İster bilgisayar, ister televizyon, isterse çamaşır makinesi olsun, ucuz olmalı. İşçilik masraflarının çok düşük olduğu ülkelerde üretilen ürünler sayesinde pazarda bu tür ucuz fiyatlı mallar görmek mümkün. Bu ülkelerin en ünlüsüyse, 200 Euro'luk aylık kazancın çok iyi kabul edildiği Çin.

Doğu'nun bu dev ülkesinin tüm sektörlere olduğu gibi otomobil sektörüne de 'bulaşması' zaten an meselesiydi. Artık o zaman geldi çattı ve Jiangling Landwind isimli Çin yapımı arazi aracı Avrupa pazarlarındaki ilk dampingli otomobil oldu. Avrupa şartlarında 15 bin Euro ödeyerek bir arazi aracı sahibi olmak gerçekten çok cazip. Fakat aşağıdaki fotoğraflar da kanıtlıyor ki ödenen paranın karşılığında alınan hizmet de buna göre oluyor çoğu zaman.

 

Çin Malları Tekstili Felç Etti

 

Ankara Giyim Sanayicileri Derneği Başkanı Canip Karakuş, Çin mallarının Türk tekstil sektörünü hem iç hem de dış pazarda zor durumda bıraktığını bildirdi. Dokuz ayda ihracat yüzde 17.42 oranında artarken, tekstil sektörünün payının yüzde 9.07, hazır giyim ve konfeksiyon sanayiinin ise yüzde 7.5'lerde kaldığına dikkati çeken Karakuş, firmaların yerli ara malının giderek pahalanması karşısında ister istemez ucuz ithal girdiye yöneldiklerini , bu durumun da yerli sanayiinin geleceğini baltaladığını, istihdam sorunlarını artırdığını kaydetti.

 

 

Çin ayakkabısına önlem

 

Avrupa Birliği, Çin malı deri ürünler ve deri ayakkabılara karşı bir gümrük tarifesi uygulamak için girişimlere başladı. Çin Şinhua haber ajansına göre, yapılan araştırmalarda Çinli ihracatçıların damping yaparak ayakkabıyı üretim maliyetinden de düşük fiyatlardan sattıkları belirlendi. AB Ticaret Komiseri Peter Mandelson, cezai tedbirlere gelecek aydan itibaren başlanabileceğini açıkladı. Önlemlerin sadece Çin'i değil damping uygulayan Vietnam ve Hindistan'ı da etkilemesi bekleniyor. DHA

 

Çin kendine çeki düzen versin!

 

İstanbul Hazır Giyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Türkiye dahil birçok ülkenin bu karardan karlı çıkacağını ifade etti.

Dünya Ticaret Örgütü’nün Çin'den diğer ülkelere yapılan ihracatla ilgili sınırlamasını yılbaşından itibaren kaldırmasının ardından Avrupa ve ABD'de krize giren tekstil sektörü yeni kotalarla canlandırılmaya çalışıyor. Avrupa Birliği'nin Çin mallarının girişine kısıtlama getirmesinin ardından ABD de 34 ürün grubunda koruma önlemi içeren tekstil kota anlaşmasını imzaladı.

Süleyman Orakçıoğlu, ABD ile Çin arasında imzalanan tekstil kota anlaşmasının, dünyanın Çin'e mahkûm olmadığını gösterdiğini kaydetti.

 Türkiye karlı çıkacak - ABD'nin aldığı kararı takdirle karşıladıklarını vurgulayan Orakçıoğlu, bu kararın dünya ekonomisinin lehine alınmış bir karar olduğunu ve özellikle Türkiye dâhil birçok ülkenin bu karardan karlı çıkacağını ifade etti. Orakçıoğlu, şöyle devam etti:

"Dünya ticareti sahipsiz değildir ve kurallara uymayan oyunda kalmayı sürdüremez. Bu durum Çin için de geçerlidir. Umalım ki Çin, bu anlaşma sonrasında yeni cinlikler aramak yerine kendine çeki düzen vermeyi akıl eder.''

Süleyman Orakçıoğlu, AB'nin ABD'nin bu tavrından önemli dersler çıkarması gerektiğini savunarak, ''Haziran ayında koyduğu koruma önlemini eylül ayında yıkan AB, sanırım bu karar sonrasında göstermesi gereken kararlılığın ne tip kararlılık olduğunu görmüştür'' dedi.

AB kotası da Türkiye'nin lehine

Öte yandan ABD'den önce AB'nin de Çin ile kota anlaşması imzalamış olmasının Türkiye'nin lehine bir gelişme olduğu kaydediliyor. Gümrükte kalan Çin mallarının 2006 kotasına mahsup edilerek ihracına izin verilmesi, önümüzdeki yıl Türkiye'nin elini kuvvetlendirecek. Türkiye'nin en önemli ihraç kalemleri arasında yer alan tekstilde Çin'in pazardaki egemenliğini artırması ve kotaların kaldırılmasıyla başlayan daralmanın 2006'da yerini tekrar yükselişe bırakması bekleniyor.  Yılbaşında kotaların kaldırılmasının ardından Avrupa Birliği ülkelerine ve ABD'ye başlayan Çin malı akını, bazı tekstil ürünlerinde ihracatın 20 kata yakın artmasına neden oldu. Bunun üzerine harekete geçen ve aralarında Türk tekstil kuruluşlarının da olduğu sivil örgütler, Çin ürünlerine tekrar kota koyulmasını sağladı. Böylece 2006 yılında Çin'den doğacak boşluğu Türkiye'nin doldurması için de umut ışığı doğdu.

 

Nazar boncuğuna Çin darbesi

 

Çin malları bu kez nazar boncuğu pazarını vurdu. Türkiye'de az sayıdaki nazar boncuğu üretimi yapılan yerlerden biri olan İzmir'in Kemalpaşa İlçesi Kurudere Köyü, Çin'den ithal edilen boncuklara yenik düştü. Genel kanıya göre kalitesiz ama ucuz olan Çin malları şimdi de Türklere özgü bir el sanatıyla rekabet ediyor. Çinlilerin son mağduru nazar boncuğu üreticileri oldu. İzmir'in Kemalpaşa İlçesi'ne bağlı Kurudere Köyü'ndeki nazar boncuğu üreticileri Çin'den yapılan ithalat yüzünden sıkıntılı bir sürece girdi. Tarımın yanı sıra nazar boncuğu üretiminin de önemli bir geçim kaynağı olduğu köyde, geçen yıl 12 olan işletme sayısı 3'e düştü. 60 yıldır boncuk üreterek geçimini sağlayan boncukçuların son ocakları da kapanma tehlikesiyle karşı karşıya. Üreticiler, Çin'den gelen plastik karışımlı fabrikasyon boncukların, el emeğiyle üretilen nazar boncuklarına tercih edilmesinin ekonominin yanı sıra Türk kültürüne de zarar vereceğini söylüyor.

 

  ABD Şaşkına Döndü

 

Iraklı direnişçilerin, ülkelerindeki işgalci güçleri atmak için son aylarda yoğunlaştırdığı ölümcül saldırılar, ABD ordusunu şaşkına çevirdi.

 

Musul'da 4 askerini kaybeden ABD ordusu, dün de Suriye sınırı yakınındaki Ubeydiye bölgesinde 5 askerini daha kaybetti. ABD ordusu kayıplarını saklamaya çalışırken, bağımsız kaynaklar, son 1 ayda direnişçilerin 150 ABD askerini öldürdüklerini bildirdi. Bağdat Amerikan karargâhından yapılan açıklamada, 2. Deniz Piyadeleri Tümeni Muharebe Birliği'ne bağlı 5 askerin, başkent Bağdat'ın 300 km batısında Suriye sınırı yakınında Ubeydiye bölgesinde çıkan çatışmada öldükleri duyuruldu. Çatışmada ağır yara alan birlik içinde görevli New York Times muhabiri, 5 askerin çiftlik araması yapıldığı sırada uğranan saldırıda öldüğünü, 11 deniz piyadesinin de yaralandığını kaydetti.

Avrupa'ya füze kalkanlı koruma

Öte yandan; ABD'nin, uzun menzilli füzelere karşı Avrupa kıtasını korumak amacıyla kalkan oluşturma projesi için aralarında Avrupa ülkelerinin de bulunduğu birçok ülkeyle görüşmelerini sürdürdüğü öğrenildi. Üst düzey bir Amerikalı yetkili, bu yöndeki görüşmelerin 2002'de başladığını ve Avrupa'nın olabilecek el Kaide saldırılarına karşı korunmasının amaçlandığını söyledi.

 

 

Şanghay İşbirliği Örgütü (SCO), yeni gelişmeler BNATO’ya rakip

 

 

Rusya ve Çin’in başı çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (SCO) giderek Avrasya’da NATO’ya, dolayısıyla ABD’ye kafa tutabilecek bir askeri bloka dönüşmeyi hedeflediği iddia edildi. Amerikan basınına göre, Moskova’da buluşan SCO liderleri kapalı kapılar ardından askeri yapılanmayı da ele alıyor.

ŞANGHAY İşbirliği Örgütü liderleri dün Moskova’da masaya otururken, Amerikan The Christian Science Monitor Gazetesi, ‘NATO’ya meydan okuyabilecek yeni bir askeri ittifak doğuyor’ yorumunda bulundu.

Şanghay İşbirliği Örgütü’ne üye altı ülkenin başbakanını Kremlin Sarayı’nda kabul eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, SCO’nun farklı bir aşamaya geçtiğini ilginç bir ifadeyle tarif ederek, ‘yakında beşinci kuruluş yıldönümünü kutlayacağımız Şanghay Örgütü geçen kısa süre zarfında önüne konan hedeflere ulaşmakla kalmadı, daha da ileriye gidebilme yeteneğini gösterdi’ dedi. ABD gazetesi ise Çin ve Rusya’nın yanı sıra Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan başbakanlarının katıldığı toplantıda ilan edilen gündemin yanı sıra askeri işbirliğinin de görüşüleceğini yazdı. Gazete şu yorumda bulundu:

‘Şanghay Örgütü kurulduğunda Washington tehlikeyi sonuna kadar idrak etmedi. Şimdi bölgede yeni, üstelik askeri açıdan güçlü bir dev doğuyor. Bunun en bariz göstergesi, Rusya ve Çin ittifakına Hindistan, Pakistan ve hatta İran’ın katılmak istemesi. Bu ülkeler geçtiğimiz yaz aylarında Kazakistan başkenti Astana’da yapılan zirveye gözlemci olarak katıldı. Rusya ile Çin, SSCB’nin parçalanmasından sonra en büyük ortak askeri tatbikatı yaptı. Moskova’daki zirvede askeri işbirliğinin derinleştirilmesi konusu kaçınılmaz olarak gündeme gelecek. Üstelik örgüt bunu tıpkı 11 Eylül’den sonra ABD’nin yaptığı gibi (uluslararası terörizmle mücadele) formülüyle gerçekleştirecek’ dedi.

3 soruda Şanghay İşbirliği Örgütü

Şanghay İşbirliği örgütü ne zaman kuruldu, amacı nedir?

Rusya ve Çin’in öncülüğünde 22 .04 1996’da Çin’in Şanghay kentinde kuruldu. Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan da kurucu ülkeler arasında. Sonra Özbekistan da davet edildi. Rusya, amacın bölge ülkeleri arasında güveni arttırmak ve kültürü geliştirmek olduğunu duyurmuştu.

Örgütün ABD ile ilişkileri ne seviyede?

Rus uzmanlara göre ABD, 11 Eylül sonrası Afganistan operasyonunu bahane ederek Çin ile Rusya arasında tampon oluşturmak istedi. Bu amaçla Kırgızistan ve Özbekistan’a birer askeri üs kuruldu. Astana’daki zirvede ABD’nin bu üslerden çekilmesi istendi. Zirve kararı ABD’ye vurulan ilk şamar oldu.

Hindistan ve Pakistan bu örgüte üye olabilir mi?

Rusya’nın enerji, Çin’in ucuz iş gücüyle ekonomik açıdan da hissedilir güç olmaya başlayan örgüte Hindistan ve Pakistan’ın da büyük ilgi göstermesi Washington’un canını sıkıyor. Moskova ve Pekin’in bir formül bulup bu iki ülkeyi de organizasyona katması durumunda Şanghay Örgütü, Ortadoğu’dan tüm Avrasya’yı kapsayacak oluşuma dönüşüyor.

 

Bush, Çin halkına daha fazla özgürlük verilmesini istedi

 

Başkan Bush'un Tayvan'ı refah ve demokrasinin bir örneği olarak göstermesi ardından, Li, Çin halkının, anavatanlarına olan bağlılıklarını anlamayan ve takdir etmeyen kişileri dinlememesi gerektiğini söyledi.

 

  Çin Dışişleri Bakanı Li Zaoçing, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, Çin halkına daha fazla özgürlük verilmesi yolundaki çağrısını reddetti. Zaoçing Bush'un çağrılarını reddetti. Li Zaoçing, Pekin yönetiminin Tayvan konusundaki tutumunu yineledi ve Tayvan'ın Çin'in bölünmez bir parçası olduğunu ifade etti.

Bush: Çin halkının talepleri artacak

Güney Kore'de düzenlenecek olan Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu Zirvesi (APEC) öncesinde Asya gezisine çıkan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush, Çin yönetiminden halka daha fazla siyasî özgürlük vermesini istemişti. Japonya, Güney Kore, Çin ve Moğolistan'ı kapsayan Asya gezisinin ilk durağı olan Japonya'nın Kyoto kentinde Başbakan Juniçiro Koizumi ile görüşmesi ardandan bir açıklama yapan Bush, Tayvan'ı siyasî ve ekonomik reformların el ele gittiği örnek bir ülke olarak gösterdi. Çin'e, özgürlüklerin, kendi çıkarına olduğu mesajını vermek istediğini belirten Bush, demokrasinin yayılmasının tüm bölge için yararlı olacağını kaydetti.

 Çin halkının refah seviyesi yükseldikçe siyasî talepleri de büyüyecektir

 ABD Başkanı George Bush, Çin yönetiminin, ekonomisini güçlendirmede gösterdiği kararlılığı, Çin halkına daha fazla özgürlük vermek için de göstermesi gerektiğini söyledi. Bush, "Çin ekonomisi geliştikçe ülke liderleri özgürlük kapısının birazcık bile açılması durumunda kapanamayacağını anlıyor. Çin halkının refah seviyesi yükseldikçe siyasî talepleri de büyüyecektir" dedi.

Çin Devlet Başkanı Hu Jintao'nun sahip olduğu barışçı kalkınma vizyonunun Çin halkını daha müreffeh hale getireceğini kendisine ilettiğini belirten Bush, "Çin halkının daha fazla kendini ifade hakkı, devlet kontrolü olmadan ibadet etme ve kutsal kitapları basma hakkı istediğini belirttim" diye konuştu. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, ilk durağı Japonya olan Asya gezisi sırasında Asyalı müttefikleriyle Kuzey Kore'nin nükleer programı konusunda birlik arayışında olması bekleniyor.

Bush, gezisi çerçevesinde 18-19 Kasım tarihlerinde Güney Kore'nin Pusan kentinde yapılacak Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu Zirvesi'ne de katılacak.

 

Irak'ta Türkmen gazeteci öldürüldü

 

Irak'ın kuzeyindeki Musul'da, Ahmed Hüseyin El Maliki adlı

bir Türkmen gazetecinin öldürüldüğü bildirildi. Irak polisi, kimliği belirsiz silahlı kişilerin Musul'da bir internet kafeye baskın düzenlediklerini ve baskın sırasında El Maliki'yi öldürdüklerini açıkladı. El Maliki'nin, Telafer gazetesinde editör olarak görev yaptığı kaydedildi. Saldırının nedeni konusunda bilgi verilmedi, ancak Musul'da daha önce de gazeteciler hedef olmuştu.

Reuters ajansının haberine göre, ABD'nin askeri müdahale başlattığı Mart 2003'ten bu yana 70'den fazla Iraklı ve yabancı gazeteci öldürüldü. Haberde, gerçek rakamın bundan çok daha yüksek olabileceği ve bu sayının gazeteciler için çalışan tercüman, şoför gibi yardımcıları kapsamadığı belirtildi.

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı Aralık-2004 5.Sayı Ocak-2005 6.Sayı Şubat-2005 7.Sayı Mart-2005 8.Sayı Nisan-2005 9.Sayı Mayıs-2005 10.Sayı Haziran-2005 11.Sayı Temmuz-2005 12.Sayı Ağustos-2005 13.Sayı Eylül-2005 14.Sayı Ekim-2005 15.Sayı Kasım-2005 16.Sayı Ocak-2006 18.Sayı Şubat-2006 19.Sayı Mart-2006 20.Sayı Nisan-2006  21.Sayı Haziran-2006  23.Sayı Temmuz-2006  24.Sayı