|
Çin'in Türkiye'deki
Doğu Türkistanlı’lara
Yönelik Bölücülük Faaliyetleri
1995 yılının Mart
aylarında Komünist Çin Devleti yetkililerince, dış ülkelerde faaliyet
yürütmekte olan Doğu Türkistan Bağımsızlık yanlılarının faaliyetlerini
durdurmak ve onlara engel olmak için 450 milyon dolarlık bir meblâğın
ayrılmış olduğu ve bu hususta gerekirse sınırsız harcama yapılması
gerektiğinin deklare edildiği haberleri alınmıştı.
Kırgızistan ve Kazakistan'da yaptıkları birkaç parça yatırım ile çiçeği
burnunda liderleri kafakola almayı başardılar. Çünkü oralarda o günlerde
mevcut otorite boşluğu içerisinde para için her şeyi yapabilecek mizaçta
çokça insan müsveddesi bulabilmek mümkündü. Bu yüzden bu Türk
bölgelerinde çok uzun zamandan beri yerleşik bulunan onlarca kahraman
Doğu Türkistan evlatları faili meçhul cinayetlere kurban gittiler.
Kazakistan ve Kırgızistan'a Çin zulmü yüzünden sığınan bazı gençler de
Kazak ve Kırgız hükümetlerince Çin cellâtlarına teslim edildiler, ya da
çok ağır hapis cezalarına çarptırıldılar. Çin ajanları ellerini
kollarını sallaya, sallaya o bölgelerde cirit attılar. 2005 yılına
gelindiğinde ise, Çinliler kazandıkları zaferin(!) tadını ne yazık ki;
Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin liderleri ile “Şanghay İşbirliği
Örgütü” levhasının altında kadeh tokuşturarak kutlamaya başladılar. Bu
günlerde alınan haberlere bakıldığında ise Kazakistan ve Kırgızistan'da
yerleşik Doğu Türkistan kökenliler son derece zor günler
yaşamaktadırlar. Çünkü batı Türkistan Türk Cumhuriyetleri’nde siyasî ve
ekonomik yönden her geçen gün güç kazanmakta olan Çinli’ler buralarda
kendileri için tehlikeli gördükleri Doğu Türkistanlı’ları türlü yollarla
bertaraf edebilmektedirler.
Ne kadar esef verici bir gerçektir ki; Çin ajanlarının kuvvetli bir kolu
da yılların tecrübelisi ve bütün dünyaya kendisini ispat etmiş olan
Türkiye'mizde faaliyet içindedirler.
Bu hususta Türkiye'de faili meçhul bir cinayet sonucu hayatını kaybeden
değerli bir araştırmacı ve bilim adamı olan rahmetli Necip
Hablemitoğlu'nun Çin'in Türkiye'deki faaliyet alanları üzerine kaleme
almış olduğu araştırma yazıları dikkatle tekrar, tekrar incelenmelidir.
Son zamanlarda Çin'in Türkiye'de daha profesyonel bir şekilde icraatlar
yapmakta olduğu ve “Maşa varken elini yakma” anlayışı ile kişilik
zafiyeti bulunan bir takım insancıkları kullanarak Doğu Türkistanlılar
arasında fitne-fesat ve bölücülük faaliyetleri yürütmektedirler.
Anlaşılan o ki; Çin'in Türkiye'ye yönelik faaliyetleri için ayırdığı
meblağ, diğer ülkelerdeki faaliyetler için ayırdığından çok daha fazla…
Bu cümleden olarak özellikle Türkiye'deki Doğu Türkistanlıları yakın
markaja alan Çin, oldukça sinsi ve Çinliye özgü yöntemlerle Pekin'deki
patronlarının hazırlayıp ellerine tutuşturdukları parçalama ve engelleme
planlarını icra etmektedirler.
İlk iş olarak Türkiye'nin birçok vilayetlerinde Pekin'den finanse
edildiğine inandığımız Çin lokantaları açma girişimlerine hız verdiler.
Bu sözde Çin lokantaları Çinlilerin ve Çin hayranı taşeronların buluşma
yerleri oldu. Buralarda aldıkları kararlar gereğince Doğu
Türkistanlıların toplu yaşadıkları yerlere çeşitli şekillerde sızmayı da
başardılar. Bu sızmalara çanak tutan en büyük etken ise yine Çinlilerin
sinsice ve büyük bir ustalıkla Türkiye'deki uşakları vasıtasıyla ortaya
attıkları “Bavul ticareti furyası oldu…
1980'li yılların başlarından itibaren gözlerini kestirme yollardan
zengin olma hırsı bürümüş olan bazı Doğu Türkistanlıların Türkiye'de
esen “Döviz gelsin de nereden gelirse gelsin” şeklindeki rüzgârdan
istifade etmek istemesi ve Çin ile Türkiye arasındaki siyasî samimiyetin
gölgesine sığınmaları sebebiyle “Bavul ticareti” denilen bir melanet
trafiği ortaya çıktı.Bazı Doğu Türkistanlılar tarafından da rağbet gören
bu melanet trafiğinin boyutları kısa zamanda Doğu Türkistanlıların
bünyesini adeta bir kanser gibi sarmaya başladı.
Bu gidişatın devamında ise, her geçen gün yayılmakta olan sözde “Bavul
ticareti” Çin ajanlarının işlerini daha da kolaylaştırdı. Yine Çin uşağı
taşeronların provokasyonları sonucunda “Bavul ticareti” ile uğraşan Doğu
Türkistanlılar arasında temeli çıkar çatışmasına dayalı olarak
sürdürülen yaftalama faaliyetleri ortaya çıktı. Önü alınamaz bir şekilde
ve insafsızca sürdürülen karşılıklı suçlamalar ve şüpheler sonucunda da
her geçen gün Türkiye'deki bir avuç Doğu Türkistanlı arasında tesanüt
zayıflamaya ve çıkar odaklı karşılıklı cepheleşmeler baş göstermeye
başladı.
Artık, Doğu Türkistanlıları “bölücü” ve “terörist” olmakla suçlayan
Komünist Çin devletinin kendisinin bölücülüğü tescillenirken, diğer
taraftan da kendileri büyük ölçüde menfur emellerine ulaşmış
oluyorlardı.
Bütün bunlar Doğu Türkistanlılarca da az çok bilinmesine rağmen bu güne
kadar bir türlü gerekli dersler çıkartılamadı. İçinde bulunduğumuz dönem
de ise, geçmişte Çin ile yapılan “Bavul Ticareti” yerini İstanbul'un
çeşitli semtlerinde Çin-Doğu Türkistanlı(!) ortaklığı ile sürdürülen
yerleşik ticarete (!) bıraktı. Her geçen gün bu girift gidişat hız
kazanarak devam ediyor.
Türkiye'de Çinli sayısı arttıkça da Doğu Türkistanlılar arasındaki
birliktelikler zayıflamaya ve Bağımsız Doğu Türkistan hareketi kan
kaybetmeye başladı. Bu gidişatın müsebbibi olan yerli taşeronlar ise
sureti haktan görünerek Çin mallarını diledikleri şekilde pazarlamaya ve
keselerini kirli Çin paraları ile doldurmaya devam ediyorlar…
İstiklâl Gazetesi olarak bunları dile getirmemizdeki asıl maksat ise,
yalnızca Doğu Türkistan'ın haklı mücadelesinin sinsice akamete
uğratılmakta olduğunun dışında Türkiye'de Çinli'lerin ve Çin uşaklarının
statü dışı faaliyetler içinde olmalarına karşı devletimizin ilgili
birimlerinin dikkatini çekmektir.
Çin'in yeni silahı: AIDS
Yıllardan beri Doğu
Türkistanlı Uygur Türklerini çeşitli yollarda asimile etmeye çalışan
Çinliler, şimdide AIDS'ye sarıldı
Çağın vebası olarak
gösterilen AIDS hastalığının son zamanlarda Doğu Türkistan'da hızla
yayılmaya başlamasının altında Çin oyununun olduğu belirtiliyor.
Çoğunluğu Müslüman olan ve tek eşlilik ve zina konularında oldukça
duyarlı olan Uygur Türkleri arasında bu hastalığın yayılmasının en
önemli sebebinin Çinlilerin, kan ihtiyacı olan hastalara AIDS'lı kan
vermeleri olduğu ileri sürülüyor.
10 binin üzerine çıkmış
Doğu Türkistan'dan alınan
haberlere göre 4 bin 386'sı Ürumçi'de olmak üzere Doğu Türkistan
genelinde bu sayının 10 binin üzerine çıktığı belirtiliyor. Sayının gün
geçtikçe artmaya başladığı da iddia edilmektedir.
Önlem de yok, uyarı da
Çinli yetkililerin Doğu
Türkistan'daki Türkleri AIDS konusunda uyarmadıkları ve bu konuda tedavi
imkânı da çoğu zaman sağlamadıkları belirtiliyor. Doğu Türkistan'dan
gelen haberlere göre halkın AIDS'i tanıması durumunda Çin'e karşı
harekete geçeceğinden korkan yetkililerin, Türk neslini yok etme
konusunda kararlı oldukları için AIDS'in Türkler arasında yayılmasına
sessiz kaldıkları, buna karşılık Çinlileri uyardıkları kaydediliyor.
Doğu Türkistan'da AIDS
hastalığı ve bu hastalığa yakalananların sayısı günden güne
artmaktadır
01.12.2005 Uluslar arası
AIDS Günü'nün sebebiyle, tüm dünyada AIDS raporları ilân edilmektedir.
Medyada yer alan
haberlere bakılırsa; Çin Hükümeti'nin Doğu Türkistan'da AIDS
hastalığının yayılmasını engellemeye yönelik çabaları çok fazladır.
Ancak Çin Hükümeti'nin propaganda amacıyla yayınladığı bu haberler
gerçeği yansıtmamaktadır. Çin Hükümeti'nin, Doğu Türkistan'da AIDS
hastalığını önleme konusundan hiçbir çabası bulunmadığı bilinmektedir.
Bugünkü duruma göre bu
yıl Doğu Türkistan'da AIDS hastalığına yakalananların sayısı 9346 kişi
olduğu belirtilip, gerçek sayının bundan çok fazla olduğu tahmin
edilmektedir. Ancak aldığımız habere göre Doğu Türkistan'da AIDS
hastalarının en yoğun olduğu yer Ürümçi, Gulca başta olmak üzere hiçbir
şehirde AIDS tedavi merkezi bulunmadığı bildirilmiştir.
Doğu Türkistan'da AIDS
tedavi merkezi bulunmamaktadır
Doğu Türkistan'da AIDS
Hastalığı Bilgi Merkezi'nde çalışan bir yetkili “Doğu Türkistan'ın AIDS'
ten korunması sadece medyaya yönelik bir açıklamadır. Gerçekte böyle bir
çaba bulunmamaktadır. Hastahanelerde AIDS hastalarına özel bir bölüm
bulunmamaktadır. Oysaki AIDS hastalarının rehabilite olması için, ayrı
bir bölümde tedavi olması gereklidir.” dedi.
Doğu Türkistan'da ki
bilinen bir sağlık merkezinde çalışan bir yetkili ise “Doğu Türkistan'da
AIDS'e yakalanan kişilerin Doğu Türkistan'ın güney kısmının da kontrol
edilmesi halinde orada da AIDS hastalarına rastlanabileceğini” söyledi.
Çin Hükümeti medya ile
AIDS'in yayılmasını engelleyebilir mi?
Medyada yer alan
haberlere göre Doğu Türkistan'ın AIDS hastalığının hızlı yayılmakta olan
bölgelerden birine dönmesi ile Çin ve Uluslar arası AIDS Araştırma ve
Yardım organizasyonları Doğu Türkistan'a AIDS hastalığının engellenmesi
için bütçe ayrılmıştır. Ancak AIDS'e harcanacak olan paralar AIDS' ten
korunmak için değil medyada propaganda amacıyla kullanılmıştır.
Doğu Türkistan'da her yıl
AIDS'e yakalananların sayısı 10.000 kişinin üstündedir.
Doğu Türkistan'ın AIDS
durumu hakkında basından alınan bilgilere göre Doğu Türkistan'da 1995
yılında ilk AIDS vakasına rastlandı. Ancak istatistiklere göre Doğu
Türkistan'da AIDS hastalığı çok çabuk yayıldı.
2000 yılına gelindiğinde
Doğu Türkistan'da AIDS'e yakalananların sayısının çokluğu açısından
Yunnan'ın ardından ikinci sırada gelmektedir. Bununla birlikte her sene
AIDS hastası olarak resmi kayıtlara geçen rakamlara göre 10.000 kişinin
üstündedir.
RFA'nın Ürümçi'de ki
Kızıl Haç Cemiyeti'nin açmış olduğu AIDS Bilgi Merkezinden aldığı
bilgiye göre, Doğu Türkistan'da AIDS'e yakalananların % 95'i Uygur'dur.
Çoğunlukla uyuşturucu madde alan kişiler olduğu belirtilirken, AIDS' in
bu yolla bulaşmış olduğu belirtilmiştir.
Doğu Türkistan'da toplam
olarak 90.000 AIDS hastası olduğu görülmüştür.
Gulca'da kontrolden geçen
12.000 kişiden, 3.000'inde AIDS virüsüne rastlandı. Çin Hükümeti Doğu
Türkistan'da AIDS'in önünü almak için tedbirler aldığını medyaya
açıklasa da, AIDS tedavisi yapan herhangi bir merkez bulunmamaktadır.
Araştırmamıza göre
uyuşturucu tedavi merkezlerinde tedavi olmakta olanların durumu çok daha
tehlikededir. Buralarda AIDS'e yakalanma riski daha fazladır.
Uygurlar arasında AIDS'in
çok süratli yayılmasının sebepleri nelerdir?
Uygurlar arasında hızlı
ve geniş çaplı olarak yayılması halkı sarmıştır. Bazı Uygurlar bunun
sebebini uyuşturucu madde kullanımı olarak görürken bazıları da Çin
Hükümeti'nin sağlık politikaları olduğunu görmektedir. Uygurlar dini ve
milli kültürün zayıflamasından dolayı olduğunu belirtmişlerdir. RFA
Gülchéhre
Çin Hükûmeti Kaşgar Edebiyatı Dergisi YayınYönetmeni Köresh
Hüseyin’i 3 yıl hapse
mahkûm etti
RFA/ETIC Çin Hükümeti;
Kaşgar Edebiyatı Dergisi Yayın Yönetmeni Köresh Hüseyin’i; Çin
Hükümeti’nin Uygur Otonom Bölgesindeki katı siyasetinin tenkit edildiği
“Yabani Güverci” isimli eserin yayınlanmasına izin verdiği için 3 yıl
hapis cezasına çarptırdı. Adının açıklanmasını istemeyen bir yetkilinin
RFA muhabirine bildirdiğine göre; Kaşgar Ağır Ceza Mahkemesi, bu sene 35
yaşını dolduran Köresh Hüseyin’i “Milli bölücülük ve bölücülük
ideolojisini teşvik eden eserin yayınlanmasına izin vermekle” suçladı.
9’DA
Yabani Güvercin isimli
eserin yazarı Nur Muhammed Yasin, 2005 yılının başlarında Çin tarafından
10 sene hapis cezasına çarptırılmıştı.
Kaşgar Ağır Ceza
Mahkemesi; Köresh Hüseyin’in 3 sene hapis cezasına çarptırılması ile
ilgili sorumuza yanıt vermekten kaçınarak, olayı inkâr etmiştir.
Dalay Lama ve Rabiye
Kadir Dünya Barışı
Konulu Bir Konferansa
Katıldılar
Rabiye Kadir Hanım ve Çin
işgali altındaki Tibetlilerin ruhani lideri Dalay Lama 13 Kasım 2005
günü Waşington' da Dünya Barışı ve Sevgi konulu yaklaşık 16 bin kişinin
katıldığı bir konferansa iştirak ettiler. Konferansta, dünya barışı,
karşılıklı sevgi ve saygı, katliama yönelik olarak bulundurulan
silahların durumu gibi konular üzerinde duruldu.
Toplantıya Uygur İnsan
hakları ve demokrasi hareketinin önderlerinden Rabiye Kadir Hanım özel
misafir sıfatıyla davet edildi. Toplantıda Rabiye Kadir hanım ve Doğu
Türkistan meselesi katılımcılara özel olarak anlatılarak “Uygurların
manevi annesi Rabiye Kadir'i aramızda görmekten şeref duyuyoruz”
denildi.
Daha sonra Rabiye kadir
Hanım Amerika Uygur Cemiyetinin başkanı Nuri Türkel ile beraber sahneye
davet edildi. Bu esnada Rabiye Kadir Hanım Tibetlilerin Ruhani Lideri
Dalay Lama'nın başına Doğu Türkistan milli doppasını giydirdi.
Dalay Lama: Tibet, Moğol
ve Uygurlar devamlı olarak eziyetlerle karşı karşıya olduklarını
vurgulayarak “Tibetlileri içinde barındıran Moğol ve Uygurlar geçtiğimiz
asırda çok zor şartlardan geçtiler, dolayısıyla Tibet, İç Moğolistan ve
Uygurlar devamlı olarak zorluklarla karşılaşmaktadırlar.” Dedi.
Doğu Türkistan
Hakkaniyetçiler Partisi Kurucusu
ve Başkanı İsa Hüsen, 12
yıl hapis cezasına çarptırıldı
Doğu Türkistan
Enformasyon Merkezi’nin vatandan aldığı habere göre Doğu Türkistan
Hakkaniyetçiler Partisi Başkanı İsa Hüsen, Çin polisleri tarafından
Temmuz. 2005 tarihinde tutuklandı.
İsa Hüsen, Aksu
vilayetinin Toksu nahiyesinden olup, üniversite mezunudur. 1994’te Toksu
nahiyesinde Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi’ni kurdu ve başkan
seçildi. İsa Hüsen,
1994 yılı Şubat ayında Doğu Türkistan Hakkaniyetçiler Partisi’ni
kurduktan sonra, basın yayın yoluyla Çin Hükümeti’nin Doğu Türkistan’da
uyguladığı sistematik zulümleri duyurmaya ve Doğu Türkistan halkını Çin
unsurlarına karşı mücadele etmeye çağırmıştı.
Yukarda sayılan
sebeplerden ötürü İsa Hüsen, 1994 yılı Ağustos ayında Çin tarafından
tutuklanarak 9 senelik hapis cezasına çarptırıldı. Hapis cezasını
bitirdikten sonra 2003 yılı Ağustos ayında serbest kalan İsa Hüsen;
hapisten çıktıktan sonrada Çin Hükümeti’nin yıldırma politikasından
kurtulamadı ve devamlı surette göz altında tutuldu.
İsa Hüsen’in hapisten
çıktıktan sonra peşini bırakmayan Çin Hükümeti, hapis sonrasında
ziyaretine gelen dost ve arkadaşlarının bir ayaklanma hazırlığı olduğunu
bahane ederek, İsa Hüsen’i tekrar tutuklamış ve 12 sene hapis cezasına
çarptırmıştır.
İsviçre'de Yaşayan Doğu
Türkistanlılardan Anma Toplantısı
12 Kasım 2005 günü
İsviçre'de yaşayan Doğu Türkistanlılar 12 Kasım 1933 ve 12 Kasım 1944
tarihlerinde doğu Türkistan'da kurulan Doğu Türkistan devletlerini anma
toplantısı gerçekleştirdiler. Stockholm şehir merkezinde İsviçre’de
yaşamakta olan Uygurlar, İsviçre Uygur Komitesinin organizasyonu ile
1933 ve 1944 yıllarında kurulan Doğu Türkistan devletleri anıldı.
Bununla beraber aynı
tarihleri de devlet bayramı olarak kabul ettiler. Bu toplantı İsviçre'de
yaşayan Uygurların oluşturduğu Uygur Komitesinin başkanı tanınmış
bestekâr Köreş Sultan riyasetçiliğinde yapıldı.
Berlin’de Hujintao
Karşıtı Protesto Eylemi
11.11.2005 Günü kısa adı
DUK olan Dünya Uygur Kurultayının önde gelenlerinden Ablimit Tursun,
Dolkun Eysa, Ablikim İdris'in önderliğindeki Almanya'da yaşayan Uygurlar
başkent Berlin'e giderek Çin büyükelçiliği önünde, Hujintao'nun Almanya
ziyareti sebebiyle üç saat süre ile protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Bu protesto eylemine
Tibet teşkilatı, İç Moğolistan teşkilatı ve Tehdit altındaki milletleri
koruma teşkilatlarının üyeleri ve diğer insan hakları teşkilatları
temsilcileri de katıldılar. Bu defa ki protesto gösterisine gazete,
dergi, radyo ve televizyon muhabirleri de özel bir ilgi gösterdiler. Söz
konusu eyleme katılanlarla da ayrı ayrı röportajlar gerçekleştirerek
Uygurlar, Tibetliler ve İç Moğolistan halklarının insan haklarının
çiğnenmekte olduğu ile ilgili bilgiler aldılar. Bu gösterilerden sonra
Uygurlar Almanya parlamento binasının önüne kadar ellerinde Ay-yıldızlı
Gök bayraklarla giderek Hujintao'nun Almanya ziyaretine tepki
gösterdikleri sırada orada bulunan Uygurlardan 40 kişi Alman polisi
tarafından gözaltına alındılar. Almanya Parlamento binası güvenliğinden
sorumlu polis merkezince 2 saat süresince sıkı kontrol ve
sorgulamalardan geçirilen Uygurlar, daha sonra kendilerine ulaştırılan
yanlış bilgi sonucunda Uygurları gözaltı ve sorguya maruz bıraktıklarını
ifade ile kendilerinden özür dilemek suretiyle serbest bıraktılar. (DUK)
Uygurların ünlü “12 Makam” eseri Birleşmiş Milletlerin “Korunması
gereken kültürel miraslar” kapsamına alındı
Birleşmiş Milletler
Kültür Teşkilatı, 25.11.2005 pazartesi günü Merkezinde düzenlediği
toplantıda, “Korunması gereken kültürel miraslar” listesine alınan
eserleri ilan etti. Bu listeye Uygurların manevi sanat eseri olan “12
Makam” dâhil edildi.
“12 Makam” başta Asya’nın
kuzeyi, güneyi ve batısı olmak üzere, Afrika’da ki 19 devlet ve yönetim
bölgesinde tesir göstermiş bir eserdir. Birleşmiş Milletler Kültür
Teşkilatı,1998 yılında kültürel mirasları korumak amacıyla kurulmuştur.
Öncelikli amaç bu gibi eserleri koruma altına alarak, 10 yıllık bir plan
dâhilinde yok olmaktan kurtarmaktır.
Kasım ayında ilan edilen
listeye, “Uygur 12 Makam Eseri” dışında dünyanın çeşitli yerlerinde ki
42 kültürel miras daha dahil edilmiş olup, Moğollara ait “Uzun Perdeli
Halk Müziği” bu listenin içinde yer almıştır.
Londra'da Çin Lideri
Hujintao Aleyhtarı Gösteri Düzenlendi
Çin lideri Hujintao'nun
Avrupa ziyaretlerinin birinci durağı Londra olup, 08.11.2005 tarihinde
Londra'ya ulaştı. Londra’da, İngiltere Başbakanı Toniy Bleyr ile iki
devlet arasındaki ticarî ilişkiler, uluslar arası güvenlik ve insan
hakları konularında bir görüşme gerçekleştirdi. Bu ziyaret esnasında
Hujintao aleyhinde büyük çaplı bir protesto gösterisi yapıldı. Bu
gösteriye İngiltere'deki Uygur cemiyetinin üyeleri, Tibet
teşkilatlarının üyeleri, Uygur ve Tibetlileri destekleyenler, Çinli
demokrasi yanlıları ve Falung gong müritleri olmak üzere yüzlerce kişi
iştirak etti. (DUK)
Çin, ‘iskambille' Türk
avına çıktı
Çin'in Sincan kentinde
bir tren istasyonunda ellerinde tuttukları iskambil kâğıtlarını halka
dağıtan "üniformalıları" görenler önce bu kişilerin şans oyunlarını
oynatan bahisçi olduğunu sandı. Ancak durum, dağıtılan iskambil
destelerindeki "aranıyor" yazılı suçlu fotoğraflarını görünce anlaşıldı.
Çin polisi, Amerika'nın devrik lider ve eski rejim suçlularını bulmak
için Irak'ta uyguladığı taktiği hayata geçirdi. Cinayet zanlılarının
fotoğraflarının olduğu 500 bin adet deste halka ücretsiz dağıtıldı.
Yetkililer, kartların üzerinde katil zanlısının işlediği suç,
görüldüğünde bildirilmesi gereken polis telefon numaraları ve ihbarı
yapan kişiye verilecek ödül miktarının yazılı olduğunu söyledi.
Çin'in insan hakları
sicili tartışılıyor
Çin Cumhurbaşkanı Hu
Jintao'nun İngiltere gezisi, İngiliz gazetelerinin sayfalarında geniş
yer verdiği konular arasında. Geziye şüpheyle yaklaşan Independent'ın
manşeti "Çin yapımı".
Gazete bir Çin bayrağı
üzerinde, Pekin Yönetimi'ne yönelik eleştirileri sıralamış.
"Çin her yıl yaklaşık 10
bin kişiyi idam ediyor. Ülkede muhalifler 'akli dengesi tehlikeli
derecede bozuk olarak' görülüyor, kendilerine özel tedavi uygulanıyor.
Tibetli lider Dalai Lama'nın destekçileri sık sık ya kayboluyor ya da
işkenceye maruz kalıyor. Çin yönetimi nüfusunun çoğu Müslüman Doğu
Türkistan'da da eylemcileri hapse attı, onları çalışma kamplarında
'yeniden eğitti'. Bu kişilerden bazıları idam edildi, bazılarına da
kelepçelenip dövülmeleri sonrası elektrik şoku verildi."
GAZİ MUSTAFA KEMAL
ATATÜRK VE 10 KASIM
Basın Bildirisi- Türk
Dünyasının, Bilge Hakanı; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin Kurucusu; Türk
Milletinin Başbuğu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün aramızdan ayrılışının
67. yıl dönümündeyiz. "Hürriyeti, İstiklâli ve Cumhuriyeti bu milletin
karakteri" olarak tanımlayan ve bütün hayatını en sevdiği milletine
adayan bir büyük şahsiyeti tekrar anmanın, anlamanın, hayat felsefesi
ile ortaya koyduğu eşsiz mücadelesine bir daha milletçe şahit olmanın
haklı gurur ve şuurunu yaşamaktayız.
Bu millet, bu güzel
şahsiyete; 'Atatürk’ diyerek, Türk Milletinin karakterini ortaya koyması
bakımından üzerinde ısrarla durulmalıdır. Bir dönem. ''Cepheden cepheye
koşanların.." hürriyet ve istiklâlin temininden sonra, savaştan yorgun
ve bitap düşmüş bir vaziyette çıkan bir milleti kısa zamanda nasıl
toparladığına, ona ufuk ve gaye anlamında bir büyük misyon yüklediğine;
13 milyon yürekli nüfusu ile 'vatan coğrafyasının top yekûn
kalkınması..' yolunda ne şekilde çaba harcadıklarına şahittir..
Anadolu'yu, bütün Türk
Dünyasının nazargâhı haline getirerek, bugünleri ta o günlerin yalın
ikliminde görerek yorumlayan ve Türk insanının, 'muasır medeniyetler
seviyesine çıkmasını'' telkin eden büyük ufuk lideridir...
"Benim naçiz vücudum
elbet bir gün toprak olacaktır; ama Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar
kalacaktır" sözleriyle; Cumhuriyete olan inancını belirterek bizlere, bu
ulvî inancın yaşatılmasını vasiyet etmiştir.
Bir 10 Kasım Tarihini
milletçe yâd ederken; bu milletin ne kadar çetin ve zor şartlar altında
büyük mücadeleler vererek; 'millî hislerle..' dalgalar halinde dağlara
yüklenerek bugünlere geldiğini unutmayalım, Türk Milleti, her türlü
zorluğu, sıkıntıyı; azim, irade ve kararlılığı ile yenecek güçtedir. Bu
duygular içerisinde; başla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa
Kemal Atatürk olmak üzere, onun silâh arkadaşlarını, bu vatan coğrafyası
için hayatlarını feda eden şehitlerimizi rahmetle anıyor, hayatta kalan
gazilerimize minnet ve şükran duygularımızı en kalbi İlişlerimizle
belirtiyoruz.
10 KASIM 2005
KAYSERİ KÜLTÜR ve TURİZM
DERNEĞİ
YÖNETİM KURULU BAŞKANLIĞI
P.K.218 38002 KAYSERİ, T
EL/BELGE GEÇER: 0352 221 73 03 Adresi: Sahabiye Mahallesi Muhtarlığı,
Kocasinan 38010 KAYSERİ
E-Posta:
kayserikulturveturizm@mynet.com
Denktaş: Bu adam
akreptir
KKTC’nin kurucu
Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, ülkesinin 22. Kuruluş yıldönümü öncesinde
sert uyarılarda bulundu. 1974 Barış harekâtı’na katılan gazileri kabul
eden Denktaş, özetle şunları söyledi:
İMZA ATAN ŞEREFSİZDİR
‘Birleşmiş Milletler
Kıbrıs Özel Temsilcisi Alvaro De Soto görüşmelere elinde küçük bir not
defteri ve kalemle gelip, ‘Ben bir sineğim’ dedi. Bu sinek akrep oldu.
De Soto ABD, İngiltere ile işbirliği ve Rumlarla alışverişle Annan
Planı’nı ortaya çıkardı. Buradan diyorum ki; Hiçbir makam, hiçbir
Kıbrıslı Türk, hiçbir Anadolu çocuğu, var olan bir devleti ortadan
kaldıracak anlaşmaya imza atamaz. Atarsa büyük şerefsizlik yapmış
olur. Buradan diyorum ki; Hiçbir makam, hiçbir Kıbrıslı Türk, hiçbir
Anadolu çocuğu, var olan bir devleti ortadan kaldıracak anlaşmaya imza
atamaz. Atarsa büyük şerefsizlik yapmış olur.
RUMLAR ESİR ALMADI
KKTC'nin kuruluş sürecini
hazırlayan 74 çıkartmasında yer alan gaziler, iki şehitliği gezdiler.
Burada o günlerin heyecanlarını tekrar yaşayan gaziler, şehit düşen
silah arkadaşları için dua edip gözyaşı döktüler. Gazi Abidin Yücedağ,
şehit İlker Karter için 'Keşif kolunda uçuyordu. Magosa civarında yerden
açılan ateşle uçağı vuruldu. Paraşütle atladı. 1961 Cenevre
Sözleşmesi'ne göre esir alınması gerekiyordu. Ama Rumlar esir almadı ve
şehit ettiler' dedi. Özgür Ekşi Hürriyet
12.
Türk Dünyası Gençlik Günleri Ve Kurultayı
TÜRK OCAKLARI
DEĞERLENDİRME BÜLTENİ’NDEN 25 Kasım 2005
12. Türk Dünyası Gençlik
Günleri ve Kurultayı, Türk Ocaklarının ev sahipliğinde, Başbakanlık
Tanıtma Fonu'nun desteği, TİKA'nın işbirliği ile, 13-20 Kasım 2005
tarihleri arasında İstanbul'da yapıldı. Türk dünyası rüzgârlarının
esmeye başladığı 1990'lardan bu tarafa devam eden belki de yegâne
etkinlik olması bakımından dikkatleri çeken Kurultay, her bakımdan
faydalı oldu.
DTGB, Şubat 1992'de Tatar
Gençleri Birliği Azatlık'ın öncülüğünde Rusya Federasyonu içindeki Türk
Devlet ve Toplulukları ile Kırım ve Azerbaycan'dan gençlik
teşkilâtlarının katıldığı Türk Dünyası Gençlik Kurultayı'nda doğdu.
DTGB'nin o günlerdeki doğuşunda, Türk Ocaklı gençlerden Yakup
Deliömeroğlu, Hasan Ali Karasar, Tümen Somuncuoğlu, Konuralp Ercilasun,
Terken Hacaloğlu, Tataristan'dan İrik Garif, Talgat Ahmedişin, Zülfire
Sagidkızı, Başkurdistan'dan Artur İdilbayev ve Çuvaşistan'dan Vecislav
Timofiyev gibi gençlik liderlerinin ortak gayretleri etkili oldu ve o
günlerden bugünlere DTGB sürekli olarak gelişti. DTGB gönüllü, bağımsız,
milletlerarası bir demokratik platform olarak kurulmuş ve temelini,
uluslararası normlardan, insan hakları deklârasyonuna paralel
devletlerarası anlaşmalardan almıştır Bugün Türklerin yaşadığı 36
ülkeden 41 kuruluşu üye ve gözlemci statüsünde bünyesinde barındıran
DTGB, bu haliyle, uluslar arası gençlik örgütlerinin en büyükleri
arasındadır. Nitekim gençler, bu kurultay esnasında da, önümüzdeki
yıllarda Birleşmiş Milletlerin tanıdığı ve destek olduğu bir örgüt
haline gelmenin yollarını arayacaklarını, bir temenni mahiyetinde, ifade
etmişlerdir. Fin-Ogur halklarının DTGB'ye üye olması, bu yıl Kore'den de
bir müracaatın yapılmış olması, DTGB'yi Türkçe konuşan gençlerin örgütü
olmanın ötesine, bir Ural-Altay gençlik örgütü olmaya
götürmektedir.Kurultay, ilk defa Türkiye'de yapılmaktadır. Daha önce her
biri başka bir Türk yurdunda yapılan kurultaylar, TYB Genel Başkanı
Yakup Deliömeroğlu'nun kurultayda yaptığı konuşmada da dile getirdiği
gibi, bu özelliğiyle de benzersizdir. Fakat Türkiye'de yapılıyor
olmasının uyandırdığı ilgi öylesine yüksek oldu ki, önceki kurultaylara
çağrılan 200 kadar delegenin ancak 130 ile 150 kadarı katılırken, bu
defa eksiksiz katlım oldu, delegasyonların yanlarında gelen sanatçılarla
ve Türkiye'den katlımla birlikte sayı 250'ye ulaştı. Bu sevindirici
yoğunluğun önümüzdeki yıllarda da ve nerede yapılırsa yapılsın devamını
temenni etmek durumundayız. Bunların başında, dil birliğini sağlamak
geliyor. Daha önce 11.Kurultayda alınan "Kurultay Dili, Türkiye
Türkçesi'dir" kararı, bu kurultayda da görüldüğü gibi, henüz sembolik
bir karardır. Acele etmeye gerek yoktur. Sabırlı olmak gerekir. Zaten
Türkiye Türkçe'si konuşan Balkanlar, Ortadoğu, Kıbrıs delegasyonları
dışındakilere, Türkiye'de Türkçe kursları düzenlemek bu derinliğine
çalışmaların başında geliyor. Her delegasyonun kendi şive veya
lehçelerini en iyi şekilde öğrenmelerini sağlamak da, ihmal edilmemesi
gereken önemli bir iştir. Ancak ortak bir yazı diline ve alfabeye doğru
yönelmeyi sağlamak kurultayın hedefi haline gelmelidir. Sağ olun
gençler. Kurultaylarınız "Mengi - daim" olsun. Dirlik düzeniniz
bozulmasın. Geleceğe birlikte yürüyüşünüz kutlu olsun.
'Türklüğümüz göklerde
dalgalanan bir sancak'
Balkan Türkleri Dayanışma
ve Kültür Derneği 2. Başkanı Yalçın Koçak, "Derneğimiz adına
Bulgaristan'da
Üniversitemizi kurmamız sebebiyle etki sahamıza giren Balkanlar Türkleri
ve
Balkan Türklerinin
politikasızlığı, milliyetçiliğimizi kişisel olarak rahatsız etti. Osman
ALTUNTAŞ
Bulgaristan'da kurduğumuz
Üniversite sayesinde, Türk gençlerine EUA lisansı vereceğiz" dedi.
Sakarya eski Milletvekili ve Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği
2. Başkanı Yalçın Koçak, derneklerinin 1985 yılında zamanın Başbakanı
rahmetli Turgut Özal tarafından kurdurulduğunu belirterek,
"Bulgaristan'da eğitime açtığımız Balkan Üniversitesi sayesinde, etki
sahamıza giren Balkanlar Türkleri ve Balkan Türklerinin politikasızlığı,
milliyetçiliğimizi kişisel olarak rahatsız etti" dedi. Yalçın Koçak,
derneklerinin çalışmaları, hedefleri ve Balkan Türklerinin bugünü ve
yarını hakkında ORTADOĞU'nun sorularını cevapladı.
Türk'lük yuvası haline
getirdik
— Derneğinizin
çalışmalarını ve amaçlarını anlatır mısınız?
Bilindiği gibi
Bulgaristan'da Dernek adına Balkan Üniversitesi'ni kurduk. Kendimizi
birden bire Balkan Türklerinin sorunlar yumağı ile karşı karşıya bulduk.
Balkanların ve Balkan Türklerinin politikasızlığı milliyetçi
kişiliğimizi rahatsız etti. Balkan Türkleri ile ilgili şöyle bir tarihe
dönüp inceleme yaptığımızda, (Geçmişte) Türkiye'deki balkan derneklerin
çoğunun Bulgar muhibi gibi çalıştıklarını, hatta bazılarının da
işbirlikçiliklerini de devam ettirdiklerini üzelerek müşahade etmiş
bulunmaktayım. Bu sebepten dolayı, en büyük balkan derneği olan "Balkan
Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği"nin yönetimine, eski milletvekili
arkadaşım Ali Rıfkı Atasever ile birlikte el attık. Derneğimiz, rahmetli
Başbakan Turgut Özal tarafından 1985 yılında kurdurtulmuştur. Derneğin
yönetimine gelir gelmez ilk iş olarak, içindeki yabancı unsurları
temizledik. Balkan Türkleri Dayanışma ve Kültür Derneği'ni, temiz bir
Türk'lük yuvası haline getirdik. Şimdi öncelikle Balkanlardan
başlayarak, dünyada nerede bir Türk varsa etki sahamız altında
sayacağız. Durumdan da vazife çıkararak hizmetimize ve davamıza devam
ediyoruz.
KKTC'nin istiklâli bizim
istiklâlimizdir
Azerbaycan Ana Vatan
Partisi Genel Başkanı Milletvekili Fezail Agamali, "Tabi ki, bu tüm Türk
dünyasının bayramlarından biridir.
Türk devletleri gibi
diğer devletler de KKTC'nin bağımsızlığını tanıyacaktır" dedi. Kuzey
Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) kuruluşunun 22. yıldönümü
Azerbaycan'da kutlandı. KKTC'nin 22. Kuruluş yıldönümü nedeniyle KKTC
Azerbaycan Temsilciliği tarafından Bakü Eğlence Merkezinde düzenlenen
resepsiyona, çok sayıda milletvekili katıldı. KKTC Azerbaycan Temsilcisi
Mustafa Evran ile Azerbaycan Milletvekili ve Atatürk Kültür Merkezi
Başkanı Nizami Ceferov tebrik konuşması yaptılar. KKTC'nin 22. yılında
Kıbrıslıları tebrik eden Azerbaycan Ana Vatan Partisi Genel Başkanı
Milletvekili Fezail Ağamalı, "Tabi ki, bu tüm Türk dünyasının
bayramlarından biridir. KKTC'nin istiklâli bizim istiklâlimizdir, onun
sevinci bizim sevincimiz, onun sıkıntıları da bizim sıkıntılarımızdır.
Ben çok memnunum ki, artık buzlar kırılmaya başlayıp, Azerbaycan
tarafından ambargonun kaldırılması yönünde ciddî adımlar atıldı. Başka
devletler için örnek olacağına inanıyorum, Türk devletleri gibi diğer
devletler de KKTC'nin bağımsızlığını tanıyacaktır" dedi.
Atina'nın cami ayıbı
Adamlar Atina’ya Camii
izni vermezken, sen git boş bir AB hayali uğruna Atatürk'ün ihanet
yuvası diye nitelediği Patrikhaneye Ruhban Okulu açmaya kalk, Ekümen
ilan et.
Yunanistan'ın, 150 bini
aşkın Müslüman'ın yaşadığı camisiz Avrupa başkenti Atina'da bayram
namazı bu yıl da bir stadyumda kılındı. Yaklaşık 5 bin Müslüman, bayram
sabahı, Atina'nın Faliron semtindeki "Dostluk ve Barış" stadyumunun
bitişiğindeki büyük, boş alanda bayram namazı kılmaya gitti. Ancak,
yağmur nedeniyle namaz, kapalı stadyumun içindeki fuar bölümü ve
koridorlarında kılındı. Namaza katılanlar, Yunan başkentinde halen bir
cami bulunmamasından yakındılar.
Kırım Tatar Millî Meclisi
Başkanı diplomatik akşam yemeğine katıldı
Ukrayna’daki Almanya
Büyükelçisi Dietmar Gerhard Stüdemann’ın daveti üzerine, Kırım Tatar
Milli Meclisi Başkanı Mustafa A. Kırımoğlu, 7 Kasım’da Alman Büyükelçisi
meskeninde Türkiye Cumhuriyeti Büyükelçisi Ali Bilge Cankorel’in
diplomatik vazifesinin bitmesi münasebeti ile verilen diplomatik akşam
yemeğine katıldı. Akşam yemeğine ayrıca Hırvatistan Büyükelçisi Dr Mario
Mikoliç, Ukrayna Devte Sekreteri Oleg Rıbaçuk katıldılar. Kırım Tatar
Milli Meclisi Başkanının Oleg Rıbaçuk ile sohbetindeki eski Ukrayna
Cumhurbaşkanı Leonid Kuçma’nın “Milliyet Ayrımına Göre Sürgün Edilen
Vatandaşlarının Haklarının İadesi Hakkındaki” kanun tasarısının
üzerindeki vetosunun kaldırılması meselesi ele alındı. O. Rıbaçuk işbu
sorununun en kısa zamanda halli için çalışacağını söyledi. Meclis Basın
Servisi
Güney Azerbaycan'da
Settar Han Özlemle Anıldı
Millî hareketin lideri
Dr. Çağrı Çöhreganli Bey'in, günün anlam ve önemini açıklamak amacıyla
hazırladığı bildiri de millî hareketçiler arasında sevinçle
karşılanmıştır.
Settar Han'ın Tahran'ı
güzelleştirme teşkilatı ve Tahran belediye başkanlığının girişimleriyle,
Heykeltıraş Şehriyar ve Şahbuz Zarabi kardeşlere yaptırılan 75 kilo
ağırlığında, 85 santimetre uzunluğundaki tunçtan büstü, 120
santimetrelik granitten yapılmış taşın üzerine konularak Tahran'da
düzenlenen açılış töreniyle manevi olarak ölümsüzleştirilmiştir. Güney
Azerbaycan Millî Uyanış Hareketi mensubu milliyetçilerce her yıl anılan
büyük önder, şahadetinin 91.yıl dönümüne istinaden geçtiğimiz günlerde
düzenlenen törenlerde; Tebriz, Kazvin, Hemedan, Horasan, Kum, Erdebil,
Zengan ve Kirman şehirlerinden katılan, sayıları 3000'den fazla millî
hareketçi tarafından bir kez daha özlemle anılmıştır. Millî hareketin
lideri Dr. Çağrı Çöhreganli Bey'in, günün anlam ve önemini açıklamak
amacıyla hazırladığı bildiri de millî hareketçiler arasında sevinçle
karşılanmıştır. Olaysız başlayan anma töreninin sonunda ortak hazırlanan
bir kararname okunmuştur. Bu kararname'de millî haklarını aradıkları
için tutuklanan hareketçilerin serbest bırakılması, Türk dilinin resmi
dil olarak kullanılması, Eğitim kurumlarında Türk dili ile öğrenim
yapılması, İran topraklarının ezeli sahibi Türklerin bıraktığı asırlık
tarihi eserlerin devlet desteğiyle korunması talep edildi. Kararnamenin
okunmasının ardından dağılmak isteyen millîyetçiler Fars kuvvetleri
tarafından 15 dakika süre ile ayakta sorgulanmış ve aşağıda adlarını
verdiğimiz millî hareketçiler, Rey şehrindeki 172 numaralı emniyet
birimine götürülerek yaklaşık 8 saat süre ile ifadelerine
başvurulmuştur. Tutuklanan millî hareketçilerin adları şöyledir :
Koşaçay ilinden 28 yaşındaki Mehdi Bazmani, 23 yaşındaki Efsin Mehdizade,
22 yaşındaki Musa Şeyhi ; Erdebil şehrinden 24 yaşındaki Behruz Elizade
ve Esker Ekberzade'dir. Esker Ekberzade dışındaki millî hareketçiler
serbest bırakılmış olup, kendisinin akıbeti hakkında bilgi
alınamamaktadır.
Müge Çetinkaya –
İstanbul
Settar Han
Türk dünyasından efsane
şahsiyetlerinden Settar Han; 1868 yılında , bugünkü İran İslâm
Cumhuriyetinin hâkimiyeti altındaki Güney Azerbaycan Türk topraklarının
sınırları içindeki, Karadağ bölgesinin Canalı şehrinde dünyaya geldi.
Millî değerlere duyduğu hasret ve şuurla şekillenen dünya görüşü, 1905
yılındaki Tebriz merkezli Meşrutiyet hareketinde öncü faaliyet
göstermesiyle eyleme döküldü. İran Türkleri arasında baş gösteren millî
direniş, küçük yerleşim yerleri olan mahallelerde başlayan
örgütlenmelerle hedefe ilerliyordu. 1907 yılında Tebriz'in Emirhiz
mahallesinde teşkilâtlanan milliyetçilere önderlik eden Settar Han,
millî ayaklanmanın sembolü oldu.
1908 yılının Temmuz
ayında Olağanüstü savaş komitesini toplayan büyük önder 1909 yılında
Tebriz şehrini Fars kuvvetlerinden temizledi. Silah arkadaşı Bağır Han
ile birlikte Fars güçleri tarafından zulüm gören Settar Han, 1910
yılında Yepremhan adındaki Ermeni militan tarafından ayağından
kurşunlandı. Aldığı yaranın tedavi edilmemesi üzerine vücudunda dolaşan
kurşunun yol açtığı sağlık sorunları sebebiyle, 9 Kasım 1914'de 48
yaşında şehit düştü. Kabri Tahran'da, Reyşehir'ine bağlı Tutu
bağındadır. İran Türkleri arasında millî bağımsızlığın manevî ifadesi
olan Settar Han, her yıl şahadetinin sene devriyesinde geniş kitlelere
hitap eden katılımlarla anılmaktadır.
Türk dünyası’nın iki
kayıbı: İsmail Otar ve Münir Kızavul
28 Ekim 2005 tarihinde
Kırım millî davsının Türkiye'deki önemli isimlerinden İsmail Otar ile
İstanbul Kırım Derneği'nin maddî manevî en büyük destekçilerinden olan
Kızavul ailesinin en büyük ferdi Münir Kızavul'u kaybettik.
İsmail Otar
(1 Ekim 1911- 28 Ekim
2005)
1 Ekim 1911'de Bursa'da
doğdu. Babası Ali Otar 1880 yılında Bahçesaray'ın Otarköy'ünde
doğmuştur. Annesi Emine Otar Bahçesaraylı olan ve 1880'lerin başında
Akmescid'e göçen Mustafa'nın kızı olup 1890'da Akmescid'de dünyaya
gelmiştir.
İlköğrenimini Bursa'da
gören Otar 1935 senesinde İstanbul'da Yüksek İktisat ve Ticaret
Mektebi'nden mezun olmuştur. Muhasebecilik ve muhasebe uzmanlığı yapmış,
meslekî bazı eserler ve birçok makaleler yazmış ve konuşmalar yapmıştır.
İsmail Otar Kırım Millî
Davası'nın muhaceretteki önemli isimlerinden biri olarak pek çok önemli
çalışmaya imza atmış ve bu yolda eserler vermiştir.
Kırım Millî Davası'nda
yetişmesinde Cafer Seydahmet Kırımer'in büyük tesiri olmuştur.
Emel ve Kırım
dergilerinde bir çok makalesi çıkan Otar, Kırımlı Türk şair ve bilgini
Bekir Sıdkı Çobanzade hakkında bir kitap yazmış, Çarlık Hakmiyetinde
Kırım Faciası (Dr.Ahmet Özenbaşlı) ve Tevarih-i Tatar Han (Kefeli
İbrahim Efendi) gibi kıymetli eserleri günümüz İstanbul Türkçesine
aktarmıştır.
Şüphesiz, şiirleri
arasında "Çibörek" isimli eseri halk tarafından en çok beğenilen ve
meşhur olanıdır.
Emel Türk Kültürünü
Araştırma ve Tanıma Vakfı'nın da kurucu üyesi olan İsmail Otar ilerlemiş
yaşına rağmen gayretle eser vermeye devam etmekte ve mücadelesini
sürdürmekteydi.
Kıymetli büyüğümüze
Cenab-ı Allah'tan rahmet dileriz.
Milletimizin başı sağ
olsun.
KIRIM TÜRKLERİ
Kültür ve Yardımlaşma
Derneği
İSTANBUL Şubesi
Irak Türkmen Cephesi
630 Numarasına Oy
Vermek Türkmen Millî
Kutsal Görevimizdir
Irak devleti bütün
milletleri kapsayarak bunun yanında, büyük Müslüman Türkmen Şii, Sünni,
Kale gavurları bulunmaktadır 15 -Aralık -2005 tarihinde Irak'ta Dört
yıllık seçim yapılmaktadır.
Saddam celladı uzun
yıllar Türk milletimiz, zulüm, işkence baskı uygulamakla hiç bir zaman
milletimizin üstünde işkencesi kalkmadan, bu aşamada her türlü baskılara
rağmen, Kürtlerin Kürtleşme politikasına karşı bizler kendimizi
toparlayarak, birlikte Yaşlı, Kadın, Erkelerle seçim alanına koşarak
birlik beraberliğimizi göstermekle, seçime katılmamız gerekmektedir.
Yıllar boyu demokratik
özgürlükten yoksun kalarak bu sınav önünde tüm gücümüzle hazır olup
durmalıyız, ve Milli Türkçülük davasına yakınlık, ilgi gösteren ve
Türkmen milletimizi meşru çatısı altına alan Irak Türkmen Cephesi'ne
oyumuzu 630 numaraya vermeliyiz.
El ele, gönül gönülle
Türkçülük duygularımızı tüm düşmanlara, hainlere karşı birleştirmekle bu
milli dava seçimlerini Kerkük'ü Türklüğü kazanmaya durmadan
katılmalıyız.
Irak Türkmen Cephesine
ses vererek, seçime katılmak her doğru milletsever Türkmen'in üzerine
düşen kutsal ve meşru önemli görev sayılmaktadır, bu seçim toplumsal
olarak milli davamız yolunda gelecek için milletimizin erek umudunu ve
istek arzusunu belirlenmesine sağlamaktadır.
Seçim işlemleri sonucu,
temiz bir yolla özgür olarak üstün bir birlik başarıyla gerçekleşmesi
için yorulmalı, seçimin doğrudan komşu devletler, Birleşmiş Milletler
yardımı tarafıyla göz altında alarak, bizler Türk milletimizin güvenlik
bakımından çalışarak, Irak toprak bütünlüğü ve seçimlerin Türkmen
milleti için özgür seçim olmasını istenmekle Irak Türkmen Cephesi üstün
başarılar göstermektedir onu tüm varlıklarımızla desteklemeliyiz.
Bizler Soylu, Töresi,
belli olan Irak Türkleri olarak milletimiz şeref, gelenek, göreneklerine
bağlı kalarak Türkmen şehrimiz Kerkük, Erbil, Musul, Diyala,Vasit, ve
tüm Türkmen elimize, İlçe,Köylerimize can atarak bir karış
yerlerimizden, topraklarımızdan taviz vermeden, vermeyiz.
Türkmen'in başkenti atar
damarı Kerkük şehri tek Türkmenlerin şehri olarak onu kuruyacaklar,
Türkmen Kerkük diye uğrunda binlerce, can, kan şehitler vermişlerdir
halada Türkçülük milli topraklarımız için vermektedir.
Kürtlere gelince boş kafa
boş hayallerini bir yana bırakıp unutsunlar yalan iddialarında
tekrarlamasınlar, Kerkük bir Türk şehridir ve Türk şehri kalacaktır, boş
iddialar hiçbir zaman Kürtlerin ısrarına ve çıkarına hizmet
etmeyecektir.
Türkmen eskiden olduğu
gibi bu günde tek Kerküklerine, milli topraklarına bağlı kalarak her bir
insanına güvenerek kendi haklarını kendi elleriyle almaya çalışacakladır
Yorulacaklardır.
Türkmen milletinin
yaşamakta olduğu bu günlük zor durumdur, oda seçimlerin
yakınılanlaşması, güçlü atılgan milletimiz tüm engellere rağmen, tüm
varlıklarıyla seçimi aşacaklardır, Tarihin ilk doğuşundan Türk
milletimiz şanıyla yiğitliğiyle onur töresiyle tanınmakla, Irak Türkmen
Cephesine 630 numaraya oy vermek için tüm milli varlıklarıyla atılganlık
sonsuza dek bitmeyen güçleriyle katılarak tüm başarıyı elde
edeceklerdir. Milli dava Türkçülük, kahraman Türkmenler, uzun yıllardan
beri dökmüş oldukları temiz kanlar, vermiş oldukları, baba yiğit cesur
şehitler, tarih boyunca bellidir, bu sürede Türkmenler, seçimin önemli
olmasını göz önüne alarak, Türkmenler durmadan, beklemeden seçime
katılmaya çalışarak, seçimlerin yıllardır baskı ve zulüm içinde yaşayan
milletimiz, milli kaderini belirleyeceği alanda görünerek kendisini
göstermelidir.
Seçim günlerin gün be gün
yaklaşması, milletimiz sendik başına gedmesi, güven ve huzur içinde
olmakla, milletimiz kendi temsilcisini seçecektir, demokrasi ilkeler
üzerine Türkmen gönüllerin birliğiyle, bizim ellimizle Irak'ın
kalkınması olacaktır, yeni güneşin doğuşuyla geleceği güzel mutlu
günlerli elde etmeye çalışacağız.
Kerkük'ümüzün yeniden
yapılması için, birlikte, beraberce, eşit olarak, Sünni, Şii ve Kale
gavurları ile, çalışmalıyız, sesimizi yalnız, yalnız Irak Türkmen
Cephesi 630 Numarasına vermeliyiz, ölene dek Türkmen yaşayıp Türkmen
kalmalıyız.
BM: Çin'de işkence yaygın
Birleşmiş Milletler,
Çin'de işkencenin hâlâ yaygın olduğunu bildirdi. Novak yaklaşık iki
hafta Çin'de kaldı.
Örgütün İnsan Hakları
Komisyonu'nun işkence raportörü Manfred Novak, ülkede sorunun çözümü
için hâlâ çok şey yapılması gerektiğini, daha fazla yapısal reforma
ihtiyaç duyulduğunu söyledi. Manfred Novak yine de Çin'de büyük
şehirlerde işkencenin azaldığını da sözlerine ekledi. Manfred Novak yine
de Çin'de büyük şehirlerde işkencenin azaldığını da sözlerine ekledi.
Novak bu açıklamaları, başkent Pekin, Tibet ve Müslümanların çoğunlukta
olduğu Doğu Türkistan'daki gözetim merkezlerini ziyareti sonrası yaptı.
Novak temasları sırasında heyetinin Çin istihbarat yetkililerince
yakından takip edildiğini söyledi. Manfred Novak Çin güvenlik
yetkililerini, işkence gördükleri iddia edilen kişileri korkutmak ve bu
kişilerle temas kurmalarını engellemekle suçladı. BM yetkilisi, Çin'de
işkencenin yaygın olmasının nedeni, suçlular aleyhine kanıt bulma
baskısı olduğunu belirtti. Manfred Novak, yargının bağımsızlığı olmadan
bu sürecin kontrol edilemeyeceğini vurguladı. Çin işkenceyi 1996'da
yasaklamıştı ancak insan hakları kuruluşları Çin yetkililerinin hâlâ sık
sık işkenceye başvurduklarını öne sürüyorlardı.
Manfred Novak ise
Çin'deki işkence ve kötü muamele iddialarını soruşturmak üzere 10 yıl
süren uzun bir kampanya sonrası yaklaşık iki haftalığına bu ülkeye
gitmişti.
Japonya'nın Çin endişesi
Japonya Savunma Bakanı
Fukushiro Nukaga, Çin'in askeri gücünü takviye etmesinin '’ciddi kaygı''
yarattığını söyledi.
Nukaga, bir televizyon
programında yaptığı konuşmada, Çin'in son yıllarda hızla artan askeri
harcamalarına gönderme yaparak, ''Ciddi biçimde kaygılıyız. Tokyo,
Çin'in son zamanlarda askeri gücünü takviye etmesini izlemeye devam
etmeli, ancak iki ülke arasında çatışmayı önlemek için dostluğunu
ilerletmeli'' dedi. Çin askeri gemilerine son aylarda Doğu Çin
Denizi'nde tartışmalı karasularında sıkça rastlandığını belirten Nukaga,
''Bu tür şeyler gerçekten askeri tehdide dönüşmeden önce dikkatli olmalı
ve (Çin ile) görüş alışverişimizi artırmalıyız. İki ülke arasında
savunma siyaseti diyalogu geliştirilebilir ve ortak savunma tatbikatları
yapılabilir'' dedi.
Nukaga, Çin'in savunma
politikalarında daha şeffaf olması gerektiğini, böylece güven
sağlanabileceğini de kaydetti.
Çin'in hızla büyüyen
ekonomisiyle birlikte son yıllarda savunma bütçesini iki kat artırdığı
belirtiliyor. Çin'e ait bir savaş gemisi, bu aybaşında Japonya'nın
güneyindeki Kume adasına yaklaşarak, Doğu Çin Denizi'nde Japonya'nın
karasularını kısa süreliğine ihlal etmiş, ancak Japonya'ya ait sahil
savunma devriye uçağının uyarısından sonra bölgeyi terk etmişti.
Japonya, hava sahasını
ihlal eden Çin uçaklarına karşı, son altı ayda Japon savaş uçaklarının
30 kez havalandığını açıklamıştı.
Tokyo ve Pekin, deniz
altındaki doğal gaz kaynakları, Doğu Çin Denizi'ndeki bazı küçük adalar
ve Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'nin savaş suçlularının bulunduğu
Yasukuni tapınağını ziyareti gibi konularda sorun yaşıyor.
Japonya ve Çin'in 'anıt'
gerginliği
Bölge ülkelerini bir
araya getirecek olan büyük Asya-Pasifik Zirvesi'ne günler kala Çin ve
Japonya arasındaki diplomatik sorun ilişkilerde gerginlik yarattı.
Koizumi, Çin'in
isteklerine boyun eğen isim olmak istemiyor
Çin ve Güney Kore,
Japonya Başbakanı Junichiro Koizumi'yi, tartışmalı bir savaş anıtını
ziyareti nedeniyle bir kez daha sert şekilde eleştirdi.
Japonya Dışişleri Bakanı
Li Zaoçing, Koizumi'yi, savaş suçlularına tapmakla suçladı.
Ayrıca yetkililer, Zirve
sırasında, Çin Cumhurbaşkanı Hu Jintao'nun, Koizumi'yle görüşmeyeceğini
açıkladılar.
Doğu Asya'nın bu iki
güçlü ülkesi arasındaki gerginlik endişe yaratsa da, gözlemciler,
Japonya'nın tutumunda bir yumuşama beklenmediğini ifade ediyorlar.
Çin daha önce de Japonya
Başbakanı Junichiro Koizumi'ye karşı hoşnutsuzluğunu ifade etmişti ancak
Pekin yönetiminin son tavrı devam eden bu hoşnutsuzluğun son ve en açık
örneği. Yasukini savaş anıtı nedeniyle daha önce de iki ülke arasında
gerginlik yaşanmıştı. Hem Koizumi'nin bu anıtı ziyaretleri hem de
Tokyo'da yeni açıklanan Bakanlar Kurulu'nda yer alan katı tutumlu
milliyetçi isimler Japonya'nın askerî geçmişindeki geleneklerin devamı
olarak değerlendiriliyor.
Koizumi ve Liberaal
Demokratik Parti'deki pekçok isim, Japonya'nın, geçmişle ilgili daha
önce yeterince özür dilediğini savunuyor ve bu savaş anıtının savaşta
ölen askerleri onurlandıran bir simge olduğunu ifade ediyor.
Öte yandan, Asya ülkeleri
arasında geçmişten gelen rekabet dikkate alındığında, hiçbir Japonya
liderinin, Çin'in isteklerine boyun eğen isim olmak istemediği de
ortada. Japonya'daki kamuoyu yoklamaları, bu konu üzerinde halkın
bölündüğünü gösteriyor.
Çin malı kremler’in
gözkapağı düşüklüğü
gözkapağı felci, yüz
felci, ağız eğriliği gibi sakıncaları var
Çin malı botoks
güzelleşmek isterken ciddi sağlık sorunlarıyla başbaşa bırakabilir.
Sağlık bakanlığı uyarılarına rağmen hâlâ bavul ticareti ve kargolarla
ülkeye sokulan kremler yüzünü güzelleştirmek isteyenleri bakın ne hale
sokuyor.
Gözkapağı düşüklüğü
gözkapağı felci, yüz felci, ağız eğriliği gibi ciddi sakıncalar ortaya
çıkıyor.
Çin malı Botox:
Her ürünün sahtesi de bir
süre sonra piyasaya çıkıyor.
Botox bir marka. İçeriği
“Botulinium toxin A” denilen ve bakteriden elde edilen bir madde. Son
zamanlarda bu ilacın Çin malı olarak ve bavul ticareti ile
getirildiğini, botox uygulaması yapan birçok doktorun Çin malı botox
satan kişilerce ziyaret edildiği artık herkes tarafından biliniyor.
İçeriği, üretim şekli
belli olmayan, yasal izin ve denetimden uzak bu sahte botox'lardan uzak
durulması gerektiği açıklandı.
10 Bin Dolara Jip, 4 Bin
Dolara Oto!
Çinliler dünya
ekonomisini sarsmaya devam ediyorlar. Tekstil ve elektronikten sonra
şimdi de otomotive el attılar. 10 bin dolarlık jipler piyasayı sarsmaya
başladı.
Ama fiyatına bakıp
aldanmayın. Neden mi?
Çinli otomotiv devi
Jianling, yeni arazi aracı Landwind'i Avrupa ülkelerine ihraç etmeye
başladı. Adı Land Rover'dan esinlenerek konulan Landwind'in etiket
fiyatinın sadece 10 bin dolar olacağı açıklandı.
Şimdiden bin adet sipariş
aldıklarım belirten Jianling yetkilileri, Şangay'dan gemiye yüklenen 200
adet cipin Belçika'ya doğru hareket ettiğini ifade etti. Avrupa
ülkelerindeki SUV sınıfında yer alan en ucuz araçların yarı fiyatına
satılan Landwind'in 2.0 litre motor hacmine sahip olan versiyonu, saatte
tam 160 kilometre hız yapabiliyor.
Otomobilde hava
yastığından otomatik klimaya, CD çalardan deri koltuk döşemelerine kadar
her türlü konfor standart olarak sunuluyor. Ancak 10 bin dolarlık
Landwind'in elbette bir takım dezavantajları da var... Örneğin, araç
geçen ay yapılan Euro NCAP güvenlik testinde 'sıfır' alarak tarihe
geçti.
Çarpışmalar sırasında
yolcu güvenliği sağlamayan Landvvind için yetkililer, 20 yıllık güvenlik
testi tarihinde böyle kötü bir sonuçla karşılaşmadık' yorumunu yaptı.
Çin işkencesi
Frankfurt Otomobil
Fuarı'nda sergilenerek Avrupa'da piyasaya çıkan ilk Çin otomobili,
çarpışma testinde teneke Cola kutusu gibi buruştu. Sonuç tam bir fiyasko
olmasına rağmen böyle bir araca Avrupa'da trafiğe çıkış izni verilmiş
olması oldukça şaşırtıcı.
Tutumluluk iyidir.
Gerçekten de kimse, satın alacağı bir ürüne fazla para ödemek istemez.
İster bilgisayar, ister televizyon, isterse çamaşır makinesi olsun, ucuz
olmalı. İşçilik masraflarının çok düşük olduğu ülkelerde üretilen
ürünler sayesinde pazarda bu tür ucuz fiyatlı mallar görmek mümkün. Bu
ülkelerin en ünlüsüyse, 200 Euro'luk aylık kazancın çok iyi kabul
edildiği Çin.
Doğu'nun bu dev ülkesinin
tüm sektörlere olduğu gibi otomobil sektörüne de 'bulaşması' zaten an
meselesiydi. Artık o zaman geldi çattı ve Jiangling Landwind isimli Çin
yapımı arazi aracı Avrupa pazarlarındaki ilk dampingli otomobil oldu.
Avrupa şartlarında 15 bin Euro ödeyerek bir arazi aracı sahibi olmak
gerçekten çok cazip. Fakat aşağıdaki fotoğraflar da kanıtlıyor ki ödenen
paranın karşılığında alınan hizmet de buna göre oluyor çoğu zaman.
Çin Malları Tekstili Felç
Etti
Ankara Giyim Sanayicileri
Derneği Başkanı Canip Karakuş, Çin mallarının Türk tekstil sektörünü hem
iç hem de dış pazarda zor durumda bıraktığını bildirdi. Dokuz ayda
ihracat yüzde 17.42 oranında artarken, tekstil sektörünün payının yüzde
9.07, hazır giyim ve konfeksiyon sanayiinin ise yüzde 7.5'lerde
kaldığına dikkati çeken Karakuş, firmaların yerli ara malının giderek
pahalanması karşısında ister istemez ucuz ithal girdiye yöneldiklerini ,
bu durumun da yerli sanayiinin geleceğini baltaladığını, istihdam
sorunlarını artırdığını kaydetti.
Çin ayakkabısına önlem
Avrupa Birliği, Çin malı
deri ürünler ve deri ayakkabılara karşı bir gümrük tarifesi uygulamak
için girişimlere başladı. Çin Şinhua haber ajansına göre, yapılan
araştırmalarda Çinli ihracatçıların damping yaparak ayakkabıyı üretim
maliyetinden de düşük fiyatlardan sattıkları belirlendi. AB Ticaret
Komiseri Peter Mandelson, cezai tedbirlere gelecek aydan itibaren
başlanabileceğini açıkladı. Önlemlerin sadece Çin'i değil damping
uygulayan Vietnam ve Hindistan'ı da etkilemesi bekleniyor. DHA
Çin kendine çeki düzen
versin!
İstanbul Hazır Giyim ve
Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı Süleyman Orakçıoğlu, Türkiye
dahil birçok ülkenin bu karardan karlı çıkacağını ifade etti.
Dünya Ticaret Örgütü’nün
Çin'den diğer ülkelere yapılan ihracatla ilgili sınırlamasını
yılbaşından itibaren kaldırmasının ardından Avrupa ve ABD'de krize giren
tekstil sektörü yeni kotalarla canlandırılmaya çalışıyor. Avrupa
Birliği'nin Çin mallarının girişine kısıtlama getirmesinin ardından ABD
de 34 ürün grubunda koruma önlemi içeren tekstil kota anlaşmasını
imzaladı.
Süleyman Orakçıoğlu, ABD
ile Çin arasında imzalanan tekstil kota anlaşmasının, dünyanın Çin'e
mahkûm olmadığını gösterdiğini kaydetti.
Türkiye karlı çıkacak -
ABD'nin aldığı kararı takdirle karşıladıklarını vurgulayan Orakçıoğlu,
bu kararın dünya ekonomisinin lehine alınmış bir karar olduğunu ve
özellikle Türkiye dâhil birçok ülkenin bu karardan karlı çıkacağını
ifade etti. Orakçıoğlu, şöyle devam etti:
"Dünya ticareti sahipsiz
değildir ve kurallara uymayan oyunda kalmayı sürdüremez. Bu durum Çin
için de geçerlidir. Umalım ki Çin, bu anlaşma sonrasında yeni cinlikler
aramak yerine kendine çeki düzen vermeyi akıl eder.''
Süleyman Orakçıoğlu,
AB'nin ABD'nin bu tavrından önemli dersler çıkarması gerektiğini
savunarak, ''Haziran ayında koyduğu koruma önlemini eylül ayında yıkan
AB, sanırım bu karar sonrasında göstermesi gereken kararlılığın ne tip
kararlılık olduğunu görmüştür'' dedi.
AB kotası da Türkiye'nin
lehine
Öte yandan ABD'den önce
AB'nin de Çin ile kota anlaşması imzalamış olmasının Türkiye'nin lehine
bir gelişme olduğu kaydediliyor. Gümrükte kalan Çin mallarının 2006
kotasına mahsup edilerek ihracına izin verilmesi, önümüzdeki yıl
Türkiye'nin elini kuvvetlendirecek. Türkiye'nin en önemli ihraç
kalemleri arasında yer alan tekstilde Çin'in pazardaki egemenliğini
artırması ve kotaların kaldırılmasıyla başlayan daralmanın 2006'da
yerini tekrar yükselişe bırakması bekleniyor. Yılbaşında kotaların
kaldırılmasının ardından Avrupa Birliği ülkelerine ve ABD'ye başlayan
Çin malı akını, bazı tekstil ürünlerinde ihracatın 20 kata yakın
artmasına neden oldu. Bunun üzerine harekete geçen ve aralarında Türk
tekstil kuruluşlarının da olduğu sivil örgütler, Çin ürünlerine tekrar
kota koyulmasını sağladı. Böylece 2006 yılında Çin'den doğacak boşluğu
Türkiye'nin doldurması için de umut ışığı doğdu.
Nazar boncuğuna Çin
darbesi
Çin malları bu kez nazar
boncuğu pazarını vurdu. Türkiye'de az sayıdaki nazar boncuğu üretimi
yapılan yerlerden biri olan İzmir'in Kemalpaşa İlçesi Kurudere Köyü,
Çin'den ithal edilen boncuklara yenik düştü. Genel kanıya göre kalitesiz
ama ucuz olan Çin malları şimdi de Türklere özgü bir el sanatıyla
rekabet ediyor. Çinlilerin son mağduru nazar boncuğu üreticileri oldu.
İzmir'in Kemalpaşa İlçesi'ne bağlı Kurudere Köyü'ndeki nazar boncuğu
üreticileri Çin'den yapılan ithalat yüzünden sıkıntılı bir sürece girdi.
Tarımın yanı sıra nazar boncuğu üretiminin de önemli bir geçim kaynağı
olduğu köyde, geçen yıl 12 olan işletme sayısı 3'e düştü. 60 yıldır
boncuk üreterek geçimini sağlayan boncukçuların son ocakları da kapanma
tehlikesiyle karşı karşıya. Üreticiler, Çin'den gelen plastik karışımlı
fabrikasyon boncukların, el emeğiyle üretilen nazar boncuklarına tercih
edilmesinin ekonominin yanı sıra Türk kültürüne de zarar vereceğini
söylüyor.
ABD Şaşkına Döndü
Iraklı direnişçilerin,
ülkelerindeki işgalci güçleri atmak için son aylarda yoğunlaştırdığı
ölümcül saldırılar, ABD ordusunu şaşkına çevirdi.
Musul'da 4 askerini
kaybeden ABD ordusu, dün de Suriye sınırı yakınındaki Ubeydiye
bölgesinde 5 askerini daha kaybetti. ABD ordusu kayıplarını saklamaya
çalışırken, bağımsız kaynaklar, son 1 ayda direnişçilerin 150 ABD
askerini öldürdüklerini bildirdi. Bağdat Amerikan karargâhından yapılan
açıklamada, 2. Deniz Piyadeleri Tümeni Muharebe Birliği'ne bağlı 5
askerin, başkent Bağdat'ın 300 km batısında Suriye sınırı yakınında
Ubeydiye bölgesinde çıkan çatışmada öldükleri duyuruldu. Çatışmada ağır
yara alan birlik içinde görevli New York Times muhabiri, 5 askerin
çiftlik araması yapıldığı sırada uğranan saldırıda öldüğünü, 11 deniz
piyadesinin de yaralandığını kaydetti.
Avrupa'ya füze kalkanlı
koruma
Öte yandan; ABD'nin, uzun
menzilli füzelere karşı Avrupa kıtasını korumak amacıyla kalkan
oluşturma projesi için aralarında Avrupa ülkelerinin de bulunduğu birçok
ülkeyle görüşmelerini sürdürdüğü öğrenildi. Üst düzey bir Amerikalı
yetkili, bu yöndeki görüşmelerin 2002'de başladığını ve Avrupa'nın
olabilecek el Kaide saldırılarına karşı korunmasının amaçlandığını
söyledi.
Şanghay İşbirliği Örgütü
(SCO), yeni gelişmeler BNATO’ya rakip
Rusya ve Çin’in başı
çektiği Şanghay İşbirliği Örgütü’nün (SCO) giderek Avrasya’da NATO’ya,
dolayısıyla ABD’ye kafa tutabilecek bir askeri bloka dönüşmeyi
hedeflediği iddia edildi. Amerikan basınına göre, Moskova’da buluşan SCO
liderleri kapalı kapılar ardından askeri yapılanmayı da ele alıyor.
ŞANGHAY İşbirliği Örgütü
liderleri dün Moskova’da masaya otururken, Amerikan The Christian
Science Monitor Gazetesi, ‘NATO’ya meydan okuyabilecek yeni bir askeri
ittifak doğuyor’ yorumunda bulundu.
Şanghay İşbirliği
Örgütü’ne üye altı ülkenin başbakanını Kremlin Sarayı’nda kabul eden
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, SCO’nun farklı bir aşamaya
geçtiğini ilginç bir ifadeyle tarif ederek, ‘yakında beşinci kuruluş
yıldönümünü kutlayacağımız Şanghay Örgütü geçen kısa süre zarfında önüne
konan hedeflere ulaşmakla kalmadı, daha da ileriye gidebilme yeteneğini
gösterdi’ dedi. ABD gazetesi ise Çin ve Rusya’nın yanı sıra Kazakistan,
Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan başbakanlarının katıldığı
toplantıda ilan edilen gündemin yanı sıra askeri işbirliğinin de
görüşüleceğini yazdı. Gazete şu yorumda bulundu:
‘Şanghay Örgütü
kurulduğunda Washington tehlikeyi sonuna kadar idrak etmedi. Şimdi
bölgede yeni, üstelik askeri açıdan güçlü bir dev doğuyor. Bunun en
bariz göstergesi, Rusya ve Çin ittifakına Hindistan, Pakistan ve hatta
İran’ın katılmak istemesi. Bu ülkeler geçtiğimiz yaz aylarında
Kazakistan başkenti Astana’da yapılan zirveye gözlemci olarak katıldı.
Rusya ile Çin, SSCB’nin parçalanmasından sonra en büyük ortak askeri
tatbikatı yaptı. Moskova’daki zirvede askeri işbirliğinin
derinleştirilmesi konusu kaçınılmaz olarak gündeme gelecek. Üstelik
örgüt bunu tıpkı 11 Eylül’den sonra ABD’nin yaptığı gibi (uluslararası
terörizmle mücadele) formülüyle gerçekleştirecek’ dedi.
3 soruda Şanghay
İşbirliği Örgütü
Şanghay İşbirliği örgütü
ne zaman kuruldu, amacı nedir?
Rusya ve Çin’in
öncülüğünde 22 .04 1996’da Çin’in Şanghay kentinde kuruldu. Kazakistan,
Kırgızistan ve Tacikistan da kurucu ülkeler arasında. Sonra Özbekistan
da davet edildi. Rusya, amacın bölge ülkeleri arasında güveni arttırmak
ve kültürü geliştirmek olduğunu duyurmuştu.
Örgütün ABD ile
ilişkileri ne seviyede?
Rus uzmanlara göre ABD,
11 Eylül sonrası Afganistan operasyonunu bahane ederek Çin ile Rusya
arasında tampon oluşturmak istedi. Bu amaçla Kırgızistan ve Özbekistan’a
birer askeri üs kuruldu. Astana’daki zirvede ABD’nin bu üslerden
çekilmesi istendi. Zirve kararı ABD’ye vurulan ilk şamar oldu.
Hindistan ve Pakistan bu
örgüte üye olabilir mi?
Rusya’nın enerji, Çin’in
ucuz iş gücüyle ekonomik açıdan da hissedilir güç olmaya başlayan örgüte
Hindistan ve Pakistan’ın da büyük ilgi göstermesi Washington’un canını
sıkıyor. Moskova ve Pekin’in bir formül bulup bu iki ülkeyi de
organizasyona katması durumunda Şanghay Örgütü, Ortadoğu’dan tüm
Avrasya’yı kapsayacak oluşuma dönüşüyor.
Bush, Çin halkına daha
fazla özgürlük verilmesini istedi
Başkan Bush'un Tayvan'ı
refah ve demokrasinin bir örneği olarak göstermesi ardından, Li, Çin
halkının, anavatanlarına olan bağlılıklarını anlamayan ve takdir etmeyen
kişileri dinlememesi gerektiğini söyledi.
Çin Dışişleri Bakanı Li
Zaoçing, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, Çin halkına
daha fazla özgürlük verilmesi yolundaki çağrısını reddetti. Zaoçing
Bush'un çağrılarını reddetti. Li Zaoçing, Pekin yönetiminin Tayvan
konusundaki tutumunu yineledi ve Tayvan'ın Çin'in bölünmez bir parçası
olduğunu ifade etti.
Bush: Çin halkının
talepleri artacak
Güney Kore'de
düzenlenecek olan Asya Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu Zirvesi (APEC)
öncesinde Asya gezisine çıkan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George
Bush, Çin yönetiminden halka daha fazla siyasî özgürlük vermesini
istemişti. Japonya, Güney Kore, Çin ve Moğolistan'ı kapsayan Asya
gezisinin ilk durağı olan Japonya'nın Kyoto kentinde Başbakan Juniçiro
Koizumi ile görüşmesi ardandan bir açıklama yapan Bush, Tayvan'ı siyasî
ve ekonomik reformların el ele gittiği örnek bir ülke olarak gösterdi.
Çin'e, özgürlüklerin, kendi çıkarına olduğu mesajını vermek istediğini
belirten Bush, demokrasinin yayılmasının tüm bölge için yararlı
olacağını kaydetti.
Çin halkının refah
seviyesi yükseldikçe siyasî talepleri de büyüyecektir
ABD Başkanı George Bush,
Çin yönetiminin, ekonomisini güçlendirmede gösterdiği kararlılığı, Çin
halkına daha fazla özgürlük vermek için de göstermesi gerektiğini
söyledi. Bush, "Çin ekonomisi geliştikçe ülke liderleri özgürlük
kapısının birazcık bile açılması durumunda kapanamayacağını anlıyor. Çin
halkının refah seviyesi yükseldikçe siyasî talepleri de büyüyecektir"
dedi.
Çin Devlet Başkanı Hu
Jintao'nun sahip olduğu barışçı kalkınma vizyonunun Çin halkını daha
müreffeh hale getireceğini kendisine ilettiğini belirten Bush, "Çin
halkının daha fazla kendini ifade hakkı, devlet kontrolü olmadan ibadet
etme ve kutsal kitapları basma hakkı istediğini belirttim" diye konuştu.
Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush'un, ilk durağı Japonya
olan Asya gezisi sırasında Asyalı müttefikleriyle Kuzey Kore'nin nükleer
programı konusunda birlik arayışında olması bekleniyor.
Bush, gezisi çerçevesinde
18-19 Kasım tarihlerinde Güney Kore'nin Pusan kentinde yapılacak Asya
Pasifik Ekonomik İşbirliği Forumu Zirvesi'ne de katılacak.
Irak'ta Türkmen gazeteci
öldürüldü
Irak'ın kuzeyindeki
Musul'da, Ahmed Hüseyin El Maliki adlı
bir Türkmen gazetecinin
öldürüldüğü bildirildi. Irak polisi, kimliği belirsiz silahlı kişilerin
Musul'da bir internet kafeye baskın düzenlediklerini ve baskın sırasında
El Maliki'yi öldürdüklerini açıkladı. El Maliki'nin, Telafer gazetesinde
editör olarak görev yaptığı kaydedildi. Saldırının nedeni konusunda
bilgi verilmedi, ancak Musul'da daha önce de gazeteciler hedef olmuştu.
Reuters ajansının
haberine göre, ABD'nin askeri müdahale başlattığı Mart 2003'ten bu yana
70'den fazla Iraklı ve yabancı gazeteci öldürüldü. Haberde, gerçek
rakamın bundan çok daha yüksek olabileceği ve bu sayının gazeteciler
için çalışan tercüman, şoför gibi yardımcıları kapsamadığı belirtildi. |