|
Doğu Türkistan dan Türkiye'ye Hicretimizin 40.
Yılı Münasebetiyle
Kızıl Çin istilacıları tarafından Doğu
Türkistan'ın 1949 yılında işgal edilmesinden sonra, ilk olarak Hindistan
üzerinden Türkiye'ye gelen İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra
Beyler 1954 yılında beraber geldikleri kafilesi ile birlikte Türkiye’ye
yerleşirler. Bu kafileyi vatandaşlığa kabul eden Türkiye Cumhuriyetinin
20. hükûmeti olan Adnan Menderes hükûmetidir. Bu hükûmet, 09.03.1951
tarihinden 17.05.1954 tarihine kadar görev başında kalmıştır. Bunu, 21.
Menderes Hükûmeti, 22. Menderes hükûmeti ve 23. Menderes hükûmeti takip
etmiştir.
Daha sonra, Çin'in Afganistan hükûmeti ile yaptığı bir göç anlaşmasından
istifade ederek Doğu Türkistan'dan ayrılan 1961 yılı kafilesi meşakkatli
ve tamamen binek hayvanlarının sırtında geçirilen bir yolculuktan sonra
yaklaşık üç ay süren bir yolculuk sonrası Afganistan'a vasıl
olabildi…Afganistan'da iken Çin hilekârlığının ilk darbesine de maruz
kalınmış ve hatta Afganistan hükûmeti tarafından tekrar Çin'e iade
edilme tehlikesi bile geçirilmiştir. Verilen çetin mücadelelerden sonra
Afganistan'da geçici bir süre kalabilme imkânı, elde edilebilmiştir.
Bu sırada Ruslar, ABD, Kanada, Tayvan, (Milliyetçi Çin) ve Suudi
Arabistan hükûmetleri aşamalı olarak ve her yıl üçer, dörder aile olmak
üzere Afganistan'da geçici olarak bulunan Doğu Türkistanlı’lardan
ülkelerine kabul edebileceklerini ileri sürüyor… Bu esnada ABD, Rus ve
Çinliler sürekli olarak Türkiye aleyhinde propagandalar da yaparak
Türkiye'ye gidişimizin önünü kesmeye çalışmaktadırlar.
Afganistan'da bulunduğumuz sırada, Doğu Türkistan'da iken Hindistan ile
Doğu Türkistan arasında ticaretle uğraşan H. Abdülkadir Türkkan (Kendisi
rahmetli oldu) isimli hemşehrimiz Hindistan'a gidip gelmeyi düşündüğünü
babama anlatır, babamda Hindistan'da bulunduğunu bildiği üvey kız
kardeşi Hıliçe (Şu anda İzmir'de Hatice ismi ile yaşamaktadır) halamıza
atfen bir mektup yazar ve götürmesini rica eder. Muhterem büyüğümüz Hacı
Abdulkadir Türkkan Hindistan'a gittiğinde söz konusu mektubun sahibini
arar. Oradaki Doğu Türkistanlılar da birbirlerini iyi tanıdıklarından
mektup sahibinin bir süre önce Türkiye'ye gitmiş olduğunu söylerler. O
meclisten birisi yakında kendisinin Türkiye'ye gideceğini söyleyerek
mektubu alır, Türkiye'ye götürür, Türkiye de İsa Yusuf Alptekin Bey’in
de bulunduğu bir mecliste mektup sahibini ararlar. Mektubun sahibi olan
halamızın İzmir'e yerleştiğini söylerler. Bu sırada önderimiz İsa Yusuf
Alptekin Bey, mektubu getiren kişinin anlatımlarından acil bir durumun
söz konusu olduğunu düşünerek o mecliste mektubu açar ve okurlar.
Mektupta babam, Afganistan'daki durumla ilgili olarak kız kardeşine
verdiği tafsilatta her şeyi anlatmıştır. İsa Yusuf Alptekin ve dava
arkadaşı Mehmet Emin Buğra beyler Afganistan'a gelen bu kafileden ilk
defa böylece haberdar olurlar ve babam olan Mirahmet Batur'a Alptekin
Bey ve Buğra Beyler mektup yazarlar. Bu yolla Türkiye'deki
liderlerimizle irtibat sağlanmış olunur. Afganistan'daki kafile, Türkiye
deki liderlerimize hangi ülkeye gitmelerini tavsiye edeceklerini
sorduklarında, (O günlerde kafile içerisinden Suudi Arabistan teklifine
sıcak bakanlar bulunmaktadır. Fakat Suudi Arabistan hükûmeti her hac
döneminde üçer dörder aile alabileceğini ve gelenlerin Milliyetçi Çin
(Tayvan) pasaportu ile ikamet edebileceklerini söylemektedirler.)
Liderlerimizden şu anlamlı cevabı alırlar:
"Eğer Çin pasaportu ile 'ben bir Çinliyim' diyerek Suudi Arabistan'da
yaşayacaksanız oraya gidin. Yok eğer ben bir Müslüman Türküm diyerek
Türkiye'de yaşamak isterseniz bizler burada sizleri Türkiye'ye kabul
ettirmek için her türlü girişimde bulunmaya hazırız…" Cevabını alırlar.
Bu noktadan sonra Afganistan'daki kafile Türkiye'ye gitmeye karar
vermiştir.
Afganistan'daki bütün olumsuz şartlara rağmen Türklerin genel
karakterinde mevcut olan teşkilatçılık ruhunu oldukça açık bir şekilde
oluşturdukları bir komitenin genel yapısına aksettiren Doğu
Türkistanlı’lar hükümetler nezdinde gerekli girişimleri koordineli
yürütmek ve bu sırada da Doğu Türkistan davasına hizmet edebilmek
maksadıyla her türlü riski de göze alarak bir komite oluşturmuşlardır.
Oysa ki, Afganistan'daki padişahlık rejimi hiçbir şekilde sivil
örgütlenmelere izin vermemekte, böyle bir teşebbüste bulunanlar olursa
cezalandırmaktadır.
Buna rağmen, Doğu Türkistan'daki Çin mezalimini, izin verilirse
Afganistan'da, eğer izin verilmediği takdirde çıkacakları diğer
ülkelerde anlatmak maksadıyla Afganistan hükûmetine bir dilekçe ile
komiteyi oluşturan kişilerin isim listesini ekleyerek müracaat ederler.
Afganistan hükümeti böyle bir oluşuma müsaade edemeyeceklerini ve
kendilerinin Çin gibi büyük bir ülkeyle karşı karşıya gelme riskini göze
alamayacaklarını bildirirler fakat, sunulan listeyi ve dilekçeyi de
almış olurlar. Bu davranış, Afganistan hükümetinin Doğu Türkistanlıların
cesurca ve haklı girişimine karşı gösterdikleri bir samimiyetin
ifadesidir.
Afganistan hükümetine gerekli bildirimde bulunulduktan sonra, Doğu
Türkistan davasına Afganistan'daki olumsuz rejim dolayısıyla layıkıyla
hizmet veremeyeceklerini anlayan bu komite artık kesin olarak başka ülke
tekliflerini gözden geçirmeye başlarlar.
Bu esnada, Türkiye'deki İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beylerin
Doğu Türkistan davasının dünya kamuoyuna en iyi anlatılabilecek ülkenin
Türkiye olduğunu mektuplaşmalarla öğrenen Doğu Türkistanlılar artık
yönlerini ve çalışmalarını Türkiye'ye gitmeye yöneltmişlerdir.
Bu sırada Türkiye'ye gidecek olanların listesini Türkiye Büyükelçiliğine
verirler. Fakat, Rus, Çin ve ABD'nin Türkiye aleyhinde yürüttüğü
propagandalardan etkilenen bazı kafile üyeleri ertesi günü Türkiye'ye
gitmekten vazgeçtiklerini bildirmektedirler.
Sonunda, komitenin ikna çalışmaları ile 71 aile Türkiye'ye gitme kararı
almışlardır. Türkiye'de insanüstü bir gayretle bu kafilenin Türkiye'ye
getirilmesi için mücadele yürüten İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin
Buğra Beyler başarılı olurlar ve Afganistan'daki Doğu Türkistanlı
kafilesinin Türkiye'ye gelişleri resmiyet kazanmıştır.
Burada çok önemli bir noktayı açıklığa kavuşturmak tarihî bir sorumluluk
halini almıştır. Türkiye'nin Kayseri vilayetindeki Doğu Türkistanlıların
büyük çoğunluğu bilgi noksanlığı ya da kasıtlı propagandalar neticesinde
kendilerini Türkiye'ye getiren Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’nin Süleyman
Demirel Başbakanlığındaki hükümet olduğunu zannetmektedirler... Konu ile
ilgili olarak TBMM kayıtlarından elde ettiğimiz belge ve bilgilere
dayanıldığında ise, durum daha farklıdır.
Türkiye'de girişimlerini sürdüren rahmetli liderlerimiz İsa Yusuf
Alptekin ve Mehmet Emin Buğra beyler Türkiye'de, o günlerde iktidarda
bulunan İsmet İnönü Hükûmeti yetkilileri ile sık sık görüşerek ve
nüfuzlu şahsiyetleri birer birer ve aralıksız olarak ziyaret ederek
Afganistan'daki Doğu Türkistanlı kafilenin Türkiye'ye kabulü için
müracaatlarda bulunmakta iseler de, Doğu Türkistan da 12 Kasım 1933'de
kurulan Doğu Türkistan İslâm Cumhuriyeti'nin Dış İşleri Bakanlığ’ınca
Türkiye'ye "Gökbayrak'tan Albayrağa Selâm" denilerek müjdelenmesi
karşısında o zamanlardaki 6. İnönü hükûmetince (04.05.1931-01.03.1935)
tanınmak şöyle dursun, "Çin gibi büyük ve güçlü bir devletle komşu olan
bir ülke yöneticilerinin her şeyden önce onlarla iyi geçinmesi gerekir."
şeklinde garip bir cevap verdiği gibi, 28. İnönü hükûmeti
(25.12.1963-20.02.1965) tarafından da ret edilmiştir.
Bu durum karşısında ümidini kaybetmeyen liderlerimiz mücadelelerini
sürdürmüşlerdir. Hatta o günlerde kendileri İstanbul'da ikamet
etmelerine rağmen, işlerinin tamamını başkent Ankara 'da yürütmek
zorunda olduklarından Ankara'nın Samanpazarı semtinde üçüncü sınıf
otellerde yatıp kalkarak mücadeleyi sürdürdükleri de bilinmektedir.
Durum Afganistan'da daha bir vahim hale gelmiştir. Sebebine gelince,
başta kendilerinin aslen Türk değil Arap soyundan olduklarını ileri
süren ve bu yüzden Suudi Arabistan'a gitmek istediklerini belirterek
içinde bulunulan zor durumu daha da içinden çıkılmaz hale getirenler
ortaya çıkmıştır.
Bunlara bir de ABD, Rusya ve Çin hükûmetlerinin Türkiye aleyhtarı
propagandalarla insanların zihinlerini karıştıran özel görevlileri de
eklenince durum giderek daha karmaşık bir hal almıştır. Ayrıca Suudi
Arabistan ve Tayvan hükûmeti temsilcileri tarafından kandırılan kişiler
bekledikleri olumlu cevap geciktikçe Tayvan (Milliyetçi Çin)
pasaportlarına müracaat etmişler ve hatta bütün akrabaları dahil bu
pasaportu alanlar bile olmuş. Bundaki maksatları Tayvan pasaportu ile
Suudi Arabistan'a gidebilmek… Dolayısıyla, Türkiye Büyükelçiliğine
Türkiye'ye gitmek isteyenler olarak verilen listedeki sayı her geçen gün
azalmaktadır. Orada kurulduğunu söylediğimiz cemiyet mensupları bir de
bu cereyan eden olumsuzluklara karşı mücadele etmek zorunda
kalmışlardır.
O sırada Türkiye'de, 10. İnönü Hükûmetinin sona ermesini müteakip
hükûmeti kurma görevini Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel Cumhuriyet senatosu
Kayseri üyesi Sayın Suat Hayri Ürgüplü'ye vermiştir. Ürgüplü AP, YTP,
CKMP ve MP'den oluşan bir koalisyon hükûmeti kurmuştur.
Bu hükümet'e İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Beylerin yaptığı
müracaat nihayet olumlu netice vermiş ve böylece Afganistan'daki 71
ailelik Doğu Türkistan kafilesi Suat Hayri Ürgüplü Kabinesinin onay
vermesiyle Türkiye'ye kabul edilmişlerdir, Süleyman Demirel hükümeti
döneminde değil...
Suat Hayri Ürgüplü'nün kurduğu hükûmet 20.02.1965-27.10.1965 tarihleri
arasında görev yapmıştır. 1.Demirel Hükûmeti ise, 27.10.1965 03.11.1969
tarihlerinde iş başında kalmıştır, Afganistan'daki Doğu Türkistanlılar 3
ayrı uçak seferi ile, 08.10.1965'de birinci kafile, 10.10.1965'de ikinci
kafile, 12.10.1965 tarihinde de üçüncü kafile olmak üzere Türkiye'ye
doğru yola çıkılmış ve böylece Türkiye'ye gelinmiş ve Kayseri'ye
yerleştirilmişlerdir.
Burada özet olarak bahsetmeye çalıştığımız bu meşakkatli yolculuk
esnasında emeği geçen ve bu gün aramızdan ayrılanlara Allah'tan rahmet,
hayatta olanlara da hayırlı uzun ömürler diliyorum.
Ramazanda Çin İşkancesi
Ramazan ayının başında Çin hükümetinin
il, ilçe ve köylerdeki mescitlerin, sesi kalabalık cemaate duyurmak için
kullandıkları megafonları söküp attıkları kaydedilen haberde, şu
ifadelere yer verildi: “Sahur ve iftar vakitlerinde mahallelere gizli
ajan yerleştirerek kimlerin oruç tutup tutmadığını, kimlerin mescide
namaza gittiğini tek tek tesbit etmelerini, teravih namazı vaktinde
mahalleler arasında polis arabalarının sirenleri açık bir halde
dolaşmalarını böylece insanları endişe ve korku salıp Müslüman
Uygurlar'ı caydırmaya çalışmışlardır. Daha da acıklı olanı ise,
Ramazan'ın girişiyle Çin hükümeti bazı idare, cemiyet ve okullarda
kimlerin oruç tutup tutmadığını öğrenmek, oruç tutanların önünü kesmek
için hergün öğleden önce ziyafet tertip ederek, bedava yemek dağıtarak
oruç tutan Uygurları yemeye ve içmeye zorlamaktadırlar. Uygur
okullarında ise hergün öğle yemeği çıkararak yoklamayı burada
yapmaktadırlar. Ayrıca birçok devlet daireleri emekli olan işçilerinin
paralarını öderken oruçlu olanların paralarını vermeyeceklerini ilân
etmişlerdir. Çin hükümeti bu yapılanları izah ederken pişkin bir halde
'biz işçi, hizmetli ve öğrencilerimizin sağlıklı olmaları için elimizden
geleni yapmaktayız' demişlerdir. Hiçbir zaman Uygur halkını aç mı tok
mu, ölür mü kalır mı diye aklının ucuna getirmeyen Çin hükümetinin
Ramazan ayında Uygurlara gönül vermesi gerçekleri saklayamamıştır.”
Haberde, Ramazan dolayısıyla yapılan bu zulmün Doğu Türkistan'ın güney
bölgelerinde daha da şiddetli olduğu, zorbacı kominist Çin hakimiyetinin
mübarek Ramazan ayında yaptığı kızıl terörün inançlı insanların
nefretini daha da arttırdığı vurgulandı.
Ramazan'da Lokantalarını Açmayan Uygurlar Cezalandırılıyor
Günde üç sefer yapılan bu kontroller sırasından dükkanların açık olup
olmadığı ve yemek çıkartıp çıkartmadıkları kontrol ediliyor.
Komünist Parti yetkilileri dükkanların açık kalması ve yemek
çıkartmaları yönünde baskı uyguluyorlar. Böylelikle Ramazan Ayı ve
orucun kudsiyetini Uygurlar arasında bitirmek istiyorlar.
Dükkanını açık tutmayan veya yemek çıkartmayan dükkan sahipleri ise ağır
para cezasına çarptırılıyorlar. Bu cezalara rağmen dükkanını açmamakta
direnen Uygurlar is özellikle Hotan bölgesinde; ağır işkencelerden
geçiriliyorlar ve dükkanlarına bir daha geri iade edilmemek üzere el
koyuluyor.
Ayrıca Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi Başkanı Abdulcelil Karakaş'ın
yaptığı başka bir açıklamada ise; Doğu Türkistan'dan hac niyeti ile
Suudi Arabistan'a gelmek isteyen Uygurların öncelikle Komünist Parti
tarafından sıkı bir güvenlik soruşturmasından geçirildiğini belirtti.
Her sene Çin Komünist Partisi'nin belirlediği sayıda hacı adayı
başlarında Komünist Parti yetkilisi olduğu halde; hac vazifelerini
yerine getirmeye çalışıyorlar. Uygurların tümünün pasaportu Parti
yetkililerinde bulunuyor. Böylelikle başka bir ülkeye geçmek gibi bir
niyeti olan Uygurlar bunu başaramıyorlar.
Komünist Parti yetkilisinin izni ve bilgisi dahilinde olmadan;
ibadetlerini dahi yapamayan Uygurlar, hep beraber yemek yiyorlar ve hep
beraber yetkili gözetiminde ibadet yapıyorlar.
Allahi'n beyti olan kabede bile rahat birakmiyorlar. Doğu Türkistan'dan
geldiklerini öğrenen diğer hacıların Uygurlarla Doğu Türkistan hakkında
konuşmak istemesi durumunda ise Uygurların ağzını bıçak açmıyor.
Doğu Türkistan'daki pamuk
üretimi hakkında Çin'in
itirafı
Doğu Türkistan'daki
yetkililerin ifadelerine bakılırsa her ne kadar “çiftçiliğe getirilen
modernleşme ve teknolojik imkanlar sebebiyle” denilse de bunun tamamen
bir yalan propagandadan ibaret olduğu ve Doğu Türkistan topraklarının
zaten çok verimli topraklar olup, çok ilkel şartlarda çalışmak zorunda
olmalarına rağmen yerel Çin yönetiminin çiftçiye yüklediği ağır vergiler
sebebiyle daha fazla çalışmak ve hatta bu vergileri ödeyebilmek için
okuldaki çocukların dahi okuldan alınarak tarlada çalıştırıldığı, bu
yüzden 1980'li yıllarda hektar başı pamuk üretimi 1050 kg. iken
şimdilerde ise hektar başına üretimin 1590 kiloya kadar yükseldiği
görülmektedir.
2004 yılında Doğu Türkistan'daki pamuk üretim alanı 150 bin hektar alanı
kaplarken günümüzde ise, 1.11. milyon hektara kadar yükselmiş
bulunmaktadır. Böylece Pamuk üretim alanı 6.4 misli artarak yapılan
üretim miktarı da 30.8 misli artış göstererek 1.75 milyon tona
ulaşmıştır.
Çinlilerin kendi itiraflarına göre, Doğu Türkistan'daki pamuk üretimi
kalite, miktar, ihracat, (Çin'e taşınan miktar) toplam üretim ve birim
üretimi açısından birinci sırada gelmektedir (İstiklâl)
Çin, Doğu Türkistan’ı
sömürmeye devam ediyor
Çin Petrol şirketi ve
doğal gaz boru hattı idaresinin açıklamasına göre, sözde “Uygur Otonom
Bölgesi” (Doğu Türkistan) nin merkezi Ürümçi'den Çin'in Lanzhou şehrine
kadar uzanan Ürümçi-Lanzhou boru hattı tamamen bitirildi.
Edinilen bilgilere göre bu inşaat çift hatlı olup, birinden ham petrol
diğerinden ise işlenmiş petrol akıtılacak. Bu boru hattının Ürümçi'den
Lanzhou'ya kadar olan uzunluğu 4000 kilometre gelmektedir. Çin
makamlarının bildirdiğine göre mezkur inşaata 14 milyar 600 milyon Yuen
para harcanmıştır. Bu boru hattı yılda 20 milyon ton ham petrol, 10
milyon ton işlenmiş petrol akıtma kapasitesine sahip.
Sözde otonom bölge komünist partisi genel sekreteri Wang lechuen “Yakın
zamanda Uygur Otonom Bölgesi Çin'in stratejik enerji deposu haline
gelecek” demiştir.Pekin'de toplanan komünist Partisi Merkez Komitesinin
bu seferki genel toplantısında Çin'in enerji stratejisi görüşüldü.
Toplantıdan önce Hong-Kong'da yayınlanan “Wen hui” gazetesi komünist
Partisi makamlarının “Uygur Otonom Bölgesi Çinin enerji güvenliğinin
teminatı rolünü oynayacak bir bölge olacaktır” şeklinde ifadeler
kullanmıştır.Fakat Çin'in bu politikasını tenkit edenler Çin makamlarını
bölgeyi ve çevredeki su kaynaklarını kirletmesinden ve Uygurları söz
konusu zenginliklerin dışında bırakmasından dolayı kınamaktadırlar.
(Erkin)
Çin Hükümeti Büyük
Mücahit; Muhammed
Dursun'a Ölüm Cezası Vererek İdam Etti
Bilindiği üzere; Hotan'da
Çin Komünist Partisi'ne karşı gizli silahlı faaliyet yürütmekte olan,
Uygur Mücahitlerinin Lideri Köreş, 04.09.1999 tarihinde gece Hotan
Misafirhanesi çalışanlarının
ailelerinin kaldığı lojmanda 102 numarada Çin Polisi tarafından çok
büyük bir muhasara altına alınmıştı.
Teslim ol çağrısına ateşle karşılık veren büyük Mücahid, eve girmeye
çalışan Tursun Tohti isimli Uygur asıllı münafık polisi öldürmüştü. 15
dk. Boyunca süren çatışma sonucunda Mücahid Köreş daha fazla dayanamamış
ve yüzlerce polisin açtığı yaylım atışı neticesinde şehit düşmüştü. ETIC
- Köreş'ten sonra mücahitlerin başına geçen Şir Ali ise mücahitlerle
birlikte oldukça başarılı operasyonlara imza attıktan sonra, artan
baskının neticesinde, savaşarak Nefal'a doğru kaçmış ve Çin'i terk
etmiştir. Ancak Nefal Hükümeti, Şir Ali ve mücahitlerini, Çin'e iade
etmiştir. Tüm dünyanın izlemekle yetindiği bu olaylar neticesinde Şir
Ali ve mücahitleri idam edilmişlerdi. Keriya Nahiyesi Karakir köyünden
olan Şehit Muhammed Dursun ise Şehit Köreş ve Şehit Şir Ali'nin üstadı
olmakla suçlanarak 1996 yılının Haziran ayında hakkında tutuklama emri
çıkartılarak, başına 200.000 Yuan ödül koyulmuştu.Bastırdığı ilanları
küçük köylerden, büyük şehirlere kadar Doğu Türkistan'ın her yerine
dağıtan Çin faşistler, vefakar Doğu Türkistan halkı sayesinde yıllardır
hiçbir sonuç alamamışlardı.
Ancak yıllardır yakalanamayan Mücahit Komutan Muhammed Dursun, yine
Uygur asıllı bir münafıkın ihbarı neticesinde Dongbei'de yakalandı.
Memleketi olan Keriye'ye gtirildi ve çok geçmeden hakkında verilen idam
cezası yerine getirildi.
Haziran ayının sonlarına doğru Dongei'de münafıkların ihbarıyla
yakalanan 30 yaşında ki Şehit Muhamed Dursun ve mücahitleri, Keriye'de
kurulan ve halkın izlediği açık mahkemede yargılanarak, hiçbir
soruşturma yapılmadan vesavunma yapılmasına izin verilmeden ilk celsede
idam cezasına çarptırılmışlardır. Şehit Muhamed Dursun ve mücahitleri,
Keriye'nin Yağlık Derya Boyunda idam edilmişlerdir. Şehitler mezarlığa
gömülmek yerine, idam edildikleri yere açılan çukurlara gömüldüler.
Şehit Muhammed Dursun ve mücahitlerinin idamlarını mazlum Uygur Halkı,
kilometrelerce mesafeyi; büyük çoğunluğu yaya olarak katedip gelmiş ve
Şehitlere son anlarından yanlarında olduklarını belirtmek istemişlerdir.
Şehitlerin cenazelerini defnetmek amacıyla gelen Uygur Müslümanlar Çin
gizli polisi tarafından kameraya çekilmiş ve kamera görüntülerinde
tespit edilen 40 kadar Uygur genci, gece evlerinden alınarak
hapsedilmişlerdir. Gençler 6'şar ay hapis ve yüksek para cezasına
çarptırılmışlardır.
Yıllardan beri köpekler gibi Muhammed Dursun'un arkasında dolaşan Çin
Polisleri kendi içimizden çıkan münafıklar yardımı ile Muhammed
Dursun'un şehit edilmesinden cesaret alarak tutuklamalara başladı.
Muhammed Dursun şehit edildikten sonra, 18.07.2005 günü Keriye Nahiyesi
Şen Pazar Polis Karakolu'ndan bir grup polis Urumçi'ye gelerek, Şehit
Muhammed Dursun ve mücahit grubu ile ilişkileri olduğu gerekçesi ile
aslen Keriye'li olan, ancak işsizlik sebebi ile Urumçi'de bulunan
Abdulkadir Mehmet Emin, Abdulhakim Abdulgani ve 3 arkadaşlarını
Keriye'ye götürmüşler. Mücahitlere yardım etmekle suçlanan 5 Uygur genci
Keriye Hapishanesi'nde tutuklu durumdalar. Bu gelişmelerin haricinde
2005 yılı yaz aylarının başlaması ile birlikte Uygur Müslümanlara
yönelik tutuklama furyası yeniden başladı.
2005 yılı yaz aylarının başlaması ile Hoten vilayeti Polis İdaresi
Abdullah Rozi ve Muhammed isimli polis amirleri ile beraber 10 civarında
polisi Urumçi'ye göndermiştir. Uygurların çoğunlukta yaşadığı bölgeler
olan ve Hoten'den Urumçi'ye gelip yerleşen Uygurların yoğun olduğu
Saymaçang Kasapçılık Meydanı, Sanşihangza, Dön Köprüsü gibi bölgelerde,
Uygurları kontrol etmeye ve gözaltında tutmaya başlamışlardır.
Şüphelendikleri Uygurları ise hiçbir gerekçe göstermeden tutukluyorlar.
Aynı uygulama Gulca şehrinde de sürmektedir.
Doğu Türkistan'da
dinî kitap okuyanlara işkence
Doğu Türkistan'ın Korla bölgesi otobüs ve tren terminallerinin
bulunduğu yerde Urumçi'den getirilen meşhur hadis kitabı Mushkatil
Musabih'i yanında bulundurduğu için 2'si bayan 7 Uygur gencinin
tutuklandığı bildirildi. Komünist Kızıl Çin yönetiminin
işgali altındaki Doğu Türkistan'da,
Müslüman halka karşı baskı ve
tutuklama politikası sürüyor. Olayla ilgili bilgi veren Doğu Türkistanlı
bir yetkili, şunları şöyledi: Hushur Gafur isimli Uygur gencinin
öğretmenlik yaptığı bir grup Uygur genç; Korla bölgesinde bulamadıkları
için başkent Urumçi'den bin bir türlü zahmetle hadis kitabını
getirttiler. Ancak getirttikleri kitabı teslim aldıklarında Çin polisi,
etrafları çevrilen 7 Uygur genci tutuklayarak polis merkezine
götürdüler.
Tutuklanan gençlerin isimleri şöyle: Abdullah Zakir (30), Ayşem Kerem
(19), Amangül İsmail (19), Hushur Gafur (32), tutuklanan diğer 3 kişinin
ismi ise bilinmiyor. Tutuklanan 7 Uygur genci ile özellikle bayan
tutukluların çok ağır işkencelerden geçirildiği belirlendi. Abdullah
Zakir, Ayşem Kerem, Amangül İsmail ve diğer 3 gencin 1 haftalık işkence
ve sorgu fasıllarından sonra 7000 yuan para cezasına çarptırılıp serbest
bırakıldıları açıklandı. Hushur Gafur isimli öğretmenin ise Doğu
Türkistan'ın Korla bölgesi yakınlarında bulunan Kuca vilayeti Karbağ
hapishanesine gönderildiği, fakat olay tarihinden bugüne kendisinden
haber alınamadığı bildirildi. Vakit
Komünist Çin
resepsiyonuna büyük ilgi (!)
Çin Halk Cumhuriyeti
Büyükelçisi Song Aiguo Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 56.
yıldönümü sebebiyle Ankara Hilton Otel'de bir resepsiyon verdi. Türkiye
Cumhuriyeti Hükümet Sözcüsü ve Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek,
hükümetten, ordudan ve diğer alanlardan konuklar, Ankara'daki yabancı
misyon şefleri, Çin kökenli kuruluşların temsilcileri, Türkiye'de
yaşayan ve eğitim gören Çinlilerden oluşan 700'ün üzerinde davetli
resepsiyona katıldı.
Sıcak ve dostça bir atmosferde geçen resepsiyonda, konuklar Çin Halk
Cumhuriyeti'nin kuruluşundan, özellikle de reform ve dışa açılma
politikalarının uygulanmaya başlanmasından bu yana yaşadığı büyük
başarıları övdüler ve Çin ile Türkiye arasındaki işbirliğinin düzgün ve
daha derinden gelişimi için dostça temennilerde bulundular.
Cambaz Ablet Mejun 7
türde
Guinness rekoru kırdı
24 Eylülde Çelik halat
üzerinde 13 saat 3 dakika yürüdüğü, 1 Ekim günü Çelikhalat üzerinde 2
saat 10 dakika milli oyunlar oynadığı, 3 Ekimde çelik halat üzerinde
sandalyede oturarak 28 dakika içerisinde 12 şarkı söylediği, çelik halat
üzerinde günde bir olmak üzere 37 şarkı söylediği, 1 Eylülden 8 Ekime
kadar (Ürümçi saatine göre) yükseğe gerilen çelik halat üzerinde saat
15.00'e kadar 37 gün yaşadığı kayıt altına alınmıştır. Ablet'in rekor
kırma süresi esnasında gösterdiği fedakarlık, rekabet etmeye cüret etme
deki ruhi cesareti, insanların dikkatine ve alkışına mazhar oldu.
Gaw Jyenshin, Shamil Shakir, Abdulla Abdurehim, Dilnar Abdulla başta
olmak üzere 30 küsur sanatçı kendilerinin tatillerinden vazgeçerek şarkı
ve oyunları ile Ablet Mejun'a moral destek verdiler. Onlarca kişide
kendi istekleri ile her gün Ablet Mejun'a çiçek ve yiyecekler
getirdiler. Ayrıca 100 taksi gelerek destek verdi. Geçen bir aylık süre
içerisinde Ablet Mejun'un maharetlerini görmeye gelenlerin sayısı 500
bini geçti. Ülke halk kurultayı daimi komitesi dairesi ve ülke
genelindeki sirkçiler cemiyeti tebrik telgrafları göndererek Ablet
Mejun'un cesaret gösterisini tebrik ettiler.
Cambazlık her miller halkının derin benimsemesine erişmiş bir sanat
dalıdır. Doğu Türkistan'ın bu rekabet faaliyetini organize etmesi, her
millet halkının kültürel faaliyetlerini canlandırma, kültüre varislik
etme ve onu sürdürme, manevî mirasları koruyup kollama yönünden oldukça
büyük rol oynadı. Bununla beraber cambazlık sanatı takdir edilecek
seviyelere ulaştı.
Almanya'da sözde “otonom
bölge”nin 50. yılı protesto edildi
Çin Halk Cumhuriyetinin
kurulduğu gün aynı zamanda Doğu Türkistan
halkının tekrar Çin Müstemlekesi altına girdiğigündür. Dolayısıyla sözde
“Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi”nin de ilan edildiği gündür. “Uygur
halkının matem günüdür” diye değerlendiren dış ülkelerdeki Doğu
Türkistanlılar çeşitli yollarla konu ile ilgili olarak sert
tepkilerini
sürdürmektedirler.
Çin Halk Cumhuriyeti’nin
kurulduğu gün aynı zamanda Doğu Türkistan halkının tekrardan Çin
müstemlekesi altına girdiği gündür. Dolayısıyla sözde “Sinkiang Uygur
Otonom Bölgesi” nin de ilan edildiği gündür. “Uygur halkının matem
günüdür” diye değerlendiren dış ülkelerdeki Doğu Türkistanlılar çeşitli
yollarla konu ile ilgili olarak sert tepki gösterdiler.
Bu cümleden olarak bu gün yani 01.10.2005 tarihinde Almanya'da yaşamakta
olan Uygurlar kendilerinin duçar oldukları bu iki bahtsız günü protesto
etmek üzere merkezi Münih'te bulunan
“Avrupa Doğu Türkistan Birliği”nin organizesi ile Çin'in Münih
Konsolosluğu önünde geniş çaplı bir protesto eylemi gerçekleştirdiler.
Bu defaki gösteri geçen seferkine oranla daha görkemli oldu. Bu protesto
eylemine “Avrupa Doğu Türkistan Birliği” yetkilileri ve üyelerinin
dışında “Dünya Uygur Kurultayı” ve “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”
yetkilikleri de tam olarak iştirak ettiler. Bu gösteri Almanya saati ile
öğleden önce saat 10'da başlayıp 12'ye kadar tam iki saat devam etti.
Bu eyleme katılanlar Doğu Türkistan'ın ay-yıldızlı Gökbayrağını ve
üzerlerinde Bağımsızlık ve özgürlük isteyen sloganların yer aldığı
pankartlar taşıdılar. Ayrıca, Çin'in Uygur halkına yapmakta oldukları
insanlık dışı zulümleri aksettiren resimlerin yer aldığı levhaları da
göstererek “Bize Özerklik değil bağımsızlık gerek!”, “Çinliler
vatanımızı terk etsin”, “Yaşasın bağımsızlık!”….gibi sloganlar atarak
Çin elçiliğinin önünü inlettiler.
Gösteri süresince komünist Çin hakimiyetinin 50 yıl boyunca Doğu
Türkistan halkına yaptığı zulümler, sürdürdükleri insan hakları
ihlâlleri kamuoyuna ifşa edilerek konu ile ilgili bildiriler dağıtıldı.
Alman polisleri bu defaki eyleme oldukça önem verdi. Gösterinin
güvenliği için iyi tertibat aldı. Çok sayıda polis orada hazır bulundu.
Uygur göstericiler bu toplantıyı düzen içinde sürdürdüler, sükunetle ve
muvaffakıyetle sona ermesini sağladılar.
Kırgızistan-Bişkek'te 20 Uygur şüphe üzerine tutuklandı
Bişkek'te yayınlanmakta olan “Benim Başkentim” isimli gazete açıkça
parlamenter Bayaman
Erkinbayiv'i Uygurların öldürdüğünü iddia ederek kışkırtıcı
açıklamalarda bulunmaktadır.
21.09.2005 tarihinde Kırgızistan parlamentosunun üyesi olan
Bayaman Erkinbayiv kendi evinin önünde öldürülmüştür.
Bu olaydan sonra kolluk kuvvetleri olay hakkında tahkikat
başlatmışlardır. 28.09.2005'te 4 Uygur şüphe üzerine tutuklanmıştır. Çok
geçmeden bu olayla bağlantısı olduğu öne sürülen 16 Uygur daha gözaltına
alınmıştır.
Devlet yetkililerinden konu hakkında ve gözaltına alınan Uygurların
akıbeti hakkında şimdiye kadar herhangi bir açıklama yapılmadı. Hükümet
daireleri ve medya bu olayda şüphelilerin ismini dahi açıklamadan
Uygurlar ile Kırgızlar arasında ihtilaf çıkartacak bir tutum içine
girmiş bulunmaktadır.
Daha önce de Kırgızistan'da yaşayan Uygurlar ile Kırgızlar arasında
kargaşa çıkartmaya yönelik kışkırtıcı hareketler olmuştu.
28.03.2000 tarihinde Kırgızistan Cumhuriyeti Uygur İttifakı Başkanı
Negmet Bazakov Bişkek'te ki evinin önünde kimliği belirsiz kişiler
tarafından öldürülmüştü. Aradan geçen uzun zamana rağmen olayın failleri
hakkında herhangi bir gelişme olmadı.
13.02.2002 tarihinde Kırgızistan'da yaşayan Uygurlara ait olan eski ismi
ile Tur Baza, yeni ismi ile Medine Pazarı kimliği belirsiz kişilerce
yakılmıştı. Orta Asya'da ki en büyük kumaş ticareti merkezi olan,
200'den fazla dükkan ve 500 civarında Uygur tüccarın faaliyet gösterdiği
Medine Pazarı Tursuntay Selimov isimli bir Uygur tarafından
işletiliyordu.
Yangından sonra dükkanların %90'ına yakını tahrip olmuş, içindeki
malzemelerle beraber kullanılamayacak hale gelmiştir. Yangında
milyarlarca dolar zarar meydana gelmiştir. Yangın sonrasında Tursuntay
Selimov ailesi ile beraber Kırgızistan'ı terk ederek Moskova'ya
yerleşmiştir. Bu olayında failleri halen bulunamamıştır.
Uygurlara yönelik olayların faillerini bir türlü bulamayan Kırgız
Hükümeti'nin, kendi vatandaşlarına yönelik bir olayda hemen suçlayacak
Uygurlar bulması ve ardından özellikle medyanın halkı Uygurlara karşı
kışkırtacak şekilde yayın yapması çok dikkat çekicidir. ETIC
Çin’in kara eli
Pakistan’a kadar uzandı...
Hotan Bölgesi Niye
nahiyesinde ikamet etmekte olan Hacı Muhammed Kasım, hanımı Hasiyethan
Kasım, Hasiyethan Hanım’ın küçük kardeşi Hacı Abdulghani ve hanımı Amine
Çin Hükümeti’nin baskısı ile Pakistan’dan geri döndü.
Hacı Muhammed Kasım, hanımı Hasiyethan Kasım, Hasiyethan Hanım’ın
kardeşi Hacı Abdulghani ve hanımı Amine Ramazan ayını Mekke-i
Mükerreme’de hac vazifelerini yapmak maksadıyla Eylül ayı başlarında
Pakistan üzerinden Suudi Arabistan’a doğru yola çıkmışlardır. Yolculuk
başladıktan iki hafta sonra Niye nahiyesi Çin Komünist Partisi Genel
Sekreteri bu kişiler hakkında bir emir çıkarttırarak; Komünist Parti
gözetiminde olmadan Hac vazifesini yerine getirmenin yasak olduğunu
belirterek geri dönmelerini emretti
Bin bir türlü zorluklara ve imkansızlıklara rağmen Pakistan’a geçen bu
iki aile; acımasız Çin Hükümeti’nin kara elinden kurtulamadı...
Niye Parti Sekreteri Hacı Muhammed Kasım ve ailesinin Pakistan’dan hemen
geri dönmesini emrettikten sonra bu kişilere ait banka hesaplarında
bulunan yaklaşık 300.000 yuan paraya el koymuştur. Ayrıca bu kişilere
ait ticari işletmeleri kapatıp mühürlemiştir. Ardından bu iki ailenin
Niye’de yaşayan akrabalarını tutuklatmıştır. Pakistan’dan geri
dönmemeleri halinde bahsi geçen kişilerin akrabaları hapisten
çıkarılmayacak ve ticarethaneleri devlete devredilecek diye duyrulmuştur.
Bu gelişmelerden sonra aileler 17.09.2005 tarihinde Doğu Türkistan’a
geri dönmek zorunda kalmışlardır. Hotan’a vardıktan sonra ailelerin
başına gelenler hakkında herhangi bir bilgi edinilemedi.
Çin Hükümeti’nin bu iki aile ile nasıl bir hesabı olduğu açıklık
kazanmadı. Haber geldiği taktirde siz sevgili okuyucularımız
bilgilendirilecektir. ETIC
Rabiye Kadir: “Çin, Uygur
Türklerine işkence ediyor”
Çin işgalindeki Doğu
Türkistan da yaşayan Uygur Türklerinin
liderlerinden Rabiya Kadir, Çin'de azınlıklara yapılan işkenceleri
belgeleriyle anlattı .ABD'de sürgünde bulunan muhalif Uygur liderlerden
Rebiya Kadir Uluslararası Af Örgütü'nün davetlisi olarak geldiği
Hollanda'da bir konferans verdi. Rebiya Kadir, De Balie konferans
salonunda yaptığı konuşmada Çin'de azınlıklara yapılan zulüm ve
işkenceleri belgeleriyle anlattı.
Hollanda'da devam eden Çin festivalini kınayan Kadir, Hollandalılara
hitaben şunları söyledi: "Bu günlerde Hollanda'da Çin festivali
günleriymiş. Neyin festivalini kutluyor bunlar, Dünyanın gözünü boyamak
için mi? Çin'de azınlıklara yaptıkları zulüm ve işkencelerini kim hangi
festivalle dünyaya duyuracak" İngilizce olarak tercüme edilen Kadir'in
konuşması ayakta alkışlanırken Çin zulmünü yansıtan görsel filim
parçaları da büyük ekranlarda katılımcıların dikkatine sunuldu. 1999'da
Çin'in devlet sırlarını yurt dışına verme suçundan 6 yıl hüküm giyen
Rebiya Kadir, mart (2005) ayında Uluslararası Af Örgütü'nün de
girişimleriyle serbest bırakılmıştı. ABD'de sürgünde bulunan Kadir'in,
yaşadığı günleri bir dizi konferanslarla tüm dünya insanlarına anlatmak
için yola çıktığı öğrenildi. İHA
Abdullah Kurban ve
mücahid grubu Çin pususuna düştü! 3 şehid!
1990'lı yıllardan itibaren Çin Hükümeti'ne ve işbirlikçi münafıklara
kök söktüren ve Çin Hükümeti'nin en çok aranılanlar listesinde olan
Abdullah Kurban ve Mücahid Grubu 18.07.2005 tarihinde gizlendikleri
evde Çin baskınına uğradı...
08.08.2001 tarihinde Abdullah Kurban ve 15 kişilik Mücahid ekibi
Kucha şehrinde saklandıkları evde Çin polisi tarafından muhasara altına
alınmıştı. Akşam saatlerinde başlayan çatışma ertesi gün sabah
saatlerine kadar devam etmiş, mücahitler Kucha şehri polis amiri
Qinpeng'i çelik yelek giymesine rağmen alnından vurarak öldürmüşlerdi.
Diğer polisler başlarını dahi kaldıramamışlar ve Mücahidler tek bir
kayıp vermeden olay yerinden kaçmayı başarmışlardır. Bu olayda Kucha
şehri polis amiri Qinpeng haricinde onlarca polis Mücahidler tarafından
öldürülmüştü. Bu olay sonrasında aylarca Doğu Türkistan'da sıkıyönetim
ilan edilmişti.
Bu olayın üzerinden 4 sene geçmesine rağmen Mücahidleri yakalayamayan
Çin polisi 18.07.2005 tarihinde Aksu şehirde olduklarını öğrenmiş ve
bundan yaklaşık bir ay sonra 22.08.2005 tarihinde kaldıkları eve baskın
düzenlemiştir. Çin Hükümeti'nin canlı yakalanacak emrine rağmen sayıları
ondan fazla olan mücahidlerden 3'ü haricinde diğerleri kaçmayı
başarmıştır. Abdullah Kurban ve iki Mücahid kaçmayı başaramayarak şehid
düşmüşlerdir. Diğer Mücahitler kaçarken Abdullah Kurban ve iki Mücahid
onları korumuş ve bu esnada çelik yelekler ve ağır silahlarla baskın
yapan Çin polisinden 11 tanesini öldürmüşlerdir.
Bu olay sonrasında açıklama yapan Mücahitler 2003 yılında öldürülen
Uygur asıllı yargıç Mehmet Can'ı örnek göstererek Abdullah Kurban ve
şehid olan iki mücahidin intikamının ivedilikle alınacağını belirtti.
Mücahitlerin bahsettiği olaylar ise şöyle gelişmişti; 2003 yılında Uygur
asıllı yargıç Mehmet Can ve Kadir Muhammet öldürülmüş; Mehmet Can'ın
aile planlaması dairesinde çalışan eşi ise ağır yaralanmıştı.
Yargıç Mehmet Can'ın 1990 senesinde Kaşgar'ın Barın nahiyesinde Kızıl
Ordu tarafından yapılan baskın ve Uygur isyanı sonrasında; 26 Uygur'un
idam kararını verdiği ve bir çok Uygur gencini hapse attırdığı
öğrenilmiştir.
Hapis cezası alan bu gençlerden 10 yıllık cezasını tamamlayan bir grup
Uygur genci kendi aralarında bir Mücahid Grubu kurarak Barın Ayaklanması
sırasında ki hainlerin cezalarını vermeye başlamışlardır. Mehmet Can ve
Kadir Muhammet'te bu Mücahid Grubu tarafından cezalandırılmıştı.
Bu olayın peşine düşen Kaşgar Polis Müdürlüğü'nde görevli Feng Tao
isimli polis Mücahidler tarafından çatışma esnasında öldürülmüş,
aralarında Uygur asıllı münafık polislerinde bulunduğu bir çok poliste
yaralanmıştı. Bu çatışmalar esnasında Mücahidlerin herhangi bir kaybı
olmamıştı. Feng Tao başarılı çalışmalarından ötürü Uygur Otonom Özerk
Bölgesi Hükümeti ve Emniyet Başkanı Jang Shunnig tarafından 1. dereceli
kahraman ünvanı alan bir polisti. Ne yazık ki; bu unvan onu mücahitlerin
elinden ve Allah'ın adaletinden kurtarmaya yetmemişti.
5 Şehit daha verdik
Birinci Sayfadan Devam- Çatışmanın
ardından, Tunceli'nin Hozat, Ovacık, Kutuderesi ve Ali Boğazı
bölgelerinde yuvalandıkları tespit edilen 350 kişilik terörist grubunun
imha edilmesi için operasyonlar başlatıldı. Bölge ablukaya alınırken
Pertek yakınlarında kıstırılan 3 terörist öldürüldü.
10 bin askerle operasyon
Bölücü örgüt PKK'yla güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada 5 er
şehit oldu, 4 asker de yaralandı. ÇatIŞma bölgesinde geniş kapsamlı
operasyon başlatıldı.
Şehitlerimiz bugün toprağa verildi
Tunceli'de bir grup teröristle çıkan çatışmada şehit olan askerlerimiz
bugün memleketlerinde toprağa verilecek. Şehit Tuncer'in cenazesi
Osmaniye'ye , Öz'ün cenazesi Denizli'ye gönderildi.
Mehmetçik Melih'in içine doğmuştu
Melih Tuncer'in annesi ve ağabeyi şehit edildiğini duyunca fenalık
geçirdi. Ağıtlar yakan Gülten Tuncer, 13 Ağustos'ta Tunceli'ye giden
oğlunun, kendisiyle vedalaşırken, “Anneciğim içime doğuyor, ben burada
şehit olacağım, sakın ağlama” dediğini anlatırken, gözyaşlarına boğuldu.
Erhan'ın terhisine 1 ay kalmıştı
Tuncelİ'de teröristlerle çıkan çatışmada şehit olan piyade er Erhan
Öz'ün (22) terhisine 1 ay kaldığı öğrenildi. Şehit piyade er Erhan Öz'ün
babası Bekir Öz (55), “Oğlumun terhisine 1 ay kalmıştı. Geride 4 oğlum
var, hepsi vatana feda olsun” dedi. Oğullarının tezkere alıp gelmesini
beklerken, şehit olduğu haberini alan Öz ailesi, gözyaşlarına boğuldu.
Ağıtlar yakan anne Ülker Öz (53), teröristlere lanetler yağdırdı.
Tunceli'de yaklaşık 350 kişilik PKK'lı terörist grubunu etkisiz hale
getirmek amacıyla pazartesi günü başlatılan operasyon devam ederken,
çıkan çatışmada 5 er şehit oldu, 4 asker de yaralandı. Teröristlerin kış
aylarında bölgede üslenmesi için hazırlık yaptığı belirlenince 2 gün
önce Tunceli çevresinde kapsamlı operasyon başlatıldı. PKK'lı
teröristlerin Tunceli'nin Ovacık ile Hozat İlçesi ve Kutuderesi ile
Aliboğazı bölgelerinde yuvalanmaya çalıştığı istihbarı üzerine, Tunceli
4'üncü Komando Tugay Komutanlığı ile Tunceli Jandarma Komutanlığı'na
bağlı birliklerin helikopter desteğinde başlattığı operasyonların ilk
gününde Pertek İlçesi'ne bağlı Aşağı Gülbahçe Köyü yakınlarında bir grup
PKK'lı teröristle sıcak temas sağlandı.
3 TERÖRİST ÖLDÜRÜLDÜ
Çıkan çatışmada 3 terörist öldürüldü. Bölgede teröristlerin
bulunabileceği bölgeler karış karış taranırken, saat 01.30 sıralarında
Tunceli'nin merkeze bağlı Çıralı Köyü yakınlarında teröristlerle,
güvenlik güçleri arasında çatışma çıktı. Çatışmada piyade erler Oğuz
Balıkçı (Sivas), Melih Tuncer (Bursa), Şener Karadere (Ordu), Erhan Öz
(Denizli) ve Halit Toprak (Mardin) şehit oldu. Çatışmada Teğmen Ahmet
Şentürk, Uzman Çavuş Hüseyin Durmuş, Onbaşı Hilmi Kılıç ve Er Orhan
Çekiç yaralandı.
Yaralı askerler Elazığ Askeri Hastanesi'ne kaldırılarak tedavi altına
alındı. Çatışma bölgesine bu sabahtan itibaren yeni takviye birlikler
sevk edilirken, yaklaşık 10 bin askerin katıldığı havadan da desteklenen
operasyonlarda yer yer 'sıcak temas' sağlandığı belirtildi.
Çin tehdidine karşı yeni
strateji
Avrupa
Parlamentosu Dış Ticaret Komitesi'nin 9 üyesi, İstanbul Tekstil ve
Konfeksiyon İmalatçıları Birliği'nin davetlisi olarak İstanbul'da
temaslarda bulundu. Heyete başkanlık eden İngiltere Muhafazakar ve
Birleştirici Partisi Temsilcisi Robert Sturdy, Türkiye'nin Çin tehdidine
karşı, kalite faktörünün yanı sıra artık yeni stratejiler geliştirmesi
gerektiğinin altını çizdi. Sturdy, Türk tekstil sektörüne, şu
tavsiyelerde bulundu. Türkiye'nin Çin'e karşı bu sürdürdüğü 'kalite'
faktörünü ön plana çıkarması geçici bir çözüm. Çünkü Çin'de her yıl 250
bin genç üniversiteye başlıyor. Bunlar mezun olunca daha kaliteli üretim
yollarını deneyecekler. Sizin daha kaliteli ve moda ürünler sunuyor
olmanız önümüzdeki birkaç yıl içinde artık Çin ile aranızda ciddi bir
fark yaratmayabilir. Türkiye'nin bu konuda AB desteğini ararken, ön
plana çıkaracağı iki önemli konu var. İlki AB'ye olan coğrafi
yakınlığınız. Mağazadaki ürünlerini çok sık değiştirme eğiliminde olan
kurumlar var. Türkiye 2 gün içinde yeni ürünleri Avrupa'ya
ulaştırabiliyor. Bunu kullanabilirsiniz. Yine Çin'in ihracatını
gerçekleştirirken harcadığı enerji tüm dünyadaki petrol tüketimi
dengelerini etkiliyor. Türkiye'nin yeni stratejisi enerji maliyetleri ve
çevre faktörü olmalı.
'Çin'e tekstil
kotaları 2006'da da kalkmasın'
Aralarında Odalar ve Borsalar Birliği,
İhracatçılar Meclisi, İstanbul Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları
Birliği'nin de bulunduğu 12 meslek örgütü, Çin'den tekstil ve
konfeksiyon ithalatında geçen yıl uygulanmaya başlanan kotanın
(ithalatta miktar kısıtlaması) 2006 yılında da devamını istedi.
Söz konusu örgütler, kotanın devamı için Dış Ticaret Müsteşarlığı'na
başvurdu. Müsteşarlık da kota uygulaması konusunda görüş bildirmek üzere
ilgili kurumlara 30 gün süre verdi. Bu arada kota uygulanan Çin menşeli
bazı tekstil ve konfeksiyon ürün kategorisi 42'den 47'ye çıkacak.
İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği Başkanı
Süleyman Orakçıoğlu, kota konulacak ürünlerin daha çok ev tekstili ile
ilgili olduğunu söyledi.
'Belirli Tekstil ve Konfeksiyon Ürünlerinin İthalatında Gözetim ve
Korunma Önlemlerine İlişkin Tebliğ', Resmî Gazete'nin dünkü sayısında
yayımlanarak yürürlüğe girdi. Tebliğe göre, Türkiye Ticaret Sanayi Deniz
Ticaret Odaları ve Ticaret Borsaları Birliği, İhracatçılar Meclisi,
İstanbul Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği, İstanbul
Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği, Tekstil Sanayii
İşverenleri Sendikası, Giyim Sanayicileri Derneği, Pamuklu Tekstil
Sanayicileri Birliği, Triko Sanayicileri Derneği, Çorap Sanayicileri
Derneği, Tüm Denim Sanayici ve İşadamları Derneği, Tüm İç Giyim
Sanayicileri Derneği ve Ev Tekstili Sanayicileri Derneği, Çin menşeli
bazı tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin ithalatındaki artışın pazar
bozulmasına ve pazar bozulması tehdidine yol açtığı gerekçesiyle
müsteşarlığa başvurdu. Başvuruda, 47 kategoride yer alan ürün
gruplarının ithalatında miktar kısıtlaması önlemi alınması istendi.
Bunun üzerine müsteşarlık, Çin menşeli tekstil ve konfeksiyon ürünleri
ithalatında gelecek yıl uygulanacak miktar kısıtlamasına ilişkin
başlatılan inceleme kapsamında ilgili tarafların görüşlerini istedi.
Türkiye, Çin'in Dünya Ticaret Örgütü'ne üye olmasından sonra yerli
üreticileri korumak için, örgüt mevzuatı çerçevesinde, bu yıl başından
itibaren, bu ülkeden tekstil ve konfeksiyon ithalatında 42 ürün
kategorisinde kota uygulamaya başlamıştı. DTÖ mevzuatı uyarınca ülkeler,
yerli üreticilerini korumak amacıyla 2008 yılı başına kadar Çin'den
tekstil ve konfeksiyon ithalatında kota uygulamaya devam edebilecek.
Ancak, uygulanan kota miktarının, bir önceki yıl kota miktarına göre
yüzde 7 artırılması gerekiyor. Türkiye, 2004 yılı ithalatının yüzde 7
fazlası ile 2005 yılı kotasını belirlerken, 2006 yılı için bu tutar
yüzde 7 daha artırılacak. Türkiye'nin 2003'te 400 milyon dolar olan
toplam tekstil ve konfeksiyon ihracatının, geçen yıl 600 milyon dolara
yükseldiği, 2004 yılı Ocak-Temmuz döneminde 296 milyon dolar olan söz
konusu ithalatın, bu yıl aynı dönemde 413 milyon dolara çıktığı
belirtiliyor. İthalat rakamı çok yüksek olmamakla birlikte, ithalatın,
yerli tekstil ürünleri üzerinde çok büyük oranlarda fiyat düşüşü etkisi
oluşturduğu kaydediliyor.
Çin mallarına kota Türkiye'ye yarayacak
Dünya Ticaret Örgütü'nün küresel
tekstil ticaretinde uygulanan kotaları kaldırma kararının ardından Çin
mallarının Avrupa ve ABD'yi işgaliyle başlayan ve daha sonra tekrar kota
getirilmesi ile devam eden süreç 2006 yılında Türkiye'ye
yarayacak.Gümrükte kalan Çin mallarının 2006 kotasına mahsup edilerek
ihracına izin verilmesi, önümüzdeki yıl Türkiye'nin elini
kuvvetlendirecek. Türkiye'nin en önemli ihraç kalemleri arasında yer
alan tekstilde Çin'in pazardaki egemenliğini artırması ve kotaların
kaldırılmasıyla başlayan daralmanın 2006'da yerini tekrar yükselişe
bırakması bekleniyor.
Önce kota, sonra şartlı izin
Yılbaşında kotaların kaldırılmasının ardından Avrupa Birliği ülkelerine
ve ABD'ye başlayan Çin malı akını, bazı tekstil ürünlerinde ihracatın 20
kata yakın artmasına neden oldu. Bunun üzerine harekete geçen ve
aralarında Türk tekstil kuruluşlarının da olduğu sivil örgütler, Çin
ürünlerine tekrar kota koyulmasını sağladı.
Çin'in kotalarını erken doldurmasıyla gümrüklerde kalan mallar için de
bir ara formül geliştirildi. Buna göre malların ihracına izin verildi,
ancak ihraç tutarının 2006 yılına mahsup edilmesi kararlaştırıldı.
Böylece 2006 yılında Çin'den doğacak boşluğu Türkiye'nin doldurması için
de umut ışığı doğdu.
"İhracat potansiyeli artacak"
Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) Başkanı Oğuz Satıcı, 2006 yılı ile
ilgili alıma başlarken, Avrupalı ve ABD'li alıcıların daha dikkatli alım
yapacaklarını ve Türkiye alternatifini 2006 başından itibaren daha iyi
değerlendireceklerini kaydetti. Satıcı,''2006'da Türkiye'nin ihracat
potansiyeli artar'' dedi.
“Küfür Tek Millettir”
Birinci Sayfadan Devam-Kong Chuan
yaptığı açıklamada, Çin Hükümeti'nin Rusya'nın terörist hareketlere
karşı giriştiği eylemleri ve politikayı desteklediğini belirtti. İki
tarafında Şangay Birliği Teşkilat prensipleri çerçzevesinde birbirlerine
yaptıkları yardımları güçlendirip 3 düşman güçlere darbe vurarak; iki
taraf içinde gerekli olan uzun müddetli barış ortamını sağlamak için,
terörime karşı daha da güçlenerek mücadele etmeye devam edeceğiz diye
açıklamalarda bulundu. Kong Chuan'ın 3 düşman güçler olarak belirttiği
güçler ise şunlardır;
1. Milli bölücüler
2. Teröristlik suçu işleyenler
3. Radikal dini akımlar.
Çin Başbakanı’nin Ağustos ayında Rusya'ya yaptığı seyahatinde bu açık
bir şekilde dile getirilmiş ve Rusya’nın Uyguralara karşı yürütülen
mücadelede Çin'e destek vermesi halinde, Çin'in de Çeçenistan konusunda
Rusya'ya destek vereceği belirtilmişti...
Çinliler'in Uygurları, Rusların ise Çeçenleri terörist ilan etmesi
akıllara Cenab-ı Allah'ın ayet-i kerimesini getiriyor. ETIC
Tekstilde Çin'e
karşı marka silahı
Türkiye, Çin'in
tekstildeki ağırlığına karşı marka silahı ile durmaya çalışacak
AnkaraGiyim Sanayicileri Derneği (AGSD), Avrupa Birliği ülkelerinin,
Çin'inucuz tekstil ürünleriyle istilasını önlemek amacıyla ‘'Markalar
Şehri
Ankara'' kampanyası düzenliyor.
Çin, internet’te tuş oldu
Yasak üstüne yasak uygulamasına rağmen, İnternetle başedemeyen Çin
Halk Cumhuriyeti Merkezi Halk Hükümeti'nin web sitesi, (kısaltılmış adı
Çin hükümeti web sitesi) bugün deneme yayınına başlıyor.‘www.gov.cn'
adresli sitede Çin Devlet Konseyi ve konseye bağlı kurumlar ile
eyaletler, özerk bölgeler, merkeze doğrudan bağlı belediye
hükümetlerinin çalışmalarını duyuracak.
Sitede ayrıca çeşitli konularda geniş bilgi veren kapsamlı bir platform
olacak. Web sitesi, deneme sürecinde Çince yayın yapacak. Daha sonra
farlı dillerde linklerde konulacak.
Çin internet'in ilk çıktığı günden buyana koyduğu kısıtlamalarla dünya
gündemine oturmuştu. Geçen yıl ülkede önemli sayılarda internet kafe
kapatılmıştı. Bazı Çinli gazeteciler ABD'nin internet yolu ile Çin'i
karıştıracağını gazete köşelerinde yazmıştı.
'Keşmir'de ölü sayısı 40
bini geçti
Keşmir'de onbinlerce kişi
çadırlarda yaşam mücadelesi veriyor. Güney Asya'da 8 ekimde meydana
gelen depremden en fazla etkilenen Pakistan'da depremin bilançosu
ağırlaşıyor. Pakistan'ın sadece Keşmir bölgesinde ölü sayısının 40 bini
geçtiği belirtiliyor.
Fransız haber ajansı AFP, ölü sayısının artmasından endişe edildiğini
belirterek ülkenin tümündeki ölü sayısının 53 bini aştığını duyurdu.
Depremin Pakistan tarihinin en büyük felaketi olduğunun altını çizen
yetkililer, ölü sayısının 70 ile 80 bine çıkabileceğini kaydetti.
Pakistan'da resmi rakamlara göre ölü sayısının 38 bine çıktığı
açıklanmıştı. Depremden 3 milyondan fazla kişi etkilendi, en az 1
milyon kişi ise 'evsiz' kaldı. Yıkılan bölgelerin inşası için en az 5
milyar dolar gerekiyor.
Dağlık Keşmir bölgesinde onbinlerce kişi dondurucu soğukta çadırlarda
yaşıyor.
Avustralya altyapı uzmanı gönderiyor
Avustralya depremin ardından yeniden yapılanma çalışmalarına yardımcı
olmak üzere Pakistan'a bir grup alt yapı uzmanı göndereceğini açıkladı.
Avustralya Dışişleri Bakanlığı, 5 kişilik ekibin iki hafta kalacağını ve
depremden zarar gören hastane, okul ve su şebekelerinin restorasyonuna
yardımcı olacağını duyurdu.
Türk ekipler döndü
Pakistan'a Türkiye'den giden arama ve kurtarma ekiplerinin bir bölümü
İstanbul'a döndü. Ekipler, güvenlik ve prosedür nedeniyle yeterince
çalışamadıklarını söyledi.
AKUT ekip şefi Yılmaz Sevgül, "başvuruları yaparak olay yerine gitmek
istedik. Fakat bürokratik işlemlerden dolayı depremin olmasının ardından
yardım için havalanan askeri uçağa alınmadık. Yaptığımız tüm başvurular
cevapsız kaldı. Kendi imkanlarımızla ancak afet bölgesine üç gün sonra
ulaşabildik" dedi.
GEA ekip şefi Özgür Bozoğlu ise, İslamabad'da 17 kurtarma ekibi
çalıştığını bu ekiplerin kurtadığı 23 kişiden 9'unu GEA ekibinin hayata
döndürdüğünü söyledi.
Pakistan'da meydana gelen depremde ölenlerin sayısının, yerel
yetkililerin son açıklamalarına göre 79 binden fazla olabileceği
bildirildi. Kuzey-Batı sınır eyaleti Enformasyon Bakanı Asif İkbal
Daudzey, eyalette 37 bin 958 kişinin öldüğünü, 23 bin 172 kişinin
yaralandığını söyledi.
Bakan Daudzey, yerel yöneticilerin ve hastane yetkililerinin verdiği
bilgilere göre, sadece eyalet sınırlarında bulunan Mahsehra'da ölenlerin
sayısının 32 bin 653 olduğunu belirtti. Hindistan ise, 1360 kişinin
depremde hayatını kaybettiğini duyurmuştu. Pakistan'a insanî yardım
kampanyası
Pakistan'ın Ankara Büyükelçiliği'nin Güney Asya'daki depremzedelere
yardım için açtığı hesaba yardımlar sürüyor. Bağış yapmak isteyenler YTL
olarak, Ziraat Bankası Gaziosmanpaşa şubesinin 3458112-5011 numaralı,
dolar olarak da 3458112-5012 numaralı 'Deprem Yardım Fonu' hesabına para
yatırılabilecek. Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel
Müdürlüğü'nün eşgüdümünde yardım kampanyası başlatıldı. Banka hesap
numaraları:
Türkiye Cumhuriyeti Ziraat Bankası Aşağı Ayrancı Şubesi 555 555 55
numaralı ana hesabın 5001 (YTL), 5002 (Dolar), 5003 (Euro) hesapları
Türkiye Halk Bankası Bakanlıklar Şubesi 05000005 (YTL), 5300003 (Dolar),
2P 000023 (Euro) hesapları
Vakıflar Bankası Finans Market Şubesi 205 55 55 (YTL), 405 66 66
(Dolar), 405 77 77 (Euro) hesapları
Çin malı otomobil,
teknoloji fakiri
Hollanda'da satışa
sunulması tartışılan Jiangling 30 yıl öncenin teknolojisine sahip ve
önden çarpmalarda sürücüsünü öldürüyor.
Hollanda Otomobil Kurumu ANWB, yakında piyasaya çıkacak arazi sınıfı
otomobillerden “Jiangling” adlı arabanın tehlikeli olduğunu öne sürdü.
ANWB'den yapılan açıklamada, otomobilin güvenlik açısından Avrupa'nın
diğer otomobil kurumlarıyla ortaklaşa test edildiği ve 64 kilometre
hızla cepheden çarpıştığında, sürücünün hayatta kalma şansı
bulunmadığının görüldüğü belirtildi.
Nükleer korku!
ABD, Çin ordusunun
nükleer kapasitesinden kaygı duyuyor.ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld,
Pekin'deki askerî bilimler akademisinde yaptığı konuşmada, Çin'in
Amerikan kıtasını vurabilecek nükleer füzelerle gücünü artırdığına
işaret etti. Çin, Pasifik'in ötesinde yeryüzünün değişik noktalarına
ulaşabilecek füzelerinin gücünü artırıyor" diyen Amerikalı bakan, bu tür
gelişmelerin kendilerini kaygılandırdığını belirtti. Çin'in bu konuda
kamuoyuna istediği açıklamayı yapma hakkı bulunduğunu teslim eden
Rumsfeld, isteklerinin "sadece daha fazla saydamlık" olduğunu söyledi.
Rumsfeld, kuzey Asya turunu Güney Kore ve Moğolistan ziyaretleriyle
sürdürecek.
Almanya'da Merkel Dönemi
18 Eylül'deki erken genel
seçimlerin üzerinden üç hafta geçmesinden sonra Almanya'nın başbakanının
kim olacağı sorusu nihayet açıklık kazandı. Başbakanlığa Hristiyan
Birlik lideri Angela Merkel gelirken Sosyal Demokratlara yeni kabinede
daha fazla bakanlık koltuğu verildi.
Hristiyan Birlik Partileri ve Sosyal Demokratlar arasında devam eden
koalisyon ön görüşmelerindeki sessizlik dün sabah bozuldu ve önce siyasi
parti yetkililerinden Angela Merkel liderliğinde büyük koalisyon
kurulacağı açıklamaları geldi. Ancak resmi açıklamayı öğleden sonra
basının önüne çıkan Merkel yaptı. Merkel, “Birincisi ben çok iyiyim,
ikincisi önümüzde daha yapacak çok iş olduğuna inanıyorum. Şu an çok
dikkatliyim” dedi.
Angela Merkel Gerhard Schröder'in değil de kendisinin başbakan olması
üzerinde iki tarafın ne zaman ve nerede uzlaşmaya vardığını ise
açıklamak istemedi. Bunun artık önemli olmadığını söyledi. Merkel,
“Bugün bir yol ayrımında bulunuyoruz. İki parti de Federal Almanya'daki
seçmenlerin tercihini ciddiye aldığını gösterdi ve ben iyimserlik ve
iradeyle ülkemiz için iyi birşeyler yapmakta kararlıyım” diye konuştu.
Ağır fatura
Ancak Merkel'ın başbakan olmasının faturası birlik partileri için yüksek
oldu. Zira büyük koalisyonda başbakan ve meclis başkanını Hristiyan
Birlik Partileri belirleyecek, ancak büyük koalisyona asıl damgayı
Sosyal Demokratlar vuracak. Çünkü bu taviz karşılığında dışişleri,
maliye ve çalışma bakanlıkları gibi kilit bakanları sosyal demokratlar
aldı. Bunun dışında sağlık, ulaştırma, adalet, kalkınma ve çevre
bakanlıkları da sosyal demokratların. Sosyal Demokrat Parti Genel
Başkanı Franz Müntefering bu tablodan hoşnut göründü ve son günlerde
yaptıkları koalisyon ön görüşmelerinden çok başarılı çıktıklarını
söyledi. Müntefering kendi geleceği ile ilgili sorulara ise şöyle cevap
verdi. Müntefering, “Şöyle diyebiliriz, biz doğru noktaya geleceğiz.
Parti başkanlığında kimin hangi göreve geleceği tartışılacak. Ben her
zaman parti meclis grubu başkanı veya parti başkanı olmak isterim, ama
kabineye kesinlikle girmem de demiyorum” değerlendirmesini yaptı.
Schröder'in durumu belirsiz
Gerhard Schröder'in siyasi geleceği ise belirsizliğini koruyor. Eski
kabineden sadece Wolfgang Clement ne yapacağı konusunda bir açıklama
yaptı. Clement sadece özgürlüğünün tadını çıkarmak istediğini söyledi.
Birlik partilerinde de bir kişi kesin konuştu. O da Bavyera eyaleti
başbakanlığını bırakarak Berlin'e gidecek olan Hristiyan Sosyal Birlik
genel başkanı Edmund Stoiber. Büyük koalisyonda ekonomi ve teknoloji
bakanı olacak Stoiber mutluydu. Stoiber, “Federal ekonomi bakanlığını
ekonomik kalkınma açısından büyük bir şans olarak görüyorum. Bu göreve
geldiğim için çok mutluyum. Bavyera'daki deneyimimi Almanya'nın tümüne,
dinamik bir ekonomi politikası olarak aktarmak istiyorum” dedi.
Bakanlık dağılımı
Hristiyan Birlik Partileri altı bakanlığı belirleyecek. İçişleri,
Savunma, Eğitim ve Araştırma, Aile ve Yaşlılar, Tarım ve Tüketiciyi
Koruma bakanlıkları. İlk adım başarıyla atıldı. Koalisyon görüşmeleri
gelecek hafta başlayacak. Ancak şimdi iki tarafın önünde daha da zor bir
görev var. O da ortak bir yol bulmak. Maliye ve istihdam politikarında
benzerlikler olsa da iki taraf arasında federalizm ve eğitim alanlarında
daha çok tartışma yaşanacağa benziyor.
Çin’in telekom
firmalarından sansür talebi
Çin İletişim
Endüstrisi Bakanlığı bir bildiri yayımlayarak 30 Ekim 2005 itibarıyle
ülkedeki ilgili bütün telekom firmalarından cep telefonu aracılığıyla
yayılan kanun dışı bilgi ve içeriği takip ederek durdurmalarını istedi.
İletişim Endüstrisi Bakanlığı (İEB)'nın yayımladığı “Mobil İletişim
Ağları Aracılığıyla Sağlıksız Bilgi Yayılmasının Engellenmesine Dair
Bildiri”sinde mobil iletişim ağları üzerindeki kısa mesajlarda
pornografik ve “batıl inanç” içerikli kısa mesajların şahlandığı
bildirildi.
“Sağlıksız bilgileri”in yayılmasını engellemeyen firmaları ağır cezalar
bekliyor. İEB ayrıca, firmaların kendilerine bu konuda çeki düzen
vermelerini ve firma içi süreçlerini güçlendirmelerini istedi.
İEB, bildirisinde açıkladığı kuralların sabit ve diğer telefon
terminallerinden yayılan metin, ses, grafik ve görüntüleri de
kapsadığını açıkladı.
1. Türkmen Kurultayı
1995 yılında “Irak Türkmen Cephesi” çatısı
altında birleşen Irak'taki Türkler, 7 Ekim 1997' de, Erbil' de “1.
Türkmen Kurultayı”nı, düzenlemişler ve bu anlamlı günü de Milli Bayram
olarak kutlamaya başlamışlardır...
Bu yıl 8. sini kutlamamız gereken milli bayramımızda yine içimiz
buruktur.
Saddam’ın yönetimden uzaklaştırılması, ülkeye nefes aldırmışsa da
sorunlar bitmemiş, iç huzursuzluklar dinmemiştir. Türkmenlere yönelik
insan hakları ihlalleri halen devam etmektedir. Dün Araplaştırma
politikalarına maruz kalan Türkmenler, bugün Kürtleştirme
politikalarıyla karşı karşıyadır. Anlaşılacağı üzere sadece aktörler
değişmiş, Türkmenler ile ilgi emeller ve eylemler değişmemiştir..
Irak’ın işgali, aslında bir mihenk taşı olmuştur.. Çünkü her grup kendi
çıkarını sağlamak için farklı yollara ve eylemlere başvurmuştur.
Dolayısıyla Irak’ta sorun yaratacak ve dengeleri değiştirebilecek
girişimlerde bulunan gruplar, hep kazanmışlardır. Türkmenler yine
kaybeden taraf olmuştur. Çünkü ülkelerinin toprak bütünlüğünü savunarak
yine yalnız kalmışlardır...
Irak’ın yeniden yapılanma sürecinde, Türkmenlerin ülke yönetimine adil
bir şekilde katılımının sağlanması, Türkiye başta olmak üzere
uluslararası toplumun sorumluluğundadır. Ancak bugüne kadar Türkmenlere,
ne bölgesel ne de uluslar arası bir destek verilmemiştir.
15 Ekim’de referanduma sunulacak yeni Irak Anayasa’sındaki mevcut
tuzakların sadece Türkmenler için değil, tüm bölge ülkeleri için çok
ciddi güvenlik sorunu yaratacağı düşünülmektedir. Bütün Türkmenler de,
bu anayasa kabul edildiği takdirde, 2007'den sonra, ne Türkmeneli
yöresinden ne de Türkmen milletinden söz etmenin mümkün olmayacağı
kaygısını taşımaktadır..
İnsan hak ve özgürlüklerinin, silah ve şiddetten geçtiği bu coğrafyada,
barışçıl politikaların takdir veya taltif edilmesini beklemek artık
hayal olmuştur. Irak’ın geçtiği bu hassas süreçte sessiz kalmanın siyasi
bir intihar olduğu kesindir. Buna karşın, Türkmenlerin, kendi
kaderlerini tayin ederken, siyasi mücadelelerini yoğunlaştırmaktan başka
çareleri kalmamıştır. Bu duygu ve düşüncelerle milli bayramımızı
kutlayamadığımızı kamuoyuna duyururuz.
Romanya'daki Soydaşlarımız Özbek Mültecilere Yardım Elini Uzatıyor
Özbekistan’ın Andican Bölgesindeki protestolar kanla ve 1000 den
fazla ölü ile sonuçlandıktan sonra İslam Kerimov korkusu ile binlerce
Özbek komşu ülkelere sığındı. Kırgızistana kaçan 439 Özbek Birleşmiş
Milletler yardımı ile Ağustos 2005’te Romanya’ya mülteci olarak
getirilip Timişoara Şehrindeki BM Romanya Temsilciliğinin mülteci
kampına 6 aylık bir süre için yerleştirildi. Romanya insani vakıflarının
yardımı ve Romanya Devletinin desteği ile Avrupa standartlarında bakım
görüyorlar. Romanya eski milletvekili Nejat Salinin insiyatifi ile
Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği de mültecilere yardımcı
elini uzatıyor. Romanyadaki Tatar Türkü iş adamlarının desteği ile
yiyecek ve giyim konularında maddi yardım kampanyası başlatıldı. Necat
Sali Romanya Müslüman Tatar Türkleri Demokrat Birliği 1. Başkan
Yardımcısı, Romanya Parlamentosu Milletvekili Danışmanı.
Batı Türkistan liderleri uluslararası sivil örgütlerin
ülkelerindeki faaliyetlerini yasakladı
Andrey Berg, “Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'daki olaylardan sonra
Orta Asya'daki başka devletler daha da sert yasalarla Uluslar arası
teşkilatların faaliyetlerine yasaklamalar getirdiler” dedi.Andrey Berg,
Almanya Hamburg Üniversitesinde Barış ve Güvenlik araştırmaları Siyaseti
Enstitüsünde yukarı derecede bir bilim adamı. 03.10.2005 tarihinde
Waşington'da gerçekleştirilen bir değerlendirme toplantısında konuşan
Andrey Berg'in ifadesine göre,toplumsal isyanlar sonunda devrilmekten
endişe duyan Orta Asya ülkelerinin önderleri uluslar arası teşkilatların
bu bölgelerdeki faaliyetlerine, kendi hakimiyetlerinin devrilmesi için
organizasyonlarda bulunabilecekleri korkusu ile yasaklama
getireceklerini söyledi.
Orta Asya Liderleri Endişe İçinde
Berg, Amerikanın Başkenti Waşington'daki wudrow Wilson Uluslar arası
bilim adamları merkezinde yaptığı konuşmada Kırgızistan ve bazı Rusya
Federasyonuna bağlı Cumhuriyetlerde meydana gelen iktidar değişiklikleri
hadiselerinden sonra Orta Asya devletleri liderlerinin endişelerinin
daha da artmış olduğunu ifade etti.
Andrey Berg, “Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan'daki olaylardan sonra
Orta Asya'daki başka devletler daha da sert yasalarla Uluslar arası
teşkilatların faaliyetlerine yasaklamalar getirdiler” dedi. Bu devletler
arasında özellikle Özbekistan Toplumsal örgütlerin faaliyetlerini
yasaklama konusunda birinci sırada geliyor. Berg'in bildirdiğine göre,
Özbekistan Toplumsal teşkilatların ülke içindeki faaliyetlerinin
yasaklanması konusunda ilk önce faaliyete geçen bir ülke olup, 2004
yılının Ocak ayında Ukrayna' da ki devrimin galibiyetle sonuçlanmasından
hemen sonra Özbekistan'ın Devlet başkanı İslam Kerimov Uluslar arası
Birimler ve ülke içindeki toplumsal teşkilatlardan Özbekistan Adalet
bakanlığına yeniden tescillerini yaptırmalarını istemiştir. Böylelikle
Özbekistan hükümeti özel maliye komitelerini kurarak Uluslar arası
organların yerel örgütlere yaptığı maddi yardımları araştırmaya
başlamıştır.
Azerbaycan karıştı
6 kasım seçimlerine
sayılı günler kala Bakü bir kez daha karıştı. Azerbaycan'ın
başkentinde Azatlık Bloğu'nun düzenlediği mitinge polis yine müdahale
etti.
Çıkan çatışmada yüzü aşkın kişi gözaltına alındı, cop darbeleri ile
yaralananlar
ise hastaneye kaldırıldı.Azerbaycan'da 6 kasımda yapılacak parlamento
seçimleri öncesi başkent Bakü yine olaylara sahne oldu. Polis,
muhalefetin mitingini bir kez daha engelledi.
Bakü'de 28 Mayıs
Meydanı'nda miting yapmak için toplanan Azatlık Bloğu üyelerine güvenlik
güçleri hiç bir gerekçe göstermeden sert bir şekilde müdahale etti.
Polis Azatlık bloğu üyelerine coplarla saldırdı. Güvenlik güçlerinin
Azatlık Bloğu'nun mitingine sert şekilde müdahalesi yüzünden 28 Mayıs
Meydanı'nda gerginlik bir anda zirveye çıktı. Polis, Azatlık Bloğu
taraftarlarını cop kullanarak dağıtmaya teşebbüs etti. Güvenlik
güçlerinin müdahalesi yüzünden olaylar çıktı ve kısa sürede büyüdü.
Mitinge gelen çok sayıda kişi cop darbeleri ile yaralandı ve hastaneye
kaldırıldı. 100'ü aşkın kişi de gözaltına alındı. Tutuklananlar arasında
Azatlık Bloğu lideri İsa Gamber'in yardımcısı Sulhettin Ekber ve eski
başbakanlardan Penah Hüseyinov polis tarafından hiçbir gerekçe
gösterilmeden gözaltına alındı. Yaşanan olaylar sebebi ile Bakü'de
gergin bir hava hakim. İktidar son 7 haftadır Azatlık Bloğu'nun
başkentte düzenlemek istediği 4 mitinge sert şekilde müdahale etti.
Azerbaycan 6 kasım seçimlerinde ülkeye bağımsız denetçilerin gelmesini
de istemediğini ve bu kişilerin ülkeye girişine izin verilmeyeceğini de
açıkladı.
Fars öğretmen 6 yaşındaki
Türk çocuğunu dövdü
Fars işgali altındaki
Güney Azerbaycan Türk topraklarının Koşaçay iline bağlı Kırmızı Halife
köyü'nde yaşayan Mehran Rehimi adlı Türk çocuğu,
İran'da başlayan öğrenim yılının ilk günü Fars öğretmeni tarafından
dövüldü. Güney Azerbaycan Millî Hareketi’nin ilgili birimlerine yansıyan
ifadelere göre; Okulun ilk günü sınıflarındaki yerlerini alan Türk
çocuklarından Mehran Rahimi, Fars öğretmeninin Farsça konuşması üzerine
ayağa kalkarak: 'Ben Türk'üm, Fars dili ile ders almak istemiyorum. Bu
dili anlamıyorum. Ben Türk dilinde, anladığım dilde ders almak
istiyorum' demiştir. 6 yaşındaki Türk çocuğundan böylesine millî bir
tepkiyi görerek çılgına dönen Fars öğretmen, Türk çocuğunun üzerine
saldırmış ve ona 6 kere sopa ile dayak atmıştır. Yüzüne ve vücudunun pek
çok yerine darbe alan Türk çocuğuna karşı yapılanlar bununla da
bitmemiş, sürüklenerek okul müdürünün odasına götürülüp, adeta yetişkin
bir insanmış gibi 'sana bu zararlı fikirleri kim öğretiyor', 'ana
dilinle öğrenim görmek istemeni sana kim söyledi' tarzında sorguya
çekilmiştir. İşkence gören çocuğun babası okula çağrılmış ve aile ağır
suçlamalarla itham edilmiştir. Bütün bu olanların karşısında 6 yaşındaki
Türk çocuğu , nüfus kimliğini eline alarak 'Ben artık bu Fars adını
istemiyorum. Ben Türk'üm , Türkçe ad taşımak istiyorum' diyerek
duygularını ifade etmiştir.
Hazırlayıp Gönderen : Müge Çetinkaya - İstanbul
Türk Ocakları'nda
"Kıbrıs" toplantısı
Türk Ocakları Aydın
Şubesi tarafından Kuşadası'nda
“Kıbrıs" konulu bir toplantı düzenlendi. Türk Ocakları Aydın Şube
Başkanı Dr. Eyüp Doyuran'ın konuşmasıyla başlayan Santur Otel'deki
toplantıda konuşan KKTC'nin emekli Ankara Büyükelçisi Ahmet Zeki Bulunç,
Kıbrıs sorununun çözümü için temelinde ne olduğuna bakılması gerektiğini
kaydederek, hükümetin Kıbrıs politikasını olumlu bulmadığını söyledi.
Emekli Büyükelçi Bulunç, Kıbrıs sorununun temelinde Rumlar'ın ve
Yunanlılar'ın Kıbrıs Adası'na tamamen sahip olmak, adayı bir Helen adası
haline getirmek ve Kıbrıs'ta Türkleri azınlık durumuna düşürmek
istemelerinin yattığını kaydederek, "Türkleri azınlık statüsüne
düşürmeye çalışıyorlar. Bunun tabii bir de stratejik durumuyla konuya
yaklaşıyorlar. Nasıl Ege adalarında ve Ege'de Türkiye'yi kuşatmışlarsa,
Türkiye'yi, Kıbrıs'ı almak suretiyle de güneyinden kuşatmak istiyorlar.
İşte bunu dizkkate aldığımızda, önemli olan Türkler'in Kıbrıs'ta azınlık
statüsünde değil, aynen Kıbrıs Cumhuriyeti kurulurken eşit kurucu
ortaklardan biri olarak tam eşit ve bağım sız bir ortamda Türkiye'nin
güvencesi içinde yaşamlarını sürdürmesini sağlayacak bir çözümü veya bir
uzlaşmayı düşünmemiz lazımdır.www.heddam.com
Kırım Özerk Cumhuriyeti
Bakanlar Kurulunun yeni kadrosu belli oldu
Kırım Özerk Cumhuriyeti
Parlamentosunun 8 Oturumunun olağanüstü toplantısında, Kırım Özerk
Cumhuriyeti Bakanlar Kurulunun yeni kadrosu onaylandı. Toplantı
salonunda hazır bulunan 88 vekilinden yeni hükûmet için 77-si olumlu oy
kullandı.
Eski Sanayi Politikası, Taşımacılık, Ulaştırma, Haberleşme ve Enerji
Bakanı Aziz Abdullaev ve Kırım Tatar Milli Meclisi üyesi Şevket Asanov
(eski Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Yardımcısı) Kırım
Özerk Cumhuriyeti başbakan Yardımcıları oldu. Kırım Parlamentosu, Sanayı
Bakanı olarak, eski Belogorsk Devlet İdaresi Başkanını Albert Kangiev'i
tayın etti. Zarema Ramazanova, Aile ve Gençlik Politikası bakanı olarak
mevkisini korudu. Toplantıya katılan Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı,
Ukrayna Milletvekili Mustafa A. Kırımoğlu, "Matvienko Hükümeti ile kıyas
ettiğimiz zaman, şimdiki başbakanlıkta temsilcilerimiz daha fazladır, bu
bakımdan biraz ümit var" diye yorumladı. Mustafa A. Kırımoğlu'nun
söylediğine göre, Ukrayna Cumhurbaşkanı ve Kırım Başbakanının son
görüşmelerinde Ukrayna devleti başkanı, Kırım Tatar meselesine mutlaka
ciddi bir şekilde bakılması ve kadro meselesinde de Kırım Tatarlarının
temsil oranlarını artırılması gerektiğine dikkat çekti, buna göre bazı
adımlar atılmıştır. Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı, "Verkhovana
Rada'da, Hükümette şovinist, Rus faşistlerinin sayısı az da olsa
azalmaya başladı" diye kaydetti. Meclis Basın Servisi
'Kerkük Meselesi Bir Türk
Meselesidir'
Kerkük sorununun ancak
uluslararası bir platformda
çözüleceğini belirten Irak Türkmen Cephesi (ITC) Suriye
Temsilcisi Ershad Salihi, "Burada sadece Kerkük sorunu
değil, bir Türkmeneli meselesi sorunu var. Irak Türkmen Cephesi (ITC)
Suriye Temsilcisi Ershad Salihi, Kerkük meselesinin Türk meselesi
olduğunu belirterek, burada bir Türk varlığının kayıp olduğunu söyledi.
TGRT ve İHA "ya yaptiği özel açıklamada ,Irak Türkmen Cephesi (ITC)
Suriye Temsilcisi Ershad Salihi, Irak'ta referandumun yapıldığını ancak,
bu referandum ile Türkmen varlığının yok edildiğini belirtti. Salihi
Türkiye'nin Ortadoğu Bölgesi'nde önemli bir role sahip olduğunu
kaydederek, "Türkiye hem Amerika'nın müttefiki hem de Irak'ın yakın
komşusudur. Irak'ın içinde en ufak ve en küçük bir hadise mutlaka
Türkiye'yi etkiler. Artık biz Türkiye'nin Irak'a ilgili dış politikasını
eleştirmek istemiyoruz. Türkiye'nin de, Irak'ın geleceğine ilgili kesin
bir siyasi görüşü vardır. Irak'taki Türkmen meselesi sadece Türkmenlerle
ilgili bir mesele değil, Türk dünyasının bir meselesidir. Burada bir
Türk varlığı kayboluyor. Türkiye'nin bu konuda sessiz kalması Irak
içindeki bazı grupların menfaatindedir. Bu nedenle referandum sonucu
kesin kabul ettirilecek. Anayasa referandumu önceden kurulan bir
senaryodur. Bu durumda Türkmeneli ve Kerkük sorunu bizim kaderimize
bırakılmayacaktır. Bugünkü kurulmuş anayasaya göre, Irak'taki silahlı
güce sahip olan grupların etkisi altında kalır" dedi.
|