Yukarı
15.Sayı
UYGURCA
Tarih
Aile
İstiklal 15 Tam Sayfa

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur


Çin’in Kiralık Katilleri

Fakat ne yazık ki; Pakistan hükümeti Çinli işgalcilere yaranabilmek, onlardan bir “Aferin” yada vaat edilen parasal ödülü alabilmek için kendisine sığınan Doğu Türkistanlıları Çinli’ler tarafından öldürüleceğini veya çok ağır işkence ve cezalara çarptırılacağını bile, bile  Çin hükümetine teslim etmektedirler. Bu sebeple de Pakistan’da bulunan ve mecburen Çin pasaportu taşıyan Doğu Türkistan asıllı Türkler geceli gündüzlü “Ya birileri bizi şikayet ederlerse” endişesi içinde kendilerinin Doğu Türkistanlı olduklarını azami derecede gizleyerek bir yaşam sürdürmektedirler. Çünkü Pakistan hükümeti bir Çinlinin o ülkede ikametine ses çıkartmazken, bir Doğu Türkistan asıllının Doğu Türkistanlı olarak Pakistan’da yaşamasına asla izin vermemektedir.

Pakistan’a geçiş yapan Doğu Türkistanlılar başlıca iki sebepten dolayı oradadırlar.

Kimi Doğu Türkistanlıların ulaşmak istedikleri ulvî maksatlarından biri, Çin’in çok sert ve insanlık dışı engellemeleri ile karşılaşmaları sebebiyle öğrenmeye susadıkları İslâm dinini öğrenmek ve dünyadaki İslâm ülkelerinden her hangi birinde dinî eğitim alabilmektir. Bu nedenle Doğu Türkistan’ın güney sınır komşusu olan Pakistan’da dini eğitim almak isteyen bazı Doğu Türkistanlılar bir yolunu bularak bu ülkeye gelmekte ve buradaki ilgili okullarda din eğitimi almaya çalışmaktadırlar.  Kimileri de  İşgalci Çin hükümetinin “Rejim aleyhtarı bölücüler” olarak tanımladığı ve aradığı şahıslar olup, zorlu tabiat şartları ile mücadele ederek Pakistan’a erişebilmiş olan siyasi sığınma taleplerinin kabul edilmesini bekleyen Doğu Türkistanlılardır.

                   Ne kadar acıdır ki; zaman zaman Çin hükümetinin istekleri ile Pakistan hükümeti bu öğrencilerden kendilerine isimleri verilenleri hiç tereddüt etmeden Çin’e teslim etmekte ve Çin hükümetine teslim edilen Doğu Türkistanlıları ise son derece vahşi bir akibet beklemektedir. Pakistan hükümetinin Çin hükümetine teslim ettiği bu insanlar, ya sınırın hemen ötesinde Çin cellatları tarafından kurşuna dizilmekte, yada insanın hayvanlara dahi  asla reva görmeyeceği usullerde işkence ve hapis cezalarına çarptırılmaktadırlar…

                     Bu sonucun müsebbibi  ise ne yazık ki, Müslümanlığı kayıtsız şartsız İslam düşmanlarının isteklerine boyun eğmek ve onların istek ve direktiflerini yerine getirmek olarak algılayan Pakistan hükümetidir…

Bu konuda bir müslim ve gayrimüslim karşılaştırması yapmak gerekirse; günümüzde dünyanın bir çok bölgelerinde yürüttüğü politikalar sebebiyle sayısız insanın nefretini kazanan ABD bile, Afganistan’da ele geçirdiği ve Guantanamo hapishanesine kapattığı 15 Doğu Türkistanlıyı, suçsuzlukları anlaşılınca Çin’e teslim etmeleri gerekirken etmemiştir. Çünkü teslim etmesi durumunda bu Uygurları nasıl bir akıbetin beklediğini çok iyi bilmektedirler… Diğer tarafta ise, Müslüman bir devlet olan Pakistan’ın insanlıktan nasibini almamış bazı sözde polisleri, yol kontrolü sırasında çıkan bir tartışma sırasında aralarında 6 aylık bebeklerin ve 60-70 yaşında kadınlarında bulunduğu üç aileden 23 kişinin tamamını vahşi bir şekilde dört bir yandan ateş etmek suretiyle kurşuna dizerek şehit etmişlerdir… Şehit diyorum, Çünkü iki ayrı araçta bulunan 23 kişinin tamamını hunharca acımasızca katledenler asla Müslüman olamazlar. Olsa olsa kana susamış Çin’in kiralık katilleri olabilirler. Bu mazlum Doğu Türkistanlı'ları katlettikleri yetmemiş gibi yerde yatan cesetleri de tekmelemiş, arabalarını da roket atarla havaya uçurmak suretiyle yakmışlardır. Bir süre sonra bu vahşeti gören çevre halkından insanlar olayı gerçekleştiren insan müsveddesi sözde polislere tepki göstermişler ve halkla Pakistan polisi arasında kısa süreli bir silahlı çatışma meydana gelmiştir.  Daha sonra olay yerine gelen Pakistan hükümetinin üst düzey polis ve askeri yetkilileri bu kanlı olayı ört-bas etmek, dünya kamu oyunun bilgisinden saklamak için hadisenin cereyan ettiği mahaldeki cesetleri ve hatta yaktıkları arabaların küllerini dahi oradan apar-topar kaçırmışlardır…

          Kaderin şu garip cilvesine bakın ki; Doğu Türkistanlılar bir taraftan havada, karada ve denizde kıpırdayan her türlü canlıyı yiyerek dünyadaki Türk-İslâm varlığına açık veya entrikalarla dolu bir kamuflaj altında savaş ilan eden Çin işgalcilerine karşı amansız bir bağımsızlık savaşı vermekte iken, diğer taraftan da başları sıkıştığında sığınabileceklerini, yardım ve destek alabileceklerini zannettikleri kardeş ve dindaş bilinen Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerin neye hizmet ettiklerini bilmeyen mankurt kafalı birtakım ödül avcılarına, Çin ile anlaşmalı kiralık katillerine karşı direnmek ve onların oluşturduğu tehdit ve tehlikelerden korunma mücadelesi vermek zorunda kalmaktadırlar…

23 UYGUR, PAKİSTAN DA VAHŞİCE ÖLDÜRÜLDÜ

Doğu Türkistan Haber Merkezi 20.09.2005  Uygurca’dan Çeviren : Mehmet Emin Batur

            2004 yılında onlar Pakistan’ın Veziristan  vilayeti Miranshang  bölgesine gelerek  sığınmışlardır. Bu yıl (2005) ilkbahardan başlayarak  onlar Miranshang bölgesinde de güvenlik içinde yaşama imkanından da mahrum kalarak  başka bir yere göç ederek yaşama kararına varırlar. 2005 yılı Temmuz ayı ortalarında  bu 3 ailedeki 23 kişi güvenli yer arayarak yola çıkmışlardır. Onları arasında biri 60 yaşında ve diğeri de  70 yaşından fazla olmak üzere iki nine, 5 erkek, 5 kadın, 6 aylık bir bebek ile  yaşları 15’ e kadar olan 6 kız ve 5 erkek çocuğu olmak üzere 11 genç bulunmaktaydı.

            23 kişi bir Toyota ve bir jeep otomobil ile Miranshan bölgesinden  yola çıkmışlar. Onlar Veziristan –Miranshang karayolunda  Pakistan silahlı polislerinin sıkı kontrolüne maruz kalmışlardır. Kontrol esnasında Pakistanlı iki polis  60 ve 70 yaşlarındaki nineleri tüfek dipçiği ile darp etmişlerdir. Bu duruma dayanamayan gençler  polislere tepki göstermiş olduklarından arbede büyümüş ve silahlı Pakistan polisleri kendilerine mukavemet gösteren bu kafilenin etrafını çevirerek dört taraflı ateş açmak suretiyle 23 kişinin tamamını hunharca katletmişlerdir. Üstelik te öldürdükleri bu kişilerin cesetlerini de tekmelemişlerdir.

            Pakistan polisleri onların arabalarını da roketatarla vurarak yakmışlardır. Bu katliamdan sonra civardaki insanlar olay yerine gelerek küçücük çocukların vücudundan ayrılmış olan kol ve bacaklarını görerek öfkeye kapılmışlar ve polislere karşı silahla saldırmışlardır.

            Bu olaydan haberdar olan Pakistan hükümetinin üst düzey polis ve askeri yetkilileri halktan özür dilemişler ve bu olayı aynı yerde bastırmışlardır. Olay yerindeki cesetler ve roketatarla  vurularak yakılan arabaların külleri dahi oradan götürülmüştür.  Pakistan hükümeti Komünist, faşist dostu Çinden Doğu Türkistan halkını katletme, bu konuda hiçbir mesuliyet taşımama, ya kendileri katletme, ya da Çin cellatlarına zoraki teslim etme şeklindeki suçları yıllardan beri işlemeye devam etmektedir. Pakistan Polis daireleri kendilerinin din kardeşleri olan Doğu Türkistan halkını ve dolayısıyla Uygur Müslümanlarını Çin saldırganlarına  teslim etme, kendileri zarar verme, Çinlilerden “mükafat alma”, Uygurları vurarak öldürme, kısacası Çin saldırganlarının ırki soykırım ve devlet terörü estirme hareketlerinde  Çinlilerle sözbirliği ve işbirliği yapma gibi suçları işemektedir. Uluslar arası kamuoyunun ve Doğu Türkistan halkının  bu kanlı katliama sert tepki göstermesini bekliyoruz. Doğu Türkistan Haber Merkezi

  Pakistan Hükümeti Çin’in Emrinde

 Müslüman bir ülke olan Pakistan'ında Doğu Türkistan'a ve Müslüman Uygur halkına bakış açısı farklı değildir. Pakistan hükûmeti de Çin ile dostluk uğruna her fırsatta Pakistan'daki Uygur öğrencilere baskı uygulayarak komünist Çinin istekleri doğrultusunda hareket etmektedir. Bu güne kadar Pakistan hükümetinin Çin hükümetine teslim ettiği Uygur gençlerinin isimlerinin hepsini burada vermemiz mümkün değildir. Çünkü; kamuoyuna açıklanan isimlerin dışında gizli olarak teslim edilen ve isimlerini öğrenemediğimiz Uygur gençlerinin de sayısı bir hayli fazladır. Tibet meselesinden dolayı araları hiçbir zaman düzelmeyen Hindistan'a karşı (Budist olmaları nedeni ile Tibet davasına Hindistan sahip çıkmaktadır) müttefiki Pakistan'a 5 gemi dolusu uçak ve savaş malzemeleri gönderdi. Bu gemilerde Süper -7 ve F- 7 savaş uçaklarının yanı sıra çeşitli savaş malzemeleri de bulunuyor. Böylece Hint deniz gücü ile Pakistan deniz gücü arasında bir fark kalmadı. Yıllardır Müslüman ülke Pakistan'ın  sığınmacı Uygur gençlerini yakaladıkları yerde Çin'e teslim etmelerine şaşmamak gerekir. Bundan bir hafta önce yine 2 Uygur gencini tutuklamışlardır.  Teslim edilirlerse biliyoruz ki bundan öncekiler gibi hemen kurşuna dizeceklerdir. Dünyada diplomasi gücüne güvenen ülkeler ortaya çıksınlar ve bu duruma el koysunlar da bütün dünya bu gücü görsün. Fakat hani nerede? Dünya devletleri her nedense mazlumun ve haklının yanında değil,zalimlerin, işgalcilerin ve güçlülerin yanında yer almayı sürdürüyor.Kimin güçlü olduğu ise, bir gün ilahi adaletin tecelli etmesi ile ortaya çıkacaktır. Ve bekliyoruz.

Zaman,zaman Uluslar Arası Af Örgütünün  Pakistan hükûmetine, kendisinden siyasi sığınma talebinde bulunan ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine müracaat eden Uygurları Çin hükümetine teslim etmemeleri konusundaki uyarılarını da dikkate almayan Pakistan hükümeti inatla uluslararası insan haklarını çiğnemeye devam ediyor.

Doğu Türkistan'da dini eğitim yasak olduğundan bir yolunu bulup Pakistan'da dini öğrenim görmekte olan Uygur gençlerinin durumu oldukça vahimdir. Bu sebeple dünyadaki insan hakları ile ilgili bütün teşkilatları bir defa daha göreve davet ediyoruz. Çünkü; Çine teslim edilen Uygurlar Komünist Çin hükümeti tarafından çok ağır cezalara çarptırılmakta, hatta bazıları da terörist olmakla suçlanarak kurşuna dizilmektedirler.

Bu hayati husus ile ilgili olarak; Türk Milletinin  Pakistan halkı ile olan tarihi dostluğundan  ve kardeşlik bağlarından  yola çıkarak, Doğu Türkistanlı gençlerin Çin hükûmetine iade edilmemeleri konusunda Pakistan hükûmetine çağrıda bulunmalarını, Türk basın ve yayın organlarının da gerekli duyarlılığı göstermesini  ve böylece  ciddi bir kamuoyu oluşturulmasını istiyoruz.                         

Abdulvahâp Tohti

 

16.07.2003 tarihinden itibaren yine Pakistan hükûmeti yetkilileri  Pakistan'ın Ravalpindi  bölgesinde Abdulvahâp Tohti ve Muhammet Tohti Metrozi adlarında iki Uygur gencini daha Çinlilere teslim etmek üzeredir.

 

 

Muhammet Tohti Metrozi

 

Çin-Pakistan arasındaki antlaşmalar

İlk görüşmelere 1994 yılında başlamıştır. İki ülke Mart 2003'te tutuklu değiş tokusunu kolaylaştırmak için bir suçluların iadesi anlaşması yapmayı kabul etti. Anlaşma, Kasım 2003'te Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müserref'in Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında resmi olarak imzalandı. Resmi Çin medyasına göre, Devlet Başkanı Müserref bu ziyaret sırasında "ülkesinin 'Doğu Türkistan'ın terörist güçleri de dahil olmak üzere hiç kimsenin, Çin karşıtı her hangi bir faaliyet yürütmek için Pakistan topraklarını kullanmasına asla izin vermeyeceği”ni söyledi. 2 Ocak 2004 tarihinde de Çin'in, Pakistan'a Çinlilerden oluşan bir "El Kaide ile bağlantılı teröristler ve araç gereç"  listesi verdiği ve yetkililerden bu gruplara karşı harekete geçmelerini  talep ettiği bildirildi. 6 Nisan 2005 Pakistan Devlet Başkanı Pervez Müşerref İslamabad da Çin Başbakanı Wen Jiabao ile görüştü. İki taraf, Çin ve Pakistan arasında karşılıklı yarara dayalı işbirliğinin genişletilerek derinleştirilmesi gibi her iki tarafı da ilgilendiren konularda fikir alışverişinde bulundu.  Müşerref görüşmede yaptığı konuşmada, Pakistan ve Çin'in hemen hemen bütün önemli uluslararası konularda aynı tavrı benimsediklerini hatırlatarak, iki tarafın aralarındaki eşgüdümü ve işbirliğini daha da güçlendireceklerini belirtti.

 

  Antlaşmaların Sonuçları

 

  1-2 Mayıs 1997 tarihinde Pakistan hükümeti Doğu Türkistanlı 12 mücahidi Çinlilerin idam edeceğini bile bile iade etti.

2-1997'de 14 kadar Uygurdan oluşan bir grup din öğrencisi Çin sınırına yakın Gilgit'de yakalanmış ve hiç bir hukuki süreç isletilmeden Çinli yetkililere teslim edilmişti.

3-Pakistan'daki Uygur cemaatleri tarafından kurulup, Doğu Türkistanlı Uygur misafirler için  bedava konaklama misafirhanesi olarak kullanıla gelen cemaat-i Hayrat yeri " Kaşgar Rabat" ve "Hotan Rabat"lar  1-2 Aralık 2000 tarihlerinde Pakistan polisi tarafından aniden kilitlenerek, o yerde yaşamakta olan 200'e yakın Uygur Türk misafirler dışarıya zorla çıkarılmıştır. Pakistan'daki Uygur cemaatleri tepki göstererek, bu işi yapan polislerden bunun sebebini sorduklarında polisler " Çin hükümetinin Pakistan hükümetine yaptığı baskı nedeniyle böyle yapmaya mecbur kaldıklarını" söylemişlerdir.

4- Aralık 2000'de Pakistan'daki Üniversitelerde dini eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrenciler sebepsiz yere okuldan atılmaya başlanmıştır.

5-11 Eylül 2001 saldırılarının ardından Pakistan'da yapılan operasyonlarda, pek çok milliyetten 15 Uygur da tutuklandı.

6-Guantanamo da tutuklu iki Uygur 36 yaşındaki Ababbekri Kasım ve 31 yaşındaki Abdulhekim isimli Uygur gençler 11 eylül 2001 den önce  Çinlilerin zulümlerine dayanamayıp Doğu Türkistan'dan ayrilarak Kırgızistan'a gitmişler ve daha sonra Pakistan üzerinden Türkiye'ye  gelme çabaları içerisindeyken 2001 yılının sonlarında Pakistan polisi tarafından El Kaide üyesi oldukları iddiası ile Amerikalılara teslim edilmişlerdir. Her birinin yakalama  ödülü olarak ta  5000'er ABD Doları ödül almışlardır

7-2002'nin basından itibaren en az yedi Uygurun Pakistan'dan Çin'e zorla geri gönderildiği bilinmektedir. Bunların bazıları UNHCR tarafından mülteci olarak kabul edilmişti ve başka ülkelere yerleştirilmeyi bekliyorlardı.

8-2 Şubat 2002'de iki Uygur, İsmail Abdüsamed Haci (İlham olarak da bilinir) ve Abdülhakim Ravalpindi'de yakalandı. Doğrulanamayan haberlerde, hiç bir hukuki süreç isletilmeksizin ikisinin de hemen Çin'e teslim edilmiş olduğu öne sürülmektedir.

9-Elham Tohtam, Ablitip Abdül Kadir ve Enver Tohti (ya da Enver Davut) 22 Nisan 2002'de ya da ona yakın bir tarihte Pakistan'ın kuzeyinde bulunan Ravalpindi kentinde kayboldu.

10- Bildirildiğine göre yaklaşık aynı dönemlerde, gene Gulcalı üç başka Uygur da Ravalpindi'de yakalandı.. Bu kişilerin isimleri Gulamcan Yasin, Tilivaldi ve Ablikim Turahun'dur. Ezizhan olarak tanınan Kazakistan'dan bir Uygur ile Zayir (ya da Zahir) olarak tanınan Gulca'dan bir Kırgız'ın da yakalandıkları bildirildi. Bu kişilerin akıbetleri bilinmemektedir.

11-Çinli yetkililerin Mayıs 2002'de Urümçi'de yaptıkları bir basın toplantısında, ETIM'in "üçüncü en yüksek lideri" olduğu iddia edilen İsmail Kadir'in (ya da İlham Kadir) Mart 2002'nin basında Pakistan'da yakalanmasından sonra ayni ay içinde Çin'e geri gönderilmiş olduğu açıklandı.73] Resmi raporlar, İsmail Kadir'in Pakistanlı yetkililer tarafından Keşmir’de yakalanmış olduğuna işaret ediyordu. Ne var ki ülke dışındaki Uygur aktivistleri, İsmail Kadir'in Pakistan'ın kuzeyinde, sürgündeki Uygurların hatırı sayılır büyüklükte bir topluluğunun olduğu Ravalpindi kentinde yakalandığını iddia etmektedir.[74] Bu kişiler onun

12-ETIM üyesi olduğuna dair resmi iddialara da karsı çıkmaktadırlar. İsmail Kadir'in zorla Çin'e geri gönderilmesinden sonra tutulduğu yer ya da hukuki durumu ile ilgili başka hiç bir bilgi alınamamıştır. İddia edilen geçmişini dikkate alan Uluslararası Af Örgütü, İsmail Kadir'in işkenceye maruz kalmış olabileceğinden ve bu tür tutuklulara çoğunlukla yapıldığı gibi muhtemelen ölüme mahkum edildiğinden ve cezasının infaz edilmiş olabileceğinden çekinmektedir.

13-Komünist Çin Ağustos 2002 yılının Pakistan hükümeti'nin iç güvenlik dairelerinin izni ile  Pakistan'a sivil polis görevliler göndererek Kaşgarlı Muhammet Tohti' yi Ravalpindi'de tutukladıktan sonra Ürümçi'ye götürmüşlerdir. müebbet hapis cezasına çarptırmıştı.

14-16.07.2003 tarihinden itibaren yine Pakistan hükûmeti yetkilileri  Pakistan'ın Ravalpindi  bölgesinde Abdulvahâp Tohti ve Muhammet Tohti Metrozi adlarında iki Uygur gencini daha Çinlilere teslim etmek üzeredir.

15-Pakistanlı askerler 2 Ekim 2003'te Pakistan'ın Güney Veziristan bölgesinde Doğu Türkistan Islam Hareketi (ETIM) lideri Hasan Mahsum'u öldürdü. Bu duyurunun neden geciktiği açık değildir, ama bu bilgi, Çin'in ülke dışında üslenmiş Uygur "teröristler" ve "terörist örgütler" resmi listesini açıklamasından bir kaç gün sonra duyurulmuştu ve listenin basında Hasan Mahsum'un adi vardı.   

İstiklâl Gazetesi Araştırma Servisi

 

  

ÜLKÜ OCAKLARI BİLDİRİSİ

 

Türk milletinin Pakistan Devleti'ne ve halkına duyduğu samimi sevgi yine dünya kamuoyuna mal olmuş bir bilgidir. Bütün bunlara rağmen Uygur Türklerine, Pakistan silahlı güçleri tarafından yapılan insanlık dışı uygulama Türk milletini ve özellikle Türk milliyetçilerini Pakistan Devleti ile ilgili düşüncelerini yeniden değerlendirmeye itmektedir. Ancak Pakistan halkına karşı Türk milletinin beslediği samimi dostluk duyguları hükümetin bu çirkin, bu zalimane tavrı karşısında değişmeyecektir. Mazlum Uygur Türklerine yönelik uygulanan Çin menşeli soykırım ve zulmü lanetliyor, Çin'e boyun eğerek Uygur Türklerini hunharca katleden Pakistan hükümetini şiddetle uyarıyoruz.        

 

2005 yılı Temmuz ayı ortalarında üç Uygur ailesine mensup 23 kişi güvenli yer arayarak daha önce sığındıkları Pakistan'dan yola çıkmışlardır. Aralarında biri 60 yaşında ve diğeri de 70 yaşında olmak üzere yedi kadın, beş erkek, altı aylık bir bebek ile yaşları 15' e kadar olan altı kız ve beş erkek çocuğu bulunmaktaydı. 23 kişi bir iki vasıta ile Miranshan bölgesinden yola çıkmışlar, Veziristan -Miranshang karayolunda Pakistan silahlı polislerinin sıkı kontrolüne maruz kalmışlardır. Kontrol esnasında Pakistanlı iki polis kafilenin ihtiyarlarını tüfek dipçiği ile darp etmişler, Bu duruma dayanamayan gençler polislere tepki göstermiş olduklarından arbede büyümüş ve silahlı Pakistan polisleri kendilerine mukavemet gösteren bu kafilenin etrafını çevirerek dört taraflı ateş açmak suretiyle 23 kişinin tamamını hunharca katletmişlerdir. Pakistan devletinin sansürü neticesinde dünya kamuoyundan iki ay boyunca saklanan bu vahim hadise tüylerimizi ürpertmiştir. Pakistan'ın içinde bulunduğu şartlar sebebiyle mülteci veren bir ülkedir. Malumumuz olduğu üzere birçok Pakistanlı ülkemize sığınmakta yahut Avrupa'ya geçişini gayri kanuni yollardan Türkiye üzerinden yapmaktadır. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti dost ve kardeş ülke bildiği Pakistan'ın vatandaşlarına hukuki süreci uygulamakla birlikte yardımcı olmakta, ülkelerine geri gönderilmeden önce her türlü ihtiyaçlarını sağlamaktadır.

 Türk milletinin Pakistan Devleti'ne ve halkına duyduğu samimi sevgi yine dünya kamuoyuna mal olmuş bir bilgidir. Bütün bunlara rağmen Uygur Türklerine, Pakistan silahlı güçleri tarafından yapılan insanlık dışı uygulama Türk milletini ve özellikle Türk milliyetçilerini Pakistan Devleti ile ilgili düşüncelerini yeniden değerlendirmeye itmektedir. Ancak Pakistan halkına karşı Türk milletinin beslediği samimi dostluk duyguları hükümetin bu çirkin, bu zalimane tavrı karşısında değişmeyecektir. Mazlum Uygur Türklerine yönelik uygulanan Çin menşeli soykırım ve zulmü lanetliyor, Çin'e boyun eğerek Uygur Türklerini hunharca katleden Pakistan hükümetini şiddetle uyarıyoruz.

 

 Ülkü Ocakları

Eğitim Kültür Vakfı

Genel Merkezi

 

Ünlü Doğu Türkistanlı Şair Dolkun Yasin Vefat Etti

 

Uygur halkının tanınmış şairlerinden ve deneyimli siyasî faaliyet erbabı Dolkun Yasin 5 Eylül 2005 günü vefat etti. Dolkun Yasin'in eşi Hebibe Hanım  onun bir süredir kalp rahatsızlığı dolayısıyla tedavi görmekte olduğunu, fakat sürdürülen tedaviden iyileşme yönünde bir sonuç elde edilemeden hayatını kaybettiğini bildirdi.

Şair Dolkun Yasin  1938 yılında Doğu Türkistan'ın İli Vilayetinin Süydün  bölgesinde Aydın bir kişi olan Yasin Hüdaverdi’nin ailesinde dünyaya geldi. Taşkent'te tahsil gördükten sonra 1960 yılında  Ürümçi' ye dönerek Edebiyat Sanatçıları Birliğinde görev alarak edebiyat sahasında eserler vermekle meşgul oldu. Fakat aradan çok zaman geçmeden Çin hükümeti tarafından göz hapsine alınarak Kumul'a sürgüne gönderildi.

Merhum Dolkun Yasin 1968 yılında Kazakistan'a çıktıktan sonra  edebi eserler ve esaret altındaki  vatanı Doğu Türkistan'ın kurtuluş mücadelesi yolunda çalışmaya başladı. 2001 yılı uluslar arası Nobel Ödülü teşkilatının kuruluşunun 100. yılı münasebetiyle dünyadaki ihtisas sahibi ve hizmeti geçmiş 100 kişiye altın madalya verme törenindeki listede yer alan 100 kişiden biri olarak seçilip 11 Ekim 2003 tarihinde Nobel Ödülü verme teşkilatı temsilcileri tarafından Kazakistan'da ödülünü almıştır. RFA

 

Bir Çin internet sitesi Lopnor’daki atom denemeleri  sonucunda 750 bin insanın öldüğünü ileri sürdü

 

Çinli demokratlar tarafından dış ülkelerde bir internet sitesi aracılığı ile yayınlanan “Büyük Faydalanış” gazetesinin açıklamasına göre  Çin Askeri makamları 1964 yılından başlayarak Lopnor'da yapmayı sürdürdüğü nükleer denemeler yerli Uygur halk ve nükleer denemelere katılan Askeri personellerden olmak üzere toplam 750 bin kişinin radyoaktif zehirlenme sonucunda  ölmüşlerdir.

“Büyük Faydalanış” gazetesinde vurgulandığına göre, radyoaktif zehirlenmeler sebebiyle ölen yerli halkın  ekseriyeti kendilerinin ölüm sebeplerini anlayamadan bu dünyaya veda etmişlerdir.  Çin Askeri makamları  Lopnor'da 3. defaki atom denemesini hava boşluğunda yapmış olup, söz konusu denemeye Çin'in sabık savunma bakanı Jang Eyping önderlik etmiştir. ETIC

 

Çin Polisleri iki Uygur Türk’ünü bombalama eylemi gerçekleştirecekleri iddiası ile tutkladı

 

 

Çin Polisleri yakın zamanda Uygur Yurdunun Bayingholin Moğol otonom bölgesindeki Çerçen ve Çarkalık nahiyesinde iki Uygur'u evinde patlayıcı maddeler bulundurduğu ve “Uygur Özerk Bölgesi”nin kuruluşunun 50. yılı döneminde bombalama eyleminde bulunacakları suçlamasıyla tutukladı.

Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin verdiği habere göre Çerçen nahiyesi Toplum Güvenliği dairesi Eziz Barat isimli çiftçinin evinden 47 kilo bomba yapımında kullanılan sıvı madde, 50 adet kapsül, 32 metre ateşleme fitili ele geçirmiştir. Böylece Çarkalık nahiyesindeki Osman Musa isimli çiftçinin evinde de  bu tür sıvıdan 30 litre, 64 adet kapsül ve 70 metre uzunluğunda ateşleme fitili ele geçirmişlerdir.

Doğu Türkistan Haber Merkezinin bildirdiğine göre Çin Polis makamları  “Otonom bölge”nin  50. yılı kutlamaları esnasında bombalama eylemi yapacakları konusunda onlara itirafta bulundurmak için çok kötü işkencelere tabi tutmaktaymışlar. Konu ile ilgili olarak Çerçen Nahiyesi Toplum Güvenliği Dairesi ile kurulan irtibatta isminin açıklanmasını istemeyen bir nöbetçi görevli bu tutuklama hadisesinden haberdar olduğunu, fakat tafsilatlı bilgiye sahip olmadığını söylemiştir. ETIC

 

 

Doğu Türkistan’a 2005 yılında Çin’den 600 bin Çinli pamuk işçisi getiriliyor

 

 

Tanrıdağ İnternet sitesinin yakın zamanda yayınlanan bir habere göre eylül ayının girmesiyle beraber Çin'in içeri bölgelerinden Doğu Türkistan'a pamuk toplamak için Çinliler peşpeşe gelmekte olup, yalnızca 05.09.2005 günü 3 tren dolusu Çinli Doğu Türkistan'a giriş yapmıştır. Böylelikle eylül ayının sonuna kadar 600 bin Çinlinin getirilmesi hedeflenmiş bulunmaktadır.

            Ekseriyetle bu işçiler Çinin Henan,Sichuen, Gensu ve Ningshya gibi yerlerinden gelmektedirler. Doğu Türkistan'daki Bingtuen'in emek ve cemiyet kefaleti diresi sadece Henan bölgesinden 117 bin pamuk işçisine ihtiyaç duyulacağını açıklamıştır.

Çinli işçileri Doğu Türkistan'a gitmeye teşvik eden en önemli etken nedir denilecek olursa, Bingtuen Çin'in içeri bölgelerinden işçilere en cazip teminatları vererek  onların hemen her tülü parasal hak edişlerini ülkelerine dönmeden üç gün önce verileceğine dair söz vermişlerdir. Daha önce Çin'de çıkan haberlerdeki bazı malumatlarda pamuk işçilerine topladıkları her bir kilo pamuk için 1 yuen'den aşağı olmamak üzere para verecekleri açıklanmıştı. Haberde bahsedildiğine göre bu yıl Doğu Türkistan'a pamuk toplamaya gelecek olan Çinli pamuk işçilerinin sayısı önceki yıllara oranla daha fazladır. Onların tren biletleri bile özel bir ihtimamla satılıyor. Hatta bir çokları Doğu Türkistan'a gidecek trenlerde yer kalmaması sebebiyle Lencu'da birkaç gün kalmak zorunda kalıyorlar. Uygur'lara da bu özen gösteriliyor mu?

Biz bu konuda Doğu Türkistan'daki bazı çiftçilerle görüşerek bilgi almaya çalıştığımızda  biz onlardan çok farklı bir hikaye dinledik. Uzun zamandan beri haşar vergilerinin ağırlığı ile  hepimizce malum olan  Peyzavat nahiyesindeki çiftçiler burada pamuk toplamak için kendi istekleri ile değil, mecbur edilerek getirildiklerini, çiftçilerin ise bu duruma oldukça tepkili olduklarını söylediler. Biz Peyzavat nahiyesinin malum bir köyüne telefonla ulaştığımızda eşi mecburi olarak pamuk toplamak üzere alınıp götürülen bir bayanla görüşmek durumunda kaldık. Bu bayan eşinin Aksu'ya pamuk toplamaya gittiğini, bunun mecburi olduğunu, bazı insanlarında bu çalışmadan kurtulmak için para ödemek  zorunda  kaldığın, eşinin bir kilo pamuğu

 4 sentten toplayacağını söyleyerek taşra  memurlarının yolsuzluk yaparak çiftçileri sömürdüklerini beyan etti.

Bingtuen mercilerinin ödeme yapma durumları ve onların bu konuya olan yaklaşımları hakkında bilgi almak için  Bingtuen'in Aksu'daki 1. alayına telefon ettik. Burada Lyu soyadlı  bir görevli pamuk toplamak için insanların kendi rızaları ile geldiklerini, hem de toplanan bir kilo pamuk için 8 sent ödendiğini bildirdi. O şyle dedi:”Bir kilo pamuk toplandığında ticaret iyi durumda olan yerler 9 mo para verirler. En kötü ihtimalle 8 mo verilir. Bu değer pek benzeşmez. Ticaretin iyi yada kötü oluşu ile ilgilidir. Fakat durum ne olursa olsun 8 mo'dan aşağı ödeme yoktur.”

Onun bize anlattığına göre yine, Onlar Çin'in içeri bölgelerinden gelen işçileri de çalıştırıyorlar. Fakat Çin'den gelen Çinli işçiler aslında Doğu Türkistan'ın kuzeyindeki Bingtuen'in Pamuk tarlalarında çalışıyorlar. Çünkü oralardaki ödeme durumları güneydekilere oranla daha iyiymiş. Biz bu kişiden Peyzavat'daki durumu sorarak çiftçilerin pamuk toplamaya mecburi çıkması ve de onların bir kilo pamuk için 4 mo'dan daha az para almakta olduklarını söylediğimizde o bu durumun 2-3 yıl öncesi görüldüğünü fakat şimdi ise böyle bir durumun olmadığını bildirdi….(Peride) RFA

                Bu anlatımın içeriğindeki pamuk toplama hikayesinde geçen

ücretlerin azlığı veya çokluğu çok önemli bir hadise olmayıp, asıl meselenin yalnızca bir pamuk toplama mevsiminde Çin'den Doğu Türkistan'a 600 bin sefil Çinlinin getirilmesi ve bu Çinli’lerin hemen hiç birinin de bir daha Çin'e geri dönmeyeceği meselesidir. Bu kesinlikle bir Çin devlet politikasıdır. Çinlilere göre; “PAMUK TOPLAMA BAHANE, ÇİNLİ GÖÇMEN GETİRMEK ŞAHANE”

 

 

Amasya’nın Uygur Nahiyesinde Kültür Şöleni

 

Türkiye'nin Amasya vilayetindeki Uygur nahiyesinde

bu yıl 8. Kültür şenlikleri gerçekleştirildi.

 

Türkiye'nin Amasya vilayetindeki  bir Uygur nahiyesinde bu yıl 8. Kültür-Sanat bayramı gerçekleştirildi. Bu bayrama Uygur nahiyesinden ve başka yerlerden gelen Uygurlar ve daha başka misafirler olmak üzere 10 binden fazla kişi katıldı.

Amasya'da yaşamakta olan Uygurlar Doğu Türkistan'daki Uygurlarla münasebet kurmayı, kültür ve sanat bayramını bütün dünyadaki Uygurlarla birlikte geçirmeyi istemektedirler. Özgür Asya Radyosunun Türkiye'deki gönüllü muhabiri Erkin Tarim Söz konusu Kültür Sanat Bayramı’nın dünyadaki Uygurlarında katılımı ile gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği, böyle bir teşebbüsün başarılı olup olmayacağı ve  Amasya'daki yerel hükümetin bu konuya yaklaşımının ne olacağı gibi konularda  Amasya vilayeti Belediye Başkanı ve Sabık Bakan İsmet Özarslan'ı ziyaret etti, sorular sordu. İsmet Özarslan röportaj esnasında bu kültür ve sanat bayramını bütün dünyadaki Uygurların katılacağı uluslar arası bir kültür ve sanat bayramı haline getirerek. kutlamanın mümkün olabileceğini, bunun için gerekli her türlü desteği vereceğini beyan etti. RFA   

 

Rabiye Kadir, Çin’in Uygurlara yönelttiği sindirme harekatına son vermesini istedi

 

 

Japonya'da yayınlanan Kyotsu Shinbun (Ortak Haber Ajansı) un 8 Eylül 2005 tarihinde Washington'dan verdiği habere göre,  “Devletin güvenliğini tehlikeye düşürdü” denilerek hapse atılan ve bu yıl Mart ayında serbest bırakıldıktan sonra Amerika'ya sığınan “Sinkiang Uygur Otonom Bölgesi” (Doğu Türkistan)nden sabık siyasi mahpus Rabiye Kadir 6 Eylül günü Amerikanın Washington şehrinde yapılan toplantıya katılarak Başkan Bush'a gelecek hafta Amerika'ya gelecek olan Çin Devlet başkanı Hujintao ile görüşürken Çin'in Uygur halkına yönelttiği sindirme hareketlerine son vermesini istemesini teklif etti.

Bundan başka Rabiye Kadir; Çin devleti “ 'Sinkiang' (Doğu Türkistan) da Ekim ayında başlanacak olan 'Uygur Otonom Bölgesi'nin ilan edilişini 50. yılını anma törenleri öncesinde  Çin makamları “Terörle mücadeleyi bahane ederek Uygur Müslümanlarına karşı sindirme hareketinin dozunu arttırdı. Diyerek tenkit etti. Çin hükümeti bu sözlere karşı ise, kulağını tıkamış durumda olsa bile buna asla izin vermeyeceğiz dedi.

Rabiye Kadir Amerika'ya sığındıktan sonra “Sinkiang” (Doğu Türkistan) da kalan aile bireylerine Çin makamları tehdit salmaya devam etmektedir. Rabiye Kadir Küba'daki  Amerikan askerlerinin  hapiste bulunan 15 Uygur'un suçsuz oldukları ispat edilmesine rağmen gidecekleri bir ülke olmaması meselesine karşı da “eğer Çin'e iade edilecek olursa en vahşice cezalara çarptırılırlar” diyerek Çin'e asla iade edilmemesini talep etti.  (Japoncadan Uygur Oğlu tercüme etti)

 

 

Rebiye Kadir'in ailesi ve ortaklarına taciz ve gözaltı

 

Uluslararası Af Örgütü Basın Açıklaması

Rebiya Kadeer'in 17 Mart 2005 tarihinde serbest bırakılmasından bu yana Kadeer'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşayan ailesi ve ortaklarına yönelik ısrarlı taciz uygulandığı ve gözaltına alındıklarına dair bilgiler Uluslararası Af Örgütü'nü (UAÖ) derinden kaygılandırmaktadır.

 11 çocuk sahibi Rebiya, serbest bırakılırken, Uygurlarla ilişkiye geçtiği ya da "hassas konularla" ilgili açıklama yaptığı takdirde "işlerinin ve (beşi Sincan'da kalan) çocuklarının işinin bitirileceği" konusunda uyarıldığını söyledi.

 Güvenilir kaynaklardan alınan haberlere göre 5 Eylül 2005 günü Çin Devlet Güvenlik görevlileri Rebiya Kadeer'in oğlu ve Urumçi'deki Akida Ticaret Ltd.'in genel müdürü olan Alim Abdiriyim'den, Tebiya'nın vergi kaçırdığı, yolsuzluk yaptığı ve büyük borç içinde olduğuna dair bir belge imzalamasını istedi. Bildirildiğine göre, bu belgeyi hemen imzalamadığı takdirde "hapiste tüm kaburgalarını kırdıktan sonra imzalayacağını" söylediler. Akida Ticaret Ltd'in de silahlı polislerce kuşatıldığı bildiriliyor. 

 

Bu baskı ve işkence tehdidi iddiaları UAÖ'nün Sincan ve Çin'in diğer bölgelerinde izlemeyi sürdürdüğü daha yaygın ihlal biçimleriyle uygunluk taşıyor. Rebiya Kadeer'in ailesinin ticari faaliyetlerine ilişkin yapılan her türlü polis soruşturmasının güvenilirliğine dair şüphe uyandırıyor.

 Geçen hafta Rebiya'nın iki akrabasının kısa süreli gözaltına alınarak pasaportlarının istendiği bildirildi. Bu yılın Mayıs ayında gözaltına alınan eski iki işçisinin akıbetiyle ilgili ise hala bilgi yok. Aynı dönemde iki ortağı da gözaltına alınmıştı ancak bunların şu an serbest olduğuna inanılıyor.

 Radio Free Asia'nın (RFA) 30 Ağustos 2005 günü verdiği bilgiye göre sadece Rebiya Kadeer'in akrabalarını ve işlerini inceleyecek ve izleyecek özel bir polis birimi kuruldu. Bu birim "305 nolu ofis, (veya) Rebiya Kadeer soruşturma ofisi" olarak biliniyor. Bu birimin kurulmasının, ismini açıklamayan bir polis memuru tarafından da doğrulandığı bildirildi. Alim Abdiriyim'in, özel birim polis mensuplarının Rebiya'nın ailesinden Urümçi’yi terk etmek istediklerinde kendilerine önceden haber verilmesini istediğini söylediği bildirildi. "Bu

en korkunç baskı. Bizi açık açık taciz etmeyecekler. Açık taciz yapmalarını gerektirecek hiçbir hata ya da yasa dışı şey yapmadık" dedi. Geçen ay Beijing'deki basın toplantısında Sincsn Komünist Parti Şekreteri Wang Lequan Rebiya Kadeer'i serbest bırakıldığından beri "terörist ve bölücü" faaliyetlerle uğraşmakla suçladı. Bu ciddi ithamları destekleyecek hiçbir kanıt sunulmadı. Tüm bunların Rebiya Kadeer'i ve onunla bağlantısı olanları kötüleme çabalarının bir parçası olduğu anlaşılıyor; bu da bölgedeki kapsamlı siyasi baskının bir parçası.

Arka plan bilgisi

Rebiya Kadeer "devlet sırlarını ülke dışına çıkarmak" suçlamasıyla Sincan'da yaklaşık altı yıl hapis yattıktan sonra sağlık nedenleriyle tahliye edilerek doğruca ABD'ye gönderildi. Davanın kararında "devlet sırları" olarak, Kadeer'in ABD'deki kocasına gönderdiği ve heryerde satılan bölgesel gazeteler gösterilmişti. UAÖ Kadeer'i düşünce mahkumu ilan ederek yıllarca adına kampanyalar yürüttü. Serbest kalmasından beri Kadeer çok sayıda toplantıya katılarak hapisliğinden söz etti ve Sincan'daki Uygur cemaatine yönelik uzun süredir devam eden insan hakları ihlallerine dair görüşlerini açıkladı.

 11 Eylül saldırılarının ardından Çin yetkilileri, bölgede sıkı tedbirler uygulamak için uluslararası "terörle savaşı" bahane etti. Son dört yılda daha önce "bölücü" olarak damgalanan Uygur milliyetçileri artık "terörist" olarak adlandırılıyor.

 Sürgündeki diğer Uygur milliyetçileri de Çin yetkilileri tarafından iddialarının altını dolduracak hiçbir ciddi kanıt göstermeden "terörist" olarak tanımlanmakta. Bunlar arasında bulunan ve Almanya'da Uygur sivil toplum örgütlerinde çalışan Dolkun İsa ve Abducelil Karakaş da ve Çin Kamu Güvenlik Bakanlığınca Aralık 2003'te yayınlanan 11 "terörist" listesinde yer alıyor.

 Mayıs 2005'te Çin yetkilileri bölgede yaptıkları ve 'üç şeytani güç' olan "bölücüler, teröristler ve dini aşırılar"ı hedef alan "Sıkı Darbe" kampanyasını yeniden yapacaklarını duyurdu. UAÖ Ceza Yasasında yer alan "devlet güvenliğini tehlikeye atan suçlar" tanımının yaygın ve muğlak olmasının yetkililere insan haklarını barışçıl yollarla uygulayanları gözaltına alma, suçlama ve hapsetme olanağı vermesinden son derece kaygılıdır. AI Index:  ASA 17/030/2005    Basın Duyuru No:         243     8 Eylül 2005

 

 

Doğu Türkistan’ın geçen yıl yetiştirdiği domates miktarı dünyadaki toplam üretimin dörtte birine ulaştı

 

Çin hükümetine bağlı Shinghua haber ajansının 14.09.2005 tarihinde verdiği habere göre, geçen yıl Uygurların yetiştidiği domates miktarı 4.5 milyon tonu geçerek dünyadaki toplam domates üretiminin dörtte birini teşkil etmiştir.

Bunun dışında Domates şirası başta olmak üzere domates mamullerinin  üretim miktarı da dünya üretim sıralamasında 3. sıradadır.

Haberin içeriğine bakıldığında şu anda Doğu Türkistan'da yıllık 400 bin ton domates şirası üretilebilir olup, bunun, % 75'i dış ülkelere ihrac edilmektedir. Fakat haberde domates sektörünün  ne kadar iktisadi gelir sağlamakta olduğundan ise söz edilmemiştir.

Doğu Türkistan'daki üretim-İnşaat Bingtuen'(*)i  internet sitesinin geçen ay yayınladığı bir haberde açıklandığına göre  Doğu Türkistan'daki domates üretiminin temelini Bingtuen teşkil ediyor olup, Bingtuen'in domates üretim alanı 530 bin hektar'a ulaşmaktadır. (Arzu) ETIC

(*) Çinlilerden oluşturulan silahlı çiftçiler.

 

 

İsviçre’de Uygur Kültür Merkezi Kuruldu

 

11.09.2005 Tarihinde İsviçre’nin başkenti Stockholm’de İsviçre Uygur Kültür Merkezi’nin kurulduğu açıklandı.100 den fazla kişinin katıldığı bu toplantıda, öncelikle Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı yolunda hayatlarını kaybeden kahramanların ruhlarına ithaf edilmek üzere Kur’anı kerim okunarak, dualar edilerek ve bu kahramanların yapmış oldukları faaliyetler yad edildi.Bu toplantıda İsviçre  Doğu Türkistan Cemiyetinin Sabık başkanı Faruk Sadık gizli oyla demokratik usulde İsviçre Uygur Kültür Merkezinin başkanlığına, 8 kişi de merkezin diğer organlarında asil üyeliğe seçildiler. Kurulan bu İsviçre Uygur Medeniyet Merkezinin maksadı ise; aziz vatanımız Doğu Türkistan’ın tarih ve medeniyeti başta olmak üzere genel durumunu  İsviçre halkına anlatmak, İsviçre’de yaşamakta olan  Uygur vatandaşlarının  Uygur örf- adet, gelenek ve dilini muhafaza etmeleri konusunda çalışmalar yapmak, insan haklarını koruyup kollamak, İsviçre’de büyümekte olan  Uygur çocuklarına  Uygur dilini öğretmek, İsviçre’de ve dünyanın başka yerlerinde  Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele etmekte olan teşkilatlarla yakından dayanışmaktır.

 

Avustralya Uygur Cemiyeti Kuruldu

 

Avustralya Uygur Cemiyetini kurma hazırlı komitesi bir kaç aylık ciddi hazırlık dönemini tamamladıktan sonra  27.08.2005 tarihinde Avustralya'nın Sidney Şehrinde Avustralya Uygur Cemiyetinin kurulduğunu resmen ilan etti.  Sidney şehrindeki Uygur topluluğunun yoğun katılımı ile geçirilen kuruluş töreni Sidney deki Türk Kültür Kulübünde oldukça görkemli bir şekilde gerçekleştirildi.

Toplantıda cemiyetin 5 kişilik idare heyeti demokratik usulde seçildi. Seçim sonunda  Hüsen Hesen efendi Avustralya Uygur Cemiyetinin Başkanlığına seçildi.

 

Kısırlaştırılanların çoğu, Türk asıllı: Çin, 7 bin kişiyi zorla kısırlaştırdı

 

Çin'in batı bölgelerinde 7 bin kişinin, nüfusun kontrol altına alınması için zorla kısırlaştırıldığı iddia edildi. Time dergisinin haberinde yetkililer mart-temmuz arası yapıldığı söylenen kısırlaştırma programını ret ederken; zorla kürtaj edilenler olduğu da söyleniyor. Yinan bölgesindeki kısırlaştırma iddiaları, yerel aile planlama yetkilileriyle konuşan avukatlardan geldi. Kısırlaştırıldığını belirten kadınlardan biri Time dergisine, "Bunu kendi iyiliğim için yaptıklarını söylediler, ancak hayatımı mahvettiler" dedi. Avukatlar, bazı köylülerin olayı engellemek için müdahale etmesi üzerine öldürülesiye dövüldüklerini iddia etti. Time, yerel siyasetçilerin geleceğinin, özellikle kırsal alanlarda doğum oranlarını düşük tutmalarına bağlı olduğunun altını çiziyor.

  

 

Türkmen soydaşlara sahip çıkın

 

ABD Telafer’i kimyasal silahla vurdu Amerika, Halepçe katliamına imza atan Saddam’ı gölgede bıraktı. Kimyasal silahlarla saldıran Coniler, korunmasız Türkmenler’in kaçmalarını engellemek için de kenti dikenli telle çevirdi.

Peşmergeler’le birlikte yürütülen katliam operasyonu devam ederken Irak Türkleri Yardımlaşma Derneği Başkanı Kasapoğlu, 500’den fazla Türkmen’in boğulmuş cesetlerinin bulunduğunu açıkladı.

 

Kimyasal silahla katliam :Mahmut Kasapoğlu, ablukaya alınan Telafer’de ABD askerleriyle peşmergelerin soykırım uyguladığını belirterek, kimyasal silahlarla 500’den fazla Türkmen’in öldürüldüğünü söyledi. ABD askerleri ile peşmergeler Irak’ta Türkmenler’e yönelik büyük bir soykırım gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz Cuma günü başlayan operasyonlarda yüzlerce Türkmen öldürüldü. Havadan ve karadan eş zamanlı olarak yürütülen askeri harekatın, aylardır kuşatma altında kalan ve Suriye sınırı boyunca uzanan Telafer’i tam anlamıyla ölü şehir haline getirdiği bildirilirken, operasyonlara ülkenin kuzeyindeki peşmergelerin de katıldığı belirtildi. Irak Türkleri Kültür ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mahmut Kasapoğlu, Telafer’de kimyasal silah kullanıldığının belirlendiğini söyledi. Kasapoğlu yaptığı yazılı açıklamada, 500’ü aşkın Türmen’in bu silahlarla öldürüldüğünü bildirdi.       4’De

 

TEL ÖRGÜLERLE ÇEVRİLDİ

Kasapoğlu, bu Türkmenler’in dün kentte boğulmuş şekilde cesetleriyle karşılaşıldığını söyleyerek, “Bu ABD askerleri ve peşmergelerin kimyasal silah kullandığının bir kanıtıdır” dedi. Telafer’de düzenlenen bu operasyonun, bu güne kadarkilerin en kapsamlı ve şiddetlisi olduğunu belirtti. Kasapoğlu, operasyon yapılmadan önce bölgenin tel örgülerle çevrildiğini, daha sonra da hava unsurlarıyla bombalandığını vurguladı.

Mahmut Kasapoğlu, bu ‘soykırıma’ öncelikle Türk kamuoyu ve hükümetin sessiz kaldığını belirterek, şunları kaydetti: “İnsan hakları, BM’nin çifte standardıdır. Biz Irak Türkleri olarak bu insanlık dramının özellikle Türkiye tarafından kadim müttefiki olarak ABD yetkilileriyle konuşularak, bu insanlık ayıbının durdurulmasını istiyoruz. Türk hükümetini soydaşlarımıza sahip çıkması için göreve davet ediyoruz.”

 

Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı Nefi Demirci de, ktonuya ilişkin olarak gazetemize yaptığı açıklamada, Türkmenlere yönelik kimyasal saldırının ilk olmadığını söyledi. Demirci, “Telafer’de Türkmenler katlediliyor. Ve Türk hükümeti bu konuda sessiz kalıyor” dedi. Erbil’de yapılan saldırının ardından, Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Mesud Barzani’ye başsağlığı mesajları gönderdiğini belirten Demirci, “Yaralı peşmergeler Türkiye’ye getirelerek tedavi edildi. Ancak Türkmenler’e yönelik saldırılarda Türk hükümeti bir tavır almıyor. İktidarı bu konuda duyarlı olmaya çağırıyorum. Bir an önce soydaşlarımıza sahip çıkılsın” dedi.

AĞLATAN VAHŞET

Telafer’den dönen Kızılay ekibi Amerikalı askerlerin Türkmenlere yaptıkları zulümleri anlatırken gözyaşlarını tutamadı.

Kızılay görevlisi Hasan Cekiz, ABD’nin şöyle anlatıyor: Telafer’de katliam gerçekleştiriliyor. Kadın, çocuk, yaşlı Türkmenler’in hepsi perişan... ABD’liler götürdüğümüz malzemeleri dağıtmamızı engellemek istediler. Biz direnip Türkmen çadırlarına gittik. Bu kez güvenliğimizi öne sürüp çekilmemiz için baskı yaptılar.  Türkmenleri evlerine sokup üstlerine bomba yağdırdılar. Türkmen kentinden dönen Kızılay ekibi, yaşanan vahşeti gözyaşları içinde anlattı. Çocuklara işkence yapılıyor

Kızılay Genel Başkanı Küçükali, soydaşlarımıza giden yardımların dağıtılmaması için baskı yapıldığını söyledi. Amerika’nın zulmü altında bulunan Telafer’e yardım götüren Kızılay ekibi yurda döndü. 10 TIR, 2 haberleşme aracı ve 16 personelden oluşan yardım ekibi, aileleri ve Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali ve kurum personeli tarafından Ankara Gölbaşı’nda karşılandı. Kızılay Genel Başkanı Küçükali, ekibin büyük baskılarla karşılaştığını söyledi.

Bölgedeki durumu anlatan Kızılay ekibinden Hasan Bal, insanların özellikle çocukların çok zor durumda olduğunu anlattı. Bal, “Onların durumunu anlatamam. Gerçekten hepsi çok çok kötü durumda. Ağlamamak mümkün değildi...” dedi. Hasan Çekiç de koalisyon güçlerince kendilerine “güvenliğinizi sağlayamayız, gidin” dendiğini belirterek, çadır kente her gittiklerinde taciz ateşleri olduğunu anlattı. Telafer’de gördüklerini anlatırken gözyaşlarını tutamayan Çekiç, bir süre konuşamadı.

HALK PERİŞAN

Bölgedekilerin Türkiye’den yardım istediklerini, kendilerini “Türkiye, Türkiye” diye bağırarak karşıladıklarını ifade eden Çekiç, “Sizi ağlatan ne?” sorusu üzerine, “Oradaki herkesin durumu” demekle yetindi. Ekrem Taşdemir de oradaki halkın çok mağdur durumda olduğunu, Telafer içinde ve dışında sürekli operasyonlar düzenlendiğini, bazı kişileri alıp götürdüklerini anlattı. Taşdemir, “Biz yardım dağıtırken, yandaki çocukları yerlere yatırıyor, kafalarına çuval geçirip götürüyorlardı. Herkeste askeri elbise vardı” diye konuştu.

Coniler yardımı yağmaladı

Gazetecilerin sorularını cevaplayan Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali, yardım malzemelerinin yağmalanıp yağmalanmadığına ilişkin bir soru üzerine, şunları anlattı:”Telafer’e 2 kilometre kala Amerikan askerlerinin karargahı var. Arkadaşlarımız bu karargahtan çıktılar ve 4 TIR’daki malzemeyi dağıttıktan sonra ‘güvenliğinizi sağlayamayacağız’ diye geri çekilmemizi istediler. Arkadaşlarımız da geri çekilerek karargaha girdiler. Daha sonra burada bir takım provokasyon olayları oldu ve buradaki depolar yağmalandı. Biz orada malzeme dağıtmayalım diye bilerek böyle bir oyun oynandı. Malzemeyi başka yerde dağıtabilirsiniz şeklinde telkinler oldu. Ama biz Telafer’de dağıtacağız dedik ve dağıttık.”

Dünya böyle vahşet görmedi. Türkmenlere “evinize dönün çağrısı” yapan Amerikan ordusu, dönmek için yollara düşen onbinlerce insana karadan ve havadan bomba yağdırdı.

Washington yönetimi, Telafer’in Türk kimliğini tarihten silmek için her türlü kirli oyuna başvuruyor. Tel afer’deki kanlı operasyonlardan kaçan onbinlerce Türkmene “evinize dönön çağrısı” yapan ABD ordusu, evlerine dönmek için perişan bir halde yollara düşen onbinlerce insana karadan ve havadan saldırı başlattı. Kadın çocuk demeden masum insanlara bomba yağdıran eli kanlı Amerikan askerleri, binlerce insanı katletti. Bölgeden gelen haberlere göre, başlatılan saldırıların devam ettiği bildirildi.

Kente girmek için gelen Türkmen gençlerin kontrol noktalarında gözaltına alınıp cezaevine dönüştürülen Telafer lisesine gönderildikleri kaydedildi. Lisede binin üzerinde gencin tutulduğu ve korkunç işkencelerden geçirildiği ifade ediliyor. Telafer’de işgal güçlerine karşı başlatılan direniş ise tüm şiddetiyle sürüyor. Türkmen kentindeki direnişe destek olmak için Irak’ın diğer kentlerindeki direniş hareketleri de hız kazandı. ‘Irak’ta 30 bine yakın direnişçi var’

Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi’nin (CSIS) raporuna göre, Irak’ta yüzde 10’u yabancı yaklaşık 30 bin direnişçi bulunuyor. Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun raporunda, direnişe katılan 30 bin kadar direnişçinin yüzde 90’ı, Şiilerin egemenliğinden kaygılanan ya da iktidarı kaybetmenin kızgınlığı içindeki Sünni Araplardan oluşuyor. Bu arada, Basra kentinde sokağa dökülen binlerce Iraklı, İngiliz ordusunun, 2 askerini kurtarmak için bir polis merkezine baskın yapmasını kınadı. Göstericiler, “İngiliz askerlerinin yasadışı eylemlerini kınıyoruz”, “İşgalcilere hayır” sloganları attı.

 

  

Türk Dünyasından gelen Öğrencilerin ilk tercihi tıp fakülteleri...

 

Türkiye'ye yüksek öğrenim için gelen Orta Asya Türk Cumhuriyeti ve

Türk akraba topluluklarına ait öğrencilerin tercihlerinde tıp fakültesi başı çekiyor

Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şube Müdür Vekili Bilge Gökduman, Türkiye'ye yüksek öğrenim görmek amacıyla gelen Orta Asya Türk Cumhuriyeti ve Türk Akraba Toplulukları'na mensup öğrencilerin tercihlerini tıp fakültesinden yana kullandıklarını belirtti. TÖMER Kayseri Şube Müdür Vekili Bilge Gökduman, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Türki Öğrenci Sınavı (TCS) ile üniversitelerine yerleştirilen 52 Afgan uyruklu öğrenciden tıp fakültesini tercih edenlerin oranının yüzde 39 olduğunu ifade ederken, bunu yüzde 17 ile bilgisayar mühendisliği, yüzde 12 ile uluslararası ilişkiler, iktisadi ve idari bilimler fakültesi ve yüzde 4 ile mühendislik fakültelerinin izlediğini söyledi. 2004-2005 eğitim-öğretim yılında Kayseri TÖMER'de Türkiye Türkçesi öğrenen Afgan, Ahıska Türkü, Tacik, Bulgaristan Türkü ve Moğol toplam 21 öğrencinin tümünün tercihlerine bakıldığında ilk sırayı yüzde 24'lük bir oranla yine tıp fakültesinin aldığına dikkat çeken Gökduman, "Türkiye genelinde ise toplam 286 öğrencinin tercihlerinden çıkan sonuca göre yüzde 14'lük bir oranla tıp fakültesi en çok tercih edinilen bölüm" dedi. 

 

Rauf Denktaş uyardı: Kıbrıs elden gider

 

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Gümrük Birliği Protokolü'nü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun Kıbrıs'ın elden gideceğini ifade etti. "Türk askeri zorla Ada'dan çıkarıldığı takdirde, Ege meselesinde büyük fırtınalar koparılacaktır" diyen Denktaş, " Gökçeada'da hareket başlatılmıştır bile" diye konuştu.

KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Gümrük Birliği Protokolü'nü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde genişleten Ek Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun Kıbrıs'ın elden gideceğini ifade etti.

AB DAYATMALARI

Rauf Denktaş da toplantıda, Kıbrıs konusunu konuştuklarını ifade ederek, Türkiye'nin en önemli konusunun ne Ermeni meselesi, ne de bir başka konu olduğunu dile getirdi. Ülkenin gündemindeki en önemli meselenin, Kıbrıs olduğunu vurgulayan Denktaş, şöyle konuştu:

“Pek yakında atılacak adımlarla Türkiye ya Kıbrıs'tan vazgeçmiş addedilecek veya Kıbrıs'a sahip çıkılacaktır. Kıbrıs'ın gerçek sahibi Türk ulusudur. En önemli sorun, AB ile Ek Protokol'ün TBMM tarafından onaylanması veya onaylanmaması sorunudur. Ek Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun, Kıbrıs elden gider. AB'nin dayatması bu noktadadır. AB'nin karşı deklarasyonuna koyduğu koşullar çerçevesinde Ek Protokol'ün onaylanması, Türkiye Cumhuriyeti'nin KKTC'yi fiilen terk etmesi sonucunu doğuracaktır. TBMM üyelerinin bunu iyice değerlendirmesini rica ediyoruz. O Büyük Millet Meclis'i ki, Kıbrıs'ın kurtarılması için, Türkiye'nin haklarının korunması için evlatlarını feda edecek kararları alabilmiştir. O Büyük Millet Meclisi'nden biz, Kıbrıs'ı yeniden kurtarmasını bekliyoruz. Deklarasyonu onaylamak demek, Kıbrıs'ı kaybetmek demektir."

 

 

"Karabağ'ı güç kullanarak alabiliriz"

 

Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yukarı Karabağ

sorununu güç kullanarak çözebilecek kapasitede

olduklarını söyledi

 

6 Kasımda yapılacak genel seçimler öncesinde Yeni Azerbaycan Partisi adına kampanya gezilerine çıkan Aliyev, muhaliflerin Karabağ'ın yeniden Azerbaycan topraklarına katılması için hükümet değişikliği gerektiği yönündeki iddialarına karşılık verdi.

 Aliyev, "düşman, Azerbaycan'ın her an işgal altındaki toprakları geri alabilecek yeterlilikte olduğunu bilmeli" dedi.

 Orduya büyük yatırım yaptıklarını anlatan İlham Aliyev, 300 milyon doları aşan Savunma Bakanlığı bütçesinin gelecek yıl ikiye katlanacağını belirtti.

 Karabağ sorunu nedir?

Yukarı Karabağ sorunu, Ermenistan’ın 1992 yılında Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıktı. Karabağ sorunu nedeniyle, Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan kendi topraklarında mülteci durumuna düştü ve Azeri topraklarının yüzde 20'si işgale uğradı.

İki ülke arasındaki çatışmalar 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına kadar sürdü. Bu tarihten sonra, sorunun çözümü için barış süreci başladı.

Karabağ sorunu, Güney Kafkasya’daki siyasî istikrarın, ekonomik gelişmenin ve bölgesel işbirliğinin önündeki en önemli engel olarak görülüyor.

 

 

Özbek muhalefet liderleri  tutuklanıyor...

 

 

27 Eylül tarihinde Özbekistan Birleşmiş Demokratik Güçler (ÖBDG) tarafından

organize edilen toplantının gerçekleştirilmesi planlanmıştı. Bu toplantıda, bünyesinde 20 sivil organizasyonun da yer aldığı Milli Mutabakat Komite'sinin kuruluşu ilân edilecekti. Ancak, bugün erken saatlerde bu toplantının faallerinden: Atanazar Arif (ERK Partisinin Genel sekreteri), Azam Turgunov ( "Mazlum" cemiyeti başkanı), Alican Tuhtasinov ( ERK Partisinin Fergana bölgesi başkanı) ve diğer illerden gelen ÖBDG üyesi olan 20 kişi tutuklanmıştır. Toplantının yapılacağı mekan İç İşleri Bakanlığı tarafından kapatılıp mühürlenmiştir.

Bu toplantıya davet edilen konuklar ise, - bunların arasında yabancı basın ve diplomatik misyon yetkilileri de bulunuyor, - Taşkent merkezindeki toplantının yapılacağı salonun etrafında bir süre bekledikten sonra dağılmıştır. Bugün Cumhurbaşkanı Islam Kerimov ABD heyetini kabul edecekti. Muhalefet liderlerini tutuklayarak Özbekistan Cumhurbaşkanı bir süper güce meydan

okuyor, bunu yaparken de diğer ikisi olan Çin ve Rusya'ya sadakatini

sergiliyor.

 

 

Refat Çubarov:  Kırım yarımadasında idari düzeni

sağlamak için tam şu zamanda harekete geçmelidir

 

 

21.09.2005 - 20 Eylül'de Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Anatoliy Matvienko, istifasının onaylanması için Ukrayna Cumhurbaşkanı'na başvurdu. Kırım Başbakanı, işbu kararını, 20 Eylül'deki Ukrayna Başbakanı oylamasında Yuriy Yehanurov adayının lehine oy vermeyen Ukrayna Milletvekilleri “Sobor" Partisi Grubu üyelerinin tavırlarını tasvip etmeyişi ile motive etti. Bu Refat Çubarovolaydan biraz evvel, Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu Yönetim Kurulu, 21 Eylül Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu toplantısının gündemine olağanüstü Kırım bakanlar Kurulu Raporu kararını aldı. Buna ilaveten, birkaç Kırım Milletvekili, rapor sonuçlarına göre Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu istifa prosedürünü başlatabileceklerini söylediler.

Kırım'daki politik hayatının olaylarını ve Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Anatoliy Matvienko'nun istifa dilekçesini Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Birinci Yardımcısı, Ukrayna Milletvekili Refat Çubarov yorumluyor:

- Anatoliy Matvienko, samimi olarak, Kırım'a, şeffaf ve topluma açık siyaset gütme kurallarını aşılamaya gayret etti. Şahsi ve toplumsal problemlerini kulis yöntemi ile çözmeye alışan Kırım politikacılarının birçoğu tarafından, Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanının bu tavrı, sadece acayıp olarak değerlendirilmiyor, aynı zamanda tehdit olarak algılanıyordu, çünkğ onların yarımadasındaki otoritelerini zedeleyebilirdi.Kırım ve Ukrayna'nın çıkarlarını ihmal eden siyasi güçlerine ait olması gerekmektedir.

 

'Çin mahkumların derisini satıyor'!...

 

 

Çin’de sadece geçen yıl 6 bin kişi idama mahkum edildi. 3 bin 400 mahkum idam edildi..

Ve korkunç iddia: Bir kozmetik firması ölenlerin derilerini devletten satın aldı.

 Çin’de bir kozmetik firmasının, cezaevi yöneticileriyle anlaşarak idam edilen mahkumların cesetlerinden kolajen ürettiği iddia edildi. İngiliz The Guardian gazetesinin kozmetik firmasında çalışan Hong Konglu bir işadamını kaynak gösterdiği habere göre, mahkumların deri parçaları ve düşük yapan kadın mahkumların fetuslarından üretilen kolajen, bazı Avrupalı firmalara çok ucuza satılıyor. Anti-aging tedavilerinde bir çeşit dolgu maddesi olarak kullanılan kolajen, domuz, sığır ve köpekbalığından veya organlarını bağışlayan insanlardan elde ediliyor. Kolajen, uygulanan kişilerde kırışıklıkları yok etse de alerji, enfeksiyon ve kan hastalıkları bulaştırma riski taşıyor. İddiaların ardından, Avrupa’daki birçok kozmetik firmasının denetlenmesi istendi. İngiliz Sağlık Bakanlığı da soruşturma açmaya karar verdi. Ancak yürürlükteki yasalar kolajenle ilgili yeterli düzenleme getirmiyor. Bu konudaki kanuni boşluğun doldurulmasının yıllar süreceği tahmin ediliyor.

Çin’de yılda 3 bin 400 kişi idam ediliyor

Çin’de sadece geçen yıl 6 bin kişi idama mahkum edildi. Bunlardan 3 bin 400’ü kurşuna dizilerek infaz edildi. Çin hükümeti, mahkumların organlarını idam edilmeden önce gönüllü olarak bağışladığını doğruladı ancak bu iş için kullanıldığı iddialarını yalanladı.

 

  Çin'den Kıbrıs Rum Yönetimine Destek

 

Çin hükümeti Kıbrıs Rum

yönetimine destek verdi

Lefkoşa’yı ziyaret eden Çin Dışişleri Bakanı Li Jao-Şing, Pekin’in, Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin korunmasından yana olduğunu söyledi.

Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ve Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’yla görüşen Çinli bakan “Kıbrıs sorununun 1974’ten bu yana sürdüğü” yönündeki Kıbrıs Rum görüşünü desteklediğini açıkladı.

 

Çeçenler Rusları köşeye sıkıştırdı

 

Rus yanlısı Çeçen hükümet yetkililerine göre Çeçenistan'da son 24 saatte çıkan çatışmalarda 7 Rus askeri öldürüldü, 10'u yaralandı.

Rus yanlısı Çeçen hükümeti yetkilileri, son 24 saatte Rus güçlerinin hedef alındığı 19 saldırı düzenlendiğini belirtti. Rus askerlerinin görev yaptığı değişik yerlerdeki kontrol noktalarına ateş açılması sonucu 4 Rus askerinin öldürüldüğünü ve 6 askerin yaralandığını kaydeden yetkililer, Çeçenistan'ın güneyindeki Tsa-Vedeno kasabası yakınlarında bir askeri aracın mayına çarpması sonucu 2 askerin öldüğünü söyledi. Yetkililere göre, başkent Grozni'nin güneydoğusundaki Kurtçaloy bölgesi yakınlarında, askeri devriye aracının mayına çarpması sonucu 1 asker öldü, 2 asker yaralandı. Yetkililer, Grozni yakınlarında, mayın temizlemekle görevli iki askerin de, bir mayının infilak etmesi sonucu yaralandığını belirtti.

 

Türkiye düşmanları Yunanistan'da buluşuyor 

 

  YUNANİSTAN'da 'Nefret dalgası'adlı festivalde Türk düşmanları biraraya geliyor. Festivalin konusu Türkiye'nin AB üyeliği ve Türkiye karşıtlığı. Festivalin bu hafta başlaması bekleniyor. Ana sloganları ise "Bizim Avrupamız, onların değil. Türkiye Avrupa'dan dışarı.."

Yunanistan, 'Nefret dalgası'adlı festival için Avrupa'nın dört bir yanında gelecek olan aşırı sağcıların gerginliğini yaşıyor.

Deniz kenarında üç gün boyunca müzik, spor ve konuşmaların yapılacağı festivale Alman Ulusal Demokrat Partisi, İtalyan Forza Nuova ve İspanya’nın La Fallane partileri katılacak.

Yunanistan’ın aşırı sağcı Altın Şafak partisi ise Yunan hükümetinin geçtiğimiz ay festival için koyduğu yasak nedeniyle festivalin yerini gizli tutuyor.

En az dokuz Avrupa ülkesinden sayıları birkaç bini bulan aşırı sağcılar, Yunanistan'da yapacakları toplantıyı 'canlı gösteriler, deniz kenarında spor faaliyetleri ve en önemlisi Avrupa'nın kimliğini korumak amacıyla yapılacak olan açık konuşmaların yeralacağı üç günlük arkadaşlık diye özetliyorlar.

"Bizim Avrupa’mız onların değil"

Festivalin ana slogani ise "bizim Avrupa’mız, onların değil. Türkiye Avrupa'dan dışarı.."

Festival, önce Yunanistan’ın güneyindeki Meligalas kentinde yapılacaktı, ancak yerel yetkililer ve Sivil Toplum Örgütleri'nin protestoları sonucu aşırı sağcılar yer konusunda değişiklik yapmak zorunda kaldı.Bu hafta Atina'nın 150 km kuzeyinde büyük bir kamp alanının Altın Şafak adına ayrıldığı doğrulandı.

Kasabanın belediye başkanı festivali kınayarak, “çok kızgınız bizim insanlarımız Nazizim'e karşı savaştı ve şimdi bunlar buraya gelmek istiyor. Onları burada istemiyoruz ve hükümetten bu rezil olayın engellemesi için gereken her şeyi yapmasını istiyoruz” dedi.

Önceki gece ise protestocu gruplar yakındaki Lamia kasabasında toplanarak aşırı sağcılara karşı potansiyel hareket planlarını tartıştılar. Yunanistan'ın Kamu Düzeni Bakanı Yorgo Voulgarakis ise polisin festivale müdahale edeceğini duyurdu.  

 

  

Almanya seçimlerinde Türklerin başarısı

 

Almanya'da yapılan erken genel seçimlerde Türk kökenli 5 milletvekili adayı Federal Meclis'e girmeyi başardı.

Türklerin yoğun ilgi gösterdiği seçimlerde, Sosyal Demokrat Parti''den (SPD) Lale Akgün, Yeşiller''den Ekin Deliğöz, Sol Parti''den (PNA) Prof. Dr. Hakkı Keskin, Hüseyin Kenan Aydın ve Sevim Dağdelen meclise girdi. Almanya Türk Toplumu (TGD) Başkanı Kenan Kolat, bir önceki seçimlere oranla Türklerin büyük başarı sağladığını belirterek, Almanya''da yaşayan Türklerin de bu ülkeye karşı sorumlulukları olduğunu vurguladı.

Alman seçimlerinde mutlak galibiyet yok

Almanya’da sandıklar kapandı ve ilk sandık çıkış tahminleri, bu seçimlerin kesin galibinin olmayacağına işaret ediyor. İlk tahminlere göre, Sosyal Demokratlar yüzde 34’lük oy oranına sahipken, Birlik partileri ise yüzde 35 oranını aşamadılar...

Almanya’da bugün yapılan erken genel seçimlerin galibi, ilk tahminlere göre, kesin bir galibi yok. Alman Radyo ve Televizyonlar Birliği, ARD’nin sandıkların kapanmasından hemen sonra açıkladığı sandık çıkış anketlerine dayandırdığı tahminlerde, muhafazakar Birlik Partileri yüzde 35,5’lik bir oy oranıyla beklentilerinin çok gerisinde kaldığı belirtildi.

Sosyal Demokratlar’ın oyların yüzde 34’ünü aldıkları tahmin edilirken, Yeşiller’e yüzde 8,5 civarında oy düştü. Beklentilerin üstünde oy toplayan taraf yüzde 10,5 ile Hür Demokratlar oldu. Sol Parti’ye düşen oy payı ise ilk tahminlere göre yüzde 7,5.

Bu tabloya göre, bir yıl öne çekilen seçimlerin kesin bir galibi yok. Bu oy oranlarıyla Başbakan Gerhard Schröder’in Sosyal Demokratlar Partisi’ne Federal Meclis’te 212, Muhafazakar Birlik partilerine ise 221 sandalye düşüyor. Küçük partilerden Hür Demokratlar bu oy oranlarıyla 65 sandalye sahibi olacak, Yeşiller ise 53. Sol Parti’ye ise 47 sandalye düşüyor.

Salt çoğunluğu sağlayan yok

Bu sonuçlar hiçbir partiye salt çoğunluğu sağlamadığı gibi, 1998’den beri Almanya’yı yöneten Sosyal Demokratlar/Yeşiller koalisyonu iktidar çoğunluğunu yitirmiş gibi görünüyor. Buna karşılık, Hıristiyan Birlik Partisi Genel Başkanı Angela Merkel’in liderliğinde öngörülen muhafazakar Birlik Partileri ile Hür Demokratlar arasındaki koalisyon için de yeterli çoğunluk çıkmadı. Sol Parti ise kesinlikle muhalefette kalmak istediğini seçim öncesi açıklamıştı.

Sandıktan çıkan ilk tahminler, sadece iki büyük parti arasında kurulacak bir koalisyonun iktidar çoğunluğunu yakalayacağını gösteriyor, ancak gerek Schröder, gerekse Merkel bu birlikteliği kesinlikle istemediklerini açıklamışlardı.

Oy kaybedenler

2002 seçimleriyle kıyaslandığında Sosyal Demokratlar’ın oy kaybı yaklaşık yüzde 5 civarında. Birlik Partileri ise yüzde üç civarında bir oy kaybıyla büyük hayal kırıklığı yaşarken, Yeşiller oy oranlarını korumayı başardılar. Oy paylarını önemli ölçüde artıran partiler yüzde üç ile Hür Demokratlar ve yaklaşık yüzde 4 ile Sol Parti.

16. meclisin seçimi için yaklaşık 62 milyon Alman sandık başına çağrılmıştı. Seçim kampanyalarında özellikle işsizlik, sosyal güvenlik sistemlerinin onarımı, vergi politikaları ve mali darboğazlar ile yer yer Türkiye’nin AB’ye girişi ön plana çıkarılmıştı. 

  

Ermenistan'ın BM resti

 

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan'ın işgal altındaki topraklar konusunu tekrar

BM gündemine götürmesi halinde, Erivan'ın görüşmelerden çekileceğini bildirdi

 

Merkezi Erivan'da bulunan Mediamax ajansının haberine göre, bakanlık sözcüsü Hamlet Gasparyan, ''Azerbaycan'ın işgal altındaki toprakları'' konusunun BM'nin 60’ıncı Genel Kurul toplantısının gündemine alınmasına ilişkin bir açıklama yaptı.  Gasparyan ''bizim tavrımız değişmedi. Azerbaycan, Karabağ ile ilgili konuyu BM gündemine tekrar getirirse Ermenistan sorunun çözümünü amaçlayan görüşmelerden çekilir” dedi. Hamlet Gasparyan, Azerbaycan'ın bu konunun BM'de görüşülmesi için herhangi bir adım atamayacağını ve ısrarlı olamayacağını savunarak, konunun ancak tarafların uzlaşmasıyla ele alınabileceğini söyledi.

Azerbaycan'ın Ermeni işgali altındaki topraklarıyla ilgili konu, 59’uncu BM Genel Kurulu toplantısında da gündeme gelmiş, AGİT tarafından gönderilen ''durum tespit misyonu'' işgal altındaki bölgede incelemelerde bulunmuştu.

 Yukarı Karabağ sorunu, Ermenistan’ın 1992 yılında Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıktı. Karabağ sorunu nedeniyle, Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan kendi topraklarında mülteci durumuna düştü ve Azeri topraklarının yüzde 20'si işgale uğradı. İki ülke arasındaki çatışmalar 1994 yılında imzalanan ateşkes anlaşmasına kadar sürdü. Bu tarihten sonra, sorunun çözümü için barış süreci başladı.

 

Kayseri'yi ziyaret eden İslamabat Belediye başkanının  ülkesindeki

Uygur katliamından  nedamet duymaması dikkat çekti

 

İslamabad Belediye Başkanı Kamran Lashari, Kayseri'den ders alarak ülkesine döneceğini belirterek,  "Kayseri'ye ilk kez geldim. Daha önce Ankara ve Nevşehir'de bir takım programlarım olmuştu. Türkiye ile Pakistan geçmişten beri iyi ilişkiler içerisinde olan ve adeta 'Kardeş' olarak kabul edilen iki ülke. Kayseri'de gerçekten yüksek konukseverlik ve ilgi gördüm.”

 

Nevşehir'de düzenlenen Uluslararası Yerel Yönetimler Barış Konferansı için Türkiye'ye gelen Lashari, Genç Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (GESİAD) davetlisi olarak Türkiye’ye gelen ve bir dizi ziyaretler gerçekleştiren Pakista’ın İslamabat Belediye Başkanı Kamran Lashari Kayseri’de de ziyaretlerde bulundu. Lashari, Türkiye de görüştüğü bürokrat ve iş adamları tarafından baş tacı edilirken ülkesinin ise Çin ile yakınlaşma politikası sebebiyle Pakistan daki Uygurlar üzerinde baskı ve şiddet politikası uyguluyor. Geçtiğimiz Temmuz ayı ortalarında Pakistan polislerince 23 Uygur’un hunharca katledilmesini yok sayan Lashari’nin hiçbir nedamet duygusu taşımadığı gözlemlendiğine göre sivil örgüt temsilcisi iş adamlarımızın Lashari’ye Pakistan da katledilen Uygur Türkleri ile ilgili hiç bir soru sormadıkları anlaşılıyor.

Sayın İslamabat Belediye Başkanı Lashari, ! Unutmayınızki Türk milleti Pakistan halklına dindaş olması sebebiyle her zaman samimi dostluk ve sempatiyle yaklaşmıştır. Ülkeniz polislerinin katlettiği  23 Uygur da Türk’tü, o halde hükümetinizin de Ülkenizdeki Uygurlara bakışı Çinlilere olan bakışından daha farklı olması gerekmez mi ?  

 

 

“Konferans Ülkeye ihanettir”

 

Mahkeme kararıyla iptal edilen "İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri" başlıklı büyük tepkilere neden olan Ermeni konferansı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün

gönderdiği mesajın okunmasıyla başlarken, katılımcılar arasında bulunan Fatma Sarıkaya ayağa kalkarak, "Teröristler ne zaman bilim adamı oldu" diye tepki gösterdi

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol da konferansa tepki gösterdi. Erenerol, "Bu millet soykırım yapmamıştır. Soykırım yalanı egemen işbirlikçilerin yaptığı bir organizasyondur. Yıllarca Türkiye topraklarında beslenmişlerdir. Şu anda bu yaptıklarıyla ülkeye ihanet etmektedirler" dedi.

Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Avukat Kemal Kerinçsiz, Ermeni konferansına ilişkin Mahkemesi'nin aldığı yürütmeyi durdurma kararının halen geçerli olduğunu belirterek, " Bu toplantı gayri meşru, kanunsuz ve hukuksuz bir toplantı. Sadece söyledikleri şu; 'binayı değiştirdik'. Bina değişikliği ile bir toplantının yapılması mümkün değil. 13’te

 

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, konferansın "bilimsel bir toplantı olmadığını, siyasi ve ideolojik bir nitelik taşıdığını" kaydederek, "Toplantı, diaspora Ermenileri'nin toplantılarının Türkiye'deki bir uzantısı" dedi. Prof. Dr. Halaçoğlu, AA muhabirinin sorusu üzerine, "her türlü tartışmaya açık olan toplantıların bilimsel olacağını, aynı düşüncedeninsanların biraraya gelip aynı şeyleri tekrar etmelerinin, herhangi bir muhalif düşünce olmadan yapılan

Demek ki buradaki toplantı, diaspora Ermenileri'nin toplantılarının Türkiye'deki bir uzantısı."

Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansla ilgili yürütmeyi durdurma kararını da değerlendirerek, "Hukukla bilimin engellenmesi doğru olmaz ama bu toplantı bilimsel değil" diye konuştu.

'İhanet içindeler'

Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi Erenerol, "Bu millet soykırım yapmamıştır. Soykırım yalanı egemen işbirlikçilerin yaptığı bir organizasyondur. Yıllarca Türkiye topraklarında beslenmişlerdir. Şu anda bu yaptıklarıyla ülkeye ihanet etmektedirler" dedi.

BİLGİ Üniversitesi Dolapdere Kampüsü'nde gerçekleştirilecek "İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri: Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferans, kampüs önüne gelen farklı gruplar tarafından protesto ediliyor. Sabahın erken saatlerinden itibaren kampüs önüne gelen vatandaşlar konferansı protesto etti. Sık sık slogan atan gruplar, pankartlar açarak tepkilerini dile getirdi.

 

 

Çin tezgâhı 

 

NAİM Süleymanoğlu, doping iddiasıyla Türk sporculara getirilen uluslararası yasak için ‘tezgâh’ dedi.

Türkiye'nin, Naim Süleymanoğlu'nun ünlü Time dergisine kapak olmasıyla başlayan başarı öyküsü, 17 yıl sonra gelen doping skandalları ile gölgelendi. Halil Mutlu'nun şampiyon olduğu son üç müsabakada Çinli rakipleri ise ikinci olabildi.

 

Dünya Halter Federasyonu'nda yönetimi oluşturan altı kişiden dördü Çin, Tayland, Kanada ve Koreliler'den oluşuyor. Diğer ikisi ise ABD ve Avusturyalı. Ata sporumuz güreşin ardından yıllar sonra Naim Süleymanoğlu ile dünya kamuoyuna Türkiye'nin adını duyuran Naim Süleymanoğlu, Çin'in son yıllarda halterde ciddi bir atılım içinde olduğunu belirtti. Süleymanoğlu, Çin, Kore, Tayland ve Kanada ile birlikte Dünya Halter Federasyonu'na hakim olduğunu ve Türkiye'nin son yıllarda aldığı başarılarda önünün kesilmek istendiğini söyledi. Rakibimiz Bulgar, Yunan değil

18 yıllık profesyonel sporculuk hayatında 200'den fazla doping numunesi verdiğini belirten Süleymanoğlu şunları söyledi: "Bizim son 20 yılda halterde rakibimiz Bulgaristan ve Yunanistan oldu. Ruslar ile Çinliler arkadan geliyorlardı. Şimdi Dünya Halter Federasyonu'nun yönetimine bakın. Ne Yunanistan, ne Bulgaristan, ne de Türkiye