|
Çin’in Kiralık Katilleri
Fakat ne yazık ki; Pakistan
hükümeti Çinli işgalcilere yaranabilmek, onlardan bir “Aferin” yada vaat
edilen parasal ödülü alabilmek için kendisine sığınan Doğu
Türkistanlıları Çinli’ler tarafından öldürüleceğini veya çok ağır
işkence ve cezalara çarptırılacağını bile, bile Çin hükümetine teslim
etmektedirler. Bu sebeple de Pakistan’da bulunan ve mecburen Çin
pasaportu taşıyan Doğu Türkistan asıllı Türkler geceli gündüzlü “Ya
birileri bizi şikayet ederlerse” endişesi içinde kendilerinin Doğu
Türkistanlı olduklarını azami derecede gizleyerek bir yaşam
sürdürmektedirler. Çünkü Pakistan hükümeti bir Çinlinin o ülkede
ikametine ses çıkartmazken, bir Doğu Türkistan asıllının Doğu
Türkistanlı olarak Pakistan’da yaşamasına asla izin vermemektedir.
Pakistan’a geçiş yapan Doğu
Türkistanlılar başlıca iki sebepten dolayı oradadırlar.
Kimi Doğu Türkistanlıların
ulaşmak istedikleri ulvî maksatlarından biri, Çin’in çok sert ve
insanlık dışı engellemeleri ile karşılaşmaları sebebiyle öğrenmeye
susadıkları İslâm dinini öğrenmek ve dünyadaki İslâm ülkelerinden her
hangi birinde dinî eğitim alabilmektir. Bu nedenle Doğu Türkistan’ın
güney sınır komşusu olan Pakistan’da dini eğitim almak isteyen bazı Doğu
Türkistanlılar bir yolunu bularak bu ülkeye gelmekte ve buradaki ilgili
okullarda din eğitimi almaya çalışmaktadırlar. Kimileri de İşgalci Çin
hükümetinin “Rejim aleyhtarı bölücüler” olarak tanımladığı ve aradığı
şahıslar olup, zorlu tabiat şartları ile mücadele ederek Pakistan’a
erişebilmiş olan siyasi sığınma taleplerinin kabul edilmesini bekleyen
Doğu Türkistanlılardır.
Ne kadar
acıdır ki; zaman zaman Çin hükümetinin istekleri ile Pakistan hükümeti
bu öğrencilerden kendilerine isimleri verilenleri hiç tereddüt etmeden
Çin’e teslim etmekte ve Çin hükümetine teslim edilen Doğu
Türkistanlıları ise son derece vahşi bir akibet beklemektedir. Pakistan
hükümetinin Çin hükümetine teslim ettiği bu insanlar, ya sınırın hemen
ötesinde Çin cellatları tarafından kurşuna dizilmekte, yada insanın
hayvanlara dahi asla reva görmeyeceği usullerde işkence ve hapis
cezalarına çarptırılmaktadırlar…
Bu
sonucun müsebbibi ise ne yazık ki, Müslümanlığı kayıtsız şartsız İslam
düşmanlarının isteklerine boyun eğmek ve onların istek ve direktiflerini
yerine getirmek olarak algılayan Pakistan hükümetidir…
Bu konuda bir müslim ve
gayrimüslim karşılaştırması yapmak gerekirse; günümüzde dünyanın bir çok
bölgelerinde yürüttüğü politikalar sebebiyle sayısız insanın nefretini
kazanan ABD bile, Afganistan’da ele geçirdiği ve Guantanamo
hapishanesine kapattığı 15 Doğu Türkistanlıyı, suçsuzlukları anlaşılınca
Çin’e teslim etmeleri gerekirken etmemiştir. Çünkü teslim etmesi
durumunda bu Uygurları nasıl bir akıbetin beklediğini çok iyi
bilmektedirler… Diğer tarafta ise, Müslüman bir devlet olan Pakistan’ın
insanlıktan nasibini almamış bazı sözde polisleri, yol kontrolü
sırasında çıkan bir tartışma sırasında aralarında 6 aylık bebeklerin ve
60-70 yaşında kadınlarında bulunduğu üç aileden 23 kişinin tamamını
vahşi bir şekilde dört bir yandan ateş etmek suretiyle kurşuna dizerek
şehit etmişlerdir… Şehit diyorum, Çünkü iki ayrı araçta bulunan 23
kişinin tamamını hunharca acımasızca katledenler asla Müslüman
olamazlar. Olsa olsa kana susamış Çin’in kiralık katilleri olabilirler.
Bu mazlum Doğu Türkistanlı'ları katlettikleri yetmemiş gibi yerde yatan
cesetleri de tekmelemiş, arabalarını da roket atarla havaya uçurmak
suretiyle yakmışlardır. Bir süre sonra bu vahşeti gören çevre halkından
insanlar olayı gerçekleştiren insan müsveddesi sözde polislere tepki
göstermişler ve halkla Pakistan polisi arasında kısa süreli bir silahlı
çatışma meydana gelmiştir. Daha sonra olay yerine gelen Pakistan
hükümetinin üst düzey polis ve askeri yetkilileri bu kanlı olayı ört-bas
etmek, dünya kamu oyunun bilgisinden saklamak için hadisenin cereyan
ettiği mahaldeki cesetleri ve hatta yaktıkları arabaların küllerini dahi
oradan apar-topar kaçırmışlardır…
Kaderin şu garip
cilvesine bakın ki; Doğu Türkistanlılar bir taraftan havada, karada ve
denizde kıpırdayan her türlü canlıyı yiyerek dünyadaki Türk-İslâm
varlığına açık veya entrikalarla dolu bir kamuflaj altında savaş ilan
eden Çin işgalcilerine karşı amansız bir bağımsızlık savaşı vermekte
iken, diğer taraftan da başları sıkıştığında sığınabileceklerini, yardım
ve destek alabileceklerini zannettikleri kardeş ve dindaş bilinen
Pakistan, Kazakistan ve Kırgızistan gibi ülkelerin neye hizmet
ettiklerini bilmeyen mankurt kafalı birtakım ödül avcılarına, Çin ile
anlaşmalı kiralık katillerine karşı direnmek ve onların oluşturduğu
tehdit ve tehlikelerden korunma mücadelesi vermek zorunda
kalmaktadırlar…
23 UYGUR, PAKİSTAN DA VAHŞİCE ÖLDÜRÜLDÜ
Doğu Türkistan Haber Merkezi
20.09.2005 Uygurca’dan Çeviren : Mehmet Emin Batur
2004 yılında
onlar Pakistan’ın Veziristan vilayeti Miranshang bölgesine gelerek
sığınmışlardır. Bu yıl (2005) ilkbahardan başlayarak onlar Miranshang
bölgesinde de güvenlik içinde yaşama imkanından da mahrum kalarak başka
bir yere göç ederek yaşama kararına varırlar. 2005 yılı Temmuz ayı
ortalarında bu 3 ailedeki 23 kişi güvenli yer arayarak yola
çıkmışlardır. Onları arasında biri 60 yaşında ve diğeri de 70 yaşından
fazla olmak üzere iki nine, 5 erkek, 5 kadın, 6 aylık bir bebek ile
yaşları 15’ e kadar olan 6 kız ve 5 erkek çocuğu olmak üzere 11 genç
bulunmaktaydı.
23 kişi bir
Toyota ve bir jeep otomobil ile Miranshan bölgesinden yola çıkmışlar.
Onlar Veziristan –Miranshang karayolunda Pakistan silahlı polislerinin
sıkı kontrolüne maruz kalmışlardır. Kontrol esnasında Pakistanlı iki
polis 60 ve 70 yaşlarındaki nineleri tüfek dipçiği ile darp
etmişlerdir. Bu duruma dayanamayan gençler polislere tepki göstermiş
olduklarından arbede büyümüş ve silahlı Pakistan polisleri kendilerine
mukavemet gösteren bu kafilenin etrafını çevirerek dört taraflı ateş
açmak suretiyle 23 kişinin tamamını hunharca katletmişlerdir. Üstelik te
öldürdükleri bu kişilerin cesetlerini de tekmelemişlerdir.
Pakistan
polisleri onların arabalarını da roketatarla vurarak yakmışlardır. Bu
katliamdan sonra civardaki insanlar olay yerine gelerek küçücük
çocukların vücudundan ayrılmış olan kol ve bacaklarını görerek öfkeye
kapılmışlar ve polislere karşı silahla saldırmışlardır.
Bu olaydan
haberdar olan Pakistan hükümetinin üst düzey polis ve askeri yetkilileri
halktan özür dilemişler ve bu olayı aynı yerde bastırmışlardır. Olay
yerindeki cesetler ve roketatarla vurularak yakılan arabaların külleri
dahi oradan götürülmüştür. Pakistan hükümeti Komünist, faşist dostu
Çinden Doğu Türkistan halkını katletme, bu konuda hiçbir mesuliyet
taşımama, ya kendileri katletme, ya da Çin cellatlarına zoraki teslim
etme şeklindeki suçları yıllardan beri işlemeye devam etmektedir.
Pakistan Polis daireleri kendilerinin din kardeşleri olan Doğu Türkistan
halkını ve dolayısıyla Uygur Müslümanlarını Çin saldırganlarına teslim
etme, kendileri zarar verme, Çinlilerden “mükafat alma”, Uygurları
vurarak öldürme, kısacası Çin saldırganlarının ırki soykırım ve devlet
terörü estirme hareketlerinde Çinlilerle sözbirliği ve işbirliği yapma
gibi suçları işemektedir. Uluslar arası kamuoyunun ve Doğu Türkistan
halkının bu kanlı katliama sert tepki göstermesini bekliyoruz. Doğu
Türkistan Haber Merkezi
Pakistan
Hükümeti Çin’in Emrinde
Müslüman bir ülke
olan Pakistan'ında Doğu Türkistan'a ve Müslüman Uygur halkına bakış
açısı farklı değildir. Pakistan hükûmeti de Çin ile dostluk uğruna her
fırsatta Pakistan'daki Uygur öğrencilere baskı uygulayarak komünist
Çinin istekleri doğrultusunda hareket etmektedir. Bu güne kadar Pakistan
hükümetinin Çin hükümetine teslim ettiği Uygur gençlerinin isimlerinin
hepsini burada vermemiz mümkün değildir. Çünkü; kamuoyuna açıklanan
isimlerin dışında gizli olarak teslim edilen ve isimlerini
öğrenemediğimiz Uygur gençlerinin de sayısı bir hayli fazladır. Tibet
meselesinden dolayı araları hiçbir zaman düzelmeyen Hindistan'a karşı
(Budist olmaları nedeni ile Tibet davasına Hindistan sahip çıkmaktadır)
müttefiki Pakistan'a 5 gemi dolusu uçak ve savaş malzemeleri gönderdi.
Bu gemilerde Süper -7 ve F- 7 savaş uçaklarının yanı sıra çeşitli savaş
malzemeleri de bulunuyor. Böylece Hint deniz gücü ile Pakistan deniz
gücü arasında bir fark kalmadı. Yıllardır Müslüman ülke Pakistan'ın
sığınmacı Uygur gençlerini yakaladıkları yerde Çin'e teslim etmelerine
şaşmamak gerekir. Bundan bir hafta önce yine 2 Uygur gencini
tutuklamışlardır. Teslim edilirlerse biliyoruz ki bundan öncekiler gibi
hemen kurşuna dizeceklerdir. Dünyada diplomasi gücüne güvenen ülkeler
ortaya çıksınlar ve bu duruma el koysunlar da bütün dünya bu gücü
görsün. Fakat hani nerede? Dünya devletleri her nedense mazlumun ve
haklının yanında değil,zalimlerin, işgalcilerin ve güçlülerin yanında
yer almayı sürdürüyor.Kimin güçlü olduğu ise, bir gün ilahi adaletin
tecelli etmesi ile ortaya çıkacaktır. Ve bekliyoruz.
Zaman,zaman Uluslar Arası Af
Örgütünün Pakistan hükûmetine, kendisinden siyasi sığınma talebinde
bulunan ve Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliğine müracaat
eden Uygurları Çin hükümetine teslim etmemeleri konusundaki uyarılarını
da dikkate almayan Pakistan hükümeti inatla uluslararası insan haklarını
çiğnemeye devam ediyor.
Doğu Türkistan'da dini eğitim
yasak olduğundan bir yolunu bulup Pakistan'da dini öğrenim görmekte olan
Uygur gençlerinin durumu oldukça vahimdir. Bu sebeple dünyadaki insan
hakları ile ilgili bütün teşkilatları bir defa daha göreve davet
ediyoruz. Çünkü; Çine teslim edilen Uygurlar Komünist Çin hükümeti
tarafından çok ağır cezalara çarptırılmakta, hatta bazıları da terörist
olmakla suçlanarak kurşuna dizilmektedirler.
Bu hayati husus ile ilgili
olarak; Türk Milletinin Pakistan halkı ile olan tarihi dostluğundan ve
kardeşlik bağlarından yola çıkarak, Doğu Türkistanlı gençlerin Çin
hükûmetine iade edilmemeleri konusunda Pakistan hükûmetine çağrıda
bulunmalarını, Türk basın ve yayın organlarının da gerekli duyarlılığı
göstermesini ve böylece ciddi bir kamuoyu oluşturulmasını istiyoruz.
|

Abdulvahâp Tohti
|
16.07.2003 tarihinden itibaren yine Pakistan
hükûmeti yetkilileri Pakistan'ın Ravalpindi bölgesinde Abdulvahâp
Tohti ve Muhammet Tohti Metrozi adlarında iki Uygur gencini daha
Çinlilere teslim etmek üzeredir.
|

Muhammet
Tohti Metrozi |
Çin-Pakistan arasındaki
antlaşmalar
İlk görüşmelere 1994 yılında başlamıştır. İki ülke
Mart 2003'te tutuklu değiş tokusunu kolaylaştırmak için bir suçluların
iadesi anlaşması yapmayı kabul etti. Anlaşma, Kasım 2003'te Pakistan
Devlet Başkanı Pervez Müserref'in Pekin'e yaptığı ziyaret sırasında
resmi olarak imzalandı. Resmi Çin medyasına göre, Devlet Başkanı
Müserref bu ziyaret sırasında "ülkesinin 'Doğu Türkistan'ın terörist
güçleri de dahil olmak üzere hiç kimsenin, Çin karşıtı her hangi bir
faaliyet yürütmek için Pakistan topraklarını kullanmasına asla izin
vermeyeceği”ni söyledi. 2 Ocak 2004 tarihinde de Çin'in, Pakistan'a
Çinlilerden oluşan bir "El Kaide ile bağlantılı teröristler ve araç
gereç" listesi verdiği ve yetkililerden bu gruplara karşı harekete
geçmelerini talep ettiği bildirildi. 6 Nisan 2005 Pakistan Devlet
Başkanı Pervez Müşerref İslamabad da Çin Başbakanı Wen Jiabao ile
görüştü. İki taraf, Çin ve Pakistan arasında karşılıklı yarara dayalı
işbirliğinin genişletilerek derinleştirilmesi gibi her iki tarafı da
ilgilendiren konularda fikir alışverişinde bulundu. Müşerref görüşmede
yaptığı konuşmada, Pakistan ve Çin'in hemen hemen bütün önemli
uluslararası konularda aynı tavrı benimsediklerini hatırlatarak, iki
tarafın aralarındaki eşgüdümü ve işbirliğini daha da güçlendireceklerini
belirtti.
Antlaşmaların Sonuçları
1-2 Mayıs 1997 tarihinde Pakistan
hükümeti Doğu Türkistanlı 12 mücahidi Çinlilerin idam edeceğini bile
bile iade etti.
2-1997'de 14 kadar Uygurdan oluşan bir grup din
öğrencisi Çin sınırına yakın Gilgit'de yakalanmış ve hiç bir hukuki
süreç isletilmeden Çinli yetkililere teslim edilmişti.
3-Pakistan'daki Uygur cemaatleri tarafından
kurulup, Doğu Türkistanlı Uygur misafirler için bedava konaklama
misafirhanesi olarak kullanıla gelen cemaat-i Hayrat yeri " Kaşgar
Rabat" ve "Hotan Rabat"lar 1-2 Aralık 2000 tarihlerinde Pakistan polisi
tarafından aniden kilitlenerek, o yerde yaşamakta olan 200'e yakın Uygur
Türk misafirler dışarıya zorla çıkarılmıştır. Pakistan'daki Uygur
cemaatleri tepki göstererek, bu işi yapan polislerden bunun sebebini
sorduklarında polisler " Çin hükümetinin Pakistan hükümetine yaptığı
baskı nedeniyle böyle yapmaya mecbur kaldıklarını" söylemişlerdir.
4- Aralık 2000'de Pakistan'daki Üniversitelerde
dini eğitim görmekte olan Doğu Türkistanlı öğrenciler sebepsiz yere
okuldan atılmaya başlanmıştır.
5-11 Eylül 2001 saldırılarının ardından
Pakistan'da yapılan operasyonlarda, pek çok milliyetten 15 Uygur da
tutuklandı.
6-Guantanamo da tutuklu iki Uygur 36 yaşındaki
Ababbekri Kasım ve 31 yaşındaki Abdulhekim isimli Uygur gençler 11 eylül
2001 den önce Çinlilerin zulümlerine dayanamayıp Doğu Türkistan'dan
ayrilarak Kırgızistan'a gitmişler ve daha sonra Pakistan üzerinden
Türkiye'ye gelme çabaları içerisindeyken 2001 yılının sonlarında
Pakistan polisi tarafından El Kaide üyesi oldukları iddiası ile
Amerikalılara teslim edilmişlerdir. Her birinin yakalama ödülü olarak
ta 5000'er ABD Doları ödül almışlardır
7-2002'nin basından itibaren en az yedi Uygurun
Pakistan'dan Çin'e zorla geri gönderildiği bilinmektedir. Bunların
bazıları UNHCR tarafından mülteci olarak kabul edilmişti ve başka
ülkelere yerleştirilmeyi bekliyorlardı.
8-2 Şubat 2002'de iki Uygur, İsmail Abdüsamed Haci
(İlham olarak da bilinir) ve Abdülhakim Ravalpindi'de yakalandı.
Doğrulanamayan haberlerde, hiç bir hukuki süreç isletilmeksizin ikisinin
de hemen Çin'e teslim edilmiş olduğu öne sürülmektedir.
9-Elham Tohtam, Ablitip Abdül Kadir ve Enver Tohti
(ya da Enver Davut) 22 Nisan 2002'de ya da ona yakın bir tarihte
Pakistan'ın kuzeyinde bulunan Ravalpindi kentinde kayboldu.
10- Bildirildiğine göre yaklaşık aynı dönemlerde,
gene Gulcalı üç başka Uygur da Ravalpindi'de yakalandı.. Bu kişilerin
isimleri Gulamcan Yasin, Tilivaldi ve Ablikim Turahun'dur. Ezizhan
olarak tanınan Kazakistan'dan bir Uygur ile Zayir (ya da Zahir) olarak
tanınan Gulca'dan bir Kırgız'ın da yakalandıkları bildirildi. Bu
kişilerin akıbetleri bilinmemektedir.
11-Çinli yetkililerin Mayıs 2002'de Urümçi'de
yaptıkları bir basın toplantısında, ETIM'in "üçüncü en yüksek lideri"
olduğu iddia edilen İsmail Kadir'in (ya da İlham Kadir) Mart 2002'nin
basında Pakistan'da yakalanmasından sonra ayni ay içinde Çin'e geri
gönderilmiş olduğu açıklandı.73] Resmi raporlar, İsmail Kadir'in
Pakistanlı yetkililer tarafından Keşmir’de yakalanmış olduğuna işaret
ediyordu. Ne var ki ülke dışındaki Uygur aktivistleri, İsmail Kadir'in
Pakistan'ın kuzeyinde, sürgündeki Uygurların hatırı sayılır büyüklükte
bir topluluğunun olduğu Ravalpindi kentinde yakalandığını iddia
etmektedir.[74] Bu kişiler onun
12-ETIM üyesi olduğuna dair resmi iddialara da
karsı çıkmaktadırlar. İsmail Kadir'in zorla Çin'e geri gönderilmesinden
sonra tutulduğu yer ya da hukuki durumu ile ilgili başka hiç bir bilgi
alınamamıştır. İddia edilen geçmişini dikkate alan Uluslararası Af
Örgütü, İsmail Kadir'in işkenceye maruz kalmış olabileceğinden ve bu tür
tutuklulara çoğunlukla yapıldığı gibi muhtemelen ölüme mahkum
edildiğinden ve cezasının infaz edilmiş olabileceğinden çekinmektedir.
13-Komünist Çin Ağustos 2002 yılının Pakistan
hükümeti'nin iç güvenlik dairelerinin izni ile Pakistan'a sivil polis
görevliler göndererek Kaşgarlı Muhammet Tohti' yi Ravalpindi'de
tutukladıktan sonra Ürümçi'ye götürmüşlerdir. müebbet hapis cezasına
çarptırmıştı.
14-16.07.2003 tarihinden itibaren yine Pakistan
hükûmeti yetkilileri Pakistan'ın Ravalpindi bölgesinde Abdulvahâp
Tohti ve Muhammet Tohti Metrozi adlarında iki Uygur gencini daha
Çinlilere teslim etmek üzeredir.
15-Pakistanlı askerler 2 Ekim 2003'te Pakistan'ın
Güney Veziristan bölgesinde Doğu Türkistan Islam Hareketi (ETIM) lideri
Hasan Mahsum'u öldürdü. Bu duyurunun neden geciktiği açık değildir, ama
bu bilgi, Çin'in ülke dışında üslenmiş Uygur "teröristler" ve "terörist
örgütler" resmi listesini açıklamasından bir kaç gün sonra duyurulmuştu
ve listenin basında Hasan Mahsum'un adi vardı.
İstiklâl Gazetesi Araştırma Servisi
ÜLKÜ OCAKLARI BİLDİRİSİ
Türk milletinin Pakistan Devleti'ne ve halkına
duyduğu samimi sevgi yine dünya kamuoyuna mal olmuş bir bilgidir. Bütün
bunlara rağmen Uygur Türklerine, Pakistan silahlı güçleri tarafından
yapılan insanlık dışı uygulama Türk milletini ve özellikle Türk
milliyetçilerini Pakistan Devleti ile ilgili düşüncelerini yeniden
değerlendirmeye itmektedir. Ancak Pakistan halkına karşı Türk milletinin
beslediği samimi dostluk duyguları hükümetin bu çirkin, bu zalimane
tavrı karşısında değişmeyecektir. Mazlum Uygur Türklerine yönelik
uygulanan Çin menşeli soykırım ve zulmü lanetliyor, Çin'e boyun eğerek
Uygur Türklerini hunharca katleden Pakistan hükümetini şiddetle
uyarıyoruz.
2005 yılı Temmuz ayı ortalarında üç Uygur ailesine
mensup 23 kişi güvenli yer arayarak daha önce sığındıkları Pakistan'dan
yola çıkmışlardır. Aralarında biri 60 yaşında ve diğeri de 70 yaşında
olmak üzere yedi kadın, beş erkek, altı aylık bir bebek ile yaşları 15'
e kadar olan altı kız ve beş erkek çocuğu bulunmaktaydı. 23 kişi bir iki
vasıta ile Miranshan bölgesinden yola çıkmışlar, Veziristan -Miranshang
karayolunda Pakistan silahlı polislerinin sıkı kontrolüne maruz
kalmışlardır. Kontrol esnasında Pakistanlı iki polis kafilenin
ihtiyarlarını tüfek dipçiği ile darp etmişler, Bu duruma dayanamayan
gençler polislere tepki göstermiş olduklarından arbede büyümüş ve
silahlı Pakistan polisleri kendilerine mukavemet gösteren bu kafilenin
etrafını çevirerek dört taraflı ateş açmak suretiyle 23 kişinin tamamını
hunharca katletmişlerdir. Pakistan devletinin sansürü neticesinde dünya
kamuoyundan iki ay boyunca saklanan bu vahim hadise tüylerimizi
ürpertmiştir. Pakistan'ın içinde bulunduğu şartlar sebebiyle mülteci
veren bir ülkedir. Malumumuz olduğu üzere birçok Pakistanlı ülkemize
sığınmakta yahut Avrupa'ya geçişini gayri kanuni yollardan Türkiye
üzerinden yapmaktadır. Buna rağmen Türkiye Cumhuriyeti Devleti dost ve
kardeş ülke bildiği Pakistan'ın vatandaşlarına hukuki süreci uygulamakla
birlikte yardımcı olmakta, ülkelerine geri gönderilmeden önce her türlü
ihtiyaçlarını sağlamaktadır.
Türk milletinin Pakistan Devleti'ne ve halkına
duyduğu samimi sevgi yine dünya kamuoyuna mal olmuş bir bilgidir. Bütün
bunlara rağmen Uygur Türklerine, Pakistan silahlı güçleri tarafından
yapılan insanlık dışı uygulama Türk milletini ve özellikle Türk
milliyetçilerini Pakistan Devleti ile ilgili düşüncelerini yeniden
değerlendirmeye itmektedir. Ancak Pakistan halkına karşı Türk milletinin
beslediği samimi dostluk duyguları hükümetin bu çirkin, bu zalimane
tavrı karşısında değişmeyecektir. Mazlum Uygur Türklerine yönelik
uygulanan Çin menşeli soykırım ve zulmü lanetliyor, Çin'e boyun eğerek
Uygur Türklerini hunharca katleden Pakistan hükümetini şiddetle
uyarıyoruz.
Ülkü Ocakları
Eğitim Kültür Vakfı
Genel Merkezi
Ünlü Doğu
Türkistanlı Şair Dolkun Yasin Vefat Etti
Uygur halkının tanınmış şairlerinden ve deneyimli
siyasî faaliyet erbabı Dolkun Yasin 5 Eylül 2005 günü vefat etti. Dolkun
Yasin'in eşi Hebibe Hanım onun bir süredir kalp rahatsızlığı
dolayısıyla tedavi görmekte olduğunu, fakat sürdürülen tedaviden
iyileşme yönünde bir sonuç elde edilemeden hayatını kaybettiğini
bildirdi.
Şair Dolkun Yasin 1938 yılında Doğu Türkistan'ın
İli Vilayetinin Süydün bölgesinde Aydın bir kişi olan Yasin
Hüdaverdi’nin ailesinde dünyaya geldi. Taşkent'te tahsil gördükten sonra
1960 yılında Ürümçi' ye dönerek Edebiyat Sanatçıları Birliğinde görev
alarak edebiyat sahasında eserler vermekle meşgul oldu. Fakat aradan çok
zaman geçmeden Çin hükümeti tarafından göz hapsine alınarak Kumul'a
sürgüne gönderildi.
Merhum Dolkun Yasin 1968 yılında Kazakistan'a
çıktıktan sonra edebi eserler ve esaret altındaki vatanı Doğu
Türkistan'ın kurtuluş mücadelesi yolunda çalışmaya başladı. 2001 yılı
uluslar arası Nobel Ödülü teşkilatının kuruluşunun 100. yılı
münasebetiyle dünyadaki ihtisas sahibi ve hizmeti geçmiş 100 kişiye
altın madalya verme törenindeki listede yer alan 100 kişiden biri olarak
seçilip 11 Ekim 2003 tarihinde Nobel Ödülü verme teşkilatı temsilcileri
tarafından Kazakistan'da ödülünü almıştır. RFA
Bir Çin
internet sitesi Lopnor’daki atom denemeleri sonucunda 750 bin insanın
öldüğünü ileri sürdü
Çinli demokratlar tarafından dış ülkelerde bir
internet sitesi aracılığı ile yayınlanan “Büyük Faydalanış” gazetesinin
açıklamasına göre Çin Askeri makamları 1964 yılından başlayarak
Lopnor'da yapmayı sürdürdüğü nükleer denemeler yerli Uygur halk ve
nükleer denemelere katılan Askeri personellerden olmak üzere toplam 750
bin kişinin radyoaktif zehirlenme sonucunda ölmüşlerdir.
“Büyük Faydalanış” gazetesinde vurgulandığına
göre, radyoaktif zehirlenmeler sebebiyle ölen yerli halkın ekseriyeti
kendilerinin ölüm sebeplerini anlayamadan bu dünyaya veda etmişlerdir.
Çin Askeri makamları Lopnor'da 3. defaki atom denemesini hava
boşluğunda yapmış olup, söz konusu denemeye Çin'in sabık savunma bakanı
Jang Eyping önderlik etmiştir. ETIC
Çin Polisleri iki Uygur Türk’ünü bombalama eylemi gerçekleştirecekleri
iddiası ile tutkladı
Çin Polisleri yakın zamanda Uygur Yurdunun
Bayingholin Moğol otonom bölgesindeki Çerçen ve Çarkalık nahiyesinde iki
Uygur'u evinde patlayıcı maddeler bulundurduğu ve “Uygur Özerk
Bölgesi”nin kuruluşunun 50. yılı döneminde bombalama eyleminde
bulunacakları suçlamasıyla tutukladı.
Doğu Türkistan Enformasyon Merkezinin verdiği
habere göre Çerçen nahiyesi Toplum Güvenliği dairesi Eziz Barat isimli
çiftçinin evinden 47 kilo bomba yapımında kullanılan sıvı madde, 50 adet
kapsül, 32 metre ateşleme fitili ele geçirmiştir. Böylece Çarkalık
nahiyesindeki Osman Musa isimli çiftçinin evinde de bu tür sıvıdan 30
litre, 64 adet kapsül ve 70 metre uzunluğunda ateşleme fitili ele
geçirmişlerdir.
Doğu Türkistan Haber Merkezinin bildirdiğine göre
Çin Polis makamları “Otonom bölge”nin 50. yılı kutlamaları esnasında
bombalama eylemi yapacakları konusunda onlara itirafta bulundurmak için
çok kötü işkencelere tabi tutmaktaymışlar. Konu ile ilgili olarak Çerçen
Nahiyesi Toplum Güvenliği Dairesi ile kurulan irtibatta isminin
açıklanmasını istemeyen bir nöbetçi görevli bu tutuklama hadisesinden
haberdar olduğunu, fakat tafsilatlı bilgiye sahip olmadığını
söylemiştir. ETIC
Doğu Türkistan’a 2005 yılında Çin’den 600 bin Çinli pamuk işçisi
getiriliyor
Tanrıdağ İnternet sitesinin yakın zamanda
yayınlanan bir habere göre eylül ayının girmesiyle beraber Çin'in içeri
bölgelerinden Doğu Türkistan'a pamuk toplamak için Çinliler peşpeşe
gelmekte olup, yalnızca 05.09.2005 günü 3 tren dolusu Çinli Doğu
Türkistan'a giriş yapmıştır. Böylelikle eylül ayının sonuna kadar 600
bin Çinlinin getirilmesi hedeflenmiş bulunmaktadır.
Ekseriyetle bu işçiler Çinin Henan,Sichuen,
Gensu ve Ningshya gibi yerlerinden gelmektedirler. Doğu Türkistan'daki
Bingtuen'in emek ve cemiyet kefaleti diresi sadece Henan bölgesinden 117
bin pamuk işçisine ihtiyaç duyulacağını açıklamıştır.
Çinli işçileri Doğu Türkistan'a gitmeye teşvik
eden en önemli etken nedir denilecek olursa, Bingtuen Çin'in içeri
bölgelerinden işçilere en cazip teminatları vererek onların hemen her
tülü parasal hak edişlerini ülkelerine dönmeden üç gün önce verileceğine
dair söz vermişlerdir. Daha önce Çin'de çıkan haberlerdeki bazı
malumatlarda pamuk işçilerine topladıkları her bir kilo pamuk için 1
yuen'den aşağı olmamak üzere para verecekleri açıklanmıştı. Haberde
bahsedildiğine göre bu yıl Doğu Türkistan'a pamuk toplamaya gelecek olan
Çinli pamuk işçilerinin sayısı önceki yıllara oranla daha fazladır.
Onların tren biletleri bile özel bir ihtimamla satılıyor. Hatta bir
çokları Doğu Türkistan'a gidecek trenlerde yer kalmaması sebebiyle
Lencu'da birkaç gün kalmak zorunda kalıyorlar. Uygur'lara da bu özen
gösteriliyor mu?
Biz bu konuda Doğu Türkistan'daki bazı çiftçilerle
görüşerek bilgi almaya çalıştığımızda biz onlardan çok farklı bir
hikaye dinledik. Uzun zamandan beri haşar vergilerinin ağırlığı ile
hepimizce malum olan Peyzavat nahiyesindeki çiftçiler burada pamuk
toplamak için kendi istekleri ile değil, mecbur edilerek
getirildiklerini, çiftçilerin ise bu duruma oldukça tepkili olduklarını
söylediler. Biz Peyzavat nahiyesinin malum bir köyüne telefonla
ulaştığımızda eşi mecburi olarak pamuk toplamak üzere alınıp götürülen
bir bayanla görüşmek durumunda kaldık. Bu bayan eşinin Aksu'ya pamuk
toplamaya gittiğini, bunun mecburi olduğunu, bazı insanlarında bu
çalışmadan kurtulmak için para ödemek zorunda kaldığın, eşinin bir
kilo pamuğu
4 sentten toplayacağını söyleyerek taşra
memurlarının yolsuzluk yaparak çiftçileri sömürdüklerini beyan etti.
Bingtuen mercilerinin ödeme yapma durumları ve
onların bu konuya olan yaklaşımları hakkında bilgi almak için
Bingtuen'in Aksu'daki 1. alayına telefon ettik. Burada Lyu soyadlı bir
görevli pamuk toplamak için insanların kendi rızaları ile geldiklerini,
hem de toplanan bir kilo pamuk için 8 sent ödendiğini bildirdi. O şyle
dedi:”Bir kilo pamuk toplandığında ticaret iyi durumda olan yerler 9 mo
para verirler. En kötü ihtimalle 8 mo verilir. Bu değer pek benzeşmez.
Ticaretin iyi yada kötü oluşu ile ilgilidir. Fakat durum ne olursa olsun
8 mo'dan aşağı ödeme yoktur.”
Onun bize anlattığına göre yine, Onlar Çin'in
içeri bölgelerinden gelen işçileri de çalıştırıyorlar. Fakat Çin'den
gelen Çinli işçiler aslında Doğu Türkistan'ın kuzeyindeki Bingtuen'in
Pamuk tarlalarında çalışıyorlar. Çünkü oralardaki ödeme durumları
güneydekilere oranla daha iyiymiş. Biz bu kişiden Peyzavat'daki durumu
sorarak çiftçilerin pamuk toplamaya mecburi çıkması ve de onların bir
kilo pamuk için 4 mo'dan daha az para almakta olduklarını söylediğimizde
o bu durumun 2-3 yıl öncesi görüldüğünü fakat şimdi ise böyle bir
durumun olmadığını bildirdi….(Peride) RFA
Bu anlatımın içeriğindeki pamuk
toplama hikayesinde geçen
ücretlerin azlığı veya çokluğu çok önemli bir
hadise olmayıp, asıl meselenin yalnızca bir pamuk toplama mevsiminde
Çin'den Doğu Türkistan'a 600 bin sefil Çinlinin getirilmesi ve bu
Çinli’lerin hemen hiç birinin de bir daha Çin'e geri dönmeyeceği
meselesidir. Bu kesinlikle bir Çin devlet politikasıdır. Çinlilere göre;
“PAMUK TOPLAMA BAHANE, ÇİNLİ GÖÇMEN GETİRMEK ŞAHANE”
Amasya’nın Uygur
Nahiyesinde Kültür Şöleni
Türkiye'nin Amasya vilayetindeki Uygur nahiyesinde
bu yıl 8. Kültür şenlikleri gerçekleştirildi.
Türkiye'nin Amasya vilayetindeki bir Uygur
nahiyesinde bu yıl 8. Kültür-Sanat bayramı gerçekleştirildi. Bu bayrama
Uygur nahiyesinden ve başka yerlerden gelen Uygurlar ve daha başka
misafirler olmak üzere 10 binden fazla kişi katıldı.
Amasya'da yaşamakta olan Uygurlar Doğu
Türkistan'daki Uygurlarla münasebet kurmayı, kültür ve sanat bayramını
bütün dünyadaki Uygurlarla birlikte geçirmeyi istemektedirler. Özgür
Asya Radyosunun Türkiye'deki gönüllü muhabiri Erkin Tarim Söz konusu
Kültür Sanat Bayramı’nın dünyadaki Uygurlarında katılımı ile
gerçekleştirilip gerçekleştirilemeyeceği, böyle bir teşebbüsün başarılı
olup olmayacağı ve Amasya'daki yerel hükümetin bu konuya yaklaşımının
ne olacağı gibi konularda Amasya vilayeti Belediye Başkanı ve Sabık
Bakan İsmet Özarslan'ı ziyaret etti, sorular sordu. İsmet Özarslan
röportaj esnasında bu kültür ve sanat bayramını bütün dünyadaki
Uygurların katılacağı uluslar arası bir kültür ve sanat bayramı haline
getirerek. kutlamanın mümkün olabileceğini, bunun için gerekli her türlü
desteği vereceğini beyan etti. RFA
Rabiye Kadir, Çin’in Uygurlara yönelttiği sindirme harekatına son
vermesini istedi
Japonya'da yayınlanan Kyotsu Shinbun (Ortak Haber
Ajansı) un 8 Eylül 2005 tarihinde Washington'dan verdiği habere göre,
“Devletin güvenliğini tehlikeye düşürdü” denilerek hapse atılan ve bu
yıl Mart ayında serbest bırakıldıktan sonra Amerika'ya sığınan “Sinkiang
Uygur Otonom Bölgesi” (Doğu Türkistan)nden sabık siyasi mahpus Rabiye
Kadir 6 Eylül günü Amerikanın Washington şehrinde yapılan toplantıya
katılarak Başkan Bush'a gelecek hafta Amerika'ya gelecek olan Çin Devlet
başkanı Hujintao ile görüşürken Çin'in Uygur halkına yönelttiği sindirme
hareketlerine son vermesini istemesini teklif etti.
Bundan başka Rabiye Kadir; Çin devleti “
'Sinkiang' (Doğu Türkistan) da Ekim ayında başlanacak olan 'Uygur Otonom
Bölgesi'nin ilan edilişini 50. yılını anma törenleri öncesinde Çin
makamları “Terörle mücadeleyi bahane ederek Uygur Müslümanlarına karşı
sindirme hareketinin dozunu arttırdı. Diyerek tenkit etti. Çin hükümeti
bu sözlere karşı ise, kulağını tıkamış durumda olsa bile buna asla izin
vermeyeceğiz dedi.
Rabiye Kadir Amerika'ya sığındıktan sonra
“Sinkiang” (Doğu Türkistan) da kalan aile bireylerine Çin makamları
tehdit salmaya devam etmektedir. Rabiye Kadir Küba'daki Amerikan
askerlerinin hapiste bulunan 15 Uygur'un suçsuz oldukları ispat
edilmesine rağmen gidecekleri bir ülke olmaması meselesine karşı da
“eğer Çin'e iade edilecek olursa en vahşice cezalara çarptırılırlar”
diyerek Çin'e asla iade edilmemesini talep etti. (Japoncadan Uygur Oğlu
tercüme etti)
Rebiye
Kadir'in ailesi ve ortaklarına taciz ve gözaltı
Uluslararası Af Örgütü Basın Açıklaması
Rebiya Kadeer'in 17 Mart 2005 tarihinde serbest
bırakılmasından bu yana Kadeer'in Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşayan
ailesi ve ortaklarına yönelik ısrarlı taciz uygulandığı ve gözaltına
alındıklarına dair bilgiler Uluslararası Af Örgütü'nü (UAÖ) derinden
kaygılandırmaktadır.
11 çocuk sahibi Rebiya, serbest bırakılırken,
Uygurlarla ilişkiye geçtiği ya da "hassas konularla" ilgili açıklama
yaptığı takdirde "işlerinin ve (beşi Sincan'da kalan) çocuklarının
işinin bitirileceği" konusunda uyarıldığını söyledi.
Güvenilir kaynaklardan alınan haberlere göre 5
Eylül 2005 günü Çin Devlet Güvenlik görevlileri Rebiya Kadeer'in oğlu ve
Urumçi'deki Akida Ticaret Ltd.'in genel müdürü olan Alim Abdiriyim'den,
Tebiya'nın vergi kaçırdığı, yolsuzluk yaptığı ve büyük borç içinde
olduğuna dair bir belge imzalamasını istedi. Bildirildiğine göre, bu
belgeyi hemen imzalamadığı takdirde "hapiste tüm kaburgalarını kırdıktan
sonra imzalayacağını" söylediler. Akida Ticaret Ltd'in de silahlı
polislerce kuşatıldığı bildiriliyor.
Bu baskı ve işkence tehdidi iddiaları UAÖ'nün
Sincan ve Çin'in diğer bölgelerinde izlemeyi sürdürdüğü daha yaygın
ihlal biçimleriyle uygunluk taşıyor. Rebiya Kadeer'in ailesinin ticari
faaliyetlerine ilişkin yapılan her türlü polis soruşturmasının
güvenilirliğine dair şüphe uyandırıyor.
Geçen hafta Rebiya'nın iki akrabasının kısa
süreli gözaltına alınarak pasaportlarının istendiği bildirildi. Bu yılın
Mayıs ayında gözaltına alınan eski iki işçisinin akıbetiyle ilgili ise
hala bilgi yok. Aynı dönemde iki ortağı da gözaltına alınmıştı ancak
bunların şu an serbest olduğuna inanılıyor.
Radio Free Asia'nın (RFA) 30 Ağustos 2005 günü
verdiği bilgiye göre sadece Rebiya Kadeer'in akrabalarını ve işlerini
inceleyecek ve izleyecek özel bir polis birimi kuruldu. Bu birim "305
nolu ofis, (veya) Rebiya Kadeer soruşturma ofisi" olarak biliniyor. Bu
birimin kurulmasının, ismini açıklamayan bir polis memuru tarafından da
doğrulandığı bildirildi. Alim Abdiriyim'in, özel birim polis
mensuplarının Rebiya'nın ailesinden Urümçi’yi terk etmek istediklerinde
kendilerine önceden haber verilmesini istediğini söylediği bildirildi.
"Bu
en korkunç baskı. Bizi açık açık taciz
etmeyecekler. Açık taciz yapmalarını gerektirecek hiçbir hata ya da yasa
dışı şey yapmadık" dedi. Geçen ay Beijing'deki basın toplantısında
Sincsn Komünist Parti Şekreteri Wang Lequan Rebiya Kadeer'i serbest
bırakıldığından beri "terörist ve bölücü" faaliyetlerle uğraşmakla
suçladı. Bu ciddi ithamları destekleyecek hiçbir kanıt sunulmadı. Tüm
bunların Rebiya Kadeer'i ve onunla bağlantısı olanları kötüleme
çabalarının bir parçası olduğu anlaşılıyor; bu da bölgedeki kapsamlı
siyasi baskının bir parçası.
Arka plan bilgisi
Rebiya Kadeer "devlet sırlarını ülke dışına
çıkarmak" suçlamasıyla Sincan'da yaklaşık altı yıl hapis yattıktan sonra
sağlık nedenleriyle tahliye edilerek doğruca ABD'ye gönderildi. Davanın
kararında "devlet sırları" olarak, Kadeer'in ABD'deki kocasına
gönderdiği ve heryerde satılan bölgesel gazeteler gösterilmişti. UAÖ
Kadeer'i düşünce mahkumu ilan ederek yıllarca adına kampanyalar yürüttü.
Serbest kalmasından beri Kadeer çok sayıda toplantıya katılarak
hapisliğinden söz etti ve Sincan'daki Uygur cemaatine yönelik uzun
süredir devam eden insan hakları ihlallerine dair görüşlerini açıkladı.
11 Eylül saldırılarının ardından Çin yetkilileri,
bölgede sıkı tedbirler uygulamak için uluslararası "terörle savaşı"
bahane etti. Son dört yılda daha önce "bölücü" olarak damgalanan Uygur
milliyetçileri artık "terörist" olarak adlandırılıyor.
Sürgündeki diğer Uygur milliyetçileri de Çin
yetkilileri tarafından iddialarının altını dolduracak hiçbir ciddi kanıt
göstermeden "terörist" olarak tanımlanmakta. Bunlar arasında bulunan ve
Almanya'da Uygur sivil toplum örgütlerinde çalışan Dolkun İsa ve
Abducelil Karakaş da ve Çin Kamu Güvenlik Bakanlığınca Aralık 2003'te
yayınlanan 11 "terörist" listesinde yer alıyor.
Mayıs 2005'te Çin yetkilileri bölgede yaptıkları
ve 'üç şeytani güç' olan "bölücüler, teröristler ve dini aşırılar"ı
hedef alan "Sıkı Darbe" kampanyasını yeniden yapacaklarını duyurdu. UAÖ
Ceza Yasasında yer alan "devlet güvenliğini tehlikeye atan suçlar"
tanımının yaygın ve muğlak olmasının yetkililere insan haklarını
barışçıl yollarla uygulayanları gözaltına alma, suçlama ve hapsetme
olanağı vermesinden son derece kaygılıdır. AI Index: ASA 17/030/2005
Basın Duyuru No: 243 8 Eylül 2005
Doğu Türkistan’ın geçen yıl yetiştirdiği domates miktarı dünyadaki
toplam üretimin dörtte birine ulaştı
Çin hükümetine bağlı Shinghua haber ajansının
14.09.2005 tarihinde verdiği habere göre, geçen yıl Uygurların
yetiştidiği domates miktarı 4.5 milyon tonu geçerek dünyadaki toplam
domates üretiminin dörtte birini teşkil etmiştir.
Bunun dışında Domates şirası başta olmak üzere
domates mamullerinin üretim miktarı da dünya üretim sıralamasında 3.
sıradadır.
Haberin içeriğine bakıldığında şu anda Doğu
Türkistan'da yıllık 400 bin ton domates şirası üretilebilir olup, bunun,
% 75'i dış ülkelere ihrac edilmektedir. Fakat haberde domates
sektörünün ne kadar iktisadi gelir sağlamakta olduğundan ise söz
edilmemiştir.
Doğu Türkistan'daki üretim-İnşaat Bingtuen'(*)i
internet sitesinin geçen ay yayınladığı bir haberde açıklandığına göre
Doğu Türkistan'daki domates üretiminin temelini Bingtuen teşkil ediyor
olup, Bingtuen'in domates üretim alanı 530 bin hektar'a ulaşmaktadır.
(Arzu) ETIC
(*) Çinlilerden oluşturulan silahlı çiftçiler.
İsviçre’de Uygur
Kültür Merkezi Kuruldu
11.09.2005 Tarihinde İsviçre’nin başkenti
Stockholm’de İsviçre Uygur Kültür Merkezi’nin kurulduğu açıklandı.100
den fazla kişinin katıldığı bu toplantıda, öncelikle Doğu Türkistan’ın
bağımsızlığı yolunda hayatlarını kaybeden kahramanların ruhlarına ithaf
edilmek üzere Kur’anı kerim okunarak, dualar edilerek ve bu
kahramanların yapmış oldukları faaliyetler yad edildi.Bu toplantıda
İsviçre Doğu Türkistan Cemiyetinin Sabık başkanı Faruk Sadık gizli oyla
demokratik usulde İsviçre Uygur Kültür Merkezinin başkanlığına, 8 kişi
de merkezin diğer organlarında asil üyeliğe seçildiler. Kurulan bu
İsviçre Uygur Medeniyet Merkezinin maksadı ise; aziz vatanımız Doğu
Türkistan’ın tarih ve medeniyeti başta olmak üzere genel durumunu
İsviçre halkına anlatmak, İsviçre’de yaşamakta olan Uygur
vatandaşlarının Uygur örf- adet, gelenek ve dilini muhafaza etmeleri
konusunda çalışmalar yapmak, insan haklarını koruyup kollamak,
İsviçre’de büyümekte olan Uygur çocuklarına Uygur dilini öğretmek,
İsviçre’de ve dünyanın başka yerlerinde Doğu Türkistan’ın bağımsızlığı
ve özgürlüğü için mücadele etmekte olan teşkilatlarla yakından
dayanışmaktır.
Avustralya Uygur Cemiyeti
Kuruldu
Avustralya Uygur Cemiyetini kurma hazırlı komitesi
bir kaç aylık ciddi hazırlık dönemini tamamladıktan sonra 27.08.2005
tarihinde Avustralya'nın Sidney Şehrinde Avustralya Uygur Cemiyetinin
kurulduğunu resmen ilan etti. Sidney şehrindeki Uygur topluluğunun
yoğun katılımı ile geçirilen kuruluş töreni Sidney deki Türk Kültür
Kulübünde oldukça görkemli bir şekilde gerçekleştirildi.
Toplantıda cemiyetin 5 kişilik idare heyeti
demokratik usulde seçildi. Seçim sonunda Hüsen Hesen efendi Avustralya
Uygur Cemiyetinin Başkanlığına seçildi.
Kısırlaştırılanların çoğu, Türk asıllı: Çin, 7 bin kişiyi zorla
kısırlaştırdı
Çin'in batı bölgelerinde 7 bin kişinin, nüfusun
kontrol altına alınması için zorla kısırlaştırıldığı iddia edildi. Time
dergisinin haberinde yetkililer mart-temmuz arası yapıldığı söylenen
kısırlaştırma programını ret ederken; zorla kürtaj edilenler olduğu da
söyleniyor. Yinan bölgesindeki kısırlaştırma iddiaları, yerel aile
planlama yetkilileriyle konuşan avukatlardan geldi. Kısırlaştırıldığını
belirten kadınlardan biri Time dergisine, "Bunu kendi iyiliğim için
yaptıklarını söylediler, ancak hayatımı mahvettiler" dedi. Avukatlar,
bazı köylülerin olayı engellemek için müdahale etmesi üzerine
öldürülesiye dövüldüklerini iddia etti. Time, yerel siyasetçilerin
geleceğinin, özellikle kırsal alanlarda doğum oranlarını düşük
tutmalarına bağlı olduğunun altını çiziyor.
Türkmen soydaşlara sahip çıkın
ABD Telafer’i kimyasal silahla vurdu Amerika,
Halepçe katliamına imza atan Saddam’ı gölgede bıraktı. Kimyasal
silahlarla saldıran Coniler, korunmasız Türkmenler’in kaçmalarını
engellemek için de kenti dikenli telle çevirdi.
Peşmergeler’le birlikte yürütülen katliam
operasyonu devam ederken Irak Türkleri Yardımlaşma Derneği Başkanı
Kasapoğlu, 500’den fazla Türkmen’in boğulmuş cesetlerinin bulunduğunu
açıkladı.
Kimyasal silahla katliam :Mahmut Kasapoğlu,
ablukaya alınan Telafer’de ABD askerleriyle peşmergelerin soykırım
uyguladığını belirterek, kimyasal silahlarla 500’den fazla Türkmen’in
öldürüldüğünü söyledi. ABD askerleri ile peşmergeler Irak’ta
Türkmenler’e yönelik büyük bir soykırım gerçekleştiriyor. Geçtiğimiz
Cuma günü başlayan operasyonlarda yüzlerce Türkmen öldürüldü. Havadan ve
karadan eş zamanlı olarak yürütülen askeri harekatın, aylardır kuşatma
altında kalan ve Suriye sınırı boyunca uzanan Telafer’i tam anlamıyla
ölü şehir haline getirdiği bildirilirken, operasyonlara ülkenin
kuzeyindeki peşmergelerin de katıldığı belirtildi. Irak Türkleri Kültür
ve Yardımlaşma Derneği Genel Başkanı Mahmut Kasapoğlu, Telafer’de
kimyasal silah kullanıldığının belirlendiğini söyledi. Kasapoğlu yaptığı
yazılı açıklamada, 500’ü aşkın Türmen’in bu silahlarla öldürüldüğünü
bildirdi. 4’De
TEL ÖRGÜLERLE
ÇEVRİLDİ
Kasapoğlu, bu Türkmenler’in dün kentte boğulmuş
şekilde cesetleriyle karşılaşıldığını söyleyerek, “Bu ABD askerleri ve
peşmergelerin kimyasal silah kullandığının bir kanıtıdır” dedi.
Telafer’de düzenlenen bu operasyonun, bu güne kadarkilerin en kapsamlı
ve şiddetlisi olduğunu belirtti. Kasapoğlu, operasyon yapılmadan önce
bölgenin tel örgülerle çevrildiğini, daha sonra da hava unsurlarıyla
bombalandığını vurguladı.
Mahmut Kasapoğlu, bu ‘soykırıma’ öncelikle Türk
kamuoyu ve hükümetin sessiz kaldığını belirterek, şunları kaydetti:
“İnsan hakları, BM’nin çifte standardıdır. Biz Irak Türkleri olarak bu
insanlık dramının özellikle Türkiye tarafından kadim müttefiki olarak
ABD yetkilileriyle konuşularak, bu insanlık ayıbının durdurulmasını
istiyoruz. Türk hükümetini soydaşlarımıza sahip çıkması için göreve
davet ediyoruz.”
Türkmeneli İnsan Hakları Derneği Genel Başkanı
Nefi Demirci de, ktonuya ilişkin olarak gazetemize yaptığı açıklamada,
Türkmenlere yönelik kimyasal saldırının ilk olmadığını söyledi. Demirci,
“Telafer’de Türkmenler katlediliyor. Ve Türk hükümeti bu konuda sessiz
kalıyor” dedi. Erbil’de yapılan saldırının ardından, Başbakan Tayyip
Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün Mesud Barzani’ye başsağlığı
mesajları gönderdiğini belirten Demirci, “Yaralı peşmergeler Türkiye’ye
getirelerek tedavi edildi. Ancak Türkmenler’e yönelik saldırılarda Türk
hükümeti bir tavır almıyor. İktidarı bu konuda duyarlı olmaya
çağırıyorum. Bir an önce soydaşlarımıza sahip çıkılsın” dedi.
AĞLATAN VAHŞET
Telafer’den dönen Kızılay ekibi Amerikalı
askerlerin Türkmenlere yaptıkları zulümleri anlatırken gözyaşlarını
tutamadı.
Kızılay görevlisi Hasan Cekiz, ABD’nin şöyle
anlatıyor: Telafer’de katliam gerçekleştiriliyor. Kadın, çocuk, yaşlı
Türkmenler’in hepsi perişan... ABD’liler götürdüğümüz malzemeleri
dağıtmamızı engellemek istediler. Biz direnip Türkmen çadırlarına
gittik. Bu kez güvenliğimizi öne sürüp çekilmemiz için baskı yaptılar.
Türkmenleri evlerine sokup üstlerine bomba yağdırdılar. Türkmen
kentinden dönen Kızılay ekibi, yaşanan vahşeti gözyaşları içinde
anlattı. Çocuklara işkence yapılıyor
Kızılay Genel Başkanı Küçükali, soydaşlarımıza
giden yardımların dağıtılmaması için baskı yapıldığını söyledi.
Amerika’nın zulmü altında bulunan Telafer’e yardım götüren Kızılay ekibi
yurda döndü. 10 TIR, 2 haberleşme aracı ve 16 personelden oluşan yardım
ekibi, aileleri ve Kızılay Genel Başkanı Tekin Küçükali ve kurum
personeli tarafından Ankara Gölbaşı’nda karşılandı. Kızılay Genel
Başkanı Küçükali, ekibin büyük baskılarla karşılaştığını söyledi.
Bölgedeki durumu anlatan Kızılay ekibinden Hasan
Bal, insanların özellikle çocukların çok zor durumda olduğunu anlattı.
Bal, “Onların durumunu anlatamam. Gerçekten hepsi çok çok kötü durumda.
Ağlamamak mümkün değildi...” dedi. Hasan Çekiç de koalisyon güçlerince
kendilerine “güvenliğinizi sağlayamayız, gidin” dendiğini belirterek,
çadır kente her gittiklerinde taciz ateşleri olduğunu anlattı.
Telafer’de gördüklerini anlatırken gözyaşlarını tutamayan Çekiç, bir
süre konuşamadı.
HALK PERİŞAN
Bölgedekilerin Türkiye’den yardım istediklerini,
kendilerini “Türkiye, Türkiye” diye bağırarak karşıladıklarını ifade
eden Çekiç, “Sizi ağlatan ne?” sorusu üzerine, “Oradaki herkesin durumu”
demekle yetindi. Ekrem Taşdemir de oradaki halkın çok mağdur durumda
olduğunu, Telafer içinde ve dışında sürekli operasyonlar düzenlendiğini,
bazı kişileri alıp götürdüklerini anlattı. Taşdemir, “Biz yardım
dağıtırken, yandaki çocukları yerlere yatırıyor, kafalarına çuval
geçirip götürüyorlardı. Herkeste askeri elbise vardı” diye konuştu.
Coniler yardımı yağmaladı
Gazetecilerin sorularını cevaplayan Kızılay Genel
Başkanı Tekin Küçükali, yardım malzemelerinin yağmalanıp
yağmalanmadığına ilişkin bir soru üzerine, şunları anlattı:”Telafer’e 2
kilometre kala Amerikan askerlerinin karargahı var. Arkadaşlarımız bu
karargahtan çıktılar ve 4 TIR’daki malzemeyi dağıttıktan sonra
‘güvenliğinizi sağlayamayacağız’ diye geri çekilmemizi istediler.
Arkadaşlarımız da geri çekilerek karargaha girdiler. Daha sonra burada
bir takım provokasyon olayları oldu ve buradaki depolar yağmalandı. Biz
orada malzeme dağıtmayalım diye bilerek böyle bir oyun oynandı.
Malzemeyi başka yerde dağıtabilirsiniz şeklinde telkinler oldu. Ama biz
Telafer’de dağıtacağız dedik ve dağıttık.”
Dünya böyle vahşet görmedi. Türkmenlere “evinize
dönün çağrısı” yapan Amerikan ordusu, dönmek için yollara düşen
onbinlerce insana karadan ve havadan bomba yağdırdı.
Washington yönetimi, Telafer’in Türk kimliğini
tarihten silmek için her türlü kirli oyuna başvuruyor. Tel afer’deki
kanlı operasyonlardan kaçan onbinlerce Türkmene “evinize dönön çağrısı”
yapan ABD ordusu, evlerine dönmek için perişan bir halde yollara düşen
onbinlerce insana karadan ve havadan saldırı başlattı. Kadın çocuk
demeden masum insanlara bomba yağdıran eli kanlı Amerikan askerleri,
binlerce insanı katletti. Bölgeden gelen haberlere göre, başlatılan
saldırıların devam ettiği bildirildi.
Kente girmek için gelen Türkmen gençlerin kontrol
noktalarında gözaltına alınıp cezaevine dönüştürülen Telafer lisesine
gönderildikleri kaydedildi. Lisede binin üzerinde gencin tutulduğu ve
korkunç işkencelerden geçirildiği ifade ediliyor. Telafer’de işgal
güçlerine karşı başlatılan direniş ise tüm şiddetiyle sürüyor. Türkmen
kentindeki direnişe destek olmak için Irak’ın diğer kentlerindeki
direniş hareketleri de hız kazandı. ‘Irak’ta 30 bine yakın direnişçi
var’
Stratejik ve Uluslararası Etütler Merkezi’nin (CSIS)
raporuna göre, Irak’ta yüzde 10’u yabancı yaklaşık 30 bin direnişçi
bulunuyor. Merkezi Washington’da bulunan düşünce kuruluşunun raporunda,
direnişe katılan 30 bin kadar direnişçinin yüzde 90’ı, Şiilerin
egemenliğinden kaygılanan ya da iktidarı kaybetmenin kızgınlığı içindeki
Sünni Araplardan oluşuyor. Bu arada, Basra kentinde sokağa dökülen
binlerce Iraklı, İngiliz ordusunun, 2 askerini kurtarmak için bir polis
merkezine baskın yapmasını kınadı. Göstericiler, “İngiliz askerlerinin
yasadışı eylemlerini kınıyoruz”, “İşgalcilere hayır” sloganları attı.
Türk Dünyasından gelen Öğrencilerin ilk tercihi tıp fakülteleri...
Türkiye'ye yüksek öğrenim için gelen Orta Asya
Türk Cumhuriyeti ve
Türk akraba topluluklarına ait öğrencilerin
tercihlerinde tıp fakültesi başı çekiyor
Ankara Üniversitesi TÖMER Kayseri Şube Müdür
Vekili Bilge Gökduman, Türkiye'ye yüksek öğrenim görmek amacıyla gelen
Orta Asya Türk Cumhuriyeti ve Türk Akraba Toplulukları'na mensup
öğrencilerin tercihlerini tıp fakültesinden yana kullandıklarını
belirtti. TÖMER Kayseri Şube Müdür Vekili Bilge Gökduman, konuyla ilgili
yaptığı açıklamada, Türki Öğrenci Sınavı (TCS) ile üniversitelerine
yerleştirilen 52 Afgan uyruklu öğrenciden tıp fakültesini tercih
edenlerin oranının yüzde 39 olduğunu ifade ederken, bunu yüzde 17 ile
bilgisayar mühendisliği, yüzde 12 ile uluslararası ilişkiler, iktisadi
ve idari bilimler fakültesi ve yüzde 4 ile mühendislik fakültelerinin
izlediğini söyledi. 2004-2005 eğitim-öğretim yılında Kayseri TÖMER'de
Türkiye Türkçesi öğrenen Afgan, Ahıska Türkü, Tacik, Bulgaristan Türkü
ve Moğol toplam 21 öğrencinin tümünün tercihlerine bakıldığında ilk
sırayı yüzde 24'lük bir oranla yine tıp fakültesinin aldığına dikkat
çeken Gökduman, "Türkiye genelinde ise toplam 286 öğrencinin
tercihlerinden çıkan sonuca göre yüzde 14'lük bir oranla tıp fakültesi
en çok tercih edinilen bölüm" dedi.
Rauf Denktaş uyardı:
Kıbrıs elden gider
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Gümrük Birliği
Protokolü'nü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde genişleten Ek
Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun Kıbrıs'ın
elden gideceğini ifade etti. "Türk askeri zorla Ada'dan çıkarıldığı
takdirde, Ege meselesinde büyük fırtınalar koparılacaktır" diyen
Denktaş, " Gökçeada'da hareket başlatılmıştır bile" diye konuştu.
KKTC 1. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş, Gümrük Birliği
Protokolü'nü 10 yeni AB üyesini de kapsayacak şekilde genişleten Ek
Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun Kıbrıs'ın
elden gideceğini ifade etti.
AB DAYATMALARI
Rauf Denktaş da toplantıda, Kıbrıs konusunu
konuştuklarını ifade ederek, Türkiye'nin en önemli konusunun ne Ermeni
meselesi, ne de bir başka konu olduğunu dile getirdi. Ülkenin
gündemindeki en önemli meselenin, Kıbrıs olduğunu vurgulayan Denktaş,
şöyle konuştu:
“Pek yakında atılacak adımlarla Türkiye ya
Kıbrıs'tan vazgeçmiş addedilecek veya Kıbrıs'a sahip çıkılacaktır.
Kıbrıs'ın gerçek sahibi Türk ulusudur. En önemli sorun, AB ile Ek
Protokol'ün TBMM tarafından onaylanması veya onaylanmaması sorunudur. Ek
Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun, Kıbrıs
elden gider. AB'nin dayatması bu noktadadır. AB'nin karşı deklarasyonuna
koyduğu koşullar çerçevesinde Ek Protokol'ün onaylanması, Türkiye
Cumhuriyeti'nin KKTC'yi fiilen terk etmesi sonucunu doğuracaktır. TBMM
üyelerinin bunu iyice değerlendirmesini rica ediyoruz. O Büyük Millet
Meclis'i ki, Kıbrıs'ın kurtarılması için, Türkiye'nin haklarının
korunması için evlatlarını feda edecek kararları alabilmiştir. O Büyük
Millet Meclisi'nden biz, Kıbrıs'ı yeniden kurtarmasını bekliyoruz.
Deklarasyonu onaylamak demek, Kıbrıs'ı kaybetmek demektir."
"Karabağ'ı güç kullanarak
alabiliriz"
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Yukarı
Karabağ
sorununu güç kullanarak çözebilecek kapasitede
olduklarını söyledi
6 Kasımda yapılacak genel seçimler öncesinde Yeni
Azerbaycan Partisi adına kampanya gezilerine çıkan Aliyev, muhaliflerin
Karabağ'ın yeniden Azerbaycan topraklarına katılması için hükümet
değişikliği gerektiği yönündeki iddialarına karşılık verdi.
Aliyev, "düşman, Azerbaycan'ın her an işgal
altındaki toprakları geri alabilecek yeterlilikte olduğunu bilmeli"
dedi.
Orduya büyük yatırım yaptıklarını anlatan İlham
Aliyev, 300 milyon doları aşan Savunma Bakanlığı bütçesinin gelecek yıl
ikiye katlanacağını belirtti.
Karabağ sorunu nedir?
Yukarı Karabağ sorunu, Ermenistan’ın 1992 yılında
Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıktı. Karabağ sorunu
nedeniyle, Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan kendi topraklarında
mülteci durumuna düştü ve Azeri topraklarının yüzde 20'si işgale uğradı.
İki ülke arasındaki çatışmalar 1994 yılında
imzalanan ateşkes anlaşmasına kadar sürdü. Bu tarihten sonra, sorunun
çözümü için barış süreci başladı.
Karabağ sorunu, Güney Kafkasya’daki siyasî
istikrarın, ekonomik gelişmenin ve bölgesel işbirliğinin önündeki en
önemli engel olarak görülüyor.
Özbek
muhalefet liderleri tutuklanıyor...
27 Eylül tarihinde Özbekistan Birleşmiş Demokratik
Güçler (ÖBDG) tarafından
organize edilen toplantının gerçekleştirilmesi
planlanmıştı. Bu toplantıda, bünyesinde 20 sivil organizasyonun da yer
aldığı Milli Mutabakat Komite'sinin kuruluşu ilân edilecekti. Ancak,
bugün erken saatlerde bu toplantının faallerinden: Atanazar Arif (ERK
Partisinin Genel sekreteri), Azam Turgunov ( "Mazlum" cemiyeti başkanı),
Alican Tuhtasinov ( ERK Partisinin Fergana bölgesi başkanı) ve diğer
illerden gelen ÖBDG üyesi olan 20 kişi tutuklanmıştır. Toplantının
yapılacağı mekan İç İşleri Bakanlığı tarafından kapatılıp
mühürlenmiştir.
Bu toplantıya davet edilen konuklar ise, -
bunların arasında yabancı basın ve diplomatik misyon yetkilileri de
bulunuyor, - Taşkent merkezindeki toplantının yapılacağı salonun
etrafında bir süre bekledikten sonra dağılmıştır. Bugün Cumhurbaşkanı
Islam Kerimov ABD heyetini kabul edecekti. Muhalefet liderlerini
tutuklayarak Özbekistan Cumhurbaşkanı bir süper güce meydan
okuyor, bunu yaparken de diğer ikisi olan Çin ve
Rusya'ya sadakatini
sergiliyor.
Refat
Çubarov: Kırım yarımadasında idari düzeni
sağlamak
için tam şu zamanda harekete geçmelidir
21.09.2005 - 20 Eylül'de Kırım Özerk Cumhuriyeti
Bakanlar Kurulu Başkanı Anatoliy Matvienko, istifasının onaylanması için
Ukrayna Cumhurbaşkanı'na başvurdu. Kırım Başbakanı, işbu kararını, 20
Eylül'deki Ukrayna Başbakanı oylamasında Yuriy Yehanurov adayının lehine
oy vermeyen Ukrayna Milletvekilleri “Sobor" Partisi Grubu üyelerinin
tavırlarını tasvip etmeyişi ile motive etti. Bu Refat Çubarovolaydan
biraz evvel, Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu Yönetim Kurulu, 21
Eylül Kırım Özerk Cumhuriyeti Parlamentosu toplantısının gündemine
olağanüstü Kırım bakanlar Kurulu Raporu kararını aldı. Buna ilaveten,
birkaç Kırım Milletvekili, rapor sonuçlarına göre Kırım Özerk
Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu istifa prosedürünü başlatabileceklerini
söylediler.
Kırım'daki politik hayatının olaylarını ve Kırım
Özerk Cumhuriyeti Bakanlar Kurulu Başkanı Anatoliy Matvienko'nun istifa
dilekçesini Kırım Tatar Milli Meclisi Başkanı Birinci Yardımcısı,
Ukrayna Milletvekili Refat Çubarov yorumluyor:
- Anatoliy Matvienko, samimi olarak, Kırım'a,
şeffaf ve topluma açık siyaset gütme kurallarını aşılamaya gayret etti.
Şahsi ve toplumsal problemlerini kulis yöntemi ile çözmeye alışan Kırım
politikacılarının birçoğu tarafından, Kırım Özerk Cumhuriyeti Bakanlar
Kurulu Başkanının bu tavrı, sadece acayıp olarak değerlendirilmiyor,
aynı zamanda tehdit olarak algılanıyordu, çünkğ onların yarımadasındaki
otoritelerini zedeleyebilirdi.Kırım ve Ukrayna'nın çıkarlarını ihmal
eden siyasi güçlerine ait olması gerekmektedir.
'Çin mahkumların derisini
satıyor'!...
Çin’de sadece geçen yıl 6 bin kişi idama mahkum
edildi. 3 bin 400 mahkum idam edildi..
Ve korkunç iddia: Bir kozmetik firması ölenlerin
derilerini devletten satın aldı.
Çin’de bir kozmetik firmasının, cezaevi
yöneticileriyle anlaşarak idam edilen mahkumların cesetlerinden kolajen
ürettiği iddia edildi. İngiliz The Guardian gazetesinin kozmetik
firmasında çalışan Hong Konglu bir işadamını kaynak gösterdiği habere
göre, mahkumların deri parçaları ve düşük yapan kadın mahkumların
fetuslarından üretilen kolajen, bazı Avrupalı firmalara çok ucuza
satılıyor. Anti-aging tedavilerinde bir çeşit dolgu maddesi olarak
kullanılan kolajen, domuz, sığır ve köpekbalığından veya organlarını
bağışlayan insanlardan elde ediliyor. Kolajen, uygulanan kişilerde
kırışıklıkları yok etse de alerji, enfeksiyon ve kan hastalıkları
bulaştırma riski taşıyor. İddiaların ardından, Avrupa’daki birçok
kozmetik firmasının denetlenmesi istendi. İngiliz Sağlık Bakanlığı da
soruşturma açmaya karar verdi. Ancak yürürlükteki yasalar kolajenle
ilgili yeterli düzenleme getirmiyor. Bu konudaki kanuni boşluğun
doldurulmasının yıllar süreceği tahmin ediliyor.
Çin’de yılda 3 bin 400 kişi idam ediliyor
Çin’de sadece geçen yıl 6 bin kişi idama mahkum
edildi. Bunlardan 3 bin 400’ü kurşuna dizilerek infaz edildi. Çin
hükümeti, mahkumların organlarını idam edilmeden önce gönüllü olarak
bağışladığını doğruladı ancak bu iş için kullanıldığı iddialarını
yalanladı.
Çin'den
Kıbrıs Rum Yönetimine Destek
Çin hükümeti Kıbrıs Rum
yönetimine destek verdi
Lefkoşa’yı ziyaret eden Çin Dışişleri Bakanı Li
Jao-Şing, Pekin’in, Kıbrıs’ın toprak bütünlüğü ve egemenliğinin
korunmasından yana olduğunu söyledi.
Kıbrıs Rum Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos ve
Dışişleri Bakanı Yorgo Yakovu’yla görüşen Çinli bakan “Kıbrıs sorununun
1974’ten bu yana sürdüğü” yönündeki Kıbrıs Rum görüşünü desteklediğini
açıkladı.
Çeçenler Rusları köşeye
sıkıştırdı
Rus yanlısı Çeçen hükümet yetkililerine göre
Çeçenistan'da son 24 saatte çıkan çatışmalarda 7 Rus askeri öldürüldü,
10'u yaralandı.
Rus yanlısı Çeçen hükümeti yetkilileri, son 24
saatte Rus güçlerinin hedef alındığı 19 saldırı düzenlendiğini belirtti.
Rus askerlerinin görev yaptığı değişik yerlerdeki kontrol noktalarına
ateş açılması sonucu 4 Rus askerinin öldürüldüğünü ve 6 askerin
yaralandığını kaydeden yetkililer, Çeçenistan'ın güneyindeki Tsa-Vedeno
kasabası yakınlarında bir askeri aracın mayına çarpması sonucu 2 askerin
öldüğünü söyledi. Yetkililere göre, başkent Grozni'nin güneydoğusundaki
Kurtçaloy bölgesi yakınlarında, askeri devriye aracının mayına çarpması
sonucu 1 asker öldü, 2 asker yaralandı. Yetkililer, Grozni yakınlarında,
mayın temizlemekle görevli iki askerin de, bir mayının infilak etmesi
sonucu yaralandığını belirtti.
Türkiye düşmanları
Yunanistan'da buluşuyor
YUNANİSTAN'da 'Nefret dalgası'adlı festivalde
Türk düşmanları biraraya geliyor. Festivalin konusu Türkiye'nin AB
üyeliği ve Türkiye karşıtlığı. Festivalin bu hafta başlaması bekleniyor.
Ana sloganları ise "Bizim Avrupamız, onların değil. Türkiye Avrupa'dan
dışarı.."
Yunanistan, 'Nefret dalgası'adlı festival için
Avrupa'nın dört bir yanında gelecek olan aşırı sağcıların gerginliğini
yaşıyor.
Deniz kenarında üç gün boyunca müzik, spor ve
konuşmaların yapılacağı festivale Alman Ulusal Demokrat Partisi, İtalyan
Forza Nuova ve İspanya’nın La Fallane partileri katılacak.
Yunanistan’ın aşırı sağcı Altın Şafak partisi ise
Yunan hükümetinin geçtiğimiz ay festival için koyduğu yasak nedeniyle
festivalin yerini gizli tutuyor.
En az dokuz Avrupa ülkesinden sayıları birkaç bini
bulan aşırı sağcılar, Yunanistan'da yapacakları toplantıyı 'canlı
gösteriler, deniz kenarında spor faaliyetleri ve en önemlisi Avrupa'nın
kimliğini korumak amacıyla yapılacak olan açık konuşmaların yeralacağı
üç günlük arkadaşlık diye özetliyorlar.
"Bizim Avrupa’mız onların değil"
Festivalin ana slogani ise "bizim Avrupa’mız,
onların değil. Türkiye Avrupa'dan dışarı.."
Festival, önce Yunanistan’ın güneyindeki Meligalas
kentinde yapılacaktı, ancak yerel yetkililer ve Sivil Toplum
Örgütleri'nin protestoları sonucu aşırı sağcılar yer konusunda
değişiklik yapmak zorunda kaldı.Bu hafta Atina'nın 150 km kuzeyinde
büyük bir kamp alanının Altın Şafak adına ayrıldığı doğrulandı.
Kasabanın belediye başkanı festivali kınayarak,
“çok kızgınız bizim insanlarımız Nazizim'e karşı savaştı ve şimdi bunlar
buraya gelmek istiyor. Onları burada istemiyoruz ve hükümetten bu rezil
olayın engellemesi için gereken her şeyi yapmasını istiyoruz” dedi.
Önceki gece ise protestocu gruplar yakındaki Lamia
kasabasında toplanarak aşırı sağcılara karşı potansiyel hareket
planlarını tartıştılar. Yunanistan'ın Kamu Düzeni Bakanı Yorgo
Voulgarakis ise polisin festivale müdahale edeceğini duyurdu.
Almanya seçimlerinde
Türklerin başarısı
Almanya'da yapılan erken genel seçimlerde Türk
kökenli 5 milletvekili adayı Federal Meclis'e girmeyi başardı.
Türklerin yoğun ilgi gösterdiği seçimlerde, Sosyal
Demokrat Parti''den (SPD) Lale Akgün, Yeşiller''den Ekin Deliğöz, Sol
Parti''den (PNA) Prof. Dr. Hakkı Keskin, Hüseyin Kenan Aydın ve Sevim
Dağdelen meclise girdi. Almanya Türk Toplumu (TGD) Başkanı Kenan Kolat,
bir önceki seçimlere oranla Türklerin büyük başarı sağladığını
belirterek, Almanya''da yaşayan Türklerin de bu ülkeye karşı
sorumlulukları olduğunu vurguladı.
Alman seçimlerinde mutlak galibiyet yok
Almanya’da sandıklar kapandı ve ilk sandık çıkış
tahminleri, bu seçimlerin kesin galibinin olmayacağına işaret ediyor.
İlk tahminlere göre, Sosyal Demokratlar yüzde 34’lük oy oranına
sahipken, Birlik partileri ise yüzde 35 oranını aşamadılar...
Almanya’da bugün yapılan erken genel seçimlerin
galibi, ilk tahminlere göre, kesin bir galibi yok. Alman Radyo ve
Televizyonlar Birliği, ARD’nin sandıkların kapanmasından hemen sonra
açıkladığı sandık çıkış anketlerine dayandırdığı tahminlerde,
muhafazakar Birlik Partileri yüzde 35,5’lik bir oy oranıyla
beklentilerinin çok gerisinde kaldığı belirtildi.
Sosyal Demokratlar’ın oyların yüzde 34’ünü
aldıkları tahmin edilirken, Yeşiller’e yüzde 8,5 civarında oy düştü.
Beklentilerin üstünde oy toplayan taraf yüzde 10,5 ile Hür Demokratlar
oldu. Sol Parti’ye düşen oy payı ise ilk tahminlere göre yüzde 7,5.
Bu tabloya göre, bir yıl öne çekilen seçimlerin
kesin bir galibi yok. Bu oy oranlarıyla Başbakan Gerhard Schröder’in
Sosyal Demokratlar Partisi’ne Federal Meclis’te 212, Muhafazakar Birlik
partilerine ise 221 sandalye düşüyor. Küçük partilerden Hür Demokratlar
bu oy oranlarıyla 65 sandalye sahibi olacak, Yeşiller ise 53. Sol
Parti’ye ise 47 sandalye düşüyor.
Salt çoğunluğu sağlayan yok
Bu sonuçlar hiçbir partiye salt çoğunluğu
sağlamadığı gibi, 1998’den beri Almanya’yı yöneten Sosyal
Demokratlar/Yeşiller koalisyonu iktidar çoğunluğunu yitirmiş gibi
görünüyor. Buna karşılık, Hıristiyan Birlik Partisi Genel Başkanı Angela
Merkel’in liderliğinde öngörülen muhafazakar Birlik Partileri ile Hür
Demokratlar arasındaki koalisyon için de yeterli çoğunluk çıkmadı. Sol
Parti ise kesinlikle muhalefette kalmak istediğini seçim öncesi
açıklamıştı.
Sandıktan çıkan ilk tahminler, sadece iki büyük
parti arasında kurulacak bir koalisyonun iktidar çoğunluğunu
yakalayacağını gösteriyor, ancak gerek Schröder, gerekse Merkel bu
birlikteliği kesinlikle istemediklerini açıklamışlardı.
Oy kaybedenler
2002 seçimleriyle kıyaslandığında Sosyal
Demokratlar’ın oy kaybı yaklaşık yüzde 5 civarında. Birlik Partileri ise
yüzde üç civarında bir oy kaybıyla büyük hayal kırıklığı yaşarken,
Yeşiller oy oranlarını korumayı başardılar. Oy paylarını önemli ölçüde
artıran partiler yüzde üç ile Hür Demokratlar ve yaklaşık yüzde 4 ile
Sol Parti.
16. meclisin seçimi için yaklaşık 62 milyon Alman
sandık başına çağrılmıştı. Seçim kampanyalarında özellikle işsizlik,
sosyal güvenlik sistemlerinin onarımı, vergi politikaları ve mali
darboğazlar ile yer yer Türkiye’nin AB’ye girişi ön plana çıkarılmıştı.
Ermenistan'ın BM resti
Ermenistan Dışişleri Bakanlığı, Azerbaycan'ın
işgal altındaki topraklar konusunu tekrar
BM gündemine götürmesi halinde, Erivan'ın
görüşmelerden çekileceğini bildirdi
Merkezi Erivan'da bulunan Mediamax ajansının
haberine göre, bakanlık sözcüsü Hamlet Gasparyan, ''Azerbaycan'ın işgal
altındaki toprakları'' konusunun BM'nin 60’ıncı Genel Kurul
toplantısının gündemine alınmasına ilişkin bir açıklama yaptı.
Gasparyan ''bizim tavrımız değişmedi. Azerbaycan, Karabağ ile ilgili
konuyu BM gündemine tekrar getirirse Ermenistan sorunun çözümünü
amaçlayan görüşmelerden çekilir” dedi. Hamlet Gasparyan, Azerbaycan'ın
bu konunun BM'de görüşülmesi için herhangi bir adım atamayacağını ve
ısrarlı olamayacağını savunarak, konunun ancak tarafların uzlaşmasıyla
ele alınabileceğini söyledi.
Azerbaycan'ın Ermeni işgali altındaki
topraklarıyla ilgili konu, 59’uncu BM Genel Kurulu toplantısında da
gündeme gelmiş, AGİT tarafından gönderilen ''durum tespit misyonu''
işgal altındaki bölgede incelemelerde bulunmuştu.
Yukarı Karabağ sorunu, Ermenistan’ın 1992 yılında
Azerbaycan topraklarını işgali sonucunda ortaya çıktı. Karabağ sorunu
nedeniyle, Azerbaycan’da bir milyondan fazla insan kendi topraklarında
mülteci durumuna düştü ve Azeri topraklarının yüzde 20'si işgale uğradı.
İki ülke arasındaki çatışmalar 1994 yılında imzalanan ateşkes
anlaşmasına kadar sürdü. Bu tarihten sonra, sorunun çözümü için barış
süreci başladı.
Kayseri'yi ziyaret eden İslamabat Belediye başkanının ülkesindeki
Uygur
katliamından nedamet duymaması dikkat çekti
İslamabad Belediye Başkanı Kamran Lashari,
Kayseri'den ders alarak ülkesine döneceğini belirterek, "Kayseri'ye ilk
kez geldim. Daha önce Ankara ve Nevşehir'de bir takım programlarım
olmuştu. Türkiye ile Pakistan geçmişten beri iyi ilişkiler içerisinde
olan ve adeta 'Kardeş' olarak kabul edilen iki ülke. Kayseri'de
gerçekten yüksek konukseverlik ve ilgi gördüm.”
Nevşehir'de düzenlenen Uluslararası Yerel
Yönetimler Barış Konferansı için Türkiye'ye gelen Lashari, Genç Sanayici
ve İşadamları Derneği'nin (GESİAD) davetlisi olarak Türkiye’ye gelen ve
bir dizi ziyaretler gerçekleştiren Pakista’ın İslamabat Belediye Başkanı
Kamran Lashari Kayseri’de de ziyaretlerde bulundu. Lashari, Türkiye de
görüştüğü bürokrat ve iş adamları tarafından baş tacı edilirken
ülkesinin ise Çin ile yakınlaşma politikası sebebiyle Pakistan daki
Uygurlar üzerinde baskı ve şiddet politikası uyguluyor. Geçtiğimiz
Temmuz ayı ortalarında Pakistan polislerince 23 Uygur’un hunharca
katledilmesini yok sayan Lashari’nin hiçbir nedamet duygusu taşımadığı
gözlemlendiğine göre sivil örgüt temsilcisi iş adamlarımızın Lashari’ye
Pakistan da katledilen Uygur Türkleri ile ilgili hiç bir soru
sormadıkları anlaşılıyor.
Sayın İslamabat Belediye Başkanı Lashari, !
Unutmayınızki Türk milleti Pakistan halklına dindaş olması sebebiyle her
zaman samimi dostluk ve sempatiyle yaklaşmıştır. Ülkeniz polislerinin
katlettiği 23 Uygur da Türk’tü, o halde hükümetinizin de Ülkenizdeki
Uygurlara bakışı Çinlilere olan bakışından daha farklı olması gerekmez
mi ?
“Konferans
Ülkeye ihanettir”
Mahkeme kararıyla iptal edilen "İmparatorluğun
Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri" başlıklı büyük tepkilere neden olan
Ermeni konferansı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül'ün
gönderdiği mesajın okunmasıyla başlarken,
katılımcılar arasında bulunan Fatma Sarıkaya ayağa kalkarak,
"Teröristler ne zaman bilim adamı oldu" diye tepki gösterdi
Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi
Erenerol da konferansa tepki gösterdi. Erenerol, "Bu millet soykırım
yapmamıştır. Soykırım yalanı egemen işbirlikçilerin yaptığı bir
organizasyondur. Yıllarca Türkiye topraklarında beslenmişlerdir. Şu anda
bu yaptıklarıyla ülkeye ihanet etmektedirler" dedi.
Hukukçular Birliği Yönetim Kurulu Üyesi Avukat
Kemal Kerinçsiz, Ermeni konferansına ilişkin Mahkemesi'nin aldığı
yürütmeyi durdurma kararının halen geçerli olduğunu belirterek, " Bu
toplantı gayri meşru, kanunsuz ve hukuksuz bir toplantı. Sadece
söyledikleri şu; 'binayı değiştirdik'. Bina değişikliği ile bir
toplantının yapılması mümkün değil. 13’te
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf
Halaçoğlu, konferansın "bilimsel bir toplantı olmadığını, siyasi ve
ideolojik bir nitelik taşıdığını" kaydederek, "Toplantı, diaspora
Ermenileri'nin toplantılarının Türkiye'deki bir uzantısı" dedi. Prof.
Dr. Halaçoğlu, AA muhabirinin sorusu üzerine, "her türlü tartışmaya açık
olan toplantıların bilimsel olacağını, aynı düşüncedeninsanların
biraraya gelip aynı şeyleri tekrar etmelerinin, herhangi bir muhalif
düşünce olmadan yapılan
Demek ki buradaki toplantı, diaspora
Ermenileri'nin toplantılarının Türkiye'deki bir uzantısı."
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf
Halaçoğlu, İstanbul 4. İdare Mahkemesi'nin konferansla ilgili yürütmeyi
durdurma kararını da değerlendirerek, "Hukukla bilimin engellenmesi
doğru olmaz ama bu toplantı bilimsel değil" diye konuştu.
'İhanet içindeler'
Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın Sözcüsü Sevgi
Erenerol, "Bu millet soykırım yapmamıştır. Soykırım yalanı egemen
işbirlikçilerin yaptığı bir organizasyondur. Yıllarca Türkiye
topraklarında beslenmişlerdir. Şu anda bu yaptıklarıyla ülkeye ihanet
etmektedirler" dedi.
BİLGİ Üniversitesi Dolapdere Kampüsü'nde
gerçekleştirilecek "İmparatorluğun Çöküş Döneminde Osmanlı Ermenileri:
Bilimsel Sorumluluk ve Demokrasi Sorunları" başlıklı konferans, kampüs
önüne gelen farklı gruplar tarafından protesto ediliyor. Sabahın erken
saatlerinden itibaren kampüs önüne gelen vatandaşlar konferansı protesto
etti. Sık sık slogan atan gruplar, pankartlar açarak tepkilerini dile
getirdi.
Çin tezgâhı
NAİM Süleymanoğlu, doping iddiasıyla Türk
sporculara getirilen uluslararası yasak için ‘tezgâh’ dedi.
Türkiye'nin, Naim Süleymanoğlu'nun ünlü Time
dergisine kapak olmasıyla başlayan başarı öyküsü, 17 yıl sonra gelen
doping skandalları ile gölgelendi. Halil Mutlu'nun şampiyon olduğu son
üç müsabakada Çinli rakipleri ise ikinci olabildi.
Dünya Halter Federasyonu'nda yönetimi oluşturan
altı kişiden dördü Çin, Tayland, Kanada ve Koreliler'den oluşuyor. Diğer
ikisi ise ABD ve Avusturyalı. Ata sporumuz güreşin ardından yıllar sonra
Naim Süleymanoğlu ile dünya kamuoyuna Türkiye'nin adını duyuran Naim
Süleymanoğlu, Çin'in son yıllarda halterde ciddi bir atılım içinde
olduğunu belirtti. Süleymanoğlu, Çin, Kore, Tayland ve Kanada ile
birlikte Dünya Halter Federasyonu'na hakim olduğunu ve Türkiye'nin son
yıllarda aldığı başarılarda önünün kesilmek istendiğini söyledi.
Rakibimiz Bulgar, Yunan değil
18 yıllık profesyonel sporculuk hayatında 200'den
fazla doping numunesi verdiğini belirten Süleymanoğlu şunları söyledi:
"Bizim son 20 yılda halterde rakibimiz Bulgaristan ve Yunanistan oldu.
Ruslar ile Çinliler arkadan geliyorlardı. Şimdi Dünya Halter
Federasyonu'nun yönetimine bakın. Ne Yunanistan, ne Bulgaristan, ne de
Türkiye |