|
| |
|



 |
|
YENİ YAYIN HAYATINA MERHABA DERKEN Elbetteki her devletin
ve milletin öncelikle kendi ülkesinin ve insanlarının menfaatlerini
düşünmesinden daha tabii bir şey olamaz. Ancak; Milletleri saygın
millet, devletleri de saygın devlet yapan bazı temel kurallar vardır.
Bunlardan Birincisi; devleti idare etme görevini üstlenenlerin; devletin
bağımsızlığını ve İstiklâlini tehlikeye düşürecek icraatlardan
kaçınmaları gerekir. İkincisi; halkını yabancı devletlerin ekonomik,
siyasal ve kültürel anlamlardaki boyunduruğundan korumak. Üçüncüsü;
Riayet edemeyecekleri milletler arası anlaşma maddelerinin altına imza
atmamak, altını imzaladıkları anlaşma maddelerine de harfiyen uymak,
uymayanları uyarmak. Dördüncüsü; BM İnsan Hakları Bildirgesinde yer alan
insanların temel hak ve özgürlüklerinin hiçbir şekilde kısıtlanamayacağı
konusuna azâmi derecede özen göstermek. Dünyanın her hangi bir ülkesinde
vuku bulan insan hakları ihlallerine karşı gereken tepkiyi göstermek ve
mümkün olduğunca insan hakları ihlallerini ortadan kaldırma görevini
üstlenen milletler arası mekanizmaları harekete geçirmeye çalışmak…
Devletleri idare edenlerin Milletler arası ilişkilerde ülke çıkarlarını
koruyup kollama adına izledikleri bazı temel politikaları ve
stratejileri mutlaka vardır ve buna saygı duymak gerekir. Fakat;
Devlet-i alinin yüce menfaatleri korunurken de; tamamen kendilerini ülke
sınırları içerisine hapsederek, milletler arası anlaşmalarla elde edilen
garantörlük haklarını kullanmamak ve tarihin üzerlerine yüklediği milli
ve insani misyona hizmet etmemek gibi bir vurdumduymazlığa da
düşülmemelidir.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin beş daimi üyesinden biri olan
Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti Devletinin iyi ilişkiler
içinde olması çok normaldir. Çünkü; BM Güvenlik Konseyinde ne zaman ne
yapacağı belli olmayan ve insana güven vermeyen ABD gibi bir “Stratejik
müttefiki” vardır. Bu sebeple; Türkiye dünyadaki stratejik dengeleri
koruyabilmek için Çin ile ilişkilerinin seviyesini; karşılıklı ithalat
ve ihracatta devamlı olarak kaybediyor olmasına bakmaksızın yüksek
tutmak zorundadır. Fakat; Türkiye'nin; Çin ile olan münasebetlerinin
seviyesi her ne olursa olsun bu durum; Çin işgali altında bulunan Doğu
Türkistan'ı ve 40 milyon Doğu Türkistan halkının uğramakta olduğu
soykırımları görmezlikten ve duymazlıktan gelme gafletini ortaya
çıkartmamalıdır.
Yeri geldiğinde Türkiye Cumhuriyeti Devletinin yetkilileri, Milletler
arası hukuk ve diplomatik nezaket kuralları çerçevesinde Kızıl Çin
hükümetini; Doğu Türkistan'da uygulamakta olduğu gizli ve aleni
soykırımlarla,(Jenosit) işlemekte olduğu insanlık suçlarına son vermesi
konusunda ikaz etmeli ve bazı hatırlatmalarda bulunmalıdır… Bunu yapmak;
Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkililerinin dinî, milli, tarihi ve insanî
görevidir…
Bu duygu ve düşüncelerle; Çok hızlı değişen dünya gündemi içerisinde; en
doğru haberlerin yer alacağı, ilkeli ve dürüst bir yayın politikası
izleme azminde olan, mensubu olmaktan gurur duyduğumuz Müslüman Türk
milletinin milli ve manevî değerlerinden asla taviz vermeden
sürdürülecek bir yayıncılığın, günümüz yayıncılık dünyasında ne kadar
mühim bir yerinin olacağı bilinen bir gerçektir… Bu sebeple; yeni yayın
hayatına başlayan “İSTİKÂL GAZETESİ”nin; Doğu Türkistan'ın haklı
davasının yürütüleceği şerefli ve ulvî kulvarda büyük bir boşluğu
dolduracağına inanıyor, Türk ve dünya kamu oyuna; ilimiz, ülkemiz ve
Doğu Türkistan'dan da taze haberler sunmayı ümit ediyoruz…
Gazetemizin; paslı ve puslu gönüllere cila, görmek istemeyen gözlere
ziya, onmaz sanılan yaralara bir nebze merhem olmasının, siz muhterem
okuyucularımızın ilgi,alaka ve destekleri ile mümkün olacağına inanıyor,
“İSTİKLÂL GAZETESİ” olarak siz kadirşinas okuyucularımızla omuz omuza,
gönül gönüle, bütün insanların gözü ve kulağı olan yayıncılık dünyasına
merhaba diyoruz… |
|
Kızıl Oyun
Doğu
Türkistan’ı işgal ettiği 1949 yılından beri çeşitli planlarla Müslüman
Türkleri asimile etmeye çalışan Çin Hükümeti sinsi planlarına bir
yenisini daha ekledi
Kıta Çin’de
sabıkası olan Çinlileri Doğu Türkistan’ın Başkenti Ürümçi’ye yerleştiren
Çin Hükümeti Türklerin kültürlerini yozlaştırarak bilinçsiz bir toplum
oluşturuyor
İşgalci kızıl Çin
Hükümetinin Doğu Türkistan halkını asimile etme politikalarının başında;
Çin'den devamlı olarak Çinli göçmen getirerek Doğu Türkistan'ın en
verimli topraklarına yerleştirmeleri geliyor.
Gelen Çinlilerin, genellikle hapisten yeni çıkmış, Psikopat, Uyuşturucu
müptelası, Alkolik, Sabıkalı hırsızlar ve gaspçılar olduğu ifade
ediliyor. Doğu Türkistan halkını, işgalci Çin hükümetinin bu tutumu
oldukça rahatsız ettiği bildirilirken, Doğu Türkistan'a getirilen bu suç
makinesine dönüşmüş Çinliler; Çin hükümetinin resmi politikası gereği;
Doğu Türkistan halkını ahlaki çöküntüye uğratmak, yeni suçlular kitlesi
oluşturmak ve Müslüman Türk halkının milli ve manevi değerlerini
dejenere etmekle görevlendirilmiş oldukları vurgulanıyor.
Doğu Türkistan'a yönelik Çinli göçmen akını sonucunda bazı vilayetlerde
Çinli nüfusu Müslüman Türk nüfusunu çoktan geçmiş bulunduğu
kaydedilirken, Ürümçi' de Çinli nüfus oranı şu anda yüzde 90 civarında
olduğu ifade edildi. Kaynaklar, bu yüzden; Ürümçi vilayetinin Doğu
Türkistan'ın en fazla suçlu oranına sahip bir vilayeti haline geldiğini
kaydediyorlar.
Hırsızlık, cinayet ve gasp patladı.
Yıllık suç dosyaları oranı içerisinde; Adam öldürme, hırsızlık ve gasp
dosyaları % 90' lık bir oranı teşkil ettiği ifade edilirken, “Sinkiang
(Doğu Türkistan) Tiyanşan (Tanrıdağı ) İnternet Sitesi”nden Şubat ayının
18. gününde alınan bir habere göre; geçen yıl şehir genelinde 32 bin 191
adet suç dosyası daha ortaya çıkmış olup, bir önceki yıla göre yüzde 6.1
oranında bir artış gözlendiği belirtilmiştir. İlgili daireler ise ancak
15 bin 547 suç dosyasını neticelendirebilmiş, 5bin 512 kişiyi
tutuklayıp, 4 bin 653 kişi hakkında da çeşitli kararlar verildiği
hatırlatılmış..
Fakat aynı yıl Çin hükümeti tarafından “Üç Türlü Güçler” olarak anılan
ve tamamıyla Doğu Türkistanlılara yöneltilen sözde “Bölücülük ve yasa
dışı dini hareketlerle ilgili dosyalar” dan sadece 12 tane oluştuğu
anlaşılmıştır. Doğu Türkistanlılar olarak 32 bin 191 defa meydana gelen
suç dosyaları ile, yalnızca 12 adet olarak oluşturulan “Millî Bölücüler
Dosyası”nı karşılaştıracak olursak Ürümçi şehrinin huzur ve asayişini
kimlerin bozmakta olduğunu açıkça görmek mümkün.Meselenin asıl
trajıkomik olan tarafı; Bu yılın başlarında toplanan “Ürümçi Vilayeti
Genelindeki Siyasi Yasa Hizmetleri Toplantısı”nda “Yasa Organlarının
2004 yılındaki baş vazifeleri, millî bölücülere, zorba teröristlere ve
radikal dini güçlere sert darbe vurmayı amaçlayan ve “Üç Türlü Güçler” e
en üst dereceli darbe vurma halini ebediyen muhafaza etmemiz gerekiyor.”
Konuşmaları yapıldı.
Çinliye ayrı Türk’e ayrı muamele
Yetkili yasa organları bütün Ürümçi şehrini kaplayan hırsız, katil ve
gaspçıları ikinci plana atarak, aslında hiç var olmayan; “Millî bölücü,
terörist ve radikal İslamcılar” a darbe vurma seferberliği başlatan
Çinin, buna benzer uygulamaları Doğu Türkistan'da , özellikle de Çin
milletinden olanların oluşturduğu suç dosyalarının şiddetle çoğalarak
Doğu Türkistan halkının can ve mal güvenliğini tehdit etmekte olduğu
gerçeğini ortaya çıkartıyor. Hükümetin Çinli suçlulara ayrıcalıklı
davranmaları ve yargılama esnasında Doğu Türkistanlılara ayrı, Çinlilere
ayrı muamele ve uygulamalar yapmaları Çinli suç makinelerini oldukça
cesaretlendirdiği ve onları daha fazla suç işlemeye yönelttiği
belirtiliyor.
Endişe içinde yaşamakta olan Ürümçi' deki Müslüman Uygur halkı, hükümet
yetkililerinden; katil, soyguncu ve hırsızlara karşı etkin önlemler
almasını beklerken, Kızıl Çin hükümet yetkililerinin Çinli suç
makinelerine adeta prim veren davranışları ve hala “Üç Türlü Güçler”
olarak adlandırdıkları yerli Türk halkı ile uğraşmaları oldukça
düşündürücü olduğu kaydediliyor. (ETIC) |
|
Çin mallarına
hükümet “Dur” demeli
Çin, tehdidi ciddiye alınmalı
Son yıllarda artarak devam eden Çin mallarının
Türkiye için en büyük tehdit olduğuna dikkat çeken Kayseri Ticaret Odası
Başkanı Hasan Ali Kilci, “Çin'e elini veren kolunu kurtaramıyor. Çin
tehdidi kesinlikle ciddiye alınarak gereken tedbirler alınmalıdır” dedi.
Çin'in kalitesiz ve taklit mallarının giderek piyasalara hakim olmaya
başladığına dikkat çeken Kilci, bu yüzden ülke ekonomisinin çok büyük
darbe yediğini kaydetti.
Sonu büyük hüsran olur
Çin tehdidinin ciddiye alınmaması durumunda
başta tekstil ve elektronik eşyalar olmak üzere bir çok sektörde büyük
hüsranların yaşanabileceğinin altını çizen Kilci, gelen her kalitesiz
malın bir fabrikanın kapanması ve yüzlerce işçinin sokağa atılması demek
olduğunu ifade etti. Hasan Ali Kilci, “Çin mallarının girişine devlet
olarak ciddi tedbirler alınmalı. Millet olarak da bu konuda duyarlı
olmalı ve bu tür kalitesiz ve ucuz mallara rağbet etmemeliyiz. “
şeklinde konuştu. |
|
Hong-Kong’da dev demokrasi
mitingi
Dong Jianhua, Hong Kong'da yapılan dev demokrasi mitingiyle ilgili
olarak yaptığı açıklamada, Hong Kong Temel Yasası'nın ilgili maddeleri
ve Çin Ulusal Halk Meclisi Daimi Komitesi'nin bu yasayla ilgili
içtihatları ve kararları doğrultusunda demokrasiyi adım adım
ilerleteceklerini, genel seçim yapılması yönündeki nihai hedefi
gerçekleştireceklerini söyledi.
Hong-Kong halkı başta olmak üzere kıta Çin'deki ve dünyanın bir çok
ülkesinde sürgünde bulunan demokrasi yanlısı Çinlilerin Çin'de demokrasi
talepleri, hiç şüphe yok ki; yakın bir zamanda eski Sovyetler Birliğinin
uğradığı akibete Çini de uğratacaktır.
Çin merkezi hükümetinin Hong Kong'taki irtibat ofisi tarafından da
yapılan açıklamada, Hong Kong-luların vatana yeniden kavuşmalarından bu
yana özgürce miting, gösteri ve yürüyüş yapma hakkına sahip oldukları
ileri sürülerek, gösteride kullanılan bazı pankartların ve atılan bazı
sloganların uygunsuz ve Hong Kongluların genel isteğinden uzak olduğu
savu-nuldu.Anlaşıldığı kadarı ile, yıllar boyunca demokrasinin tadına
varan Hong Konglu Çinliler Merkezi Çin hükümetinin baskıcı tutumundan
bıkmış olmalılar ki; eski günlerin özlemi içerisinde demokrasi talebi
ile miting düzenlemişlerdir. Zaten kontrol edilemeyecek olan bu yürüyüşü
Çin merkezi hükümeti Hong Kong bürosunun sahiplenerek "yurtlarına
yeniden kavuşan halkımız özgürce miting düzenleyebilmektedirler" demişse
de; bazı pankartların içeriğini doğru bulmamış olmaları mitingin
merkezi Çin hükümeti aleyhinde geliştiğini işaret etmektedir.
Hong Kong'un İngiliz yönetiminden Çin'e geçişinin 7. yıldönümü
dolayısıyla düzenlenen gösteriye düzenleme komitesine göre 530 bin
kişinin katıldığı kaydedildi. |
|
Doğu Türkistan millî
eğitiminin Çinlileştirilmesi protesto edildi!
Temmuz ayı içerisinde
Manas Nahiyesinde yüzlerce Doğu Türkistanlı Orta Okul ve Lise
öğrencileri Nahiye yerel hükümet binası önünde toplanarak Çin hükümetine
karşı tepkilerini ortaya koydukları ifade edildi.
Gösterinin sebebinin son zamanlarda Çin'den gelen öğrenci göçmenlerin
sayısı giderek artması olduğu öğrenilirken, bu Çinli göçmenlerin Lise
öğrencileri olduğu, hükümetin asimile politikaları çerçevesinde Liseye
giriş puanlarının diğer bölgelere göre Doğu Türkistan'da çok aşağı
olarak uygulaması Doğu Türkistan'ın bazı vilayet ve bölgelerine Çin
hükümetinin de gizli desteği ve teşviki ile gelip yerleştirilmesi
dolayısıyla Doğu Türkistan'a akın ettikleri belirtildi. Doğu
Türkistan'daki okullardaki Türk öğrenci sayısının bunlar karşısında
azınlık durumuna düştüğü belirtildi..
Bu yüzden bir araya gelen Doğu Türkistanlı öğrenciler Yerel hükümet
binası önünde Çin'den öğrenci getirilme işine son verilmesini
istedikleri öğrenildi. Nahiye başkanı ile görüşerek isteklerini anlatmak
isteyen öğrencilere Çok sert davranan Polislerin; “Hepinizi Tutuklar
Hapse atarız” diye tehdit ederek ve zor kullanarak öğrencilerin
dağıttıkları ifade edildi. |
|
Uluslararası Af Örgütü’nün
Son Doğu Türkistan Raporu (Özet)
Uluslararası Af
Örgütü'nün yeni raporuna göre Çin; “terörle mücadele” adı altında Uygur
toplumunun haklarını uzun süredir baskı altında tutuyor. Birçok Uygur
komşu ülkelere kaçmakta, ancak kaçanların büyük bir kısmı işkence ve
ölüm cezası ile karşı karşıya oldukları Çin'e geri gönderilmektedir.
Uluslararası Af Örgütü, “Çin Uygurlar üzerindeki baskısını “terörizm”le
savaş adına artırdı” dedi. “ABD'ye yapılan 11 Eylül 2001 saldırılarından
bu yana Çin Hükümeti bölgedeki tüm politik ve dini farklılıklara karşı
oluşturdukları baskıyı artırmak için 'terörizm karşıtlığı' nı bahane
olarak kullanmaktadır. Son üç yıl içinde Çin'in kuzey batısında bulunan
Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde (XUAR), “anti terörizm” gerekçesi altında
on binlerce kişi gözaltına alınmıştır. Bu olaylar bölgesel hükümetin
başı tarafından yapılan; “son yıllar içinde bir patlama veya suikast
olayının hiç yaşanmamış olduğu” iddiasına rağmen yaşanmaktadır. Çin
hükümeti şiddeti hiçbir zaman kullanmamış ya da savunmamış olan düşünce
mahkumlarını gözaltında tutmaya devam etmektedir. Bu durum, Çin'in
bölgedeki baskı politikalarının şiddet içeren davranışlar ya da
'terörizmle' savaşmanın çok ötesinde olduğunu göstermektedir. Bir
düşünce mahkumu, 57 yaşındaki Rebiya Kadeer Çin hükümeti tarafından
örnek bir işkadını olarak gösterilmekteydi: 1995 yılındaki Birleşmiş
Milletler Dünya Kadın Konferansına resmi temsilciler heyetinin bir üyesi
olarak katılmıştı. 2000 yılında ise 11 çocuk annesi olan bu kadın
yapılan gizli bir yargılama sonucunda; “gizli bilgileri yabancılara
vermek” iddiası ile 8 yıla mahkum edildi. Daha sonra söz konusu gizli
bilgilerin eski bir siyasi mahkum olan ve ABD'de yaşayan kocasına
gönderdiği herkes tarafından okunan yerel gazeteler olduğu ortaya çıktı.
Rebiya Kadeer şimdi cezaevinde kronik gastritten dolayı günlük ilaç
tedavisi görmektedir. Uluslararası Af Örgütü Mart ayında alınan
mahkumiyetinde 1 yıllık azaltmaya gidilmesi kararını memnuniyetle
karşılamakta, ancak acil ve şartsız olarak salıverilmesi yönünde çağrı
yapmaya devam etmektedir. Hükümet aynı zamanda; çoğu Müslüman olan
Uygurların dini hakları üzerindeki kısıtlamalarını artırarak bazı
camileri kapatmış, bazı dini okulları ve uygulamaları da yasaklamıştır.
Hem kısıtlamalarını dini, kültürel ve sosyal haklara da uzatarak
“ayırımcı, terörist veya dini fanatik” oldukları şüphesi ile kişileri
yıllarca adil olmayan yargılamalar ertesinde mahkumiyet veya idam
cezaları ile karşı karşıya bırakmış, hem de avukatlar veya aileleri ile
görüştürülmeden işkence ve uzun süreli gözaltında tutmuştur.
Uluslararası Af Örgütü, “Uygur kültürü ve dini kimliğinin üzerinde var
olan baskı düzeyi tehlikeli bir şekilde artmaktadır” diye belirtti.
Belge tanımı:
AI Index: ASA 17/032/2004
Belgenin ilk yayınlanma tarihi: 07.07.2004
Site endeksi: ozdais0807200401
Bu sitede ilk yayınlanma: 08.07.2004
Basın duyuru no:164 www.amnesty-turkiye.org |
|
Çin’den yine sinsi plan
İşgalci kızıl Çin
Hükümetinin Doğu Türkistan halkını asimile etme politikalarının başında;
Çin'den devamlı olarak Çinli göçmen getirerek Doğu Türkistan'ın en
verimli topraklarına yerleştirmeleri geliyor.
Gelen Çinlilerin, genellikle hapisten yeni çıkmış, Psikopat, Uyuşturucu
müptelası, Alkolik, Sabıkalı hırsızlar ve gaspçılar olduğu ifade
ediliyor. Doğu Türkistan halkını, işgalci Çin hükümetinin bu tutumu
oldukça rahatsız ettiği bildirilirken, Doğu Türkistan'a getirilen bu suç
makinesine dönüşmüş Çinliler; Çin hükümetinin resmi politikası gereği;
Doğu Türkistan halkını ahlaki çöküntüye uğratmak, yeni suçlular kitlesi
oluşturmak ve Müslüman Türk halkının milli ve manevi değerlerini
dejenere etmekle görevlendirilmiş oldukları vurgulanıyor.
Doğu Türkistan'a yönelik Çinli göçmen akını sonucunda bazı vilayetlerde
Çinli nüfusu Müslüman Türk nüfusunu çoktan geçmiş bulunduğu
kaydedilirken, Ürümçi' de Çinli nüfus oranı şu anda yüzde 90 civarında
olduğu ifade edildi. Kaynaklar, bu yüzden; Ürümçi vilayetinin Doğu
Türkistan'ın en fazla suçlu oranına sahip bir vilayeti haline geldiğini
kaydediyorlar.
Hırsızlık, cinayet ve gasp patladı.
Yıllık suç dosyaları oranı içerisinde; Adam öldürme, hırsızlık ve gasp
dosyaları % 90' lık bir oranı teşkil ettiği ifade edilirken, “Sinkiang
(Doğu Türkistan) Tiyanşan (Tanrıdağı ) İnternet Sitesi”nden Şubat ayının
18. gününde alınan bir habere göre; geçen yıl şehir genelinde 32 bin 191
adet suç dosyası daha ortaya çıkmış olup, bir önceki yıla göre yüzde 6.1
oranında bir artış gözlendiği belirtilmiştir. İlgili daireler ise ancak
15 bin 547 suç dosyasını neticelendirebilmiş, 5bin 512 kişiyi
tutuklayıp, 4 bin 653 kişi hakkında da çeşitli kararlar verildiği
hatırlatılmış..
Fakat aynı yıl Çin hükümeti tarafından “Üç Türlü Güçler” olarak anılan
ve tamamıyla Doğu Türkistanlılara yöneltilen sözde “Bölücülük ve yasa
dışı dini hareketlerle ilgili dosyalar” dan sadece 12 tane oluştuğu
anlaşılmıştır. Doğu Türkistanlılar olarak 32 bin 191 defa meydana gelen
suç dosyaları ile, yalnızca 12 adet olarak oluşturulan “Millî Bölücüler
Dosyası”nı karşılaştıracak olursak Ürümçi şehrinin huzur ve asayişini
kimlerin bozmakta olduğunu açıkça görmek mümkün.Meselenin asıl
trajıkomik olan tarafı; Bu yılın başlarında toplanan “Ürümçi Vilayeti
Genelindeki Siyasi Yasa Hizmetleri Toplantısı” nda “Yasa Organlarının
2004 yılındaki baş vazifeleri, millî bölücülere, zorba teröristlere ve
radikal dini güçlere sert darbe vurmayı amaçlayan ve “Üç Türlü Güçler” e
en üst dereceli darbe vurma halini ebediyen muhafaza etmemiz gerekiyor.”
Konuşmaları yapıldı.
Çinliye ayrı Türk’e ayrı muamele
Yetkili yasa organları bütün Ürümçi şehrini kaplayan hırsız, katil ve
gaspçıları ikinci plana atarak, aslında hiç var olmayan; “Millî bölücü,
terörist ve radikal İslamcılar” a darbe vurma seferberliği başlatan
Çinin, buna benzer uygulamaları Doğu Türkistan'da , özellikle de Çin
milletinden olanların oluşturduğu suç dosyalarının şiddetle çoğalarak
Doğu Türkistan halkının can ve mal güvenliğini tehdit etmekte olduğu
gerçeğini ortaya çıkartıyor. Hükümetin Çinli suçlulara ayrıcalıklı
davranmaları ve yargılama esnasında Doğu Türkistanlılara ayrı, Çinlilere
ayrı muamele ve uygulamalar yapmaları Çinli suç makinelerini oldukça
cesaretlendirdiği ve onları daha fazla suç işlemeye yönelttiği
belirtiliyor.
Endişe içinde yaşamakta olan Ürümçi' deki Müslüman Uygur halkı, hükümet
yetkililerinden; katil, soyguncu ve hırsızlara karşı etkin önlemler
almasını beklerken, Kızıl Çin hükümet yetkililerinin Çinli suç
makinelerine adeta prim veren davranışları ve hala “Üç Türlü Güçler”
olarak adlandırdıkları yerli Türk halkı ile uğraşmaları oldukça
düşündürücü olduğu kaydediliyor. (ETIC) |
|
Uygur okullarında büyük
tehlike
Kızıl Çin hükümeti
2005 yılına kadar Doğu Türkistan'ın başkenti Urumçi' deki Milli okulları
tamamıyla Çinlileştirmeyi planladığı belirtildi. Doğu Türkistan'daki
güvenilir kaynaklardan alınan bilgilere göre, şu anda Ürümçi şehrinin
Tanrıdağı bölgesindeki Doğu Türkistan halkına ait milli okulların hemen
hepsi Çin okullarına dönüştürülmüş durumda.
Tehlike daha da büyüyecek
Doğu Türkistan Türklerinin büyük tepkisini çeken bu uygulamanın Çin
hükümeti tarafından yaygınlaştırarak, gelecek yıl şehir genelindeki tüm
ilköğretim okullarının hepsini Çin okulları ile birleştirmeye
hazırlandığı ifade ediliyor. |
|
Çinli Milletvekili: Her yıl
10 bin kişi idam ediliyor!
Çin'de her yıl
yaklaşık 10 bin kişinin idam edildiği bildirildi.Güneybatıdaki Çonking
bölgesi milletvekillerinden Çen Conglin, ''ÇİN Gençliği'' gazetesinde
çıkan demecinde, ÇİN'de her yıl 10 bin kişinin idam cezasına
çarptırıldığını,bu cezaların da infaz edildiğini söyledi.
ÇİN'de idam cezası konusunda ilk kez yarı-resmi bir rakam basına
yansımış oluyor.
Milletvekili, ''Her yıl infaz edilen yaklaşık 10 bin idam cezası, diğer
ülkelerdeki idam cezalarının toplamından beş kat fazla'' dedi.
İnsan hakları örgütlerince idam yüzünden eleştirilen ÇİN, idam sayısını
gizli tutmaya çalışıyor. Uluslararası Af Örgütü, 2002'de ÇİN'de 1060
idam cezasının infaz
edildiğinin açıklandığına dikkati çekmiş, ancak gerçek sayının bunun çok
üstünde olduğunu son raporunda bildirmişti.
Öte yandan Doğu Türkistanlılar, Çin Hükümeti’nin Doğu Türkistan’da her
yıl binlerce Uygur gencinin kaybolmasından sorumlu olduğunu belirterek,
kendi bölgelerinde idam edilenlerin sayısının Kıta Çin’de idam
edilenlerin sayısından daha fazla olduğunu ifade ediyor. |
|
AB'den Çin'e Red
Avrupa Birliği, Çin'in
bir ''piyasa ekonomisi'' olarak kabul edilme isteğini geri çevirdi.
AB sözcülerinden Arancha Gonzalez, Avrupa Birliği'nin ''Çin ekonomisinin
çok fazla devlet müdahalesi altında olduğu ve yönetişimde şirketlerin
ağırlığının bulunmadığı'' gerekçesiyle piyasa ekonomisi olarak tanınma
talebini ''resmen'' geri çevirdiğini söyledi.
Çin Başbakanı Wen Jiabao, geçen ay yaptığı Brüksel ziyaretinde, piyasa
ekonomisi sayılmak için Avrupa Birliği yönetimine resmen başvuruda
bulunmuştu. Bir ülkenin piyasa ekonomisi olarak tanınması, uluslararası
ticarette bir çok avantajlar sağlıyor. Piyasa ekonomisi olarak kabul
edilen ülkeler ihraç mallarını fiyatlandırmada daha büyük serbestiye
sahip oluyar ve ''damping'' yapmakla suçlanmaksızın, ihraç ürünlerinde
önemli fiyat indirimleri yapabiliyor. |
|
Tren Faciası herkesi üzdü!
Türkiye, Sakarya'nın
Pamukova İlçesinde raydan çıkarak devrilen hızlandırılmış trenle büyük
bir şok yaşadı. 37 vatandaşımızın hayatını kaybetmesi ve 79 kişininde
yaralanmasıyla sonuçlanan tren kazası ile ilgi günlerce tartışmalar
oldu. Kazanın ardın dan Trenin nasıl raydan çıktığı da tartışma konusu
olurken, muhalefet partilerinden ve bir çok örgütten hükümeti suçlayıcı
açıklamalar geldi.
UZMANLAR İNCELİYOR
37 kişinin tren kazasında hayatını kaybetmesinin ardından,
hızlandırılmış trenlerle ilgili deneyimli ülkelerden uzman görüşüne
başvuruldu.
lk olarak Almanya'dan 3 kişilik heyet geldi. Almanya Demiryolları
mühendisleri, Devlet Demiryolları Genel Müdür Yardımcısı Erol İnal ve
diğer yetkililerin nezaretinde kazanın olduğu 4 kilometrelik güzargahta
inceleme yaptı. Alman heyete eşlik eden Demiryolları Genel Müdür
Yardımcısı Erol İnal ise, trenin hız kulpunun hızının basında yazıldığı
gibi olmadığını söyledi. Trenin hızının 80 kilometre olması gerektiğini
söyleyen İnal, “Burası virajlı bölgenin başladığı yer. Hızın düştüğü yer
burası. Yani Mekece'ye kadar olan hız 130 kilometredir, sonra da 80'e
düşmesi gerekirdi” dedi. Trenin bundan önceki 10 seferini
incelediklerini belirten Erol İnal, hız kutusunda tüm seferlerde hız
76-77 kilometre çıktını söyleyerek, “Ancak bu arkadaşımız her nedense
110'un üzerinde gitmiş” diye konuştu.
Öte yandan Cumhuriyet Halk Partisi TBMM'ye Ulaştırma Bakanı Binali
Yıldırım hakkında gensoru verdi ancak meclis gensoruyu büyük bir
çoğunlukla reddetti. |
|
İthal Çin Malı Fabrika
kapattırıyor
Çin, tehdidi ciddiye alınmalı
Son yıllarda artarak
devam eden Çin mallarının Türkiye için en büyük tehdit olduğuna dikkat
çeken Kayseri Ticaret Odası Başkanı Hasan Ali Kilci, “Çin'e elini veren
kolunu kurtaramıyor. Çin tehdidi kesinlikle ciddiye alınarak gereken
tedbirler alınmalıdır” dedi.
Çin'in kalitesiz ve taklit mallarının giderek piyasalara hakim olmaya
başladığına dikkat çeken Kilci, bu yüzden ülke ekonomisinin çok büyük
darbe yediğini kaydetti.
Sonu büyük hüsran olur
Çin tehdidinin ciddiye alınmaması durumunda başta tekstil ve elektronik
eşyalar olmak üzere bir çok sektörde büyük hüsranların yaşanabileceğinin
altını çizen Kilci, gelen her kalitesiz malın bir fabrikanın kapanması
ve yüzlerce işçinin sokağa atılması demek olduğunu ifade etti. Hasan Ali
Kilci, “Çin mallarının girişine devlet olarak ciddi tedbirler alınmalı.
Millet olarak da bu konuda duyarlı olmalı ve bu tür kalitesiz ve ucuz
mallara rağbet etmemeliyiz. “ şeklinde konuştu. |
|
Korkut Eken
tahliye oldu
Susurluk davasında
‘çete oluşturmak ve yönetmek’ suçundan mahkum olan ve “Efsane Yarbay”
olarak anılan Korkut Eken, 2.5 yıldır tutuklu kaldığı Ayaş Cezaevi’nden
dün tahliye edildi. Eken’in cezaevinden çıkışı sırasında, Abdullah
Öcalan’ı Kenya’dan getiren, şimdi emekli olan bir özel timcinin de
aralarında bulunduğu dokuz paraşütçü cezaevi önüne atladı.41 havai
fişeğin atıldığı, Elazığ Mehter Takımı’nın konser verdiği karşılamada
Emekli Korgeneral Hasan Kundakçı’da yer aldı. |
|
IMF: Memura maaşı yeter,
ülke ortalamasını aşıyor
Hükümetin talebiyle
‘Kamu Harcama Gözden Geçirmesi’ adıyla, bütçe kalemleri üzerinde çalışma
yapan IMF-Dünya Bankası uzmanları, bütçede personel ödeneklerinin çok
yüksek olduğunu bildirdi. Çalışma sonucu hazırlanan rapora göre memurlar
‘ülke ortalamasının üzerinde’ ücret alıyor. IMF-Dünya Bankası uzmanları,
bütçe harcama kalemlerine ilişkin eleştirilerini personel ödeneklerinde
yoğunlaştırdı. Teknik ekip, Kamu çalışanlarına ödenen maaşların yeterli
olduğu tesbitini yaptı. |
|
Türkiye, Osmanlı mirasına
sahip çıktı
Bosna Hersek'te
yaşanan iç savaş sırasında Hırvat topçularının atışları sonrası 1993 yılında yıkılan ve bir çok ülkenin katkılarıyla yeniden inşa edilen
tarihi Mostar Köprüsü 11 yıllık aradan sonra yeniden açıldı. Köprünün
yapımına katkıda bulunan ülkelerin başbakanları ve bakanlarının yer
aldığı 'Aile Fotoğrafı'nın ardından, başbakan ve bakanlar köprüyü
gezerek, yetkililerden bilgi aldılar. Törende, Bosna Hersek
Cumhurbaşkanı Süleyman Tihiç, köprünün yapımına katkıda bulunan
ülkelerin başbakan ve bakanlarına, günün anısına birer plaket takdim
etti. Devlet Bakanı Atalay ile beraberindeki bakanlar ve
milletvekilleri, daha sonra yine Bosna Hersek'teki iç savaş sonrası
yıkılan ve UNESCO'nun katkılarıyla onarılan hamamın açılış törenine
katıldı ve buradaki fotoğraf sergisini gezdi.
Birleşmiş Milletler, UNESCO, Dünya Bankası, Avrupa Konseyi Kalkınma
Bankası, Türkiye, Hırvatistan, Fransa, İtalya ve Hollanda'nın
katkılarıyla ERBU adlı Türk firmasınca 28 ayda aslına uygun olarak inşa
edilen Mostar Köprüsü, 2.7 milyon Euro'ya mal oldu. |
|
“Türk Dünyası birlik olmalı”
Kırım Millet Meclisi
Başkanı Mustafa Abdülcemil Kırımoğlu, Türk dünyasının içinde bulunduğu
meselelerin kavgayla değil, demokrasi ile
çözülebileceğini söyledi. Yalova'da kurtuluş şenlikleri çerçevesinde
tertiplenen "Türk Gençliğinin Sosyal ve Kültürel Meseleleri” konulu
konferansa konuşmacı olarak katılan Kırımoğlu Türk dünyasının
meselelerine temas ederek, "Türk dünyası ciddi anlamda zor günler
geçiriyor.
Durum hiç deparlak değil. Bu durumu daha iyi bir seviyeye getirmek bizim
elimizde. Bu gün Türk dünyası olarak birlik ve beraberliğe her
zamankinden daha çok ihtiyacımız var.
Ancak şu anda içerisinde bulunduğumuz zorlukların aşılmasının yöntemi
silah ve kavga değildir.
Türk dünyasının meselelerinin demokrasi ile çözülmesi
lazımdır" dedi. Kırımlıoğlu'ndan sonra söz alan Türkmen Cephesi Musul
Koordinatörü Mehmet Çam ise, "Bizler Iraklılar olarak dilimizi,
kültürümüzü çok zor şartlar içinde devam ettirmeye çalıştık. Eskiden bir
çocuk babasına kızdığı zaman, (Benim babam Saddam Hüseyin'e küfretti
diye
dışarıda söyleseydi, o kişinin akıbeti belli olmazdı.
O zor şartlarda dahi Türklüğümüzü ve kimliğimizi savunduk" şeklinde
konuştu. |
|
Türkmenlere hain saldırı
Irak'ın
kuzeyindeki Musul
kentinde bulunan
Irak Türkmen Cephesi bürosuna
düzenlenen saldırıda 1 kişi hayatını kaybetti, 3 kişi yaralandı.
Musul'un Belediye Mahallesi'nde bulunan Irak Türkmen Cephesi (ITC) Musul
bürosuna kimliği belirsiz kişiler tarafından ateş açıldı. Açılan ateş
sonucu büro görevlilerinden Yunus Mehmet Yunus hayatını kaybetti, Ahmet
Fadıl Abdülkadir, Ahmet Hüseyin Ahmet ve Ömer Mustafa Mehmet yaralandı.
Yaralılar Musul'daki Saddam Hastanesi'nde tedavi altına alındı.
Kurşunlanan bürodaki ITC çalışanları, nöbet değişimi esnasında
arkadaşlarına ateş açıldığını söylediler.
Telafer Türkmen Gazetesi Yazı İşleri Müdür Abdel Halim Efendi, Türkmen
Radyosu'na yapılan saldırının ardından ITC bürosuna da saldırı
düzenlediğini ve bu saldırıların kendilerini yıldırmayacağını belirtti. |
|
Karabağ’da Ermeni oyunu
Azerbaycan'ın işgal
altındaki topraklarından Yukarı Karabağ'ın gözbebeği olarak kaydedilen
Şuşa kentinin görüntüsü değiştirilerek Şehre Ermeni şehri görüntüsü
verilmeye çalışılıyor.
Bu konuda, sözde "Dağlık Karbağ hükümeti", Ermeni iş adamlarından yardım
toplamak için vakıf kurdu. Azerbaycan'ı Avrupa Konseyi Parlamenterler
Meclisi'nde (AKPM) temsil eden Millet Vekili Rafail Hüseyinov, "Artık bu
konuda AKPM'ye Ermeniler'in bu yöndeki çalışmaları ile bağlı belgeler
sunduk. Ermeniler'in esas amacı, tarihi Azerbaycan şehri olan, Güney
Kafkasya'nın konservatuarı sayılan, kültürel eserlerle zengin olan Şuşa
şehrinde Azerbaycan izlerini ortadan kaldırmaktır" dedi.
Hüseyinov, Ermeniler'in amaçlarına ulaşamayacaklarını söyledi ve "Onlar
er geç Şuşa'yı boşaltarak terk edecekler, 'Şuşa' vakfı kurmaları ucuz
siyasettir" diye konuştu. |
|
Ahıska Türkleri’nin sürgün
çilesi bitmiyor
Eski Sovyet
topraklarındaki şanssız halklardan Ahıska (Mesket) Türkleri, çıkan özel
bir izinle ABD'ye göç etmeye başladı. Gruplar halinde bölgeden ayrılan
Ahıskalılar, oturma ve çalışma izni olmadan Rusya'nın Kradnodar
bölgesinde yaşıyorlardı.
Göç etmek için toplam bin 700 aile başvuru yaptı. ABD'nin kabul edeceği
göçmen sayısının 10 bin civarında olacağı tahmin ediliyor. Böylece
Ahıska Türkleri son 60 yıl içinde üçüncü kez sürgün yoluna düşmüş oldu.
Geçmişte olduğu gibi, sürgüne gidecekleri yeri seçme şansı kendilerine
yine verilmedi.
Ahıska Türkleri'nin ayrılmaya başlaması, Rusya'nın Kradnodar bölgesinde
yaşayan yerel halkta bayram havası oluşturdu. Bölgenin milliyetçi valisi
Aleksandır Tkaçov, başta Türkler ve Ermeniler olmak üzere Krasnodar'da
yaşayan yabancılara uzun süredir savaş açmış durumda. Oturma ve çalışma
izni alamadıkları için zor durumda kalan Ahıskalılar, polis tarafından
sürekli olarak taciz ediliyordu.
Ahıskalar'ın bir adı da Osmanlı Türkleri. Bunun nedeni, Osmanlı
İmparatorluğu vatandaşıyken 19. yüzyılın sonunda sınırın çizilmesiyle
Gürcistan tarafında kalmaları. Yani, eski Sovyet topraklarında yaşayan
Azeri, Özbek, Kazak ve Gagavuz gibi Türk asıllı halklardan farklı olarak
Ahıskalılar; kelimenin gerçek anlamında Türk. Zaten, konuştukları dil de
günümüz Türkçe'sine çok yakın. Sovyet döneminde nüfus cüzdanlarında
"Türk "yazan tek etnik grup yine Ahıskalılar'dı.
AHISKA TÜRKLERİNİN ÇİLELİ HAYATI
Ahıska halkının çilesi, 2. Dünya Savaşı'nda Sovyet lideri Stalin'in
talimatıyla Gürcistan'dan Orta Asya'ya sürülmeleriyle başladı.
Gürcistan'da Meshetya adı verilen bölgede yaşadıkları için "Mesket
Türkleri" olarak adlandırıldılar. 1989 yılında Özbekistan'ın Fergana
Vadisi'nde yaşayan Ahıskalılar, yerel Özbeklerin inanılması güç
vahşetteki saldırıları sonucu kaçmak zorunda kaldı.
|
|
“Kayseri Modeli”
tüm Türkiye’ye örnek olsun
Türkiye'de bir çok
Belediye Kayseri Belediyelerini örnek alıyor. “Kayseri Modeli”olarak
adlandırılan çalışmalar ve yapılan hizmetler Türkiye'nin gözünün
Kayseri'ye çevrilmesine neden oldu. Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet
Özhaseki hemen hemen her gün bir televizyon kanalında “Kayseri Modeli”ni
anlatırken, “Deneyimlerimizi paylaşmaya hazırız” diyerek diğer Belediye
Başkanlarına çağrıda bulunuyor. Kayseri'nin gelecek 50 yılını
planladıklarını her seferde anlatan Özhaseki, Atık Su Arıtma Tesisi
yaptırdıklarını ve Türkiye'de Arıtma Tesisi yaptıran bir çok belediyeden
daha ucuza malettiklerini kaydetti. Türkiye'nin tek borçsuz belediyesi
olduklarını ifade eden Başkan Mehmet Özhaseki, “Türkiye'de tek borçsuz
belediyeyiz. Belediyede yaptığımız bir çok yeniliklerle zarar eden
kurumları özelleştirdik ve belediyeyi zarar etmekten kurtardık.”
Özhaseki, Kayseri'nin büyüme modelinin sırrını anlatırken, bunda
Kayserili sanayici ve işadamlarının önemli rolü olduğunu söyledi.Son
olarakta Fuar Kültür Parkı içerisine yapılacak olan Kongre Merkezi ile
ilgili bilgi veren Özhaseki, “Kayserili hayırsever işadamı Kadir Has’ın
katkılarıyla yaptırılacak olan Kongre Merkezimiz Lütfi Kırdar Kongre
Salonundan sonra Türkiye’nin 2.büyük kongre salonu olacak. Kongre
Merkezi 6 bin koltuk kapasiteli ve 10 bin kişialabilecek.İçerisinde her
türlü sosyal ve kültürel etkinlik,parti kongresi ve konserler
düzenlenebilecek. İnşaallah Kadir Has Kongre Merlezi 2 yıllık bir inşaat
çalışmasından sonra tamamlanacak”dedi.
Metropol Belediye Başkanlarıyla uyum içinde çalıştıklarını ifade eden
Mehmet Özhaseki, “ Biz metropol belediye başkanlarımızla tek
belediyeymiş gibi hizmet veriyoruz. Onlarla uyumumuz oldukça iyi
diye”konuştu. |
|
Bir günde139 fabrika temeli
atıldı
Kayseri ekonomisi son
yıllarda oldukça büyük gelişmeler kaydederek, Türkiye'nin parlayan
yıldızı durumuna geldi. Bu yeni gelişmeye yenileri eklenerek devam
ederken, Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın katılımıyla gerçekleştirilen
temel atma töreni Guinness Rekorlar kitabına aday gösterildi.
Tek düğmeyle Organize Sanayi Bölgesi (OSB) ne 139 fabrika temeli atan
Başbakan Erdoğan, Türk insanı ve Türkiye'nin başarma gücünün Kayseri'de
ki gelişmelerle rahatlıkla izlendiğini ifade ederek, “Artık, Türkiye bir
rantiye değil, şantiyeye dönmektedir”dedi. Beraberinde bazı bakan ve
milletvekilleriyle temel atma törenine katılan Başbakan Tayyip Erdoğan
butona basarak sembolik olarak 139 fabrikanın temelini attı.
OSB Başkanı Ahmet Hasyüncü yaptığı açıklamada, Kayseri'nin şaha
kalktığını belirterek atılan 139 fabrika temeli ile Kayseri'de
işsizliğin sona ereceğinin söyledi. Hasyüncü, “Biz OSB Yönetim Kurulu
olarak sanayicimizin önünü açmak için elimizden gelen gayreti
gösteriyoruz”dedi. |
|
Çin Hükümeti,
Türk okullarını Çinlileştiriyor
Çin hükümetinin Gulca
şehrindeki Milli okulları Çinlileştirme adımlarını hızlandırmak
maksadıyla bu yılın başlarından itibaren her yıl Gulca' da ki 100
öğretmeni bütün bir yıl süre ile Çince kurslarına gönderme kararı aldığı
ve ilk olarak 100 kişilik bir öğretmen grubunun Çince kursuna
gönderildiği bildirildi. Gulca Şehri genelinde 73 adet Uygur okulu
bulunuyor olup, öğrencilerin sayısı on bin den fazladır.Çin hükümeti
Şehirdeki Uygur okulları ile Çin okullarını birleştirme layihasını
hazırlayıp, Uygur öğretmenleri çeşitli şekillerde mecburi Çince
kurslarına göndermek, ya da Çince si zayıf olan öğretmenleri başka
mesleklere kanalize etmeye başlamıştır. Çinlilerin bu mecburi
Çinlileştirme politikası milli maarif sahasında Uygur öğretmen ve
öğrencilerin tepkilerine sebep olmuştur. Özellikle tecrübeli ve önde
gelen Uygur öğretmenlerin “Çin dili bilme seviyesi düşük” şeklindeki
sudan bahanelerle başka mesleklere yönlendirilmesi Doğu Türkistanlılar
arasında endişe ve tepkiye sebep olmaktadır.(ETIC) |
|
|
|