Yukarı
27.Sayı
27.Sayı Uygurca
İstiklal 27 Aile
İstiklal 27 Tam Sayfa.

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur

DOĞU TÜRKİSTANLILAR “AZINLIK MİLLET” DEĞİLDİR!

 

İşgal ettikleri Doğu Türkistan'ın gerçek nüfusunu 1949 yılından beri devamlı olarak gizli tutan ve dünya kamuoyuna nüfus konusunda hep yanlış ve yanıltıcı bilgiler veren işgalci Çin devleti, bununla da yetinmeyerek son yıllarda Doğu Türkistan halkı için “Uygur” deyimini kullanmayı bile çarpık ve işgalci rejimi için tehlikeli bulduğundan Uygurlar için “Azınlık millet” tabirini kullanmaya başlamışlardır.
İşgalci Çin devletinin, beyinlerini ve benliklerini bir miktar kırıntı karşılığında satılığa çıkartan bazı sözde Uygur işbirlikçilerden cesaret aldıklarını ve almakta olduklarını biliyoruz. Çünkü; Bir takım çok yüzlü sözde Uygurlar “Doğu Türkistan davasına hizmet etme” maskesi altında sürdürdükleri ihanetlerinde, zaman, zaman da Çinlileri cesaretlendirici yayınlar yapmaktadırlar. Doğu Türkistan davasını anlatmak maksadıyla başlatılan ama, el değiştirmesinden sonra Doğu Türkistan davası adına yanlış üstüne yanlışlıklar yapılmaya devam edilen Gökbayrak Dergisinde “Çin Halk Cumhuriyetinin Azınlık Politikası” (Sayı:48 Temmuz-Ağustos 2002) manşeti atılır ve yine aynı yayın organında “Çin'in terörle Savaşı” (Gökbayrak Dergisi Sayı:48 Temmuz Ağustos 2002 Sayfa 10,11,12,13) ifadeleri yer alırsa elbette ki; işgalci Çinliler de, bu gidişattan cesaret alarak güneşi balçıkla sıvamaya, Doğu Türkistan gerçeğini dünya kamuoyunun gözünden saklamaya, tedrici olarak ta Doğu Türkistan'ı tarih sahnesinden tamamen silip atmaya çalışırlar.
Doğu Türkistan Türkleri üzerinde her türlü insanlık dışı baskı ve zulümleri uygulamalarına rağmen yinede kendilerini güvende hissetmeyen Çin hükümeti, ülke içindeki resmi yazışmaların tamamında ve Doğu Türkistan'daki istatistik belgelerinde Uygurlar yerine artık kasıtlı olarak “azınlık milletler” telâffuzunu kullanmaya başladığı için bu deyimin içerisinde Uygurlarla ilgili açık bilgilere ulaşmak artık neredeyse imkânsız hale gelmektedir. Daha önceleri Doğu Türkistan için kullandıkları “Sinkiang Uygur Özerk Bölgesi”(!) deyiminden de vazgeçerek onun yerine yalnızca “Sinkiang” deyimini kullanmaya başladılar…
Çünkü; 1955 yılında Doğu Türkistan için tanıdıklarını ilân ettikleri ve bütün dünya kamuoyunu yanıltmaya matuf “Sinkiang Uygur Özer Bölgesi”(!) aldatmacasına gerçek anlamda işlerlik kazandırılması yolunda yakın bir gelecekte dünya kamu oyundan gelebilecek bir siyasî baskı ile karşılaşabilecekleri endişesi ile, sözde “Özerkliği” bile gözlerden saklamak ve inkâr yoluna gitmek çabası içindedirler.. Oysa ki; Tarihi Çin sahtekârlığının ve aldatmacılığının bir tezahürü olan “Özerklik Statüsü”nü, Doğu Türkistan Devlet adamı ve önderlerinden olan İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra Bey’ler 1 Kasım 1955 yılında birlikte yayınladıkları bir deklarasyon ile açıkça reddettiklerini bütün dünyaya ilân etmişlerdir.
Bütün dünya tarihçilerinin en eski tarihi vesikalar ışığında yaptıkları değerlendirme ve tespitleri ile de tescillendiği üzere, Doğu Türkistan ezelden sonsuza kadar Türk toprağı ve Türk vatanıdır. Doğu Türkistan için bundan başka bir tanım asla yapılamaz.
70 yıl boyunca eski Sovyetler Birliğinin, her bir Türk boyuna Türk oldukları gerçeğini unutturarak “Sen Kazak'sın, Sen Kırgız'sın, Sen Özbeksin” vs. gibi sözde ayrı, ayrı milletler türetmeye çalıştıkları gibi, Çinliler de Doğu Türkistan'daki Uygur'ları yıllarca onlara Türk olduklarını hatırlatacak her türlü yayın ve bilgilerden uzak tutmaya ve bütün güçleri ile bir “Azınlık Uygur Milleti” türetmeye çalıştılar…
Aradan geçen yıllar, değişen dünya konjonktürü, haber alma imkânlarının da Çin ve Rusların bütün engellemelerine rağmen bir nebze daha fazlalaşmasına paralel olarak bütün dünya milletlerinde kendi köklerine inme çabalarının ortaya çıkmasıyla, işgal altındaki Türk boylarının hepsinde de Türklük adına bir Milli bilinçlenme süreci başladı. Bununla beraber Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından esaret altındaki Türk boyları birer, birer bağımsızlıklarını ilan ederek özgür birer Türk devleti olarak dünya devletleri arasındaki yerlerini aldılar…
Artık sıra Çin esareti altındaki Doğu Türkistan'da idi… Nihayet işgalci Çinliler de korktuklarına uğramaya başladılar. Çünkü, yıllarca Türk oldukları kasıtlı olarak unutturulmaya çalışılan ve Doğu Türkistan'da nüfusun ekseriyetini Uygur boyunun teşkil ettiği, Türk boyları arasında da Türklük bilincinde filizlenme ve Türk Milli kimliği etrafında daha fazla bir kenetlenme başladı.
Türk milletine ebedi olarak esaret zinciri vurmanın mümkün olmadığını ve tarihteki “Kürşad İhtilali”ni unutan Çinliler, “Uygur” demenin “Türk” demek anlamına geldiğini daha fazla gizli tutamayacaklarını artık iyice anlamış olmalılar ki; “Uygur” ismini dahi kullanımdan kaldırmaya çalışmak gibi bir takım ahmakça ve “güneşi balçıkla sıvamak” gibi girişimlerle Doğu Türkistan'daki hâkimiyetlerini daha uzun yıllar devam ettirme hayalciliğine kapılmaktadırlar.
Artık, “Mızrak çuvala sığmıyor.” Çinililerin Doğu Türkistan Türklerine yönelik olarak uyguladığı soykırım, baskı, zulüm ve asimilâsyonlar dünya kamuoyunun gözlerinden saklanamıyor. Bu güne kadar her hangi bir olumlu etkisine rastlanılmasa da, Uluslar arası Af Örgütü ve Dünya İnsan Hakları Örgütleri tarafından hemen her yıl Çin'in dünyadaki insan hakları ihlâllerinde birinci sırada geldiğine dair raporlar yayınlanmaktadır.
İşgalci Çinlilerin iddia ettikleri gibi Doğu Türkistan Türkleri kendi anayurtlarında asla “AZINLIK MİLLET” değildirler!! Yıllardır aralıksız olarak Çin'den Doğu Türkistan'a Çinli göçmen getirip yerleştirmeyi sürdürseler de Doğu Türkistanlıları “Azınlık” durumuna düşürmeyi başaramamışlardır. Bunu ise, eski Çin Başbakanlarından Zhou En Lai bir konuşmasında Doğu Türkistan'ın nüfusunun % 70'inden fazlasını Uygurların teşkil ettiğini söylemiş olmakla itiraf etmiştir. Doğu Türkistan bir Müslüman Türk yurdudur, ebediyen de Türklerin olarak kalacaktır!

 

10.TÜRK KURULTAYI’NIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

 

Dünya Türklüğünün göz bebeği olan Türkiye'de Türklüğe darbe üstüne darbe vuranların yalnızca siyasî kaygılarla 5 yıl aradan sonra tertip ettikleri (Bu beş yılın 3 yılı mevcut hükümete aittir.)Türk dünyası Kurultayı kimi AKP kökenli yazarlarımızı oldukça sevindirmiş görünüyor. Neymiş efendim, Bahçeli döneminde bile yapılmayan Türk Kurultayını Türk Milliyetçiliği fikrine ters düştüğü söylenen Recep Tayip Erdoğan gerçekleştirmişmiş…
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin başbakanı Türk olduğunu, ya da Türklükten söz etmeyi yılda bir tertip edilecek olan (Tabiî bundan sonraki yıllarda yapılabilirse) Türk Kurultaylarına bırakır ve özellikle de yaklaşan seçimleri göz önüne alarak Türk dünyasına yönelik mesajlar yollama mecburiyetinde kalıyorsa bu durumun sevinilecek, sevindirecek bir tarafı asla yoktur… Apar-topar ve 700 bin dolar gibi bir meblağ masraf edilerek sadece yapmış olmak için tertip edildiği izlenimi veren bu defa ki kurultayın Türk dünyası ve Türk Toplulukları tarafından hangi düzeyde bir katılımla gerçekleştirildiğine bir göz atılmalıdır.
Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev,(Azerbaycan bu güne kadar Türkiye'ye karşı zaten tamamen millî hissiyatlarla ön şartsız bir şekilde yakınlık duymaktadır.) KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, (Talat ise zaten, AKP hükümetinin, bir ömrün tamamını Türklüğe hasretmiş olan Rauf Denktaş'ı ringin dışına atma girişimleri ile Cumhurbaşkanlığı makamında olduğunun minnet duyguları içerisinde bu kurultaydadır.) Kazakistan Devlet Sekreteri (Cumhurbaşkanı Nursultan Nazarbayev değil) Oralbay Abdikarimov, Kırgızistan Başbakan Yardımcısı (Kırgızistan Başbakanı değil) Daniyar Usenov ve diğer ülkelerden de sadece hükümet temsilcileri seviyesinde katılımlar oldu. Çünkü, AKP hükümetinin bu güne kadar Dış Türkler veya Bağımsız Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerine yönelik olarak tavrı gayet açıklıkla ortadadır…
Kuzey Irak'ta, sözde Türkiye'nin garantörlük hakları içerisinde olması gereken Musul-Kerkük, Suriye sınırları içerisinde ve burnumuzun dibindeki Bayır-Bucak Türkleri, KKTC Türklerinin oğul Denktaş'ın da türlü Bizans oyunları ile saf dışı bırakılması ile daha da vahim hale gelmekte olan içler acısı hali, batı Trakya'daki Türklerin AKP hükümeti tarafından “Her kes başının çaresine baksın” anlayışı ile yalnızlığa tek edilişi, 40 milyon nüfusa sahip Doğu Türkistan Türklerinin “Çin'den elde edilecek ticarî çıkarlar” uğruna “Çin'in toprak bütünlüğüne saygılıyız” teraneleri ile Çin sırtlanlarının önüne terk edilmesi… Ve bunlardan daha da vahim olanı, Kendileri “Türküm” diyemeyen ve diyemeyecek olanların Türkiye'de sistematik bir şekilde, “Türküm” demenin, AB ve ABD öyle istiyor diyerek neredeyse suç sayılacağı noktasına doğru sürüklenilmesidir…
Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki; Yüce Türk milletinin, ne kerhen yapılacak “Türk Kurultaylarına”, ne de kerhen “Türküm” diyerek Türklükten söz edenlere ihtiyacı vardır…
Türklük, siyaset ve koltuk çıkarları uğruna “sırası” geldikçe adından söz edilecek bir meta değil, kökleri 5000 yıl öncesine kadar dayanan bir realitedir.
Batı Türkistan Türk Cumhuriyetlerinin liderleri de artık inisiyatif ve millî irade sahibi şahsiyetler olup, kendilerinin doğru bildikleri değerlerine sahip çıkabilecek ve savunabilecek bir konumdadırlar. Onlara “Çantada keklik” gözü ile bakmak çok büyük bir siyasî hata olur.
Örs üzerinde demir dövenlere o demiri niçin ve hangi duygularla dövdüklerini sormak gerekir. Dünya Türklüğü ile ortak tarih, ortak dil ve ortak çıkarlardan söz etmek için öncelikle ve ivedilikle gönül birlikteliğinin sağlanması, gönül ve düşünce köprülerinin kurulması, hak edilmeyen ve hiçbir müeyyidesi yerine getirilemeyen “ağabeylik” psikozundan çıkıp eşit şartlar içerisinde gerçek kardeşlik değerlerinin su yüzüne çıkartılması gerekir…
 

Çin Malı ilâçlar ölümlere yol açıyor

 

Hindistan, Rusya, Çin ve Endonezya gibi ülkeler sahte ilaç üretiminde ilk sıralarda yer alırken, Türkiye bu ilâçların dünyaya dağıtılmasında bir geçiş koridoru olarak kullanılıyor. Hastalığın tedavisi için mutlaka bulunması gereken etken madde içermediğinden dolayı ölümlere sebep olan sahte ve taklit ilaç üretiminde patlama yaşanıyor.

İlaç sektörünü yakından takip eden uzmanlar özellikle son iki yılda yüzde 300'ü bulan bir artıştan söz ediyor. Sahte ve taklit ürünleri piyasaya sürenlerin ilaç paketlerini neredeyse tıpatıp kopyalayabilecek teknolojiler kullanması tehlikenin boyutlarını artırıyor.  İnsan sağlığını tehdit eden bu yükselişi en önemli problemlerden biri olarak gören Avrupa ülkeleri, Türkiye'nin de kendi saflarında etkin bir şekilde mücadele etmesini istiyor. Bu doğrultuda ilaç şirketleri ile masaya oturan Sağlık Bakanlığı, mücadele için kolları sıvadı. 1. Sayfadan Devam-Tüketicileri tanınmış ve bilinen markaları kullanmaları konusunda uyaran Turanlı, “Tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi pahalı ürünleri biraz daha ucuza mâl etmek için sahtesi çok. Tüm dünyada bu böyle, sadece Türkiye’de değil. Bunu önlemenin de çok imkânı yok. Çünkü aynı ambalajı bire bir taklit ediyorlar. Onun için en doğrusu normal kozmetik ürünleri satan mağazalardan alışveriş yapmak.” Diyor. Bakanlık, sahte ilaç ticaretini ve kupür yolsuzluğunu ortadan kaldıracak kapsamlı bir paket hazırlıyor. 2007'de uygulamaya girecek çalışmaya göre her ilacın özel bir numarası olacak ve bu numara başka hiçbir ilaca basılmayacak. Numaralı ilaçlar eczanelerin bilgisayarlı provizyon sistemine dahil edilecek. Sistem ayrıca hangi ilacın nerede dağıtıldığı, hangi bölgede kullanıldığı gibi bilgileri için bir veri tabanının kurulmasında kullanılacak.

 Konuyu hasta sağlığı açısından oldukça ciddiye aldıklarını kaydeden ilaç şirketi Pfizer de, Sağlık Bakanlığı ile işbirliği içinde çalıştıklarını ifade ediyor. İlgili mercilerle yapılan toplantılarda sahtecilikle mücadele konusunda edindikleri her türlü deneyimi paylaştıklarını kaydeden Pfizer, dünya genelinde sadece sahte ilaçların tanımlanması için çalışan laboratuvarlara sahip.

 ‘Türkiye'deki 5 yıllık ceza caydırıcı değil'

Uzmanlara göre dünyanın hemen her yerinde sahte ilaç üretenler aleyhindeki cezalar caydırıcı olmaktan çok uzak. Diğer suçlara kıyasla sahteciliğin daha kârlı ve az riskli olması kişileri bu suçlara rahatlıkla itebiliyor. Türkiye'de de durum çok farklı değil. TCK'da 'marka taklidi' bölümünde yer alan hüküm, kişilerin hayatını ve sağlığını tehlikeye sokacak biçimde ilaç üreten veya satan kimseye bir yıldan beş yıla kadar hapis ve adli para cezası öngörüyor. Polis, ilaç ticaretinin ise mümessiller aracılığıyla yapıldığını söylüyor. İlaç üretimi için özel makinelere ve bu makineleri kullanabilecek kalifiye kişilere ihtiyaç duyuluyor. Ayrıca pazarlama işi yine deneyimli kişilerce yapılıyor. Üretim yapan şahıslarla irtibatlı ecza depoları, eczane ve toptan marketçilik işi ile uğraşan kişiler tarafından büyük hastanelerin önünde bulunan ilaç simsarlarınca piyasaya sürülüyor.

 

Çin ilaçları da malları gibi kalitesiz...

Bitkisel yada doğal yollardan elde edildiği ifade edilen ilaçları kullananların hiçte ucuz olmayan bu ürünlerden fayda bulamadıklarını ifade etmeleri ve son zamanlarda Çin mallarında kanserojen kimyasal ürünlere rastlanması Çin malları hakkında ciddi kaygıların oluşmaya başlamasını sağladı.

 

Çin den ithal edilen ilaçları kullanan hastaların yeteri kadar olumlu yönde şifa bulamadıkları tespit edildi. Bitkisel yada doğal yollardan elde edildiği ifade edilen ilaçları kullananların hiçte ucuz olmayan bu ürünlerden fayda bulamadıklarını ifade etmeleri ve son zamanlarda Çin mallarında kanserojen kimyasal ürünlere rastlanması Çin malları hakkında ciddi kaygıların oluşmaya başlamasını sağladı.

Tüm bunlara rağmen Çin mallarına olan rağbet sadece ucuz oldukları düşüncesinden kaynaklanıyor ve artarak devam ediyor... Oysa hizmetin kalitesi düşünülmeden ucuzunu almaya çalışmak maliyeti arttırmaktan ve boşuna çaba sarf etmekten başka anlam taşımıyor. Demek ki 'Ucuz etin yahnisi yenmez' atasözünü çoğumuz unutmuşuz...

 

SAHTE KOZMETİK ÜRÜNLER BAYANLARI ERKEN YAŞLANDIRIYOR

 

ABD Ulusal Meslekî Güvenlik ve Sağlık Enstitüsü nün yaptığı bir araştırma, kozmetiklerde, 800 den fazla zararlı kimyevî madde bulunduğunu ortaya çıkardı. Kozmetiklerde kullanılan 2 bin 983 kimyevî madde üzerinde yapılan araştırma sonucunda, bunların 884 ünün toksik (zehirli) olduğu belirlendi. Bu maddelerden 774 ünün yüksek derecede zehirlenmelere, 146 sının tümörlere, 218 inin üreme bozukluğuna, 314 ünün mutasyona ve 376 sının deri ve göz rahatsızlıklarına sebep olduğu açıklandı. Bu arada, kozmetik ürünlerin mesane ve lösemi kanseri gibi hastalıklara yol açabileceği, saç boyası kullanan kadınların bu hastalıklara yakalanma risklerinin, kullanmayanlara oranla % 70 daha fazla olduğu kaydedildi. Öte yandan, parfümlerin içinde bulunan kimyevî maddelerin, sinir sistemi bozukluğu, nefes düzensizliği ve alerjik reaksiyonlara yol açabildiği tespit edildi. Konunun uzmanları, taklit kozmetik ürünlerinin sadece Türkiye’nin değil, tüm dünyanın sorunu olduğunu söylüyor. Kozmetikte, ilaç sektöründe olduğu gibi ciddi bir denetimin olmadığına işaret eden Turanlı, “Bunların ruhsatını Sağlık Bakanlığı veriyor. Ancak onlar da kozmetik piyasasına pek girmiyor. İthal edilip, kozmetik ürün diye satılıyor. Ancak içerisindeki muhafaza edici madde nedir? Koku verici madde nedir? Renk verici nedir? Bu firmanın kendi sırrı gibidir. Denetimsizlik var; ama kontrolleri artırmak da tam olarak çözüm değil.” diyor. Uzmanlar, piyasadaki taklit makyaj ürünlerinin erken yaşlanmalara sebebiyet verdiğine de dikkat çekiyor. Gelişigüzel ve bilinçsizce kullanılan kozmetik ürünler, ciltte kalıcı lekelere neden olabiliyor.

 

Ahmet İgemberdi, Avustralya'da miting yaptı

 

Avustralya'da yaşayan Doğu Türkistanlılar, ülkelerinin Çin tarafından işgal edilmesinin 57. Yıldönümü sebebiyle matem mitingi düzenledi.

 

Sidney şehrindeki Camperdown Park'ta düzenlenen matem mitingine Doğu Türkistanlılar ve çok sayıda Türk vatandaşı da mitinge destek verdi. Sunumlarını Kuranda Seyit'in üstlendiği mitingde, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Dr. Nazir Gül Daawar, Sürgündeki Doğu Türkistan Cumhurbaşkanı Ahmet İgemberdi ve Türk Dayanışma Derneği Başkanı Beşir Karasu birer konuşma yaptı.

Konuşmaların ardından yakındaki Çin Konsolosluğu'na doğru yürüyüşe geçen grup, burada yapılan konuşmanın ardından da konsolosluk kapısına çelenk bıraktıktan sonra olaysız bir şekilde dağıldı. 

 

Çin, den Türkiye’ye tehdit...

 

Çin, daha önce de böyle işler yapmıştı...

Türkiye'den, sürgündeki Uygurlara zorluk çıkarmasını isteyen Çin'in, 'Aksi halde biz de Kürtleri destekleriz' dediği öne sürüldü.  Çin Halk Cumhuriyeti'nin Kuzey Irak'taki petrol üretimi ile çok yakından ilgilendiği belirtilirken Çin hükümetinin, Türkiye'yi dolaylı yoldan sürgündeki Uygurlara zorluk çıkarmaması halinde Kürtlere destek vermekle tehdit ettiği de öne sürüldü. 1.Sayfadan Devam-ABD'nin önde gelen muhafazakâr düşünce kuruluşlarından The Heritage Foundation tarafından yayınlanan, Çin'in Ortadoğu çıkarlarına ilişkin bir değerlendirmede Çin'in bölge konusunda olumlu emellerinin olmadığını öne sürerek şu iddiaya yer verildi: “Çin'in terörü destekleyen devletler ile Hamas ve Hizbullah gibi terör örgütleri ile duygudaşlığı ve Türkiye'ye baskı amacıyla Kürt politikasını manipülasyonu, Beijing'in bölgeye ilişkin niyetlerinin iyi olmadığını gösteren birkaç uyarıcı işaretlerdir." Değerlendirmede Çin'in başta Kuzey Irak olmak üzere, Irak'ın petrol üretimiyle çok yakından ilgilendiği belirtilirken Çinlilerin "Irak'ın petrol rezervlerinin yüzde 40'ını oluşturduğu tahmin edilen, Kürtlerin zengin petrol alanlarına erişimi sağlamak için fırsat kolladığı savunuldu. Yazıda "Çinliler de, Kürtlerle olan ilişkilerini kullanarak Çin'in Sincan bölgesinden Türkçe konuşan Uygur mültecilerine desteği vermemesi için Türkiye'ye baskı yaptığı" iddia edildi.

 

Almanya'da Protesto Eylemi

 

Almanya'nın Hamburg şehrinde gerçekleştirilecek olan  “Çin Kültür haftası” etkinliklerine katılmak için gelen Çin Başbakanı Wen Jibao'nıun ziyareti münasebetiyle Dünya Uygur Kurultayı, Tibet Hareketi ve Birleşmiş Milletlerde Temsil edilmeyen milletler teşkilatı temsilcileri müşterek bir protesto eylemi gerçekleştirdiler.

 

Çinli Polisler, bir Türk’ü döverek öldürdü

 

RFA - Radyosunun ücretsiz hattından telefon eden bir Uygur Radyo dinleyicisi, 1998 yılının Temmuz ayının 3'ünde günü Şiho hapishanesinde meydana gelen bir hadiseyi haber vermiştir. Onun anlattığına göre, mezkûr olay esnasında Çin polislerinin Sali Muhammet adındaki bir

Uygur siyasî tutukluyu döverek öldürdükleri anlaşılmıştır. (İlteber)04.09.2006

 

Doğu Türkistan'a Çinli göçmen Akını

 

Bu yıl 8. ay girdiğinden beri Çin iç bölgelerinde yüz binlerce Çinli “Pamuk Toplama” adı altında Doğu Türkistan'a akın etmeye başlamışlardır. Bunların ekseriyeti Cheng Du şehrinin doğal afetlere uğrayan bölgelerinden toplanarak göç ettirilen Çinlilerdi.

“Tiyanşan İnternet sitesi”nin verdiği habere göre Ning Şia bölge hükümeti de Doğu Türkistan'daki “Bingtuen” adı verilen silahlı Çin milis güçleri ile işbirliği yaparak “Pamuk Toplama” adı altında Ning Şia'nın yoksul bölgelerinden Doğu Türkistan'a geniş oranda Çinli nüfus göç ettirilmeye başlanmıştır. Verilen haberlere göre, Pamuk toplama mevsiminin girişi ile beraber Ning Şia bölgesinden 15.000 Çinli Doğu Türkistan'a giriş yapmıştır. Kısa süre içerisinde de bu sayı 30 bini çoktan aşmış bulunmaktadır. 16. Sayfadan Devam-Fakat,  sadece Ning Şia bölgesinin Long De nahiyesinden Doğu Türkistan'a “Pamuk Toplama” adı altında girenlerin sayısı 10 bin kişi olup, Long De nahiyesi Komünist Partisi sekreter yardımcısının beyanına göre bu nahiyeden giden Çinlilerin iki ayda Doğu Türkistan'dan kazanacağı paranın miktarı 20 milyon yuen olup,  bu nahiyenin yıllık tüm maliye girdisi olan 16 milyon yuandan daha fazla bir orana ulaşmaktadır.

Ning Şia bölgesindeki çiftçileri Doğu Türkistan'a gitmeye seferber etmenin dışında emekliye ayrılan ya da işten çıkartılan Çinlileri de Doğu Türkistan'a giderek para kazanmaya zorlamaktadırlar.

Çin hâkimiyetinin  “Pamuk Toplama” adı altında Doğu Türkistan'a geniş oranda Çinli göç ettirmeye başlaması Doğu Türkistan'daki ve dış ülkelerdeki Doğu Türkistanlılar arasında sert tepkilere neden olmaktadır.

 

Uygurlar, Çinlilerin ikinci pandasına dönüştürülüyor

 

Uygur Türkleri tarihte dili, edebiyatı, sanatı ve folklorları ile tanınmış kadim bir topluluktur. Şu ana kadar bir milyar üç yüz milyondan fazla Han toplumuna asimle olmadan ayakta kalabilmesine, dini inancı dışında bu tür milli değerleri de önemli rol oynamıştır.

Ancak, günümüzdeki siyasî ve toplumsal durumu hiç de iç açıcı değildir. Doğu Türkistan'ın asıl sahibi olan bir halk kendi topraklarında hor görülmekte ve hakları ayak altına alınmaktadır. Örneğin; üniversite mezunu Uygur Türk gençleri işsiz dolaşmakta, edindiği bilgiler ışığında kendilerini ispat etmeleri çeşitli bahaneler gösterilerek engellenmektedir. Edindiğimiz gayri resmi bilgilere göre Uygur Türkleri daha fazla sanatsal etkinliklerde kullanılmaktadır. “Kuzey Açılım Projesi” çerçevesinde sözde bölgede yabancı yatırımlar arttırılmaya çalışılmakta ve çeşitli üretim tesisleri ve iş yerlerinin sayısı arttırılmaktadır. Bu tür iş yerleri açılışlarında Uygur sanatçıları “yeni nesil panda” gibi kullanılmaktadır.  Aslına bakılırsa artan işsizlik sebebiyle Uygur aileler çocuklarını küçüklüğünden sanat alanında yetiştirmeyi düşünmektedir. 16. Sayfadan Devam -  Çünkü bu alan diğer alanlara bakarak daha kolay iş bulunabilen ve fazla olmasa da para kazandıran en önemlisi başkalar tarafından sevilen bir daldır. Dans, şarkı, müzik ve sirk şuanda rağbet gören mesleki dallar içinde yer almaktadır. Uygurlar ancak bu dallarda kendini ifade edebilmekte ve özgür hissedebilmektedir. Bir toplum dans etmekle, şarkı söylemekle, müzik  ve sirk yapmakla gelişir mi ? Kısacası Uygur Türklerinden yetişen sanatçılar çeşitli açılışlarda nesli tükenmekte olan “pandalar” gibi sergilenmektedirler.

 

Ürümçi’de Silahlı Polis Enstitüsü Kuruldu

 

Mücadelesi yapılan söz konusu “terör” hareketleri ise, Uygur Türklerinin Çin yönetimine karşı kendi haklarını aramak için yaptığı çeşitli protesto yürüyüşlerinden ibarettir. Bunlardan, “Barın Olayları”

(Nisan 1990), “Hoten Protesto Hareketi” ve “Gulca Yürüyüşü” (Şubat 1997)…

1983 Yılında kurulmuş olan Ürümçi Jandarma Yüksek Okulu 16 Eylül günü, ÇHC Devlet Konseyi ve Merkezi Askeri İşleri Komitesi emriyle, Ürümçi Silahlı Polisler Enstitüsüne dönüştürüldü. Okulun derecesi de Yardımcı Bölük Komutanlığından Bölük Komutanlığına yükseldi. Gelen resmi rakamlara göre okul şu ana kadar 7000'den fazla subay yetiştirdi. Yetişen subaylar içinde %5'i ise albay dereceli rütbelere kadar ulaştı.15’de

Yapılan yorumlara göre, okulun yüksek okuldan enstitü derecesine yükseltilmesinin amacı ise, daha fazla yönetici askeri personel yetiştirerek, bölgeyi “terör” saldırılarından korumak olduğu yönündedir. Nitekim geçtiğimiz günlerde 300'den fazla mezun subay “terör”le mücadele hareketinde üstün hizmet madalyonları ile ödüllendirilmiştir. Mücadelesi yapılan söz konusu “terör” hareketleri ise, Uygur Türklerinin Çin yönetimine karşı kendi haklarını aramak için yaptığı çeşitli protesto yürüyüşlerinden ibarettir. Bunlardan, “Barın Olayları” (Nisan 1990), “Hoten Protesto Hareketi” ve “Gulca Yürüyüşü” (Şubat 1997)…vs gibi büyük küçük protesto faaliyetlerini sayabiliriz. Uygur Özerk Bölge Jandarma Komutanlığı, özellikle “11 Eylül Olayları”ndan sonra daha da hırçınlaşarak, Uygur Türklerinin ister bireysel olsun ister toplumsal olsun, en ufak bir protestosuna dahi izin vermeyerek tüm gücüyle ve hatta çoğu zaman silah kullanarak bastırmaya çalışmıştır.

 

“Çift Dilde Eğitim” diye anılan politikanın İcra Edilmesinde Hoten

Vilayeti Temel Pilot Bölgelerden Biri

 

Doğu Türkistan genelinde Uygurların en yoğun olarak yerleşik bulunduğu ve nüfusun % 90'ından fazlasını Uygurların teşkil ettiği Hoten’de Çin hâkimiyeti tarafından Türklerin eğitimini Çinli’leştirme maksadıyla yürütülmekte olan ve “Çift Dilde Eğitim” programının uygulaması devam ediyor.  Yapılan baskılar sonucu Hoten’de bu şekilde eğitim veren ilköğretim okullarının sayısı 203'e, “Çift Dilde Eğitim” sınıflarının sayısı ise 428'e, bu sınıflarda okumakta olan Uygur öğrencilerin sayısı ise, 16 bin 613'e ulaşmıştır.

Çin hâkimiyeti Hoten deki Uygur okullarında “Çift dilde eğitim”i ciddî biçimde icra etmeye paralel olarak Hoten'deki Çin okullarında da Uygur öğrenci alma işlerine hız kazandırmıştır. Bu sebeple, şu anda Hoten'deki Çin okullarında okumakta olan öğrencilerin % 50'si “Min Kao Xen” diye anılan Uygur öğrencilerdir.

Çin hükümeti “Çift dilde eğitim”i güvence altına almak için resmi dairelerden 500 Çinli memuru Uygur okullarına Çince öğretmenliği yapmaları için transfer etmiş ve yine 650 Çinli memuru da öğretmenliğe kabul etmişlerdir. Sözde “Çince’si zayıf” olan Uygur öğretmenleri ise mecburî olarak Çince kurslarına göndermişler, ya da başka meslek dallarına sevk etmişlerdir.

 

İran Temsilciler Grubu Doğu Türkistan'da

 

“Sinkiang Gazetesi”(!)(Doğu Türkistan Gazetesi)nin verdiği habere göre 07.09.2006 günü İran Uluslararası Münasebetler Komitesinin ve İran Gençler Partisinin başkanı Mehed Alihan önderliğindeki bir heyet Doğu Türkistan'a ziyarete gelmişlerdir.

“Otonom bölge” (!) (Doğu Türkistan) Komünist Partisi Sekreter yardımcısı ve “Otonom Bölge (Doğu Türkistan) siyasi grup” başkanı Eshet Kerimbeğ Ürümçi de İran heyetini ağırlamış ve onlara Doğu Türkistan'ın vaziyeti hakkında malumat vermişlerdir. Eshet Kerimbeğ bu defaki görüşme sırasında yaptığı konuşmada, Reform kapısının dışarıya açılmasından sonra ve özellikle de büyük kuzey- batıyı açma stratejisinin faaliyete geçirilmesinin ardından Sinkiang da(!) (Doğu Türkistan) çok büyük değişiklikler meydana geldi. Her millet halklarının sosyal ve ekonomik yaşam seviyesi çok büyük oranda yükseldi. Bununla beraber “Milli çerçeveli otonomi kanunları”nın icra edilmeye başlanışı ile dini inanç özgürlüğü politikası kesinlikle sürekli hale getirilerek her millete mensup halkların yasal menfaatleri tam olarak garanti altına alındı…” demiştir.

İran temsilciler grubunun başkanı Mehed Alihan'da yaptığı konuşmada komünist Partisinin Doğu Türkistan'da sözde iktisadi ve içtimai kalkınma cihetinde büyük kazanımlar elde edilmiş olduğuna övgüler yağdırmıştır.

Çoğunluğa da malum olduğu üzere İran ile Çin'in devlet sistemi ve ideolojik bakış açısı bakımından birbirleri ile aynı olan iki devlet görüntüsü veriyor olup, biri şeriat düzeni altındaki İslam devleti, diğeri ise komünist düzen altındaki diktatör devlettir. Fakat, uluslar arası siyasi sahnelerde bu iki devletin birbirleri ile ağız birliği yapa gelmekte olduğu ise bir gerçektir.

Günümüzde Doğu Türkistan halkının iktisadi alanda Çin tarafından çok ağır derecede talan edilmekte olduğu biliniyor olsa da, Çinli göçmenlerde iktisadi yönden büyük kalkınmışlıklar gözlenirken, yerli halkın yaşam seviyesinde hiçbir değişikliğin olmadığı, bunun yanıda “Büyük Kuzey batıyı açma stratejisi” diye anılan yol haritasının ise, gerçekte Doğu Türkistanlıları Çinlileştirmeyi amaçlamaktan ibaret bir stratejik plan olduğu açıkça görülmektedir. Uygurların türlü hak ve hukuklarının tarihte eşi benzeri görülmedik oranda çiğnenmekte olduğu bütün dünya tarafından bilinmektedir. Bu sebeple Uluslararası insan hakları teşkilâtları da bu yüzden Çin'i devamlı olarak kınaya gelmektedir.

Aslında bir Müslüman devlet olan İran Çin'in davuluna göre oynamayıp, kendilerinin Doğu Türkistanlı din kardeşleri ile duygu birliği birliği içinde olmaları ve onların insani hak ve hukuklarının garanti altına alınması hususunda Çin hâkimiyetine karşı siyasî baskı uygulamaları gerekirdi. Fakat, tam tersine Çinlilerin Doğu Türkistanlılara yönelttikleri politikalarını adeta göklere çıkartırcasına övmeleri, gerek Doğu Türkistan içerisindeki ve gerekse de dış ülkelerdeki Doğu Türkistanlıların İran'a karşı sert tepki göstermelerine sebep olmaktadır.

 

Çin'in Doğu Türkistan Halkına Yönelttiği “Doğum Kontrolü Politikası”

 

Uygurları kendi yurtlarında azınlığa düşürmek ve peyder-pey onların neslini kurutmayı amaçlayan bu politikanın yürürlüğe konulduğu 1988 yılından beri Doğu Türkistan Halkı türlü yollarla kendilerinin tepkilerini bildirmişlerdir. Bu esnada birkaç defa geniş çaplı halk isyanları meydana gelmişse de Komünist Çin devleti yerli halkın bu konuda ortaya koyduğu tepkilerini ve protestolarını hiçbir zaman dikkate almayıp “Doğum Kontrolü Politikası”nı daha da sert yöntemlerle icra etmeye devam etti.

Günümüzde ise, gerek dış ülkelerdeki Doğu Türkistan Teşkilatları olsun, gerekse de yurt içindeki gizli Uygur teşkilâtları olsun Çin'in “Doğum Kontrol Politikası”nı Uygur halkının soyunu yok etmek için uygulanan faşist bir politika olarak değerlendirmektedirler. Doğu Türkistanlılar Çin hâkimiyetinin bu politikasına karşı durmayı ise, kendilerinin en önemli gündem maddelerinden biri olarak addetmektedirler.

 

Çinli kaçak göçmenler Türkiye’ye akın ediyor

 

Dünya’nın bir çok bölgesini kendisi için yayılma alanı seçen Çinliler, Türkiye’ye de göz dikti

 

Edinilen bilgiye göre, Nurettin İdiz'in (38) kullandığı ve öncü olduğu belirlenen 34 AZG 10 plakalı otomobille arkasından gelen ve İstanbul istikametine seyir halinde olan 06 BA 3716 plakalı minibüs hakkında gelen bir ihbarı değerlendiren jandarma ekipleri, Gümüşhacıköy İlçesi'nde yapılan bir operasyon sonucu önce 34 AZG 10 plakalı otomobili durdurdu. Öncü otomobilin jandarma tarafından durdurulduğunu öğrenen 06 BA 3716 plakalı minibüsün kimliği henüz belirlenemeyen sürücüsü, minibüsü yolun kenarında bırakarak yaya olarak kaçtı. Jandarma ekipleri, sürücüsü kaçan minibüsün içerisinde bulunan 8 erkek 1 kadın toplam 9 Çinli, 24 Pakistanlı ve 3 Iraklı olmak üzere İstanbul'a gitmekte olan 36 mülteciyi gözaltına aldı. Yakalanan mülteciler sınır dışı edilmek üzere Gümüşhacıköy Polis Merkezi'ne teslim edilirken, olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.

 

Uluslararası Af Örgütü, Çin'i sözünde durmadığı gerekçesi ile kınadı

 

Uluslararası Af Örgütü 21 Eylül 2006 günü bir rapor yayınlayarak, Çin'in insan haklarını iyileştirme konusunda verdiği sözü tutmadığı gerekçesi ile Çin'i sert bir şekilde kınadı.

RFA-Mezkûr teşkilatın bildirdiğine göre, 2008 yılı Pekin Olimpiyatları öncesinde Çin'in insan hakları konusundaki politikasında hiçbir değişiklik meydana gelmemiştir. Çin makamları, Olimpiyat müsabakalarına ev sahipliği yapma hakkını elde etmek için, ilk önce insan hakları konusunda iyileştirmeler yapacağına dair dünya kamuoyuna söz vermişti. Royters Ajansı, Uluslararası Af Örgütü'nün Asya bölgesinden sorumlu mesul müdür yardımcısı Babür'ün sözünü naklederek “Eğer haber muhabirleri ile insan hakları görevlileri kendi içlerinden geldiği gibi ifadeler kullanmazlarsa, hapishanelerdeki tutuklar kesintisiz işkence görürlerse veya Çin hükümeti sürekli olarak suçluları gizli olarak öldürmeyi sürdürürlerse, insan haklarını iyileştirme hakkında konuşmanın hiçbir ehemmiyeti olmaz.” Dedi. Uluslar arası Af Örgütünün raporunda vurgulandığına göre, Çin hükümeti haber özgürlüğüne kesin olarak güvence vereceği konusunda söz vermişse de, aradan geçen bir yıl içerisinde Çin internet aboneleri ve habercilerinin özgürlüğünü çok sert bir biçimde engellemiştir. Raporda yine, Çin de onbinlerce kişinin adil olmayan yargılamalarla cezalandırıldığını ve hatta ölüm cezasına çarptırıldığını bildirmiştir. Uygur insan hakları teşkilatları da bugün Çin'de insan haklarının en ağır bir biçimde çiğnenmekte olduğu kesimin Uygurlar olduğunu bildirmekteler. (Eqide) 21.09.2006

 

A. Karakaş: Rabiye Kadir’i tebrik ediyoruz!

 

Millî önderimiz ve manevî annemiz Rabiye Kadir hanımın Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmiş olmasını bütün kalbimizle tebrik ediyoruz.

Bu sevindirici haber, Çin müstemlekecilerinin zulmü altında ezilmekte olan milyonlarca halkımız için kesinlikle çok değerli bir manevi tesellidir.

Ben öncelikle “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” adına Rabiye Kadir hanımı tebrik eder kendisine üstün muvaffakiyetler dilerim. Tıpkı muhterem Erkin Alptekin beyin bu konuda yayınladığı açık mektubunda beyan ettiği gibi Rabiye Kadir hanımın 2006 yılı dünya Nobel Barış Ödülüne aday olarak gösterilmiş olması, Doğu Türkistan Milli Mücadelesinin uluslar arası siyasetin gündemine alınacağının habercisidir. Doğu Türkistan halkının ezeli ve ebedi maksadı olan bağımsızlık iradesinin pekiştiğnin ve onun fiiliyata geçmesi adına bir adım atılmış olduğunun habercisidir.

Doğu Türkistan davasının uluslar arası bir dava olduğunun habercisidir. Böylece Rabiye Kadir hanımın maddi ve manevî fedakârlıklara göğüs gererek  Doğu Türkistan davasını dünya kamuoyuna anlatmak içn  yürüttüğü faaliyetlerinin  daha da yukarı seviyelere yükselmekte olduğunun ispatıdır.

Milletimize hayırlı olsun!

Hürmet ve ihtiramlarımla:

Abdulcelil Karakaş

Doğu Türkistan Enformasyon

 Merkezi Başkanı

 

Rabiye Kadir Nobel’e aday gösterildi

 

Bir zamanlar Çin'in en zenginleri arasında bulunan ve bir süre de hapis yatan Uygur iş kadını Rabiya Kader'in Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesine işgalci Pekin yönetimi tepki gösterdi.

Bir zamanlar Çin'in en zenginleri arasında bulunan, daha sonra ayrılıkçılıkla suçlanan ve hapis yatan Uygur iş kadını Rabiye Kadir'in Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesine Pekin yönetimi tepki gösterdi. Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Çin Gang, "vatanı bölmeye çalışan 'Doğu Türkistan yanlısı' Rabiye Kadir'in Nobel Barış Ödülüne aday gösterilmesinin, ödülün amacına uygun olmadığını" ileri sürerek, "Çin'in buna karşı çıktığını" söyledi. Kadir'in şu anda "yurtdışındaki 'Doğu Türkistan' terör güçleriyle işbirliği yaptığını ve demokrasi ve insan hakları bahanesiyle gerçekleri çarpıtarak Çin hükümetine saldırdığını" iddia eden Çinli yetkili, Kadir'in "Çin'e karşı bölücülük girişimlerinde bulunduğu safsatalarını öne sürerek, Doğu Türksitan’ı  Çin'den kopartmaya çalıştığını savundu. Sözcü, Pekin'deki olağan basın toplantısında Kadir'in bu girişimlerinin, Çin toplumunun barışı ve istikrarını baltalamayı amaçladığını, bunun da Nobel Barış Ödülünün amacına aykırı düştüğünü ileri sürdü. 58 yaşındaki Kadir, "devlet güvenliğini tehdit ettiği" gerekçesiyle tutuklanmış, beş yıl hapis yattıktan sonra hastalığı nedeniyle serbest bırakılmıştı. Tedavi görmek için ABD'ye giden Kadir, 2004 yılında Norveç'te insan haklarıyla ilgili Rafto Ödülünü kazandı.

 

Rabiye Kadir, BM Genel Sekreteri Kofi Annan ile görüştü

 

RFA-Uygur İnsan Hakları Savunucusu ve Nobel Barış ödülü adayı Rabiye Kadir Hanım 17.09.2006 tarihinde Newyork'ta BM Genel Sekreteri Kofi Anan ile görüştü. Fakat Kofi Anan ile görüşmesinin mahiyeti ile ilgli görüşmeyi reddetti.

Rabiye Kadir Hanım Kofi Anan ile BM. Haftası münasebetiyle BM'in Newyork'taki Genel Merkezinde gerçekleştirilen uluslar arası toplantıya iştiraki esnasında buluştu. Bu toplantı 18.09.2006 tarihinde başlayacak olan BM Genel Kurulu Toplantısından bir gün önce gerçekleştirilmişti.

Rabiye Kadir hanıma bu yıl ki Nobel Barış Ödülünün en güçlü adaylarından biri gözü ile bakılmaktadır. Çin hükümeti Rabiye Kadir'i Nobel Barış Ödülüne aday gösteren kişileri eleştirmiş ve Rabiye Kadir Hanıma “Teröristlerle ilişkisi var” diyerek saldırmıştı. Ayrıca Rabiye Kadir, BM kurulduğundan beri ilk defa BM Genel Sekreteri ile görüşen Uygur önderi sayılıyor. (Erkin)

 

Norveç, Doğu Türkistan konusunda baskı uygulayan Çin’i kınadı

 

RFA-Norveç medyasının verdiği haberlere göre Çin dış işleri bakanlığı, Çin'i ziyaret etmekte olan Norveç dış işleri bakanlığı temsilciler grubuna “Eğer Nobel Barış Ödülü Uygur İnsan hakları savunucusu Rabiye Kadir'e verilecek olursa bu durum iki devlet ilişkilerine ağır derecede etki eder” diyerek bir uyarıda bulundu.

“Oslo Akşam Posta Gazetesi” Çin Dışişleri Bakan yardımcısı Jang Süyyüy'ün 21.09.2006 tarihinde Pekin'de Norveç ziyaret grubuna, eğer bu ödül Rabiye Kadir'e verilecek olursa iki devlet münasebetlerinde bir “çatlak meydana gelir” diyerek uyarıda bulunduğunu haber yaptı. Fakat bu uyarı Norveç makamlarının tepkisine neden oldu. Norveç dış işleri bakanlığı devlet sekreteri Reymond Johansen 22.09.2006 tarihinde Çin'in tehdidini “asla kabul edilemez” ve “Uygunsuz” hareket diyerek kınadı. O, Nobel ödülü cemiyetinin hükümete bağlı olmayan ve bağımsız bir organ olduğunu bildirdi. Norveç medyası Çin'in bu hareketini Nazi Almanyasının 1935 yılındaki hareketleri ile mukayese ederek, 1935 yılında Nazi Almanyası Nobel Ödül Cemiyetinden bu mükâfatı Almanyalı Karl Fon ossitzi'ye verilmemesini talep etmişse de lakin bu mükâfatın Ossitzi’ye verilmesini engelleyememiştir. Bu duruma sinirlenen Hitler Almanların Nobel ödülü almalarını yasaklamıştı.(Erkin)

 

Doğu Türkistan`da deprem

 

Doğu Türkistan`da Richter ölçeğine göre 5,4 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.

Alınan bilgiye göre, gece yarısından sonra meydana gelen depremin merkez üssünün, Hoten`a 200 kilometre mesafedeki Karakurum Dağları olduğu belirlendi. İşgal hükümeti tarafından depremde herhangi bir can yada mal kaybı olup olmadığı hususunda bir açıklama yapılmadı.

Doğu Türkistanlılar, Çinlilerin Doğu Türkistanlıları sefalet içinde bırakmaları ve gerekli ekonomik refaha kavuşmalarını engellemeleri yüzünden milyonlarca Türk’ün yokluktan dolayı kerpiç ve tahtadan yapılma derme çatma kulübelerde yaşamak zorunda bırakıldıkları ifade ediliyor.

Hoten`da 1996 yılında 7,1 büyüklüğünde bir deprem meydana gelmişti.

 

ATO: Gözlükte Çin istilası yaşanıyor

 

Ankara Ticaret Odası (ATO) Başkanı Sinan Aygün, 1 milyar dolarlık Türkiye gözlük pazarının Çin istilası altında olduğunu belirterek, “Piyasadaki gözlüklerin yüzde 90'ı çekik gözlü” dedi.

Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, yerli gözlük fabrikalarının ekonomik istikrarsızlık, üretim girdileri ve vergilerin yüksekliği nedeniyle üretimlerine ara vermek zorunda kaldığını kaydetti. Aygün, 18 gözlük fabrikasından sadece 5'inin aktif üretim yaptığını söyledi.

Yıllık üretim kapasitesinin sadece yüzde 10'unun kullanıldığını vurgulayan Aygün, “Yıllık üretim kapasitemiz 6 milyon iken 600 bin adet gözlük üretiyoruz. Bırakın 130 milyar dolarlık dünya pazarından pay almayı 1 milyar dolarlık Türkiye pazarında bile esamimiz okunmuyor” diye konuştu.

20 MİLYON TÜKETİMİN YÜZDE 3'Ü YERLİDE

 Yerli gözlük sektörüne acilen koruma ve teşvik sağlanması gerektiğini ifade eden Aygün, “Türkiye'de gözlükçülük sektörü batıyor, hükümet pembe gözlükle seyrediyor” dedi. Aygün, gözlük sektöründe yoğun işten çıkarmalar yaşandığını da söyledi. Türkiye'de yıllık gözlük tüketiminin 20 milyon olduğunu, bunun 10 milyonunun optik, 10 milyonunun da güneş gözlüğünden oluştuğunu hatırlatan Aygün, “Tüm kullanılan gözlüklerin içinde yerlinin payı sadece yüzde 3. Vatandaşa sorun bir tane Türk gözlük markası söyleyebilecek mi?” diye konuştu.

Piyasayı istila eden ucuz ve kalitesiz Çin malı gözlüklerin vatandaşın göz sağlığını tehdit ettiğini vurgulayan Aygün,

“İthal güneş gözlüklerinin 1.5 milyonu standartlara uygun, 8.5 milyonu standart dışı. Çin malı güneş gözlüklerinin büyük bölümü vatandaşın gözlerini korumadığı gibi gözleri bozuyor. Çin malı güneş gözlüklerine kesinlikle itibar etmeyin. Güneşten koruyayım derken, hem gözden hem de cepteki paradan olmayın" dedi.

 

İTHALATA VERGİ ŞART

Her yıl tüketilen 10 milyon optik çerçevenin 9 milyon adedinin ödemesinin kamu tarafından yapıldığını anımsatan Aygün, “Devlet optik çerçeve için yılda yaklaşık 250 milyon dolar ödüyor. Yazık değil mi bu devletin parasına?” diye konuştu. Sektörü korumak, istihdamı arttırmak, ithalatı ihracata çevirebilmek için ithal gözlüğe vergi konulmasının şart olduğunu belirten Aygün, şunları söyledi:

“İthal gözlüğe en az üç yıl süreyle vergi konulması şart. Mevzuat buna müsait. Böylece üretimine ara veren fabrikalar tekrar üretime başlar. İstihdam artar, sektör nefes alır. Üretim kapasitesi artacağı için Çin'le rekabet şansı doğar. Türkiye geleceğin gözlük üretim üssü haline gelebilir.”

 

Çin hükümeti internette görüşlerini beyan eden 3 kişiyi tutukladı

 

Doğu Türkistanlılara da İnternetten siyasi görüşlerini açıklamak yasak

RFA-Çin hükümeti, internette siyasi görüşlerini ortaya koydukları makaleler yayınlayan go féyshiung, jang jenxung, chén shuching adlarında üç kişiyi “devleti yıkmaya yönelik tahriklerde bulundukları” gerekçesi ile tutukladı. Merkezi Fransa'da bulunan Basın Özgürlüğü Teşkilatı'nın bildirdiğine göre, Çin hükümeti bu üç kişiye “devlet hâkimiyetini yıkmaya yönelik tahriklerde bulundu, yasa dışı ticaretle meşgul oldu” şeklinde suçlamalarda bulunmuştur. Amerika Merkez haber Ajansının yaptığı haberde Çin'de son birkaç ay içinde onlarca kişinin internette siyasi görüşlerini ifade ettikleri için tutuklandığını açıkladı. Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütüne göre, Çin hükümeti demokrasi ve insan hakları savunucularının evlerine yönelik baskınlar düzenlemekte ve hatta bu kişileri tutukluyor. Son dönemlerde  Çin hükümetinin internet ve habercilik özgürlüğünü kısıtlayacak türden belgeler yayınlamaları ve yasalar çıkartmasının endişe verici boyutlara ulaştığı ifade edilirken, Doğu Türkistan’da Türklere karşı yoğun bir baskı olduğunun altı çizildi. (Gülçehre)

 

 

Milli Hareket Lideri Dr. Çöhreganli`dan Düşündürücü Açıklamalar

 

Güney Azerbaycan milli hareketinin lideri Dr. Çağrı Çöhreganlı, olaylı geçen Ortadoğu ziyaretinden Amerika`ya döndükten sonra diplomatik temaslarına hız verdi. Amerikan parlamento binasında düzenlenen İran`ın durumu konulu etkinliklere iştirak eden Dr. Çöhreganlı , Azerbaycan`dan gelen gazetecilerle de ilişkide bulundu. Ekspress gazetesine röportaj veren lide, Türkiye ve Azerbaycan hâkimiyetlerini eli kanlı Fars şovenizmine destek olmakla niteledi. Güney Azerbaycan milli kurtuluş hareketinin yalnız olduğunu dile getiren önder, Türkiye ve Azerbaycan`da dâhil Türk dünyasında hâkim olan tabakalarca desteklenmediklerine dikkat çekti. Türk dünyasının İran baskısıyla hareket etmesinin İran Türklerini yaraladığını da değinen lider, Türkiye`nin ardında bıraktığı soydaşlarına sahip çıkmamasını eleştirerek sözlerine devam etti.  Avrupa önünde eğilen bir hükümetin onur kırıcı halde kıvrandığını, Avrupa`ya yalvararak onun sadist dürtülerini okşadığını, bunun da Türk`ün yüksek karakterliliğiyle tezatlık teşkil ettiğinin altını çizen Dr. Çöhreganlı : “ En az onbeş yıl sonra Avrupa birliğine girişiniz mümkün olur “ diye oyalanan Türkiye`nin akıbetinin hayırlı olmadığına, Avrupa tarafından yem olarak görüldüğüne değindi. Bu haliyle şeytan sofrasına sunulmuş yemekten farksız olan Türkiye`nin, Güney Azerbaycanlı milliyetçileri Türk olarak kabul etmeyerek Farsların uydurması Azeri sıfatıyla değerlendirdiğini, bunun da büyük bir yanlışlık olduğunu söyledi. Türkiye vatandaşı olan zencilere, Arnavutlara, Kürt ve diğer etnik kökenlilere Türk sıfatını layık gören Türkiye’nin bu tavrının bedbahtlık olduğunun üzerinde duran lider , “Kürdün adını Türk qoyub kimlik verirler, amma mene deyirler ki, sen Türk deyilsen, Azerisen... Bizler müselmanların en yazıqlarıyıq...” diyerek çarpıcı açıklamalarına son verdi..Müge Çetinkaya’nın Haberi

 

Terör örgütü PKK Azerbaycan`da basına el attı

 

Müge Çetinkaya’nın Haberi- Azerbaycan`da yerleşen Kürtlerin Kürtçü faaliyetleri basın yayıncılık alanında da boy göstermeye başladı. Komşu ülkelerden gelerek Azerbaycan`a yerleşen Kürtler, ilk önce dernekleşerek PKK propagandası yapmaktaydılar. Maddi desteklerle güçlenen Kürtçü bölücü faaliyetler, bugün “Diplomat” adlı bir gazete ile hızlanmıştır. Bu gazetede, terör örgütü PKK`nın kurucusu Abdullah Öcalan`ı öven yazılar yayınlanmakta, Kürtleri ayaklanmaya çağıran neşirler yapılmaktadır. Gazetenin başyazarı Tahir Süleyman, Azerbaycan polisi tarafından defalarca sorgu altına alınmış ve “Azerbaycan`da yaşayan milyonlarca insan büyük Kürdistan hayali için vardır” şeklindeki sözlerinden dolayı yargılanmıştı. Diplomat gazetesinde yazıları yayınlanan diğer bir Kürtçüde Moskova`da yaşayan Hejar Askerov`dur. Uzun yıllar Azerbaycan gazetesinde çalışan Askerov, daha sonraları Denge Kürdistan gazetesini çıkarmaya başlamıştı. Musavat Gazetesi muhabirlerinden Ervin Mirza`nın 10.09.2006 tarihli haberinden alınan bu bilgilere göre, Kürtçülerin rahat çalışmasının sebebi, onların yasal boşluklardan yeterince faydalanmalarına fırsat veren kesimlerdir.

 

MİLLİ HAREKETÇİLERE BASKILAR SÜRÜYOR

 

Karikatür krizinden sonra çıkan isyanların ilk şehidi Farzad Esatpur`un kabri başına giden, Urmiye üniversitesi öğrencilerinden altısı tutuklandı. İran hakimiyetinin üst düzey yöneticileri Türklerin yerleşim yerlerine düzenli ziyaretlerde bulunuyor. Bu çerçevede Batı Azerbaycan`a resmi ziyaret düzenleyen İran Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedi Necat`ın gelişinin, buranın yerli Türkleri için iyi olmadığı bildirildi. Hakimiyet ve kuvvetlerinin gövde gösterisine tanıklık eden Tebriz`de 18 yaşındaki Cafer Kaçal adlı milli hareket üyesi tutuklandı. Elli falaka sopası ve 300 dolar para cezasına çarptırılan Kaçal gibi, tutuklu bulunan yaklaşık yüz kadar milliyetçi bulunmaktadır. Zencan şehrinde gazetecilik yapan Rıza Abbasi`nin mahkemesi sürmekte olup, 70 gündür tutuklu bulunmasına rağmen avukatı ve aileside dâhil dış dünyadan hiç kimseyle görüştürülmemektedir. Hakkında kesinleşmiş bir yıllık hapis cezası bulunan Abbas Lesani beyin durumu ise kritikliğini korumaktadır. Sağlık kontrolü altında tutulan Lesani beyin ailesi ciddi maddi ve manevi yokluk içindedir. Güney Azerbaycanlı milli hareketiçilerin özgürlüklerine el koyulduğunda, en çok sıkıntıyı arkalarında kalan aileleri çekmektedir. Ekonomik durumu kötü ülkelerin başında gelen İran`da, işsizlik ve yokluk Türk milletinin boynunu kıran diğer bir afettir. Müge Çetinkaya’nın Haberi

 

İRAN-ERMENİSTAN İLİŞKİLERİNDE YENİ KARARLAR

 

Müge Çetinkaya’nın Haberi-İran ve Ermenistan arasındaki ticari, kültürel, sosyal birliklere bir yenisi daha eklendi. Azerbaycan Türklerine karşı giriştikleri katliamlarla soykırım yaratan Ermenistan`ın Tahran sefiri Nazaryan, geçtiğimiz günlerde İran hâkimiyet ve devletinin tutumundan memnun olduklarını, iki ülkenin ilişkilerinin daha da gelişmesinin bölgenin geleceği açısından faydalı olacağını savunan açıklamalar yaptı. Nazaryan`ın davetkar beyanlarına İran molla hakimiyetinden cevap gecikmedi. İran parlamentosunun başkanı , komşuları Ermenistan`ın her zaman yanında olacaklarını ve milletler arenasında yalnız bırakmayacaklarını bildirdi.

 

Kosova’da Türkçenin resmi dil olması Türkleri tatmin etmedi

 

Kosova'da Türkçenin uzun süren uğraşların ardından resmi dil olması Kosova Demokratik Türk Partisi'ni (KDTP) memnun ederken Türk sivil toplum kuruluşlarını tatmin etmedi.

ABD Ofisi, Temas Gurubu ve Ankara'dan yapılan Türk haklarını çiğnemeyin uyarısı ardından Kosova Meclisi'nde dün yapılan görüşmenin ardından Türkçe resmi dil oldu. Tasarıya, 59 vekil evet derken 7 vekil hayır dedi. 3 vekilin çekimser kaldığı oylama sonucunda Türkçe Kosova'nın Prizren kentinde 3. resmi dil diğer bölgelerde yüzde 5 oranla kabul edildi.

KDTP Genel Sekreteri ve Kültür Bakanı Siyasi Danışmanı Enis Kervan, "Beklentilerimiz gerçekleşti." dedi. Kervan, "Türkiye devleti Kosovalının her zaman yanındaydı. Bu seferlik Kosovalı Türklerin tam destekçisi oldu. Bizleri çok mutlu etiler gecikmiş olmalarına rağmen. Yine de teşekkürlerimizi sunuyoruz." şeklinde görüşlerini belirtti.

-Türk Sivil toplum kuruluşlarını tatmin olmadı-

Kosova'da Türk sivil toplum örgütlerinin desteğini alarak KDTP'nin politikasını eleştiren Kosova Türk Aydınları Ocağı Başkanı Ferhat Derviş, bu gelişmenin kendilerini tatmin etmediklerini açıkladı. Geçtiğimiz günlerde bir panel hazırlayarak Kosovalı Türklerin haklarının çiğnendiği açıklamasında bulunan Derviş, hazırladıkları bir tepki mektubunu da Kosova'da üst düzey yerli ve yabancı birimlere ulaştırmıştı. Derviş, "Böyle bir kararın alınması başarı olarak tanımlanabilir ancak Kosova'da sadece Prizren'de Türkler yaşamıyor.

 

Hayatını Türklük için adamıştı

 

Batı Trakya azınlığının Türk olarak anılması ve dini hakları için büyük mücadele veren seçilmiş müftü Mehmet Emin Aga vefat etti

ATİNA - Batı Trakya Türk azınlığı liderlerinden İskeçe'nin seçilmiş müftüsü Mehmet Emin Aga, 75 yaşında vefat etti. Uzun süredir karaciğerinden rahatsız olan Aga, bugün öğle namazının ardından

İskeçe'deki Aşağı mahalle mezarlığında defnedilecek. Ölümü Batı Trakya Türklerinde derin üzüntü yaratan Aga, Türk azınlığın etnik kimliği ve dini özgürlüğü için yaşamı boyunca mücadele verdi. Bu mücadelesinde, hapishaneye girdi, ağır hapis ve para cezalarına çarptırıldı, fanatik Yunanlıların saldırılarına uğrayarak dövüldü.

Defalarca yargılandı, fanatiklerce dövüldü

Mehmet Emin Aga ilk kez, 1968'de Yunanistan'da Albaylar Cuntası iktidarı sürerken eğitmen olduğu İskeçe medresesinde öğrencilere 'Türk bilincini aşıladığı' iddiasıyla askeri mahkemede yargılanmıştı. 1990'da Yunan hükümetinin bir yasayla Türklerin Batı Trakya'da kendi müftülerini kendileri seçmeleri hakkını elinden alıp, tayinli müftüler atayınca, azınlık camilerde yapılan oylamayla kendi müftülerini seçti. O tarihe kadar 'müftü naibi' olan eski İskeçe müftüsünün oğlu Aga da, camilerde yapılan oylamayla Türk azınlığın tanıdığı müftü seçildi. Yunan devleti tarafından tanınması söz konusu değildi ve 'resmi makamı gasp' iddiasıyla defalarca sanık sandalyesine oturup yüzlerce ay hapse mahkûm edildi. Bu iddiayla ilgili ilk dava sonuçlandığında, altı ay Larisa cezaevinde yatmak zorunda kaldı. Sağlık sorunu bulunduğundan tahliye edilen Mehmet Emin Aga, aleyhine açılan diğer davalarda ise paraya çevrilebilir hapis cezalarına mahkûm edildi. 1990'da Batı Trakya Türklerinin Gümülcine ve İskeçe'de dükkânlarının yağmalandığında fanatik Yunanlılar tarafından feci şekilde dövüldü. Tedavi için Türkiye'ye gitti. Batı Trakya azınlığı fertlerinin kendilerine 'Türk' diyebilmeleri ve dini haklarını yeniden elde edebilmeleri için büyük çabalar sarf eden Aga, Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği ve Gümülcine Türk Gençler Birliği'nin kapatılmasını protesto için düzenlenen ve 1990'da fanatik Yunanlıların kan bulaştırdığı 29 Ocak eylemi gibi önemli hak arama mücadelelerinde etkin rol oynadı. İki oğul ve iki kız babası Aga, Yunan medyasında hep 'karakoyun' muamelesi gördü.

 

Çin-Tacikistan ortak askeri tatbikatı neyi amaçlıyor

 

21.09.2006 Tarihinde Çin ve Tacikistan Askeri birlikleri ortaklaşa bir tatbikat gerçekleştirdi.

RFA-Tacikistan Savunma Bakanlığının sözcüsü Cemşit Hüseynof'un bildirdiğine göre Tacikistan'ın başkenti Duşenbe'nin 200 km. uzağındaki momirek Askeri bölgesinde yürütülen bu defaki Askeri tatbikat Çin ve Tacikistan askeri birlikleri arasındaki dayanışmayı güçlendirmek ve “terörist eylemlere” birlikte karşı durma gücünün arttırılmasını hedefliyor.

Sözcünün ifadesine göre, “Şanghay İşbirliği Örgütü” bünyesinde 3 gün devam eden bu Askeri manevraya Tacikistan Hava, kara ve Tacikistan özel kuvvetleri katıldılar.

Uzmanların bildirdiklerine göre; Çin ve Rusya Şanghay İşbirliği Örgütüne üye devletlerarasındaki askeri dayanışmayı kuvvetlendirme yolu ile bölgede kendi maksatlarına ulaşmaya çalışmaktadırlar. Onların bildirdiklerine göre Çin'in asıl maksadı Doğu Türkistan özgürlükçülerinin Orta Asya’daki faaliyetlerinin önünü almak, Rusya'nın maksadı ise, bölgede İslami grupların güçlenmesinin ve onların Çeçen savaşçılarına destek vermesini önlemek. Çin ve Rusya'nın diğer bir hedefi ise, Şanghay İşbirliği Örgütü aracılığı ile Orta Asya’daki Askeri, siyasi ve iktisadi nüfuzunu güçlendirerek Orta Asya da Amerikanın etki alanının dairesini daraltmak.(Kanat)

 

'BALKANLAR'DA TÜRKÇE YER ADLARI' KILAVUZU

 

Emekli Derleme Müdürü M. Türker Acaroğlu, onlarca yıl süren çalışma sonucu Balkanlar’daki yer adları çalışmalarını iki kitapta topladı.

Acaroğlu, Türkistan'dan Balkanlara Bosna-Hersek, Sırbistan, Karadağ, Makedonya, Kosova, Arnavutluk, Yunanistan, ve Romanya'daki Türkçe yer adlarını "Balkanlar'da Türkçe Yer Adları Kılavuzu" adlı kitabı topladı. Acaroğlu, "Yer adları bir ülkenin tapu senedir. Balkanlardaki Türkçe yer adları, kültürel, tarihi kimliğimiz, medeniyetimiz ve dünya görüşümüzün ifadesidir" diyerek, "Osmanlı Türkleri fethettikleri toprakların eski yer adlarına pek dokunmadılar. Yeni kurdukları yerleşim yerlerine ise Anadolu'dan geldikleri yerlerin ismini verdiler. Bu konuda Araştırmacı Ratlov, 'Türkler, yer adlarını, Türkistan'dan Anadolu'ya, oradan da Balkanlara taşımışlardır. Binlerce örnekten birini verecek olursak, Aladağ yer adına Türkistan, Anadolu ve Balkanlar'da çok yerde rastlanmaktadır' diye dikkat çekmektedir" açıklamasında bulundu.

 

TÜRK DÜNYASI KARACAOĞLAN SEMPOZYUMUNDA BULUŞTU

 

Karacaoğlan doğumunun 400. yılı nedeniyle “Uluslar arası Karacaoğlan Sempozyumu” düzenlendi. Tarsus Belediyesi tarafından düzenlenen sempozyum 3 oturum halinde yapılırken Türk dünyasında çeşitli bilim adamı katıldı. Belediye Nikah Salonunda yapılan “Uluslar arası Karacaoğlan Sempozyumu”na Tarsus Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz, daire müdürleri, oda ve dernek başkanları, öğrenciler, Türkiye, Kırım, Gagauz, Azerbaycan, Ukrayna, Nahçıvan ve KKTC'den olmak üzere 21 bilim adamı katıldı.

Karacaoğlan'ın Türk dünyasının yetiştiği en önemli halk adamı olduğunu söyleyen Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz “Karacaoğlan Türkün olduğu her yerde vardır. Tarsus sanat ve edebiyat adına büyük bir atılım yapmıştır. Adını sınırlarının ötesine hatta yurt dışına taşıyarak önemli bir işlevi kazanmıştır. Türk dünyasının bir araya getirmek için düzenlenen Karacaoğlan Şelale Akşamları 4 gün bile az gelmiştir. Her zaman olduğu gibi bundan sonrada sanata destek vereceğiz” dedi.

Sempozyumda Prof.Dr. Hayrettin İvgin, Prof.Dr.Ali Berat Alptekin, Etem Çalışkan, Dr. Bayram Durbilmez, Yrd.Doç Dr. Nilgün Çıblak,Prof.Dr. Saim Sakaoğlu, Dr. Metin Turan, Doç.Dr. İsmet Zaatov, Doç. Dr. Tudora Arnaut, Doç. Dr. Makbule Muharremova, Yrd.Doç.Dr. Bülent Arı, Ahmet Özdemir, Prof. Dr. Nail Tan, Doç.Dr. Nezaket Hüseyinkızı, Doç.Dr. Tamilla Aliyeva, Doç.Dr.Irına M.Drıga, Feyyaz Sağlam, Şeref Taşlıova ve Doç Dr. Galibe Hacıyeva, Karacaoğlan hakkında katılımcılara çeşitli bilgiler sundular.

Sempozyumda Ressam-Yazar Etem Çalışkan'ın 3 metre boyunda yazdığı bildiri izleyicilerden büyük alkış aldı.

 

Yunanlılar’dan Gagavuzlar Türk değildir safsatası

 

Yunanistan Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan raporda Gagavuz Türkleri'nin Rum olduğunun iddia edilmesine tepki gösteren Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı Av. Erdem Akyüz, "Gagavuz Türkleri halis Türk soyundan gelen bir millet olduğu gibi, Yunanlılar da köken olarak Türk ırkına dayanan melez bir ırktır" dedi.

 

Av. Akyüz, yaptığı açıklamada, Kafkasya'da bulunan Gagavuz Türkleri'nin bir kısmının, Türk olmalarına rağmen 'Ortodoks' mezhebine tabi olduklarını belirterek, bu din ayrımını kullanmak isteyen Yunanistan'ın, Gagavuz Türkleri'ni de azınlık olarak kabul ettirmek istediğini kaydetti. Türkiye'yi bölmeyi iş-güç edinen AB ülkelerinin şimdi de bu ısmarlama azınlığın peşine düştüğünü ifade eden Akyüz, Yunanistan'ın Türkiye'de olmayan azınlıkları üreten AB'ye bu yolda baskı yaptığını ileri sürdü. Akyüz, "Oysa Gagavuz Türkleri halis Türk soyundan gelen bir millet olduğu gibi, Yunanlılar da köken olarak Türk ırkına dayanmakta olan bir melez ırktır. Türk komutanı İskender zamanından beri ve özellikle Osmanlı İmparatorluğu'nun bir vilayeti olarak yaşadıkları asırlar boyunca Türk atalarına dayanan bir melez ırkı oluşturmuşlardır" iddiasında bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin (TBMM) 3 Ocak 1923 günlü yapılan gizli oturumunda, 'Rum Patrikhanesi'nin kayıtsız şartsız milli sınırlar dışına çıkarılması' kararını alındığını belirten Akyüz, halen yürürlükte olan bu Meclis kararının uygulanmasının Anayasal bir zorunluluk olduğunu kaydetti. Akyüz, "Tarihin pek fazla bilinmeyen bu yönlerini açığa çıkarmak zarureti vardır. AB ülkelerinin ve Türkiye'yi ziyaret etmesi beklenen Katolik cemaati lideri Vatikan temsilcisi papanın da bu gerçekleri bilerek hareket etmesi gerekir" şeklinde konuştu.

 

Sürgündeki Osmanlılar Saray'a döndü

 

Dünyanın çeşitli ülkelerinde yaşayan yaklaşık 100 hanedan üyesini bir araya getiren ise TRT'nin 'Osmanoğlu'nun Sürgünü' isimli belgeseli. Avrupa, Orta Asya ve Amerika gibi ülkelerde çekimleri yapılan belgeselin 9 Ekim'de yayınlanması planlanıyor. TRT Genel Müdür Vekili Ali Güney ile belgeselin yapımcısı Kerime Senyücel'in ev sahipliği yaptığı gecede hanedan üyeleri ilk kez buluştu. Belgesel sayesinde son yüzyıla ışık tutma imkanına kavuştuklarını belirten Senyücel, hanedan mensuplarının Türkiye Cumhuriyeti aleyhine hiçbir faaliyette bulunmadığını vurguladı. “Osmanoğlu'nun Sürgünü” belgeseli tarihin son 100 yıllık dönemine ışık tutuyor. Belgesel sayesinde bir saltanatın vatansız kalışına tanık olduklarını söyleyen yapımcı Kerime Senyücel, 1924'ten günümüze gelen üç kuşak Hanedan mensuplarının Türkiye cumhuriyeti aleyhine hiçbir faaliyetine tanık olmadıklarının altını özellikle çiziyor.

'Memleket sizin, kıymetini bilin'

Buradaki insanların hepsi sürgünde doğdu, belki babaları bile sürgünde doğdu. Onlar buraya çağrıldı ve hepsi koşa koşa geldi. Kalplerinde halen bir şeyler var demek ki. Büyükannem Naime Sultan, dedem Cahid Osman sürgünde çok zorluklar çekmiş. Hanedanlar için böyle yaşamak kolay değil. Ben çekmedim belki, ama annemi babamı fakir görünce onlara üzüldüm. Bu memleket sizin yaşınızdaki insanların elinde. Onun kıymetini bilin.

 

Türkmen şehirleri Kürt Bölgesi olarak gösteriliyor

 

Kerkük'ün Kürt bölgesinde gösterildiği taslakta, PKK militanlarının iadesini engelleyebilecek maddeler de var.

 Erbil'deki bölgesel Kürt parlamentosuna sunulan anayasa taslağında, Kerkük ile çoğunluğu Türkmenlerden oluşan Telafer kenti, Kürt bölgesinde gösteriliyor.

BAĞDAT - Erbil'deki bölgesel Kürt parlamentosuna sunulan anayasa taslağında, Kerkük ile çoğunluğu Türkmenlerden oluşan Telafer kenti, Kürt bölgesinde gösteriliyor.

Ayrıca Musul, Vasıt ve Diyala'nın bazı ilçeler de Kürt sınırlarında yer alıyor. Tasarının bir başka maddesi de, Irak hükümetinin bölge ile ilgili yabancı ülkelerle yapacağı anlaşmalarda, Kürt parlamentosunun onayını zorunlu kılıyor.

Tasarı ayrıca, Kürt hükümetine de Irak hükümetinin onaylaması şartıyla yabancı ülkelerle anlaşma yapma hakkı veriyor.

 60 maddeden oluşan anayasa taslağında, bölgenin savunması için peşmergeler dışındaki güçlerin kabul edilemeyeceği de belirtiliyor.

PKK'LILARA SIĞINMA HAKKI

Anayasada PKK'lılara sığınma hakkı tanıyan bir maddede de yer alıyor. Siyasi sığınma talebinde bulunan kişilerin kaçtıkları ülkelere iadelerinin mümkün olmadığı belirtiliyor.

 

Kazakistan'da İslâm’a yöneliş artıyor

 

Kazakistan Adelet Bakanlığı Din İşleri Komitesi Başkanı Amanbek Mukaşev, ülkede İslam dinine ilginin her geçen gün arttığını söyledi.

Kazakistan'da Farklı dini görüşlere ait yayın organı sayısının 38'e ulaştığını ve 300 kadar yasal çalışma izinli misyonerin faaliyet gösterdiğini ifade eden Mukaşev, genç nüfusun sağlıklı dini eğitim alması ve manevi gelişimi için, ilköğretim okullarından yüksek öğretime kadar okul müfredatlarına din kültürü derslerinin konulmasının yerinde olacağını savundu.

  

PKK’ya karşı verilen ilk Kırgız şehit

 

Van'ın Erciş ilçesine bağlı Ulupamir köyünde geçici köy korucusu olarak görev yapan Kırgızlar, terör örgütüyle mücadelede verdikleri ilk şehidin ardından intikam yemini ettiler.

Erciş ilçesine 30 kilometre uzaklıktaki 3 bin nüfuslu Ulupamir köyünde yaşayan Kırgız asıllı Türkler, geçici köy korucusu Abdüsselam Yar'in 5 gün önce güvenlik güçleriyle terör örgütü PKK üyeleri arasında çıkan çatışmada yaşamını yitirmesiyle ilk şehidini verdi. Korucu başı Hüdayar Seçilmiş, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 1984 yılından bu zamana kadar terör örgütüne karşı mücadele verdiklerini ve 1990'lı yıllarda köylerindeki korucu sayısının çoğalmasıyla çeşitli operasyonlarda görev almaya başladıklarını belirtti. Terör örgütüne karşı uzun yıllardır sürdürdükleri mücadelede ilk defa şehit verdiklerini, ancak bunun mücadeleden vazgeçmek anlamına gelmediğini vurgulayan Seçilmiş, ''Çatışmada 6 terörist öldürdük, fakat şehidimizin intikamını daha ağır alacağız ve kanı yerde kalmayacak'' dedi. Hainlerin bilmesi gereken şeyin vatanın bölünmez bütünlüğü olduğunu dile getiren Seçilmiş, vatanı bölmek isteyen işbirlikçilerin kökünü kazıyıncaya kadar şehit vermeye devam edeceklerini ifade etti. ''Türk bayrağı uğruna hepimiz canımızı vermeye hazırız'' diyen Seçilmiş, 1982 yılında geldikleri Türkiye'yi kendi vatanları olarak kabul ettiklerini ve burada olmaktan mutluluk duyduklarını dile getirdi. Şehit korucu Yar'in silah arkadaşları ise kardeşlerinin kanının yerde kalmayacağını belirterek, şöyle konuştular: ''Elimizden gelen çaba ve güçle Türk Silahlı Kuvvetlerinin yanında yer alıp, teröristlerin peşine düşerek kardeşimizin kanını yerde bırakmayacağız. Vatan için bayrak için kardeşimizin intikamını almak için ant içtik. Bu yolda canımız fedadır. Umarız biz de kardeşimiz gibi şehit olur ve o mertebeye ulaşırız. Kardeşimizin şehit olması bizim için gurur vericidir. Ne mutlu bize ki vatanımız için şehit verdik. Vatanı parçalamaya kim cüret ederse etsin daima karşısındayız. Hainler bilmeli ki bir Abdüsselam şehit olsa, bin Abdüsselam da şehit olmaya hazırdır.'' Orgeneral Başbuğ, geçici ve gönüllü köy koruculuğunun, bir anlamda bölge halkının güvenlik kuvvetleriyle omuz omuza teröre karşı verdiği mücadelenin bir simgesi olduğunu ve bugün bir güvenlik kuvvetleri görevlisi ile bir geçici köy korucusunu omuz omuza yan yana rahmetle anıldığını vurgulayarak, konuşmasına şöyle devam etti: ''Elbette bu mücadelede geçici köy korucuları da hedef olacaktır. Ben bir silahlı kuvvetler mensubu olarak, bölgedeki tüm geçici köy korucularının bu mücadelede verdikleri destek için şükranlarımı bir defa daha ifade ediyorum.

Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi de şükranla anıyorum. Geçici ve gönüllü köy korucuları bizim kahraman evlatlarımızdır. Askerlerimiz neyse onların da bizim gönlümüzde hiçbir farkı yoktur."Dedi.

 

Savaşlar yüzünden 43 milyon çocuk okula gidemiyor

 

Bir insan hakları kuruluşunun araştırmasına göre, dünya genelinde 43 milyon çocuk ülkelerindeki savaşlar yüzünden okula gidemiyor.

Merkezi ABD'de olan ''Save the Children''ın raporuna göre, yaklaşık 30 ülkede çocuklar şiddete ya da savaşlara dâhil ediliyor, okulları yıkılıyor, öğretmenleri öldürülüyor.

Bu çatışmaların olduğu ülkelerde eğitime, insani yardımların yüzde 2'si gibi çok az bir miktar ayrıldığına dikkat çekilen raporda, uluslararası topluma çatışmaların olduğu ülkelerde eğitim için ilaveten 5,8 milyar dolar yardım sağlanması çağrısında bulunuldu. Raporda şu çarpıcı noktalara yer veriliyor: ‘'2003'te silahlı çatışmaların yarısından fazlasında 15 yaş altındaki çocuklar savaşçı olarak kullanıldı. Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde 6-11 yaş grubundaki 5 milyonu aşkın çocuk okul dışında kaldı, 12-17 yaş grubundaki çocuklarsa hiç okula gitmedi. Nepal'de ise Ocak-Ağustos 2005'te 11 bin 800 civarında öğrenci, militanlarca asker olarak kullanılmak ya da ideolojik telkinler için köylerdeki okullardan kaçırıldı.''

Söz konusu rapor, ''Save the Children''ın 40 ülkede başlatılacak olan ''Geleceği Yeniden Yazmak'' girişimi çerçevesinde hazırlandı. Bu kampanyada, çatışmaların etkilediği bölgelerdeki milyonlarca çocuğun yeniden eğitime kavuşması amaçlanıyor.

Kuruluş, 5 yıllık kampanya dâhilinde çatışma bölgelerinde yaşayan 3 milyon okul dışı çocuğun okula gitmesini, 5 milyon çocuğun ise daha iyi bir eğitim almasını sağlamayı planlıyor.

 

Çin-Rusya askerî yakınlaşması

 

Çin ile Rusya arasında, gelecek yıl bir askeri tatbikat da dahil bir dizi askeri etkinlik düzenleneceği açıklandı.

Çin ve Rusya orduları Şangay İşbirliği Örgütü çerçevesinde yakınlaşıyor.

Çin Genelkurmay Başkan Yardımcısı Can Çinşeng, 2007'de Rusya'da kutlanacak Çin Yılı kapsamında iki ülkenin Rusya'da bir ''savaş oyunu'' düzenleyeceğini söyledi.

Çin'deki Rusya Yılı ve Rusya'daki Çin Yılı organizasyon komitesinin askeri grubuna başkanlık eden Can Çinşeng, bu konuyla ilgili internet sayfasına yaptığı açıklamada, tatbikatın Şanghay İşbirliği Örgütü çerçevesinde düzenleneceğini ifade etti.

Çinli askeri yetkili, gelecek yılki faaliyetleri şöyle sıraladı:

''Çin Savunma Bakanı'nın Rusya ziyareti, Çin Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın Rusya'ya gidecek bir filoya komuta etmesi, Rusya Başbakan Yardımcısı ve Savunma Bakanı ile Rusya Deniz Kuvvetleri Komutanı'nın Çin ziyaretleri, Çinli paraşütçülerin Moskova'da gösteri yapması ve iki ülkenin gazetecileri için sınır boyunda gezi düzenlenmesi.'’

 Çin'in yurtdışındaki askeri faaliyetlerine de değinen Can Çinşeng, 1990'da Birleşmiş Milletlerin barış harekâtına katılmasından bu yana, Çin ordusunun, Birleşmiş Milletleri’nin 15 barış harekâtına 5 binin üzerinde asker gönderdiğini belirtti.

Çinli barış gücünün görev yaptığı ülkeler arasında Kongo Demokratik Cumhuriyeti, Liberya, Lübnan ve Sudan gibi ülkeler var.

 

Kıbrıs Rum yönetimi Çin ile işbirliği anlaşması imzaladı

 

Güney Kıbrıs ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında ekonomi alanında işbirliği yapılmasını öngören anlaşma imzalandı. Ekonomi, ticaret, araştırma, bilim ve teknoloji alanlarında işbirliğini öngören anlaşma, Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris ile Çin Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Jian Chen tarafından imzalandı.

 

Rum Maliye Bakanlığı'nda yapılan imza töreninin ardından konuşan Çinli Müsteşar Chen, iki ülke arasındaki iyi ilişkilere değinerek, yatırımların genişletilmesi amacına yönelik perspektiflerin bulunduğunu söyledi. Chen, ticaret hacminin yükseltilmesi için çaba harcanmasının sürdürüleceği konusunda da anlaşmaya vardıklarını söyledi. Chen ayrıca, Çin'i ziyaret etmesi için Sarris'e davatte bulundu. Rum Maliye Bakanı Mihalis Sarris ise yaptığı açıklamada, iki ülkedeki özel sektör arasındaki ekonomik bağlara ivme kazandırılacağını belirtti. Sarris ayrıca, anlaşmanın sağlanması konusuna şahsen müdahil olması nedeniyle Chen'e teşekkür etti. Öte yandan Haragvi ekonomi gazetesi, Rum Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı (KEVE) Manthos Mavromattis, Rum-Çin İşadamları Derneği Başkanı Hristodulos Ellinas ve Çin Ticaret Bakanlığı Müsteşarı Jian Chen'nin dün gerçekleştirdikleri toplantıda, iki ülke arasında bugüne kadar olan işbirliğinin ele alındığını yazdı. KEVE Başkanı Manthos Mavrommattis, Rum Yönetimi Başkanı Tasos Papadopulos'un, Aralık ayında Çin'e yapacağı resmi ziyarete büyük önem verdiklerini, bu nedenle 100 kişilik bir heyet oluşturacakları konusunda Chen'e bilgi verdiklerini söyledi.

ZİYARETÇİ  DEFTERİ    MUNAZİRE MUNBİRİ    GUESTBOOK

Giriş Yukarı Ağustos-2004 1.Sayı Eylül-2004 2.Sayı Ekim-2004 3.Sayı Kasım-2004 4.Sayı