Yukarı
28.Sayı
28.Sayı Uygurca
28.Sayı Aile
28.Sayı Tam Sayfa
Uygur Kültürü-28

 

Başmakale

Mehmet Emin Batur


MİLLİ OZANIMIZ KÜREŞ KÜSEN’İN ARDINDAN

07.11.2006

29 Ekim 2006 günü dostlarımız aracılığı ile aldığımız bir acı haberle sarsıldık, üzüldük ve ulvi davamız adına kaygılandık. Çünkü bu haber yüreklerimize ciddi bir biçimde od düşürdü. Doğu Türkistan özgürlük mücadelesi saflarının en parlak yıldızlarından biri olan, Doğu Türkistan’ın yetiştirmiş olduğu bir halk şairi, bir kompozitör, çok önemli bir müzisyen ve milli mücadele saflarımızın kahraman neferlerinden biri Küreş Küsen adlı yıldız, ebedi âleme doğru kayıp gitti…

Yıldız kayarken tutulan dilekler kabul eldir derler. O anda ilk dileğim, zaten sayıları neredeyse bir elin parmakları kadar az olan gerçek mücadele insanlarının vaktinden önce davamızı yalnız bırakarak ayrılıp gitmemeleri oldu.

Küreş Küsen ile ilk defa 1996’yılının Ekim ayında Dernek başkanı olduğum dönemlerde Kayseri’ye yaptığı bir ziyaret sırasında tanıştım. Nezih bir sohbet ortamında Doğu Türkistan’daki anekdotlarından anlattı, Doğu Türkistan halkının bundan sonra yapması gerekenlerle ilgili fikirlerini bizlerle paylaştı. Ozanca fikirlerinden ilham aldık, istifade ettik.

Hatta bir anekdot anlattı ki; Hala aklımdadır: Bir dönem görevli olarak gittikleri Doğu Türkistan’ın çok ücra bir mezrasında derme çatma bir kulübede yaşamaya çalışan pir-i fani bir karı-kocayı ziyaret ederler. Bu yaşlı çiftin erkek olanı bir ara oturdukları yerden dışarı çıkıp bir süre kaybolur. Bunun üzerine Küreş Küsen dışarı çıkıp o yaşlı kimsenin ne yaptığına bakacak olur. Bir de ne görsün? Bu kişi civarda bir tavuğu yakalayabilmek için koşmaktan soluk soluğa kalmıştır. Bu vaziyeti gören Küsen o yaşlı zata ne yaptığını sorar. O da, “Siz bu kuş konmaz, kervan geçmez yere bizi ziyarete geldiniz. Bu bizim için büyük bir mutluluk. Bu yüzden şu dünyada tek sahip olduğum servetim olan tavuğumu kesip size ikram etmek istiyorum” der. İşte o zaman Küreş Küsen çok duygulanarak arkadaşına “bizim milletimiz bu kadar zorluklar içerisinde dahi milli gelenek, görenek ve misafirperverliğinden taviz vermeyen bir “duruş” sergileyebildiğine göre mutlaka bir gün istiklaline kavuşacaktır” der…

Daha sonraları kendisi ile 1998’in Aralık ayında Ankara’da “Dünya Uygur Gençlik Kurultayı”na davet edildiğim zaman buluştuk, görüştük, aynı konuşma kürsüsünü paylaştık, fırsat bularak sohbet ettik…

Daha sonraları haber aldığımda ise İsviçre’de olduğunu öğrendim. Kendisi hayatının tamamını Doğu Türkistan halkının bağımsız olmasına adayan bir kişiliğe sahipti. Gittiği ve bulunduğu bütün ülkelerde ilkelerinden zerrece taviz vermeksizin örnek bir mücadele azmi sergilemiştir. Kırgızistan’da hapiste kaldığı sürelerde bile Milli özgürlük yolunda şiirler yazmış, besteler yapmıştı. Yaptığı kaset ve hazırladığı CD’ler dünyanın dört bir yanında Doğu Türkistanlılar için bir ilham ve ümit kaynağı oldu. Olmaya da devam edecek. Meşhur ilim adamı yazar ve şair Abdurrahim Ötkür’ün büyük yankı uyandıran şiiri “İz” e yine şiir ile ilk cevap veren kişi yine Küreş Küsen olmuştur. “Anneme mektup yazdım” adlı şiiri ise dinleyen herkesi ağlatan türdendi. Daha nice eserler bırakarak ayrıldı aramızdan.

Bir milletin Ozanları, şairleri ve yazarları yoksa Milletler de bana göre duygu ve düşünme melekelerini yitiriyor. Körleşiyor, hantallaşıyor, milli ve manevi duygularını kaybediyor… Milli ve manevi duyguların kaybolması ve dolayısıyla da edebi icatlardan uzaklaşılması ise, o millete köleliği, mankurtluğu içine sindirmeyi beraberinde getiriyor…
Küreş Küsen gibi milli değerlerimizin bundan sonrada ortaya çıkması ve Doğu Türkistan halkına ilham vermeye devam etmesi en büyük dileğimizdir.

Mekanı cennet olsun…

 

 

TÜRK DİLİNİN KATLEDİLİŞİ VE MİLLİ EĞİTİM BAKANI’NIN
ÇİN DİLİNE HİZMETİ

 

“Türk milletinin dili Türkçedir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay anlaşılabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yükseltmek için çalışır. Bir de Türk dili, Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felâketler içinde ahlâkının, an'anelerinin, hatıralarının, menfaatlerinin, kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir."
"Türk demek dil demektir. Milliyetin çok bariz vasıflarından birisi dildir. Türk milletindenim diyen insanlar her şeyden evvel ve mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk harsına, camiasına mensubiyetini iddia ederse buna inanmak doğru olmaz." Mustafa Kemal ATATÜRK

Atatürk'ün bu kadar önem verdiği Türk dili, kendisinin vefatından sonra her geçen gün biraz daha yabancı dil bataklığına gömülmeye devam ediyor. Türkiye'de hükümet olan siyasilerin hiç biri aradan geçen 68 yıl zarfında Türk dilini ihya etme yolunda bir tek olumlu adım atmadı. “Türkçe kelime” üretenler de, bağlı bulundukları Türk Dil Kurumu bünyesinde kök anlam bakımından asla Türkçe olmayan uyduruk kelimeler üreterek aldıkları maaşın hatırına bir çaba göstermenin ötesine geçmediler.
Bunlar yetmemiş gibi bir de, ülkeyi yönetme görevini üstlenen ama, işlerine geldiğinde kendi ifadeleri ile “iktidar olup muktedir olamayanlar” tarafından sürekli olarak körpe dimağlara pompalanan yabancı hayranlığı, güzel Türkçe'mizi geri plana atmaya devam ediyor.
Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının 30.03.2000 Tarih ve 32 sayılı kararını kendilerine kalkan yapan ve devamlı olarak tribünlere oynamayı adet haline getiren siyasilerin “Ana okullarından itibaren çocuklarımıza yabancı dil öğretilmeye başlanılmalıdır” kabilinden “inciler” saçmaları ise, Türk dili sevdalılarına saç-baş yolduran bir saçmalıktır. Henüz Türk dilinin mantığını kavrayabilme durumunda olmayan okul öncesi çocuklarımızın zihinlerini yabancı dil çöplüğüne çevirmenin, Türk milletine ve Türk diline yapılabilecek olan ihanet mesabesinde en büyük bir kötülük olduğunu düşünüyorum.
Bu ifadelerimizden kesinlikle yabancı dil düşmanı olduğumuz anlamı çıkartılmamalıdır… Her türlü yabancı dil eğitimi, Türk dilinin temel eğitimini etkin bir biçimde ve yeterli seviyede almış olan çocuklarımıza ve gençlerimize, onları milli düşüncelerden soğutmamak, uzaklaştırmamak ve Türk kimliğine hor bakmasına yol açmayacak usuller çerçevesi içinde verilmelidir. Bunların aksine bir format içerisinde ve sadece siyasî kaygılarla, yabancı hayranlığı uyandıracak tarzdaki yaklaşımlarla, “çağdaş”ve “Arupai” görünebilme kompleksi altında verilmek istenen yabancı dil eğitimine ise itirazımız vardır. Bu böyle biline…
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik 21.10.2006 tarihinde Çin'in başkenti Pekin'de yapılan Asya Eğitim Forumuna katıldı. O günlerde TV ekranlarına yansıyan görüntülerinde Çinli öğrencilerle İngilizce konuşma gösterisi yaptı. Buna neden ihtiyaç duymuştu onu da anlamış değiliz.
Çelik, Çin'de yaptığı konuşmalarda her nedense Türkiye'de Eğitime yapılan yatırımlardan(!), projelerden(!) ve Orta Öğrenim Projesi için harcanmak üzere de dünya bankasından 104 milyon ABD doları tutarında kredi alındığından söz etme ihtiyacı duydu…
Bir ülkede her hangi bir dilin eğitimini vermek için öncelikle ne kadar insanın o dili öğrenme merakının ve isteğinin olduğuna bakmak ve ona göre program ve müfredat hazırlamak gerekmiyor mu?? 1935 yılından beri Ankara' Dil Tarih Coğrafya Fakültesi bünyesinde Çin dili öğretiliyor(!), İstanbul Fatih Üniversitesinde Çin dili öğretiliyor(!),1965 yılından beri Kayseri'de meskun Doğu Türkistanlıların (Birkaç sözde Doğu Türkistanlıyı ayrı tutmak gerekir) bütün itirazlarına rağmen Kayseri Erciyes Üniversitesinde 1998 yılından beri Çince öğretiliyor..(!) Hüseyin Çelik ise, “Çince'yi çok iyi bilen uzmanlarımız olması gerekiyor" derken Dil Tarih Coğrafya Fakültesinin Çin Dili ve Edebiyatı Bölümünden ve diğer üniversitelerin Çin dili bölümlerinden mezun olanları küçümsüyor mu? Yoksa bu bölümler Çince öğretmede yetersiz mi kalıyor? Bakan Çelik'in ifadesiyle anılan bölüm mezunlarından niçin bu güne kadar “Çince'yi çok iyi bilen uzmanlar” yetişmemiştir??
Hüseyin Çelik, önümüzdeki yıldan itibaren Türkiye'de pilot uygulama olarak bazı liselerde Çince okutulacağını belirterek, bunun müfredatının hazırlandığını söylüyor. Ayrıca, Çin'de bir kısmı devlet bursuyla, bir kısmı da kendi imkânıyla gelen ancak 15-20 kadar Türk öğrenci bulunduğunu da ifade ederken, hazırlanan “1000 Öğrenci Projesi” çerçevesinde Çin'e de öğrenci göndermek istediklerini ve 609 kazanan öğrenci arasından Çin'i tercih eden ve akseptans alan sadece üç öğrenci bulunduğunu da sözlerine eklemeyi ihmal etmiyor…
Görüyorsunuz değil mi sayın bakan! Türk gençlerinden ne kadar da Çin dili öğrenmeye teşne(!) öğrenci var?? tabiî sayın Çelik!! Ülkemiz siyasetçilerinin müzmin bir hastalığı olan “desinler” anlayışından sizde kopmamalısınız öyle değil mi??
Ama olsun.. Proje projedir.. Türkiye Liselerinde Türk gençlerine dayatacağınız Çin dili öğretme programınız hayırlı olsun sayın bakan! Böylece belki bir dönem Türkiye Cumhuriyeti hükümeti tarafından Çin devlet Başkanına verilen Üstün Hizmet Madalyasının karşılığında, bu defa da Çin hükümeti zati-alinize bir “Üstün Hizmet madalyası” layık görür. Ne diyelim…

 

Kahraman Millî Mücadeleci  Küreş Küsen Vefat Etti

 

Doğu Türkistan halkının şecaatli evlâdı, kor yürekli şair, musikişinas, tanınmış ses sanatkârlarımızdan ve fedakâr, cefakâr Doğu Türkistan istiklâlcilerinden Küreş Küsen 29 Ekim 2006 günü sat 22.oo sıralarında İsviçre'de kalp rahatsızlığı sebebiyle tedavi görmekte olduğu hastanede hayatını kaybetti.

Küreş Küsen Hayatı:

1959 yılı Temmuz ayının 21. günü Doğu Türkistan’ın başkenti

Ürümçi'de bilim aşığı bir ailede dünyaya geldi.

1959 yılı Temmuz ayının 21. Günü Doğu Türkistan'ın başkenti Ürümçi'de bilim aşığı bir ailede dünyaya geldi. Babası Sultan Mahmut, “Milliyetçi Unsur” olarak yaftalanıp Kuçar'a sürgüne gönderildi. Kuçar denilen bu kadim sanat kalesi Küreş'in mahsun kalbine mukaddes sanat tohumlarını ekti. Onun babası Sultan Mahmut 2. defa “Milliyetçi Unsur” yaftası yiyip, Gulca'ya sürgün edildi.

Uygur şarkı sanatının beşiği olan bu güzel diyar Küreş'in sanat tutkusunu pekiştirdi. Küreş Küsen'in dedesi Mahmut “Milliyetçi Unsur” olarak adlandırılıp suçsuz yere Şing Şi Say'in kanlı hapishanelerinde öldü. Küreş Küsen'in babası Mahmut, “Milliyetçi” suçlamasıyla Şing Şi Say hapishanesinde, milliyetçi Çin hapishanesinde, Komünist Çin hapishanesinde yattı ve sonunda oğlu Küreş'e çok “vasiyet”ler bırakıp, kalp rahatsızlığı ile, dış ülkelerdeki ata mirası “bölücü” oğlu Küreş'e “Eyvallah” demeye bile vakit kalmadan ahirete göç etti.

O diyor ki; “Ben annemin sütünü içtiğimde onda bir tür acı tat vardı” Sahi bu acılık, horlanma, eşitsizlik, milli aşağılama, ırk ayrımı… Karışıklık ve adeta kana karışmış olan bir acı idi.

O, sanat lisesinde 3 yıl okudu. Üniversitenin Uygur edebiyatı bölümünde 2 yıl, bestekarlık bölümünde 4 yıl okudu. Kitap veya kaset tirajı 5000'i geçmeyen Uygur toplumunda onun hazırladığı “Hasret” ve “Üzüntü” adlı kasetler 160.000 adet dağıtılıp, rekor kırdı.

“Toprağı satmayın” adlı şarkıyı bilmeyen Uygur yoktur. Uyguristan'ın köşe-bucak, dağ ve yaylaklarında dolaşarak 1000 oyun sahneleyip 5000.000 insana hitabetti. Çin genelinde 5 defa, Uyguristan genelinde 10 küsur defa şarkı, Müzik, şiir ödülleri aldı. Çin ülkesinde çolpanlar cemiyetine kabul edilmiştir. Fakat o yinede “Bölücü”, “Tahrikçi” olarak anılmaktan kurtulamadı.

Defalarca ikaz ve uyarılar aldıktan sonra 1993 yılı “Şeuar Komünist Partisi”, ve “Şeuar hükümeti” kolektif iş yerleri Cinabil'in imzası ile Küreş Küsen'in tahrikçiliklerini kesin olarak sonuca ulaştırma konusunda kızıl başlıklı belge dağıtıldı. Sahneye çıkma, beste yapma, 8 kişiden fazla kişinin bir arada konuşması yasaklandı. 3 yıl gözaltı ve sıkı takip altına alındı.

O, “Kösen Kültür ve sanat Şirketi”ni kurdu. Fakat fazla uzun sürmeden yasa dışı bir biçimde “Sinkiang Gazetesi”ne ilan verilerek bu şirket mecburi olarak kapatıldı ve bütün mal-mülk yasa dışı ve zorbaca müsadere edildi. O kendisinin kara listeye alındığını anlayıp yurt dışına çıkıp gitmeye mecbur kaldı.

1996 yılında Türkiye'ye gelip, Türkiye'de Türkçe öğrendi. 1997 yılında Kırgızistan'a gitti. “Uyan Türkistan” adlı marş üslubunda hazırladığı kasetini 1., 2., 3. ve 4. albümlerini çıkartıp dağıtımını yaptı.Burada da Çin'in baskıları ile Kırgızistan'da 9 ay hapis ve yakın gözlem altına alındı. BM. Den siyasi sığınma talebinde bulunup, 1999 yılında İsviçre2ye gelerek buraya yerleşti.2 yıl İsviçre dili, 1 yılda Bilgisayar öğrendi. Avrupa'daki birkaç devletlerde 10küsur defa uluslar arası müzik festivallerine katıldı. “Uygur halk şarkıları”, “Kuçar Halk Şarkıları” ve “Uyan Türkistan5” olmak üzere CD'ler çıkartıp dağıtımını yaptı.

Küreş Küsen İsviçre'de devlet sanatçısı olarak çalışmaktaydı.

Merhum Küreş Küsen’in cenazesi 01.11.2006 tarihinde toprağa verildi.

Küsen’in cenazesine merhumun akrabaları, İsviçre’deki Uygur cemaati ve İsviçre’de yaşayan Doğu Türkistanlılardan başka Hollanda, Norveç ve İngiltere gibi devletlerden gelen Doğu Türkistanlılar da katıldılar.

Dünyanın bir çok ülkelerindeki Doğu Türkistan teşkilatlarından gelen baş sağlığı mesajları da okundu.

 

Merhuma Allah'tan rahmet, Ailesine, yakınlarına ve bütün Doğu Türkistan halkına da baş sağlığı diliyoruz.

Doğu Türkistan halkının bağrından çıkmış olan bu yılmaz mücahit evlâdı dünya durdukça asla unutulmayacak, taşıdığı İstiklâl bayrağı mutlaka hedefine ulaştırılacaktır.

           

“Ruhu şad, mekânı cennet olsun”

 

Türk Dünyasının Başı Sağolsun!

 

Hayatı boyunca Bağımsız Türkistan için verdiği mücadeleyle tanınan

Dr. Baymirza Hayit, Almanya’nın Köln kentinde vefat etti. 

 

Hayatı boyunca bağımsız Türkistan için verdiği mücadeleyle tanınan Dr. Baymirza Hayit'in, Almanya'nın Köln kentinde hayatını kaybettiği bildirildi.

Hayatının büyük bölümünü esaret altında geçiren 89 yaşındaki Türkistanlı Tarihçi Hayit, 31 Ekim sabaha karşı, tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybetti.

Özbekistan’ın Fergana vadisi, Namangan vilayetinin, Yargorgan köyünde 17 Aralık 1917de doğmuştur.  Baymirza Hayit, genç yaştan itibaren bağımsız Türkistan'ın kurulması için çalıştı. Sovyet araştırmalarıyla tanınan Baymirza Hayit'in Sovyetler Birliği içindeki Türk halklarının siyasi, tarihi ve dini meseleleri üzerine de çok sayıda çalışması var.

Türk Dünyasının abidevi çilekeş mücadele ismi Dr. Baymirza Hayit’e Allah’tan rahmet, kederli ailesine ve bütün Türk Dünyasına başsağlığı dilerim.
Mehmet Emin Batur

 

Kanada Başbakanı Hüseyin Celil'in Eşi İle Görüştü

 

Kanada Başbakanı Stefan Harper, Kanada vatandaşı iken ailesi ile görüşmek için gittiği Özbekistan'da Özbek makamlarınca Çin'in isteği üzerine 26 mart 2006 tarihinde  tutuklanarak hapse atılan ve bir süre sonra Özbekistan hükümetince, idam edileceğini bile bile Çin'e teslim edilen Hüseyin Celil'in eşi Kamile hanım ve onun çocukları ile görüşerek onların durumları ile ilgilendi. RFA-20.10.2006

 

120 Yıllık Uygur Okulu Çinlileştirildi

 

RFA-Çağımız Uygur maarifinin beşiği, yeni maarifin ana mekânı olarak anılan Ekisak Hüseyniye ilk Öğretim Okulu 1885 yılının Ekim ayında Musabayıf kardeşlerin iktisadi katkılarıyla üstün Artuş köyünün Ekisak bölgesinde kurulmuş olup, bu güne kadar 120 yıllık şanlı mesafeyi geride bırakarak marifet meşalesini söndürmemiştir.

Uygur maarifinin beşiği Çinlileştirilmek isteniyor

Ekisak Hüseyniye İlköğretim Okulu Uygur maarifi tarihinde isyankâr duruşu ile Uygurların geleceği ve kalkınmasına engel teşkil etmekte olan hurafe ve cehaletin prangalarını parçalayıp atma cesaretini gösteren ve bu yolda bütün Doğu Türkistan sathında yeni okulların açılmasına öncülük etmişti.

Uygur maarifinin temelini kuran bu okulda Çin'in Çift dilde eğitim politikası ile tamamen Çinlileştirilmek isteniyor. Doğu Türkistan'ın resmi haber ağı tarafından yapılan açıklamalara göre, Ekisak Hüseyniye İlköğretim okulunda hazırlık sınıfı öğrencilerinden başlamak üzere Çince ders okutulmakta olup, gelecek yıldan itibaren Artuş vilayetindeki bütün ilköğretim okulları hazırlık sınıfından başlayıp tümden Çinli’leştirilecek. 11.10.2006         

 

Ekonomide Çin tehdidi

 

2001 yılında Çin`den yaptığımız ithalat 926 milyon Dolardı. 2006`da ithalat 10 milyar Dolar. 2008`de ise 20 milyar Doları bulacak. Bu nedenle Türkiye, yerli mallara yönelme konusunda ciddi adımlar atmalıdır.``

 

Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Bolat, ekonomide ``Çin tehdidinin`` giderek arttığını ifade ederek,``Türkiye`nin, Çin`den ithalatı 2008`de 20 milyar doları bulacak`` dedi. Ülkenin borç stokunun 260 milyar Doları bulduğunu kaydeden Bolat, bu nedenle Türkiye`nin kemer sıkma politikalarına devam edeceğini savundu. Piyasalardaki para sıkışıklığının devam edeceğini de ileri süren Bolat, ``İşletmelerimiz bu dönemde artan maliyetlerini düşürmeyi, dünya pazarlarına yönelmeyi ve markalaşmayı hedef almak zorundadır. Bu dönemde, bir yıl önce zirvede olan bir iş adamı, bir sonraki yıl piyasadan çekilmek zorunda kalabilir`` diye konuştu. Ekonomideki ``Çin tehdidine`` de değinen Bolat, ``Çin tehdidi gelecek yıllarda da sürecek. 2001 yılında Çin`den yaptığımız ithalat 926 milyon Dolardı. 2006`da ithalat 10 milyar Dolar. 2008`de ise 20 milyar Doları bulacak. Bu nedenle Türkiye, yerli mallara yönelme konusunda ciddi adımlar atmalıdır.``

 

Çin Hükümeti bu yıl Ramazan Ayında da Uygurların Normal

Dini Faaliyetlerini Yasakladı

 

Alman Haber ajansının Hoten din işleri dairesi görevlileri aracılığı ile edindiği bilgilere göre, Müslümanların kutsal ayı olan Ramazan ayında Çin hükümeti,  Uygur halkının ekseri çoğunluğunu teşkil ettiği yoksul Hoten'de 5 yıldan beri icra etmekte olduğu yasaklamaları kesintisiz devam ettirmektedir.

Haberden anlaşıldığına göre, Hoten yerel makamları, “Her türlü mescit ve camilerde dini faaliyetleri sabah 11.30'dan önce sona erdirmek gerek. Ondan sonra mescitlerde insan bulunmasına izin verilmeyecektir” diyerek emir yayınlamak yoluyla Ramazan ayında mescitlerde gece devam edilecek olan teravih namazı faaliyetini de yasaklamıştır. Böylece yine bu Ramazan ayında da “Bütün lokantaları açık tutarak yolcuların ihtiyaçlarını karşılamak gerek” diyerek emir yayınlamışlardır.

 

Tarihlerle Ermeni katliamı

 

Belirlenebilen bilgilere göre, Ermeni çeteleri Anadolu`da 523 bin 955 Türk`ü katletti.

Ermeni meselesine siyasi olarak sahip çıkan ve soykırım olmadığını söyleyen kişilere hukuki yaptırım olarak hapis cezasını uygun gören bir yasa teklifini gündeme getirmekten çekinmeyen Fransız hükümeti, Ermeniler`in yaptığı katliamları görmezden gelerek hata üzerine hata yapıyor. Yüzbinlerce insanı çocuk, bayan, genç, yaşlı demeden hunharca katleden Ermeni çeteleri, tarihe ışık tutan belge ve bilgilerin ışığında gün yüzüne çıkarılan toplu mezarlarla ne kadar acımasızca insanları katlettiğini açıkça ortaya koyuyor. 2’de

Başbakanlık Devlet Arşivleri, 1910-1922 yılları arası Anadolu`da 523 bin 955 Türk`ün Ermeni çeteleri tarafından katledildiğini belgeleriyle ortaya koydu. Ermeni çetelerinin katliamları tarih, yer ve isim olarak tek tek açıklandı. Ermeniler, yıllardır sözde soykırımı iddialarıyla dünya kamuoyunu yanlarına çekmeye çalışırken, resmi belgeler ise Türkler`in katledildiğini gösteriyor. 1910-1922 yılları arasında Ermeni çetelerin yaptığı katliamların tarih ve yerleri ile katledilen Türk sayısı ise şöyle:

1910 Muş (10 ölü),

21 Şubat 1914 Kars-Ardahan (30 bin ölü),

1915 Van (44 ölü),

1915 Van (150 ölü),

1915 Bitlis (16 bin ölü),

1915 Muş (80 ölü),

1915 Bitlis-Hizan (113 ölü),

1915 Van (5 bin 200 ölü),

Şubat 1915 Haskay (200 ölü),

Şubat 1915 Dutak (3 ölü),

Nisan 1915 Bitlis (29 ölü),

Nisan 1915 Muradiye (10 bin ölü),

Nisan 1915 Van (120 ölü),

Mayıs 1915 Van (20 bin ölü),

Temmuz 1915 Muş-Akçan (19 ölü),

Ağustos 1915 Müküs (126 ölü),

9 Mayıs 1915 Bitlis (40 bin ölü),

9 Mayıs 1915 Bitlis (123 ölü),

15 Ocak 1916 Terme (9 ölü),

1 Nisan 1916 Van-Reşadiye (15 ölü),

Mayıs 1916 Muş (500 ölü),

8 Mayıs 1916 Van-Tatvan (bin 600 ölü),

8 Mayıs 1916 Bitlis (10 bin ölü),

8 Mayıs 1916 Pasinler (2 bin ölü),

8 Mayıs 1916 Tercan (563 ölü),

11 Mayıs 1916 Van (44 bin 233 ölü),

11 Mayıs 1916 Malazgirt (20 bin ölü),

11 Mayıs 1916 Bitlis (12 ölü),

22 Mayıs 1916 Van (bin ölü),

22 Mayıs 1916 Köprüköy-Van (200 ölü),

22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü),

22 Mayıs 1916 Van (8 ölü),

22 Mayıs 1916 Van (8 bin ölü),

22 Mayıs 1916 Van (80 bin ölü),

22 Mayıs 1916 Van (15 bin ölü),

23 Mayıs 1916 Of (5 ölü),

23 Mayıs 1916 Trabzon (2 bin 86 ölü),

23 Mayıs 1916 Van (3 yüz ölü),

25 Mayıs 1916 Bayezid (14 bin ölü),

Haziran 1916 Van-Abbasaga (14 ölü),

Haziran 1916 Edremit-Vastan (15 bin ölü),

6 Haziran 1916 Satak-Serir (45 ölü),

6 Haziran 1916 Satak (bin 150 ölü),

7 Haziran 1916 Müküs-Serhan (121 ölü),

14 Ağustos 1916 Bitlis (311 ölü),

1919 Sarıkamış (9 ölü),

1919 Tiksin-Ağadeve (5 ölü),

1919 Nahçivan (4 bin ölü),

6 Ocak 1919 Zarusat (86 ölü),

21 Ocak 1919 Kilis (2 ölü),

22 Ocak 1919 Antep (1 ölü),

25 Ocak 1919 Kars (9 ölü),

26 Şubat 1919 Adana-Pozantı (4 ölü),

18 Mayıs 1919 Osmaniye (1 ölü),

13 Haziran 1919 Pasinler (3 ölü),

3 Haziran 1919 Iğdır (8 ölü),

Temmuz 1919 Sarıkamış (803 ölü),

Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü),

Temmuz 1919 Sarıkamış (695 ölü),

4 Temmuz 1919 Akçakale (180 ölü),

5 Temmuz 1919 Kağızman (4 ölü),

7 temmuz 1919 Kars-Göle (9 ölü),

8 Temmuz 1919 Mescitli (4 ölü),

8 Temmuz 1919 Gülyantepe (10 ölü),

9 Temmuz 1919 Kağızman (6 ölü),

9 Temmuz 1919 Kurudere (8 ölü),

11 Temmuz 1919 Mescitli (20 ölü),

19 Temmuz 1919 Bulaklı (2 ölü),

19 Temmuz 1919 Pasinler (2 ölü),

24 Temmuz 1919 Kars-Kağızman (9 ölü),

Ağustos 1919 Muhtelif köyler (2 bin 502 ölü),

15 Ağustos 1919 Erzurum (153 ölü),

15 Ağustos 1919 Erzurum (426 ölü),

Eylül 1919 Allahüekber (3 ölü),

9 Eylül 1919 Ünye (12 ölü),

14 Eylül 1919 Sarıkamış (2 ölü),

Kasım 1919 Adana (4 ölü),

11 Kasım 1919 Kahramanmaraş (2 ölü),

6 Kasım 1919 Ulukışla (7 ölü),

7 Aralık 1919 Adana (4 ölü),

1920 Göle (600 ölü),

1920 Kars (3 bin 945 ölü),

1920 Haramivartan (138 ölü),

1920 Nahçivan (64 bin 408 ölü),

1920 Nahçivan (5 bin 307 ölü),

Şubat 1920 Kars civari (561 ölü),

1 Şubat 1920 Zarusat (2 bin 150 ölü),

2 Şubat 1920 Suregel (bin 150 ölü),

10 Şubat 1920 Çildir (100 ölü),

28 Şubat 1920 Pozantı (40 ölü),

9 Mart 1920 Zarusat (400 ölü),

9 Mart 1920 Zarusat (120 ölü),

16 Mart 1920 Kağızman (720 ölü),

22 Mart 1920 Suregel-Zarusat (2 bin ölü),

6 Nisan 1920 Gümrü (500 ölü),

28 Nisan 1920 Kars (2 ölü),

5 Mayıs 1920 Kars (bin 774 ölü),

22 Mayıs 1920 Kars (10 ölü),

2 Temmuz 1920 Kars-Erzurum (408 ölü),

2 Temmuz 1920 Zengebasar (bin 500 ölü),

27 Temmuz 1920 Erzurum (69 ölü),

Mayıs 1920 Kars-Erzurum (27 ölü),

Agustos 1920 Oltu (650 ölü),

Ağustos 1920 Kars-Erzurum (18 ölü),

15 Ekim 1920 Bayburt (bin 387 ölü),

20 Ekim 1920 Göle (100 ölü),

17 Ekim 1920 Pasinler (9 bin 287 ölü),

18 Ekim 1920 Tortum (3 bin 700 ölü),

19 Ekim 1920 Erzurum (8 bin 439 ölü),

26 Ekim 1920 Kars civarı (10 bin 693),

Ekim 1920 Aşkale (889 ölü),

1 Aralık 1920 Kosor (69 ölü),

3 Aralık 1920 Göle (508 ölü),

4 Aralık 1920 Kosor (122 ölü),

4 Aralık 1920 Kars-Zeytun (28 ölü),

4 Aralık 1920 Sarıkamış (bin 975 ölü),

6 Aralık 1920 Göle (194 ölü),

7 Aralık 1920 Kars-Digor (14 bin 620 ölü),

14 Aralık 1920 Sarıkamış (5 bin 337 ölü),

29 Kasım 1920 Zarusat (bin 26 ölü),

Aralık 1920 Erivan (192 ölü),

1921 Nahçivan (12 ölü),

1921 Bayburt (580 ölü),

1921 Arpaçay (148 ölü),

1921 Karakilise (6 bin ölü),

1921 Karakilise ( 6 bin ölü),

Şubat 1921 Zenibasar (18 ölü),

21 Kasım 1921 Pasinler (53 ölü),

21 Kasım 1921 Erzurum (bin 215 ölü),

1918 Hınıs (870 ölü),

1918 Tercan (580 ölü),

Mart 1922 Kahramanmaraş (4 ölü)".

 

Önce Cezayir Soykırımını Tanı

 

Cezayir'de artık herkes Fransa'nın Cezayir soykırımını tarihçilere havale ederek tanımayı reddettiğini ve böylece çifte standart uyguladığını konuşuyor

Cezayir basını, Fransa'yı tarihi çarptırmakla suçlarken eskiden, ölen Ermeni sayısını 100 bin olarak veren Fransa'nın bu kez ölenlerin sayısını 1.5 milyona çıkardığına dikkat çekiliyor. Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın yapılmamış Ermeni soykırımının tanınmasının, AB üyeliği için kriter olduğu yolundaki açıklamasının ardından Fransa Ulusal Meclisi'nin Ermeni soykırımını inkarı suç sayan yasa tasarısının gündeme alması, Cezayir'de de tepkiyle karşılandı. Cezayir'de Fransızca yayınlanan L'Expression gazetesi, Cezayir'deki katliamları soykırım olarak tanımayı reddeden Fransa'yı çifte standart uygulamakla suçladı. Bilindiği gibi Cezayir 132 yıl Fransız sömürgesi olarak kalmış, bu sürede Fransızlar sebepli sebepsiz binlerce masum Cezayirli masumu katletmişti. L'Expression gazetesi, Tarık Ramzi imzalı yazısında Jacques Chirac'ın Türkiye'nin Ermeni soykırımını tanımasını isterken, aynı hakkı Cezayir'e vermeyi reddettiğini belirtti. Chirac'ın Ermenistan ziyareti sırasında Türkiye'nin soykırımı tanımasını AB üyeliği için kriter haline getirdiğine dikkat çekilen yazıda, Chirac'ın kraldan çok kralcı gibi davrandığını, Brüksel'in böyle bir koşulu öne sürmediğini kaydetti. Oysa Chirac'ın gönüllü olarak askerlik yaptığı Cezayir'de sömürgeci Fransa tarafından 132 yıllık işgal sırasında işlenen suçların tanınmadığına işaret edilen yazıda; Chirac'ın Türkiye'den yanlışlarını kabul ederek büyük bir ülke olduğunu göstermesini isterken, aynı çağrıyı Fransa'ya yapmadığının altını çizdi. Türkiye'ye yöneltilen suçlamalarda rakamların çarptırıldığını, manipülasyon yapıldığını belirten gazete, "Kısa bir süre öncesine kadar kurbanların sayısı 100,000 idi. Şimdi ise bu rakam 1.500.000'e kadar şişirildi” ifadesini kullandı. Cezayirli gazete, Chirac'ın tarihi yeniden yazarak çifte standart uyguladığını belirterek "Sanki, Türkiye için geçerli olan, Fransa için geçerli değilmiş" diye yazdı. Bu arada La Tribune gazetesi de "Fransa´ya karşı hakkımızı Türkiye savunacak" diye yayın yaptı. TUNA AKTURA

 

DEVLET İHANETİ TEBRİK EDER Mİ ?

 

Türkiye’de, vatana ve millete ihanet edenlerin hükümet yetkilileri tarafından taltif ve tebrik edildiği günleri görmüş olmak ne kadar can acıtıcı ve kahredici bir durum.

Son günlerde öylesine inanılmaz çelişkiler yaşanıyor ki; 30 bin kişinin katili terörist başının neden kuş sütü ile beslenerek korumaya alındığına artık şaşırmıyoruz. Muhalefette iken devlet ve millet meselelerinde tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayanlar iktidar koltuğuna oturduklarında anlaşılmaz tavırlar ve davranışlar içine girerek kendilerine oy veren vatandaşları şaşkına çevirmektedirler.

Bir milletin yazar ve çizerleri her ne kadar değişik pencerelerden bakarak farklı düşünce kulvarlarında olsalar da temel zihniyet olarak ülkesinin ve milletinin kutsallarına saygılı olmak zorundadır. Eğer bunu yapmıyor ve eline geçirdiği her fırsatta devletin milletin ve ülkenin değerlerine karşı yalan yanlış yazılar yazarak saldırmak suretiyle sapkınlıklar sergiliyorsa hukuki yönden gerekli cezalara mutlaka çarptırılmalıdır.

Türk milletine, devletine ve ülkesine karşı iftira atan ve uluslararası arenada Türkiye’yi şaibe altına sokan Orhan YAMUK adlı sözde yazar’a sırf kendi ülkesine ve milletine hakaret etmesinden dolayı Türkiye düşmanları tarafından Nobel Ödülü verilmiş olduğunu sokaktaki sade vatandaşımız bile biliyor. Diğer yandan, YAMUK’un ödül almış olmasını fırsat bilenler, Orhan YAMUK’u tebrik etmenin “alacak tahsil etmiş olmak” olduğunun bilinci içerisinde adeta tebrik kuyruğuna girdiler.

Bu ne yaman bir çelişkidir ki; daha dün, Orhan YAMUK’u, “Türkiye’de Bir milyon Ermeni’nin ve 30 bin kürdün öldürüldüğünü” söylemiş olmasından dolayı yargı önüne çıkaranlar bu gün tebrik etmektedirler.

Şunun çok iyi bilinmesi gerekir ki; Türkiye bir değil otuz tane de Nobel ödülü almış olsa AB’ye üyelik konusunda bu ödülün zerre kadar olumlu bir etkisi asla olmayacaktır. Avrupalıları bu kadar saf ve iyi niyetli mi zannediyorsunuz?

Yıllarca başka ülkelerin kılıcını sallamayı adet haline getirdiklerinden dolayı asil Türk milleti tarafından rağbet görmeyen bir takım sözde yazarların Orhan YAMUK’u tebrik yarışına girdikleri bir sırada devlet büyüklerinin de bu “tebrik ediciler kervanı”na katılmış olmaları oldukça düşündürücü.

Başbakanlık sözcüsü Akif Beki bir açıklama yaparak, “Sayın Başbakan, ABD'de bulunan Orhan Pamuk'la bugün yaptığı telefon görüşmesinde, Nobel ödülünün bir Türk yazarına verilmiş olmasından memnuniyet duyduğunu belirterek kendisini tebrik etti.” Demiştir.

Meclis Başkanı Bülent Arınç ise; “Toplumda bir kesim, Pamuk'un bu ödülü almasının, yazdığı romanlarla ilgili değil, daha çok konuştuğu, bir süre yargılandığı sözlerle ilgili olduğunu söylüyor ve bunu tartışmaya açıyor. Bir kısım da onun edebiyatçı pozisyonuna daha çok dikkat çekiyor.

Bu tartışmalar yapılır ama ben Sayın Pamuk'u, aldığı ödülden dolayı sadece kutluyorum” dedi.

Abdullah Gül; Nobel Edebiyat Ödülünün Orhan Pamuk'a verilmesiyle ilgili olarak, “Şüphesiz çok önemliydi. Bu nedenle hem ben, hem Başbakanımız hemen kendisini tebrik ettik” diyen Gül, sözlerini şöyle sürdürdü:

“(Orhan Pamuk'la ilgili) Bu tartışmalar gelir geçer, ama bir Türk'ün Nobel Ödülü alması tarihte yerini alır. Ayrıca bu Türkiye'nin ve Türklerin tanıtılması açısından çok önemli.”

Sayın Gül! Evet, bu tartışmalar gelir geçer ve bu ödül dediğiniz gibi tarihteki yerini alır. Fakat, bu ödülle beraber “Türkiye’nin bir milyon Ermeni’yi ve 30 bin kürt'ü katlettiği” de tarihteki yerini alır.

Dünya Türkiye’yi böyle tanıyacaktır.

Kültür ve Turizm Bakanı Koç: “Orhan Pamuk’un Nobel ödülü almasından dolayı iftihar ediyorum. Türkçenin yaygınlaştırılması açısından Türk dilinde roman yazan bir yazarın Nobel ödülü almasından Türkiye Cumhuriyeti’nin Kültür ve Turizm Bakanı olarak iftihar ettim.”

Bu güne kadar, “tebrik etme kervanı”na katılmayan Cumhur Başkanımız Sayın Ahmet Necdet Sezer’i kutluyoruz…

            Devlet adamlığı feraset sahibi olmayı gerektirir…

20.10.2006 Tarihinde Erciyes Gazetesi’nde yayımlanmıştır.

 

 

Türk Federasyonu’nun iftar yemeğinde Doğu Türkistan anlatıldı

 

16.10.2006 tarihinde “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi”nin Başkanı Abdulcelil Karakaş, davet üzerine gittiği “Almanya Türk Federasyonu”nun iftar yemeğinde, yemekten sonra Teravih namazı öncesi ve sonrasında topluluğa özel olarak Doğu Türkistan konusunda bilgiler aktardı. Münih'te yaşamakta olan Türkler arasından tanınmış iş adamları ve tüccarlar, din adamları ve Türkiye'den gelip okumakta olan üniversite öğrencilerinin temsilcilerinin davet edildiği iftar yemeği sırasında “Almanya Türk Federasyonu” Münih şubesinin önde gelenleri özel bir sohbet ortamı oluşturarak Abdulcelil Karakaş'tan, Doğu Türkistanlıların içinde bulundukları durum hakkında bilgi vermesini istediler.

Abdulcelil Karakaş Doğu Türkistan Müslümanlarının uğramakta oldukları zulümler hakkında tafsilatlı malumat vermekle beraber, “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” tarafından özel olarak Ramazan münasebetiyle hazırlanan ve Çin'in Doğu Türkistanlılara karşı uygulamakta olduğu zulümleri içeren broşürleri topluluğa dağıttı. Abdulcelil Karakaş sorumluluğundaki “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” “Almanya Türk Federasyonu” Münih Şubesi arasındaki dostluk ve dayanışma alanındaki ilişkileri uzun yıllardan beri kesintisiz devam edip gelmekte, böylece bu teşkilat Doğu Türkistan Davasını sadece maddi ve manevi cihetten desteklemekle kalmayıp Almanya'ya siyasi sığınma talebi ile gelen Uygur kardeşlerine de elinden geldiğince yardım etmektedir.

Bu defaki iftar yemeği esnasında “Almanya Türk Federasyonu”nun eski sorumlularından Veysel Denel ve Gazi Koçak'ta birer konuşma yaparak Uygur kardeşlerinin milli davasını ebediyen destekleyeceklerini beyan ettiler. (ETIC)

 

Dünya değişti Demirel değişmedi, ya bizimkiler !!!

 

Süleyman Demirel, Çin'in Ankara Büyükelçisi Song Aigou ile

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Kuruluşunun 57. Yıldönümünde birlikte

 

Çin Halk Cumhuriyeti'nin Ankara Büyükelçisi Song Aiguo, 28 Eylül 2006 tarihinde Ankara Swiss Hotel'de Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 57. yıldönümü sebebiyle bir resepsiyon verdi. Türkiye Cumhuriyeti'nin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel,  Adalet Bakanı ve Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek, Devlet Bakanı Kürşat Tüzmen, davete katılarak Çin'i övdüler. Dostça ve sıcak bir atmosferde geçen resepsiyonda konuklar Çin Halk Cumhuriyeti'nin kuruluşundan, özellikle reform ve dışa açılma politikalarının uygulanmaya başlanmasından bu yana ekonomi, siyaset, kültürel ve sosyal alanlarda kazandığı büyük başarıları övdüler ve Çin ile Türkiye arasında dostça süren işbirliği ilişkilerinin düzgün ve daha derinden gelişimi için dostça temennilerde bulundular.

 

Doğu Türkistan'da İkinci Büyük Doğalgaz Rezervi Keşfedildi

                        

 

Doğu Türkistan'ın Güney-Batı bölgesindeki Bay nahiyesinde rezerv miktarı 150 milyar metre küp olan doğalgaz rezervi keşfedildi. Çin kaynakların bu konuda verdikleri haberlerden anlaşıldığına göre, mezkûr gaz rezervi batının gazını şehirlere taşıma birimlerinin ülke çapındaki en büyük iki gaz rezervinden sonra ikinci sırada yer alacak en büyük gaz rezervi olarak kabul ediliyor Doğu Türkistan'dan alınan bilgilere göre, bu yılın sonuna kadar Doğu Türkistan'da Doğalgaz üretim miktarı 15 milyar metreküpten fazla olup, böylece Doğu Türkistan İşgalci Çin'in en büyük Doğalgaz üretim merkezi haline dönüşmüş bulunmaktadır.

Bu defa Doğu Türkistan'ın Bay nahiyesinde keşfedilen bu Doğalgaz kaynağını bulmak için Tarim petrol yatağına bağlı şube şirketinin işçileri 10 yıllık bir zaman harcamışlardır. Belgelerde gösterildiğine göre, Bay nahiyesi tarihte Zenginlik kaynaklarının bolluğu ve halkının çalışkanlığı ile ün yapmış olan bir diyar olsa da, 1961 yılındaki açlık döneminde yerel hükümet yetkilileri ambarlarında leba-leb tahıl olduğuna bakmaksızın onbinlerce Uygur çiftçilerinin açlıktan ölmelerine sebep olmuşlardır. Bay nahiyesi bu gün de petrol, doğalgaz başta olmak üzere doğal zenginliklere sahip olmasına rağmen halkın geçim düzeyi son derece zayıf olan bölgeler arasında yer almaktadır. RFA      

 

Çin Hükümeti internetteki “Blog” sitelerinde  gerçek

isim ve adres kullanma mecburiyeti getiriyor

 

Royters Haber Ajansının 23 Ekim 2006 günü Pekin'den verdiği haberde, “Çin'deki internet cemiyeti adlı teşkilat Çin haber sanatı bakanlığının internette “blog” diye adlandırılan ağ depolarında hakiki isim ve adres kullanmak gerektiği şeklindeki politika henüz icra edilmemişse de, Çin'in böyle bir uygulamaya geçme hazırlığı bile kamuoyunda ciddi tepkilere neden oluyor” dedi.

Haberden anlaşıldığına göre, Çin'de “Blog” diye adlandırılan internet sitelerinin sayısı şu anda 120 milyona ulaşmış olup, Amerika'dan sonra ikinci sırada gelmektedir. Şu anda Çin'de her gün ortalama olarak 17 milyon 500 yetişkin insan  bu vasıta ile ikili ilişkiler kurar.Yakın zamanlarda depreşen münazarada ise, bazı site arkadaşları internette kesin olarak gerçek isim ve adres kullanarak fikir beyan etmesi gerektiğini vurgularken, bazı site kullanıcıları da, böyle yapıldığı taktirde site kullanıcılarının özel mahremiyetlerine tecavüz etmeler ortaya çıkar. Site kullanıcılarının özgürce fikir beyan etmeleri de mümkün olmaz demektedirler.

Gerçi şu anda tartışması devam eden bu konularda bir fikir birliğine varılmamışsa da, hükümet bu durumu pek ciddiye almaksızın kendi politikasını icra etmek için ciddi hazırlıklar yapmayı sürdürüyor. RFA (Veli) 

 

 

Matem Günü’nde Almanya'da Çin'e karşı Protesto Gösterisi

 

ETİC-DUK'un çağrısına uyarak 01.10.2006 tarihinde Amerika, Avrupa, Asya ve Avustralya kıtalarında Uygurların toplu yaşadıkları devletlerde eş zamanlı olarak Çin'e karşı gösteri ya da her türdeki protesto eylemleri gerçekleştirildi.

 

Avrupa Doğu Türkistan Birliği Teşkilatı'nın organizasyonu ile “Matem Günü” münasebetiyle Almanya daki Uygurlar 1 Ekim 2006 günü saat 12.oo ile 14.oo arasında Münih şehrindeki Çin Konsolosluğu önünde geniş çaplı bir protesto gösterisi yaptılar.15’de

Bu defa ki gösteriye DUK önde gelenleri ve üyeleri, Avrupa Doğu Türkistan Birliğinin Teşkilat önderleri ve üyeleri ve de Almanya'nın değişik vilayetlerinden gelen Uygurlar olmak üzere yüzlerce kişi iştirak etti. Çin konsolosluğu görevlileri göstericileri kameralarla kaydederek tehdit etmişlerse de, göstericiler onlara karşı “Çinliler vatanımızı terk etsin” sloganına ilaveten “Çinliler Almanya'dan gitsinler” şeklinde sloganlar da atarak cevap verdiler.

Bu gösteriye katılan Uygurların ekseriyeti oruçlu ve oruç tutamayanlar ise açlık ilan edenlerden meydana gelmiş olup, bu hal gösteriye katılan onlarca Uygur çocuklarının kalplerinde olumlu tesirler uyandırdı. 01 Ekim 2006  (Avrupa Doğu Türkistan Birliği Propaganda Bölümü)

 

Doğu Türkistanlılar içme suyundan zehirleniyor

 

“Doğu Türkistan'da 27 Ekim 2006 tarihli haberde 5.740.000 Çiftçi ve besici içme Sularının kirliliğinin tehdidi altında yaşıyor.”denildi.

Uygurlar tarihten beri göl ve ırmakları içme suyu kaynağı olarak kullanmışlardır. 1964 yılından beri ise, aralıksız olarak sürdürülen nükleer denemeler sebebiyle ve Çin hükümetinin hiçbir çevre koruma tedbiri almaksızın gelişi güzel bir biçimde petrol kuyuları,  madenler ve fabrikalar açması neticesinde Doğu Türkistan'ın tertemiz toprakları kirlenmeye ve zehirlenmeye başladı.

Irmak ve göllerin suları çekilerek her tarafı mikrop kaplamaya başladı. Fakat Çin hükümeti Doğu Türkistan halkının içme suyu problemine hal çaresi bulmak için hiçbir girişimde bulunmamaktadır. Doğu Türkistan'ın ekseri çoğunluktaki köy ve kasabaları kuyu ve sondaj suyu olmamasından dolayı Uygur halkı yine eskisi gibi mahallelerdeki gölet sularını içme suyu olarak kullanmaya mecbur oldu. Netice olarak bütün bölgelerde veba ve bilinmeyen türdeki bir takım bulaşıcı hastalıklar zuhur etmeye başladı.

1986 yılında Hoten bölgesinde esrarengiz türdeki bulaşıcı bir akciğer hastalığı yayılarak sayısız insanın ölümüne yol açtı. Bu olay aynı zamanda uluslararası sağlık örgütlerinin önemli ölçüde dikkatini çektiği için Çin hükümeti 1987 yılından itibaren köy ve kasabalarda yeni sondajlar yaparak “halkın sağlığını korumak” şeklindeki sloganı ortaya atmıştı. Fakat, “Sinkiang Gazetesinde (Doğu Türkistan Gazetesi”nde yayınlanan yukarıdaki haber, Çin hükümetinin bu alanda hiçbir fiili adım atmadığını ortaya koymaktadır.

 

Çin askerlerinin Nepal sınırında Tibetlilere ateş açtıkları ile ilgili video görüntüleri yayınlandı

 

Çin sınır güvenlik güçleri Nepal'e Kaçmakta olan Tibetlilere ateş açarak Tibetlileri öldürdüler.

 

Çin sınır güvenlik güçlerinin Nepal'e kaçmakta olan Tibetlilere ateş açarak bazı Tibetlileri öldürdükleri, bazılarını da yaraladıkları dünya basın-yayın organları tarafından haber olarak verilmişti.

“Almanya dalgaları” Radyosunun verdiği habere göre, Romanya televizyon istasyonu “Pro TV” de Çin askerlerinin Nepal sınırında Tibetlilere ateş açtıklarına dair görüntüler yayınlanmış olup, bu görüntüleri bazı yabancı ülke muhabirleri 30 Eylül 2006 günü Tibet'teki devlet televizyonunda da görmüşlerdir.

Mezkûr video görüntülerinde bir grup insanın kar üzerinde emekleyerek gitmekte oldukları ve onların arkalarından silah seslerinin duyulduğu, silah sesleri ile beraber grubun içinden bir kişinin yere düştüğü, kaçmakta olan bir kişinin de İngilizce olarak “Onlar bize ateş ederek bizleri adeta bir köpek gibi vuruyorlar.” diye bağırdıkları gösterilmektedir. Bu görüntüler oldukça uzak mesafeden alınmıştır.

Çin hükümeti ise, bu olayda kendilerini savunarak, “Onları uyarılarımızla geri çevirmeye çalıştık. Fakat onların direnişleri ile karşılaştık. Bu yüzden ateş etmek zorunda kaldık” demişlerdir.

 

 

ARD Televizyonu Muhabiri Almanya, İsviçre ve Norveç'teki bazı Uygur Teşkilatlarını ve Şahısları Ziyaret Etti

 

Almanya'nın köklü televizyonlarından ARD'nin özgür muhabiri Ralp Klammert özel bir ziyaret programı yaparak Almanya, İsviçre ve Norveç'teki bazı Uygur Teşkilatlarını ve şahısları ziyaret ederek onlarla Doğu Türkistan meselesi hakkında geniş çaplı görüşmeler gerçekleştirdi.

18.09.2006 tarihinde Ralph Klammert, öncelikle Almanya'nın Münih kentinde faaliyet yürütmekte olan “Doğu Türkistan Enformasyon Merkezi” bürosunu ziyaret ederek Merkezin Başkanı Abdulcelil Karakaş ve “ETIC- Uygur Araştırma Merkezi”nin başkanı Perhat Yorunkaş ile görüştükten sonra aynı gün Abdulcelil Karakaş ile Doğu Türkistan'ın bu günkü durumunu temel alan ve iki saat süren bir televizyon sohbeti gerçekleştirmiştir. Sohbet esnasında Abducelil Karakaş ARD muhabirinin, Doğu Türkistan'ın içinde bulunduğu durum, Uygurların milli hareketlerinin amacı, gayesi, arzu ve istekleri, Almanya'dan siyasi sığınma talebinde bulunanların durumu, ETIC' in kuruluş aşamaları ve faaliyetleri gibi konular hakkında sorduğu sorulara geniş biçimde cevaplar verdi.

 

Doğu Türkistan'a “Sinkiang”isminin verilişinin kısa tarihçesi

 

 

1863 yılında Bedevlet Yakup han tarafından kurulan "Doğu Türkistan Cumhuriyeti"ni 1877 de yıkan ikinci Mançur Çin istilası sonunda 1884 de "İlhak edilmiş Topraklar" veya "Yeni toprak" anlamına gelen ve Doğu Türkistan'ın asıl sahipleri olan biz Doğu Türkistanlıların hiçbir zaman kabul etmediği ve etmeyeceği "SİNKİANG" adını verdiler.

 

Bilindiği gibi Doğu Türkistan'a, Mançur imparatorluğunun işgaline uğramasından sonra, 1884 yılında imparator Guang Süi'nin  emri ile “Sinkiang” adı verilerek Çin’in idari bölgelerinden biri haline dönüştürülmüştür.

Çin kaynaklarında belirtildiğine göre ise,  Doğu Türkistan'ın bu günkü coğrafi alanı 1919 yılında Çar Rusya'sının Altay bölgesini Çin'e iade etmesiyle bu günkü halini almıştır.

“Yeni sınır”, “Yeni toprak”, “Yeniden ilhak edilmiş toprak” anlamlarına gelen “Sinkiang” ismi, genel anlamı itibariyle müstemlekeciliğe has bir anlam ifade eder. Çin hükümeti tarafından düzenlenerek dağıtılan “Vatanın birliğini korumak hakkında el kitabı” adlı kitapta ifade edildiğine göre, Mançur İmparatorluğunun, yani Şing sülalesinin ilk zamanlarında Yunan, Gui zhou,  Si chuan'ın bazı bölgeleri ve bütün batı diyarları “Sinkiang” adı ile anılmıştır. 16.Sayfadan Devam-İmparator Jiang'ın dönemine gelindiğinde “Sinkiang” deyimi sadece batı bölgeleri (Gansu, Şinghay, Ningşia ve Doğu Türkistan'ı içine alsa gerek) için kullanılmaya başlanmıştır. 1884 yılında, yani Guangşu'nun 10. yılına ulaşıldığında “Sinkiang” denilen külah sadece Doğu Türkistan'a has bir anlama dönüştürülmüştür. Yani, “Sinkiang” denilen bu deyim, Mançur Çin imparatorluğunun yayılmacılığının ve saldırganlığının sembolüdür.

Çinlilerin iddialarına bakılırsa 552'de Türklerin bir hanlık kurduğunu ve Susi ile Tang hanedanlarının döneminde Türk topluluğunun Çin'in kuzey kesimlerine hakim olan bir güç olduğunu yazıyorlar. Bu durumda Çinliler Batı Türkistan bölgesini de kendilerine ait topraklar olduğunu iddia ediyorlar demektir. Görülüyor ki, sinsice yarın öbür gün Kazakistan, Kırgızistan topraklarını da "bizim topraklarımızdır oralar Çin'in ayrılmaz bir parçasıdır" diyecekler. Tıpkı bu gün Doğu Türkistan toprakları için söyledikleri gibi. Yine bir zamanlar Türkiye'mizde sıkça söylenen ve hep sözde kalan “Adriyatik'ten Çin Seddine Kadar Olan Türk Dünyası" sözünün sahiplerine atıfta bulunarak, "19.yüzyıl sonlarına gelindiğinde bazı kişiler İstanbul Boğazından Altay dağlarına kadar ki bölgelerde Türk dillerini konuşan Millîyetlerin birleştirilerek bir ülke oluşturulmasını savundular" diyor. Bu gün aynı söz aynı zamanda "Turan" fikrinin savunucularını da kapsayan küçümseyici bir ifadedir. Türkiye'de ve dünyada insanlar savundukları fikir ve iddialarının arkasında ciddiyetle durmazlarsa Çinli de kalkar böylesine alaycı ifadelerle yalan ve iftiralarına malzeme olacak cümleler kullanır, o fikrin sözde savunucularını da ciddîye almaz.

Bu gün Türkiye de "Doğu Türkistan Çin'in Toprağıdır" deme gafletini gösterenler, çarpıtılan Türk tarihini de Çinli dostlarına karşı savunmak durumundadırlar. Tabiî savunabilirlerse…

 

Konu ile İlgili Bir Anekdot Bir Yorum:

Mehmet Emin BATUR

 

"SİNKİANG" DEĞİL DOĞU TÜRKİSTAN

  Türkiye deki Üniversitelerde "Araştırma Görevlisi" olarak vazife ifa etmekte olan şahsiyetlerin gerçek anlamda bir vazifeşinaslıkla işlerine dört elle sarılan ve araştırmacılığın hakkını verenlerine hiçbir diyeceğimiz yoktur. Olamaz da. Fakat Araştırmacı adı altında devamlı olarak gözünü yükselme basamaklarına dikmiş, bir an evvel ne yapıp edip bir yerlere gelmenin dayanılmaz ateşinde kavrulan sözde araştırmacılara da yeri geldikçe eleştiri ve İkazlarımızı da iletmek boynumuzun borcudur. Daha önceleri yine bu konu ile ilgili bir makale yazmış ve değerli Araştırma görevlilerimizden dünyanın en bakir ve gizemli ülkelerinden biri olan Kızıl Çin işgali altındaki Doğu Türkistan'da detaylı araştırmalar yapılmasının önemine değinmiştim.

Dün işyerime gelen ve daha önceden bir dostun aracılığı ile araştırmacı olarak tanıştırıldığım bir zatı muhterem, sohbetimiz esnasında öyle bir çam devirdi ki sormayın. Benim bu yazıyı kaleme almama da bu aydın dostun araştırmacılığı yere vuran davranışı sebep oldu. Muhterem okuyucularım; biliyorsunuz ki Ezeli ve ebedi Müslüman Türk yurdu olan Doğu Türkistan'ı işgal eden Çinliler 1884 yılındaki ikinci Mançur Çin istilası döneminde Doğu Türkistan topraklarına "SİNKİANG" adını verdiler. Bu deyimin anlamı Çin'ce de "yeni kazanılmış toprak "veya "ilhak edilmiş toprak"  anlamlarına gelmektedir. Türkiye'de yarım asırdır "Sinkiang değil Doğu Türkistan" cümlesini haykırdık durduk. Her kademeden insanları Doğu Türkistan'ın adına Çinlilerin dedikleri gibi "SİNKİANG" dememeleri konusunda uyardık. Çünkü; bu sözcük Müslüman Türk Milletinin diline hiç mi hiç yakışmıyordu. Bizim bütün karşı çıkma girişimlerimize rağmen bazı okul kitaplarındaki Asya haritası üzerinde de Çinlilerin istedikleri gibi "SİNKİANG" yazısı yazılır oldu. Nadir olarak ta "DOĞU TÜRKİSTAN”yazısı yer almaktaydı. Türk Basın mensuplarının büyük bir bölümü de, telaffuzunun kolaylığından mıdır? nedir?" SİNCAN" ya da  "Sincan Uygur Özerk Bölgesi" deyimini kullanmaya başladılar.

 Gel gelelim beni bir vesile ile ziyarete gelen Üniversite araştırma görevlisi arkadaşın ne söylediğine; Konuşma arasında  "Sincan'da ikamet eden peçen ek'ler ile bir akrabalığınız var mı? " deyiverdi. Bende, hangi Sincan'dan söz ettiğini sordum. "Canım  şu Ankara'daki Sincanda yerleşik olanlardan bahsediyorum sizin simanız onlarınkine çok benziyor" dedi.Artık konuya netlik kazandırmak zamanının geldiğini düşünerek "Ben Doğu Türkistanlıyım" dedim O da kalkıp "tamam işte bende oradan söz ediyorum .Oraya da SİNCAN denilmiyor mu.?" Demesin mi, o anda kan beynime sıçradı ve kendimi frenleyerek "Hayır oranın adı Doğu Türkistandır. Çinliler öyle diyorlar" dedim. Bu muhteremin branşının da Tarih olduğu kanaatindeyim. Öyle olmasa bile oldukça aydın birisi olarak bilinen bir araştırmacının bu kadarcık bilgiden yoksunmuş gibi davranması Türkiye'mizin geleceği açısından ne kadar da üzücü bir manzaradır.

Bu zatı muhteremin Ankara’daki Sincan bölgesi ile Çin'lilerin Doğu Türkistan için kullandıkları "SİNKİANG"ı karıştırdığınamı, yoksa Doğu Türkistan'ın adını "SİNCAN" demesine mi üzülelim. Hayır hayır bence Türkiye'de geçirdiğimiz elli yılın sonunda bazı Üniversite öğretim üyelerine yada bir araştırma görevlisine

"DOĞU TÜRKİSTAN"  demeyi öğretemediğimize üzülmemiz gerekir diye düşünüyorum.

 

Doğu Türkistan Devlet Meclisi Üyesi Frank Wolf'un

Onuruna Tören Düzenlendi

 

16 Ekim 2006 günü öğleden sonra saat 5'te Amerika'daki dini özgürlükler Merkezi, Uluslararası Tibet Hareketi, Uluslararası Uygur İnsan Hakları Vakfı gibi, uluslararası insan hakları teşkilâtları birleşerek Amerikan Devlet Meclisi Üyesi Frank Wolf'un dünya ülkelerindeki ezilmekte olan halkların insan hakları için göstermekte olduğu hizmetleri için “Teşekkür Etme” toplantısı gerçekleştirildi.

16. Sayfadan Devam-Frank Wolf, insan hakları çiğnenmekte olan halklar, özellikle de Uygur, Tibet, Moğol ve Çinli Hıristiyan müritlerinin dini özgürlüklerini elde etmek için uzun zamandan beri mücadele etmekte olan Amerikalı devlet adamı olarak bilinir.

Frank Wolf, yalnızca Uygurlar, Tibetliler ve Moğollar için değil, bütün dünyadaki yani Afrika ve Sudan gibi ülkelerdeki halklarla da ilgilenmektedir. Frank Wolf yine, ezilen mazlum halkların kaderlerini değiştirmek için onların seslerini Amerikan halkına ulaştırmak, Amerikanın politikası içine dâhil etmek için büyük mücadeleler vermiştir.

Bu defa ki “Teşekkür Etme” organizasyonuna Amerika'daki bütün insan hakları teşkilatları, her kademeden hükümet yetkilileri, bütün devletlerin büyük elçilik görevlileri ve Uygur siyasi hareketinin önderi insan hakları faaliyetçisi Rabiye Kadir hanım ve Amerikan-Uygur Birliğinin bazı üyeleri iştirak ettiler. (RFA)

 

Çinli’lerin yeni silâhı bulaşıcı hastalıklar

 

Çinlilerin yayın organı olan “Sinkiang Gazetesi”, yani Doğu Türkistan'da yayınlanan Doğu Türkistan Gazetesi'nin haberlerine göre 2006 yılı içerisinde Doğu Türkistan'da 4732 kişinin AIDS mikrobu taşıdığı, ortalama olarak ta her gün 17 kişinin AIDS hastalığına yakalanmakta olduğu anlaşılmıştır. Doğu Türkistan genelinde ise, AIDS konusunda İli (1997 yılında Gulca ayaklanmasının meydana geldiği İl) vilayetinin durumu oldukça vahim durumda olup, bu vilayette hamile kadınlardan her 100 kadından birinin AIDS virüsü taşıdığı ortaya çıkmıştır. Çin istatistiklerine göre, geçen sene Eylül ayının 30'una kadar Doğu Türkistan'da AIDS hastalığına yakalananların sayısı 11303 kişi iken, bu yıl Haziran ayının 30'una kadar ki sürede AIDS hastası sayısının 16035 kişiye ulaştığı gözlenmiştir. Eylül ayı içerisinde ise 4732 kişi daha ilave olmuş görünmektedir.

AIDS hastalığı Doğu Türkistan'ın 15 vilayet, ilçe, köy, kasaba ve taşralara kadar yayılmış durumdadır.

 

Çin Hükümetinin “Üç türlü güçlere darbe Vurma”

Politikası Uygurların protestolarına Sebep Olmakta ve

onların bağımsızlık arzularını güçlendirmektedir

 

15 Ekim 2006 günü bir Uygur Kaşgar'daki Hitgah Camisinde imamı dinlemektedir. Çin hükümeti 18 yaşından küçük gençlerin camilere girişlerini yasaklayıp, dini inancı biraz kuvvetli olan Uygurları “Dini Asabiyetçiler” diyerek suçlayıp cezalandırmaktadır. AFP Ürümçi'de 19 Ekim’den 24 Ekim'e kadar 5 gün devam eden “Uygur Otonom Bölgesi”(Doğu Türkistan) 7. Dönem Halk vekilleri kurultayı devamında Çin Komünist Partisinin “Uygur Otonom Bölgesi”nde görevlendirdiği wangleguen, Uygur bölgesinin (Doğu Türkistan'ın) bundan sonraki varlığını korumada “Üç türlü güçlere” darbe vurma politikasını devamlı olarak güçlendirerek yola devam etme konusunda konuştu.

Wangleguen konuşmasında “Beş yıldan beri Sinkiang(Doğu Türkistan)da üç türlü güçlere sert darbe vurmada büyük kazanımlar elde edildi., Milli bölücülerin, dini radikalizmcilerin elebaşlarına ağır darbeler vurduk. Biz şimdiki gibi mükemmel uluslar arası siyasi vaziyet açısından bakıldığında sinkiangda “üç türlü güçleri” sindirmeyi yinede sürdürmemiz önemlidir” demiştir.

“Stereoluk Kalkan” :“Stereoluk Kalkan” Uygurların insan haklarını ve haber alma özgürlüğünü boğmak için kurulan bir parazit sistemidir. Uygur elinin (Doğu Türkistan'ın) mevcudiyeti ile medya sahasının kesinlikle bir birleri ile bağlantılı olduğunu söyleyen Wangleguen “Sinkiang Radyo televizyonunun bütün köy ve kasabalardaki ailelere kadar hizmet ulaştırma kurumu olduğunu, yabancı ülke radyo dalgalarını bozma istasyonlarının güçlendirilmesi ile düşman güçlerin ideolojilerinin hava dalgaları aracılığı ile sızmasını önleyecek sitereoluk kalkan kuruldu” demiştir.

Çin hükümeti devlet içindeki haber özgürlüğünü sıkı biçimde kontrol altında tutmaktadır. Özellikle de Doğu Türkistan’da radyo istasyonlarının anlatımlarına parazit gönderecek istasyonları çoğaltmanın dışında internet sitelerini özel olarak gözetleme, haber ve görevlileri kontrol etme işlerini çok sıkı yürütmektedir. Böylelikle Çin hükümeti konuşma hürriyeti, insan hakları ve demokrasiye karşı bir tutum sürdürmektedir.

Çin, 23 Ekim günü sınır tanımayan gazeteciler teşkilatı tarafından 158 devlet arasında basın özgürlüğünü engelleyen en kötü devletlerden biri olarak değerlendirilmiştir.  Wangleguen in “Uygur otonom Bölgesinin 7. Dönem Halk vekilleri kurultayında yaptığı yukarıdaki konuşmaları yurt dışındaki Uygur teşkilatları tarafından “Çin hükümetinin Uygurların insan haklarını ve basın özgürlüğünü ne derecede çiğnemekte olduğunun açık delili” olarak değerlendirmektedirler.

Böylece onun “5 yıl zarfında “üç türlü güçler”e darbe vurmada kazandık” diye propaganda yapması Uygur milli mücadelecilerinde karşı tepkiler doğurdu. Yakın zamanlarda Çin hükümeti tarafından türlü iftiralar atılan Dünya Uygur Kurultayının Kazakistan'daki temsilcisi Kahraman Gocamberdi Wangleguen'in konuşmalarına reddiye vererek “Çin hükümeti insanlığın gelişimine karşı bir tutum içinde. Konuşma özgürlüğü, insan hakları ve demokrasiye karşı hareketlerde bulunmaktadır.” Şeklinde görüşlerini ortaya koydu.

Çin'in Üç türlü güçlere darbe vurma politikası aksine uluslararası arenada Uygur Milli hareketini güçlendirmektedir.

Dünya Uygur Kurultayının sözcüsü Dilşat Reşit; “Çin hükümeti Uygurlara yönelttiği sindirme siyasetini adım adım türlü isim ve vasıtalarla devam ettiriyor olsa da,  günümüzde uluslar arası camiaya özgürlük yanlısı olan Uygurları “bölücü” ve hatta “terörist” olarak tanıtmaya çalışsa da, sayısız masum Uygurların zarar görmesinin dışında hiçbir netice elde edememiştir. Aksine Uygur meselesi ve Uygur bağımsızlık hareketi giderek kamuoyunun dikkat ve ilgisine daha fazla erişmektedir.” Dedi. Dilşat, Uygurlar her ne kadar Çin'in bastırma ve sindirme politikası neticesinde sayısız kurbanlar vermekteyse de hiçbir gücün Uygurların özgürlük ve bağımsızlık arzularını bastıramaycağını vurguladı. RFA (Gülçehre) 24.10.2006

 

Uygur'un pamuğuna kağıt parçası, yabancı ülke

pamuğuna nakit para

 

(ETIC)-Doğu Türkistan'da her sene pamuk toplama mevsiminin gelmesi ile beraber Uygur çiftçileri tasalanmaya başlıyorlar. Kesinlikle çok sayıdaki nahiye, köy ve mahalli yerel hükümet yetkilileri zavallı çiftçilerin pamuğunu satın alırken kuru kuruya kâğıtlar düzenleyip verme yöntemini kullanarak veresiye pamuk satın almayı alışkanlık haline getirmişlerdir.

Köy yada kasaba başkanları ile bir akrabalığınız varsa şanslısınız demektir. Elinizdeki kağıt parçalarını kısa zamanda nakit paraya çevirebilirsiniz. Aksi takdirde o senetleri aylarca yanınızda taşıyıp benzinizi soldurur gezersiniz. Sizin aç ve çıplak kalmanız hükümet yetkililerinin umurunda bile değildir.

Bu sebeple, bazı çiftçiler zarar etmesine bakmaksızın pamuğunu tefecilere değerinin çok altında nakit paraya satmaya mecbur olurlar. Gerçekte ise, pamuk Çin sanayisinin can damarı olup, Çinin içeri bölgelerindeki on binlerce atölye ve fabrikalar Doğu Türkistan'ın pamuğuna muhtaç. Mesela “Tiyanşan (Tanrıdağ) internet sitesi”nin 20.10.2006 tarihinde verdiği habere göre 2005-2006 yılları Doğu Türkistan'ın pamuk üretme miktarı 1 milyon 950 bin tona ulaşmış olup, bütün Çin genelinde üretilen pamuk miktarının % 35'ini ve bütün dünyada üretilen pamuk miktarının ise, % 8.2 teşkil etmiştir.

Doğu Türkistan'da üretilen pamuğun % 90'ından daha fazlası Çin'e götürülmektedir. Çin' de pamuğun piyasası oldukça kızışıktır. Fakat, zavallı Uygurların pamuklarını veresiye almayı adet haline getirmişlerdir. Bu sebeple Uygurlara hep senet verirlerken, yabancı ülkelerden aldıkları pamuğun parasını ise peşin öderler.

Mesela, “Sinkiang (Doğu Türkistan) İktisat Gazetesi” nin 26.10.2006 tarihinde verdiği habere göre,bu yıl Ocak ayından Eylül Ayına kadar “Otonom Bölge(Doğu Türkistan)” birleşimindeki şirketler Orta Asya Cumhuriyetlerinden 100 bin tondan fazla pamuk satın almış olup, bunun çoğunluğunu Özbekistan' dan almışlardır. Bu pamuklar Doğu Türkistan üzerinden  Çin'in içeri bölgelerine gönderilmektedir. Bu yıl Çin’in pamuğa olan ihtiyacı cihetindeki açık 4 milyon 510 bin  ton olup, Çin bu miktarı dış ülkelerden satın alacak.

 

Hoten Doğumlu 6 Yaşındaki ip Cambazı

Ablizcan Ürümçi'de Gösteri Yaptı

 

Hoten vilayetinin Layga köyünden 6 yaşındaki mahir ip cambazı Ablizcan işte o mirasçılarımızdan biridir.  Ablizcan Ürümçi'ye gelip, Ürümçi-Kızıldağ Parkında, uzunluğu 220 metre, yerden yüksekliği de 35 metre olan çelik halat üzerinde cambazlık gösterileri yaparak seyircileri hayretler içinde bıraktı.

 

İslam’ın kutsal değerlerine ve Peygamberimiz Hz. Muhammed’e

(sav) yönelik Haçlı saldırıları tüm iğrençliği ile sürüyor

 

Peygamberimizi hedef alan alçak saldırılarına bir yenisini daha ekledi.

İslamın kutsal değerlerine ve peygamberimiz Hz. Muhammed’e (sav) yönelik Haçlı saldırıları tüm iğrençliği ile sürüyor. Danimarka’da geçen yıl peygamberimizin sözde karikatürlerinin yayınlanmasıyla başlatılan saldırı yeni bir boyut kazandı.

İSLAM ALEMİ AYAKTA

Haçlı saldırıları, Peygamberimize hakaret yarışması düzenlemeye kadar vardı. Danimarka Devlet Televizyonu tarafından yayınlanan “Hz. Muhammed’i aşağılama Yarışması” nın görüntüleri İslâm âleminde nefretle karşılandı.

5 Koldan Haçlı saldırısı

* Danimarka, Hollanda, İsviçre, Avusturalya ve Fransa küstahlıkta birbirleri ile yarışıyor. Müslümanların kutsallarına hakaretler yağdırılırken Türklere iftira atılıyor

* Danimarka’da Hz. Muhammed’e yönelik iğrenç saldırılar sürüyor. Daha önce iğrenç karikatürlerin yayınlandığı ülkede peygamberimize hakaret yarışmaları düzenleniyor.

* Hollanda Dışişleri Bakanı Bernard Bot, Türkleri soykırım yapmakla suçladı. Sözde Ermeni soykırımı yasasını eleştiren İsviçreli Bakan Blocher ise neredeyse linç edilecekti.

* Fransa ise bu saldırılara direniyor. Sözde soykırımın inkârının suç sayılmasını öngören yasa teklifi, 12 Ekim’de Meclis Genel Kurulu’nda oylandı.

Türkiye tepkili...

Hz. Muhammed’e hakaret yarışması

Geçtiğimiz yıl Hz. Muhammed karikatürleri yayımlanan Danimarka’da, Halk Partisi’nin gençlik örgütü, peygamberimizi aşağılama yarışması düzenledi

Ülkenin üçüncü büyük partisi olan ve iktidara dışarıdan destek veren Danimarka Halk Partisi’nin gençlik örgütü, Hz. Muhammed’i aşağılama yarışmasını iki ay önceki yaz kampında düzenledi. Danimarka televizyonları yarışmanın gizli çekilen görüntülerini yayınladı. Görüntülerde, bazı üyeler türban takıyor, bazıları da bellerine sembolik olarak bomba asıyor.

Terörist resimleri...

Ardından da üyeler Hz. Muhammed’i bombalı eylem yapan terörist olarak çizdikleri resimleri gösteriyor. Yarışmada kazanan grup kaybedenleri çarşafa sokuyor. Danimarka’nın Jyllands-Posten gazetesi, 12 Eylül 2005’te Hz. Muhammed karikatürü yayımlamış, peygamberi terörist olarak gösteren karikatürler İslam dünyasını ayağa kaldırmış, haftalarca protesto gösterileri düzenlenmişti. Karikatürler daha sonra başka ülkelerde de yayımlanmıştı.

 

DEVLET İHANETİ TEBRİK EDER Mİ ?

 

Türkiye’de, vatana ve millete ihanet edenlerin hükümet yetkilileri tarafından taltif ve tebrik edildiği günleri görmüş olmak ne kadar can acıtıcı ve kahredici bir durum.

Son günlerde öylesine inanılmaz çelişkiler yaşanıyor ki; 30 bin kişinin katili terörist başının neden kuş sütü ile beslenerek korumaya alındığına artık şaşırmıyoruz. Muhalefette iken devlet ve millet meselelerinde tabir yerindeyse mangalda kül bırakmayanlar iktidar koltuğuna oturduklarında anlaşılmaz tavırlar ve davranışlar içine girerek kendilerine oy veren vatandaşları şaşkına çevirmektedirler.

Bir milletin yazar ve çizerleri her ne kadar değişik pencerelerden bakarak farklı düşünce kulvarlarında olsalar da temel zihniyet olarak ülkesinin ve milletinin kutsallarına saygılı olmak zorundadır. Eğer bunu yapmıyor ve eline geçirdiği her fırsatta devletin milletin ve ülkenin değerlerine karşı yalan yanlış yazılar yazarak saldırmak suretiyle sapkınlıklar sergiliyorsa hukuki yönden gerekli cezalara mutlaka çarptırılmalıdır.

Türk milletine, devletine ve ülkesine karşı iftira atan ve uluslararası arenada Türkiye’yi şaibe altına sokan Orhan YAMUK adlı sözde yazar’a sırf kendi ülkesine ve milletine hakaret etmesinden dolayı Türkiye düşmanları tarafından Nobel Ödülü verilmiş olduğunu sokaktaki sade vatandaşımız bile biliyor. Diğer yandan, YAMUK’un ödül almış olmasını fırsat bilenler, Orhan YAMUK’u tebrik etmenin “alacak tahsil etmiş olmak” olduğunun bilinci içerisinde adeta tebrik kuyruğuna girdiler.